Etiket: Dersim Barosu

  • Dersim Barosu: 1993, cevap bekleyen soruların ve tamamlanmamış adaletin adıdır!

    Dersim Barosu: 1993, cevap bekleyen soruların ve tamamlanmamış adaletin adıdır!

    PİRHA- Dersim Barosu, Sivas Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla yaptığı açıklamada, 1993 yılının suikastlar, faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar, yakılan köyler ve Madımak Katliamı ile Türkiye tarihinin en karanlık yıllarından biri olduğunu belirterek, geçmişle yüzleşmenin ortak geleceğin inşası için zorunlu olduğunu vurguladı.

    Dersim Barosu Yönetim Kurulu, Sivas Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı.

    Açıklamada, “Çoğumuzun hayatını yeni yeni anlamlandırdığı 1993 çok şey hatırlatır insana. Sokak ortasında vurulanlar, kalemi susturulanlar, kurşunlananlar, diri diri yakılanlar… İnsanın büyümeyi unuttuğu, Türkiye tarihinin en karanlık yılı” denildi.

    1993 yılında peş peşe gelen suikastlar ve faili meçhul cinayetlerle bir dönemin acı simgesinin oluştuğu belirtilen açıklamada, gazetecilerin, siyasetçilerin, aydınların, iş insanlarının, insan hakları savunucularının ve yurttaşların hedef alındığı ifade edildi.

    Açıklamada, “Kimi evinin önünde, kimi sokakta, kimi aracında, aydınlar ise otelde yakılarak katledildi. Her cinayetin, her katliamın ardından benzer, tanıdık cümleler kuruldu: ‘Araştırılıyor.’ ‘Soruşturma sürüyor.’ ‘Failler bulunacak’” ifadelerine yer verildi.

    “FARKLI OLMAK BİLE HEDEF HALİNE GELMEYE YETİYORDU”

    Dersim Barosu, 1993’ün korkunun gündelik hayatın parçası hâline geldiği yıllardan biri olduğunu belirterek, insanların yalnızca can güvenliğini değil, düşüncelerini ifade etme cesaretini de kaybetmeye başladığını vurguladı.

    Açıklamada, “Çünkü kimi zaman bir yazı, kimi zaman bir türkü, kimi zaman sadece farklı olmak bile hedef hâline gelmeye yetiyordu” denildi.

    Baro açıklamasında, 1993 yılının Uğur Mumcu suikastı ile Turgut Özal’ın ani ölümüyle derin sarsıntılar içinde başladığı belirtilerek, “Ülke, art arda yaşanan sarsıcı olayların ardından giderek daha kutuplaşmış, daha gergin ve daha kırılgan bir siyasal iklime sürüklenmişti. İşte Madımak Katliamı, böyle bir atmosferde meydana geldi” ifadeleri kullanıldı.

    Açıklamada, “Aydınların yakılması; hukukun üstünlüğüne olan inancı, farklılıklarla birlikte yaşama umudunu ve devletin herkesi eşit biçimde koruyacağına dair güveni de ağır biçimde sarstı” denildi.

    Baro, dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in katliamın ardından yaptığı açıklamaların da uzun yıllar etkisini sürdürdüğünü ifade etti.

    “1993, ORTAK HAFIZANIN ADIDIR”

    Dersim Barosu açıklamasında, “1993… Suikastlar, faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar, yakılan köyler, toplumsal kutuplaşma ve sonunda Madımak’ta yükselen alevler… Hepsi aynı dönemin farklı yüzleri olarak hafızada yerini koruyor” denildi.

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Bir ülkenin geleceği, geçmişindeki acıları inkâr etmeden konuşabilmesiyle güçlenir. 1993… Cevap bekleyen soruların, tamamlanmamış adaletin ve unutulmaması gereken bir ortak hafızanın adıdır.”

    Dersim Barosu, açıklamasının sonunda Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 canın isimlerini anarak, “Ülkenin sesi, sözü, ezgisi, şiiri ve ortak vicdanı olan 33 canın bıraktığı miras; halkların kardeşliğini, eşitliği, özgürlüğü ve birlikte yaşama iradesini yaşatmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.

    Baro, açıklamasını “33 Can’a sevgiyle ve özlemle” sözleriyle tamamladı.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim Barosu’ndan Hel Dağı’ndaki madencilik faaliyetlerine karşı hukuki mücadele

    Dersim Barosu’ndan Hel Dağı’ndaki madencilik faaliyetlerine karşı hukuki mücadele

    DERSİM – Dersim Barosu, Pülümür’e bağlı Çakırkaya ve Dereboyu köyleri sınırlarında bulunan Hel Dağı’nda yürütülen krom madenciliği faaliyetlerine karşı yargı yoluna başvurdu. Baro, söz konusu faaliyetlerin hukuka aykırı olduğunu vurgulayarak Erzincan İdare Mahkemesi’nde iptal davası açtı.

    Pülümür İlçesindeki Hel Yaylası, konumu itibariyle bölgenin önemli hayvancılık merkezlerinden biri olarak bölge halkınca kullanılıyor. Sürü sahiplerinin hayvanları için kullandığı yayla, verimliliği ve zenginliğiyle biliniyor. Çok sayıda hayvan, bitki ve doğal güzelliğe ev sahipliği yapan Hel Yaylası, bu özellikleri nedeniyle önemli yaylalardan biri olma özelliğini taşıyor.

    Hel Yaylası’nın tüm bu özelliklerine rağmen, krom madenciliği faaliyeti altında doğa tahrip edilmek isteniyor. Dimin Madencilik şirketince, maden kanunu çerçevesinde 4. grup madencilik krom madencilik projesine yönelik tepki ve mücadele ise devam ediyor.

    Dersim Barosu, Dersim Pülümür’de bulunan Hel Yaylası’nda yapılması planlanan “Krom Çinko Ocağı Projesi”ne dair Erzincan İdare Mahkemesi’ne iptal davası açtı.

    “HEL YAYLASINDAKİ HUKUKA AYKIRI MADEN FAALİYETLERİ ENGELLENMİYOR”

    Dava sürecine dikkat çekilen açıklamada, “Çakırkaya köyü ile Dereboyu köyü sınırları dahilinde Hel Dağı mevkiinde yürütülen Krom Madenciliği projesi faaliyetlerine karşı, Dersim Barosu tarafından hukuki süreç başlatılmıştır. Bu kapsamda öncelikle ilgili idareye başvuruda bulunularak söz konusu faaliyetlerin durdurulması talep edilmiş ancak bu talep Tunceli Valiliği / Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nün 15/01/2026 tarihli işlemi ile reddedilmiştir. Bunun üzerine, hukuka açıkça aykırı olan bu idari işlemin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle yargı yoluna başvurulmuş olup, Erzincan İdare Mahkemesi nezdinde iptal davası açılmıştır” denildi ve devamında ise ÇED raporuna dikkat çekildi:

    “Açılan dava kapsamında; söz konusu madencilik faaliyetinin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecine tabi olmasına rağmen gerekli ÇED raporu ve ÇED olumlu kararı alınmaksızın başlatıldığı, bölgenin hem doğal sit alanı hem de koruma altındaki canlı türlerinin yaşam alanı olduğu ve tüm bunlara rağmen idare tarafından hukuka aykırı şekilde faaliyetlerin engellenmediği açıkça ortaya konulduğu” belirtilidi.

    “HEL DAĞI VE YAYLASI ALEVİLİK İNANCINDA ÖNEMLİ BİR ZİYARETTİR”

    Dersim Barosu, Hel Dağı’nın yalnızca çevresel değil, inançsal açıdan da büyük önem taşıdığına dikkat çekti. Proje sahasının Alevi inancı açısından kutsal kabul edilen Hel Dağı Ziyaretgâhı’nı da kapsadığına vurgu yapıldı. Açıklamada, “Hel Dağı ve çevresi Alevi toplumu için doğa ile hakikat arasındaki kutsal bağın bir parçasıdır. Bu nedenle madencilik faaliyetleri yalnızca çevreye zarar vermemekte aynı zamanda inanç özgürlüğüne müdahale niteliği taşımaktadır” denildi.

    Baro, Anayasa’nın 56. maddesi ile herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu hatırlatarak devletin hem çevreyi hem de kültürel ve inançsal mirası korumakla yükümlü olduğunu belirtti. Açıklamada, “Bu faaliyetler, Alevi inancına, kutsal mekânlarına ve toplumsal hafızaya yönelik açık bir müdahale niteliğindedir” ifadeleri yer aldı.

    Dersim Barosu, davanın sonuna kadar takipçisi olacaklarını, Hel Dağı Ziyaretgâhı’nın korunması ve bölgenin mutlak koruma altına alınması için tüm hukuki yolların kullanılacağını kamuoyuna duyurdu.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim Barosu: 8 Mart, kadınların hak mücadelesinde hesap günü!

    Dersim Barosu: 8 Mart, kadınların hak mücadelesinde hesap günü!

    PİRHA – Dersim Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle yaptığı açıklamada, kadına yönelik şiddet, eşitsizlik ve savaş koşullarında kadınların maruz kaldığı ihlallere dikkat çekti.

    Açıklamada, 8 Mart’ın yalnızca bir kutlama günü olmadığı aynı zamanda kadınların yaşam hakkı ve adalet talebini yükseltme günü olduğu vurgulandı. Dersim Barosu, silahlı çatışmalardan ekonomik eşitsizliğe, zorla evlendirmelerden çocuk yaşta evliliklere kadar kadınların karşılaştığı ihlallerin küresel bir gerçeklik olduğunu belirtti.

    “Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri yalnızca bireysel suçlar değil; toplumsal eşitsizlikten beslenen yapısal bir insan hakları sorunudur” denilen açıklamada, devletlerin uluslararası sözleşmeler ve anayasal yükümlülükler çerçevesinde etkili önlemler alması gerektiği ifade edildi.

    Dersim Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu, “Dünyanın neresinde olursa olsun kadınlara yönelik şiddete, savaşa ve cezasızlığa karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz. 8 Mart yalnızca dayanışmanın değil, aynı zamanda hesap sormanın günüdür” sözleriyle mesajını sonlandırdı.

    PİRHA/DERSİM

  • Erzincan İdare Mahkemesi, Çemişgezek’te yapılmak istenen Regülatör ve HES projesini iptal etti- VİDEO

    Erzincan İdare Mahkemesi, Çemişgezek’te yapılmak istenen Regülatör ve HES projesini iptal etti- VİDEO

    PİRHA- Erzincan İdare Mahkemesi, Çemişgezek Regülatörü ve HES projesinin iptaline karar verdi. Davaya müdahil olan Dersim Barosu Türkiye genelinde akarsu tipi HES projelerinin iptaline emsal teşkil edecek bir mahkeme kararı alındığını açıkladı.

    Dersim’in Çemişgezek İlçesi’nde bulunan, Aliboğazı’ndan doğan, Çemişgezek’e can veren ve birçok yaban hayvanı ile endemik türün yaşam alanı olan Tağar çayı üzerinde ÇED raporu olmadan hidroelektrik santrali (HES) inşaatına başlandı.

    Er İdare Turizm İnş. Gıda Temizlik Hizmetleri Alımı Sanayi ve Ticaret A.Ş tarafından ÇED kararı olmadan 1807 yılında yaptırılan Tağar Köprüsü kenarında HES için inşaat çalışması yapılması büyük tepki toplamıştı.

    Dersim Barosu, Dersim’in Çemişgezek İlçesi’nde Tagar Çayı üzerinde kaçak bir şekilde yapımına başlanan Hidroelektrik Santrali (HES) inşaatına ilişkin Erzincan İdare Mahkemesi’ne dava açmıştı. Erzincan İdare Mahkemesi, daha önce yürütmeyi durdurma kararı verdiği dosyada, şimdi ise projenin iptali kararı verdi.

    Erzincan İdare Mahkemesi’nin almış olduğu bu iptal kararı sonrası, Dersim Barosu bir basın toplantısı düzenledi.

    “BU KARARI YAŞAMI VE DOĞAYI SAVUNANLARA ADIYORUZ”

    Dersim Barosu Başkanı Doğukan Kudat, Baro olarak uzun yıllardır sürdürdükleri çevre ve yaşam mücadelesinde önemli bir kazanım elde ettiklerini ifade etti. Kudat, Türkiye genelinde akarsu tipi HES projelerinin iptaline emsal teşkil edecek bir mahkeme kararı alındığını söyledi.

    Kudat  açıklamada, toplum olarak doğa mücadelesinin evveliyattan bu yana sürdürüldüğü vurgulayarak,  “Yaşamın, tüm canlıların yaşam hakkının tanınması için büyük bir çaba sarf ettik. Dersim Barosu olarak da uzun yıllardır bu mücadeleyi veriyoruz” dedi.

    Söz konusu projelerin bilimsel açıdan ciddi sorunlar barındırdığına dikkat çeken Kudat, buna rağmen bilimsel raporların ve mahkeme kararlarının önceki süreçlerde dikkate alınmadığını belirtti. Kudat, özellikle akarsular üzerinde inşa edilen HES’lere karşı olumsuz kararlar verilmediği için doğanın büyük zarar gördüğü ifade etti.

    Kudat, “Bugün aldığımız karar çok kıymetli bir karar. Bu karar, Türkiye’nin her yerinde akarsu tipi HES’lerin iptaline yönelik emsal teşkil edecek. Halkımıza hayırlı olsun” ifadeleriyle, kararın, çevre mücadelesinde yaşamını yitirenlere adandığını vurguladı.

    “MUNZUR VADİSİ DÜNYA KÜLTÜR MİRASIDIR VE KORUNMALIDIR”

    Basın toplantısında konuşan Av. Barış Yıldırım ise , 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 10. maddesinin açık hükümlerini hatırlatarak,  “ÇED olumlu kararı alınmadan hiçbir projeye ilişkin onay, teşvik, izin verilemez. Proje yatırıma alınamaz, ihalesi yapılamaz ve inşaatına başlanamaz.” dedi. Ancak Çemişgezek HES projesine 2024 yılında, ÇED olumlu kararı alınmadan başlandığı belirtti.

    Barış Yıldırım, Munzur Vadisi’nin ekolojik zenginliğine dikkat çekti. Yellowstone Milli Parkı’nın büyüklüğünün Munzur Vadisi Milli Parkı’nın yaklaşık 20 katı olduğuna işaret edilerek, “Munzur’daki tür çeşitliliği ve yaban hayatı Yellowstone’dan çok daha fazla. Ancak Yellowstone Dünya Kültür Mirası listesinde, Munzur hâlâ değil” dedi.

    Yıldırım, tüm kurum ve kuruluşlara çağrıda bulunarak şunları söyledi:

    “Munzur Havzası Dünya Kültür Mirası listesine kazandırılmalı. Bölgeye dair projelerden derhal vazgeçilmeli.” baro yönetimimiz, biz baro üyeleri ve gerekse tüm kurum ve kuruluşların üzerine düşen sorumluluğu ifa ederek bu havzanın Dünya Kültür Mirası listesine kazandırılması gerektiğini ifade ediyoruz. Buradan yetkililere sesleniyoruz. Munzur Havzası’na dair bu projelerden vazgeçilsin!”

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim Barosu, Hel Dağı’ndaki krom madenciliğine karşı hukuki süreç başlattı!

    Dersim Barosu, Hel Dağı’ndaki krom madenciliğine karşı hukuki süreç başlattı!

    PİRHA- Dersim Barosu, Pülümür ilçesine bağlı Çakırkaya ve Dereboyu köyleri sınırlarında yer alan Hel Dağı ve çevresinde yürütülen krom madenciliği faaliyetlerine ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Baro, söz konusu faaliyetlerin hukuka aykırı olduğunu belirterek, yalnızca çevreyi değil yaşam hakkını, inanç özgürlüğünü ve toplumsal barışı da tehdit ettiğini vurguladı.

    Açıklamada, madencilik çalışmalarının Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci işletilmeden ve ÇED Olumlu Kararı alınmaksızın başlatıldığına dikkat çekildi. Bu durumun Anayasa’nın 56. maddesi, 2872 sayılı Çevre Kanunu ve ilgili mevzuata açıkça aykırı olduğu ifade edildi.

    Hel Dağı ve çevresinin yalnızca ekolojik açıdan değil, Alevi inancı bakımından da kutsal kabul edilen bir alan olduğu belirtilen açıklamada; bölgede ziyaretgâhların bulunduğu ve inanç pratiklerinin aktif olarak sürdürüldüğü hatırlatıldı. Alevi inancında doğanın korunması gereken canlı bir varlık olarak görüldüğü vurgulanarak, dağda yaşanan tahribatın inanç özgürlüğünün ihlali anlamına geldiği kaydedildi.

    “TAHRİBAT YALNIZCA ÇEVRE HAKKININ DEĞİL, İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNÜN DE İHLALİDİR”

    Dersim Barosu’nun açıklaması şöyle:

    “Dersim, Pülümür bölgesi Çakırkaya köyü ile Dereboyu köyü sınırları içerisinde bulunan Hel Dağı ve çevresinde, hukuka aykırı biçimde yürütülen krom madenciliği faaliyetleri, yalnızca bir çevre sorunu değil; yaşam hakkına, inanç özgürlüğüne ve toplumsal barışa yönelik ciddi bir tehdit haline gelmiştir.

    Hel Dağı ve çevresi, yalnızca ekolojik açıdan değil; Alevi inancı bakımından da kutsal kabul edilen, ziyaretgâhların ve inanç pratiklerinin sürdürüldüğü yaşayan bir inanç alanıdır.

    Alevi inancında doğa; insanın tasarrufuna bırakılmış bir nesne değil, korunması gereken canlı bir varlık olarak kabul edilir. Bu nedenle Hel Dağı’nda gerçekleştirilen her türlü tahribat, yalnızca çevre hakkının değil; aynı zamanda inanç özgürlüğünün ihlali anlamına gelmektedir.

    “HUKUKİ BAŞVURULAR YAPILDI, SÜRECİN TAKİPÇİSİ OLACAKTIR”

    Barolar, Anayasa ve Avukatlık Kanunu uyarınca; Hukukun üstünlüğünü, İnsan haklarını, Çevre ve yaşam hakkını, İnanç özgürlüğünü korumakla yükümlüdür. Dersim Barosu olarak, Hel Dağı ve çevresinde yürütülen hukuka aykırı madencilik faaliyetlerine karşı sessiz kalmamız mümkün değildir.

    İlgili tüm idareleri; hukuka aykırı biçimde sürdürülen krom madenciliği faaliyetlerini derhal durdurmaya, Hel Dağı ve çevresinin doğal ve inançsal bütünlüğünü korumaya, Çevre hakkı ve inanç özgürlüğüne uygun davranmaya davet ediyoruz. Bu doğrultuda gerekli idari ve hukuki başvurular Dersim Barosu tarafından yapılmış olup, sürecin takipçisi olunacaktır.

    Hel Dağı’nı korumak; hukuku, yaşamı ve temel hakları korumaktır. Dersim Barosu olarak, doğaya, inanca ve hukuka yönelen her türlü ihlalin karşısında durmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla bildiririz.”

  • Dersim Barosu, Bağır Dağı’ndaki krom madenciliği için yargı yoluna gitti!

    Dersim Barosu, Bağır Dağı’ndaki krom madenciliği için yargı yoluna gitti!

    PİRHA – Dersim Barosu, Pülümür ilçesi Qeredevran (Şampaşakaraderbent) ve Pergini (Kırklar) Köyü ile Kırklar Köyü sınırları içerisinde, Bağır Dağı mevkiinde yürütülen krom madenciliği faaliyetlerine karşı yargı yoluna başvurdu. Baro, madencilik faaliyetlerinin durdurulması talebinin reddedilmesine ilişkin idari işlemin iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle dava açtığını açıkladı.

    Dersim Barosu tarafından yapılan açıklamada, söz konusu madencilik faaliyetlerinin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Raporu hazırlanması ve “ÇED Olumlu” kararı alınması zorunlu olmasına rağmen, bu süreçler tamamlanmadan başlatıldığı belirtildi. Proje alanının 25 hektardan büyük olduğuna dikkat çekilen açıklamada, yürütülen faaliyetlerin çevre mevzuatına açıkça aykırı olduğu vurgulandı.

    PÜLÜMÜR VADİSİ HAVZASI TEHDİT ALTINDA

    Madencilik faaliyetlerinin yürütüldüğü alanın, Pülümür Vadisi havzası içerisinde yer aldığı belirtilerek, bölgenin flora ve fauna açısından eşsiz nitelikler taşıdığı ifade edildi. Açıklamada, bölgenin Bern Sözleşmesi kapsamında kesin koruma altında bulunan yaban keçisi, ayı, kurt, vaşak, kaya kartalı ve Anadolu parsı gibi birçok türün doğal yaşam alanı olduğuna dikkat çekildi.

    Ayrıca proje sahasının, Nitelikli Doğal Koruma Alanı (Doğal Sit Alanı) olarak tescil edilen Pülümür Çayı su kaynaklarını da kapsadığı belirtilerek, ekosistem açısından ciddi riskler barındırdığı kaydedildi.

    İNANÇ ALANLARI VE KÜLTÜREL DEĞERLER DE TEHLİKEDE

    Baro açıklamasında, yöre halkı açısından kutsal kabul edilen Bağire Sipi Ziyaretgâhı gibi inanç alanlarının da proje sahası içerisinde kalmasının, toplumsal ve kültürel değerler yönünden ağır bir ihlal oluşturduğu ifade edildi. Madencilik faaliyetlerinin aynı zamanda yürürlükte bulunan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’na aykırı olduğu vurgulandı.

    Anayasa’nın 56. maddesi hatırlatılarak, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı bulunduğu belirtilen açıklamada, çevrenin korunmasının devletin ve yurttaşların ortak sorumluluğu olduğu ifade edildi. Baroların, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve doğal–kültürel mirası koruma görevleri gereği kamu yararını ilgilendiren bu konuda sessiz kalamayacağı vurgulandı.

    Dersim Barosu, dava konusu işlemin uygulanması halinde telafisi güç ve imkânsız çevresel zararlar doğacağının açık olduğunu belirterek, yürütmenin durdurulması ve işlemin iptali talebiyle açılan davanın takipçisi olacaklarını kamuoyuna duyurdu.

    PİRHA/DERSİM

     

  • ‘Adliye’nin Munzur Üniversitesi’ne taşınmasını kabul etmiyoruz!’-VİDEO

    ‘Adliye’nin Munzur Üniversitesi’ne taşınmasını kabul etmiyoruz!’-VİDEO

    PİRHA-Tunceli Valiliği ve Tunceli Adliyesi idari birimlerinin Munzur Üniversitesi yerleşkesi içerisine ayrı bir kurum olarak yerleşmesinin üniversitelerin özerkliği ilkesine aykırı bir durum olduğunu ifade eden Dersim Baro Başkanı Doğukan Kudat, “Dersim Barosu olarak çok ciddi kaygılarımız var.  Munzur Üniversitesi yerleşkesi içerisine girecek bir Tunceli Adliyesi’nden dolayı burada tahakküm kurma hadisesi gündeme gelebilir” dedi.

    Munzur Üniversitesi kampüsünde yer alan ve öğrenciler ile akademisyenler tarafından yoğun biçimde kullanılan kütüphane binasının, “depreme hazırlık” gerekçesiyle adliye ve valilik birimlerine geçici olarak tahsis edileceği açıklandı.

    Dersim Baro Başkanı Doğukan Kudat, Munzur Üniversitesi kampüsünde yer alan kütüphane binasının adliye ve valilik birimlerine tahsis edilmesine tepki gösterdi.

    “ŞEFFAF OLMAYAN BİR SÜREÇ YÜRÜTÜLEREK ÜNİVERSİTEYE SÖZ KONUSU İDARİ BİRİMLERİN YERLEŞTİRİLMESİNİ KABUL ETMİYORUZ”

    Tunceli Valiliği ve Tunceli Adliyesi idari birimlerinin Munzur Üniversitesi yerleşkesi içerisine ayrı bir kurum olarak yerleşmesinin üniversitelerin özerkliği ilkesine aykırı bir durum olduğunu belirten Doğukan Kudat, “Tunceli Valiliği ve Tunceli Adliyesi’nin hangi idari usullerle Munzur Üniversitesi yerleşkesi içerisine yerleştirildiği tarafımızca bilinmemektedir. Bunun da doğrudan kamuoyuyla bir bilgi paylaşımı yoluna gidilmesi gerekirken kapalı kapılar ardından, şeffaf olmayan bir süreç yürütülerek üniversiteye söz konusu idari birimlerin yerleştirilmesini kabul etmiyoruz. Üniversiteler bilim ve sanat yerleridir. Özellikle Anayasa’nın 27. maddesinde bilim ve sanat hürriyeti başlıklı maddesinde bu durum ayrıntılı olarak açıklanmıştır. İnsanların özgürce kendi eğitimlerini ve öğretimlerini sürdürdükleri bir yere Tunceli Valiliği ve Tunceli Adliyesi’nin bu yerleşke içerisine yerleşmesiyle ilgili kanun maddesi de haliyle ihlal edilecektir” dedi.

    “ÖĞRENCİLERİN, ÖZGÜRLÜK ALANLARI KISITLANACAK”

    Tunceli Valiliği ve Tunceli Adliyesi idari birimlerinin Munzur Üniversitesi’ne taşınması ile üniversitede öğrencilerin özgür yaşam alanlarının sekteye uğrayacağını vurgulayan Doğukan Kudat, “Güvenlik gerekçesiyle yüksek korunaklı yerler olan adliyeler ve valilikler bu bakımdan öğrencilerin özgürlük alanını kısıtlayıcı güvenlik tedbirleri alınacak ve bu da öğrencilerin doğrudan yaşam alanlarına ağır bir müdahale teşkil edebilecektir. Ayrıca adalete erişim noktasında çok ciddi problemler yaşanacağını düşünüyoruz. Şehir merkezinden uzakta bir mesafede olması ve ulaşım imkanlarının kısıtlı olmasından dolayı çok güçlük çıkaracaktır. Gerekli altyapılar oluşturuldu mu bunlardan da habersiziz. Dersim Barosu olarak çok ciddi kaygılarımız var.  Munzur Üniversitesi yerleşkesi içerisine girecek bir Tunceli Adliyesi’nden dolayı burada tahakküm kurma hadisesi gündeme gelebilir. Daha önce avukatların adliye içerisine araçlarıyla birlikte girişleri engellenmişti. Munzur Üniversitesi’nde de benzer uygulamalarla karşılaşabiliriz. Bu durum da avukatları gerçekten de yoracak uygulamalar olacaktır” diye belirtti.

    “DERSİM BAROSU OLARAK HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATACAĞIZ”

    Munzur Üniversitesi yerleşkesinin Tunceli Valiliği ve Tunceli Adliyesi’ne tahsis edilmesinin kabul edilebilir bir durum olmadığını dile getiren Kudat, “Tunceli Adliyesi’nde en fazla mesaiyi harcayacak olan avukatlar olacak olmasına rağmen Dersim Barosu’nun bu sürece dahil edilmemesi çok dikkat çekici bir durum. Sosyal ve kültürel yapı kapsamında özellikle Dersim bölgesinde adliyenin farklı bir yerde yapılmasını isterdik. Bir bilim yerinde adliye yerleşkesinin olması kabul edilebilir bir durum değil. Adalete erişim hakkı bu bakımdan kısıtlanmakta. Bir an evvel bu karardan dönülmesini istiyoruz, dönülmemesi halinde ise Dersim Barosu olarak hukuki süreç başlatacağımızı ifade ediyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Bu da oldu; Üniversite kampüsünün ortasına adliye!
    -Munzur Üniversitesi kampüsünün adliyeye tahsis edilmesi Meclis gündeminde!
    -‘Adliye üniversitede olmaz, karar gözden geçirilmelidir’-VİDEO

  • Dersim Barosu: Tağar Çayı’ndaki HES projesine ilişkin yürütmeyi durdurma kararı verildi-VİDEO

    Dersim Barosu: Tağar Çayı’ndaki HES projesine ilişkin yürütmeyi durdurma kararı verildi-VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Çemişgezek İlçesi’nde kaçak bir şekilde yapımına başlanan Hidroelektrik Santrali (HES) inşaatına ilişkin Erzincan İdare Mahkemesi, yürütmeyi durdurma kararı verdi. Dünya kültür mirasının listesini verilmesi gereken bir sahayı neden HES’ler ile tahrip etmek istiyorsunuz diye soran Dersim Barosu, geçmişte olduğu gibi bundan sonra da bu projelerle sonuna kadar mücadele edeceklerini vurguladı.

    Dersim Barosu, Dersim’in Çemişgezek İlçesi’nde kaçak bir şekilde yapımına başlanan Hidroelektrik Santrali (HES) inşaatına ilişkin Erzincan İdare Mahkemesi’ne dava açmıştı. Erzincan İdare Mahkemesi, yürütmeyi durdurma kararı verdi.

    Dersim Barosu, yürütmeyi durdurma kararının verilmesinin ardından basın toplantısı yaptı. Açıklamaya Munzur Çevre Derneği, Çemişgezek Çevre Platformu, İnsan Hakları Dersim Şubesi, Tunceli Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “BAROMUZUN GÜÇLÜ MÜCADELESİ SONUCU ELDE EDİLMİŞ BİR ZAFERDİR”

    Toplantıda açılış konuşmasını yapan Dersim Baro Başkanı Doğukan Kudat, “Erzincan İdare Mahkemesi, Tağar’daki HES projesine yönelik yürütmeyi durdurma kararı vermiştir. Bilirkişi raporlarında doğrudan keşifte de icra ettiğimiz şekilde söz konusu tarihi Tağar Köprüsü’ne zarar vereceği gibi ekosisteme de zarar vereceğini önemle belirtmiştik. Buna ilişkin yürütmeyi durdurma kararı aldık. Bu karar baromuzun inanılmaz ve güçlü mücadelesi sonucu elde edilmiş bir zaferdir” diye konuştu.

    “BARAJ, HES VE MADEN ŞİRKETLERİNE GEÇİT VERMEYECEĞİZ”

    Baro başkanının konuşmasının ardından yapılan konuşmalarda Tağar’daki HES projesinde inşaat tamamlandıktan sonra ÇED olumlu kararı verilmesine tepki gösterilirken, geçmişte olduğu gibi bundan sonra da bu tür projelere karşı sonuna kadar mücadele edeceklerini söyledi.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim Barosu, Gola Çeto’da açıklama yaptı: Ekosistemi tahrip eden hiçbir girişime izin vermeyeceğiz-VİDEO

    Dersim Barosu, Gola Çeto’da açıklama yaptı: Ekosistemi tahrip eden hiçbir girişime izin vermeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA-Dersim Barosu, Dersim’deki çevresel sorunlar, HES ve maden ocaklarına ilişkin Gola Çeto’da açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Toplum yararını yok sayan yatırımlar, tarihi, kültürel ve doğal varlıklarımızın insan eliyle yok edilmesi, sürdürülebilir yaşamı tehdit etmektedir” denildi.

    Dersim Barosu, Dersim’deki çevresel sorunlar, HES ve maden ocaklarına ilişkin Gola Çeto’da açıklama yaptı. Açıklamaya İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yöneticileri de katıldı.

    “MADENCİLİK FAALİYETLERİ, DOĞAYI VE KÜLTÜREL DOKUYU TEHDİT ETMEKTEDİR”

    Dersim’de hızla artan çevre tahribatına, madencilik faaliyetlerine, hidroelektrik santrali projelerine karşı hukuki ve toplumsal sorumluluklarını dile getirmek için Gola Çeto’da bir araya geldiklerini ifade eden Dersim Barosu Başkanı Doğukan Kudat, “Toplum yararını yok sayan yatırımlar, tarihi, kültürel ve doğal varlıklarımızın insan eliyle yok edilmesi, sürdürülebilir yaşamı tehdit etmektedir. Çevre, yalnızca bugünün değil, gelecek kuşakların da ortak varlığıdır. Anayasa’nın 56. maddesi açıkça, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu ve çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemenin devletin ve vatandaşların görevi olduğunu düzenlemektedir. Dersim’in her bir karış toprağı binlerce yıllık kültürel, tarihi ve ekolojik mirasın sembolüdür. Burada yürütülmek istenen madencilik faaliyetleri ve benzeri projeler, sadece doğayı değil, insan yaşamını, geçim kaynaklarını ve kültürel dokuyu da tehdit etmektedir” dedi.

    “YETKİLİLERİ SORUMLU DAVRANMAYA DAVET EDİYORUZ”

    Nehirleri ve dereleri soykırıma uğratan uygulamalara karşı vicdani olarak sorumluluk hissettiklerini belirten Kudat, “Bu nedenle; hukuka aykırı projelere karşı tüm yasal yolları kullanacağımızı, ekosistemi tahrip eden hiçbir girişime izin vermeyeceğimizi, halkın yaşam alanlarının ve sağlıklı çevre hakkının korunması için kararlılıkla mücadele edeceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz. Dersim Barosu olarak, çevre hakkının yalnızca hukuki bir mesele değil, insan hakkı olduğunun altını çiziyor, kamuoyunu ve yetkilileri sorumlu davranmaya davet ediyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Munzur ve Pülümür vadileri “kesin korunacak hassas alan” ilan edildi

    Munzur ve Pülümür vadileri “kesin korunacak hassas alan” ilan edildi

    PİRHA- Bugün yayınlanan Resmi Gazete’de Munzur ve Pülümür vadileri “kesin korunacak hassas alan” ilan edildi.

    Dersimli yurttaşların, çevre ve hukuk örgütlerinin verdiği mücadele sonuç verdi, Munzur ve Pülümür vadileri “kesin korunacak hassas alan” olarak ilan edildi.

    Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla yayınlanan kararda Munzur ve Pülümür vadileri “kesin korunacak hassas alan” ilan edildi.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim Barosu’ndan acil çağrı: İnsan hakları kuruluşları, BM, Avrupa Konseyi harekete geçmeli

    Dersim Barosu’ndan acil çağrı: İnsan hakları kuruluşları, BM, Avrupa Konseyi harekete geçmeli

    PİRHA-Dersim Barosu, Suriye’de yaşanan katliama tepki göstererek yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, “Suriye’de yaşanan katliama karşı insan hakları kuruluşlarını, Birleşmiş Milletler’i, Avrupa Konseyi’ni ve diğer tüm uluslararası kurumları harekete geçmeye çağırıyoruz” denildi.

    Suriye yönetimini ele geçiren HTŞ’ye bağlı çeteler, Alevilerin yaşadığı bölgelerde insanlık dışı uygulamalar ve infazlar gerçekleştiriyor. Cihatçı çetelerden oluşan HTŞ’nin Lazkiye, Humus ve Tartus gibi Alevi nüfusun yoğun olduğu bölgelerde hak ihlali gerçekleştirdikleri haberleri gelmeye devam ediyor.

    Dersim Barosu, Suriye’de yaşanan katliama tepki göstererek yazılı açıklama yaptı.

    “İKTİDARI ELE GEÇİREN CİHADİST GRUPLARIN ALEVİLERE YAPTIKLARINI BÜYÜK BİR ENDİŞEYLE İZLİYORUZ”

    Dersim Barosu tarafından yapılan yazılı açıklamada, “Dünyanın neresinde ve hangi sebeple olursa olsun, evrensel hukuk kuralları, kişi hak ve hürriyetleri, dokunulmaz yaşam hakkı ve adil yargılanma hakkıyla bağdaşmayacak sistematik yöntemlerle, bir kısım etnik, siyasi ya da dini grupların baskı altına alınması, tehdit edilmesi, meşru haklarının gasp edilmesi ve giderek bu grupların sistematik şekilde yok edilmeye çalışılması şeklindeki eylemler; sadece anılan bölgede bulunan insanlara değil ve fakat tüm insanlık değerlerine, inanç özgürlüğüne ve bir toplumun tarihsel varlığına yönelmiş saldırılar olup, evrensel insan hakları ve hukuk kuralları kapsamında bu eylemlere sessiz kalınması, onaylanması ya da göz yumulması mümkün değildir” dedi.

    Baro açıklamasına şöyle devam etti:

    “Suriye’de iktidarı ele geçiren Cihadist / Selefi grupların; bir kısım etnik ve inanç gruplara ve özellikle Alevilere yönelik olarak evrensel insan hakları ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayacak şekilde sistematik saldırılar düzenlediklerine, işkence niteliğinde eylemler gerçekleştirdiklerine, yargısız infazlar yapıldığına, bu ve benzeri hukuk dışı yöntemlerle anılan toplulukları baskı ve tehdit altına alarak  bölgedeki demografik yapıyı  mülkiyet yapısını değiştirmeyi hedeflediklerine dair sosyal medyada muhtelif açıklama ve haberler herkesin malumu olup, söz konusu iddia ve haberleri büyük bir endişeyle izlediğimizi belirtmek isteriz.”

    “TÜM ULUSLARARASI KURUMLARI HAREKETE GEÇMEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    Suriye’de Alevilerin yoğun yaşadığı yerlerde katliamın yaşandığına dikkat çekilen açıklamada, “Suriye’de yaşamakta olan Alevilere ve diğer etnik, dini ve siyasi gruplara yönelik olarak özellikle bu toplulukların yoğun şekilde yaşadıkları Lazkiye, Tartus ve Humus şehirlerinde sistematik şekilde gerçekleştiği iddia olunan; insan kaçırma, işkence ve yargısız infazlara ilişkin sosyal medya ve sair basın yayın organları vasıtasıyla  kamuoyuyla paylaşılan muhtelif iddia ve haberlerin gerçekliğinin ilgili ulusal ve uluslararası kurumlar  tarafından derhal araştırılarak aydınlatılması, dezenformasyon niteliğindeki haberlerin açıklığa  kavuşturulması ve bu suretle endişeleri giderecek şekilde kamuoyuna şeffaf ve açık bilgi sunulması son derece acil ve önemlidir. Diğer yandan; Suriye’de kalıcı barışın ve tüm grupların güvenliğinin sağlanabilmesi için, eşit yurttaşlık hakkına ve hukuk devleti ilkelerine dayanan demokratik bir yönetim modeli benimsenmeli, din, siyasi görüş ve mezhep temelinde ayrımcılığın ve çatışmaların önüne geçilerek halkların bir arada barış içinde yaşayabileceği bir zemin acilen oluşturulmalıdır” ifadeleri yer aldı.

    Dersim Barosu şunları kaydetti:

    “Suriye’de başta kendilerini soykırım tehdidi altında hisseden Aleviler olmak üzere tüm Hristiyanları, Kürtleri, Dürzileri, cihatçı olmayan Sünni grupları ve bölgede yaşayan diğer tüm etnik, siyasi veya dini grupları kapsayacak, evrensel insan haklarının güvence altına alındığı, hukuk devleti ilkesine dayanan katılımcı ve demokratik bir geçiş hükümeti kurulması çağrısında bulunuyor, bu kapsamda; insan hakları kuruluşlarını, Birleşmiş Milletler’i, Avrupa Konseyi’ni ve diğer tüm uluslararası kurumları harekete geçmeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim Barosu, barış ve adalet talebiyle Gaxan’ı kutladı-VİDEO

    Dersim Barosu, barış ve adalet talebiyle Gaxan’ı kutladı-VİDEO

    PİRHA – Dersim Barosu, Seyit Rıza Meydanı’nda Alevilerin yeni yılın başlangıcı olarak kabul ettiği Gaxan’ı kutladıktan sonra Gola Çeto Ziyaretgâhı’nda da çerağlar uyandırılıp lokmalar pay edildi.

    Dersim coğrafyası ve Mezopotamya halkları tarafından kutlanan Gaxan yeni yılın gelmesini müjdeliyor. Her yıl aralık ayının son haftasında başlayan Gaxan zamanı, kış günlerinde her evin kapısı çalınır, ev halkının yeni yılı kutlanarak, dut, ceviz, yağ, un gibi ürünler ortak pişirilmek için toplanır.

    Dersim Barosu, Seyit Rıza Meydanı’nda Alevilerin yeni yılın başlangıcı olarak kabul ettiği Gaxan’ı kutladıktan sonra Gola Çeto Ziyaretgâhı’nda da çerağlar uyandırılıp lokmalar pay edildi.

    “GAXAN, DOĞAL KÜLTÜR MİRASI LİSTESİNE ALINSIN”

    Gaxan’ın Dersim’de Alevi inancının kadim bir bayramı olduğunu belirten Avukat Barış Yıldırım, “Yılbaşından bir hafta önce ve yılbaşından bir hafta sonra insanlar komşularını ziyaret eder ve kendisinde olanı komşusuyla paylaşır. Biz de bu kültürel miras gününün ülkemizin de taraf olduğu Doğal Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması sözleşmesiyle, yine başka bir sözleşme olan Birleşmiş Milletler Somut Olmayan Kültürel Korunması Sözleşmesi’nce hükümlerine göre doğal kültür mirası listesine alınmasını talep ediyoruz” dedi.

     “YENİ YIL BARIŞ, ADALET VE EŞİTLİK GETİRSİN”

    Gaxan bayramının yüzyıllardır sürdürülen bir gelenekleri olduğunu ifade eden Dersim Baro Başkanı Doğukan Kudat, ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Yeni yıl hepimizi heyecanlandırıyor. Yeni yıl her coğrafyada farklı ritüelleri içermektedir. Aralık ayı Aleviler açısından kutsal bir aydır Khal Gaxan ile birlikte eski yıl uğurlanır, yeni yıl karşılanır. Yeni yılın ülkemize barış, adalet, eşitlik getirmesi temennisinde bulunuyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim Barosu: Kayyım uygulamasının anayasal temeli bulunmamakta

    Dersim Barosu: Kayyım uygulamasının anayasal temeli bulunmamakta

    PİRHA- Dersim Barosu, belediyelere atanan kayyımlar konusunda açıklama yaparak, Belediye Kanunu’na 2016 yılında eklenen düzenlemenin değiştirilmesi gerektiğini vurguladı. Yapılan açıklamada “İçişleri Bakanlığı, verdiği karardan derhal vazgeçerek belediye başkanlarımız Cevdet Konak’ı ve Mustafa Sarıgül’ü görevine iade etmeli” denildi.

    Kayyım uygulamalarına hukuk örgütlerinden de tepkiler yükseliyor. Dersim ve Ovacık Belediyelerine atanan kayyımlar ardından Dersim Barosu da tepkisini dile getirdi. Konuya ilişkin yazılı açıklama paylaşan Dersim Barosu, “seçme ve seçilme hakkına aykırı” gördüğü kayyım kararını kınadı.

    “HUKUKA AYKIRI MÜDAHALE”

    Dersim Barosu, kayyım politikalarıyla “takdir yetkisinin” ortadan kaldırıldığının altını çizdi. Açıklamada, Belediye Kanunu’na 2016 yılında eklenen maddenin değiştirilmesi gerektiği vurgulanarak şöyle devam edildi:

    “31 Mart 2024 Mahalli İdareler Seçimleri sonrasında başlatılan kayyım uygulaması, Dersim Belediye Başkanı Cevdet Konak’ın ve Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün görevden alınmalarıyla Anayasa’ya, seçme ve seçilme hakkına, demokratik toplumun gereklerine aykırı ve ölçüsüz müdahaleye dönüşmüş ve ağırlığını giderek artıran bir düzeye ulaşmıştır.

    Söz konusu kayyım uygulamasının dayanağı olarak sunulan Anayasa’nın 127. maddesinin dördüncü fıkrasının son cümlesi ‘görevle ilgili bir suç sebebi ile’ İçişleri Bakanı kararıyla geçici görevden uzaklaştırmayı düzenlemektedir. Nitekim 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47. maddesinde de paralel bir düzenleme yer almaktadır.

    Ne var ki, Belediye Kanunu’na ilk olarak darbe girişimi sonrasında ilan edilen olağanüstü hâl döneminde 674 sayılı KHK ile eklenen, ardından 6758 sayılı Kanun’la yasalaşan 45. maddenin ikinci maddesinde yer alan ‘…terör veya terör örgütlerine yardım ve yataklık suçları sebebiyle görevden uzaklaştırılması’ hallerinde İçişleri Bakanlığı tarafından belediye başkanı görevlendirilebileceği düzenlemesinin anayasal temeli bulunmamaktadır.

    Anayasa Mahkemesi merkezî yönetimin vesayet yetkisini 127. maddenin beşinci fıkrasının sınırladığı durumların dışına çıkarmanın yerel yönetim ve yerinden yönetim ilkelerini yadsımak anlamına geldiğini, görevden uzaklaştırılan kişilerin yerine merkezî yönetimin siyasal kimlikli organları tarafından atama yapılmasının Anayasa’ya aykırı olduğunu belirtmektedir. Atama yetkisinin merkezî yönetimin siyasal kimlikli organlarına verilmiş olması, salt bu hedefi sağlamaya yönelik soruşturma ve kovuşturma açtırma ve bu nedenlerle görevden uzaklaştırma olanağı her zaman bulunduğundan ‘geçici’ atama, ‘sürekli’ atamaya da dönüşerek, hukuka aykırı bir müdahale oluşturmaktadır (AYM, E.1987/22, K.1988/19, 13/06/1988).

    Nitekim, görevden alınan başkan yerine görevlendirilecek kişi için kanun yalnızca belediye başkanı seçilme yeterliğine sahip olması koşulunu düzenlemiş olmasına rağmen, son kayyım atamalarında, herhangi bir belediye meclisi üyesinin değil valilerin ve kaymakamların atanması, takdir yetkisinin, seçmenin iradesi gözetilmeden kullanıldığının açık bir göstergesidir.

    İçişleri Bakanlığı verdiği karardan derhal vazgeçerek belediye başkanlarımız Cevdet Konak’ı ve Mustafa Sarıgül’ü görevine iade etmeli; Belediye Kanunu’na 2016 yılında eklenen düzenleme değiştirilmeli, seçme ve seçilme hakkına müdahale anlamına gelecek tek bir uygulama daha gerçekleştirilmemelidir.”

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim Barosu: Seyit Rıza ve Dersim’in ileri gelenleri nereye defnedildiler?

    Dersim Barosu: Seyit Rıza ve Dersim’in ileri gelenleri nereye defnedildiler?

    PİRHA-Dersim Barosu, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idam edilmesinin 87. yıldönümünde yazılı açıklama yayınladı. Yapılan açıklamada, “Ölü bedenlere saygı meselesi bir ahlaki yükümlülüktür” denildi.

    Bundan tam 87 yıl önce Dersim’in önde gelenleri, seyitleri, Seyd Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan yasadışı bir mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler.

    Dersim Barosu, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idam edilmesinin 87. yılında yazılı açıklama yaptı.

    “ÖLÜ BEDENLERE SAYGI MESELESİ AHLAKİ BİR YÜKÜMLÜLÜKTÜR”

    Seyit Rıza ve Dersim’in ileri gelenleri 15 Kasım 1937 yılında, evrensel ve insancıl hukuk normları ile Türkiye’nin ulusal mevzuatına aykırı şekilde yargılanıp idam edildiği belirtilen açıklamada, “Seyit Rıza’nın ve Dersim ileri gelenlerinin ne ile suçlandıkları ve haklarında nasıl bir yargılamanın yapıldığı henüz açıklanmadığı gibi mahkeme tutanakları “Devlet Sırrı” denilerek kamuoyuna açıklanmamıştır. Üstelik Seyit Rıza’nın ve Dersim ileri gelenlerinin nereye defnedildikleri halen kamuoyundan gizlenmektedir. Ölü bedenlerin ailelere tesliminin bir zorunluluk olduğu ulusal ve uluslararası mevzuatta hüküm altına alınmasına rağmen, bugüne değin resmî kurumlarca herhangi bir somut adım atılmamıştır.

    Ölü bedenlere saygı meselesi bir ahlaki yükümlülüktür. Seyit Rıza ve Dersim’in ileri gelenlerinin ve sonraki süreçte Dersim’de katledilenlerin ya yakılarak ya da çok farklı yerlere toplu gömülmesi, yer ve akıbetlerinin hayatta kalan sonraki kuşak yakınlarına söylenmemesi Dersim’de işlenen insanlığa karşı suçların 1937-1938 ile başlayıp ve o tarihle bitirmemeyi amaçlayan bir sürekliliğe tekabül eder. Bu ortak acının iyileştirilmesi için; tarihimizin bu karanlık sayfalarıyla esaslı biçimde yüzleşilmesi gerekmektedir. Tarihi gerçeklerle yüzleşilmesi için Seyit Rıza ve Dersim ileri gelenlerinin yargılandıkları dosyaların, tutanaklarının tamamının arşivden çıkartılarak halkın, hukukçuların ve tarihçilerin incelemesi için açılması ve Seyit Rıza ile Dersim ileri gelenlerinin mezar yerlerinin açıklanması gerekmektedir” denildi.

    PİRHA/DERSİM

  • Munzur Gözeleri’nde keşif yapıldı; Dersimlilerden tepki: Karar hukuka aykırı, iptali zorunludur -VİDEO

    Munzur Gözeleri’nde keşif yapıldı; Dersimlilerden tepki: Karar hukuka aykırı, iptali zorunludur -VİDEO

    PİRHA- Dersim Ovacık’taki Munzur Gözeleri’nin koruma statüsünün düşürülmesine karşı TMMOB tarafından açılan dava kapsamında bugün yapılan keşif öncesi Dersim Emek ve Demokrasi Platformu tarafından bir basın açıklaması yapıldı. Açıklamada karara tepki gösterilerek, bu kararla kutsal bir mekanın tahribatına izin verileceği belirtildi. Ayrıca Bakanlık kararının hukuka aykırı olduğu ve iptal edilmesinin zorunlu olduğu belirtildi. 

    2003 yılında “1. Derece Doğal Sit Alanı” olarak tescillenen Dersim’in Ovacık ilçesindeki Munzur Gözeleri, 28 Temmuz 2023’te statüsü düşürülerek, ‘Nitelikli Doğal Koruma alanı’ olarak ilan edilmişti.

    Dersim Alevileri için kutsal sayılan en önemli yerlerden birisi olup son yıllarda doğal güzellikleri nedeniyle turizme de açılan Munzur Gözeleri’nin 1. Derece doğal Sit alanı olmaktan çıkarılıp, statüsünün 2’nci dereceye düşürülmesine karşı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Dersim İl Koordinasyon Kurulu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı kararının iptali yönünde Erzincan İdare Mahkemesi’ne dava açmıştı. Davada tescil edilen alanlardan yalnızca Munzur Gözelerine ilişkin kısmın yürütmesinin durdurulması ve iptali istendi.

    Açılan bu dava kapsamında bugün mahkeme heyeti Munzur Gözelerinde keşif yaptı. Keşfin heyetinin gelişinden önce Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, gözelerin girişinde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklama öncesinde çerağ uyandırıldı. Açıklamaya DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim Barosu, Tunceli Ticaret ve Sanayi Odası, TMMOB Dersim İl Koordinasyonu, Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Dersim Dernekleri Federasyonu, Munzur Çevre Derneği, Ovacık Belediyesi Başkanı Mustafa Sarıgül, Hozat Belediye Başkanı Aydın Kaya ile siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Keşfin hemen öncesinde Gözelerin girişinde toplanan kalabalık, buradan göze alanına yürüdü. Yürüyüşten sonra Dersim Emek ve Demokrasi Platformu adına yapılan açıklamayı Erdal Kınaş okudu.

    “MUNZUR GÖZELERİ BÖLGE İNSANININ KİMLİĞİNİN AYRILMAZ BİR PARÇASIDIR”

    Dersim’in doğal ve kültürel zenginlikleri yalnızca yerel halk için değil, tüm insanlık için büyük bir değer taşıdığını belirten Kınaş, “Bu zenginlikler, özgün coğrafyası, eşsiz ekosistemi ve derin tarihi ile bölge insanının kimliğinin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Dersim halkının sorumluluk bilinciyle koruduğu bu miras, 1. Derece Doğal Sit Alanı statüsü sayesinde bugüne dek varlığını sürdürmüştür. Ancak, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 18 Temmuz 2023 tarihli kararı, bu mirasa ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Munzur ve Pülümür Vadileri’nin ‘Doğal Sit-Nitelikli Doğal Koruma Alanı’ ve ‘Doğal Sit-Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı’ olarak tescili, ekolojik değerlerimizi ve halkın iradesini hiçe sayarak bölgede yapılaşma ve doğal kaynakların talan edilmesine zemin hazırlamaktadır” dedi.

    “BU KARAR GERİ DÖNÜLMEZ BİR TAHRİBATA YOL AÇACAKTIR”

    Kınaş, bu alanın, ender bulunan özellikleri nedeniyle bilimsel çalışmalar dışında her türlü yapılaşmadan uzak tutulması gereken bir bölge olarak değerlendirildiğini ancak buna rağmen, Munzur Gözeleri’ni yapılaşmaya açmayı hedefleyen projelerin uzun yıllardır gündeme geldiğini vurguladı.

    Kınaş, şunları kaydetti:

    “Bakanlığın bu alana ‘Nitelikli Doğal Koruma Alanı’ statüsü vermesi, yalnızca koruma derecesini düşürmekle kalmamış, aynı zamanda bölgede gerçekleştirilebilecek faaliyetlerin kapsamını da genişletmiştir. Munzur Nehri’nin 65 kilometrelik sağ ve sol kıyılarının koruma statüsünden çıkarılmasıyla birlikte yöremiz balıkçılık, taş, kum ve çakıl ocakları gibi şantiye faaliyetlerine açılmaktadır. Bunun yanında yüzlerce maden şirketinin ruhsat sahibi olduğu ilimizde bu düzenleme, maden arama ve çıkarma faaliyetlerini, güneş enerjisi santrali kurulmasını ve turizm yatırımlarını kolaylaştırmaktadır. Tüm bu ticari faaliyetler, Munzur’un doğal dengesini bozarak geri dönülmez bir tahribata yol açacaktır.

    “KORUMA STATÜSÜNÜN KALDIRILMASI RANT UĞRUNA YOK EDİLMESİNE ZEMİN HAZIRLIYOR”

    Koruma statüsünün kaldırılması, Munzur’un doğasının rant uğruna yok edilmesine zemin hazırlayan bir karar niteliğindedir. Bu durum, korunması gereken alanların yapılaşmaya açılmasına, doğal dengenin bozulmasına ve kültürel ile ekolojik değerlerin zarar görmesine yol açacaktır. Koruma-kullanma dengesini, Anayasa’yı, uluslararası sözleşmeleri, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nu ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nu hiçe sayan bu kararın kamu yararı ile hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla, Bakanlık kararı hukuka uygun değildir ve iptali zorunludur.

    “EKOLOJİK VE KÜLTÜREL YAPIYI TEHLİKEYE SOKAN BİR KARAR”

    Platformun ardından TMMOB üyesi Uğur Beycan, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ve Zeynel Kete, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Ovacık Belediyesi Başkanı Mustafa Sarıgül ve Munzur Çevre Derneği Dersim Temsilcisi Yusuf Topçu da birer konuşma yaparak karara tepki gösterdiler.

    TMMOB Dersim İl Koordinasyon Kurulu üyesi (İKK) Uğur Beycan, Munzur Gözeleri gibi bölgelerin ‘hassas koruma alanı’ statüsünden çıkarılmasının ekolojik ve kültürel yapıyı tehlikeye sokabileceğine dikkat çekti. Beycan, özellikle maden ve inşaat faaliyetlerinin çevreye olası zararlarına vurgu yaparak, bu kararın Munzur Nehri’nin çevresine de olumsuz etkileri olabileceğini belirtti.

    “BURADA YAPILACAK BİR FAALİYETİN BÜTÜNLÜĞÜ BOZUCU ETKİSİ VAR”

    Konuşma ve protestolarından ardından Erzincan İdare Mahkemesi heyeti, aralarında çevre mühendisi, hidrojeoloji mühendisi, jeomorfolog, ekolog ve peyzaj mühendisinin de bulunduğu uzman bilirkişiler ile birlikte, jandar ekipleri gözetiminde keşif yaptı. Keşifi kalabalık bir yurttaş topluluğu da izledi.

    Davayı açan TMMOB adına alanda bulunan TMMOB Hukuk Müşaviri Ferhat Çelepkolu keşif heyetine bir sunum yaptı. Bilimde sınırların keskin hatlarla çizilemeyeceğini, bir bölgede belli bir alanı kesin korunacak hassas alan ilan edip suyun çıktığı gözeleri farklı bir koruma statüsüyle korumanın mümkün olmayacağına vurgu yapan Çelepkolu, “Burada yapılacak bir faaliyetin bütünlüğü bozucu etkisini takdirinize bırakıyoruz. Hazırlayacağınız rapor iki şeyi tespit etmiş olacak; birincisi bu alanın özellikleri nelerdir? Bu alanın önemi nelerdir? Bunun tespitine yaramış olacak, ikincisi de bu alanda hangi faaliyetlere izin verilebilir; bunu görmüş olacağız. Söylemiş olduğumuz gibi kesin korunacak alanlar ile nitelikli doğal koruma alanlarında birtakım farklılıklar mevcut. Kesin korunacak alanlarda yapı yasağı bulunmakta ancak nitelikli doğal koruma alanı ilan edilmesiyle burada yapılaşma faaliyetleri söz konusu olacak” değerlendirmesinde bulundu.

    “HUKUK TOPLUMUN HASSASİYETLERİNE GÖRE KARAR VERMELİDİR”
    Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Zeynel Kete de keşif heyetine, Munzur Gözeleri ve bu toprakların binlerce yıldır kutsalları olduğunun altını çizerek, “Bu topraklar Raya Haq diye tanımladığımız Alevi inancımızda adeta bizim genetik şifremizdir. Asırlardır burada insanlarımız ibadetlerini yerine getirmiştir. Büyüklerimiz burada sigara dahi içmezdi havası kirlenir diye. Bura bizim kimliğimizdir ve kendi doğal haliyle kalmalıdır. Hukukun da toplumumuzun hassasiyetini göz önüne alarak bir karar vermesi gerektiğine inanıyorum.”

    Keşifte ayrıca Türkiye Barolar Birliği Kent ve Hukuk Komisyonu Üyesi avukat Barış Yıldırım da söz alarak heyete sunum yaptı.

    PİRHA/DERSİM

  • Üç yaşındaki kız çocuğa cinsel istismarda bulunduğu iddia edilen erkek tutuklandı

    Üç yaşındaki kız çocuğa cinsel istismarda bulunduğu iddia edilen erkek tutuklandı

    PİRHA- Dersim’de servis şöförlüğü yapan M.A isimli şahıs kreş öğrencisi üç yaşındaki kız çocuğuna taciz iddiasıyla tutuklandı.

    Dersim’de servis şöförlüğü yapan M.A isimli şahısın, üç yaşındaki kreş öğrencisi kız çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu iddiası adli makamlara yansırken, tacize ilişkin soruşturma başlatıldı. Soruşturma sonucunda gözaltına alınan M.A. tutuklanarak cezaevine gönderildi.

    Dersim Barosu bir açıklama yaparak, “Sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımızı, çocuğun üstün yararı gözetilerek mağdur çocukların haklarını yasalar ve uluslararası sözleşmeler kapsamında koruyacağımızı kamuoyuyla paylaşıyoruz” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Avukatlar Dersim’de cübbeleriyle yürüdü-VİDEO

    Avukatlar Dersim’de cübbeleriyle yürüdü-VİDEO

    PİRHA-Dersim Barosu’na bağlı avukatlar Çemişgezek ilçesinde yapımı devam eden Tağar Çayı’ndaki Hidroelektrik Santrali (HES) ve regülatör çalışmalarına, cübbeleriyle yürüyüş yaparak tepki gösterdi. Avukat Barış Yıldırım, İdare Mahkemesi’ne başvurarak projenin inşaatının, yürütmesinin durdurulması ve iptali talebinde bulunduklarını ancak inşaatın devam ettiğini belirterek, “Hukuksuzluktan vazgeçin” çağrısında bulundu.

    Dersim’in Çemişgezek ilçesinde bulunan ve birçok yaban hayvanı ile endemik türe hayat veren Tağar Çayı üzerinde ÇED raporu olmadan HES ve regülatör için inşaat çalışması başladı.

    26 Ağustos tarihinde Tağar Çayı Koruma ve Yaşatma Platformu’nun çağrısıyla Tağar Köprüsü’nde bir araya gelen yüzlerce kişi, inşaat çalışmasına tepki göstermişti.

    Hukukçular tarafından suç duyurusunda bulunulurken, inşaat çalışması devam ediyor.

    Dersim Barosu, yaşanan durumun hukuksuz olduğunu belirterek, baro binasında açıklama yaptı. Açıklamaya, Tağar Çayı Koruma ve Yaşatma Platformu üyeleri, baro üyesi avukatlar, çevreciler, STK’ler, demokratik kitle örgütü temsilcileri ve siyasi parti yöneticileri destek verdi.

    “TAĞAR NEHRİNDE KAÇAK BİR HES İNŞAATI SÜRDÜRÜLÜYOR

    Dersim Barosu Başkanı Avukat Doğukan Kudat, baro olarak hukuksuzluğun karşısında olacaklarını ifade etti.

    Türkiye Barolar Birliği (TBB) Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu üyesi Avukat Barış Yıldırım da, projenin hukuksuz olduğunu belirterek, “Çemişgezek ilçesindeki Tağar nehrinde kaçak bir HES inşaatı sürdürülüyor. Şimdi regülatörü ve HES projesinin regülatörü yani su alma yapısı, iletim tüneli, yükleme havuzu ve santral binası, 2872 sayılı çevre kanununun 10. maddeye aykırı şekilde yapılıyor. Çevre Kanunu çevresel etki değerlendirilmesi süreci tamamlanmadan yapının ihalesi yapıldı ve çalışma başlatıldı” dedi.

    “İNŞAAT DERHAL DURDURULSUN”

    İdare Mahkemesi’ne başvurarak projenin inşaatının, yürütmesinin durdurulması ve iptali talebinde bulunduklarını aktaran Yıldırım, şunları dile getirdi:

    “Yargılama süreci devam ediyor. Anayasanın 56. maddesi devletin çevreyi korumakla yükümlü olduğunu söyler. Anayasanın 63. maddesi devletin kültür ve tabiat varlıklarını korumakla yükümlü olduğunu söyler ki dünyada bir ilçe merkezinde en fazla yaban keçilerinin popülasyon bulduğu yer. Kültür ve tabiat varlıklarını koruma kanunu hükümlerine göre taşınmaz kültür varlığı olarak teşkil edilmiş tarihi Tağar Köprüsü bulunuyor. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu hükümlerine göre tescil edilmiş tarihi Tağar Köprüsü ve Urartu İn Delikleri Derviş hücreleri bulunmakta ve buralar birinci derece arkeolojik sit alanı ve yine Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yani ülkemizin tarafı olduğu Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşam Ortamlarını Koruma Sözleşmesi hükümlerine göre kesin koruma altında bulunan, yaban keçisi su samuru gibi türlerin yaşam alanıdır. Bu proje sahası aynı zamanda korunma sahasında. Buradan derhal çevre kanunu onuncu madde, çevresel etki değerlendirilmesi yönetmeliği, on dokuzuncu madde çerçevesinde bu inşaat faaliyetinin derhal durdurulması gerekiyor.”

    Açıklamanın ardından avukatlar cübbelerini giyinerek ‘Tağar özgürdür, özgür akacak’ sloganlarıyla Sanat Sokağı’na yürüdü ve oturma eylemi gerçekleştirdi.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER

    >Av. Barış Yıldırım: Tağar Çayı üzerindeki hukuksuz HES inşaatı derhal mühürlenmeli-VİDEO

    >Tağar Çayı’ndaki HES projesine tepki: Kutsallarımız sermaye ve devlet eliyle yok ediliyor-VİDEO

    >‘Tagar Çayı Çemişgezek’te can suyumuzdur, HES yapımına karşıyız’-VİDEO

  • GÜNCELLENDİ/Dersim Barosu 13. Olağan Genel Kurulu yapıldı: Barolar avukatlık mesleğinin örgütlü gücüdür-VİDEO

    GÜNCELLENDİ/Dersim Barosu 13. Olağan Genel Kurulu yapıldı: Barolar avukatlık mesleğinin örgütlü gücüdür-VİDEO

    PİRHA-Dersim Barosu’nun, 13. Olağan Genel Kurulu’nda Doğukan Kudat ve Kenan Çetin aday oldu. Yapılan oylamanın ardından Doğukan Kudat 29, Kenan Çetin ise 26 oy aldı.

    Dersim Barosu 13. Olağan Genel Kurulu, Şaroğlu Otel’de yapıldı. Salona ‘Savunma susturulamaz, herkes için adalet’ pankartı açıldı. Kongreye çok sayıda avukat, Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak, Hozat Belediye Başkanı Aydın Kaya, önceki dönem CHP Dersim Milletvekili Polat Şaroğlu, DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Esma Ateş, DİSK Genel-İş Dersim Şube Başkanı Çetin Yolluk, EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin ve çok sayıda siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.

    “YURTTAŞLARIN ADALET TALEPLERİNE KARŞI ÜZERİMİZE DÜŞENİ YERİNE GETİRDİK”

    Kongrede ilk olarak mevcut Dersim Barosu Başkanı Fatma Kalsen konuştu. Göreve geldikleri günden itibaren baroyu ve avukatlık mesleğini en iyi şekilde temsil etmeye çalıştıklarını dile getiren Dersim Barosu Başkanı Fatma Kalsen, “Barolar avukatlık mesleğinin örgütlü gücüdür. İnsan haklarını korumak ve geliştirmek için bir hukuk örgütü olarak barolar önemli bir görev üstlenmektedir. İnsan haklarını savunmanın bedeli bazen avukatın kendi hayatıyla sonuçlanabilir. Tahir Elçi buna bir örnektir. Böylesine ağır bedeli olan avukatlık mesleği toplum için önemli bir yerde durmaktadır. Adalet ve hak arayışının sürdürülmesinde önemli unsurdur avukatlık” dedi.

    6 Şubat depreminde yaşanan büyük acılar için hukuki sorumlulukları gereği çalışmalar yürüttüklerini aktaran Kalsen, “Yurttaşların adalet taleplerine karşı üzerimize düşeni yerine getirdik. Depreme dirençli kentlerin oluşturulması için Kent Koruma Kurulu oluşturduk. Cumartesi Annelerine, Van’daki irade gaspına ve İHD’nin ilimizdeki etkinliklerine destek verdik” diye konuştu.

    “ADALET ARAYIŞININ ÖN PLANA ÇIKTIĞI ÖNEMLİ BİR DÖNÜM NOKTASINDAN GEÇİYORUZ”

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ise, gönderdiği yazılı mesajında şunları ifade etti:

    “Adalet arayışımızın ve insan hakları mücadelesinin bir kez daha ön plana çıktığı önemli bir dönüm noktasından geçiyoruz. Barolar tarih boyunca sadece bir meslek örgütü olmanın ötesine geçen kurumlar olmuştur. Ezilenin, ötekileştirilenin, zulmün karşısında haksızlığa uğrayanların yanında olan  avukatlık mesleğinin temsilcileri olarak halkın haklarını savunmuştur. Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin ve adil yargılanma hakkı mücadelesinde hayatını kaybeden değerli Avukat Ebru Timtik gibi ismini saymakla bitiremeyeceğimiz hakikat arayışçılarının cesur duruşlarını ve hukuk mücadelesini yaşatacağınıza inancımız tamdır. Baro genel kurulu ve seçimlerin daha güçlü, etkin bir baro olma yolunda vesile olmasını diliyorum. Bugüne kadar emek verenlerin yüreğine sağlık diyerek, yeni seçilecek yönetime şimdiden başarılar diliyorum.”

    Daha sonrasında ise Dersim Barosu başkanlığına aday olan Doğukan Kudat ve Kenan Çetin konuşma yaptı.

    “DOĞAMIZA YÖNELİK SALDIRILARA KARŞI ÇIKACAĞIZ”

    Avukat sayısının hızlı artması, avukatların ekonomik ve özlük haklarının iyileştirilmemesi mesleki sorunlarının arasında olduğunu söyleyen Doğukan Kudat, “Baromuzun üst katında yer alan kafetaryayı “Genç Ofis” olarak düzenleyerek genç meslektaşlarımızın hizmetine sunacağız. Avukatların aracıyla adliyeye alınmasına ilişkin çalışma yürüteceğiz. Polis kontrol noktasında yapılan GBT uygulamasıyla ilgili yasal işlem başlayacağız. Kadına, çocuğa ve dezavantajlı gruplara yönelik savunma çalışmalarına devam edeceğiz. Doğamıza yönelik saldırılara karşı çıkacağız. Tüm madencilik faaliyetlerine karşı birlikte mücadele edeceğiz” diye belirtti.

    “MÜCADELEYİ SÜRDÜRECEĞİZ”

    Yılda 20 bin avukatın mesleğe başladığını belirten Kenan Çetin, “Yeni hukuk fakültelerinin açılmasına engel olmalıyız. Yüzde 50’yi oluşturan genç meslektaşlarımızın birçok sorunu var. Kadın meslektaşlarımızın cinsiyetçi yaklaşımlara maruz bırakılmaması gerekiyor. Hakim ve savcılarla da ilgili meslek sorunlarımız var. Diğer yandan adalete inanılmaz bir güvensizlik var. CMK ve asgari ücret tarifisi gibi birçok konuda sıkıntı yaşıyoruz. Çevre mücadelesinde baromuzun önemli bir mücadelesi var, bu mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz. Daha kolektif daha katılımcı, genç meslektaşlarımızın eğitimine önem veren bir çaba içerisinde olacağız” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından yapılan oylamada Doğukan Kudat 29, Kenan Çetin ise 26 oy aldı. Dersim Barosu Başkanı Doğukan Kudat seçildi.

    Doğukan Kudat’ın listesi şu şekilde:

    Yönetim Kurulu: Adnan Çetin, Ceyhun Demir, Deniz Demir, Gökhan Halis, Elif Özer, Ferhat Söylemez

    Disiplin Kurulu: Arif Yıldız, Cansu Tümay, Saliha Arslan

    Denetleme Kurulu: Kemal Akbayır, İnan Yılmaz, Cemile Alparslan Yıldırım

    T.B.B. Delegeleri: Reyhan Helin Bulut, Cihan Söylemez, Arif Yıldız

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim’de şiddet raporu: Mağdurları kadın ve çocukların olduğu 119 dava açıldı

    Dersim’de şiddet raporu: Mağdurları kadın ve çocukların olduğu 119 dava açıldı

    Dersim Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu 2023 yılı şiddet raporuna göre bir yılda mağdurları kadın ve çocukların olduğu 119 adet dava dosyası açıldı.

    Dersim Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu, 2023 yılı şiddet raporunu yayımladı. Dersim merkezi ve 5 ilçesinde 2023 yılı içerisinde ceza mahkemelerine yansıyan davalara ilişkin verilerin paylaşıldığı rapora göre, Dersim’de bir yılda 119 dava dosyası açıldı.

    “MÜCADELEDEN GERİ DURMAYACAĞIZ”

    Raporda, “İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının devamında Anayasa ve Medeni Kanun da kadınları ve çocukları şiddetten koruyacak, eşitliği sağlayacak kazanılmış hakların geriletilmesine ilişkin tartışmalar sürerken, bu veriler nüfus yoğunluğunun düşük olduğu ilimizde bile şiddet vakalarının çokluğu göz önüne alındığında vahamet göstermektedir. Bu vesileyle kadınları ve çocukların şiddetten koruyacak yasal düzenlemelerin artırılmasının ve mevcut mevzuatın titizlikle uygulanmasının gerekliliğine dikkat çekiyoruz. Kazanılmış yasal hakların geriletilmemesi için gerekli mücadelen geri durmayacağımızı kamuoyunun bilgisine sunuyoruz” ifadelerine yer verildi.

    HAKARET VE TEHDİT SUÇUNDAN 106 DOSYA

    İl genelinde 2023 yılı içerisinde hakaret suçu kapsamında 56 dava dosyasının açıldığı ifade edilen raporda, “Dava dosyalarının 2 tanesi Nazımiye’de, 5 tanesi Mazgirt’te, 36 tanesi Merkez’de, 4 tanesi Pülümür’de, 9 tanesi Hozat’ta açılmıştır. Mağdurların tümünün cinsiyeti kadındır. 2023 yılı içerisinde il genelinde tehdit suçu kapsamında 50 adet dava dosyası açılmıştır. Dava dosyalarının 3 tanesi Nazımiye’de, 8 tanesi Mazgirt’te, 34 tanesi Merkez’de, 5 tanesi Hozat’ta açılmıştır. 50 adet tehdit dosyasında 54 mağdur kadın taraf olmuştur” denildi.

    YARALAMA DAVALARININ HEPSİNDE MAĞDUR KADIN

    Yaralama suçu kapsamında 2023 yılı içerisinde 38 dava dosyasının açıldığı aktarılan raporda, “Dava dosyalarının 10 tanesi Nazımiye’de, 13 tanesi Mazgirt’te, 5 tanesi Merkez’de,1 tanesi Pülümür’de, 6 tanesi Hozat’ta, 3 tanesi Pertek’te açılmıştır. Mağdurların tümünün cinsiyeti kadındır. 2023 yılı içerisinde müstehcen yayınların üretiminde çocukları kullanma, çocukların kullanıldığı müstehcen yayınları ülkeye sokmak, çoğaltmak, satmak, çocuk, hayvan, ölmüş insan bedeniyle ilgili müstehcen yayınları yaymak suçlarından toplam 9 adet dava dosyası açılmıştır. Dava dosyalarının 8 tanesi Merkez’de, 1 tanesi Hozat’ta açılmıştır. 9 adet dosyanın mağdurlarından 4 tanesi kadın 5 tanesi çocuktur” bilgisi yer aldı.

    TACİZ VE İSTİSMAR SUÇUNDAN AÇILAN DAVALAR

    Raporun devamında şu ifadeler yer aldı: “2023 yılı içerisinde il genelinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu kapsamında 4 adet dava dosyası açılmıştır. Dava dosyalarının tümü Merkez’de açılırken mağdurların da tümü kadındır. 2023 yılı içerisinde il genelinde cinsel taciz suçu kapsamında 4 adet dava dosyası açılmıştır. Dava dosyalarının 2 tanesi Merkez’de, 2 tanesi Hozat’ta açılmıştır. Mağdurların tümünün cinsiyeti kadındır. 2023 yılı içerisinde il genelinde Nitelikli cinsel istismar, 12 yaşından küçük çocukların cinsel istismarı ve sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı da dahil olmak üzere, çocuğun cinsel istismarı suçundan toplam 13 dava dosyası açılmıştır. Dava dosyalarının tümü Merkez’de açılmıştır. Mağdurların 3’ü erkek çocuğu ve 10’u kız çocuğudur.”

    119 DOSYA KARARI ÇIKTI

    Söz konusu davalarda mağdurların en büyüğünün 76 en küçüğünün 9 yaşında olduğu ifade edilen raporda, “Sanıkların en büyüğü 70 yaşındayken en küçüğü 15 yaşındadır. Sanıkların eğitim durumu ilkokul mezunundan lisans mezununa varan bir yelpazede değişkenlik göstermektedir. Mağdurların eğitim durumu ilkokul mezunundan yüksek lisans mezununa varan bir yelpazede değişkenlik göstermektedir. Hakaret, tehdit ve yaralama suçu mağdurları ağırlıklı olarak ev hanımı; cinsel istismar mağdurları ise öğrencidir. Tüm dosyaların 119’u karara çıkmışken 55’i ise derdesttir” diye kaydedildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Dersim Barosu Başkanı: Gülistan’ın bulunmasını istiyoruz, talepler yerine getirilmeli -VİDEO

    Dersim Barosu Başkanı: Gülistan’ın bulunmasını istiyoruz, talepler yerine getirilmeli -VİDEO

    PİRHA- 5 Ocak 2020 tarihinde kaybedilen Gülistan Doku’dan hala haber alınamıyor. Başından beri dosyaya müdahil olan ve hem hukuki olarak hem de platform ve etkinliklerde takipçisi olan Dersim Barosu Başkanı Fatma Kalsen, “Gülistan’ın bulunmasını, akıbetinin ortaya çıkarılmasını istiyoruz. Devletin bunu ortaya çıkarabilecek imkanları var” dedi.

    Munzur Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Çocuk Gelişimi Bölümü 2’nci sınıf öğrencisi Gülistan Doku’dan, 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. Baş şüpheli Zaynal Abarakov ve ailesine dair etkili bir soruşturma yürütülmedi, Doku’yu arama çalışmaları derinleştirilmedi ve deliller toplanmadı.

    En son üvey babası polis olan Zaynal Abarakov ile bir pastanenin önünde tartıştıktan sonra üniversiteye giden bir minibüse bindiği MOBESE kameralarına yansıyan Doku’nun akıbeti, aradan dört yıl geçmesine rağmen aydınlatılmadı.

    Gülistan Doku’nun ablası Aygül Doku, Diyarbakır’dan Dersim’e gelerek vali ve emniyet müdürüyle görüştü. Abla Aygül Doku, “Bir an önce kardeşime ne olduğunun sorusunu istiyorum. Dosyada nerede ne eksiklik varsa, ne yapılmamışsa onun üzerine gidileceğini dile getirdiler. Gülistan’ın karanlıktan çıkmasını istiyoruz” dedi.

    “VERİLEN HUKUK MÜCADELESİ HENÜZ BİR KARŞILIK BULABİLMİŞ DEĞİL”

    Konuyla ilgili olarak görüşlerine başvurduğumuz Dersim Barosu Başkanı Fatma Kalsen, başından beri dosyaya müdahil olan ve hem hukuki olarak hem de platform ve etkinliklerde takipçisi olan isimlerden biri ve dört yıldır yürütülen soruşturma kapsamında hala somut, kayda değer bir gelişme sağlanamadığını belirtti.

    “DEVLET YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜ YERİNE GETİRMİYOR”

    Dersim Barosu Başkanı Fatma Kalsen, şöyle devam etti:

    “Devletin kendi vatandaşının can ve mal güvenliğini korumak ve sağlamak birinci dereceden görevidir. Gülistan Doku özelinde baktığımız zaman, devletin bu pozitif yükümlülüğünü yani vatandaşının öncelikli olarak can güvenliğini sağlama noktasındaki yükümlülüğünü bugün itibariyle tam olarak yerine getirebildiğini söyleyemeyiz. Çünkü dört yıldan beri devam eden süreç içerisinde dosya avukatlarının ve ailenin tüm taleplerine rağmen devletin ilgili birimlerinin adli ve idari yönden aileye tatmin edici hiçbir açıklaması maalesef söz konusu değil. Ailenin burada birinci dereceden dile getirdiği talebi son derece haklı.”

    Güpegündüz, gencecik bir kadının kaybolduğunu ya da kaybettirildiğini ve bu kaybedilmenin gerçekleştiği ortam ya da yerin dört bir tarafının kameralarla izlendiği küçük bir şehir olduğunu ifade eden Kalsen, “Böyle bir olayda bir genç insanın, bir genç kadının nereye gittiği, başına neler geldiği, devletin sınırsız imkanlarına rağmen eğer ortaya konulamıyorsa hakikaten burada da ciddi bir sorundan bahsetmek gerekiyor” diye belirtti.

    “TOPLANMASI GEREKEN DELİLLER TOPLANAMADI”

    Olayın meydana geldiği ilk andan itibaren soruşturma dosyasında yapılması gereken işlemlerle ilgili birtakım taleplerde bulunduklarını belirten Kalsen, “Bunlardan en önemlisi dosyada şüpheli olarak soruşturulan kişinin evinde, aracında ve dijital materyalleri üzerinde incelemenin ve araştırmanın yapılması talebiydi. Maalesef bu talebin zamanında gereği yerine getirilmedi. Daha çok kayıp şahıs olarak aranması üzerinde duruldu. Ve altı ay süren bir çalışmayla baraj gölünde arama çalışmaları yürütüldü. Bu arada o süreç içerisinde toplanması gereken delillerin de birçoğu toplanamadı ve aradan geçen bu uzun zaman zarfında soruşturmanın ilk aşamasında kolaylıkla elde edilebilecek delillerin, geldiğimiz aşamada artık temin edilmesi maalesef mümkün değil. Bu da tabii ki soruşturmanın ilerleyen aşamalarında ciddi bir engel teşkil ediyor. Hem adaletin tesis edilmesi hem de maddi gerçeğin ortaya çıkarılması konusunda son derece sıkıntı yaratan bir durum” ifadelerini kullandı.

    “DEVLETİN BUNU ORTAYA ÇIKARABİLECEK İMKANLARI VAR”

    “O aşamada bizim taleplerimiz, ailenin avukatlarının talepleri yerine getirilmiş olsaydı daha sağlıklı bir soruşturma süreci yürütülecekti” diyen Dersim Barosu Başkanı Fatma Kalsen, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ve bu noktada belki de bulunduğumuz an itibariyle Gülistan’ın akıbeti de ortaya çıkmış olabilecekti ama maalesef soruşturma sürecinde bahsettiğimiz bu eksiklikler ve sıkıntılar dolayısıyla halen Gülistan’ın akıbetine ulaşılabilmiş değil. Biz artık gelinen bu aşamada Gülistan’ın halen akıbetinin ortaya konulabilmesi, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması konusundaki taleplerimizi hem hukuk kurumu olarak hem de kurumlar adına tekrar dile getiriyoruz. Dersim halkı olarak da hukukçular olarak da Gülistan’ın bulunmasını, akıbetinin ortaya çıkarılmasını istiyoruz. Devletin bunu ortaya çıkarabilecek imkanları var. Biz buna inanıyoruz ve bu noktadaki taleplerin bir an önce yerine getirilmesini istiyoruz.”

    Nuray ATMACA/DERSİM