Etiket: demokratik alevi federasyonu

  • Leverkusen Alevi Dergahı 4. Olağan Kongresini yaptı – VİDEO

    Leverkusen Alevi Dergahı 4. Olağan Kongresini yaptı – VİDEO

    PİRHA – Leverkusen Alevi Dergahı, 4. Olağan Kongre ardından yeni yönetimini belirledi.

    Demokratik Alevi Federasyonu’na (FEDA) bağlı Leverkusen Alevi Dergahı, yeni yönetimini belirledi.

    “Yol çaredir, Yol Şifadır, gelin canlar, yolumuza, inancımıza, kutsal ziyaretlerimize sahip çıkalım. Gelin canlar bir olalım. Hak ve hakikatin yolu, ikrar ve rıza ile Yol’a talip olalım” çağrısıyla yapılan kongreye çok sayıda yurttaş katıldı.

    Pir Mehmet Erdoğan’ın verdiği gulbang ile başlayan kongrede Mardef, Mardef Kadın meclisi, Leverkusen Kadın Meclisi ve UtaAmara’nın mesajları da okundu.

    Konuşmaların ardından faaliyet raporları açıklandı.

    Yapılan seçimler ardından Leverkusen Alevi Dergahı’nın yeni yönetiminde dördü erkek, 11’i ise kadından oluşan 15 kişilik yeni yönetim belirlendi. Yeni yönetim kurulu, önümüzdeki günlerde eş başkanları kendi içinden seçerek kamuoyuna açıklayacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • FEDA: Halil Ateş’in özlem ve taleplerini gerçekleştirmenin kararlığında olacağız

    FEDA: Halil Ateş’in özlem ve taleplerini gerçekleştirmenin kararlığında olacağız

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu, uzun yıllardır Almanya’da sürgünde yaşayan ve dün Hakk’a yürüyen Halil Ateş’e (Apo Xelil) dair taziye mesajı paylaşarak, “O; diline, kimliğine, inancına ve kültürüne sahip çıkmaktan da bir an olsun geri durmadı” dedi.

    Dersim’de uzun yıllar demokratik alanda mücadele eden Halil Ateş dün Almanya’da Hakk’a yürüdü. Hakkında açılan davalar nedeniyle sürgünde yaşamak zorunda bırakılan Ateş, Almanya’da uzun yıllardır demokrasi mücadelesi yürütüyordu.

    Halil Ateş’in (bir diğer ismiyle Apo Xelil) Hakk’a yürümesine dair taziye mesajı yayınlayan Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Ateş’in sürgün olarak geldiği Almanya’da dahi ileri yaşına rağmen demokrasi mücadelesi içerisinde yer aldığını kaydetti.

    “İLERİ YAŞINA RAĞMEN MÜCADELEYİ GÖREV BİLDİ”

    Demokratik Alevi Federasyonu’nun açıklaması şöyle:

    “Bir değerimiz daha aramızdan göçtü. İnançlı, kararlı, davasına bağlı ve sadık bir can dostumuzu daha kaybetmiş olmanın derin üzüntüsü içindeyiz. Toprağına, kutsallarına, inancına ve inanç değerlerine sevdalı canımız, büyüğümüz Halil Ateş abimiz Hakk’a yürüdü.

    2014 yılında MGK’nin Çöktürme Planı ile Demokratik Siyasetin tasfiye edilmek istenmesinden Halil canımız da nasibini almıştı. O da 15 Temmuz darbe tiyatrosu sonrasında AKP- MHP faşist iktidarının Kürtlere, Alevilere, yurtseverlere ve devrimcilere dönük zulüm ve baskı politikaları sonucu kutsal topraklarını terk ederek Almanya’ya gelmek zorunda kalmıştı. Almanya’ya gelir gelmez ileri yaşına rağmen mücadele içinde olmayı görev bildi. Hem siyasal alanda, hem sosyal, kültürel ve inanç alanında büyük bir özveri ve fedakarlıkla üzerine düşenleri yerine getirmeye çalıştı.

    “ONUN ÖZLEMLERİNİ GERÇEKLEŞTİRMENİN KARARLIĞINDA OLACAĞIZ”

    2021’de covid virüsü onu etkin ve faal olmaktan alıkoydu. Ancak o, bu ilet hastalığa rağmen diline, kimliğine, inancına ve kültürüne sahip çıkmaktan da bir an olsun geri durmadı. Dergah ve Komel çevresindekilerin Halil abisi, yoldaşı ve canı olarak Dortmund’da kimseye nasip olmayan itibarın ve sevginin adı oldu. Halil canımızı çok sevdiği kutsal topraklarına sağ gönderememenin büyük acısı ve ezikliğini yaşıyoruz. Ona sözümüz olsun ki nahak zihniyetin inkar, asimilasyon ve soykırıma karşı mücadele de daha kararlı ve daha örgütlü olacak, onun özlem ve taleplerini gerçekleştirmenin kararlığında olacağız. Devrin daim, yıldızlar yoldaşın olsun! Mekanın gönüller olsun! Oxur bo Apo Xelil!”

    PİRHA/ALMANYA

  • Dersim Soykırımı Mağdurları İnisiyatifi Bileşenleri: Dersim kültürel soykırımla karşı karşıya!

    Dersim Soykırımı Mağdurları İnisiyatifi Bileşenleri: Dersim kültürel soykırımla karşı karşıya!

    PİRHA-Dersim Soykırımı Mağdurları İnisiyatifi Bileşenleri, Dersim’de Kürt Aleviler üzerinde uygulanan asimilasyon politikalarına dikkat çekmek amacıyla açıklama yaptı. İnisiyatif bileşenlerinin açıklamasında “Öteden beri ağır bir kuşatma altında tutulan Dersim coğrafyası ve toplumu, tarihinde hiç olmadığı kadar çok katmanlı kültürel kırım politikalarıyla karşı karşıyadır” vurgusu öne çıktı.

    Dersim merkezli sivil toplum örgütleri, devlet tarafından yürütülen asimilasyon politikalarının artış gösterdiğini belirterek dayanışma çağrısı yaptı.

    Dersim Soykırımı Mağdurları İnisiyatifi Bileşenleri, Dersim halkının hiç olmadığı kadar kültürel soykırımla karşı karşıya bırakıldığını vurguladı.

    “DERSİM, AĞIR BİR KUŞATMA ALTINDA!”

    Yazılı yapılan açıklamada, AKP-MHP hükümetinin asimilasyon politikalarına değinilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Kendine özgü sosyo-kültürel özelliklerinden ötürü, öteden beri ağır bir kuşatma altında tutulan Dersim coğrafyası ve toplumu, tarihinde hiç olmadığı kadar çok katmanlı kültürel kırım politikalarıyla karşı karşıyadır. Uzun erimli bu politikalar gerek zorla gerek yaşam alanlarının daraltılması sonucu yoğun göçe sebebiyet vermiştir. Böylece günümüzde Dersim toplumu dört bir yana dağılmış; insansızlaştırılan coğrafyada kültürel kimliğin can damarları kesilerek, kendisini farklılığıyla yaşatma ve geleceğe taşıma problemi ile karşı karşıya bırakılmıştır. Topraklarından kopma sonucu kuşaklar arası aktarım büyük oranda kesintiye uğramıştır. Alevi inancının omurgasını oluşturan ocak-talip-rayber-pir-mürşit ilişkisi, geri döndürülemeyecek şekilde tahrip olmuştur. Kutsal mekanlar mana kaybına uğramış, toplumsal hafızanın taşıyıcısı söylenceler başkalaştırılmıştır. Alevi inancında kutsal görülen doğa, maden ve baraj şirketlerinin yağma alanına dönüştürülmüştür.

    Yüz yılı aşkın süredir yapılmak istenenler, en açık biçimde 1933 tarihli Jandarma Umum Komutanlığı raporunda, “Yavuz’un gazabı olmasaydı bugün güzel Anadolu’muzda bir tek Sünni’ye tesadüf etmezdik. Eğer Yavuz’un gazabı Dersim’in yalçın dağları içine girebilmiş olsaydı, herhalde Dersim’i, bugün maddi ve manevi başka bir yol üzerinde görürdük,” şeklinde dile getirilmiştir. Yavuz’un gazabından arzu edilen, Sünni Hanefi ve Türkleşmiş Dersim’dir.

    İşte, cumhuriyetin toplumsal mühendislik politikalarıyla desteklenen bu stratejik plan, “Türkiye’nin yeni yüzyılı,” olarak nitelendirilen bu yüzyılda, Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde, AKP/MHP iktidarınca, nihayete ulaştırılmak istenmektedir.

    “Şehirlerin medenileşmesinde en büyük pay camilerdir,” diyerek “ötekini” kendince hizaya sokmayı buyuran Erbaş, Birleşmiş Milletler sözleşme ve bildirgelerini hiçe saymış, asimilasyonist politikaları derinleştireceklerini açıkça ortaya koymuştur. Birleşmiş Milletler (BM) Yerli Halklar Bildirgesi, “Halkların kendilerini farklı addedebileceklerini ve onlara bu özellikleriyle saygı gösterileceğini, teyid eder. İnsanlığın ortak mirasını teşkil eden medeniyet ve kültürel zenginliğe tüm halkların katkı yaptığını bildirir.

    BM’nin bu ilkesel yaklaşımına karşın, Erbaş, bir Alevi şehrinde salt camileri medenileşmenin merkezine koyarak, fetihçi bir tutum sergilemiştir. Bu kültür fetihçi akla göre “medenileştirilmesi” gereken, Dersim toplumu ve inancıdır. Konuşmanın bütününden çıkarılacak olan da budur.

    “12 EYLÜL CUNTASI GÜNCELLENEREK SÜRMEKTEDİR”

    Bu kolonyalist ve kültür fetihçi söylemin ne anlama geldiğini, Dersim toplumu, “medenileştirme harekatı” olarak lanse edilen 1938 soykırımıyla deneyimlemiştir. Çok açıktır ki, Erbaş’ın sözleri ile dile getirilen, inancın ve kültürün “medenileştirilmesidir.” Ayrıca şehrin genelinde cami sayısının 117 olduğunu ve ekseriyetinin, 12 Eylül cuntasınca özel görevlendirilen General Vali Kenan Güven zamanında yapıldığı bilinmektedir. Kenan Güven’in bir diğer icraatı da binlerce Dersim’li çocuğu ailelerinin rızası hilafına, yatılı imam hatip okullarına göndermek olmuştu. İşte, 12 Eylül cuntasının bu politikası ve ruhu güncellenerek sürdürülmektedir.

    Önemle belirtmek isteriz ki, bu aşamada kurucu devlet aklının icracılarına, mevcut politikalarından vazgeçme çağrısı yapmanın bir karşılığı olmayacaktır. Bu akıl, İttihat Terakki’den bu yana varlığını, ötekinin yokluğu üzerine kurmuş olup, bu politikayı sürdürmede ısrarlı ve kararlıdır. Yapılması gereken bu politikalardan mağdur olan tüm toplumsal kesimlerin ortak hareket tarzını yaratabilmek, böylece kuşatmayı kırabilmektir. Bu kapsamda en başta tüm Dersimlileri, farklılıklarını koruyarak, Dersim’i savunma ortak paydasında bir araya gelmeye çağırıyoruz. Gün kendi aramızdaki farklılıklara odaklanma ve ayrılıkları derinleştirme günü değil, birlikte hareket etme günüdür.”

    PİRHA/DERSİM

  • FEDA ve DAKB: Rojava Devrimi, inancımızın ’72 millete bir nazarda bakma’ düsturunu hayata geçirmiştir

    FEDA ve DAKB: Rojava Devrimi, inancımızın ’72 millete bir nazarda bakma’ düsturunu hayata geçirmiştir

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Rojava Devrimi’nin dünya halklarına umut olduğunu belirterek, “Bizler Rojava devrimini, Reya Haq inancının amaçları olan barış, adalet, özgürlük ve eşitlik taleplerinin gerçekleştiği bir devrim olarak görüyor ve selamlıyoruz” dedi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Rojava Devrimi’nin 12. yıl dönümü dolayısıyla yazılı açıklama yaptı.

    Halkların DAİŞ barbarlığını kabul etmeyerek görkemli bir direniş sergilediğine dikkat çekilen açıklamada, bu devrimin Suriye’de yaşayan Hristiyanların, Müslümanların, Ezidilerin ve Reya Hak inancının, Arapların, Türkmenlerin, Ermenilerin,  Süryanilerin somut taleplerinin gerçekleştiği bir devrim olduğuna vurgu yapıldı.

    “Rojava devrimi din, dil, etnik kimlik ve siyasi düşünce farklılıklarını ortak yaşamda buluşturmuş, inancımızın “72 millete bir nazarda bakma…” düsturunu hayata geçirmiştir” denilen açıklamanın devamında şunlar belirtildi:

    “DAİŞ’E KARŞI DESTANSI BİR DİRENİŞ”

    Bugün Rojava Devrimi’nin yıldönümü yaşanmaktadır.  12 yıl önce  günümüzün  Yezid’i olan DAİŞ, Suriye ve Irak topraklarını da kapsayan geniş bir alanı işgal ederek kanlı  egemenliğini kurmaya çalışmıştı. DAİŞ, bu amaçla her tarafa saldırmış, yakıp yıkmış, insanları vahşice katlederek inkarcı zihniyetin yönlendirmesi ile Rojava topraklarına kadar ilerlemişti.

    Kuzey Doğu Suriye halkları Suriye devletinden daha fazla örgütlü olmanın, daha yüksek düzeyde bir yurtseverlik duygusuna sahip olmanın ve haklı olmanın bilinciyle, DAİŞ Yezitlerinin bu işgalini ve zorbalığını kabul etmemiş ve bunu önlemek için destansı bir direniş geliştirmişlerdir. Bütün engellere ve zorluklara rağmen Kürt halkının değerli evlatlarının destansı  direnişlerinin sonucunda Kobani düşmemiştir.

    “72 MİLLETE BİR BAKMA DÜSTURUNU HAYATA GEÇİRMİŞTİR”

    “Rojava devrimi din, dil, etnik kimlik ve siyasi düşünce farklılıklarını ortak yaşamda buluşturmuş, inancımızın “72 millete bir nazarda bakma…” düsturunu hayata geçirmiştir. Halkların ve inançların  bir arada, kardeşçe yaşayabildiği ve eşit temsil edildiği halk meclisleriyle kendi kendilerini yöneten, kadının özgürlükçü  iradesinin en güçlü şekilde varlığını ifade edildiği ve bir sistemi oluşturmuştur.

    Rojava devrimiyle, halkların ve inançların bir arada ve kardeşçe yaşayabildiği, eşit temsiliyetin esas alındığı halk meclisleriyle kendi kendilerini yönettiği, kadın özgürlükçü iradenin en güçlü şekilde ifade edebildiği ve sisteme kavuşturulduğu bir toplumsal yaşam hakikatı gerçekleşmiştir.

    Dolayısıyla Rojava devrimiyle oluşturulan  sistem, aynı zamanda Reya Hak inancının değerlerinin somut olarak gerçekleştiği bir sistem olmuştur. Bu anlamda Rojava devrimi  sadece Kürt halkı için değil aynı zamanda Suriye’de yaşayan Hırıstıyanların, Müslümanların, Ezidilerin ve  Reya Hak inancının, Arapların, Türkmenlerin, Ermenilerin,  Süryanilerin  somut taleplerinin gerçekleştiği bir devrimdir.

    “SELAMLIYORUZ”

    FEDA ve DAKB olarak bizler, Rojava devrimini, Reya Haq inancının amaçları olan barış, adalet, özgürlük ve eşitlik taleplerinin gerçekleştiği bir devrim olarak görüyor ve  selamlıyoruz. Bu anlamda Rojava devrimini korumanın ve savunmanın bütün Reya Hak yolcularının ve tabii ki her insanın en zorunlu ve en doğal  görevi ve hakkı olduğuna düşünüyoruz. Haktan ve hakikatten yana olan herkesin, Rojava devrimini sahiplenmesi, zulme ve savaşa karşı birlikte mücadele ederek daha çok ve yeni Rojavalar yaratması gerektiğine inanıyoruz.”

     

     

     

     

  • Yazar Ali Köylüce: Bu kadar katliam münferit olsa bin yıl devam eder mi?-VİDEO

    Yazar Ali Köylüce: Bu kadar katliam münferit olsa bin yıl devam eder mi?-VİDEO

    PİRHA- Hamburg Hak Evi, Madımak ve Çorum katliamlarınında yaşamını yitirenleri anma etkinliği düzenledi. Yazar Ali Köylüce, “Tarihin akışı içerisinde Alevi toplumunun zamanını, gündemini en çok anmalar meşgul ediyor” dedi. HDP’nin eski milletvekili Fatma Kurtulan da, “Bu katliamlar sadece fiziksel olarak bizi ortadan kaldırmaya hizmet etmiyor. Aynı zamanda yaşadığımız yerin demografik yapısını da değiştiriyorlar” ifadelerini kullandı. 

    Demokratik Alevi Federasyonu’na bağlı Hamburg Hak Evi, Sivas Madımak ve Çorum katliamlarında yaşamını yitiren Alevileri andı.

    Anmaya konuşmacı olarak Yazar Ali Köylüce ve HDP’nin eski Van Milletvekili Fatma Kurtulan katıldı.

    “ALEVİ TOPLUMUNUN GÜNDEMİNİ EN ÇOK ANMALAR MEŞGUL EDİYOR”

    Tarihin akışı içerisinde Alevi toplumunun zamanını, gündemini en çok meşgul eden şeyin anmalar olduğunu vurgulayarak konuşmasına başlayan Yazar Ali Köylüce, “Ben buna katliamlar silsilesinin birer örneği olarak değineceğim. 2 Temmuz Madımak ve 1980 Çorum. Selçuklu’dan bu yana devam eden katliamların sadece iki tanesi. Yani düşünebiliyor musunuz? 1239’da kayıt altına alınan Baba İshak, 1417’de Börklüce Mustafa, 1419’da Torlak Kemal, 1420’de Şeyh Bedrettin, 1511’de Şahkulu ve bu liste devam edip nereye kadar geliyor? 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’na kadar” dedi.

    “KENDİNİ BİLMEZ İKİ ÜÇ KAFADARIN SALDIRISIYLA 1000 YIL KATLİAM DEVAM EDER Mİ”

    Devamında İstanbul’da bir de Gazi ve Ümraniye’de yapılan katliamlar olduğunu belirten Köylüce, şunları ifade etti:

    “Şimdi soru şu. Bu kadar katliamın peş peşe olmasının münferit, kendini bilmez, yoldan çıkmış iki üç kafadarın saldırısıyla bu kadar beş yüz yıl, bin yıl katliam devam eder mi? Etmez. Türkiye Cumhuriyeti’ne devredilen bir politikayı bütün Aleviler biliyor. Bu devreden politika neydi? Bu devreden politika İttihat ve Terakki’den Cumhuriyete gelen Türk İslam sistemine dayalı bir ulus devlet yaratmak. Ulus devleti yaratmak için o iki kritere uymayan her kim varsa hedefe kondu ve bu sadece katliam uygulayarak da değil, soykırım olarak yani dünyada Birleşmiş Milletler’in 9 Aralık 1948’de kayıt altına aldığı soykırım uygulaması olarak tarif edebileceğimiz standartlarda bir uygulama. Çünkü soykırım da ölçü ne? Bir gruba mensup olanların öldürülmesi deniyor.”

    “İNSANLAR DİRİ DİRİ YAKILARAK CANLI YAYINLARLA İZLETTİRİLDİ”

    Ardından söz alan ve Alevilerin tarihinde çok büyük acılar yaşandığını, bu acılardan ikisinin Çorum ve Madımak olduğunu söyleyen HDP’nin eski Van Milletvekili Fatma Kurtulan ise “İnsanlar diri diri yakılarak canlı yayınlarla Türkiye’nin her yerine izlettirildi. Bir katliam yaşadık” dedi.

    Bu katliamların ilk olmadığı gibi sonrasının da olduğunu vurgulayan Kurtulan, “Cumhuriyet öncesi de katliamlara maruz kalan bir inancın sahibiyiz hepimiz. Aynı zamanda Cumhuriyetle birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisini inşa ettiği süreçlerde büyük sancılarla haklarımızı alma, demokrasi adına taleplerimizi hayata geçirme adına verdiğimiz mücadelenin kanlarla bastırıldığını, terörize edildiğini hepimiz biliyoruz. Ne yazık ki bu devam etti. Sonradan hala günümüzde de değişik politikalarla üzerimizdeki baskı, asimilasyon ne yazık ki devam ediyor” şeklinde konuştu.

    “BU KATLİAMLARLA AYNI ZAMANDA YAŞADIĞIMIZ YERİN DEMOGRAFİSİNİ DEĞİŞTİRİYORLAR”

    “Maraş katliamı failleri bulunsaydı, yargılansaydı, arkasındaki sorumlular da bulunup yargılansaydı Çorum olmayacaktı. Çorum’un bulunsaydı Sivas olmayacaktı” diyen Kurtulan şunları kaydetti:

    ” Şu an bizler de dünyanın dört tarafına savrulmuş, inancımızı sonradan kendi çabamızla, emeğimizle öğrenme, yaşatma çabasına girmezdik. Ne yazık ki bizler gerçekten bu katliamlarla birlikte şuna maruz kalıyoruz. Yani sadece fiziksel olarak bizi ortadan kaldırmaya hizmet etmiyor bu katliamlar. Aynı zamanda bulunduğumuz toprağın, vatanımızın, yaşadığımız yerin demografik yapısını da değiştiriyorlar. Bizi dünyanın dört bir tarafına sürme ve inancımızı artık unutma, unutturma amacı da taşıyor bu katliamlar. Ben de bir katliam yaşanan Maraş’ta, çocuk yüreğimde sırasını bekleyen biriyim. Bunun hepimiz üzerinde büyük etkileri var. Bu sistem, bu zihniyet diyor ki, olur da ayağa kalkarsan, haklarını talep edersen, inancını özgürce yaşamak istersen Çorum’u unutma, Sivas’ı unutma, Dersim’i unutma. Yani Sivasları unutma diyor bize. Bu mesajı veriyor.”

    PİRHA/HAMBURG

  • FEDA’dan Sivas Katliamı açıklaması: Devlet Alevilerin örgütlenmesini tehlike olarak gördü!

    FEDA’dan Sivas Katliamı açıklaması: Devlet Alevilerin örgütlenmesini tehlike olarak gördü!

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Sivas Katliamı’nın 31. yılında yaptığı açıklamada, devletin Alevilerin öz güçleri üzerinden örgütlenmelerini ve kendi hakikatleri ile giderek yüzleşmelerini kendisi açısından tehlike olarak gördüğünü belirterek, katliamın bu temelde gerçekleştirildiğini kaydetti. Açıklamada, “Tekçi zihniyetten beslenen AKP-MHP faşist iktidarı da bir kez daha Alevilere, Kürtlere ve demokrasi güçlerine katliam ve soykırımı dayatıyor” denildi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), 2 Temmuz Madımak Katliamı’nın 32. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, hayatını kaybedenleri anarak, bu katliamın halen kanayan bir yara olduğunu belirtti.

    Açıklamada, devletin Kürt ve Alevi sorununu, meşru demokratik yollarla çözmek yerine, her seferinde katliam ve soykırımı dayattığı belirtilerek, Özel Harp Dairesi üzerinden halklara, inançlara dönük fiziki, siyasi, kültürel ve sosyal soykırımı uygulamanın görev bilindiği vurgulandı.

    “TAMAMLANMAMIŞ GÖREV DEVAM EDİYORDU”

    Demokratik Alevi Federasyonu açıklamasının tamamı şöyle:

    “Aziz Nesin, Metin Altıok, Hasret Gültekin, Asım Bezirci ve Nesimi Çimen gibi tanınmış şahsiyet, sanatçı, siyasetçi ve yazarlardan oluşan grup, dört gün sürecek şenliklerde söyleşilerde bulunmak, kitaplarını imzalatmak, şarkılar söylemek, deyiş, nefes ve duvazlarını seslendirmek üzere Sivas’taydı. Pir Sultan Abdal Anma Etkinliği’nin ikinci günü 2 Temmuz 1993’te, cuma namazı çıkışında toplanan gerici faşist grup, etkinliğin yapıldığı alanı sloganlar eşliğinde, tekbir getirerek basarlar. Etkinlikte bulunan yazar ve sanatçılar, Madımak Oteli’ne sığınmak zorunda kalırlar. Alevilere ve devrimcilere karşı devlet tarafından örgütlendirilen bu güruh otelin etrafını sarar. Tekbir sesini duyanların katılımı ile kısa sürede sayıları on binlere ulaşan bu faşist güruh ‘Laik kafirlere ölüm’ diyerek oteli ateşe verirler. Devletin valisi, polisi, askerinin yanı sıra dönemin hükumeti, saatler boyu devam eden bu kuşatmaya sessiz kalırlar. Çünkü inkârcı ve katliamcı ulus devletin farklı ve öteki olanlara karşı ‘tamamlanmamış görevi’ ve ‘bitmemiş suç’ pratiği devam ediyordu.

    ALMAN DEVLETİNİN ROLÜ

    Toplumsal, kültürel ve siyasal aydınlanma şenliğin üzerine saldırtılan ve sevk edilen bu güruh tarafından çıkarılan yangında, 33 canımızın kimisi dumandan vahşice boğularak, kimisi de hunharca yanarak yaşamını yitirdi. Dışarı çıkmak isteyen otel çalışanları linç edildi. Madımak oteli çevresine bindirilmiş faşist güruh, is ve yanık et kokusunda çılgına dönmüş, önüne gelen her şeyi yakıp yıkmanın saldırganlığı içindeydi. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller ‘Çok şükür otel dışındaki vatandaşlarımız bir zarar görmemiştir’ demiş, 2014 yılında Yargıtay’ın, davanın zaman aşımını onaması üzerine, Başbakan Erdoğan ‘Hayırlı olsun’ deme pervasızlığında bulunmuştu. Alman Devleti de Türk Devleti ile iş birliği içinde hareket ederek, gerek Alevi örgütlerinin, gerekse de Almanya ilerici muhalefetinin taleplerine rağmen Madımak sanıklarının yargılanmalarına çalışmadı. Başbakanlara bunu söyleten Türk Devleti’nin bitmeyen suç pratiğidir.

    “ALEVİLERİN ÖRGÜTLENMESİ TEHLİKE OLARAK GÖRÜLDÜ” 

    Soykırımcı İttihat ve Terakki zihniyetinin birinci dünya savaşı koşullarında Müslüman olmayan halklara dönük yürüttüğü soykırım, ulus devletin inşası süreci ile birlikte Müslüman ve Türk olmayan Kürt Alevilerine ve Türk olmayan Kürtlere dönük sürdürülür. Tekçi, inkârcı, katliamcı ve soykırımcı bu zihniyetin Alevilere, Kürtlere, devrimcilere, sosyalistlere karşı ‘tamamlanmamış görev’ olarak addettikleri katliamlardan biri de Sivas’tır. 1920-1921 yıllarında Koçgiri soykırımı ile Kürtleri Ankara’dan uzaklaştırmanın stratejisi ile hareket eden devlet, 1978’de Maraş, 1980’de Çorum ve 1993’te Sivas’ta Kürt- Alevi karşıtı stratejisi gereğince ‘suç pratiğini’ sürdürdü. 1925 Şark Islahat Planı ile genelde Kürtleri, özelde Kürt Alevileri, ‘Yeşil Kuşak’ dışına hapsetmek, direnenleri ortadan kaldırmak, geride kalanları ise asimile etmek devletin bekası olarak hep görüldü. Ancak siyasal, kimliksel, dilsel ve kültürel sorun olması nedeni ile üstesinden gelemedikleri ulusal ve kültürel bu sorunlar kangrenleşmiş, giderek bölgesel ve uluslararası soruna dönüşmüş bulunuyor. Kürt ve Alevi sorununu, meşru demokratik yollarla çözmek yerine, her seferinde katliam ve soykırımı dayatan Türk devleti, TSK bünyesindeki Özel Harp Dairesi üzerinden halklara, inançlara, sosyalistlere dönük fiziki, siyasi, kültürel ve sosyal soykırımı yaşattı, yaşatıyor. 1990’ yıllarda Kürt siyasal hareketi, toplumun sivil demokratik örgütlenmesi perspektifi ile başta Kürt Alevileri olmak üzere, bir bütün Alevilerin öz güçleri üzerinden örgütlenmelerini ve kendi hakikatleri ile yüzleşmeleri çalışmaları içinde olunca, devlet bunu kendisi için tehlike olarak gördü. Ulus devletin inkârcı ve katliamcı politikaları ile ön alamadığı siyasal, toplumsal ve kültürel aydınlanma hareketi, Ankara’nın yanı başında, ulus devletin temellerinin atıldığı Sivas Kongresi’nin gerçekleştiği Sivas’ta yaşanıyor olması, ulus devlet tarafından kabul edilmez görüldü. Türk ulus devletinin yok saydığı Kürtler, Aleviler, sosyalistler ve aydınlar yan yana gelmiş, topluma yeni bir umut ışığı yakmışlardı.

    “BİR OLMANIN, BİRLİKTE OLMANIN ZAMANI”

    Devletin bekası için kabul edilmez olan bu gelişme, Özel Harp Dairesi’nce önlenmeli, kriminalize edilmeliydi. O nedenle devletin yasama, yürütme ve yargısı el birliği içinde olmuş, askeri ve sivil bürokrasisi katliamı önlemek yerine, kolaylaştıran olmuşlardır. Aynı zihniyetten beslenen AKP-MHP faşist iktidarı da bugün Alevilere, Kürtlere ve demokrasi güçlerine katliam ve soykırımı dayatıyor. Bizleri farklılıklarımızla ayrıştıran, karşıtlaştırıp düşmanlaştıranlara inat, halkların ve inançların kardeş olduğunu göstermenin zamanıdır. Tekçi devlet zihniyetinin ve iktidar sahiplerinin oyununa gelmemek, mazlum ve mağdur Anadolu ve Mezopotamya halkları ve inançları olarak ‘Bir Olmanın, Birlikte Olmanın Zamanıdır’ diyoruz. ‘Yol Bir Sürek Bin Bir’ düsturundan hareketle farklılıklarımızı zenginlik kabul edecek, demokratik, özgür yaşamı birlikte inşa edeceğiz. Yaşasın Halkların ve İnançların Kardeşliği!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • FEDA: Gökçek’in açıklamaları Alevilere karşı düşmanlığı körükleme ve soykırım çağrısıdır; yargılanmalıdır!

    FEDA: Gökçek’in açıklamaları Alevilere karşı düşmanlığı körükleme ve soykırım çağrısıdır; yargılanmalıdır!

    PİRHA- Eski Ankara Büyükşehir Belediyesi Melih Gökçek’in, Alevilerin Hakk’a yürüme erkanına saygısızlık eden açıklamasının aynı zamanda Alevilere karşı sürdürülen düşmanlığı körükleme, katliam ve soykırım çağrısı olduğunu ifade eden FEDA, “Alevilere yönelik katliamlara ve soykırımlara yol açacak bu ifadelerinden dolayı Melih Gökçek, Maraş soykırımının provokatörü Ökkeş Kenger’in yaşlı versiyonu olarak yargılanmalı ve hak ettiği şekilde cezalandırılmalıdır. Biz Alevilerin Alevilere ve Aleviliğe dair özensiz bir dil kullanılmasına tahammülümüz yoktur” dedi.

    Çoğunlukla yolsuzluk ve skandallar ile gündeme gelen eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, X hesabından Alevilerin Hakk’a uğurlama erkanına hakaret etti. Bağlama ve deyişler ile Hakk’a uğurlanan Sanatçı Güven Çoşkuner’in erkanını paylaşan Gökçek, “Yakında orkestra ile gömülenleri görürseniz şaşırmayın’ diyerek Alevilerin Hakk’a uğurlama erkanına saygısızlık etti.

    Konuya dair, ‘Melih Gökçek’in Alevi cenaze erkanına dair nefret söylemini reddediyoruz” başlığıyla bir açıklama yayınlayan Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Melih Gökçek’in bu nefret söyleminin arkasında karanlık kanlı planlamaların bulunması ve bu düşmanca söylemden hareketle ilerleyen süreçlerde, Alevilere veya Alevi cenazelerine saldırıların geliştirilmesinin mümkün olduğuna işaret etti.

    Gökçek’in söylemlerinin bir devlet aklı olduğu hatırlatılan FEDA açıklamasında, amaçlarının Alevileri bir yandan devlet eliyle asimile etme, diğer yandan da korkutarak kültürel soykırıma ortam hazırlamak olduğu ifade edilerek, “Ayrıca Alevi toplumu ve demokratik Alevi kurumu FEDA olarak, Melih Gökçek’in yaptığı bu aşağılamaya karşı adalet kurumlarının harekete geçmesini bekliyor ve talep ediyoruz” denildi.

    “GÖKÇEK’İN AÇIKLAMASI ALEVİLERE YÖNELİK KATLİAM ÇAĞRISIDIR”

    Demokratik Alevi Federasyonu’nun açıklaması şöyle:

    Antalya/Elmalı’ya bağlı bir Türkmen Alevi Tahtacı köyü olan Akçaeniş Köyü’nde Hakka yürüyen saz ve söz ustası Güven Coşkuner canın cenaze erkanında saz çalınması üzerine, Melih Gökçek Alevilerin inancını aşağılayıcı söylemde bulunmuştur. Recep Tayyip Erdoğan ile Fetö’nun pinpon topu AKP’li Melih Gökçek, yapılan cenaze erkanıyla ilgili X hesabında “Hayda… Bunu da gördük. Yakında orkestra ile gömülenleri görürseniz şaşırmayın. Antalya’da ölmüş adama saz bile çaldılar.” diyerek yaptığı bu soykırımcı açıklamasıyla, Alevi cenaze erkânına saygısızlık yapmıştır. AKP’li Melih Gökçek’in bu açıklaması aynı zamanda Alevilere karşı sürdürülen düşmanlığı körükleme, katliam ve soykırım çağrısıdır. Çünkü yakın tarih bu tür nefret söylemlerinin devamında neler olduğunu gösteren kanlı örneklerle doludur.

    “ALEVİLERİ KORKUTARAK KÜLTÜREL SOYKIRIM ORTAMI HAZIRLIYORLAR”

    Aleviler “camiyi yaktılar” söyleminden sonra Maraş soykırımı yapılmıştır. Sivas’ta soykırımcı saldırılar, “Aleviler, camiye saldırdılar,” dendikten sonra yapılmıştır. Bütün bunları çok iyi bilen Melih Gökçek’in bu nefret söyleminin arkasında karanlık kanlı planlamaların bulunması ve bu düşmanca söylemden hareketle ilerleyen süreçlerde, Alevilere veya Alevi cenazelerine saldırıların geliştirilmesi çok mümkündür. Anlaşılan Melih Gökçek, efendisi Erdoğan’ın söyleyemediklerini söyleyerek, kendisine verilen görevi yerine getirmektedir. Amaçları; Alevileri bir yandan devlet eliyle asimile etmeye, diğer yandan da korkutarak kültürel soykırıma ortam hazırlamaktır. Alevi toplumu Melih Gökçek’in bu açıklamasının ne anlama geldiğini ve neleri amaçladığını iyi biliyor. Ne Aleviler ne de demokratik kamuoyu Alevilere yönelik devlet eliyle yapılmış soykırımları ve soykırımcı saldırıları unutmadı, unutmayacaklardır.

    “ADALET KURUMLARININ HAREKETE GEÇMELİ, GÖKÇEK YARGILANMALI”

    Ayrıca Alevi toplumu ve demokratik Alevi kurumu FEDA olarak, Melih Gökçek’in yaptığı bu aşağılamaya karşı adalet kurumlarının harekete geçmesini bekliyor ve talep ediyoruz. Alevilere yönelik katliamlara ve soykırımlara yol açacak bu ifadelerinden dolayı Melih Gökçek, Maraş soykırımının provokatörü Ökkeş Kenger’in yaşlı versiyonu olarak yargılanmalı ve hak ettiği şekilde cezalandırılmalıdır. Biz Alevilerin Alevilere ve Aleviliğe dair özensiz bir dil kullanılmasına tahammülümüz yoktur. Hiç kimsenin Aleviliğe “don biçmeye”, Alevi ritüellerini küçümsemeye hakkı da yoktur, haddi de değildir. Hele hele adı sayısız usulsüzlüklerle bir arada anılan Melih Gökçek gibilerinin buna tevessül etmeleri bile Alevi toplumu tarafından şiddetle reddedilmektedir. Unutulmasın ki Aleviler, yalnız Hallac-ı Mansur gibi derileri yüzülenler olmadılar, aynı zamanda Emevi zalimlerinin iktidarını yıkanlar da Eba Müslim gibi Ulu Alevi önderleriydi. FEDA olarak bütün Alevi toplumunun duyarlılığını ve tepkisini, içtenlikle paylaşıyoruz.

    Bir kez daha diyoruz ki Alevilikten ve Alevilerden elinizi çekin! Aleviliği yok etmeye gücünüz yetmeyecektir. Bütün Alevi düşmanlarına inat, Alevilik ve Reya Hakk inancı, bin yıllardır nasıl yaşadı ve nasıl bu günlere geldiyse bundan sonrada aynı şekilde yaşayacak ve geleceğe taşınacaktır. Alevi cenaze erkanını aşağılamak insanlık suçudur. Melih Gökçek yargılanmalı ve Alevilerden özür dilemelidir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • FEDA: Newroz’u hak almak için mücadele edilen bir gün olarak kabul ediyoruz

    FEDA: Newroz’u hak almak için mücadele edilen bir gün olarak kabul ediyoruz

    PİRHA- 21 Mart Newroz Bayramı nedeniyle yazılı bir açıklama yapan Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), “Newroz’u hak almak için mücadele edilen bir gün olarak kabul ediyoruz. Bu Newroz’da Alevilere yönelik baskılara ve asimilasyon politikaların her türlüsüne şiddetle karşı çıktığımızı belirtmek istiyoruz” dedi.

    21 Mart Newroz Bayramı dolayısıyla yazılı bir açıklama yapan Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), ‘Newroz’un Dehakların zulmüne karşı Kawa’nın direnciyle kutlandığını hatırlattı.

    Yeni bir günün, yeni bir geleceğin ilk adımı olan Newroz’un, doğanın ve cümle canların hayatlarının canlandığı gün olduğu belirtilen açıklamada, “Newroz, her dilde, her yerde ve her zamanda, zulme başkaldırının adı olarak binlerce yıldan beri kutlanmıştır, kutlanmaktadır. Bizler de hem inancımız gereği hem de ulusal kimliğimizden dolayı Newroz’u kutluyoruz” denildi.

    “TARİH BOYUNCA ZALİMLERE KARŞI MÜCADELE ETMİŞ BİR İNANCIN SAHİPLERİYİZ”

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Değerli canlar, tarihimiz boyunca zalimlere karşı mücadele etmiş bir inancın sahipleriyiz. Dün pirlerimiz neden zalim sultanlara, padişahlara ve onların kapı kulları olan Hızır Paşalara karşı mücadele etmişse, bizlerde bugün aynı şekilde günün zalimlerine karşı mücadele edeceğiz, ediyoruz.

    Arada geçen zaman içinde nasıl zalimler, bizlerin haklarını gasp etmekten, bizleri ezmekten, inancımızı yok saymaktan vazgeçmemişlerse, bizlerde bunlara karşı mücadele etmekten vazgeçmedik.

    O nedenle biz Raya Haq inancının yolcuları olarak inancımızı yok etmek isteyen, cemevlerimizi gasp etmek için her türlü baskıyı ve kirli ilişkiyi kullanan, çocuklarımızı ÇEDES projeleriyle ‘yol’dan çıkmaya zorlayan bu sisteme karşı mücadele etmeye devam ediyoruz.

    “İNANCIMIZ HAKSIZLIKLARA KARŞI ÇIKMAYI GEREKTİRMEKTEDİR”

    İnancımız, her yerde ve her biçimde haksızlıklara karşı çıkmayı gerektirmektedir. Kürt olarak varlığımızı ortadan kaldırmak isteyenlere karşı bizlerin de söyleyecek bir sözü olmalıdır.

    Bu koşullarda Türkiye’de bir seçim yaşanmaktadır. DEM Parti’nin seçim çalışmaları, eşit yurttaşlık, barış ve özgürlük isteyen Aleviler, savaşa ve tecrite karşı mücadele eden Kürtler, yoksullukla boğuşan emekçiler, insanca ve özgürce yaşamak isteyen kadınlar için umut ve heyecan veren çalışmalar olarak izlenmektedir.

    Alevilerin sorunlarının ya gündeme gelmediği veya üstün körü yaklaşıldığı bu seçimlerde, DEM Parti dışındaki hiçbir parti Alevilerin sorunlarına ilgi göstermemiştir.

    “ALEVİLERİN DEM PARTİ’Yİ DESTEKLEMESİNİ ANLAMLI BULUYORUZ”

    Değerli canlar, bizler, sizlerle birlikte bu yaşananlara karşı yapacaklarımızı ve söyleyeceklerimizi söylemeyi sorumluluğumuzun gereği olarak görüyoruz. Bu nedenle FEDA olarak Newroz’u hak almak için mücadele edilen bir gün olarak kabul ediyoruz. Bu Newroz’da Alevilere yönelik baskılara ve asimilasyon politikaların her türlüsüne şiddetle karşı çıktığımızı belirtmek istiyoruz.

    31 Mart’ta gerçekleştirilecek olan yerel seçimlerde Alevi halkımızın demokrasiyi, özgürlüğü ve eşitliği savunan ve bunu gerçekleştirecek güveni veren DEM Parti’yi desteklemelerini özellikle anlamlı ve değerli buluyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Seyit Rıza ve yoldaşları Almanya’da DİK, FEDA ve cemevleri öncülüğünde anılacak

    Seyit Rıza ve yoldaşları Almanya’da DİK, FEDA ve cemevleri öncülüğünde anılacak

    PİRHA- İdam edilişinin 86. yılında Seyit Rıza ve arkadaşları DİK, FEDA ve yereldeki cemevleri öncülüğünde Almanya’da anılacak. 

    86 yıl önce Dersim’in önde gelenleri, seyitleri, Seyit Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildi.

    15 Kasım 1937 yılında Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza, oğlu ve yoldaşları için Dersim İnşa Kongresi (DİK), Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) öncülüğünde Hochtaunus ve Weil Am Rhein cemevlerinin desteğiyle anmalar yapılacak.

    WEİL AM RHEİN

    Weil am Rhein’deki anmada, ‘Dersim Tertelesi ve Seyit Rıza ve Yol Arkadaşlarının Yargılanma/İdam Süreci’ başlıklı panel gerçekleşecek.

    18 Kasım Cumartesi günü saat 20.00’de Weil am Rhein AKM Cemevi’nde yapılacak panele Yönetmen-Yazar Nezahat Gündoğan ve Demokratik Alevi Federasyonu Eş Genel Başkanı Demir Çelik panelist olarak katılacak.

    FRANKFURT

    Dersim İnşa Kongresi ve Demokratik Alevi Federasyonu ve Hochtaunus AKM Cemevinde öncülüğünde gerçekleşecek anmaya DİK Eş Başkanı Hülya Yer, HEDEP Dersim Milletvekili Ayten Kordu, FEDA Temsilcisi İmam Canpolat, Oberursel Alevi Kültür Merkezi Eş Başkanı Veli Balaban’ın yanı sıra sanatçılar Ferhat Tunç ve Hasan Sağlam katılacak.

    19 Kasım Pazar günü In Den Schwarz Wıesen 18, 61440 Oberursel adresinde gerçekleşecek anma saat 12.00’de başlayacak.

    PİRHA/ALMANYA

     

  • Kantarma Pirlerinden Mustafa Deprem’in Hakk’a yürüyüşünün 6. yılı

    Kantarma Pirlerinden Mustafa Deprem’in Hakk’a yürüyüşünün 6. yılı

    PİRHA- Kantarma pirlerinden Mustafa Deprem’in bugün Hakk’a yürüyüşünün 6’ıncı yılı.

    Pankreas kanseri nedeniyle  10 Kasım 2017’de Hakka yürüyen Kantarma pirlerinden Mustafa Deprem’in bugün aramızdan ayrılışının 6’ıncı yıldönümü.

    Deprem, son  olarak TV10’da hazırlayıp sunduğu “Yol Erkân” programında tarihten günümüze Alevi inancı ve toplumuna dair konular ele alıyordu.

    Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) ve TÖB-DER’de mücadele yürüten Deprem, uzun yıllar Almanya’nın Köln kentinde yaşıyordu. Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Pirler Kurulu’nda yer alan Mustafa Deprem, Maraş Girişimi bünyesinde de çalışmalar yürütüyordu. Deprem, sağlık durumundan dolayı çalışmalarına ara vermek zorunda kalmıştı.

    MUSTAFA DEPREM KİMDİR?

    70’lerin başından itibaren Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) ile başlayan siyasi mücadelesini bunun yanı sıra meslek örgütü olan dönemin etkin sendika hareketi TÖB-DER’de de yönetici olarak sürdürdü. 1970’ler ve 80’ler aynı zamanda mahkeme, yargı ve hapis hayatıyla da tanışma dönemi oldu. Özellikle 1980 Askeri Cunta döneminde, bütün diğer devrimci ve ilericilerle birlikte çok yoğun ve uzun süreli işkence ve hapis cezalarına çarptırıldı. 90’lı yıllardan itibaren Almanya’da siyasi mülteci olarak yaşamını sürdüren Mustafa Deprem Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Pirler Kurulu’nda ve Maraş Girişimi bünyesinde çalışmalar yürüttü. 2012’den itibaren ise TV10 televizyonunda “Yol Erkân” programını hazırlayıp sundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dortmund’ta ‘Asimilasyona karşı birlikte yaşam’ paneli: Dilimiz kayboluyor

    Dortmund’ta ‘Asimilasyona karşı birlikte yaşam’ paneli: Dilimiz kayboluyor

    PİRHA- Mezopotamya İnançlar Platformu Dortmund’ta ‘Asimilasyona karşı birlikte yaşam’ başlıklı panel düzenledi. Panele konuşmacı olarak katılan FEDA Genel Başkanı Demir Çelik Kırmancki dilinin kaybolan dillerden olduğuna dikkat çekerek “Devletimiz olmadığı, siyasal statüye kavuşamadığımız için biz de oto-asimilasyonla yaklaştığımız için dilimiz kayboluyor”dedi.

     

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Genel Başkanı Demir Çelik’in de katılımı ile Almanya’nın Dortmund kentinde ‘Asimilasyona karşı birlikte yaşam paneli yapıldı’. Panele Mezopotamya Dinler ve İnançlar Platformu ev sahipliği yaptı. Çelik konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Kapitalist modernite ile demokratik modernitenin iç içe yaşadığı Mezopotamya‘nın aşağı ve yukarı kısmındaki mücadele tarih boyunca kesintiye uğramadan bugünlere gelmiştir. Kapitalist modernite, demokratik moderniteyi ortadan kaldırmaktadır. Niçin biz ortak yaşam diyoruz. Bizim de parçası olduğumuz doğa ekoloji ya da ekosistem çokluğun çeşitliliğin fonksiyonuyla vardır, bizim de parçası olduğumuz ekolojik sistemin renkliliğini biz insanlarda taşıyoruz.”

    YOK OLAN 10 DİL ARASINDA KIRMANCKİ DE VAR

    Anadili olan Kırmancki’nin kaybolma tehlikesi altında olan dillerden biri olduğunu belirten Çelik, “Yeryüzünde 8 milyar insan var. Bu 8 milyar insanın üç renginden bahsediliyor. Siyah beyaz ve sarı ırk. Ama bugüne kadar 12.000’in üzerinde dilin konuşulduğu bugün itibari ile devletin, sistemin ortadan kaldırdıklarını bir yana bırakırsak 7500 dilin hala konuşulmakta olduğunu bu dillerden önümüzdeki 40-50 yıl içerisinde ortadan kaldırılacağı söylenen 10 dilin arasında bizim ana dilimiz Kırmancki’nin sayıldığı günlerde yaşıyoruz. Kırmancki dili Türkler’in bize yakıştırdığı şekliyle ‘Zaza’ olarak ifade edilen dil, Mezopotamya kültürünün köklü Neolitik tarım devriminden bu yana analarımız tarafından aktarılmıştır. Ama devletimiz olmadığı, siyasal statüye kavuşmadığımız için biz de oto-asimilasyonla yaklaştığımız için dilimiz kayboluyor” dedi.

    DEVLET YÜZLERCE KEZ ALEVİ KATLİAMINA SOYUNDU

    Demir Çelik, inancın devlet tarafından itibarsızlaştırıldığına dikkat çekerek, “Ocaklarımız vardı, aşiretler konfederasyonuna bağlı pirlerimiz gelirlerdi yılda en az bir kez cem tutarlardı. Cem’de kadın erkek eşit olurdu. O eşitliği devlet itibarsızlaştırarak mum söndü sıfatını çıkararak Sünni kardeşlerimizi katliamın aracısı durumuna düşürdüler. Halbuki orada bir hakikat yaşanıyordu. Toplumun etik ahlaki kurallarına göre bir arada nasıl yaşanacağını, duygusunu, düşüncesini, kimliğini, ruhunu katıyordu. Biz tarih boyunca polisi, jandarmayı, karakolu bilmezdik. Savcıya, hakime gitmezdik. Sorunumuzu kendi etik kurallarımıza göre çözerdik. Devlet bu hakikati ortadan kaldırmak için yüzlerce kez Alevi katliamına soyundu. Alevilik aslında 1800’lü yıllarda İttihat Terakki zihniyetini Türkçü ideologların bize yakıştırdığı bir sıfattır. Biz Reya Haq’çıyız yani Hak yolu, hakikat yolu. Mümkün olduğunca, zorunlu olmadıkça Alevilik terimini, kavramını kullanmak yerine Kurmanci konuşan canlarımız Riya Haq, biz Kırmançki konuşanlar da Rêya Heq deme ısrarında bulunalım.”

     

  • FEDA: Alevileri, günümüz Yezitlerine karşı Hüseyin’i duruşu sahiplenmeye çağırıyoruz

    FEDA: Alevileri, günümüz Yezitlerine karşı Hüseyin’i duruşu sahiplenmeye çağırıyoruz

    PİRHA- Muharrem Orucu vesilesiyle açıklama yapan FEDA, Hüseyin’i duruşun günün Yezitlerine karşı haklının yanında olmak anlamına geldiğini belirtti. Feda, Nahak zihniyetine karşı Aleviler başta olmak üzere özgürlük, hak ve adalet isteyen herkesi, demokrasi mücadelesinde buluşmaya çağırdı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Muharrem ayına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

    Hüseyni duruşun egemenlikçi sisteme karşı özgürlükçü ruhun tarihsel hakikati olarak insanlığın hafızasında ve vicdanında 1400 yıldır yer almaya devam ettiği dile getirilen açıklamada, Alevilere dönük katliam ve soykırımlara karşı dile, kimliğe inanca ve kültüre sahip çıkmanın Hüseyin’i duruşu sahiplenmek olduğuna işaret edildi.

    “ÖZGÜRLÜKÇÜ RUHUN TARİHSEL HAKİKATİ 1400 YILDIR HAFIMIZDA”

    Demokratik Alevi Federasyonu’nun (FEDA) Muharrem Orucuna ilişkin açıklaması şöyle:

    “Öncelikle her sürekten Aleviler’in Kerbela direnişi adına tuttukları Yası Muharrem Oruçları ve pay edecekleri Aşure lokmalarının Hakk defterine yazılmasını niyaz ediyoruz. Hz. Hüseyin’in Kerbela direnişini kendisine rehber edinip mazlumların yanında saf tutan tüm canlara aşkı niyazlarımızı sunuyoruz.

    Hz. Hüseyin ve yoldaşlarının Kerbela’da Yezit’e karşı geliştirdiği direniş, nahak zihniyetin farklı halklara ve inançlara yaşattığı zulüm ve baskısına karşı hak ve hakikat duruşu olduğundan, mazlumlar katında saygı ve hürmetle yad edilmekte ve sahiplenilmektedir. Hüseyin’i duruş, insanlığın egemenlikçi sisteme karşı özgürlükçü ruhun tarihsel hakikati olarak insanlığın hafızasında ve vicdanında bu nedenle 1.400 yıldır yer almaktadır. Buna karşın insanlık onurunu ve özgürlük tutkusunu kana bulayan Yezit ve onun nahak zihniyeti ise 1.400 yıldır mazlumlar tarafından lanetlenmektedir.

    “HÜSEYİN’İ DİRENİŞLE ORTAK YAŞAMI GERÇEKLEŞTİREBİLİRİZ”

    Bu lanetli zihniyet bugün de Alevilere ve hak mücadelesi veren toplum kesimlerine saldırmakta, yalan ve manipülasyon ile toplumu aldatmakta, dillerini, kimliklerini, inançlarını ve kültürlerini inkâr etmekte, Alevilere ve Kürtlere kültürel soykırımı dayatmaktadır. Alevilerin kadim coğrafyasının ormanları yakılmakta, doğası talan edilmekte, Alevi dergâhlarına saldırılmakta, Alevilere dönük katliam ve soykırımda ısrar edilmekte. Bu temelde dilimize, kimliğimize, inancımıza ve kültürümüze sahip çıkmak, Hüseyin’i duruşu sahiplenmek anlamına gelmektedir. Nahak zihniyetin soykırımına, savaşlarına, zulmüne karşı Hüseyin’i direnişi geliştirdiğimizde hak ettiğimiz özgür ve ortak yaşamı gerçekleştirmiş oluruz. Demokrasi, özgürlük, hak ve adalet isteyen tüm halkların ve toplum kesimlerinin hak mücadelesini sahiplenmeyi, 72 milleti bir nazarda gören inancımızın düsturu gereği Hüseyin’i duruş olarak görüyoruz.

    NAHAK ZİHNİYETE KARŞI MÜCADELE ÇAĞRISI

    Hüseyin’i duruş; günümüz Yezitlerine karşı Hakk’ın ve haklının yanında olmaktır. Bu temelde AKP- MHP nahak zihniyetine karşı demokrasi güçleri ile birlikte her sürekten Aleviler başta olmak üzere özgürlük, hak ve adalet isteyen herkesi demokrasi mücadelesinde saf tutmaya çağırıyoruz.

    Aşure’nin binbir rengi, binbir tadı bir arada tutan hakikati gibi biz Aleviler de, özgür ve eşit yurttaşlık haklarını talep ederek demokrasi mücadelesinin rengi, düşünsel ve inançsal hakikatı olmayı başardığımızda kazanan demokrasi, kazanan insanlık olacaktır. Aleviler olarak bu gerçekliği görmek, bilince çıkarmak ve gereğini yerine getirmek durumundayız. Zalimlere fırsat vermeden mazlumun sesi, haldaşı ve yoldaşı olduğumuzda hep birlikte ortak yaşamı var edebiliriz. Alevi inkârı ve katliamlarının son bulması, Alevi inancının Anayasal güvenceye alınması, kutsal mekânlarımıza ve ibadethanelerimize statü verilmesi, Jîyar û diyarlarımıza saygı duyulması, zorunlu din derslerinin kalkması ve eşit yurttaşlık hakkının eldesi ancak ve ancak demokrasi bileşenleri ile hak ve hakikat mücadelesi ile mümkündür.

    Hz. Hüseyin’in onurlu duruşunu yad edenlerin oruçları ve hizmetleri Hakk katında kabul olsun. Her sürekten Alevileri günümüz Yezid’lerine karşı Hüseyin’i duruşu sahiplenmeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • FEDA: Sivas, soykırımcı zihniyetin Alevilere karşı ‘Tamamlanmamış Görev’ olarak addettiği katliamdır

    FEDA: Sivas, soykırımcı zihniyetin Alevilere karşı ‘Tamamlanmamış Görev’ olarak addettiği katliamdır

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Alevilerin öz güçleri üzerinden örgütlenmelerini ve kendi hakikatleri ile giderek yüzleşmelerini devlet kendisi açısından tehlike olarak gördüğü için Sivas Katliamı’nın yapıldığını belirterek, “Tekçi zihniyetten beslenen AKP-MHP faşist iktidarı da bir kez daha Alevilere, Kürtlere ve demokrasi güçlerine katliam ve soykırımı dayatıyor” dedi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), 2 Temmuz Madımak Katliamı’nın 30’uncu yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, hayatını kaybedenleri anarak, bu katliamın halen kanayan bir yara olduğunu belirtti.

    Açıklamada, devletin Kürt ve Alevi sorununu, meşru demokratik yollarla çözmek yerine, her seferinde katliam ve soykırımı dayattığı belirtilerek, Özel Harp Dairesi üzerinden halklara, inançlara dönük fiziki, siyasi, kültürel ve sosyal soykırımı uygulamanın görev bilindiği vurgulandı.

    Demokratik Alevi Federasyonu’nun açıklamasında şunlar kaydedildi:

    “DEVLET TARAFINDAN ÖRGÜTLENDİ”

    “Alevilere karşı devlet tarafından örgütlendirildiği anlaşılan bu güruh otelin etrafını sarar, otele sığınanları kuşatırlar. Tekbir sesini duyanların katılımı ile kısa sürede sayıları on binlere ulaşan bu faşist güruh “Laik kafirlere ölüm’”, “Zafer İslam’ın olacak” diyerek oteli ateşe verirler.

    Devletin valisi, polisi, askerinin yanı sıra dönemin hükumeti saatler boyu devam eden bu kuşatmaya sessiz kalmayı görev bilirler. Çünkü inkârcı ve katliamcı ulus devletin farklı ve öteki olanlara karşı ’Tamamlanmamış Görev’, ‘Bitmemiş Suç’ pratiği devam ediyordu.

    ‘Bitmemiş Suç’ pratiği gereğince şenlik üzerine saldırtılan ve sevk edilen bu nehak zihniyet sahipleri tarafından çıkarılan yangında, 33 canımızın kimisi dumandan vahşice boğularak, kimisi de hunharca yakılır. Madımak oteli çevresine bindirilmiş faşist güruh, is ve yanık et kokusundan çılgına dönmüş, önüne gelen her şeyi yakıp yıkıyordu.

    SİVAS: ALEVİLERE KARŞI  ‘TAMAMLANMAMIŞ GÖREV’

    Soykırımcı İttihat ve Terakki zihniyetinin birinci dünya savaşı koşullarında Müslüman olmayan halklara dönük yürüttüğü soykırım, ulus devletin inşası süreci ile birlikte Müslüman ve Türk olmayan Kürt Alevilerine ve Türk olmayan Kürtlere dönük sürdürülür. Tekçi, inkârcı, katliamcı ve soykırımcı bu zihniyetin Alevilere karşı ‘Tamamlanmamış Görev’ olarak addettiği katliamın adıdır Sivas.

    1920-1921 yıllarında Koçgiri soykırımı ile Kürtleri Ankara’dan uzaklaştırmanın stratejisi ile hareket eden devlet, 1978’de Maraş, 1980’de Çorum ve 1993’te Sivas’ta Kürt- Alevi karşıtı stratejisi gereğince ‘suç pratiği’ içinde olur. 1925 Şark Islahat Planı ile genelde Kürtleri, özelde Kürt Alevileri, ‘Yeşil Kuşak’ dışına hapsetmek, direnenleri ortadan kaldırmak, geride kalanları ise asimile ederek başkalaşıma uğratmak devletin temel stratejisi olmuştur.

    Kürt ve Alevi sorununu, meşru demokratik yollarla çözmek yerine, her seferinde katliam ve soykırımı dayatan Türk devleti, TSK bünyesinde oluşturduğu Özel Harp Dairesi üzerinden halklara, inançlara dönük fiziki, siyasi, kültürel ve sosyal soykırımı uygulamayı görev bilir.

    “ALEVİLERİN ÖRGÜTLENMESİNİ TEHLİKE GÖRDÜLER”

    Toplumun sivil demokratik örgütlenmesi perspektifi ile başta Kürt Alevileri olmak üzere, bir bütün Alevilerin öz güçleri üzerinden örgütlenmelerini ve kendi hakikatleri ile yüzleşmelerini, devlet kendisi için tehlikeli gelişme olarak gördü. Ulus devletin inkârcı ve katliamcı politikaları ile ön alamadığı siyasal, toplumsal ve kültürel aydınlanma hareketi, Ankara’nın yanı başında, ulus devletin temellerinin atıldığı Sivas Kongresi’nin gerçekleştiği Sivas’ta yaşanıyor olması, ulus devlet tarafından kabul edilmez görüldü. Türk ulus devletinin yok saydığı Kürtler, Aleviler, Sosyalistler ve aydınlar yan yana gelmiş, topluma yeni bir umut ışığı yakmışlardı. Devletin bekası için kabul edilmez olan bu gelişme, Özel Harp Dairesince önlenmeli, kriminalize edilmeliydi. O nedenle devletin yasama, yürütme ve yargısı el birliği içinde olmuş, askeri ve sivil bürokrasisi katliamı kolaylaştıran olmuşlardır.

    “HALKLARA, İNANÇLARA SOYKIRIM DAYATILIYOR”

    Tekçi zihniyetten beslenen AKP-MHP faşist iktidarı da bir kez daha Alevilere, Kürtlere ve demokrasi güçlerine katliam ve soykırımı dayatıyor.

    Toplumsal muhalefetin faşizme karşı direnişinin de etkisiyle birbirlerine düşen iktidar klikleri, mafya liderleri katliamların bizzat derin devlet tarafından yapıldığını itiraf etmeye, Alevilere karşı devletin yeni saldırı içinde olduğunu söylemeye başladılar.

    Bizleri farklılıklarımızla ayrıştıran, karşıtlaştırıp düşmanlaştıranların oyununa gelmemek, mazlum ve mağdur Anadolu ve Mezopotamya halkları ve inançları olarak ‘Bir Olmanın, Birlikte Olmanın Zamanıdır’ diyoruz. ‘Yol Bir Sürek Bin bir’ düsturundan hareketle farklılıklarımızı zenginlik kabul ederek, demokratik, özgür ve ortak yaşamı birlikte inşa etmeliyiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Freiburg Alevi Dergahı olağan kongresini yaptı-VİDEO

    Freiburg Alevi Dergahı olağan kongresini yaptı-VİDEO

    PİRHA- FEDA bünyesinde faaliyet yürüten Freiburg Alevi Dergahı 6. Olağan Kongresi’ni yaptı. Fatoṣ Göksungur ve Hasan Çaĝıṣ Freiburg Alevi Dergahı’nın yeni eş başkanları oldu. Kongrede konuşan FEDA Eş Başkanı Demir Çelik, Alevilere dönük sistematik bir asimilasyon politikasının yürürlükte olduğunu söyledi. 

    Almanya’da FEDA bünyesinde faaliyet yürüten Freiburg Alevi Dergahı 6 .Olağan Kongresi’ni yaptı.

    Kongre, Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eş Başkanı Demir Çelik‘in açılış konuşması ile başladı. Çelik, Alevi örgütlenmesinin önemine değinerek, Aleviliğin yoğun bir şekilde parçalanmaya çalışıldığına dikkat çekti. Günümüzde Alevilere dönük sistematik bir asimilasyon politikasının yürürlükte olduğunu söyleyen Çelik, Alevilerin ortak duruş ve eylemde buluşması çağrısında bulundu.

    Kongre, tarih boyunca gerçekleştirilen Alevi katliamlarında yaşamını yitirenlerin anısına bir dakikalık saygı duruşuyla başladı. Sakine Batmansuyu Ana’nın verdiği gülbenkle başlayan kongrede çerağlar uyandırıldı.

    İBİŞ YILDIZ ANILDI

    Freiburg Dergahı yöneticilerinden ve emektarlardan olan ve yakın zamanda Hakk’a yürüyen İbiş Yıldız anılarak, dergahın saygın bir büyüğü olarak İbiş’in unutulmayacağı kaydedildi.

    Faliyet ve mali raporların okunmasının ardında dergahın sorunları ve çözümleri tartışıldı. Konuşmaların ardından Freiburg Alevi Dergahı’nın 9 kişilik yeni yönetimi seçildi. Fatoṣ Göksungur ve Hasan Çaĝıṣ Freiburg Alevi Dergahı’nın yeni eş başkanları oldu.

    PİRHA/ALMANYA

  • 13. Avrupa Dersim Kültür Festivali, 26-27 Mayıs’ta Frankfurt’ta yapılacak

    13. Avrupa Dersim Kültür Festivali, 26-27 Mayıs’ta Frankfurt’ta yapılacak

    PİRHA- 13. Dersim Kültür Festivali, Almanya’nın Frankfurt kentinde 26-27 Mayıs tarihlerinde düzenlenecek. Tertip Komitesi, Frankfurt Rebstockpark’ta yapılacak festivale ilişkin “Dersim’e sahip çıkmak dilimize, kültürümüze, kimliğimize ve geleceğimize sahip çıkmaktır. Gelin, hep beraber Dersim’i yaşayalım, yaşatalım” çağrısında bulundu.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF), Dersim İnşa Kongresi (DİK) 13. Dersim Kültür Festivali’ne ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    Açıklamada, “13. Avrupa Dersim Kültür Festivali 26-27 Mayıs 2023 tarihlerinde Frankfurt’ta gerçekleşecektir. Türk ulus devletinin inkârcı, katliamcı ve soykırımcı birinci yüzyılının geride kalacağı, ikinci yüzyıla girmek üzere olduğumuz bu süreçte, Avrupa Dersim Kültür Festivali inkârın, katliamın ve soykırımların yaşanmayacağı yeni yüzyılda halkların ve inançların özgür ortak yaşamlarına vesile olsun istiyoruz” denildi.

    FESTİVAL 2 GÜN SÜRECEK

    İki gün sürecek festivalin ilk gününde düzenlenecek “T.C. Soykırımlarla Yüzleşsin!, Demografik değişimi durdursun” konulu panele Jineoloji Komite Üyesi Haskar Kırmızıgül, Yazar Turabi Saltık ve araştırmacı İmam Canpolat katılacak.

    Her yıl geleneksel festivalde cem erkanının, anaların ve pirlerin yer aldığı postlar kurulurken, bu yıl Alevi inancına ve Alevi yoluna gönül vermiş zakirlere ve bağlamalarının tellerine yer verilecek, nefesler ve deyişler akşamı düzenlenecek. Alevi inancının sözlü tarihlerinden biri olarak bilinen beyit, deyiş ve klamlar seslendirilecek.

    KADIN, ÇOCUK VE İNANÇ PANELLERİ

    Festivalin ikinci günü ise kadın, çocuk ve inanç konulu panel düzenlenecek. “İki tutam saç. Dersim’in kayıp kızları” gibi belgeseller ile tanınan araştırmacı Nezahat Gündoğan, Kürt Kadın Hareketi’nden Besime Konca ve eğitmen İnci Kaya panelin konukları olacak.

    ÇOKÇA SANATÇI YER ALACAK

    Festivalde Ayfer Düzdaş, Ferhat Tunç, Huriye Ahuzar, Grup Munzur, Ozan Rencber, Leyla Soysüren, Hasan Sağlam, Ozan Serdar, Umuda Haykırış ve Arêyê Kay sahneye çıkacak.

    Ressam Serpil Odabaşı da Kürtlere yönelik zulum, katliam ve isyanı konu alan eserlerini festivalde sergileyecek.

    Ayrıca çok sayıda yazar, araştırmacı da açılacak çadırda okuyucularıyla buluşacak. Ülkede ve Suriye’de yaşanan depremden kaynaklı her yıl düzenlenen Dersim düğünü ise bu yıl yapılmayacak.

    ÇOCUKLAR İÇİN ÖZEL ALAN

    Festivalde çocuklar da her yıl olduğu gibi unutulmadı. Dersim Kültür Festivali’nde OutdoorKids spor ve animasyon ekibi ile çocuklar için özel bir alan olacağını belirtti.

    Festivalde buluşma çağrısında bulunan Tertip Komitesi şu mesajı verdi:

    “Dersim’e sahip çıkmak dilimize, kültürümüze, kimliğimize ve geleceğimize sahip çıkmaktır. Gelin, hep beraber Dersim’i yaşayalım, yaşatalım. Şalvarını al da gel, peştemalını sar da gel, zılgıtını çal da gel misali sizleri ağırlayabilmek için, omuz omuza halaylarımızı çekmeye günleri sayıyoruz. Yaşam ve mücadele birliğinin ve ortak bağlarımızın önemli bir sembolü haline dönüşen Dersim Kültür Festivali’ne yediden yetmişe herkesi bekliyoruz.”

    15’İ AŞKIN KURUM DESTEKLİYOR

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF), Dersim İnşa Kongresi (DIK) tarafından düzenlenen festivali, Maraş Dernekleri Federasyonu, Koçgiri, Ovacık Kurmeş, Kareliler dernekleri, Kürecik İnisiyatifi’nin de aralarında bulunduğu 15’i aşkın kurum destekliyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

     

     

     

     

  • İsviçre’de Tertele anması: Dersim kolonyal bir soykırımdır!-VİDEO

    İsviçre’de Tertele anması: Dersim kolonyal bir soykırımdır!-VİDEO

    PİRHA- Dersim Soykırımı’nın 86. yılında İsviçre’de ortak programla düzenlenen anmada konuşan Doç. Dr. Yektan Türkyılmaz, “Dersim’liler sadece fiziki soykırıma maruz kalmamıştır. Kürt ve Kızılbaş kimliğinin bir bütünen yok edilip yeni kimlik dizaynına dayalı bir kırımdı ve bugüne değin çok yönlü olarak hala devam ediyor” dedi.

    Video eklenecek…

    Dersim İnşa Kongresi (Dik), Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Bern Alevi Dergahı ‘Dersim Soykırımında Yitirdiğimiz Canları Anıyoruz’ çağrısıyla soykırımın 86. yılında katledilenleri andı.

    İsviçre’nin Bern şehrinde Dersim İnşa Kongresi, Bern Alevi Dergahı ve Demokratik Alevi Federasyonu’nun ortak programıyla Dersim Tertelesi’nin 86. yılında katledilen canlar anıldı.

    Diyarbakır Belediyesi eski eşbaşkanı Fırat Anlı, eski milletvekili Yurdusev Özsökmenler, Batman Belediyesi eski eşbaşkanı Nejdet Atalay ve KESK eski eş genel başkanı Lami Özgen’de paneli dinleyenler arasındaydı. Bern Alevi Dergahı yönetiminden Hüseyin Dağdaş’ın kısa selamlaması sonrası FEDA İsviçre temsilcisi Songül Çelik tarafından uyandırılan çerağlar sonrasında anma başladı.

    “KÜRT VE KIZILBAŞ KİMLİĞİ YOK EDİLDİ”

    Dersim İnşa Kongresi genel meclis üyesi Hüseyin Berkan Alpar’ın moderatörlüğünde devam eden panelde Central Europa Üniversitesinden Doç. Dr. Yektan Türkyılmaz, Dersim Soykırımı ile ilgili sunum yaptı. Ermeni Soykırımı ile Dersim Soykırımının birbirinden farklı şekilde alınması gerektiğini aktaran Türkyılmaz, “Ermeniler tehcir ve fiziki kırıma maruz kalırken, Dersimliler çok uzun yıllara dayanan plan sonucunda soykırıma maruz kalmıştır. Dersimliler sadece fiziki soykırıma maruz kalmamıştır. Kürt ve Kızılbaş kimliğinin bir bütünen yok edilip yeni kimlik dizaynına dayalı bir kırım olmuştur ve bugüne değin çok yönlü bir kırım olarak hala devam etmektedir” ifadelerini kullandı.

    Ayrıca Dersimde yaşananların Kürt sorununun bir parçası olduğunu bu şekilde ele alınmasının daha sağlıklı bir değerlendirme olduğunu vurgu yapan Türkyılmaz, bunun yanı sıra Dersim’i klasik sömürgecilik üzerinden değil kolonyalizm üzerinden değerlendirmek gerektiğini dile getirdi.

    Sunumun ardından katılımcıların sorularıyla devam eden panel Yektan Türkyılmaz’ın cevaplarıyla sona erdi.

    PİRHA/İSVİÇRE

  • Dersim Soykırımı’nda katledilenler İsviçre’de anılacak

    Dersim Soykırımı’nda katledilenler İsviçre’de anılacak

    PİRHA- Dersim Soykırımı’nın 86. yılında İsviçre’de ortak programla katledilenler anılacak. 

    Dersim İnşa Kongresi (Dik), Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Bern Alevi Dergahı ‘Dersim Soykırımında Yitirdiğimiz Canları Anıyoruz’ çağrısıyla soykırımın 86. yılında katledilenleri anacak.

    7 Mayıs Pazar günü saat 13.00’te başlayacak anmaya, Dr. Yektan Türkyılmaz panelist olarak katılacak.

    Tüm canlar anma programlarında yer almaya davet edildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • FEDA-DAKB: Gasp edilen çocukların tarikatlara verilmesi insanlık suçudur!

    FEDA-DAKB: Gasp edilen çocukların tarikatlara verilmesi insanlık suçudur!

    PİRHA- Depremde refakatsiz çocukların cemaat ve tarikatlara verilmesine dair açıklama yapan FEDA ve DAKB, “Halklarımızın çocuklarına yönelik olarak geliştirilen bu alçak saldırıya karşı duyarlı herkesi ve kamuoyunu görev ve sorumluluğa davet ediyoruz. Devletin, cemaatlerin ve tarikatların insafına bırakmadan çocuklarımızı evlerimizin, hanelerimizin kıymetlileri, musahipleri yapalım diyoruz” dedi.

    Maraş’ta dokuz saat arayla meydana gelen ve 11 ilde yıkıma yol açan iki büyük depremde ailesini kaybeden ve refakatsiz yüzlerce çocuğun iktidara yakınlığıyla bilinen İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH) tarafından bir eve yerleştirildiği ortaya çıkmıştı.

    Çok sayıda sivil toplum örgütü, deprem bölgesindeki refakatsiz çocukların tarikatlar tarafından kaçırıldığı, kendilerini aileleri olarak tanıtan kişilere veya organ mafyalarına teslim edildiğine dair iddialar üzerine suç duyurusunda bulunmuştu.

    Konuya dair açıklamaya yapan Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), devlet ve tarikatların ailelerini kaybetmiş çocuklara el koyarak, yaşanan felaketi soykırıma dönüştürdüğü ifade etti.

    Geçmiş- güncel dönem soykırımlarda el konulan çocukların hatırladığı açıklamada, tüm Alevi canların çocuklara sahip çıkması, tarikatların eline geçmemesi için birlikte mücadeleye çağrısı yapıldı.

    “ÇOCUKLARA EL KOYMAK SOYKIRIMIN TEMEL ÖZELLİĞİDİR”

    FEDA ve DAKB’nin açıklaması şöyle: 

    “6 Şubat’ ta yaşanan depremi fırsat bilen AKP-MHP iktidarı Kürtlere, Kürt-Arap Alevilerine evrensel hukukta soykırım olarak ifade edilen her şeyi yaşattı, yaşatıyor.

    En son olarak Diyanet İşleri Başkanlığı, “evlat edinenle evlatlık arasında evlenme engeli yoktur.” diyen sapkın fetva verdi. Öyle anlaşılıyor ki devlet tarikatlara ve cemaatlere depremzede çocuklarını peşkeş çekmek üzere el koyuyor. Yaşanan her gelişme iktidarın deprem afetini soykırıma dönüştürmek istediği gerçeğini açıkça bize gösteriyor. Kamuoyuna yansıdığına göre, devletin desteği ve onayı ile tarikatlar gibi organ mafyasıda depremzede çocuklarına el koymakta, çocukları kaçırmaktadır.

    Hiç kimse kamuoyuna yansıyan bu bilgileri “şehir efsanesi” görmemeli, göstermemelidir. Halklarımız, “ateş olmayan yerde duman çıkmaz.” diyerek bu tür durumları izah etmiştir.

    Devlet ve iktidar sahiplerinin bu tür kirli emellerini bizler tarihten biliyoruz. Devlet Ermeni soykırımında Ermeni çocuklarına el koymadı mı? Bu devlet, Dersim soykırımında Dersim halkının evlatlarına el koymadı mı? Bu devlet, Maraş soykırımında Alevi çocuklarına el koymadı mı? Bu zihniyet Şengal’ de Êzidî çocuklarına ve kadınlarına el koymadı mı? Ayrıca soykırım uygulayan bütün devletler çocuklara el koymadı mı? Kısacası çocuklara el koymak bütün soykırımların temel özelliklerinden birisidir.

    “TARİKATLER ÇOCUKLARA EL KOYUYOR”

    Bugün bu zihniyetin son temsilcileri devlet ve tarikatlar, ailelerini kaybetmiş çocuklara el koyarak, yaşanan felaketi soykırıma dönüştürmektedirler. Devletin çocuklarımıza el koyduğu haber ve bilgilerin doğruluğunu Diyanet İşler Başkanlığının son fetvasından da anlamak mümkündür. Korumak adına sözde evlatlık almak için el konulan çocuklarla  evlenmenin dinen mümkün olduğunu söyleyen bu zihniyeti kınıyoruz. Ensar Vakfı başta olmak üzere vakıflarda çocuklara neler yapıldığını, altı yaşında kızların evlendirileceğini savunan bu zihniyetin çocukları hangi amaçla gasp ettiği fazlasıyla açıktır. Ayrıca soykırımcı zihniyetin gasp ettiği depremzede çocuklarını kimliklerinden ve inançlarından kopartarak her tür kötülüğün öznesi haline getirmek istediği de bilinmektedir.

    Bu anlamda FEDA olarak halklarımızın çocuklarına yönelik olarak geliştirilen bu alçak saldırıya karşı duyarlı herkesi ve kamuoyunu görev ve sorumluluğa davet ediyoruz. Bu nedenle halklarımızın kayıp çocuklarının ısrarlı takipçisi olacağız. Bunun için canlarımızın bulundukları her yerde tanıdıkları, tanımadıkları her ailenin çocuklarını araması, bulması, bulunanlara sahiplik etmesi, bunu yapamadığı yerlerde demokratik kurumları ve çevreleri bilgilendirerek harekete geçirmesi ve yapması en önemli görevlerimizden olmaktadır.

    “İNSANLIK SUÇUDUR, ÇOCUKLARIMIZI KORUYALIM”

    Belirtilen düşmanca yaklaşımlara karşı, “çocuklara kıymayın efendiler” diyerek bu güçlerde  merhamet dilemeyecek, çocuklarımızı onların kirli emellerine bırakamayacağız. FEDA olarak bütün gücümüz ve olanaklarımızla bu soykırımcı saldırıya karşı mücadeleyi esas alacağız.

    Tüm Alevi canları, çocuklarımıza sahip çıkmaya, devletin ve tarikatların eline geçmemesi için birlikte mücadeleye çağırıyoruz. Halklarımızı ve kamuoyunu akibeti belli olmayan çocukları ulaşabileceğimiz her yerde ve her yolu deneyerek arayalım, bulmaya çalışalım diyoruz. Çocuklarımızı coğrafyasından, kültüründen kopartmanın tecrit olup uluslararası hukuka göre insanlık suçudur. Onları hafızasız, kimliksiz bırakmak demektir. Devletin, cemaatlerin ve tarikatların insafına bırakmadan çocuklarımızı evlerimizin, hanelerimizin kıymetlileri, musahipleri yapalım diyoruz.

    Çocuklarımız geleceğimizdir! Çocuklarımızın üzerindeki kirli ellerinizi çekiniz!”

    (HABER MERKEZİ)

  • FEDA’dan yardımlara iktidarın el koymasına tepki: Doğal afet soykırıma dönüştü!

    FEDA’dan yardımlara iktidarın el koymasına tepki: Doğal afet soykırıma dönüştü!

    PİRHA- FEDA, HDP ve yöre derneklerinin Maraş’ın Pazarcık ilçesinde kurduğu Kriz Koordinasyon Merkezi’ne Pazarcık Kaymakamlığının el koymasına tepki göstererek, “Doğal afeti soykırıma dönüştüren, kendi mutlak iktidarı için fırsata dönüştürmek isteyen Yezit zihniyetine karşı mücadelede daha kararlı olacağımızı belirtiyoruz” dedi. 

    Yardıma ulaşamayan çok sayıda depremzedenin bulunduğu deprem bölgesine 10 gündür gitmeyen devletin/iktidarın, HDP ve yöre derneklerinin Pazarcık Hasankoca Köyü Cemevinde kurduğu Kriz Koordinasyon Merkezi’ne el koyması tepkilere neden oldu.

    Çadırın ve temel ihtiyaçların ulaştırılmadığı tek bir depremzedenin kalmaması için ilk günden bu yana çalışma yürüten yöre dernekleri, gönüllüler ve HDP’ye yönelik engellemelere tepki gösteren Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), devletin ulaşamadığı her alana Türkiye ve Avrupa’daki Alevi kurumlarının ulaştığını ve bu dayanışmanın devam edeceğini belirtti.

    “ALEVİ KURUMLARI-CEMEVLERİ DEPREMZEDELERE XIZIR GİBİ YETİŞTİ”

    Demokratik Alevi Federasyonu’nun (FEDA) açıklaması şöyle:

    “6 Şubat 2023 tarihinde, Maraş- Pazarcık ve Elbistan’ da 7.7 ve 7.6 şiddetinde peş peşe meydana gelen 11 ili, onlarca ilçe ve binlerce köy ve mahallede büyük yıkıma neden olan depremlerde, onbinlerce insanımız yaşamını yitirmiş, yüzbinlercesi yaralanmış ve hala enkaz altında onbinlerce insanımızın olduğu söyleniyor. Milyonlarca insanımızın evi yıkılmış, ağır kış koşullarında barınma, ısınma, yiyecek, içecek sorunu ile baş başa kalmışlardır.

    Yaşanan bu kaos ortamı, depremin üzerinden 12 gün geçmesine rağmen hala büyük ölçüde devam etmektedir. Bir taraftan devam eden artçı depremler diğer taraftan da ağır kış şartlarında yaşam mücadelesi veren canlarımızı kurtarmayan ve yardım ulaştırmayan devlet, Avrupa ve Türkiye’ de Alevi kurumları başta olmak üzere, Kürt toplumu, HDP, Sol- Sosyalist ve demokrasi güçleri ile siyasi parti ve sivil toplum örgütleri ile Türkiye’deki vicdanlı toplum kesimleri enkaz altında kalan halkın imdadına yetişmiş, ilk günden itibaren tüm yaşam malzemelerini yetiştirmiş, gece- gündüz demeden, enkazdan ve kışın dondurucu soğuğundan halkı kurtarma mücadelesini vermişlerdir.

    Cemevleri, yardımların toplandığı ve topluma dağıtıldığı, sıcak çay, çorba ve yiyeceklerin sunulduğu afet yardım merkezi gibi çalışmış, devletin ulaşamadığı bölge, köy ve mahallelerden gelen imdat çağrılarına her türlü yardımları ulaştırıp, bu zor zamanda darda kalan tüm depremzedelere Xizir gibi yetişmişlerdir.

    “LANETLİYOR, ŞİDDETLE KINIYORUZ!”

    Devlet güçleri bu kurum ve gönüllü çalışanlara teşekkür edeceğine, halkın temel ihtiyaçlarını karşılayacağına, yaşanan büyük felaketin sebebi olmuş, yine bildik ceberut saldırganlığı ile canlarımızın büyük fedakarlıkla sürdürdükleri yardım ve dayanışmayı engellemenin her tür yoluna başvurmaktan geri durmamıştır. Depremzedeleri ayrıştıran, onların yoksunluklarını ve çaresizliklerini fırsata dönüştürmek isteyen devlet, en son olarak toplum nezdinde büyük bir sempati, sığınma ve güven adresi haline gelen demokratik toplum yardım merkezlerini basmış, yardımlara zorla el koymuş, yardım çalışmalarını engellemiş ve kayyum atamıştır. Bu Yezit zihniyetini ve uygulamalarını lanetliyor, şiddetle reddediyoruz.

    FEDA olarak bu ırkçı, inkârcı zihniyete karşı halklarımızın ve canlarımızın yanında olduğumuzu belirtiyoruz. Avrupa’da ve Türkiye’deki Alevi kurumları olarak da bundan sonrada canlarımızla her koşulda dayanışmaya devam edeceğiz. Doğal afeti soykırıma dönüştüren, kendi mutlak iktidarı için fırsata dönüştürmek isteyen Yezit zihniyetine karşı mücadelede daha kararlı olacağımızı belirtiyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • FEDA, yeni dönem çalışmalarına dair eğitim kampı gerçekleştirdi

    FEDA, yeni dönem çalışmalarına dair eğitim kampı gerçekleştirdi

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) yeni dönem çalışmalarını planlamak ve değerlendirmek amacıyla iki günlük eğitim kampı düzenledi. Kampta Alevi inancının sorunlarını aşmak, saldırılara karşı mücadele etmek, gerekli örgütlülüğü geliştirmek ve ihtiyaca uygun olanakları sağlamak adına yapılması gerekenler tartışılarak, sorunların çözümleri üzerine fikirler paylaşıldı. 

    Almanya’da gerçekleşen Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) kampına FEDA yönetimi ve dergah yöneticileri katıldı. Önemli oranda katılımın gerçekleştiği kampta çalışmaların ayrıntıları, alınan kararlar ve geliştirilen yol haritasının ilerleyen süreçte pratik olarak hayata aktarılması kararı alındı.

    2 günlük eğitim kampında ayrıca Demokratik Alevi Kadınlar Birliği de Alevi inandaki kadın misyonu ve örgütlenme konularını ele alarak özgün toplantısını gerçekleştirdi.

    “ALINAN KARARLAR VE YOL HARİTASI PRATİK OLARAK HAYATA AKTARILACAKTIR”

    Demokratik Alevi Federasyonu’nun iki günlük eğitim kampına dair açıklaması şöyle:

    “Kampta bir çok oturum yapılarak, sorunlar, FEDA’nın misyonu ve perspektifi ele alındı. Ayrıca Demokratik Alevi Kadınlar Birliği de toplantısını yaparak rolünü ve misyonunu ele alarak dönem çalışmalarını kararlaştırmıştır.

    Yapılan oturumlarda inancımızın sorunlarını aşmak, yapılan saldırılara karşı mücadele etmek, gerekli örgütlülüğü geliştirmek ve ihtiyaca uygun olanakları sağlamak adına yapılması gerekenler tartışılarak, sorunların çözümleri üzerine fikirler geliştirildi.

    Alevilik inancının kadına bakışı ve bu yönlü oluşumların tarihten günümüze gelinen süreçte izledikleri yol, verdikleri mücadele, gençliğe yönelik yapılan-yapılacak çalışmalar ve Reya Haq inancını bilinçle kavramalarını sağlayıp topluma kazandırmak, Alevi toplumunun sorunlarını aşmaya yönelik çalışmalar yapmak, gençlerin geleceği inanç ve kültürel kimlikle karşılayabilmelerinin zeminini hazırlamak, pir-talip ilişkilerinin olması gerektiği gibi planlaması, Alevilik inancının yaşam felsefesi ışığında tartışılarak ele alınan konular arasındaydı.

    Ayrıca dernek çalışmaları, mevcut eksiklikler iki günlük kampta, eleştirel bakış açısıyla tartışılıp değerlendirilen konular olmuştu. Kampta yapılan çalışmaların ayrıntıları, alınan kararlar ve geliştirilen yol haritası önümüzdeki günlerde pratik olarak hayata aktarılacaktır.

    Katılımcıların emeği ve talepleriyle verimli geçen her bir oturum yarınlara emin adımlarla yürümenin teminatı oldu. Nicesine başarılı çalışmalara.”

    (HABER MERKEZİ)