Etiket: deprem

  • Venezuela’da deprem bilançosu ağırlaşıyor: Can kaybı 2 bin 645’e yükseldi

    Venezuela’da deprem bilançosu ağırlaşıyor: Can kaybı 2 bin 645’e yükseldi

    PİRHA- Venezuela’nın kuzeyinde 24 Haziran’da meydana gelen 7,2 ve 7,5 büyüklüğündeki depremlerde yaşamını yitirenlerin sayısı 2 bin 645’e yükseldi. Arama kurtarma çalışmaları sürerken, kayıp sayısının yüksekliği nedeniyle bilançonun daha da ağırlaşmasından endişe ediliyor.

    Venezuela Enformasyon Bakanlığı, ülkenin kuzeyini vuran depremlere ilişkin güncel bilançoyu açıkladı. Bakanlığın verdiği bilgiye göre, yaşamını yitirenlerin sayısı son açıklamaya göre 50 artarak 2 bin 645’e yükseldi.

    Açıklamada, 24 Haziran’da meydana gelen 7,2 ve 7,5 büyüklüğündeki iki depremde 12 binden fazla kişinin yaralandığı, yaklaşık 15 bin kişinin ise evsiz kaldığı belirtildi.

    Depremlerin ardından arama kurtarma çalışmaları devam ederken, yakınları tarafından kayıp olarak bildirilen kişi sayısının 68 bini aşması nedeniyle can kaybının artmasından endişe ediliyor.

    ABD Jeolojik Araştırma Merkezi (USGS), depremlerin 24 Haziran’da 39 saniye arayla meydana geldiğini duyurmuştu. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ise 26 Haziran’da yaptığı değerlendirmede, depremlerin yol açtığı doğrudan fiziksel hasarın yaklaşık 6,7 milyar dolar olduğunu açıklamıştı.

    HABER MERKEZİ

     

  • ‘Taş ocağının açılmasının göçü artırıp artırmayacağına ilişkin herhangi bir sosyal etki değerlendirmesi yapmış mıdır?’

    ‘Taş ocağının açılmasının göçü artırıp artırmayacağına ilişkin herhangi bir sosyal etki değerlendirmesi yapmış mıdır?’

    PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Maraş’ın Türkoğlu ilçesinde, Tut Dağı’nın Hireba mevkii çevresinde bulunan Cennetpınarı (Mole Uson), Bayramgazi (Şoquliyon) ve Kelbişli (Kellon) Kürt Alevi mahalleleri/köyleri sınırlarında bir taş ocağı açılmasına tepki göstererek, “Maraş Pazarcık–Türkoğlu hattında yer alan Kürt Alevi yerleşimlerinde uzun yıllardır devam eden göçün, 6 Şubat depremlerinin ardından daha da arttığı bilinmektedir. Bakanlığınız, bölgede planlanan taş ocağı ve madencilik faaliyetlerinin tarımsal üretim, hayvancılık ve kırsal yaşam üzerindeki etkilerinin göçü artırıp artırmayacağına ilişkin herhangi bir sosyal etki değerlendirmesi yapmış mıdır? Yapılmış ise sonuçları nelerdir?” diye sordu.

     

    Maraş’ın Cennetpınar (Uson) ve Bayramgazi (Şoquliyon)  köylerinde taş ocağı açılmak isteniyor.

    Maraş’ın Türkoğlu ilçesinde, Tut Dağı’nın Hireba mevkii çevresinde bulunan Cennetpınarı (Mole Uson), Bayramgazi (Şoquliyon) ve Kelbişli (Kellon) Kürt Alevi mahalleleri/köyleri sınırlarında bir taş ocağı ve buna bağlı arama faaliyetleri yürütülmek istendiği yönünde bölge halkının ciddi endişeleri bulunuyor.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Kürt Alevi köylerine taş ocağı açılma girişimini Meclis gündemine taşıdı. Kordu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum tarafından cevaplandırılmasını istemiyle sorular sordu.

    “BÖLGE YER ALTI SU KAYNAKLARI BAKIMINDAN DA HAYATİ ÖNEME SAHİP BİR ALANDIR”

    Yerel halkın aktardığı bilgilere göre yaklaşık 100 hektarlık (1.000 dönüm) alan için arama ruhsatı alındığı, bölgede sondaj ve karot çalışmalarına başlanması planlandığını belirten Kordu, “Söz konusu alanın çevresinde yaklaşık 1.500 dönümlük verimli tarım arazisi, zeytinlikler, küçükbaş hayvan çiftlikleri dahil çeşitli hayvancılık faaliyetleri ve kırsal yaşam alanları bulunmaktadır. Bölge sakinleri, yapılması planlanan faaliyetlerin tarımsal üretime, su kaynaklarına, mera alanlarına, biyolojik çeşitliliğe ve yaşam alanlarına zarar vereceğini ifade etmektedir. Bölge yer altı su kaynakları bakımından da hayati öneme sahip bir alandır” dedi.

    “İZİN VERİLMESİ KAMU YARARI İLKESİYLE BAĞDAŞMAMAKTADIR”

    Ayrıca söz konusu bölgenin, 6 Şubat 2023 depremlerinde en ağır yıkım ve tahribatın yaşandığı yerlerin içerisinde yer aldığını vurgulayan Kordu, “Deprem sonrası kırılganlığı artan bu coğrafyada yapılacak çalışmaların çevresel etkilerinin yanı sıra jeolojik güvenlik açısından da ciddi riskler doğurabileceği yönündeki kaygılar bilimsel olarak incelenmeden herhangi bir faaliyete izin verilmesi kamu yararı ilkesiyle bağdaşmamaktadır” diye belirtti.

    “Yerel halkın yoğun ve haklı itirazları sonucunda sondaj çalışmaları geçici olarak bir hafta ertelenmiş olsa da bu durum kalıcı bir çözüm sunmamaktadır” diye Kordu, şunları belirtti:

    “KÜRT ALEVİ YERLEŞİMLERİNİN BULUNDUĞU BİR COĞRAFYANIN PARÇASIDIR”

    “Büyük çaplı yarma, sondaj ve karot gibi detay arama faaliyetleri için “Çevresel Etki Değerlendirmesi” (ÇED) raporu alınması yasal bir zorunluluktur. ÇED süreci işletilmeden ve bölgenin ekolojik, jeolojik, tarım ve hayvancılık dinamikleri gözetilmeden ruhsat tanzim edilmesi hukuka, kamu yararına ve çevre mevzuatına açıkça aykırıdır.

    Bunun yanı sıra söz konusu bölge, Maraş Pazarcık–Türkoğlu hattında yer alan Kürt Alevi yerleşimlerinin bulunduğu bir coğrafyanın parçasıdır. Bu hatta uzun yıllardır ekonomik, sosyal ve siyasal nedenlerle yaşanan göç olgusu, 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından daha da hızlanmıştır. Bölge halkının kendi köylerinde ve yaşam alanlarında kalabilmesini sağlayan en temel unsurlardan biri verimli tarım arazileri, hayvancılık faaliyetleri ve doğal kaynaklara dayalı kırsal üretim imkânlarıdır. Tarım alanlarını, meraları, su kaynaklarını ve ekolojik yaşamı tehdit eden madencilik ve taş ocağı faaliyetlerinin yaygınlaştırılması; bölge halkının geçim kaynaklarını zayıflatma, kırsal yaşamı sürdürülemez hale getirme ve göçü daha da derinleştirme riski taşımaktadır. Bu durum yalnızca çevresel bir sorun değil, aynı zamanda bölgenin demografik yapısını etkileyen, kırsal alanların insansızlaşmasına yol açabilecek ciddi bir sosyal ve ekonomik mesele olarak değerlendirilmelidir.”

    DEM Parti Milletvekili Ayten Kordu, Kurum’un yanıtlaması istemiyle şu soruları sordu:

    -Maraş’ın Tut Dağı’nın Hireba mevkii çevresinde bulunan Cennetpınarı (Mole Uson), Bayramgazi (Şoquliyon) ve Kelbişli (Kellon) mahalleleri/köyleri civarında yürütülmesi planlanan arama ve/veya taş ocağı faaliyetlerine ilişkin Bakanlığınızın bilgisi dâhilinde verilmiş herhangi bir çevresel izin, uygunluk görüşü veya değerlendirme kararı bulunmakta mıdır? Bulunuyorsa bunların kapsamı nedir?

    -Söz konusu ruhsat sahasının çevresinde yer alan tarım arazileri, zeytinlikler, mera alanları, hayvancılık faaliyetleri, su kaynakları ve yerleşim alanları bakımından herhangi bir çevresel etki değerlendirmesi yapılmış mıdır? Yapılmış ise sonuçları nelerdir?

    -Bölgede planlanan sondaj, karot ve yarma çalışmalarının kapsamı nedir? Bu faaliyetlerin yalnızca sınırlı teknik arama faaliyetleri kapsamında mı değerlendirildiği, yoksa ileri aşama arama ve işletme faaliyetlerine hazırlık niteliği taşıyıp taşımadığı hususunda Bakanlığınızın değerlendirmesi nedir?

    -Ruhsat sahasında veya ilerleyen süreçte gerçekleştirilmesi planlanan faaliyetler için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinin işletilmesi gerekip gerekmediği konusunda Bakanlığınızın görüşü nedir? ÇED süreci işletilmeden kapsamlı sondaj, yarma veya detay arama çalışmalarına izin verilmesi mümkün müdür?

    -6 Şubat depremlerinden etkilenen bu bölgede, jeolojik riskler, yer altı su rejimi ve deprem sonrası çevresel hassasiyetler dikkate alınarak herhangi bir bilimsel inceleme veya risk analizi yapılmış mıdır? Yapılmışsa sonuçları kamuoyu ile paylaşılacak mıdır?”

    -Bölge halkının yoğun itirazları, açılan davalar ve yürütmenin durdurulması talepleri dikkate alınarak; söz konusu faaliyetlerin durdurulması veya yeni izin süreçlerinin askıya alınması yönünde Bakanlığınız tarafından herhangi bir değerlendirme yapılmakta mıdır?

    -Maraş Pazarcık–Türkoğlu hattında yer alan Kürt Alevi yerleşimlerinde uzun yıllardır devam eden göçün, 6 Şubat depremlerinin ardından daha da arttığı bilinmektedir. Bakanlığınız, bölgede planlanan taş ocağı ve madencilik faaliyetlerinin tarımsal üretim, hayvancılık ve kırsal yaşam üzerindeki etkilerinin göçü artırıp artırmayacağına ilişkin herhangi bir sosyal etki değerlendirmesi yapmış mıdır? Yapılmış ise sonuçları nelerdir?

    -Bölge halkının başlıca geçim kaynaklarını oluşturan verimli tarım arazileri, zeytinlikler, meralar ve hayvancılık faaliyetlerinin zarar görmesi halinde ortaya çıkacak ekonomik kayıplara ilişkin Bakanlığınız tarafından herhangi bir analiz yapılmış mıdır? Söz konusu faaliyetlerin yerel halkın geçim kaynaklarını ortadan kaldırarak kırsal alanların insansızlaşmasına yol açma riski konusunda Bakanlığınızın değerlendirmesi nedir?”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Yarım kalan umutlar: Alevi köyü Başkavak’ta 3,5 yıllık bekleyiş sürüyor!-VİDEO

    Yarım kalan umutlar: Alevi köyü Başkavak’ta 3,5 yıllık bekleyiş sürüyor!-VİDEO

    PİRHA- 2023 yılında yaşanan asrın felaketinin ardından Hekimhan’ın Başkavak Mahallesi’nde 2024 yılında 47 köy evinin yapımı başladı. 288 günde tamamlanması planlanan köy evlerinden 36’sı tam bitirilmeden bırakılırken, kalan konutlara ise hiç başlanmadı. Aradan geçen zamana rağmen değişen bir şey olmayınca mahalle sakinleri seslerini duyurmaya çalıştı.

    “AMELİYATTAN SONRA NEREYE GİDECEĞİM?”

    Mahallede çadırda kalan Necmiye Takmaz, yaşadığı çaresizliği şu sözlerle dile getirdi:

    “Burada yaşıyoruz. Evimiz yıkıldı. Burada hak sahipliğim yok, Malatya’da var ama orada tamamlanmadı. Bir ay sonra ameliyata gideceğim, geri geldiğimde ben burada nasıl yaşayacağım.”

    “YUVAMDA ÖLMEK İSTİYORUM”

    Bir başka mahalle sakini Mercan Takmaz ise barınma mücadelesini şu sözlerle anlattı:

    “Konutlarımız yapılmadı. Burada çocuğumun yanında kalıyorum. Evimin yapılmasını istiyorum yetkililerden. Burada çocuklarıma yük oluyorum. Evimi yapsınlar, içine soksunlar, yuvamda öleyim.”

    YAZIN SICAK, KIŞIN DONDURUCU SOĞUK

    Çadırda yaşamaya çalışan mahalle sakinlerinden biri ise hayat şartlarının zorluğunu şöyle ifade etti:

    “Geldiniz ve yaşantımızı gördünüz. Yazın sıcakta, kışın soğukta burada durulmuyor. Yazın ağaç diplerinde yatıyoruz. Dizlerimiz romatizma oldu. Çadırın içerisinde ne kadar odun yakarsan yak kış aylarında fayda etmiyor.”

    “KENDİ İMKANLARIMIZLA YAŞAMAYA ÇALIŞIYORUZ”

    Ali Hikmet Takmaz da deprem sonrası yaşadıkları süreci şu sözlerle özetledi:

    “Depremden sonra gelip evleri yıktılar, konteynerde alamadık. Mecbur kendimize çadırdan böyle bir yer yaptık. Burada yaşamaya çalışıyoruz. Büyüklerimizden bir an evvel evlerimizi teslim etmelerini istiyoruz.”

    “BU MİLLİ SERVET ÇÜRÜMEYE TERK EDİLDİ”

    Yarım bırakılan konutların yanında konuşan Fenali Takmaz ise tepkisini şu sözlerle dile getirdi:

    “Bu devletin bir serveti. İlgilenen, soran yoktur. Depremden sonra konteynerde kalıyoruz. Yazın sıcaktan, kışın soğuktan duramıyoruz. Biz buraya göçsek bile hayvanlarımıza yer yoktur. Devlet bize bir an önce el uzatsın.”

    YARIM KALAN EVLERDE BÜYÜK SORUNLAR

    Tamamlanmayan konutların içinde yaşanan sorunlar da dikkat çekiyor. Bir mahalle sakini Senanur Takmaz ise şöyle anlattı:

    “Görüyorsunuz, parkeler çizikler içerisinde, yağmur suları akıyor. Çadırda yaşıyoruz ve çadırda yaşamak zor. Yaşayan bilir. Büyüklerimize sesleniyoruz, gelip bizi görsünler ve bir an evvel evlerimize bizi soksunlar.”

    “3,5 YILDIR PERİŞANIZ”

    Deniz Takmaz ise yaşanan mağduriyeti şu sözlerle dile getirdi:

    “Halimizi görüyorsunuz. Konteynırlarda yaşamak zor. Bir an önce evlerimizi yapıp bizlere teslim etsinler. 3,5 yıldır neler çekiyoruz. Yapılan evlerde hep akıyor, parkeler kalkmış, çizilmiş durumda.”

    “KALP HASTASIYIM, SOĞUKTAN KURTARIN”

    Mahalle sakinlerinden Satı Ercan da sağlık sorunlarına dikkat çekerek yardım çağrısında bulundu:

    “Kimsem yoktur. Konteynırlarda suların içerisindeyim. Kalp hastasıyım. Soğuklardan bizi kurtarsınlar. 4 yıldır perişanız. Vicdanları varsa gelsinler. Yaptıkları evlerde hep akıyor. Bıktık usandık artık.”

    “İŞÇİLİK SIFIR, BEKLEYİŞ SONSUZ”

    Ali Ekber Takmaz ise yapılan işçiliğe tepki göstererek şunları söyledi:

    “Evlerimizin halini gördünüz. Burada yapılan işçilikler sıfır. Acaba buralar yeniden elden geçecek mi? Biz yetkililerden bunları istiyoruz. İşin bitimi 288 gün olarak belirlendi. Biz 3,5 yıldır açıktayız, perişanız. Konteynırlarda ve çadırlarda kalıyoruz. Bir an önce yapılmasını istiyoruz.”

    TERK EDİLEN MALZEMELER, BÜYÜYEN TEPKİ

    Mahalle sakinleri, yarım bırakılan konutların yanı sıra dışarıda bırakılan inşaat malzemelerinin de kaderine terk edildiğini belirterek, “Bunlar milli servet, yazık oluyor” diyerek tepkilerini dile getirdi.

    Mehmet YALMAN/MALATYA

  • İHD Hatay Şubesi: Dom, Roman ve Abdal toplulukları ayrımcılık ve yerinden edilme riskiyle karşı karşıya- VİDEO

    İHD Hatay Şubesi: Dom, Roman ve Abdal toplulukları ayrımcılık ve yerinden edilme riskiyle karşı karşıya- VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) Hatay Şubesi, 6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yılı aşkın süre geçmesine rağmen kentte yaşayan Dom, Roman ve Abdal topluluklarının barınma sorunlarının çözülmediğini belirterek yazılı bir basın açıklaması yaptı. Açıklamayı okuyan İHD Hatay Şube Eş Başkanı Mürsel Tonguç Salmanoğlu, kırılgan toplulukların yeniden inşa sürecinde ayrımcılık, belirsizlik ve zorla yerinden edilme riskiyle karşı karşıya kaldığını vurguladı.

    Açıklamada, deprem öncesinde de tapusuzluk, derin yoksulluk ve sosyal dışlanmayla mücadele eden bu toplulukların bugün kamusal planlama eksikliği nedeniyle büyük bir belirsizliğe itildiği ifade edildi.

    “KONTEYNER KENTLERİN KAPATILMASI YENİ MAĞDURİYETLER YARATACAK”

    Haziran ayı itibarıyla konteyner kentlerin kapatılacağı yönündeki iddiaların ciddi kaygı yarattığını belirten Salmanoğlu, henüz hak sahipliği süreçleri tamamlanmamış ve konutlarına yerleştirilememiş birçok depremzede aile olduğuna dikkat çekti. Özellikle kiracı, tapusuz veya “işgalci” statüsünde görülen Dom topluluklarına yönelik hiçbir güvence mekanizmasının sunulmadığını ifade eden Salmanoğlu, şunları kaydetti:

    “Bu koşullar altında konteyner kentlerin kapatılması, mevcut sosyo-ekonomik gerçekliklerle uyumlu değildir. Barınma hakkına erişimde yapısal eşitsizlikler yaşayan Dom, Roman ve Abdal toplulukları açısından böyle bir uygulama; zorla yerinden edilme, güvencesiz barınma, aşırı yoksullaşma ve çok yönlü hak ihlallerini derinleştirecektir.”

    Özellikle Antakya’nın Emek ve Altınçay mahallelerinde yaşayan çok sayıda tapusuz Dom yurttaşın geleceğine dair kamu kurumları tarafından şeffaf ve hak temelli bir bilgilendirme yapılmadığı eleştirisi paylaşıldı.

    “RESMİ YAZIŞMALARDA NEFRET SÖYLEMİ: ‘GURBAT’ İFADESİ KULLANILDI”

    Son günlerde Hatay’ın Belen ilçesine bağlı Şenbük ve Ötençay mahallelerinde mera alanlarının yapılaşmaya açılmasına karşı yerel halkın demokratik itirazlar yükselttiğini hatırlatan İHD, bu eylemler sırasında Dom, Roman ve Abdal topluluklarını hedef alan ayrımcı ve kriminalize edici söylemler üretildiğini belirtti.

    Sosyal medyadaki “Bakrastube” isimli yayın kanalında toplulukların hedef gösterilerek “asayişi bozacakları” yönünde iddialar ortaya atıldığını ifade eden Salmanoğlu, daha vahim bir gelişmeyi şu sözlerle aktardı:

    “Şenbük ve Ötençay mahalle muhtarlıkları tarafından ortak imzayla hazırlanan resmi bir yazıda Dom, Roman ve Abdal yurttaşlar ‘gurbat’ şeklinde aşağılayıcı ifadelerle anılmış, bu toplulukların mahalleye yerleştirilmesi halinde güvenlik ve asayiş sorunlarının yaşanacağı ileri sürülmüştür. Kamu kurumu niteliğindeki muhtarlıkların böylesi ayrımcı ve nefret söylemi içeren ifadeleri resmi yazışmalarda kullanmış olması son derece kaygı vericidir.”

    Söz konusu resmi yazının Hatay Valiliği, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ile ilgili belediyelere iletildiği ve bu durumun ayrımcılığı resmi kurumlar eliyle meşrulaştırma riski taşıdığı vurgulandı.

    “SULUKULE VE EGE MAHALLESİ ÖRNEKLERİ TEKRARLANMASIN”

    Geçmişte Sulukule, Ege Mahallesi ve Küçükbakkalköy gibi Roman mahallelerinde yapılan kentsel dönüşüm projelerinin ağır hak ihlalleriyle sonuçlandığını hatırlatan Salmanoğlu, yoksul toplulukların kent merkezlerinden uzaklaştırılmasının toplumsal bağları parçaladığı uyarısında bulundu. Hatay şehir merkezinden kilometrelerce uzağa taşınma iddiaları karşısında yetkililerin derhal şeffaf bir açıklama yapması talep edildi.

    Gelişmeler üzerine Sivil Düşler Derneği tarafından Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK) ve Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na (TİHEK) başvurular yapıldığı; ayrıca Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bilgi edinme dilekçesi verildiği bilgisi paylaşıldı.

    “BARINMA HAKKI BİR LÜTUF DEĞİL, TEMEL İNSAN HAKKIDIR”

    Açıklamanın sonunda yetkililere acil çağrıda bulunularak şu ifadeler kullanıldı:

    Barınma hakkı bir lütuf değil, temel bir insan hakkıdır. Hiçbir topluluk; yoksulluğu, etnik kimliği, yaşam biçimi veya tapusuzluğu nedeniyle ayrımcılığa uğrayamaz, kriminalize edilemez ve yaşadığı kentten dışlanamaz. Yetkilileri ayrımcı söylemlere karşı açık tutum almaya, nefret söylemlerine ilişkin gerekli idari süreçleri işletmeye ve deprem sonrası yeniden inşa sürecini insan hakları, eşit yurttaşlık ve sosyal adalet ilkeleri doğrultusunda yürütmeye çağırıyoruz.

    Salmanoğlu, Dom, Roman ve Abdal topluluklarının barınma hakkı mücadelesinin sonuna kadar takipçisi olacaklarını duyurdu.

    Cevahir FINDIK/HATAY

  • Malatya bir kez daha sallandı: Celal Fırat’tan deprem ve ihmal tepkisi-VİDEO

    Malatya bir kez daha sallandı: Celal Fırat’tan deprem ve ihmal tepkisi-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Milletvekili Celal Fırat,  deprem sonrası ihmallere dikkat çekerek “Artık yalnızca ‘geçmiş olsun’ demek yetmiyor” dedi.

    DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, Malatya’da meydana gelen 5,6 büyüklüğündeki depremi meclis gündemine taşıdı.Fırat deprem gerçeğinin yalnızca doğal afetlerle sınırlı olmadığını, ihmallerin de felaketi büyüttüğünü söyledi.

    Fırat, depremden etkilenen yurttaşlara geçmiş olsun dileklerini iletirken, aradan geçen zamana rağmen hala konteynerlerde yaşam mücadelesi veren insanların bulunduğuna dikkat çekti. Özellikle kırsal bölgelerde su ve elektrik gibi temel ihtiyaçlara erişimde ciddi sorunlar yaşandığını belirten Fırat, “Artık yalnızca ‘geçmiş olsun’ demek yetmiyor.” ifadelerini kullandı.

    Deprem sonrası yurttaşların yalnızca evlerini değil, devlete olan güvenlerini de kaybetmemesi gerektiğini vurgulayan Fırat, ülkede fay hatları kadar derin bir eşitsizlik hattının oluştuğunu söyledi. Güvenli sitelerde yaşamını sürdürenlerle konteyner ve çadır korkusuyla yaşayan yurttaşlar arasındaki farkın büyüdüğünü belirten Fırat, sosyal adaletsizliğe dikkat çekti.

    Kalıcı konutların hızla tamamlanması gerektiğini ifade eden Fırat, özellikle kırsal bölgelerde yaşam koşullarının insan onuruna yaraşır bir düzeye ulaştırılması çağrısında bulundu. Fırat, depremzedelere verilen sözlerin tutulması gerektiğini belirterek yetkilileri sorumluluk almaya davet etti.

    HABER MERKEZİ

     

  • Bingöl’de 4.4 büyüklüğünde deprem meydana geldi

    Bingöl’de 4.4 büyüklüğünde deprem meydana geldi

    PİRHA- Bingöl Yedisu merkezli 4.4 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem çevre illerden de hissedildi.

    Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı(AFAD), Bingöl Yedisu fay hattında sabah saat 8.01’de 4.4 büyüklüğünde deprem meydana geldiğini açıkladı. Yerin 7 kilometre derinliğinde gerçekleşen deprem, çevre illerden de hissedildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alişan Turan’dan 24 Nisan mitingine çağrı: Doğa katliamına geçit vermeyelim! – VİDEO

    Alişan Turan’dan 24 Nisan mitingine çağrı: Doğa katliamına geçit vermeyelim! – VİDEO

    PİRHA – Varto-Der İskenderun Şube Başkanı Alişan Turan, 24 Nisan’da Varto’da gerçekleştirilecek ekoloji mitingi öncesi açıklamalarda bulundu. JES projelerinin doğa üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çeken Turan, tüm duyarlı kesimleri “katliama hayır” demeye davet etti.

     

    Vartolular Kültür ve Dayanışma Derneği  (Varto-Der) İskenderun Şube Başkanı Alişan Turan, Varto’da planlanan JES projesine dair konuştu.

    Alişan Turan, JES projesinin bölgeyi insansızlaştıracağını belirterek, “İkinci bir 66 depremi yaşatılmasın. Doğamızı, suyumuzu katledenlerin ellerini çekmesini istiyoruz” dedi.

    “BU BİR DOĞA KATLİAMIDIR”

    Varto’nun temel geçim kaynağının tarım ve hayvancılık olduğunu hatırlatan Turan, doğanın tahrip edilmesinin zorunlu göçü tetikleyeceğini vurguladı. Türkiye’nin farklı bölgelerindeki ekolojik yıkımları örnek gösteren Turan, şunları kaydetti:

    “Bugün Çanakkale’ye, Bergama’ya, Aydın’a bakalım. Her tarafı talan ettiler. Bitki, ağaç, yeşillik, kuş, su kalmadı. Bu resmen bir katliamdır. Varto’da 1966’da bir deprem yaşandı, halkımıza ikinci bir 66 depremi yaşatılmasın.”

    “ŞİRKETLER ELİNİ DOĞAMIZDAN ÇEKSİN”

    JES projesinin arkasındaki yabancı firmalara tepki gösteren Turan, yerel halkın ve tüm insanların ortak mücadele etmesi gerektiğini belirtti:

    “Türkiye’yi talan eden bu şirketlerin kirli ellerini doğamızdan, suyumuzdan ve arazimizden çekmesini istiyoruz. Sadece Vartoluları değil; Dersimlisi, Maraşlısı, Akdenizlisi ve Karadenizlisiyle bütün canları 24’ünde Varto’daki mitinge bekliyoruz.”

    Cevahir FINDIK/İSKENDERUN

  • Van Tuşba’da 5.2 büyüklüğünde deprem!

    Van Tuşba’da 5.2 büyüklüğünde deprem!

    PİRHA- Van’ın Tuşba ilçesinde meydana gelen 5.2 büyüklüğündeki deprem çevre bölgelerde de hissedildi. İlk veriler, herhangi bir can veya mal kaybına ilişkin net bir bilgi olmadığını gösteriyor.

    Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından paylaşılan ilk bilgilere göre, Van’ın Tuşba ilçesi merkezli 5.2 büyüklüğünde bir deprem kaydedildi.

    Depremin Tuşba merkezli olarak meydana geldiği, sarsıntının Van ve çevre illerde hissedildiği bildirildi.

    Depremin derinliği ve etkilediği alanlara ilişkin teknik verilerin henüz netleşmediği, saha tarama çalışmalarının sürdüğü aktarıldı.

    Yetkili kurumların bölgedeki incelemelerine devam ettiği, can ve mal kaybına ilişkin resmi açıklamaların ilerleyen saatlerde netleşmesinin beklendiği ifade edildi.

    Gelişmeler güncellenecek

    HABER MERKEZİ

  • Bayar: Jeotermal değil, mezar açacaksınız; izin vermeyeceğiz!-VİDEO

    Bayar: Jeotermal değil, mezar açacaksınız; izin vermeyeceğiz!-VİDEO

    PİRHA- Varto’da yapılmak istenen JES’e dair konuşan Mersin Vartolular Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Vahap Bayar, “14 tane köyün altını boşaltırsanız orada Varto’lara mezar açarsınız. Jeotermal değil, mezar açacaksınız. Biz buna asla ve asla müsaade etmeyiz” diye belirtti.

    Muş’un Varto ilçesinde Çallıdere köyü sınırları içerisinde başlatılacak ve 16 köyü etkileyecek Jeotermal Enerji Santraline (JES) Muş Valiliği onay verdi. Varto’da halkın tepkisine rağmen hayata geçirilmek istenen ve bölgede ekolojik yıkımın yanı sıra kültürel ve inanç merkezlerine de zarar verecek olan JES’i yapacak olan Amerika merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim Anonim Şirketi’nin Mayıs ayında ilk sondaj çalışmasına başlayacağı bildirildi.

    Varto halkı uzun zamandır bölgelerinde yapılmak istenen JES projesine karşı mücadele ediyorlar.

    Mersin Vartolular Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Vahap Bayar, Varto’da yapılmak istenen JES’e dair değerlendirmede bulundu.

    Varto’da köylülerin, tarım, hayvancılık ve arıcılıkla geçimlerini sağladığını ifade eden Bayar, “Bu kimyasal doğaya zarar verirse bundan ne arı faydalanabilir, ne hayvan faydalanabilir, ne de ekinler biçilebilir” dedi.

    Benzer sorunların Aydın’da yaşandığını belirten Bayar, Aydın’da incir ve zeytin ağaçlarının kuruduğunu, Avrupa’ya, gönderilen incirlerin zehirli olduğu gerekçesiyle imha edildiğini söyledi.

    DEPREM BÖLGESİNE JES!

    Varto’da 1946 ve 1966 depremlerinin yaşandığını hatırlatan Bayar, “Hala hafızalarımızda var. Ve ciddi bir kayıplar oldu. Deprem bölgesinde siz 14 tane köyün altını boşaltırsanız orada Varto’lara mezar açarsınız. Jeotermal değil, mezar açacaksınız. Biz buna asla ve asla müsaade etmeyiz” diye belirtti.

    “İNSANLAR YURTLARINA GERİ DÖNÜYOR”

    Amerika şirketleri kar elde etsin diye halkın zehirlenmek istendiğini vurgulayan Bayar, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Dağlarımızı, ormanlarımızı yok edecekler, kesecekler ve daha sonra da bize bunu dayatacaklar. Varto’yu tahrip etmeye kimsenin hakkı yok. Biz de buna müsaade etmeyiz.

    1966 depreminde insanlar göçe zorlandı. Kendi kaderiyle bırakılan insanlar yurtlarını terk ettiler. Sürgünler yaşandı. Yani nüfusun %60’ını götürdüler şehirlere dağıttılar. 60 yıldan sonra insanlar kendi köylerine geri dönmek istiyor. Artık şehirler, bu insanları kaldırmıyor ve yaşadığı yere özlem duyuyor. Kendi köyümde 10 yılda 40 tane yeni yerleşim oldu. İnsanlar köylerine dönüyorken, bu yapılanı kabul etmek mümkün değil.

    İnsanlar şu anda Varto’ya akın akın geri dönüş yapmak üzereyken böyle bir zehiri götürüp o toplumun içerisine atmak bana göre tekrar bir katliamdır. Bu doğru değildir. Doğru olan şey de devlet bu poreyi geri çekmeli.”

    “COĞRAFYAMIZA DOKUNMASINLAR”

    Bir avuç insan rant elde etsin diye bir ilçenin binlerce, onbinlerce insanın, doğanın, hayvanın zarar görmesine izin vermeyeceklerinin altını çizen Vahap Bayar, “Dolayısıyla daha hiçbir şey olmadan bu projeyi geri çekmelerinden yanayız ve bizim ormanımıza, suyumuza, yaşadığımız coğrafyaya  karışmasınlar, dokunmasınlar. Biz orada kupkuru bir coğrafyayı görmek istemiyoruz” diye belirtti.

    “24 NİSAN’DA VARTO’DA BULUŞALIM”

    JES’e karşı 24 Nisan’da Varto’da miting yapacaklarını ifade eden Bayar, “Türkiye’nin 14 tane ilinden otobüsler kalkıyor. 24 Nisan’da Varto’da buluşmak adına bu büyük miting yapacağız. Gelmek isteyenler Varto Dernekleri’ne ulaşsınlar. Bu sadece Varto’nun sorunu değildir. Bingöl’ün, Bitlis’in, Dersim’in de sorunudur. Bu sorun insanlık sorunudur. Yaşadığımız her yerde bunun önüne kesebilmek için herkesin vicdanına ve bizim yanımıza dayanışmaya davet ediyorum” ifadelerini kullandı.

    “MÜSADE ETMEYECEĞİZ!”

    Vartolularda JES’e karşı olduklarını belirterek, “Biz Varto’da jeotermal istemiyoruz. Doğamızın kirlenmesini istemiyoruz. Suyumuza, doğamıza, yaşam alanımıza dokunulmasına asla müsaade etmeyiz” dedi.

    Diren KESER/MERSİN

  • Depremin üzerinden 3 yıl geçti, Adıyaman’da yurttaşlar hala ev bekliyor- VİDEO

    Depremin üzerinden 3 yıl geçti, Adıyaman’da yurttaşlar hala ev bekliyor- VİDEO

    PİRHA- Adıyaman’da 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında depremzedeler konteynerlerde yaşamaya devam ederken, kalıcı konut taleplerinin karşılanmadığını söyledi.

    6 Şubat depremlerinin üzerinden 3 yıl geçti. Toplam 11 ilde milyonlarca yurttaşın etkilendiği depremlerde on binlerce yurttaş yaşamını yitirdi. Resmi rakamlara göre Maraş merkezli 7,8 ve 7,5 büyüklüğündeki 6 Şubat depremlerinde resmi açıklamalara göre 53 bin 725 kişi hayatını kaybetti, 107 bin 213 kişi yaralandı.

    6 Şubat depremlerinin ağır yıkım yaşattığı Adıyaman’da, aradan geçen üç yıla rağmen binlerce depremzede kalıcı konutlara yerleşemedi. Adalet Peşinde Aileleri Platformu’ndan Filiz Sırtıkara ve Sabahat Ala, deprem sonrası yaşam koşullarının değişmediğini belirterek yaşadıkları mağduriyeti PİRHA’ya anlattı.

    “ENGELLİ KALDIM, HALA KONTEYNERDAYIM”

    Depremde ağır yaralanarak engelli kalan Filiz Sırtıkara, yaşamının üç yıldır konteynerle sınırlı olduğunu söyledi. Kiracı olduğu için TOKİ’den konut çıkmadığını belirten Sırtıkara, kalıcı barınma talebini şu sözlerle dile getirdi:

    “Bizim için, benim için hiçbir şey değişmedi. Depremde engelli kaldım. Parmağımı kaybettim, omzumu kullanamıyorum. Yüzümün her tarafında demir var; yüzüm parçalandı. Kiracıyım ve TOKİ de çıkmadı. Eşimi kaybettim, hiçbir gelirim yok. Engelli konteynerinde kalıyorum ve hâlâ oradayım. Bu yaştan sonra engelli olmak çok zor. Komşularımı kaybettim. Hayat benim için çok zor. Benim gibi engelli olup konteynerda kalanların da evleri yok. Onlar da kiracı ve onlara da TOKİ çıkmadı. Yaşayacak bir gelirimiz yok. Biz kalıcı konut istiyoruz.”

    “BİN METREKARE YERİM VARDI, EV VERİLMEDİ”

    Depremde eşini kaybeden Sabahat Ala ise mülk sahibi olmasına rağmen kendisine konut verilmediğini söyledi. Üç yıldır torunlarıyla birlikte konteynerde yaşadığını belirten Ala, sürece tepki göstererek, “İki dükkanlı, beş katlı apartmanım depremde yıkıldı. Eşim vefat etti, oğlum ağır yaralandı. Şimdi üç yıldır konteynerda kalıyoruz. Şehrin en değerli yerinde bin metrekare yerim vardı. ‘Apartmanınızı yapıp ev vereceğiz’ dediler ama uygulamada hiçbir şey verilmedi. Torpilli olanlar evlerini aldı, biz alamadık” diye konuştu.

    Ekonomik koşulların da yaşamı daha zor hale getirdiğini belirten Ala, hükümete seslenerek, “Üç yetim torunuma bakıyorum. Beş kişi bir konteynerde yaşıyoruz. Emekli aylığım yetmiyor. Ben sadece hakkım olan evi istiyorum. Bir emekli aylığım var, beş kişiye bu para yetmiyor. Cumhurbaşkanı mümkünse herkesin hakkı olan evi verilecek demişti. Benim de hakkım olan evi versinler istiyorum” dedi.

    Fatoş SARIKAYA/ ADIYAMAN

  • Adıyaman 3 yıldır çözüm bekliyor: Mağduriyetler giderilsin- VİDEO

    Adıyaman 3 yıldır çözüm bekliyor: Mağduriyetler giderilsin- VİDEO

    PİRHA- Meme Hacı Ocağı Dedesi Kazım Karagöz ve sanatçı Haşim Tokdemir, depremin üzerinden üç yıl geçmesine karşın Adıyaman’daki yurttaşların mağduriyetlerinin hala devam ettiğini belirterek, hükümete eksikliklerin giderilmesi ve halkın sesinin duyulması çağrısında bulundu.

    6 Şubat depremlerinin üzerinden 3 yıl geçti. Toplam 11 ilde milyonlarca yurttaşın etkilendiği depremlerde on binlerce yurttaş yaşamını yitirdi. Resmi rakamlara göre Maraş merkezli 7,8 ve 7,5 büyüklüğündeki 6 Şubat depremlerinde 53 bin 725 kişi hayatını kaybetti, 107 bin 213 kişi yaralandı.

    6 Şubat depremlerinden en ağır şekilde etkilenen illerden biri olan Adıyaman’da aradan geçen 3 yıla rağmen barınma, altyapı ve sosyal destek sorunları devam ediyor.

    Meme Hacı Ocağı Dedesi Kazım Karagöz ve Adıyamanlı Sanatçı Haşim Tokdemir hem depremin ilk günlerinde yaşananları hem de bugün gelinen noktayı değerlendirerek, devletin sosyal sorumluluklarını yerine getirmediğini ifade etti.

    “DEPREMDE ADIYAMAN UNUTULDU”

    Meme Hacı Ocağı Dedesi Kazım Karagöz, depremde yalnız bırakıldıklarını ve devlet yetkililerinin Adıyaman’ı görmediğini belirtti. Karagöz, depremin ilk günlerinde yurttaşların tamamen kendi imkanlarıyla hayatta kalmaya çalıştığını vurgulayarak, “6 Şubat depreminin üzerinden 3 yıl geçti ancak bu süre içinde Adıyaman’da gözle görülür bir hizmet yapılmadı. Depremden sonraki ilk 3 gün Adıyaman unutuldu. O günlerde sağımızda solumuzda bize uzanan hiçbir el yoktu. Bu eli 3 gün boyunca bekledik ama bir türlü gelmedi. Enkaz altındaki cenazelerimizi kendi ellerimizle kazıya kazıya çıkardık. Kefensiz bir şekilde toprağa verdik. Sosyal devletin bir görevi vardır ama Adıyaman’da bu görev yerine getirilmedi” diye konuştu.

    TOKİ ELEŞTİRİSİ VE HÜKÜMETE ÇAĞRI

    Karagöz, deprem sonrası inşa edilen TOKİ konutlarının depremzedelerin barınma hakkını güvence altına almak yerine yeni bir mağduriyet alanına dönüştürüldüğünü dile getirdi. Konutların yüksek bedellerle satıldığını ve dağıtım sürecinde adaletsizlik yaşandığını vurgulayan Karagöz, “Bugün hala Adıyaman’da yaklaşık 30 bin insan konteynerlerde yaşıyor. Bu, dünyanın ve siyasi hükümetin utancıdır. İnsanlar 21 metrekarelik konteynerlerde hayatlarını sürdürmeye çalışıyor. TOKİ tarafından yapılan konutlara bakıldığında, bu evler vatandaşa 4–5 milyon TL bedelle satılıyor. Hak etmeyen insanlara ev çıkarken, gerçekten ihtiyacı olanlara ev çıkmıyor. 300 dönüm arazisi olan insanlara ev çıktığını görüyoruz. Sosyal devlet; depremde, yangında, selde vatandaşının yanında olandır. Peki sosyal devletin görevi, depremzede halka verilen evleri parayla satmak mıdır? Bu doğru değildir. Bu kapitalizmdir ve halka yapılan bir zulümdür” dedi.

    Adıyaman’da halen devam eden sorunlarının çözümü için hükümete çağrıda bulunan Karagöz, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi için Ankara hükümeti halkın sesini duymalıdır. Deprem yalnızca yıkılan binalarla sınırlı değildir, sosyal yaralar hala açıktır. 11 ilde yaşanan bu büyük felaketin sorumluluğu unutulmamalı, yaralar eksiksiz şekilde sarılmalıdır. Bu kokuşmuş düzen içerisinde halkımızı dayanışmaya, birlik ve beraberliğe davet ediyorum. Bugün bu düzen değişmedikçe, halk adına toplanan vergiler halka sunulmadıkça, halk refaha kavuşamayacaktır.”

    “İNSANLAR BİR AN ÖNCE KONUTLARA KAVUŞMALI”

    Adıyamanlı sanatçı Haşim Tokdemir ise deprem günlerinde yaşadıklarının kendisini derinden etkilediğini ve bu acıların bir ağıda dönüştüğünü söyledi. Tokdemir, ilk günlerde yardımların halktan geldiğini, devletin ise sahada olmadığını belirterek, yaşadıklarını şu sözlerle aktardı:

    “Allah bir daha böyle bir felaketi yaşatmasın, eksikler çoktu. Üç gün boyunca Adıyaman’daydık. İnsanların kendi imkanlarıyla getirdiği yardımlar vardı, devlet yoktu. Bu yaşananların üzerine bir ağıt yazdım. Karın ortasında yalın ayak yürüyen çocukları, gecelikle kar altında dolaşan insanları gördüm. Burada hala konteynerlerde yaşayan insanlar var. Bu insanlar bir an önce evlerine kavuşmalı, verilen evler depremzedelere çok cüzi bedellerle sunulmalı. İnsanlar evlerini, evlatlarını kaybetti bir de maddi olarak ezilmemeli.”

    Fatoş SARIKAYA/ ADIYAMAN

     

  • Adıyaman Baro Başkanı Doğan: Deprem değil, plansızlık ve çürük binalar öldürdü- VİDEO

    Adıyaman Baro Başkanı Doğan: Deprem değil, plansızlık ve çürük binalar öldürdü- VİDEO

    PİRHA- Adıyaman Baro Başkanı Bilal Doğan, depremin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen acıların hala çok taze olduğunu belirterek, afet öncesi planlama eksikliğinin felaketin boyutlarını büyüttüğünü vurguladı.

    Adıyaman Baro Başkanı Bilal Doğan, Maraş merkezli depremlerin ardından yaşanan sürece ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Depremin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen kentin hala yaralarını sarmaya çalıştığını ifade eden Doğan, barınma sorununun özellikle kiracılar açısından derinleşerek sürdüğünü söyledi.

    “KİRACILAR EN GÖRÜNMEZ MAĞDURLARDAN”

    Bilal Doğan, depremden sonra mağdur olan kesimin başında kiracıların geldiğine dikkat çekerek, “Kiracının zaten evi yoktu, kirada oturuyordu. Evi yıkıldı. Konteyner dağıtım sürecinde bu insanlar ciddi zorluklar yaşadı. Sonrasında bir şekilde konteyner temin edildi ama sorunlar bitmedi. Şu an ev yok, kiralar inanılmaz derecede arttı. En fazla mağdur edilen kesim kiracılar. Bugün hala konteyner kentlerde 30 binden fazla insan yaşıyor ve bunların çok büyük bir kısmı kiracı. TOKİ’nin yaptığı konutlarda sosyal konut anlayışıyla kiracıların da düşünülmesi gerekiyordu. Kısmen yapıldı ama mağduriyet tamamen giderilmiş değil” diye konuştu.

    Aradan geçen üç yıla rağmen hala konut sorununun çözülemediğini belirten Doğan, “Konutların tamamı hala bitmiş değil. Gerek TOKİ’nin yaptığı evler gerekse yerinde dönüşüm kapsamında yurttaşların kendi imkanlarıyla yapmaya çalıştığı evler tamamlanamadı. Bu yüzden insanlar hala konteynerlerde yaşamaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

    “DEPREM DEĞİL, İHMALLER ÖLDÜRDÜ”

    Türkiye’nin deprem gerçeğine rağmen gerekli önlemlerin alınmadığını dile getiren Doğan, afetin sonuçlarının insan eliyle ağırlaştığını söyledi:

    “Sadece Adıyaman değil, Türkiye bir deprem ülkesi. Dünyada deprem riski en yüksek beş ülkeden biriyiz. Buna göre bir yapılaşma olması gerekiyordu. Deprem bir doğa olayıdır ama felaket insandan kaynaklıdır. Deprem öldürmez, yanlış yapılaşma öldürür, çürük bina öldürür. Depreme uygun olmayan binaların önüne geçilmeliydi. Bundan sonra yapılacak planlamalarda yalnızca hak sahipleri, yani mülk sahipleri değil; kiracı yurttaşların da hakları gözetilmeli. Bu konuda çok ciddi bir planlama eksikliği var. Toplum olarak da devlet olarak da planlama konusunda eksiklerimiz büyük. Depremden sonra hızlı hareket edildi, yapılan güzel işler var, bunları görmek ve teslim etmek gerekir. Ama eksikleri dile getirmezsek çözüme de ulaşamayız. Çünkü aradan üç yıl gibi uzun bir süre geçti.”

    Fatoş SARIKAYA/ ADIYAMAN

  • Antakya’da 6 Şubat’ın öfkesi diri: Dün enkazda bırakanlar bugün rant peşinde! – VİDEO

    Antakya’da 6 Şubat’ın öfkesi diri: Dün enkazda bırakanlar bugün rant peşinde! – VİDEO

    PİRHA – 6 Şubat Maraş Depremlerinin yıl dönümünde Antakya’da acı ve öfke dinmiyor. Enkaz altında bırakılan binlerce insanın ardından bugün halk; rezerv alan ilanları, mülksüzleştirme politikaları ve altyapısızlığa mahkûm edilen konteyner kentlerde yaşam mücadelesi veriyor. Konuya dair PİRHA’ya konuşan depremzedeler, hak savunucuları ve sivil toplum temsilcileri, “Doğal afeti toplumsal bir katliama dönüştürdüler” diyerek ranta karşı direniş vurgusu yaptı.

    6 Şubat depremlerinin üzerinden geçen zamana rağmen Antakya’da yaralar sarılmadı, aksine devlet eliyle yeni mağduriyetler üretildi. Yapılan anma ve açıklamalarda, devletin deprem anındaki ihmalleri ve sonrasındaki “ihya” adı altındaki rant politikaları eleştirildi.

    “ENKAZLARA DEĞİL, BANKA KASALARINI KORUMAYA GELDİLER”

    Deprem anında yaşananları anlatan 6 Şubat Platformu’ndan Mehmet Ali Ceylan, devletin refleksini “sınıfsal bir tercih” olarak nitelendirdi. Ceylan, ilk üç gün boyunca tek bir resmî yetkilinin gelmediğini vurgulayarak, “Geldiler ama banka kasalarını korumak için, bir avuç zenginin mal varlığını korumaya geldiler. Enkazlara gelmediler. Gönüllü gelen dostlara, yoldaşlara engel olundu, tırlara el koyuldu. Bu düzenin savunucuları enkazlara gelmeyerek doğal bir depremi toplumsal bir katliam sürecine dönüştürdüler” dedi.

    Yurttaşlardan Süleyman Kocaoğlu da devletin gelmeyeceğini ilk saniyelerde anladıklarını belirterek, “Devlet buraya rant için geldi ve bu rantı insanlara depremden daha büyük zorluklar çektirerek yürüttü. Çocuklar hala çamurlu yollardan okula gidiyor, insanlar umut pazarlanarak konteynerlere mahkûm ediliyor” ifadelerini kullandı.

    REZERV ALAN ADI ALTINDA YAĞMA VE RANT

    İktidarın yürüttüğü projelerin aslında bir “yağma” süreci olduğunu belirten İHD Hatay Şube Eş Başkanı Mürsel Tonguç Salmanoğlu, rezerv alan ilanlarının halktan gizlendiğini kaydetti. Salmanoğlu, “Rezerv alanı ilan edilirken şeffaf olunmalıydı ama halk bilgi sahibi değil. Yüzde 40’lık bir borçlandırma var; tek evi olan insanların tamamen ücretsiz ev sahibi olması gerekirdi. Ofisler kuracağız dediler, o da kurulmadı. İnsanlar mülksüzleştiriliyor” dedi.

    Ceylan ise şehir merkezindeki inşaat yükselişini “gözler önünde bir yağma ve rant” olarak tanımlayarak, doğaya ve çevreye uyumlu olmayan yapılaşmanın kültürel kimliği de tehdit ettiğini belirtti.

    200 ÇOCUK PROTEZ BEKLİYOR, KADINLAR TRAVMAYLA BAŞ BAŞA

    Depremin en ağır yükünü kadınların ve çocukların omuzladığını dile getiren yurttaş Necla Daloğlu, Antakya’da şu an 200’ün üzerinde ampüte çocuk bulunduğu gerçeğini paylaştı. Daloğlu, “Bu çocukların protezlerinin her 6 ayda bir değişmesi gerekiyor, maliyetler çok yüksek. Kadınlar kendi mahallelerinden koparılıp kilometrelerce ötedeki TOKİ’lere yerleştirilerek travmaya sürükleniyor. Antakya bir dünya mirasıdır; Hristiyan’ı, Yahudi’si, Ermeni’si bir arada yaşadık. Şimdi bu bağlar koparılıyor” diye konuştu.

    “DAYANIŞMA VE DİRENİŞ SÜRECEK”

    Tüm bu kuşatmaya karşı, depremin ilk günlerinde kurulan Dayanışma ve Direniş Koordinasyonları’nın hâlâ ayakta olduğu belirtildi. Suyunu, ekmeğini ve enkazdaki canını kendi tırnaklarıyla çıkaran Antakya halkı; rezerv alanlara, tarım arazilerinin gaspına ve mülksüzleştirme politikalarına karşı mücadelesini sürdüreceğinin altını çizdi.

    Cevahir FINDIK/ANTAKYA

  • Berlin’de depremde yaşamını yitiren canlar anıldı-VİDEO

    Berlin’de depremde yaşamını yitiren canlar anıldı-VİDEO

    PİRHA- 6 Şubat 2023’te Maraş merkezli depremlerin 3. yılı dolayısıyla Almanya’nın başkenti Berlin’de anma yapıldı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) başta olmak üzere bir çok kurumun destek verdiği anmada Sinemilli Ocağı pirlerinden Cemal Özipek, yaşanan felaketin en ağır bedelini Alevi ve Kürt Alevi toplumunun ödediğini vurguladı.

    Depremde devletin yardımları bilinçli biçimde geciktirdiğini ve engellediğini ifade eden Özipek, bu nedenle binlerce insanın günlerce enkaz altında kurtarılmayı beklediğini söyledi.

    Kendisinin de deprem mağduru olduğunu belirten Özipek, ailesinden 11 canın ancak 7 gün sonra enkazdan çıkarılabildiğini dile getirdi. Resmî rakamlarla açıklanan can kayıplarının gerçeği yansıtmadığını savunan Özipek, kayıpların yüz binlerle ifade edilebileceğini, hâlâ bulunamayan çocuklar olduğunu ve annelerin Hatay, Antakya, İskenderun ve Pazarcık’ta evlatlarını beklediğini söyledi.

    Konuşmasının ardından 6 Şubat depreminde, Rojava ve Kobani’de yaşamını yitiren canlar için gülbenk okuyan Özipek, “Hakka yürüyen canlarımızın devirleri daim, ruhları şad olsun” ifadelerini kullandı.

    Pir Özipek’in konuşmasının ardından kurum temsilcileri de kısaca söz aldı.

    PİRHA-BERLİN

  • Depremlerin 3. Yılında Freiburg’dan Adalet ve Dayanışma Çağrısı-VİDEO

    Depremlerin 3. Yılında Freiburg’dan Adalet ve Dayanışma Çağrısı-VİDEO

    PİRHA- 6 Şubat 2023’te Maraş merkezli depremlerin 3. yılı vesilesiyle Freiburg Alevi Dergahı’nda anma düzenlendi. 

    Anma Programı Gülseren Acar Ana’nın çerağları uyandırması ile başladı. Ardından Freiburg Alevi Dergahı Eşbaşkanı Mehmet Geliş katılımcıları selamladı.

     Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF) adına açıklamayı Meryem Bezginer okudu. Bezginer’in okuduğu açıklamada, yaşanan büyük felaketin yalnızca doğal bir afet olmadığına, yıllardır biriken ihmallerin ve rant politikalarının sonucu olduğuna dikkat çekildi.

    Bezginer depremde on binlerce, yüz binlerce insanın denetimsiz ve rant uğruna yapılan binalarda, soğukta ve zamanında ulaşmayan yardımlar nedeniyle yaşamını yitirdiğini hatırlattı. Devletin sorumluluğunu yerine getirmediği vurgulanırken, geciken müdahalelerin ve yetersiz koordinasyonun can kayıplarını artırdığı ifade edildi.

    MARDEF olarak yürütülen çalışmalarda hiçbir ayrım yapılmadığını vurgulayan Bezginer, “Kimseyi kimliğine, inancına, mezhebine göre ayırmadık. Depremin vurduğu her yere eşit yaklaştık” ifadelerini kullandı.

    FEDA adına açıklamayı ise Freiburg Alevi Dergahı Eşbaşkanı Nilay Yumuşak okudu.

    Yumuşak,yaşanan büyük yıkımın yalnızca geçmişte kalan bir acı olmadığını vurguladı. Yumuşak, depremin milyonlarca insanın hayatını geri dönülmez biçimde değiştirdiğini belirterek, on binlerce canın yarım kalan hayalleriyle toprağa verildiğini ifade etti.

    Depremin ilk anlarından itibaren ortaya çıkan dayanışma ruhunun umut olduğunu söyleyen Yumuşak, acının içinde paylaşılan ekmeğin, tutulan nöbetlerin ve uzanan yardım ellerinin toplumsal birlikteliği gösterdiğini dile getirdi.

    Açıklamasında, 6 Şubat’ın yalnızca bir yas günü olmadığını vurgulayan Yumuşak, hatırlamanın sorumluluk almak anlamına geldiğini, benzer acıların yaşanmaması için güvenli yarınların hep birlikte inşa edilmesi gerektiğini söyledi.

    PİRHA-FREİBURG

     

  • Samandağ’da yürüyüş düzenlendi: Affetmek yok!-VİDEO

    Samandağ’da yürüyüş düzenlendi: Affetmek yok!-VİDEO

    PİRHA- 6 Şubat depremlerinin en çok etkilediği ve bir çok sorunun devam ettiği kentlerden biri olan Samandağ’da yurttaşlar yürüyüş düzenleyerek “Unutmak yok, affetmek yok” dediler.

    6 Şubat depremlerinin üzerinden 3 yıl geçti. Toplam 11 ilde milyonlarca yurttaşın etkilendiği depremlerde on binlerce yurttaş yaşamını yitirdi. Resmi rakamlara göre Maraş merkezli 7,8 ve 7,5 büyüklüğündeki 6 Şubat depremlerinde 53 bin 725 kişi hayatını kaybetti, 107 bin 213 kişi yaralandı.

    Bir çok sorunun devam ettiği kentlerden biri olan Samandağ’da yurttaşlar yürüyüş düzenleyerek “Unutmak yok, affetmek yok” dediler.

    Yüzlerce yurttaş ellerinde yaşamını yitirdiklierinin yakınlarını fotoğraflarını alarak, PTT önünde bir araya geldi. Samandağ Semt Pazarı’na kadar yürüyen yurttaşlar sık sık “Sesimizi duyan var mı?” diye sordu.

    Yapılan konuşmalarda geçen 3 yılda sorunların giderilmediğini aktararak, iktidarın deprem bölgelerine rant temelli yaklaştığı vurgulandı.

    Samandağ 6 Şubat Koordinasyonu, taleplerini şöyle sıraladı:

    “1- Ulaşılabilir, nitelikli, ücretsiz sağlık hizmeti sağlansın. Sağlık emekçilerinin üzerindeki baskılar sonlandırılsın.

    2- Depreme dayanıklı, nitelikli ve ücretsiz barınma sağlansın. Konteyner kentler fiili barınma sağlandığında kaldırılsın.

    3- Deprem suçlularının adil yargılanmasının önündeki engeller kaldırılsın. Her kademedeki sorumlular, kamu da görevli olanlar dahil yargılansın.

    4- Doğamızı, yaşam alanlarımızı yok eden ve demografik yapımızı tehdit eden yağma ve rant politikaları derhal sonlandırılsın.

    5- Çiftçilere üretim için gübre, ilaç, tohum vb. girdilerde destek sağlansın, devlet ürünlere alım garantisi sağlasın.

    6- Kadınlara yönelik şiddet sarmalına karşı güvenli kentsel planlama ve 7/24 destek merkezleri; ekonomik bağımlılığa karşı mahalle kreşleri talep ediyoruz.

     

    7- Antakya’nın tarihsel hafızası olan tarihi kültürel yapılar korunsun. Koruma amaçlı imar planı iptal edilsin. Meslek odaları, bilimsel kurullar ve halkın temsilcilerinin katılımıyla yeni bir plan oluşturulsun.

    8- Günden güne gericileştirilen ve ülkü ocakları gibi faşist kurumlara alan açılan eğitim sistemine karşı okullarımızda çocuklarımız için Özgür Bilimsel Eğitim talep ediyoruz.

    9- Elektrik ihtiyacımız kesintisiz ve nitelikli şekilde sağlansın. Devlet desteği devam etsin kota yükseltilsin.

    10-Kadınlar için üretim desteği; güvencesizliğe karşı ise mesleki dönüşüm programıyla istihdam alanları, sığınma evleri ve barınma fonları gibi bütüncül politikalar hayata geçirilmelidir. Çocuklarımızın eğitim gördüğü okullarda ısınma sorunu derhal çözülsün ve depreme karşı dayanıklı hale getirilsin. Kamu kurumlarının işgal ettiği okullar en kısa zamanda öğrencilere iade edilsin.

    12-Ulaşım, nitelikli ve ücretsiz şekilde sağlansın. Bozuk olan yollar en kısa sürede onarılsın. Trafik ışıkları, levhalandırmalar, yolların ışıklandırılması derhal halledilsin.

    13-Depremde katledilenlerin gerçek sayısı açıklansın. Ölen göçmenlerin sayısı gizlenmesin. Kaç kayıp olduğu ve akıbeti belli olmayan çocuklarımızın sayısı halkla paylaşılsın. Bunun için bir araştırma komisyonu kurulsun.”

    PİRHA/SAMANDAĞ 

  • ‘Tüm kamu binaları, okullar, hastaneler ve yurtlar bağımsız ve bilimsel ölçütlerle acilen denetlenmeli!’-VİDEO

    ‘Tüm kamu binaları, okullar, hastaneler ve yurtlar bağımsız ve bilimsel ölçütlerle acilen denetlenmeli!’-VİDEO

    PİRHA- KESK Dersim Şubeler Platformu, 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerde yaşamını yitirenleri andı. Yapılan açıklamada, tüm kamu binalarının, okulların, hastaneler ve yurtların bağımsız ve bilimsel ölçütlerle acilen denetlenmesi çağrısında bulunuldu.

    6 Şubat’ta meydana gelen depremlerde yaşamını yitirenler, birçok kentte anıldı.

    Dersim’de bir araya gelen KESK bileşenleri, Sanat Sokağı’nda basın açıklaması düzenledi. Açıklamaya DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu’nun yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    KESK bileşenleri adına basın açıklamasını Eğitim Sen Şube Sekreteri İlhan Öner okudu.

    “YAŞANAN YIKIM, SİYASİ TERCİHLERİN VE BİLİNÇLİ POLİTİKALARIN DOĞRUDAN SONUCUDUR”

    İlhan Öner, “Bu büyük felaketin acısı hâlâ yüreklerimizde tazeliğini korumaktadır. Yaşanan acılar unutulmamış, adalet talebi ise hâlâ tam olarak karşılanmamıştır” dedi.

    Bu ağır tablonun ortaya çıkmasında depremin büyüklüğü kadar, yıllardır süregelen rant odaklı düzen, denetimsizlik, sistematik ihmaller ve cezasızlık politikalarının belirleyici olduğunu vurgulayan Öner, “Bu anlayış, yıkımın boyutlarını artırarak iktidar eliyle ağır kayıpların oluşmasına zemin hazırlamıştır. Depremin doğal yıkıcılığını da göz ardı etmiyoruz; ancak yaşanan yıkım, siyasi tercihlerin ve bilinçli politikaların doğrudan sonucudur” diye belirtti.

    “DERSİM VE ÇEVRESİNDE DEPREME HAZIRLIK YETERLİ DEĞİL”

    Deprem bölgesinde yaşamın hâlâ tam anlamıyla normale dönmediğinin altını çizen Öner, şunları dile getirdi:

    “Pazarcık ve Elbistan depremleri öncesinde bilim insanlarının yaptığı uyarıların dikkate alınmaması, yaşanan büyük yıkımın en temel nedenlerinden biri olmuştur. Bugün benzer uyarılar Dersim ve çevresi için de yapılmakta; ancak yetkili kurumlar bu uyarılara gereken ciddiyet ve özeni göstermemektedir. Aynı anlayış Dersim’de de kendini göstermektedir. Dersim ve çevresi, birden fazla aktif fayın kesişim noktasında yer almakta olmasına rağmen, depreme hazırlık çalışmaları istenen düzeyde ve hızda ilerlememektedir. Deprem riskini azaltmaya yönelik yeterli ve sürdürülebilir bir bütçe ayrılmamakta, hazırlık çalışmaları ise çoğunlukla bazı kamu binalarının yıkılması ya da güçlendirilmesiyle sınırlı kalmaktadır. Oysa bütünlüklü bir afet yönetimi anlayışı; konutlardan altyapıya, ulaşım ağlarından sağlık ve eğitim hizmetlerine kadar tüm yaşam alanlarını kapsayan kamusal bir planlamayı zorunlu kılmaktadır. Ocak ayında yaşanan yoğun kar yağışı sırasında ortaya çıkan ulaşım ve altyapı sorunları da, yalnızca depreme değil, en temel krizlere karşı dahi yeterli bir hazırlığın bulunmadığını açıkça göstermiştir.”

    İKTİDARA ÇAĞRI!

    KESK Dersim Şubeler Platformu olarak, iktidarı uyardıklarını ifade eden Öner, güvenli kentler bir lütuf değil, vazgeçilmez bir haktır ve devletin anayasal sorumluluğunda olduğunu vurguladı.

    İlhan Öner, tüm kamu binalarının, okulların, hastaneler ve yurtların bağımsız ve bilimsel ölçütlerle acilen denetlenmesi, riskli yapılar kamusal bir planlama çerçevesinde kamucu, bilimsel ve demokratik biçimde yeniden inşa edilmesi, toplanan deprem vergileri ve kamu kaynakları şeffaf biçimde toplum yararına ve öncelikle risk azaltımına kullanılmalı, afet yönetimi meslek odalarının, sendikaların ve halkın katılımıyla demokratik biçimde yeniden yapılandırılması çağrısında bulundu.

    “İKTİDAR HESABI VERMELİ”

    Açıklamada söz alan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 6 Şubat depremlerinde iktidarın bu ülkeyi nasıl yönettiğinin açığa çıktığını söyleyerek, “Ama önemli bir şey daha açığa çıktı. Bu ülkede hala birçok kurum ve kuruluş; inanç, kimlik demeden herkesin büyük bir dayanışmayla kendi olanak ve imkanlarıyla bölgeye koşarak çok büyük bir dayanışma örneğini bu ülkede sergilediler” dedi.

    Merkeziyetçi politikaların hiçbir derde deva olmadığını dile getiren Kordu, “Dolayısıyla bu coğrafyada dayanışmanın demokratik kurumlarının kamusal gücün açığa çıkartarak olabilecek bu doğal afetlerde devreye girebilmesi organizeli çalışabilmesi ve bu fikriyata açık bir iktidarın ve bir fikriyatın oluşması gerekiyordu. İşte O fikriyat bugün halkın yanındaydı. Şimdi eğitimden sağlığa barınmaya kadar yaşanan çok ciddi sorunlarla deprem bölgesinde insanlarımız karşı karşıya. Nerede vergi paraları diyoruz? Bu halk vergi ödemesi yapıyor depremle ilgili. Ona ilişkin tatmin edici bir açıklama yapılmıyor. Onun hesabı verilmiyor” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/DERSİM

     

  • TTB-SES: Depremin 3. yılında psikososyal iyilik hali krizi derinleşiyor-VİDEO

    TTB-SES: Depremin 3. yılında psikososyal iyilik hali krizi derinleşiyor-VİDEO

    PİRHA- TTB ve SES’in, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılına dair yayımladığı “Psikososyal İyilik Hali” raporu, afetin etkilerinin azalmadığını; barınma, sağlık ve geçim sorunlarıyla birlikte derinleşerek sürdüğünü ortaya koydu. Raporda, “deprem hâlâ sürüyor” vurgusu yapılırken, hak temelli ve katılımcı politikalar olmadan toplumsal iyileşmenin mümkün olmadığına dikkat çekildi.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Şubat 2023 depremlerinin üçüncü yılına ilişkin hazırladıkları “Psikososyal İyilik Hali” başlıklı değerlendirme raporunu yayımladı. Eğitim Sen binasında yapılan basın toplantısında kamuoyuna duyurulan raporda afetin psikososyal etkilerinin zamanla azalmadığı; aksine barınma, sağlık, geçim ve kamusal hizmetlerdeki sorunlarla birlikte kronikleştiği vurgulandı.

    TTB-SES, depremin yalnızca yıkılan binalarla sınırlı olmadığını, “sağlığın sadece biyolojik bir durum olmadığı” perspektifiyle ele alınması gerektiğini belirtti. Raporda, kentlerin yeniden inşasının “yaşam alanı” yerine “hızlı inşaat” anlayışıyla yürütülmesinin, toplumsal sağlığı derin biçimde zedelediği ifade edildi.

    BARINMA KRİZİ VE “MAKYAJLANMIŞ KENTLER”

    Raporda barınma sorununun, yalnızca konut eksikliği değil; güvensizlik, aidiyet kaybı ve kalıcı belirsizlik yaratan bir toplumsal kriz olduğu vurgulandı. Konteyner kentlerin boşaltılması, toplu konutların fiyatlarının belirsizliği ve altyapı sorunları depremzedelerin kaygılarını derinleştiriyor.
    Saha görüşmelerinde depremzedeler, “binalar yapılıyor ama yuva olmuyor”, “konteynerler boşaltılıyor ama nereye gidileceği belli değil” sözleriyle yaşadıkları çelişkili ruh halini ifade etti. Bayramlar ve anma günleri öncesinde “makyajlanan kentlerin”, deprem gerçeğini görünmez kıldığına dikkat çekildi.

    “DEPREM HALA SÜRÜYOR”

    Raporda, depremin “geride kalmış bir olay” olmadığı; inşaat gürültüsü, kamyon sesleri, bozuk yollar ve altyapı sorunlarının travmayı her gün yeniden ürettiği belirtildi. Trafik kazaları, işçi ölümleri, kadın cinayetleri, çocuk ve ergenlerde artan riskli davranışlar, gıda güvencesizliği ve çevresel tehditler “önlenebilir erken ölümler” olarak tanımlandı ve “sosyal cinayet” kavramı öne çıkarıldı.

    Raporda kadınların artan bakım yükü, güvencesiz emek ve “güçlü olmak zorunda kalma” hali nedeniyle psikososyal iyiliklerinin ciddi biçimde daraldığı belirtildi. Çocuklar ve gençler açısından ise eğitimden kopma, erken yaşta çalışma, bağımlılıklar, akran zorbalığı ve istismar riskleri öne çıktı. Engelliler, bakım verenler ve bazı topluluklar kamusal süreçlerde kendilerini görünmez hissettiklerini ifade etti.

    ÇÖZÜM: HAK TEMELLİ, DEMOKRATİK VE KATILIMCI POLİTİKALAR

    Saha çalışmalarında, depremin ilk dönemindeki güçlü toplumsal dayanışmanın zamanla yerini bireyselleşmeye, öfkeye ve güven kaybına bıraktığı saptandı. Aile ve komşuluk ilişkilerinin mekânsal yıkımla birlikte dönüştüğü, toplumsal bağların zayıfladığı aktarıldı.

    TTB-SES, psikososyal iyilik halinin kendiliğinden ya da zamanla oluşmayacağını vurgulayarak; barınma, sağlık, geçim, adalet ve toplumsal bağları birlikte ele alan bütüncül politikalara ihtiyaç olduğunu belirtti. Raporda, afet yönetiminde demokratik katılımın sağlanması, şeffaflık, yerel örgütlerin sürece dahil edilmesi ve konut hakkının ücretsiz, hak temelli biçimde güvence altına alınması çağrısı yapıldı.
    Raporda, “unutmayacağız, affetmeyeceğiz, hesap soracağız” vurgusu yinelenirken, yerel tabip odaları, SES şubeleri, yeni kurulan dernek ve kooperatiflerin toplumsal iyileşme açısından umut kaynağı olduğu ifade edildi.

    İKTİDARA ELEŞTİRİ

    Basın toplantısında konuşan KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, iktidarı eleştirerek “Depremde çadır satanların, üç yıl sonra gelip mezarlıklarda su dağıtmasını ‘günah çıkarma’ olarak görüyoruz. Bunu hiçbir şekilde affetmeyeceğiz. Yapılan anma etkinliği, depremin ilk üç günü ortada olmayan ve hiçbir sorumluluğunu yerine getirmeyen siyasal iktidarın bir şovuna dönüştürülmüştür. Oysa yalnızca Adıyaman’dan değil, Türkiye’nin dört bir yanından gelip Adıyaman’da kaybettikleri ailelerini anmak için bir araya gelenler vardı. AKP, sermayeye ve kendi siyasal-ideolojik ihtiyaçlarını karşılamaya dönük her türlü çalışmayı yürütürken, söz konusu depremzedelerin talepleri olduğunda ‘kaynak yok’ demektedir” dedi.

    PİRHA/ ADIYAMAN

  • MARDEF: 6 Şubat depremleri unutulmadı, yaralar hala sarılmadı!

    MARDEF: 6 Şubat depremleri unutulmadı, yaralar hala sarılmadı!

    PİRHA- Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF), 6 Şubat 2023 depremlerinin üçüncü yılı dolayısıyla yaptığı açıklamada, depremin yalnızca bir doğa felaketi değil, ihmal ve rant politikalarının sonucu olduğunu vurguladı. MARDEF, “Depremzedeler hâlâ barınma, eğitim, sağlık ve güvenli yaşam mücadelesi veriyor” dedi.

    Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF), 6 Şubat 2023’te yaşanan ve on binlerce insanın hayatını kaybettiği depremlerin üçüncü yılı dolayısıyla yazılı bir basın açıklaması yayımladı. Açıklamada, yaşanan yıkımın sadece doğal bir afet olmadığı, denetimsiz yapılaşma, ihmaller ve rant politikalarının doğrudan sonucu olduğu vurgulandı.

    MARDEF, depremde on binlerce, yüz binlerce insanın denetimsiz ve rant uğruna yapılan binalarda, soğukta ve zamanında ulaşmayan yardımlar nedeniyle yaşamını yitirdiğini hatırlattı. Açıklamada, “Bu yıkım yalnızca doğanın değil, ihmallerin ve sorumsuzluğun sonucudur” denildi.

    “HALK YARALARINI KENDİ SARDI”

    Depremin ilk günlerinde devletin yetersiz kaldığına dikkat çekilen açıklamada, halkın dayanışmayla ayakta kaldığı belirtildi. “O gün halk kendi yarasını kendi sardı. Devletin yetişemediği yerde insanlar birbirine koştu” ifadelerine yer verildi.

    Aradan üç yıl geçmesine rağmen depremzedelerin hâlâ barınma, eğitim, sağlık ve güvenli yaşam hakkına erişemediği vurgulandı.

    EKSİKLER HALA TAMAMLANMADI

    MARDEF, depremin ilk anlarından itibaren kriz masası kurduklarını, onlarca kurumu bir araya getirerek güçlü bir dayanışma kampanyası örgütlediklerini belirtti. Açıklamada, yüzlerce tır gıda, giyecek ve çadırın ilk günden itibaren bölgeye ulaştırıldığı, yüzlerce konteyner ev ve sağlık malzemesinin depremzedelere teslim edildiği aktarıldı.

    Federasyon, yürütülen çalışmalarda hiçbir ayrım yapılmadığını vurgulayarak, “Kimseyi kimliğine, inancına, mezhebine göre ayırmadık. Depremin vurduğu her yere eşit yaklaştık” ifadelerini kullandı.

    Açıklamada, üç yıl geçmesine rağmen bölgede hâlâ yapılmayan cemevleri, okullar ve birçok kamusal ihtiyacın bulunduğu belirtildi. MARDEF, bu alanlarda destek olmaya ve psikolojik destekten eğitime kadar çeşitli kampanyalar örgütlemeye devam edeceklerini duyurdu.

    Bu yıl da felaketin unutulmaması için “Fay Hattında Kırılan Hayatlar” belgeselinin birçok yerde gösteriminin yapılacağı ifade edilerek, “Çünkü unutulan her felaket yeniden yaşanır” denildi.

    “DEPREMİN ACISI RANTA ÇEVRİLİYOR”

    Açıklamada, deprem sonrası süreçte rant anlayışının devam ettiğine dikkat çekildi. Yandaş müteahhitler tarafından yapılan birçok konutun henüz kullanılmadan sorunlu hâle geldiği belirtilerek, bunun gerçek anlamda ders çıkarılmadığının göstergesi olduğu vurgulandı.

    MARDEF, açıklamasını şu ifadelerle sonlandırdı:

    “Deprem bölgesindeki halk yalnız değildir. MARDEF olarak her zaman onların yanında olacağız, sorunlarını dinleyecek ve takip edeceğiz. En büyük güç halkın birliğidir. Tüm halklarımızı duyarlı olmaya, dayanışmayı büyütmeye ve birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.”

    Federasyon, yaşamını yitirenleri saygıyla andıklarını ve yakınlarını kaybedenlerin acısını paylaştıklarını belirterek, “Yaşasın halkların dayanışması” mesajını verdi.

    HABER MERKEZİ

  • Pazarcık’ta Anma Yürüyüşünde “Unutmak, Helalleşme, Affetmek Yok” Sloganına Polisten Uyarı

    Pazarcık’ta Anma Yürüyüşünde “Unutmak, Helalleşme, Affetmek Yok” Sloganına Polisten Uyarı

    PİRHA- 6 Şubat depremlerinin merkez üssü Maraş’ın Pazarcık ilçesinde kaymakamlık tarafında düzenlenen anma yürüyüşünde “Unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok” sloganına atan bir grup polis tarafından uyarılarak, slogan atmamaları istenildi.

    Depremin merkez üssü Maraş’ın Pazarcık ilçesinde  CHP milletvekilleri Ali Öztunç, Mehmet Tahtasız, Deniz Yavuz Yılmaz’ın da katıldığı anma programında ilçe merkezinden saat kulesine yürüyüş düzenlendi. Yürüyüşteki bir grubun, “Unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok” sloganları atması üzerine polis yetkilisi grubun yanına gelerek slogan atmamaları uyarısında bulundu.

    Anka’nın haberine göre yürüyüşe katılan depremzede bir kadın ise fenalık geçirdi. Yürüyüş, saat kulesine karanfil bırakılmasının ardından son buldu.

    HABER MERKEZİ