Etiket: eğitim

  • Eğitim Sen’den TÜGVA tepkisi: Okullar vakıf ve cemaatlerin faaliyet alanı olamaz

    Eğitim Sen’den TÜGVA tepkisi: Okullar vakıf ve cemaatlerin faaliyet alanı olamaz

    PİRHA – İzmir’de bazı okullarda, Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) temsilcilerinin okul idarelerinin izniyle sınıflara girerek öğrencilere broşür dağıttığı ve yaz kampı faaliyetlerinin tanıtımını yaptığı ortaya çıktı. Duruma tepki gösteren Eğitim Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Zeliha Danyeli, okulların vakıf ve derneklerin propaganda alanına dönüştürülmesine karşı çıkarak, “Çocuklarımızı tarikat ve cemaatlerin etki alanına teslim etmeyeceğiz” dedi.

    Türkiye Gençlik Vakfı’nın (TÜGVA) İzmir’de bazı okullarda okul yönetimlerinin izniyle sınıflara girerek öğrencilere broşür dağıttığı ve yaz kampı faaliyetlerinin tanıtımını yaptığı öğrenildi.

    Konuya ilişkin yazılı açıklama yapan Eğitim Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Zeliha Danyeli, uygulamaya tepki göstererek, eğitim kurumlarının herhangi bir vakıf, dernek ya da siyasi-ideolojik yapının propaganda ve örgütlenme alanı haline getirilemeyeceğini vurguladı.

    “SINIFLARIN VAKIFLARIN TANITIMINA AÇILMASI KAMU OKULLARININ TARAFSIZLIĞINA AYKIRIDIR”

    Eğitim yöneticilerinin temel görevinin öğrencileri belirli kurum ve yapılara yönlendirmek olmadığını belirten Danyeli, eğitim ortamlarının tarafsızlığını, güvenliğini ve bilimsel niteliğini korumakla yükümlü olduklarını ifade etti.

    Danyeli açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Okulların herhangi bir vakıf, dernek ya da siyasi-ideolojik yapının propaganda ve örgütlenme alanı haline getirilmesi kabul edilemez. Eğitim yöneticilerinin temel görevi; öğrencileri belirli kurum ve yapılara yönlendirmek değil, eğitim ortamlarının tarafsızlığını, güvenliğini ve bilimsel niteliğini korumaktır. Sınıfların, ders saatlerinin ve okul ortamının vakıf ve derneklerin tanıtım faaliyetlerine açılması, kamu okullarının tarafsızlığı ilkesine açıkça aykırıdır. Ayrıca bu durum, öğrenciler ve veliler üzerinde dolaylı bir yönlendirme ve baskı oluşturma riski taşımaktadır.”

    “EĞİTİM DİNSELLEŞTİRİLİYOR”

    İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin başta TÜGVA olmak üzere çeşitli vakıf ve derneklerin yaz kampı ve yaz okulu faaliyetlerine destek vermesinin, eğitim alanında uzun yıllardır sürdürülen dinselleştirme politikalarının yeni bir halkasını oluşturduğunu ifade eden Danyeli, eğitimin siyasi iktidarların ideolojik hedeflerini gerçekleştireceği bir alan olmadığını vurguladı.

    Yaz kampı ve yaz okulu adı altında yürütülen faaliyetlerin pedagojik ve bilimsel temelden uzak olduğunu belirten Danyeli, eğitimin dini ve ideolojik içeriklerle şekillendirilmeye çalışıldığını söyledi. Kamusal eğitim olanaklarının dernek ve vakıflara aktarılmasının eğitim hizmetinin niteliğini zayıflattığını ifade eden Danyeli, bu uygulamaların eğitimin dinselleştirilmesine hizmet ettiğini kaydetti.

    “EĞİTİM KURUMLARI DİNİ YAPILARIN ETKİSİNE BIRAKILIYOR”

    Türkiye’de eğitim sisteminin uzun süredir laiklik ilkesinden uzaklaştırıldığını belirten Danyeli, ÇEDES başta olmak üzere çeşitli proje ve protokoller aracılığıyla eğitim kurumlarının dini yapıların etkisine açıldığını söyledi.

    TÜGVA ve benzeri yapılarla sürdürülen iş birliklerinin de bu sürecin bir parçası olduğuna dikkat çeken Danyeli, eğitim alanında yürütülen bu politikaların çocukların üstün yararı ilkesine aykırı olduğunu dile getirdi.

    “EĞİTİM LAİKLİK TEMELİNDE GERÇEKLEŞTİRİLMELİ”

    Zeliha Danyeli, açıklamasının sonunda İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve ilçe milli eğitim müdürlüklerine çağrıda bulunarak şunları söyledi:

    “Çocukların eğitim hakkı hiçbir vakfa, derneğe, tarikata ya da cemaate devredilemez. Kamu okulları hiçbir vakıf, dernek veya dinî yapının faaliyet alanı haline getirilemez. Eğitim politikaları çocukların üstün yararı, bilimsel ilkeler ve laiklik temelinde şekillendirilmelidir. İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğünü ve tüm eğitim yöneticilerini, kamu kurumlarının tarafsızlığı ilkesine uygun davranmaya; eğitim alanını vakıf, dernek ve cemaatlerin faaliyet alanına dönüştüren uygulamalardan vazgeçmeye çağırıyoruz.”

    PİRHA / İZMİR

  • Eğitim Sen’li Danyeli: MESEM’ler çocuk işçiliğini meşrulaştırılıyor, kapatılsın! – VİDEO

    Eğitim Sen’li Danyeli: MESEM’ler çocuk işçiliğini meşrulaştırılıyor, kapatılsın! – VİDEO

    PİRHA – Milli Eğitim Bakanlığı’nın MESEM’leri eğitim modeli olarak gösterdiğini ancak bunların çocuk işçiliğini meşrulaştırdığını kaydeden Eğitim-Sen 2 No’lu Şube Başkanı Zeliha Danyeli, MESEM’lerde 19 çocuk işçinin hayatını kaybettiğini belirterek, MESEM’lerin kapatılmasını istedi.

    Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Mesleki Eğitim Merkezleri‘nde (MESEM) çocuk işçiler ölümle burun buruna. Ama şimdiye kadar onlarca öğrenci iş cinayetinde yaşamını yitirirken, onlarcası da yaralandı.

    Eski “çıraklık eğitimi” sisteminin modernize edilmiş hali olan bu model, çocuk işçiliğini meşrulaştırıyor ve çocukları örgün eğitimden uzaklaştırıyor.

    Aynı zamanda MESEM’lerdeki çocuklar ucuz iş gücü olarak kapitalist sistemin çarklarında eritilirken , iş güvenliği sorunu, erken yaşta çalışma hayatına geçiş ve akademik derslerde geri kalma gibi temel sorunları da beraberinde getiriyor.

    Birçok eğitim sendikası ve velilerden tepki gelse de MESEM’lerin sayısı her geçen gün artıyor. Sadece 2025’de 19 çocuk işçi hayatını kaybetmiş, ve istismara maruz kalan öğrencilerin haberleri de basına yansımıştı.

    “MESEM’LER UCUZ İŞÇİLİĞİ MEŞRULAŞTIRYOR”

    MESEM’lerin yaygınlaştırılması, eğitimde yarattığı fırsat eşitsizliği sorunlarını Eğitim-Sen 2 No’lu Şube Başkanı Zeliha Danyeli ile konuştuk.

    Meslek Eğitim Merkezleri’nin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bir eğitim modeli olarak sunulduğunu ancak MESEM’lerin çocuk işçiliğini meşrulaştırdığına dikkat çeken Zeliha Danyeli, öğrencilerin 4 gün işletmelerde çalıştırıldığını sadece 1 gün okula gittiğini belirtti.

    Danyeli, “Bu süreç içerisinde dokuz, on, on birinci sınıflar çalıştıkları süre içerisinde asgari ücretin yüzde otuzu kadar ücret alıyorlar. On ikinci sınıflar ise yüzde ellisi kadar bir ücret alıyorlar” diyerek kapitalist üretim ilişkilerinde çocuk işçilerin ucuz iş gücü olarak görüldüğüne dikkat çekti. Danyeli, devletin sadece iş kazası ve meslek hastalıklarına karşı sigorta yapmasını da eleştirdi.

    “İŞ KAZASI SONUCU 19 ÖĞRENCİ HAYATINI KAYBETTİ”

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın sermayenin çıkarını düşünerek her geçen gün MESEM uygulamasını yaymaya çalıştığını kaydeden Danyeli, MESEM uygulamalarıyla öğrencilerin tehlike altında olduğunun altını çizerek, son iki yılda atölyelerde çalışarak iş kazası sonucu hayatını kaybeden 19 öğrencinin olduğuna dikkat çekti.

    Danyeli, iş kazalarına ve cinsel istismarlara da değindi. “Bunun yanında iş kazaları da söz konusu ve istismar olayları da söz konusu. Son olarak Edremit’te simit fırında çalışan öğrencimiz istismar olayıyla yine mecliste çalışan stajer öğrencilerin de istismar olayları basına yansıdı” dedi.

    Öte yandan fabrikalarda çalışan öğrencilerin hiyerarşik ilişkiden dolayı hem sosyal hem de fiziksel şiddete maruz kaldığını kaydeden Danyeli, her geçen gün artan ekonomik krizden dolayı yoksul ailelerinin çocuklarını MESEM’lere yönlendirdiğini belirterek, bunun zorunlu bir yönelim olduğuna işaret etti.

    “ÖĞRENCİLERİN ÜÇTE BİRİ OKULA AÇ GELİYOR”

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın ‘akademik başarısı olmayan’ öğrencileri meslek edinme yönlü bir önlü söz konusu olduğunu söyleyen Danyeli, “Burada başarısızlığın nedenlerini de çok iyi araştırmak ona yönelik çözüm üretmesi gereken bakanlık MESEM’e yöneliş gösterme hali söz konusu. Öğrencilerimizin üçte biri neredeyse okullara aç geliyor. Okula aç gelen öğrencilerimizin de hem fiziksel gelişimi engellediği gibi aynı zamanda öğrenme güçlüğü de çekebiliyor, algılama güçlüğü de çekebiliyor. Motive olamıyor. Bununla birlikte hem de eğitim materyallerine eşit erişim de söz konusu olmadığından dolayı böyle bir başarı başarısızlık ortaya çıkabiliyor” diye konuştu.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın görevinin öğrencileri MESEM’e yönlendirmek olmadığına dikkat çeken Danyeli, yapılması gerekenin tüm öğrencilerin eşit koşullarda eğitim görmesinin sağlamasıdır dedi.

    Eğitim Sen olarak kesinlikle MESEM’lerin bir an önce kapatılması gerektiğini söyleyen Zeliha Danyeli, “Ülkedeki tüm çocuklar için tabii ki kimliksel farklılıkları da gözeten yerden demokratik, laik, bilimsel, ana dilinde eğitim, sağlayabileceği, tüm materyalleri eşit koşullarda ulaşabileceği, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlandığı bir eğitim modelinin bir an önce oturtulması gerekiyor” diye konuştu.

    “ÇOCUKLAR OKULDAN KOPARILMADAN OKULDA ATÖLYELER KURULMALI”

    MESEM’ler yerine öğrencilerin örgün eğitimden koparılmadan okullarda kurulan meslek atölyelerinde öğretmenlerinin denetiminde eğitimin verilmesi önerisi de sunan Danyeli, MESEM’lerin her geçen gün sayısının attığına dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Her geçen gün MESEM’lerin sayısı ve MESEM adı altında oraya kayıtlı olan öğrencilerimizin sayısı da artıyor. Çünkü bakanlık tarafından il milli eğitimlere, il milli eğitimlerden, ilçe milli eğitimlere ve ilçe milli eğitimlerden okullara öğrencileri MESEM’lere yönlendirilmesi yönünde özel yazı gönderilmekte. Burada aslında şöyle bir gerçekle karşı karşıyayız. çocukların üstün yararını gözeten yerde eğitim modelleri oluşturmak, eğitim politikaları oluşturmak yerine tamamen sermayenin çıkarı doğrultusunda eğitim modellerinin oluşturulmaya çalışılması ciddi bir problem olarak önümüzde durmaktadır. Çocuk işçiliğinin arttığı bir yerde yoksullaşmanın boyutunun ne kadar arttığının da açık bir tablosu olarak da bunu görebiliriz.”

    Semra ACAR – İZMİR

     

     

  • İHD Hatay Şube Eş Başkanı Mürsel Tonguç Salmanoğlu: Nefret ve şiddet dilinden vazgeçilmeli!-VİDEO

    İHD Hatay Şube Eş Başkanı Mürsel Tonguç Salmanoğlu: Nefret ve şiddet dilinden vazgeçilmeli!-VİDEO

    PİRHA- Şiddetin kendisinin bir kültür haline geldiğini ifade eden İnsan Hakları Derneği Hatay Şube Eş Başkanı Mürsel Tonguç Salmanoğlu, “Bu kronikleşmiş sorunu güvenlikçi politikalarla ya da gündelik bir sorunmuş gibi algılayarak çözmenin mümkün değil. Nefret ve şiddet dilinin terk edilmesi gerekiyor. Aksi takdirde okulların önüne koyulan polislerle ya da bekçilerlerle çözülmez” dedi.

    Türkiye’de şiddet sokakta, evde, hastanede, okulda, iş yerinde artarak devam ediyor. Urfa Siverek ve Maraş’ta yaşanan okul saldırılarına dair Milli Eğitim Bakanlı ve İçişleri Bakanlığı tarafından yeni tedbirler aldı. Bekçileri okul önlerine yerleştiren yetkililer, sorunu güvenlik ekseninde çözeceğini düşünüyor.

    İnsan Hakları Derneği Hatay Şube Eş Başkanı Mürsel Tonguç Salmanoğlu, okullarda yaşanan saldırılara ve sonrasındaki tartışmalara dair konuştu.

    “ŞİDDET KÜLTÜR HALİNE GELDİ”

    Şiddetin kendisinin bir kültür haline geldiğini ifade eden Mürsel Tonguç Salmanoğlu, “Şiddet kronikleşmiş bir sorun. 100 yıllık Cumhuriyet tarihinde İttihat ve Terakki zihniyetinin o inkarcı, imhacı, ektipleştirmeci politikalarının bir ürünü olarak görüyorum. Çünkü şiddeti sadece fiziksel olarak algılamanın ne yazık ki çözümü getiremeyeceğine şahit oluyoruz. Çünkü sadece fiziksel olarak değil bugün Türkiye’de muhalifler, Kürtler, kadınlar, LGBT + bireyler de şiddete uğruyor. Bu şiddet kültürü siyasal arenada da mevcut. Medya dilinde de mevcut” dedi.

    “ÇÖZÜM ADİL, LAİK, ÖZGÜR, ANA DİLİNDE EĞİTİMDE”

    Bu kronikleşmiş sorunu güvenlikçi politikalarla ya da gündelik bir sorunmuş gibi algılayarak çözmenin mümkün olmadığını vurgulayan Mürsel Tonguç Salmanoğlu, “Bu bir süreç. Bu bir zihniyet sorunu, bu bir bilinç sorunu. Özellikle bu zihniyet ve bilinç sorununun aşılması gerekiyor. O nefret dilinin, şiddet dilinin terk edilmesi gerekiyor. Aksi takdirde okulların önüne koyulan polislerle ya da bekçilerlerle çözülmez. Daha temel demokratik çözümlerin sunulması gerekiyor. Adil, laik, özgür ve ana dilinde eğitim gerçekleşmediği sürece ne yazık ki yol alınamıyor” diye belirtti.

    PİRHA/HATAY

  • Eğitim Sen Hatay Şubesi Kadın Sekreteri Sevilay Elmas: Okullarda şiddet polisiye tedbirlerle çözülmez!-VİDEO

    Eğitim Sen Hatay Şubesi Kadın Sekreteri Sevilay Elmas: Okullarda şiddet polisiye tedbirlerle çözülmez!-VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen Hatay Şubesi Kadın Sekreteri Sevilay Elmas, okulların güvenlikçi politikalarla çözüm üretilecek alanlar olmadığını belirterek, “Şiddeti destekleyecek eğitim politikaları geri çekilmeli, yerine bilimsel, demokratik olan bir eğitim yönteminin kullanılması gerekiyor. Çocukların daha derinlikli, daha bilimsel, daha demokratik bir eğitime ihtiyaçları var” dedi.

    Türkiye’de şiddet sokakta, evde, hastanede, okulda, iş yerinde artarak devam ediyor. Urfa Siverek ve Maraş’ta yaşanan okul saldırılarına dair Milli Eğitim Bakanlı ve İçişleri Bakanlığı tarafından yeni tedbirler aldı. Bekçileri okul önlerine yerleştiren yetkililer, sorunu güvenlik ekseninde çözeceğini düşünüyor.

    Eğitim Sen Hatay Şubesi Kadın Sekreteri Sevilay Elmas, şiddetin tırmanmasını, okullara yansımasını, iktidarın ‘çözüm’ünü ve neler yapılabileceğine dair ajansımıza konuştu.

    “ŞİDDET EŞİTSİZLİKTEN BESLENİYOR”

    PİRHA: Okullarda ardı ardına gerçekleşen saldırılar sonrası şiddetin sonuçlarına dair değerlendirmeler yapılırken, nedenleri konuşulmuyor. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Sevilay Elmas: Okullarda son zamanlarda şiddet olayı yükseldi. Aslında şiddet bugün ortaya çıkan bir şey değildi. Önceden de şiddet olayları yaşanıyordu. Yalnız yakın zamanda bu şiddet olayı ekstra gündeme geldi. Çünkü ölümlerle sonuçlanan şiddet vakaları yaşandı. Bu tabii ki bugün ortaya çıkan bir problem değil. Çünkü şiddet her zaman engellenmeye çalışılmadı,  eşitsizlikler engellenmeye çalışılmadı ve eşitsizlikler derinleştikçe şiddette arttı.

    Öğrencilerin yalnızlaştırıldığı, kendilerini ifade edemedikleri ortamlar yaratıldı. Öğrenciler sürekli bir yarış atı ve rekabet ortamında oldular. Bir dayanışmanın içerisinde değil de birbirlerine rakip olan, birbirini öteki ve düşman gören bir noktada yetişen nesiller oldu. Bu da haliyle çatışmayı ve şiddeti doğurdu.

    Şimdi günümüzde de bu şiddet durumu sanki bu aralar ortaya çıkmış gibi konuşuluyor ve sadece sonuç üzerinden değerlendirilen bir noktada bu şekilde görülüyor. Şiddetin münferit olduğu söyleniyor. İşte X öğrencinin, X çocuğunun psikolojik bir sıkıntısı olduğu söyleniyor. Sanki o çocukla alakalı tekil bir sonuçmuş gibi, tekil bir sebep varmış gibi bir değerlendirme yapılıyor. Ancak biz bunun böyle olmadığını biliyoruz. Çünkü şiddet eşitsizliklerden oluşan bir şey ve eşitsizliklerde çocuk daha çok kendini göstermeye çalışıyor. Bir yanıyla ‘ben de varım’ diyor.

    “ÖTEKİLEŞTİRİCİ DİLDEN UZAKLAŞILMALI”

    PİRHA: Bir tür kendini gösterme hali olarak mı görüyorsunuz?

    Sevilay Elmas: Çocukların yaşadığı yoksulluk, cinsiyetçi politikalar, görünmeme hali bunun içerisinde. Çok fazla soyutlanma, ortamdan izole edilme ve haliyle çocukların sosyalleşebileceği ortamlar olmayınca dijital ortamlara çok fazla saplanıyorlar. Oralarda kendine görünür kılmaya, kendilerine alan yaratmaya, bir grubun üyesi olmaya ve o grupta görünür olmaya çalışıyorlar.

    Öğrencilerin desteklenmesi gerekiyor. Psikososyal destek şart. Okullarda rehberlik öğretmenlerinin yetersizliği var ve rehberliğin yine bir sorumluluk olarak Milli Eğitim Bakanlığı tarafından sahip çıkılmaması, bunun desteklenmemesi sorunu var.

    Örneğin 350 öğrencinin olmadığı yerlerde rehber öğretmen bulundurulmuyor. Oysa ki biliyoruz ki 350, 500 öğrenci ile tek bir öğretmenin ilgilenmesi çok zor. Hatta bazı okullarda yeterince öğretmen ataması olmadığı için bir rehber öğretmen bile yok.

    Aynı zamanda çocukların kendini ifade ettiği bir ortam yok. Bu yüzden bu tür problemleri maalesef yaşıyoruz. Ve bu tür şiddet problemine eğer ki bakanlık üzerinden münferitmiş gibi görülüp, bu yaklaşıma devam edilirse, bu şiddet problemine çözüm olarak sadece güvenlikçi politikalar uygulanırsa, bu problem çözülmeyecek. Çünkü problem sonuç üzerinden çözülmez. Nedenlerine daha çok eğilerek, nedenleri üzerinden daha derin politikalara sahip çıkılarak yapılır.

    Bu eğitim sistemi içerisinde çocuklar, gençler yoksullukla, geleceksizlikle, umutsuzlukla da sınanıyorlar. Siyasi iktidarın kutuplaştırıcı dili, ötekileştirici söylemleri, dindar-kindar nesil yaratma çabası şiddetle kendini gün yüzüne çıkarıyor.

    “OKULLAR ASKERİ ALAN DEĞİL”

    PİRHA: Milli Eğitim Bakanlığı ve bazı partiler tarafından okullardaki şiddetin çözümü olarak güvenlikçi politikalar öneriliyor. Sizce bu çözüm mü?

    Sevilay Elmas: Okulların giriş noktalarında polis olsa veya işte orada çantalar incelense, çantada ne olduğu tespit edilse onun üzerinden bir tedbir alınabilecekmiş gibi bir algı yaratılıyor. Bu aslında sorunun derinliğinden kaçmak oluyor ve sonuç üzerinden yaşanan şiddet, ‘ölümler üzerinden biz aslında bir çözüm ürettik’ demek oluyor. Ortada bir çözüm yok. Sorumluluktan kaçılmış olunuyor. Ama sorun sadece bu şekilde çözülecek bir şey değil ve aynı zamanda okullar askeri alan değil. Orası eğitim yuvası ve biz eğitim haktır, şiddet suçtur diyoruz.

    “BİLİMSEL, DEMOKRATİK EĞİTİME İHTİYAÇ VAR”

    PİRHA: Eğitim emekçileri olarak siz ne öneriyorsunuz?

    Sevilay Elmas: Bizim önerimiz öğrencilerin daha eşitlikçi ortamlarda yetişmesi. Öğrencilerin beslenme probleminin çözülmesi şart. Öğrenciler yoksululukla sınanmamalı. Öğrenciler arasında bu eşitsizliğin çözülmesi gerekiyor. Onun dışında eğitim sistemi içerisinde çocuklara daha eşitlikçi yerden yaklaşan bir eğitim politikasının yapılması gerekiyor. Cinsiyetler üzerinden bir ayrıştırma olmaması gerekiyor. Öğrencilerin pedagojik eğitimine uygun eğitim yaklaşımı gerekiyor.

    Yani güç üzerinden veya işte daha çok şiddeti destekleyecek eğitim politikalarının geri çekilmeli, yerine bilimsel, demokratik olan bir eğitim yönteminin kullanılması gerekiyor. Sürekli din üzerinden yansıtılan bir eğitim sisteminin olmaması gerekiyor. Çocukların daha derinlikli, daha bilimsel, daha demokratik bir eğitime ihtiyaçları var.

    Öğretmenler de sorunlar yaşıyor. En temel hakkımız olan yaşam hakkımız bile işyerlerimizde tehdit altında. En güvenli alanlarımız olması gereken okullar son dönemde eğitim emekçilerinin, öğrencilerin yaşamdan koparıldığı alanlar oldu.

    Aynı zamanda okullarda yeterince rehber öğretmen olması gerekiyor. Rehber öğretmenlerin üzerine düşen öğrenci sayısının daha az olması gerekiyor ki öğrencilerin kendi problemlerini anlatabilmeleriyle alakalı bir problem yaşanmasın.

    “OKULLARDA DAYANIŞMANIN ÖĞRETİLMESİ GEREKİYOR”

    PİRHA: Öğrencilerin sosyal medya ile ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

    Sevilay Elmas: Öğrencilerin sosyal medya kullanımı günümüzde oldukça yaygın. Onunla alakalı daha derinlikli ve gerçek bilgilerin verileceği eğitim çalışmaları olmalı. ‘Sosyal medyadan uzak kalın’ gibi bir yerden değil de, onun gerçek ve doğru kullanımının sağlanması üzerinden eğitimler planlanmalı.

    Birde okullarda dayanışmanın öğretilmesi gerekiyor. Okullardaki beslenme ile, yoksullaşma ile alakalı problemlerin ortadan kaldırılması gerekiyor. Onlar daha eşit bir ortamda olunca zaten bu şiddet durumu da ortaya çıkmayacak.

    Son olarak okulların polisiye tedbirlerinin alınacağı, güvenlikçi politikalarla çözüm üretilecek alanlar olmadığını tekrarlamak istiyorum. Öğrencilerin birbiriyle gerçek dayanışmayı öğrenecekleri alanlar olarak tekrardan formüle edilmesi gerekiyor.

    PİRHA/HATAY

  • PSAKD Genel Başkanı Erçe: Şiddetin çözümü, bilimsel, demokratik, laik eğitimdir!-VİDEO

    PSAKD Genel Başkanı Erçe: Şiddetin çözümü, bilimsel, demokratik, laik eğitimdir!-VİDEO

    PİRHA- Urfa Siverek ve Maraş’ta bulunan iki okula yapılan saldırıya ilişkin konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, saldırıların münferit bir olay olarak değerledirilemeyeceğine işaret ederek, iktidarın onlarca yıldır uyguladığı yanlış politikaların sonucu olduğunu belirtti. Erçe çözümün ise, bilimsel, demokratik, laik eğitimden geçtiğini söyledi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Urfa Siverek ve Maraş’ta bulunan iki okula yapılan saldırıya dair sorularımızı yanıtladı.

    “ONLARCA YILDIR UYGULANAN YANLIŞ POLİTİKALARIN SONUCU”

    PİRHA: Siver ve Maraş’ta okullara yapılan saldırıları nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Cuma Erçe: Urfa’da ve daha sonra Maraş’ta meydana gelen kanlı okul baskınları ve bu baskınlarda kullanılan silahlar ve bu silahları kullananların 13-14 yaşında çocuklar olması üzücü. Toplumun büyük bir bölümü acı içinde. Büyük bir endişe, kaygı ve korku hakim durumda. Öncelikle bu baskınlarda yaşamını yitiren çocuklarımız ve eğitim öğretim için başsağlığı diliyorum. Devirleri daim olsun.

    Üzülerek ifade ediyorum ki yaşanan bu son iki olay herhangi bir adli vaka olarak değerlendirilemeyecek kadar önemli. Yani münferit bir olay değil. Bizim açımızdan bugüne kadar onlarca yıldır uygulanan yanlış politikaların sonucu.

    Dolayısıyla akan her kanda sadece Maraş’ta ya da Urfa’da değil, aslında her gün basına, televizyonlara, gazetelere yansıdığı biçimiyle okullarımızın büyük çoğunluğunda sokaklarda, parklarda yaşanan bunca olayda dökülen her bir damla kanda bu ülkeyi yöneten, bizim tabirimizle yönetemeyenlerin sorumluluğu var. Aslında dökülen kanın sorumlusu bu ülkeyi yönetemeyenlerdir.

    Onlarca yıldır yanlış politikalarda diretenlerdir. Biz Alevi kurumları olarak, eğitim sendikaları olarak, demokratik kitle örgütleri, veli dernekleri olarak yıllardır uyardık, uygulanan eğitim modelinin yanlış olduğunu söyledik. Onlar da biliyorlar yanlış olduğunu ama tercih ettiler. Tercihleri kindar bir nesil, dindar bir nesil, itaatkar bir nesil yetiştirmekti.

    O nedenledir ki somut öğrenme modelinden hızla uzaklaştılar. Bilimden uzaklaştılar. Kültürden, sanattan, edebiyattan, spordan uzaklaştırdılar çocuklarımızı. Ve onları büyük bir çürümeye terk ettiler. Aslında aslında korku iklimiyle çocukları görmeyecekleri, duymayacakları bir daha asla karşılaşamayacakları bir takım dinsel kavramlar üzerinden sindirmeye kalktılar. Çocukların gelişimini gençlerin gelişimini hiçe saydılar.

    “SOKAKLARI, PARKLARI, OKULLARI ÇETELERE, UYUŞTURUCU TACİRLERİNE TESLİM ETTİLER”

    -Bu bilinçli bir tercih mi?

    Cuma Erçe: Televizyonlarda her gün yayınlanan diziler, gündüz kuşağında yayınlanan televizyon programlarına baktığımızda toplumun çetelere özendirildiğini, büyük bir çürümeye terk edildiğini göreceksiniz. Evet, bile isteye yapıldı bunlar.

    Aslında mesaj açıktı; Devletine, hükümete itiraz etme, karşı gelme ama topluma ne zarar veriyorsan ver. Kendine ne zarar veriyorsan ver dediler.

    O nedenledir ki düşünen, okuyan, sorgulayan, gazeteci, siyasetçi, üniversite öğrencisi, işçi, emekçi, sendikacı, çevreci, hayvan hakları savunucusu, kadın aktivist demeden cezaevlerine doldurdular. Sokakları, parkları, okulları çetelere, uyuşturucu tacirlerine teslim ettiler.

    Evet, bir taraftan dindar nesil, diğer taraftan kindar nesil, diğer taraftan ise itaatkar bir nesil. İşte sonuç ortada.

    “OKULLARI BİLİM YUVASINA DÖNÜŞTÜRMEK İÇİN HIZLA ADIM ATIN”

    -Şiddet bir nevi toplumda normalleşitirildi mi?

    Cuma Erçe: Dün Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te otelin önünde toplanan o kindar kalabalık bugün toplumun büyük bir çoğunluğuna ulaşmış durumda. Evet, hiç tanımadığı bir insanı, hiç tanımadığı insanları gözünü kırpmadan öldürebilecek bir toplumsal yapıdan bahsediyoruz.

    Okullarda her geçen gün bilimden uzaklaşılan, sanattan uzaklaşılan, kültürden uzaklaşılan eğitim modelleri ortadan kaldırılırak, yerini dinsel, gerici, tekçi, ırkçı, asimilasyoncu bir modele bıraktı, terk etti. O nedenle diyoruz ki yaşanan süreç sadece yaşanacak olanların habercisi durumunda. Üzülerek ifade ediyorum ve yanılmayı çok istiyoruz. Bu olayların son olduğuna inanmak istiyoruz.

    Bir kere daha uyarıyoruz. Bilimden vazgeçmeyin. Okulları bilim yuvasına dönüştürmek için hızla adım atın, yanlıştan dönün. Yanlıştan dönün ki bu çürümeyi en azından bir nebze olsun durduralım. Hep birlikte durduralım.

    “ÇÖZÜM BİLİMSEL, DEMOKRATİK EĞİTİMDİR” 

    – Son olarak ne söylemek istersiniz?

    Cuma Erçe: Eğitim emekçilerinin vermiş olduğu onurlu mücadele takdire şayandır. Eğitimcilerin mücadelesini Alevi kurumları olarak Pir Sultanlar Kültür Derneği olarak destekliyoruz, onların yanındayız. Verilerimizin acısını kendi acımız olarak görüyoruz. Onların vereceği mücadelelerin yanındayız.

    Ve bir kere daha ifade ediyorum ki; bilimsel, demokratik, laik eğitim çözümdür. Bunun dışındaki bütün modeller bugün yaratılan çürümüşlüğü ve bugün o çocukların eline sunulan silahları açığa çıkaracaktır.

    Bu karartılmış geleceksizlik içerisinde çocuklarımız gerçekten büyük bir umutsuzluk içerisindeler. Tekrar ediyorum acımız büyük. Acımız büyük, öfkemiz büyük ama inancımız da tam. Bir gün mutlaka ama mutlaka bu ülkede halklar gerçekleri görecek ve halklar doğrunun yanında yer alacaklar.

    O nedenle bir kere daha halkımızı, toplumumuzu laik, demokratik, bilimsel, eğitimden yana taraf olmaya çağırıyoruz. Bu gerici, tekçi, ırkçı, cins ayrımcı, cinsiyetçi eğitim modeline son verilmesi gerektiğini bir kez daha söylüyor ve yaşamını yitiren, Hakka yürüyen canlarımızın anıları önünde bir kere daha eğiliyoruz. Ailelerine sabır diliyoruz.

    PİRHA/MERSİN

  • Eğitimciler Kartal’dan seslendi: Yusuf Tekin istifa-VİDEO

    Eğitimciler Kartal’dan seslendi: Yusuf Tekin istifa-VİDEO

    PİRHA- Önce Urfa, ardından da Maraş’ta okullara yönelik silahlı saldırılar tepkilere neden olurken öğretmenler de şiddete karşı iş bırakarak alanlara çıktı.

    Türkiye’de eğitim alanında artan şiddet olayları, öğretmenleri ve öğrencileri yeniden sokaklara taşıdı.

    Siverek’te bir okulda yaşanan silahlı saldırının ardından, Maraş‘ta da bir okula yönelik silahlı saldırı gerçekleşti. Bu olaylar, eğitim alanında güvenliğin giderek zayıfladığını gözler önüne serdi.

    Kartal ilçesinde bulunan Neyzen Tevfik Meydanı’nda bir araya gelen eğitimciler, “Şiddet normal değildir, normalleştirilemez” diyerek tepkilerini dile getirdi. Eylemde sık sık “Yusuf Tekin istifa” sloganları atıldı.

    Eğitimciler yaptıkları açıklamada, “Aylardır, yıllardır okullarda artan şiddete dikkat çekiyoruz. Bugün öğrencilerimizle birlikte aynı sözü meydanlarda söylüyoruz. Bu karanlığı kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı. Öğrencilere seslenen öğretmenler, “Sizlerle gurur duyuyoruz, bu sesi birlikte büyüteceğiz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Hatice Us: Milli Eğitim Bakanlığı ayrımcı politikalardan vazgeçmelidir!-VİDEO

    Hatice Us: Milli Eğitim Bakanlığı ayrımcı politikalardan vazgeçmelidir!-VİDEO

    PİRHA- CHP Kadın Kolları Genel Başkan Yardımcısı Hatice Us, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ‘Ramazan Etkinlik’lerine tepki göstererek, eğitim gibi bir ülkenin temelini etkileyen bir hizmetin, laiklikten uzak olmasını kabul etmediklerini belirtti.

    Milli Eğitim Bakanlığı, 81 il valiliğine gönderdiği “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” konulu genelgeyle, okul öncesinden ortaöğretime kadar tüm kademeleri kapsayan bu programda; 4-6 yaş grubundaki çocukların öğretmenleri eşliğinde camiye götürülmesi, kendilerine iftar sofrası kurması ve sadaka taşı gibi uygulamaların öğretilmesi, ailelerden Ramazan hazırlığı yaparken veya dua ederken fotoğraf istenmesi; ortaokul ve liselerde “İftarda Konuşalım” başlıklı söyleşiler düzenlenmesi ve Ramazan temalı görsellerle çalışmalar sergilemesini, Selifi Andı’nın okutulması, okul zillerine ilahilerin konulması, oruç çetelesi tutulması tepkileri beraberinde getirdi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kadın Kolları Genel Başkan Yardımcısı Hatice Us, Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullarda dini içerikli faliyetlerine ilişkin konuştu.

    “TÜRKİYE MOZAİK BİR ÜLKE”

    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ndaki laik ilkesine dikkat çeken Hatice Us, “Laiklik din ve devlet işlerinin birbirinden kesin olarak ayrılmasıdır. Eğitim gibi bir ülkenin temelini etkileyen bir hizmetin laiklikten uzak olması tabii ki kabul edilemez. Kaldı ki, Türkiye bir mozaik. Türkiye’de her dilden, her dinden, her ırktan, her inançtan insan var. Biz İslamiyetin kesinlikle bir dayatma inancı olmasına karşıyız” dedi.

    “AYRIMCILIK OLUŞTURUYOR”

    Eğitimde tamamen laikliğin korunması, çocukların idrak yaşına geldiğinde veya reşit olduklarında kendi inanç şeklini seçmesi kabul ediyorsa da aile inancına göre devam etmesi gerektiğini vurgulayan Hatice Us, “Bizim toplumumuzda baskı çoğu zaman eğer bu kişinin özgürlüğüne müdahale gibi görülüyorsa ve kısıtlanmış hissini uyandırıyorsa, bazen reddetme, bazen nefretle sonuçlanabiliyor. Bu da toplumlar arasında ayrımcılık oluşturuyor” şeklinde ifade etti.

    “EĞİTİM HAYATLARI BİTİYOR”

    Hatice Us, yaşı küçük çocukların sürekli dinleyecekleri bir ilahinin “Ben bunu istemiyorum” deyip eğitim öğretim hayatını yarıda bırakmasına yol açabileceğine işaret ederek, anayasal hak olan eğitim hakkının elinden alınmasına neden olacağını belirtti.

    “TARİKATLARIN EĞİTİMDE ETKİN OLMASINI KABUL ETMİYORUZ”

    CHP Kadın Kolları Genel Başkan Yardımcısı Hatice Us, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hani bir şeyin dayatılması değil, tamamen demokratik ortamda, tamamen idrak yaşına gelebilecek seviyedeki çocuklara idrak edebileceği, alabileceği bilgiye erişmesinden yanayız.

    Tarikatların, vakıf adı altında birtakım imkanlara sahip olması, eğitim öğretim kurumlarına dönüştürülmesi, 5 yaşındaki çocuğun oraya alınması kabul edilir değil. Biz insana özgü, insan haklarına yaraşır, bir çocuğun pedagojik ve biyolojik olarak büyümesine, büyümesi sırasında da hangi eğitim kendisine denk geliyorsa onun verilmesinden yanayız.”

    “ÇOCUKLARIN EĞİTİM HAKKI ELİNDEN ALINIYOR”

    Velilerin okullara verdikleri dilekçelerin anayasal bir hak olduğunun altıını çizen Hatice Us, “Bakın bundan çok değil, kısa bir süre önce birçok İmam Hatip Lisesi açıldı. Biliyorsunuz ki bu geçişlerde eğitim öğretim sınavlarından sonra birçok çocuk yeterli puanı alamadığı için İmam Hatip Liselerine yerleştirildi.Ve biz şu an birçok çocuk bu okulları bıraktığını görüyoruz. Eğitim öğretim hakkını bir şekilde çocukların elinden alınmış oldu. Bu anlamda anayasanın koruyuculuğu ortadan kalkıyor. Doğru olmadığını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    Diren KESER/MERSİN

  • ‘Devlet tüm yurttaşlara eşit mesafede durmalı!’-VİDEO

    ‘Devlet tüm yurttaşlara eşit mesafede durmalı!’-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de bir araya gelen demokratik kitle örgütler ve siyasi partiler, son süreçte laiklik ilkesini savunan kesimlerin hedef gösterilmesi, bu talebin bilinçli biçimde çarpıtılarak suç unsuru gibi sunulmasını ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Ramazan Genelgesi”ne tepki göstererek, iktidarı anayasaya uyma çağrısında bulunuldu.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) 81 ilin valiliğine gönderdiği “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” genelgesine düzenlediği açıklama ile tepki gösterdi.

    Mersin Gazeteciler Cemiyeti’nde yapılan açıklamayı Mersin Emek ve Demokrasi Platformu Dönem Sözcüsü İsmail Oğuz, okudu.

    “DEVLET TÜM YURTTAŞLARA EŞİT MESAFEDE DURMALI”

    Son süreçte laiklik ilkesini savunan kesimlerin hedef gösterilmesi, bu talebin bilinçli biçimde çarpıtılarak suç unsuru gibi sunulmasını kabul edilemez olduğunu belirten Oğuz, “Laiklik; herhangi bir inanca karşı duruş değil, tüm inançların ve inançsızlığın eşit yurttaşlık temelinde güvence altına alınmasıdır. Devletin tüm yurttaşlara eşit mesafede durmasının, kamusal alanın ayrımcılıktan arındırılmasının ve toplumsal barışın korunmasının ön koşuludur. Bu ilkenin zayıflatılması; halkın inanç, kimlik ve yaşam tarzı üzerinden ayrıştırılmasına zemin hazırlar” dedi.

    “LAİKLİĞİ SAVUNMAK MEŞRU, ANAYASAL VE TARİHSEL BİR SORUMLULUKTUR”

    Laikliği savunmayı inanç karşıtlığı gibi göstermeye çalışmak hem gerçeği çarpıtmak, hem de toplumsal huzuru zedeleyen tehlikeli bir manipülasyon olduğunun altını çizen Oğuz, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Cumhuriyet’in temel niteliklerini “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olarak tanımlar. Bu ilkelerin aşındırılması; hukukun zayıflaması, sosyal devlet anlayışının gerilemesi ve demokratik mekanizmaların işlevsizleşmesiyle birlikte ilerlemektedir. Laikliğe dönük saldırılar bu bütünün bir parçasıdır. Laikliği savunmak meşru, anayasal ve tarihsel bir sorumluluktur. Emeğin birliğini, toplumsal barışı ve eşit yurttaşlığı savunmaya; özgürlükçü, sosyal ve demokratik bir düzen için ortak mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    Açıklamanın ardından konuşan demokratik kitle örgütü ve siyasi parti temsilcilieri iktidarın anayasayı çiğnediğine dikkat çekerek, yüzyıllık sorunların çözümü için birlikte mücadele edilmesi vurgusu öne çıktı.

    PİRHA/MERSİN

     

  • Eğitim Sen Dersim: Kamusal eğitim dini takvime göre düzenlenemez!

    Eğitim Sen Dersim: Kamusal eğitim dini takvime göre düzenlenemez!

    PİRHA- Eğitim Sen Dersim Şubesi, İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün Ramazan ayı kapsamında eğitim kurumlarında planladığı ve idari yazılarla uygulamaya konulması öngörülen etkinliklere yazılı bir açıklamayla tepki gösterdi. Açıklamada, kamusal eğitimin tarafsızlığına dikkat çekilerek, öğrencilerin inanç temelli etkinliklere velilerinin açık onayı olmadan dahil edilmemesi gerektiği vurgulandı.

    Şube tarafından yapılan açıklamada, 3–6 Mart tarihleri arasında Atatürk Anadolu Lisesi kapalı spor salonunda düzenlenmesi planlanan etkinliklerin, davul ve manilerle karşılama, Ramazan’ın önemine ilişkin anlatılar, Ramazan şarkıları ile rozet ve hediye takdimi gibi içerikler barındırdığı belirtildi. Bu durumun, organizasyonun yalnızca kültürel değil, belirli bir dini dönemin sembolleri üzerinden kurgulanmış kurumsal bir etkinlik olduğunu gösterdiği ifade edildi.

    “KAMUSAL ALANDA HİÇBİR İNANÇ KURUMSAL NORM HALİNE GETİRİLEMEZ”

    Sendika tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Kamusal eğitim, herhangi bir inancın kurumsal norm haline getirildiği bir alan değildir. Devlet, bu hizmeti tüm yurttaşlara eşit mesafede sunmakla yükümlüdür. Eğitim hakkı; inanç temelli yönlendirmelerden uzak, tarafsız ve eşit bir ortamda kullanılmalıdır.”

    Açıklamanın devamında, bu tür etkinliklerin farklı inanç kimliklerine sahip öğrenciler açısından eşitsizlik yarattığına değinildi: “Alevi inancına mensup öğrencilerin, kendi inanç pratikleri kamusal alanda karşılık bulmazken başka bir dini dönemin sembolleri altında etkinliklere yönlendirilmesi; kamusal eğitimin eşitlik, tarafsızlık ve çoğulculuk ilkeleriyle bağdaşmamaktadır” denildi.

    “YAŞAM ALANI DİNİ TAKVİME GÖRE DÜZENLENEMEZ”

    Eğitim Sen, sorunun yalnızca ilkokullarla sınırlı olmadığını, anaokullarında ve yükseköğretimde de benzer uygulamaların görüldüğünü açıkladı. Munzur Üniversitesi’nde Ramazan ayı boyunca rektörlük binasındaki çay ocaklarının kapalı tutulmasının da kamusal alanın dini bir takvime göre düzenlenmesi anlamına geldiği aktarıldı.

    Açıklamaya göre, İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün resmi yazısıyla organize edilen etkinliklerde, davul ve manilerle karşılama, Ramazan’ın önemine ilişkin anlatılar, Ramazan şarkıları ile rozet ve hediye takdimi yer alıyor. Bu içeriklerin, yalnızca kültürel bir faaliyet değil, belirli bir inanç döneminin sembolleri temelinde kurgulanmış kurumsal bir etkinlik olduğu ifade edildi.

    Eğitim Sen, öğretmen ve personelin görevlendirilmesinin öngörüldüğü ve etkinliğin kamusal bir eğitim mekânında yapılmasının, farklı inançlara sahip öğrenciler açısından eşitsizlik doğurduğunu kaydetti. Alevi öğrencilerin, kendi inançlarının kamusal alanda temsil bulmazken başka bir dini dönemin sembollerine yönlendirilmesinin laiklik ve çoğulculuk ilkeleriyle bağdaşmadığı vurgulandı.

    “VELİ ONAYI ŞART”

    Sendika, velilerin çocuklarının istemleri dışında dini içerikli etkinliklere katılmasına engel olma hakkına sahip olduğunu hatırlattı. Öğrencilerin bu tür etkinliklere ancak velinin yazılı ve açık onayı ile katılabileceği, aksi durumda yönlendirilmemesi gerektiği vurgulandı.

    Son olarak, Alevi örgütleri, demokratik kitle örgütleri ve kentte sorumluluk taşıyan tüm kesimlere çağrı yapılarak, kamusal alanın laik ve çoğulcu niteliğinin korunması için ortak bir tutum geliştirilmesi istendi.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Tahtacılar Derneği Başkanı Akar: Farklılıklarımızla bir arada yaşamayı ısrarla savunmalıyız!-VİDEO

    Tahtacılar Derneği Başkanı Akar: Farklılıklarımızla bir arada yaşamayı ısrarla savunmalıyız!-VİDEO

    PİRHA- Osmanlı’dan bugüne çok dilliğin, çok kültürlülüğün bir bölünme endişesi ile anlamsız bir toplumsal hafıza yarattığını belirten Antalya Tahtacılar Kültür Eğitim Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Mehmet Akar, bütün farklılıklara rağmen bir arada yaşamı savunmak gerektiğini vurgulayarak “Başka şansımız yok” dedi.  

    Çok dillilik ve çok kültürlülük hakkında PİRHA’ ya açıklamada bulunan Antalya Tahtacılar Kültür Eğitim Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Mehmet Akar, Türkiye’de farklı inançlardan, farklı dillerden, farklı kültürlerden insanların varlığına işaret etti.

    “ÇOK DİLLİLİK ÇOK KÜLTÜRLÜLÜK BU ÜLKENİN ZENGİNLİĞİDİR”

    Ankara Üniversitesi’nde Antropoloji okuduğunu belirten Antalya Tahtacılar Kültür Eğitim Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Mehmet Akar, “Çok dillilik, çok kültürlülük, maalesef Osmanlı’dan bu tarafa böyle bir bölünme endişesini tetikliyor. Ülkemizde geçmişten bugüne böyle bir anlamsız bir toplumsal bir hafıza yaratılmış durumda. Oysa bu bir zenginliktir. Zenginlik olmaklar birlikte bir taraftan da bu toplumsal barışı hayata geçirmek de o kadar zor. Yani bundan endişe duyan bir toplumsal kesim ve gerici bir siyasi irade varken bizim işimiz zor. Ama ne olursa olsun Aleviler olarak bunu savunmak durumundayız” dedi.

    “BÜTÜN FARKLILIKLARIMIZLA BİR ARADA YAŞAMI SAVUNMAK ZORUNDAYIZ”

    Bütün farklılıklarımızla birlikte bir arada yaşamı savunmak gerektiğini vurgulayan Akar, gerek Türkiye’de gerekse de Suriye’de ve herkes için barışı talep etmekten vazgeçmeyeceklerini ifade ederek, şunları söyledi:

    “Çünkü elimizde başka bir seçenek yok. Örgütlü bir kötülük var karşımızda. Yani biz güzelliği, hoşgörüyü ve barışı savunmaktan başka şansımız yok. Bunun için bütün insanlarla bağ kurmak, en azından dernekler kendi kitleleriyle bağ kurmalılar. Aleviler olarak bir iradenin oluşması için bir araya gelmeli, sohbet etmeli insanlar bilgilendirmeliyiz. Zamanı geldiğinde bunu güçlü bir toplumsal iradeye dönüştürüp gerektiğinde bu kötülükler reddedilebilsin. Bu anlamda coğrafyamıza barış diliyorum. Bunun için mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Hatay’da eğitim krizi: Şantiye ve konteyner sınıflar sorunu devam ediyor- VİDEO

    Hatay’da eğitim krizi: Şantiye ve konteyner sınıflar sorunu devam ediyor- VİDEO

    PİRHA- 6 Şubat depremlerinin ardından geçen yıllara karşın Hatay’da eğitim hala temel sorunlarla boğuşuyor. Eğitim Sen Hatay Şube Başkanı Özgür Tıraş; şantiye içindeki okulların, konteyner sınıfların, ulaşım ve beslenme yetersizliğinin eğitim sürecini aksattığını dile getirdi.

    6 Şubat depremlerinin üzerinden yıllar geçmesine karşın Hatay’da eğitim alanındaki temel aksaklıklar giderilemedi. Kentte birçok okul hala şantiye alanlarının içinde yer alırken, çok sayıda okul konteyner sınıflarda eğitim vermeye devam ediyor. Ulaşım, beslenme ve barınma sorunları öğrencileri ve eğitim emekçilerini derinden etkiliyor. Eğitim Sen Hatay Şube Başkanı Özgür Tıraş, “Depremin ardından geçen bunca zamana rağmen ne sağlıklı ne de güvenli bir eğitim ortamı oluşturulabildi” diyerek yaşanan tabloyu PİRHA’ya anlattı.

    “DEPREMDEN SONRAKİ İHTİYAÇLAR KARŞILANMADI”

    Depremin ardından yol, beslenme ve derslikler konusunda birçok sorunun hala devam ettiğini belirten Özgür Tıraş, “Depremin üzerinden 1000 günü aşkın süre geçmesine rağmen ne yazık ki eğitim açısından sağlıklı ve güvenli bir ortamdan hala söz edemiyoruz. Örneğin Defne’deki en nitelikli okullarımızdan Selim Nevzat Şahin Anadolu Lisesi, hala Hatay Emniyet Müdürlüğü tarafından kullanılmaya devam ediyor. Antakya’da ise konteyner kentlerin boşaltılamaması, daha doğrusu kalıcı konutların tamamlanmaması nedeniyle 25’in üzerinde okulumuz hala konteyner alanlarında eğitim vermeye çalışıyor. Öğrencilerimiz ciddi ulaşım sorunları yaşıyor; toplu ulaşım yeterli değil ve birçok bölge hala şantiye alanı. Ücretsiz servis talebimiz de karşılanmış değil. Beslenme konusu da büyük bir problem. Hatay Tabip Odası ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikasının araştırmaları, çocuklarda bodurluktan beslenme yetersizliğine kadar ciddi sorunlar olduğunu gösteriyor. Eğitim Sen olarak sağlıklı bir öğün ve temiz içme suyu talebimizi depremden hemen sonra iletmemize rağmen bu ihtiyaçlar hala karşılanmadı” dedi.

    Tüm bu ihtiyaçların ‘bütçe yetersizliği’ gerekçesiyle giderilmediğini aktaran Tıraş, özel okullara giden öğrenciler için 30 bin TL’nin üzerinde teşvik verildiğine dikkat çekerek, “Bu teşvikler öğrencilere değil, özel okul sahiplerine gidiyor. Yani konu emekçilerin ve çocuklarının ihtiyaçları olduğunda kaynak yok deniyor, ancak sermaye söz konusu olunca bütçe bulunuyor” diye konuştu.

    EĞİTİMCİLERE KONTEYNERLARI BOŞALTMA BASKISI

    Çok sayıda eğitimcinin hala konteyner kentlerde yaşamak zorunda kalması sorununa da değinen Tıraş, şunları söyledi:
    “Konteyner kentleri boşaltmaları için ciddi baskılar yapılıyor; bir hafta içinde boşaltılmazsa kolluk kuvvetleriyle tahliye edileceği söyleniyor. Oysa bu öğretmenlerin bir kısmı hak sahibi ve TOKİ’den kura bekliyor, bir kısmının rezerv alandaki evi henüz bitmedi, bazıları evini güçlendiriyor, bazıları tayin bekliyor. Ev bulmak, eşya bulmak, ulaşım sağlamak zaten büyük bir problem. İnsanlar bu konteynerlerde istemedikleri için değil, mecbur oldukları için kalıyorlar. Tahliye sürecinin eğitim-öğretimi olumsuz etkilememesi için bu işlemlerin en azından eğitim döneminin sonunda, haziran ayında yapılmasını istiyoruz.”

    “OKULLAR HALA ŞANTİYE ALANI”

    Birçok okulun hala şantiye alanlarının içinde olduğunu vurgulayan Özgür Tıraş, “Öğrenciler toz, çamur ve çeşitli güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya. Hem öğretmenler hem öğrenciler dezavantajlı koşullarda yaşamaya çalışırken, herhangi bir ek destek de verilmiyor. Burada çalışan öğretmenlerin özlük ve ekonomik hakları, diğer illerdeki öğretmenlerle aynı. Öğrencilerimiz zor şartlarda hayatta kalmaya çalışırken, 7. ve 10. sınıflarda diğer illerdeki öğrencilerle aynı sınavlara tabi tutulmaları da ayrı bir adaletsizlik. Konteynerlerde ders gören öğrencilerin özel okul öğrencileriyle aynı kazanımlardan sorumlu tutulmasını doğru bulmuyoruz” ifadelerini kullandı.

    Eğitim emekçilerinin ve öğrencilerin yaşadığı sorunların bir an önce çözülmesini isteyen Özgür Tıraş, eğitimde eşitlik ve adalet talebiyle sözlerini sonlandırdı.

    Fatoş SARIKAYA- Cem EKİNCİ/ HATAY

  • Akif Aktaş: ÇEDES, Alevilik inancını yok sayıyor- VİDEO

    Akif Aktaş: ÇEDES, Alevilik inancını yok sayıyor- VİDEO

    PİRHA- Alevi-Bektaşi toplumu adına uyarıda bulunan Mezitli Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi ve eğitimci M. Akif Aktaş, ÇEDES projesinin Anadolu’nun ortak değerlerini değil, Arap kültürünü dayattığını belirterek, “Bu proje bizim inancımızı yok sayıyor. Cemevlerinin tanınmadığı, Aleviliğin yok sayıldığı bir düzene çocuklarımızı teslim edemeyiz” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile yapılan protokol çerçevesinde yürütülen “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesinin 2025-2026 yıllık uygulama programı açıklandı. Programa göre ilk etkinlikler 29 Ekim’de başlatılacak, son etkinlik ise 22 Mayıs’ta gerçekleştirilecek. Tüm etkinliklerin Diyanet ve Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı mekânlarda yapılması planlanırken, bu yılki programda “aile” teması öne çıktı. Neredeyse her ay “aile” odaklı haftalık etkinlikler düzenlenecek.

    Mezitli Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi ve eğitimci M. Akif Aktaş, ÇEDES projesine ilişkin PİRHA’ya konuştu. Aktaş, projenin uygulama esaslarında velilerin izni olmadan çocukların bu faaliyetlere katılamayacağı belirtilmesine rağmen, uygulamada bunun zorunlu hale getirildiğini vurguladı.

    “ÇEDES’İN KURUCULARI TARİKAT BAĞLANTILI”

    ÇEDES kapsamında çocukların eğitim sürecine imamların, İmam Hatip mezunlarının ve formasyonu olmayan kişilerin dahil edildiğini aktaran Aktaş, bu kişilerin öğretmenlik yetkinliği taşımadığını belirterek, “Ana sınıfı çocuklarına cennet, cehennem anlatılıyor. Bu çocuklara bu dünyayı değil, öbür dünyayı öğreten bir sistem kuruldu. Bu model, çocukları hayattan, sevgiden, paylaşmaktan koparıyor. Sonuç Talibanlaşmadır. Nefretle, kinle yetişen bir nesil oluşur” ifadelerini kullandı.

    Projenin arkasındaki yapının Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu’ndaki bazı üyeler olduğunu öne süren Aktaş, bu kişilerin çoğunlukla İmam Hatip ve İlahiyat kökenli, tarikat ve cemaat mensubu kişiler olduğunu söyleyerek, “Türkiye Maarif Vakfı ve Maarif Platformu bu yapının merkezinde. 5.7 milyar TL bütçeli bir proje bu. Ancak tüm eğitimci ihtiyacı karşılanabilecekken öğretmen atamaları yapılmıyor, onun yerine imamlar okullara sokuluyor” dedi.

    ALEVİ VELİLERE ÇAĞRI

    Alevi-Bektaşi toplumu olarak bu projeye karşı ses çıkarmaları gerektiğini vurgulayan Aktaş, “Biz çocuklarımızın camiye gönderilmesini istemiyoruz. Bizim inancımız cemevidir. Eğer biz çocuklarımıza sahip çıkmazsak, yarın onları kaybederiz. Bu model Anadolu kültürünü değil, Arap kültürünü dayatıyor. Paylaşma, komşuluk, kardeşlik değerlerini yok sayıyor” dedi.

    Aktaş, Alevi ailelerin okul yönetimlerine açıkça tutum alması gerektiğini ifade ederek, “Okullara gidip ‘Biz ÇEDES kapsamında imam görmek istemiyoruz’ demeliyiz. Bu proje bizim inancımızı yok sayıyor. Cemevlerinin tanınmadığı, Aleviliğin yok sayıldığı bir düzene çocuklarımızı teslim edemeyiz” şeklinde konuştu.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Eğitim Sen, deprem bölgesine dair eğitim raporunu yayınladı, eksikleri bir bir sıraladı!

    Eğitim Sen, deprem bölgesine dair eğitim raporunu yayınladı, eksikleri bir bir sıraladı!

    PİRHA- Eğitim Sen, 6 Şubat depremlerinin üzerinden 30 ay geçmesine rağmen deprem bölgesinde eğitimin hala geçici yapılar, eşitsizlikler ve ihmallerle sürdüğünü açıkladı. Sendika, konteyner sınıfların ve ikili öğretimin hâlâ devam etmesini “imkansızlık değil, siyasi bir tercih” olarak değerlendirdi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinin ardından 2,5 yıl geçmesine rağmen eğitimde yaşanan sorunların derinleşerek devam ettiğine dikkat çeken kapsamlı bir rapor yayımladı. Raporda, deprem bölgesinde hala yüz binlerce öğrencinin konteyner sınıflarda eğitim gördüğü, kalabalık sınıflar, öğretmen eksikliği, altyapı yetersizlikleri ve mülksüzleştirme politikalarının halkı mağdur etmeye devam ettiği vurgulandı.

    Eğitim Sen MYK üyelerinin okulların açıldığı ilk haftada Hatay ve ilçelerinde yaptığı saha incelemelerine dayanan raporda, iktidarın eğitimi değil rantı öncelediği, kamusal eğitim hakkının ise sistematik şekilde yok sayıldığı ifade edildi.

    HATAY’DA 80 BİN ÖĞRENCİ KONTEYNERLARDA EĞİTİM GÖRÜYOR

    Raporda, en ağır yıkımın yaşandığı Hatay’da kalıcı konutların yalnızca üçte birinin teslim edildiği belirtildi. Raporda şu hususlara dikkat çekildi:

    “Teslim edilen konutlarda altyapı eksiklikleri devam ediyor. Kentte 180 konteyner kentte yaklaşık 180 bin kişi barınıyor. 80 bine yakın öğrenci, konteyner sınıflarda eğitim alıyor.

    Yeni okul binaları yapılmış olsa da bazı okullar hala ikili öğretim uyguluyor. Bazı okul binaları birden fazla okul tarafından ortak kullanılıyor. Öğretmen ve yardımcı personel eksiği nedeniyle okulların temizlik ve güvenliği velilere bırakılıyor. “Bağış” adı altında para toplanıyor. Bazı mahallelerde okul ihtiyacına rağmen yeni okul yapılmıyor, mevcut binalar farklı kurumlara devrediliyor. Okul çevreleri büyük şantiyelere dönüşmüş durumda. Ağır araç trafiği, açık kanalizasyon hatları ve gerekli önlemlerin alınmaması nedeniyle çocukların güvenliği tehlikeye giriyor.

    EĞİTİM GEÇİCİ YAPILARDA SÜRÜYOR

    Adıyaman’da 8 prefabrik ve 1 konteyner okulda eğitim devam ediyor. Kalabalık sınıflar, yetersiz donanım ve taşımalı sistem, eğitimin niteliğini düşürüyor. Altyapı sorunları nedeniyle teslim edilen konutlara yerleşilememiş durumda. 13 bin 800 öğrenci taşımalı eğitim alıyor. Öğrencilerin önemli bir kısmı beslenme desteğine ulaşamıyor. İnternet ve cihaz erişimi de ciddi bir sorun. Mevsimlik tarım işçiliği nedeniyle 4 binden fazla çocuk eğitimden kopmuş durumda.

    Malatya’da 77 bin kişi konteyner kentlerde yaşıyor. 2 bin 200 derslik hedefinin sadece 857’si tamamlanmış, geri kalan kısmın 2026’ya ertelendiği belirtiliyor. Öğretmen dağılımındaki adaletsizlik, kalabalık kırsal sınıflar ve rehberlik hizmetlerinin yetersizliği dikkat çekiyor. Kiracılar hak sahibi sayılmadığı için kalıcı konutlara erişememiş durumda.

    Maraş’ta 5 konteyner okul hâlâ açık. Kalabalık sınıflar ve sağlıksız koşullar nedeniyle eğitim süreci aksamış durumda. Kırsalda eğitime devam eden kız çocuklarının oranı azalmış, devamsızlık ve erken yaşta evlilik vakaları artmış durumda. MESEM uygulamaları üzerinden çocuk emeği daha da yaygınlaşmış durumda. Beslenme desteği sunulmadığı için birçok öğrenci derse aç giriyor.”

    “EĞİTİME DEĞİL RANTA YATIRIM YAPILIYOR”

    Eğitim Sen’in raporuna göre Adana’da hasarlı 35 okulun durumu kamuoyuyla paylaşılmamış. Bazı riskli okullarda eğitime devam ediliyor. Şeffaf olmayan süreçler, yolsuzluk iddiaları nedeniyle iptal edilen ihaleler ve ikili öğretim gibi uygulamalar eğitimi zayıflattığı vurgulanan raporda, şunlar aktarıldı:

    “Urfa’da planlanan 140 okulun yalnızca yarısı tamamlanmış. Öğretmen açığı 12 bin civarında. Kalabalık sınıflar, hijyen eksikliği ve mevsimlik işçilik nedeniyle çocuklar uzun süre eğitimden uzak kalıyor.

    Osmaniye’de konteyner yaşam sürerken, psikososyal destek ve altyapı hizmetleri yetersiz kalmış durumda. Kent genelinde düzensiz bir inşaat süreci hakim. Kilis’te yıkılan 36 okulun yerine yalnızca 18 okul yapılmış. Kamuoyuna net bilgi sunulmuyor. Konteyner okullarda ve birleştirilmiş sınıflarda eğitim gören öğrencilerin ihtiyaçları karşılanmıyor.

    Diyarbakır’da yeni yapılan konutların dağıtımı şeffaf yürütülmemiş. Konteyner kentler aceleyle boşaltılmış, sosyal destek mekanizmaları kurulmamış. Ulaşım sorunu ise hâlâ çözülmemiş durumda. Gaziantep’in İslahiye ve Nurdağı ilçelerinde bazı konutlar teslim edilmiş olsa da altyapı sorunları devam ediyor. Nurdağı’nda konteyner okullarda eğitim sürüyor. Elazığ’da okul ve konut inşaatları yavaş ilerliyor. Kırsal bölgelerde sınıflar kalabalık, taşımalı sistem ve barınma sorunu öğretmenleri zor durumda bırakıyor.”

    TEMEL TALEPLER SIRALANDI

    Eğitim Sen, bu tablonun bir “imkansızlık” değil, siyasi tercihin sonucu olduğunu vurguladı. Konteyner sınıflarda sürdürülen eğitim, öğretmen eksikliği, altyapı sorunları ve rant odaklı projelerin kamu kaynaklarını tükettiği belirtildi. Eğitimin temel hak olduğu hatırlatılarak, kamusal eğitimden uzaklaşılmasının çocukların geleceğini tehlikeye attığı ifade edildi.

    Eğitim Sen’in raporunda kamuoyuna duyurulan temel talepler şöyle:

    “-Konteyner okullar kapatılmalı, depreme dayanıklı kalıcı okullar açılmalı
    -Her öğrenciye ücretsiz yemek, su, kırtasiye, dijital erişim ve ulaşım desteği sağlanmalı
    -Eğitim emekçilerine güvenceli ve kadrolu istihdam sunulmalı
    -Norm kadro adaleti sağlanmalı, branş dışı görevlendirmeler son bulmalı
    -MESEM uygulamaları ve çocuk emeği sömürüsü sona ermeli
    -Mevsimlik işçi çocuklar için telafi ve gezici eğitim programları uygulanmalı
    -Kamu kaynakları özel okullara değil, kamusal, anadilinde ve eşitlikçi eğitime aktarılmalı
    -Acele kamulaştırmalar durdurulmalı, okul çevrelerinde güvenlik önlemleri alınmalı
    -Eğitim kurumlarında afet hazırlık planları yapılmalı, tatbikatlar düzenli olarak gerçekleştirilmelidir”

    Raporun sonunda, Eğitim Sen’in kamusal ve eşit eğitim hakkı için mücadelesini sürdüreceği vurgulandı. Kalıcı okulların yapılması, ücretsiz yemek uygulamasının başlatılması, eğitim emekçilerine kadro ve güvence sağlanması için çaba harcamaya devam edileceği belirtildi.

    PİRHA/ANKARA

  • Kordu’dan Bakan Tekin’e: Cinsiyetçi uygulamalar eğitimde fırsat eşitliğini engelliyor

    Kordu’dan Bakan Tekin’e: Cinsiyetçi uygulamalar eğitimde fırsat eşitliğini engelliyor

    PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, kız çocuklarının eğitim hakkının ekonomik kriz ve cinsiyetçi uygulamalar nedeniyle daha fazla engellendiğine dikkat çekerek, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e soru önergesi verdi. Kordu, “Toplumsal cinsiyet eşitliği müfredatta neden yasaklanıyor?” diye sordu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitim politikalarına ilişkin yazılı soru önergesi verdi. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan önergede Kordu, ekonomik kriz ve cinsiyetçi uygulamaların kadınların ve kız çocuklarının eğitim hakkına erişimini daha da zorlaştırdığını belirtti.

    “EŞİTLİKÇİ EĞİTİM TALEBİ YOK SAYILIYOR”

    Ayten Kordu, önergesinin gerekçesinde kız çocuklarının yoksulluk, dini dayatmalar ve toplumsal baskılar nedeniyle sistematik biçimde eğitimden uzaklaştırıldığına dikkat çekti. Eğitim sisteminin eşitliği ve özgürlüğü temel alması gerekirken, bugün tamamen tekçi, cinsiyetçi ve ideolojik bir kuşatma altında olduğunu kaydeden Kordu, “Toplumsal cinsiyet eşitliğinin yok sayıldığı, kız çocuklarının kıyafetlerinden davranışlarına kadar baskılandığı bir sistem demokratik olamaz. Eğitim müfredatı eşitlikçi ve özgürlükçü biçimde yeniden düzenlenmelidir” dedi.

    TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ DERSİ TALEBİ

    Ayten Kordu, Bakan Yusuf Tekin’e şu soruları yöneltti:

    “-Milli Eğitim Bakanlığı, eğitim müfredatında toplumsal cinsiyet eşitliği yerine neden bu kavramı yasaklayan genelgeler yayımlamaktadır?
    -Kız öğrencilerin kıyafetlerine ve davranışlarına yönelik sınırlayıcı talimatların pedagojik gerekçesi nedir?
    -Eğitimde fırsat eşitsizliğinin kız çocukları üzerindeki etkilerine karşı hangi somut adımlar atılmaktadır?
    -İl milli eğitim müdürlükleri aracılığıyla yürütülen militarist ve cinsiyetçi içerikli programlar nelerdir, bunların eğitimdeki yeri nedir?
    -Eğitim müfredatına toplumsal cinsiyet eşitliğini konu alan bir ders eklenmesi planlanmakta mıdır?”

    PİRHA/ ANKARA

  • ‘Demokratikleşme ile birlikte ana dilde eğitimin de hak ettiği yeri alacağına inanıyoruz’-VİDEO

    ‘Demokratikleşme ile birlikte ana dilde eğitimin de hak ettiği yeri alacağına inanıyoruz’-VİDEO

    PİRHA-Tekçi ve inkârcı sistemlerde ana dilin yok sayılıp, eğitim ve kamusal alandan uzaklaştırıldığını belirten Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, “Ancak içinde bulunduğumuz süreçte demokratikleşme ile birlikte ana dilde eğitimin de hak ettiği yeri alacağına inanıyoruz” dedi.

    Türkiye’de 2025-2026 eğitim ve öğretim yılı, yıllardır çözüme kavuşturulamayan zorunlu din dersleri tartışmaları, laik, bilimsel, ücretsiz ve ana dilde eğitim talebi ile açıldı.

    Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, ana dilde eğitime ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “DİL BİR TOPLUMUN KÜLTÜRÜNÜ, HAFIZASINI VE KİMLİĞİNİ ORTAYA KOYAR”

    Evrensel bir hak olan ana dilde eğitim hakkını önemsediklerini belirten Mehmet Aşkın, “Ana dilde eğitim hem pedagojik açıdan önemlidir hem de çocuğun gelişimi açısından gereklidir. Dil bir toplumun kültürünü, hafızasını ve kimliğini ortaya koyar. Bizler ana dilde eğitimi çoğulcu ve demokratik sistemlerde görürüz. Bunun karşısında tekçi ve inkârcı sistemlerde ise ana dil toptan yok sayılır, eğitim ve kamusal alandan uzaklaştırılır” dedi.

    “DEMOKRATİKLEŞME ANA DİLİN GÜÇLENMESİNİ SAĞLAYACAK”

    Ana dil sadece bir iletişim aracı değil aynı zamanda toplumların kimliğini, kültürünü ve ortak hafızasını yansıttığının altını çizen Aşkın, “Otoriter rejimler de kendisi gibi olmayan kültürü ve kimliği ötekileştirerek şiddet uygular. Bu şiddetin başka bir boyutu da o ana dilin sadece eğitim alanından uzaklaştırılması değil aynı zamanda toplumda bir suç unsuru olarak gösterilmesidir. Ülkemizde şu an yeterli düzeyde olmadığını biliyoruz. Ancak içinde bulunduğumuz süreçte demokratikleşme ile birlikte ana dilde eğitimin de hak ettiği yeri alacağına inanıyoruz” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/DERSİM

  • Eğitimci Nebil Birtek: Eğitim, barış için motor güç olabilir!- VİDEO

    Eğitimci Nebil Birtek: Eğitim, barış için motor güç olabilir!- VİDEO

    PİRHA- Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Mersin Temsilcisi Nebil Birtek, eğitim sisteminin toplumsal dönüşümde motor güç olabileceğini belirterek, barış sürecinde pedagojinin rolüne dikkat çekti. Birtek, “Eğitimle birlikte barışı topluma kazandırabiliriz” dedi.

    Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Mersin Temsilcisi Nebil Birtek, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni eğitim perspektifinden PİRHA’ya değerlendirdi. Birtek; barışın diyalog ve eğitim yoluyla inşa edilebileceğine, eğitimin toplumsal dönüşümdeki rolüne, emek sömürüsü ile barışsızlık arasındaki ilişkiye ve barışın çok yönlü -doğayla, toplumla, bireyle- kurulması gerektiğine değindi.

    “EĞİTİM, BARIŞI TOPLUMSALLAŞTIRMADA ÖNEMLİ BİR GÜÇ”

    Birtek, eğitimin yalnızca bireysel değil, toplumsal dönüşümün de anahtarı olduğunu belirterek, barışı eğitim odağında tesis etmenin mümkün olabileceğini Jean Piaget ve John Dewey’den verdiği referanslarla anlattı:

    “Eğitim, barışın toplumsallaşması ya da toplumun belli bir uzlaşı etrafında birleşmesi için bir motor güç olabilir. John Dewey’in de belirttiği gibi, eğitim toplumları dönüştürebilecek demokratik bir güçtür. Sadece askeri yöntemlerle değil aynı zamanda demokratik güç ve eğitim sisteminin toplumları değiştirmedeki gücünden bahsederek barışın bu şekilde sağlanabileceğini vurgu yapar.

    Jean Pieget ise öğrencilere özellikle anaokulundan başlamak üzere savaş karşıtlığından ziyade büyük oranda herkesi içine alabilecek toplumsal değerlere dikkat çekmekten bahseder. Bunun özellikle öğrenciler üzerinde daha fazla etkili olacağını dile getirmiştir. Bu türdeki bir eğitim sistemine de barışı koymayı öne sürer. Böylece barışı tesis etmede eğitimin, özellikle pedagojik eğitimin bir kolaylaştırıcı olabileceğini öne sürer. Gerçekten de baktığımız zaman bireyler üzerinde istediğimiz bilişsel, duyuşsal ve devinimsel değişiklikleri savaşın önlenmesi ve barışın daimi hale getirilmesi üzerinde yoğunlaştırabiliriz. Bunu eğitim alanında sürekli hale getirebiliriz. Bu tür bir eğitim barışın eğitimde nasıl oturtulup, toplum için faydalı olacağını gösterebilir. Çünkü eğitimin toplumun geleceğinde önemli bir rolü vardır.”

    “BARIŞ İÇİN EMEK VERİLMESİ GEREKİYOR”

    Nebil Birtek, özel sektör öğretmenlerinin yıllardır ekonomik zorluklarla boğuştuğunu ve bu durumun ülkedeki çatışmalı ortamdan bağımsız olmadığına vurgu yaparak, “Neredeyse patronların ücretli kölesi olarak çalışıyoruz. Bu durumun varlığı, barış ortamının eksikliğiyle doğrudan bağlantılı. Barış ortamı olmadan emek sömürüsüne karşı mücadele de eksik kalır” diye konuştu.

    Barış için toplumun her kesiminin çabalaması gerektiğinin altını çizen Birtek, “ Barış, emek isteyen bir kavramdır. Barışın yalnızca insanlar arasında değil; doğa, hayvanlar ve toplumun ötekileştirilen kesimleriyle de kurulması gerekiyor. Toplumun hurdaya çevrilen tüm kesimleriyle bir uzlaşı inşa etmeliyiz. Barışı dert edinenler, bunun kaygısını yaşayanlar, mağduru olanlar, hiç mağduru olmasa bile bir şekilde bu durumdan zarar görenlerin yani topyekün bir şekilde barış için emek verilmesi gerekiyor. Ki bu da bir süreç işidir. John Dewey’in dediği gibi; barış bir süreç işidir ve biz bu süreci barışın yapı taşlarından olan eğitim ile yapabiliriz. Eğitimle birlikte barışı topluma kazandırabiliriz” dedi.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • KESK, MEB önünden seslendi: LGS’deki adaletsizliği kabul etmiyoruz -VİDEO

    KESK, MEB önünden seslendi: LGS’deki adaletsizliği kabul etmiyoruz -VİDEO

    PİRHA- KESK Ankara Şubeler Platformu, LGS’ye ilişkin şaibe iddialarını MEB önüde yaptığı açıklama ile protesto etti. Yapılan açıklamada, ” Sorumlular hakkında gerekli yasal işlemler derhal başlatılmalıdır. Çocuklarımızın geleceği, bu ülkede adaletin olup olmadığının sınavıdır. LGS’deki adaletsizliği kabul etmiyoruz. Çocuklarımızın geleceği ile oynamanızı izin vermeyeceğiz” denildi.

    Liselere Geçiş Sistemi (LGS) 2025 sonuçlarının açıklanmasının ardından, 719 öğrencinin tüm soruları doğru yanıtlayarak birinci olması ve sınav sürecine yönelik şaibe iddiaları tepki toplamaya devam ediyor.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Ankara Şubeler Platformu, “LGS’deki adaletsizliği kabul etmiyoruz” diyerek Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) önünde bir araya geldi.

    “BU YAŞANANLAR BİZLERE FETÖ TAKTİKLERİNİ HATIRLATMAKTADIR”

    Açıklamayı KESK Ankara Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Tülay Yıldırım, okudu.

    15 Haziran’da sınav bitmeden önce sınav sorularının ve cevap anahtarlarının dolaşıma sokulduğunun kamuoyuna yansıdığını belirten Yıldırım, “Bakanlığın yönergesine göre sınavlar bittikten ancak 1 gün sonra kitapçıklar sınava giren adaylara teslim edilebilir. Yaklaşık 1 milyon çocuğun geleceğinin belirlendiği sınavda, kitapçıklar ve cevaplar sınav gününde mesaj gruplarında paylaşıldı. Bakan Tekin, soruların sınav bitmeden paylaşıldığını doğruladı ve sınavın güvenliğini riske edecek bir durum yaşanmadığını söyledi. Bakanlık bu durumla ilgili nasıl bir soruşturma işletiyor bilmiyoruz. Türkiye’nin yakın tarihi birçok sınav şaibeleri, kopyalarla dolu olduğu için bu durumun kendisi de soru işaretidir. Bu yaşananlar bizlere FETÖ taktiklerini hatırlatmaktadır” dedi.

    “LGS SINAVI SONRASINDA BİRÇOK İDDİA GÜNDEME GELDİ”

    2025 Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavı sonrasında kamuoyunda ve eğitim çevrelerinde birçok ciddi iddia gündeme geldiğini belirten Tülay Yıldırım, iddiaları şöyle sıraladı:
    1. Sınav sorularının sızdırıldığı ve PDF formatında sosyal medyada sınav saatinde dolaşıma girdiği yönünde paylaşımlar yapılmıştır.
    2. Bazı öğrencilerin sınav sorularını sınav anında cep telefonlarından gördüğü iddia edilmiştir.
    3 Bazı özel okulların soruları önceden gördüğü, öğrencilerini buna göre hazırladığı yönünde şüpheler dile getirilmiştir.
    4. Özellikle bazı illerde gözetmenlerin sınav sırasında telefonla oynadığı, müdahale etmediği belirtilmiştir.
    5. Sınav güvenliğinden sorumlu yetkililerin aynı çevrelere bağlı kişiler arasından seçildiği, tarafsızlığın zedelendiği eleştirileri yapılmıştır.
    6. LGS sınavında ‘başarılarıyla’ tartışma yaratan İmam Hatip Liseleri’nin kurucusu Mahmut Celalettin Ökten’in torunu Celile Eren Ökten’in şu anda Milli Eğitim Bakanı’nın birinci yardımcısı olması akıllara farklı sorular getirmektedir.

    “LGS’DEKİ USULSÜZLÜKLER AYDINLATILSIN!”

    Bugüne kadar kamuoyunu tatmin edecek detaylı bir soruşturma raporu yayımlanmadığının altını çizen Tülay Yıldırım, Milli Eğitim Bakanlığı’na seslenerek şunları kaydetti:

    “Eğitimde fırsat eşitliğini savunan bir sendika olarak, çocuklarımızın alın terinin, emeğinin ve umutlarının siyasi ya da cemaatçi yapılar tarafından çalınmasına sessiz kalamayız. Eğitim sisteminde yıllardır süregelen torpil, kayırmacılık ve liyakat yoksunluğu bugün artık öğrencilerimizin geleceğini çalmaktadır. 2025 LGS istatistikleri neden geç açıklandı gerekçesi kamuoyuyla paylaşılmalıdır. LGS 2025 sınavına dair tüm iddialar ciddiyetle araştırılmalı, gerekirse cevap kağıtları yeniden incelenmelidir. Şeffaf ve bağımsız bir soruşturma süreci işletilmelidir. Madem ki bakan TEKİN sınavın güvenliğini tehlikeye atacak bir durum yoktur diyor TBMM’de içinde akademisyenler ve sendika temsilcilerinin de yer aldığı bir komisyon kurularak konu araştırılmalıdır. Böylece bakan kendini aklamalıdır.
    Sorumlular hakkında gerekli yasal işlemler derhal başlatılmalıdır. Çocuklarımızın geleceği, bu ülkede adaletin olup olmadığının sınavıdır. Bu sınavdan sadece öğrenciler değil hepimiz geçiyoruz.
    LGS’deki adaletsizliği kabul etmiyoruz. Çocuklarımızın geleceği ile oynamanızı izin vermeyeceğiz.”

    “YUSUF TEKİN’İN İSTİFA ETMESİNİ İSTİYORUZ”

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Sekreteri Zülküf Güneş, ise şunları kaydetti:

    Yusuf Tekin’in bir an önce istifa etmesi ve o koltuğu terk etmesini istiyoruz. Bakanlığın bu konudaki dosyasının kalabalık olduğunu ifade ettik. 2010 yılında KPSS sınavında, 2011 yılında askerlik ve polislik sınavlarındaki iddiaları o gün gündeme getirdiğimizde, o günde bu iddiaların yalan olduğunu söylediler. Ama 2016 sonrası o gün Gülen cemaati dedikleri bugün FETÖ dedikleri cemaat ile ters düştüklerinde bu iddiaların gerçek olduğunu gördük. Bu iddiaların ispatlanması için bir 4 yıl daha beklememize gerek yok. Çocuklarımızın geleceğini karartmanıza izin vermeyeceğiz. Bu iddiaları araştık ve eğitim kurumları arasında eşit bir eğitim hakkı sunması gereken bakanlığın kendine bağlı okullar arasındaki ayrımcılığını da kınıyoruz. Eğitim, kamusal bir hak olarak bütün yurttaşlara eşit bir şekilde laik, bilimsel, kamusal, ve ana dilinde verilecek bir eğitim sistemi sağlanmalıdır.”

    Basın açıklaması alkışlar ve sloganlar ile sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Çaldıran: Sazı her zaman aşkla çaldım aşkla söyledim-VİDEO

    Çaldıran: Sazı her zaman aşkla çaldım aşkla söyledim-VİDEO

    PİRHA- Sivas Hafik’te gençlere bağlama kursu veren Feyzullah Çaldıran, eğitim verebilcekleri mekan olmadığından çay bahçelerinde çalışmak zorunda kaldıklarını ifade etti. Çaldıran, bağlamaya olan aşkını ise, “Biz hep bu sazı muhabbetle çalıp söyledik. Yani bir sahne alayım ya da bir ticari amaçlı olarak hiç kullanmadım. Her zaman aşkla çaldım aşkla söyledim” diye anlattı.

    Sivas Hafik ilçesinde doğup büyüyen ve 25 yıldır davul zurna ve kaval çalan Feyzullah Çaldıran saza olan ilgisini PİRHA’ya anlattı.

    Sivas’ın Hafik ilçesinde doğup büyüdüğünü belirten saz eğitmeni Feyzullah Çaldıran, “Okul çağlarında 5. sınıf sonrasında se  İstanbul’da büyüdüm. Yani 5-6 yıl orada Tekstil atölyelerinde makasçı olarak çalıştım sonrasında memleketin özlemiyle tekrar buraya geldim” dedi.

    ”KENDİ KENDİME BAĞLAMAYI ÖĞRENDİM”

    Memleketine geldikten sonra kardeşi ile bağlamaya heves ettiklerini dile getirenÇaldıran, 99 yılında bir öğretmenden ders aldığını söyledi. Hafik ilçe merkezde 13 yıldır çay bahçesi işlettiğini aktaran Çaldıran, “O dönemlerde Erdal Erzincan ve Tuncay Balcı vardı. Biz bunları dinlediğimiz zaman saza aşık olmuştuk öyle diyeyim. Hani Sivas bilinir. Aşıkların en yoğun olduğu bölgedir. Muhlis Akarsu olsun, Aşık Veysel olsun tabii ki peşinden gelmişiz yani onları dinleyerek bu içimizde bu heves olmuş yoksa bilmeyiz. Sülalede üflemeli enstrümanları çalanlar ve müzik bağı olanlar var. İllaki ama o dönem belki saz yoktu ellerinde. Belki eğitmen ya da görüp de merak eden yoktu. Bizde de fırsat elimizde olunca öğrendik” dedi.

    “SİVAS HAFİK’TE SAZ ÇALANLARI SAYISI OLDUKÇA ARTTI”                                

    Kendilerinden sonra Hafik’te saz çalanların sayısının artığının bilgisini veren Çaldıran,” Bizden önce öyle bir şey yoktu. Yani bizim burada saz çalan bir iki arkadaş vardı sadece. Onlar da yani normal seviyedeydi. Yani bizi çalarken söylerken gördüğü için onda da heves başlıyor. Bize saz öğretin diyorlar bizde öğretiyoruz.  Burada sadece ben ve kardeşim var iken artık şu an belki 100 kişi vardır yani sazı çalıp söyleyen. Kardeşim Sivas’ta şu an müzikle uğraşıyor. Halk oyunları kursu veriyor. Aynı zamanda bir kafesi var, kafe işletiyor. Ayrıyeten televizyon programlarına falan katılıyor. Yani o benden daha profesyonel bir sanatçı diyebilirim” diye konuştu.

    “SAZA OLAN AŞKIM ERDAL ERZİNCAN VE TUNCAY BALCI İLE BAŞLADI”

    Saza olan aşkının Erdal Erzincan ve Tuncay Balcı ile devam ettiğini söyeyen Çaldıran, “Bunu benim kulağıma yatan sesler diyeyim. Hala da onları dinleyip her hareketimizi onlar gibi yapmaya çalıştığımız için bu duruma geldik” dedi.

    Çaldıran, Hafik’te saz kursu verebilecek bir mekanın olmadyışından şikayet ederek şöyle devam etti:

    “Bulunduğumuz bu mekânda çay bahçesinde kurs ve özel eğitimler veriyoruz. Ben hiç nota öğrenmedim. Yani benim sadece kulaktan tabii ki sonradan öğrenmiş olduk notayı. Notasız da öğretiyorum. Yeter ki elleri alışsın. Kendileri sonradan öğrenebilirler notayı. 25 yıldır davul, zurna ve kaval çalıyorum. Müziğin asıl temeli ritim olduğu için yani bunu öğrenmemiz de avantaj oldu. Yani şimdi davulla buradaki gençlere önce ritmi soruyor herhangi bir tane parça çalıyorum buna bir ritim at diyorum.”

    “SAZIN ÖĞRENİLMESİNDE KULAK VE RİTİM ÇOK ÖNEMLİ”

    Eğer o kişinin müzik kulağı varsa onun ritmini atar. Ben gösterdiğim halde ritmini atamıyorsa tabii ki ona başka şeylere yöneltiyorum. Yani tamam müzik kulağı varsa sen otur diyor ve öğretiyorsun. Ritmi olmayan birine müzik öğretmek zor. Her insanda müzik kulağı olacak diye bir şey de yok.

    Tavsiyem şu yani müzikte en önemli olan öncelikle ritimdir. Ben 25 yıl davul da çaldığım için söylüyorum. Bağlamayla güzel anılarım muhabbetlerimiz olduğu için daha çok dostluklar ve çevre edindim. Özellikle gelip oturup beni dinleyen benim çok iyi olduğumdan değil, muhabbetimin belki de iyi olduğundandır. Sazı çalıp söylerken güler yüz önemlidir. Yani ikisi bir arada iyidir.

    “SAZI HER ZAMAN AŞKLA ÇALDIM AŞKLA SÖYLEDİM”

    Yani sazla çok bir geçmişimiz yok ama ilişkimiz aşağı yukarı 20 sene olmuştur. Biz hep bu sazı muhabbetle çalıp söyledik. Yani bir sahne alayım ya da bir ticari amaçlı olarak hiç kullanmadım.  Her zaman aşkla çaldım aşkla söyledim.”

    Cebrail ARSLAN/SİVAS

     

     

  • Öğretmenler, talepleri için Ankara’ya yürüyor!

    Öğretmenler, talepleri için Ankara’ya yürüyor!

    PİRHA – Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, özlük haklarının karşılık bulması talebiyle İstanbul’dan Ankara’ya yürüyor. Sendika binası önünde açıklama yapan eğitimciler “Bu yürüyüş, ‘öğretmenlik kutsaldır’ deyip bizleri yok sayanlara karşı, mesleğimizi kutsallığın değil emeğin üzerinden savunduğumuz yürüyüştür” ifadelerini kullandı.

    Video eklenecek.

    Özel sektör öğretmenleri, mesleki haklarının iadesi için uzun yıllardır farklı eylemlerle seslerini duyurmaya çalışmakta. Kamuda çalışan öğretmenlere kıyasla çok daha kötü şartlarda iş üreten özel sektör öğretmenleri, taleplerinin karşılanması amacıyla İstanbul’dan Ankara’ya yürüyüşe geçti.

    Kadıköy İlçesi’nden başlaması planlanan yürüyüşün 1 Temmuz’da Milli Eğitim Bakanlığı önünde son bulması öngörülüyor. 30 öğretmenin katılacağı yürüyüş, Sapanca, Bilecik ve Polatlı güzergâhı üzerinden sürdürülecek.

    ÖĞRETMENLER ABLUKA ALTINDA!

    İstanbul’da sendika genel merkez binası önünde bir araya gelen öğretmenler, önce basın açıklaması yaptı.

    Basın açıklamasını MYK Üyesi ve Örgütlenme Sekreteri Hüseyin Aksoy okudu. “Bu yürüyüş bir umudun, bir inadın yürüyüşüdür!” diyen Aksoy, şu açıklamayı yaptı:

    “Yalnızca bir hak arayışı için değil; öğretmenlik mesleğinin onurunu, bir toplumun geleceğini ve yıllardır gasp edilen emeğimizin karşılığını almak için buradayız.

    Bizler, özel sektörde çalışan öğretmenleriz.

    Yani bu ülkenin çocuklarını sabah karşılayan, akşam uğurlayan; onlara sadece bilgi değil umut, güven ve cesaret aşılayan insanlarız. Ama aynı zamanda bu ülkenin en güvencesiz, en düşük ücretli, en fazla baskı altında çalışan eğitim emekçileriyiz.

    Bugün, buraya sadece birkaç talebi dillendirmeye gelmedik. Bugün burada yıllardır bastırılan, görmezden gelinen, susturulmaya çalışılan bir topluluğun sesini yükseltiyoruz. Ve artık bu sesi hiçbir güç bastıramaz!

    Bizler, kolejlerde, kurs ve rehabilitasyon merkezlerinde, vakıf üniversitelerinde çalışan öğretmenler olarak yıllardır süregelen adaletsizliklere, eşitsizliklere ve güvencesizliğe karşı sesimizi yükseltiyor; artık yalnızca konuşmak değil, değiştirmek için yürüyoruz!

    Bugün özel sektörde çalışan öğretmenler:

    Haftada 45 saati aşan ağır çalışma yükü altında eziliyor,

    Asgari ücret düzeyinde ya da daha düşük maaşlara mahkûm ediliyor,

    Belirli süreli sözleşmelerle işsizlik tehdidiyle terbiye edilmeye çalışılıyor,

    Sendikal faaliyetleri engelleniyor, örgütlenme hakları ellerinden alınıyor,

    Mesleki saygınlıkları sistematik biçimde ayaklar altına alınıyor.

    Kurumlar, yaz aylarında maaş ödememek için öğretmenlere yıllık sözleşme dahi yapmıyor. ‘Ücretsiz izin’ dayatmasıyla öğretmenleri açlığa ve belirsizliğe itiyor. Kurs merkezlerinde, sözleşmeyle birlikte zorla istifa dilekçeleri imzalatılıyor. Tam zamanlı çalışan öğretmenler, hukuksuzca ders saati ücretli gibi gösteriliyor ya da büro çalışanı gibi atanıyor. Bu usulsüzlüklerle anayasal haklarımız gasp ediliyor, emeğimiz görmezden geliniyor.

    “ARTIK SORUNLAR GÖRMEZDEN GELİNEMEZ!”

    Yapılan açıklamada, talepler şu şekilde sıralandı:

    Taban maaş uygulaması derhal hayata geçirilmelidir.

    2014’te elimizden alınan, kamu öğretmenlerinin maaşlarını esas alan taban maaş hakkımız geri tanınmalı. Özel sektör öğretmenlerini yoksulluğa ve patronların keyfi uygulamalarına mahkûm eden ücret politikalarına son verilmelidir.

    Belirsiz süreli iş sözleşmesi temel istihdam biçimi olmalıdır.

    Öğretmenlik, mevsimlik değil; süreklilik gerektiren bir meslektir. Ancak özel sektörde çalışan öğretmenlerin büyük çoğunluğu her yıl ya istifaya zorlanmakta ya da sözleşmenin yenilenmemesi tehdidiyle karşı karşıya kalmakta ve iş güvencesinden yoksun bir şekilde çalıştırılmaktadır.

    Eğitim ve Güzel Sanatlar İşkolu kurulmalıdır.

    Bugün özel sektörde çalışan öğretmenler, 10 No’lu Ticaret, Büro, Eğitim ve Güzel Sanatlar işkolunda yer almakta ve bu durum, bizleri fiilen grev ve toplu iş sözleşmesi hakkından mahrum bırakmaktadır. Bu işkolu, öğretmenlik mesleğinin özgün niteliklerini ve kamusal sorumluluğunu yansıtmamakta; öğretmenleri büro çalışanı gibi değerlendiren, haklarımızı kısıtlayan bir yapıya sahiptir.

    Özlük haklarında kamu-özel ayrımı son bulmalıdır.

    Bugün kamu öğretmenleri ile özel sektör öğretmenleri arasında ciddi bir hak uçurumu vardır:

    • Maaşlarda devasa farklar,
    • Yaz tatili hakkının gaspı,
    • Sendikal baskılar,
    • Yeşil pasaport
    • İş güvencesinin olmayışı,
    • Emeklilik, kıdem tazminatı, izin ve sosyal haklardaki eşitsizlikler…

    Oysa biz aynı müfredatı uyguluyoruz. Aynı çocuklara, aynı sınıflarda, aynı kazanımlar için ders veriyoruz. Birimiz güvenceli, diğeri güvencesiz olamaz!

    Artık bu sorunlar görmezden gelinemez!

    Bizler yalnızca bir meslek grubunun değil, bu ülkenin eğitim geleceğinin taleplerini dile getiriyoruz.

     

    Eğitim sisteminin taşıyıcısı olan öğretmenler ayakta duramazken, hiçbir reform, hiçbir program, hiçbir müfredat başarıya ulaşamaz.

    “GELECEĞE YAPILAN BİR YÜRÜYÜŞ”

    Bu yürüyüş, susturulmak istenen on binlerce özel sektör öğretmeninin ayağa kalktığı yürüyüştür.

    Bu yürüyüş, eğitim emekçilerinin örgütlenerek karanlığı yardığı yürüyüştür.

    Bu yürüyüş, ‘öğretmenlik kutsaldır’ deyip bizleri yok sayanlara karşı, mesleğimizi kutsallığın değil emeğin üzerinden savunduğumuz yürüyüştür.

    Bu yürüyüş, çocuklarımıza güvenceli, onurlu bir gelecek bırakmak isteyenlerin yürüyüşüdür!

    Vazgeçmeyeceğiz!

    Geri adım atmayacağız!

    Bu sesi hiçbir güç susturamayacak!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Proje okul atamalarında oruç tutan tutmayan öğretmenlerin listesi tutulmuş-VİDEO

    Proje okul atamalarında oruç tutan tutmayan öğretmenlerin listesi tutulmuş-VİDEO

    PİRHA- Eğitim İş Mersin Şube Başkanı Yakup Tekin, oruç tutmayan öğretmenlerin tespit edilerek listelendiğini ve bu listenin proje okullarında yapılan sürgünlerde belirleyici olduğunu söyledi.

    Eğitim İş Mersin Şubesi, proje okullarda yapılan atamalara ilişkin Tevfik Sırrı Gür Lisesi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya CHP önceki dönem Milletvekilleri Alpay Antmen ile Cengiz Gökçel’in yanı sıra demokratik kitle örgütleri ile çok sayıda eğitimci katıldı.

    “GARABET BİR UYGULAMA”

    Eğitim İş Mersin Şube Başkanı Yakup Tekin, atamaların tamamen torpile dayandırılarak yapıldığını belirterek, “Bu atamalarda norm öğretmenlerimiz yıllardır bu okullarda hizmet veren, öğrencileri sınavlara hazırlayan, nitelikli öğretmenlerken bu öğretmenlerimiz okul müdürünün, MEB’deki yöneticilerin, parti il-ilçe yöneticilerinin ve milletvekillerinin müdahalesi ile bir listeye zorlanarak okullardan alındılar. Siyasetin direkt müdahalesi olan bir durum. Buradan bakanlığa önderilen listeler eklemeler çıkarmalar yapılarak defalarca değiştirildi. Kendi bağlantıları olan torpilli kişileri listeye eklediler. Bu garabet bir uygulamadır. Proje okullarda yapılan öğretmen kıyımı sürgün cumhuriyet tarihinde eşi görülmemiş bir uygulama” dedi.

    OKUL MÜDÜRÜNDEN KADIN ÖĞRENCİLERE MOBBİNG

    Yakup Tekin, okullarda norm fazlası öğretmenlerin nasıl belirlendiğine ilişkin şunları söyledi:

    “80 bin öğretmenin neredeyse 20 binini zorunlu olarak herhagi bir gerekçe göstermeden tamamen boşluğa bıraktılar. Mersin’de tahminimizce 100’den fazla öğretmen bu uygulamanın mağduru oldu. Okullarda bu kriter şöyle uygulanıyor; örneğin Mezitli’de bir İmam Hatip Lisesi’nde müdür geçtiğimiz Ramazan Ayı boyunca okulda oruç tutmayanları özellikle tespit etmiş, düzenli olarak oruç tutup tutmadıklarını belirlemiş ve listeye almış. Okul müdürü oruç tutmayanlardan bir liste oluşturmuş ayrıca bu okul müdürü okulundaki kadın öğretmenlere ‘Kaç çocuğunuz var, neden bir çocuk yapıyorsunuz, kısır mısınız’ diyor hakaret ederek. Belirleme kriterleri bizden olmayan gitsin şeklinde. Bu büyük bir kıyımdır. Tamemen siyasal bir kararla yapılan bu uygulamayı kınıyoruz.”

    PİRHA/ MERSİN