Etiket: diyarbakır barosu

  • Diyarbakır Barosu, HTŞ’nin Alevilere yönelik katliamına karşı BM ve UCM’ye başvurdu

    Diyarbakır Barosu, HTŞ’nin Alevilere yönelik katliamına karşı BM ve UCM’ye başvurdu

    PİRHA- Diyarbakır Barosu İnsan Hakları Merkezi, HTŞ, SMO ve IŞİD’in Alevilere ve diğer azınlıklara yönelik dönük saldırılarına dair BM Güvenlik Konseyi ve UCM’ye başvuruda bulunarak, saldırıların cezasız bırakılmamasını istedi.

    Diyarbakır Barosu İnsan Hakları Merkezi, Şam’da yönetimi ele geçiren Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) tarafından denetimindeki kıyı kentlerinde Aleviler ile farklı inanç, kimlik ve diğer azınlıklara yönelik HTŞ’ye bağlı gruplar, IŞİD ve SMO tarafından gerçekleştirilen katliamlara ilişkin Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’ne 18 Mart’ta başvuruda bulundu.

    Başvuruda, UCM Savcılığınca resen soruşturma açılmasını talep eden baro, insanlığa karşı işlenen suçların mahkemeye sevkini istedi. Ayrıca BM Güvenlik Konseyi’nden, saldırı altındaki bölgelerde yaşayan sivillerin korunması için gerekli tedbirlerin alınması talep edildi.

    UCM’YE YAPILAN BAŞVURU: ETNİK TEMİZLİK NİTELİĞİ TAŞIYOR

    UCM’ye yapılan başvuruda yaşananları özetleyen baro, HTŞ’nin denetimindeki bölgelerde Aleviler başta olmak üzere farklı inanç, kimlik ve diğer azınlık mensubu sivillerin mal varlıklarına el konulduğu, dini ve kültürel mirasların yok edildiğine dikkat çekti. Başvuruda, “Bölgedeki yerel gazetecilerin aktardığı bilgiler, katliamlarda rolü olan örgüt, grup ve şahıslar tarafından işlenen suçların sistematik ve geniş çaplı olduğunu kanıtlamaktadır. Tanık ifadeleri ise, saldırıların belirli mezhepsel grupları hedef aldığını ve etnik temizlik niteliği taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır” denildi.

    Başvuruda talepler ise şöyle sıralandı:

    “*Suriye’de başta Aleviler olmak üzere farklı inanç, kimlik ve diğer azınlık sivillere yönelik işlenen insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları hakkında acil soruşturma başlatılmasını,

    *UCM’ ye taraf devletlerin vatandaşlarının bu suçlara katılımının tespit edilerek, ilgili kişilere yönelik uluslararası yakalama kararları çıkarılmasını,

    *Katliamlarda rolü olan örgüt, grup ve şahısların faaliyetlerinin mercek altına alınması ve bu suçları işleyenlerin tespit edilerek adalet önüne çıkarılmasını,

    *Saldırılardan etkilenen sivillerin korunmasına yönelik uluslararası tedbirlerin alınması,

    *Bu kapsamda, Birleşmiş Milletlerin ve uluslararası toplumun devreye girerek insani yardım koridorlarının oluşturulması, güvenli bölgelerin tesis edilmesi, sivillerin tahliye edilmesi için uluslararası izleme mekanizmalarının devreye sokulması ve saldırılardan sorumlu gruplara yönelik ekonomik ve diplomatik yaptırımlar uygulanmasını,

    *Ayrıca, bölgeye uluslararası gözlemcilerin gönderilerek insan hakları ihlallerinin belgelenmesi ve sorumluların cezalandırılması için etkin adımlar atılmasını talep ederiz.”

    BM’YE BAŞVURU: ALEVİLER VE FARKLI KİMLİKLERE YÖNELİK ACİL TEDBİR ALINMALI

    BM Güvenlik Konseyi’ne yapılan başvuruda da yine yaşananlara dair kimi delillere yer verildi. BM’den de şu taleplerde bulunuldu:

    *Suriye’de Başta Aleviler olmak üzere farklı inanç, kimlik ve diğer azınlık sivillere yönelik işlenen insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarının önlenmesi için acil tedbirler alınması,

    *BM Güvenlik Konseyi’nin, UCM’ ye sevk mekanizmasını çalıştırarak suçlara ilişkin soruşturma başlatmasını sağlaması,

    *Bölgede sivillerin korunması için güvenli bölgeler oluşturulması ve insani yardım koridorlarının açılması,

    *İnsan hakları ihlallerinin belgelenmesi için bağımsız BM gözlemcilerinin bölgeye gönderilmesi,

    *Saldırıları gerçekleştiren örgütlere yönelik ekonomik ve diplomatik yaptırımların uygulanması,

    *Uluslararası toplumun bu ağır insan hakları ihlallerine karşı harekete geçmesi gerektiğini hatırlatarak, BM Güvenlik Konseyi’ni etkin önlemler almaya davet ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Diyarbakır Barosu, Suriye’deki Alevi katliamı için UCM’ye başvurdu

    Diyarbakır Barosu, Suriye’deki Alevi katliamı için UCM’ye başvurdu

    PİRHA- Diyarbakır Barosu, Suriye’deki Alevi katliamının soruşturulması için Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvuru yaptı.

    Diyarbakır Barosu, Suriye’de HTŞ’ye bağlı cihatçı çetelerin, başta Aleviler olmak üzere farklı inanç ve etnik kimliklere yönelik şiddet olaylarının soruşturulması için Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne bildirimde bulundu.

    Konuya ilişkin baro tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Baromuz, Suriye’de çoğunluğu Aleviler olmak üzere farklı inanç, kimlik ve diğer azınlıklara yönelik saldırılara ilişkin Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığı’na resen soruşturma açılması talepli bildirimde bulundu.
    Aynı zamanda BM Güvenlik Konseyi’ne Suriye’de işlenen insanlığa karşı suçların UCM’ye sevki ve saldırı altındaki bölgelerde sivillerin korunması için gerekli tedbirlerin alınması talepli bildirimde bulundu.”

    UCM’ye Gönderilen Bildirim Türkçe Metni: https://www.diyarbakirbarosu.org.tr/public/uploads/files/UCM%20MEKTUP.pdf

    BM’ye Gönderilen Bildirim Türkçe Metni: https://www.diyarbakirbarosu.org.tr/public/uploads/files/BM%20G%C3%BCvenlik%20Konseyi.pdf

    (HABER MERKEZİ)

  • Narin Güran’ın katledilmesi davasında gerekçeli karar açıklandı

    Narin Güran’ın katledilmesi davasında gerekçeli karar açıklandı

    PİRHA-Narin Güran davasında gerekçeli kararını açıklayan mahkeme, eylemin kim tarafından yapıldığı tespit ediliyorsa, eylemin nerede, ne zaman, nasıl yapıldığı sorularının tali kalacağını belirtti. Diyarbakır Barosu ise yaptığı açıklamada, hukuki süreç tamamlanıncaya kadar mücadeleye devam edeceklerini ifade etti.

    Diyarbakır’ın Bağlar ilçesine bağlı kırsal Tavşantepe Mahallesi’nde 21 Ağustos’ta kaybedilen ve 8 Eylül’de cansız bedenine ulaşılan 8 yaşındaki Narin Güran’ın katledilmesi davasında, gerekçeli karar açıklandı. 28 Aralık 2024’te görülen karar duruşmasında anne Yüksel Güran, ağabey Enes Güran ve amca Salim Güran’a ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, cesedi Eğertutmaz Deresi’ne götürdüğünü itiraf eden komşuları Nevzat Bahtiyar’a ise 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

    “HUKUKİ SÜREÇ TAMAMLANINCAYA KADAR MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ”

    Kararı sosyal medya hesabından duyuran Diyarbakır Barosu, “Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi beyanlarımıza da yer vererek, gerekçeli kararını bugün sunmuştur. Sanık Nevzat Bahtiyar’ın eylemlerinin TCK’nin 281. maddesi kapsamında suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçu kapsamında değerlendirmesi hakkaniyete uygun olmayıp, kamuoyu vicdanını da yaralamıştır. Bu nedenle baromuz tarafından sanık Nevzat Bahtiyar’ın çocuğu kasten öldürme suçuna iştirakten cezalandırma talebiyle istinaf kanun yoluna başvurulacaktır. Amed Barosu olarak Narin’in fail/faillerinin cezalandırılması için hukuki süreç tamamlanıncaya kadar mücadele edeceğimizi kamuoyuna duyururuz” paylaşımı yaptı.

    “GEREKÇELİ KARARDA ASIL KATİLE YER VERİLMEDİ”

    Gerekçeli kararda, mahkemelerde olay değerlendirmesinde sanık veya sanıkların üzerine atılı suçları nasıl, nerede, ne zaman, neden ve kimlerle işlediğinin tespitine yönelik bir çalışma yapıldığını ancak bazı istisnai olaylar da bu soruların cevaplarının tam olarak bulunamadığına dikkat çekildi. İstisnai durumlarda eylemin kim ya da kimler tarafından gerçekleştiğinin önem kazandığı vurgulanan gerekçede, “Eğer somut olayda eylemin sanık veya sanıklar tarafından yapıldığı sabit ise yukarıda belirtilen diğer sorular (eylemin nerede gerçekleştiği, tam olarak ne zaman yapıldığı veya nasıl yapıldığı) asli sorular olmayıp, feri sorular olarak kalacaktır. Dolayısıyla bir eylemin kim veya kimler tarafından yapıldığı tespit ediliyor ise diğer hususlar göz ardı edilebilecektir” denildi.

    Dolayısıyla bir eylemin kim veya kimler tarafından yapıldığı tespit ediliyor ise diğer hususlar göz ardı edilebileceğinin belirtildiği kararda, “Bu tür durumlarda şüpheden sanık yaralanır ilkesi akla gelmektedir. Ancak iddia edilen eylem veya eylemlerin sanık veya sanıklar tarafından işlendiği sabit ise yukarıda belirtilen diğer feri durumların izahının olmaması somut olayda sanıklar açısından lehe bir şüphe oluşturmayacak, dolayısıyla bu tür olaylarda feri durumları bilememek sanıklar açısından somut olayda herhangi bir şüphe doğurmayacaktır” ifadelerine yer verildi.

    Dinlenen tüm sanıkların beyanları irdelendiğinde, Narin’in öldürülme olayını etkileyecek somut bir beyanın olmadığına dikkat çekilen kararda, “Tanık Hediye aşamalardaki beyanlarında ısrarla olay anında evde olduğunu, Narin’in hiç eve gelmediğini, yine sanık Salim ile sanık Nevzat’ın da eve hiç gelmediğini, evde sanık Enes’in uyuduğunu belirttiği görülmüştür. Yine olay sırasında evde olan çocuk Muhammed Emre mahkememizce tanık olarak dinlenilmiş, tanık Eren dinlenilmek istenilmiş ancak sırasını beklerken huzursuzluk çıkardığı için yaşı itibariyle dinlenilmesinden vazgeçilmiş, soruşturma aşamasında alınan beyanlarını içerir video kaydı huzurda izletilmiştir” diye belirtildi.

    “TANIK BEYANLARI DİĞER DELİLLERLE UYUMLU DEĞİL”

    Tanık beyanlarının dosyada bulunan diğer deliller ile uyumlu olmadığının belirtildiği kararda, “Özellikle çocuk beyanlarının AGO’da (Adli Görüşme Odası) alınırken yanında olan uzman kişilerin belirttiği üzere öğretilmiş beyanlar olduğu, tanık Hediye’nin beyanlarının Narin’in öldürülme olayında yer alan gerçekleri gizlemek için oluşturulan beyanlar olduğu, özellikle tanık Hediye’nin olay günü evde olduğu şeklinde beyanlarının diğer deliller ile örtüşmediği, maktul Narin’in öldürme eyleminin aşağıda anlatılacağı üzere evde tamamlandığı ve akabinde olay sonrası yapılacaklar konusunda sanıklar tarafından fikir birlikteliğine varıldığı, bu nedenle tanık Hediye’nin olayları gizlemek için bu şekilde beyanda bulundurulduğu mahkememizce kabul edilmekle tanık Hediye ve diğer çocuk tanıkların beyanlarının dosyada bulunan deliller ile örtüşmediği için mahkememizce iş bu beyanlara itibar edilmemiştir” ifadelerine yer verildi.

    “ADLİ TIP KURULU RAPORLARINDA SUÇ UNSURU OLABİLECEK BULGUYA RASTLANMADI”

    Jandarma tarafından tutulan tutanakların da Narin’in kasten öldürülme olayına etki edecek somut bir verinin olmadığının belirtildiği kararda, esasa etkili delil olarak görülmediği de ifade edildi. Ancak kararda anne Yüksel Güran’a ilişkin tutulan tutanaklara işaret edilerek, “Bu nedenle sanık Yüksel’in maktul Narin’in cansız bedeninin bulunmasından önce kızının öldüğünü bildiği, sürekli sanık ‘Enes’i nasıl korurum’ diyerek Narin’in ölümüne ilişkin gerçekleri dile getirmediği ve saklamaya çalıştığı mahkememizce kabul edilmiştir. Sanık Enes’te meydana gelen yaralanmasının mahkememizce yapılan değerlendirmesinde; sanığın aşamalardaki çelişkili beyanlarının bir bütün halinde hayatın olağan akışı ile uygun olmadığı kabul edilmiştir. Güran ailesine ait eşyaların incelendiği hatırlatılırken, dosya kapsamında delil elde edebilmek için olay yeri ve etrafında bulunan halı, kilim, yorgan, yastık, elbise, Güran ailesinin şahsi eşyaları, olay yerinde ve civarında bulunan taş, kum vb. diğer eşyalar üzerinde incelemeler yapıldığı, yapılan incelemeler sonucunda birden fazla Adli Tıp Kurulu raporlarının alındığı, raporlarda suç unsuru olabilecek bir bulguya rastlanılmadığı kaydedildi.  Bu raporlarında Narin Güran’ın öldürülme olayına ilişkin somut bir veri sunmadığı belirtildi.

    “SALİM GÜRAN’IN BİR ŞEYLERİ SAKLAMAK İÇİN HAREKET ETTİĞİ MAHKEME TARAFINDAN KABUL EDİLMİŞTİR”

    Salim Güran’ın çelişkili ve şüpheli beyanlarına yer verilen kararda, Salim Güran’ın mesajlaşmalarını neden sildiği yönündeki soruya karşılık verdiği beyanların olağan dışı olduğu belirtildi.  Kararda, Salim Güran’ın “ (…) bir şeyleri saklamak için bu şekilde hareket ettiği, maktul Narin’in cansız bedeninin bulunmasını istemediği, yine Narin’in ölümüne ilişkin gerçekleri gizleyerek ortaya çıkmasını engellediği şeklinde mahkememizce kabul edilmiştir. Ayrıca Güran aile mensubu kişilerin de bu aşamada telefon geçmişlerini sildikleri görülmüştür. Bu husus somut olay açısından doğrudan etki eden bir delil olmamakla birlikte şüpheli ve dikkat çekici bir davranış olarak görülmüştür. İlgili raporun sanık Nevzat’ın beyanları, dosya arasında bulunan Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı’nın Analiz Raporu, sanıkların kullanımında olan GSM hatlarına ilişkin HTS kayıtları, baz verileri, baz istasyon bilgileri, Daran 2 kamera kayıtları, Ulusal Kriminal raporu, sanık Yüksel ile sanık Enes’in evde olduğu şeklindeki beyanları, çiftlik kamera görüntüleri ile Ruhi Kaya’ya ait kamera görüntüleri bir bütün halinde değerlendirildiğinde ilgili raporun mahkememizce delil olarak kabul edilen diğer deliller ile uyumlu olduğu, ilgili bilgi ve belgelerin birbirlerini doğruladığı anlaşılmakla söz konusu daraltılmış baz raporu verilerine mahkememizce itimat edilmiştir” denildi.

    “NEVZAT BAHTİYAR’IN TÜM BEYANLARINDA NARİN’İ SALİM GÜRAN’IN ÖLDÜRDÜĞÜNÜ SÖYLÜYOR”

    Nevzat Bahtiyar’ın hal vaziyet ile davranışlarının mahkeme tarafından özellikle irdelendiğinin belirtildiği kararda, sanık Bahtiyar’ın beyanlarının bir bütün halinde değerlendirildiği ve dosyada bulunan deliller ile uyumlu olan beyanlarına itibar edildiği kaydedildi. Kararda, sanığın aşamalardaki tüm beyanlarında istikrarlı bir şekilde Narin’i sanık Salim Güran’ın öldürdüğünü ve cansız bedenini kendisine verildiğini belirttiği hususuna dikkat çekildi.

    Kararın devamında şu ifadelere yer verildi: “…sanık Yüksel’in mahkememiz huzurunda yapmış olduğu savunmalarında ısrarla namusu üzerinde durduğu, sanık Nevzat’ın beyanında sanık Salim’in Yüksel ile ilişkimi gördüğü için öldürdüm şeklindeki beyanlarının iftira olduğunu belirttiği görülmüştür. Mahkememizde sanık Yüksel’in sanık Salim ile olay sırasında bir ilişkilerin olmadığı kanaati uyanmış, aşağıda anlatılacağı üzere sanık Salim’in sanık Yüksel ve sanık Enes ile birlikte iştirak halinde maktul Narin’i nedeni mahkememizce de anlaşılamayan bir sebepten dolayı öldürdükleri için asıl nedeni gizlemek maksadıyla sanık Nevzat’a bu şekilde beyanda bulunduğu, bu beyanın Narin’in öldürülmesine sebep olan asıl maksadı gizlemek amacıyla söylendiği şeklinde kabul edilmiştir. Dosya tarafları olan katılan, katılan vekili, katılan kurumlar, sanık ve müdafileri tarafından dosyaya sunulan delillere, somut olaya bir katkısı olmadığı için mahkeme tarafından itibar edilmediğine yer verildi.

    “NARİN GÜRAN’IN ÖLDÜRÜLMESİ 3 SANIK TARAFINDAN BİRLİKTE GERÇEKLEŞTİRİLEREK TAMAMLANDIĞI ANLAŞILMIŞTIR”

    Narin’in katledildiği saatlerdeki olay örgüsünün anlatıldığı kararda, “…dolayısıyla sanık Salim tarafından sanık Nevzat’a Narin’in cansız bedeni verilirken diğer sanıkların olaydan haberdar oldukları, her 3 sanığın suçun işlenmesinde üstlendikleri rol ve kendi eylemleri ile diğer sanıkların eylemlerini tamamlayarak suçun işlenmesi üzerinde diğer sanıklar ile birlikte ortak hakimiyet kurduğu, bu bağlamda sanıkların olayın sonuna kadar zaman ve mekan birlikteliği içerisinde oldukları ve iştirak halinde hareket ederek sanıklar Salim Güran, Enes Güran ve Yüksel Güran’ın fikir ve eylem birlikteliği içerisinde maktül Narin Güran’ın iştirak halinde ölümüne sebebiyet verdikleri Mahkememizce kabul edilmiştir. Tüm bu anlatımlar karşısında Maktul Narin’in öldürülme olayının her 3 sanık tarafından birlikte gerçekleştirilerek tamamlandığı anlaşılmıştır” denildi.

    “NEVZAT BAHTYAR’IN NARİN’İ ÖLDÜRMESİNİ GEREKTİRECEK BİR HUSUMET VEYA BİR NEDEN YOK”

    Kararda, sanıklar Salim, Yüksel ve Enes Güran hakkında ayrı ayrı yapılan değerlendirmede, her 3 sanığın cinayeti iştirak halinde işlediklerinin sabit olduğuna yer verildi. Nevzat Bahtiyar yönünde yapılan değerlendirmede ise, “Her ne kadar sanık Nevzat Bahtiyar yönünden sanık Enes Güran, sanık Salim Güran ve sanık Yüksel Güran ile birlikte maktul Narin’i öldürdüğü iddiasıyla mahkememize kamu davası açılmışsa da; Sanık Nevzat aşamalardaki değişmeyen tek savunmasında maktul Narin’i kendisinin öldürmediğini, sanık Salim’in öldürdüğünü ve cansız bedeni kendisine verdiğini belirttiği görülmüştür” denilerek, sanığın Salim Güran’ın yönlendirmesi ile Narin’in cansız bedenini alarak evden ayrıldığı ve ahırına götürdüğü, oradan çuvala koyarak kendi arabasına koyduğu, daha sonra sanık Salim’in de belirttiği yer olan Eğertutmaz Deresi’ne götürdüğü ve cansız bedenin bulunduğu çuvalı dere kenarına üzerine taş koymak suretiyle sakladığı mahkeme tarafından kabul edildiği belirtildi. Kararda, Bahtiyar’ın Narin’i öldürmesini gerektirecek bir husumet veya nedenin bulunmadığı ifade edildi.

    Bahtiyar’a dair değerlendirmenin devamında şu ifadelere yer verildi: “Her ne kadar sanık Nevzat aşamalarda sanık Salim’in kendisini tehdit ettiğinden dolayı cansız bedeni aldığını söylemiş ise de sanık Salim’in tutuklanması sonrası tüm köyde binlerce kolluk personeli tarafından maktul Narin aranırken artık tehdidin ortadan kalktığı, sanık Nevzat’ın çok rahat bir şekilde gerçekleri anlatarak maktul Narin’in bulunmasını sağlayabilecek iken bunu yapmayıp gerçekleştirdiği eylemde ısrar ederek kastını ortaya koyduğu, dolayısıyla TCK’nın 28. maddesinde düzenlenen halin somut olayda oluşmadığı mahkememizce kabul edilmiştir. Yukarıdaki anlatımlar ve diğer sanıklar bakımından yapılan kabuller de dikkate alınarak; somut olayda sanık Nevzat’ın maktul Narin’in ölüm anında olay yerinde olmadığı ve öldürme eylemine iştirak etmediği, sanık Salim’in çağırması üzerine Arif Güran’ın evine geldiği, eve geldiğinde maktul Narin’in cansız bedenini gördüğü, bu saatten sonra öldürme eyleminin tamamlandığından dolayı söz konusu eyleme karşı yapılan hareketlerin iştirak olarak kabul edilemeyeceği, burada sanığın eylemlerinin başka bir suça vücut vereceği aşikardır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Tahir Elçi Mersin’de anıldı!-VİDEO

    Tahir Elçi Mersin’de anıldı!-VİDEO

    PİRHA- Diyarbakır Barosu eski Başkanı Tahir Elçi Mersin’de anıldı. Anmada konuşan ÖHD Şube Eş Başkanı avukat İbrahim Kaya, Elçi’nin katillerinin cezasızlıkla ödüllendirildiğini ifade ederek, “Kürt kimliği nedeni ile hedef gösterilen Tahir Elçi’yi, ödün vermeden yürüttüğü insan hakları, adalet ve onurlu avukat mücadelesi ile sevgi ve saygıyla anıyor; kendisinin ve kendisi gibi mücadelede yitirdiğimiz diğer meslektaşlarımızın mücadelelerini sürdürmek konusunda söz veriyoruz” dedi.

    Diyarbakır Barosu eski Başkanı Tahir Elçi’nin Dört Ayaklı Minare önünde 28 Kasım 2015’te katledilmesinin üzerinden 9 yıl geçti. Elçi, bugün katledildiği yerin yanı sıra bir çok kentte yapılan açıklamalar ile anıldı.

    Mersin’de de Adalet İçin Hukukçular, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Mersin Şubesi, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Mersin Şubesi, İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, Mersin Adliyesi önünde Tahir Elçi’yi andı.

    Mersin Barosu Başkanı Gazi Özdemir, avukat Tahir Elçi’nin barış mücadelesi veren bir isim olduğunu vurgulayarak, “Davasında beraat kararı çıktı. Bu cezasızlık politikasını reddediyor, failleri bir an önce açığa çıkarılıp, adalet sağlanmalıdır” ifadelerine yer verdi.

    “ETKİN BİR SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMEDİ”

    Kurumlar adına açıklamayı ÖHD Mersin Şube Eş Başkanı avukat İbrahim Kaya okudu.

    Tahir Elçi’nin bütün ömrünü insan hakları ve barış mücadelesine vakfettiğini, Diyarbakır Barosu başkanıyken açıkça hedef gösterilerek teammüden hazırlanan bir cinayette yitirdiklerini belirten Kaya, “Avukatlık pratiği süresince, cezasızlık politikalarının sonlanması için  verdiği mücadeleyle de bildiğimiz Av. Tahir Elçi’nin katledilmesinin ardından ne yazık ki etkin bir soruşturma yürütülmedi” dedi.

    “FAİLLER CEZASIZLIKLA ÖDÜLLENDİRİLMİŞTİR”

    Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun “suikast” tanımlamasına rağmen kendisinin dinlenmesinden vazgeçildiğine dikkat çeken Kaya, “Tüm bunlar dosyada etkili soruşturma yapılmadığı gibi delillerin de karartıldığını açıkça gözler önüne sermektedir. Sonuç olarak 12 Haziran 2024 tarihinde verilen karar ile yargılama cezasızlık politikasıyla sonuçlanmış, gerçek sorumlular ortaya çıkarılmamış ve tüm polisler hakkında beraat kararı verilerek failler cezasızlıkla ödüllendirilmiştir” diye belirtti.

    “TAHİR ELÇİ’Yİ UNUTMAYACAĞIZ

    Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Son sözleri “çatışma, operasyon istemiyoruz“ olan Av. Tahir Elçi’nin katledilmesinin üzerinden geçen dokuz yıl içerisinde, meslektaşımızın bugün aramızda olmayışının siyasal sorumluları; savaş politikasında ısrar edip hukuku ve tüm yargı mekanizmalarını tekçi yönetim anlayışının bir enstrümanı olarak dizayn etmiş, avukatlara ve avukatlık mesleğine dönük siyasal ve ekonomik tüm ideolojik saldırılarını hayata geçirmiştir.

    Avukatlar olarak hakkımızda açılan sayısız davalarla, müdafii kısıtlılığı, gözaltı ve tutuklama politikalarıyla karşı karşıya kaldık. Pek çok arkadaşımız mesleğini icra edemez hale gelirken, pek çok arkadaşımız da objektif delillerden yoksun bir şekilde aylarca tutuklu kalmış ve hatta haklarında onlarca yılı bulan hapis cezalarına hükmedilmiştir.

    Bizler, temel hak ve özgürlüklere dönük her türlü sınırlamanın karşısında olan, demokratik bir hukuk devletinin kriterlerinin yerine getirilmesi için mücadele yürüten, savaşı değil barışı esas alan hukukçular olarak ne şahsımıza, ne de adalet mücadelesi yürütürken temsil ettiğimiz toplumsal kesimlere dönük saldırılar karşısında sessiz kalacağız. Zira bizler başta Tahir Elçi olmak üzere, katledilen tüm meslektaşlarımızın onurlu yaşamlarını ve mücadelelerini miras olarak kabul etmiş ve bu yolda yürümeye karar vermiş avukatlarız.

    Kürt kimliği nedeni ile hedef gösterilen Tahir Elçi’yi, ödün vermeden yürüttüğü insan hakları, adalet ve onurlu avukat mücadelesi ile sevgi ve saygıyla anıyor; kendisinin ve kendisi gibi mücadelede yitirdiğimiz diğer meslektaşlarımızın mücadelelerini sürdürmek konusunda söz veriyoruz.”

    PİRHA/MERSİN

     

  • Diyarbakır Baro Başkanı Güleç’ten ‘Narin Güran’ açıklaması: Çok önemli tespitler var

    Diyarbakır Baro Başkanı Güleç’ten ‘Narin Güran’ açıklaması: Çok önemli tespitler var

    PİRHA- Diyarbakır’da 8 yaşındaki Narin Güran’ın öldürülmesine ilişkin haklarında müebbet hapis cezası istenen sanıklar, 7 Kasım’da ilk kez yargı önüne çıkacaklar. Diyarbakır Baro Başkanı Abdülkadir Güleç, “İddianamede bazı tespitler var. Narin Güran 15.15’te patika yoldan eve giderken o esnada evde şüphelilerin dördü baz istasyonu verileriyle tespit edilmiş. Çok önemli bir durumdur” dedi. 

    İddianame ile ilgili görüşlerini ifade eden Diyarbakır Baro Başkanı Abdülkadir Güleç, kasten organize bir şekilde iştirakten dolayı 4 kişi hakkında iddianame düzenlendiğini belirterek, “İddianamede bazı tespitler var. Narin Güran 15.15’te patika yoldan eve giderken o esnada evde şüphelilerin dördü baz istasyonu verileriyle tespit edilmiş. Çok önemli bir durumdur. Tespit var. 45 dakika sonra da Narin’in cesedi götürülüp Eğertutmaz deresine gömülüyor. Bu tespitin çok önemli olduğunu düşünüyorum. İddianame yeterince de tespitleri ortaya koyuyor” dedi.

    “CİNAYETİ İŞLEMEDİKLERİ GERÇEĞİNİ ORTADAN KALDIRMIYOR”

    Yerel Güneydoğu Ekpres gazetesine konuşan Güleç, bazı iddiaların olduğunu ancak bu iddialar kanıtlanmadığı için iddianamede yer almadığını belirterek, şöyle konuştu:

    “Neden ve niçin öldürüldüğü sorusunu soruşma makamları da tespit etmeye çalıştı. Ama bu çok önemli değil. Sonuçta, Narin kendi evine giderken o evde aynı anda 4 kişi var. Ve oradan Narin’in cesedi çıkıyor. Kamuoyunun ölüm nedeniyle ilgili beklentisi olabilir. Durup dururken niye öldürdüler diye sorulabilir. Bende soruyorum. Bende merak ediyorum. Ama sonuçta failleri değiştirmiyor. Ya da cinayeti kimlerin işledi gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Ölümün nedeni, niçin öldürüldüğü tespit edilmemiş olsa dahi, şüpheliler iddianamede sanık niteliğine büründü. Ve cinayeti işlemediği gerçeğini ortadan kaldırmıyor.”

    50 BARO BAŞKANI DURUŞMAYA KATILACAK

    Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 7 Kasım tarihinde görülecek Narin duruşması nedeniyle, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ve 50 Baro Başkanının Diyarbakır Barosu’nu arayarak duruşmaya katılacakları öğrenildi. Diyarbakır Barosu ise müşteki olarak duruşmaya katılacak. Baro Başkanı Güleç, “7 Kasım’da Narin için adalet sağlamaya çalışacağız” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Diyarbakır Barosu, Narin cinayeti soruşturmasında müşteki olarak kabul edildi

    Diyarbakır Barosu, Narin cinayeti soruşturmasında müşteki olarak kabul edildi

    PİRHA- Diyarbakır Barosu, 21 Ağustos’ta kaybolduktan 19 gün sonra cansız bedeni bulunan Narin Güran cinayeti soruşturması ile ilgili ‘kurumsal olarak müşteki taraf’ taleplerinin kabul edildiğini duyurdu.

    Bağlar ilçesi kırsal Tavşantepe Mahallesi’nde 21 Ağustos’ta kaybolan ve arama çalışmalarının 19’uncu gününde cansız bedeni bulunan Narin Güran cinayetine ilişkin soruşturma sürüyor. Soruşturma kapsamında, otomobilinde Narin’e ait DNA izleri bulunan amcası Salim Güran, cesedi taşıdığını itiraf eden Nevzat Bahtiyar, Narin’in annesi Yüksel Güran ve ağabeyi Enes Güran’ın da aralarında bulunduğu 12 kişi tutuklandı.

    Diyarbakır Barosu da 13 Eylül’de Cumhuriyet Başsavcılığı’na davada ‘kurumsal olarak müşteki taraf’ talebinde bulunmuştu.

    Baro yaptığı açıklamada, taleplerinin kabul edildiği duyurdu. Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Diyarbakır Barosu olarak Narin soruşturmasına daha önce yapmış olduğumuz başvuruda ‘aile bireylerin şüpheli konumunda bulunması, toplumda infial yaratan yaşam hak temelli yargılama dosyasında adaletin sağlanması, maddi gerçeğin açığa çıkması, faillerin cezalandırılması, adalet sistemi içerisinde çocukların haklarının korunması için soruşturma sürecinde ‘müşteki sıfatıyla eklenme’ talebinde bulunmuştuk. Talebimiz Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca bugün itibariyle kabul edilmiştir. Dosyada şüpheli sıfatı olmayan Narin’in abisi Baran Güran, faillerin tespiti ve cezalandırması için hukuki destek talebiyle baromuza daha önce talepte bulunmuş ise de kurumsal olarak müşteki taraf sıfatı ile dosyaya eklenmiş olmamız nedeniyle dosyanın takibi artık bu sıfatla sürdürülecektir. Diyarbakır Barosu olarak Narin’in faillerinin hak ettikleri cezayı almaları için hukuk mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Narin’i yaşatamadık ama Narin için adaleti sağlayacağız.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren: Gerçek adaletin sağlanması için süreci takip ediyoruz

    Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren: Gerçek adaletin sağlanması için süreci takip ediyoruz

    PİRHA- Narin Güran’ın ölümün oluş şekline yönelik İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’nın raporu savcılığa gönderildi. Rapora dair açıklama yapan Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren, Narin’in ölüm sebebinin “Ağız ve burun kapanması ve boyuna bası sonucu oksijensiz bırakılmasına bağlı olarak meydana geldiğinin” belirlendiğini aktardı.

    Diyarbakır’ın Bağlar ilçesine bağlı Tavşantepe kırsal mahallesinde kaybolduktan 19 gün sonra cansız bedeni bulunan 8 yaşındaki Narin Güran’ın İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporu, soruşturmayı yürüten Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi.

    Adli Tıp Kurumu 1’inci İhtisas Kurulu, Narin Güran’a ilişkin adli belgeler ile otopsi raporunu değerlendirerek hazırladığı raporda, “Mevcut verilerle Narin Güran’ın cinsel saldırıya maruz kalıp kalmadığı hususunda tıbben değerlendirme yapılamadığı” belirtildi. Raporda, Güran’ın ölümünün kaybolduğu gün (21 Ağustos) meydana geldiği kaydedildi.

    Narin Güran’ın öldürülemesine dair ATK raporunu paylaşan Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren, sosyal medya hesabından şunları aktardı:

    “-Mevcut verilerle çocuğun cinsel saldırıya maruz kalıp kalmadığı hususunda değerlendirme yapılamadığı,

    -Mevcut verilerle çocuğun zehirlenerek öldüğünün tıbbi delillerinin bulunmadığı,

    -Ölümün 21.08.2024 tarihinde meydana geldiği,

    -Sol diz altında bacağın kopmasına neden olan travmanın ölüm sonrası hayvanlar tarafından gerçekleştirildiği,

    -Otopsiside alt ve üst çenede bazı dişlerin yerinde olmadığı, bir kısmının torba içerisinde bulunduğu, mevcut dişlerin de yerlerinde kolayca ayrıldıkları tespit edilmiştir,

    – Ölüm sebebi “ağız ve burun kapanması ve boyuna bası sonucu oksijensiz bırakılmasına bağlı meydana geldiği” belirtilmiştir. Otopsi sürecindeki gözlemlerimizle zaman zaman kamuoyunda oluşan yanlış algıları düzeltmek adına yaptığımız açıklamalar iş bu raporlarda doğrulanmıştır. Bir kez daha gerçek adaletin sağlanması, fail veya faillerin tespiti, yargılanması ve cezalandırılması için soruşturma sürecini titizlikle takip etmeye devam edeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABER

    ATK, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na raporu iletti: Narin boğularak öldürüldü

  • Diyarbakır Baro Başkanı: Narin’den diş örneği alınamadı çünkü dişler dökülmüştü

    Diyarbakır Baro Başkanı: Narin’den diş örneği alınamadı çünkü dişler dökülmüştü

    Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren, kaybolduktan 19 gün sonra cansız bedeni bulunan 8 yaşındaki Narin Güran’ın ölümüne ilişkin açıklamalarda bulundu. Narin‘in cesedinin çevresel etkilerden dolayı deforme olduğunu söyleyen Eren, “Alınmış bir diş kalıp örneği mümkün değil. Çünkü dişler dökülmüş” diye konuştu. Eren, adli tıp raporunu beklediklerini de sözlerine ekledi. 

    Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren, TELE1’de yayınlanan ‘Kayıt Dışı’ programında açıklamalarda bulundu.

    Eren, Salim Güran’ın eşi Melek Güran’ın yeniden savcılığa ek ifade için getirildiğini ve tek bir soruluk ifadeden sonra serbest bırakıldığını açıkladı.

    Eren, “Şu an Hediye Güran gözaltında. Yarın ifade için savcılığa getirilmesini bekliyoruz” dedi.

    Ağabey Baran Güran’ın başvurusuna değinen Eren, “Baran Güran’ın yazılı bir başvurusu oldu. Kendisiyle ilgili bir şüphe ve iddia söz konusu değil. Kendisi Narin’in katillerinin tespiti için ‘fail kim olursa olsun’ hak ettiği cezayı alması konusunda Diyarbakır Barosu’nun dosyayı takip etmesi için başvuruda bulundu. Vekalet isteğini kabul ettik. Baran’ın talebi doğrultusunda müşteki konumunda dilekçemizi savcılığa sunduk” diye konuştu.

    “Birkaç şeyi düzeltmem gerekiyor” diyen Eren şunları söyledi:

    “Soruşturmanın ilk gününden bugüne kadar eksiklik konusundaki bütün değerlendirmelere katılıyorum. Ama otopsi işlemiyle ilgili değerlendirmeleri düzeltmem lazım. Narin’in bacağıyla ilgili ilk açıklamayı yapan bizdik. Çünkü sosyal medyada çok fazla iddia atıldı. Adli tıp sürecinde bekleyen tek kişi Baran’dı.

    İlk otopsi işlemindeki ön bulgulara göre, özellikle Nevzat’ın açığa çıkan ifadesine göre, Narin’i baş aşağı torbaya yerleştirdiğini, Narin’in bir bacağının dışarıda kaldığını, torbayı bağlamak için ip bulamadığını ve Narin’in çantasının kemerini torbayı bağlamak için kullandığını söylüyor. Bu durumda, Narin’in sol bacağının üzerinde dizden aşağı herhangi bir et parçası olmadığı, kemiklerin üzerinde bir canlı müdahalesi olduğunu söylemiştik ama bu galiba yanlış anlaşıldı. Buradan kastımız su içerisinde kemiğe, daha doğrusu Narin’in sol bacağına belli ki canlılar… Ben bunu araştırdım sordum o dere yatağı balıklarıyla meşhur.

    Narin’in ilk kaybolduğu andan itibaren özellikle sulama kanalında çalışmalar yapılıyor. Devlet Su İşleri’nin büyük bir su kanalı var. 1 hafta boyunca o su kanalı Narin’in bulunduğu dereye yönlendiriliyor ve debisi inanılmaz derecede artıyor. Suyun yoğun arttığı kanala yönlendirdikleri ve suyu da Narin’in bulunduğu dereye yönlendirdikleri için inanılmaz bir debi var. Bunu neden izah etmeye çalışıyorum? Kemik tek bir et parçası olmadan duruyordu. Tabii ki Adli tıp raporunu bekleyeceğiz. Narin’e ait dizden aşağı etler sarkık bir şekilde dizden kırık olsa orada görülür. Biraz daha beklemek gerekiyor.”

    “91 ÖRNEĞİN ÜZERİNDEN DNA ÇIKMADIĞI İÇİN İSTANBUL’A GÖNDERİLMEDİ”

    91 DNA örneğinin İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderilmediğini ifade eden Eren şunları kaydetti:

    “91 adet biyolojik anlamda DNA testine konu olan örnek İstanbul’a gönderilmedi. Bu 91 örnek Diyarbakır Adli Tıp Kurumu’nda incelemeye tabi tutuldu. 91 adet numune dediğimiz şey, torbadan, Narin’in eşyalarından, vücudundan, ağzından alınan sürüntü dediğimiz örnek alınır. Bu bir organ değil, et parçası değil, kemik değil. 91 örnek Diyarbakır Adli Tıp Kurumu’nda incelendi. Bu 91 örnek Narin’e temas eden üçüncü bir şahsın DNA örneklerini bulmak için yapılan bir çalışmaydı. Bu Narin’in elbiseleri ve vücudundan alınan sürüntülerden elde edilecek bir olguydu. Otopsiye girmeden önce de sonrasında da görüştüğüm bir çok adli tıp uzmanı var. 18 gün bir bedenin su içerisinde kalması durumunda üçüncü şahıslara ait DNA örneklerinin kaybolması için makul bir süre. 18 gün içerisinde DNA örneklerinin niteliğini kaybetme özelliği var. Sadece bu sürüntülerin alınması 3.5-4 saat sürdü. Bu 91 örneğin üzerinden bir DNA örneği çıkmadı ve İstanbul’a gönderilmedi. İstanbul’a entemolojik, toksikoloji, histopatolojik incelemeler ve kemik şube için gönderilen örnekler var.”

    “ALINMIŞ BİR DİŞ KALIP ÖRNEĞİ MÜMKÜN DEĞİL, ÇÜNKÜ DİŞLER DÖKÜLMÜŞ”

    “Deforme olmuş bir cesetten bahsediyoruz. Sadece suda olması değil, su akıntısı kesildikten sonra bataklığa dönen bir yerden bahsediyoruz. Derenin içerisinde değil, sulak ve bataklık bir alana, bir cesedin deforme olması için gerekli olan her şeyin olduğu bir alana gömülmüş. Diyarbakır sıcaklığı, bataklık gibi yer, su tamamen cesedi deforme etmiş. Alınmış bir diş kalıp örneği mümkün değil. Çünkü dişler dökülmüş.

    Bacak tamamen kopuk, vücut bütünlüğü var ama o ortamda vücudun çok çabuk bir şekilde çürümeye yüz tuttuğunu da bilelim.”

    AMCANIN ARACINDAKİ DNA ÖRNEĞİ

    Amcanın aracında bulunan DNA örneğine ilişkin ise şunları söyledi:

    “O DNA örneğine sahip sürüntünün tam olarak ne olduğu tespit edilemedi. Kusmuk mu, kan örneği mi, ter mi belli değil ama tam olarak tanımlanamasa da Narin’in DNA’sıyla örtüşen bir özellik taşıyor.

    Köyde taşlarda bulunan kan örnekleri vardı, başka birine ait olduğu iddia ediliyordu hatta resmi açıklama da yapıldı. Yakın zamanda DNA örnekleri geldi o kan örnekleriyle ilgili. Kayanın nitelik itibarıyla o kanı, o sıcaklıkta, o güneşte, birkaç gün geçtiği için o DNA’nın analiz edilme şansı ortadan kalkmıştı. Kime ait olduğu tespit edilemedi.

    “KONUŞULANLARIN HEPSİ YANLIŞ”

    Arama kurtarma köyde kolluk birimlerinin yönlendirilmesi, ihmaller var. Ama soruşturma makamlarının haklarını yersem ben rahat hissetmem. Aldıkları ifadeleri, delilleri nasıl topladıklarını gördüm. Bize de herhangi bir zorluk çıkarmadılar. Bir ses kaydı konuşuluyor günlerdir. Konuşulanların hepsi yanlış.”

    Nahit Eren, 15 yaşındaki R.A.’nın ses kaydındaki “Daha ölmemiş” cümlesine ilişkin şu ifadeleri kullandı:

    “Bir ses kaydı evet var. Silinen bir değil yüzlerce ses kaydı var. Bu ses kaydı 15 yaşında bir çocuğa ait. Biz sorulan soruyu gördük. Kürtçeden çevrili bir Türkçe cümle olduğunu gördük. Kürtçe’de bu şekilde bir cümle yapısıyla cümle oluşturulmaz. Bilirkişiler tarafından incelenmesini talep ettik. Kürtçesinin metne dönmüş halini gördük. Karakol bir çalışma yapmış, çalışma yaparken sesleri duyuyor, kelimeye dönüştürüyor. Ama gördüğüm kelimelerin Kürtçe’de bir karşılığı yok. Yanlış aktarılmış olma ihtimalini söylüyorum. Cinayetten sonraki bir görüşme. Daha önce bulunan bir kısım kan ve DNA örneklerinin olduğu bölgeye yakın olduğu kanaatindeyiz. Amcanın telefonunda görüşmeleri otomatik kayıt altına alınan bir program var ve bu programda silinen kayıtlar var. Burada bir ses kaydı var, arka planda gürültüler de var. İncelenmesini talep ettik. Bugün dinlemek için talepte bulundu. Yazıya dökülen Kürtçe kelimeler itibarıyla öyle bir cümle yok. Ama Kürtçe yazılan içerisinde de Kürtçe’de karşılığı olmayan sesler yazılmış.”

    Narin’in elbisesinden alınan bir kan örneği olduğunu söyleyen Nahit Eren, “Narin’in bedeni üzerinde silah, kesici, delici aletle ilgili bir emare yok ancak soru işaretleri barındırmakla birlikte elbise örneğinden alınan kan örneğinin olması DNA açısından bize bir sonuç vermeyebilir ama ölüm anında ağız veya burun kısmından gelmiş bir kan olabilir. O kısım biyolojik inceleme için alındı. Vücudun herhangi bir bölgesinden kanama olup olmadığı tespit edilebilir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Diyarbakır Barosu Başkanı Eren: Salim Güran’ın acilen yeniden ifadesi alınmalıdır

    Diyarbakır Barosu Başkanı Eren: Salim Güran’ın acilen yeniden ifadesi alınmalıdır

    PİRHA-Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren, Narin Güran’ın katledilmesiyle ilgili yaptığı açıklamada, “Aileden şüphe edilmekte geç kalındı. Bir an önce amca Salim Güran yeniden ifadeye alınmalıdır” dedi. Narin’in kopan bacağında et kalmadığını ifade eden Eren, aile bireylerinin bilinli olarak kaybolma saatini yanlış söylediğini de aktardı.

    Diyarbakır Barosu, Narin Güran’ın ‘kaybolmasından’ 19 gün sonra dere yatağında çuval içinde ölü bulunmasına ilişkin soruşturmadaki ihmallerle ilgili açıklama yaptı.

    Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren, dosyanın faillerin ortaya çıkarılması açısından önemli bir noktaya geldiğini vurgulayarak, “Adalet açısından önemli bir noktaya geldik” dedi.

    Diyarbakır Barosu olarak dosyaya müşteki olarak başvuru yaptıklarını da açıklayan Eren, soruşturma sırasında ifade tutanaklarının satır satır basına sızdırılmasına da tepki göstererek, bu durumun süreç içerisinde faillerin işine yarayacağını söyledi.

    “AİLE ÜYELERİNE ODAKLANILMADI”

    Nahit Eren, aile üyeleri arasından ilk gözaltının arama çalışmalarının sekizinci gününde yapıldığını, abi Enes Güran’ın gözaltına alınıp bırakıldığına dikkat çekerek, aile üyelerinin süreci yanlış yönlendirmesine izin verildiğini söyledi.

    Eren, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Enes Güran vücudundaki izler yüzünden gözaltına alındı. İstanbul’a da gönderildi. Ama adli tıptan gelen rapor, kolundaki ve sırtındaki izlere dair bir DNA belirlemesi yapılmadan döndü. Sonrasında ise basın, bu izlerin kime ait olduğuna dair haber yaptı. Fakat hiçbir tespit yapılamamıştı.

    Nevzat, üzülerek ifade ediyorum, bir bacağının dışarıda kaldığını ifade tutanağında ifade ediyor. O bacak kopmuştur. Doğrudur. Yine savcı tutanağına baktığımızda, o bacağın üzerinde hiçbir et parçası kalmadığını size açıklamak istiyorum. Dizden aşağı olan bölümde hiçbir et parçasının olmaması, dışarıdan bir canlının müdahalesinin işaretidir.

    Kayalıklardaki kan Narin’in değil dendi. Hangi bilimsel veriye göre bu açıklama yapıldı? Köylülerden alınan beyan üzerine bu açıklamanın yapıldığını anlıyoruz.”

    Eren, ortaya çıkan yeni deliller uyarınca amca Salim Güran’ın savcılar tarafından acilen yeniden ifadesinin alınması gerektiğini dile getirerek, “Özellikle Enes’in gözaltına alındığı 29 Ağustos itibarıyla… Sonrasında köyde yapılan toplantılar, ki bunlar basına da yansıdı. Ağız birliği, ifade tutanaklarına yansıyor. Ne tür ifade vermeleri gerektiği, ilk gün kendilerine aktarılıyor. Olayların oluş tarzı, yer zaman itibarıyla tamamen çelişiyor. İfadelerin tamamı çelişiyor” ifadelerine yer verdi.

    Aile ‘Narin’in kaybettirildiği saati bilinçli olarak yanlış iletiyor ve soruşturma bunun üzerine kuruluyor. İfadelerde ortaya çıkan ve açıklanmayan 30 dakikayı çözdüğünüz zaman, kimler hangi konumdaydı, fail ortaya çıkacak” iddiasında bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Diyarbakır Barosu Başkanı Eren’den ‘yargı darbesine karşı tedbir alınmalı’ çağrısı– VİDEO

    Diyarbakır Barosu Başkanı Eren’den ‘yargı darbesine karşı tedbir alınmalı’ çağrısı– VİDEO

    PİRHA – Anayasa Mahkemesi’nin TİP Milletvekili Can Atalay hakkında verdiği kararı Yargıtay tanımadı. Yargıtay ayrıca tahliye kararı veren Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunma kararı aldı. CANTV’ye konuşan Diyarbakır Baro Başkanı Avukat Nahit Eren, “Bana göre dün Türkiye’de bir yargı darbesi yapıldı. Buna karşı tedbirler alınmalı” dedi.

    Yargıtay, Anayasa Mahkemesi’nin tutuklu Türkiye İşçi Partisi Milletvekili Can Atalay kararı ile anayasayı ihlal ettiğini öne sürerek, yüksek mahkemenin üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu.

    Yargıtay ayrıca TBMM’ye, Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi için kararın gönderileceğini belirtti.

    Diyarbakır Barosu Başkanı Avukat Nahit Eren, CAN TV’de yayınlanan Ezgi Soysal’ın sunduğu Can Aktüel Bu Sabah programında konuya dair değerlendirme yaptı.

    “BİR HUKUKÇU OLARAK DEĞERLENDİRME GEREĞİ BİLE DUYMUYORUM”

    Eren, dün Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin vermiş olduğu kararı hukuki açıdan bir hukukçu olarak değerlendirme gereği bile duymadığını dile getirerek, “Aslında bu oyalama süreci dünkü kararın bir hazırlığı olduğunu bize gösterdi. Bana göre dün Türkiye’de bir yargı darbesi yapıldı. Kararın içeriğine baktığımız zaman öyle kararlar var ki gerçekten hukuk adına skandal diyebiliriz” dedi.

    “BU SKANDALIN EN BÜYÜK MAĞDURU, HAKKINI YARGI ÖNÜNDE ARAYANLAR OLARAK BİZLER OLACAĞIZ”

    Eren, Türk Ceza Kanunu’ndaki Türkiye Cumhuriyeti’nin herhangi bir kurum ve organını aşağılama suçu işlendiğini belirterek şunları ifade etti:

    “Dün Yargıtay 3. Ceza Dairesi hem Anayasa Mahkemesi’nin kurumsal kimliğine hem de Anayasa Mahkemesi’nde oy hakkına sahip olan bağımsız yargıçlara yönelik büyük bir suç isnadında bulunmuştur. Ve kendilerini aşağılamıştır. Bu skandalın mağduru, Anayasa Mahkemesi’nin temel hak ve özgürlükler konusunda vermiş olduğu bir ihlal kararının yerine getirilmemesinin mağduru toplum, bizler olacağız. Hak arayan, hakkını yargı önünde arayanlar olarak bunun en büyük mağduru bizler olacağız.”

    “SES ÇIKARMAZSAK BU HUKUKSUZLUKLAR ÜLKENİN HER YERİNE YAYILACAK”

    Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Cumartesi Anneleri hakkında verdiği ihlal kararını hatırlatan Eren, “İstanbul’daki Beyoğlu Kaymakamı, bırakın bir yargı makamını, bir bürokrat AYM kararını uygulamadı. Her ihlale her hukuksuzluğa ses çıkarmadığımız sürece maalesef bu hukuksuzluklar ülkenin her yerine bu şekilde yayılmış olacak” dedi.

    Eren, şöyle devam etti:

    “Bu anlamda bu skandal Türk hukuk tarihine yeni bir kara leke. Daha önce de benzer birçok vaka yaşandı. Demirtaş ve Kavala kararının Türkiye’de uygulanmaması Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) kararlarıyla Anayasa Mahkemesi(AYM)kararlarının bağlayıcılığı ve uygulanırlığı açısından hiçbir fark yok. Bu uygulamanın getirdiği sonuç maalesef dün Ankara’da büyük bir sarsıntı yarattı.”

    “BİR AN ÖNCE TEDBİRLER ALINMALI”

    Diyarbakır Barosu Başkanı Avukat Nahit Eren, “Bu konuda sadece yargı makamları değil. TBMM’nin ve siyasi partilerin bu konuda çok net bir tutum ortaya koyması lazım. Bu hukuksuzluk ülkeyi hukuk anlamında kaosa sürükler. Temel hak ve özgürlükler konusunda ülkeyi büyük bir çıkmaza sürükleyeceği çok net. Bir an önce buna yönelik tedbirlerin alınması lazım.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Deniz Poyraz duruşmasında salona alınmayan avukatlardan oturma eylemi-VİDEO

    Deniz Poyraz duruşmasında salona alınmayan avukatlardan oturma eylemi-VİDEO

    PİRHA- Deniz Poyraz Davasında salona alınmayan avukatlar Aliağa Cezaevi kampüsü önünde oturma eylemine başladı. TBB Başkanı Erinç Sağkan, duruşma salonuna sinyal vermeden girmelerinin beklendiğini kaydederek, “Yani bir avukatın kemerine, ayakkabısına kadar aramak istiyorlar. Böyle bir itibarsızlaştırma çabasını kabul etmedik” dedi. Avukatlar salonu terk ederken, İzmir Barosu’na geçiliyor.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir il binasına silahlı saldırı düzenleyen ve Deniz Poyraz’ı katleden tetikçi Onur Gencer hakkında açılan davanın 7’inci duruşması Aliağa Şakran Cezaevi Yerleşkesinde görülüyor. Salona alınmayan avukatlar cezaevi kampüsü önünde oturma eylemine başlarken, hukuka aykırı yargılama yürüten mahkemeye tepki gösterdi.

    Cezaevi önünde “Savunma susmadı susmayacak”, “Direne direne kazanacağız” sloganları atılıyor.

    “BÖYLE BİR YARGILAMAYI KABUL ETMEYECEĞİZ”

    Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan, duruşma salonuna sinyal vermeden girmelerinin beklendiğini kaydederek, “Yani bir avukatın kemerine, ayakkabısına kadar aramak istiyorlar. Bunu kabul etmedik, edemeyiz. Bizler avukatlarız, bizler yargılamanın üvey evlatları değil asli kurucu unsuruyuz. Böyle bir itibarsızlaştırma çabasını kabul etmedik. Yargılama içerde devam ederken, bunun mücadelesini verdik. Daha sonra mahkeme başkanının kendi talimatı olmadığı yönünde bir ifade ile karşılaştık. İçeriye girebildik ancak öğrendik ki bir önceki celse verilen ve hukuki hiçbir geçerliliği olmayan yetki belgesiyle duruşmaya katılan avukatların kabul edilmeyeceği yönünde verilen karardan geri adım atılmayacağını öğrenince salonu terk ettik. Şu anda içerde bir yargılama yapılıyor ama avukatsız yargılama yapılıyor. Sadece bir tane sanık avukatı var. Bu şekilde yapılan bir yargılamanın sonucunda bunun adil bir karar olduğuna kamuoyunun inanması bekleniyor. Böyle bir yargılamayı kabul etmeyeceğiz. Bugün içerdeki mahkeme salonu maalesef ki Türkiye’de iktidarın istediği salondur” dedi.

    “BİR GÜN MUHAKKAK YARGILANACAKLAR”

    Av. Abdulmecit Yıldırım ise “Bu cinayet politik bir cinayettir. Mahkeme heyeti, sanığı kaçırmak istemektedir. Sanığa sadece ceza vermek bu davanın çözülmesi için yeterli değildir. Sanığın arkasında olanlar saklanmak istenmektedir” ifadelerini kullandı.

    Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Nahit Eren de “Şu anki durum Türkiye’nin son 40 yılının özetidir. Bu dava, Konya’da görülen Dedeoğulları davası ile aynıdır. Bir gün muhakkak yargılanacaklar” dedi.

    Yaşananlardan sonra avukatlar mahkeme salonunu terk ederken, İzmir Barosu’na geçiliyor.

    PİRHA/İZMİR

  • Tahir Elçi, katledilişinin 7’nci yılında anıldı

    Tahir Elçi, katledilişinin 7’nci yılında anıldı

    PİRHA – Eski Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, katledildiği yer olan Dört Ayaklı Minare önünde anıldı. Yapılan açıklamada “Devletin aydınlatamayacağı cinayet yoktur, aydınlatmadığı cinayet vardır” denildi.

    Diyarbakır Barosu eski Başkanı Tahir Elçi’nin katledilmesi üzerinden 7 yıl geçti. Elçi, 28 Kasım 2015’te Dört Ayaklı Minare önünde süre giden çatışmalara ilişkin yapılan basın açıklaması esnasında silahlı saldırıya uğramıştı.

    Avukat Tahir Elçi, katledilmesinin 7’nci yılında meslektaşları ve çok sayıda yurttaş tarafından anıldı. Diyarbakır Adliyesi önünde bir araya gelen avukatlar, Elçi’nin katledildiği Dört Ayaklı Minare’ye kadar yürüyüş gerçekleştirdi.

    Yurttaşlar, Tahir Elçi’nin vurulduğu yere “Em te ji bîr nakin. Seni unutmayacağız” pankartıyla yürüdü. Dört Ayaklı Minare önüne gelindiğinde ise Elçi’nin vurulduğu gün olan 28 Kasım 2015’te yaptığı konuşmanın ses kaydı dinlendi.

    “DEVLETİN AYDINLATMADIĞI CİNAYET VARDIR”

    Diyarbakır Barosu Başkanlığı adına Av. Nahit Eren, yaptığı basın açıklamasında “Diyarbakır Barosu başkanı Av. Tahir Elçi, tam 7 yıl önce bulunduğumuz bu yerde, bu kadim kentin tarihi ve kültürel mirasını korumak; savaşa, operasyona ve çatışmaya karşı barışın sesini yükseltmek istediği esnada aramızdan alındı” dedi. Elçi’nin, değerli bir hukukçu ve insan hakları savunucusu olduğunu belirten Nahit Eren, şu açıklamayı yaptı:

    “28 Kasım 2015 tarihi, aynı zamanda Türkiye’de yeni bir karanlık dönemin başlangıç tarihi olmuştur. Bu tarihi alanda başlayan çatışmalar o günden sonra yıkıcılığı artarak devam etmiş, insan hakları ihlallerinde dramatik bir yükseliş görülmüş, temel hak ve özgürlükler askıya alınmış, onbinlerce insan yerlerinden ayrılmak zorunda bırakılmış, ülkenin en önemli ve can yakıcı meselesi olan Kürt meselesinde yeniden güvenlikçi politikalara dönülmüştür.

    “VASAT BİR İDDAİNAME”

    Karanlık bir dönemin başlangıcı olan bu cinayetin üzerinden 7 yıl geçmiş olmasına rağmen failler hala tespit edilememiş veya cezalandırılmamıştır. Elçi ailesinin, hukuk camiasının ve toplumun adalet duygusu maalesef hala tatmin edilememiştir. İlk andan itibaren yargı makamlarının isteksiz tutumu, soruşturma aşamasındaki skandal gelişmeler; bizlere bu cinayetin aydınlatılmasını istemeyen bir iradenin varlığını göstermiştir. Bütün bu isteksizliğe rağmen Diyarbakır Barosu ve Elçi Ailesinin avukatlarının ısrarı neticesinde, cinayetin üstünden dört buçuk yıl geçtikten sonra vasat bir iddianame hazırlanmış ve yargılama süreci başlamıştır.

    “CİNAYETİN AYDINLATILMASINI İSTEMEYEN BİR İRADENİN VARLIĞI”

    Ancak mahkeme heyetinin bugüne kadar gerçekleşen altı celsedeki tutum ve davranışları kurmuş oldukları ve vazgeçtikleri ara kararları ile soruşturma aşamasında kendisini gösteren cinayetin aydınlatılmasını istemeyen bir iradenin varlığına dair kanaatlerimizi pekiştirmiştir. İlk celseden beri biz katılanlara yönelik tutumu, soruşturma aşamasında yaşanan ve yargılama esnasında açığa çıkan hukuksuzluklara karşı kayıtsız tutumlarını hukuk adına kaygıyla izliyoruz. Özellikle bir önceki celsede dönemin başbakanının tanık olarak dinlenmesi yönündeki karardan savcılığın talebi üzere duruşma tarihini beklemeden vazgeçmiş olması, dava duruşmasının 8 ay sonraya bırakılması hukuk adına büyük bir skandal ve dava dosyası açısından da dışsal bir müdahaleyi gözler önüne sermiştir.

    Bütün bu hukuksuzluklara rağmen buradan tüm ilgililere bir kez daha hatırlatmak istiyoruz; Tahir Elçi cinayetini alelade bir cinayet olarak görmenize, davasına da sıradan bir dava olarak bakmanıza asla müsaade etmeyeceğiz. Türkiye’de son yüzyıldır yaşanan birçok politik cinayetin aydınlatılmadığının farkında olduğumuz gibi, bu tür cinayetlerin tüm yönleri ile aydınlatılmasının güçlü bir siyasi irade ile mümkün olacağını da çok iyi bilmekteyiz. Zira yaşadıklarımızdan çıkardığımız bir sonuç olarak şunu açık ve net bir şekilde ifade edebiliriz; devletin aydınlatamayacağı cinayet yoktur, aydınlatmadığı cinayet vardır.”

    “MÜCADELESİNİ SÜRDÜRMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    “Türkiye’de, insan hakları rejiminin tesis edildiği, siyasetin derinleştirdiği kutuplaşmanın aramızdan çekildiği, Kürt meselesinin demokratik ve evrensel değerler ölçüsünde çözüme kavuşturulduğu bir toplumsallık, ebedi başkanımız Tahir Elçi’nin de özlemidir. Diyarbakır Barosu olarak böyle bir geleceği inşa etme yolunda üst üste koyduğumuz her taşın, içinde yaşadığımız topluma olan sorumluluğumuz kadar, değerli başkanımıza olan sözümüzün bir gereği olduğunu da biliyoruz. Bu vesileyle bugüne kadar yaşananlardan gerekli derslerin çıkarılarak hepimiz için iyi olanı hayata geçirmenin siyaset kurumunun en önemli görevi ve sorumluluğu olduğunu hatırlatmak istiyoruz.

    Bizler; ömrünü ağır insan hakları ihlalleriyle mücadeleye adayan, son nefesinde bile şiddete karşı barış ve demokrasiyi savunan ebedi başkanımızın aramızdan alınışının yedinci yılında,  kendisini bir kez daha saygıyla anıyor, barış, demokrasi, özgürlük ve insan hakları mücadelesini sürdürmeye devam edeceğimizi, onun aziz hatırası önünde bir kere daha yineliyoruz.

    Diyarbakır Barosu olarak, kolluk ve yargı yetkisinin olabildiğince keyfi ve kötüye kullanılarak, Tahir Elçi cinayetinin karartılması çabalarına karşı durmaya, bu cinayetin tasarlanması, işlenmesi ve üzerinin örtülmesinde doğrudan ve dolaylı rolü ve etkisi olan herkesin yargı önüne çıkarılması için çabamızı sürdüreceğimize dair vermiş olduğumuz sözü Türkiye ve Kürdistan kamuoyuna bir kez daha hatırlatıyoruz.”

    Konuşmalar ardından Tahir Elçi’nin mezarı ziyaret edildi.

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • Türkan Elçi’den Bekir Bozdağ’a: Eşimin duruşması 23 Kasım’da haberiniz var mı?

    Türkan Elçi’den Bekir Bozdağ’a: Eşimin duruşması 23 Kasım’da haberiniz var mı?

    PİRHA-Öldürülen Diyarbakır Barosu eski Başkanı Tahir Elçi’nin duruşması 23 Kasım’da görülecek. Duruşma öncesi Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a sorular yönelten Türkan Elçi, “Eşimin duruşması 23 Kasım’da haberiniz var mı?” diye sordu.

    Türkan Elçi, eşi Tahir Elçi’nin 23 Kasım’da görülecek duruşması öncesi sosyal medya hesabından Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a sorularını yöneltti. Elçi paylaşımında “Eşimin duruşması 23 Kasım’da haberiniz var mı?” dedi.

    Diyarbakır’da yedi yıl önce Dört Ayaklı Minare’nin önünde basın açıklaması yaparken vurularak öldürülen Diyarbakır Barosu eski Başkanı Tahir Elçi’nin öldürülmesine dair duruşma 23 Kasım’da görülecek. Elçi’nin eşi Türkan Elçi sosyal medya hesabından Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a Tahir Elçi davasını hatırlatarak, “Dosya cezasızlığa doğru gidiyor. öngörebiliyor musunuz? diye sordu.

    Bozdağ, geçtiğimiz hafta başörtüsüne yönelik anayasa değişikliği hakkında meclisteki partileri ziyaret etmişti. Bozdağ’ın HDP grubunu ziyareti sırasında çekilmiş fotoğrafını paylaşan Elçi, “Bekir Bozdağ’ı bu karede görmüşken bir hatırlatmada bulunayım” ifadelerini kullanarak paylaşımda bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Diyarbakır Barosu’ndan gazetecilerin tutuklanmasına tepki: Serbest bırakın!

    Diyarbakır Barosu’ndan gazetecilerin tutuklanmasına tepki: Serbest bırakın!

    Diyarbakır Barosu, gazetecilerin tutuklanmasının” basın özgürlüğüne ve haber alma hakkına müdahale” olduğunu belirtti.

    Diyarbakır Barosu, 16 gazetecinin tutuklanmasına ilişkin sanal medya hesabı üzerinden açıklamada bulundu. Açıklamada, “Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında 16 gazeteci hakkında tutuklama kararı verilmiştir. Gazetecilere, mesleki faaliyetleri nedeniyle başlatılan soruşturma ve tutuklamalar basın özgürlüğüne ve haber alma hakkına müdahaledir. Tutuklu gazetecileri serbest bırakın” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Tahir Elçi davası: Daha ilk anda sanık muamelesi gördük-VİDEO

    Tahir Elçi davası: Daha ilk anda sanık muamelesi gördük-VİDEO

    PİRHA-Tahir Elçi davasında gelinen son aşamaya ilişkin basın bilgilendirme toplantısı yapan Tahir Elçi Vakfı yöneticileri ve avukatları, yargılama sürecinin cezasızlık ile sonuçlandırılmak istendiğini belirterek, maddi gerçeklerin ortaya çıkarılması için mücadeleye devam edeceklerini söylediler. 

    Tahir Elçi Vakfı yöneticileri ile Elçi ailesinin avukatları, suikaste dair dava dosyasının son durumuna ilişkin İstanbul Beyoğlu’nda basın bilgilendirme toplantısı gerçekleştirdi. Toplantıya Türkan Elçi, Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren, Batman Barosu Başkanı Erkan Şenses, Av. Orhan Kemal Cengiz ile Av. Tuğçe Duygu Köksal da katıldı.

    Toplantıda ilk olarak konuşan Türkan Elçi, “Çıktığımız adalet yolculuğunda yarı yolda bırakıldık. Daha yolculuğun başındayken yargıçlar tarafından dosyanın mağdur tarafı olduğumuz halde, suçlu muamelesi gördük. Yargı, bizim düşündüğümüz kadar toplumu ve barışı düşünmüyor. Cezasızlık ile karşılaşacağımızı, yargılananların usulen yargılandığını şu an daha çok hissediyoruz” dedi.

    “DAHA İLK ANDA SANIK MUAMELESİ GÖRDÜK”

    “Çıktığımız adalet yolculuğunda yarı yolda bırakılacağımızı bilmiyor muyduk?” diyen Türkan Elçi, avukat olarak ön yargıdan uzak, umutlu olmak gerektiğini belirtti. Elçi, “Böyle olacağını biliyorduk ama umutlanmayı daha çok tercih ediyorsunuz. O umudu hissedemezseniz eğer yolculuğa başlayamazsınız. Daha ilk anda sanık muamelesi gördük. Salondan atıldık. Cezasızlık ile karşılaşacağımızı, yargılananların usulen yargılandığını daha çok hissediyoruz. Taleplerimiz kabul edilmedi. Tahir Elçi son anına kadar şiddet dilini öteleyen insan hakları savunucusuydu. Yargının bizim kadar toplumu ve barışı düşündüğü yok” ifadelerini kullandı.

    “ORTAÇAĞ ZİHNİYETİ İLE YOL KAT EDEMEYECEĞİZ”

    Elçi, yargılama sürecinde hissettiklerini ise şöyle anlattı:

    “Mahkeme heyetine baktığımda kendimi 21. yüzyılda hissetmedim. Ortaçağdaymışım gibiydi. Sanki bir engizisyon mahkemesindeydim. Daha ilk duruşmada hissettim bunu. Ortaçağ zihniyeti ile yol kat edemeyeceğimizi bugün görüyoruz. Avukatlarımızın hiçbir çabası karşılık görmüyor. Taleplerimiz kabul edilmiyor. Bu saatten sonra böyle yürümeyecektir. Bu dosya en mühim dosyalardan biridir. Türk hukuk sistemi tarihine kara bir leke olarak geçeceğine inanıyoruz. Umut verici değerlendirmeler yapmak isterdim ama durum bu.”

    “BİZE VERİLEN FİGÜRANLIK ROLÜNÜ KABUL ETMEYECEĞİZ”

    Dava avukatlarından Orhan Kemal Cengiz ise Tahir Elçi’nin hedefe koyulma sürecini hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı:

    “İki senedir yargılama yapılıyormuş gibi davranılıyor. Bizden de buna ayak uydurmamızı istiyorlar. Tahir Elçi’yi vuran karanlık bir el vardı evet. Fakat sadece o el ile uğraşmamızı, arkasındakileri araştırmamamızı istiyorlar. Bize verilen figüranlık rolünü kabul etmeyeceğiz. Biz Tahir Elçi’nin avukatlarıyız. Tahir’i tek bir cümlesi nedeniyle hedefe koydular Hrant Dink gibi. Tahir öldürülmeden bir gün önce başlayan çatışma ve sonrasında yaşananlar ortada. Bütün bunlara rağmen yaşananların tesadüf olduğuna inanmamızı istiyorlar.

    Aylarca oradaki deliller toplanmadı. Üç buçuk ay sonra olay yeri incelemesi yaptılar. Kamera kayıtlarında kesintiler var. Biz en başından beri maddi gerçeğe ulaşmaya çalışıyoruz. Tahir hakkında dokuz günde iddianame hazırlayanlar, bu dosyada iddianame hazırlamaları dört buçuk yıl sürdü. Faili meçhullerin avukatının cinayetini faili meçhul bırakmak istiyorlar. Kabul etmiyoruz.”

    “DAVUTOĞLU’NDAN TANIKLIK YAPMASINI BEKLİYORUZ”

    Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren davanın en başından itibaren etkisiz ve isteksiz yürütüldüğünü belirtti. Dosyada hiçbir şüphelinin olmadığını kaydeden Eren, “Kameraların, istihbaratçıların olduğu yerde bir baro başkanı katledildi. Öldürülen iki polis memuru için bir dava açılmadı. Tahir Elçi ile aynı davaya konu edildi. İki olayı birleştirdiler. Cinayeti örgüt mensuplarına yüklemeye çalıştılar. Savcılar, tehdit ve vaatlerle yalancı tanıklık yaptırmaya çalıştı.

    O dönem Başbakan olan Ahmet Davutoğlu konuya ilişkin Diyarbakır’da “siyasi suikast” dedi. Davutoğlu’nun mahkemede dinlenmesini istedik. Talebimiz kabul edilmedi. Davutoğlu’ndan tanık olarak mahkemeye katılmasını ya da basın aracılığıyla açıklama yapmasını bekliyoruz. Salt yargılama ile maddi gerçeğin ortaya çıkarılacağını düşünmüyoruz. Siyasi iradenin ortaya çıkması lazım” dedi.

    NE OLMUŞTU?

    Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi cinayetin üzerinden yedi yıl geçti. Dört Ayaklı Minarenin tahrip olmaması ve çatışmalı sürecin sona ermesi için Diyarbakır Barosunun düzenlediği Basın toplantısı sırasında öldürülen Tahir Elçi cinayetinin soruşturması dört yıl altı ay sürdü. Tahir Elçi’nin ailesi, Tahir Elçi Vakfı, Diyarbakır Barosu, Elçi ailesinin avukatlarının gösterdiği çabalarla soruşturma tamamlandı. Halen firari olan bir sanığın “devletin birliğini ve ülkenin bütünlüğünü bozmak”, “kasten ve olası kastla öldürme”, 3 polisin ise “bilinçli taksirle ölüme sebebiyet verme” suçundan yargılandığı dava 21 Ekim 2020’de Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesinde başlayabildi. Davanın dördüncü duruşması 12 Ocak 2022’de görüldü. Bir sonraki duruşma ise 15 Haziran 2022 tarihinde görülecek.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Doku ailesinin adliye önündeki eylemine siyasilerden destek -VİDEO

    Doku ailesinin adliye önündeki eylemine siyasilerden destek -VİDEO

     PİRHA-Gülistan Doku’nun ailesi, 748 gündür haber alamadıkları kızları için Tunceli Adliyesi önünde başlattığı oturma eylemi 21’inci gününde. CHP’li vekiller Doku ailesini eylem yerinde ziyaret etti. 

    Dersim’de 5 Ocak 2020’den bu yana kendisinden haber alınamayan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun ailesi, kızlarının akıbetinin ortaya çıkarılması için 1 Ocak’tan bu yana Tunceli Adliyesi önünde oturma eylemi yapıyor.

    Aile, eylemlerinin 21’inci gününde de adliye binası önüne geldi. Anne Bedriye Doku ve baba Halit Doku’ya Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, Grup Başkanvekili Özgür Özel, Dersim Milletvekili Polat Şaroğlu, İstanbul Milletvekilleri Yüksel Mansur Kılınç, Aykut Erdoğdu ve önceki dönem Muğla Milletvekili Nurettin Demir, Dersim İl Başkanı Ali Mustafa Çelik, Pertek Belediye Başkanı Ruhan Alan, Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Hozat Belediye Başkanı Seyfi Geyik, Pülümür Belediye Başkanı Müslüm Tosun, Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren ve Başkan Yardımcısı Zülal Işık, Dersim Baro Başkanı Kenan Çetin ve EMEP Dersim İl Örgütü destek verdi.

    “ADALET SAĞLANMADAN BU İŞİN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    2 yılı geçmiş bir süreçte acılı bir annenin yanında bir şey söylemenin zor olduğunu belirten CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, ”Zamanında çok yönlü araştırma yapılması yönünde aile tarafından uyarılmıştım ama maalesef ailenin feryadı dinlenmedi. Şimdi adalet aramak için adliyenin önündeyiz. Gülistan Doku’nun annesinin adalet talebi karşılanmadan bu işin peşini bırakmayacağız” diye belirtti.

    “HAYATIN HER ALANINDA CEZASIZLIK POLİTİKASI VAR”

    Adliye saraylarının içerisinde adalet dağıtılacağına insanlar adalet kapısında adalet aramaya başladığını vurgulayan Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren, “Kötü hava koşullarına rağmen Gülistan Doku’nun ailesi adalet aramaya devam ediyor. Hukukçular olarak ne diyeceğimizi bilemiyoruz Türkiye’de hayatın her alanında cezasızlık politikası var”

    Dersim Baro Başkanı Kenan Çetin ise, “Devlet kurumları ve kolluğun içerisinde mutlaka Gülistan Doku dosyasıyla ilgili tanıklığı olan insanlara sesleniyorum birazcık vicdanları varsa yıllarca beklemesinler bu soruşturmaya katkı sunsunlar”

    Doku ailesi, oturma eylemlerinin ardından TBMM’de bulunan 600 milletvekiline mektup gönderdi.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER

    > Gülistan Doku’nun ailesi 5 Ocak’a kadar adliye önünde oturma eylemi yapacak
    > Anne Doku: Adalet istiyorum!
    > Doku Ailesi: Gülistan’ı bulana kadar mücadelemize devam edeceğiz
    > ‘Gülistan’ın başına gelen bizim de başımıza gelebilir; sokakta rahat gezemiyoruz’
    > Şaroğlu’ndan Gülistan Doku sorusu: Gerçeğin açığa çıkmasından mı endişe ediliyor?
    > Gülistan Doku’nun ailesinin başlattığı oturma eylemi 4. gününde devam ediyor
    > Doku ailesi: Kızımızın katilini arıyoruz ama kimse bize yardım etmiyor
    > Kadınlardan açıklama: 21 yaşındaki üniversite öğrencisi 2 yıldır nasıl bulunmaz?
    > Gülistan Doku’nun ailesinin başlattığı oturma eylemi 6 gündür devam ediyor
    > Anne Bedriye Doku kızı için oturma eyleminde: Gülistan nerede?
    > Gülistan Doku’nun ailesinin oturma eylemi 8’inci gününde
    > HDP milletvekilleri, Doku ailesini ziyaret etti
    > Gülistan Doku’nun ailesinin oturma eylemi 10’uncu gününde
    > Gülistan Doku’nun ailesinin oturma eylemi 11’inci gününde
    > Gülistan Doku’nun ailesinin oturma eylemi 12’inci gününde
    > Doku ailesi milletvekillerine mektup yazdı: Gülistan’ı karanlıkta bırakmayın
    > Doku ailesinin eylemi 17 gündür devam ediyor: Gülistan nerede?

  • Tahir Elçi vurulduğu yerde anıldı-VİDEO

    Tahir Elçi vurulduğu yerde anıldı-VİDEO

    PİRHA- Tahir Elçi’nin katledilişinin yıl dönümünde yürüyüş gerçekleştirdiği anmada konuşan Diyarbakır Baro Başkanı Cihan Aydın, 5 yıldır kalın bir cezasızlık zırhıyla korunan failleri aradıklarını söyleyerek, “Düşlerinin ve düşlerimizin savunucusu olmaya, bunlar için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    Haberin videosu;

    Diyarbakır Barosu, 5 yıl önce Dört Ayaklı Minare önünde öldürülen Tahir Elçi için yürüyüş düzenledi.

    Diyarbakır Adliyesi önünde başlayan ve Tahir Elçi’nin fotoğraflarının taşındığı yürüyüş Dört Ayaklı Minare önünde tamamlandı.

    Aralarında Elçi’in eşi Türkan Elçi, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Berdan Öztürk, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, Diyarbakır Barosu Başkanı Cihan Aydın’ın da bulunduğu yürüyüş sonrası açıklama yapıldı.

    ‘ŞARK CEPHESİNDE DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK’

    Grup adına açıklama yapan Diyarbakır Baro Başkanı Cihan Aydın, “Beş yıldır kalın bir cezasızlık zırhıyla korunan Tahir Elçi’nin faillerini arıyoruz” diyerek şunları ifade etti:

    “Tahir Elçi’nin aramızdan koparılışından sonra ne değişti derseniz, ‘şark cephesinde değişen bir şey yok.’ Toplum olarak hapsedilmeye çalışıldığımız karanlık, daha da zifirileşti. Bu ülkede artık hiçbir yurttaşın hukuk güvenliği yok. Kürt meselesinin barışçıl çözümü konusunda Tahir Elçi’nin bıraktığının çok gerisindeyiz ve mesele tümüyle güvenlik bürokrasisine terk edilmiş durumda. Çözümsüzlük politikası, can almaya ve can yakmaya devam ediyor. İfade özgürlüğü ve basın özgürlüğü ağır bir tehdit altında. Aynı şekilde meslek etiğine uygun bir şekilde görevlerini yapan onlarca gazeteci hapiste. Hapishaneler; fikirlerinden dolayı tutuklanan siyasetçiler, sivil toplum temsilcileri, gazeteciler için kalıcı bir ikametgaha dönüşmüş durumda.  Her yıl tedavisi yapılmayan onlarca hasta mahpusun cenazeleri çıkıyor cezaevlerinden.”

    “DÜŞLERİNİN VE DÜŞLERİMİZİN SAVUNUCUSU OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Avukatlık mesleğine yönelik saldırılar ve tacizlerin arttığına dikkat çeken Aydın, “Avukatlar mesleki faaliyetleri nedeniyle gözaltına alınmakta, tutuklanmakta ve cezalandırılmaktadır. Ama gözün arkada kalmasın Sevgili Başkan; binlerce meslektaşın senin bıraktığın yerden kararlılıkla adalet ve insan hakları mücadelesini sürdürmektedir.  İşte senden sonra memleketin pürmelali böyle Sevgili Başkan. Demokratik, özgür ve barış içinde bir yaşam hayalin, bizim de hayalimiz. Düşlerinin ve düşlerimizin savunucusu olmaya, bunlar için mücadele etmeye devam edeceğiz” ifadelerine yer verdi.

    Açıklamanın ardından grup, Tahir Elçi’nin öldürüldüğü Dört Ayaklı Minare’nin önüne karanfil bıraktı.

    Elçi’nin mezarı da ziyaret edildi. Elçi’nin mezarı başında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, ” hayalinin yarım kalmaması için mücadele edeceğiz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dört baro başkanı, ÇHD’li avukatların nasıl tutuklandığını videolarla anlattı-VİDEO

    Dört baro başkanı, ÇHD’li avukatların nasıl tutuklandığını videolarla anlattı-VİDEO

    PİRHA – İstanbul, Ankara, İzmir ve Diyarbakır Baro Başkanları Twitter’da yayınladıkları videolar ile Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi avukatların haksız yere tutuklandıklarını belirterek, kararın bozulmasını ve tutuklu avukatların serbest bırakılmasını istediler. 

    İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu, Ankara Barosu Başkanı Av. Erinç Sağkan, İzmir Barosu Başkanı Av. Özkan Yüksel ve Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Cihan Aydın #TürkiyedeAvukatOlmak etiketi ile paylaştıkları videoda uygulanan hukuksuzlukları ve adaletsizliği gözler önüne serdiler. 

    İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu  ve Ankara Barosu Başkanı Av. Erinç Sağkan’ın yayınladığı videoda, “Sözde bir yargılama ile haklarında 159 yıl hapis cezası verilen ÇHD üyesi 18 avukatın tamamının ilk duruşmada tahliye olduğunu, tahliye kararına rağmen hapishaneden çıkışlarının 8 saat boyunca engellendiğini, sabaha karşı otoyol kenarında ıssız bir tarlaya bırakıldıklarını 10 saat sonra savcılığın itirazı ile haklarında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarıldığını, 5  avukatın İstanbul Barosu önünden gözaltına alındığını “Karara uymak için değil korkularını yüzlerine vurmak için geldim” diyen ÇHD Genel Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı’nın duruşma salonunda gözaltına alınıp başka bir heyet tarafından kaçma şüphesi gerekçesi ile tutuklandığını biliyor musunuz?” denildi.

    İzmir Barosu Başkanı Av. Özkan Yücel’in yayınladığı videoda ise “İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 17 avukat hakkında tahliye kararı vermesi sonrasında dağıtıldığını yeni heyetin soruşturmaya dahil olan yargıçlarla oluşturulduğunu biliyor muydunuz?” diye soruldu. 

    Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Cihan Aydın‘ın paylaştığı videoda da, “ÇHD Üyesi 18 avukat hakkında görülen sözde yargılamada mahkeme başkanının gizli tanığı yönlendirmesi ile yaşanmamış bir olayın kurgulandığını, başta hiçbir şey hatırlamadığını söyleyen gizli tanığın mahkeme başkanına, ‘sizin sayenizde hatırladım’ diyerek teşekkür ettiğini biliyor muydunuz?” denildi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • Diyarbakır Barosu’ndan ‘İşkenceye tanıklık edin’ çağrısı

    Diyarbakır Barosu’ndan ‘İşkenceye tanıklık edin’ çağrısı

    Elazığ Cezaevi’ndeki işkence iddiaları üzerine tutuklularla görüşen Diyarbakır Barosu yetkili kurumları, “Cezaevine gidin, işkenceye tanıklık edin” çağrısı yaptı.

    Elazığ Cezaevi’ndeki işkence iddiaları üzerine tutuklularla görüşen Diyarbakır Barosu ve ÖHD; Adalet Bakanlığı, barolar ve Meclis’teki siyasi partilere, “Cezaevine gidin, işkenceye tanıklık edin” çağrısında bulundu.

    Diyarbakır Baro Başkanı Cihan Aydın, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Eşbaşkanı Bünyamin Şeker ve Baro Cezaevi Komisyonu üyesi avukatlar, 4 Ağustos günü Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde gardiyanlarca darp edildiği belirtilen tutuklularla görüştü. Dün yapılan görüşmenin ardından konuya ilişkin Diyarbakır Barosu Tahir Elçi Konferans Salonu’nda basın açıklaması yapıldı. Açıklamaya, Diyarbakır Baro Başkanı Aydın, ÖHD Eşbaşkanı Bünyamin Şeker ve Baro Cezaevi Komisyon üyesi avukatlar katıldı.

    TUTUKLULARDA İŞKENCE İZLERİ

    Açıklama yapan Baro Başkanı Cihan Aydın, Elazığ 2 No’lu Cezaevi’nde tutuklularla yapılan görüşmede, tutukluların gardiyanlar tarafından işkence ve kötü muameleye maruz kaldığını aktardıklarını belirtti. Aydın, “Mahpuslar vücutlarında işkenceye bağlı yoğun ekimozlar, şişlikler olduğunu belirtmelerinin yanı sıra mahpuslardan M.K. ve A.D.’nin avukat görüşme odasında üstünü çıkararak darp ve cebir izlerini göstermiştir. Mahpusların vücutlarının muhtelif yerlerinde ekimozlar ve şişlikler tespit edilmiştir” şeklinde konuştu.

    YAKLAŞIK 50 MAHPUS İŞKENCEYE UĞRAMIŞ

    Tutukluların odalar arasında konuştukları için gardiyanların kendilerine saldırdığı belirttiklerini ifade eden Aydın, “B1, B2, B3, B4, B5, B6, B7, B8, C61, C62, C63, C64, C65, C66, C67, C68, C69 numaralı odalarda bulunan mahpusların da işkenceye maruz kaldığını belirtmişlerdir. Bu iddialar doğruysa yaklaşık 50 mahpusun işkenceye uğradığı anlamına gelmektedir. Bir mahpus ise cezaevindeki ağır insan hakları ihlallerini protesto etmek amacıyla avukat görüşüne gelmesine rağmen avukatın sorularını yazılı olarak cevaplamıştır” diye kaydetti.

    İddialara ilişkin cezaevi müdürüyle de görüşmek istediklerini ancak müdürün izinde olduğu gerekçesiyle görüşemediklerini belirten Aydın, tüm ısrarlarına rağmen cezaevi ikinci müdürüyle de görüşemediklerini dile getirdi.

    SUÇ DUYURUSU 

    Bunun üzerine görüştükleri Elazığ Cumhuriyet Başsavcı Vekilinin gerekli yasal işlemleri yapacaklarını belirtiğini dile getiren Aydın, “Mahpusların iddialarına ilişkin olarak Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuş, işkence gördüğünü iddia eden mahpusların derhal Adli Tıp Kurumuna ya da bir sağlık kuruluşuna sevklerinin yapılması talep edilmiştir” diye belirtti.

    Tutukluların yaşananlara karşı savcılık ve diğer yetkililere yazdıkları dilekçelere, geç cevap verildiği, cezaevinde kapalı devre sistem kurulduğu ve yetkililerin üstünkörü incelemelerde bulunduğunu da anlattıklarını ifade eden Aydın, “Yetkililerin bu kayıtsız tutumu cezaevindeki hak ihlallerinin artmasına neden olmuştur” dedi.

    “İŞKENCE SUÇUNA ORTAK OLMAYIN”

    Aydın, Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ndeki işkence ve kötü muamele iddialarının etkin şekilde soruşturulmasını talep ederek, “Adalet Bakanlığından etkin ve adil bir soruşturma için olay tarihinde görevde bulunan idarecilerin ve olaya katıldığından şüphelenilen personelin derhal açığa alınmasını talep edeceğiz. Adli ve idari makamlardan, iki mahpusun vücudundaki tüyler ürperten işkence izlerinin tespit ederek, failleri derhal yargı önüne çıkarmaya davet ediyoruz. Adli tatil ve bayram tatili bahanesinin ardına saklanıp, işkence izlerinin kaybolması beklenirse, işkence sucuna ortak olacaklarını, delileri karartacaklarını ve suç işleyeceklerini de buradan duyurmak istiyoruz” ifadelerine yer verdi.

    İnsan hakları örgütleri, Adalet Bakanlığı, Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü, barolar, Mecliste grubu bulunan siyasi partileri duyarlı olmaya davet eden Aydın, “Zaman geçirmeden Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevine gidin, mahpusları ziyaret edin ve işkenceye tanıklık edin” dedi. (Diyarbakır/MA)

  • Tahir Elçi cinayetinin muhtemel 3 faili ile ilgili rapor paylaşıldı

    Tahir Elçi cinayetinin muhtemel 3 faili ile ilgili rapor paylaşıldı

    Diyarbakır Barosu, öldürülmesinin üzerinden 3 yılı aşkın süre geçen, soruşturma dosyasında tek bir şüphelinin dahi yer almadığı Tahir Elçi cinayetinin muhtemel 3 failiyle ilgili raporu paylaştı.

    Diyarbakır Barosu, 28 Kasım 2015 günü Sur’da açıklama yaptığı sırada Dört Ayaklı Minare önünde öldürülen başkanları Tahir Elçi’nin “muhtemel failleri”nin tespiti amacıyla olay anı görüntüleri üzerinden İngiltere’nin Londra Üniversitesi Adli Mimarlık Bölümü Forensic Architecture tarafından hazırlanan raporu, geçtiğimiz 14 Aralık’ta soruşturmayı yürüten Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na teslim etmişti. Teslim edilen bu raporda, üzerinden 3 yılı aşkın zaman geçen Elçi cinayetinin muhtemel faillerine dair olay yerinin mimari yapısı ve patlama sesleri üzerinden yapılan analizler yer almıştı.

    Söz konusu raporu soruşturmayı yürüten Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, muhtemel failleri şüpheli sıfatıyla çağırıp ifadelerine başvurmayınca Diyarbakır Barosu raporu kamuoyu ile paylaşacaktı. Cumhuriyet Gazetesi söz konusu raporu elde etti.

    Cumhuriyet’te yer alan Mahmut Oral’ın haberine göre söz konusu raporda Elçi’nin katledilmesinde sokak içinde ateş eden polislerden 3’ünün şüpheli olduğu vurgulanan raporda, bu polisler A, C ve D şahıslar olarak kodlandı. Elçi cinayetini aydınlatması beklenen ve 14 Aralık 2018 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na da sunulan kapsamlı rapor, Forensic Architecture tarafından hazırlanan rapor, sağladığı görsel, işitsel ve belgesel delilleri analiz ederek ve olaylar silsilesinin aslına sadık bir üç boyutlu dijital modelini oluşturarak olaya dair mekânsal bir araştırma ışığında oluşturuldu.

    BARO’NUN TALEBİ

    Diyarbakır Barosu’nun Forensic Architecture’dan talebi, dosyadaki görsel-işitsel verileri kullanarak şu konuları açıklığa kavuşturmanın mümkün olup olmadığını belirlemekti. Elçi’nin öldürdüğü zamanı tespit etmek, öldürücü atışı yapmış olabilecek bireyleri tespit etmek, Tahir Elçi’nin Yenikapı Sokak’ın dışında bir yerden ateşlenen uzun namlulu bir silahla vurulmuş olup olmayacağını belirlemek, Yenikapı Sokak’tan koşarak geçen PKK mensuplarını Elçi’nin öldürülmesinde şüpheli olarak değerlendirmek gerekip gerekmediğini belirlemek, gerekiyorsa hangisinin şüpheli sıfatı taşıyabileceğini saptamak, Yenikapı Sokak’taki polis memurlarının Elçi’nin öldürülmesinde şüpheli olarak değerlendirmeleri gerekip gerekmediğini belirlemek, gerekiyorsa hangilerinin şüpheli sıfatı taşıyabileceğini saptamak, vurulmasının ardından Elçi’ye yeterli tıbbi yardımda bulunma çabasının gerçekleşip gerçekleşmediğini saptamaktı.

    ARAŞTIRMADA YARARLANILAN KAYNAKLAR 

    Forensic Architecture araştırmasında kullandığı kaynaklar “Adli Tıp Uzmanı Dr. Ümit Biçer’in Diyarbakır Barosu Başkanlığı’na sunulmuş olan Uzman Mütalaası, 17 Mart 2016 tarihinde gerçekleştirilen keşif ve olay yeri incelemeye dair Bilirkişi Raporu, Soruşturma dosyasında alınmış olan balistik inceleme raporları, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı Ölü Muayene ve Otopsi Tutanağı, Diyarbakır Mimarlar Odası’nın hazırladığı, Şubat 2014 tarihli Yenikapı Sokak’a ait mimari planlar ve cephe çizimleri” şeklinde sıralandı.

    ARAŞTIRMADA KULLANILAN YÖNTEM

    Rapora göre mevcut görüntü kayıtları Elçi’nin ölüm anını kayda geçmediğinden, sahneyi mekânsal ve zamansal olarak yeniden canlandırmak ve bütün aktörleri bu canlandırma içine yerleştirmek gerekmiştir. Ayrıca Elçi’nin öldürüldüğü zaman aralığının tespit edilmesi ve ses kaydı olan ama görüntü kaydı olmayan silah atışlarından hangisinin ölümcül atış olabileceğinin belirlenmesi gerekmiştir. Forensic Architecture bu araştırmayı gerçekleştirebilmek için bir dizi multimedya analizi ve mekânsal modelleme tekniği kullandı.

    VİDEOLAR EŞ ZAMANLI HALE GETİRİLDİ

    Yine raporda videoların eş zamanlı hale getirilmesine dair “İlk olarak, olayın çeşitli anlarını farklı açılardan izleyip karşılaştırabilmek için Diyarbakır Barosu tarafından temin edilen 4 video dosyası (Kamera 1, 2, 3, 4), kayıtlarda bulunan işitsel ve görsel verilerin tespit edilmesi ve eşleştirilmesi yoluyla eşzamanlı hale getirildi. Araştırma için bu dört videonun seçilmesinin sebebi olaya dair en çeşitli açıları sunan kayıtları barındırmalarıdır” ifadeleri yer aldı.

    ZAMAN ARALIĞI BELİRLENMESİ

    Elçi’nin vurulma anı dört kameranın da kadrajı dışında gerçekleştiğinden, bu anı mevcut diğer tüm deliller ve tanıklıklarla çapraz referanslandırarak yeniden canlandırmamız gerekti. En başta Elçi’nin öldürülmüş olabileceği en kısa zaman aralığı belirlendi. Bunun için Elçi’nin yaşarken görüldüğü son an ile bedeninin yerde görüldüğü ilk an gözlemlendi.

     HANGİ ATIŞLARI KİMİN YAPTIĞI BELLİ OLDU

    Dört eşzamanlı hale getirilen video kaydının ses ve görüntü kanallarını analiz ederek araştırmamıza konu olan zaman aralığı içinde duyulan ve görülen tüm silah atışları sayıldı ve kayda geçirildi. Böylece hangi atışların olay yerinde bulunan hangi bireyler tarafından yapıldığını tespit etmek ve işaretlememiz mümkün oldu.

    OLAY ÜÇ BOYUTLU OLARAK YENİDEN CANLANDIRILDI

    Raporda olayın yeniden canlandırılmasına dair “Tarihi bir bölge olan Yenikapı Sokak’ın arşiv çizimlerini ve video çekimlerinde bulunan mekânsal verileri kullanarak olay yerinin dijital bir üçboyutlu modelini oluşturduk. Yenikapı Sokak ve Gazi Caddesi’yle kavşağı için oluşturduğumuz dijital modelin dayanağı olarak Diyarbakır Mimarlar Odası’nın sağladığı, Yenikapı Sokak’a ait mimari planları ve cephe çizimlerini kullandık. Mimari çizimler modelimiz için taban alanı ve cephe bilgilerini, ayrıca Yenikapı Sokak’ın kot bilgilerini sağladı. Üçboyutlu model sayesinde, nesnelerin ve bedenlerin zaman ve mekân içindeki ilişkilerini analiz etmemiz ve ölçmemiz mümkün oldu. Görüntü kayıtlarından silahı ateşleyeni ve atışın güzergahını gözlemleyemediğimiz durumlarda, üçboyutlu model sayesinde belirli anları yeniden canlandırmamız ve silahlarını ateşledikleri görülen şahısların Elçi’nin bulunduğu yere göre konum ve yönelimlerini karşılaştırmamız mümkün oldu. Elçi’nin, PKK mensuplarının, polis memurlarının ve basın mensuplarının konumlarını saptayabilmek için ‘kamera kalibrasyonu’ adı verilen bir teknik kullandık. Bu işlem sayesinde bir kameranın odak mesafesi, varil distorsiyonu, optik merkezi gibi iç optik özelliklerini hesaplamanın yanı sıra, kameranın mekândaki belirli unsurlara göre konumu ve yönelimi gibi dış parametreleri de saptamak mümkündür. Dolayısıyla bu kalibrasyon işlemi, olay yerindeki nesne ve kişilerin konumlarını, yönelimlerini ve ölçeklerini saptamamızı sağlamıştır” ifadeleri yer aldı.

    HAREKET ANALİZİ

    Raporda iki PKK mensubundan birinin öldürücü atışı yapmış olup olamayacağını tespit etmek için 1’den 4’e kadar olan kameraların kayıtlarını dikkatle analiz edildi, görüntü kayıtlarını kare kare incelendi ve iki PKK mensubunun hareket, davranış ve konumları gözlendi. Ardından olay yerinde bulunduğunu görsel olarak tespit ettiğimiz beş polis memurundan birinin öldürücü atışı yapmış olup olamayacağına, polislerin silahlarının olası ateş hatlarını değerlendirerek Tahir Elçi’ye doğrudan ve engelsiz bir açılarının olup olmadığına bakıldı.

    SES ANALİZİ

    Araştırmada ses analizi için, “Araştırmamıza konu olan zaman dilimindeki bütün atışların ses analizini yaparak bu atışlardan herhangi birinin, video kayıtlarında görülenlerden farklı tür bir mühimmat veya farklı kalibrede bir silahla yapılmış olup olamayacağını değerlendirdik. Bunun için her video kaydının ses kayıtlarını birer grafikle görselleştiren spektrogramlardaki silah atışlarının ses profillerini inceledik. Silah atışlarının ses profillerini birbirleriyle karşılaştırarak bu atışlardan herhangi birinin Yenikapı Sokak ötesinden uzun namlulu bir silahla yapılmış olup olamayacağını inceledik” ifadeleri yer aldı.

    Araştırmada olaydaki aktörlere isim ve renk kodları verildi. Tahir Elçi’yi kırmızı renkle gösterildi ve ‘TE’ koduyla belirtildi. Basın mensupları gri renkle gösterildi. İki PKK mensubu sarı renkle gösterildi. Basın açıklamasının yanından geçtiği görülen ilk PKK mensubu ‘Koşan 1’ ya da ‘K1’ olarak, ikincisi ise ‘Koşan 2’ ya da ‘K2’ olarak kodlandı. Bütün polis memurlarını mavi renkle gösterilirken Polis Memuru A, B, C, D ve E olarak kodlandı.

    Araştırmada atış sayısı analizi için “Konu olan dokuz saniye on karelik zaman aralığı içinde toplam kırk ayrı atış saydık ve bunları bir çizelgeye işledik. Her bir atışa bir numara ve araştırmanın zaman aralığının esas alındığı bir zaman kodu verdik. Ayrıca atışın çıktığı silahı ve hedefini ya da yönünü tespit ettik” şeklinde ifadeler yer aldı.

    Faillerin tespitinde ise “İki PKK mensubundan birinin Elçi’nin ölümünden sorumlu olup olmadığını tespit etmek için ilk olarak olay yerinde polis memurlarının yaptığını görsel olarak tespit ettiğimiz atışları eledik. Böylece analizin bu etabını kimin yaptığı “belirsiz” olan atışlara odakladık, çünkü bunları PKK mensuplarından birinin yapmış olması imkân dahilindeydi. Belirsiz atışlardan herhangi birinin K1 veya K2’ye atfedilmesinin mümkün olup olmadığını ve bu atışların Elçi’yi öldürmüş olup olamayacağını inceledik. Yukarıdaki analiz sayesinde iki PKK mensubunun araştırmamıza konu olan zaman aralığında Tahir Elçi’yi öldürmüş olmalarının büyük ölçüde imkânsız olduğunu tespit ediyoruz” şeklinde konuşulurken Elçi’yi PKK mensuplarının öldürmüş olamayacağı belirtildi.

    POLİSLERİN EYLEM ANALİZİ

    Raporda “Elçi’nin polislerin silah atışlarından biriyle öldürülmüş olma ihtimalini inceledik. İlk olarak analizi olay yerinde polis tarafından yapıldığı bilinen atışlara odakladık. Polis tabancası ile yapıldığı görülen her bir atışı inceledik ve bunlar arasından Elçi’ye yönelik doğrudan bir ateş hattı bulunmayan atışları eledik. Üç boyutlu modelimizi kullanarak olay esnasında silahını ateşlediği görülen polis memurları A, C ve D’nin Elçi’ye yönelik doğrudan bir ateş hattına sahip olup olmadığını test ettik. Polis memuru B’nin Elçi’ye doğru bir ateş hattı yoktur. 5 Her polis memuru için, memurun omuzlarından Elçi’nin vurulduğu anda ayakta duruyor olabileceği alanın en uç köşelerine doğru birer üçboyutlu şekil çizdik. Bu şekiller sayesinde her polis memurunun sahip olduğu ateş hattının, olay yerindeki nesne ve insanlarca ne derecede engellendiğini gözlemledik. Bu testin sonuçlarını aşağıdaki cetvele kaydettik. Yaptığımız analize göre, polis memurları A, C ve D’nin silahlarını ateşlediklerinin görüldüğü anlarda Tahir Elçi yönünde (farklı engel seviyelerine sahip) doğrudan ateş hatları bulunmaktadır ve dolayısıyla her birinin Elçi’yi vurmuş olması ihtimal dahilindedir. 24, 26, 28 ve 29 numaralı atışlarıyla polis memuru C, Tahir Elçi’ye doğru engelsiz bir ateş hattına açıkça sahip olan tek memurdur” şeklindeki ifadelerde, polislerin eylemleri incelendiğinde Elçi’yi öldürme ihtimali olan 3 kişinin de polis olduğu görülmektedir.

    ÜÇ POLİSİN ELÇİ’YE YÖNELİK ATEŞ HATTI VAR

    Raporda son olarak “Tahir Elçi 28 Kasım 2015 tarihinde, saat yaklaşık 10:55’te, 7 saniye 12 karelik bir süre diliminde tek bir mermiyle vurularak öldürülmüştür. PKK mensuplarından ikisi de öldürücü atışı yapmamış görünmektedir. Araştırmaya konu olan zaman aralığında yapılan bütün atışların benzer ses profilleri vardır. Bu süre içinde kayda değer derecede uzak bir mesafeden uzun namlulu bir silahın ateşlendiğine dair herhangi bir işitsel delil yoktur. Üç polis memurunun (A, C ve D) Elçi’ye yönelik doğrudan bir ateş hattı vardır ve silahlarını birden çok kere ateşledikleri görülmektedir. Aralarında polis memuru C, Elçi’ye yönelik açık ve engelsiz bir ateş hattıyla silahını ateşleyen tek memurdur. Araştırma olay yerindeki polis memurlarından kesin olarak hangisinin Elçi’nin ölümünden sorumlu olduğunu tespit etmemekle birlikte, kuvvetli suç şüphesi altında olan polis memurlarını saptamıştır. Öldürücü atışın Elçi’yi vurma kastıyla yapılmış olup olmadığının saptanması araştırmanın kapsamı dışındadır” ifadeleri yer almakta.