Etiket: Dersim Barosu

  • Dersim Barosu’ndan kadın avukata hakarete tepki

    Dersim Barosu’ndan kadın avukata hakarete tepki

    PİRHA- Kadın avukata hakaret ettiği iddia edilen nöbetçi savcı hakkında açıklama yapan Dersim Barosu, “”Avukatlar tarih boyunca köle kullanmadılar, fakat efendileri de olmadı” düsturuyla, mesleğimize ve meslektaşlarımıza yönelik bu fevri davranışların ve sözlerin yargı camiasında yeri olmadığını kamuoyuna bildiririz” dedi.

    Dersim Barosu Yönetim Kurulu, nöbetçi savcı tarafından hakarete uğradığı iddia edilen kadın avukat ile ilgili açıklama yaptı.

    Açıklamada, şunlar ifade edildi:

    “Baromuz üyesi kadın meslektaşımız 27/07/2020 günü saat 14:00 sıralarında ilimiz Adliyesi’ne giderek, ilgisi bulunmayan bir soruşturma kapsamında gece vakti kapısı kırılıp evine girildiğini belirten müvekkili için başvuruda bulunmak amacıyla, durumun hassaslığından ötürü Nöbetçi Savcı ile görüşme talebini bildirmiş ve yaklaşık bir saat savcının kapısında bekletilmiş, beklemeye rağmen görüşemeyince kapısını çalarak görüşmek istediğini ifade etmiş ve cevaben savcının sesini yükselterek, elini kaldırarak saygı sınırını aşan hakaretamiz ithamlarına maruz kalmıştır.

    Kadın meslektaşımızın ısrarla kendisine “savcı bey, siz” şeklinde hitap etmesine rağmen “sen” diyerek yüksek bir ses tonuyla azarlarcasına konuşması ve meslektaşımızı odasından kovarak çıkarması bir kamu görevi olan avukatlık mesleğinin ifa edilmesini ve dolayısıyla vatandaşın hak arama hürriyetini de kısıtlar niteliktedir.

    “NÖBETÇİ SAVCININ FERDİ TUTUMUNUN BİR ADIM ÖTESİ, FİZİKSEL ŞİDDETE BAŞVURMAKTIR”

    Avukatlığın mahiyeti: Avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir. Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe ve özgürce temsil eder.

    Avukatlığın amacı; hukuki münasebetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve  hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır.

    Biz Dersim Barosu YK olarak; mesleğimizin şerefi, onuru ve saygınlığına yönelik bu tür tutumları kabul edilemez bulduğumuzu ifade ediyoruz.

    ‘Avukatlar tarih boyunca köle kullanmadılar, fakat efendileri de olmadı’ düsturuyla, vatandaşın hak arama hürriyetinin güvencesi olan mesleğimize ve meslektaşlarımıza yönelik bu fevri davranışların ve sözlerin yargı camiasında yeri olmadığını kamuoyuna bildiririz.”

    PİRHA/DERSİM

  • Ölüm orucundaki tutuklu avukat Ebru Timtik’ten mektup: Dersim’i özledim

    Ölüm orucundaki tutuklu avukat Ebru Timtik’ten mektup: Dersim’i özledim

    PİRHA- Ölüm orucunun 171. gününde olan Ebru Timtik , “Dersim’i Özledim” başlıklı mektubuna dair açıklama yapan Dersim Barosu, Dersim’e, doğup büyüdüğü topraklara hasretmiş, kendisi ve kendisi gibi daha niceleri için “adalet” talebiyle hayatın keskin ve geri dönüşü olmayan sınırlarına yürümekte olan meslektaşımız Ebru Timtik’in ve Aytaç Ünsal’ın adalet talebi karşılanmalıdır dedi.

    Adalet talebiyle 202 gündür ölüm orucunda olan Ebru Timtik, “Dersim’i Özledim” başlıklı mektup yazdı.

    “DERSİM’İN UÇURUM BOYLARINDA DOLAŞAN TUTSAK EDİLEMEZ DAĞ KEÇİLERİNE SIĞINMIŞ EBRU”

    Dersim Barosu tarafından kamuoyuyla paylaşılan mektubuna dair “Dersim’e, doğup büyüdüğü topraklara hasretmiş, kendisi ve kendisi gibi daha niceleri için “adalet” talebiyle hayatın keskin ve geri dönüşü olmayan sınırlarına yürümekte olan meslektaşımız Ebru Timtik” denilerek şunlar ifade edildi:

    “Silivri Mahpusanesi’nin duvarlarını aşıp gelen çığlıklarında anlatmış topraklarına duyduğu kutsal ve sarsılmaz bağlılığını. “Dersim’i özledim. Burnumda tütüyor. Tahliye olursam ilk önce toprağıma, Dersim’e gideceğim. Oraya gitmeden iyileşemem. Bunu öylesine derinden hissediyorum” demiş son mektubunda meslektaşımız. Yaralarımızı saran ve bizi iyileştiren ama içimizde bitmeksizin yeni ve derin yaralar da açan sevgili memleketimiz Dersim’e sığınmış Ebru. Dersim’in uçurum boylarında dolaşan tutsak edilemez dağ keçilerine sığınmış Ebru.

    Bitmek bilmeyen bir demokrasi ve özgürlük mücadelesine yazgılı avukatlık mesleğini sürdürürken, tüm demokratik muhalefete sallanan “terörizm” sopası onları da es geçmedi ve tutuklandılar, meslektaşlarımız Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal.
    Uzun süredir mahpusanedeler ve şimdi de adil yargılanma ve “adalet” talebiyle ölüm orucunun derin sularına kulaç atıyorlar. Meslektaşlarımız Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ın, ölüm orucunda geride bıraktığımız niceleri gibi, bu adaletsiz ve keyfi hukuk düzenine kurban gitmelerine kimse gözünü kapatmamalıdır. Yargıtay’ın önündeki dosyayı hemen incelemesini, açıkça hukuka aykırı bir şekilde alınmış mahkumiyet kararı hakkında Adalete uygun, adil bir karar verilmesini istiyorlar. İftiralar ve fezlekeler arasında kaybolup gitmesini istemedikleri devrimci-demokrat avukat kimliklerinin kendilerine teslim edilmesini talep ediyorlar.”

    “ADALET KAPISI ÇOK GEÇ OLMADAN AÇILSIN”

    Sessizlik ve kimsesizlikle örülü mahpushane duvarlarının arasından Dersim’e elini uzatan meslektaşımızın karşılaştığı adil yargılanma ilkesine aykırı bu hukuksuzluğa derhal bir son verilmesini talep ediyoruz” diyen Dersim Barosu, açıklamanın devamında şunları aktardı:

    “Tarafsız, gerçekler ile örtüşen, hukuka uygun bir gözle dosyanın incelenmesi ve meslektaşlarımızın derhal serbest bırakılması çağrısında bulunuyoruz. Ebru ve Aytaç uzun zamandır adaletin kapısında, ucunda ölüm olan bir bekleyişteler. Daha fazla bekleyemezler, kritik günlerdeyiz beklenmemelidir de. Yargıtay 16. Ceza dairesine talebimizdir. O “adalet” kapısının çok geç olmadan açılmasını, Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ın özgürlüklerine kavuşmasını talep ediyoruz. Ebru ve Aytaç o kapıdan geçip topraklarına kavuşmalı ve memleketlerinde de iyileşmelidirler. Beklemeyin, bırakın hasretine düştükleri topraklarına kavuşsunlar.”

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim Barosu’ndan çoklu baro yasa tasarısına ilişkin açıklama

    Dersim Barosu’ndan çoklu baro yasa tasarısına ilişkin açıklama

    PİRHA – Dersim Barosu, çoklu baro yasa tasarısının Adalet Komisyonu’ndan geçip Meclis Genel Kurulu’na sunulmasına ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Baroların düşüncesi alınmadan getirilen bu yasa teklifine karşı olduğumuzu, getirilen düzenlemenin yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını zedelediğini, yasanın geri çekilmesi halinde meslektaşlarımızın ekonomik sorunları başta olmak üzere her türlü konuyu görüşmeye hazır olduğumuzu tekrar ifade etmekteyiz” denildi. 

    Dersim Barosu, çoklu baro yasa tasarısının Adalet Komisyonu’ndan geçip Meclis Genel Kurulu’na sunulmasına ilişkin merkez merkez sanat sokağında basın açıklaması yaptı.

    Açıklamaya siyasi parti ve kurum temsilcileri, hukukçular ile çok sayıda yurttaş katıldı.

    Açıklamayı okuyan Dersim Baro Başkanı Kenan Çetin, “1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nda yapılması istenilen değişikliklere karşı uzun zamandır mücadele etmekteyiz. TBMM’ye sunulan ve Adalet Komisyonu’nda kabul edilen yasa tasarısına yönelik itirazlarımızın ne kadar haklı olduğu ortaya çıkmıştır. Avukatlık Kanunu’nun 77.maddesinde yapılan değişiklik ile “5000’den fazla Avukat bulunan illerde asgari 2000 avukatla bir baro kurulabilir.” hükmü getirilerek çoklu baro sisteminin önü açılacaktır. Bu düzenlemenin birçok tehlikeli sonuçları bulunmaktadır. Her şeyden önce siyasi ve etnik kimliğine, inanış biçimlerine göre farklı barolar oluşacaktır. Örnek vermek gerekirse iktidara yakın bir baro mensubunun taraf olduğu davada; kıdemi 5 yılın altında olan çoğu genç Hâkim ve Savcıların bu baroya kayıtlı avukatların duruşmalarında karar vermekte zorlanacağı açıktır” ifadelerini kullandı.

    “ADALETSİZLİK YARATACAK”

    Çetin, “Avukatlık Kanunu’nun 114. maddesinde yapılan değişiklik ile Baro Genel Kurullarınca “Her 5000 üye için bir delege seçilir.” düzenlemesi getirilmiştir. Her ile Baro Başkanı dahil en az 4 delege verileceği de hükme bağlanmaktadır. Bu durum temsilde adaletsizlik yaratacaktır. Yine Avukatlık Kanunu’nun 177. Maddesinde yapılan değişiklik ile birden fazla baronun bulunduğu illerde Adli Yardım ve CMK hizmetleri Örneğin 2000 üyesi bulunan baro ile 30.000 üyesi bulunan baronun adli yardım ücretlerinin mutlak eşitlik olarak ikiye bölünmesi durumunda bu husus, adaletsizlik yaratacağı gibi ekonomik anlamda birçok sorun yaşayan meslektaşlarımızın özellikle iktidara yakın sayıca az barolara kaymasına neden olacaktır” dedi.

    “YARGININ BAĞIMSIZLIĞINI VE TARAFSIZLIĞINI ZEDELİYOR”

    “Görüldüğü üzere yürütme makamı bu hususlarda en ufak bir düzenleme yapmazken Ankara’ya girişimiz engellendi. Yaklaşık 27 saat boyunca etrafımız güvenlik kuvvetlerince çevrilerek aç, susuz bir şekilde yağmur ve sıcak altında bırakıldık. Oturmamıza engel olmak için sandalye verilmesine izin verilmeyip ayrıca battaniye ve yağmurluk gibi korunma malzemelerinin tarafımıza ulaştırılması engellendi. Kişisel ihtiyaçlarımızın giderilmesinde dahi zorluk çıkarıldı” diye konuşan Çetin, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Yasa teklifinin Adalet Komisyonu’nda görüşülmesi sırasında Baro Başkanları’nın düşüncelerinin alınması kabul edilmediği gibi Milletin Meclisi’ne Baro Başkanları’nın girmesi engellendi. Avukatlık Kanunu’nda yapılması istenilen değişiklikler ile ilgili ne Birlik Yönetiminin ne de Baroların hiçbir düşüncesi alınmadı.
    19 Mayıs ve 1 Haziran’daki Birlik Yönetimi ve 80 Baronun ortak imzaladığı bildirideki itiraz noktalarına hiçbir cevap verilmeden, Adalet Komisyonu’ndan geçirildi. İşbu düzenlemenin perşembe günü TBMM’ye gelmesi beklenmektedir. Bir kez daha Baroların düşüncesi alınmadan getirilen bu yasa teklifine karşı olduğumuzu, getirilen düzenlemenin yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını zedelediğini, yasanın geri çekilmesi halinde meslektaşlarımızın ekonomik sorunları başta olmak üzere her türlü konuyu görüşmeye hazır olduğumuzu tekrar ifade etmekteyiz.”

    Açıklama, 5 dakikalık oturma eylemi ve alkışlarla son buldu.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim Barosu ve İHD: Dersim Katliamına dair resmi özür dilenmelidir

    Dersim Barosu ve İHD: Dersim Katliamına dair resmi özür dilenmelidir

    PİRHA- Dersim Tertelesi’nin 83’ncü yılı dolayısıyla açıklama yapan Dersim Barosu ve İHD Dersim şubesi, Dersim Katliamına dair resmi özür dilenmeli ve Dersim ismi ve eski yerleşim yeri isimleri iade edilmelidir dedi.

    4 Mayıs 1937 yılında TBMM’de Bakanlar Kurulu’nun çıkardığı ‘Dersim Tenkil Kararları’ adlı kararname sonucu on binlerce insan yaşamını yitirdi ve yurdundan edildi.

    Dersim halkının “tertele” şeklinde dillendirdiği katliamda, resmi rakamlara göre 1937’de bin 737, 1938’da ise 6 bin 868 kişi katledildi. Ancak, tarih araştırmacıları ve birçok kaynağa göre katliamda aralarında binlerce çocuk, yaşlı, kadın olmak üzere 70 bin kadar insan katledildi. On binlerce kişi sürgün edildi, ailelerinden alınan kız çocukları ise askerlere verildi.

    “MUHAKEMENİN İADESİ GEREKMEKTE VE DERSİM İSMİ DE İADE EDİLMELİDİR”

    Dersim Barosu Yönetim Kurulu yaptığı yazılı açıklamada, Dersim’e yönelik çokça raporlar hazırlanmış ve 25 Aralık 1935 tarihli Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun çıkarılmış olup; 4 Mayıs 1937 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından alınan bir karar ile Dersim de  “şedit ve müessir” bir askerî harekâtın Tedip / Tenkil yapılmasına karar verildiğini belirtilerek, adil bir yargılama yapılmadan Seyit Rıza 15 Kasım 1937 tarihinde Elazığ -Buğday Meydanı’nda oğlu Resik Hüseyin ve diğer 5 Dersim ileri geleniyle birlikte İdam edildiği ifade edildi.

    “Gelinen aşamada Seyit Rıza ve diğer Dersim ileri gelenlerinin idamı ile sonuçlanan muhakemenin iadesi gerekmekte ve Dersim ismi de iade edilmelidir” denilen açıklamanın devamında şunlara yer verildi:

    “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN, 23.11.2011 tarihinde bir Toplantı ’da yaptığı konuşmada, Dersim olaylarıyla ilgili belgeler açıklayarak: “…Dersim’de, adım adım çerçevesi çizilmiş, bahaneleri hazırlanmış bir operasyon var. 1937, 1938 ve 1939 yıllarında Dersim’de maalesef büyük bir dram yaşanıyor. Havadan, karadan, toplarla, hatta gaz bombalarıyla, Dersim’de hareket eden her şey, çocuklar, kadınlar katlediliyor… demiştir. Belirtmek gerekir ki 1937.38.39 süreci ve sonrasında gerçekleştirilen eylemler için bugüne kadar devletçe herhangi bir Resmi eylem ve işlemde bulunulmamıştır. Bu durum insanlık vicdanını en az Dersim Askerî Harekâtı Tedip / Tenkil süreci ve sonrasında meydana gelenler kadar incitmiştir.”

    “DERSİM’DE KÜRT VE ALEVİLERE YAPILAN İNSANLIĞA KARŞI SUÇLAR İLE SOYKIRIM SUÇLARININ AÇIĞA KAVUŞTURULMALIDIR”

    İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi de yaptığı yazılı açıklamada “İHD bu operasyonların niteliğini soykırım olarak nitelemekte ve konunun insan hakları hukuku bakımından  geçmişle yüzleşme  konusu olduğunu vurgulamaktadır. Yüzleşmenin olabilmesi ve hakikatin ortaya konulabilmesi için yüksek politik irade gereklidir. Bu konuda dünyada 40’tan fazla ülkede geçmişle yüzleşme ve hesaplaşma süreçleri yaşanmıştır” denilerek şunlar belirtildi:

    “İnsan hakları savunucuları, Türkiye’nin gerek devleti gerekse de toplumu bakımından bir bütün olarak geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğini savunmaktadır. İnsan Hakları Derneği, aşağıda belirtilen şu ana konularda yüzleşme yaşanması için hakikat komisyonu kurulması gerektiğini kanaatindedir:

    1- Kürt sorununda uygulanan asimilasyon politikası sonucunda inkâr ve imhanın neden olduğu insanlığa karşı suçlar, insancıl hukuk ihlalleri, toplum üzerinde etkili ciddi şiddet olayları ve askeri darbe dönemlerinde Kürtlere uygulanan sistematik insan hakları ihlalleri;

    2-Lozan Antlaşması kapsamına giren azınlıklar ile evrensel hukuk ilkelerine göre kabul edilen azınlıklara uygulanan insanlığa karşı suçlar, zorla veya başkaca yollardan göç ettirme politikaları, ciddi şiddet olayları, sistematik insan hakları ihlalleri;

    3- Cumhuriyet kurulduğundan beri rejime muhalif olan komünistler, sosyalistler, dindarlar, entelektüeller gibi rejim muhaliflerine yönelik insanlığa karşı suçlar, ciddi şiddet olayları ve sistematik insan hakları ihlalleri;

    4- Askeri Darbeler Döneminde yapılan sistematik insan hakları ihlalleri ve ciddi şiddet olayları;

    5- Hapishanelerde işlenen insanlığa karşı suçlar, ciddi şiddet olayları, sistematik insan hakları ihlalleri;

    6- Alevilere uygulanan insanlığa karşı suçlar, ciddi şiddet olayları, sistematik insan hakları ihlalleri;

    7-Devlet içindeki Kontrgerilla (JİTEM), Ergenekon gibi yasadışı faaliyetlerin açığa çıkarılarak, bunların işlediği insanlığa karşı suçlar ve ciddi şiddet olayları;

    8-1915 ile 1923 yılları arasında Ermenilere yapılan insanlığa karşı suçlar ile soykırım suçlarının açığa kavuşturulması;

    9-1930’lu yıllarda Dersim’de Kürt ve Alevilere yapılan insanlığa karşı suçlar ile soykırım suçlarının açığa kavuşturulması.

    Türkiye’nin en önemli sorunu olan Kürt sorununu barışçıl ve demokratik tarzda çözüme kavuşturmasını, bu amaçla, hukukun üstünlüğü ve demokrasi, insan hakları ve azınlık haklarına saygıyı temel alacak yönelimlere girmesini acil ve temel talep olarak dile getiriyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • ‘Birlikte mücadele etmekten geri durmayacağız, yaşasın 1 Mayıs’

    ‘Birlikte mücadele etmekten geri durmayacağız, yaşasın 1 Mayıs’

    PİRHA – Dersim Barosu, 1 Mayıs’a ilişkin yaptığı açıklamada, “Hak ve özgürlüklerimizin gasbına engel olmak için; örgütlenme, düşünce, ifade ve hak arama özgürlüğü haklarımızdan da özgürlüklerimizden de birlikte mücadele etmekten de geri durmayacağız. Yaşasın 1 Mayıs” ifadelerine yer verdi. 

    Dersim Barosu, 1 Mayıs’a ilişkin açıklama yaptı.

    Salgın günlerinde işçi ve emekçilerin durumu, infaz paketi ve Diyanet ile girilen tartışma sonrası lince maruz kalan Diyarbakır ve Ankara Barosu’nun durumuna değinilen açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “İşçi sınıfının uluslararası birlik mücadele ve dayanışma günü, 2020 1 Mayıs’ı COVİD-19 salgınının etkisi altında kutlanacak. Salgın sırasında hayata geçirilen yasal ve fiili uygulamalar, işçi ve emekçilerin haklarını korumaktan tamamen uzak olduğu gibi, bu yasal düzenlemelerle işçilerin kazanılmış hukuki ve fiili birçok hakkı ortadan kaldırılmaktadır.
    Salgın nedeniyle çıkarılan paketlerle, patronlara krediler ve teşvikler verilip, SGK ve vergi borçları da ertelenerek karlarının azalmasına izin verilmezken; salgın koşulları bahane edilerek, işçilerin emekçilerin hakları budanmakta; işsizlik fonu işverenler için yağmalanmaya devam edilmekte, hak ve özgürlükler sınırlanmaktadır.

    “SALGIN HASTALIKTA İŞÇİLERE AÇLIK VE ÖLÜM REVA GÖRÜLÜYOR”

    “İşten çıkarmaların yasaklandığı” iddiasıyla çıkartılan yasa ile ücretsiz izin yasal hale getirilmiş, bu nedenle “haklı fesih” hakkı elinden alınan işçiler, sefalet ücreti bile diyemeyeceğimiz sembolik “günlük harçlık” niteliğinde ödemelere mahkûm edilmiştir.
    Covid-19 salgınının hak ve özgürlüklerin gaspına bahane edilmesine, hak gaspları için fırsata dönüştürülmesine izin verilmemelidir. Anayasa’da tanımlanan sosyal hukuk devleti ilkesinin gereği; asıl fedakârlık yapması gereken kesim olan patron-rantiye sınıfının elde etmiş olduğu servetten ve gelirden istisnasız, indirimsiz ve direkt vergi alınarak kaynak yaratılmalı ve bu kaynaktan; işsiz kalan, üretime ara verilen işyerlerinde çalışanların ücretlerinin tamamı, devlet tarafından-bütçeden karşılanmalıdır.

    Yasa gereği imtiyazlı alacaklar statüsünde olan işçi alacaklarına dair icra takipleri durdurulmuştur. Yaşaması için emeğinin karşılığı ücretine ve hak ettiği tazminatlarına bir an önce kavuşması gereken işçiler açısından ve işçi alacakları yönünden icra takiplerinin durdurulmasından vazgeçilmeli ve tüm işçi alacakları derhal ödenmelidir.

    Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi adı altında ilk önce işçilik alacakları yönünde oluşturulan “Zorunlu Arabuluculuk” sistemi ile işçilerin hak ve alacakları oldu-bittiye getirilerek sembolik rakamlara indirgenmeye çalışılmaktadır. Hak gasplarına neden olan zorunlu arabuluculuk, iş davaları yönünden derhal kaldırılmalı işçi alacak takibi ve davalarının hızlı ve adil çözümleri gündeme getirilmelidir.

    Her geçen gün basın, medya ve internet üzerinde baskı ve sansür arttırılmakta, en ufak muhalefet yargı kararları ile bastırılmaya çalışılmaktadır. Verilen yargı kararları adeta iktidar çevresini eleştiriden muaf tutmaya yaramakta ve bu hali ile bağımsız ve tarafsız yargı talebi her zamankinden fazla öne çıkmaktadır. Salgın koşullarında alınması gereken önlemler gereğince; çalışması zorunlu olmayan işyerlerinde çalışanların, ücretsiz izin ve günlük 39,24 TL harçlık niteliğinde ödeme yerine, tam ücretli izin hakları tanınmalıdır.

    Salgının durdurulması için sokağa çıkma yasağı uygulanırken, çalışması zorunlu olmayan işyerlerinde, özel izin alınarak ve üstelik gerekli önlemler alınmadan çalıştırma yapılması hukuka aykırıdır, derhal son verilmelidir.
    İşverenlerin 6331 sayılı İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kanununa göre; işyerinde her türlü sağlık ve güvenlik önlemini alma yükümlülüğü bulunmaktadır ve salgın nedeni ile gereken önlemler alınmaması halinde; işçilerin-emekçilerin, önlemler alınana kadar, “çalışmaktan kaçınma hakları” vardır.
    Sosyal güvenlik herkes için haktır. Kayıt dışı çalışma yasaklanmalı, mülteci işçilerin yaşamı, sağlığı güvence altına alınmalıdır. İş ve gelirden yoksun olan ya da yetersiz gelire sahip olan herkese; tüm yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayacak oranda gelir desteği, devlet bütçesinden ödenmelidir.

    “İNSAN HAKLARINI KULLANABİLMEK İKTİDARIN LÜTFU OLAMAZ”

    Bir kısım adli tutuklu ve hükümlüler için getirilen infaz ertelemesine dair yasadan tutuklu avukat meslektaşlarımız, siyasetçi ve gazeteciler faydalandırılmamıştır.
    Anayasal eşitlik ilkesi ihlal edildiği gibi infazda yaratılan iki başlılık çok başlı canavara dönüştürülmüştür.
    Kamuoyunun da yakından takip ettiği üzere, Ankara ve Diyarbakır baroları ile ilgli olarak gerek sosyal medyada gerekse Havuz medyasının yayın organlarında bir linç kampanyası sürdürülmektedir. Bu linç kampanyasına sebep olarak; diyanet işleri başkanın 24.04.2020 tarihinde yapmış olduğu konuşmasındaki değerlendirmelere ilişkin olarak, Barolarımızın yapmış oldukları açıklamalar gösterilmektedir. İktidara yaranmada yarışan bu zevat; kasıtlı olarak açıklamanın bir cümlesini çarpıtarak toplumun hassasiyetlerini manipüle etme gayreti içerisine düşmüştür. Siyasi iktidarda gündem değiştirme amacıyla, bu konuyu daha da kabartarak bir üst seviyeye taşımış, Adalet bakanının Baroyu hedef gösterdiği tweeti üzerine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, Ankara Barosu hakkında ve aynı gerekçelerle Diyarbakır Cumhuriyet başsavcılığı da Diyarbakır Barosu hakkında resen soruşturma başlatmıştır.
    Öncelikle Her iki Baromuzun konuya ilişkin açıklamaları, tarafımızca titizlikle okunmuş ve ancak milletimizin dini değerlerini veya başkaca herhangi bir değerini aşağılayan bir ibare, ima görülmemiştir.

    Tüm toplumların değerlerine saygıyı şiar edinmiş Dersim barosu YK olarak; iddia edildiği gibi bir ötekileştirmenin veya bizim gibi düşünmeyenlerin değerlerinin aşağılamanın karşısında ilk saflarda yer alacağımızı belirtmek isteriz. Bununla birlikte, Diyanet işleri başkanının açıklamaların da kabul etmediğimizi, toplumun bir kesimini küçük düşürücü, ayrıştırıcı ve öteki saydığını ifade etmek isteriz.
    Bu itibarla, Ankara ve Diyarbakır barosuna karşı başlatılan linç girişimin karşısında yer aldığımızı, Ankara ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının başlattığı haksız ve uluslar arası hukuka aykırı soruşturmanın her aşamasında,
    Hem Diyarbakır ve Ankara barosu ile sonuna kadar dayanışma içerisinde olacağımızı kamuoyuna saygıyla belirtmek isteriz.Aynı zaman da iktidarın adli yıl rövanş saldırısı olarak değerlendirdiğimiz bu çaba kendine muhalif meslek örgütlerininin temsil sisteminin de raftan indirilerek nisbi temsile geçme ve kendi yandaşlarını koruma gayreti olduğunu da görüyoruz.

    “BİRLİKTE MÜCADELE EDECEĞİZ, YAŞASIN 1 MAYIS”

    Henüz 19 yaşında olmasına rağmen çalışmak zorunda olan göçmen bir işçi genç, sırf dur ihtarına uymadığı gerekçesi ile polis tarafından sokak ortasında kurşunlanarak can vermiştir. İşçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü 1 Mayıs’a yaklaşılan bu günlerde, hangi milletten olursa olsun işçi sınıfı ve emekçi halkın bir evladı bu şekilde sırf sokağa çıktı ve dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle öldürülemez. 3 metreden ateş eden ve herhangi bir fiili saldırıya maruz kalmadığı açık olan polisin bu şekilde silah kullanma yetkisi olmadığı gibi buna zemin hazırlayan yasal düzenlemeler, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Anayasa hükümleri çerçevesinde derhal ortadan kaldırılmalıdır.
    Hak ve özgürlüklerimizin gasbına engel olmak için; örgütlenme, düşünce, ifade ve hak arama özgürlüğü haklarımızdan da özgürlüklerimizden de birlikte mücadele etmekten de geri durmayacağız. Yaşasın 1 Mayıs.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Kaçak avcılık başvurusuna savcılıktan ‘soruşturmaya yer yok’ kararı-VİDEO

    Kaçak avcılık başvurusuna savcılıktan ‘soruşturmaya yer yok’ kararı-VİDEO

    PİRHA – Dersim Barosu’nun, Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’na kentte yürütülen kaçak avcılık konusunda yaptığı başvuruda savcılık soruşturmasına yer olmadığına karar verildi. Dersim Baro Başkanı Kenan Çetin, 15 gün içerisinde itiraz edeceklerini söyledi. 

    Haberin videosu

    Dersim Barosu’nun, 27 Aralık 2019 tarihinde Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’na kentte yürütülen kaçak avcılık konusunda yaptığı başvuruda savcılık soruşturmasına yer olmadığına karar verildi.

    Karara ilişkin değerlendirmede bulunan Dersim Baro Başkanı Kenan Çetin, 15 gün içerisinde itiraz edeceklerini belirtti.

    “DAĞ KEÇİLERİ DERSİM’İN OLMAZSA OLMAZLARIDIR”

    Dersim’de yıllardır avcılık adı altında yapılan hayvan katliamına ilişkin Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuru yapan Dersim Barosu, konunun araştırılmasını istedi.

    Çetin, Gandi’nin “Bir milletin büyüklüğü ve ahlaki gelişimi hayvanlara karşı davranışlarıyla ölçülür” sözlerini hatırlatarak “Bu duyarlılığın asli ve idari makamlarca da bir bütün olarak ilçede yaşayan insanların Hızır evladı inancı, doğanın olmazsa olmazı olarak görmesi önemli. Bu noktada siz davranış biçiminizi değiştirmezseniz, doğanın bir parçası olarak görüyorsanız, sizin ahlaki değer büyüklüğü buna göre ölçülür” dedi.

    HALKA VE KURUMLARA ÇAĞRI

    Savcının kararına dair itirazda bulunacaklarını dile getiren Çetin, şunları kaydetti:

    “Kaçak avcılığı yapanlarla ilgili de zaten bundan sonraki itirazlarımızı yapacağız. Bir bütün olarak hızlı ve etkin bir şekilde soruşturulması gerekiyor. Çünkü seyahat eden meslektaşlarımız ve insanlarımız bu avcıların konakladığı yerleri, yeme, içme yerlerini, kırsal alandaki faaliyetleri görüyor ve bize bildiriyorlar. Bununla ilgili emniyet birimlerinin de araştırma yapmasını istiyoruz. Baro bir şikayet makamından çok ildeki durumu resmi mercilere bildirendir. ‘Soruşturmaya yer yok’ kararı bizi bu durumdan vazgeçiremez. Dersim halkı, kurumlar, gazeteciler duyarlılığını kaybetmesin. Kimse görmedim, duymadım, bilmiyorum demesin.”

    PİRHA/DERSİM

  • Tunceli Barosu, kadına tecavüz iddialarıyla ilgili savcılığa başvurdu

    Tunceli Barosu, kadına tecavüz iddialarıyla ilgili savcılığa başvurdu

    PİRHA- Dersim’de henüz ismi açıklanmayan genç bir kadının tecavüze uğrayarak belinin kırıldığı ve Tunceli Devlet Hastanesi’nde tedavi edildiği iddiaları henüz aydınlatılmadı. Tunceli Barosu savcılığa başvurdu ve iddiaların ihbar kabul edilerek soruşturulmasını talep etti. Tunceli Sağlık Müdürlüğü de bir açıklama yayınlayarak, Devlet Hastanesi’ne tecavüz ve fiziksel şiddet gördüğü belirtilen bir hastanın başvurmadığını kaydetti. 

    Dersim’de bir kadının, yaklaşık bir ay önce 3 askeri personelin tecavüzüne uğradığı iddiası gündemdeki yerini koruyor.

    Tecavüze uğrayan ve hala adı kesin olarak belirlenemeyen kadının beli kırıldıktan sonra Elazığ’da bir hastaneye kaldırıldığı ve daha sonra getirildiği Tunceli Devlet Hastanesi’nde tedavisinin sürdüğü iddia edildi.

    Ancak PİRHA‘ya konuşan Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Çağdaş Özdemir, hastaneye tecavüze uğramış, beli kırılmış bir hasta gelmediğini belirterek, böyle bir tedavinin yapılmadığını savundu.

    BARO SAVCILIĞA BAŞVURDU

    Dersim Tunceli Barosu da, basında yer alan iddialara ilişkin savcılığa başvurdu. İddiaların ihbar kabul edilerek soruşturulmasını talep etti.

    Baro talebini şöyle dile getirdi:

    “Gazetelere yansıyan ilgili haberde yer alan iddialara göre savcılığa herhangi bir ihbarda veya şikayette bulunulup bulunulmadığı, iddiada geçen olaya ilişkin soruşturma başlatılıp başlatılmadığı hususlarında tarafımıza bilgi verilmesini talep ederiz. Tarafınıza yapılan herhangi bir başvuru olmamış ise dilekçemizin ve ekinde yer alan haberde bulunan iddiaların ihbar kabul edilerek soruşturulmasını talep ederiz.”

    SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ’NDEN AÇIKLAMA

    Tunceli Sağlık Müdürlüğü de bir açıklama yayınlayarak, Tunceli Devlet Hastanesi’ne 20’li yaşlarda bir kadının tecavüz ve fiziksel şiddet gördüğü ifadesine benzer şikayetle hiçbir hasta başvurusu olmadığını belirtti.

    Açıklamada şöyle denildi:

    “17 Ocak 2020 tarihinde bazı basın yayın organlarında tecavüz mağduru bir kadının Tunceli Devlet Hastanesinde kayıt dışı olarak tedavi edildiğine dair bir haber yer almıştır. Haber olarak paylaşılan Tunceli Devlet Hastanesi ile ilgili bu asılsız iddia gerçekle hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır. Fotoğrafı paylaşılan ziyaret yasaklı odada “febril nötropeni” tanısıyla yatan hastamızın odasına enfeksiyonlardan korumak amacıyla doktoru tarafından ziyaretçi kısıtlaması getirilmiştir. Bu durum güvenlik kameraları görüntü kayıtlarında da mevcuttur. Hastanemiz kayıtlarında yapılan incelemelerde son aylarda asılsız iddiada belirtilen 20’li yaşlarda bir kadının tecavüz ve fiziksel şiddet gördüğü ifadesine benzer şikayetle hiçbir hasta başvurusu olmamıştır. Son yıllarda artan hizmet kalitesiyle öne çıkan hastanemiz hakkında yapılan bu karalama haberiyle ilgili Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığına en kısa sürede suç duyurusunda bulunulacak ve yasal süreç başlatılacaktır. Tunceli Valiliğine asılsız haber ve iddialar üzerine bilgilendirme yapılmış ve Huzur şehri olan Tunceli ilinin huzur halini bozmak isteyen bazı bölücü kişi ve örgütlerin çıkardığı iddiaların asılsız olduğu belirtilmiştir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Gülistan Doku’nun ailesi: Bulunan makas ve arama dışında delil yok-VİDEO

    Gülistan Doku’nun ailesi: Bulunan makas ve arama dışında delil yok-VİDEO

    PİRHA – Bir haftayı aşkın süredir kendisinden haber alınamayan Gülistan Doku’nun ailesi, basın açıklaması yaptı. Abla Aygül Doku, “Dinar köprüsünde ona ait olduğu iddia edilen bir makas ve saat 16.26 da Gülistan Doku’dan Zainal Abarakov’a yapılan 4 saniyelik bir arama dışında elimizde bizi sonuca götürecek bir delil bulunmamaktadır” diye konuştu. 

    Haberin videosu

    5 Ocak tarihinden bu yana haber alınamayan Gülistan Doku’nun ailesi Dersim Barosu ile birlikte açıklama yaptı.

    Abla Aygül Doku, “Öncelikli isteğimiz Gülistan’nın sağ olarak bulunmasıdır. Fakat başına bir şey gelmiş ise de akıbetinin en kısa zamanda ortaya çıkmasını istiyoruz. Kamuoyunun da yakından takip ettiği kadarı ile şimdiye kadar Dinar köprüsünde ona ait olduğu iddia edilen bir makas ve saat 16:26 da Gülistan Doku’dan Zainal Abarakov’a yapılan 4 saniyelik bir arama dışında elimizde bizi sonuca götürecek bir delil bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı.

    “BİLGİ VE BELGELERİN AİLEMİZLE PAYLAŞILMASINI İSTİYORUZ”

    Abla Doku şunları kaydetti:

    “Bu noktada Dersim halkının ve bütün Türkiye’nin bu konu ile ilgili hassasiyetini ve duyarlığını görüyor ve Gülistan bulunana kadar devam edeceğine yürekten inanıyoruz ve güveniyoruz. Gülistan’nın yüreği yanmış ailesi olarak başka Gülistanların kaybolmaması ve başka ailelerin yüreğinin yanmaması için bütün insanları daha da duyarlı olmaya çağırıyoruz.
    Kamuoyu, basın ve bütün kurumların kesin, somut, kafa karışıklığı oluşturmayacak bilgi ve belgeleri ailemizle paylaşmasını istiyoruz.
    Çabası olan gerçek ve tüzel tüm kişilere çabalarından dolayı teşekkür ediyoruz.”

    Baro Başkanı Kenan Çetin de olayın takipçisi olduklarını, bir gelişme olduğunda kamuoyuna açıklama yapacaklarını kaydetti.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim Barosu: Alevi aileye yapılan saldırı basit bir asayiş olayı değildir

    Dersim Barosu: Alevi aileye yapılan saldırı basit bir asayiş olayı değildir

    PİRHA – Dersim Barosu, İzmir’de Alevi yurttaşlara ait evin duvarına ‘Defol Alevi’ yazılmasına ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “Bir an önce fail veya faillerinin bulunması ve yargı önüne çıkarılmasını istiyoruz” denildi. 

    İzmir’de Alevi ailenin evinin duvarına ‘Defol Alevi’ yazılmasına tepkiler sürüyor.

    Dersim Barosu da konuya ilişkin açıklama yayınladı.

    Açıklamada, şunlar belirtildi:

    “Basın ve sosyal medya paylaşımlarından,  26 Kasım 2019 günü Gaziemir’de Alevi yurttaşlarımıza ait iki binaya çarpı işareti konulup ‘Alevi defol” şeklinde yazılar yazıldığını öğrenmiş bulunmaktayız.

    Söz konusu olayın ardından çeşitli sivil toplum örgütlerinden konu hakkında bilgi baromuz bilgi  almış olup ,

    Alevilik İnancı İlimizde yaşayan insanların Ağırlıklı inancı ve yaşam felsefesidir.

    Bu Felsefe Eşitlik üzerine kurulmuş olup 72 Millete aynı nazara bakan ve Cevheri Mertlik üzerine kurulu kime uygulanırsa uygulansın her türlü zulme haksızlığa karşı gelen Hazinesi bilgi olup yoksulluğa ve cahilliğe karşı mücadelesinde geri durmayan, meyvesi sevgi olan bir toplumdur. Doğayı suyu ateşi toprağı ve cümle canlıya sevgi ile bakar.

    Gaziemir’de kapıya çarpı nefreti atanlar, eğer içeriye normal bir kapı çalma ile misafir olsalardı sevgi ve insanlık görürlerdi.”

    “FAİLLERİN BULUNUP YARGI ÖNÜNE ÇIKARILMASINI İSTİYORUZ”

    Açıklama şöyle devam etti:

    Öncelikle belirtmek isteriz ki, olayın ortaya çıkış nedeni ne olursa olsun, Alevi insanımıza yapılan bu gayri ahlaki saldırı açıkça bir nefret suçunun tezahürüdür.

    Bugün kadar yapılan açıklamalar, olayın bir nefret suçu olduğu gerçeğini görmezden gelip, saldırıyı basit bir asayiş olayına indirgemeye çalışsa da, hala bu tür eylemlere girişilebiliyor olması da, Alevilere karşı istikrarlı şekilde devam eden ve failler cezalandırılmazsa ayrımcı politikaların devam edeceği ve ilerde telafisi imkânsız zararlar olacağı aşikârdır.

    Gaziemir’de yaşanan saldırı vesilesiyle olayın mağduru olan ailemiz başta olmak üzere, toplumumuzun aydınlık yüzü Alevi yurttaşlarımıza canlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi sunuyor. Söz konusu aşağılık saldırıyı kınıyoruz. Bir an önce fail veya faillerinin bulunması ve yargı önüne çıkarılmasını istiyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • Linç girişimlerine barodan tepki: Saldırılar Sivas, Maraş, Çorum olaylarını hatırlattı

    Linç girişimlerine barodan tepki: Saldırılar Sivas, Maraş, Çorum olaylarını hatırlattı

    PİRHA- Ülkede artan linç girişimlerine dikkat çeken Tunceli Barosu, Diyarbakır, Gebze ve Kızıltepe’de güvenlik güçlerinin takındığı hukuk dışı tavrın, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik fiziksel saldırı ile zirveye ulaştığını kaydetti. 

    Tunceli Barosu, Türkiye’de son dönemlerde artan linç girişimlerine ilişkin yazılı açıklama yayınlandı.

    Açıklamada, ülkenin son dönemlerde linç ve adaletsizlik kültürü ile karşı karşıya olduğu belirtilerek, “Politik bir argüman olarak kullanılan ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı nefret söylemi;  maalesef olağan bir siyasal tercihe ve söyleme dönüşmüş durumda. Politik aktörlerin, kanaat önderlerinin kurduğu dil, kullandığı cümleler ve kavramların toplumdaki karşılığı doğrudan şiddet eylemlerine dönüşmektedir. Politik çıkarlar uğruna söylenen her kelime ve cümle, toplumun farklı kesimlerini birbirinden daha uzaklaştırmakta, hatta düşmanlaştırmaktadır. Özelikle seçim döneminde siyasetçilerin nefret suçuna varan söylemleri, toplumun farklı politik, etnik ve inançsal kesimlerini birbirine karşı bilemekte, düşmanca tavır almalarına sebep olmaktadır” denildi.

    “SALDIRILAR ZİRVEYE ULAŞTI”

    Dersim Barosu, Gebze Cezaevi önünde çocukları açlık grevinde olan annelere karşı, Diyarbakır’da ve Mardin’in Kızıltepe ilçesinde barışçıl bir protesto eylemi yapmak isteyen insanlara karşı güvenlik güçlerinin takındığı hukuk dışı ve insanlık onuru ile bağdaşmayan tavrının, bugün ana muhalefet partisi genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik fiziksel saldırı ile zirveye ulaştığını kaydetti.

    BİRARADA YAŞAMA 

    Açıklamada, Kılıçdaroğlu’na yönelik gerçekleştirilen saldırının, Türkiye halklarının bir arada yaşama fikrine karşı bir saldırı olduğu belirtilerek, bu saldırının yüzleşilmeyen Maraş, Çorum ve Sivas olaylarını hatırlattığı ifade edildi. (HABER MERKEZİ)

  • 14 Barodan açıklama: Tek tip kıyafet uygulaması hukuk devleti ilkesini zedeler

    14 Barodan açıklama: Tek tip kıyafet uygulaması hukuk devleti ilkesini zedeler

    PİRHA – Bölge Baroları son yayımlanan KHK’ye ilişkin açıklama yaptı. Adıyaman, Ağrı, Batman, Bingöl, Diyarbakır, Dersim, Hakkari, Kars, Mardin, Muş, Siirt, Urfa, Şırnak ve Van Barolarının yaptığı açıklamada yapılan değişikliklerin Olağanüstü Hal Kanunu kapsamında olmadığı vurgulandı.

    Adıyaman, Ağrı, Batman, Bingöl, Diyarbakır, Dersim, Hakkari, Kars, Mardin, Muş, Siirt, Urfa, Şırnak ve Van Baroları, son çıkan KHK’ye ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada şunlar belirtildi:

    “696 Sayılı KHK ile getirilen değişikliklerden biri Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar nedeniyle tutuklu veya hükümlü bulunanların, duruşmaya sevk nedeniyle ceza infaz kurumu dışına çıkarılmaları durumunda, ceza infaz kurumu idaresince verilen tek tip giysileri giyme zorunluluğudur.

    Anayasanın 17/3 hükmüne göre “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz”. Tek tip giysi uygulamasının insan onuruna aykırı olduğu açık olup uygulamayla tutuklu ve hükümlülerin insan onuruna aykırı muamele görme yasağı ihlal edilmiş olacaktır. Geçmişte 12 Eylül darbesinden sonra cezaevlerinde yaşanan sancılı deneyimlerden de görüleceği üzere tek tip giysi uygulaması toplumsal barışı da zedeleyecek bir uygulamadır.”

    “TEK TİP KIYAFET UYGULAMASI HUKUK DEVLETİ İLKESİNİ ZEDELER”

    Açıklamada tek tip kıyafet uygulamasının hukuk devleti ilkesini zedeleyeceği belirtildi:

    “Öte yandan henüz yargılamaları devam eden ve haklarında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmayan sanıklara tek tip kıyafet uygulamasının özellikle masumiyet karinesine aykırılık teşkil edeceği göz ardı edilmektedir. Nitekim Anayasanın 38/4. Maddesi “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.” hükmüyle masumiyet karinesinin dil, din, ırk ve millet ayrımı gözetmeden herkes için güvence altına almış, yine Anayasanın 15/2. Maddesiyle masumiyet karinesi savaş, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde dahi dokunulması mümkün olmayan çekirdek haklar kategorisine dahil edilmiştir. Henüz ceza yargılaması sürmekte olup suçlu oldukları kesinleşmemiş sanıkların suçlu gibi muamele görmesine sebep olacak tek tip kıyafet gibi uygulamalar Hukuk Devleti ilkesini zedelemektedir. Lekelenmeme hakkı anılan değişiklikle çiğnenmiştir.

    “ÖZEL AF NİTELİĞİNDEKİ HÜKÜM ANAYASA’YA AYKIRIDIR”

    Anılan KHK ile getirilen değişikliklerden biri ise resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişilerin hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluktan muaf tutulması da hukuk devletinde yeri olamayacak bir özel af düzenlemesidir. Özel af niteliğindeki bu hüküm en başta ise Anayasanın 87. maddesine de aykırıdır. Anayasanın 87. maddesine göre Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek yetkisine sahiptir. Yine Anayasanın 2, 10, 13, 15, 17, 36, 38 ve 87. maddelerine aykırılık içeren bu düzenleme ile hukuk devleti ilkesi ağır bir yara almıştır.

    “OHAL REJİMİNE SON VERİLSİN”

    Bizler Bölge Baroları olarak, 17 aydır yürürlükte olan OHAL rejimine son verilmesini talep ediyor, KHK’lar marifetiyle özel veya tüzel kişilerin hukuki durumunu doğrudan etkileyen ve etkili bir yargı yolu öngörülmeden yapılan, hukuki güvenceyi ortadan kaldıran, adil yargılama ve savunma hakkını zedeleyen, haberleşme ve basın hürriyetine aykırı, olağanüstü hal ilanını gerekli kılan olaylarla sınırlı olmayan düzenlemeler yoluyla yasama ve yargı erkini devre dışı bırakan düzenlemelerin kaldırılıp olağan rejim hukuk normları içinde kalınarak normalleşme sürecine geçilmesi gerektiğine inanıyoruz.”

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

  • Munzur Özgür Aksın Meclisi: CHP’nin yürüyüşüne katılmayacağız

    Munzur Özgür Aksın Meclisi: CHP’nin yürüyüşüne katılmayacağız

    PİRHA –  Munzur Özgür Aksın Meclisi, CHP İl Başkanlığı tarafından düzenlenmesi planlanan “Munzur özgür aksın” yürüyüşüne katılmayacaklarını duyurdu.

    Dersim’deki Munzur Nehri üzerinde yapımı planlanan baraj ve HES’lere karşı kentteki siyasi parti, belediye başkanları, milletvekilleri, Dersim Barosu, Ticaret ve Sanayi Odası, dernek ve sivil toplum örgütleri ile HES karşıtı 32 kurum tarafından kurulan Munzur Özgür Aksın Meclisi CHP Tunceli İl Başkanlığı tarafından, bugün düzenlenmesi planlanan “Munzur Özgür Aksın” etkinliğine katılmayacakları açıklaması yapıldı.

    “MECLİSİMİZİN İRADESİ DIŞINDA GERÇEKLEŞMİŞTİR”

    “Munzur Özgür Aksın Meclisi’nin açıklaması şöyle:

    “08.09.2017 Tarihli  “Munzur Özgür Akacak  Meclisi”yaptığı toplantıda, 20 Eylül tarihinde Dersimde ” Munzur Özgür Aksın” adı altında yapılacak yürüyüşün, meclisimizin iradesi dışında  geliştiğinden  dolayı tarafımızca destek katılım sağlanmayacaktır. Halkımızın ve kamuoyunun bilgisine.”

    Öte yandan etkinlik kapsamında Selda Bağcan’ın vereceği konser iptal edildi. Konser, Aleviler için Matem Orucu kabul edilen 12 İmamlar (Muharrem)’e denk gelmesi üzerine Alevi dedeleri tarafından tepki ile karşılanmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dersim’in ünlü Pülümür Vadisi için Milli Park başvurusu

    Dersim’in ünlü Pülümür Vadisi için Milli Park başvurusu

    PİRHA- Dersim Barosu, Pülümür’den Dersim’e kadar uzanan ve tüm kriterlerini fazlasıyla kendinde barındıran ünlü Pülümür Vadisi’nin “Milli Park’ olarak tescil edilmesi için başvuruda bulundu.

    Dersim Barosu adına Baro Başkanı Avukat Barış Yıldırım imzasıyla Başbakanlığa gönderilen dilekçede milli parklara ilişkin kriterler sıralandı. Bu vadinin fazlasıyla bu kriterleri barındırdığı belirtildi.

    MİLLİ PARKI BELİRLEYEN KRİTERLER

    Milli park için istenen,“Tabii ve kültürel kaynak değerleri, dinlenme ve turizm alanı olması, bitki örtüsü ve yaban hayatı özelliğine sahip olması, bilim ve eğitim bakımından önem taşıyan nadir, tehlikeye maruz veya kaybolmaya yüz tutmuş ekosistemler, türler ve tabii olayların meydana getirdiği seçkin örnekleri ihtiva eden ve mutlak korunması gerekli olup sadece bilim ve eğitim amaçlarıyla kullanılmak üzere ayrılmış tabiat parçalarını, ifade eder” hükmünün hatırlatıldığı dilekçede, Pülümür Vadisi’nin şu özellikleri içerdiği ifade edildi;

    PÜLÜMÜR VADİSİNİN ÖZELLİKLERİ

    -Bilimsel ve estetik bakımından, milli ve milletlerarası ender bulunan tabii ve kültürel kaynak değerlerini barındırdığı gibi ile koruma, dinlenme ve turizm alanlarını da içermektedir. Zira:

    Pülümür Vadisi, başta Pülümür Çayı olmak üzere Haskar Deresi, Hakis Deresi gibi önemli kaynak değerlerine sahiptir.

    Bölge Munzur Dağları silsilesi içerisinde bulunan Bağır Dağı’ndan başlayarak önemli ekosistemleri barındırmaktadır. Bu ekosistemler akarsu ekosistemi, orman ekosistemi, mera ekosistemi, step ekosistemi, kaya ekosistemi olarak belirtilebilir. Bölgede ekosistem çeşitliliği sebebiyle endemizm oranı son derece yüksektir.

    Bölgede, Avrupanın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi’ne (BERN SÖZLEŞMESİ) göre kesin koruma altında olan flora ve fauna türleri ve habitatları bulunmaktadır.

    Belirtmek gerekir ki ülkemizde neslinin tükendiği sanılan Anadolu Parsı’nın bölgede yaşadığına dair bilimsel işaretler bulunmaktadır.

    Pülümür Vadisi sınırları dahilinde Alacık Köyü Karagöl Mezrası mevkiinde Muhafaza Ormanı olarak tefrik edilen Ağaç kümeleri de bulunmaktadır.

    Yörede Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme hükümlerine göre korunması gereken sahalar bulunmaktadır.

    Birleşmiş Milletler Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunmasına Dair Sözleşme hükümleri uyarınca da korunması gereken kültürel pratiklerin ifa edildiği alanlar da yörede mevcuttur.

    Avrupa Peyzaj Sözleşmesi hükümleri uyarınca da havzanın peyzajının korunması gerekmektedir.

    Pülümür Vadisi Havzası bir bütün olarak ilginç özelliklere ve güzelliklere sahip olup topoğrafya ve silüet açısından eşsizdir

    Baro Başkanı Avukat Barış Yıldırım, yukarıdaki bilgilerin ışığında son olarak  “Bu özelliklere istinaden Pülümür Vadisi’nin Bakanlar Kurulu’nca gerekli işlemlerin yapılmasını ve Milli Park olarak tescil edilmesini talep ediyoruz” dedi.

    Ahmet BAKIR

    DERSİM