Etiket: demokratik alevi federasyonu

  • ‘Anadilimiz geleceğimizdir!’

    ‘Anadilimiz geleceğimizdir!’

    PİRHA- Dünya Anadili Günü’ne dair açıklama yapan Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, devletin halkının dillerine eşit mesafede yaklaşması gerektiği vurgulayarak, “Xızır dili, bize sevgiyle, barışla ve eşitlik anlayışıyla bakmayı öğretir. Anadilin, inancın ve kültürün korunması, hepimizin birlikte yaşadığı toplumun temelini güçlendirir. Diller yaşasın, kültürler özgür kalsın. Anadilimiz geleceğimizdir” dedi.

    Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) 1999 yılında aldığı kararla 21 Şubat gününü, “Uluslararası Anadili Günü” olarak kabul etti. “21 Şubat Dünya Anadili Günü” ilk kez 2000 yılında, dünya çapında  çok dilli yaşamı ve kültürel çeşitliliği desteklemek amacıyla kutlanmaya başlandı.

    UNESCO verilerine göre, dünyada 5 bini yerli dili olmak üzere 7 binden fazla dil konuşulmaktadır. Ancak bu dillerin yüzde 40’ı yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. UNESCO’ya göre, yüz yıl içinde bir dili konuşacak çocuk kalmayacak durumda ise o dil tehlikede, bir dili konuşan hiç çocuk kalmamışsa o dil ölü olarak kabul edilmektedir. UNESCO’nun Dünya Tehlike Altındaki Diller Atlasına göre Türkiye’de 18 dil yok olmuş veya yok olma tehlikesi altındadır.

    “DİLLERİN ÇOĞULCULUĞU TOPLUMSAL ZENGİNLİĞE DÖNÜŞTÜRÜR”

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Dünya Anadili Günü’ne dair açıklama yaptı.

    Türkiye’de Kürtçenin lehçeleri (Kurmancî, Kırmanckî/Zazakî, Soranî) ve diğer anadiller, eğitim hakkı yasada güvenceye alınmadığı için kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu belirtilen açıklamada, “Son süreç raporunda da  Kürtçe, Arapça, Süryanice, Lazca, Abhazca  ve Türkiye’de konuşulan diğer tüm dillerin statüsü, anadilde eğitim hakkı ve Alevi inancı ile ibadet özgürlüğünün eksik kaldığı görülmektedir. Oysa dil bir halkın  yaşaması için varlığını koruması için en önemli unsurdur. Örneğin çocuklar dünyayı önce kendi anadiliyle öğrenir ve tanır. Daha sonra anadilde eğitim bilişsel gelişimlerini destekler, akademik başarılarını artırır, özgüven ve aidiyet duygusunu güçlendirir ve devlet dilini öğrenmelerini de kolaylaştırır” denildi.

    Devletin halkının dillerine eşit mesafede yaklaşması gerektiği vurgulanan açıklamada, “Böylece  aidiyet duygusu güçlenir, güven artar. Dillerin çoğulculuğu toplumsal zenginliğe dönüştürür ve barış ile demokratik entegrasyonu derinleştirir. Bu nedenle gerçek entegrasyon, ana dilimizi kaybetmeden, kimliğimizi ve kültürümüzü koruyarak topluma eşit biçimde katılmaktır. Tam tersi egemen dilin kendini dayatması, dillerin itibarsızlaştırılmasına ve böylece bireylerin kendini tanınmaması hissi devletten kopuş ve uzaklaşması sonucunu getirir” şeklinde ifade edildi:

    “DİLLER YAŞASIN, KÜLTÜRLER ÖZGÜR KALSIN”

    Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği , açıklamının devamında şunları dile getirdi:

    “Alevi inancı ve kültürel mirasımız da anadilimizle doğrudan bağlantılıdır. Alevi inancı büyük ölçüde sözlü kültüre dayanır. Deyişlerimiz, gülbanglarımız, nefeslerimiz, cem erkânımız ve Xızır geleneğimiz, çoğu bölgede Kürtçenin lehçeleri üzerinden yaşatılmıştır. Dilimiz; Xızır dili, sadece bir iletişim aracı değil; sevgi, barış ve eşitlik dilidir. Bu dil, tüm dilleri, kimlikleri ve inançları eşit görür. Bu nenledir ki kadim dilimiz ve inancımızı korumak herkesin sorumluluğudur.  Anadilin kaybı, inanç dilimizin anlamını yitirmesine, sözlü hafızanın kopmasına, ibadet ve Xızır geleneğimizin özgünlüğünün kaybolmasına, kimlik ve toplumsal aidiyetimizin zedelenmesine yol açar.

    Sevgili Canlar, bu nedenle  diyoruz ki; anadilimiz ve kültürümüz korunmalı, eğitim hakkımız ve inancımızın özgürlüğü güvence altına alınmalı, Xızır geleneğimiz ve sözlü mirasımız gelecek kuşaklara aktarılmalıdır. Farklılıklarımız zenginliğimizdir. Xızır dili, bize sevgiyle, barışla ve eşitlik anlayışıyla bakmayı öğretir. Anadilin, inancın ve kültürün korunması, hepimizin birlikte yaşadığı toplumun temelini güçlendirir. Diller yaşasın, kültürler özgür kalsın. Anadilimiz geleceğimizdir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • FEDA Eşbaşkanlarından Şara’nın Berlin ziyaretine protesto: Avrupa’da eylem çağrısı!VİDEO

    FEDA Eşbaşkanlarından Şara’nın Berlin ziyaretine protesto: Avrupa’da eylem çağrısı!VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eşbaşkanları Huri Kabayel ve Şahin Polat, Suriye geçici hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmed El Şara’nın 19 Ocak’ta Almanya’ya yapacağı ziyarete tepki gösterdi. Avrupa’daki Kürt, Alevi ve insan hakları kurumları Berlin başta olmak üzere birçok kentte protesto eylemleri düzenleyecek.

    Demokratik Alevi Federasyonu Eşbaşkanları Huri Kabayel ve Şahin Polat, Suriye geçici hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmed El Şara’nın Almanya ziyaretine tepki göstererek herkesi Avrupa’da yapılacak eylemlere çağırdı.

    Avrupa’da faaliyet yürüten Kürt, Alevi ve insan hakları kurumları, Suriye geçici hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmed El Şara’nın 19 Ocak Pazartesi günü Almanya’nın başkenti Berlin’e yapması planlanan ziyarete karşı protesto eylemi düzenleyecek. Almanya Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamada, Şara’nın Berlin’de Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier tarafından ağırlanacağı belirtildi. Şara’nın ayrıca Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile bir araya gelmesi bekleniyor.

    “ORTADOĞU’DA GELECEK EŞİTLİK VE ORTAK YAŞAM TEMELİNDE KURULMALI”

    Demokratik Alevi Federasyonu Eşbaşkanı Şahin Polat, Ortadoğu’daki çatışmalı süreç, Rojava modeli ve Halep hattında yaşanan gelişmelere ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    Polat, Ortadoğu coğrafyasında halkların geleceğinin karanlık bir zihniyetle değil, eşitlik ve ortak yaşam temelinde kurulması gerektiğini söyledi. Süreçte yaşanan olayların daha önce de katliamlar ve soykırım pratikleriyle kendini gösterdiğini dile getiren Polat, “Şimdi burada yaşanan olayların öncesinde katliamlar yapıldı, soykırım yapıldı. Bu zihniyet dağıtılmadığı müddetçe aynı şekilde devam edecek” dedi.

    Polat, 2011-2018 dönemine işaret ederek, “Bu dönemde Rojava modelinin şekillenmesi vardı. Bu model, bölgede yaşayan halkların birlikte var olabilmelerinin mümkün olduğunu dünyaya kanıtladı” ifadelerini kullandı. Polat, ayrıca bu yapının “komünal değerler üzerinden” örnek oluşturduğunu ifade etti.

    “ÖZ SAVUNMA VAROLUŞSAL BİR MESELEDİR”

    Polat, özellikle öz savunma meselesine dikkat çekerek, Demokratik Alevi Federasyonu’nun 2015-2016 yıllarından itibaren bölgedeki Alevilere çağrı yaptığını hatırlattı.

    “Demokratik Alevi Federasyonu da o dönemlerden, 2015-2016’dan itibaren özellikle bölgedeki Alevilere kendi savunmanızı hazırlayın, kendi savunmanızı yapın şeklinde çağrılar yapmıştı” diyen Polat, bir toplumun varoluşsal düzeyde kendini koruyabilmesi için öz savunmanın vazgeçilmez olduğunu vurguladı.

    Polat, özellikle Suriye’de sahil bölgelerinde yaşayan Alevilerin öz savunmalarının olmaması nedeniyle bir hafta içinde on binlerce Alevinin katledildiğine dikkat çekti.

    HALEP HATTI: STRATEJİK GEÇİŞ GÜZERGÂHI, HEDEF HALİNE GETİRİLİYOR

    Halep’te yaşananlara da değinen Polat, kentin dünya tarihi açısından önemli bir yer tuttuğunu belirterek, Kürtlerin Selahattin Eyyubi’den bu yana entelektüel birikiminin burada şekillendiğini ifade etti. Bölgedeki saldırıların stratejik ve ekonomik nedenlerle bağlantılı olduğunu savunan Polat, Halep’in Rojava ile Akdeniz hattı arasında yer alan önemli bir geçiş güzergâhı olduğunu ve bu nedenle hedef haline getirildiğini söyledi.

    Bölgenin Türkiye’deki Alevi yerleşimlerine uzak olmadığına dikkat çeken Polat, şunları söyledi:

    “Halep, Ağrı’dan, Adıyaman’dan, Maraş’tan 150 kilometrelik mesafede. Çok uzak bir yer değil. Orada yaşanan katliamda aslında çok dillendirilmiyor ama o bahsi geçen üç mahallede yaşayan Kürtlerin ezici çoğunluğu yine Alevidir. Afrinlidir, Maraşlıdır, Adıyamanlıdır, Mabetalıdır. Aynı zamanda orada yaşanan bir Hristiyan nüfus var. Bu çeşitliliği yok etmek istiyorlar.”

    BERLİN VE AVRUPA EYLEMLERİNE ÇAĞRI

    Ahmed El Şara’nın Almanya ziyaretini eleştiren Polat, Avrupa’daki protestolara katılım çağrısı yaptı.

    “Bu vesileyle herkesi Berlin’de ve Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde yapılacak eylemlere güçlü bir katılım sağlamaya çağırıyoruz” diyen Polat, “Çünkü bizleri dayanışma ayakta tutacaktır” ifadelerini kullandı.

    KABAYEL: “HALKLARA VE İNANÇLARA DARBE”

    Demokratik Alevi Federasyonu Eşbaşkanı Huri Kabayel ise, Ahmed El Şara’nın Berlin ziyaretinin halklara ve inançlara yönelik bir darbe olduğunu söyledi. Kabayel, Halep’te yaşananların ardından şimdi de Rojava’nın hedef alındığını belirterek, saldırıların özellikle kadın kazanımlarını hedef aldığına dikkat çekti.

    “Colani’ye kravat giydirilmesiyle zihniyet değişmiyor” diyen Kabayel, uluslararası kamuoyunun sessizliğine de tepki gösterdi.

    “Binlerce insanın ölümüne neden olan bir zihniyet var karşımızda… Dünyanın bunu görmemesi, susması, üç maymunu oynaması hem fiziksel olarak hem ahlaki olarak bizim içimizi yaralıyor” ifadelerini kullandı.

    Yaşanan süreci “soykırım” olarak niteleyen Kabayel, “Onun için birleşmek gerekiyor” dedi ve Avrupa’da yapılacak protestolara katılım çağrısını yineledi.

    PİRHA/ALMANYA

  • AABK, AAAF ve FEDA’dan ortak bildiri: Suriye’deki tüm bileşenleri barışçıl yöntemlerle hak aramaya çağırıyoruz

    AABK, AAAF ve FEDA’dan ortak bildiri: Suriye’deki tüm bileşenleri barışçıl yöntemlerle hak aramaya çağırıyoruz

    PİRHA- AABK, AAAF ve FEDA, Suriye’de Alevilere yönelik, saldırı, yağma, öldürme ve tutuklamalara karşı gelişen protestolara yönelik sert müdahale ve saldırıları kınayarak, işlenen suçların takipçisi olacaklarını kaydetti. Kurumların ortak açıklamasında, “Suriye’deki tüm bileşenleri; Alevi, Sünni, Dürzi, Kürt, Ezidi, Hristiyan, Süryani ve diğer tüm toplulukları barışçıl, sivil ve demokratik yöntemlerle hak aramaya çağırıyoruz” denildi. 

    Suriye’de Aleviler, hükümete bağlı selefi grupların Lazkiye ve Humus’ta Alevi yerleşimlerine yönelik, saldırı, yağma, öldürme ve tutuklamalarını protesto için dün sokaklara çıkmış ve protestolarda can ve mal güvenliği, ayrımcılığa son verilmesi ve tutukluların bırakılmasını talebi yükselmişti.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Avrupa Arap Alevileri Federasyonu ve Demokratik Alevi Federasyonu, Suriye’de Alevi sivillere yönelik saldırılar ve Suriye’de derinleşen mezhepçi şiddete dair ortak bir bildiri yayımladı.

    Suriye Alevi Yüksek İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazel Gazel’in çağrısıyla düzenlenen barışçıl eylemleri desteklediklerini açıklayan kurumlar, Suriye’deki bu mezhepçi tabloya karşı çözümün ancak tüm bileşenlerin eşit yurttaşlık temelinde haklarının tanınarak güvence altına alındığı adem-i merkeziyetçi bir yapılanma olacağı vurgulandı.

    “BARIŞÇIL EYLEM GİRİŞİMLERİNİ DESTEKLİYORUZ”

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Avrupa Arap Alevileri Federasyonu ve Demokratik Alevi Federasyonu‘nun ortak bildirisi şöyle:

    “Suriye’de son dönemde derinleşen mezhepçi söylemleri, fiili tasfiye girişimlerini ve özellikle Humus’ta Alevi sivillere yönelik saldırıların yeniden alevlenmesini en sert biçimde kınıyoruz.

    Suriye, Alevilerin, Sünnilerin, Dürzilerin, Kürtlerin, Ezidilerin, Hristiyanların, Süryanilerin ve tüm diğer toplulukların ortak vatanıdır; hiçbir inanç veya kimlik grubu “hedef” ya da “kurban” haline getirilemez.

    25.11.2025 tarihinde Suriye Alevi Yüksek İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazel Gazel’in çağrısıyla düzenlenen selamet eylemlerine Suriye’nin farklı bölgelerinden binlerce Alevi barışçıl biçimde katılmış; bizler de bu Konsey’in bu barışçıl girişimini açıkça desteklediğimizi beyan etmekteyiz.

    ÇÖZÜM ADEM-İ MERKEZİYETÇİ BİR YAPILANMADIR

    Alevi toplumunun itirazı hiçbir dönemde Sünni bir yöneticinin varlığına yönelik olmamıştır. Yönetimin bir Kürt, bir Dürzi ya da Suriye’nin herhangi başka bir unsurundan bir isim tarafından üstlenilmesi de kendi başına bir itiraz konusu yapılmamıştır. Bu tutum, devlete ve devletin meşruiyetine duyulan inançtan kaynaklanmakta; devlet olgusu, iktidarı elinde bulunduran kişi ve yapılardan ayrı değerlendirilmektedir.

    Geçmişte çatışmanın büyümesini önlemek amacıyla silahlar yönetime teslim edilmiş, toplum silahlı yolun açacağı yıkımlardan kaçınmayı tercih etmiştir. Ancak bugün sahadaki fiili durumun; terörist, tekfirci, mezhepçi ve dışlayıcı bir “olgu iktidarı” anlamına geldiği acı tecrübelerle ortaya çıkmıştır.

    Bu tabloya karşı aranan çözüm, Suriye’nin parçalanması değil; Tüm bileşenlerin eşit yurttaşlık temelinde tanındığı, Hak ve özgürlüklerin anayasal güvence altına alındığı, Yerel yönetimlerin güçlendirildiği federal ve siyasal adem-i merkeziyetçi bir yapılanmadır. Suriye’nin birliği, ancak bu çeşitliliğin adil temsili ve kurumsal güvencelerle korunabilir.

    SURİYE’DEKİ TÜM BİLEŞENLERİ BARIŞÇIL YÖNTEMLERLE HAK ARAMAYA ÇAĞIRIYORUZ

    Suriye’deki tüm bileşenleri; Alevi, Sünni, Dürzi, Kürt, Ezidi, Hristiyan, Süryani ve diğer tüm toplulukları barışçıl, sivil ve demokratik yöntemlerle hak aramaya çağırıyoruz.

    Biz, Avrupa’daki ve dünyadaki Alevi kurumları olarak, bugün Suriye’deki her insanın yaşam hakkını, onurunu ve özgürlüğünü savunmak için yan yana duruyoruz. Humus’ta ve Suriye’nin diğer bölgelerinde işlenen suçların takipçisi olacağız.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • FEDA ve DAKB: Aleviliği tanımlamayın, Alevilerin haklarını tanıyın!

    FEDA ve DAKB: Aleviliği tanımlamayın, Alevilerin haklarını tanıyın!

    PİRHA- MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin cemevleri üzerinden Aleviliği Türk-İslam potasına sıkıştıran açıklamalarına tepki gösteren FEDA ve DAKB, devletin Alevi tanımlamalarının yok hükmünde olduğunu belirterek, “Alevilik, devletin ya da herhangi bir egemen yapının tanımlayacağı bir kimlik değildir” açıklamasında bulundu.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Meclis kürsüsünden yaptığı “Cami ne kadar bizimse Cemevi de bizimdir. Cem de bizim, semah da bizim, imanın ve İslam’ın mükellefiyetleri de bizimdir. Alevi kardeşlerimizin ibadethane olarak görmelerine saygı duymak lazım” sözlerini tepki gösterdi.

    Devlet Bahçeli’nin, Aleviliği Türk-İslam potasına sıkıştıran açıklamalarının inanç özgürlüğüne açık bir müdahale olduğuna dikkat çeken FEDA ve DAKB, devletin Aleviliği tanımlamaktan vazgeçerek, Alevilerin haklarını tanıması gerekliliğine vurgu yaptı.

    “DEVLET BİZİ TANIMLAYAMAZ!”

    Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği’nin açıklaması şöyle:

    “MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Aleviliği “Türk-İslam potası”na sıkıştıran açıklamaları inanç özgürlüğüne açık bir müdahaledir. Alevilik, devletin ya da herhangi bir egemen yapının  tanımlayacağı bir kimlik değildir. Yıllardır söylediğimiz gibi; devlet bizi tanımlayamaz!

    Bu topraklarda Alevilere yönelik inkâr ve asimilasyon politikaları Maraş’tan Çorum’a, Madımak’tan Gazi’ye kadar halkımıza büyük acılar yaşattı. Bugün aynı anlayış, yeni sözlerle sürdürülmek isteniyor.

    Alevilik ne bir “Türk-İslam sentezine” indirgenebilir ne de iktidarların rızasıyla var olur. Alevilik, kendi yolunda ve erkânında vardır.

    Gerçek kardeşlik; yapılan katliamlarla  yüzleşmekle, hakikati kabul etmekle  ve eşit yurttaşlıkla mümkündür. Asimilasyon dili barışı değil, çatışmayı büyütür. Halklar bugün Demokratik Barış Süreci ile huzur ararken, bu süreci zehirleyen ayrıştırıcı ve inkârcı söylemleri kabul etmiyoruz. Aleviler kendi inançlarını çok iyi biliyor ve tanıyorlar. Kimse bize kimlik biçemez.

    “ALEVİLERİN HAKLARINI TANIMALILAR”

    Bizim talebimiz açıktır:

    Devlet, Aleviliği tanımlamaktan vazgeçmeli; Alevilerin haklarını tanımalıdır. Cemevleri ibadethanedir, cemevleri ve inancımız yasal güvence altına alınmalıdır.

    Eşit anayasal haklarımız güvence altına alınmalı ve halklar arasında kardeşliğin zemini güçlendirilmelidir. Aleviler dün olduğu gibi bugün de boyun eğmeyecek; hiçbir inkâr bizi yok edemeyecektir. Çünkü biliyoruz: Hakikat er ya da geç yerini bulur.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Aleviler İsviçre’de buluşuyor : Demokratik toplum ve anayasal haklar tartışılacak

    Aleviler İsviçre’de buluşuyor : Demokratik toplum ve anayasal haklar tartışılacak

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) İsviçre’de ‘Demokratik Toplum ve Barış Sürecinde Aleviler Anayasal Haklarını Tartışıyor’ başlıklı halk toplantısı yapacak.

    ‘Demokratik Toplum ve Barış Süreci’nde Alevilerin Anayasal Hakları’ başlığıyla Zürih’te düzenlenecek halk toplantısına Halk toplantısına 27. Dönem HDP Milletvekili Kemal Peköz ve FEDA Eş Başkanı Şahin Polat konuşmacı olarak katılacak.

    Toplantıda, Alevilerin eşit yurttaşlık ve inanç hakları bağlamında yaşadığı sorunlar, çözüm yolları ve demokratik talepler konuşulacak. Toplantı, 11 Ekim 2025 Cumartesi günü saat 13.00’te Dübendorf’ta yapılacak.

    FEDA çağrısında, “Demokratik Alevi süreci ve anayasal haklarımızı konuşmak, sorunlarımızı ve çözüm önerilerimizi birlikte tartışmak için buluşuyoruz. Birlikte konuşalım, birlikte karar alalım, birlikte güçlenelim” çağrısında bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • FEDA ve DABK: Katillerin masumlaştırılmasına izin vermeyeceğiz!

    FEDA ve DABK: Katillerin masumlaştırılmasına izin vermeyeceğiz!

    PİRHA- FEDA ve DABK, Maraş Katliamı’nda rol oynayan Ökkeş Kenger’in devlet töreniyle uğurlanmasına tepki göstererek, “Bu tören, katliamı unutturma ve failleri aklama girişimidir. Katillerin masumlaştırılmasına izin vermeyeceğiz” dedi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DABK), Maraş Katliamı’nda bir numaralı sanık olarak yargılanan Ökkeş Kenger’in devlet protokolüyle uğurlanmasına sert tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, Kenger’in beraat etmiş olmasının onu masum kılmadığı vurgulanarak, “Bu törenle sadece Kenger değil, Maraş Katliamı da aklanmak isteniyor” denildi.

    “ALEVİLERİN ACILARINA TUZ BASILIYOR”

    Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Ökkeş Kenger, Maraş Katliamı’nda eli kanlı bir aktör olarak, Alevi toplumunun hafızasında derin bir yara halinde yaşamaktadır. Onun adı; kadınların, çocukların, yaşlıların vahşice katledildiği, evlerin ateşe verildiği, kutsal mekânların yerle bir edildiği günlerle anılır. Bu nedenle Kenger, Aleviler için yalnızca bir kişi değil; cezasızlığın, adaletsizliğin ve inkârın simgesidir.Resmi rakamlara göre 120 kişinin öldürüldüğü Maraş Katliamı davasında Ökkeş Kenger, Adana Sıkıyönetim Mahkemesi’nde bir numaralı sanık olarak yargılandı. Ancak beraat ettirildi. Buna rağmen o kamuoyunda anıldığı gibi suçsuzluğu muhtemel bir sanık değil, katliamcı bir katildir. Ökkeş Kenger, beraat ettikten sonra soyadını “Şendiller” olarak değiştirerek geçmişini unutturmaya, kanlı sayfaları örtmeye çalıştı. Çünkü bir katil olarak o da biliyordu halkların katilleri unutmayacağını ve affetmeyeceğini. Ama ne yazık ki bugün bu katliamcı için “saygın” törenler düzenleniyor, devlet protokolüyle uğurlanıyor. Bu durum, Alevilerin acısına bir kez daha tuz basmak, yaraları kanatmak demektir. Masum canlarımızı hiçe sayıp onları katledenlerin arkasından saf tutan bir devlet anlayışı, eşit yurttaşlıktan da adaletten de söz edemez.

    “KALICI BARIŞ İÇİN FAİLLER YARGILANMALI”

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin yaşandığı bu koşullarda bir katliamcının bu şekilde devlet ve katliamcı zihniyetle bağlarını kopartamamış çevreler tarafında sahiplenilmesi soykırımcı katliamcı zihniyetin etkisini, gücünü ve bizlerin yapması gereken daha çok işimiz olduğunu göstermektedir. Görülmektedir ki soykırımcı ve katliamcı politikalar mahkûm edilmeden gerçek anlamda barış ve demokrasi kalıcı olmayacaktır. Bu tören, yalnızca Kenger’i aklamak değil; Maraş Katliamı’nı unutturmak, kurbanları ikinci kez öldürmek anlamına gelmektedir. Katliamın faillerine “saygınlık” atfeden törenler bizim için lanetin, zulmün ve inkârın bir devamıdır. Ayrıca sorun Ökkeş Kenger’e yönelik bir sorun değildir. Burada söz konusu olan soykırımcı, katliamcı politikalara karşı alınması gereken tavırdır. Zaten dikkat edilmesi gereken de belirtilen politikaların devlet politikası olarak uygulanıyor olmasıdır. Bu da bir kez daha göstermektedir ki barış ve demokratik toplumun inşası soykırımlara ve katliamalara karşı mücadeleyi zorunlu kılmaktadır.”

    Açıklamanın sonunda Alevi kamuoyuna çağrıda bulunularak, “Bizler FEDA ve DABK olarak Maraş Katliamında rol almış, canlarımızı katletmiş birisinin bu kirli özelliğinin gizlenmesine, karartılmasına yol açan her söyleme ve bu katili masumlaştıran her tutuma karşı mücadele etmekten kararlıyız. Tüm Canlarımızın da bu duyarlılıkta olduğunu biliyor ve inanıyoruz” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • FEDA ve YJAD: Suruç’ta katledilen yoldaşlarımızın mücadelesini büyütme sözünü yineliyoruz

    FEDA ve YJAD: Suruç’ta katledilen yoldaşlarımızın mücadelesini büyütme sözünü yineliyoruz

    PİRHA- FEDA ve YJAD, 20 Temmuz 2015’de Suruç’ta IŞİD’in canlı bomba ile düzenlediği katliamda hayatlarını kaybeden 33 kişiyi anarak, “Onların uğruna can verdiği özgür, eşit ve adil bir dünya mücadelesini büyütme sözümüzü yineliyoruz” diye belirtti.

    Kobanê’ye yardım götürmek için Urfa’nın Suruç ilçesinde Amara Kültür Merkezi önünde bir araya gelen 300 kişiye yönelik IŞİD’’in bombalı saldırısında 33 kişi katledildi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (YJAD), Suruç Katliamının 10. yılında yazılı bir açıklama yaptı. Yapılan saldırıyla Türkiye’den Ortadağu’ya uzanan devrimci mücadele hattının ve insani değerlerin hedef alındığına vurgu yapılan açıklamada, onların uğruna can verdiği özgür, eşit ve adil bir dünya mücadelesini büyütme sözü yinelerek adalet çağrısı yapıldı.

    “IŞİD-MİT ORTAKLIĞINDA KATLİAM”

    FEDA VE YJAD’ın Suruç Katliamının 10. yılındaki açıklamasında şunlar kaydedildi:

    “Bundan tam on yıl önce bugün, Suruç’ta 33 gencecik canımız İŞİD canavarları ile onların suç ortağı olan Türk devletinin karanlık güçleri  tarafından hunharca katledildiler.

    Değerli canlar, O günlerde insanlık düşmanı İŞİD denen çetelerin saldırısı sonrası Kobanê,  büyük yıkıma uğramıştı. Ayrıca Türk devleti seçimleri kaybetmiş, despotik devletin geleceği tehlikeye girmiş demokratik barışın koşulları oluşmuştu. Sosyalist genç canlarımız 20 Temmuz 2015’te, Rojava kadın devriminin umut ışığını sahiplenmek ve Kobanê’nin yeniden inşasına destek olmak istemişlerdi. Kobani’ye insani yardım ulaştırmak ve yeniden inşa çalışmalarına destek vermek amacıyla yola çıkmışlardı.

    Yaklaşık 300 kişiden oluşan gönüllü grup, çoğunluğunu Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerinin oluşturduğu devrimci gençlerden oluşuyordu. Kobaniye gitmeden önce, Suruç’ta, Amara Kültür Merkezi bahçesinde bir basın açıklaması yapmak üzere toplanmışlardı. Ancak açıklama sırasında IŞİD-MİT ortaklığında gerçekleştirilen hain bir saldırıyla  33 genç canımız yaşamını yitirdi, 100’den fazla kişi yaralandı.

    “DEVRİMCİ MÜCADELE HATTI HEDEF ALINDI”

    Bu genç kardeşlerimiz  halkların kardeşliği, eşitliği, emeğin, özgürlüğün ve devrimin geleceği için sınırları aşan bir umut köprüsü kurmaya çalışan insanlığın vicdanıydı. Onların, o günkü haykırışları hala kulaklarımızda.

    Değerli canlar, bu genç yürekler, yalnızca oyuncak götürmek için orada değillerdi.   İnsanlık için tehdit oluşturan gerici bir yapıya karşı verilen devrimci mücadeleyi selamlamak için yola çıktılar. Bu umut tașıyıcıları canlarımız düşleri uğruna  serden geçtiler. Ve bugün hâlâ değerleriyle, idealleriyle bizlere yol göstermeye devam ediyorlar. Șunu iyi bilelim bu saldırıyla,   Türkiye’den Kürdistan’a uzanan devrimci mücadele hattı ve insanık insani değerler hedef almıştır. Amaç, sosyalist gençlerin ve devrimci öncülerin sesini susturmaktı. Bunu bașaramadılar, bașaramayacaklar.

    “ONLARIN MÜCADELESİNİ BÜYÜTME SÖZÜNÜ YİNELİYORUZ”

    Değerli canlar bugün, demokratik toplum ve barış sürecinden söz edebiliyorsak bu, o günlerde IŞİD gibi barbar zihniyetlere karşı yürütülen mücadelenin ürünüdür. Verilen emeklerin, çekilen acıların ve ödenen bedellerin bir sonucudur. Değerli canlar, bu saldırıyla açıkça siviller hedef alınmış, insanlığa karşı suç işlenmiştir. O nedenle bu katliamın sorumluları, işbirlikçileri ve bu suça zemin hazırlayan karanlık odaklar, er ya da geç hesap verecektir! Değerli canlar, bizler Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği olarak; Suruç’ta katledilen yoldaşlarımızın anısı önünde saygıyla eğiliyoruz. Onların uğruna can verdiği özgür, eşit ve adil bir dünya mücadelesini büyütme sözümüzü yineliyoruz. Anaların acısının dinmesi için,  ağıtlarının susması için adalet arayışında asla vazgeçmeyeceğiz. Suruç için adalet! Herkes için adalet! Hiçbir düş yarım kalmayacak!”

    (HABER MERKEZİ)

  • FEDA-DAKB: Barış bir sözse, biz onu hakikate dönüştürmeye varız

    FEDA-DAKB: Barış bir sözse, biz onu hakikate dönüştürmeye varız

    PİRHA-PKK’li bir grup, gerçekleştirdiği törenle silahlarını imha etti. Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği tarafından yazılı açıklamada, “Bugünden itibaren özgür bir gelecekte, özgür bir ortamda inancımızı yaşamak ve yaşatmak istiyoruz. Barış bir yolsa, biz onun yürüyenleriyiz. Barış bir sözse, biz onu hakikate dönüştürmeye varız” denildi.

    PKK’li bir grup, gerçekleştirdiği törenle silahlarını imha etti.  “Barış ve Demokratik Toplum Grubu” olarak kendilerini adlandıran grup, Süleymaniye kırsalındaki Şikefta Casenê’de silahları imha etti.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), silahların yakılmasına ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    “BARIŞ, HEPİMİZE ÖZGÜR BİR YAŞAMIN ANAHTARIDIR”

    FEDA ve DAKB tarafından yapılan ortak açıklamada şunlar dile getirildi:

    “Sayın Abdullah Öcalan’ın, “Silahın değil, siyasetin ve toplumsal barışın gücüne inanıyorum. Ve sizi de bu ilkeyi hayata geçirmeye çağırıyorum” sözleri, bugün tarihi bir gerçekliğe dönüştü. Yarım asırlık mücadelenin sonucunda Özgürlük Gerillası’nın düzenlediği törenle, barışın, demokrasinin ve ortak yaşamın kapısı aralandı. Bu tören yalnızca bir sembol değil; bu an, tarihin yön değiştirdiği, halkların kaderinin yeniden yazıldığı bir dönüm noktasıdır.

    Dünya nefesini tuttu, gözler bugüne çevrildi. Ve artık biliyoruz: Silahlar sustu, yeni bir başlangıç doğdu. Yarım asırlık bir mücadele, artık demokratik bir zeminde yaşam bulmak istiyor. Bu gelişme sadece Kürt halkı için değil; bu coğrafyada ötelenen, yok sayılan, ezilen tüm halklar için bir nefes, bir umut, bir diriliştir. Bbiz Aleviler içinse çok daha fazlasıdır. Bin yıllardır süren baskının, inkarın, asimilasyonun ve katliamların son bulacağına inanmak; yüreğimizdeki yangının bir nebze de olsa  söndürecektir.

    Reya Haq inancının yolcuları olarak, silahların susmasını biz herkesten çok istedik. Ve işte silahlar sustu. Ancak  asıl görev şimdi başlıyor. Özgür iradeyle bırakılan silahların ardından, özgür bir ülkede, eşit ve onurlu bir yaşam istiyoruz. Biz Aleviler, barışın pasif izleyicileri değil; onun yolunu açan, taşıyan ve büyütenleriyiz. Çünkü biz bu sürecin yalnızca tanığı değil, aynı zamanda taşıyıcısı, mağduru, öznesi ve çözümleyicisi söz sahibiyiz.  O nedenle gerçekten barış için yürüyecek,  bunun için sorumluluk alacak ve mücadeleye devam edeceğiz. Yaralı bir halkın barışa olan derin inancıyla buradayız ve bu süreci büyütmeye, çoğaltmaya ve her adımında yer almaya hazırız. Buradan devlete sesleniyoruz. Barışa aralanan bu kapıyı sonuna kadar açın! Bu toplumsal dönüşümün önünü tıkamayın; halkların barış iradesine saygı gösterin çünkü barış, hepimize özgür bir yaşamın anahtarıdır.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) olarak bizler, Reya Haq inancının yolcuları, bugünden itibaren özgür bir gelecekte, özgür bir ortamda inancımızı yaşamak ve yaşatmak istiyoruz. Barış bir yolsa, biz onun yürüyenleriyiz. Barış bir sözse, biz onu hakikate dönüştürmeye varız.”

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:
    -GÜNCELLENDİ- PKK silah yaktı!-VİDEO
    -Celal Fırat: Tarihi çağrıya şahitlik ettik-VİDEO
    -Zeynel Kete: 21. yüzyılın en etkili ritüeli gerçekleştirildi, bu bir barış erkanıydı-VİDEO

  • Madımak Katliamında yitirilenler Avusturya’da anıldı-VİDEO

    Madımak Katliamında yitirilenler Avusturya’da anıldı-VİDEO

    PİRHA- FEDA çatısı altında hizmet yürüten Avusturya Alevi Kültür Merkezi, Madımak Katliamının 32. yılında Viyana’da gerçekleştirdiği anmada Alevilere yönelik tarihsel ve güncel tehditlere dikkat çekerek barıştan yana tutum alma çağrısı yaptı.

    2 Temmuz Sivas Katliamının 32. yılı dolayısıyla katledilen 33 can anılmaya devam ediyor.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) bünyesinde hizmet yürüten Avusturya Alevi Kültür Merkezi, Madımak Katliamında yaşamını yitirenleri Viyana’da düzenlediği program ile andı.

    ‘Sivas Şehitlerini Unutmadık, Unutturmayacağız’ pankartının açıldığı anmada yaşamını yitirenler için gülbengler eşliğinde çerağ uyandırıldı.

    Anmada Madımak Katliamının yalnızca bir tarihsel trajedi değil, aynı zamanda günümüzde devam eden baskıcı zihniyetin bir yansıması olduğunu belirtildi. Bölgede büyüyen savaş ortamına karşı, yeni bir barış sürecinin gündeme geldiği hatırlatılan açıklamada Alevilerin bu süreçte savaş karşıtı cephede yer alması gerektiği vurgulanarak, mücadeleyi büyütme mesajı verildi.

    PİRHA/AVUSTURYA

     

  • FEDA: Şeyh Said ve Seyit Rıza bu toplumsallığın savunulması için direnişin simgeleri olmuşlardır

    FEDA: Şeyh Said ve Seyit Rıza bu toplumsallığın savunulması için direnişin simgeleri olmuşlardır

    PİRHA- Şeyh Said ve arkadaşlarını idam edilişlerinin 100. yılında anan Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), onların başlattığı direnişin sürdüğünü kaydederek, “Şeyh Said ve Seyit Rıza bu toplumsallığın savunulması için direnişin simgeleri olmuşlardır” dedi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) idam edilişlerinin 100. yılında Şeyh Said ve arkadaşlarını anarak, katleden zihniyeti ve uygulayıcılarını kınadıklarını belirtti.

    FEDA açıklamasında, “Tekke ve zaviyeler kanunu ile Aleviler ve Şafiiler yok sayılmış devletin inkar politikası ve tekçiliğine kurban edilmek istenmiştir. İnancın komünal, ahlaki-politik boyutları yok edilerek devletin tekeline alınmak istenmiştir.  Şex Said’den ve Seyit Rıza bu toplumsallığın savunulması için direnişin simgeleri olmuşlardır” diye belirtildi.

    “SEYİT RIZA VE ŞEYH SAİD DİRENİŞİN SİMGELERİ OLMUŞLARDIR”

    Demokratik Alevi Federasyonu’nun açıklaması şöyle:

    “Kürt halkının büyük değeri Şeyh Said’i bir kez daha saygıyla anıyoruz. Yüz yıl önce haksız yere katledilen Şeyh Said ve mücadele arkadaşlarını rahmet ve minnetle anıyor, onları katleden zihniyeti ve uygulayıcılarını şiddetle kınıyoruz.

    Bilindiği üzere, bundan 102 yıl önce Lozan’da imzalanan anlaşma, Kürt halkının varlığını inkâr eden ve tüm ulusal haklarını gasp eden bir düzeni dayatmıştır. Bu eşitsiz ve adil olmayan anlaşma, Kürt halkını yok sayan bir zihniyetin ürünüdür. Şeyh Said ve mücadele arkadaşları, bu haksızlığa, zorbalığa ve zulme karşı, onurlu bir direnişle başkaldırmıştır.

    Onlar, bu toprakların kadim ve onurlu halkı olan Kürtlerin hak, özgürlük, eşitlik ve adalet taleplerini yüksek sesle dile getirmiş ve bu uğurda büyük bir fedakârlık göstermiştir. Tekke ve zaviyeler kanunu ile Aleviler ve Şafiiler yok sayılmış devletin inkar politikası ve tekçiliğine kurban edilmek istenmiştir. İnancın komünal, ahlaki-politik boyutları yok edilerek devletin tekeline alınmak istenmiştir.  Şex Said’den ve Seyit Rıza bu toplumsallığın savunulması için direnişin simgeleri olmuşlardır.

    “AZİZ HATIRALARINI SAYGIYLA ANIYORUZ”

    Bizler, FEDA olarak, inancımızı, kültürümüzü ve kimliğimizi özgürce yaşamak istiyoruz. Aynı idealler uğruna mücadele eden Şeyh Sait Efendi ve arkadaşlarının bıraktığı mirası onurla taşıyor, onların aziz hatıralarını saygıyla anıyoruz.

    Onların katledilmesi, insanlık vicdanında derin yaralar açmıştır ve bu adaletsizliği unutmadığımızı bir kez daha ifade ediyoruz.

    Bu vesileyle, Kürt halkının hak, adalet ve özgürlük mücadelesine olan inancımızı yineliyor, herkesin eşit ve onurlu bir şekilde bir arada yaşayacağı bir geleceğe olan umudumuzu koruyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Demokratik Alevi Federasyonu’nun 2 gün sürecek Olağanüstü Kongresi başladı-VİDEO

    Demokratik Alevi Federasyonu’nun 2 gün sürecek Olağanüstü Kongresi başladı-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu’nun (FEDA) 11. Olağanüstü Kongresi Almanya’nın Dortmund kentinde yapılıyor.  2 gün sürecek kongre için başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın bir çok ülkesinden delegeler katılım gösterdi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) 11. Olağanüstü Kongresi’ni Almanya’nın Dortmund kentinde gerçekleştiriyor.

    Dortmund ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi’nde (DAKME) gerçekleşen olağanüstü kongrenin ilk gününde eş başkanlar Huri Kabayel ve Demir Çelik selamlama konuşmalarını gerçekleştirdi.

    Katılımın yoğun olduğu kongrede Ağuçan Ocağı Pirlerinden Cemal Cenan’ın verdiği gülbeng ile çerağlar uyandırıldı.

    Divana Songül Morsümbül, Hediye Dumanlı, Alişan Tekin seçilmesi sonrasında kongre katılımcıların konunuşmaları ile devam ediyor.

    Yarın da devam edecek olağaüstü kongre sonrasında yeni eş başkanlar belirlenecek.

    PİRHA/ALMANYA

  • Köln’de, ‘Suriye ve Ötesi: Alevilere Yönelik Soykırımlarla Yüzleşme ve Direniş Hafızası’ çalıştayı yapıldı!

    Köln’de, ‘Suriye ve Ötesi: Alevilere Yönelik Soykırımlarla Yüzleşme ve Direniş Hafızası’ çalıştayı yapıldı!

    PİRHA- Köln Alevi Kültür Merkezi’nde (AKM) düzenlenen “Suriye ve Ötesi: Alevilere Yönelik Soykırımlarla Yüzleşme ve Direniş Hafızası” çalıştayda, Alevilere yönelik tarihsel ve güncel tehditler ele alındı. Avrupa’daki Alevi kurumları tarafından organize edilen çalıştayda tüm dünyadaki Alevilerin bir araya gelmesi için Dünya Aleviler Birliği oluşumu amacıyla acil kongre çağrısında bulunuldu.

    Almanya’nın Köln kentindeki Alevi Kültür Merkezi Cemevinde, “Suriye ve Ötesi: Alevilere Yönelik Soykırımlarla Yüzleşme ve Direniş Hafızası” başlıklı çalıştay gerçekleştirildi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF), Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Dersim Tarih ve Kültür Merkezi (DKG) tarafınfan düzenlenen çalıştay, Alevi toplumunun belleğinde derin izler bırakan saldırı ve katliamlarda yaşamını yitirenlerin anısına yapılan bir dakikalık saygı duruşu ile başladı.

    AABK GYK üyeleri Arif Yeşilyurt, Deniz Kaşal ve DKG’den Canan Atalay’ın moderatörlüğünde devam eden çalıştay da, Alevi Kültür Merkezi – Cemvi Köln’ün başkanı Gökhan Berk kısa bir selamlama konuşması yaptı.

    Açılış konuşmasını AABF Yönetim Kurulu Üyesi Gülay Kurtyiğit’in yaptığı “Suriye ve Ötesi: Alevilere Yönelik Soykırımlarla Yüzleşme ve Direniş Hafızası” başlıklı çalıştay da gazeteci, akademisyen, hukukçu ve kurum temsilcileri söz alarak sunumlar gerçekleştirdi.

    Üç oturumdan oluşan programda, AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, AAAF Eşit Başkanı Süleyman Serhan Narlı, FEDA Eş Başkanı Demir Çelik, DKG Temsilcileri Ahmet Canpolat ve Yaşar Kaya, gazeteci Hasan Sivri, Dr. Hakan Mertcan, Av. Seyit Sönmez ve Ali İbrahim (Suriye Alevi Topluluğu Sözcüsü) gibi isimler Alevi soykırımlarıyla yüzleşmenin yolları ve dayanışma stratejileri üzerine değerlendirmelerde bulundu.

    Son oturumda yapılan kapanışta AABK GYK üyeleri Arif Yeşilyurt, Deniz Kaşal ve DKG’den Canan Atalay moderatörlüğünde sonuç bildirgesi kamuoyuna sunuldu. Bildirgede, Suriye ve Türkiye’de Alevilere yönelik sistematik saldırıların belgelenmesi, uluslararası kamuoyunun harekete geçirilmesi ve soykırım tanıması için somut adımların atılması çağrısı öne çıktı.

    Çalıştay sonunda yayınlanan sonuç bildirgesinde, Alevilere yönelik baskı, katliam ve soykırımı saldırılarının belgelenmesi, uluslararası kamuoyuna taşınması ve hukuki süreçlerin örgütlenmesi için ortak irade beyan edildi.

    “ALEVİLERE YÖNELİK BASKI VE SOYKIRIMLARI KINIYORUZ”

    Suriye Ve Ötesi: Alevilere Yönelik Soykırımlarla Yüzleşme Ve Direniş Hafızası Çalıştayı’nın sonuç bildirgesi şöyle:

    “Avrupa’daki Alevi kurumları olarak, özellikle Suriye’de ve Türkiye’de Alevilere yönelik sistematik baskı, ayrımcılık ve şiddet politikalarını en sert biçimde kınıyoruz. Geçmişte olduğu gibi son yıllarda da birçok şehirde katliamlar yaşanmış; bugün ise Suriye’de bu saldırılar soykırım boyutuna ulaşmıştır. Katliam ve soykırım suçları, bölgedeki köklü dini ve siyasi ayrımcılığın açık göstergesidir. Bu nedenle etnik kimliğimiz ve inancımız ne olursa olsun birlikte karşı durmalıyız.

    Aleviler tarih boyunca otoriter rejimlerin, milliyetçi hareketlerin ve radikal dinci grupların hedefi hâline gelmiştir. Koçgiri, Dersim (1937-38), Maraş, Çorum, Sivas katliamları ve günümüzde Suriye’nin çeşitli bölgelerinde devam eden saldırılar, sessiz kalınamayacak yapısal bir soykırım zincirini oluşturmaktadır.

    “AVRUPA’DA GÜÇLÜ BİR KAMUOYU VE DİPLOMATİK BASKI GEREKLİ”

    Özellikle Suriye’deki Alevi topluluklarına yönelik son beş aydır Selefi silahlı gruplar tarafından yoğunlaşan tehdit ve saldırılar büyük endişe yaratmaktadır. Bu tehditlere uluslararası düzeyde kararlılıkla karşı konulmalıdır.

    Avrupa medyası, parlamentoları ve sivil toplumu bilinçlendirilerek güçlü bir kamuoyu baskısı yaratılmalı; Avrupa’daki resmî temaslarda Suriye makamlarına Alevilerin korunmasına dair net mesajlar iletilmelidir. Suriye’de Alevilere yönelik son dönemde işlenen suçlar kapsamlı biçimde araştırılmalı ve bulgular uluslararası kamuoyuna açıklanmalıdır. Hedefimiz, Suriye’de yaşayan Alevi, Kürt, Arap, Türkmen, Dürzi, Hristiyan, İsmaililer gibi farklı dini ve etnik topluluklar arasında barış temelinde birlikte yaşamı geliştirecek politikaları güçlendirmektir.

    “TÜRKİYE’DE KATLİAMLARLA YÜZLEŞME ŞARTTIR”

    Türkiye’de ise Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum, Sivas katliamları ile Alevi Soykırımının şeffaf biçimde aydınlatılması ve toplumsal yüzleşme sürecinin başlatılması zorunludur. Tüm etnik ve dini azınlıkların eşit haklara sahip olacağı kapsamlı bir demokratikleşme süreci, kalıcı barışın ön koşuludur.

    TALEPLER

    Bu tarihsel sorumluluğun bilinciyle, Avrupa’daki Alevi kurumları olarak Suriye ve Türkiye’de Alevilere yönelik soykırım niteliğindeki saldırıların ve inanca dayalı baskıların belgelenmesi, görünür kılınması ve uluslararası alanda karşılık bulması amacıyla taleplerimizi açıkça beyan ediyoruz:

    1- Ortak İzleme Ve Belgeleme Merkezi Kurulmalıdır

    Merkez, güncel olarak özellikle Suriye ve Türkiye’deki Alevilere yönelik suçları sistematik olarak izlemeli, belgeleri arşivlemeli ve hakikat temelli bir bellek oluşturmalıdır

    2- Bilgi, Belge Ve Tanıklıklar Düzenli Biçimde Toplanmalıdır

    Bu materyaller yalnızca tarihi kayıt değil; aynı zamanda uluslararası hukuka başvurular, soykırımın tanınması ve faillerin yargılanması için dayanak oluşturmalıdır.

    3- Avrupa Kamuoyu Bilinçlendirilmelidir

    Alevilere yönelik baskıların küresel bir insan hakları sorunu olduğu anlatılmalı; kampanyalar, konferanslar ve lobicilik faaliyetleriyle siyasi gündeme taşınmalıdır. Suriye’deki Alevi Soykırımının dünyaya etkin bir şekilde duyurulabilmesi için acilen bir Alevi Strateji Enstitüsü (düşünce grubu, think tank) kurulmalıdır.

    4- Merkez Tarafından Hazırlanan Raporlar Düzenli Yayımlanmalıdır

    Bu raporlar Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi, Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütlerine sunularak siyasi baskı aracı hâline getirilecektir.

    5-Uluslararası Kurumlara Açık Çağrımız

    Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi başta olmak üzere tüm uluslararası kurumları, Alevilere yönelik saldırıların durdurulması ve inanç özgürlüğünün güvence altına alınması için derhal harekete geçmeye çağırıyoruz.

    6- Hukuki Takip Ve Dava Stratejileri

    Ayrıca saldırıların durdurulması, inanç özgürlüğünün güvence altına alınması ve soykırımın önlenmesi için diplomatik girişimler, bağımsız incelemeler ve hukuki süreçler başlatılmalıdır.

    Hukuk Ve Davalar Birimi Kurulmalıdır
    Bu birim, Suriye ve Türkiye’deki saldırılarla ilgili evrensel yargı başvurularını hazırlayacak, delil dosyalarını ulusal ve uluslararası mahkemelere sunacaktır. (Örneğin Koblenz davası emsal alınacaktır.)

    Zincir-i Delil Protokolü Uygulanacaktır
    Tanık ifadeleri, görsel materyaller ve diğer belgeler; mahkemelerin kabul edeceği saklama–aktar–doğrulama zincirine uygun biçimde arşivlenecektir.

    Uluslararası İş Birliği Ağı Oluşturulacaktır
    Sivil toplum kuruluşları, barolar, insan hakları örgütleri ve akademisyenlerle koordineli çalışılarak delil toplama ve başvuru dosyalarının ortak hazırlanması sağlanacaktır.

    Dünya Aleviler Birliği Kongresi Çağrısı

    Geldiğimiz süreçte, 72 milletin birliği öğretisiyle dünyanın her yerindeki ezilen halk ve inançlarla birlikte zulümlere karşı birlikte hareket etmek artık erteleyemeyeceğimiz bir sorumluluk olarak karşımızdadır. Bu vesile ile öncelikle tüm dünyadaki Alevilerin bir araya gelmesi için Dünya Aleviler Birliği gibi bir yapının oluşumu amacıyla acil kongre çağrısında bulunuyoruz.
    Bizi yok etmeye, bölmeye çalışanlara inat, dayanışmamızı büyütecek; tarihsel sorumluluğumuzla umudu yeşertecek ve Avrupa’daki ile dünyadaki dostlarımızla birlikte insanlık için mücadele edeceğiz. Geçmişin acılarını unutmadan, geleceğin sorumluluğuyla birlikte hareket edeceğiz.

    PİRHA/ALMANYA

  • FEDA ve DAKB: İrfan Dayıoğlu’nun mücadelesini yaşatacağız

    FEDA ve DAKB: İrfan Dayıoğlu’nun mücadelesini yaşatacağız

    PİRHA- FEDA ve DAKB, Hakk’a yürüyen araştırmacı yazar İrfan Dayıoğlu ile ilgili taziye mesajı yayınlayarak, “Raa/Rêya Heq inanç değerlerinin açığa çıkarılması ve yaşatılmasında emek vermiş İrfan Dayıoğlu’nun onurlu mücadele değerlerine sahip çıkıp hakikat mücadelesini toplumsallaştıracağız” dedi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) uzun yıllar Avrupa’da sürgün yaşamı süren siyasetçi, yazar ve Alevi aktivist İrfan Dayıoğlu’nun Hakk’a yürümesine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Uzun yıllardır Paris’te yaşayan can dostumuz, yol arkadaşımız ve Demokratik Alevi Hareketi’nin öncülerinden İrfan Dayıoğlu bugün Hakk’a yürümüştür. Kendisine devri daim, acılı ailesine sabırlar ve baş sağlığı diliyoruz. Demokratik Alevi Hareketi’nin başı sağolsun.

    KAB, FEK ve FEDA nın kuruluş süreçlerinde yer alan İrfan Dayıoğlu üç yıldır mücadele ettiği amansız hastalık sonucu Hakk’a yürümüştür. Mütevazı kişiliği, mücadeleye bağlılığıyla tanınan ve sevilen İrfan Dayıoğlu Demokratik Alevi Hareketi’nin öncülerinden olmakla kalmamış, inanç faaliyetlerinin her aşamasında yer alan can yoldaşımızdı.

    Raa/Rêya Heq inanç değerlerinin açığa çıkarılması ve yaşatılmasında üstüne düşeni yer getirmenin duyarlılığı ile mücadele içinde olmuş, önemli değerlerin oluşturulmasında büyük emek sahibidir. Mücadelenin teorik ve pratik faaliyetleri içinde üreten, değişim ve dönüşüm anlarında özgüvenle süreçleri karşılayan bir kişiliğe sahipti. Geri adım atmak yerine, yarını ve geleceği kurmada bilinçli, örgütlü olmayı esas alan İrfan Dayıoğlu, bizlere onur duyacağımız direnişçi mirasını emanet ederek sonsuzluğa yol almıştır. Bize düşen onun onurlu mücadele değerlerine sahip çıkmamız, hakikat mücadelesini toplumsallaştırmamızdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • FEDA ve DAKB’den Köln’deki mitinge dair açıklama: Alevi soykırımında rolü olan tüm ülke ve güçler yargılansın!

    FEDA ve DAKB’den Köln’deki mitinge dair açıklama: Alevi soykırımında rolü olan tüm ülke ve güçler yargılansın!

    PİRHA- Suriye’de Alevilere yönelik katliama ilişkin Köln’de yapılan miting sonrası açıklama yayınlayan FEDA ve DAKB, “İnsani sorumluluk gereği alanı dolduran on binlerin mazlumun sesi olması bizlerin gurur kaynağı olmuş, yarına dair umudumuzu büyütmüştür. Yaşanan bu barbarlığa sessiz kalan, duymayan, görmeyen BM ve uluslararası insan hakları kuruluşlarını görev ve sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyoruz” dedi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Avrupa’daki Alevi kurumlarının Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılara karşı düzenlediği mitingin ardından açıklama yayınladı. Yapılan açıklamada mitinge yoğun katılımın ortak yaşama ve demokrasiye dair bir umut olduğu belirtildi.

    “ORTAK MÜCADELE HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR”

    Her türlü saldırı ve baskıya karşı ortak mücadelenin önemine vurgu yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

    “Yıllar sonrasında her sürekten ve her Alevi hareketinden canlarımızın ve toplumun her kesiminden dostlarımızın katılım sağlaması büyük bir moral olmuş, dayanışma ve ortak mücadelenin kazandıracağına olan inancımızı pekiştirmiştir. Ortak yaşama giden yolda demokrasi asgari müştereğinde herkesin kendi sözünü kurması, ortaklaşma kültürüne bağlı kalması, gelecekteki birlikte mücadele için büyük umut olmuştur. Birlikte mücadele ile büyük kazanacağımızın bu ilk adımında risk ve tehlikeyi bertaraf etmemiz, fırsat ve olanakları lehimize dönüştürmek için daha örgütlü olmamız gerektiğini de görmüş olduk. Barış, demokrasi, özgürlük ve eşitlik gibi insanlığın temel değerleri etrafında dostları çoğaltmanın, düşman cephesini küçültmenin önem arzettiği bu süreçte faşizme, inkâra ve soykırıma karşı olan herkesle omuz omuza mücadele hayati önemde olduğundan, herkesin ve herkesimin bu duyarlılıkla sürece yaklaşması gerektiğine inanıyoruz. Katkı ve desteklerini esirgemeyen, miting alanında görev alan tüm canlarımıza bir kez daha teşekkür ederken daha büyüğünü başarmak için bugünden yeni güne başlamalıyız. Avrupa Alevi Hareketleri ve dostları olarak siyasal, sosyal ve diplomatik faaliyetleri amacına uygun yürütmek için eşgüdüm ve koordinasyon içinde olacağız.

    SURİYE’DE YAŞANANLARA DAİR ÇAĞRI

    İnsani sorumluluk gereği alanı dolduran on binlerin mazlumun sesi olması bizlerin gurur kaynağı olmuş, yarına dair umudumuzu büyütmüştür. Vahşi ve barbar çetelere bu soykırımın hesabını soracağımızı dünya aleme Köln’den haykırmıştık. Arap Alevi soykırımında rolü olan tüm ülke ve güçlerin uluslararası ceza mahkemelerinde hesap vermesi için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Yaşanan bu barbarlığa sessiz kalan, duymayan, görmeyen BM ve uluslararası insan hakları kuruluşlarını görev ve sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyoruz.

    BM ve Avrupa Konseyi başta olmak üzere uluslararası kurumları kuruluş amaç ve misyonlarına uygun hareket etmelerini sağlamak adına kamu diplomasisini siyasi parti ve demokratik kitle örgütleri ile düzeyli ve nitelikli ilişkiyi esas alacağız. Soykırım yaşatılan Arap Aleviler ve Kürtler başta olmak üzere Suriye halklarının yanında, onların haklı mücadelelerinin safında olacağız.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Arap Alevi canlarımıza yönelik soykırımı durdurmak için alanlara inelim’

    ‘Arap Alevi canlarımıza yönelik soykırımı durdurmak için alanlara inelim’

     PİRHA- Suriye’de HTŞ eliyle Alevilere dönük gerçekleştirilen katliamı kınayan Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, Arap Alevilere yönelik soykırımı durdurmak ve ortaya koydukları öz savunma direnişini desteklemek herkesi ses çıkarmaya çağırdı.

    Suriye geçici hükümetinin ülkenin kıyı kentlerinde Alevilere dönük saldırılarında katliamlar gerçekleştiriliyor.

    Katliamlara ilişkin yazılı açıklama yapan Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), küresel güçlerin el birliğiyle iktidara taşıdığı HTŞ’nin Alevilere yönelik katliamlarına dikkat çekerek, “Suriye’nin DAİŞ- IŞID’ci HTŞ çeteleri tarafından ele geçirilmesinden bugüne Aleviler, sistemli bir kırıma tabii tutularak katlediliyorlar. “Rejim kalıntıları” denilerek HTŞ ve türevi çeteler tarafından yapılan Alevi katliamlarına karşı dünyanın her tarafında tepkiler yükseldi. Ancak bu tepkiler katilleri durdurmaya yetmedi. Cihadist katillerin dünyanın gözü önünde yaptıkları hazırlıkları sonucu iki günden beri Suriyeli Arap Alevilerine karşı kapsamlı bir saldırı başlatılmıştır. Alevilerin yaşadığı bölgeler HTŞ, SMO ve DAİŞ çeteleri tarafından saldırı altına alınmıştır. Yakın zamanda Ezidilere yapıldığı gibi, göz göre göre ve dünyanın gözlerinin önünde bir halka soykırım uygulanmaktadır. HTŞ ve SMO’nun doğrudan Alevilere yönelik başlattığı bu soykırım saldırıları, tam olarak Alevileri yok etme, Akdeniz’e açılan koridoru Türkçü Sünni zihniyete peşkeş çekme amaçlı saldırılardır” diye belirtti.

    “TARİHİ ALEVİLİ DÜŞMANLIĞI İLE YOK ETMEYİ AMAÇLAYAN SALDIRILAR”

    “Saldırganların içinde Türk cihadistlerin varlığı ve tarihi Alevi düşmanlığı birlikte düşünüldüğünde bu saldırıların, bir bütün olarak bu coğrafyada Aleviliği yok etmeyi amaçladığı açıktır” denilen açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Her şeyden önce insan olduğumuz için bu soykırıma karşı çıkmak ve bu soykırımı engellemek zorundayız. Ayrıca Aleviler olarak bütün gücümüzle bu soykırıma karşı çıkmalı ve engellemenin yolunu bulmalıyız. Yezidler, bizlere bir kez daha Kerbela, bir kez daha Dersim, bir kez daha Maras, bir kez daha Çorum, Madımak yaşatmak istiyorlar. Buna izin verecek miyiz? Milyonlarca Aleviler olarak, bu durumda tarihimize ve geleceğimize nasıl hesap verebiliriz? Değerli canlar, hepimiz biliyoruz ki bu olup bitenlere karşı çıkamazsak ve önleyemezsek hiç birimizin geleceği gibi bu coğrafyada Alevilik te kalmayacaktır.”

    “ALEVİLERİN ÖZ SAVUNMA DİRENİŞİNİ SAHİPLENELİM”

    Suriye’de Alevilerin saldırılara karşı ortaya çıkardığı öz savunma direnişi sahiplenmek adına herkesi alanlara çıkmaya çağıran açıklamanın sonunda ise, “Suriyeli Alevi canlarımız, zalimlerin ve Yezitlerin bu saldırılarına, tarihlerinden olduğu gibi, bugün de teslim olmamış, boyun eğmemişlerdir. HTŞ ve türevlerinin geliştirdiği bu son saldırılarda ise örgütlü bir öz savunma direnişiyle cevap verdikleri için cihadistler çılgına dönmüşlerdir. DAİŞ’çi çetelerin saldırılarını şiddetle ve nefretle kınarken, Suriyeli Arap Alevi halkının, anaların, bacıların, gencecik insanların ortaya koydukları bu öz savunma direnişini de selamlıyor ve destekliyoruz. Bizler bugün Arap Alevi canlarımıza yönelik bu soykırımı durdurmak ve ortaya koydukları öz savunma direnişini desteklemek için alanlara inmeli, Suriyeli kardeşlerimize olan desteğimizi daha somut olarak ortaya koymalıyız. Arap Alevi soykırımını durduralım! Alevilerin öz savunma direnişini büyütelim” diye vurgulandı.

    PİRHA/ALMANYA

  • FEDA ve DAKB: Çağrıyı sahipleniyoruz; devleti bir an önce adım atmaya davet ediyoruz

    FEDA ve DAKB: Çağrıyı sahipleniyoruz; devleti bir an önce adım atmaya davet ediyoruz

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Kürt sorununu şiddet zemininden demokratik ve hukuki zeminde çözümüne dönük  çağrıyı sahiplendiklerini belirterek, “Bu inançla Alevi toplumunun hak mücadelesini savunan tüm Alevi hareketi ve örgütlerini onurlu barışı savunmaya, demokratik toplumu inşaya davet ediyoruz” açıklamasında bulundu.

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Kürt sorununun siyasi ve hukuki zeminde çözülmesine dair, taraflara yaptığı çağrının etkileri sürerken konuya dair bir açıklamada Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği’nden geldi.

    ‘Barış ve Demokratik Toplum’ çağrısına desteğini açıklayan Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, devleti de çağrının gereği olan demokratik toplumun inşası için gerekli siyasi ve hukuki adımları bir an önce atmaya davet etti.

    FEDA ve DAKB’nin açıklamasında şunlar kaydedildi:

    “DEVLETİ SİYASİ VE HUKUKİ ADIMLARI ATMAYA DEVAM EDİYORUZ”

    “Devleti de çağrının gereği olan demokratik toplumun inşası için gerekli siyasi ve hukuki adımları ötelemeden bir an önce adım atmaya davet ediyoruz. Yüzyıl öncesinin paradigma ve siyasal çözüm perspektiflerinin Kürt ve Alevi sorunlarının çözümüne olanak tanımadığını yaşadığımız onca katliam ve soykırımlardan biliyoruz. İnkâr, asimilasyon ve kültürel soykırımda ısrar etmenin yarattığı siyasal ve sosyal traşlara yeniler eklensin istemiyoruz. Bu nedenle Sayın Abdullah Öcalan’ın barış ve demokratik toplum çağrısını dikkate alarak devlet kendisi ile yüzleşmeli, kendisini dönüştürmelidir. Demokratik toplumu ve ortak yaşamı; biz Aleviler yüzyıllardır ‘El ele, el Hakk’a, ‘Yetmiş iki millete bir nazarda bakarız’ diyerek uğruna bedel ödemişiz. Aleviler tarih boyunca devletlerin baskı, zulüm ve katliamlarına rağmen hak, adalet ve barış özleminden asla vazgeçmemişlerdir. Her zaman savaşa karşı barışı kutsal bilmiş, çokluk içinde birlik ilkesinin gereği olarak ortak yaşamı savunmuşlardır. Türkiye’nin iki kadim sorunu olan Kürt ve Alevi sorununun çözümünün demokratik toplumu ve evrensel hukuki esas alan bir siyasal sistemle mümkündür. Buna inanan ve bu değerleri savunan FEDA olarak demokratik değişim ve dönüşüm sürecinde görev ve sorumluluklarımızın gereğince hareket etmemiz gerektiğine inanıyoruz. Bu inançla Alevi toplumunun hak mücadelesini savunan tüm Alevi hareketi ve örgütlerini onurlu barışı savunmaya, demokratik toplumu inşaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/ALMANYA

     

  • Çelik: İnancımızı ve toplumu korumak için bir, iri, diri ve güçlü olmak zorundayız-VİDEO

    Çelik: İnancımızı ve toplumu korumak için bir, iri, diri ve güçlü olmak zorundayız-VİDEO

    PİRHA- FEDA Eş Genel Başkanı Demir Çelik, Suriye’de yaşanan gelişmelere dair konuştu. Suriye’de 8 Aralık’tan bugüne aradan geçen zamanda inkarcı, katliamcı ve soykırımcı bir yaklaşım olduğunu vurgulayan Çelik, “Çünkü orada yaşanan bir soykırımdır. Arap Alevileri başta olmak üzere farklı etnik kimliğe sahip halklar ve farklı inanca sahip insanlarımız katliamdan geçiriliyor. Birleşmiş Milletler Barış Gücü amasız, fakatsız devreye girmeli oradan katliamın önüne geçebilmek için askeri, diplomatik, siyasi bütün ilişkilerini organize etmeli ve örgütlemelidir” çağrısında bulundu.

    Suriye’de Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) örgütünün Esad yönetimini devirmesi ardından Alevilerin de tedirginliği arttı. Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 13’ünü oluşturan Aleviler, ülkenin daha çok sahil kesiminde yaşam sürmekteydi. Şam’ın düşmesinin ardından HTŞ’liler, başta Lazkiye olmak üzere birçok kentte Alevilerin yaşam alanlarını adeta gasp etti. Son olarak Alevi Akademisyen Rasha El Ali’nin HTŞ tarafından kaçırılarak katledildi.

    Dİğer taraftan uzun yıllar süren tecridin ardından PKK lideri Abdullah Öcalan ile DEM Partililer arasında bir dizi görüşme sağlandı. AKP-MHP Hükümetiyle de temas kuran DEM Partililer, sürece dair tüm siyasi partilerin yanı sıra demokratik kitle örgütleriyle de bir araya gelmeye devam ediyor.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eş Genel Başkanı Demir Çelik, Suriye’de Alevilere yönelik yapılan saldırılara ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    Reya Hakk inancı başta olmak üzere her sürekten Aleviler için kutsal olan Hızır’ın önemine vurgu yapan ve Hızır’ın hayat bulduğu bu ay içerisinde Alevilerin yaşamalarını dayanışma içerisinde geçirmesi gerektiğini belirten Çelik, “Bu ayda canlarımız öncellikle oruçlarını tutarlar oruçları Hakk katında kabul olsun. Niyazlarını lokmalarını paylaşan canlarımızın elleri dert görmesin” dedi.

    HTŞ ULUSLARARASI GÜÇLER TARAFINDAN SURİYENİN BAŞINA GETİRİLDİ”

    2024 Kasım’ın sonlarından itibaren Türkiye’nin yanı başında bulunan Suriye’de yeni bir siyasal rejim oluşturulduğunu belirten Çelik, “Adına HTŞ dedikleri geçmişte el Kaide El Nüsra ve IŞİD’den devşirilen, bir yanıyla bölgesel güçler öbür yanıyla  ise emperyalist  küresel güçler  tarafından tahkim edilen, silahlandırılan eğitimden geçirilen bu güç Kasım ayı sonu itibariyle Halep’ten girerek Hama, Humus ve Şam’a kadar sorunsuz bir şekilde 8 -10 gün içerisinde işgali gerçekleştirdi ve Şam yönetimini eski Baas Esad diktatörlüğünü yıktığını dünya alemin gözü önünde hepimiz beraber yaşadık” diye belirtti.

    “BÖLGEDE SAVAŞ SÜRECİ ’90’LARLA BİRLİKTE BAŞLADI”

    Öncelikle bölgede savaş sürecinin 1990’larda başladığını dile getiren Çelik, “Bunun 3. dünya savaşından bağımsız ele alınamayacağını ifade etmek isterim. 3. Dünya savaşının sürdürüldüğü o koşullarda Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmek istendiği dünyanın da 1 ve 2. dünya savaşında olduğuna benzer bir düzeyde olmasa da yeniden paylaştırılmak istendiğinin ayak seslerini duyuyoruz “dedi.

    “EMPERYALİST GÜÇLERİN ORTADOĞUYU YENİDEN DİZAYNI KÖRFEZ KRİZİ İLE BAŞLATILDI”

    Bu paylaşım savaşının öncekilerden ayıran temel özelliğin orduların karşı karşıya gelmediği bir savaş olduğunu aktaran Çelik, “Öncelikle devletçi sistemin düzenli ordularının karşı karşıya geldikleri bir savaş stratejisi yürütülmediği, aksine her devlete bağlı vekalet savaşçılarını karşı karşıya getirildiği, vekalet savaşına dayalı olup, aynı zamanda da yine emperyalist devletler arası ekonomik, teknoloji ve de diplomatik alanda devam eden bir savaşı görmekteyiz” şeklinde konuştu.

    HTŞ EMPERYALİSTLERİN YENİ PAYLAŞIM SAVAŞININ UNSURUDUR”

    Ortadoğu’da ilk müdahalenin Saddam’la başlayıp Libya ve sonrasında Yemen ve Suriye’ye kadar uzandığını söyleyen Çelik, “Bu devletli sistemin kendi çıkarlarına uygun yeniden dizayn edilmesine tanıklık ediyoruz. Yenilenen HTŞ yeni paylaşım savaşının unsurudur. Başta ABD olmak üzere İngiltere, İsrail, Avrupa Birliği ülkelerinin HTŞ’nin iktidara taşınmasında pay sahibi olduklarını görüyor ve onların İtalya Roma’da yapılan İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Fransa’nın katılımıyla yaptıkları  ‘Geleceğin Suriye’ tartışmalarından biliyoruz” diye belirtti.

    Bölgesel devletler nezdinde Türkiye’nin de kıyısından, köşesinden bu projeden yararlanmak istediğinin görüldüğünü belirten Çelik, Kuzey Doğu Suriye üzerinde politikalarını yürütmeye çalıştığını söyledi.

    “8 ARALIKTAN BU YANA ARAP ALEVİLERİ, HRİSTİYANLAR, ERMENİLER DÜRZİLER VE KÜRTLERE SOYKIRIM BOYUTUNA VARACAK UYGULAMAYLA KARŞI KARŞIYA”

    Suriye’de 8 Aralıktan bugüne aradan geçen zamana rağmen kimlik ve inançlara yaklaşımın söylenenin aksine inkarcı, katliamcı ve soykırımcı bir yaklaşım olduğunu vurgulayan Çelik, “Başta Arap Alevileri olmak üzere Hristiyanlara, Ermenilere, Dürzilere ve Kürtlere dönük sınırsız sorumsuz bir şekilde saldırılar, katliamlar yapılmakta, kadınlar, çocuklar kaçırılmakta ve soykırım boyutuna varacak düzeyde bir saldırı sözkonusu” dedi.

    “SURİYEDE YAŞANANLARA KARŞI BİRLEŞMİŞ NİLLETLERDEN AVRUPA KONSEYİNE KADAR 3 MAYMUN OYUNU OYNAMAYA DEVAM EDİLİYOR”

    Soykırıma varan, zoraki göçertmelere rağmen Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi başta olmak üzere uluslararası kurumların üç maymunu oynamaya devam ettiğini ve sessiz kalındığının altını çizen Çelik, “ Bizde buna karşı kurumlar olarak bu konuda üzerimize düşeni yapmak adına başta Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, Demokratik Alevi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ile beraber hem 4 Ocak’ta Strasburg’da bu soykırıma karşı kamuoyunu hem duyarlılığa davet etmek hem de Avrupa Konseyi’ni rolünü yerine getirmesi amaçlı basın açıklaması yaptık. Bununla yetinmedik yine 25 Ocak’ta Frankfurt’ta bu üç kurumunuzun öncülüğünde, Avrupa’da örgütü olan demokratik, sol, sosyalist bir kısım hareketlerin, yapıların Asuri Süryani dostlarımızın da katıldığı bir mitingle bir kez daha katliama sessiz kalınmaması çağrısında bulunduk” diye belirtti.

    SURİYEDE YAŞANANLARA AMASIZ FAKATSIZ SEYİRCİ KALINMAMALI”

    Suriye’de yaşananlara karşı yapılan eylem ve etkinliklerin yeterli olmadığını belirterek çağrıda bulunan Çelik, “Birlemiş Milletler başta olmak üzere uluslararası meşru kurumlara görevi üstlenmeleri gerekir. Çünkü orada yaşanan bir soykırımdır. Arap Alevileri başta olmak üzere farklı etnik kimliğe sahip halklar ve farklı inanca sahip insanlarımız katliamdan geçiriliyor. Birleşmiş Milletler Barış Gücü amasız fakatsız devreye girmeli oradan katliamın önüne geçebilmek için askeri, diplomatik, siyasi bütün ilişkilerini organize etmeli ve örgütlemelidir” diye ifade etti.

    HER ZAMAN MAĞDURUN YANINDA ZALİMİN KARŞISINDA HAKK VE HAKİKATTEN YANA OLALIM”

    Hızır olmanın dayanışmanın ve paylaşmanın gereği olarak mazlumun sesi olmaktan geçtiğini aktaran Çelik, “Mağdurun yanında olmaktır, zalime ve diktatör yal rejimlere karşı Cihadist ve Selefistlere karşı Hakk ve hakikatin sesi olmaktır. O nedenle hangi sürekten olursak olalım, hangi etnik kimlikten olursak olalım, hangi siyasal düşünceye sahip olursak olalım bize düşen insanı, vicdani sorumluluğumuzun gereği mazlumun Hakk ve hakikatin arayışının yanında olmak, onun sesi olmaktır” diye konuştu.

    “TÜRKİYE VE AVRUPADA BULUNAN BÜTÜN ALEVİ ÖRGÜTLERİYLE ORTAK KONFERANSLAR YAPACAĞIZ”

    Suriye ile ilgili girişimleri yaparken hem Avrupa Konseyi bünyesinde hem Avrupa Parlamentosu bünyesinde konferanslar dizisi yapmak zorunda olduklarını dile getiren Çelik, “Katliam ve  soykırımlara karşı uluslararası kurumlara harekete geçirmek adına aynı zamanda Frankfurt’ta DEM  Parti’nin de aramızda olacağı Avrupa Alevi Federasyonu, Avrupa Arap Alevi Federasyonu, Demokratik Alevi Federasyonu ve  Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu aynı zamanda Almanya’da Alevi Birlikleri Federasyonu’nun da katılacağı bir konferansta  birlikte ne yapabileceğimizi tartışacak ve konuşacağız. Önemli planlamalarla bu yaşananlara dur diyeceğiz” dedi.

    “İNANÇ VE KİMLİKLERİMİZ İÇİN BİR OLMAK, İRİ OLMAK, DİRİ OLMAK ZORUNDAYIZ”

    HTŞ’nin Suriye’de Arap Alevilere yönelik yaptıkları soykırımla geleceği görmenin zor olmadığına dikkat çeken Çelik, “Eğer bunlar muratlarına erişirlerse o günlerde yapılmak istenenleri bugünden görmek zor değil. Bunlar bize kültürel soykırımla beraber fiziki soykırımı dayatacaklarını özellikle unutmamamız gerekiyor. Çünkü biz bunu 1978 Maraş’ta, 1993 Sivas’ta Çorum’da, Gazi’de unutmadık. Onlarca kez Alevi olduğumuz farklı ve özgün inanç sahibi olduğumuz için katliama maruz kaldık ve bizi zındık, rafizi, sapkın olarak lanse edenlerin bu zihniyetten vazgeçmediklerini, çocuklarımıza zorunlu din derslerini uygulayanları, çocuklarımıza ÇEDES projesi üzerinden İslami şartları ve öğeleri dayatanların, bundan yetinmeyip çok daha ağır siyasal, sosyal, inançsal ve kültürel travmayla bizi karşı karşıya bırakacaklarını unutmadan bir olmalı, iri olmalı, diri olmalıyız” şeklinde ifade etti.

    Her zamankinden çok Alevilerin birlik olması ve mücadele etmesinin ekmek su ve hava kadar önemli olduğuna vurgu yapan Çelik, “Duyarlılığı esas alabilir farklı süreklerden özgünlüklerimiz, duyarlılıklarımızı ötelemeden, baskılamadan herkesin inandığı şekliyle kendini ifade edebileceği demokratik zeminlerde birlikte olabilirsek bu tehlikeleri savunabilir güç ve tehlikelere karşın olanak ve imkanlarımızı daha iyi kullanarak biz de gelecekte özgür ortak yaşamın bir parçası olabiliriz” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/ALMANYA

     

  • FEDA: Suriye’de Arap Alevi soykırımın yaşandığı bu süreçte birbirimizin Xizir’ı olalım

    FEDA: Suriye’de Arap Alevi soykırımın yaşandığı bu süreçte birbirimizin Xizir’ı olalım

    PİRHA- Hızır’ın her durumda ve koşulda aranan, barışın, paylaşmanın, ortaklaşmanın adı olduğunu ifade eden Demokratik Alevi Federasyonu, “Alevilerin fişlendiği, köyleri ve evlerinin işaretlendiği, şeriat bildirilerinin dağıtıldığı, zorunlu din dersleri ve ÇEDES üzerinden kültürel ve inançsal asimilasyonun dayatıldığı, Suriye’de Arap Alevi soykırımının yaşandığı bu süreçte gelin birbirimizin Xızır’ı olalım” çağrısında bulundu.

    Demokratik Alevi Federasyonu, içinde bulunduğumuz Hızır aylarına dair açıklama yaptı.

    !Ya Heq/Haq! Ya Xizir!’ başlığıyla yayınlanan açıklamada, Alevi inancının evliya, enbiya ve ziyaretleri arasında en önde gelen kutsalın Hızır olduğuna vurgu yapılarak, “Aleviler; “Ya Xizir‘e/Xizir o Kal diye yakarışta bulundukları Xizir, sadece insan için değil, tüm doğa ve eko-sistem için kutsal kabul ederler.  Îniyi/Kaniya Xizir’ ı, Kalê Sipê, Gola Xizir’ e diye ziyaret edilen bir çok su kaynağı, Xizir’ın aynı zamanda doğa ve eko- sistemle özdeşleştirerek bolluk ve bereketinde kutsalı görmelerindendir” denildi.

    “XIZIR SADECE İNSAN İÇİN DEĞİL TÜM EKO-SİSTEM İÇİN KUTSAL KABUL EDİLİR”

    Demokratik Alevi Federasyonu’nın Hızır aylarına ilişkin açıklaması şöyle:

    “Her sürekten Alevi inancında evliya, enbiyalar arasında en önde gelen kutsal Xizir’dir. Xizir her durumda ve koşulda aranan, yardıma çağrılan ve sonsuz derecede güven duyulan, barışın, paylaşmanın, ortaklaşmanın kutsalı, can yoldaşıdır. Mezopotamya ve Anadolu’nun farklı inançtan halkları Şubat ayına Xizir ayı diye farklı bir anlam yükler, değer biçerler. Xizir ayında Pîrler talip topluluklarını ziyaret eder, Cem yürütürler.

    Alevi inancı; cümlesinde Heq/Haq’ı gördükleri için tüm varlıklara kutsallıkla yaklaşır, cümle canla ikrarlaşmanın inancıdır. Aleviler; “Ya Xizir‘e/Xizir o Kal diye yakarışta bulundukları Xizir, sadece insan için değil, tüm doğa ve eko-sistem için kutsal kabul ederler.  Îniyi/Kaniya Xizir’ ı, Kalê Sipê, Gola Xizir’ e diye ziyaret edilen bir çok su kaynağı, Xizir’ın aynı zamanda doğa ve eko- sistemle özdeşleştirerek bolluk ve bereketinde kutsalı görmelerindendir.

    SOSYAL VE İNANÇSAL SORUNLAR TOPLUMUN ETİK KURALLARIYLA ÇÖZÜLÜR

    Biz Aleviler; “her an ve her yerde hazır ve nazır”, “cantêzik” olduğuna inandığımız Xizir’ı karda, tipide, denizde ve doğal afetlerde; “Ya Xizir’ ê kelek û gemîyan” diye çağırırız. Raa Heqî-Alevilerin yaşadığı Toros-Zagros dağ silsilesinde, kış mevsiminde tipi ve fırtına hiç eksik olmaz. Bu aylarda yardıma çağrılan Xizir için hem oruç tutulur, hem Xizr Cemi yürütülür. Xizir Cemi’nde Aleviler siyasal, sosyal, kültürel, inançsal ve maddi-manevi sorunlarını devletli sistemin hukukuna muhtaç kalmadan paylaşır, dayanışır, ortaklaşır ve toplumun etik kurallarıyla çözüme kavuştururlar. Şubat ayında Xizir için üç gün oruç tutan canlar mümkün olduğunca kötülüklerden uzak, ahlaklı ve temiz kalpli olmayı esas alırlar.

    KADIN, BOLLUK VE BEREKETİ KARŞILAMADA XIZIR AŞKI İLA HAEKET EDER

    Aleviler Xizir Orucu’nun lokmasını dağıtmadan önce, varsa evin kedi ve köpeği doyururlar. Evin pencere önlerine kuşlar için, evin uygun köşesine, ya da odalardan birine evliyalar için lokma indirilir. Önce komşulara, sonra hane halkına lokma pay edilir. Görüleceği üzere Alevi inancında tüm canlıları gözeten, onları pay ve hak sahibi gören ortaklaşmacı bir toplumsallık söz konusudur. İnanç sahipleri kendilerinden ve ailesinden önce, cümle alemde darda ve zorda olanlara, çaresiz ve kimsesizlere, kapı komşuları ile tanıdıklarına dua eder, sonra ailesi ve kendisi için dilekte bulunurlar. Bütün bu hizmetleri üreten, onları çocuklarına aktaran, sürüdürüp toplumsallaştıran kadındır. Bugüne değin inanç ve inanç değerleri sürdürülmüşse bunun önemli nedenlerden biri Pîr ocaklarıysa, diğer bir nedeni de; kadındır. Kadın, Şubat’ta düşen cemre ile birlikte doğadaki döngüselliğinin neden olacağı bolluk ve bereketi karşılamada, kendisini sürece katmada Xizir aşkı ile hareket eder.

    “SOYKIRIMIN YAŞANDIĞI BU SÜREÇTE BİRBİRİMİZİN XIZIR’I OLALIM”

    Xizir Orucu’ nun üçüncü günü akşamı, musahipler/misahibler yanlarına niyaz/miyazını alarak musahiplerine giderler. Evine gittikleri musahiplerine ve birinci derecede yakınlarına hediye götürürler. Ziyarete gittikleri müsahip evi Xizir için kurban keser, çeşitli hediyeler sunar. Bütün bunlar Xizir’in korku ve cezanın değil, barışın, paylaşmanın ve ortaklaşmanın kutsalı olduğunu göstermektedir. Xizir’ dan korktukları için değil, onun sırrına ermek istedikleri için üç gün oruç tutar, Cem yürütürler. Xizir sadece dar günün dostu da değildir. O aynı zamanda bolluğun ve bereketin de kutsalıdır. Bir Alevi, misafir olduğu evin ikramı sonrasında, teşekkürle birlikte, “Xane Xizir bo.”(Hızır’ ın hanesi olsun) dileğinde bulunur.

    Alevilerin fişlendiği, köyleri ve evlerinin işaretlendiği, şeriat bildirilerinin dağıtıldığı, zorunlu din dersleri ve ÇEDES üzerinden kültürel ve inançsal asimilasyonun dayatıldığı, Suriye’de Arap Alevi soykırımının yaşandığı bu süreçte gelin birbirimizin Xizir’ı olalım.”

    (HABER MERKEZİ)

  • FEDA: Maraş’ta 46 yıl önce Alevilere, Kürtlere ve demokrasi güçlerine soykırım yaşatıldı

    FEDA: Maraş’ta 46 yıl önce Alevilere, Kürtlere ve demokrasi güçlerine soykırım yaşatıldı

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Maraş Katliamı’nın 46. yıldönümünde yazılı açıklama yaparak, “Alevilere, kürtlere soykırım yaşatıldı” dedi. Açıklamada, “Kürt Alevilerin yok edilmesi ve toplumsal mücadelenin bastırılması amacıyla yapılan bu saldırı, devlet eliyle örgütlenip organize edilmiştir. Bu soykırım saldırısının sonunda Maraş ve çevresinde yaşayan Kürt- Türk Alevileri topraklarını hızla terk etmek zorunda kalırlar” denildi.

    Maraş’ta 19-25 Aralık 1978’de faşistler tarafından Alevilerin katledilmesinin üzerinden 46 yıl geçti. 6 gün süren katliamda resmi rakamlara göre 111 Alevi katledildi, 1000’den fazla Alevi de yaralandı. Alevilere ait 270 ev ve 270 işyeri faşistler tarafından yakıldı, tahrip edildi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Maraş Katliamı’nın 46. yıldönümünde yazılı bir açıklama yaptı.

    “46 YIL ÖNCE SOYKIRIMCI POLİTİKALAR GEREĞİ ALEVİLERE, KÜRTLERE SOYKIRIM YAŞATILDI”

    46 yıl önce soykırımcı politikaların gereği ve sonucu olarak Alevilere, Kürtlere ve demokrasi güçlerine soykırım yaşatıldığı belirtilen açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Dersim soykırımından sonra Alevileri ve Kürtleri bastırdığını düşünen devlet, 1966- 1971 yıllarında istediği sonucun gerçekleşmediğini görmüş ve yeniden katliam ve soykırımlar uygulaması içinde olur. Muğla/Ortaca, Elbistan ve Kırıkhan’daki saldırılarıyla bir kez daha Alevi ve Kürt Alevi kıyımına soyunur. O dönemde Türkiye ve Kürdistan’da gelişen toplumsal mücadeleyi bastırmak için devlet, Türkiye’nin iki temel dinamiği olan Alevi ve Kürt katliam ve soykırımını gündemine alır.

    Türkiye’nin batı yakasında 1 Mayıs 1977’de Taksim’de ve 16 Mart 1978 İstanbul Üniversitesi’nde öğrencilere yönelik gerçekleştirilen katliamlar toplumu sindirme ve baskılamaya dönük olduğu açıktır. 4 Nisan 1978’ de Maraş Yörükselim Mahallesi’nde ETKO (Esir Türkleri Kurtarma Ordusu) çeteler tarafından Alevilerin gittiği kahve taranmış ve Gıjık Dede Sabri Özkan katledilmiştir. Soykırımcı siyasal güç kitlesel yok etme amaçlı olarak komando kamplarında yetiştirilen ve devlet kurumlarına yerleştirilen katiller çeşitli merkezlere bombalı mektuplar göndererek soykırımcı saldırılar dört bir koldan organize edilir. 17 Nisan’da Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu, gelini ve iki torunuyla birlikte öldürülür, sonrasında da Malatya Katliamı yaşanır.

    1978 Kasım ayında faşist çete yapılanması ÜGD’nin kurdurulmasıyla Maraş soykırımının paramiliter gücü devreye konulmuş olunuyordu. Sonrası haftalarda Çiçek sinemasında provokasyon amacıyla ırkçı bir filmin oynatılmasıyla ırkçı beyin yıkama uygulaması yapılır. Soykırım uygulaması için Alevilerin evleri işaretlenir, milli piyangocu, seyyar satıcı adıyla paramiliter katiller Maraş’ta konumlandırılır. Irkçı filmin oynatıldığı sinemaya atılan ses bombası sonrasında; “Komünistler, Aleviler, Kürtler sinemaya bomba attılar” diye propaganda edilerek soykırıma gerekçe üretirler.

    “MARAŞ KATLİAMI, TOPLUMSAL MÜCADELENİN BASTIRILMASI İÇİN DEVLET ELİYLE ÖRGÜTLENİP ORGANİZE EDİLDİ”

    Kürt Alevilerin yok edilmesi ve toplumsal mücadelenin bastırılması amacıyla yapılan bu saldırı, devlet eliyle örgütlenip organize edilmiştir. Bu soykırım saldırısının sonunda Maraş ve çevresinde yaşayan Kürt- Türk Alevileri topraklarını hızla terk etmek zorunda kalırlar. Yüzlerce canımız hayatını kaybeder. Yüzlerce ev ve iş yeri yakılır, yıkılır, on binlerce insan zoraki göçertilir.

    Bu katliamcı zihniyet 19 Aralık 2000’de mahpushanelerde bulunan tutsaklara, “Hayata Dönüş Operasyonu” adıyla saldırmış, 20 mahpushanede vahşi ve kanlı bir katliam gerçekleştirmiş, bu saldırıda 30 tutsak katledilmiş, yüzlercesi yaralanmıştır. Kürtlere karşı ‘Bitmeyen Suç Pratiği’ ile hareket eden devlet, 2011 yılının 28 Aralık’ın da Roboski’de 34 Kürt çocuk yaşlı olmasına bakılmaksızın üstünlerine savaş uçaklarından bomba yağdırmıştır.

    “YENİ KATLİAMLARA İZİN VERMEMENİN TEK YOLU BİRLİKTE MÜCADELE ETMEKTEN GEÇMEKTEDİR”

    Hem Türkiye ve Kürdistan’da, hem Suriye’de Alevi canlarımıza yönelik asimilasyon uygulamaları ve soykırım saldırıları da devam ediyor. Bugünde Lazkiye, Tartus başta olmak üzere Suriye’de Arap Aleviler, Türkiye’de başta Kürt Aleviler olmak üzere her sürekten Aleviler büyük tehlike ve soykırımla karşı karşıyadırlar. Suriye’de yaşanan savaşı, Alevilere yönelik cihadistler, Kürtlere karşı Türkçü-Sünni İslamcı iktidar el ele vermiş, Kürt ve Alevi soykırımını yaşatmak istiyorlar.

    Bu inkarcı, katliamcı ve soykırımcı zihniyet ve saldırılara karşı biz Alevilerin ve Kürtlerin birleşerek bu saldırıları püskürtmemiz hem gerekli ve zorunludur. Hem de ortak mücadele hattında buluşursak başarı mümkündür. Yapılması gereken Rojava’nın etrafında kenetlenmek ve orasını göz bebeğimiz gibi korumaktır. Çünkü Rojava biz Alevilerin nefes aldığı, inancını ve itikadını özgürce yaşadıkları ortak yaşam alanımızdır. Can pahası yaratılmış bu değerleri korumak ve yaşatmak, Aleviliği korumak ve yaşatmak anlamınadır. Yeni soykırımalar ve katliamlara izin vermemenin biricik tek yolu birlikte mücadeleden geçmektedir.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Avrupa’daki Alevi örgütlerinden ve Dersim derneklerinden ‘Munzur Gözeleri’ açıklaması

    Avrupa’daki Alevi örgütlerinden ve Dersim derneklerinden ‘Munzur Gözeleri’ açıklaması

    PİRHA-1. Derece Doğal Sit Alanı olarak tescil edilen Munzur Gözeleri ikinci dereceye düşürülmüştü, TMMOB tarafından açılan dava kapsamında 1 Kasım’da Munzur Gözeleri’nde keşif yapılacak. Avrupa’daki Alevi örgütleri ve Dersim dernekleri ortak açıklama yaparak, “Kutsal Munzur Gözeleri birinci sit alanı derecesinden çıkarılarak her türlü müdahaleye açık hale getirilmek isteniyor. 1 Kasım günü Kutsal Munzur Gözeleri’nde yapılacak olan keşife karşı Dersim halkını, Raa Haqi inancını yaşatan, sahip çıkan herkesi Bımbarek Çımê Munzir başında toplanmaya davet ediyoruz” dedi.

    2003 yılında “1. Derece Doğal Sit Alanı” olarak tescil edilen Munzur Gözeleri’nin koruma statüsü Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı kararıyla ikinci dereceye düşürülmüştü. Karar, 28 Temmuz 2023 yılında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı internet sitesinde yayımlanmıştı.

    TMMOB, Munzur Gözeleri’nin koruma statüsünü ikinci dereceye düşüren Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı kararının hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle iptal edilmesi için dava açmıştı. Açılan dava kapsamında 1 Kasım’da Munzur Gözeleri’nde keşif yapılacak.

    Avrupa’daki Alevi örgütlerinden ve Dersim derneklerinden tepki geldi. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF), Dersim Kültür ve Tarih Merkezi (DKG), Dersim İnşa Kongresi (DİK), Dersim 38 Soykırımı Karşıtı Derneği; Munzur Gözeleri’nde yapılacak keşif öncesinde Dersim halkına çağrı yaptı.

    “DERSİM’İN İNANCI, KİMLİĞİ, DİLİ, KÜLTÜRÜ VE DOĞASI SALDIRI ALTINDA”

    Munzur’un Dersim’deki Aleviler için kutsal olduğu belirtilen açıklamada, şunlar dile getirildi:

    “Dersim, Raa Haqi (Alevi) inancı, kimliği, dili, kültürü ve doğası ile her gün yeni bir saldırıya hedef oluyor. Dersim’in hafızası yok edilmek isteniyor. Devlet, belleği ile bağı koparılan Dersim’in başkalaşıma uğrayacağını, kimliğini kaybedeceğini, geçmişi ile sıcak bağını sürdüremeyeceğini, kendisine yabancılaşıp, kolay bir şekilde asimile olacağının hesabını yapıyor. Bu nedenle hem içerden hem de dışardan yeni bir fetih harekatını yıllardan beri sürdürüyor.

    Cemevi adeta bir asimilasyon merkezine dönüştürüldü. Şehir merkezinde altıncı cami inşa ediliyor. Düzenlenen sempozyumlar ile Türklük ve Sünnilik dayatılıyor, her türlü bilimsel ve etik prensiplerden uzak Dersim’in Türk ve Sünni olduğu teorileri enjekte ediliyor. Dersim Raa Haqi-Alevi inancının merkezidir, Munzur Gözeleri de serçeşmesidir.

    Kutsal Munzur Gözeleri birinci sit alanı derecesinden çıkarılarak her türlü müdahaleye açık hale getirilmek isteniyor. Kutsal Munzur Gözeleri’ne dokunulmasına karşı dur, Munzur Gözeleri’ne sahip çık, koru. Kutsal Munzur Gözeleri Raa Raq inancının can damarı, yaşam çeşmesidir. Kem ellerin uzanmasına Dersim halkı dün izin vermediği gibi bugün de vermeyecektir. Bu nedenle 1 Kasım günü Kutsal Munzur Gözeleri’nde yapılacak olan keşife karşı Dersim halkını, Raa Haqi inancını yaşatan, sahip çıkan herkesi Bımbarek Çımê Munzir başında toplanmaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:
    -Munzur ve Pülümür Vadileri ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edildi
    -TMMOB, Bakanlık Kararının Munzur Gözeleri ile ilgili kısmının iptali için dava açtı
    -Dersimlilerden hükümete tepki: Kutsal mekânlarımıza dokunmayın!-VİDEO