PİRHA- 14 Mart Tıp Haftası’na ilişkin açıklama yayınlayan Mersin Tabip Odası, 1 Mart günü ilan edilen yanlış açılım programlarıyla önümüzdeki ayları da pandemiye kurban edileceğini belirterek, yapılacak etkinliklere katılım çağrısında bulundu.
Mersin Tabip Odası Yönetim Kurulu, “Pandemi ve 14 Mart Tıp Haftası” başlıklı basın açıklaması yaparak, hafta boyunca yapacakları etkinlik takvimini paylaştı.
NEDEN BİR YIL GEÇMESİNE RAĞMEN 12 BİNE YAKIN GÜNLÜK VAKA SAYISI İLE KARŞI KARŞIYAYIZ?
2021 yılının Tıp Haftasını pandeminin gölgesinde kutlanıldığının belirtildiği açıklamada, “tüm dünyayı kasıp kavuran, bir buçuk milyondan fazla kişinin ölmesine neden olan bir salgınla karşı karşıyayız ama neden bu salgını yenemedik? Neden bir yıl geçmesine rağmen 12 bine yakın günlük vaka sayısı ile karşı karşıyayız? Neden nüfusumuzun yüzde 3’ü çift doz aşılamaya ve henüz yüzde 10’u tek doz aşılamaya kavuşmuş durumda? Her şeyden önemlisi bu sıkıntılara rağmen neden yanlış açılma politikaları ile vatandaşı karşı karşıya bırakıyoruz?” sorularına yer verildi.
Açıklamada, pandeminin başından bu yana süren yanlış sağlık politikaların devam ettiği vurgulanarak, “1 Mart günü ilan edilen yanlış açılım programlarıyla önümüzdeki ayları da pandemiye kurban edeceğimizden ciddi endişelerimiz bulunmaktadır” denildi.
“HEPİMİZİN TIP BAYRAMI KUTLU OLSUN”
Açıklamada, 14 Mart Tıp Haftası’nda Mersin’de 9’u hekim, 20 sağlık çalışanını pandemide yitirildiği ve bu anlamda bu yıl biraz da onları anmaya, isimlerini yaşatmaya, aileleri ile birlikte olmaya çalışacakları belirtilirken, şunlar kaydedildi:
“Yapacağımız söyleşilerde pandeminin neden olduğu halkın ve sağlık çalışanlarının sorunlarına yönelik çözümler aramaya, alternatif öneriler sunmaya çalışacağız. Tüm sağlık çalışanlarını ve halkımızı bu etkinliklerimize katılmaya, katkı sunmaya ve bizimle birlikte olmaya çağırıyor, hepimizin Tıp Haftasını kutluyoruz.”
PİRHA- Koronavirüs salgınındaki son durumu ve aşılama çalışmalarını değerlendiren Mersin Tabip Odası Başkanı Mehmet Antmen, koronavirüs aşısı ile ilgili Sağlık Bakanlığı’nın bugüne kadar söyledikleri ile gerçekleşenler arasında çok ciddi bir farklılık olduğuna dikkat çekti. Antmen, “60 milyon kişinin iki kez aşılanmasının bu yıl sonuna dek tamamlanamayacağı çok nettir” dedi.
Mersin Tabip Odası (MTO) Başkanı Mehmet Antmen, koronavirüs salgınındaki son durumu ve aşılama çalışmalarını PİRHA’ya değerlendirdi.
“AŞILAMA İÇİN ALTYAPI VAR YETERLİ MİKTARDA AŞI YOK”
PİRHA: Aşıda son durum nedir?
MEHMET ANTMEN: Covid aşısı ile ilgili Sağlık Bakanlığı’nın bugüne kadar söyledikleri ile gerçekleşenler arasında çok ciddi bir farklılık vardır. Kasım ayı içerisinde, “11 Aralık’tan itibaren 25 milyon doz Aralık ayında, 25 milyon da Ocak ayı içerisinde gelecek” şeklinde beyanat verilmesine karşın, 10 Şubat tarihine kadar gelen toplam aşının 10 milyon doz olması aslında bugüne değin söylenen şeylerin hiçbirinin gerçekleşmediğinin göstergesidir. İleriye yönelik olarak bugün söylenen şeylerin de gerçekçi olmadığını bu gelişmelerden çıkarmak hiç zor değildir.
Kasım ayı içerisinde “günde 1.5 milyon doz aşı yapacağız ve çok kısa sürede herkesi aşılamış olacağız” şeklinde bir bakanlık beyanatı olmasına karşın 7 Şubat Pazar günü, sadece 11 bin aşı yapılmış olması da vaatlerin ne denli gerçek dışı olduğunun somut göstergeleri.
Aslında sosyalizasyon döneminin mirası olan sağlık ocakları bugüne taşınabilmiş olsaydı, o döneminin en önemli koruyucu sağlık hizmeti olan aşılama hizmetlerinin günde bir, bir buçuk milyon doz yapılması işten bile değildi. Ancak burada tartışılması gereken mevzu, aşılama altyapısına sahip olunmasına karşın elimizde yeterli miktarda aşı olup olmadığıdır. Zira Ocak ayı sonuna dek 50 milyon aşı vaadi olmasına karşın, Şubat ayının ortasına geldiğimiz şu günlerde elimizde 10 milyon doz aşı vardır ve önümüzdeki süreçte de ne kadar geleceği tam bir muammadır.
“İKİ KEZ AŞILANMASININ BU YIL SONUNA DEK TAMAMLANAMAYACAĞI ÇOK NETTİR”
-İkinci doz aşılar vurulması planlandığı gibi mi gidiyor?
14 Ocak’ta başlayan ilk doz aşılamaları bugüne değin sadece 2.600.000 kişiye yapılmıştır ve 11 Şubat’tan itibaren ikinci dozlara geçilecektir. Bu anlamda ikinci dozların nasıl gidebileceği konusunda hiçbir ipucu elimizde yoktur. Ancak söylenenlerle yapılanlar arasındaki açı farkı nedeniyle hiçbir şeyin zamanında yetişmeyeceği, toplumsal bağışıklığa kavuşmak için gerekli olan 60 milyon kişinin iki kez aşılanmasının bu yıl sonuna dek tamamlanamayacağı çok nettir.
“YÜZ YÜZE EĞİTİM, MUTAND VİRÜS NEDENİYLE CİDDİ OLUMSUZLUKLARA YOL AÇABİLİR”
-Zor bir yıl mı bizi bekliyor?
Tüm bu aşılama aksaklıklarının yanı sıra mutand virüse yönelik de yeterli önlemlerin alınmaması göz önüne alındığında 2021 yılının da gerek halk sağlığı açısından gerekse de ekonomi açısından ciddi bir kayıpla sonlanacağını söylemek çok gerçekçi bir tahmindir. Bu anlamda da dar gelirli vatandaşları, işçileri, esnafı çok zor bir dönem beklemektedir. Yine eğitim ile ilgili olumlu şeyler söylemek mümkün değildir. 1 Mart’ta başlanacağı söylenen yüz yüze eğitimin mutand virüs nedeniyle ciddi olumsuzluklara yol açması muhtemeldir. Covid’ten ve covid dışı hastalıklardan ölüm sayısının bu yıl da beklenenin çok üzerinde olacağı çok rahat söylenebilir. Zira 15 gün önce beş bine kadar düşmüş olan vaka sayısının son 10 gündür sekiz binlerde dolaşması bu kötü sonun çok belirgin bir göstergesidir.
“HÜKÜMET ‘HER ŞEYİ BEN BİLİRİM’ TAVRINDAN VAZGEÇMELİDİR”
-Peki bu olumsuz tablonun olumluya dönüşmesi için ne yapılmalı?
Bu olumsuzlukların vatandaşa çok yansımaması için sosyal devlet anlayışının hakim kılınması, halka ekonomik ve sosyal yardımların yapılması, özellikle esnafın sorunlarına duyarlı olunması, salgın ile ilgili gerçeklerin halktan saklanmaması, şeffaflık konusunda daha duyarlı olunması gerekmektedir. Tüm bunlar, ancak meslek örgütleri, sendikalar ve diğer demokratik kitle örgütleri ile birlikte salgını yönetmekten geçmektedir. Aksi taktirde hükümet “her şeyi ben bilirim” tavrını devam ettirir ve bugüne dek yaptığı yanlışlıklara yenilerini eklerse, bu salgın tahmin ettiğimizin çok üzerinde zararlar vererek sonuçlanabilir.
“COVİD-19 MESLEK HASTALIĞI SAYILMALI”
-Son olarak ne söylemek istersiniz?
Vatandaşı korumak için öncelikle sağlık çalışanlarını korumak gerekmektedir. Sürecin bir yıl gibi çok uzun bir süre sürmüş olması sağlık çalışanlarını çok yormuştur ve tüm çalışanlar tükenmişlik sendromu yaşamaktadır. Sağlık çalışanlarının ekonomik, sosyal ve özlük haklarında yapılacak düzenlemeler bu süreçte çok belirleyici olacaktır. Ayrıca COVİD—19’un meslek hastalığı sayılması ve bu hastalıktan zarar gören sağlık çalışanlarının zararlarının tazmin edilmesi de sürece olumlu bir katkı sunacak, çalışanlarının moral ve motivasyon açısından güçlenmesini sağlayacaktır.”
Mersin Şehir Hastanesi’nde görev yapan Dr. Necmi Arslan, koronavirüs nedeniyle yaşamını yitirdi.
Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Necmi Arslan, emeklilik dilekçesini verdiği günlerde yakalandığı tespit edilen koronavirüs nedeniyle yaşamını yitirdi. Mersin Şehir Hastanesi’nde görev yapan Dr. Arslan’ın vefat haberini sosyal medya üzerinden duyuran Mehmet Antmen yaptığı paylaşımda “Covid-19 Mersin’de bir hekimi daha aldı aramızdan. Ailesine ve tıp camiasına başsağlığı diliyoruz” ifadeleri kullandı.
PİRHA- “Aleviler cemevinde dansöz oynatıyor. Böyle bir din mi olur? Hepsi teröristtir” diyen İstanbul Tıp Fakültesi’nde görev yapan Prof. Dr. Ahmet Şeref Demirel’in, ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçuyla yargılanmasına bugün devam edildi. Mahkeme, Demirel’e 8 ay hapis cezası verdi.
2015’te Çorlu’dan İstanbul’a tedavi olmak için gelen İbrahim Kartal, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nde görev yapan Prof. Dr. Ahmet Şeref Demirel’in nefret söylemine maruz kalmıştı. Demirel’in Alevilere yönelik hakaretleriyle karşılaşan Kartal, olay sonrasında savcılığa suç duyurusunda bulunup, Başhekimliğe şikâyet dilekçesi vermişti.
Kartal’ın şikayetinin ardından açılan davanın 4. duruşması bugün İstanbul Çağlayan 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. İbrahim Kartal ve avukatı duruşmada hazır bulundu.
Prof. Dr. Ahmet Şeref Demirel’e, halkı ‘kin ve düşmanlığa alenen tahrik’ etme suçundan 8 ay hapis cezası verildi. Mahkeme sanığa iyi hal ve pişmanlık indirimi yapmadı.
Prof. Dr. Ahmet Şeref Demirel’in sabıkası olmaması nedeniyle, hapis cezası ertelendi. 1 yıl boyunca denetimde kalacak, bu sürede kasıtlı bir suç işlenesi durumunda ceza infaz edilecek. Karara istinaf mahkemesinde itiraz hakkı bulunuyor.
Bu arada İbrahim Kartal’a destek için duruşmaya gelen isimler arasında Alevi Dernekleri Federasyonu Genel başkanı Celal Fırat, Kilyos Cemevi Başkanı Ali Çiftçi, Esenler Anadolu Canlar Cemevi Başkanı Cemal Özdemir ve HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu da vardı.
Duruşma sonrası adliye önünde PİRHA‘nın sorularını yanıtladılar.
İBRAHİM KARTAL: ZAFER BİZİM OLDU, KAZANDIK
Davacı Alevi yurttaş İbrahim Kartal, “Başta vekilime, avukatlarıma ve dernek başkanlarıma çok teşekkür ediyorum. Bana davanın sonuna kadar yanımda oldular. En sonunda zafer bizim oldu, kazandık” dedi.
İbrahim Kartal’ın avukatı Özge Çetin, “Müvekkilin yönelik bir devlet kurumunda maruz kaldığı nefret söylemi ve ayrıştırıcı söylemlerle ilgili yargı sürecinin bugün sonuna geldik. Mahkeme sanığın, müvekkile yönelik olarak, onun dini değerlerini aşağıladığı gerekçesiyle TCK’nın 216 maddesinin 2. fıkrasından 8 ay cezalandırılmasına karar verdi. Sevindirici olan kısım şu: Sanık hakkında herhangi bir iyi hal ya da pişmanlık indirimi yapılmadı. Bu tarz söylemlerde bulunanlar için caydırıcı olması açısından kararın son derece önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu yolculukta emek veren tüm meslektaşlarım, herkesin emeğine sağlık” diye konuştu.
KENANOĞLU: ALEVİLERE HAKARET EDİLDİĞİNDE CEZAYA ÇARPTIRILMASININ MÜMKÜN OLDUĞUNU GÖRDÜK
HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu da şunları söyledi:
“Uzun süredir bu mahkemelerde, adliyelerde hep mahkumiyet kararlarıyla ya da demokrasi mücadelesi verenlerin aleyhine çıkan kararlarla gidiyorduk. Bugün iyi bir şey oldu ve bir Alevi canımıza, İbrahim cana hakaret eden doktor hak ettiği şekilde cezalandırıldı. Şu açıdan önemliydi: Bu ülkede Alevilere hakaret edildiği taktirde cezaya çarptırılmasının mümkün olduğunu da göstermiş olduk. Bütün mücadeleyi aslında İbrahim Kartal yürüttü. Burdan da bütün Alevi toplumuna yönelik bir derstir bu. Yani bir hakarete, kötü söze, kötü muameleye maruz kaldığınız zaman hakkınızı aramaya devam edin. Hakkınızı ısrarla ve talepli bir şekilde aradığınız zaman mutlaka bir yerlerden bir sonucu oluyor. Bugün bu sonucu çok uzaklara gitmeden burada almış olduk. Mutluyuz. Bu Xızır günlerinde, hepimize hayırlı uğurlu olsun.”
CELAL FIRAT: MAHKEMENİN VERDİĞİ CEZA ANLAMLI
Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Celal Fırat ise, “Hipokrat yemini etmiş bir Profesör Doktorun bu çirkin söylemlerde bulunması çok acı. Biz Hipokrat yemini etmiş hocalarımızdan topluma hizmet etmelerini bekliyoruz. Ama gelin görün ki birileri Tokat’ta Alevi köylerini işaretler, birileri tedavi olmak isteyen bir hastaya Alevi olduğu için hakaret eder. Mahkemenin verdiği bu ceza değerlidir, anlamlıdır. Bu sebeple İbrahim Kartal abimize Alevi inancına, gelenek göreneklerine sahip çıktığı için, bir dede olarak Alevi toplumu adına teşekkür ediyorum. Umut ediyorum ki bir daha böyle çirkinlikler olmasın. Bu ülkede sevginin egemen olması lazım. Dili, dini, ırkı kökeni ne olursa olsun insanların bir arada yaşama özgürlüğünü hep beraber yaşamalı.Avukatlarımıza, İbrahim Kartal’a toplum adına teşekkür ediyorum” diye konuştu.
NE OLMUŞTU?
2025 yılında Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinden Çapa Tıp Fakültesi’ne giden şeker hastası İbrahim Kartal, Prof. Dr. Ahmet Şeref Demirel tarafından muayene edilmiş daha sonra kendisine “Nerelisin, Alevi misin?” şeklinde sorular yöneltilmişti.
Kartal Alevi olduğunu söyleyince, Demirel ” Aleviler cemevinde dansöz oynatıyor, şarap içiyor, buralar cümbüş evidir. Böyle din mi olur? Alevilerin hepsi teröristtir. Aleviler ve Kürtler DHKP-C ve PKK’lidir” demişti.
Doktor, tahlillerini gösteren Kartal’ın sağlık durumuyla da ilgilenmezken, ilaç yazmamış ve “Bir şeyin yok senin, Berkin Elvan dosyasını oku gel, öyle konuşalım” demişti.
Kartal, Prof. Dr. Ahmet Şeref Demirel hakkında Fakülte Dekanlığı ve Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunmuştu.
Alevi örgütleri, Demirel’i Çapa Fakültesi Dekanlığı önünde protesto etmişti. HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu de konuya ilişkin soru önergesi vermişti.
PİRHA- Tokat’ta bulunan Alevi köylerinin harita üzerinden kırmızı işaretlenip Alevi yazıldığı ortaya çıkması tepkiyle karşılanırken, Tokat İl Sağlık Müdürlüğü, doktor hakkında soruşturma başlatıldığını açıkladı.
Tokat İl Sağlık Müdürlüğü, Alevi köylerinin harita üzerinden kırmızı işaretlenip Alevi yazılmasına dair yazılı açıklama yaptı.
Yapılan açıklamada, şunlara yer verildi:
“Tokat Almus Toplum Sağlığı Merkezinde görevli bir hekimin, merkezde asılı olan Almus ve köylerini gösteren haritanın fotoğrafını çektiği ve şahsi telefonundaki bu fotoğraf üzerinde değişiklikler yaptığı anlaşılmıştır. Hekim, beyanında Almus ilçesinin kültürünü ve köylerin eski isimlerini öğrenebilmek için haritada bu değişiklileri yaptığını ifade etmiştir. Haberlerde iddia edildiğinin aksine, müdürlüğümüzde ya da bağlı sağlık tesislerimizde böyle bir harita bulunmamaktadır. İlgili personel hakkında müdürlüğümüzce idari soruşturma başlatılmıştır.”
DOKTOR ÖZÜR DİLEMİŞTİ!
Haritaya ilişkin PİRHA’ya konuşan doktor, kendisinin de Almus’lu olduğunu ve kötü niyetle böyle bir çalışma yapmadığını savunarak, “Toplum Sağlığı Merkezi’nde bir harita gördüm. Telefonumla haritanın fotoğrafını çekip zamanla üzerinde köyleri daha iyi tanımak için tamamen iyi niyetle oynamalar yaptım. Filyasyon ekibinde yer alıyorum. Bir hastaya ulaşmak için hasta yakınıyla haritayı paylaştım. Herhangi bir tepkiyle de karşılaşmadım. Daha sonra haberleri gördüm. Çok üzgünüm. Bu noktaya varacağını düşünmedim. Yanlış anlaşılmadan dolayı özür diliyorum” demişti.
Diyarbakır’da bir süredir koronavirüs tedavisi gören Aile Hekimi İbrahim Akyıldız, yaşamını yitirdi.
Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bir süredir Covid-19 tedavisi gören 56 yaşındaki Aile Hekimi İbrahim Akyıldız yaşamını yitirdi.
Yaklaşık 25 gündür aynı hastanenin yoğun bakım servisinde entübe halde olan Akyıldız, dün gece hayatını kaybetti. Akyıldız’ın cenazesi, Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde toprağa verilecek.
Öte yandan Diyarbakır’da Covid-19 nedeniyle yaşamını yitiren sağlıkçı sayısı 13 oldu.
Bursa’da doktorluk yapan Dr. Ali Murat Dilek, koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti.
Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde doktorluk yapan 48 yaşındaki Dr. Ali Murat Dilek, koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti.
Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde kendisine ait kliniği bulunan doktor Ali Murat Dilek, yaklaşık bir aydır koronavirüs tedavisi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.
Dr. Ali Murat, bir aydır yoğun bakım servisinde tedavi görüyordu.
Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin Başhekim Yardımcısı Ali Edizer’in kadınları hedef alan sözlerine dair HDP İstanbul Milletvekili Oya Ersoy TBMM’ye soru önergesi verdi.
HDP İstanbul Milletvekili Oya Ersoy, Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin Başhekim Yardımcısı Ali Edizer’in kadınları hedef alan sözlerine dair Meclis’e soru önergesi vererek Edizer hakkında bir soruşturma açılıp açılmadığını sordu.
Sağlık kurumlarından eski adıyla GATA, yeni adıyla Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin Başhekim Yardımcılığı görevini yürüten Ali Edizer’in sosyal medya hesaplarından Medeni Kanunu’nda yer alan tek eşliliği “fuhuş ve zina” olarak ele alıp kadın düşmanlığı paylaşımları yapmasının basına yansıdığını belirten Oya Ersoy; “Başta kadın örgütleri tarafından yapılan açıklamalarda olmak üzere tüm yurttaşlar, Ali Edizer’in kadınları hedef alan açıklamaları ve tutumuna tepki göstermiş; görevinden istifa etmesi ve hakkında soruşturma başlatılması gerektiği ifade edilmiştir” dedi.
Ersoy, Ali Edizer’in daha önceleri de sosyal medya hesabından kadınları hedef alan paylaşımlarda bulunduğunun ortaya çıktığını, kendisinin bilimle iç içe olan mesleğinin gereklerini yerine getirmeyen tutum sergilediğinin ortaya çıktığını kaydetti.
Ersoy şöyle devam etti:
“Ayrıca başhekim yardımcısı Edizer sosyal medya hesaplarından Menzil cemaatine yakınlığını açıkça ortaya koyan paylaşımlarda bulunarak, cemaatin 1993’de hayatını kaybeden lideri Muhammed Raşit Erol’un fotoğraflarını paylaşarak “Gerçek sevgiliye kavuşan, milyonların sevgilisi, dünya güzeli…”, “Yok böyle bir güzellik. Yok, böyle bir ayrılık acısı: 22.10.1993” ifadelerini kullanarak Menzil tarikatı liderine olan bağlılığını ifade etmiştir.
Özellikle pandemi ile mücadelede ön saflarda mücadele eden doktor, hemşire ve sağlık görevlisinin hedef gösterilerek linçe maruz bırakıldığı bu günlerde kadınları hedef alan ve bilimden uzak, doktorluk mesleği ile örtüşmeyen açıklamalarda bulunan bu kişi hakkında gerekli soruşturma ve işlemlerin yapılması gerektiği tüm yurttaşlar tarafından istenmektedir.”
“ALİ EDİZER’İN GÖREVDEN ALINMASI İÇİN BİR TALİMAT VERDİNİZ Mİ?”
Milletvekili Oya Ersoy, Sağlık Bakanı Koca’nın yanıtlaması için şu soruları sordu:
*Sağlık Bakanı olarak, “Medeni Kanun’u yıkmak için mücadele ettiğini” söyleyen ve “Resmiyete tek eşlilik, fiiliyatta zina ve fuhuş serbestliği” ifadelerini kullanan Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin başhekim yardımcılığı görevini yürüten Ali Edizer’in görevden alınması için herhangi bir talimat verdiniz mi?
*”Boşanmak yerine 2. eşi alın” diyen Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin başhekim yardımcılığı görevini yürüten Ali Edizer hakkında bakanlığınız tarafından idari soruşturma açılmış mıdır? Açılmadı ise neden açılmamıştır?
*Bir devlet hastanesinde görev yapan hekimin dini tarikat/ cemaat liderinin, ölümü hakkında sosyal medya hesabında yapmış olduğu paylaşım ile ilgili hakkında açılmış idari bir soruşturma var mıdır?
*Herhangi bir devlet hastanesinde görev yapan hekimin pandemi verileri ile ilgili paylaşım yapması, hakkında soruşturma açılıp açığa alınmasına neden olurken bu başhekim yardımcısının geçmiş sosyal medya paylaşımları da dikkate alındığında; istikrarlı olarak bilimden ve laiklikten uzak, gerici paylaşımlar yapan bu kişi hakkında bugüne kadar herhangi bir işlem yapılmamış olmasının nedeni nedir?
*Sağlık Bakanı olarak, kadınları hedef alan ve tekeşliliği fuhuş olarak nitelendiren bu kişinin “hekim” vasıflarını taşıdığını düşünüyor musunuz?
*Ali Edizer’in, 1993 yılında hayatını kaybeden Menzil tarikatının lideri Muhammed Raşit Erol’un fotoğraflarını sosyal medyada paylaşarak tarikata olan sevgisi ve bağlılığını dile getirmesi Sağlık Bakanlığı içerisinde Menzil tarikatının etkili olduğunun bir göstergesi midir? Bilimden ve laiklikten uzak, hekimlikle bağdaşmayan bu tür paylaşımlarda bulunan başka kişiler de var mıdır?
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli asistan doktor Kadir Songür’ü yaralayan sanığa 20 yıl hapis cezası verildi.
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 16 Ekim 2019’da Bayram asistan doktor Kadir Songür’ü boğazından yaralayan Bayram Kaynak’ın tutuklu yargılandığı davanın ikinci duruşması İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya tutuklu sanık Kaynak, cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığı ile katıldı. Asistan doktor Songür duruşmaya katılmazken, ailesi, İzmir Tabip Odası avukatı Mithat Kara ve taraf avukatları duruşmada hazır bulundu.
Duruşma kimlik tespitinin ardından başladı.
ÜST SINIRDAN CEZA TALEP EDİLDİ
Sanık Bayram Kaynak, ilk duruşmada MS rahatsızlığı olduğunu, bu nedenle iş bulamadığını, psikolojisinin bozuk olduğunu bildirerek, kendisine büyü yapıldığını, bunun etkisiyle suçu işlediğini öne sürmüştü. Songür’ün avukatı İsmail Can Yavuz, sanığın akli dengesine ilişkin savunmalarının suçtan kurtulmaya yönelik olduğunu, sanığın pişmanlık göstermediğini ve üst sınırdan ceza uygulanması gerektiğini ifade etti.
Ardından söz alan İzmir Tabip Odası avukatı Mithat Kara, mahkemenin vereceği kararı Türkiye’deki tüm sağlık çalışanlarının beklediğini belirterek, “Bu olay tüm sağlık çalışanlarını ilgilendiriyor. Vereceğiniz karar sağlık çalışanlarının yüreğini soğutacak, içine su serpecektir” dedi.
CEZADA İNDİRİM UYGULANMADI
Sanık Kaynak ve avukatı tahliye talep ederken, Mahkeme heyeti, sanığın, “Kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle öldürmeye teşebbüs” suçundan önce ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasına, olayın teşebbüs aşamasında kalması nedeniyle 20 yıl hapis cezasına çarptırılmasına hükmederek, cezada indirim uygulanmamasına ve sanığın tutukluluk halinin devamına karar verdi.
PİRHA- Koronavirüs (Kovid-19) salgını sürecinde hekimlerin ve sağlık çalışanlarının yaşadıkları sorunlara dikkat çekmek amacıyla eş zamanlı ortak açıklama yapan tabip odaları, “Hemen her gün onlarca meslektaşımızın hastalık haberini alıyoruz, birileri televizyonlardan, twetter mesajlarından başarı hikayeleri anlatırken bizler ölüyoruz!” diyerek iktidarı uyardı.
Haberin Videosu
Mersin Tabip Odası (MTO) üyeleri ve sağlıkçılar Şehir Hastanesi önünde basın açıklaması yaptı. “Sabrımız da, enerjimiz de tükeniyor” pankartının açıldığı açıklamaya Tabip Odası ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) üyeleri katıldı.
Öte yandan Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi ve Ankara Tabip Odası da ortak basın toplantısı gerçekleştirildi. Ankara Tabip odasında yapılan basın açıklamasında TTB Konset başkanı Sinan Adıyaman’ın açılışını yaptığı basın toplantısında ortak basın metnini Ankara Tabip Odası YK üyesi Dr.Ayşe Uğurlu tarafından yapıldı.
Mersin Şehir Hastanesi önünde yapılan açıklamayı okuyan Tabip Odası Genel Sekreteri Cemil Galioğlu, “Toplumu ve sağlık sistemini esastan etkileyen COVID-19 gibi yoğun ve riskli dönemlerde hastalıkla mücadele etmek, bedeli ne olursa olsun bizlerin kamusal, mesleki ve hepsinden önemlisi etik sorumluluğumuzdur” diyerek, şunları ifade etti:
“Ancak olağan sağlık hizmetleri dönemindeki performans baskısı, gerekli olmayan sağlık hizmeti tüketimi ve hekim emeği üzerinden yaratılmaya çalışılan “hasta-müşteri memnuniyeti”, SABİM – CİMER şikayet hatları ve yönetici baskılarının üzerine şimdi de çığ gibi büyüyen vaka sayıları ile pandeminin “virüs yükü” bindirilmiştir. Türk Tabipleri Birliği olarak COVID-19 pandemisinin zayıflatılamadığı ve yaygınlaşma eğiliminin arttığı bu dönemde öncelikli ve ısrarlı talebimiz; hekimlerin ve sağlık çalışanlarının içinde bulunduğu boğucu ortamın görülmesi ve artık nefes alamayacak hale gelip tükendiklerinin farkına varılmasıdır. COVID-19 pandemisi ile mücadele her şeyin normal, olağan kabul edildiği ve Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere ülkeyi yönetenlerin hekimleri ve sağlık çalışanlarını görmezden geldiği bir anlayışla sürdürülemez. Hekimler için alkışların yerini uzun süredir hüzün almıştır. Hemen her gün onlarca meslektaşımızın hastalık haberini alıyoruz, birileri televizyonlardan, twetter mesajlarından başarı hikayeleri anlatırken bizler ölüyoruz!”
“Sesini duyuramayan, umudunu yitiren hekimlerin emeklilik ya da istifa sayısındaki artış ciddiye alınmalı ve önemsenmelidir” diyen Galioğlu, “Kötü yönetim ve her şeyi ben bilirim anlayışının ürünü olan bu tabloların sorumluluğu Sağlık Bakanlığı’ndadır. Aylardır özveriyle çalışan hekimleri emeklilik ya da istifa noktasına getiren, yöneticilerin beceriksiz ve empatiden yoksun, çözüm üretmeyen dayatmaları ve vurdumduymazlıklarıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Galioğlu, maddi ve manevi desteği sözlerde, vaatlerde değil fiilen, hemen ve sürekliliği sağlayarak gösteren bir sağlık yönetimi istediklerinin altını çizerek, şunları söyledi:
Öncelikle bilinmelidir ki, her dönemde ama özellikle COVID-19 pandemisi döneminde sağlık hizmeti için sunulan emeğin maddi karşılığı yoktur. Biz hekimler ve sağlık çalışanları bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da işimizi severek ve onurla yapmaya devam edeceğiz. Ülkemizin yaşadığı onlarca olağandışı durumda mesleğimizin doğasında yer alan fedakarlığı ve özveriyi yerine getirmeyi başarmış bir mesleğin mensuplarıyız. Bu doğrultuda öneri ve taleplerimizin dikkate alınmasını umuyor, hekimlerde ve sağlık çalışanlarında biriken ve patlama noktasına gelen kaygı ve tepkileri ülkeyi yönetenlerin dikkatine sunuyoruz. Türk Tabipleri Birliği olarak pandeminin ilk günlerinde yaptığımız uyarıyı bir kez daha tekrarlıyoruz: Hekimleri ve sağlık çalışanlarını korumayı başaramaz, maddi ve manevi desteği sağlayamazsanız, toplumu hiç koruyamazsınız.”
Türk Tabipleri Birliği (TTB), Kahramanmaraş Necip Fazıl Şehir Hastanesi’nde Psikiyatri Uzmanı olarak çalışan 35 yaşındaki doktor Mustafa Özlü’nün koronavirüs nedeniyle yaşamını yitirdiğini duyurdu.
TTB’nin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada şöyle denildi:
“Kahramanmaraş Necip Fazıl Şehir Hastanesi’nde Psikiyatri Uzmanı olarak çalışan 35 yaşındaki Dr. Mustafa Özlü koronavirüs nedeniyle tedavi gördüğü hastanede bugün hayatını kaybetti. Genç Meslektaşımızın acı kaybı nedeniyle Ailesine ve Sağlık çalışanlarına başsağlığı diliyoruz. ”
Koronavirüsten iki doktor daha öldü. İstanbul’da Nişanca Aile Sağlığı Merkezi’nde görevli Dr. Yavuz Kalaycı ve Denizli’de 74 yaşındaki Ürolog Opr. Dr. Cemal Özkan koronavirüsten hayatını kaybetti.
İstanbul’un Eyüpsultan ilçesinde görev yapan Dr. Yavuz Kalaycı ve Denizli’de emekli doktor Cemal Özkan koronavirüs nedeniyle vefat etti. İstanbul Tabip Odası, Nişanca Aile Sağlığı Merkezi’nde aile hekimi olarak görev yapan Yavuz Kalaycı’nın öldüğünü açıkladı.
Kalaycı’nın yaşamını yitirmesinin ardından Twitter’dan paylaşım yapan İstanbul Tabip Odası, “Cerrahapaşa Tıp Fakültesi mezunlarından Eyüpsultan Nişanca Aile Sağlığı Merkezi’nde aile hekimi olarak görev yapan meslektaşımız Dr. Yavuz Kalaycı’yı, Kovid-19 nedeniyle kaybetmenin büyük üzüntüsü içindeyiz. Değerli meslektaşımızın ailesi başta olmak üzere yakınlarının derin acısını paylaşıyor, tüm hekim camiasına başsağlığı diliyoruz” paylaşımında bulundu.
Denizli’de de 74 yaşındaki Ürolog Opr. Dr. Cemal Özkan koronavirüs nedeniyle tedavi gördüğü hastanede vefat etti. Acıpayam Devlet Hastanesi’nden bir süre önce emekli olan, Özkan, 20 gün önce rahatsızlanınca Denizli Devlet Hastanesi’ne kaldırılmıştı.
Dünyanın her yerinde can kayıplarına neden olan koronavirüse henüz kesin çözüm bulanamışken tıp alanında ki başarıları ile dünyanın gıpta ile baktığı Latin Amerika ülkesi Küba’da 28 bin tıp öğrencisi dünyaya örnek bir uygulama sergiliyor.
Amerika, İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya gibi güçlü ekonomileri olan ülkelerin dahi önlemini alamadığından dolayı binlerce insanın yaşamını yitirdiği salgın ile ilgili ABD, Başkan Trump’ın beyanına göre en az 100 bin insanın ölümünü beklerken, Küba tam bir seferberlik başlatmış durumda. Tıp Fakültesi öğrencilerinden oluşan 28 bin sağlıkçı ülkenin her şehrinde her insanına ulaşıp salgın ile ilgili test uyguluyor. Öğrenciler her vatandaşı evinde ziyaret ediyor ve evde test uyguluyor. Hedef nüfusun tamamını testten geçirmek ve olası salgın vakalarına yönelik vatandaşların önlem almalarını sağlamak.
“EV TARAMASI NORMALDE YILDA BİR YAPILIYOR”
Kendi vatandaşlarının sağlığına çok dikkat eden Küba, yılda en az bir kere tüm vatandaşlarını evlerinde muayene ediyor. Yaşlı, engelli ve yardıma muhtaç tüm vatandaşlar devletin önceliği durumunda. Sağlık en temel hak görülerek ücretsiz ve devlet kontrolünde vatandaşa imkanlar sürekli geliştirilerek yapılıyor. Latin Amerika Tıp Okulu (ELAM) öğrencisi 19 yaşında ki Susasana Diaz AFP’ye “Zaten kapı kapı dolaşmaya alışkınız. Her Eylül ve Ekim aylarında ev ziyaretleri yapıyoruz. Bu yüzden koronavirüs salgını kötüleştiğinde, üniversite kapı kapı dolaşıp dolaşamayacağımızı sordu. Birçok kişi yaptıklarımızdan dolayı teşekkür etti” diye konuştu.
“ABD ABLUKASI YÜZÜNDEN ÜLKEYE YARDIMLAŞ ULAŞMIYOR”
Küba’nın Çin Büyükelçisi Carlos Miguel Pereira Henandez, elçiliğin sitesinden yaptığı açıklamada, Alibaba ve Jack Ma Vakfı kurucusunun dünyanın dört bir yanına gönderdiği tıbbi yardımların ABD ablukası nedeniyle Küba’ya ulaştırılmadığını söyledi.
Hernandez “Küba için işler her zaman çok daha zor olmuştur” diyerek ABD’nin insanlık dışı ablukasını eleştirdi. Hernandez “ABD Dünyanın her yanını yakıp kavuran büyük salgın dönemlerinde ablukası kaldırmalıdır. İnsanlık adına bu önemlidir. Dünyanın her yanına ulaşan ilaç ülkemize ulaşmıyor” dedi.
Ülkede 164 bin doktor görev yaparken Diyanet İşleri Başkanlığı’nın personel sayısı, 95 bini din hizmetlerinde olmak üzere, 130 bine yaklaştı. Koronavirüse karşı ‘dua seferberliği’ başlatan Diyanet, personeli için 2019’da 8,2 milyar TL harcadı.
Koronavirüs salgını nedeniyle başta hekim eksikliği olmak üzere salgının sağlık sektöründe iflasa yol açacağı kaygıları yaşanırken, dikkatler Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dev personel ordusuna yoğunlaştı. Koronavirüse karşı ‘dua seferberliği’ başlatan Diyanet’in istihdam ettiği personel sayısı 11 yılda 47 bin artarak 130 bine yaklaştı. Diyanet’in toplam personel sayısı, 101 bin 116 olurken, Sağlık Bakanlığı’na bağlı hekim sayısını da geride bıraktı.
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın, koronavirüs salgının son bulması ve hastaların sağlığına kavuşması için yatsı ezanı sonrasında tüm camilerden dua edileceğini duyurması ise tepki çekti. Erbaş’ın dua seferberliği başlatılmasını önerdiği sosyal medya paylaşımının altına, “İşimiz duaya mı kaldı? Bütçenizle evlerin faturalarını ödeyin, ekmeği olmayanlara yardım edin” yorumları yazıldı.
PERSONEL SAYISI KATLANDI
Dev bir bütçeye sahip olan Diyanet’in personel sayısı yıllar içinde katlanarak arttı. Başkanlığın resmi verilerine göre, 2019 yılı itibariyle personel sayısı 127 bine yükseldi. Diyanet’in merkez ve taşra kadrolarında görev yapan personelin sayısı, devlet hastanelerinde görev yapan hekim sayısının 26 bin üzerine çıktı.
2020 yılındaki 11,5 milyar ödenek ile birçok bakanlığı geride bırakan Diyanet’in personel sayısı, 2006 yılından 2019 yılı sonuna kadar yüzde 59 arttı. Diyanet’in bazı yıllara göre personel sayısı şöyle oldu:
► 2006: 79 bin 870,
► 2015: 117 bin 378,
► 2016: 112 bin,
► 2019: 127 bin.
Diyanet kadrolarında, ‘din hizmetleri’ adı altında sınıflandırılan personelin sayısı 95 bin 87 ile ifade edilirken bölümlere göre bu sayı şu şekilde:
► İmam: 60 bin 808,
► Müezzin-kayyım: 12 bin 28,
► Vaiz ve cezaevi vaizi: 2 bin 624.
İktidarın, 10 nüfuslu köylere dahi cami yapılması ısrarı, ülkedeki cami sayısının da artmasına neden oldu. Diyanet’in verilerine göre, 2011 yılında 83 bin olan cami sayısı 2018 yılında 88 bin 681’e fırladı.
KRİZ, DİYANET’E UĞRAMADI
2019 yılında 10,2 milyar TL harcayan idare, bu paranın yüzde 82’sini ‘Personel gideri’ kalemine yazdı. Temsil ve tanıtım için 2019’da 2 milyon TL harcayan kurumun, ‘Tüketime yönelik mal ve malzeme alımı’ gideri ise 188 milyon TL oldu.
DOKTOR BAŞINA 498 KİŞİ
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıkladığı verilere göre, 1 Ocak 2020 itibarıyla Türkiye’de toplam 164 bin 594 doktor bulunuyor. Doktorların yüzde 61,4’ü Sağlık Bakanlığı’nda, yüzde 20,4’ü üniversitelerde, yüzde 18,2’si ise özel sektörde çalışıyor. Verilere göre, 101 bin 116 doktor, bakanlığa bağlı hastanelerde görev yapıyor. Türkiye’de bir doktor başına 498,2 kişi düşüyor. Bu sayının OECD ülkelerinde ortalama 341,3 olduğu biliniyor. (MUSTAFA MERT BİLDİRCİN/BirGün)
Sarıyer’deki Baltalimanı Kemik Hastalıkları Hastanesinde 2 asistan doktor arasında çıkan bıçaklı kavgada, bir doktor hayatını kaybetti. Meslektaşını öldüren asistan doktor Yavuz Sümter, “tasarlayarak kasten adam öldürme” suçundan tutuklandı.
Hastanede görevli Asistan Doktor Yavuz Sümter ile Asistan Doktor Kaan Erol arasında çıkan tartışma sırasında Yavuz Sümter, Erol’u defalarca bıçakladı. Ağır yaralanan Erol, meslektaşlarınca yapılan ilk müdahaleye rağmen kurtarılamadı. Yavuz Sümter ise gözaltına alındı.
İstanbul Tabip Odası tarafından olayla ilgili yapılan açıklamada; “Yaptığımız görüşmelerde edindiğimiz bilgiler Dr. Kaan Erol’la Yavuz Sümter arasında bir husumet olduğu, olay gecesi ‘az hasta bakma/çok hasta bakma, az çalışma/çok çalışma’ ya da başka bir nedenle tartıştıkları doğrulanmamaktadır. Yavuz Sümter’in olay gecesi hastanede nöbetçi/görevli olmadığı ve sabaha karşı yanında bir bıçakla hastaneye gelip doğrudan acil doktor odasına yönelerek cinayeti işlediği görgü tanıklarınca ifade edilmektedir. Edinilen bu bilgilerden taammüden bir cinayetin söz konusu olduğu anlaşılmaktadır” denildi. (HABER MERKEZİ)
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 2018 yılında çoğunluğu Suriyeli uyruklu 15 yaş altı 34 çocuğun hamile olduğu halde sağlık görevlilerince adli makamlara bildirilmediği iddialarına ilişkin yürüttüğü soruşturmada 18 doktorun hapsi istendi.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 2018 yılında çoğunluğu Suriyeli uyruklu 15 yaş altı 34 çocuğun hamile olduğu halde sağlık görevlilerince adli makamlara bildirilmediği iddialarına ilişkin yürüttüğü soruşturmayı tamamlandı. 10 doktora birden fazla vakayı bildirmedikleri gerekçesiyle “Zincirleme olarak kamu görevlisinin suçu bildirmemesi” suçundan 6 aydan 3 yıl 6’şar aya kadar hapis istendi. 8 doktorun da birer vakayı bildirmediklerinden “Kamu görevlisinin suçu bildirmemesi” suçundan 6 aydan 2’şer yıla kadar hapisleri talep edildi.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, yaşı küçük çocukların gebelik durumunun emniyete bildirilmemesi sebebiyle sağlık personelleri hakkında suç duyurusu üzerine soruşturma başlatıldığı, soruşturma izni verilmesi için İstanbul Valiliği’ne dosyanın gönderildiği anlatıldı. Yaptırılan inceleme sonucunda 19 Haziran 2018 tarihinde hazırlanan Denetim Kurulu Raporu’nda toplam 392 hastanın gebelik tanısının olduğu, bunlardan bir kısmının gebeliğinin kesinleştirilemediği için gebelik teşhisi konulan hasta sayısının 348 olduğu belirtildi. Raporda, bunlardan birinin 13 yaşında ve Suriye uyruklu, 14’ünün 14 yaşında ve birinin Türk vatandaşı, 36’sının 15 yaşından küçük ve 3’ünün Türk vatandaşı olduğu, 95 kişinin 16 yaşında ve 8’inin Türk vatandaşı olduğu, 203 kişinin 17 yaşında ve 49’unun Türk vatandaşı olduğunun ve bildirim formu düzenlenmediğinin tespit edildiği kaydedildi.
TÜRK CEZA KANUNU’NA DEĞİNİLDİ
İddianamede Türk Ceza Kanunu’na (TCK) göre 15 yaşından küçüklerle rızası olsun olmasın birlikte olunması halinde resen “çocuğun cinsel istismarı” suçundan soruşturma yapılacağı hatırlatıldı. İddianamede 15 yaşından büyük kişiler arasında cinsel ilişki yaşanırsa bu durumda cinsel istismar suçunu oluşturmayacağı, TCK’nın 104’üncü maddede düzenlenen “reşit olmayanla cinsel ilişki” suçunu oluşturacağı bunun da şikayete bağlı bir suç olduğu ve hastaneye başvuran kişilerden hiç birisinin cebir ve tehditle hamile kaldığına yönelik bir iddia ve delil olmadığı için yaş durumlarına göre suçların belirlenmesi ve ona göre de sorumluların yükümlülüğünün tespitinin gerektiği vurgulandı.
DOKTORLARIN İSİM LİSTESİ İSTENDİ
İddianamede, soruşturma kapsamında 5 Ekim 2018 tarihinde Bağcılar ve Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne yazı yazılarak 15 yaş ve altı hamile olduğu tespit edilen kişilerin ve gerekli tespitlere rağmen bildirimi yapmayan doktorların listesinin istendiği, gelen cevap yazısında 15 yaş altı hamile başvurusunun 51 olduğu ancak bu kişilerden 17’sinin bildiriminin yapıldığı, 34’ünün bildiriminin yapılmadığı, bu 34 kişiden çoğunluğun ise poliklinik kayıt sisteminde bulunan ancak kadın doğum kliniğinde olmayan kişiler olduğu ifade edildi.
İddianamede hamile oldukları tespit edildiklerinde bildirimi yapılması gerektiği halde yapılmayan 34 kişinin hastanenin 5 Nisan 2019 tarihli yazısı ekinde kimliği yazılı mağdurlar oldukları, bu kişileri muayene eden ve tespitleri yapan 18 doktorun sorumluluğunun bulunduğu belirtildi.
HAPİS İSTEMLERİ
İddianamede 15 yaş altı gebelik tespiti yapan ve bildirim yapmayan doktorlar E.V.K., C.İ, N.A, Ü.H, N.K.A, Ö.A, I.Ş.Y, Ö.A, M.E.Ö. ve G.A’nın birden fazla vakayı bildirmedikleri gerekçesiyle “Zincirleme olarak kamu görevlisinin suçu bildirmemesi” suçundan 6 aydan 3 yıl 6’şar aya kadar hapis istemiyle cezalandırılmaları istendi. Birer vakayı bildirmedikleri anlaşılan doktorlar E.U, H.E.A, İ.A.K, İ.B, M.T.K, O.Y, Ş.Y.A, Y.C. için ise “Kamu görevlisinin suçu bildirmemesi” suçundan 6 aydan 2’şer yıla kadar hapisleri istendi. 18 doktor önümüzdeki günlerde Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak.
PİRHA – Hekimler, 14 Mart Tıp Haftası’nın 100. yılı nedeniyle İstanbul’da bir araya gelecek. “Büyük Hekim Yürüyüşü” adı altında 17 Mart Pazar günü, Kadıköy Meydanı’nda saat 11.00’de yapılacak yürüyüşe birçok ilden de katılım olacak.
Türk Tabipler Birliği’nin (TTB) çağrısında hekimlerin, barıştan, demokrasiden ve tam bağımsızlıktan yana olduklarına vurgu yapıldı. Haydarpaşa Numune Hastanesi önünden başlayacak yürüyüşte hekimler “Sağlıkta şiddet, etik değerlerin koruması ve performans sisteminin kaldırılması” gibi başlıklara dikkat çekecek.
Büyük Hekim Yürüyüşü’ne hazırlanan doktorlar, “Sağlıktan ve özgürlükten tasarruf edilemez” ifadelerini de kullanırken, yaşadıkları tüm sorunları Pazar günü haykıracaklarını ifade etti.
PİRHA- Petrol-İş Gebze Şube yöneticisi Şivan Kırmızıçiçek, sosyal medyada paylaştığı mesajda, Gebze’de bulunan Flormar fabrikasının doktorunun, atılan işçilerin yerine üretim sahasına çekildiğini söyledi.
Gebze’de bulunan Flormar Fabrikası’ndan atılan 120 işçinin direnişi sürerken, fabrikanın doktoru Serkan Dilaver’in işten atılan işçilerin yerine çalıştığı ortaya çıktı.
Sendika üyesi oldukları için işten çıkarılan Flormar işçileri direnişteyken, patronlar fabrika doktoru Serkan Dilaver’e poz verdirdi.
Petrol-İş Gebze Şube yöneticisi Şivan Kırmızıçiçek sosyal medyada paylaştığı mesajda, fabrika doktorunun atılan işçiler yerine üretim sahasına çekildiğini yazdı.
ATILAN İŞÇİLERE SELAM VEREN İŞÇİLER DE İŞTEN ATILDI
Flormar Fabrikası yönetiminin, 120 işçiyi işten atmakla kalmayıp, direnişe geçen arkadaşlarını alkışlayan, selamlayan, destek veren işçileri de zorla istifa ettirdiği öne sürüldü.
Bu işçilerden biri olan Petrol-İş Sendika yöneticisi Şivan Kırmızıçiçek’in, “Flormar fabrika doktoru sendikaya üye oldukları için işten atılan işçilerin yerine üretimde çalışıyor. Hipokrat yaşasaydı utancından ölürdü.” mesajını paylaştı.
BEYAZ ÖNLÜKTEN İŞÇİ ÖNLÜĞÜNE
81. gününde devam eden Flormar direniş alanından, “Doktor doktor civanım… Ah şuram ağrıyor canım.” şarkısı yükseliyor. Atılan işçilerin yerine üretime geçerek patronun yanında yer aldığını gösteren doktor, direnen işçiler tarafından protesto ediliyor. İşçiler, doktorun fabrika bahçesine çıkmasıyla müzik eşliğinde hep beraber bu şarkıyı söyleyerek halay çekiyor.
PİRHA’ya konuşan işçilerden biri, “Ben eylemin ortasında işten çıkarıldım. Dr. Serkan Dilaver bir saat vizite çıkıyordu, hasta olduğumuzda bizi tedavi etmeden ilaç yazıyordu. Sonrasında üretim alanına gelip bizimle beraber paketlemede çalışıyordu. Görevi doktorluk olmasına rağmen doktorluğu bırakarak paketlemede çalışıyordu.” dedi.
PİRHA- Eğitim Sen’in, Server Gençlik ve Spor Kulübü Derneği’nin “Sünnet olmadan ümmet olmaz” sloganıyla çocuklar için hazırladığı ve MEB’in izin verdiği kitapta günümüz yaşamının “cehennemlik” sayıldığı, “Bizi Allah doktor olalım diye dünyaya göndermedi” dendiği, “Onlar Alevilik perdesi altında ateist” ifadelere yer verildi.
Milli Eğitim Bakanlığı’ndan bir skandal kitap daha. Alevilerin yoldan çıktığı, kız çocuklarının erkeklere biat etmesi gerektiği gibi ötekileştirici onlarca kitaba bir yenisi daha eklendi.
Cumhuriyet gazetesinden Ozan Çepni’nin haberine göre, Eğitim Sen’in, Server Gençlik ve Spor Kulübü Derneği’nin “Sünnet olmadan ümmet olmaz” sloganıyla çocuklar için hazırladığı ve MEB’in izin verdiği kitaba ilişkin incelemesinde skandal ayrıntılara ulaşıldı. Bakanlığın ilkokul çocukları için izin verdiği kitapta cinsel istismar hikâyesinin olduğunun ortaya çıkmasının ardından, MEB’in ortaokul dönemindeki 11-14 yaş çocuklar için dağıtılmasına “sahih kaynak” diyerek izin verdiği kitabı inceleyen Eğitim Sen, skandalın ayrıntılarını paylaştı.
CUMHURİYET HEDEF ALINIYOR
“Osmanlı’yı yıktılar yerine bir şey ikame olmadı” diyerek Cumhuriyetin de hedef alındığı, anayasa da olmadığı için müslümanların aldatılabileceği yönündeki ifadelerle medeni hukukun da hiçe sayıldığı kitapta “Avrupalı müsteşrikler, Avrupalı şarkiyatçılar, Avrupalı papaz bozuntuları! Onların işleri güçleri, hadis-i şerifi devreden çıkarmaya çalışmaktır. Hadis-i şerif olmasa rahat edecekler. O zaman Müslümanların hepsini aldatabilirler. Mesela; ‘Kadın erkek beraber oturabilir, içki içer, kumar oynar’ der, herkesi kandırmaya müsait görür. Çünkü anayasada olmadığı için aldatılabilir ama hadis-i şerif Müslümanı Müslüman yapıyor” denildi.
ALEVİLER HEDEFTE
Kitapta Alevi yurttaşlar hedef alınarak, “Şeriat din demek. Dindar olan bir insan ona karşı olamaz. Bir Müslüman şeriata karşıyım diyemez. Bir kısım Aleviler Avustralya’da toplantılar yapmış, Sidney radyosundan konuşmuşlar, şeriata vurmuş, aleyhinde konuşmuşlar. Böyle şey olur mu? Demek ki onlar Alevilik perdesi altında ateist” ifadeleri kullanıldı.
DOKTOR OLMAYIN
Çocukları bilimden uzaklaştıran öğütlerin de yer aldığı kitapta “Tüm Müslümanların hepsinin müşterek tek bir mesleği vardır, o da İslam’ı anlatmak, İslam’a hizmet etmek mesleği… Bizi Allah doktor olalım diye dünyaya göndermedi. Ziraatçi olalım diye de dünyaya göndermedi. Allah hepimizi kendi dinine hizmet etmekle vazifeli kıldı” denildi. Bilim yerine cihada yönlendiren kitapta “Bütün Müslümanların en başta gelen, en kıymetli, en şerefli hizmeti cihattır” ifadeleri kullanıldı.
Kitapta milyonlarca insanın yaşam tarzı da hedef alınarak “Yahudilere ve nasranilere benzemeye çalışmayın. Hadi sen benzemeye çalışmıyorsun, hadis-i şerif kültürü almışsın. Bir git bakalım Kadıköy tarafına… Bir Adalar vapuruna bin. Millet çıplak geziyor, çıplaklar kulübü var, plajlar var. Şimdi bizim içimizden al bir İngilizi koy karşına, al bir Fransızı koy karşına. Bil bakalım hangisi Türk? Anlamak mümkün değil. Saç aynı, zibidi pantolon aynı, tavır aynı, yüz aynı, her şey aynı” ifadeleri yer aldı.
İstanbul Kartal’daki özel Avicenna Umut Hastanesi’nde Abdülkerim Karakaş adlı “doktor”, annesi tarafından getirilen 2,5 yaşındaki Çayan Güney adlı bebeği muayene etmeyi reddetti.
İstanbul’un Kartal ilçesindeki özel Avicenna Umut Hastanesi’nde yaşanan ayrımcı-ırkçı tutum, Türkiye’deki sağlık sisteminin hangi noktada olduğunu gözler önüne serdi.
Kartal’da yaşayan Sinem-Düzgün Şirvan A. çiftinin 2 buçuk yaşındaki oğulları Çayan Güney A. ateşlendi. 8 Aralık cuma sabahı anne Sinem A. Kartal’daki özel Avicenna Umut Hastanesi’ni arayıp randevu almak istedi. Hastane santrali tarafından uzman doktor Abdülkerim Karakaş’ın asistanına aktarılan Sinem A., bir iki dakika telefonda bekletildikten sonra “Bu isimdeki bir hastaya bakamayacakları” yanıtını aldı. Nedenini soran Sinem A.’ya, “11.30’da hastanede olabilirseniz yüz yüze söyleyebiliriz” denildi.
Sinem A. oğlu Çayan Güney’i de alarak hastaneye gitti. Bu kez de doktorların cuma namazında oldukları, o nedenle beklemeleri gerektiği söylendi. Yaklaşık iki buçuk saat bekleyen Sinem A. “doktor” Abdülkerim Karakaş tarafından bir türlü kabul edilmedi.
Hasta hakları temsilcisiyle görüşen Sinem A., “Bu isimdeki hastaya bakmamak ne demek? Böyle mazeret mi olur” diye sorduğunda, hasta hakları temsilcisi “Dr. Abdulkadir Karakaş çocuğunuzu muayene etmeyi kabul etmiyor ve mazeret de sunmuyor” diye yanıt aldı.
“Doktor” Abdülkerim Karakaş’a ulaşmayı başaramayan anne Sinem A. oğlu Çayan Güney’le birlikte evine döndü.
Olaydan haberdar olan baba Düzgün Şirvan A. Sağlık Bakanlığı’nı arayarak durumu anlattı ve şikayetçi oldu. O da “Sözünü ettiğiniz yer bir özel hastane, bize değil hastanenin başhekimliğine şikayet edin” yanıtı aldı. (HABER MERKEZİ)