Etiket: Dersim İnşa Kongresi

  • Seyit Rıza ve yol arkadaşları İsviçre’de anılacak

    Seyit Rıza ve yol arkadaşları İsviçre’de anılacak

    PİRHA- İdam edilişlerinin 85. Yılında Seyit Rıza ve yol arkadaşları İsviçre’deki ortak programla anılacak.

    Dersim İnşa Kongresi (Dik), Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu ile birlikte İsviçre’nin Winterthur şehrinde Alevi-Bektaşi Kültür merkezinde Seyit Rıza ve yol arkadaşlarını ortak programla anacak.

    26 Kasım Cumartesi günü saat 18.00’de başlayacak anmaya Dr. Fikret Zengin, FEDA temsilcisi Songül Çelik, Yazar Hüseyin Can ve İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu Onursal Başkanı Bülent Ant konuşmacı olarak katılacak. Ayrıca Şenay ve Savaş Aslan’ın müzik dinletisinin yanı sıra Veysel Tekin’in hazırladığı  sinevizyon gösterimi gerçekleştirilecek.

    Yapılan çağrıda tüm canlar anma programlarında yer almaya davet edildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Dersim İnşa Kongresi: Sivas Katliamı tarihte işlenen en barbar suçlardan biridir

    Dersim İnşa Kongresi: Sivas Katliamı tarihte işlenen en barbar suçlardan biridir

    PİRHA- Dersim İnşa Kongresi, Sivas Katliamı’nın 29. yılı nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada, Sivas Katliamı insanlık tarihinde işlenen en derin, en barbar suçlardan biridir” dedi. Açıklamada, “Katliamda parmağı olan ve sorumlu bütün yetkilileri ve köhnemiş karanlık İŞİD’çi faşist zihniyeti lanetliyoruz.
    Karanlığa karşı mazlum ve mağdurların direniş ışığı, yolumuzu hep aydınlatmaya devam edecektir” denildi. 

    Dersim İnşa Kongresi, 2 Temmuz 1993’te faşist-gerici gruplar tarafından asker ve polisin gözü önünde gerçekleştirilen Sivas Katliamı’nın 29. yılı nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı.

    “Sivas Katliamı insanlık tarihinde işlenen en derin, en barbar suçlardan biridir” diyen Dersim İnşa Kongresi, “Madımak’ı unutmadık, unutturmayacağız” dedi.

    Açıklamanın tam metni şöyle:

    “2 Temuz 93 Sivas Katliamı ülkemiz tarihinde olduğu kadar dünya insanlık tarihinde de işlenen en derin, en yalın haliyle açık bir devlet suçudur. Çünkü devletin askeri ve sivil bürokratlarının, yasama ve yürütmenin sorumlularının denetimi ve kontrolü altında bu vahşetin saatlerce sürmesine göz yummakla kalınmamış, saldırganlar teşvik edilmiş, kendilerine arka çıkılmıştır. Dönemin belediye başkanı ve başbakanı bu saldırgan faşist gürûha dönük sahiplenen mesajları yayınlamakta beis görmemişlerdir.
    Bu suç TC devletinin Kürtlere, Alevilere ve demokrat insanlara karşı işlemiş olduğu devletin suç pratiğinin sadece birisidir. Türk ulus devleti onlarca kez Kürtlere ve Kürt Alevilere dönük yaşattığı katliam ve soykırımların yirminci yüzyılın son çeyreğindeki katliamcı pratiğidir.

    “CANİLER AÇIKÇA KOLLANDI, KORUNDU”

    Dokuz yıl önce devletin bilinçlice davayı zaman aşımına uğratması sonucunda, bu davada suç pratiğine bulaşan caniler açıkça kollanmış ve korunmuşlardır.
    Bu eli kanlı katiller, hiçbir rahatsızlık duymadan istedikleri gibi istedikleri yerlerde iş yerleri açmış, devletin önemli mevkilerinde önemli görevlerde bulunmuşlardır. Bir kısmı belediye başkanı ve milletvekili seçilmiş, ırkçı, katliamcı zihniyetin siyasal aktörleri olarak ödüllendirilmişlerdir.
    Bu caniler, 29 yılı aşkın süredir devletin yeşil pasaportlarıyla kendilerine sunulan devlet imkanları ile istedikleri güvence ile istedikleri yerlerde gönüllerince yaşamlarını sürdürmenin rahatlığıyla hareket ediyorlar.

    “ALEVİLERE DÖNÜK KÜLTÜREL SOYKIRIM SÜRMEKTE”

    Onlar devletin bekaası için kurşun sıkan, kan kusan oldukları için, devlet gizli ve açık ödeneklerle bu katil çetelerini beslemeye devam ediyor-edecek.
    Bugün de AKP – MHP tek adam diktatörlüğü Kürdistan’ı işgal ederek Kürtlere fiziki ve kültürel, Alevilere dönük kültürel soykırımı sürdürmektedir. Raya(Rêya) Heq inancını ve inanç değerlerini başkalaştırıyor, Kürdi bellek ve hafızayı silmeye, yerine Türkçü Sünni İslam’ın belleğini ve hafızasını yerleştirmeye kalkışıyor. Yetinmiyor Sivas Katliamı’nda canlarımızı ateşte hunharca yakarak işlemiş olduğu insanlık suçunun bir benzerini şimdide Kürtlere karşı kimyasal silahlar kullanarak bu suçu işlemeye devam ediyor. Savaş ve insanlık suçuna devletçi sistem üç maymunu oynamaya devam ediyor. Siyasi, fiziki ve kültürel soykırımı engellemenin ve hesap sormanın yolu örgütlü mücadeleyi yükseltmekten geçiyor.

    “İNSANLIĞA KARŞI İŞLENEN SUÇLARDA ZAMAN AŞIMI OLMAZ”

    Sivas davası, devletin gayri meşru düzmece yasaları içinde ele alınarak zaman aşımına uğratılmış olsa bile, insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımının olmayacağını dünya alem biliyor. Bu dava insanlık vicdanında mahkûm edilmiş, bu canilerin halkların ve inançların özgür yaşamını kirletmelerine müsaade etmeyeceğimizi belirtiyoruz. Bu vesile ile bir kez daha altını çizerek diyoruz ki; biz bu dava bitti demedikçe, bu dava asla bitmeyecektir.
    Bundandır ki, her yıl vicdan sahibi onbinlerin yüzbinlerin sesleri yükselmekte, yüreklerinin derinliklerindeki o sese kulak vererek alanlarda ve meydanlarda olmaya devam ediyorlar. Her yıl olduğu gibi bu yıl da Sivas Madımak’ta olmaya ve yüzünü aydınlığa dönen yürekli;
    33 canı !
    33 yoldaşı !
    Karanlığa karşı Özgür geleceğin muştusu ve meşalesi olan 33 kardeşimizi anmaya devam edeceğiz.
    Onları yaşatmak ve nehak zihniyetin ülkemizi karanlığa boğmak isteğine karşı ülkeyi özgür yarınlara taşımak ve ortak yaşamı inşa etmek boynumuzun borcudur diyoruz.
    Canlarımızın anılarını yaşatmak, faşizme ve her türlü gericiliğe karşı aydınlık yarınlarda birlikte mücadele içinde olacağımızın sözünü veriyoruz. Sivas katliamında katledilenlerin anısını, sanatını ve toplumsal aydınlanma hareketini sahiplenmek, zalimin zulmüne karşı onuru savunmak demektir. Bu temelde dilsel, kimliksel, kültürel ve inançsal taleplerimizin haklı ve meşru mücadelesini yükseltmek yapılması gereken olmaktadır.
    29. Yılında Madımak katliamı şehitleri şahsında katliam ve soykırımlarda vahşice katledilen bütün canlarımızı bir kez daha özlemle anıyor, mücadelelerine bağlılığımızı ifade ediyoruz.
    Katliamda parmağı olan ve sorumlu bütün yetkilileri ve köhnemiş karanlık İŞİD’çi faşist TC zihniyetini lanetliyoruz.
    Karanlığa karşı mazlum ve mağdurların direniş ışığı, yolumuzu hep aydınlatmaya devam edecektir.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • 10 kurumdan Dersim Tertelesi açıklaması: İnsanlık bu vahşi soykırımı unutmayacak!

    10 kurumdan Dersim Tertelesi açıklaması: İnsanlık bu vahşi soykırımı unutmayacak!

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu, Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu, Dersim İnşa Kongresi’nin de aralarında bulunduğu 10 kurum ortak bir yazılı açıklamayla, Dersim Katliamı ile yüzleşilmedikçe kültürel soykırımın aşılamayacağını vurguladı. Açıklamada, katliamla Dersim’in haritadan en vahşi şekilde silinmek istendiği kaydedildi. 

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF), Dersim İnşa Kongresi (DİK), Maraş Dernekleri Federasyonu (MARDEF)
    Varto Der Rhein Main e.V, Avrupa Koçgiri Kültür Merkezi, Dersim Soykırımı Karşıtı Dernegi e.V, Penaberen Anatolia Navin (PKAN), Komela Xınus, Venge Dersim-Hanover, Dersim Tertelesi’nin 85. yılı dolayısıyla ortak yazılı bir açıklama yaptı.

    “Dersim Soykırımı devam ediyor (Dersim 37-38 XO Vira Nekeme)” denilen açıklamada, Dersim Soykırımı’nın halkların vicdanında kapanmayan yara, belleklerinde silinmeyen iz ve vahşet olarak hafızalarımızdaki tazeliğini koruduğu vurgulandı.

    1937-38, Dersim’ e ve Dersim’in kadim değerlerinin toptan imha edilmek istendiği tarih olduğu belirtilen açıklamada, “Osmanlı’dan günümüze dek birçok kez katliama uğrayan Dersim; en vahşi ve en kanlı olanını 4 Mayıs 1937-38 Soykırımı’nda yaşamıştır. Tarihin tanıklık ettiği, insanlığa karşı işlenen suçların sayfasına yazılan bu planlı saldırı ile Dersim, insanlık tarihinden silinmek ve ortadan kaldırılmak istenmiştir” denildi.

    Dersim’in Özgür yaşam kaynaklarının insanı ile birlikte ‘yerinde ve sonsuza kadar’ etkisiz kılınmak amacıyla ateşe verildiği vurgulanan açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Sağ ele geçirilip zoraki göçertilenlerin topraklarına geri dönüşleri kanunla yasaklanmış, mallarına ve mülklerine el konulmuştur. Mustafa Kemal, İnönü ve Fevzi Çakmak’ın onayı ile 4 Mayıs 1937 tarihinde çıkartılan kararname, Dersim Soykırımı’nın karar altına alındığı gündür. Bu nedenle o gün tarihe KARA GÜN (ROJA ŞAYE-ROJA REŞ) olarak geçmiştir.

    Osmanlı döneminde sayısız sefer yapılan, istenilen sonucu elde edemeyince, Osmanlı’dan Türk devletinin kuruluşu ve sonrası süreçte Dersim, egemenler açısından daima kesilip atılması gereken “Çiban Başı“ olarak görülmüş, soykırım ve katliamlara tabi kılınmıştır.
    Osmanlı’nın yıkılışı üzerinden ulus devleti inşa etmek isteyen İttihat ve Terakki zihniyetinin; “Tek Devlet, Tek Ulus, Tek İnanç, Tek Dil ” eksenli ırkçı, inkârcı Faşist Türk Ulus Devlet Paradigması; 1925 Şark Islahat kanunu, 1934 Iskan Kanunu, 1935 Tunç-eli Kanunları ile planlı ve on yılları kapsayan hazırlıklarla karar altına alınan soykırım, adım adım ağır siyasal ve sosyal travmalarla hayata geçirilmiştir.

    Türk Devleti’nin Dersim’’e dönük 4 Mayıs 1937-38 soykırımı; Dersim toplumunun Türkleştirilmesi ve Alevi-Kızılbaş inancının başkalaştırılıp İktidar İslam’ı dayatmanın uygulaması olmuştur.

    “YÜZLEŞİLMEDİKÇE KÜLTÜREL SOYKIRIMI AŞMAMIZ MÜMKÜN DEĞİLDİR”

    1915 Ermeni Soykırımı, Êzidî, Rum (Pontus), Asuri/ Süryani/ Keldani, Koçgiri, Kürt, Alevi Soykırım ve katliamları ulus devletin tekçi mantığıyla Anadolu- Mezopotamya halkları ve inançlarına yaşatılmıştı. Uzun tarih boyunca özerk olan Dersim Eyaleti’nde yaşayan Kürt Aleviler başta olmak üzere birçok halk ve farklı inançlardan topluluklara karşı en büyük soykırım Kemalist cumhuriyet döneminde yaşatıldı. Türkçü ve İslamcı zihniyetle halklara ve inançlara dönük Kemalist devletin inkâr, katliam ve soykırım politikası bugün AKP-MHP’nin Türkçü siyasal İslamcı faşizmi ile yürütülmektedir. Bu nedenle Aleviler gerçek manada, Kemalist modernist Cumhuriyetle yüzleşmedikçe, yürütülmek istenen kültürel soykırımı aşmamız mümkün değildir. AKP-MHP’nin geliştirmek istediği provokasyonun hedefinde olan Aleviler olarak bu inkâr ve nahak zulme karşı, örgütlü ve ikrarlı savunmanın hak olduğu bilinci ile hareket etmeliyiz. Aleviler ve ezilen mazlum halklar olarak, yeni soykırımlar yaşamak istemiyorsak, Hüseyin’i duruş ve Seyit Rıza’nın ikrarlı ve onurlu duruşu ile ya cümle canlar olarak kültürel direnişte ısrar edecek ve kazanacağız ya da Yezid zihniyetine yol vermiş olacağız.

    “DERSİM SOYKIRIM HAKİKATINI TÜM DÜNYAYA ANLATMALIYIZ”

    Dersim Soykırımı gerçeğini uluslararası düzeyde halen kabul ettirebilmiş değiliz. Bu nedenle daha çok çalışmak, örgütlü mücadeleyi daha da büyütmek gerekiyor. Dersim Soykırımı hakikatını tüm dünyaya anlatmanın ve kabul ettirip başarmanın tek yolu; Alevilerin, kadınların, ezilenlerin, emekçilerin, sol ve sosyalistlerin birliğinden geçmektedir. Gelinen aşamada parçalı, dağınık, pasif, örgütsüz, programsız, önderliksiz duruş bizim için kaybetmek anlamına gelmektedir. Kerbela’da, Dersim’de, Maraş’ta, Gazi’de, Sivas’ta katliamların yaşanmasının nedeni mazlumların birliği ve öz savunmalarının olmamasıydı.

    “DERSİM’İ HARİTADAN SİLMENİN VAHŞİ, ACIMASIZ, BÜYÜK KİN VE ÖÇ ALMANIN SOYKIRIMIDIR”

    Bu tarihsel yaşanmışlıklardan çıkaracağımız en temel ders; küçük hesapları bir tarafa bırakarak, birliğimizi, dirliğimizi, hak ve hakikat mücadelesine göre yürütmek olmalıdır.
    Uzun erimli ve kapsamlı planların sonucu olarak gerçekleştirilen Dersim Soykırımı’nda; elli binle, yüz bin arasında insanın kırımdan geçirildiği, bir o kadarının sürgüne gönderildiği bilinmektedir. Dersimde yapılan kırımda kız çocukları Türk subaylarına peşkeş çekilmiş, bir çoğu zorla evlendirilmiş, daha küçük yaşta olanlar evlatlık verilerek Türkleştirme politikalarına tabi tutulmuşlardır. Deyim yerindeyse Dersim Soykırımı; canlı- cansız tüm varlıklarıyla, Dersim’i haritadan silmenin vahşi, acımasız, büyük kin ve öç almanın soykırımıdır. Devletle işbirliği yapan aşiretlerden insanların bile sonradan toplu katliamlardan geçirilmesi; ulus devletin Dersim’i tamamen ortadan kaldırmayı amaçladığını göstermektedir.

    1915 Ermeni Soykırımı’nda Ermeni halkına kucak açan, koruyan ve acılarını paylaşan Dersim halkı; bu tutumu nedeni ile TC. Devletinin kara defterine kaydedilmişti. Devletçi egemenlikçi sisteme yüz yıllar boyunca boyun eğmemiş, kendi içinde otonom yaşayan, sermaye birikimi için azınlıkların ve farklı olanların mallarına ve değerli varlıklarına el koymak isteyen ırkç faşist devlet, Alevilerin Ocaxlar sistemine dayalı kendilerine özgü devlet dışı toplumsallığını dağıtmaya 1924’te işe koyulmuştu. Bu toplumsallık sayesinde ulus devletin tekçi ve inkârcı asimilasyon politikalarına karşı ruhi şekillenmeyi sürdürüyor olması nedeni ile, “Çıban Başı” olarak yaftalamışlardı.

    Dersim Soykırımı’nda zehirli gazların kullanıldığının devlet görevlilerince itiraf edilmesi, soykırımın uluslararası boyutunu da göstermektedir. Süreç içerisinde Almanya başta olmak üzere, Emperyalizmin Dersim Soykırımı’nda Türk Devletine sattıkları bu zehirli gazlar, Dersim toplumunu kitlesel ortadan kaldırma amacıyla kullanıldı. Savunmasız Dersim toplumu yaşlısı, çocuğu, kadını ile birlikte mağaralarda “fare gibi” zehirlenerek hunharca katledildiler.”

    Dersim Soykırımı’nın çeşitli biçimlerde devam ettiği belirtilen açıklamada, “Kültürel ve ekolojik kırım, Dil ve inanç asimilasyonu, özüne yabancılaştırma, yozlaştırma 1925 Şark Islahat Planı güncellenerek, Dersim ve Kürdistan’da soykırım politikası sürdürülmektedir” dedi.

    Açıklamaya şöyle devam edildi:

    Yapılan onca zulme karşın, Türk Devleti gerçekleştirdiği tarihi soykırımlarla yüzleşmedi ve özür dilemedi. Dersim toplumunun talepleri kabul edilmedi ve görmezden gelindi.
    Dersim ismi iade edilmediği gibi, 4 Mayıs Tertelesi resmi anma günü kabul edilmemiş, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının mezar yerleri açıklanmamıştır.”

    Maraş, Malatya, Sivas, Çorum ve Gazi katliamlarını, yakın dönemde Sur, Cizre katliamlarının izlediği belirtilen açıklamada, Efrin, Rojava, Şengal ve Başûr’da da işgal ve soykırıma devam edildiği kaydedildi.

    Açıklamada, kullanılan kimyasal silahlarla sadece Dersim’e karşı değil, aynı zamanda tüm insanlığa karşı suç işlendiği ifade edilirken, “Bu temelde soykırıma ve insanlık suçlarına karşı mücadelede demokratik kamuoyuna ve tüm insanlığa büyük görevler düşmektedir. Dersim Soykırımı ve yaşanan diğer bütün soykırımları nefretle kınıyor, lanetliyor, mağdurlarını saygı ve minnetle anıyoruz. Soykırım sorumlularını Halklarımız nezdinde ve uluslararası alanda hesap vermeye, halklarımızı haklı mücadelede birlikte olmaya çağırıyoruz. İnsanlık bu barbar ve vahşi soykırımı unutmayacaktır” diye kaydedildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • DİK: Yüzleşmekten kaçınmaya devam ediliyor

    DİK: Yüzleşmekten kaçınmaya devam ediliyor

    PİRHA-Dersim İnşa Kongresi, Ermeni Tehcirinin 107. yıldönümü nedeniyle yazılı açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Aradan geçen bir asrı aşkın zaman dilimine rağmen rejim bu gerçeklikle yüzleşmekten kaçınmaya ve tekçi, inkârcı politikaları ısrarla sürdürmeye devam ediyor” denildi.

    Dersim İnşa Kongresi, Ermeni Tehcirinin 107. Yıldönümü nedeniyle yazılı açıklama yaptı.

    “SOYKIRIM FAİİLERİNİ LANETLİYORUZ”

    20. yüzyılın ilk soykırımlarından olan Ermeni soykırımının 107. yıl dönümü olduğu hatırlatılan açıklamada, “Aradan geçen bir asrı aşkın zaman dilimine rağmen rejim bu gerçeklikle yüzleşmekten kaçınmaya ve tekçi, inkârcı politikaları ısrarla sürdürmeye devam ediyor. 107. yılında 1915 ve devam eden yıllarda Ermeniler ile birlikte soykırıma uğrayan Asuri, Keldani, Süryani ve Pontus Rum halkları için adalet talep ediyoruz. Soykırım faillerini lanetliyoruz. Soykırıma uğrayanların ve topraklarından sürgün edilenlerin anısı önünde saygıyla eğiliyoruz. İttihatçı rejim yalnızca Ermenilerin ve diğer Hıristiyan halkların fiziksel ve kadim kültürel varlığını ortadan kaldırmakla, Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasının kültürel çeşitlilikten arındırmakla kalmadı. Devamında farklı olana ve öteki görülene yaşam hakkı tanınmazken, soykırım, cumhuriyetin kurucu politikası olarak benimsenerek süreklileştirildi” denildi.

    “1915’TE ERMENİLERE VE DİĞER HALKLARA YAŞATILAN SOYKIRIM İLE TEKÇİ SİYASAL REJİMİN HARCI YAPILDI”

    1915 soykırımı sonrasında Kürtler başta olmak üzere diğer halklara Türkleştirme ve Sünnileştirme dayatıldığının altı çizilen açıklamada, “Bu dayatmalara itiraz eden Kürt halkının ve Alevi toplumunun karşı karşıya kaldığı politikalar da, soykırım oldu. 1915’te Ermenilere ve diğer halkalara yaşatılan soykırım, tekçi inkârcı siyasal rejimin ve yeni bir ulus inşa etmenin harcı yapıldı. Yüzyılı aşkın süredir toplumsal barışın sağlanamamasının, farklı kimlik, kültür ve inançlara dayalı çoğulcu bir demokrasinin kurulamamasının, süreklileşen katliamlara ve günümüzde çok katmanlı biçimde sürdürülen kültürel soykırımın önüne geçilememesinin nedeni de budur. Tekçi, inkârcı rejimi aşmanın, süreklileşen soykırım politikalarını kırmanın yegane yolu Ermeni soykırımı ile yüzleşmekten, soykırıma uğramış halkların hakikat ve adalet taleplerini karşılamaktan geçiyor. Rejimi buna zorlama görevi ise, öncelikle barış, özgürlük ve demokrasi güçlerinindir. Soykırıma uğramış bir halkın temsilini yapan Dersim İnşa Kongresi olarak, bu sorumlulukla hareket ettiğimizi, başta Ermeniler olmak üzere, soykırıma uğramış halkların acılarını derinden hissettiğimizi belirtmek isteriz” ifadeleri kullanıldı.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Dersim İnşa Kongresi, ‘Tunceli Tanıtım Günlerine’ ilişkin açıklama yaptı

    Dersim İnşa Kongresi, ‘Tunceli Tanıtım Günlerine’ ilişkin açıklama yaptı

    PİRHA-İstanbul’da düzenlenen ‘Tunceli Tanıtım Günlerine’ ilişkin bir açıklama yapan Dersim İnşa Kongresi, “Devlet, Dersim’de Alevi Kürt kimliğinden arındırılmış yeni bir ‘siyaset’ ve ‘ticaret’ sınıfını egemen hale getirmek istiyor. Kürtsüz, Alevisiz bir Dersim yaratılmak isteniyor. Bu bir suçlama değil, gerçek durum tespitidir” ifadelerini kullandı. 

    Dersim İnşa Kongresi (DİK), 28 Aralık 2021 ile 2 Ocak 2022 tarihlerinde İstanbul Yenikapı’da düzenlenen “Tunceli Tanıtım Günleri” etkinliği ve sonrasındaki tartışmalara yönelik bir açıklama yayımladı. DİK, açıklamasında “Devlet, Dersim’de Alevi Kürt kimliğinden arındırılmış yeni bir ‘siyaset’ ve ‘ticaret’ sınıfını egemen hale getirmek istiyor. Kürtsüz, Alevisiz bir Dersim yaratılmak isteniyor. Bu bir suçlama değil, gerçek durum tespitidir” ifadelerine yer verdi.

    Açıklamanın tamamı şöyle:

    “28 Aralık 2021-2 Ocak 2022 tarihleri arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde, Tunceli Belediyesi ve Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) İstanbul Yenikapı’da orijinal adıyla ‘Tunceli Tanıtım Günleri’ düzenledi. Etkinlik bitti ancak tartışma halen devam ediyor. Konuya ilişkin farklı çevreler görüşlerini açıkladılar.
    Dersim İnşa Kongresi (DİK) olarak bizde; yaşanan ve halen devam eden tartışmalar neticesinde görüşümüzü açıklamayı bir zorunluluk olarak görüyoruz.

    “DERSİM’İN DEĞERLERİNE KARŞI POLİTİKALAR SÜRMEKTEDİR”

    Karşı karşıya olduğumuz sorun bugünün meselesi değil, dünün devamıdır. Tarihsel süreç içinde yaşananlar irdelendiğinde nasıl bir gerçekle karşı karşıya olduğumuz anlaşılacaktır. Rayber Sey Rıza ve arkadaşlarını darağacına gönderen İstiklal Mahkemesi’nin savcısı Hatemi Şahanoğlu, ‘’Bu dava genç Tun(ç)eli’nin Dersim’e karşı açtığı tarihi bir davadır. Vereceğiniz karar genç Tun(ç)eli’nin ebediyen yaşamasına, çıban başı olan Dersim’in tarihin çöplüğüne atılmasına neden olacaktır.’’ diyordu.

    Devletin bugün de Dersim’e bakış açısı budur ve değişmemiştir. Bu politika, günümüzde Dersim’in temel değerlerine karşı yeni bir formatta ve sistematik bir şekilde sürdürülmektedir. Dr. Nuri Dersimi ile başlayan ve Sey Rıza ile devam eden Dersim halk önderlerini itibarsızlaştırma kampanyası sıradan bir olay değildir.

    Dersim’i kimliksizleştirmenin öncelikli yolu belleğini silmekten geçtiğini planın stratejik aklını oluşturanlar gayet iyi bilmektedir. Dil, inanç, kültür, ziyaret, coğrafya, kutsal mekanlar, Sey Rıza ve Dr. Nuri Dersim’i hedef seçmeleri tesadüf değildir. Bu değerler zayıfladığında ya da yok edildiğinde geriye “Dersim” diye bir yer kalmayacaktır. Kalsa bile o Dersim Rayber Sey Rıza’nın Dersim’i ve binlerce kefensizlerimizin uğruna can verdikleri Dersim olmayacaktır.

    “DERSİM’DEKİ SORUN DERİN VE TARİHSELDİR”

    Koçgiri’den Xınıs-Gımgım’a Dersim’in geniş değerler yelpazesi içinde; Kırmanciye, dil, Raa Heq, Düzgın Baba, Munzır Baba, Ocaklar, Rayber Sey Rıza, Use Seydi, Cıve Gej, Fındık Axa, Alişer Efendi, Sahan Ağa, Zarife Xatun, Dr. Nuri Dersimi, Sey Qaji, Sılo Qız, Dr. Şivan, Hüseyin Cevahir, Ali Haydar Yıldız, Mazlum Doğan, Sakine Cansız, Haydar Işık ve diğerleri vardır. Bunların temsil ettiği, uğruna hayatlarını verdikleri temel değerlere sahip çıkmak; mirasımız, güvencemiz ve çıkış yolumuzdur.

    Dersim’deki sorun derin ve tarihseldir. Uzlaşma, çelişki ve çatışma alanının İstanbul’da düzenlenen bir etkinlikle sınırlandırılması sorunun tamamının gözden kaçmasına neden olacaktır. Sorunun daha büyük, kapsamlı ve ideolojik olduğu açıktır. İstanbul neden değil, sonuçtur. İstanbul’da düzenlenen ‘Tunceli Tanıtım Günleri’ etkinliğinde ortaya çıkan tablo da bir yanlışlık sonucu çıkmamıştır.

    Bazı çevrelerin ‘eksiklik’ olarak gördüğü durum bize göre bilinçli bir tercihin sonucudur. Dersimli diğer kurumlar, siyasi çevreler yok sayılmış ve bu organizasyona ortak edilmemiştir. Yapılan itiraz, eleştiri ve önerilerin bu gerçeği görerek yapılmasının sağlıklı olacağına inanıyoruz. Eleştiriler, ‘’Sey Rıza’nın resmi neden afişin sonuna konuldu’’ yerine, Sey Rıza’nın inkâr edildiği yerde, ‘‘Dersim değerlerinin o afişte ne işi var’’ şeklinde olmalıdır. Dersim’in bir ticari markaya dönüştürülmesi kabul edilemez. Karşı çıkılması gereken boyutlar öncelikli olarak bunlardır.

    “ALEVİ KÜRT KİMLİĞİNDEN ARINDIRILMIŞ YENİ BİR SİYASET EGEMEN HALE GETİRİLMEK İSTENİYOR”

    Sonuç olarak; bir kez daha vurguluyoruz. Devlet, Dersim’de Alevi Kürt kimliğinden arındırılmış yeni bir ‘siyaset’ ve ‘ticaret’ sınıfını egemen hale getirmek istiyor. Kürtsüz, Alevisiz bir Dersim yaratılmak isteniyor. Bu bir suçlama değil, gerçek durum tespitidir. Bu konseptin uygulama görevi ise Doğu Perinçek ve Ergenekon’a verilmiştir. Amaç Dersim ile Kürdistan’ın bağını koparmaktır. Devlet bu amaca uygun alan açıyor ve rol veriyor. Munzur Üniversitesi’ne verilen rol, Tunceli Cem Evi’nin neredeyse bir devlet kurumuna dönüştürülmesi açıklayıcı birer örnektir. Türk-İslam sentezini egemen hale getirmek istiyorlar.

    Bütün değerlerimizin, coğrafyamızın ve ziyaretlerimizin ‘turistik’ alanlara çevrilmesinin temelinde de bu amaç yatmaktadır. Burada alınması gereken tutum hangi siyasi çevre olursa olsun devletin tuzağına düşmemesidir. Dersim’in tarihsel kimliğine sahip çıkmak, korumak ve geliştirmek öncelikli görev olmalıdır. Özerk ve özgür Dersim ancak bu yolla inşa edilir.

    Dersim İnşa Kongresi olarak; yeryüzünde yaşayan bütün Dersimlilere açık çağrıda bulunuyoruz: Coğrafyamız, kutsal topraklarımız, insanlarımız, dilimiz, kültürümüz ve ziyaretlerimiz büyük bir saldırı ve kuşatma altında. Bu temelde bütün Dersimlileri devletin her türlü inkâr ve imha saldırılarına karşı ortak mücadele etmeye davet ediyoruz!

    Wesbo Kırmanciye!
    Wesbo Kurmancîye!
    Wesbo Dersim!”

    (HABER MERKEZİ)

  • Dersimli Araştırmacı-Yazar Haydar Işık Frankfurt’ta anılacak

    Dersimli Araştırmacı-Yazar Haydar Işık Frankfurt’ta anılacak

    PİRHA- Demokratik Toplum Federasyonu (FCDK-KAVA) Dersim İnşa Kongresi ve Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), mide kanseri tedavisi gördüğü Almanya’da Hakk’a yürüyen Dersimli Araştırmacı-Yazar Haydar Işık’ı anacak.

    Bir süredir mide kanseri tedavisi gördüğü Almanya’nın Münih kentinde Hakk’a yürüyen Dersimli Araştırmacı-Yazar Haydar Işık, Frankfurt’ta anılacak.

    Demokratik Toplum Federasyonu (FCDK-KAVA) Dersim İnşa Kongresi ve Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) öncülüğünde gerçekleşecek anma için, “Kürt yazar Haydar Işık’ı sürgünde kaybetmenin acısını yaşıyoruz. Acımız büyük olsa da yoldaşımız Haydar Işık’ın ilkeli, tutarlı ve baş eğmez mücadele azmi bize yol gösteriyor. Soykırımlar yaşamış ve halen soykırım tehlikesi içinde olan bir toplumun sağlam bir tarih bilincine sahip olması için mücadele etti. Onuru hiç bir zaman yere düşürmeyen bir hayatı yaşadı. Ana topraklarına bağlığını sürdüren hakkı verilmiş bir yaşamın sahibi oldu. Bizlere ve sonraki kuşaklara direniş ve mücadele mirası bıraktı. Tüm halkımızı mücadele arkadaşımız yazar Haydar Işık’ın anmasına katılmaya davet ediyoruz!” çağrısında bulunuldu.

    Anmanın gerçekleşeceği adres ve bilgiler şöyle:

    Tarih: 19-12-2021

    Saat: 13.00

    Yer: AKM

    Schwarzewiese 18

    61440 oberurse/ Frankfurt a.M.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER

    > Haydar Işık Hakk’a yürüdü
    > Dersim İnşa Kongresi: Onuru hiç bir zaman yere düşürmeyen bir hayatı yaşadı
    > Yazar Haydar Işık’tan hapisteki kızına mektup
    > ‘Katliam anılarıyla yaşamak ağır bir yük’
    > ‘Hepimizin öğretmeni ve öncüsü Heyder Işık’ ı saygı ve minnetle anıyoruz’

     

  • Dersim İnşa Kongresi (DİK) 2. Olağan Kongresini gerçekleştirdi

    Dersim İnşa Kongresi (DİK) 2. Olağan Kongresini gerçekleştirdi

    PİRHA- Dersim İnşa Kongresi (DİK) 2. Olağan Kongresini Almanya’nın Frankfurt şehrinde bulunan Oberursel Alevi Kültür Merkezinde farklı ülkelerden gelen 45 delegenin katılımıyla gerçekleştirdi.

    Dersim İnşa Kongresi (DİK) 2. Olağan Kongresini gerçekleştirdi.

    Divan üyeliklerine Songül Çelik, Helene Dersim ve Veli Güneş’i seçtikten sonra kongre güncel akışına geçerek başlamış oldu. HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü’nün ülkedeki ve Dersim’deki güncel duruma dair aktarımlar yapıp süreci değerlendirdiği kongrede, 2 yıllık faaliyet süreci masaya yatırıldı.

    Kapsamlı eleştiri ve özeleştirinin yapıldığı kongrede tüm katılımcılarda “Yüzümüzü artık içe yani Dersim’e dönmeliyiz” görüşü ortak fikir olarak öne çıkarken, ayrıca sanatçı Ferhat Tunç da sürece dair düşüncelerini kongrede paylaştı.

    Dersim İnşa Kongresi üyeleri, yapılan tartışmalar sonucunda önümüzdeki süreçte kurumsallaşmayı ve Avrupa’da örgütlenmeyi önlerine görev olarak koyduklarını vurgulayarak, 29 kişilik meclisini oy birliği ile seçti.

    2 hafta sonra toplanma kararı alan meclis, bu toplantıda yönetim kurulu üyelerini ve eş başkanları seçeceklerini belirtti.

    PİRHA/ALMANYA

  • İsviçre’de anma: Dersim Soykırımı sadece öldürmek üzerine planlanmamıştı!

    İsviçre’de anma: Dersim Soykırımı sadece öldürmek üzerine planlanmamıştı!

    PİRHA- Dersim İnşa Kongresi ve Winterthur Alevi Kültür Merkezi öncülüğünde düzenlenen panelde Seyit Rıza ve arkadaşları anıldı.

    Dersim’de 84 yıl önce idam edilen Seyit Rıza, oğlu ve arkadaşları anılıyor. Bundan tam 84 yıl önce Dersim’in önde gelenleri, seyitleri, Seyit Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan göstermelik mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildi.

    Seyit Rıza ve arkadaşlarının katledilişinin 84’üncü yıldönümünde İsviçre’de Dersim İnşa Kongresi (DİK)ve Winterthur Alevi Kültür Merkezi (WAKM) öncülüğünde panel düzenlendi.

    Panelde, Seyit Rıza ve soykırımda katledilenlere ait fotoğrafların asıldığı panele, Munzur Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Yalçın Çakmak ve Central Europan Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Yektan Türkyılmaz’ın panelist olarak katıldı.

    “DERSİM’DE KÜRTLÜK VE KIZILBAŞLIK İLE HESAPLAŞMAK İSTENDİ”

    Akademisyen Yalçın Çakmak, ‘Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Dersim’de Kızılbaşlık’ başlıklı bir sunum yaptı.

    Osmanlı devletinin sürekli Dersim’i baskı altında tutulması gereken bir yer olarak gördüğünü belirten Çakmak, Osmanlı’nın Dersim ve aşiretlerle ilgili her zaman raporlar tuttuğunu, bu raporlar doğrultusunda oluşturduğu politikalarla aşiretler arası bölünmelere yol açarak kendi açısından başarılı olduğunu vurguladı.

    Çakmak, gerek Osmanlı devletinin, gerek kurulan Cumhuriyetin Kürt-Kızılbaş ve Dersimliler ilgili her dönem belge ve rapor tuttuğunu, bunun çok verili şekilde devlet arşivlerinde yer aldığını, bu nedenle devletin bu konuda çok bilgili olduğunu aktararak, ‘Dersim’e sefer olur zafer olmaz’ sözünün de bu raporların sonucu olarak Osmanlı ve Cumhuriyet’in kendi söyleminde açığa çıktığını kaydetti.

    Dersim’in bir çıban olarak sökülüp atılmasının planının Osmanlı’dan beri gelen bir söylem olduğunu aktaran Çakmak, bu hesaplaşmanın sadece Atatürk ve Kemalist rejimin değil aynı zamanda Osmanlı’nın hesaplaşması olduğunu belirtti. Bu anlamda Osmanlı ile bir kopuş olduğunun düşünmediğini söyleyen Çakmak, Dersim’le olan Kürt ve Kızılbaş ile hesaplaşmanın bu yönlü olduğunu belirtti.

    “SOYKIRIM, SADECE ÖLDÜRMEK ÜZERİNE KURULU BİR EYLEM DEĞİLDİR”

    Kısa bir sinevizyon gösterimden sonra konuşan Akademisyen Yektan Türkyılmaz, kendisinin ağırlıkta Ermeni soykırımı üzerine çalışma yaptığını belirterek, Dersim’de yaşananların tam olarak soykırım olduğunun altını çizdi. Türkyılmaz, Ermeni Soykırımı ile yaptığı karşılaştırmada; Dersim Soykırımı’nın Ermeni soykırımından farklı olarak zamana yayılarak adım adım planlanmış olduğunun altını çizdi.

    ‘Soykırım bir tek öldürmek üzerine kurulu bir eylem değildir’ diyen Türkyılmaz, “Dersim Soykırımı bir tek öldürmek üzerine planlanmamıştı. Onu tarif etmek ve yeniden şekillendirmek soykırımcıların çok önemli bir arzusuydu. Yeni bir Dersim oluşturmak istedikleri için eğitim önemli bir araç haline getirildi. Örneğin sürekli Dersim’in sınav benzeri konularda birinci çıkartması da bu soykırımın bir ürünüdür. Dersimlinin anadilini bir kenara atarak, güzel Türkçe konuşması da buna bir örnektir. Eğitim kurumlarının yeniden bir Dersimli tarifi için özellikle kullanıldı” şeklinde konuştu.

    Panelden sonra müzisyen Mehmet Durna’nın klamlarıyla anma son buldu.

    PİRHA/İSVİÇRE

  • Dersim İnşa Kongresi’nden Seyit Rıza ve Nuri Dersimi açıklaması

    Dersim İnşa Kongresi’nden Seyit Rıza ve Nuri Dersimi açıklaması

    PİRHA- Yazar Haydar Beltan’ın Seyit Rıza için “1916 yılından 1936 yılına kadar istisnasız her yıl devletle görüştü, kendisi gidemeyince çocuklarını gönderdi ve bir direnişi de yoktur” sözlerine bir tepki de Dersim İnşa Kongresi Eş Başkanları Ali Çatakçin ve Hülya Yer’den geldi. Yapılan yazılı açıklamada, Dersim’in tarihsel kimliğini temsil eden Sey Rıza ve Nuri Dersimi’ye saldırmak, Dersim’in kimliğini, kültürünü, dilini ve inancını yok saymaktır” denildi. Açıklamada, ayrıca HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü’ye karşı ise seviyesiz karalama kampanyası yapıldığı kaydedildi. 

    Dersim Belediyesi tarafından 12 Ağustos tarihinde organize edilen Veyvé Kıtavu (Kitapların Düğünü) adlı kitap tanıtma etkinliğinde Yazar Haydar Beltan’ın Seyit Rıza için “1916 yılından 1936 yılına kadar istisnasız her yıl devletle görüştü, kendisi gidemeyince çocuklarını gönderdi ve bir direnişi de yoktur” sözlerine tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Yazılı bir açıklama yapan Dersim İnşa Kongresi Eş Başkanları Ali Çatakçin ve Hülya Yer, Dersim önderi Sey Rıza’ya karşı karalama kampanyası ve Dersim halkı ve değerlerinin örgütlü kötülükle karşı karşıya olduğunu belirttiler.

    “Dersim’in tarihsel kimliğini temsil eden Sey Rıza ve Nuri Dersimi’ye saldırmak, Dersim’in kimliğini, kültürünü, dilini ve inancını yok saymaktır” denilen açıklamanın tamamını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

    DEMOKRATİK KAMUOYUNA

     

  • Dersim İnşa Kongresi İsviçre’den soykırım anması: Soykırımla yüzleşin!

    Dersim İnşa Kongresi İsviçre’den soykırım anması: Soykırımla yüzleşin!

    PİRHA-Dersim İnşa Kongresi (DİK) İsviçre, Dersim Soykırımı’nın 84. yıldönümünde katledilenler için kitlesel anma gerçekleştirdi. Anmada katliam ile yüzleşilerek arşivlerin açılması, Dersim isminin iade edilmesi, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması ve soykırımının unutulmaması için utanç müzesi kurulması talepleri bir kez daha dile getirildi.

    Dersim İnşa Kongresi İsviçre,  Bern kantonunda Dersim 1937/38 Soykırımı’nda katledilen canları andı. Demokratik kitle örgütleri ve İsviçreli parlamenterlerin katılımıyla gerçekleşen basın açıklaması pandemi koşulları nedeniyle kısıtlı sayıda temsili katılımla gerçekleşti.

    Bern kantonunda gerçekleşen anmaya Federal Parlamento Yeşiller grubu (Grüne Schweiz) üyesi Parlamenter Sibel Arslan ve Sosyal Demokrat Partisi (SP) üyesi Federal Parlamenter Mustafa Atıcı, Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eşbaşkanı Demir Çelik, Batman Belediyesi eski başkanı Nejdet Atalay, Avrupa Demokratik Güç Birliği Eşsözcüsü Tuncay Yılmaz ve demokratik kitle örgütleri katılım gösterdi.

    Açıklamada ayrıca katliama ait fotoğraf ve dövizler yer aldı.

    Yapılan basın açıklamasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin Dersim Soykırımıyla yüzleşmesi gerektiğinin altı çizildi. Dersim isminin iade edilmesi, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması, arşivlerin açılması, soykırımının unutulmaması için utanç müzesi kurulması talepleri bir kez daha dile getirildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • DİK’ten bugün saat 19.37’yi gösterdiğinde mum yakmaya, ağıt söylemeye davet

    DİK’ten bugün saat 19.37’yi gösterdiğinde mum yakmaya, ağıt söylemeye davet

    PİRHA-Dersim’i Yeniden İnşa Kongresi, Dersim Tertelesi’nin 84. yılında bir açıklama yaparak, “Arşivlerin açılması, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması, Dersim adının iade edilmesi, toplu katliam yerlerine anıtların yapılması, Dersim dili ve inancı üzerindeki baskılara son verilmesi öncelikle atılması gereken adımlardır” dedi.

    4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nda Dersim’e bir harekat düzenlemesi kararı alınmıştı. Bu karar ile Dersim Katliamı resmi olarak başlatılmıştı. Şimdi ise Dersim Tertelesi’nin 84. yıl dönümündeyiz. Her yıl terteleyi lanetlemek ve hayatlarını kaybedenleri anmak için Türkiye ve Avrupa’nın birçok yerinde anma etkinlikleri ve açıklamalar düzenleniyor.

    Dersim İnşa Kongresi yaptığı açıklamayla tertelede hayatlarını kaybedenleri anarak katliamcıları kınadı.

    Dersim coğrafyasında yaşanan soykırımlar, ‘’Tertele wo veren’’ (önceki tertele) 1. dedikleri 1915 Ermeni Soykırımı’yla başladığının altının çizildiği açıklamada, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti resmi olarak kurulmadan önce Batı Dersim’e (Koçqiri) saldırılar başladı. Türkiye Cumhuriyeti, kurulduktan sonra ilk iş olarak 1926‘da Dersim’i ‘yok edilmesi gereken bir çıban’ ilan etti. Bu tanımla birlikte 1926’da Qoco (Koçuşağı) köylerinde, 1930‘ta Pulemuriye (Pülümür) köylerine ilk saldırıları başlattı. 25 Aralık 1935 yılında TBMM’de 2884 sayılı kanunla ‘’Dersim’’ adı değiştirilerek, Tunceli yapıldı. Dersim coğrafyası küçük parçalara ayrılarak, faklı illere dağıtıldı” dedi.

    “YÜZLERCE KÖY HARİTADAN SİLİNDİ”

    4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nun, “1937 Yılında Yapılan Tunceli Tenkil Harekâtına Dair Bakanlar Kurulu Kararı” adıyla alındığına vurgu yapılan açıklamanın devamında, “Gayet Gizlidir” ibareli yarım sayfadan oluşan karar Tertele’nin resmi belgesidir. Emre göre; ‘’Taş üstünde taş, gövde üstünde baş’’ kalmayacaktı. ‘’Tenkil Harekâtı’’ 12 Mayıs 1937 tarihinde başladı. Dersim’e havadan ve karadan askeri saldırı başlatıldı. 2 yıl süren soykırımda; on binlerce insan katledildi, binlerce insan vagonlara bindirilerek Türkiye’nin batı ilerine sürüldü. Yüzlerce köy haritadan silindi. Kadınlara tecavüz edildi, kız çocukları ailelerinden kopartılarak “ganimet” diye subaylara verildi. Seyit Rıza ve 6 dava arkadaşı Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildi. Geride kalanlar ise “beyaz ölüm” denilen acımasız asimilasyon programına tabi tutuldu.

    “TÜRKİYE CUMHURİYETİ DERSİM COĞRAFYASINDA SOYKIRIM UYGULAMALARINI SÜRDÜRÜYOR”

    Osmanlı’nın ’’Ateş kuyuları’’, ‘’Yavuz’un keskin kılıcı”, Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘’zehirli gazları’’, ‘’Sabiha Gökçe’nin bombaları’’ ile çözülemeyen Dersim sorununun halen kan ile çözülmek istendiği dile getirilen açıklamada şunlar söylendi:

    Türkiye Cumhuriyeti, Dersim Soykırımı’yla yüzleşmediği gibi; dili, kimliği, inancı, kültürü, insanı ve coğrafyası üzerinden soykırım uygulamalarını sürdürüyor. Soykırımı engellemek ve geriletmek ancak etkin ve güçlü mücadeleye bağlıdır. Bu konuda herkese sorumluluk düşmektedir. Her Dersimli yüz yıllara yayılmış, 1937-38 yıllarında yaşananları, kurbanların acılarını hissederek mücadeleye dört elle sarılmalıdır. Dersim‘in yeniden inşa edilmesi için mücadele etmelidir. Soykırımın içeride ve dışarıda tanınması için çalışmalıdır. Dersim İnşa Kongresi olarak; arşivlerin açılması, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması, Dersim adının iade edilmesi, toplu katliam yerlerine anıtların yapılması, Dersim dili ve inancı üzerindeki baskılara son verilmesinin öncelikli atılan adımlar olduğunu belirtiyoruz. Dünyanın her yerinde halkımızı Dersim’de saatler 19.37’i gösterdiğinde mum yakmaya, niyaz dağıtmaya, ‘Daye Daye’, ‘Xatırbe To Welat’ ağıtlarını söylemeye davet ediyoruz.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • İsviçre’nin başkenti Bern’de Xızır lokması pay edildi-VİDEO

    İsviçre’nin başkenti Bern’de Xızır lokması pay edildi-VİDEO

    PİRHA- Xızır ayları dolayısıyla İsviçre’nin başkenti Bern’de Xızır lokması paylaşıldı.

    Alevi inancında önemli bir yeri olan Xızır ayı, birçok yerde tutulan oruçlar sonrasında bağlanan cemler ve lokmaların paylaşılması ile devam ediyor.

    İsviçre’de çalışmalar yürüten Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Dersim İnşa Kongresi (DİK) ve Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF) üyesi kadınlar Bern’de bulunan Aare Nehri önünde Xızır lokması dağıttı.

    Demokratik Alevi Federasyonu İsviçre temsilcisi Songül Çelik’in Kırmancki (Zazaca) olarak yaptığı kısa konuşma sonrasında gülbenkler eşliğinde Xızır lokması çevrede bulunanlara pay edildi.

    PİRHA/İSVİÇRE

     

  • DİK: Rüstem Polat soykırım sonrası hakikat arayışı ve mücadelesinin sembolü oldu

    DİK: Rüstem Polat soykırım sonrası hakikat arayışı ve mücadelesinin sembolü oldu

    PİRHA- Dersim İnşa Kongresi (DİK), Hakk’a yürüyen Seyit Rıza’nın torunu Rüstem Polat’ı anarak, “Sey Rıza nasıl tarihe Dersim kırımının sembolü olarak geçtiyse, torunu Rüstem Polat da soykırım sonrası hakikat arayışı ve mücadelesinin sembolü oldu” dedi. Açıklamada, “Rayberimiz Rüstem Polat’ın hayattayken sonuçlandıramadığı arayışını sürdürmekten bir an olsun geri durmayacağız” denildi. 

    Dersim İnşa Kongresi (DİK) Almanya’nın Mainz kentinde bulunan evinde geçirdiği kalp krizinden sonra kaldırıldığı hastanede Hakk’a yürüyen Seyit Rıza’nın torun 70 yaşındaki Rüstem Polat’a dair yazılı açıklama yaptı.

    Açıklamada, 1938 Dersim Soykırımı hakikatini unutturma ve başkalaştırma dayatmalarına karşı Rüstem Polat’ın katliamın tarihsel hafızasını koruyan hatırlama simgesi olduğuna vurguda bulunuldu.

    Rüstem Polat’ın dost ve düşmanın baktığında bir dönemi hatırlamaktan kaçınamadığı hakikatin aynası olduğuna değinilen açıklamada, “Kaybımızın büyük olduğu böyle bir günde, tarihsel sorumluluğumuzu bir kez daha hatırladığımızı belirtmek isteriz. Bu anlamda Rayberimiz Rüstem Polat’ın hayattayken sonuçlandıramadığı arayışının sürdürmekten bir an olsun geri durmayacağız” ifadelerine yer verildi.

    “SOYKIRIM SONRASI HAKİKAT VE MÜCADELE SEMBOLÜ OLDU”

    Açıklama şunlar kaydedildi:

    Dersim soykırımında Hakikate ulaşma mücadelesinin sembolü olan Rayber Rüstem Polat bu sabah itibariyle Hakk’a yürümüştür. Kaybımız büyük, acımız ve üzüntümüz tarif edilemeyecek kadar ağırdır.

    Öncelikle acılı ailesine başsağlığı diliyoruz. Acısı acımızdır, bir bütün Dersim ve Kürdistan halkının acısıdır. Bu anlamda bir bütün Kürdistan halkına da başsağlığı diliyoruz.

    Sey Rıza nasıl tarihe Dersim kırımının sembolü olarak geçtiyse, torunu Rüstem Polat da soykırım sonrası hakikat arayışı ve mücadelesinin sembolü oldu. O, bütün ömrünü dedesi Sey Rıza ve diğer idam edilen Dersim kanaat önderleri başta olmak üzere, mezarsız ve kefensiz gidenlerin, kadın çocuk demeden hunharca bir düşmanlıkla kıyımdan geçirilenlerin hakikatini açığa çıkartmaya adadı. Mazlum ve mağdurun hak ve hakikat arayışının cisimleştiği bir şahsiyet olarak öne çıkarak, Dedesi Sey Rıza’ya yaraşır bir yaşam sürdürdü.

    “TOPLUMUMUZUN HAFIZASI İŞGAL EDİLDİ”

    Dersim’de, Tanzimat’la başlatılan, tekçi, inkarcı ve soykırımcı cumhuriyetle birlikte en katı biçimde devam ettirilen yapay hafıza oluşturma çalışmaları bilinmektedir.  Soykırım hakikatinin ters yüz edilerek, resmi anlatıya uygun yeni bir hakikat üretilmesi de, bu politikaların en önemli halkası olarak kesintisiz sürdürüldü. Bu dönem, toplumumuzun hafızasının işgal edilmek istenmesiyle birlikte, çok katmanlı bir unutturma ve gerçekleri saptırma dönemi oldu.

    Özellikle son seksen yılda kültürel soykırım politikalarıyla kesintisiz sürdürülen hafızasızlaştırma ve kültürel dokuyu başkalaştırma faaliyetlerinin dolu dizgin devam ettiğini, bu vesileyle bir kez daha belirtmek gerekir. İşte, Rayber Rüstem Polat, tüm bu unutturma ve başkalaştırma dayatmalarına karşı, kadim Dersim’in kutsal mekanlarından bir dağ gibi güçlü bir hatırlama simgesiydi. Ona bakanlar, onunla yüz yüze gelenler, Sey Rıza şahsında kadim geçmişe gitmekten kaçınamıyordu.

    “HAKİKAT AYNASI, KARANLIĞA KARŞI MUM İDİ”

    Rayber Rüstem Polat, dost ve düşmanın baktığında bir dönemi hatırlamaktan kaçınamadığı hakikatin aynası, karanlığa karşı mum ışığı idi. Dolayısıyla O, aynı zamanda tüm yaşanmışlıkların cisimleştiği bir hafıza idi.

    Bu anlamda kaybımız çok büyüktür. Toplumsal hafızamızın ve kadim kültürel dokumuzun sembollerini yitirmekle, gittikçe büyüyün bir tehlikeyle karşı karşıya kaldığımız çok açıktır. Onlar, yok edilerek unutturulmak istenen geçmişimizin ve hafıza hazinemizin kapısıydılar. Onların yokluğunda bir bir üzerimize kapanan bu kapıları sonsuza kadar açmak için, birlik ve beraberlik içinde verilecek hakikat mücadelesi, gidenlerin anılarına ve vasiyetlerine bağlılığın ahlaki ve tarihi sorumluluğudur.

    Kaybımızın büyük olduğu böyle bir günde, tarihsel sorumluluğumuzu bir kez daha hatırladığımızı belirtmek isteriz.  Bu anlamda Rayberimiz Rüstem Polat’ın hayattayken sonuçlandıramadığı arayışının sürdürmekten bir an olsun geri durmayacağız.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Dersim İnşa Kongresi: Şark ıslahat planı güncelliğini koruyor

    Dersim İnşa Kongresi: Şark ıslahat planı güncelliğini koruyor

    PİRHA – Dersim İnşa Kongresi 83 yıl önce idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının anısına bir basın açıklaması yayınladı. Açıklamada Şark Islahat planının hala güncelliğini koruduğuna vurgu yapıldı. 

    Dersim İnşa Kongresinin basına ve kamuoyuna dönük yaptığı açıklamada, 15 Kasım 1937’de Türk devleti evrensel hukuk normlarını hiçe saymış, kendi hukukunu askıya almış, her türden insani değer ve ölçütleri çiğnemiştir denildi.

    Açıklamanın tamamı şöyle:

    “Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim bu bana dert oldu; ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim bu da size dert olsun,” diyen Seyit Rıza’nın soykırımcılara meydan okumasıyla tarihe geçen 15 Kasım 1937, hâlen kanayan yaramızdır. Dersim, Kürdistan ve Alevi Kızılbaş toplumunun kara günü ve tarihsel imha süreçlerinin en önemli halkalarından biridir. Bu süreç öylesine zalimane yaşanmıştır ki, bir çok yönüyle tarihte bir örneği daha yoktur.

    83. yılında bir kez daha Seyit Rıza ve yol arkadaşları Uşenê Seydi, Fındık Ağa, Hesene İvrayim, Aliye Mirzali, Hesen Ağa ve Resık Usen’in aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyor, katliamcı, soykırımcı Türk devletini lanetliyoruz.

    15 KASIM BİR YARGILAMA DEĞİLDİR

    15 Kasım’da Türk devleti evrensel hukuk normlarını hiçe saymış, kendi hukukunu askıya almış, her türden insani değer ve ölçütleri çiğnemiştir. Tamamen tarihsel kin ve garezle hareket eden devlet aklı, iddia edildiği gibi hukuksal bir yargılama yapmamıştır. Kaldı ki ortada yargılanacak bir sorun da yoktur. Düzmece oyun ve provokasyonlarla üzerine ordular sürülmüş yedi aşiretin meşru müdafaası, katliam gerekçesi yapılmıştır. Ardından bir soykırım fermanı olan “TunçEli” kanunuyla Elazığ Buğday Meydanında, Seyit Rıza ile birlikte diğer kanaat önderlerine yönelik en zalimane idam uygulaması hayata geçirilmiştir.

    Yalancı tanıkların beyanıyla Seyit Rıza’nın yaşı küçültülürken, küçük olan oğlu Resik Usen’in yaşı ise büyütülmüştür. “Beni oğlumdan önce asın,” diyen Sey Rıza’nın son isteği de yerine getirilmemiş, oğlu Resik Usen, gözleri önünde ipe çekilmiştir. Artık bilmeyenin kalmadığı bu gerçeklik, rejimin nasıl tarihsel bir kinle hareket ettiğinin göstergesidir. İdama mahkum ettiği birine, son anında bile zulümlerden zulüm beğendirmek, acının en ağırını yaşatmak bir devlet geleneği olarak bugün de devam etmektedir.

    DERSİM TARİHSEL DİRENİŞ, TUNÇELİ TESLİMİYETTİR

    1935’te “TunçEli” kanunu hazırlanırken, dönemin İçişleri bakanı Şükrü Kaya, “Yavuz’un gazabı Dersim’in içlerine girebilseydi, bugün Dersim’i başka bir yol üzerinde görürdük,” diyerek, genç cumhuriyetin, Yavuz Selim ve ardıllarının yapamadığını nihayete ulaştırma isteğini açık bir şekilde ortaya koyuyordu. Yine, 1937’de Elazığ’da Seyit Rıza şahsında görülen Dersim davasının savcısı, “Bu dava genç TunçEli’nin yaşlı Dersim’e karşı açtığı davadır,” diyordu.

    Çok iyi biliyoruz ki, devletin acar savcısının vurgu yaptığı  “Yaşlı Dersim,” Kerbela’da Hz. Hüseyin’in biat etmeyen tavrıyla başlayarak bir geleneğe dönüşen ve Elazığ Buğday Meydanı’nda diz çökmeyen Seyit Rıza ile taçlanan duruştur. Yine idam edilen ve ömür boyu hapis cezalarına çarptırılan onlarca kanaat önderiyle birlikte, Ali Şer Efendi, Zerife Hatun, Saan Ağa gibi nicelerinin şahsında temsil edilen, kadim Dersim’in direngen, onurlu tarihsel kimliği, özüdür. Asimilasyoncu, inkarcı ve katliamcı devletin çocuğu TunçEli’lik ise, düşürülerek devşirilmiş, kendi tarihsel ve kültürel gerçekliğinden kopartılmış hain ve işbirlikçi kişiliktir. Türkleştirilmiş ve Sünnileştirilmiş Dersimdir.

    İSYAN YALAN, SOYKIRIM HAKİKATTİR

    Diğer yandan Dersim’de bir isyan yaşanmadığı, artık tüm açıklığıyla ortaya çıkmıştır.

    İsyan iddiası provokasyonlarla beslenmiş kocaman bir yalan, soykırım ise Hakikattir.

    Dersim’de yaşananların bir katliam olduğu başbakanlığı döneminde Recep Tayyip Erdoğan tarafında da kabul edilmesine rağmen, hakikatle yüzleşmek için gerekli adımlar atılmış değildir. Dersim toplumu halen Hakikete ulaşma mücadelesi veriyor ve atılması gereken ilk adım olarak idam edilenlerin mezar yerlerinin açıklanmasını istiyor. Yine soykırımın neden olduğu çok yönlü ağır yıkımın telafi edilmesini, kadim kimliğinin tanınmasını bekliyor.

    ŞARK ISLAHAT PLANI GÜNCELLENMİŞTİR

    Devlet Kürdistan’da soykırım ve asimilasyon politikalarından vazgeçmek bir yana, özellikle Rojava’da yaşanan gelişmeler ve ortaya çıkan Kürt kazanımları karşısında 2014 yılında “Çöktürme Eylem Planı” ile karşılık vermiş, 1924 konseptine geri dönmüştür. Böylece Şark Islahat Planı ve zorunlu İskan Kanunu güncellenerek çok katmanlı bir şekilde yürürlüğe koyulmuştur. Recep Tayyip Erdoğan Başkanlığında hayata geçirilen AKP/MHP-Ergenekon ittifakının öncelikli hedefi, Türkiye ve Kürdistan coğrafyasında Şark Islahat Planı hedeflerinin, nihai olarak hayata geçirilmesidir.

    Dolayısıyla Rea Haq itikadını ve bir bütün kadim kültürel kimliğini tarihsel bir sorun gören devlet aklının, Yavuz’un gazabı ve soykırım kılıcıyla Dersim’in üzerine çullandığı günlerden geçiyoruz. Bugün Dersim, 1937 ve öncesini katbekat aşan ağır bir kuşatma altında, kültürel soykırım kıskacına alınmıştır. Kadim kültürel kimliğinin tabuta gömüleceği, üzerinin betonlanacağı günlerin hesabı yapılmaktadır. Tabloya bakıldığında, kendisini, kendi kadimliğiyle geleceğe taşıyıp taşıyamama sorunuyla karşı karşıya kalmıştır.  

    Yine Dersim bu süreci, tarihinde hiç olmadığı kadar ağır koşullarda yaşamaktadır. Çepeçevre şehri kuşatan gözetleme kuleleriyle, neredeyse her dağa, her tepeye kondurulmuş kalekollarıyla, radar istasyonlarıyla işgal edilmiş bir kolonidir adeta. Üniversite, sivil bürokrasi ve Ensar Vakfı gibi İslami Vakıflar Dersim’in kadim kültürel kimliğini ve Rea Haq itikadını başkalaştırmak için, işbirlikçi ve devşirme kişiliklerle desteklenerek harekete geçirilmiştir. Dil kırım ve toplumu hafızasısızlaştırma faaliyetleri dolu dizgin sürdürülürken, kutsal mekanlar talan edilip yağmalamaktadır. Toplumsal ekonomi çökertilmiş, yaşam dinamikleri dağıtılmış, coğrafya insansızlaştırılmıştır.

    Bu gidişatı tersine çevirebilmek için,  Dersim’i duyarlılığı olan tüm kesim ve çevreler, ortak paydada bir araya gelme zorunluluğu ile karşı karşıyadır. Dersim her türden ideolojik ve siyasi hesapların ötesinde ortak davamızdır. 83. yılında, idam edilen Dersim Halk Önderi Seyit Rıza ve diğer kanaat önderlerimizi anarken, onlara anılarına bağlılığın gereği olarak her zamankinden çok birlik olmak, ahlaki ve vicdani bir sorumluluktur.

    Bir kez daha, asla unutmayacağız, affetmeyeceğiz diyoruz. Seyit Rıza’nın diz çökmeyen onurlu duruşu, bizim kıblemizidir. Bir diyaspora toplumuna dönüşerek dünyanın dört bir yanına savrulan Dersim toplumunun bulunduğu her yerde mücadelemizi yükseltmek, ahlaki, vicdani ve tarihsel sorumluluğumuzudur diyoruz.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • ‘Dersim’i yok etme politikasına karşı çıkmak her Dersimlinin görevidir’

    ‘Dersim’i yok etme politikasına karşı çıkmak her Dersimlinin görevidir’

    PİRHA- Dersim İnşa Kongresi’nin de aralarında olduğu 7 kurum, Ekolojik Yıkımla Mücadele Haftası dolayısıyla yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin her bölgesinde rant uğruna doğanın talan edildiği vurgulandı. Dersim doğasının, inancının yok edilmeye çalışıldığının vurgulandığı açıklamada, “Dersim’i yok etme politikasına karşı çıkmak her Dersimlinin görevidir. Dersimli işverenler doğayı, kutsalı, kültürü tahrip eden projelerde yer almamalıdır” denildi. 

    31 Mayıs-5 Haziran Ekolojik Yıkımla Mücadele Haftası dolayısıyla Dersim İnşa Kongresi(DİK), Dersim Soykırım Karşıtı Dernek(DSKD), Xınıs Derneği(Xınıs-Der), Kormeşliler Derneği(KD)
    Koçkiri Kültür Merkezi(KKM), Kürecikliler İnisiyatifi(Kİ), Karakoçan İnisiyatifi ortak yazılı bir açıklama yaparak, “Dünyada ekolojik yıkımın en üst seviyeye çıktığı, bütün canlıların yaşam alanlarının daraldığı, doğanın talan edildiği ve küresel ısınmanın arttığı bir dönemi yaşıyoruz” hatırlatmasında bulundular.

    Türkiye’nin “Çevre Performans İndeksinde (EPI)”180 ülke arasında 108’nci sırada yer aldığı belirtilen açıklamada, hükümetin Marmara, Ege, Akdeniz ve Karadeniz gibi bölgeleri rant alanı haline getirdiği kaydedildi.

    “KÜLTÜRÜMÜZ, TARİHİMİZ YOK EDİLMEK İSTENMEKTEDİR”

    Kürdistan bölgesinin de rant alanı haline getirildiği, Kürtlerin kimliği, Alevilerin inançlarından dolayı siyasi ve askeri bir saldırıyla da karşı karşıya kaldıkları belirtilen açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Bu sistematik çok planlı saldırılara maruz kalan bölgelerimizden biri de Dersim’dir. Dersim coğrafyası Koçgiri’den Gımgım’a , Xınısa’a kadar ekolojik ve kültürel kırımla karşı karşıyadır. Özellikle son yirmi yıldır gerek devlet gerekse devlet destekli yerel işletmeciler eliyle Dersim coğrafyasına yönelik ‘yok et’ politikası yürütülmektedir. Bu politikalar Dersim’in insanına, coğrafyasına, diline, kültürüne, kutsalına yönelik kırımın günümüzde de devam ettiğini göstermektedir. Yalnızca yöntemler değişmiştir. Kimliksizleştirme politikası sistematik olarak devam etmektedir.
    Amaç; Dersim’i Dersim yapan temel değerleri ortadan kaldırıp; kimliğini, inancını, doğasını, kutsal mekanlarını, kültürünü ve toplumsal belleği yok etmektir. Dersim‘in tarihle, günümüzle ve gelecekle ilişkisini kesmek istiyorlar. Gelecek kuşakları belleksiz bırakmak asıl amaçlarıdır. Dersim; doğa, itikat, kültür, tarih ve dil demektir. Bunlardan birinin yok olması Dersim’in yok edildiği anlamına gelir. Bugün sürdürülen yok etme politikasının üstünü örtmek için, ‘ekonomik kalkınma’, ‘turizm şehri’ yalanıyla maniple edilmektir. Yapılan ve yapımı planlanan baraj-HES projeleriyle, orman yangınlarıyla, taş-kum-maden ocaklarıyla, kutsal alanlarımıza inşa edilen yapılarla inancımız, kültürümüz, tarihimiz yok edilmek istenmektedir.”

    Dersim’in yıkım ve talanında Dersim kimlikli insanların kullanıldığı belirtilen açıklamada, bunun devletin toplumu içerden böl, parçala, yönet politikasının bir gereği olduğu vurgulandı.

    “PARA VAADİYLE DERSİM DOĞASININ KİMLİĞİNE, İNANCINA SALDIRILAR ÖRGÜTLENİYOR”

    Para vaadiyle ihale vererek Dersim’in doğasına, kimliğine, inancına, diline yönelik saldırılar örgütlendiği dile getirilen açıklamada şunlar kaydedildi:

    “145 maden projesinin bulunduğu Dersim’de Munzur Dağları’nın tamamı maden sahası ilan edildi. Verilen ruhsatlardan bir kısmı Munzur Gözeleri, Munzur Suyu, Mercan Vadisi, Kırk Merdiven Şelaleleri, Tülin Tepe, Tepecik ve Pulur höyüklerini ve 43 bin hektarlık alanda ilan edilen Munzur Milli Parkı’nın bir bölümünü de içine alıyor. Munzur Gözelerinde devlet destekli “Munzur Gözeleri Koruma Öncelikli Rekreasyonel Peyzaj Projesi” adı altında yapılacak yapılarla yıkım tehdidi altındadır. Kutsal Munzur Gözeleri ihalesi yapılarak yağmalanıyor. Pirimiz Seyit Rıza, Dersim temsilcilerinin bir araya geldiği ve ‘birlik sözü’ verdikleri, soykırımda binlerce inanımızın katledildiği, direnen ve teslim olmayan kadınların kendilerini uçurumdan attığı Halvori gözelerinde otel inşa edilmek isteniyor. Dervişler mekanı, Silo Qiz’ın ağıtlarının, kemanın tınılarının yükseldiği Milli köyü ise taş ocağıyla talan ediliyor. 2006 yılında açılan taş ocağı köylülerin tüm tepkisine rağmen işletilmeye devam ediyor. Yine Pülümür Vadisi maden, kum-taş ocaklarının istilası altındadır. Dersim halkına ait olan ve asırlardır ortaklaşa kullandıkları meralar, tarım arazileri ve akar sulara el konulup halka parayla geri satılmaktadır. Pulur (Ovacık) ovası bunlardan biridir.”

    “DERSİM’İ YOK ETME POLİTİKASINA KARŞI ÇIKMAK HER DERSİMLİ’NİN GÖREVİDİR”

    Açıklamada, “Dersim’i yok etme politikasına karşı çıkmak her Dersimlinin görevidir. Dersimli işverenler doğayı, kutsalı, kültürü tahrip eden projelerde yer almamalıdır” denilen açıklamada,  doğayı, kutsalı, kültürü koruyarak ekonomiyi destekleyecek projeler yapılması gerektiği, Dersim İnşa Kongresi ile birlikte çalışma yürüten kurumlar olarak doğanın korunması için başlatacakları kampanyalara herkes destek sunmaya davet edildi.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • ‘Dersim‘in yeniden inşa edilmesi için mücadele etmeliyiz’

    ‘Dersim‘in yeniden inşa edilmesi için mücadele etmeliyiz’

    PİRHA- Dersim İnşa Kongresi (DİK) Yönetim Kurulu, yaptığı yazılı açıklamada, Dersim kimliği, inancı, kültürü ve coğrafyasıyla her zaman katliamların hedefi olduğuna dikkat çekti. DİK, halkı Dersim’de saatler 19.38’i gösterdiğinde mum yakmaya, niyaz dağıtmaya, ‘Daye Daye’, ‘Xatırbe To Welat’ ağıtlarını söylemeye davet etti. 

    Bakanlar Kurulu tarafından 4 Mayıs 1937’de “Tunceli Tenkil Harekâtı’’ kararı alınmasının üzerinden 83 yıl geçti. “Tertele” olarak tanımlanan 1937-38 yıllarında on binlerce Dersimli katledildi ve yerlerinden edilerek batı illerine sürgün edildi.

    Dersim Katliamı’nın başlangıcı olarak da kabul edilen 4 Mayıs’ta her yıl bir çok yerde anmalar gerçekleştirilirken, bu yıl koronavirüs salgını nedeniyle anmalar sınırlı katılımlarla ve evlerde yakılacak mumlarla yapılacak.

    “ON BİNLERCE İNSAN KATLEDİLDİ, BİNLERCESİ TÜRKİYE’NİN BATI İLERİNE SÜRÜLDÜ”

    Konuya ilişkim yazılı açıklama yayınlayan Dersim İnşa Kongresi Yönetim Kurulu, Dersim’in kimliği, inancı, kültürü ve coğrafyasıyla her zaman katliamların hedefi olduğunu belirterek şunları ifade etti:

    “Daha Türkiye Cumhuriyeti Devleti resmi olarak kurulmadan Batı Dersim’e (Koçqiri) saldırılar başladı. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra ilk iş olarak 1926‘da Dersim’i ‘yok edilmesi gereken bir çıban’ ilan etti. Bu tanımla birlikte ilk olarak 1926’da Koçuşağı köylerinde, 1930‘ta Pülümür köylerine ilk saldırıları başlattı ve 1935’te Dersim coğrafyasını bölüp, Dersim adını ‘Tun(Ç)eli yaparak değiştirdi.

    4 Mayıs 1937’de “Tunceli Tenkil Harekâtı’’ kararı alındı. Dersim’de sıkıyönetim ilan edildi. 12 Mayıs’ta karadan ve havadan askeri harekât başlatıldı. Köyler yakılıp yıkıldı ve haritadan silindi. On binlerce insan katledildi, binlerce insan vagonlara bindirilerek Türkiye’nin Batı ilerine sürüldü. Kadınlara tecavüz edildi, kız çocukları ailelerinden kopartılarak ganimet diye subaylara verildi. Seyit Rıza ve 6 dava arkadaşı Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildi. Geri de kalanlar ise beyaz ölüm denilen acımasız asimilasyon programına tabi tutuldu. Dersim Soykırımı Ermeni Soykırımı, Şeyh Sait, Zilan ve Ağrı katliamlarından bağımsız değildir. Soykırım bugün hala Dersim’de, Ağrı’da, Afrin’de, Bıradost’da devam etmektedir.”

    “DERSİM‘İN YENİDEN İNŞA EDİLMESİ İÇİN MÜCADELE EDİLMELİDİR”

    Aradan 83 yıl geçmesine rağmen Dersim soykırımıyla yüzleşilmediğine dikkat çekilen açıklamada, “Dersim dili, kimliği, inancı, kültürü, insanı ve coğrafyası üzerinden soykırım pratikleri devam etmektedir” denilerek şunlar kaydedildi:

    “Soykırımı engellemek ve geriletmek ancak etkin ve güçlü mücadeleye bağlıdır. Bu konuda herkese sorumluluk düşmektedir. Her Dersimli 1937-38 yıllarında yaşananları kurbanların acılarını hissederek mücadeleye dört elle sarılmalı, Dersim‘in yeniden inşa edilmesi için mücadele etmelidir. Soykırımın içeride ve dışarıda tanınması için çalışmalıdır. Arşivlerin açılması, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması, Dersim adının iade edilmesi, toplu katliam yerlerine anıtların yapılması, Dersim dili ve inancı üzerindeki baskılara son verilmesi öncelikle atılması gereken adımlardır.

    Soykırımda yitirilen insanları minnetle andıklarını belirten Dersim İnşa Kongresi Yönetim Kurulu, “Aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz. Çektikleri acıları unutmayacağız ve unutturmayacağız. Halkımızı Dersim’de saatler 19.38’i gösterdiğinde mum yakmaya, miyaz dağıtmaya, ‘Daye Daye’, ‘Xatırbe To Welat’ ağıtlarını söylemeye davet ediyoruz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Sanatçılar, Kardeş Aile Kampanyası’na çağrı yaptı-VİDEO

    Sanatçılar, Kardeş Aile Kampanyası’na çağrı yaptı-VİDEO

    PİRHA – Halkların Demokratik Partisi Dersim İl Örgütü ve Dersim İnşa Kongresi’nin koronavirüs sürecine dair yürüttüğü ‘Kardeş Aile Kampanyası’na sanatçı, aydın ve yazarlar çağrı yaptı.

    Haberin Videosu

    Sanatçı, aydın, gazeteci ve yazarlar, HDP Dersim İl Örgütü ve Dersim İnşa Kongresi’nin koronavirüs sürecine dair yürüttüğü ‘Kardeş Aile Kampanyası’na çağrı yaptılar.

    Sanatçılar Ferhat Tunç, Şiyar Munzur, Deniz Deman, Xozan Diyar, Şengül Pak, Önder Deniz, Beser Şahin, Xozan Zarife, Pınar Özgül, Erdal Temurlenk, Akademisyen Çetin Gürer, Yazar Cafer Tar ‘Kardeş Aile Kampanyası’nın önemine değindiler.

    Sanatçı, aydın ve yazarlar, “Şimdi dayanışma ve birlik zamanı, şimdi musahiplik yoluna girme zamanı” diyerek dayanışma çağrısında bulundular.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dersim İnşa Kongresi tarafından ‘Kardeş Aile Kampanyası’ başlatıldı

    Dersim İnşa Kongresi tarafından ‘Kardeş Aile Kampanyası’ başlatıldı

    PİRHA-Dersim İnşa Kongresi, “Birlik ve Beraberlik” çağrısı yaparak ‘Kardeş Aile Kampanyasını’ başlattı. “Kardeş Aile Kampanyası” ile birlikte Dersimlilere seslenilen açıklamada, “Büyük Dersim’de yaşayan ve zor durumda olan insanlarımız devlete muhtaç edilmemeli. Dayanışmanın gücüyle bu sorunun da üstesinden gelelim” denildi.

    Yeni tip koronavirüs Covid-19 dünyanın her yerinde yayılmaya ve can kayıpları yaşatma devam ederken, birçok yerde dayanışma örnekleri de görülüyor.

    Türkiye’de hükümetin “evde kal” çağrısı ile işine gidemeyen, işyerini kapatan milyonlarca işçi ve esnaf evlerinde herhangi bir destek olmaksızın beklemeye devam ediyor. Süreç bilinmeyene doğru işlerken kimi dernekler, vakıflar, cemevleri gibi Alevi kurumları büyük bir dayanışma örneği gösteriyor. 

    Dersim İnşa Kongresi tüm insanlara “Birlik ve Beraberlik” çağrısı yaparak ‘Kardeş Aile Kampanyasını’ başlattı.

    Dersim İnşa Kongresi tarafından duyurulan Kardeş Aile Kampanyası ile birlikte Dersimlilere seslenilen açıklamada, “Büyük Dersim’de yaşayan ve zor durumda olan insanlarımız devlete muhtaç edilmemeli. Dayanışmanın gücüyle bu sorunun da üstesinden gelelim” denildi.

    Dersim İnşa Kongresi’nin kampanyasıyla, Dersim’de belirlenecek ailenin direkt hesabına 500 TL yatırılarak aileye destek olunabilecek. Kampanya Dersim İnşa Kongresi ile Halkların Demokratik Partisi Dersim İl Örgütü tarafından yürütülecek.

    BU RİSK DÜNYANIN TAMAMINDA RİSK

    Dünyanın her yerinde bu salgına karşı büyük bir seferberlik başlatıldığını ve her yerde on binlerce can kayıplarının yaşandığı belirtilerek, “Koranavirüsü (Covid-19) salgını ortaya çıktıktan bugüne kadar dünyada on binlerce insanın ölümüne yol açtı. Dünya Sağlık Örgütü ve tıp uzmanları pandeminin daha uzun bir süre devam edeceğini söylüyor. Bu da bu ölümcül salgının daha çok insanın ölümüne yol açacağı anlamına geliyor. İtalya, İspanya, Fransa, İran ve Amerika gibi ülkelerde bugünden trajedi yaşanıyor. Bu risk diğer ülkeler içinde geçerli” denildi.

    “ÖNLEMLER YETERSİZ, ESAS MAĞDUR YOKSULLAR OLACAK”

    Türkiye’nin süreç hakkında detaylı bilgilendirme yapmadığı ve gerçeklelerin tam bilinmediğini belirten Dersim İnşa Kongresi, hükümeti şeffaflığa davet ederek, şunları kaydetti:

    “Türkiye başından beri şeffaf davranmadığı için gerçekler tam olarak bilinmiyor. Önlemler yetersiz. Hem salgından hem işsizlikten olumsuz etkilenen milyonlarca insan var. Yoksulların, herhangi sosyal bir güvencesi olmayanların bu pandeminin esas mağdurları olacakları açık. Gelişmiş ülkelerde devletler yurttaşlarının sağlık, kira, yiyecek, içecek, su ve elektrik masraflarını karşılarken, Devlet Türkiye’de vatandaştan para toplama kampanyası başlattı. İnsanlar bir nevi açlığa, ölüme mahkum ediliyor. Kürdistan ve Dersim’de durum daha vahim. On binlerce yoksul insanımızın her türlü salgına karşı korumasız bırakıldığı sır değil. İnsanlarımızın bu zor süreci atlatması için güçlü dayanışma ağlarına ihtiyaç var. Bu aynı zamanda Dersimin Raa Haq öğretisinin de bir gereğidir de. Dayanışma artanı değil, var olanı paylaşmakla mümkün olur Diasporada yaşayan Dersimliler, büyük Dersim’de (Koçkiri’den Varto’ya kadar) yaşayan ve zor durumda olan insanlarımızı “devlet”e muhtaç etmemeli. Dayanışmanın gücüyle bu sorunun da üstesinden gelelim. Dersim İnşa Kongresi olarak; dayanışmayı örgütlemek için “Kampanyaya waûbirayêna çêyan – Kardeş Aile Kampanyası- başlatıyoruz.”

    HDP DERSİM İL ÖRGÜTÜ İLE BİRLİKTE KOMİSYONLAR KURULDU

    Halkların Demokratik Partisi Dersim İl Örgütü ile işbirliği içinde olunacağını belirten Dersim İnşa Kongresi, HDP Dersim İl ve İlçe örgütleri aracılığıyla kurulacak komisyonların yetkili kılındığı belirtildi. Bu komisyonlar ile yoksul ailelerin tespit edilerek ilk etapta 3 aylık mutfak masraflarının karşılanması planlanıyor. İlk aşamada 50 ailenin belirlendiği kampanyada bu rakamın 100 olarak çıkarıldığı ve bu 100 ailenin 3 aylık mutfak masraflarının Kardeş Aile Kampanyası tarafından karşılanacağı belirtildi.

    PİRHA / DERSİM

  • ‘Ape Sıleman’ın yokluğu, tarihsel hafızamızda büyük bir kayıptır’

    ‘Ape Sıleman’ın yokluğu, tarihsel hafızamızda büyük bir kayıptır’

    PİRHA – Dersim İnşa Kongresi, Hakka yürüyen Sılo Qız için açıklama yaptı. Açıklamada, “Dersim’in tarihsel belleğinden bir ulu çınar göçtü, dilsiz acılarımızın dili olan en önemli sesi sustu” denildi. 

    Geçtiğimiz gün 104 yaşında Hakka uğurlanan Dersim Halk Ozanı Sılo Qız için Dersim İnşa Konresi açıklama yaptı.

    Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “DİLSİZ ACILARIMIZIN DİLİ OLAN SES SUSTU”

    “Dersim’in tarihsel belleğinden bir ulu çınar göçtü, dilsiz acılarımızın dili olan en önemli sesi sustu. Acılı tarihimizin son yüzyılda her zerresine tanıklık etmiş, tanıklığını, yüreklere derinden nakşolan ağıt ve klamlarıyla söze dökmüş halkımızın Ape Sıleman‘ı, namı diğer Sılo Qız, büyük bir mirası arkasında bırakarak, Hakk’a yürüdü ve dün yapılan cenaze erkânıyla uğurlandı. Kaybımız büyük, acımız derindir. Öncelikle halkımız olmak üzere, Sey Qaji’den başlayarak Hakk’a yürümüş cümle ozanlarımızın mirasını omuzlayan ozan ve sanatçılarımıza baş sağlığı diliyoruz.”

    “TARİHSEL BELLEK OLUŞTURDULAR”

    Dersim toplumu sistematik olarak yaşadığı katliam ve soykırımlara rağmen sözlü kültürünü geliştirerek, bellek üzerinden kuşaktan kuşağa taşımış ve bu güne kadar önemli oranda ayakta kalabilmiştir.

    Bu anlamda yazılı kültürü gelişmemiş toplumlarda olduğu gibi Dersim toplumsal belleğinde ozan, dengbej ve şakırtlar küçümsenemez bir rol oynamıştır.
    Gerek kadın, gerek erkek ozanlar olsun toplumsal acılara tanıklık ederlerken, klam ve ağıtlarla söze dökerek sağlam bir tarihsel bellek oluşturdular. Acıyı, direnişi, kahramanlığı, bahtsızlığı dile getirerek zamanın tanıklığına dönüştürdüler.

    Yine, özellikle uygulanan sistematik dil kırım politikaları sonucunda, Dersim’de ağırlıkla konuşulan Kırmancki neredeyse gündelik yaşamdan hepten çekilme aşamasına geldi. Ape Sıleman ve öncesinde Hakk’a yürüyen ozanlarımız bu kırıma karşı tavizsiz davranarak, aldıkları her nefeste kılamlarıyla güçlü bir karşı koyuş sergilediler. Dilimizin hala kılamlar yoluyla, güçlü bir şekilde yaşıyor olmasını, onlara borçluyuz.”

    “UNUTMAYACAĞIZ, MİRASINA SAHİP ÇIKACAĞIZ”

    “Ape Sılemanların ardılı orta ve genç kuşaktan ozanlarımızın, sanatçılarımızın şu günlerde AKP/MHP faşist blokunun hedefi haline gelmeleri nedensiz değildir. Yılmaz Çelik ve Şenol Akdağ tutuklanmış. Ferhat Tunç, hakkında açılan davalar nedeniyle sürgünde yaşamak zorunda bırakılmış; Onur Yanardağ ile başlayıp, Ardından Mikail Aslan hakkında davalar açılmıştır. Çayan Demirel çektiği belgeselden dolayı ceza almış, Kazım Öz hakkında soruşturma açılmıştır.

    Yapılmak istenen çok açıktır: Tarihsel belleğin taşıyıcı dinamiklerini kırmak, sanatçıları, sanatlarını icra edemez duruma getirerek bellek kırım politikalarını sonuca ulaştırmaktır. Bizim gibi toplumlarda bellek geçmişle bugün arasındaki bağı kurarak, toplumsal sürekliliği sağlayan can damarıdır; ortak kimliğin harcıdır.

    Bu damarların kesilmesine, birleştirici harcın işlemez duruma gelmesine izin vermeyeceğiz.

    Ape Sıleman Hakk’a yürürken, bizlere olan vasiyetini de bu kapsamda anladığımızı belirtmek istiyoruz.

    Ape Sıleman’ın yokluğu, tarihsel hafızamızda büyük bir kayıptır. Unutmayacağız, mirasına sahip çıkacağız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Dersim İnşa Kongresi: Kampanyayı bu hali ile desteklemiyoruz

    Dersim İnşa Kongresi: Kampanyayı bu hali ile desteklemiyoruz

    PİRHA- Diasporada faaliyetlerine devam eden Dersim İnşa Kongresi (DİK), Dersim Belediyesi tarafından ekonomik sorunlar nedeni ile başlatılan kampanyaya dair bir açıklama yayınladı. DİK tarafından yapılan açıklamada, “Eğer bir kampanya başlatılacaksa bu hırsızların borcunu ödemek için değil, Dersim’in dili, kültürü, inancı, doğası, canlılarının korunması ve yaşatılması için olmalıdır” ifadelerine yer verildi.

    Dersim Belediye tarafından, “Umudu birlikte büyütüp, geleceği yaratmak için kentimize sahip çıkıyoruz” başlığıyla yürütülen kampanyaya ilişkin açıklama yapan Dersim İnşa Kongresi, yardım kampanyası başlatılmadan önce kayyum tarafından bırakılan borçların ödenmesine dair komisyon kurulmaması ve etkili bir soruşturma yürütülmemesini gerekçe göstererek bu şekli ile kampanyayı desteklemediklerini açıkladı.

    “Bu borca neden olan Vali Tuncay Sonel hakkında suç duyurusunda bulunulmuş mudur? Bulunulmamışsa buna engel olan nedir? ” diye sorulan açıklamada borcun faturasının Dersim halkına çıkarılamayacağı vurgulanarak, bir kampanya başlatılacaksa yoksul ve ihtiyacı olan insanlar için olması gerektiğine dikkat çekildi.

    Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “SORUNUN SAĞLIKLI TAHLİLİ YAPILMALIDIR”

    Dersim Belediyesi internet sitesinde, “Umudu birlikte büyütüp, geleceği yaratmak için kentimize sahip çıkıyoruz” başlığıyla bir kampanya başlattığını duyurdu. Açıklamada isim verilmese de kayyımın bıraktığı 68 milyon lira borç gerekçe gösteriliyor. Kürdistan illerinde kayyımların yarattığı tahribat ve yıkım tartışmasız doğrudur. Bir darbe sonucu el koydukları belediyeler hukuksuz bir şekilde yönetilmiş ve içi boşaltılmıştır.

    2016 yılında DBP’li yüze yakın belediyeye el konuldu. 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde ise el konulan belediyelerin büyük çoğunluğu geri kazanıldı. Kayyımlar gitti, ancak geride büyük yıkım, yolsuzluk, enkaz, hırsızlık ve talan bırakıldı.Bilindiği üzere Türkiye’de belediyeler rant kapısı olarak kullanılsa da, Kürdistan’da asıl amaç kayyımlar eliyle Kürt düşmanlığını yürütmektir. ‘”Çöktürme Eylem Planı’” olarak bilinen konsept incelendiğinde bu gerçek daha iyi görülecektir.

    “DERSİM MADDİ, MANEVİ ÇÖKÜŞLE KARŞI KARŞIYA”

    Kayyım Dersim’e sadece maddi olarak zarar vermemiştir. En fazla tahribatı; Dersim’in kimliği, dili ve kültürel değerleri üzerinde yapmıştır. Kayyım Demokratik Güç Birliği döneminde asılan Dersim tabelasını indirmiş, çift dilli hizmete son vermiştir. Belediye Meclis kararıyla alınan Kırmanciki mahalle, park, sokak ve caddelere verilen isimleri rafa kaldırmıştır. Kaldı ki Dersim bu sorunları ilk kez yaşamıyor. Emek, Barış ve Özgürlük Güç Birliği, 2004 yılında Dersim belediyesini, CHP’den devraldığında belediyenin bilgisayarları dahi hacizliydi. İşçilerin maaş ve sosyal alacakları birikmiş, ödenmemişti. Araç otoparkı hurda halindeydi. O dönemin parasıyla, yani eski TL ile 10 trilyon borç bırakılmıştı. Kayyım el koyduğu dönemde ise belediyenin kasasında 17 milyon 300 bin lira para vardı. 500 milyon ise devlet malzeme ofisine araç alımı için yatırılmıştı.

    “HDP’Lİ BELEDİYENİN İZLEDİĞİ YOL ÖRNEK ALINMALI”

    Dersim İnşa Kongresi olarak diyoruz ki; kayyımların sebep olduğu yıkımla mücadelede HDP’li belediyelerin izlediği yol örnek alınmalıdır. Dersim Belediyesi, hırsızların borcunu ödeyebilmek amacıyla yardım kampanyası başlatmadan önce bir komisyon kurmalı ve etkili bir soruşturma yürütmeliydi. Böyle bir yönteme başvuruldu mu? Bu yapıldıysa sonuç nedir, yapılmadıysa neden gereksinme duyulmadı?

    Kayyım dönemine ait 68 milyon liralık borç, kalem kalem incelenip sonuçlarıyla halka açıklanmalıdır. HDP’li belediyelerin tümü bunu yaptı. Şişirilen faturalar tek tek incelenip yaptıkları yolsuzluklar halkla paylaşıldı ve suç duyurusunda bulunuldu. Dersim’de halkın parasını koruyan Mehmet Ali Bul, Nurhayat Altun ise şu an hapiste. Ancak belediyeyi 68 milyon lira borçlandıran kayyum Tuncay Sonel ise halen Dersim’de Vali olarak görev yapıyor. Bu borca neden olan Vali Soner hakkında suç duyurusunda bulunulmuş mudur? Bulunulmamışsa buna engel olan nedir?

    “KAMPANYAYI BU ŞEKLİ İLE DESTEKLEMİYORUZ”

    Dersim İnşa Kongresi olarak; bu kampanyayı desteklemediğimizi, etik bulmadığımızı, Dersim halkı ve kamuoyunun bilgisine sunuyoruz. Belediye hayır kurumu ya da vakıf değil, bir hizmet kurumudur. Normal olan belediyelerin kaynak yaratıp ihtiyaç sahiplerine yardım etmesidir. İhtiyaç sahiplerinden yardım toplamak ise normal olmayandır.
    31 Mart 2019 yerel seçimlerinde TKP Belediye başkan adayı, ‘”Söz yetki karar halka” sloganını kullanarak; “su”” ve “kent içi ulaşımın” bedava olacağını söyleyip, “işsizliği sıfırlayacağız, Dersim’i Türkiye’de model yapacağız” vaadiyle seçimleri kazanmıştı. Bu kampanyadan görülüyor ki halka sorulmadığı gibi, belediye meclisinin kararına da ihtiyaç duyulmamıştır.

    “HIRSIZLARIN FATURASI DERSİM HALKINA ÇIKARTILAMAZ”

    Hırsızların faturası Dersim halkına çıkartılamaz. “Umut” bu yolla sağlanamayacağı gibi, “gelecek” de bu yöntem ile yaratılamaz. Doğru olan ise gerekçelere sığınmadan kayyımdan hesap sorup hizmet etmektir. Eğer bir kampanya başlatılacaksa; yoksul ve ihtiyacı olan insanlarımız için olmalıdır. Bir kampanya başlatılacaksa hırsızların borcunu ödemek için değil, Dersim dili, kültürü, inancı, doğası, canlılarının korunması ve yaşatılması için olmalıdır. Bu vesile ile bir kez daha; Dersim İnşa Kongresi; halkın yararına olan projeleri destekleyeceğini ve katkı sunacağını deklare eder.

    (HABER MERKEZİ)