PİRHA- AKD Mersin Cemevi üyeleri, yaptıkları basın açıklaması ile Efe Engin ve Kazım Açıktepe dedenin sebebi açık olmayan, hukuka aykırı ve soyut nedenlerle Alevi Kültür Dernekleri’nden tüzüğe aykırı biçimde ihraç edildiklerini duyurdu. Açıklamada, “Aleviler Dar erkanını, rızalığı esas alırlar otoriterleşmeyi değil. Alevi kurumları kimsenin şahsi malı ya da siyasi çıkarları için kullanacağı yerler değildir. Kimse bu kurumları kullanarak politik yahut ekonomik menfaat elde etmemelidir, edemez!” denildi.
AKD Mersin Cemevi üyeleri, Efe Engin ve Dede Kazım Açıktepe’nin AKD’den ihraç edilmesine ilişkin açıklama yaptı. İçinde bulunulan süreçte demokrasiye ilişkin zorlu sınavların verildiği kaydedilen açıklamada, Alevi toplumu içindeki demokrasi sınavının da ülke geneline paralel gittiği kaydedildi.
Türkiye’de hukuksuzca yapılan ihraçlara dikkat çekilen açıklamada, aynı hukuksuzlukların Alevi kurumlarında da ihraçlarla yaşandığı belirtildi.
“CEMEVLERİNE LİYAKATSİZ KİŞİLER DOLDURULUYOR”
Devletin kendi Alevisini yaratma projesini hız kesmeden sürdürdüğünün altı çizilen açıklamada, “Bazı Aleviler de bu projeye isteyerek yahut istemeyerek destek olmaktadır. Türkiye genelinde Alevi hareketine yönelen saldırılar aslında hizaya getirilmeye çalışılan Alevilere gözdağı verilmek ve otoritenin gücünü göstermek hususunda birer vesikadır. Türkiye’de demokrasinin önemli bir lokomotifi olan Aleviler hak mücadelesinden, yoğunlaşan kapitalizm kaynaklı krizden, sınıf meselesinden, Kürt sorunundan, insan hakları mücadelesinden ayrı tutulmaya, uzaklaştırılmaya çalışılmaktadır. Dillerde her ne kadar kadim inancımızın belirgin cümleleri olsa da Alevilerin bir kısmı muteber kılınmaya çalışılmakta bir kısmı ise itibarsızlaştırma hareketlerine maruz kalmaktadır” denildi.
“İKİ ALEVİ DEDESİ AKD’DEN İHRAÇ EDİLDİ”
Açıklamada, cemevlerinin hızla çoğaldığı ve cemevlerine hazırlıksız olan Alevi hareketi, hizmet mekanlarına liyakatsiz kişilerin doldurularak asimilasyonun derinleşmesi ve köksüzleştirilme merkezlerine dönüştürülmeye çalışılmakta olduğu kaydedildi.
Kadını merkeze alan Alevilik inancının geldiği aşamada kadınları ikinci plana gençleri ise sadece birer ucuz iş gücü konumuna getirdiğine dikkat çekilen açıklamada, “Çok daha ağır kusurlu şahıslar herhangi bir sorgulamaya dahi uğramazken elinden geldiğince yola hizmet etmeye çalışanlar gerek adliye kanalıyla gerek dernekler içindeki liyakatsiz kişilerin hasmane hareketleriyle Alevi hareketinden uzak tutulmaya çalışılmaktadır” ifadeleri kullanıldı.
Alevi dedelerinin herhangi bir düşkünlük sebebi olmadan Alevi kurumlarından ihraç edildiği kaydedilen açıklamada, iki Alevi dedesi Efe Engin ve Kazım Açıktepe’nin sebebi açık olmayan, hukuka aykırı ve soyut nedenlerle Alevi Kültür Derneklerinden tüzüğe aykırı biçimde ihraç edildikleri belirtildi.
“ALEVİ KURUMLARI KİMSENİN ŞAHSİ MALI DEĞİLDİR”
AKD’ye çağrıda bulunan Mersin Cemevi üyeleri, şunları kaydetti:
“Elbette herhangi kimsenin kusursuzluğunu iddia etmek hayatla bağdaşmamaktadır. Ancak düşkünlük sebebi olmadan Alevi dedelerini, her tuğlasında, her anında emekleri olan mekanlardan dışlamak tabiri caizse vicdansızlıktır. Canlarımız Efe Engin ve Kazım Açıktepe’nin hangi gerekçelerle hangi tüzük maddelerine dayanılarak ihraç edildiğinin belirgin olmaması bizleri şahsi nefret ve ikbal kaygısı önündeki engeller nedeniyle ihraç edildikleri sonucuna götürmektedir. Eğer canlarımızın düşkün ilan edilmelerini gerektirir bir davranış yahut sözleri var ise ve bu iddianın sahipleri samimilerse Efe Engin ve Kazım Açıktepe’nin cem ekranıyla dara çekilmelerini, eğer düşkün ilan edilecek ve ihraç edileceklerse kararın bu erkanda verilmesinin gerektiğini, bu çağrımız karşılıksız kalırsa Efe Engin ve Kazım Açıktepe canlarımızın haksız, hukuksuz ve Aleviliğe sığmayan saiklerle ihraç edildiğini anlamış bulunacağız.”
“Alevilerin hukuku rehber, pir, mürşid, talip hukukudur ve ikrarla başlar” denilen açıklamada Alevilerin iç hukukunu dernekler yasasının belirleyemeyeceği Alevilerin dar erkanını ve rızalığı esas aldıkları otoriterleşmeyi esas almadıkları belirtildi.
Açıklmada, “Alevi kurumları kimsenin şahsi malı ya da siyasi çıkarları için kullanacağı yerler değildir. Kimse bu kurumları kullanarak politik yahut ekonomik menfaat elde etmemelidir, edemez!” denildi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- Mersin Cemevi İnanç Kurulu Üyesi Kureyşan Ocağı Piri Efe Engin, Tarsus Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ni ziyaret etti. Engin, Adalet nöbetine destek vererek, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Tarsus Şubesi üyesi oldu.
Mersin Cemevi İnanç Kurulu Üyesi ve Kureyşan Ocağı Piri Efe Engin, Tarsus Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ni ziyaret etti. Çok sayıda kişinin bir araya geldiği PSAKD Tarsus Şubesi’nde Efe Engin kısa bir konuşma yaptı. Engin, Erzincan’da PSAKD yöneticilerinin tutuklanmasına tepki göstererek, “Pirlerin işaret ettiği gibi Alevilik duruşunun adıdır. Biz cemlerimizdeki dört dar içerisinde olan şah Hüseyin bir duruş göstermiştir, Fazullah bir duruş göstermiştir, Nesimi bir duruş göstermiştir ve Halac-ı Mansur bir duruş göstermiştir ve darlarımızda baş köşede yerlerini almışlardır” dedi.
“ADALETSİZLİĞE KARŞI SES VERMEK İÇİN BURADAYIM”
“Canını seven veli değildir, dünyayı seven veli değildir” diyen pirlerin sözlerini hatırlatan Pir Engin, “Canını veren de deli değildir. Bizim yolumuz bedel ödenerek bugüne kadar taşındı. Pirlerin dik duruşuyla taşındı. Burada yaşanan haksızlığa ve adaletsizliğe sessiz kalmamak ve sizin sesinize ses olmak için buradayım” şeklide konuştu.
Pir Efe Engin, son olarak, “Güç vermek ve örgütlü olmak bilinciyle derneğinize üye oldum” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe ise, “Mersin Cemevi İnanç Kurulu üyemiz, Efe Engin Dede’ye bu anlamlı davranışından dolayı teşekkür ediyorum. Bu baskılar bizi yıldıramaz. Boyun eğmeyeceğiz” şeklinde konuştu. (HABER MERKEZİ)
PİRHA-Türkiye’nin Afrine yönelik düzenlediği askeri harekata ve bu harekatı destekleyen Alevi kurumlarına Kureyşan Ocağı mensubu Efe Engin tepki gösterdi. Engin, “Alevilik 72 millete bir nazarda bakan bir inançtır. Ve güvercin donunda Anadolu’ya gelen Hacı Bektaş’ı Veli’nin aslan ile ceylanı kucağında tutmasının nedeni savaşa karşı olup barıştan yana olma felsefesidir” dedi.
Türkiye’nin Afrine yönelik başlattığı askeri hareketi destekleyen Alevi kurumlarına tepki gösteren Kureyşan Ocağı mensubu Efe Engin, Pir Haber Ajansı’na konuştu.
“ALEVİLER BARIŞTAN YANA OLDUKLARINI BELİRTMELERİ GEREK”
Aleviliğin 72 millete bir nazarda bakan bir inanç olduğunu belirten Engin, “Güvercin donunda Anadolu’ya gelen Hacı Bektaş’ı Veli’nin aslan ile ceylanı kucağında tutmasının nedeni savaşa karşı olup barıştan yana olma felsefesidir. Aleviler burada barıştan yana olduklarını belirtmeleri lazım” dedi.
“MAZLUMDAN YANAYIZ, ZALİME KARŞIYIZ”
İçimizde çürük elma dediğimiz insanlar da olacaktır diyen Engin şunları kaydetti:
“Bazı Alevi kurumları savaşa yardım ediyor. Bunlar doğru değil. Savaş başladığında biz Mersin Cemevi olarak bir tır yiyecek, içecek ve giyecek malzemesi sınıra götürmüştük. Kendi tavrımız nettir. Biz mazlumdan yanayız, zalime karşıyız. Savaşa da karşıyız. Aleviliğin bilincinde bu var.”
Aleviliğin 72 milleti bir gören, canlı cansız bütün kainatı da bir ve hak bilen bir inanç olduğunu belirten Engin, “Böyle bir bakışın böyle savaştan yok etmekten yana olması mümkün değil. O yüzden savaş değil barış, ölüm değil yaşam diyoruz” diye konuştu. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- Mersin Cemevinde mahalle toplantılarının 2’ncisi gerçekleşti. Mersin Yenişehir İlçesinde ikamet eden Fuat Morel ve 50. Yıl Mahallesi’ndeki üyeler mahalle toplantısında bir araya geldi.
Mersin Cemevi Örgütlenme Komisyonu tarafından mahalle toplantısının 2’ncisi gerçekleşti.
Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, “Bugün buraya geldiğiniz için teşekkür ederim. Bu toplantıyı düzenleyen arkadaşlarıma teşekkür ederim. Canlarımızın cemevi ile ilgili düşünceleri ve önerileri bizim için çok kıymetlidir” diye konuştu.
Yönetim Kurulu adına Nuri Özdemir de, “Mersin’de Alevi nüfusu çok fazladır. Bu nüfusu cemevimizdeki üye oranı ile kıyasladığımızda oldukça azdır. Mersin’deki Aleviler cemevine sahip çıkmalıdır. Cemevine üye olarak yapılan çalışmalara aktif olarak katılmaları gereklidir.
Mersin Cemevi Kadın Kolları Başkanı Zeynep Kaya ise “Bu toplantının amacı birbirimizin sesini duymak içindir. Bizler bir arada olduğumuz sürece güçlüyüz. Bu gücümüzün farkında değiliyiz. Aynı apartmanda oturmasına rağmen Aleviler birbirini tanımıyor. Örneğin Geçen bir canımız hakka yürümüştü. Üye aidatını ödemeye gelen canımız komşusunun Alevi olduğunu cemevinde öğrendi. Hakka yürüyen can bizim komşumuzdu. Ama ben Alevi olduğunu bilmiyordum, dedi. Buna benzer örnekleri çoğaltabiliriz. Buradaki canlarımıza büyük görev düşüyor. Cemevine gelmeyen canları cemevine davet ederse birlikteliğimiz artar” dedi.
İnanç Kurulu Üyesi Efe Engin Dede de, “Fuat Morel Mahallesi sakinleri çok duyarlıdır. Mahalle toplantılarının ilkini gerçekleştirdiğimizde kendi imkanıyla otobüs tutarak cemevindeki toplantıya katılmışlardı. Gelecek güzel günler için birbirimizin Hızır’ı olursak daha başarılı oluruz” diye konuştu.
PİRHA-Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde yapılan Alevi Program Taslak Çalıştayı’nı değerlendiren AKD Mersin Cemevi İnanç Kurulu Üyesi ve Kureyşan Ocağı mensubu Efe Engin, “Sözü olanın söylediği güzel bir çalışma” dedi.
Balıkesir Edremit’te üç gün süren Alevi Program Taslak Çalıştayı sona erdi. AKD Mersin Cemevi İnanç Kurulu Üyesi ve Kureyşan Ocağı mensubu Efe Engin çalıştayı değerlendirdi.
Çalıştayı “Sözü olanın söylediği güzel bir çalışma” olarak değerlendiren Engin, “Alevi örgütlülüğüyle ilgili günümüz gerçeğini açığa çıkaran, en azından geleceğe perspektif sunan çalışamalar içerisinde güzel bir çalışma” ifadelerini kullandı.
“SONRAKİ NESİLLERE AKTARABİLMEMİZ LAZIM”
Alevi hareketinin Alevilerin ve Aleviliğin kendini ifade etmesi anlamında mücadele verdiğini vurgulayan Engin, bu mücadeleler sonucu Alevilerin artık kendilerini ‘biz Aleviyiz’ diye ifade edecekleri dernekleri, vakıfları ve federasyonlarının olduğunu ve bunun da çok kıymetli olduğunu belirtti.
Engin, Alevi inancının ve kültürünün gelecek nesillere aktarılmasının önemini şu sözlerle ifade etti:
“Pirlerimiz bize bu yolu binlerce yıldır sözlü bir kültürle aktarabilmişlerse bugün bizim bunu koruyabilmemiz bunu bir sonraki nesile aktarabilmemiz lazım. Bu emanettir. Bunu nasıl ki dünyayı ve evreni kainatı bir emanet olarak bilip yaşantımızı da Alevice ve buna göre yaşıyorsak biz bu kurumlarımızı da böyle bilmeliyiz. O yüzden bayrağı teslim edeceğimiz gençliği, eşitimiz dediğimiz kadınları bu örgütlerde eşit bir biçimde görmemiz lazım. Bunun için de tüzüklerimiz, kurullarımız buna göre olmalı. Bu böyle bir akıla yol açtığı için kıymetli. Böyle bir değerlendirmeye yol açtığı için kıymetli.”
“YOLUMUZU BAŞKALARININ ELİNE TESLİM ETMEYECEĞİZ”
Bütün Alevi kurumlarının yılda bir görgüye çıkması gerektiğine dikkat çeken Engin, gelişmenin önüne hedefler koymak ve bu hedefleri başarmakla mümkün olduğuna işaret etti. Aleviliğin akıl ve gönül olmak üzere iki temel üzerine yükseldiğini ifade eden Engin, “Akıl insanın mürşididir, bedenin mürşididir, canın mürşididir. O zaman biz bu aklımızı kullanacağız, yolumuzu başkanlarının eline teslim etmeyeceğiz” diyerek asimilasyona karşı mücadele etmek gerektiğine vurgu yaptı.
“BİZE BU İZİ SÜRMEK DÜŞER”
Alevilere karşı yüzyıllardır uygulanan kültürel asimilasyonun Aleviliği yok etmenin peşinde olduğunun bilincinde olmak gerektiğine dikkat çeken Engin, “İnancımızın bu güzel değerlerinin üzerine asimilasyonu nasıl yok edeceğiz, kendi özümüze nasıl varacağız bununla ilgili çalışmalarda eğer özümüzü, inancımızı ve yolumuzu esas alırsak başarılı oluruz. Aslında pirlerimiz hepsini söylemiş. Bize bu izi sürmek düşer.” dedi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğün’de Edremit’te düzenlenen ‘Alevi çalıştayı taslak raporu’ toplantısı üçüncü gününde. Alevilerde Örgütlenme ve Birlik adıyla çalışma yapan masanın hazırladığı raporda, Alevi Birliği kurulması önerildi. Raporda, Ocak sisteminin Alevilerin geleneksel örgüt yapısı olduğunun altı çizildi.
Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğün’de Edremit’te düzenlenen ‘Alevi çalıştayı taslak raporu’ toplantısı devam ediyor. Alevilerde Örgütlenme ve Birlik adıyla atölye çalışması yapan Turgut ÖKER, Ali KENANOĞLU, Gülizar TAŞBİLEK, Ali BALKIZ, Tekin ÖZDİL, Onur ŞAHİN, Mazlum ARI, İsmail ARSLAN, Efe ENGİN, Zeynel ŞAHİN tarafından hazırlanan taslak rapor Ali Kenanoğlu tarafından sunuldu.
Taslak raporda, “Alevi örgütü dediğimizde aklımıza gelen yapılar; ocaklar, dernekler, Vakıflar, Alevi köy dernekleri, hiçbir dernek ya da vakıf yapılanması içerinde olmayan mahalle veya köy cemevleri, federasyonlar, konfederasyonlar ve bu amaçla bölgelerde kurulmuş platformlardan bahsettiğimizi bilmemiz gerekiyor. Örgütlü Alevi’nin bu kurumlardan en az birisiyle üyelik ya da geleneksel anlamda taliplik ilişkisi içerisinde bulunan kişidir” denildi.
Masada mevcut dernek, vakıf, federasyon, konfederasyon şeklinde örgütlenmenin sendikal örgütlenme modeli olduğu ve bunun bir Alevi örgütlenme modeli olmadığı tespitinin yapıldığı raporda, ancak bu modelle kurulan ve Alevilerin onca kazanımını sağlayan günümüzde de bu kazanım ve mücadelesini sürdürerek var olan örgütlerin de yok sayılamayacağı gerçeğinin altı çizildi. Bu gerçeği de gözönüne alarak mevcut örgüt modellerini yok etmeden bunların geleneksel Alevi örgüt modelleriyle öze dönerek bir şekle kavuşturulması gerektiği vurgulandı.
“ALEVİ DERNEK VE VAKIFLARI ÇEKİM MERKEZİ DEĞİL”
Ocak sisteminin Alevilerin geleneksel örgüt yapısı olduğunun altı çizilen raporda şunlar belirtildi:
*”Masada Alevi dernek ve vakıfların çekim merkezi olamadıkları tespiti yapıldı.
*Cemevlerini yöneten ve hizmet veren kişilerin Alevilik ehli olmaması, Alevi inancı ve inancın öğretisiyle olan uzak ilişkisi buralara ailelerin soğuk bakmasına neden olduğu tespiti yapılmış, bunun da Alevileri cemevlerine kazandırmada olumsuz etkilediği vurgulandı.
*Cemevlerinin bir çok yerde sadece cenaze evi olarak hizmet verdiği vurgulandı.
*Cemevlerinde ve de bir bütün olarak Alevi örgütlenmesinde kadının neredeyse yok denecek kadar az olması olumsuz olarak yansıdığının altı çizildi.
*Alevi örgütlenmelerinde yer alanların çoğunlukla yerel ya da genel siyasi hedefler gözetmesi ve pozisyonunu buna göre belirlemesinin örgütlenmeyi olumsuz etkilediği tespiti yapıldı.
*Alevi kurumlarındaki ayrışmaların, restleşmelerin, bölünmelerin büyük oranda siyasi nedenlerle olduğu vurgusu yapıldı.
*Aleviler ve siyaset ilişkisinin çok çirkin kurulduğu, neredeyse bir çok şubenin kendi örgütünün şubesi değil bulunduğu ilçe ya da ildeki Belediye Başkanının şubesi konumunda hareket ettiği vurgulandı.
*Alevi örgütlenmesinde şube yöneticisi bile olmayanların yani örgütün kimi kademelerinde hizmet vermeyenlerin doğrudan örgütlenmenin en tepesine getirilmesi, seçilmesinin doğru bir yöntem olmadığı yönetim ve taban ilişkisinde kopukluğa yol açtığına vurgu yapıldı.
*Çok şubeli örgütlerde genel merkez şube ilişkisinin anti-demokratik olduğu, bu durumun da örgütlenmeyi olumsuz anlamda doğrudan etkilediği vurgusu yapıldı.
*Genel Merkez yöneticilerinin çok delegesi bulunan şubeleri karşısına almamak adına bu şubelerin her türlü olumsuzluklarını görmemezlikten geldiğine dikkat çekildi.
*Alevi örgütlerindeki denetim kurullarının görevinin fatura kontrol etmekten ibaret mi olduğu, o kurumdaki Aleviliğe uygun olmayan kimi uygulamaları denetlemeyeceği mi sorusu soruldu.
*Bir iç savaş ihtimalinin konuşulduğu şu günlerde Alevilerin korunmasına yönelik örgütsel anlamda ne yapılmalı sorusu soruldu.
*Örgütümüzün gençlik ayağının yeterli düzeyde olmadığının altı çizildi.
*Alevilerin dilini, literatürünü yitirdiği bunun da özü yansıtmada ve asimilasyona karşı duruşta olumsuz etki gösterdiği tespiti yapıldı.
*Alevilerin kentleşme ile birlikte göç ettiği kentlere neredeyse kapısının önündeki söğüt ağacının fidanını dahi taşıdığı ancak Pir’lerini taşımadığının bunun da geleneksel örgütlenmeyle büyük bir kopuşa ve bağlı olarak ta asimilasyona yol açtığı tespiti yapıldı.
*Alevilerin geleneksel örgütlenme modeli olan Ocak sistemini kenara koymadan yeniden yapılanmayı ele alması gerektiği vurgulandı.
*Cemevlerindeki hizmet veren pirlerin kimler tarafından belirleneceği masada tartışılmış bu konuda Avrupa örneği masaya sunulmuş ancak bu konunun ilgili masanın ana konusu olması nedeniyle bu soruya cevap bulunması için ilgili masaya not iletilmiştir.
*Alevilerin merkezi ve bölgelere yayılan bir inanç kurulu olması gerektiği vurgulanıp bu inanç kurulunun da bir Diyanet’e dönüşmemesi için gerekli tedbirlerin alınmasına dikkat çekildi.
*Alevilerin mutlaka öncelikle Türkiye olmak üzere tüm Coğrafyalarda bulunan somut ve somut olmayan kültürel varlıklarının envanterinin çıkartılması bunlara günümüzde yapılan Cemevlerinin de eklenmesiyle genel bir mal varlığı listelemesinin yapılmasının çalıştaya önerilmesine karar verildi.
*Alevi örgüt yöneticilerinin herkesin izlemesine açık sosyal medyadan kavgaya varan tartışmalar içerisinde olmalarının hem örgütlü yapılara hem de genel olarak Alevi dünyasına zarar verdiğinin altı çizildi.
Taslak raporda örgütlenme ile ilgili öneriler ise şöyle yer aldı:
Geleneksel örgütlenmemiz olan Ocak sisteminin yeniden yapılanması ve kurumsallaşmasının sağlanması bunun için de;
a) Ocakların dergahların tüm pirlerini toparlayıp inanç kurullarını oluşturmaları,
b)Geleneksel erkannamelerini derleyip yazıya geçirmeleri ve bu erkanları güncellemeleri,
c) Ocaklarına bağlı köylerin hatta ailelerin tespitlerinin yapılıp kayda alınması,
d) Aleviliğin olmazsa olmaz kuralı olan yılda bir görgüden geçmenin ve talipleri görgüden geçirmenin tüm Ocaklar açısından hayata geçirilmesi.
2- Günümüz örgütlenmeleri olan Dernek ve Vakıf örgütlenmesine giriş olan üyelik sisteminin geleneksel yapıya dönüştürülmesi bu anlamda bir Alevi kurumuna – Cemevine üyeliğe mana kazandırılması, bunun için;
a) Kurumlara üyeliğin bir ritelle gerçekleşmesi, bunun için bir üye kabul töreni yapılması; mevcut üyelerin davet edildiği bir ortamda veya cemde üye olacakların lokmalarını getirip kuruma üyelikleriyle ilgili ikrar vermeleri ve mevcut üyelerin rızalığının alınması yöntemi uygulanmalıdır.
b) Devletlerin koyduğu ve Dernekler Masası ya da Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün zorunlu kıldığı kurullar haricinde “dar kurulu”nun oluşturulması, bu kurulun genel kurulca üyeler arasındaki kamil insanlardan oluşması, bu dar kurulu; hem mevcut üyeler hem de yeni giren üyeler açısından bu üyelik ikrarına uyulup uyulmadığına yönelik başvuruları değerlendirip sonuçlandırması.
3- Cemevlerinde inançsal işleyiş ile yönetsel işleyişin birbirinden ayrılması, inançsal hizmetlilerin özgün olması ve yönetim kurulunun inançsal alana müdahale etmemesi.
“ALEVİ BİRLİĞİ OLUŞTURULMALI”
Raporda Alevilerin birliğine ilişkin ise şu öneriler yer aldı:
“Alevilerin örgütlü yapıları olarak saydığımız dernekler, vakıflar, federasyonlar, platformlar, cemevleri ve buna ilave olarak toplumu etkileyen aktörler olarak da Alevi medyası, Alevi siyasetçisi, Alevi muhtarlar, belediye başkanları, sanatçılar, yazarların bir örgütlü yapı içerinde olmasını sağlayabilmek, örgütlerin birliğini sağlama konusunda atılacak en önemli adımdır.
Bu birlikteliği sağlamanın yolu ise hiçbirisinin örgütlü yapısını dağıtmadan, yok saymadan hatta onları daha da güçlü kılacak bir “Alevi Birliği” oluşturmaktır.
Alevi Birliği; bütün bu kurum ve kişilerin içerisinde yer alacağı bir yapılanma olacaktır. Birliğin sınırı Türkiye değil; tüm Dünya’da yaşayan Aleviler ve örgütlerdir.
Dünya Alevi Birliği;
Dünya Aleviler Birliği; Alevi köy ve mahalle muhtarları, Alevi belediye başkanları, seçilmiş Alevi milletvekilleri her bir Alevi medyası, her bir Alevi köy veya bölge derneği, her bir Alevi örgütü, Cemevi, Alevi Vakfı, Federasyonu ve Ocak temsilci ya da belirlenecek sayıdaki temsilcileri Dünya Alevi Birliğinin doğal delegeleridir.
Bunların haricinde kimi özgün yapılanmalarına göre alt birlikler yoluyla bu meclise delege gönderecek yapılandırmalar meydana getirilecektir. Özgün yapısına göre Alevi Sanatçılar Birliği, Alevi Hukukçular Birliği, Alevi İş İnsanları Birliği, Alevi Aydın – Yazarlar Birliği, Pirler Birliği, Alevi Aşıklar – Zakirler Birliği, Alevi Gençlik Birliği, Alevi Kadınlar Birliği, Dünya Alevi Birliği delegeleri; doğal delegeler yanı sıra bu özgün birliklerden belirlenecek sayıdaki temsilcilerin katılımıyla oluşacaktır.
Dünya Alevi Birliği delegelerinin yarısının kadın olması inancımızın öğretisi gereğincedir.
Dünya Alevi birliği yılda bir olağan olarak, gerek duyulduğunda da Olağanüstü toplanır. Dünya Alevi birliği, delegeleri kendi içlerinden 120 kişilik bir Genel Birlik Meclisi seçerler. Seçilecek Genel Birlik Meclisin temsiliyetleri yansıtması esas alınacaktır. Yani 120 kişilik genel mecliste özgün birliklerin temsiliyetleri, kurum temsiliyetleri vb sağlanmalıdır. Bunlara ilave olarak Genel Mecliste bölgelerin de temsiliyetlerine dikkat edilmelidir. Genel Birlik Meclisi’ninde yarısının kadın olması esastır.
120 kişilik Genel Birlik Meclisi kendi içinde 40 kişiden oluşan bir Yürütme Meclisi seçer. Bu 40 kişinin de kurumsal temsiliyet ve özgün meclislerin temsiliyeti gibi hususları dikkate alarak oluşturulması ve yarısının da kadın olması esastır.
40 Kişiden oluşan Yürütme Meclisi de yarısı kadın olmak esasıyla 12 kişiden bir Divan seçer. Bu Divan Yürütme Kurulu’nun sekreteryasını oluşturur. Kendi içinde bir kadın bir erkekten oluşmak üzere dönem sözcüsü belirlerler.
Genel Meclis üç yılda bir seçimli kurultayda seçilir ve buna göre de tüm organlar yeniden belirlenir. Üç yıl boyunca yapılacak görev süresince sözcülük yıllık olarak dönüşümlü yürütülmelidir.
Aleviliğin iç hukukuna uygun olarak disiplinlik olaylara Pirler Birliği bakar.
Dünya Alevi birliğinin ülkeler bazında yapılanması olması gerektiği gibi bölgeler hatta ilçeler bazında dahi yapılması tavsiye edilmektedir.
Bu anlamda ivedilikle Türkiye Aleviler Birliği kurulma çalışmalarına başlanmalıdır. Akabinde hatta eş zamanlı Dünya Aleviler Birliği çalışması yürütülmeli, bölgesel birliklerin oluşması konusunda da çağrıda bulunulmalıdır.
Türkiye Alevi Birliği’nin oluşturulmasında, birlik oluşup organlar faliyete başlayana kadar Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Vakıflar Federasyonu, Alevi Dernekler Federasyonu sekreteryayı yürütür.
Eş zamanlı olarak Türkiye Alevi Birlikleri sekreteryası ile Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Dünya Aleviler Birliği sekreteryasını yürütür.
Birlikler oluşup kendi kurulllarını seçtikten sonra bu sekreteryalar kendiliğinden fesh olur.”
PİRHA- Mersin Cemevi İnanç Kurulu Üyesi ve Kureyşan Ocağı evladı Efe Engin, Dosteli Yardım Eğitim Kültür Vakfı Başkanı Sakine Tükek’in açıklamasına tepki gösterdi. Engin, “Milli Eğitim ve Dosteli Vakfı tarafından yaptırılan Alevi Bektaşi Anadolu lisesinde Alevi yetişmez çünkü Aleviler yola rehber eşliğinde Mürşid’e bağlanarak, ikrar vererek girerler, Ocakta pişerler” dedi.
Dosteli Yardım Eğitim Kültür Vakfı ile AKP hükümeti yöneticilerinin birlikte temelini attıkları, Alevi imam hatip lisesi olarak da adlandırılan özel statülü Alevi Bektaşi Anadolu Lisesi projesine Alevilerden tepki gelmeye devam ediyor.
PİRHA’ya konuyu değerlendiren Mersin Cemevi İnanç Kurulu Üyesi ve Kureyşan Ocağı evladı Efe Engin, “Milli Eğitim ve Dosteli Vakfı tarafından yaptırılan Alevi Bektaşi Anadolu lisesinde Alevi yetişmez çünkü Aleviler yola rehber eşliğinde Mürşid’e bağlanarak, ikrar vererek girerler, Ocakta pişerler” dedi.
“ASİMİLASYON EN BÜYÜK TEHLİKEDİR, ÖNLEM ALINMALI”
Engin, “Devlet gözetiminde ancak Hızır paşa yetişir” diyerek şöyle konuştu:
“Üzücü olan Dosteli Yardım Eğitim Kültür Vakfı yöneticilerinin bazı Alevi kurumlarını 2017 yılı içinde ziyaret ettiklerinde, bu kurumların bu projeye destek veren açıklamalarda bulunmalarıdır. Bugün de Alevi kurumları gereken tepkiyi vermemiş, dirayet gösterememiştir. 2017 Temmuzunda Hacıbektaş’ta okunan deklarasyon Alevi kurumlarına rehber niteliğindedir. Üzerinde çalışmalı ve hayata geçirmeye kafa yormalıdırlar. Asimilasyon en büyük tehlikedir. Gereken önlemler alınmalıdır. 1826’da dergahlara el konulup Nakşibendi şeyhlerini atayan sistem bugün de kendine uygun yetiştirdikleri şeyh kılıklılarI atarsa şaşırmamak gerekir. Yol yakınken gereken tepki verilmeli ve yola sahip çıkılmalıdır. Unutursak tekrarlanır.”
TÜKEK NE DEMİŞTİ?
Dosteli Yardım Eğitim Kültür Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Sakine Tükek, Zerparola gazetesine konuşmuş ve “2015 yılının Mart ayında temellerini attık. 2018’in Eylül döneminde, yeni eğitim öğretim yılında hizmete açılacağız” demişti.
Tükek, ayrıca “Cemevlerinin koşulları arzu edilen niteliğe sahip değil. Dedeler, aileden, büyüklerinden öğrenebildikleri kadarını topluma aktarıyorlar. Yetersizlik durumu göze çarpıyor. Kur’an’ı tam olarak bilmeyen dedeler, nesillere tam ve doğru bilgiyi nasıl ulaştıracak?” demişti.
PİRHA- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “İnşallah önümüzdeki dönem birkaç Alevi kardeşimizle Meclis’te birlikte olacağız” açıklamasına tepkiler devam ediyor. Erdoğan’ın sözlerini PİRHA’ya değerlendiren Kureyşan Ocağı’ndan Efe Engin “72 milleti bir sayan Alevi öğretisi, tekçi bir anlayışla yan yana durmaz” dedi.
HABERİN VİDEOSU
Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşen ve ABF ve bağlı kurumların katılmadığı Muharrem iftarında bir araya gelenlere seslenen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2019 milletvekili seçimlerine atıfta bulunarak “İnşallah önümüzdeki dönem birkaç Alevi kardeşimizle Meclis’te birlikte olacağız” açıklamasına Alevilerden tepki var.
“ALEVİLERİ TANIMAYAN BİR ZİHNİYETİ ALEVİLER KABUL ETMİYOR”
Açıklamayla ilgili PİRHA’ya konuşan Kureyşan Ocağı’ndan Efe Engin, Alevilerin hakları ve kendisi tanınmadan, sadece temsil sorununa indirgemenin doğru olmadığına dikkat çekerek şunları belirtti:
“Bunu Alevilerin temsilcisi olmayanlarla konuşmak meselenin çözümsüzlüğünü açıkça ortaya koyuyor. Sivas Katliamı’nın sanıklarını savunanların ödüllendirilmesi, samimiyetsiz olduklarının göstergesi. Alevi örgütleri biz bu sofraya oturmayız, dediler. Alevileri tanımayan bir zihniyeti Aleviler kabul etmiyor. Dolayısıyla da yanlış başlanan bir şeyin doğru olma şansı yok. 72 milleti bir sayan Alevi öğretisi, tekçi bir anlayışla yan yana durmaz. Böyle bir teklifin Alevilere yapılmış olmasını zul saymak gerekir. Semahı ders kitaplarında oyun olarak gösterirken, Alevilere bu kadar hakareti reva gören bir zihniyetin çözüm olmayacağını düşünüyorum. Çözüm, demokratik cumhuriyettedir. Alevilerin öz mücadelesini emekten, demokrasiden yana olanlarla vermesi gerekir.”
PİRHA- Mersin Cemevi’nde Yas-ı Muharrem orucu devam ederken Cemevi İnanç Kurulu üyesi Efe Engin ve Kazım Açıktepe Dede, “Alevilikte acı asimilasyon ve İmam Musa-ı Kazım’ın yaşamı” hakkında söyleşi gerçekleştirdi.
HABERİN VİDEOSU
Yas-ı Muharrem orucu devam ediyor. Mersin Cemevi İnanç Kurulu üyesi Kazım Açıktepe ve Efe Engin tarafından lokmaların paylaşımın ardından söyleşi gerçekleştirildi.
Mersin Cemevi İnanç Kurulu üyesi Kazım Açıktepe Dede, On iki imamlardan İmam Musa-ı Kazım’ın hayatı anlatırken, Efe Engin dede ise asimilasyon konulu sunum gerçekleştirdi.
Efe Engin, asimilasyonun iki türlü yürütüldüğüne dikkat çekerek “Asimilasyonda hedef beyinlerdir. Dış asimilasyon egemen güçlerin baskı ve zorla inanç üzerinde yürütülen tahribatın ortaya çıkardığı sonuçlardır. İç asimilasyonda ise kendi içimizdeki sözde Alevilerin inancımızı Türk-İslam anlayışına teslim etme durumudur. Aleviler asimilasyona karşı dikkatli ve duyarlı olmalıdır” dedi.
PİRHA -Her yıl olduğu gibi bu yıl da Aleviler Sivas ve Çorum anmalarından sonra Hacıbektaş’a gitti. Burada bulunan Garip Dede Cemevinde gerçekleşen toplantıda altında birçok dede ve aydının imzasının bulunduğu Alevi yolu ve Erkanı üzerine hazırlanan geniş kapsamlı bir bildiri okundu. Alevilik yaşayan bir inançtır, Alevilik semavi dinlerden farklıdır, Alevilik tek bir millete ait değildir, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı ekolojik yaşamı önemser ve savunur, Barış talebimiz inancımız gereğidir gibi başlıkların olduğu bildiri metnini Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.
Haberin Videosu
Toplantı Mehmet Tural Dede’nin verdiği gulbang ile başladı.
Açıklama öncesi divan başkanı Hatice Çevik kısa bir konuşma yaptı. Alevi yolu ve Erkanı üzerine bir çalışma yürüttüklerini ve 6 çalıştay sonrası burada sonucu paylaştıklarını belirten Çevik “Bu sunum cümle cana yazılmış. Tüm canlara ışık olsun” dedi.
Açıklamaya İnanç Kurulu Başkanları ve üyeleri, ABF Genel Başkanı Muhittin Yıldız, AKD Genel Başkanı Doğan Demir, Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil, Avrupa Alevi Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat, Avusturya Alevi Federasyonu Başkanı Erdal Kılıçkaya, HDP MYK üyesi Çilem Küçükkeleş ve çok sayıda kurum temsilcisi katıldı.
Abbas Tan, Ali Köylüce, Ali İnan, Aysel Kılavuz, Bekir Özgür, Bese Aslan, Cemal Şahin, Efe Engin, Erdoğan Sevim, Esat Korkmaz, Gani Pekşen, Hamza Takmaz, Hasan Kılavuz, Hasan Harmancı, Hatice Çevik, Haydar Arkovan, Haydar Selçuk, Hıdır Çam, Hüseyin Gazi Metin, Hüseyin Serdar Tanal, Mehmet Turan, Mehmet Tural, Nurettin Aksoy, Piri Er, Seval Şahin, Sevim Savunmaz, Süleyman Zaman, Süleyman Deprem, Tacım Taşdan, Yaşar Yılmaz, Yüksel Özdemir ve Zihni Çabuk’un altında imzasının bulunduğu bildiyi Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.
Metnin tamamını olduğu gibi yayınlıyoruz.
Değerli Canlar,
Davetimizi kabul edip gelen tüm canlara aşkı niyaz olsun. Çağrımıza karşılık ses verenlere aşkı niyaz olsun..
Alevilere yıllardır yapılan baskı ve yok etme politikaları karşısında suskun kalmanın, suç ortağı sayılacağı düşüncesi ile duyarlılık gösterme ihtiyacımız doğmuştur. Bu nedenle Alevilerin günümüzde yaşadığı ve gittikçe derinleşen sıkıntılara kayıtsız kalmayı reddeden pirler(ana-dede), araştırmacı, yazar, sanatçı ve aydınlar olarak bir araya geldik. Statü ve unvanlarımızdan bağımsız Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler olarak ‘gönül kalsın yol kalmasın şiarıyla bir çalışma yürüttük. Birçok nedene bağlı olan asimilasyonun kaygı verici bir noktaya gelmesine ve sonucunda Alevilerin hızla özlerinden uzaklaşıyor olmasına dikkat çekmek ve özüne bağlanmaları için çözüm önerileri üzerine tartışmaların yapıldığı ve 3 yıla yakın bir zaman alan çalıştaylar gerçekleştirdik.
Yüzyıllardır asimile edilmeye çalışılan, kadim ve özgün bir inanç olan Alevilik (“inanç, yol ve erkân”ı), son dönemlerde sadece dışarıdan değil, içeriden de başlatılan asimilasyon politikaları ile var olduğundan bu yana en tehlikeli süreci yaşamaktadır.
Alevilik inancının; önce içini boşaltmaya, sonra başka bir inancın içinde eritip yok etmeye yönelik bu sinsi planın her gün biraz daha acımasızca hayata geçirildiğini ve bunun sonucu olarak da Alevilere her türlü baskı-zülüm -ayırımcılık yapıldığını görüp sessiz kalmak, suça ortak olmaktır.
Bu nedenle dünden bugüne, gelmiş geçmiş tüm Analarımızın, Pirlerimizin, Ulu ozanlarımızın, Doğudan batıya tüm ocaklarımızın manevi ikliminde yaptığımız çalıştaylar sonucunda, mevcut büyük tehlike karşısında, susmak-seyretmek-kabullenmek yerine; haykırmak-direnmek-mücadele etmek yolunu seçiyoruz.
Takiye yapmanın değil, gerçeği haykırmanın zamanı gelmiştir.
Üç yılı aşkın bir sürede yürüttüğümüz tartışmalar sonucunda vardığımız sonuçları ve acil uygulanması gereken çözüm önerilerimizi tüm canlara sunuyoruz.
ALEVİLİK YAŞAYAN BİR İNANÇTIR!
Alevilik bir din değil inançtır, yaşam biçimidir.
Bu yaşama biçimi Zahirde sır Batında ayandır. Ulu ozanlarımızdan geçmişten bugüne aktarılan nefes ve deyişlere bakıldığında birlemenin nasıl olduğu açıkça görülmektedir.
Alevilik Hakk ve hakikat yoludur.
Aleviliğin inançsal, toplumsal ve kültürel boyutu vardır.
Doğanın dilini çözen ve insan yaşamını bu bütünün içinde ele alan felsefeye sahip bir inançtır.
Alevilik: Hak-Evren-İnsan birliğini, varlığın birliği temelinde bir bütün olarak gören, toplumsal yaşamı insan hakkı, eşitlik ve etno-kültürel çeşitlilik içinde birlik temelinde düzenleyen; tarihini, kültürel ve inançsal varlığını insanlık tarihi ve kadim uygarlıklardan alan, ekolojik sistemin sürdürülmesini öncelikli gören bir ekonomik ve felsefi düşüncesi ırklar üstü nitelikli evrensel bir yaşama biçimidir.
Bu nedenle Alevilik binlerce yıldır var olarak bugüne gelmiştir. Alevilik ve Aleviler geçmişten günümüze kadar semavi (ibrahimi) dinlerle etkileşim içerisinde olmuştur. Birçok din ve inançla yolu kesişmesine rağmen özünü korumuştur. Özellikle incelendiğinde birçok dine de katkı sağlamıştır.
Semavi (İbrahimi) dinler olarak bilinen; Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet ile Aleviliğin temel kabulleri tamamen farklıdır.
Semavi (İbrahimi) dinlerin 4 temel kitabına baktığımızda vahiye dayalıdır peygamberler aracılığı ile toplum üzerinde kendini buna göre tamamlar. Semavi (İbrahimi) dinlerin şartları ve cezaları vardır.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi yaşam felsefesine, öğretilerine baktığımızda insana, akla ve doğaya dayalı olduğunu görüyoruz. Kamil insanı kendi içinde çıkaran bir inançtır. Okunulacak kitap olarak insanı görmüştür. Bu saz ve deyişlerle gelecek kuşaklara sözlü olarak aktarılmıştır. Alevi inancında insanı fiziki ve manevi anlamda yok edici, aşağılayıcı ve korkuya dayalı cezalar yoktur. Düşkünlük olduğunda toplumdan uzaklaştırılır ancak can’ın tekrar topluma geri kazanılması esastır.
Tanrı, Evren ve İnsan tasarımı diğer inançlardan tamamen farklıdır. Bir varoluş felsefesi ile olayları değerlendirir.
İSLAM ALEVİLİĞİN İÇİNE GİRMİŞTİR!
Özellikle tarihsel süreçte Aleviliğin İslamiyet’le ilişkisi yoğun olarak gözlenmiştir. Aleviliğin İslam’la karşılaşması ile Alevi inancı ve Aleviler İslamlaştırılmaya çalışılmıştır. İslam’ın cihad, korku ile dayatmacı, yayılmacı politikası Aleviler için geçmişte de bugün de tehdit niteliğindedir. İslami unsurlar bugün Aleviliğin içine girmiş ve özünden uzaklaşmasına neden olmuştur. Bu değişim ve dönüşüm geçmişte korku vb. nedenlerle takiye olsa da bugün artık Alevliği kendi özünden uzaklaştırarak yok etme noktasına getirmiştir. İslami asimilasyon politikalarının bir ürünüdür. Bu İslami yayma süreciyle başlamış kimi zaman zorlama ve katliamlarla devam etmiştir. Aleviliğin tasavvuf üzerinden İslamiyet’e bağlanması bir zorlamadır. Bu zorlama bugün artarak devam etmektedir.
Alevi inancını yok etmek için birçok söylence ve mit yaratılmıştır. Bu asimilasyon sadece devlet eliyle değil kimi Alevi dedeleri tarafından da yapılmaktadır. Alevilik İslam içinde gösterilerek dinsel bir unsur yaratılmaya çalışılmaktadır.
ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI
Alevilik Hak ve Hakikat Yoludur.
Bütün yönleri ile Aleviliğin (Yol ve Erkân’ı, felsefesi, kültürü, geleneği / yaşama biçimi, ile) kendine özgü temel ilkeleri ve kuralları vardır.
Aleviliğin Tanrı tasarımı, Evren Tasarımı, İnsan tasarımı tamamen kendine özgüdür ve semavi dinlerden tamamen farklıdır.
Evrendeki her şeyin (inançlar dahil) kemale ermesi için; değişimini, ilerleyişini, döngüsünü kabul eder. Aklidir, doğmayı ret eder.
Alevilikte Devriye inancı vardır. Yani Ahiret (Cennet-Cehennem) olgusunu kabul etmez. Ölüm yoktur don değiştirme, devr-i daim vardır.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancının temelinde; Cem, Semah, Bağlama, İkrar, Sorgu-Görgü, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşit ilişkisini belirleyen Erkân’lar vardır. Bağlama, semah ve deyişlerle erkanlar yapılır.
4 kapı 40 makamdan geçip Kamil insan olmayı ve Rıza Şehrini kurmayı hedefler.
Alevilikteki inanç ritüelleri, oruç günleri ve sayıları, toplantı mekânları ve adları, Kutsal kabul edilen mekân ve yerleri (ziyaret, türbe, dergâh, ocak vs) kendine hastır.
Alevilikte kadın ve erkek eşittir, her insan bir CANdır.
Cem, Semah, Bağlama, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşid ilişkileri, Hızır Kültü, 4 Kapı 40 Makam, Rıza Şehri, Kamil İnsan anlayışı gibi değerlere sahiptir.
‘’Dört Kapı Kırk Makamı’’n anlaşılır, öğretilebilinir ve yaşama taşınabilir olması konusunda Dergah ve Ocaklarımızda çalışma yapılarak, öncelikle Şeriat kapısındaki anlayışın yaşama taşınabilir bir şekilde anlatılması ve uygulanması sağlanmalıdır.
Kadimden gelen ve kadim uygarlıklardan beslenerek yolculuğuna devam eden Aleviliği kendisinin dışında herhangi bir inancın ya da dinin şemsiyesi altına koyma çabaları, Aleviliğin asimilasyonuna ve yok edilme çabalarına hizmet eder. Bu kabul edilemez. Alevilik diğer din ve inançlarla çatışmadan yol öğretisi ile bugüne kadar var olmuştur, sonsuza kadar da var olacaktır.
İnancımızın adı; Alevilik-Kızılbaşlık-Bektaşiliktir. Yaşadığımız topraklarda adımız; Alevi, Kızılbaş, Işık insanı, Ehli Hak, Şabak, Kakai, Yaresan, Aliilahi, Arap Alevisi, Torlak, Kalenderi, Haydari, Abdal, Tahtacı, Çepni, Bektaşi, Çelebi olarak anılmaktadır. İbadet yerimiz; Cemevidir. İbadetimiz şeklimiz; Cem ve Semahtır. Yaşam felsefemiz; cümle cana muhabbet, saygı ve sevgidir.
ALEVİLİK TEK BİR MİLLETE AİT DEĞİLDİR!
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı Anadolu ve Mezopotamya kaynaklı olup Balkanlardan, Hindistan’a, Ortadoğu’da ve Alevilerin göç-göçertme sonucu gittiği dünyanın her yerinde hala yaşamaktadır. Hak Yolu olan Aleviliğin yürütülmesinde tarihi ve coğrafyanın özelliklerinden kaynaklı ritüeller farklılık gösterebilmektedir. Alevilikte yol bir, sürek bin birdir, bu nedenle Alevilik yüzyıllardır vardır. Alevilik 72 millete aynı nazarda bakmaktadır. Alevilik her türlü milliyetçiliği reddeder. Hiç bir inancın ulus kimliği yoktur. Kadim inanç tek millete özgü değildir, Milli bir dili yoktur. Her halk Erkanlarını kendi anadilinde yapmaktadır ve yapmalıdır. Ortak dilimiz Alevi dilidir. Alevilik Osmanlı’da ittihat ve terakki ile başlayan ve cumhuriyet dönemi ile devam eden milliyetçi bir kimlikle anılmaya çalışılmıştır. Halklar ve inançlar arasında bir çatışma yaratılmak istenmiştir.
Alevilik; Halkların birlikte yaşamasını esas alır, hiç birinin inancını, dinini ve dilini reddetmez. Diğer halklara ve inançlara baskı, dayatma uygulamaz. Bulunduğu coğrafyada halkların var olma ve yaşama hakkını tanır, birbirlerine üstün olarak görmez eşitliğini savunur.
Uluslar arası düşünce ve etki kuruluşları ile iktidardaki hükümetlerin çok yönlü çalışmaları sonucunda Aleviler aleyhine oyunlar oynanmakta, bizler için karanlık projeler üretilerek yaşama geçirilmeye çalışılmaktadır. Aleviler tüm bu etki ve belirleyiciliğin yarattığı oyunların farkındadır.
Alevilerin örgütlü kurum ve kuruluşlarının yanı sıra ülkenin tüm sisteme karşı muhalifleri bu karanlık oyunlar karşısında direniş ve dayanışma içerisinde olmalıdırlar.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı sadece ütopik bir dünya tezahürü ile hareket etmeyip dün olduğu gibi bugün de var olan hayatın sorunları ve çözüm yolları konusunda mücadele ederek kendini tarih sahnesinde göstermiştir. Bundan kaynaklı olarak coğrafyamızda dayatılan tek tipçi anlayışlara karşı bütün ezilenlerle ortak hareket etmeyi hedefleyerek hangi din, dil, etnik kimlik ve inanca sahip olursa olsun ayrım yapmadan, ötekileştirmeden, ezilenlerle ortak zeminde buluşarak, kendi ilkelerinden ödün vermeden dayanışma içerisinde yer alır.
ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI EKOLOJİK YAŞAMI ÖNEMSER VE SAVUNUR!
Aleviler; dünyamızda yaşanan sağlık, çevre ve doğa sorunları konusunda Alevi öğretisinin sunduğu yaşama biçimine hızla adapte olmalıdır. Dünyamızın yaşanabilir olması için Alevi inancının öngördüğü biçimde insana, doğaya, bütün tabiat varlıklarına sahip çıkmak, koruyup kollamak inanç ve öğretimizin gereğidir. Aleviler bu düşünceyi savunan, eylem ve söylemlerinde sahiplenen her kesimle dayanışma ve ittifak içinde olmalıdır. Biz Aleviler bu düşünceyi ibadetimizin bir parçası olarak kabul ederiz.
Baraj ve Hes projeleri inancımızca kutsal kabul edilen ziyaret yerlerini ve yaşam alanlarını yok etmektedir. Bu ziyaret yerlerimizin yok edilmesine ve kıyımına karşı birlikte ses çıkartmalı ve dayanışma içinde olmalıyız. İnanç alanlarımızı sahiplenmek yolumuzun devamlılığı için önemlidir.
HIZIR
Hızır’la ilgili Cem ve ritüeller, doğayı ve insanı birbirinden ayırmadan güçlendiren ve insanlık için bereket yaratan düşüncemizdir. Hızır; hayat takvimimizde canlılığı başlatan, yoksulların carına yetişen ve “her an her yerde hazır ve nazır” olan yoldaşımızdır. Aleviler Tanrı misyonunu Hızır’a yüklemişlerdir.
Hızır’la ilgili erkân ve uygulamalara dikkat çekilmesi, geliştirilmesi, hatırlanması ve yabancı inanç unsurlarından ayıklanması için çaba gösterilmelidir.
RIZALIK
Rıza Şehri, Alevilere göre toplumsal eşitliğin, barışın, kardeşliğin ortak üretim ve bölüşümün öne çıktığı bir dünya tasarımıdır. Rıza Şehri ütopyamızın anlaşılması ve insanlığa örnek rol model olarak sunulması için çaba harcanmalıdır.
Rızalık düşüncemizin, gelenek, ritüel, felsefe ve ahlaki değerlerimizin başta çocuklarımız ve gençlerimiz olmak üzere tüm canların eğitimi ve yetiştirilmesi amacıyla anlatılması ve canlandırılması için projeler hazırlanmalıdır.
ALEVİLİK HAK VE HAKİKAT YOLUDUR VE YOLUN NASIL YÜRÜTÜLECEĞİ ERKÂNLARLA BELİRLENMİŞTİR.
Yol ve Erkân, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının belirleyicisidir.
Alevi inancı her zaman çağdaş ve kendini yenileyen bir inançtır, devamlılığı esastır. Günümüze kadar da bu şekilde devam etmiştir.
Erkânname bir anlamda Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler’in anayasasıdır.
Doğumdan Hakka yürüyene kadar bir canın içinde bulunduğu toplum düzenini sağlayan Erkânlar, yol yürütücüsü pirlerin (ana-dede) ve taliplerin rehberi niteliğindedir.
Bugüne kadar sözlü gelenek şeklinde uygulana gelmiştir, aktarımı da bu şekilde yapılmıştır. Bu nedenle Erkânname çağın gereksinimlerine göre yeniden düzenlenmeli, güncellenmelidir. Geçmişteki bazı ritüelleri bugün artık yürütmek mümkün değildir. Bazı Pirlerin kendini güncelleyememesi ve asimile edilmeleri nedeni ile Erkân konusunda farklılıklar yaşanmaktadır. Ayrıca İslami içerikli Erkânname Alevi inancında karşılık bulamaz, bulmamalıdır. Alevilik, evreni varoluşsal yapısı ve işleyiş düzeniyle toplumsal bir yaşam biçimi olarak kavratan inanç, öğreti ve ritüeller bütünüdür.
Bugüne kadar yapılan; H.B.V.A.K.Vakfı, Hünkar Vakfı, ABF(Türkiye), AABF(Avrupa) ve Bağımsız Erkânname çalışmalarının olduğunu biliyor, bu Erkânnameleri önemsiyor ve değerli buluyoruz.
Yürütülen tartışmalar sonucunda Alevi toplumunun elinde bulunan ve Alevilerin inancına ve yaşama tarzlarına yön veren “Erkânname”lerin, yaşadığımız zaman diliminin ihtiyaçlarını karşılamakta ve sorunlarını çözmekte bazılarının eksik kaldığı ve ya yetersiz olduğu görülmüştür. Bu tespitin gereği olarak; Erkânname’lerin ‘derlenmesi ve güncellenmesi’ ile ilgili çalışma ve yöntemlerinin belirlenmesi uygun görülmüştür.
Erkânnamenin; Alevi inancına, felsefesine uygun ve Alevi dili esas alınarak güncellenmesi zorunlu bir ihtiyaçtır. Musahiplik, Kirvelik, Cem, Gulbanglar, Doğum ve Ad verilmesi, Evlenme, Görgü, Hakka yürüme vb konularda çağa uygun Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancıyla çelişmeyecek düzenlemeler gerekmektedir. Alevi inancının insana, doğaya, dünyaya bakışı ve sevgi anlayışı belirleyici olmalıdır.
Erkânnameler; Pirler (ana-dede) ve Alevi araştırmacıları, aydınları, kuruluşlarından oluşacak komisyon ile bir araya gelerek ortak bir şekilde yeniden hazırlanmalıdır. Bu konuda çalışma yapan ve yapmak isteyen kurum ve komisyonlar var ise bunlar ile de temas kurularak çalışmaların ortaklaştırılması kararı alınmıştır.
ERKÂNLARIN DİLİ ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ FELSEFESİNE UYGUN OLMALIDIR!
Erkânların dili kesinlikle ALEVİCE olmalıdır. Erkânların Alevi dili, terminolojisi ve felsefesi temelinde aslına uygun olarak asimilasyonun etkilerinden arındırılarak yeniden yapılandırılması gerekliliği vardır.
Bu çalışma toplumumuzda karşılığını bulacaktır. Gülbanglarda; Bismişah, Gerçeğe Hü, Gerçeğin Demine Hü terimlerinin başlangıç ve bitimde kullanılmasına özen gösterilmelidir.
Alevi topluluklarının etnik farklılığı gözetilerek Hakk’a Yürüme Erkânı başta olmak üzere, Erkânların Alevi diline sadık kalarak farklı dil ve lehçelerde yazılması desteklenmelidir.
KİRVELİK ERKÂNI
Kirvelik, Alevilerin kutsallık yükledikleri en büyük sosyal kurumdur. Bu kurumun özü sulandırılmadan korunmalı ve yaşatılmalıdır. Toplum bireylerinin aralarındaki sevgi ve dayanışma bağı ikrar ile pekiştirilmeli, tıpkı yüzyıllardan beri geldiği özüne uygun korunmalıdır.
Ancak sosyal bir kurum olarak sünnete bağlı bir İkrar erkânı olarak Kirveliğin özendirilmesi ve uygulanır olması sağlanmalıdır.
NİKÂH ERKANI
Nikâh Erkânı Alevi diline uygun bir şekilde gerçekleştirilmeli ikrar, rızalık olmalıdır.
MUSAHİPLİK ERKÂNI
Musahiplik, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edep-erkânının vazgeçilmez kurumudur. Alevilik inancı gereği canlar arasında öğretimize uygun yaşamı düzenleyen, toplumda barış, maddi ve manevi dayanışma, sevgi ve rızalık ilişkilerini denetleyerek farklı inanç ve modern yapılar karşısında özgünlüğümüzü sağlar. Bu nedenle Musahipliğin özendirilmesi, bu amaçla Cemlerde buna özen gösterilmesi, duyarlılığın arttırılması için çaba harcanması gerekmektedir.
Musahiplik uygulamalarının günümüz gerçeği göz önüne alınarak, çiftler üzerinden yürütülmesi yanında, tek tek canların karşılıklı rızalıklarıyla Musahip olmaları yükümlülüğünün desteklenmelidir.
Musahiplik kurumunun çağımızın toplumsal yapılanması içinde yaşatılmasını sağlayabilmek için, bu kurumun ‘yol kardeşliği’ temelinde geliştirilmesi, farklı inanç, etnik yapı ve kültürlerin bir arada yaşamasına katkı sağlaması özendirilmelidir. Alevi yaşamının önemli kurumsal geçişi olan “ikrar alma” ve “yol kardeşliği” geleneklerinin özendirilmeli, topluluğumuz bu konuda bilgilendirilmelidir.
HAKK’A YÜRÜME ERKÂNI
Bu konuda yapılan çalışmaların, diğer inançların etki alanından kurtarılarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının özgünlüğüne ve diline yaraşır nitelikte birleştirilmesi, geliştirilip ortaklaştırılması için çaba harcanması ve erkân uygulamalarının hayat bulması gerekmektedir.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında ölüm yoktur Hakk’a Yürüme vardır. Gömmek yoktur toprakla sırlamak vardır.
Hakk’a Yürüme Erkânında öncelikle yıkama ve ritüel işlemlerine katılanlara hijyen ve bulaşıcı hastalıklar konusunda tıbbi bilgi ve destek sağlanmalıdır.
Alevi Hakk’a Yürüme Erkânlarında yer almayan ve toplumumuzu yaşam tarzından uzaklaştıran erkân sırasında ve mezarlıkta ifade edilen dualar ve gulbanglar Alevi inanç ve ibadetin özüne uygun olmalı, konuşulan dil herkesçe anlaşılmalıdır.
Alevi geleneklerinin bölgesel uygulamalarına bağlı olarak Hakk’a Yürüme Erkânlarında bağlama eşliğinde duruma uygun nefes, mersiye ve duazlar okunması konusunda, ailelerin de rızası alınarak, öncü olmak konusunda uygulamaların yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.
Yine bölgesel uygulamalar da dikkate alınarak, Hakk’a Yürüyen can’ın tabutla taşınmasına, tabutun başının batıya gelmesine, tabutla sırlanmasına, tabutlar üzerinde yer alacak örtülerde Yol’a uygun olmayan yazı ve simgelere fırsat verilmemelidir. Bu amaçla hazırlanacak olan örtülerin üzerine Yol ulularımızın nefes, hikmet ve duruma uygun sözlerine yer verilmelidir. Bu halde sırlanmasına ya da döşek, sevdiği giysilerle uğurlanmasına özen gösterilmesine ve sırlama sırasında bölgesel uygulamalara bağlı olarak mezarlarda baş bölümlerinin kapatılması sırasında tahta ile kapatılmasına özen gösterilmelidir.
Kapalı alanlarda Hakk’a Yürüme Erkânı düzenlenmesi sırasında erkân gereği çerağ/delil uyandırılmasına, açık alanda erkân yapılması sırasında koşula bağlı olarak çerağ uyandırılması uygulamasına sadık kalınmasına dikkat edilmeli, koşulun uygun olmaması durumunda zorlamaya gidilmemelidir.
Türkiye’de uygulama sorunları yaşanması nedeniyle, dileyen canlarımızın bulundukları ülkelerde cesetlerinin yakılmasını isteyebilmesinin önü açılmalıdır.
ORGAN BAĞIŞI TEŞVİK EDİLMELİDİR !
Hakk’a Yürüyen Can’ın yaşarken organ bağışında bulunabilmesi, vasiyette bulunamaması durumunda ailesi tarafından organ bağışının gerçekleştirilmesi önemsenmelidir. Hakka yürüdükten sonra sırlama ile toprağa, havaya, suya karışmak nedir bilimsel olarak anlatılmalıdır. Canların yaşarken edindikleri bu bilinç organ bağışının önemsenmesini sağlayacaktır.
ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCINDA MEZAR
Alevi mezar geleneğinin geçmişte olduğu gibi Alevi kültür ve inançlarını yansıtan ortak simge ve tasarımlarla yapılmasının özendirilmelidir.
Aleviliğin varlık alanına karşıt olan ve felsefemizle zıt bir anlam içeren mezar taşlarına Fatiha sözü yerine Alevi Ulularının beyitleri ve dörtlükleri deyişleri yazılmalıdır.
Mezar taşlarında ayak taşı ve baş taşına ayrı ayrı uygulamaya gidilmelidir. Ayak taşına genellikle servi ağacı (Can’ın Hakk’a kavuştuğunu simgeler) kabartması yapılmasına: Gerek görülmesi durumunda, uygun düşen bir şiir dörtlüğü veya hikmet anlamlı sözlere yer verilmesi; geleneklerimizde simge konumunda olan güneş, ay, yıldız, şamdan, nilüfer, lotus çiçeği, lale, çeşitli bitki dal ve yaprakları (akantus vb), buket çiçekler, kandil, açılmış gül (özellikle kadın mezar taşlarında), aslan, sarmaşık hayat ağacı, asa, kozmik diyagram, ibrik, kaz ayağı (Tahtacı, Çepni vb.), asma, üzüm salkımı, teslim taşı, çeşitli taçlar (Bektaşi mezar taşlarında), bağlama simgelerine yer verilmesi; yapılacak lahitlerde de benzer bezeme, işleme ve kabartmalara yer verilmesi, Taşlarda Hakk’a Yürüyen can’ın, doğum-ölüm tarihlerine, mesleğine, hayat gayesine, mizacına vs. yer verilmesi, mezar taşlarının çoğunlukla nefeslerle bezenmiş bir kitabe tarzında hazırlanması, öte yandan bu tür simgesel ya da nesnel süslemelerin çağımıza göre yenilenebilme özelliği göz önüne alınarak genişletilmesi uygun olacaktır. Koşulları uygun olan ülke ve bölgelerde ALEVİ MEZARLIĞI oluşturulması teşvik edilmelidir.
CEM ERKÂNI
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının temelinde Cem olmak vardır. Canların bir araya gelmesi ile yapılan cemler, erkanların uygulanması olmakla beraber eğitim öğretimin gerçekleştiği ve inancın yaşatılmasında en önemli erkandır. Cem Erkanı kullanılan dil, uygulamalarda Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inanç ve yaşam felsefesine göre gerçekleştirilmelidir. İslami dua vb ritüeller uygulamamalıdır. Cemi yürüten Pir ve Analar uygulamalar hakkında açıklayıcı bilgiler vererek canların bilinçlenmesini sağlamalıdır. Yürütülen hizmetlerde rızalık esasına uygun davranılmalıdır. Cemde ve Cemevlerinde hizmet yürütenlere rehberlik hizmeti sağlanmalıdır.
CEM EVLERİ NASIL OLMALIDIR ?
Alevilerin Ocak ve Dergah, (Tekke, Zaviye, Hangah), Cemevi, modern dernek ve vakıfları kendilerini yenileyememeleri nedeniyle Alevilerin inançsal ve sosyal ihtiyacını karşılamaktan ne yazık ki uzaklaşmıştır. Bu nedenle ihtiyaç ve beklentilerimiz doğrultusunda yeniden yapılanarak Alevice özgünlüğünden taviz vermeden günün koşullarına uygun hale getirilmelidirler. Aynı zamanda Ocak, Dergah, Dernek ve Vakıflarımızda hizmet yürüten canlarımızın kişisel beklenti, kariyer, statü kaygılarını bir kenara bırakarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancımızın özünü İslami dil ifade ve uygulamalardan korkusuzca arındırılmış, ilkeli bir şekilde savunmalı ve yaşatmalıdır.
Dergâh, hangâh, tekke, cemevi, ziyaretgâh, kültür merkezi, dernek ve vakıflarımızda Alevi felsefesine uygun kitap, doküman, sancak, simge, hikmet ve söylemler dışında bulunan görsel ya da yazılı herhangi bir simge ve bilgiye yer verilmemesi için çaba harcanmalıdır.
Bağımsız Cemevlerimizin yerel geleneklerin uygulanması konusunda özgünlük ve hassasiyet içinde olmalarının özendirilmesine ve desteklenmesine ancak, örgütlü Alevi dernek ya da vakıflarına bağlanmaları konusunda çaba gösterilmelidir.
Cemevi mimari ve tasarımları açısından gözden geçirilerek Alevi geleneklerine uygun sanatsal ve simgesel düzenlenmesine destek olunmalıdır. Cami tarzı cemevi yapılmasının önüne geçilmelidir.
Hiçbir semavi dinin ibadet yeri ile birlikte tasarlanıp inşa edilmemelidir.
Cemevlerinin resmi olarak tanınması için; Anayasa ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklı elde edilen hakların ihlalinin devam ettirilmesi nedeniyle Demokratik mücadelenin daha ileri bir noktaya taşınması gerekmektedir.
ÂŞIKLIK, ZAKİRLİK ve SÖZLÜ GELENEK
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edebiyatının yarattığı düşünce ve sanatlar üzerinde durulması, farklı dil, yöresel lehçeler ve kültürler temelinde âşıklık ve ozanlık geleneklerinin sürdürülmesi, tarihsel boyutuyla ele alınarak kayıt altına alınması sağlanmalıdır.
Zakirlik hizmetinin cemlerimizdeki yerinin ve öneminin güçlendirilerek, ihtiyacımız olan zakir yetiştirme programlarının projelendirilmesi teşvik edilmelidir.
Zakirlik hizmetinin icrasına yönelik çalışmalar yapılmasına, bu yönde gelişmeye açık canlarımızın dernek, vakıf ve Yol ehillerine yönlendirilmesi ve desteklenmesine özen gösterilmelidir.
Sözlü gelenek unsurlarının somut olmayan kültürel unsurlar çerçevesinde derlenmesi amacıyla tüm dernek, vakıf ve uluslararası projelerle acil olarak desteklenmeli, bu yönlü dernek ya da vakıf çalışmalarına destek verilmelidir.
ALEVİLİK VE GENÇLİK
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında insan hangi yaşta ve cinsiyette olursa olsun candır. İnancımızın ve varlık mücadelemizin sürdürülebilmesi için çocuklara ve gençlere özen gösterilmelidir. İnancımızı ve yaşam felsefemizi öğrenebilmeleri için dernek ve kurumlarımızda, çocuklara ve gençlere yönelik eğitim ve öğretim programları yapılmalı, özendirici projelerle desteklenmelidir. Özellikle gençlerin dernek ve kurumlarda temsiliyetine olanak verilmeli çalışmalara aktif olarak katılmaları sağlanmalıdır.
ALEVİLİK VE KADIN
Alevilikte kadının konumu kentleşme ile birlikte farklı inançların baskısı, inançsal etkisi altında kalmaya başlamıştır. Erkek egemen yaşamın bu dinsel ilişki ve yaptırımlarla birlikte Alevi yaşamına da taşınmıştır. Alevi yaşam biçimine uymayan bu toplumsal konumundan kaynaklı sorunların aşılabilmesi, Alevice hayata katılımı konusundaki çalışmaların cinsiyet ayrımı olmaksızın ancak kadınlar açısından pozitif ayrımcılık gözetilerek çalışmalar yapılması sağlanmalıdır. Alevi kadınının Ocaklardaki ve erkân hizmetlerindeki konumunun cinsiyet ayrımcılığına son verilerek, Ocaklardaki Pir Ana/Dede statüsünün bir ve eşit olduğu, hizmetlerde cinsiyetlere göre hizmet düzenlenmesinin yapılamayacağına önemle dikkat çekilmelidir.
Alevi inancının yürütüldüğü Cemevleri, kurumlar ve çeşitli alanlarda erkek dili ve hakimiyetinin cinsiyetçi, erkek egemen bir dilden eşitlikçi bir sınıra çekilerek kadınlarla hayatın her alanında öğretisel ilkeler gözetilerek Aleviliğin “Can” düsturuna uyulmalıdır.
ALEVİ ÖRGÜTLERİNİN KONUMU ve YÖNETİCİLER
Değerlerimizin yaşayabilmesi, mücadelemizin amacına ulaşabilmesi ile gerçekleşebilir. Bu amaçla insanlığa yaraşır, evrensel değerleri kabul eden, farklılıkları zenginlik sayan, adaletli ve özgürlükçü bir Anayasa’nın hazırlanabilmesi kurumlarımızın ortak hareket etmesi ile mümkündür. Bunun gerçekleştirilebilmesi amacıyla örgütlerimizin organize olarak harekete geçirilmesi ve ortak öneriler ile güç birliğinin önünü açacak çabalarda bulunulmalıdır.
Bu amaçla evrensel güç birliğinin daha da yükseltilebilmesi amacıyla Avrupa ve Türkiye’deki Demokratik Alevi örgütlülüğünün içindeki dağınıklığın bir an önce giderilmesi, birlikte hareket etme potansiyelinin güçlendirilmesi, ilişkilerin belli bir protokole bağlanması gerekmektedir.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşilerin kendi tarih, kültür ve doğa mirasına sahip çıkmaları, sosyal ve siyasal değerlerin korunabilmesi ve kimlik mücadelesinden vazgeçilmemesi için örgütsel sorunlarımızın öncelikle Alevi kurumları arasında tartışılması, ortak bir akıl ve irade oluşturulması sağlanmalıdır. Dergahlar ve Alevi mirası restorasyon adı altında inançtan uzaklaştırılmaya çalışılıyor buna karşı mirasımıza sahip çıkmalıyız.
Alevi kurumlarına yönelik sözlü ve şiddet içerikli saldırılar son yıllarda bilinçli olarak örgütlenerek pratiğe dökülmekte ve Ortadoğu’da yaşanan vahşi din savaşlarının kurbanı olmamız için çaba harcanmaktadır. Bu şiddeti engelleyecek ya da tasfiye edecek herhangi bir caydırıcı etki görülmemektedir ve bulunmamaktadır. Yasaların bu tür şiddet ve baskı içinde bulunanları engelleyecek güçte olmadığı zaman zaman resmi devlet yetkilileri tarafından dile getirilmiştir. Bu nedenle örgütlerimizde bu tür durumlarda neler yapılabileceğinin üzerinde acilen durulmalıdır.
Alevi kurumsallığında, eşitlik ilkesi değerlerimize uygun olarak başta Alevilikte varolan kadın-erkek ve genel olarak bütün insanların eşitliğinin güncel hayatımızda ve kurumlarımızda etkin hale getirilmesi, örgütlerimizde kadın temsiliyetinin genişletilerek özendirilmesi gerekmektedir.
Farklı toplumsal kesimlerin şekillenmesinde, yaşam kalitelerinin belirlenmesinde, hak ve hukuklarının verilmesi ya da gasp edilmesinde temel işleve sahip olan şey, siyaset kurumudur. Bu sebeple Alevilerin siyasi mücadele alanında söz sahibi olmaları gerekli ve zorunludur. Fakat siyasette söz sahibi olmak – yer almak; siyasi alana malzeme olmak değil, siyaseti ve kurumlarını genelde; bütün ezilmişler, ötekileştirilmişler, yoksullar ve ezilenler lehine kullanmak, özelde de Alevilerin sorunlarının çözümü konusunda iyi değerlendirebilmektir.
Alevilerin kendileri dışında, kendi düşünce ve inançları ile örtüşen siyasi kurumlar ile Demokratik kitle örgütleri ile Emek örgütleri ile, ötekileştirilmiş farklı toplumsal kesim ve inanç kurumları ile ilkeli işbirliklerini güçlendirmesi zorunlu görülmektedir.
Alevi kurumları, partilerin içinde mücadele eden bireylerin peşine düşmek yerine, toplumun genel gelişimi üzerine siyasetler üretip, kendilerine uygun toplumsal gelişmelere hizmet edecek bir yol izlemelidirler. Demokratik kitle örgütlerinin bu anlamda milliyetçi politikalar izleyip buna göre bölünmesi yanlıştır, Aleviler bu oyuna gelmemelidirler.
Dernek ve kurumlarda görev alan tüm canların Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancına göre İkrarlı olması gerekmektedir. Bu inancın felsefe öğretisini biliyor ve uyguluyor olmasına önem verilmelidir. Ayrıca dernek ve kurum seçimleri de Aleviliğe uygun şekilde yapılmalıdır.
DEMOKRATİK ANAYASA TALEBİMİZ
Demokratik anayasanın en kısa sürede oluşturularak toplumun tüm kesimlerinin hak arayışlarının karşılanmasına; etnik ve dini ayrımların son bularak, ülkemizde laikliğin geliştirilmesine ve insan haklarının evrensel seviyeye taşınmasına, parlamenter rejimin yoksulluk politikaları izleyerek insanımızın yaşam koşulunun yükseltilmesi için çaba harcanması sağlanmalıdır.
Eşit bir yurttaşlık hakkı olan nitelikli eğitime erişimin önündeki engellerin kaldırılması, devletin en temel yükümlülüklerindendir. Örgün eğitimden başlayarak, tüm eğitim kademelerinde toplumun din ve inanç özelliklerinin farklılığı yok sayılarak İslam eğitimi esas alınmaktadır. Din dersi saatinin arttırılması ve imam hatiplerin arttırılmasına odaklanan eğitim politikalarının sorunları gidermek bir yana daha da derinleştirdiği açıktır.
Gerek ana dilde eğitimin önündeki engeller, gerekse eğitimin dini bir yapı kazanmaya zorlanmasının bir uzantısı olarak, zorunlu din derslerinin devam ediyor olması, Alevilerin eşit ve demokratik eğitim hakkı önündeki en temel engeller arasındadır.
Öte yandan eğitimde, hükümetin “Müslüman muhafazakar bir nesil yetiştireceğiz” söylemiyle başlattığı uygulamalar ise farklı inançlardaki yurttaşların eğitim hakkı önünde dışlayıcı biçimler kazanmaktadır. Yapılan eşitsiz yatırımların sonucunda, İmam Hatip Liseleri var olan talebin çok ötesinde bir sayıya yükselirken, bilimsel-laik eğitim veren liselerin sayısı bilinçli olarak talebin altında tutulmaktadır. Bunun sonucunda Alevi vatandaşlarımız lise eğitimi almak üzere İmam Hatip Liselerine yönlendirilmek gibi bir durumla karşı karşıya bırakılmaktadırlar. Zorunlu din derslerinin devam ediyor olması; zorunlu-seçmeli “peygamber sevgisi” ve “Kuran-ı Kerim eğitimi” gibi derslerin müfredata sokulması gibi uygulamalar ise örgün eğitim içinde diğer inanç gruplarının tanınmadıklarının ve eşit yurttaşlar olarak algılanmadıklarının açık göstergeleridir.
Bugün uygulanması gereken en temel politika zorunlu din derslerinin kaldırılması ve laik eğitim anlayışının tam olarak uygulamaya başlanması olacaktır.
Bu nedenle tüm Alevi dernek ve kurumları, siyasetçileri, sanatçıları, aydınları ortak mücadele yürütmelidirler.
BARIŞ TALEBİMİZ İNANCIMIZ GEREĞİDİR!
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancı ve felsefesi 72 millete bir nazarda bakar, toplumsal barış ve her cana duyulan sevgi yolumuzun belirleyicisidir.
Bu nedenle biz Aleviler; coğrafyamızda yaşanan her türlü baskı, şiddet, katliam, adaletsizlik, sömürü ve ötekileştirmeye karşı toplumsal muhalefetin içinde etkin bir şekilde örgütlenmesinde yer alarak halklar arasındaki barış ve huzurun sağlanması için gerekli çaba ve çalışma içerisinde olduk ve daima olmak zorundayız.
Sessiz ve örgütsüz kesimlerin yığınlaştırılarak sömürülmesine, kent, ilçe, köy ve mahalleler arasında politik ve ekonomik ayrımlar yapılarak sindirilmesinin önüne geçilmesine, halkımıza yönelik provokasyon ve katliam çabalarına karşı uyanık olunmasına, çok yönlü korunma yöntemlerinin ve stratejilerin geliştirilmesine ve uygulanmasına, yaşanan en küçük bir provokasyon ya da tehdit karşısında dahi güçlü ve örgütlü irade gösterilmesine çaba sarf etmeliyiz.