PİRHA- Eğitim Sen, 6 Şubat depremlerinin üzerinden 30 ay geçmesine rağmen deprem bölgesinde eğitimin hala geçici yapılar, eşitsizlikler ve ihmallerle sürdüğünü açıkladı. Sendika, konteyner sınıfların ve ikili öğretimin hâlâ devam etmesini “imkansızlık değil, siyasi bir tercih” olarak değerlendirdi.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinin ardından 2,5 yıl geçmesine rağmen eğitimde yaşanan sorunların derinleşerek devam ettiğine dikkat çeken kapsamlı bir rapor yayımladı. Raporda, deprem bölgesinde hala yüz binlerce öğrencinin konteyner sınıflarda eğitim gördüğü, kalabalık sınıflar, öğretmen eksikliği, altyapı yetersizlikleri ve mülksüzleştirme politikalarının halkı mağdur etmeye devam ettiği vurgulandı.
Eğitim Sen MYK üyelerinin okulların açıldığı ilk haftada Hatay ve ilçelerinde yaptığı saha incelemelerine dayanan raporda, iktidarın eğitimi değil rantı öncelediği, kamusal eğitim hakkının ise sistematik şekilde yok sayıldığı ifade edildi.
Raporda, en ağır yıkımın yaşandığı Hatay’da kalıcı konutların yalnızca üçte birinin teslim edildiği belirtildi. Raporda şu hususlara dikkat çekildi:
“Teslim edilen konutlarda altyapı eksiklikleri devam ediyor. Kentte 180 konteyner kentte yaklaşık 180 bin kişi barınıyor. 80 bine yakın öğrenci, konteyner sınıflarda eğitim alıyor.
Yeni okul binaları yapılmış olsa da bazı okullar hala ikili öğretim uyguluyor. Bazı okul binaları birden fazla okul tarafından ortak kullanılıyor. Öğretmen ve yardımcı personel eksiği nedeniyle okulların temizlik ve güvenliği velilere bırakılıyor. “Bağış” adı altında para toplanıyor. Bazı mahallelerde okul ihtiyacına rağmen yeni okul yapılmıyor, mevcut binalar farklı kurumlara devrediliyor. Okul çevreleri büyük şantiyelere dönüşmüş durumda. Ağır araç trafiği, açık kanalizasyon hatları ve gerekli önlemlerin alınmaması nedeniyle çocukların güvenliği tehlikeye giriyor.
EĞİTİM GEÇİCİ YAPILARDA SÜRÜYOR
Adıyaman’da 8 prefabrik ve 1 konteyner okulda eğitim devam ediyor. Kalabalık sınıflar, yetersiz donanım ve taşımalı sistem, eğitimin niteliğini düşürüyor. Altyapı sorunları nedeniyle teslim edilen konutlara yerleşilememiş durumda. 13 bin 800 öğrenci taşımalı eğitim alıyor. Öğrencilerin önemli bir kısmı beslenme desteğine ulaşamıyor. İnternet ve cihaz erişimi de ciddi bir sorun. Mevsimlik tarım işçiliği nedeniyle 4 binden fazla çocuk eğitimden kopmuş durumda.
Malatya’da 77 bin kişi konteyner kentlerde yaşıyor. 2 bin 200 derslik hedefinin sadece 857’si tamamlanmış, geri kalan kısmın 2026’ya ertelendiği belirtiliyor. Öğretmen dağılımındaki adaletsizlik, kalabalık kırsal sınıflar ve rehberlik hizmetlerinin yetersizliği dikkat çekiyor. Kiracılar hak sahibi sayılmadığı için kalıcı konutlara erişememiş durumda.
Maraş’ta 5 konteyner okul hâlâ açık. Kalabalık sınıflar ve sağlıksız koşullar nedeniyle eğitim süreci aksamış durumda. Kırsalda eğitime devam eden kız çocuklarının oranı azalmış, devamsızlık ve erken yaşta evlilik vakaları artmış durumda. MESEM uygulamaları üzerinden çocuk emeği daha da yaygınlaşmış durumda. Beslenme desteği sunulmadığı için birçok öğrenci derse aç giriyor.”
“EĞİTİME DEĞİL RANTA YATIRIM YAPILIYOR”
Eğitim Sen’in raporuna göre Adana’da hasarlı 35 okulun durumu kamuoyuyla paylaşılmamış. Bazı riskli okullarda eğitime devam ediliyor. Şeffaf olmayan süreçler, yolsuzluk iddiaları nedeniyle iptal edilen ihaleler ve ikili öğretim gibi uygulamalar eğitimi zayıflattığı vurgulanan raporda, şunlar aktarıldı:
“Urfa’da planlanan 140 okulun yalnızca yarısı tamamlanmış. Öğretmen açığı 12 bin civarında. Kalabalık sınıflar, hijyen eksikliği ve mevsimlik işçilik nedeniyle çocuklar uzun süre eğitimden uzak kalıyor.
Osmaniye’de konteyner yaşam sürerken, psikososyal destek ve altyapı hizmetleri yetersiz kalmış durumda. Kent genelinde düzensiz bir inşaat süreci hakim. Kilis’te yıkılan 36 okulun yerine yalnızca 18 okul yapılmış. Kamuoyuna net bilgi sunulmuyor. Konteyner okullarda ve birleştirilmiş sınıflarda eğitim gören öğrencilerin ihtiyaçları karşılanmıyor.
Diyarbakır’da yeni yapılan konutların dağıtımı şeffaf yürütülmemiş. Konteyner kentler aceleyle boşaltılmış, sosyal destek mekanizmaları kurulmamış. Ulaşım sorunu ise hâlâ çözülmemiş durumda. Gaziantep’in İslahiye ve Nurdağı ilçelerinde bazı konutlar teslim edilmiş olsa da altyapı sorunları devam ediyor. Nurdağı’nda konteyner okullarda eğitim sürüyor. Elazığ’da okul ve konut inşaatları yavaş ilerliyor. Kırsal bölgelerde sınıflar kalabalık, taşımalı sistem ve barınma sorunu öğretmenleri zor durumda bırakıyor.”
TEMEL TALEPLER SIRALANDI
Eğitim Sen, bu tablonun bir “imkansızlık” değil, siyasi tercihin sonucu olduğunu vurguladı. Konteyner sınıflarda sürdürülen eğitim, öğretmen eksikliği, altyapı sorunları ve rant odaklı projelerin kamu kaynaklarını tükettiği belirtildi. Eğitimin temel hak olduğu hatırlatılarak, kamusal eğitimden uzaklaşılmasının çocukların geleceğini tehlikeye attığı ifade edildi.
Eğitim Sen’in raporunda kamuoyuna duyurulan temel talepler şöyle:
“-Konteyner okullar kapatılmalı, depreme dayanıklı kalıcı okullar açılmalı
-Her öğrenciye ücretsiz yemek, su, kırtasiye, dijital erişim ve ulaşım desteği sağlanmalı
-Eğitim emekçilerine güvenceli ve kadrolu istihdam sunulmalı
-Norm kadro adaleti sağlanmalı, branş dışı görevlendirmeler son bulmalı
-MESEM uygulamaları ve çocuk emeği sömürüsü sona ermeli
-Mevsimlik işçi çocuklar için telafi ve gezici eğitim programları uygulanmalı
-Kamu kaynakları özel okullara değil, kamusal, anadilinde ve eşitlikçi eğitime aktarılmalı
-Acele kamulaştırmalar durdurulmalı, okul çevrelerinde güvenlik önlemleri alınmalı
-Eğitim kurumlarında afet hazırlık planları yapılmalı, tatbikatlar düzenli olarak gerçekleştirilmelidir”
Raporun sonunda, Eğitim Sen’in kamusal ve eşit eğitim hakkı için mücadelesini sürdüreceği vurgulandı. Kalıcı okulların yapılması, ücretsiz yemek uygulamasının başlatılması, eğitim emekçilerine kadro ve güvence sağlanması için çaba harcamaya devam edileceği belirtildi.
PİRHA- DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, 6 Şubat depremlerinin ardından Adıyaman’da ciddi bir sorun yumağı haline gelen altyapı ve üstyapı konularını Meclis gündemine taşıdı. Bozan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a, “Adıyaman’da halen kaldırılmamış enkaz miktarı ne kadardır? Bu enkazların ne zaman ve nasıl kaldırılacağına dair bir takvim oluşturulmuş mudur” diye sordu.
Adıyaman, 6 Şubat depremlerinin ardından halen altyapı ve üstyapı konusunda ciddi sorunların yaşandığı bir kent. Adıyamanlıların talepleri üzerine DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a sorunların çözümü içim soru önergesi verdi.
Milletvekili Ali Bozan, “6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden 32 ay geçmiş olmasına rağmen Adıyaman’da çevresel ve kamusal sağlık açısından ciddi sorunlar devam etmektedir” açıklamasını yaptığı önergede Bakan Murat Kurum’a şu soruları yöneltti:
“-Adıyaman’da halen kaldırılmamış enkaz miktarı ne kadardır? Bu enkazların ne zaman ve nasıl kaldırılacağına dair bir takvim oluşturulmuş mudur?
-Enkaz kaldırma, yol ve altyapı çalışmalarının yol açtığı hava kirliliğiyle ilgili bakanlığınız bugüne kadar herhangi bir ölçüm yapmış mıdır? Yapıldıysa bu veriler kamuoyuyla neden paylaşılmamaktadır?
-Toz bastırma çalışmaları için belediyelerle koordinasyon içinde bir planlamanız var mıdır? Varsa hangi tedbirler alınmıştır?
-Adıyaman ve benzeri deprem bölgelerinde hava kalitesinin bozulmasına karşı özel bir eylem planınız var mı?
-Konteyner kentlerin kaldırılmasıyla birlikte toz ve çamur gibi çevresel faktörlere maruz kalan yurttaşların korunmasına yönelik herhangi bir önlem alınmakta mıdır?
-Yerel yönetimlerin altyapı ve temizlik çalışmalarını yürütebilmesi için merkezi bütçeden kaynak aktarımı yapılmakta mıdır? Yapıldıysa hangi belediyelere, ne kadar kaynak aktarılmıştır?
-Hava kirliliği ile mücadele kapsamında inşaat firmalarına yönelik denetim ve yaptırım uygulaması yapılmakta mıdır?
-Deprem bölgelerinde çevresel yıkımın önüne geçilmesi için yeni bir bölgesel çevre düzenlemesi ya da eylem planı oluşturulması gündemde midir?”
PİRHA-TMMOB, Dersim’de deprem paneli düzenlendi. Dersim’in deprem riskinin yüksek olduğu yerlerden bir tanesi olduğunu vurgulayan Jeofizik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Kart, “Tunceli’nin kuzeyinde Kuzeydoğu Fay Hattı, güneyinde Doğu Anadolu Fay Hattı, yine Güney cephesinde yakın mesafelerde bulunan Ovacık, Malatya ve Nazimiye fay zonları da yakın zamanda işte deprem oluşum periyotlarını tamamlamış ve her an bir deprem yaşayacakmış gibi hazırda bekleyen faylarımız” dedi.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Dersim’de Hüseyin Güntaş Konferans Salonu’nda “Dersim dört fay içinde. Depreme dirençli kentler” başlıklı panel düzenledi. Panele konuşmacı olarak Jeofizik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Kart, Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan, İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu 2. Başkanı Selçuk Uluata, Şehir Planlamacıları Odası Dersim Temsilcisi Umut Kork, Afet Yönetimi ve Dayanışma Derneği Temsilcisi Hasan Basri Yorulmaz katıldı.
Panelden önce TMMOB Dersim İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Uğur Beycan, TMMOB Bölge İl Koordinasyon Kurulları Eş Sözcüsü Dıyar Kut ve TMMOB eski Genel Sekreteri Dersim Gül açılış konuşması yaptı.
“2 YIL GEÇMESİNE RAĞMEN DEPREMİN YARALARI SARILAMADI”
6 Şubat depremlerinde yitirdikleri on binlerce insanın acı yükünü omuzlarında taşıdıklarını ifade eden TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan, “Depremle ilgili herhangi bir yüzleşme, hesaplaşma ve bilimi, tekniği, rasyonaliteyi, akıl esas alan bir iktidar yaklaşımı ile kentlerimizi depreme dirençli hale getirme yaklaşımını daha geliştirilmedi. Olası bir afet anında iktidar sadece kendi itibarını koruma gerçekliği üzerinden şekillendiriyor” diye belirtti.
Depremin üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen yaraların halen sarılmadığını belirten TMMOB Bölge İl Koordinasyon Kurulları Eş Sözcüsü Dıyar Kut, “Halkımız konteynerlerde yaşamaya mahkum bırakılmıştır. Birçok meslektaşımız soruşturma geçirip tutuklanırken müteahhitler, ilgili kurum yetkilileri herhangi bir yaptırıma tabi tutulmamıştır. Depremin faturası meslektaşlarımıza kesilmiştir. Yıkılan kentlerin yerine yenileri inşa edilmemiştir. Bu AKP hükümetinin yürüttüğü politikaların sonucudur. Deprem bölgesinde yaşayan halkımızın sorunlarının unutulmaması ve sorunların çözümü için çaba gösterilmesi gerektiğini hükümete iletiyoruz” dedi.
Eğer yaşadıkları ülkenin deprem gerçekliği varsa ülkeyi yönetenlerden de ona göre çalışma beklediklerini söyleyen TMMOB eski Genel Sekreteri Dersim Gül, “Elbette yurttaş olarak bizlerin de yani toplumun da tabii ki görevleri vardır. Ama öncelikli olarak biz kamudan bu beklentiyi görmek isteriz. Kamu kurumlarında, yerel idarelerde, meslek kuruluşlarında bu düzenlemenin hayata geçirilmesi ile ilgili bir uygulama bütünlüğü bekleriz ama bu uygulama bütünlüğünü göremiyoruz. Meslek kuruluşları yok sayılıyor. Ülkeyi yöneten bu aklın depreme Dersim’i ve Türkiye’yi hazırlayamayacağını, deprem gerçekliğine uygun olarak dönüştüremeyeceği açıktır” diye konuştu.
“DEPREM İLE İLGİLİ TEDBİRLERİ KARARLILIKLA UYGULAYAN BİR SİYASET SÖZ KONUSU DEĞİL”
Panelde ilk sözü alan Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan, “Türkiye diri fay haritasına bakıldığında 5 ve üzeri deprem üretme potansiyeline sahip çok sayıda fay söz konusu. 24 kentimiz doğrudan fay zonu üzerine oturuyor. 110 ilçe 500’ü aşkın mahalle veya köy yerleşim birimi de fay üzerinde oturuyor. Deprem risk azaltma yasası 1976’da, fay yasası 1972 yılında çıkmış. Afet Acil Durum ve Planlama Yasası 1977’de çıkmış. Güçlü bir kurumsal altyapımız söz konusu değil. İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir başkanlıkla bizim Türkiye’deki afet gerçekliğini yönetebilme şansımız yok. Tedbirleri kararlılıkla uygulayan bir siyaset söz konusu değil. Yani rantı görünce hemen yamulan bir siyaset anlayışımız söz konusu” dedi.
“EN BÜYÜK RİSKLERDEN BİR TANESİ KUZEY ANADOLU FAY ZONU”
Dersim’in deprem riskinin yüksek olduğu yerlerden bir tanesi olduğunu vurgulayan Jeofizik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Kart, “Tunceli’nin kuzeyinde Kuzeydoğu Fay Hattı, güneyinde Doğu Anadolu Fay Hattı, yine Güney cephesinde yakın mesafelerde bulunan Ovacık, Malatya ve Nazimiye fay zonları da yakın zamanda işte deprem oluşum periyotlarını tamamlamış ve her an bir deprem yaşayacakmış gibi hazırda bekleyen faylarımız. En büyük risklerden bir tanesi Kuzey Anadolu fay zonu. Bu fay zonunun yaklaşık 1200 km uzunluğunda sağ yana öteleme sahip. Genel olarak birkaç yüz metre ile 10 km arasında değişen genişlikte bir zon şeklinde gelişmiş doğrultu atımlı bir fay sistemidir. Kuzey Anadolu fayı geçmişte çok sayıda yıkıcı depremler üretmiştir. Bunların en büyüklerinden bir tanesi 1939 Büyük Erzincan depremi. Deprem dinamik bir harekettir. Bu dinamik hareketlere dayanıklı yapı tasarımı ve dirençli kentler inşa etmek istiyorsak mutlaka her yapının oturacağı yerin dinamik parametreleri jeofizik araştırmalar ile belirlenmelidir. Yapılaşma jeofiziği ve yapı jeofiziği çalışmalarındaki gelişmeler dikkate alınarak ilgili yönetmeliklere bu çalışmaların daha ayrıntılı olarak dahil edilmesi gerekmektedir. Ancak bu çalışmalar dahil edilerek depreme dayanıklı yapı tasarımı sağlanır ve doğa kaynaklı afetlerden etkilenmeyen dirençli kentler inşa edebiliriz” diye belirtti.
“DEPREMLERDEN HİÇBİR ŞEKİLDE DERS ALINMIYOR”
Depremden hiçbir şekilde ders alınmadığını ifade eden İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu 2. Başkanı Selçuk Uluata, “Bunlarla hepimizin yüzleşmesi gerekiyor. En son Maraş depremi oldu, ne ders aldık? 30 yıllık tespitimiz var zaten. Bizde tespitte ve bilimsel olarak bir sorun yok. Yasa yönetmeliklerimizde de bakarsanız da sorun yok. Bu bir beka sorunu değil. Bu bir devlet sorunu. Kaymakamın ve belediye meclis üyelerinin görevi orada yaşayan insanlara yoldaşlık etmek ve sorunlarına çözüm üretmektir. TMMOB’un görevi devlete, kurumlara destek olmak, yardımda bulunmak. Ama biz bunu görmedik hiçbir afette bu süreci yaşamadık” diye vurguladı.
“RİSKİ AZALTICI ŞEHİR PLANLARI GELİŞTİRİLMELİDİR”
Şehir Planlamacıları Odası Dersim Temsilcisi Umut Kork, “Dersim’in dağlık ve engebeli bir araziye sahip oluşu hem deprem öncesinde planlamayı zorlaştırmakta hem de deprem sonrasında afet yönetimini ve koordinasyonuyla birlikte tahliye ve müdahaleyi de zorlaştırmaktadır. Yeni deprem yönetmeliğine uygun dayanıklı konut projelerinin hayata geçirilmesi gerekiyor. Tabii burada rantı önceleyen değil de insan yaşamını ve doğayı öne çıkaran dönüşümler gereklidir. Yine alternatif tahliye yolları şehir içinde ve kırsalda acil durumda kullanılabilecek ek güzergahların planlanması gerekmektedir. Sağlık alanında da sağlık ve acil müdahale altyapısının geliştirilmesi hastane kapasitesinin arttırılması gerekmektedir. Toplumun afet bilincinin arttırılması gerekmektedir. Bunun için de halka yönelik deprem tatbikatları ve eğitim programları yaygınlaştırılmalıdır. Doğa ile uyumlu planlama dağlık coğrafyaya uygun riski azaltıcı şehir planları geliştirilmelidir” diye konuştu.
“HALKI BİLİNÇLENDİRMEMİZ LAZIM”
Deprem konusunda kanıksama olayının yaşanmaması gerektiğini söyleyen Afet Yönetimi ve Dayanışma Derneği Temsilcisi Hasan Basri Yorulmaz, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Nereden başlamalı sorusu burada çok önemli. Biz yerel düzeyde faaliyet gösteren siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları toplumun bilinçlendirilmesinde öncülük rolü oynamalıyız. Halkı bilinçlendirmemiz lazım. Risk yönetiminde hazırlık, bir zarar azaltma, ikinci hazırlık, kriz yönetiminde ise müdahale ve sonrasında bir iyileştirme dönemi var. Burada risk yönetimi koruma mantığını barındırıyor. Kriz yönetimi düzeltme, biz korumayı gerçekleştirmediğimiz zaman zaten düzeltmeyi de bir türlü gerçekleştiremiyoruz. Aradan geçen bunca zamana rağmen Adıyaman sanki enkaz kent, binalar yükseliyor ama yeraltı yapısıyla o çevresiyle hala 2023’ün izlerini canlı canlı olarak görmekteyiz.”
PİRHA- Balıkesir’deki depremde enkazdan çıkarılan 81 yaşındaki bir yurttaşın hayatını kaybettiği, 29 kişinin yaralandığını açıklandı.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, art arda depremlerin meydana geldiği Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde açıklamalarda bulundu. Depremin olumsuz etkisini tespit ettiklerini ifade eden Ali Yerlikaya, 7 mahallemizde bir yıkık bina, bir de ağır hasarlı bina olduğunu belirtti. Ali Yerlikaya, “O yıkık binada ilk etapta kendiliğinden çıkan 2 vatandaşımız oldu. Arama kurtarma ile 4 vatandaş kurtarıldı. 81 yaşındaki büyüğümüz bir süre sonra yaşamını yitirdi. İsterdik ki o da kurtarılan diğer 3 vatandaşımız gibi hastanede olsun” dedi.
16 MAHALLEDE BİNALAR YIKILDI
Arama kurtarmanın bu binada tamamlandığını dile getiren Ali Yerlikaya, “16 kırsal mahallede yıkık bina var. 12’si metruk, 4’ünde yaşam vardı. Bu evlerdeki vatandaşlarımız kendi imkanları ile kurtuldu. 61 kırsal mahallede bu yıkık olanlar dışında herhangi bir yıkık ev yok. Şu an arama kurtarma yaptığımız herhangi bir yıkık bina yok. 2 minare yıkıldı. Sabahın ilk ışıkları ile ön hasar tespitlerini yapacağız” şeklinde konuştu.
29 KİŞİ YARALANDI
Ali Yerlikaya, şöyle devam etti:
“29 yaralımız var. Ağır yaralı yok bunların arasında. Sağlık Bakanı’mız buraya geliyor. Arkadaşlarımızı ziyaret edip yaralı kardeşlerimizle ilgili net gelişmeyi paylaşacak. Elektrik, su, doğal gaz, GSM ile ilgili hiçbir yerde kesinti veya olumsuzluk söz konusu değil.”
SABAH SAATLERİNDE BİR DEPREM DAHA
Yine Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde 4.4 büyüklüğünde bir deprem daha meydana geldi.
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), depremin 10,39 kilometre derinlikte meydana geldiğini açıkladı.
PİRHA- Balıkesir’de 6.1 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem, İstanbul başta olmak üzere birçok ilde de hissedildi. Depremlerde 16 bina yıkıldı. Nihat Önbaş (81) yaşamını yitirdi, 29 kişi yaralandı.
AFAD’ın açıklamasına göre merkez üssü Balıkesir olan deprem 6.1 büyüklüğünde meydana geldi. AFAD, saat 19.53’te merkez üssü Balıkesir’in Sındırgı ilçesindeki depremin yerin 11 kilometre derinliğinde meydana geldiğini duyurdu.
Depremi hisseden paylaşımlarına göre, yaklaşık 30 saniye boyunca şiddetli deprem yaşandı. Çok sayıda artçının peş peşe yaşandığı depremlerde 16 bina yıkıldı. Nihat Önbaş (81) yaşamını yitirdi, 29 kişi yaralandı.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Balıkesir Sındırgı’da meydana gelen 6.1 büyüklüğündeki depremle ilgili an itibarıyla herhangi olumsuz bir durum bulunmadığını bildirdi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da “Balıkesir Sındırgı’da meydana gelen ve çevre illerden de hissedilen 6.1 büyüklüğündeki depremden etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. AFAD başta olmak üzere ilgili kurumlarımız saha tarama çalışmalarına başlamış, gelen ihbarlar titizlikle incelenmektedir” açıklaması yaptı.
PİRHA- Rusya’da 8.8 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Japonya’da tsunami meydana gelirken, ABD’de Hawaii’nin kıyı bölgelerinin tahliyesi istendi.
Rusya’nın doğusundaki Kamçatka Yarımadası açıklarında, Amerikan Jeolojik Araştırma Kurumu (USGS) verilerine göre yüzeye yakın bir noktada 8.8 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Deprem sonrası Japonya’nın kuzeyinde tsunami meydana gelirken, ABD’de ise tsunami uyarısı yapıldı.
Rusya Acil Durumlar Bakanlığı, depremin ardından meydana gelen tsunami nedeniyle Severo-Kurilsk şehrinin bir kısmının sular altında kaldığını bildirdi. Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, depremin bölgede 1952 yılından beri meydana gelen depremlerin en şiddetlisi olduğu kaydedildi. Ayrıca can kaybı yaşanmadığı kaydedildi.
Kamçatka Tsunami İzleme ve Öneri Merkezinin Severo-Kurilsk Bölgesi’ndeki Paramuşir ve Şumşu adalarına yaklaşan bir dalga olduğunu duyurduğu aktarılan açıklamada, “Tsunami dalgası Severo-Kurilsk liman kentini ve Alaid ismindeki bir balıkçılık işletmesini yer yer sular altında bıraktı. Halk tahliye edildi” ifadeleri kullanıldı.
ABD Başkanı Donald Trump, sanal medya hesabından deprem sonrası açıklama yaptı. Trump, “Pasifik Okyanusu’nda meydana gelen büyük bir deprem nedeniyle, Hawaii’de yaşayanlar için Tsunami uyarısı yürürlükte. Alaska ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Pasifik kıyısı için ise Tsunami İzleme durumu geçerli. Japonya da tehlike altındaki bölgeler arasında yer alıyor. Güçlü ve güvende kalın” diye kaydetti.
JAPONYA’DA UYARI
Japonya devlet televizyonu NHK’nin haberine göre yetkililer, 3 metreye kadar ulaşabilecek tsunami uyarısının ardından “tüm uyarılar kaldırılana” kadar bölgeyi tahliye etme çağrısında bulundu.
Depremler sonrası, Miyagi eyaletindeki İşinomaki limanında 50 santimetrelik, Tokaçi limanında 40 santimetrelik bir tsunami ve Hokkaido’nun güneydoğu kesimindeki Erimo kasabasında 30 santimetrelik bir dalga kaydedildi.
Tohoku ve Kanto bölgelerinde de 20 ila 40 santimetre yüksekliğinde dalgalar gözlemlendi.
PİRHA- DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, Adıyaman’da yerinde dönüşüm proje başvuru tarihi için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na çağrı yaptı. Bozan, “Yerinde dönüşüm başvurusu için belirlenen 30 Haziran tarihini en az bir yıl uzatın ve yerinde dönüşüm için verilen hibe ve kredi desteğini enflasyon oranında artırın!” dedi.
6 Şubat depremlerinden en çok etkilenen kentlerden biri olan Adıyaman’da yurttaşların en önemli gündemlerinin başında, yerinde dönüşüm başvuruları için iktidar tarafından belirlenen sürenin uzatılmaması geliyor. 30 Haziran tarihinde sonlanacak olan başvuru tarihi; Adıyaman, Hatay ve Maraş’ta depremzede çok sayıda yurttaşı bir kez daha mağdur edeceği yönünde tepkilere neden oluyor.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Ali Bozan, halktan gelen tepkiler üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na çağrı yaptı.
“BU MAĞDURİYETİ ORTADAN KALDIRIN”
Adıyaman’ın merkezi olan Atatürk Bulvarı’nda hala yıkım ve kaldırma işleminin devam ettiği bir bina önünde konuşan Milletvekili Ali Bozan, şu ifadeleri kullandı:
“6 Şubat depreminin ardından 28 ay geçti. 28 ayda Adıyaman’da depremin yıkıntılarını dahi tamamen kaldıramayan iktidar, yerinde dönüşüm projesi için halka verdiği son süre 30 Haziran. Söz verdiği sürede halka konutlarını teslim edemeyen iktidar, halka sunacağı 750 bin TL hibe, 750 bin TL kredi projesini 30 Haziran’da sonlandırmayı planlıyor.
Burdan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na sesleniyoruz; deprem sonrasında hasar gören bina sahiplerinin gerek belediyelerden, gerek hisse anlaşmazlıklarından ve bürokratik engellerden dolayı başvuru sürecine yetişemeyeceklerini gayet iyi biliyorsunuz. O yüzden hem verilen hibe ve kredi oranlarını enflasyon oranında artırın. Hem de başvuru süresini en az 1 yıl uzatın. Aksi takdirde Adıyaman, Hatay ve Maraş başta olmak üzere depremden zarar gören yurttaşlara bir mağduriyet daha yaşatacaksınız. Bu mağduriyeti ortadan kaldırın!”
PİRHA-6 Şubat depremini konu alan ‘Beton Sizin Vatan Bizim’ belgeselinin yasaklanmasına ilişkin Hatay’da basın toplantısı düzenlendi. 6 Şubat’ta çok büyük acıların yaşandığını söyleyen CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu, “Beton Sizin Vatan Bizim belgeselinin yasaklanması ne hukukidir, ne ahlakidir” dedi.
Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinde resmi açıklamalara göre en az 53 bin kişi yaşamını yitirdi, 100 binden fazla kişi de yaralandı. 6 Şubat depremlerinin üzerinden iki yıl geçmesine karşın eğitimden sağlığa, barınmadan ekonomiye dair sorunlar giderilmedi.
6 Şubat depremini konu alan ‘Beton Sizin Vatan Bizim’ belgeselinin ilk gösterimi 2 Şubat 2025’te Hatay’ın Samandağ ilçesinde yapıldı. 17 Mayıs’ta ise Youtube’da gösterildi. 17 Mayıs’tan itibaren ‘Beton Sizin Vatan Bizim’ belgeselinin X sayfası, Ankara 10. Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla erişim engeli getirildi.
Beton Sizin Vatan Bizim belgeselinin engellenmesinin ilişkin CHP Antakya İlçe Örgütü’nde basın toplantısı yapıldı. Basın toplantısına Beton Sizin Vatan Bizim belgeselinin yönetmeni Halil Yakut, CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu, depremzedeler ve CHP Antakya CHP İlçe Örgütü yöneticileri katıldı.
“DEPREMDE YAŞAM HAKKIMIZ İHLAL EDİLDİ, ADALET İSTİYORUZ”
6 Şubat 2023 depremlerinde ve sonrasında yaşam haklarının ihlal edildiğini belirten Halil Yakut, “ Güvenli bir yerde yaşama hakkımız, barınma hakkımız, beslenme, giyinme gibi en temel haklarımız, geleneklerimize göre cenaze yapma hakkımız, mezar hakkımız, tedavi hakkımız, haberleşme ve iletişim hakkımız, eğitim hakkımız ihlal edildi. Biz halkız, adalet istiyoruz. Tüm baskılara, gözaltı, işkence, tutuklama terörüne rağmen, kuyu tipi Hapishanelere rağmen Beton Sizin Vatan Bizim belgeselimizi tamamladık. Belgeselimizin galasını depremin ikinci yılında, 2 Şubat 2025 tarihinde Samandağ’da 100 kişilik bir katılımla gerçekleştirdik. Daha sonra Defne Tavla Mahallesi’nde, Harbiye Mahallesi’nde, Dörtyol’da, Samandağ CHP İlçe Örgütünde belgeselimizin gösterimlerini yaptık. İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Konya’da belgeselimizin gösterimleri oldu. Ülkemizle de sınırlı kalmadık. Depremzede halkımızın sesini dünyaya duyurduk. Almanya’da, Yunanistan’da, Belçika’da, Hollanda’da, Avusturya’da, İsviçre’de belgeselimizin gösterimleri yapıldı” dedi.
“BETON SİZİN VATAN BİZİM BELGESELİ ENGELLENEMEZ”
Yakut, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Beton Sizin Vatan Bizim belgeselinin 17 Mayıs 2025 tarihinde Youtube’da yayınlandığı gün Ankara 10. Sulh Ceza Hakimliği tarafından Türkiye’de erişime engellendi. Beton Sizin Vatan Bizim belgeseline yönelik saldırı depremzede halka yönelik saldırıdır. Çünkü Beton Sizin Vatan Bizim belgeseli halkın belgeselidir, halka aittir. Belgeselimiz 21 depremzedeyle yaptığımız röportajlardan oluşuyor. Belgeselimize yönelik saldırı depremzede halkın adalet mücadelesine yönelik saldırıdır. Beton Sizin Vatan Bizim belgeseli halkındır. Beton Sizin Vatan Bizim belgeseli üzerindeki baskılara son verilsin. Deprem suçluları, katilleri cezalandırılsın. Belgeseller yaşananları tarihe belgelemek için yapılır. Biz de bunu yaptık. Depremzede halka mikrofonu uzattık. İşte tam da bu yüzden Beton Sizin Vatan Bizim belgeselimiz halkın belgeselidir. Belgeselimizi var eden halkın kendisidir. Belgeselimiz gücünü halkın tarihsel ve siyasal haklılığından alıyor. İşte bu yüzden Beton Sizin Vatan Bizim belgeselimiz engellenemez. Tüm halkımızı, aydınları, sanatçıları Beton Sizin Vatan Bizim belgeselimizi izlemeye ve izletmeye, sahiplenmeye çağırıyoruz.”
“BELGESELİN YASAKLANMASI HUKUKİ VE AHLAKİ DEĞİLDİR”
6 Şubat’ta çok büyük acıların yaşandığını söyleyen CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu, “Depremde yaşanan acıların nesilden nesile aktarılması gerekiyor. Yaşanan acılar bazen türkü olacak, bazen resim olacak, bazen de belgesel olacak. Burada iktidarın yapması gereken bunları desteklemektir. Acıların nasıl tarif edileceğine dair belli bir sınır çizemezsiniz. Bir sanat eseri hoşunuza gitmeyebilir ancak onu yasaklamak halkın duygularını da yasaklamaktır. Beton Sizin Vatan Bizim belgeselinin yasaklanması ne hukukidir, ne ahlakidir” diye konuştu.
Daha sonra depremzede yurttaşlar, belgeselin yasaklanmasına tepki gösterdi.
PİRHA- AFAD, Bingöl’de 4.4 büyüklüğünde deprem meydana geldiğini duyurdu.
AFAD verilerine göre, Bingöl’ün Kiğı ve Karakoçan ilçelerinde art arda iki deprem meydana geldi.
İlk deprem saat 12.26’da, Karakoçan’daki Özlüce Barajı yakınlarında kaydedildi. 4.4 büyüklüğündeki depremin yerin 7.02 kilometre derinliğinde gerçekleştiği bildirildi.
Yaklaşık 30 dakika sonra, saat 12.55’te bu kez Kiğı merkezli bir sarsıntı yaşandı. 3.6 büyüklüğündeki depremin derinliği 11.13 kilometre olarak ölçüldü.
PİRHA-‘Beton Sizin Vatan Bizim’ belgeselinin X sayfası Ankara 10. Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla erişim engeli getirildi. Belgeselin yönetmeni Halil Yakut, “Tüm Türkiye biliyor 6 Şubat depremlerinde ne olduğunu. Ne depremzede halkın sesini kesebileceksiniz ne de depremzede halkın adalet mücadelesini durdurabileceksiniz” diyerek verilen karar tepki gösterdi.
Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinde resmi açıklamalara göre en az 53 bin kişi yaşamını yitirdi, 100 binden fazla kişi de yaralandı. 6 Şubat depremlerinin üzerinden iki yıl geçmesine karşın eğitimden sağlığa, barınmadan ekonomiye dair sorunlar giderilmedi.
6 Şubat depremini konu alan ‘Beton Sizin Vatan Bizim’ belgeselinin ilk gösterimi 2 Şubat 2025’te Hatay’ın Samandağ ilçesinde yapıldı. 17 Mayıs’ta ise Youtube’da gösterildi.
17 Mayıs’tan itibaren ‘Beton Sizin Vatan Bizim’ belgeselinin X sayfası, Ankara 10. Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla erişim engeli getirildi.
Belgeselin yönetmeni Halil Yakut, yaşananları anlattı.
17 Mayıs tarihinde belgeselin internette yayınlandıktan sonra Ankara 10. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla Beton Sizin Vatan Bizim belgesel X hesabına erişim engeli getirildiğini söyleyen Halil Yakut, “Aynı zamanda X’te belgeseli paylaşan başka hesaplar askıya alındı. Belgeselin fragmanı, belgeselin paylaşıldığı, afişinin paylaşıldığı tweetler Türkiye’de erişime engellendi. Beton Sizin Vatan Bizim belgeselinde biz halkla röportaj yaptık. Buradaki depremzede halk ne olduğunu anlatıyor, işte bundan korkuyorlar. 6 Şubat 2023 depremlerini anlatan Beton Sizin Vatan Bizim belgeselimizin yayınlanmasından, insanların izlemesinden, tweet bile atılmasından korkuyorlar.
Bu yüzden de Ankara 10. Sulh Ceza Hakimiyeti kararıyla X hesaplarını askıya almışlar. Tweetlere erişimi engellemişler. Ama tüm dünya biliyor, tüm Türkiye biliyor 6 Şubat depremlerinde ne olduğunu. Ne depremzede halkın sesini kesebileceksiniz ne de depremzede halkın adalet mücadelesini durdurabileceksiniz. Beton sizin vatan bizim belgeselini halkımız sahiplendi, sahiplenmeye devam edecek. Biz de beton sizin vatan bizim belgeselimizi Tüm halkımızı izlemeye, izletmeye ve paylaşmaya davet ediyoruz” diye konuştu.
PİRHA- ‘Acil kamulaştırma’ gerekçesiyle tapulu topraklarının ellerinden alınmasını yargıya taşıyan Mağaracıklı yurttaşlar “Mahkeme günü gelin sesimize ses, gücümüze güç olun. Birlikte direnelim, yaşam alanlarımızı birlikte kazanalım” diyerek duruşmaya katılım çağrısında bulundular.
Hatay’ın Samandağ ilçesine bağlı Mağaracık ve Hıdırbey mahallelerinde, “Acil kamulaştırma” gerekçesiyle halkın tapulu arazilerine devletin el koyması üzerine başlayan direniş, yargıya taşındı. Mahalle sakinleri, 7 aydır süren mücadelelerinin ardından 20 Mayıs Salı günü saat 10.00’da Antakya 3. İdari Mahkemesi’nde görülecek olan davaya katılım çağrısı yaptı.
“BİRLİKTE DİRENELİM”
Mağaracık Mahallesinden yurttaşlar, 7 aydır süren direnişle ilgili şu açıklamayı yaptı:
“Haksızca, hukuksuzca, zorla topraklarımızın elimizden alınmasına karşı 7 aydır nöbetimiz, direnişimiz el konmalara karşı direniş platformu olarak dayanışma ve kararlılıkla devam ediyor. Bugüne kadar onlarca kez yürüyüşümüz, açıklamalarımız, nöbetlerimiz oldu. Şirketlerle birlikte topraklarımıza girmeye çalışan kolluk kuvvetlerinin karşısında durduk, kepçelerin önüne yattık ve çalışmaları durdurduk. Ülkenin her bir tarafından mücadelemizi destekleyenler, yanımızda olanlar, ziyaretimize gelenler oldu. Şimdi sırada açtığımız davaların mahkemeleri var. Bizleri destekleyen, yanımızda olan herkese buradan sesleniyoruz; mahkeme günü gelin, sesimize ses, gücümüze güç olun. Birlikte direnelim, yaşam alanlarımızı birlikte kazanalım. 20 Mayıs Salı günü saat 10.00’da Antakya 3. İdari Mahkemesi’nde gerçekleşecek olan mahkememize bütün herkesi çağırıyor, bekliyoruz. Direne direne kazanacağız!”
PİRHA- Samandağ Belediye Başkanı Emrah Karaçay, depremin üzerinden iki yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen konut sorunun hala çözülmediğini belirterek, “Samandağ’da konut bekleyen 12 bin 600 hak sahibi depremzede var. Bu temel sorun yaşam koşullarını giderek zorlaştırıyor” dedi.
6 Şubat depremlerinde büyük bir yıkım yaşayan Hatay’da ilk günden bu yana sorunlar devam ediyor. Ekonomik sıkıntıların daha çok etkilediği deprem bölgelerinde barınma, sağlık, eğitim gibi başat sorunlar hala çözülmüş değil.
Depremden bu yana Samandağ halkının sorunlarının katlanarak arttığına dikkat çeken Samandağ Belediye Başkanı Emrah Karaçay, bunların başında barınmanın geldiğini belirtti.
“HİZMET ALANLARIMIZ DARALTILIYOR”
Konteyner kentlerde yaşam koşullarının giderek ağırlaştığını vurgulayan Emrah Karaçay, “Bu konteynerların ömrü tükeniyor. Burada kalan insanların sosyal yaşamdan bağı kopuyor. Hala deprem konutlarını bekliyoruz. Bununla ilgili çeşitli sıkıntılar var. Kamulaştırma, rezerv alanlarla ilgili sorunlarımız var. Bu konuda net bir mutabakata varılmış değil. Yurttaşlarımıza konutları teslim edilmedi hala” dedi.
Emrah Karaçay, belediyecilik faaliyetlerinin de yeteri kadar yapılamadığını belirterek, “Türkiye’nin birçok yerinde belediyecilik alanında yaşanan sorunların çoğu deprem bölgesinde daha ağır yaşanıyor. Çünkü rutin ve sürdürülebilir hizmetlerden uzak kalıyoruz. SGK kesintileri, kemer sıkma politikaları yüzünden hizmet alanlarımız daraltılıyor” diye konuştu.
“ON BİNLERCE KİŞİ KONTEYNERLARDA KONUT BEKLİYOR”
Emrah Karaçay, Hatay’ın birçok yerinde ‘acil kamulaştırma’ kararıyla yurttaşların özel mülklerinin ellerinden alınmasına ilişkin ise şunları dile getirdi:
“Mağaracık’ta yapılan kamulaştırma özel mülkiyet ve hazine arazilerini kapsıyor ama hazine arazileri üzerinde de yurttaşlarımızın ciddi emeği var. Orayı işleyen, tarım arazisine dönüştüren, bağı bahçe yapan vatandaşlarımız. Burada devlet rezerv alan kabul görmediğinden dolayı orada bir kamulaştırma yoluna gitti. Samandağ’da konut bekleyen 12 bin 600 hak sahibi depremzede var. Bu konutların yapılması için vatandaşlarımızın özel mülkleri ile hazine arazileri kamulaştırıldı. Kanuna göre de maalesef kamulaştırma kararı alındığı andan itibaren müdahale etme hakkı var devletin. Buna dayanarak bu işe girildi ama bizim müdahalemizle birlikte dava sürecinde olan mülklere müdahale edilemiyor şu anda. Ama dava süreci tamamlanmış olan arazilerde konut yapımına başlanıyor, buralara müdahale ediliyor ne yazık ki.”
PİRHA – 6 Şubat depreminde büyük zarar gören Hatay esnafı, Antakya lezzet Festivali kapsamında İstanbul’a geldi. Kadın kooperatiflerinin de yer aldığı festivalde, Antakya’ya özgü birçok ürünün satışı yapılmakta.
Medeniyetler ve Unesco Gastronomi şehri Antakya’nın mutfağı ‘Lezzet Festivali’ kapsamında Maltepe İlçesinde açıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Maltepe Belediyesi’nin de destek sunduğu festivale, Antakya Samandağ İskenderun İlçeleri Kültür Yardımlaşma Dayanışma ve Çevre Gönüllüleri Derneği (Asi-Der) öncülük yapıyor.
Maltepe Adalet Meydanında 25 Nisan’da açılan festival, 11 Mayıs’a kadar devam edecek. Festivalin organizatörlerinden Adnan Dolapçıoğlu ile birbirinden eşsiz lezzetlerin sunulduğu etkinliğe dair detayları dinledik.
DEPREMDE ZARAR GÖREN ANTAKYA ESNAFINA DESTEK!
Adnan Dolapçıoğlu, festivalde özellikle kadın kooperatiflerinin desteklendiğini belirtti. 6 Şubat depremleri nedeniyle bölge esnafının büyük zarar gördüğünü de vurgulayan Dolapçıoğlu, festivale dair şu açıklamayı yaptı:
“Bu festivalde kadim Antakya’nın gastronomi zenginliğini tüm İstanbullularla ve İstanbul’da yaşayan Hataylılarla buluşturma amacını güdüyoruz. Depremden etkilenen Antakya esnafına ve ayrıca Antakya’da üretim yapan kadın kooperatiflerine destek olmak amacıyla böyle bir etkinlik yapıyoruz. Antakya’daki kadın üretici kooperatifleri, kendi el emekleri ile ürettikleri ürünleri burada sergiliyor. Antakya’nın uzun çarşısından esnaflar da burada yöresel ürünlerini tanıtıyor.
Büyük bir deprem yaşayan şehrimizi tekrar ayağa kaldırmak anlamında ve UNESCO ödüllü gastronomi zenginliklerini ayakta tutup canlandırabilmek ve bu gastronomi zenginliklerini insanlara unutturmamak adına böyle etkinlikler yapıyoruz. Burada olan esnafın neredeyse tümü Antakya’dan geldi diyebiliriz.”
GASTRONOMİ MAHALLESİNE DAVET!
Dolapçıoğlu, gastronomi festivalinde sergilenen ürünlere dair de şu bilgileri verdi:
“Antakya’nın coğrafi etiketli ürünü olan künefenin yanı sıra Antakya’nın kağıt kebabı, tepsi kebabı, katıklı – biberli ekmek, oruk gibi gastronomi zenginliklerini İstanbullularla buluşturuyoruz.
Antakya’da üretilen domates ve biber salçalarımız var. Ayrıca sadece Hatay’da yetişen ‘Halhalı’ dediğimiz bir zeytin türü var ki başka hiçbir bölgede yoktur, onu da burada bulabilirsiniz. Tamamen Antakya’ya özgü peynir çeşitlerimiz var. Ayrıca baharat çeşitlerimizi de burada bulabilirsiniz. Tüm İstanbulluları, İstanbul’da yaşayan hemşerilerimizi bu gastronomi mahallesine, bu eşsiz UNESCO ödüllü lezzetleri tatmaya davet ediyoruz.”
KADINLARIN ELİNDEN ANTAKYA LEZZETLERİ!
Üreten Eller Kadın Üretim ve İşletme Kooperatifi üyesi Sibel Gün de festival için Antakya’dan İstanbul’a gelen esnaflar arasında yer aldı. Sibel Gün, festivale olan ilginin yüksek olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Normalde 5 kadın Kooperatifi buraya gelecekti ancak İstanbul’da deprem olunca bizler de deprem yaşamış insanlar olarak arkadaşlarımızın hepsi gelemedi. Ancak bütün üretici kadınlarımızın malzemeleri burada, hepsi tarladan sofranıza, ürünlerimizin tanıtımını yapmaya geldik. Coğrafi işaretli ürünlerimiz var burada. Örneğin Samandağ ilçemizin acı biberinden reçeli dahi yapılmış. Baharatlar, zeytinler, turşular, defne sabunumuz ve aromatik bitki yağlarımız da mevcut.”
PİRHA- Zeytinlik ve narenciye bahçelerine el konulmasına karşı Mağaracıklı yurttaşların direnişi sürerken bu sabah dozerler, jandarma eşliğinde arazilere girdi.
Samandağ’ın Mağaracık mahallesinde arazilerine el konularak TOKİ yapılması kararına karşı mücadele yürüten köylülerin arazilerine jandarma eşliğinde girildi. Köylüler tapulu arazilerinin işgaline izin vermeyeceklerini söylerken, işgale karşı çıkan yurttaşlar jandarmanın saldırısına uğradı.
Tapulu arazilere zorla girilirken, duruma itiraz eden arazi sahipleri ise gözaltına alındı.
Mağarıcıklı yurttaşlar, sonuna kadar direneceklerini belirterek, kamuoyunu duyarlılığa davet etti.
PİRHA- Meclis Grup Toplantısı’nda konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, iktidara somut ve güven verici bir irade ortaya koyarak adım atma çağrısında bulunarak, “Toplumun barış talebine kulak verin, sorumluluk artık iktidarda. Başka bir seçenek yok” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis Grup Toplantısı’nda gündemdeki gelişmelere ilişkin konuştu.
İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder’e geçmiş olsun dilekleriyle konuşmasına başlayan Tülay Hatimoğulları, dün Sırrı Süreyya Önder’in doktorlarının yaptığı açıklamayı anımsatarak umutlarını yitirmediklerini kaydetti. Tülay Hatimoğulları, “Barışın aktörü olarak bugüne kadar verdiği bütün mücadeleleri başarıya ulaştırmaya ramak kalmışken, bir kez daha diyoruz ki: Aramıza geri dön ve yarım bıraktığın işi gel hep birlikte tamamlayalım. Buradan sizler adına, bu parlamentoda emek veren biri olarak Sırrı Süreyya Önder’e hepimiz adına geçmiş olsun dileklerimizi bir kez daha iletiyorum” dedi.
“6 ŞUBAT DEPREMİNDEN DERS ÇIKARILMADI”
İstanbul’da geçtiğimiz günlerde gerçekleşen depremlere değinen Tülay Hatimoğulları, 6 Şubat depreminden bir ders alınmadığını vurguladı. Hatimoğulları, “Hatay depreminin üzerinden iki yıl geçti ama hâlâ insanlar konteynerlerde yaşamak zorunda. İktidar, rant için depremzedeye adeta bir müşteri gibi davranmaya devam ediyor. Sağlam iş yerlerinin ve konutların olduğu yerlerde istimlak siyaseti yürütmeye devam ediyorlar. Antakyalılar, Defneliler, Samandağlılar bundan rahatsız. İnsanlar kendilerini iş makinelerinin önüne atıyor. Her gün orada bir eylem var, her gün bir itiraz var. Ama ‘rezerv alan’ adı altında istimlak politikaları sürüyor. Oradaki insanlar; ‘Defneli, Samandağlı ve Antakyalı, sesimi duyan var mı?’ diyor. Tıpkı enkaz altında dedikleri gibi, şimdi de aynı şeyi söylüyorlar.
Bizler DEM Parti olarak diyoruz ki: Bizler sizin sesinizi duyuyoruz. Sizin sesi, soluğu olarak, taleplerinizi alanlarda ve meydanlarda yürüttüğümüz mücadelede yanınızdayız; parlamentoda da bu kürsülerden dile getirmeye devam edeceğiz. Buradan bir kez daha diyoruz ki: Bu istimlak politikalarından, bu rezerv alan uygulamalarından derhal vazgeçin. Makul çerçevede konut yapımını hızlandırın. İstanbul’da yaşanacak bir depremde Hatay’dan, Maraş’tan hatırlayacağız ki Türkiye çok büyük bir etki yaşadı. Türkiye, bu enkazın altında kalır. İstanbul’da yaşanacak bir depreme ‘geçti’ diyemez hiç kimse. Geçmedi. Tehlike devam ediyor ve önlem alınmak zorunda” ifadelerini kullandı.
“BELEDİYELERİMİZDEN ELİNİZİ ÇEKİN”
Merkezi hükümete düşen görevin yerel yönetimleri kayyım anlayışıyla yıpratmak değil, tam tersine yerel yönetimlerle koordineli bir şekilde bu süreci yürütmek olduğunu vurgulayan TülayHatimoğulları, “Bakın, biz bu konuyu konuşurken aklıma Van Büyükşehir Belediyemizin bir icraatı geldi. Açılışına ben katılmıştım, AKOM’un, Doğal Afetle Mücadele Koordinasyon Merkezi’nin. Ve o açılışı Van Belediyemiz gerçekleştirirken, inanın, belediye eşbaşkanlarımız da, AKOM’un personeli de, oradaki kadrolar da bayramlık çocuklar gibi sevinçliydiler. Çünkü öyle bir kurum ortaya çıkarmışlardı ki sadece Van’a değil, deprem bölgesi olan bütün o muhite hizmet edecek büyüklükte ve ölçekte bir kurumu oluşturmuşlardı ve bunu halkın hizmetine sunmuşlardı.
Ama bu iktidar ne yaptı? Bu kadar çalışkan belediye eş başkanlarımızı görevden alarak kayyım atadı. Oysa onlar bu ve benzeri çok sayıda projeye imza atmak, daha fazla kente ve halka hizmet etmek için seçildiler. Buradan bir kez daha bu iktidara sesleniyoruz: Bütün kayyım atamalarından derhal vazgeçin. Seçilmiş belediye eş başkanlarımızı ve belediye başkanlarını acilen görevlerine iade edin. Başta doğal afetler olmak üzere, kent hizmeti bakımından merkezi hükümet, acil şekilde yerel yönetimlerle koordineli çalışmalıdır. Belediyelerimizden elinizi çekin” sözlerini kullandı.
“DEM Parti olarak emeğin özgürlüğü ve demokratik toplum için, 1 Mayıs şiarıyla Türkiye’nin her yerinde alanlarda, meydanlarda olacağız. Sayın Öcalan’ın barış ve demokratik toplum çağrısı, yeni bir dönemin kapısını aralamaktadır. Bu çağrı; ekmeği, barışı ve demokrasiyi büyütme çağrısıdır. Barış, emekçiler için ekmek kadar hayatidir. Barış dönemlerinde ekmek mücadelesi daha etkili ve sonuç alıcı olur. Demokratik toplum, işçinin ve ezilenlerin yaşam güvencesidir. Emek barışla nefes alır, barış emekle. Barış olmadan refah olmaz. Kaynaklar savaşa değil, insanca yaşama aktarılmalıdır.
Örgütlü emek, barışla güçlenmelidir.
Bu yıl hem Kürt illerinde hem de batıda güçlü bir 1 Mayıs için hep birlikte hazırlanıyoruz. Biz biliyoruz ki Kürt halkının özgürlük mücadelesi, işçilerin emek mücadelesi içindir. İşçilerin birliği, halkların kardeşliği sadece bir temenni değildir. Türk işçi, Kürt işçi kardeşiyle kaderinin aynı olduğunu fark edip elini tutmasıdır. Kürt anne, Türk anneye ‘Acımız aynı, o halde barış için el ele verelim’ demesi ve el ele tutuşmasıdır. İşte o zaman işçiler birlik, halklar kardeş olur. Ekmek, barış ve özgürlük için tüm emekçileri ve halkları 1 Mayıs’ta alanlara çağırıyoruz. Zamlara, hayat pahalılığına, yoksulluğa, savaşa ve sömürüye karşı hep beraber alanlarda olacağız. 8 Mart’ın cesareti ve Newroz’un coşkusuyla, 1 Mayıs’ta emeğin özgürlüğü için alanlarda olacağız. 1 Mayıs’ta atılan her slogan zulme karşı bir çığlık olacaktır. Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği! Yaşasın 1 Mayıs! Biji yek Gulan!
İŞÇİ KATLİAMI
Bugün sermayenin yüzlerce yıldır topluma karşı sürdürdüğü savaşın en zorba dönemlerinden birini yaşıyoruz. 2025 yılı 1 Mayıs’ı, işçiler ve ezilenler tarafından karanlığın en zifiri olduğu bir dönemde gerçekleşiyor. Sistem sadece bir kâr aracı değil, büyük bir ölüm makinesi gibi çalışıyor. Diyar Kişoğlu, Van’dan kalkıp Maraş’a çalışmaya gidiyor. Geçtiğimiz gün, bu genç işçi şantiyesinin yatakhanesinde yaşamına son veriyor. Bu fotoğrafa hep beraber iyi bakalım. Bu fotoğraf da 14 yaşındaki Abdurrahman’ın fotoğrafı. Yine geçtiğimiz aylarda, Niğde’nin Bor ilçesindeki Organize Sanayi Bölgesi’nde kolunu makineye kaptırıyor ve hayatını kaybediyor. 14 yaşında bir çocuk işçi. Afganistanlı göçmen işçi Vezir Muhammed Nurtani, Zonguldak’ta ruhsatsız bir maden ocağında çalışırken hayatını kaybediyor. Delilleri ortadan kaldırmak için bedeni ateşe veriliyor. Bununla ilgili yargılananlar ise ne yazık ki adaletsiz bir yargılama sonucu cezasız kalıyor. Bunu kabul etmek mümkün değil. Bakın sevgili Muhammed, 3 çocuk babasıydı ve ona dair var olan tek şey bu fotoğraf. Geriye ona dair hiçbir şey kalmamış. Onun eşi şunu söylüyor: ‘Benim çocuklarım çocuk değil mi? Eşim eş değil mi?’ Ne yazık ki Türkiye’de bu iktidarın işçilere reva gördüğü yaşam budur.”
“KADIN YOKSULLUĞU SON BULMALI”
Kadın yoksulluğu son bulmalıdır. Geliri olmayan kişilere belli şartlar altında temel yurttaşlık geliri sağlanmalıdır. Biz, güvencesiz çalışmanın sona ermesi, kadınların iş yaşamında eşit ve güvenli koşullarda çalışabilmesi, çocuk işçiliğinin ve iş cinayetlerinin son bulması için mücadele ediyoruz. Bizler mücadele ederken, bu mücadeleye destek çıkan; Türkiye’nin dört bir yanından devrimciler, sosyalistler bu haklı davanın sonuna kadar yanında oldular. Bugün yine sabah bir şafak operasyonuna uyandık. İşçinin, emekçinin, esnafın, çiftçinin, yoksulun ve siz burada bulunan birçok iş kolundan olan değerli işçi, emekçi kardeşlerimin hakkını savunan çok sayıdaki solcu, sosyalist, devrimci yoldaşımız, arkadaşımız bu sabah gözaltına alındı. Bu gözaltılar bizleri yıldıramaz. Bu gözaltılar derhal sona ermelidir. 1 Mayıs’a dönük gerçekleştirilen bu operasyonları asla kabul etmiyoruz. Buradan gözaltındaki gençlerle dayanışma içinde olduğumuzu belirtiyor, derhal aramıza serbest olarak bırakılmalarını talep ediyoruz.”
“ELİNİZİ BEDENİMİZDEN ÇEKİN”
Sağlık Bakanlığı eliyle uygulamaya konan ‘Normal Doğum Eylem Planı’ ve 19 Nisan’da yürürlüğe giren ‘Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkındaki Yönetmelik’te hayata geçirilmek istenen de tam anlamıyla böyle bir uygulamadır. Kadınların doğurup doğurmayacağına, kaç çocuk doğuracağına kadınlar kendileri karar verir. Kadınlar nasıl doğum yapacaklarına siyasi iktidarla müzakere ederek değil; doktorlarıyla birlikte karar verir. İktidara düşense bu kararlara saygı duymak ve kadın sağlığını koruyacak politikaları hayata geçirmektir. Geçtiğimiz hafta sonu Van’da toplanan 58 kadın örgütünün yeniden gündeme taşıdığı Rojin Kabaiş’in akıbeti nedir?Gülistan Doku nerede?
Bu soruların yanıtını bekliyoruz.
İktidara düşen görev, bu sorulara yanıt vermektir; şiddetle etkin bir biçimde mücadele etmektir. Ayrıca, farklı cinsiyet kimliklerine ve cinsel yönelimlere karşı nefret suçlarını körükleyen kanun teklifinin sunulması da yine bu erkek aklın, eril anlayışın bir eseridir. Dayatılan erkek egemen politikalara biz kadınlar, ‘Eh ne yapalım, boynumuz kıldan incedir, bu devran böyle gelmiş, böyle gider’ demedik, demeyeceğiz. Elinizi bedenimizden, emeğimizden, kimliğimizden derhal çekin. Bizler; Jin, jiyan, azadî şiarıyla mücadele eden kadınlarız ve öyle olmaya devam edeceğiz.
“HEDEFİMİZ 3 MİLYON HANE”
Halklarımızın barış ve demokratik çözüm talebi inanılmaz derecede hızlı büyüyor. Bu bize çok büyük umut veriyor. Barış arayışımızı çok yönlü bir mücadeleyle sürdürüyoruz. Sadece siyasi temaslarla sınırlı kalmadık; halklarımızla doğrudan buluşarak barış talebini büyütüyoruz, sokağın ve toplumun her kesimine taşıyoruz. 10 Nisan’dan bu yana her yerde ev ziyaretleri, mahalle toplantıları, kent kent ziyaretleri sürdürüyoruz, sürdürmeye devam edeceğiz. Ev ev gezerek halkın beklentilerini, önerilerini, eleştirilerini alıyoruz. Ayrıca süreç hakkında değerli halklarımızı bilgilendiriyoruz. Bu çalışmada biz eş başkanların gönderdiği mektuplar değerli halklarımızla paylaşılıyor. Hedefimiz: 3 milyon hane. Ziyaret ettiğimiz her ev, barış ve demokratik toplum mücadelesini büyütüyor. Bizler, barışın milyonları içerecek şekilde toplumsallaştırılabileceği inancındayız. Gittiğimiz her evde, çaldığımız her kapıda, yaptığımız her toplantıda barış için dualar, dilekler, temenniler alıyoruz.
“BARIŞTAN BAŞKA SEÇENEĞİMİZ YOK”
Bakın Gülizar Yaşar bir Kürt kadın, bir barış annesi. Çatışmalı süreçte abisi, kızı ve oğlu dahil 19 yakınını kaybetmiş bir Kürt anne. Bu anne diyor ki, hem Türk hem Kürt annelere seslenerek: ‘Herkes bu sürece sahip çıkmalıdır. Sahip çıkmalıdır ki ne bir Türk annenin gözyaşı aksın, ne bir Kürt annenin gözyaşı aksın.’ Biz de buradan Gülizar annemize diyoruz ki: Senin bu haklı talebinin, bütün ödenmiş bedellerle beraber, sonuna kadar arkasındayız. Bu sebeple, başta iktidar ve ana muhalefet partisi olmak üzere herkese sesleniyoruz: Elinizi taşın altına koyun. Toplumun taleplerine kulak verin. Bu toplum artık barış istiyor. Onurlu bir yaşam istiyor. Milyonlar duysun bu sesi: Bir tek yolumuz var. Bir tek yolumuz: Gülizar annenin ve burada ismini sayamadığım birçok Türk, Kürt, Arap annenin haykırışı: Ya barış, ya barış, ya barış. Başka seçeneğimiz yoktur.
“ÇÖZÜM, EN GENİŞ MUTABAKATA DAYANARAK SÜRDÜRÜLMELİDİR”
Barış ve demokratik toplum ancak herkesin siyasi iradesine saygı duyulmasıyla gerçekleşir. Bugün İstanbul’dan Van’a, Şişli’den Halfeti’ye kadar halk iradesini yargı darbeleriyle ortadan kaldırmaya çalışmak, barış sürecine çok büyük zararlar vermektedir. Demokratik geleceğin umudunu baltalamaktadır. Çözüm, en geniş mutabakata dayanarak sürdürülmelidir. Ana muhalefet başta olmak üzere, muhalefet bu mutabakat sürecinin dışında tutulmamalıdır. Bu sürecin dışında tutulması hedeflenir ve benzer adımlar atılırsa, ne yazık ki bu süreçler akamete uğrar. Tarihte bunun çok örneğini gördük.
Barışla ortaya çıkacak demokratikleşmeyi yok saymak, siyasi rekabet üzerinden galip gelme arzusuyla süreci ele almak, bu sürece büyük kaybettirir. Siyaset yapma hakkının da, barışın da güvencesi hukuka dönmek, hukuku işletmek ve demokratikleşmektir. Gelin barışı hukukla kuralım. Demokrasiyle görkemli bir hale getirip, bu ülkenin geleceğine hep beraber armağan edelim.
“BARIŞA İNANIYORUZ”
Bu görüşmede, barış ve çözümün zemininin oluşması için partimizin önerilerini, halkın beklentilerini net bir şekilde ifade etti heyetimiz. Başta Sayın Abdullah Öcalan’ın iletişim ve çalışma özgürlüğü olmak üzere, atılması gereken adımlarla ilgili top artık iktidarın sahasındadır. Sorumluluk artık onlardadır. Bu sorumluluğa göre hareket etmelerini bekliyoruz. Demokratik çözüm için siyasi irade göstermek kaçınılmazdır. Bu siyasi iradeyi göstermek, cesaret işidir; demokratikleşmeye olan bağlılığın göstergesidir. Bu kapsamda iktidarı, halkın barış çağrılarına kulak vermeye; çözüm için somut ve güven verici bir irade ortaya koymaya davet ediyoruz. DEM Parti olarak barış ve çözüm süreci için topyekûn bir seferberlik içindeyiz.
Çünkü biz barışa inanıyoruz. Çünkü biz, barışın bu coğrafyaya gelmesi gerektiğine kalben, yürekten inanıyoruz. Çekilen acıların, akan gözyaşlarının, şimdiye kadar akmış olan kanın son bulması için; demokratik bir zeminde, herkesin kendini ifade edebildiği, eşit, özgür ve demokratik bir cumhuriyeti inşa etmek için hepimizin yüreği 7/24 atmaya devam ediyor. Biz DEM Parti olarak, bu anlamda bütün görev ve sorumluluklarımızı fazlasıyla yerine getirmeye çalışıyoruz.”
PİRHA- Depremin ardından iki yıl geçmesine rağmen hala birçok sorunla boğuştuklarını söyleyen Samandağlı yurttaşlar “Yaralarımız hala sarılmadı. Yardım edilmediği gibi TOKİ konutları adı altında insanların tapulu malları, gelir kaynakları ellerinden alınıyor. Yaşanan tüm sorunlara çözüm istiyoruz” dediler.
Maraş merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremlerin ardından iki yıl geçti. On binlerce kişinin ölümüne neden olan deprem, geride kalanların da hayatını büyük oranda etkiledi.
6 Şubat depremlerinde büyük bir yıkım yaşayan Hatay’da ilk günden bu yana sorunlar devam ediyor. Samandağ ilçesinde mikrofon uzattığımız yurttaşlar barınma, sağlık ve ekonomik sorunlarla boğuşan yurttaşlar gereken yardımların yapılmasını talep ediyor.
“Depremden bu yana ne değişti?” sorusuna “Hiçbir şey değişmedi bizim için” diye yanıt veren yurttaşlar, bir enkazın altında bırakıldıklarını dile getirdiler.
SAMANDAĞ HALKI YARDIM BEKLİYOR
Samandağlı yurttaşlar, depremden sonra nasıl bir yaşam sürdüklerini PİRHA mikrofonuna anlattılar:
“Depremden bu yana büyük zorluklar yaşıyoruz. İnsanların büyük çoğunluğu çadırlarda, konteynerlarda yaşıyor hala. Buradaki insanlar mağdur, devletten yardım bekliyoruz.
Deprem anı yeteri kadar korkunçtu ama ondan sonraki süreçler de bir o kadar kötü. Ufak tefek günü birlik yardımlar yapılıyor sadece. Şimdi insanları konteynerlardan bile çıkarıyorlar. En başında yeteri kadar yardım gönderilseydi o kadar ölüm de olmayacaktı. Şu an hayalet bir şehir gibi.
Depremden bugüne yaşadığımızı kimse yaşamadı. Ölümler oldu, biz ölümden döndük. İş yok, zam üstüne zam, her şey çok pahalı. Devletten yardım bekliyoruz ama yok.
Yetkililerin zaten hiçbir zaman buraya yardımları olmadı. Deprem anında vatandaşlar enkaz altında bırakıldı. Keşke enkaz altında kalsaydım da bu günleri görmeseydim diyorum. Hala sürünüyoruz. Depremden sonra insanlar eski durumda değil.
Ekonomik açıdan burada büyük sorun yaşıyoruz. Bir seferlik yardım geldi sadece. Burası Suriye’ye yakın en ücra bir yer olduğu için herhangi bir yardım yapmıyorlar. Millet burada aç, susuz. Şimdi bir de TOKİ evleri yapılacak diye milletin tapulu arazileri ellerinden alınıyor. Konut yapımı için daha uygun yerler varken narenciyenin yetiştiği tarım arazilerine girip milletin gelirini ellerinden aldılar.
Yaralarımız sarılmadı. Hala çadırlarda yaşayanlar var. Yardım eli uzatılsın, konteyner kentlerdeki yurttaşlar evlere yerleştirilsin. Devlet yardım etsin.”
PİRHA – İstanbul’da yaşanan depremler ardından halkın toplanabileceği alanlar konusunda da tartışmalar sürüyor. Milletvekili Celal Fırat da söz konusu alanların varlığını irdeledi. Konuya ilişkin Meclis’e soru önergesi ileten Fırat, Bakan Yerlikaya’ya ise “İstanbul genelinde güncel olarak kaç adet afet ve acil durum toplanma alanı bulunmaktadır? İlçelere göre dağılımı nasıldır?” diye sordu.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, İstanbul’da yaşanan 6.2 şiddetinde depremin tüm yönleriyle araştırılması ve gereken önlemlerin alınması için TBMM’ye soru önergesi sundu.
Milletvekili Celal Fırat, İstanbul’un aktif fay hatları üzerinde yer aldığını belirterek “Deprem sonrası can ve mal kaybını en aza indirebilmenin en temel yollarından biri de afet ve acil durum toplanma alanlarının yeterli sayıda, ulaşılabilir ve donanımlı şekilde halkın kullanımına hazır tutulmasıdır” uyarısını yaptı.
“TOPLANMA ALANLARININ VARLIĞI TARTIŞMA KONUSUDUR”
Milletvekili Celal Fırat, yetkili kurumların, afet durumunda halkın toplanabileceği alanlar konusunda bilgi vermesi gerektiğini belirterek önergesinde şu vurguyu yaptı:
İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından belirlenen toplanma alanlarının varlığı bilinmesine rağmen bunların nerelerde olduğu ve yeterliliği tartışma konusudur.
İstanbul’daki toplanma alanlarının etkinliği, sadece sayısal verilerle değil, aynı zamanda bu alanların fiziksel uygunluğu ve altyapı özellikleriyle de değerlendirilmelidir. Dolayısıyla, İstanbul’daki afet ve acil durum toplanma alanlarının sayısı, kapasitesi ve dağılımı, halkın bu alanlar hakkında bilinçlendirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
“PLANLANAN ÇALIŞMALAR NELERDİR?”
DEM Partili Fırat, konuyla ilgili İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanıtlaması talebiyle şu soruları yöneltti:
İstanbul genelinde güncel olarak kaç adet afet ve acil durum toplanma alanı bulunmaktadır? İlçelere göre dağılımı nasıldır?
Bu toplanma alanlarının toplam kapasitesi kaç kişiliktir? Kişi başına düşen metrekare alanı ne kadardır?
Söz konusu toplanma alanlarının kaç tanesi altyapı (elektrik, su, kanalizasyon, aydınlatma, mobil iletişim vb.) açısından hazır durumdadır?
Toplanma alanlarına erişim ve bilgilendirme konusunda, İstanbul halkının farkındalığını artırmaya yönelik yürütülen veya planlanan çalışmalar nelerdir?
Deprem sonrası ilk 72 saat içinde toplanma alanlarının kullanımı ve organizasyonu konusunda yerel yönetimlerle iş birliği mekanizmaları mevcut mudur?”
PİRHA-Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinde yaşananları anlatmak için ‘Beton Sizin Vatan Bizim’ belgeselini çektiklerini belirten Yönetmen Halil Yakut, “Çekimleri depremin onuncu ayında yaptık ancak depremin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen aynı sorunlar devam ediyor. O yüzden belgeselimiz de güncelliğini koruyor” dedi.
Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinde resmi açıklamalara göre en az 53 bin kişi yaşamını yitirdi, 100 binden fazla kişi de yaralandı. 6 Şubat depremlerinin üzerinden iki yıl geçmesine karşın eğitimden sağlığa, barınmadan ekonomiye dair sorunlar giderilmedi.
6 Şubat depremini konu alan ‘Beton Sizin Vatan Bizim’ belgeselinin ilk gösterimi 2 Şubat 2025’te Hatay’ın Samandağ ilçesinde yapıldı.
Belgeselin yönetmeni Halil Yakut ile film çalışmasının detaylarını konuştuk.
“DEPREM BÖLGESİNDEKİ HALKIN SORUNLARI DEVAM EDİYOR”
6 Şubat 2023’te büyük bir deprem yaşandığını ve on binlerce insanın katledildiğini ifade eden Halil Yakut, “Hatay, depremlerden en fazla etkilenen il oldu. Annemin, babamın, ablalarımın yaşadığı evler yıkıldı. Yakınlarımızı, akrabalarımızı kaybettik. Günlerce sokaklarda aç kaldık. Hala sorunlar devam ediyor. Depremin devamında da aslında yaşanan açlıkla, yoksullukla, sokaklarda kalmasıyla insanların bugün rezerv alan hak gasplarıyla hala halk katledilmeye, bir çok hak gaspı devam ediyor” diye belirtti.
“DEPREMLE İLGİLİ GERÇEKLERİ ANLATMA KARARI ALDIK”
Belgesel çekme kararını nasıl aldıklarını anlatan Halil Yakut, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Depremle ilgili gerçekleri, halkın ne yaptığını, devletin ne yapmadığını anlatan bir belgesel çekme kararı aldık. Depremin altıncı ayında Antakya’ya gelerek belgesel için çekimler yaptık. Depremin gerçeklerini hem ülkemizde hem dünyada göstermek istedik. Fakat biz belgesel hazırlıklarımızı yaparken demokratik kitle örgütlerine ve devrimcilere yönelik polis operasyonları oldu ve bu baskınlarda belgesel hazırlıklarımızı yaptığımız İstanbul Gazi Mahallesi’ndeki kurum da basıldı ve talan edildi. İşkenceyle gözaltına alındık ve belgesel çekimlerimize, teknik araç ve gereçlerimize polis tarafından el konuldu. Daha sonra serbest bırakıldık ve bu saldırıdan yılmayacağımızı göstermek için belgeseli bir kez daha çekmeye karar verdik. Depremin onuncu ayında tekrar Antakya’ya gittik. Belgesel hazırlıklarımız devam ediyordu ve yine devrimcilere yönelik polis baskınları oldu. Yine belgesel çalışmalarımızı yürüttüğümüz kurum polis tarafından basıldı, işkenceyle gözaltına alındık ve bu sefer tutuklandık. Antakya’da, deprem bölgesinde halk için sağlık çadırının önünde çekilmiş bir fotoğrafım tutuklanmama gerekçe gösterildi. Ailemle beraber depremin ilk haftasında sokakta kaldığım sıralarda çekilmiş bir fotoğraf sadece gerekçe gösterilerek tutuklandım. Ardından Marmara Kapalı Hapishanesi’nden Kırşehir Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’ne yani kuyu tipi hapishanesine sürgün edildim. Bu kuyu tipi hapishanelerde teslim alınmak istendik. Aslında bizi depremde betondan mezarlara gömenler bu kuyu tipi hapishanelerde de beton mezar hapishanelerde bizi teslim almak istedi. Çünkü burası tek kişilik havalandırması olmayan, güneş girmeyen, suyun akmadığı, insan yüzünün ve insan sesinin yasak olduğu yeni tipte hapishaneler. Bu kuyu tipi hapishanelere karşı 100 gün süresiz açlık grevi yaptım. Hala kuyu tipi hapishanelere karşı açlık grevleri devam ediyor. Buradan tahliye olduktan sonra da belgesel için röportajlarımızla nihayetinde tüm baskılara, gözaltılara, tutuklama terörüne ve kuyu tipi hapishanelere rağmen belgeselimizi tamamladık.”
2 Şubat’ta belgeselin gösterimini Hatay Samandağ’da yaptıklarını söyleyen Yakut, “Daha sonra da Hatay’da yine Antakya, Samandağ ve Dörtyol’da gösterimler yaptık. İstanbul, Ankara ve İzmir’de gösterimler oldu. Aynı zamanda Avrupa’da Almanya, Belçika, İsviçre ve Avusturya’da gösterimler oldu. ‘Beton Sizin Vatan Bizim’ belgeselinde aslında bir şey anlatmıyoruz, her şeyi depremzede halk anlatıyor. Biz çekimleri depremin onuncu ayında yaptık ancak depremin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen aynı sorunlar devam ediyor. O yüzden belgeselimiz de güncelliğini koruyor. Belgeseller gerçekleri, nedenlerini, sonuçlarını tarihe not düşmek, bunları belgelemek için yapılır ve Beton Sizin Vatan Bizim Belgeseli de aslında 6 Şubat depremlerinde en çok yıkımın olduğu Hatay ilinde depremzedelerin depremi anlattığı bir belgesel ve bunu biz ülkemizde, Avrupa’da ve tüm dünyada izletmek istiyoruz. Aynı zamanda Beton Sizin Vatan Bizim belgeselimizi herkesi izlemeye, izletmeye, gösterimlerine katılmaya çağırıyoruz. Belgesel festivallerine, yarışmalarına da katılacağız. Tüm halkımızı deprem belgeselimizi sahiplenmeye çağırıyoruz” diye konuştu.
PİRHA – CHP Genel Başkan Yardımcısı Karasu, Marmara’da art arda yaşanan depremlerin ardından vatandaşları iletişimsiz bırakan GSM altyapı sorunlarını gündeme getirdi.
İstanbul’da 23 Nisan’da yaşanan depremler, Türkiye’nin iletişim altyapısındaki eksiklikleri bir kez daha ortaya koydu. Telefon ve internet hatlarında yaşanan sorunlar nedeniyle İstanbullular uzun bir süre iletişim kuramadı.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, yapılmayan yatırımları ve mobil operatörlere yönelik yaptırımları gündeme getirdi.
Depremler sonrası vatandaşlar yakınlarına ulaşamadı, internet çöktü ve önemli mağduriyetler yaşandı. Vatandaşların, her yıl katlanan oranlarda fatura ödemelerine karşın, yıllardır ihmal edilen ve yapılmayan yatırımlar nedeniyle vatandaşlar, kriz anında iletişim hizmeti alamadı.
EN YAVAŞ VE EN PAHALI İLETİŞİM!
Türkiye, dünya genelinde ortalama 85 Mbps olan internet hızının ancak yarısı kadar hıza sahipken, mobil internet hızında da 102 ülke arasında 69,73 Mbps hızla 58. sırada yer alıyor. İnternet hızı sıralamasında ise 154 ülke arasında 102. sırada yer alıyor. Türkiye, bu sıralamada El Salvador, Nikaragua, Bangladeş gibi ülkelerin dahi gerisinde kalıyor.
MECLİS GÜNDEMİNDE
Vatandaşları depremde iletişimsiz bırakan mobil operatörlerin yapmadığı altyapı yatırımlarını bir kez daha gündeme getiren Karasu, Turkcell ve Türk Telekom’un Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanı olduğu Türkiye Varlık Fonu’nda olduğunu hatırlattı. Bu şirketlerin milyonlarca abonesinden her ay fahiş ücret almalarına karşın; kriz ve afet anlarında topluma ve devlete karşı en temel görevlerini yerine getiremediklerini vurgulayan Karasu, “2 yıl önceki depremlerde de iletişimin çöktü. İnsanlar yakınlarına ulaşamadı. Acil destek ve yardımlar, iletişim çöktüğü için gerekli yerlere ulaşamadı, ulaştırılamadı. Ama tüm bunlar, şirketlerin yanlarına kâr kaldı. Şimdi Marmara’da yaşanan son depremlerde aynı manzarayı gördük. Hiç kimse bu duruma daha fazla sessiz kalamaz. Bakan çıkmış Suriye’ye internet desteği verileceğinden söz ediyor. İnsana ‘Siz Suriye’nin mi bakanısınız yoksa Türkiye’nin mi?’ diye sorarlar” ifadelerini kullandı.
“ÇÖKEN AKP’NİN SİSTEMİDİR”
İletişim hatlarının rant odaklı olduğunu vurgulayan Karasu, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı’na “Yaşanan Marmara depreminde Türk Telekom, Turkcell ve Vodafone’un iletişim kesintilerinin teknik ve idari gerekçeleri nelerdir? Bu şirketlerin deprem başta olmak üzere afetlere hazırlık konusunda yapmaları gereken yükümlülükler ve bu yükümlülüklerin sonuçları nelerdir? Her biri ayrı ayrı gösterilmek üzere bu şirketlere, yaşanan sorunlarla ilgili herhangi bir idari para cezası, yaptırım veya lisans uyarısı uygulanmış mıdır? Uygulanacak mıdır? Bakanlığınızın deprem özelinde, afetler konusunda zamanında erişilebilir ve kesintisiz iletişim için aldığı önlemler ve kararlar nelerdir?” sorularını yöneltti.
PİRHA- Marmara Denizi’nde art arda meydana gelen depremin ardından endişelenen halk sokaklarda, parklarda bekleyişini sürdürüyor. Acil durumlar için belirlenen deprem toplanma alanlarına ise AVM’ler yapılmış durumda.
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Marmara Denizi’nde saat 12.13’te merkez üssü Silivri açıkları olan 3,9 büyüklüğünde bir deprem meydana geldiğini duyurdu. Yerin 6,99 kilometre derinliğinde gerçekleşen sarsıntı, İstanbul ve çevre illerde hissedildi.
Kısa süre sonra bölgede daha şiddetli bir deprem daha meydana geldi. AFAD, Marmara Denizi’nde gerçekleşen ikinci depremin büyüklüğünü 6,2 olarak açıkladı. Bu sarsıntı da İstanbul başta olmak üzere Marmara bölgesindeki birçok ilde güçlü şekilde hissedildi.
Bir sonraki deprem ise Marmara Denizi Büyükçekmece açıklarında saat 12.51’de 4,4, 13.03’te ise 4,9 büyüklüğünde meydana geldi. Dördüncü deprem ise 4,9 büyüklüğünde yaşandı.
SOKAKLARA DÖKÜLEN HALK ENDİŞELİ
Depremin sarsıntısıyla tüm İstanbul halkı sokaklara çıktı. Depremin durmasının ardından halk bir çok alanın imara açılması ve ilçelerde yeterli yeşil alan olmamasından deprem sonrası toplanacağı alan konusunda endişeler yaşıyor. Halk tekrar yaşanacak depremde nereye gideceği sorusu ile karşı karşıya ?
AVM yapılmaması ve yeşil alanın korunması için gerçekleştirilen Gezi Parkı direnişinden sonra imara açılmayan Gezi Parkı’nı yurttaşlar depremin ardından güvenli alan olarak kullanıyor. Artçı depremlerin devam etmesinden dolayı çok sayıda kişi Gezi Parkı’nda ve Taksim Meydanı’nda oturmaya devam ediyor.
DEPREM ALANLARINA AVM’LER YAPILDI
İnşaat Mühendisleri Odası’nın verilerine göre, 1999-2003 arasında deprem toplanma alanı olarak belirlenen ancak daha sonra imara açılan noktalar arasında Torun Center’ın yükseldiği Ali Sami Yen Stadı, Zorlu AVM’nin yer aldığı Zincirlikuyu’daki Karayolları 17’nci Bölge Müdürlüğü arazisi, Akasya AVM’nin yer aldığı Acıbadem’deki eski Otosan Fabrikası arazisi, Bakırköy’deki Marmara ve İstanbul Forum AVM’nin arazisi bulunuyor.