Etiket: diyarbakır barosu

  • Haber için randevu talebi ‘örgüt faaliyeti’ sayıldı

    Haber için randevu talebi ‘örgüt faaliyeti’ sayıldı

    PİRHA- Mezopotamya Ajansı Muhabiri Esra Solin Dal’ın gazetecilik faaliyetlerinin ‘örgüt faaliyeti’ olarak değerlendirildiği iddianame kabul edildi.

    Diyarbakır merkezli 9 ilde, 9 Ekim’de gazeteci ve siyasetçilere yönelik başlatılan operasyon kapsamında gözaltına alınan 142 kişi arasında bulunan Mezopotamya Ajansı (MA) Muhabiri Esra Solin Dal hakkında “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla hazırlanan iddianame, Diyarbakır 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

    RANDEVU TALEBİ İDDİANAMEYE ALINDI

    Dal’ın “medyanın savaş diline” ilişkin farklı yayın organlarında çalışan 2 meslektaşından ve Afrin’de “kadın ve çocuk ölümlerine” ilişkin haber için İHD ve Diyarbakır Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu üyesi bir kadın avukattan randevu talebi iddianamede, “örgüt faaliyeti”, “Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı ağır itham” olarak değerlendirildi.

    HAPİS CEZASI TALEBİ

    MA’nın haberine göre Gazeteci Dal’ın telefon dinlenmesine takılan ABD’den Diyarbakır’a yerleşen Ermeni Udi Sanatçı Yervant Bostancı’yla Ermeni soykırımına ilişkin röportaj yapma isteği iddianamede, “19 numaralı görüşmede ise sözde Ermeni soykırımı konusunda Ermeni bir sanatçıyla röportaj yapmak istediği, şüphelinin, PKK/KCK terör örgütünün ideolojisi doğrultusunda devlet aleyhinde gazetecilik faaliyeti yürüttüğü…” ifadeleriyle yorumlandı.

    İddianamede, Dal’ın “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 7.5 ile 15 yıl arasında değişen hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildi.

    HABER MERKEZİ

  • 32 barodan ortak metin: Çocukların bulunduğu kurumlar bağımsız denetime açık olmalı

    32 barodan ortak metin: Çocukların bulunduğu kurumlar bağımsız denetime açık olmalı

    Diyarbakır Barosu ev sahipliğinde 32 baronun katılımı ile yapılan Çocuk Çalıştayı sonuç bildirgesi açıklandı. Bildirgede çocuk haklarına birçok açıdan açıklık getirilerek alınacak önlemler konusunda ortak karara varıldı.

    Diyarbakır Barosu’nun Liv Suit Hotel’de düzenlediği 2 günlük “Çocuk Çalıştayı” sonuçlandı.  Çalıştaya Türkiye’nin değişik illerinden katılan 32 baronun Çocuk Hakları Komisyonu temsilcileri ortak bir bildiri yayınladı.

    Bildiride; çocuk istismarı, çocuk evlilikler, çocuk istismarı materyalleri, aile içerisinde ve aile hukukunu ilgilendiren sorunlarda çocuğun korunması, kurum bakımından çocuğun korunması, medya ve bilişim alanlarında çocukların korunması, çocuk yargılaması, ceza infaz kurumlarındaki çocuklar, çocuk işçiliği, OHAL’in çocuklar üzerindeki etkileri, güvenlik tedbirlerinin uygulanması sırasında meydana gelen çocuk hakkı ve çocuğun yaşam hakkını ihlalleri gibi başlıkların değerlendirildiği kaydedildi.

    Çalıştayda ortaklaşan bildiride tespit edilen sorunların çözümü için şu önerilerde bulunuldu;

    •  Çocuk İzleme Merkezleriyle (ÇİM) ilgili yasal düzenleme yapılmalı. Buradaki işleyişin ayrıntıları belirlenmelidir. Bu düzenleme yapılırken sistemde ÇİM ve KİM’lerin birleştirilmesi veya herhangi bir biçimde çocuklar ile yetişkinlerin aynı birimlerden hizmet almasına neden olacak düzenlemelerden kaçınılmalıdır.

    •  Adli sistem içerisindeki sorunlar görünür kılınmalıdır.

    •  Adli sistem içerisinde çocukla çalışan herkesin (hakim, savcı, avukat, sosyal hizmet uzmanı, ve bütün diğer meslek mensupları) çocuk psikolojisi, çocuk yargılaması ve çocuk koruması alanlarında uzmanlaşması sağlanmalıdır.

    •  Bu alanda çalışan bütün kurumlar arasında işbirliği sağlanmalıdır.

    •  Ailelerin, çocukların ve çocukla çalışanların çocuk koruma ve adalet sisteminin işleyişi, çocukların hakları gibi konularda bilgilendirilmesi sağlanmalıdır.

    •  Bildirim yükümlülüğü olan öğretmen, doktor gibi meslek elemanlarının çocuk adalet sistemine dahil edilmesi ve ihbar mükellefiyetini yerine getirmeleri sağlanmalıdır.

    •  Çocukların adli sistem içerisinde girdikleri durumların yasaya uygun olarak ASP Bakanlığına bildirilmesi sağlanmalı ve ASP Bakanlığı bu gibi durumlarda davaya katılan sıfatıyla katılmak yerine bir sosyal hizmet uzmanının çocuğun yanında bulunmasını sağlamalı ve bu suretle çocuğun koruyucu ve destekleyici hizmetlere olan ihtiyacı belirlenmeli ve gerekli tedbirler alınmalıdır.

    •  Şiddet kriz merkezi gibi, mağdur çocukların bütün hizmetleri tek elden ve uzmanlaşmış meslek elemanları marifetiyle alabilecekleri hizmet birimleri oluşturulmalıdır.

    •  TCK 103 ve 104 maddeleri, çocuk istismarı materyallerinin üretimi ve paylaşılması ile ilgili eylemlerin de çocuk istismarı sayılacağı, çocuktan yetişkine yönelik cinsel davranışların başka bir şart aranmadan çocuk istismarı suçu kapsamında kabul edileceği, akranlar arası cinsel davranışları ise ceza sorumluluğu kapsamı dışında tutacak bir düzenleme yapılmalıdır.

    •  Bilişim suçları çocuklar için özel olarak düzenlenmeli, çocukların bu tür suçlar ile suçlanmaları engellenmelidir.

    •  Çocukla yapılan evlilikler, nerede yapılmış olursa olsun tescil edilmemeli, erken evliliklerin önlenmesi için koruma sistemi kapsamında hizmetler üretilmelidir.

    •  Boşanma ve diğer aile hukuku davalarında Çocuk Haklarının Kullanılmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’nin uygulanması sağlanmalı, sosyal inceleme ile çocuğun yararı belirlenmeden kişisel ilişki konusunda karar verilmemesi sağlanmalı, bu işlemleri ile ilgili usul bir mevzuat ile düzenlenmelidir.

    •  Ailesi dışında korunan çocuklar için kamu vesayeti makamı nezdinde teşkilat oluşturulmalı, kuruma kararı ile birlikte velayet ve kişisel ilişkinin tesis edilmesi sağlanmalıdır.

    •  LGBTİ çocuklara özgü hizmetler planlanmalıdır.

    •  Çocukların bulundukları kurumlar bağımsız denetime açık olmalıdır.

    •  Çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerinin önlenmesine yönelik genelgelerin uygulanmasını izleme mekanizması oluşturulmalıdır.

    •  Çocukların suça itildikleri durumlarda, onlarla ilgili işlemleri yapan bütün makamların çocuğa özgü olması sağlanamamaktadır. Örneğin tutuklama kararları sulh hakimlerince verilmektedir. Başka şehirde bulunan çocukların SEGBİS vasıtasıyla ifadesinin alındığı hallerde yanında avukat bulunmamaktadır. Suça itilen çocuklar için cezanın son çare olmasını sağlayacak alternatif tedbirler uygulanamamaktadır.

    •  Çocukların suça sürüklendikleri durumlarda, önceliğin alternatif tedbirlere verilmesini sağlayacak biçimde TCK değiştirilmeli, bu alanda uygulanabilecek tedbirler geliştirilmeli, etkili hizmet ve kuruluşların bulunması sağlanmalıdır. Çocukla ilgili adli işlemlerin hepsinin çocuğa özgü mahkemelerce yapılmasını sağlayacak biçimde görevlendirme yapılmalıdır.

    •  SEGBİS ile ifade alınan durumlarda, çocuğa bulunduğu yerde de bir müdafi tayin edilmesi sağlanmalıdır

    •  Ceza infaz kurumlarında çocukların açık görüşleri haftada bir olmalı, müdafi görevlendirmeleri çocukların kurumda bulundukları süre boyunca avukatın hukuki yardımından yararlanmasına imkan verecek biçimde düzenlenmelidir.

    •  Çocukların aile bireyleri ile birlikte ceza infaz kurumlarının uygun olmayan koşullarda yaşamalarını engellemek için dünyadaki iyi örneklerden de yararlanılarak, alternatif uygulamalar geliştirilmelidir.

    •  Göç eden veya ailesi sınır dışı edilme tehdidi altında olan çocukların, aileleri ile birlikte yaşama hakları ve bir kanunu temsilciye sahip olma ihtiyaçları dikkate alınmalı, refakatsiz veya velisi dışında bir refakatçi ile seyahat eden çocuklar için vasi tayin edilmesi sağlanmalı ve bu çocuklara hukuki yardımda bulunmak üzere avukat tayin edilmesi bir hak olarak düzenlenmelidir.

    •  Medyada mağdur ve suça sürüklenen çocukların kimlik ve adreslerinin anlaşılmasına neden olacak yayın yapılmamalıdır.

    •  Çocuklar, aileler ve çocuklarla çalışanlar için bilişim suçları konusunda bilgilendirici çalışmalar yapılmalıdır.

    •  OHAL ve KHK uygulamaları, birçok temel hak alanında olduğu gibi çocuk hakları alanında da ihlallere neden olduğu için, derhal kaldırılmalıdır.

    •  Hangi sebeple olursa olsun çocuk hakkı ihlaline neden olan uygulamaların cezasız kalması engellenmeli, doğan zararların giderilmesi sağlanmalıdır. (MA)

  • TTB Merkez Konseyi üyelerine destek açıklamaları: İnsan yaşamını, barışı savunmaya devam

    TTB Merkez Konseyi üyelerine destek açıklamaları: İnsan yaşamını, barışı savunmaya devam

    İstanbul Tabip Odası, Denizli Tabip Odası ve Diyarbakır Barosu, basın açıklamalarıyla TTB Merkez Konseyi üyelerinin gözaltına alınmasına tepki gösterdi.

    İstanbul Tabip Odası, TSK tarafından Suriye’nin kuzeyindeki Afrin bölgesine başlatılan operasyonla ilgili yaptıkları açıklama nedeniyle haklarında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturma başlatılan ve gözaltına alınan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyelerine destek için basın açıklaması yaptı.

    Basın açıklaması, İstanbul Tabip Odası Cağaloğlu binasında yapıldı. Açıklamaya, aralarında DİSK, KESK, TMMOB gibi sendika ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle, çeşitli siyasi parti temsilcileri katıldı.

    “İNSAN YAŞAMINI, SAĞLIĞI, BARIŞI, DEMOKRASİYİ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    İstanbul Tabip Odası üyesi İncilay Erdoğan tarafından okunan basın açıklamasında, “Sabah saatlerinden itibaren Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Eskişehir, Diyarbakır ve Van’daki TTB Merkez Konseyi üyelerimizin evleri, iş yerleri basılıyor, arama yapılıyor, gözaltına alınıyorlar. TTB’nin hekimliğin binlerce yıllık değerlerini savunmaktan başka hiçbir ifade içermeyen basın açıklamasını hedef haline getirenlere, içinde hiç bir unsur olmayan açıklama için soruşturma açanlara, her birinin adresi belli olan arkadaşlarımızı ifadeye davet etmek yerine evlerini bastırarak gözaltına aldıranlara, yıllardır siyasi iktidarın bütün olanaklarını kullandığı halde TTB seçimlerini kazanamayıp, muhbirliğe soyunanlara cevabımızdır;

    Biz hekimiz, sağlıkçıyız. Tıbbın kurucuları İstanköylü Hipokrat’tan, Bergamalı Galenos’tan bu yana bu topraklarda vardık, varız, var olacağız. Topluma adanmış bir mesleğin onurlu üyeleri olarak insan yaşamını, sağlığı, barışı, demokrasiyi her zaman olduğu gibi bugün de yarın da savunmaya devam edeceğiz.” denildi.

    HEKİMLİK ANDI’NI OKUDULAR

    Açıklamanın ardından Tabip odasının kapısına inen hekimler burada Hekimlik Andı’nı okudu. Polisin geniş güvenlik önlemi altında okunan Hekimlik Andı’nın ardından, toplananlar buradan ayrıldı.

    DENİZLİ TABİP ODASINDAN DA DESTEK AÇIKLAMASI

    Denizli Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Gökhan Önem, TTB’nin, Zeytin Dalı Harekatı ile ilgili açıklamasına katılmadıklarını fakat, gözaltı kararını doğru bulmadıklarını belirtti.

    Önem, yaptığı yazılı açıklamada, “Denizli Tabip Odası Yönetim Kurulumuz Suriye’nin kuzeyindeki Afrin bölgesinde Zeytin Dalı Harekatı ile terörizme karşı ülkemizin varlığı ve bütünlüğü için verilen bu meşru mücadelede gönlümüzün ordumuzla olduğunu açıklamıştır. Denizli Tabip Odası olarak görüşlerine katılmasak dahi, TTB Merkez Konseyi üyelerinin açıklamalarının peşin suç kabul edilerek gözaltı işlemi uygulamasını doğru bulmuyor ve yargı eli ile baskı uygulaması olarak görüyoruz” ifadelerine yer verdi.

    DİYARBAKIR BAROSU: ENDİŞEYLE KARŞILAMAKTAYIZ

    Diyarbakır Barosu, yazılı açıklama ile TTB Merkez Konseyi üyelerinin gözaltına alınmasını kınadı. Açıklamada, “Afrin’e başlatılan müdahaleye yönelik yaratacağı sonuçlar itibariyle bazı kişi ve kurumlarca duyulan kaygıların, şiddet ve şiddet çağrısı içermeyecek nitelikte dillendirilmesinin soruşturmalara ve gözaltı işlemine konu edilmesini bir hukuk örgütü olarak endişeyle karşılamaktayız” denildi.

    Gözaltıların ifade özgürlüğüne aykırı olduğu belirtilen açıklamada, “Türk Tabipler Birliği Konsey Üyelerinin söz konusu operasyona yönelik yaptıkları basın duyurusundan sonra kendilerine yönelik sosyal medyada başlatılan linç kampanyası, soruşturma ve akabinde yapılan gözaltı işlemlerinin demokratik bir toplumda kabul etmek mümkün değildir” ifadelerine yer verildi.

  • 14 Barodan açıklama: Tek tip kıyafet uygulaması hukuk devleti ilkesini zedeler

    14 Barodan açıklama: Tek tip kıyafet uygulaması hukuk devleti ilkesini zedeler

    PİRHA – Bölge Baroları son yayımlanan KHK’ye ilişkin açıklama yaptı. Adıyaman, Ağrı, Batman, Bingöl, Diyarbakır, Dersim, Hakkari, Kars, Mardin, Muş, Siirt, Urfa, Şırnak ve Van Barolarının yaptığı açıklamada yapılan değişikliklerin Olağanüstü Hal Kanunu kapsamında olmadığı vurgulandı.

    Adıyaman, Ağrı, Batman, Bingöl, Diyarbakır, Dersim, Hakkari, Kars, Mardin, Muş, Siirt, Urfa, Şırnak ve Van Baroları, son çıkan KHK’ye ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada şunlar belirtildi:

    “696 Sayılı KHK ile getirilen değişikliklerden biri Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar nedeniyle tutuklu veya hükümlü bulunanların, duruşmaya sevk nedeniyle ceza infaz kurumu dışına çıkarılmaları durumunda, ceza infaz kurumu idaresince verilen tek tip giysileri giyme zorunluluğudur.

    Anayasanın 17/3 hükmüne göre “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz”. Tek tip giysi uygulamasının insan onuruna aykırı olduğu açık olup uygulamayla tutuklu ve hükümlülerin insan onuruna aykırı muamele görme yasağı ihlal edilmiş olacaktır. Geçmişte 12 Eylül darbesinden sonra cezaevlerinde yaşanan sancılı deneyimlerden de görüleceği üzere tek tip giysi uygulaması toplumsal barışı da zedeleyecek bir uygulamadır.”

    “TEK TİP KIYAFET UYGULAMASI HUKUK DEVLETİ İLKESİNİ ZEDELER”

    Açıklamada tek tip kıyafet uygulamasının hukuk devleti ilkesini zedeleyeceği belirtildi:

    “Öte yandan henüz yargılamaları devam eden ve haklarında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmayan sanıklara tek tip kıyafet uygulamasının özellikle masumiyet karinesine aykırılık teşkil edeceği göz ardı edilmektedir. Nitekim Anayasanın 38/4. Maddesi “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.” hükmüyle masumiyet karinesinin dil, din, ırk ve millet ayrımı gözetmeden herkes için güvence altına almış, yine Anayasanın 15/2. Maddesiyle masumiyet karinesi savaş, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde dahi dokunulması mümkün olmayan çekirdek haklar kategorisine dahil edilmiştir. Henüz ceza yargılaması sürmekte olup suçlu oldukları kesinleşmemiş sanıkların suçlu gibi muamele görmesine sebep olacak tek tip kıyafet gibi uygulamalar Hukuk Devleti ilkesini zedelemektedir. Lekelenmeme hakkı anılan değişiklikle çiğnenmiştir.

    “ÖZEL AF NİTELİĞİNDEKİ HÜKÜM ANAYASA’YA AYKIRIDIR”

    Anılan KHK ile getirilen değişikliklerden biri ise resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişilerin hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluktan muaf tutulması da hukuk devletinde yeri olamayacak bir özel af düzenlemesidir. Özel af niteliğindeki bu hüküm en başta ise Anayasanın 87. maddesine de aykırıdır. Anayasanın 87. maddesine göre Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek yetkisine sahiptir. Yine Anayasanın 2, 10, 13, 15, 17, 36, 38 ve 87. maddelerine aykırılık içeren bu düzenleme ile hukuk devleti ilkesi ağır bir yara almıştır.

    “OHAL REJİMİNE SON VERİLSİN”

    Bizler Bölge Baroları olarak, 17 aydır yürürlükte olan OHAL rejimine son verilmesini talep ediyor, KHK’lar marifetiyle özel veya tüzel kişilerin hukuki durumunu doğrudan etkileyen ve etkili bir yargı yolu öngörülmeden yapılan, hukuki güvenceyi ortadan kaldıran, adil yargılama ve savunma hakkını zedeleyen, haberleşme ve basın hürriyetine aykırı, olağanüstü hal ilanını gerekli kılan olaylarla sınırlı olmayan düzenlemeler yoluyla yasama ve yargı erkini devre dışı bırakan düzenlemelerin kaldırılıp olağan rejim hukuk normları içinde kalınarak normalleşme sürecine geçilmesi gerektiğine inanıyoruz.”

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM