Etiket: emek ve demokrasi platformu

  • ‘Devlet tüm yurttaşlara eşit mesafede durmalı!’-VİDEO

    ‘Devlet tüm yurttaşlara eşit mesafede durmalı!’-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de bir araya gelen demokratik kitle örgütler ve siyasi partiler, son süreçte laiklik ilkesini savunan kesimlerin hedef gösterilmesi, bu talebin bilinçli biçimde çarpıtılarak suç unsuru gibi sunulmasını ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Ramazan Genelgesi”ne tepki göstererek, iktidarı anayasaya uyma çağrısında bulunuldu.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) 81 ilin valiliğine gönderdiği “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” genelgesine düzenlediği açıklama ile tepki gösterdi.

    Mersin Gazeteciler Cemiyeti’nde yapılan açıklamayı Mersin Emek ve Demokrasi Platformu Dönem Sözcüsü İsmail Oğuz, okudu.

    “DEVLET TÜM YURTTAŞLARA EŞİT MESAFEDE DURMALI”

    Son süreçte laiklik ilkesini savunan kesimlerin hedef gösterilmesi, bu talebin bilinçli biçimde çarpıtılarak suç unsuru gibi sunulmasını kabul edilemez olduğunu belirten Oğuz, “Laiklik; herhangi bir inanca karşı duruş değil, tüm inançların ve inançsızlığın eşit yurttaşlık temelinde güvence altına alınmasıdır. Devletin tüm yurttaşlara eşit mesafede durmasının, kamusal alanın ayrımcılıktan arındırılmasının ve toplumsal barışın korunmasının ön koşuludur. Bu ilkenin zayıflatılması; halkın inanç, kimlik ve yaşam tarzı üzerinden ayrıştırılmasına zemin hazırlar” dedi.

    “LAİKLİĞİ SAVUNMAK MEŞRU, ANAYASAL VE TARİHSEL BİR SORUMLULUKTUR”

    Laikliği savunmayı inanç karşıtlığı gibi göstermeye çalışmak hem gerçeği çarpıtmak, hem de toplumsal huzuru zedeleyen tehlikeli bir manipülasyon olduğunun altını çizen Oğuz, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Cumhuriyet’in temel niteliklerini “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olarak tanımlar. Bu ilkelerin aşındırılması; hukukun zayıflaması, sosyal devlet anlayışının gerilemesi ve demokratik mekanizmaların işlevsizleşmesiyle birlikte ilerlemektedir. Laikliğe dönük saldırılar bu bütünün bir parçasıdır. Laikliği savunmak meşru, anayasal ve tarihsel bir sorumluluktur. Emeğin birliğini, toplumsal barışı ve eşit yurttaşlığı savunmaya; özgürlükçü, sosyal ve demokratik bir düzen için ortak mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    Açıklamanın ardından konuşan demokratik kitle örgütü ve siyasi parti temsilcilieri iktidarın anayasayı çiğnediğine dikkat çekerek, yüzyıllık sorunların çözümü için birlikte mücadele edilmesi vurgusu öne çıktı.

    PİRHA/MERSİN

     

  • Dersim’de gözaltılar protesto edildi!-VİDEO

    Dersim’de gözaltılar protesto edildi!-VİDEO

    PİRHA- Aralarında ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni’nin de olduğu 100’ün üzerinde kişinin gözaltına alınmasına tepki gösteren Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, “Hukuksuz baskınlara derhal son verilmeli, gözaltına alınanlar derhal serbest bırakılmalıdır” dedi.

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, ESP’ye yapılan operasyonu protesto etti. Sanat Sokağı’nda yapılan açıklamayı ESP Üyesi Nuray Kaya okudu.

    “TOPLUMSAL MUHALEFETİ SUSTURMAYI HEDEFLENİYOR”

    Dün güne, bir kez daha hukuksuz baskınlar ve gözaltılarla başladıklarını belirten Kaya, “Sabahın erken saatlerinde gerçekleştirilen operasyonlarla, bu düzenin çürümüşlüğüne ve baskı politikalarına karşı mücadele eden sosyalist, devrimci ve demokratik güçler hedef alınmıştır. Dünyanın dört bir yanında kapitalizmin yarattığı yıkım, faşizmin ve sömürgeciliğin işgalleri, savaşları ve soykırım politikaları sürerken; halkların eşitlik, özgürlük ve adalet talepleri baskı ve zor yoluyla bastırılmak istenmektedir. Türkiye’de de iktidar, derinleşen ekonomik kriz, yoksulluk, kadın cinayetleri, doğa talanı ve emek sömürüsü karşısında toplumsal muhalefeti susturmayı hedefleyen saldırılarını artırmaktadır. Bugün yaşanan gözaltılar bu politikanın bir devamıdır” dedi.

    “DAYANIŞMAYI BÜYÜTMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Nuray Kaya, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Çetelerin, çocuk istismarcılarının ve uyuşturucu tacirlerinin yalan ve iftiraya dayalı beyanlarıyla kurgulanan bu operasyonlar; gerçek suçluları aklarken, halkın özgürlük ve eşitlik mücadelesini yürütenleri kriminalize etmeyi amaçlamaktadır. Ancak bilinmelidir ki, bu kirli senaryolar ne sosyalistleri ne devrimcileri ne de halkların meşru mücadelesini yürütenleri susturabilir.

    Basın özgürlüğü, örgütlenme hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü evrensel ve anayasal haklardır. Siyasi partilerin, gazetecilerin, kadın örgütlerinin, ekoloji mücadelesi yürütenlerin ve gençlik örgütlerinin hedef alınması; iktidarın demokrasiye ve halk iradesine olan tahammülsüzlüğünün açık bir göstergesidir. Hukuksuz gözaltılarla, sabah baskınlarıyla, yargı sopasıyla toplumu teslim alma girişimleri dün olduğu gibi bugün de sonuçsuz kalacaktır.

    Faşizme karşı örgütlü mücadele yürütmek meşrudur. Bu meşruiyet, halkların yaşadığı eşitsizliklerden, sömürüden ve baskıdan doğmaktadır.

    Bizler Emek ve Demokrasi Güçleri olarak; işçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin, halkların ve inançların, ekolojistlerin ve ezilen tüm kesimlerin verdiği onurlu ve meşru mücadeleyi savunuyoruz. Bu saldırılar karşısında susmayacak, geri adım atmayacak, dayanışmayı büyütmeye devam edeceğiz.

    Hukuksuz baskınlara derhal son verilmeli, gözaltına alınan tüm mücadele yoldaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır. Bu sürecin takipçisi olacağımızı, demokratik kamuoyunu bilgilendirmeyi ve mücadeleyi büyütmeyi sürdüreceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.”

    “MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK”

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu da, gözaltıların serbest bırakılmasın isteyerek, “ekolojik bir yaşam, işçilerin ve emekçilerin daha insanca ve onurlu yaşam mücadelesi verenle, kadın mücadelesi yürütenlere karşı operasyonlar düzenleniyor. Ne adı altında yapılıyor? İllegalize edilerek, kriminalize edilerek, çeşitli yalan itirafçılar oluşturarak onların üzerinden bir siyasal kırım politikası gerçekleştiriliyor. İktidarın faşist, baskıcı anlayışına karşı tüm sosyalistler, yurtseverler, demokratlar ve insanca yaşam isteyenler mücadelesine devam edecek” şeklinde konuştu.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Adıyaman’da Dünya Ana Dil Günü’nde açıklama: Farklı anadillere yönelik sınırlamalara son verilmeli-VİDEO

    Adıyaman’da Dünya Ana Dil Günü’nde açıklama: Farklı anadillere yönelik sınırlamalara son verilmeli-VİDEO

    PİRHA-21 Şubat Dünya Ana Dili Günü sebebiyle Adıyaman’da basın açıklaması düzenleyen Adıyaman ve Emek Demokrasi Platformu ve Ferat-DER ana dile ilişkin konuştu. Yapılan açıklamada Türkiye’deki diller üzerindeki baskılara dikkat çekildi.

    Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) 1999 yılında aldığı kararla 21 Şubat gününü, “Uluslararası Anadili Günü” olarak kabul edildi.

    Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu ve Ferat Dil ve Kültür Araştırmaları Derneği (Ferat Der) Mimar Sinan Parkı önünde, Dünya Ana Dil Günü dolayısıyla basın açıklaması düzenledi. Açıklamanın yapıldığı alanda ‘Anadilimle varım!’, ‘Statüye Kurdî Perwerdehıya Bi Kurdî 21 ê Sibatê Pîroz Be’ pankartı açıldı.

    Açıklamaya siyasi parti yöneticileri ve sendika üyeleri de katılarak destek verdi.

    “ANA DİLİNİN DIŞINDA İKİNCİ BİR DİLİ ÖĞRENEN ÇOCUKLARIN BİRİNCİ DİLİ BELLEKLERİNDEN EKSİLTİLİR”

    Açıklamayı okuyan Adıyaman Eğitim Sen Şubesi Sekreteri Zeynel Çelik, resmi ideolojilerin eğitimde dili kilit bir yer olarak gördüğünü belirtti. Çelik açıklamada şunları konuştu: “

    Milliyetçi ideolojiler, devlet içindeki kültürel ve dilsel farklılıkları eriterek, çoğu zaman yok saymak yoluyla yekpare bir toplum oluşturma amacını gütmektedir. Tek ve egemen kimlik üzerinden homojen bir yapı bina edilmek istenir. Bu asimilasyonist programda eğitim kilit bir rol oynamaktadır. Tek dilli yaşamın ve eğitimin egemen kılındığı toplumlarda devletin resmi dili, gündelik yaşamda ve eğitimde tek dil olarak hayata geçirilmeye çalışılır. Diğer halk dillerinin terk edilmesi ve çocukların çoğunluğun dili olan resmi dili öğrenmeleri sağlanır. Anadilinin dışında ikinci bir dili öğrenen çocukların birinci dili de belleklerinden eksiltilir. Tek dilli ideolojilerin takip edildiği bu ‘tek dilleştirme’ modelleri ‘eksiltici’ eğitim pratikleri olarak tanımlanmaktadır. Dilbilim, psikoloji, antropoloji ve eğitim bilimleri alanlarında yapılan çalışmalar eğitimde eksiltici tek dilleştirme modellerinin çocuklar üzerinde telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açtığını; dilsel, eğitsel ve toplumsal eşitsizlikleri artırdığını ortaya koymuştur. Bu araştırmalara göre; tek dilleştirme ideolojisi temelinde eğitim, asimilasyon amacı taşımakta; ciddi zihinsel, psikolojik, bilişsel, eğitsel hasarlara yol açmakta; siyasi ve ekonomik zararları olmaktadır.”

    “TÜRKİYE’DE UZUNCA BİR SÜRE HAKİM DIŞINDAKİ DİLLER BİLİNMEYEN BİR DİL OLARAK ANILMIŞTI”

    Dünyada çok dilli olmayan ve egemen dilin esas alındığı eğitimin dilsel, pedagojik ve psikolojik kısıtlar yaratarak eğitime erişimi engellediği tespit edilmektedir. Dillerin yok olması, dilsel çeşitliliğin kaybolması, çocukların yeteneklerinin gelişiminde engellere sebep olması ve sürekli bir yoksunluk yaratması tek dilli modellerin olumsuz sonuçlardır. Türkiye’de yakın bir zamana kadar anadilinde eğitim hakkının tartışılması bir yana, resmi dil dışındaki dillerin varlığı dahi inkâr edilmiştir. Uzunca bir süre hâkim dil dışındaki diğer diller “var olmayan dil” ya da “bilinmeyen dil” olarak anılmıştır. Kürtçe, Arapça, Çerkezce, Lazca dilleri baskı ve asimilasyon politikalarına maruz kalmıştır. Bugün milyonlarca öğrenci hala anadilinde eğitim hakkından mahrum bırakılmaktadır. Bilimsel çalışmalar, anadilleri üzerinde eksiltici etkisi olan bir eğitime maruz kalan çocukların eğitim düzeyinin düşük olduğunu göstermektedir.

    KENDİ DİLİ DIŞINDA BAŞKA BİR DİLLE EĞİTİM GÖREN ÇOCUKLAR AKADEMİK HAYATINDA GERİ KALIYORLAR

    Bu durumun sebeplerinden biri öğrenciler ile öğretmenler arasında yaşanan iletişim sorunlarıdır. Bastırılmış dilsel halklardan gelen çocuklar okula başlarken adeta yabancı bir dünyaya adım atmış olurlar. Bu çocuklar, kendilerine yabancı olan bu dünyayı çok az anlayabilir ve daha ilk andan kendi dil kaynaklarını kaybederler. Dilini bile anlamadığı bir eğitim sisteminde, sadece soyut dil becerilerinin gelişmesi için değil, günlük Türkçeyi anlamaya başlaması için bile en az birkaç yıl zamana ihtiyaç duymaktadır. Bu durum, anadilinde eğitim alamayan öğrencilerin, anadili Türkçe olan çocuklara göre oldukça dezavantajlı olduğunu göstermektedir. Akademik başarılarının gelişebilmesi açısından aralarında yıllarca fark oluşmaktadır. Ayrıca okuma yazmaya geç başlama ve akademik becerilerin daha geç kazanılması, öğrencilerde sınıf tekrarı ya da okul terki gibi sonuçlara yol açarak eğitim hakkına erişimi engellemektedir.

    “FARKLI ANA DİLDEKİ SINIRLAMALARA SON VERİLMELİ”

    Diğer yandan, anadilinin eğitim dili olarak kullanıldığı okullarda eğitim gören çocukların başarı düzeylerinin yüksek olduğunu kanıtlamış araştırmalar da bulunmaktadır. Afrika, Asya, Avrupa, Kuzey ve Güney Amerika gibi dünyanın birçok noktasında çok dilli eğitimin başarılı örnekleri mevcuttur. Bu sebeple her çocuk yaratıcı anlamda beslendiği, korunduğu ve özgürleştirici anlamda anadilini geliştirebildiği bir dünyanın içinde yetişmelidir. Anadili temelinde çok dilli eğitim anlayışı, diller ve kültürler arasında kurulan bir köprüdür. Farklılıkları koruyup güçlendirir; demokratik ve eşitlikçi bir toplumsal düzenin nüvesini taşır. Toplumsal adaletin sağlandığı, insan onuruna yaraşır bir sisteme doğru atılan bir adımdır. Bireyin özgürce kendini belirleyebilmesi ve özgüveninin gelişebilmesi için yaşamın farklı kültürel değerlerinin çoğunluk içinde paylaşıldığı bir topluma ihtiyaç vardır. Toplumsal yaşam, kapsayıcı ve özgürleştirici pratiklerin hayata geçeceği kurumlara ihtiyaç duymaktadır. Anadili temelinde çok dilli eğitim modelleri de bu ihtiyaçların başında gelmektedir. Çok kültürlü, demokratik bir toplum için eğitimde ‘güvenlik’ temelli ve bilimsel dayanağı olmayan yaklaşımlardan vazgeçilmelidir. Farklı anadillere yönelik sınırlamalara son verilmeli, her bireyin kendi anadilini öğrenmesi ve kendi anadilinde eğitim alması için gerekli ortam sağlanmalıdır.”

    Çelik, son olarak şu ifadeleri kaydetti: “Eğitim Sen olarak, tüm dünya ve Türkiye halklarının 21 Şubat Dünya Anadili Günü’nü kutluyor, farklı anadili ve kültürlerin özgürce yaşaması ve gelişmesinin önündeki bütün yasal ve fiili engellerin bir an önce kaldırılmasını talep ediyoruz.”

    PİRHA/ADIYAMAN

  • Dersim Emek ve Demokrasi Platformu: Kartalkaya’daki yangın kader değil katliamdır-VİDEO

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu: Kartalkaya’daki yangın kader değil katliamdır-VİDEO

    PİRHA- Bolu’da Kartalkaya Kayak Merkezi’ndeki Grand Kartal Otel’de çıkan yangın faciasında 78 kişinin hayatını kaybetmesi Dersim’de protesto edildi. Yapılan açıklamada, “En son ne zaman ve kim tarafından denetlendiği belli olmayan bir yapıda meydana gelen yangın kader değil katliamdır” denildi.

    21 Ocak’ta Bolu’da Kartalkaya Kayak Merkezi’ndeki 12 katlı ahşap Grand Kartal Otel’de çıkan yangın faciasında 78 kişi yaşamını yitirdi. Yangın faciasında aralarında işletme sahibinin de olduğu 12 kişi gözaltına alındı.

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Kartalkaya’da gerçekleşen yangın faciasına ilişkin Yeraltı Çarşısı’nın üstünde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı platform adına Erdal Kınaş okudu. Açıklamada, ‘Bolu’daki ölümlerim gerçek sorumlusu iktidarın denetimsizliği ve sermayenin kâr hırsıdır’ pankartı açıldı.

    “YAŞANAN CAN KAYIPLARININ SORUMLUSU SİYASAL İKTİDARIN RANAT VE TALANA DAYALI POLİTİKALARIDIR”

    En son ne zaman ve kim tarafından denetlendiği belli olmayan bir yapıda meydana gelen yangının kader değil katliam olduğunu belirten Erdal Kınaş, “Maden ocaklarında, yurtlarda, orman yangınlarında, işçi cinayetlerinde ve depremlerin sonucunda sayısız defa tanık olduğumuz üzere, ilk iş olarak yayın yasağı getirilmesi ve devletin tüm yetkililerin sorumluluktan kaçması gerçeklerin üzerini kapatmaya yönelik bir adımdır. Yaşanan can kayıplarının sorumluları, başta siyasal iktidarın rant ve talana dayalı neoliberal politikaları ile cezasızlık ve kuralsızlık politikalarıdır. Devlet kurumlarının ve organlarının işlevsizleştirilmesi, kamu hizmetlerinin piyasaya açılması yangın sonrasında en acı şekilde görülmektedir. Bu tür felaketler ne kaderdir ne de tesadüftür; bunlar, kâr hırsıyla hareket eden sermaye sınıfı ve onu denetlemekten kaçınan siyasal iktidarın yarattığı yapısal sorunların, kapitalist sistemin kanlı yüzüdür” dedi.

    “GÜVENLİ BİR YAŞAM HER YURTTAŞIN EN TEMEL HAKKIDIR”

    Güvenli bir yaşam hakkının her bir yurttaşın en temel hakkı olduğunu vurgulayan Kınaş, konuşmasının devamında şunları ifade etti:

    “Bu hak, sorumluluk sahibi tüm kurumlar tarafından korunmalıdır. Yaşam hakkının öncelikli olduğu, kamusal güvenliğin esas alındığı bir düzeni hep birlikte inşa edebiliriz. Bugün mücadele etmek, gelecekte benzer acıların yaşanmasını önlemenin en önemli yoludur. Yaşanan felaket, yalnızca bir tesiste değil, bu düzenin her köşesinde süregelen çürümüşlüğün bir ürünüdür. Bu çürümüşlüğü değiştirmek, örgütlü mücadeleyle mümkündür. Hayatını kaybedenlerin ailelerine ve yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Tüm ülkemizi yasa boğan bu acı olayın takipçisi olacağımızı, tüm sorumlular yargı önünde gerekli cezayı alana kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyu ile paylaşıyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

  • Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu: Önlemler alınmış olsaydı bugün Narin yaşıyor olacaktı-VİDEO

    Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu: Önlemler alınmış olsaydı bugün Narin yaşıyor olacaktı-VİDEO

    PİRHA-Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu, katledilen 8 yaşındaki kız çocuğu Narin Güran için basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Narin Güran, bu şekilde hayattan koparılan ilk çocuk değil. Müslime Yağal, Leyla Akdemir ve daha nicelerinin arkasında benzer hikayelerin olduğunu biliyoruz” denildi.

    21 Ağustos tarihinden bu yana kendisinden haber alınamayan 8 yaşındaki Narin Güran’ın cansız bedeninin bulunması ülke genelinde büyük bir tepkiyle karşılandı. Birçok kentte olduğu gibi Adıyaman’da da Narin için adalet talebiyle sokağa çıkıldı.

    Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu, Demokrasi Parkı’nda bir araya gelerek basın açıklaması yaptı. Açıklamayı platform adına Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Adıyaman Şubesi Kadın Sekreteri Rengin Hüsniye Kılınç, okudu. Açıklamada, ‘Çocukları ve kadınları katleden karanlığa dur de’ pankartı açıldı

    “BİR TEK ÇOCUĞU DAHA KAYBETMEK İSTEMİYORUZ”

    İktidarın politikaları sonucunda çocukların güvende olmadığını belirten Rengin Hüsniye Kılınç, “Bizler Narin’in ölümünü iktidarın çocuk düşmanı politikalarından ayrı görmüyoruz. İktidarın bu politikalarının faillere güç verdiğini biliyoruz. Çocuğu koruyan güvencelerin uygulanmadığı, çocuk katillerinin cezasızlık ile korunduğu, çocuğa karşı şiddeti önleyici çalışmaların yapılmadığı, çocuk alanındaki kazanımların ortadan kaldırıldığı bu çocuk düşmanı düzende tek bir çocuğu daha kaybetmek istemiyoruz” diye belirtti.

    “HER GÜN 32 ÇOCUK KAYBOLMAKTA”

    TÜİK’in paylaştığı çocuk kayıp verilerinin doğruyu yansıtmadığını vurgulayan Kılınç, “Türkiye’de her gün ortalama 32 çocuk kaybolmakta ancak bu çocukların akıbetleri araştırılmamaktadır. TÜİK son 8 yıldır kayıp çocuk verilerini dahi paylaşmayarak bu şekilde veri açıklama yükümlülüğünü yerine getirmemekte, sorumluluktan kaçmakta ve bu ölümlerin faili haline gelmektedir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi taraf devletlerin her çocuğun temel yaşama hakkına sahip olduğunu kabul eder. Taraf devletler çocuğun hayatta kalması ve gelişmesi için mümkün olan azami çalışmayı göstermek zorundadırlar. Maalesef Türkiye’de ancak çocukların hakları ihlal edildiğinde, çocuklar kaybolduğunda veya çocuklar yaşamlarını yitirdiğinde yükselen baskı karşısında yalnızca anlık, işlevsel olmayan ve geçici tepki geliştirmektedir” dedi.

    “NARİN HAYATTAN KOPARILAN İLK ÇOCUK DEĞİL”

    Narin Güran’ın bu şekilde hayattan koparılan ilk çocuk olmadığını söyleyen Kılınç, “Müslime Yağal, Leyla Akdemir ve daha nicelerinin arkasında benzer hikayelerin olduğunu biliyoruz. Bu çocukların öldürülmesinden sonra gerekli önleyici ve koruyucu önlemler alınmış olsaydı bugün Narin yaşıyor olacaktı. Bizler çocuklar için yaşanılabilir ve güvenli bir dünya kurmak için iktidarın çocuk düşmanı, çocuğu hayattan koparan politikalarına karşı mücadeleye devam edeceğimize ve Narin’in faillerinin tespit edilip hak ettikleri cezayı almaları için dosyanın takipçisi olacağımıza kamuoyunun önünde söz veriyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/ADIYAMAN

  • KESK Adıyaman Şubeler Platformu: Güvenli gelecek için omuz omuza verelim-VİDEO

    KESK Adıyaman Şubeler Platformu: Güvenli gelecek için omuz omuza verelim-VİDEO

    PİRHA-KESK Adıyaman Şubeler Platformu, iktidarın halkı yoksullukla yüz yüze bıraktığını dile getirerek, “İnsanca yaşamaya yetecek bir ücret, adil bir vergi sistemi, halk için, emek için bütçe, güvenceli iş, güvenli gelecek için omuz omuza verelim” çağrısında bulundu. Platform Dönem Sözcüsü Zeynal Polat, “Tüm kamu emekçilerine 14.493 TL olarak verilen ilave seyyanen ödeneğin emekliliğimize yansıtılması için mevcut taban aylık katsayısına dâhil edilmesini istiyoruz” dedi. 

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Adıyaman Şubeler Platformu, hükümetin uyguladığı ekonomik politikalara ilişkin basın açıklaması yaptı.

    İktidarın yanlış ekonomi politikalarından dolayı ülkenin yoksullaştırıldığını, iktidar ve çevresinin buna yönelik bir adım atmadığını söyleyen KESK Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Zeynal Polat, “Bugün Türkiye’de her dört kişiden biri işsizken, çalışan her iki kişiden biri açlık sınırının altında kalan asgari ücretle ayakta kalmaya çalışıyor” dedi.

    “ÇARKLAR BİR AVUÇ ZENGİNİ ZENGİN ETMEK İÇİN DÖNÜYOR”

    Yıllardır halkın iktidarların eliyle planlı, programlı, bilinçli, kasıtlı bir şekilde yoksullaştırıldığına dikkat çeken Polat, “Üstelik iktidar da artık bunu saklama gereği duymuyor. Hatırlayalım. Döviz kuru, enflasyon rekor üstüne rekor kırmaya başlarken dönemin Maliye Bakanı çıkıp aynen şöyle demişti: Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kâr ediyorlar. Çarklar dönüyor.
    Bu sözler mevcut sistemde kimlerin baş tacı edildiğini, kimlerin ise yok sayıldığının açık bir itirafı olarak tarihe geçmiştir. Evet, çarklar yıllardır dönüyor. Ama o çarklar halkı, emekçileri, yoksullaştırmak, işsiz bırakmak, bir avuç zengini daha zengin etmek için dönüyor. Çarklar düşük gösterilen TÜİK enflasyonu ile halkın, emekçilerin cebinden alıp bir avuç patrona, yandaşa aktarmak için dönüyor” diye belirtti.

    “HER 4 KİŞİDEN BİRİ İŞSİZ”

    Polat, açıklamaya şöyle devam etti:

    “Bugün Türkiye’de her dört kişiden biri işsizken, çalışan her iki kişiden birisi ise açlık sınırının altında kalan asgari ücretle ayakta kalmaya çalışıyor. Dört kişilik bir ailenin tüm fertleri asgari ücretle çalışsa dahi hane geliri yoksulluk sınırının altında kalıyor. Yoksulluk tüm toplumu sarmış durumda. Her iki kişiden birinin geliri açlık sınırının altında kalıyor. Her 3 emekliden birisi ise açlık sınırının yarısını bulmayan bir aylıkla, sadece 10 bin TL ile yaşam mücadelesi veriyor”

    “Avrupa ülkelerinin en düşük emekli maaşı ortalaması 1294 Euro ile Türkiye’nin 5 katını aşıyor. Türkiye’nin emeklileri barınma, gıda, sağlık gibi temel ihtiyaçlarını bile karşılamazken Avrupa’nın emeklileri ise aldıkları maaşlarla dünya turuna çıkıyor. Buna rağmen altı aylık TÜİK enflasyon oranı %24,73 olarak açıklandığı için bugün kök aylığı 8 bin TL’nin altında olan 2 milyon emekli, yani her beş emekliden birinin maaşına bir kuruş dahi artış yapılmadı”

    “TÜİK’İN RAKAMLARI GERÇEĞİ YANSITMIYOR”

    “Tüm bunlara rağmen takla attırılan TÜİK enflasyon rakamlarını daha da aşağı çekmek için yıllardır başvurulan hilelere her gün bir yenisini ekliyorlar. Bugün ev kiralarının ülkenin en ücra kasabasında dahi 10 bin TL’yi, metropol illerde ise ortalama 20 bin TL’yi aştığını bilmeyen kalmadı. Ama TÜİK’in enflasyon sepetinde ev kirası sadece 5 bin 845 TL tüm bunlar yetmezmiş gibi iktidar kendi yarattığı ekonomik krizin yükünü yine bizlere yıkan yeni paketler açmaya devam ediyor”

    “SOSYAL HİZMETLER ‘TASSARUF’ DENİLEREK KESİLİYOR”

    “Her zaman olduğu gibi karlarını dörde, beşe katlayanlara “siz de biraz tasarruf edin” demek akıllarının ucundan bile geçmiyor.  Muafiyet ve istisnalarla çalıştırdığı asgari ücretli kadar bile vergi vermeyen firmaların, şirketlerin, faizden, ranttan, dövize endeksli hazine garantilerinden beslenen asalak takımının sırtını sıvazlarken tüm yükü bize yıkmaya devam ediyorlar. Bunun için “tasarruf” adı altında önce okul öncesi öğrencilerin bir öğün ücretsiz yemeğini, ardından 250 bin KİT çalışanının giyecek yardımını gasp ettiler. Bugün ise kamu emekçilerinin servis hakkına, kamu lojman ve sosyal tesislerine göz koyuyorlar. “Maliyeti yüksek” diyerek kamu kreşlerini bile kapatmaya, kamunun elindeki iş makinalarını satmaya tasarruf’ diyorlar”

    “EMEKLİ HESAPLAMASI 2008 ÖNCESİNE GÖRE YAPILSIN”

    Polat, iktidarın politikalarını değiştirmesini isteyerek şu taleplerde bulundu:

    “Öncelikle bugün tüm kamu emekçilerine 14.493 TL olarak verilen ilave seyyanen ödeneğin emekliliğimize yansıtılması için mevcut taban aylık katsayısına dâhil edilmesini istiyoruz. Söz konusu ilave ek ödeneğin tüm emeklilerin kök aylıklarına yansıtmasını, emekli aylıklarından sağlık payı kesilmesine son verilmesini istiyoruz. Emekli aylıklarında yaşanan buharlaşmanın önüne geçilmesi, özellikle 2008 sonrası işe başlayanların yaşadığı, yaşayacağı kayıpların önüne geçilmesi için emekli maaş bağlanma hesaplamasında 2008 öncesine dönülmesini istiyoruz”

    “İKTİDARIN DEĞİL KAMU EMEÇİLERİNİN ÇIKARDIĞI YASALARIN UYGULANMASINI İSTİYORUZ”

    “İktidarın tek taraflı olarak çıkardığı yasalar değil, konfederasyonların, sendikaların kamu emekçilerinin söz ve karar sahibi olacağı demokratik bir çalışma yaşamı istiyoruz. Yandaş konfederasyonlarla yapılan ve yoksulluğumuzu derinleştiren “toplu satış sözleşmeleri” değil, emeklilerin de sendikaları aracılığı ile temsil edildiği grevli gerçek bir toplu sözleşme istiyoruz. Seçim öncesi verilen 3600 ek gösterge ve mülakatın kaldırılması sözlerinin tutulmasını istiyoruz. Tüm kamu emekçilerini, emeklileri yıllardır hepimize kaybettiren bu yoksulluk ve sefalet düzenine karşı insanca yaşayacak ücret, güvenceli iş, güvenli gelecek mücadelesinde omuz omuza vermeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/ADIYAMAN

     

  • Adıyaman’da anma: 33 insanımızın canice öldürülmesine hala katliam demiyorlar

    Adıyaman’da anma: 33 insanımızın canice öldürülmesine hala katliam demiyorlar

    PİRHA-31 sene önce Sivas Madımak Oteli’nde yakılarak katledilen 33 aydın ve ozanı anmak amacıyla Adıyaman’da basın açıklaması düzenleyen Emek ve Demokrasi Platformu, “Katliamlara, ölümlere alışmayacağız, unutmayacağız, unutturmayacağız” dedi. Basın açıklamasını okuyan Dilan Güler, “33 insanımızın canice yakılarak öldürülmesine hala katliam demiyorlar” açıklamasında bulundu.

    Sivas Madımak Oteli’nde 33 aydın, ozan ve canın yakılarak katledilmesinin 31’inci yılını protesto etmek amacıyla Adıyaman Demokrasi Parkı’nda bir araya gelen Emek ve Demokrasi Platformu, 1993’de Madımak Oteli’nde gerici, yobaz ve şeriatçı grup tarafından katledilenleri andı.

    Emek ve Demokrasi Platformu adına açıklamayı okuyan Dilan Güler, “2 Temmuz 1993’te yaşanan Sivas Katliamı’nın üzerinden 31 yıl geçtiğini belirterek, “31 yıl önce Madımak Oteli’ne düşen ateş yüreğimizi dağlamaya devam ediyor” dedi.

    “KATLİAMLARIN AÇIĞA ÇIKARILIP HESAP SORULMASI ENGELLENMİŞTİR”

    Ülkemizin aydınlık yüzü 33 canımızın bilime, aydınlığa düşman, seküler yaşam karşıtı Ortaçağ zihniyetinin temsilcileri tarafından canice yakılarak aramızdan koparıldığı Sivas-Madımak katliamı ne ilk ne de son katliamdır” diyen Güler, devamında şu şunları söyledi:

    “Farklı inançları, kültürleri, kimlikleri bir zenginlik değil tehdit olarak gören tekçi-otoriter zihniyet yeni katliamlara davetiye çıkarmaya devam etmiştir. Sivas Katliamından sonra 19 Aralık, Gazi, Reyhanlı, Suruç başta olmak üzere pek çok katliam yaşanmıştır. Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamı 10 Ekim Ankara Gar Katliamı ile yüreğimize 103 bıçak daha saplanmıştır. Yaşanan onca katliam gibi Sivas Katliamı’nın da gerçek sorumlularının açığa çıkarılıp hesap sorulması engellenmiştir” diye konuştu.

    “KATİLLER ÖDÜLLENDİRİLMİŞTİR”

    Katliamda maşa görevini yerine getiren katillerin siyasi iktidar tarafından kollandığını söyleyen Güler,  “Adresi, ikametgâhı belli olan firari sanıklar yıllarca bulunamamış, katillerin bazılarının Sivas’tan hiç ayrılmadan yaşamlarına devam ettikleri, hatta resmi olarak haklarında arama kararları olmasına rağmen evlendikleri, askere gittikleri, işe girip çalıştıkları, ehliyet aldıkları anlaşılmıştır. Katillerin avukatları mevcut iktidar tarafından milletvekili, belediye başkanı, bakan ve hatta Anayasa Mahkemesi üyesi yapılarak ödüllendirilmiştir. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olamayacağı evrensel hukuk ilkesi ve bu ilkeye uygun olarak Türk Ceza Kanunu’nda yer alan düzenleme yok sayılmıştır. Katliamın firari sanıkları zaman aşımından yararlandırılmıştır” değerlendirmesinde bulundu.

    “33 İNSANIMIZIN CANİCE YAKILARAK ÖLDÜRÜLMESİNE KATLİAM DEMİYORLAR”

    Güler, açıklamasını şu sözlerle sürdürdü:

    “Ne yazık ki aynı coğrafyada barış içinde, kardeşçe bir arada yaşama zeminimizi hedef alanlar bugün de iş başındadır. Aradan geçen 31 yıla rağmen 33 insanımızın canice yakılarak öldürülmesine hala katliam demiyorlar. Tüm dünyanın gözü önünde yaşanan katliama ‘Sivas olayları’, katledilen insanlara ‘vefat edenler’ demeyi sürdürüyorlar.

    “KATLİAMLARA, ÖLÜMLERE ALIŞMAYACAĞIZ”

    Katliamlara, ölümlere alışmayacağız, unutmayacağız, unutturmayacağız. Hayatımızın her hücresinin ülkeyi karanlığa boğmak isteyen gerici yobaz zihniyetle kuşatılmasına seyirci kalmamızı istiyorlar. Aydınlıktan, bilimden, laiklikten, seküler yaşamadan vazgeçmemizi istiyorlar, iktidarlarına biat eden kullara dönüşmemizi istiyorlar. Her geçen gün daha çekilmez hale gelen baskı, zor ve sömürü düzenine teslim olmamızı, insanlığa karşı işlenen katliamları unutmamızı, katliamlara, ölümlere alışmayacağız, unutmayacağız, unutturmayacağız.”

    PİRHA/ADIYAMAN

  • Doğan: Seçilmiş Hakkâri Belediye Eş Başkanı derhal görevine iade edilmelidir

    Doğan: Seçilmiş Hakkâri Belediye Eş Başkanı derhal görevine iade edilmelidir

    PİRHA-31 Mart yerel seçimlerinde DEM Parti’nin kazandığı Hakkari Belediyesine kayyım atanmasına tepki gösteren Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu, “Demokratik bir ülkeyi birlikte inşa etme mücadelemizi demokrasiden yana olan tüm kesimlerle yan yana gelerek sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

    Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Hakkari Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış’ın yerine İçişleri Bakanlığı tarafından kayyım atanmasına dair Adıyaman Demokrasi Parkı’nda basın açıklaması yaparak kararı protesto etti.

    Açıklamayı okuyan Adıyaman Baro Başkanı Avukat Bilal Doğan, “Halk iradesine vurulan bu darbeden derhal vazgeçilmelidir. Hukuk dışı yollarla, baskı ve zor yöntemleriyle halkın iradesinin gasp edilmesine son verilmelidir. Seçilmiş Hakkâri Belediye Eş Başkanı derhal görevine iade edilmelidir” açıklamasında bulundu.

    “SEÇMEN İRADESİNİN TANINMASI GEREKİYOR”

    Doğan, yaptığı açıklamada halkın iradesinin yok sayıldığını ifade ederek şu açıklamada bulundu:

    “Kayyım atama kararıyla, demokrasinin ve hukuk devletinin temeli olan serbest seçim ile seçme ve seçilme hakkına müdahale edilmiş, belediyelerin “seçilmiş bir belediye yönetimi ve belediye meclisi tarafından yönetilmesi ilkesi” askıya alınmış, Anayasanın 38. maddesiyle güvence altına alınan masumiyet karinesinden faydalanma hakkı açıkça ihlal edilmiştir. Bir kez daha hatırlatmak isteriz ki; demokrasinin ilk ve olmazsa olmaz şartı seçmen iradesinin tanınmasıdır. Demokrasiyi korumak, seçmen iradesine saygı göstermek ve sahip çıkmak, demokratik bir düzende herkesin görevidir. Bu çerçevede siyasi iktidarı kayyım atamalarından vazgeçmeye ve seçilmiş belediye başkanını göreve iade etmeye davet ediyoruz.”

    “HALKIN İRADESİNİN GASP EDİLMESİNE SON VERİLMELİDİR”

    Doğan, herkesi Hakkâri halkının iradesini savunmaya ve dayanışma içinde olmaya davet ederek, “Bu antidemokratik anlayışa karşı, demokratik bir ülkeyi birlikte inşa etme mücadelemizi demokrasiden yana olan tüm kesimlerle yan yana gelerek sürdürmeye devam edeceğiz. Bir kez daha çağrıda bulunuyoruz; halk iradesine vurulan bu darbeden derhal vazgeçilmelidir. Hukuk dışı yollarla, baskı ve zor yöntemleriyle halkın iradesinin gasp edilmesine son verilmelidir. Seçilmiş Hakkâri Belediye Eş Başkanı derhal görevine iade edilmelidir.” diye ekledi.

    PİRHA/ADIYAMAN

     

  • Gazze’ye yönelik saldırılar Adıyaman’da protesto edildi-VİDEO

    Gazze’ye yönelik saldırılar Adıyaman’da protesto edildi-VİDEO

    PİRHA-İsrail’in Gazze’de çadır kentlere yaptığı saldırı sonrası Adıyaman’da basın açıklaması düzenleyen Emek ve Demokrasi Platformu, Filistin halkı ve emekçileriyle dayanışma içerisinde olmaya, savaşa karşı barışı savunmaya ve dayanışmayı yükseltmeye devam edeceklerini ifade etti. 

     

    Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah kentinde yerinden edilmiş, çadır kentlerde yaşamlarını sürdüren sivil Filistin halkına karşı gerçekleştirilen hava saldırısına tepki gösteren Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu, yeni katliamların yaşanmaması, sivillerin ölümüne yol açan saldırıların talimatlarını verenlerin savaş suçları mahkemesinde yargılanmaları için derhal girişimlerde bulunulmasını gerektiği yönünde çağrı yaptı.

    “İSRAİL SAVAŞ SUÇU İŞLEMEKTEDİR”

    Basın açıklamasını okuyan Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu sözcüsü İbrahim Halil Aydın, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlediği saldırılarda çok büyük çoğunluğu çocuk ve kadınlardan oluşan 36 bini aşkın sivil hayatını kaybettiğini, 82 bine yakın insan yaralandığını ifade etti.

    Aydın, “Yapılan saldırılar insani değerlerden yoksunluğu ve bir barbarlığı temsil etmektedir. Açıktır ki, İsrail savaş ve insanlık suçu işlemektedir. İsrail saldırıları nedeniyle yaşamını yitirenlerin konacağı morgun, yaralıların tedavi göreceği hastanelerin dahi kalmamış olması nasıl bir insanlık trajedisi ile karşı karşıya kaldığımızı göstermektedir. İnsanlık bu barbarlığı durdurmak sorumluluğu ve göreviyle karşı karşıyadır. Ya bu katliamlar ve barbarlık durdurulacak ya da işlenen savaş suçlarına ortak olunacaktır” dedi.

    “İSRAİL İLE TÜM ANLAŞMALAR İPTAL EDİLMELİDİR”

    Halkların güvenlik ve refah içinde yaşamasının tek yolu kalıcı ve adil barıştır diyen Aydın, açıklamasının devamında şunları ifade etti:

    “Filistin halkı dünyadan ve Türkiye’den hamaset ve timsah gözyaşları değil, çözüm için acil somut adımlar atılmasını beklemektedir. Bunun için; Filistin halkına yönelik abluka derhal kaldırılmalıdır. İsrail işgal ettiği topraklardan geri çekilmelidir. İsrail ile yapılan siyasi, askeri ve ekonomik tüm anlaşmalar iptal edilmelidir. Emek ve Demokrasi güçleri olarak; Filistin halkı ve emekçileriyle dayanışma içerisinde olmaya, savaşa karşı barışı savunmaya, bunun için mücadeleyi, dayanışmayı yükseltmeye devam edeceğiz.” şeklinde konuştu.

    PİRHA/ADIYAMAN

     

  • Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu: Kayyum siyaseti son bulmalıdır-VİDEO

    Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu: Kayyum siyaseti son bulmalıdır-VİDEO

    PİRHA-Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu Van’da seçimi kazanan DEM Parti’ye yönelik alınan karara tepki göstererek, “Halk iradesi gasp edilemez. Kayyum Siyaseti Son Bulmalıdır” dedi.

    Adıyaman’da Demokrasi Parkı önünde toplanan Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu Van’da seçimleri büyük bir farkla kazanan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Abdullah Zeydan hakkında verilen memnu hakkının geri alınmasıyla ilgili bir basın açıklaması yaptı.

    Basın açıklamasına Adıyaman Barolar Birliği, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İl Başkanlığı, Türk Tabipler Birliği (TTB),  Adıyaman Demokratik Aleviler Derneği (DAD) DEM Parti İl ve İlçe Yönetimi, Emek ve Demokrasi Platformu üyeleri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Basın açıklamasının yapıldığı alanda  ‘Demokrasi ve Barış için; İrademe Dokunma, İrad’ pankartı açılırken halk ‘Baskılar Bizi Yıldıramaz, İrademe Dokunan Eller Kırılsın’ şeklinde sloganlar atıldı.

    Emek ve Demokrasi Platformu adına açıklamayı okuyan İnsan Hakları Derneği Eş Şube Başkanı Dilan Güler, “Yargının araç olarak kullanılarak Abdullah Zeydan’a halkın iradesine ve Van Belediyesi’ne yeni bir kayyum atama şeklidir. Alınan bu yanlış karardan derhal geri dönülmelidir. Van halkının iradesini hiçe sayan bu girişim hukuk dışıdır. Bu konuda öncelikle ana muhalefet partisini ve tüm demokratik kamuoyunu tepki göstermeye davet ediyoruz” dedi.

    “YEREL SEÇİM SÜRESİNCE YAŞANAN HUKUKSUZLUKLAR SEÇİM SONRASI DA DEVAM ETMİŞTİR”

    Seçimde aday olmaya hak kazanan Abdullah Zeydan için seçimin bitmesine 5 dakika kala savcılık kararıyla belediye başkanlığının alınmasına yönelik verilen kararın keyfi olduğunu belirten Güler, şöyle devam etti:

    “Yerel seçim sürecinde yaşanan hukuksuzluklar ve anti demokratik uygulamalar seçim sonrasında da devam etmektedir. Abdullah Zeydan tüm şartları yerine getirerek Van Belediye Başkanlığına adaylığını koydu. Yüksek Seçim Kurulu Zeydan’ın adaylığını kabul etti ve Abdullah Zeydan 31 Mart seçimlerinde büyük bir oy farkı ile Van Belediye Başkanı seçildi. Ancak 29 Mart 2024 Cuma günü saat 16:55 ‘de mesai bitimine beş dakika, seçime iki gün kala Adalet Bakanlığı idari bir karar ve yazıyla, 2022 yılında memnu haklarını alan ve tüm yasal denetimlerden geçen Zeydan’ın memnu haklarına itiraz etmiştir. Yetkili savcılık, talimat niteliğindeki bu idari itiraz yazısı üzerine kesinleşmiş memnu hak kararını veren mahkemeye yeniden başvurmuş, Mahkeme aynı gün kesinleşmiş memnu hak kararını geri almış ve memnu hak talebini reddetmiştir. Karar henüz kesinleşmeden, yani itiraz ve temyiz hakkı kullanılmadan hemen YSK’ya bildirimde bulunmuştur. Belediye başkanlığına başvuru yaparken memnu haklarının iadesi konusunda iade kararı veren mahkeme maalesef ki seçimlerin ardından kendi kararlarını geri aldı ve memnu haklarının iadesi kararını ortadan kaldırdı.”

    “ALDIKLARI KARAR HUKUKSUZDUR, HALK İRADESİNİ TANIMAMA KARARIDIR”

    Van İl Seçim Kurulu’nun aldıkları kararın hukuksuz olduğunu söyleyen Güler, “Belediye Eş Başkanı Abdullah Zeydan’ın memnu haklarının iadesini kabul kararını veren aynı mahkeme, aldığı kararı çiğnemiş ve hukuk güvenliği hakkını yok etmiştir. Bu girişim halk iradesini yok sayan bir anlayışın ürünüdür. Gelinen aşamada bugün 02.04.2024 tarihinde Van İl Seçim Kurulu’nun oy çokluğu ile DEM Parti’nin büyük bir farkla kazandığı Van Büyükşehir Belediye Başkanlığı için mazbatayı AK parti adayına verme kararı almıştır. Van İl Seçim Kurulu üyelerinin oy çokluğu ile verdiği karar hukuksuzdur, halk iradesini tanımama kararıdır. Yüksek Seçim Kurulu’nu bu hukuksuzluğa son vermeye ve halkın iradesini tanımaya çağırıyoruz. Bu, yargının araç olarak kullanılarak Abdullah Zeydan’a halkın iradesine ve Van Belediyesi’ne yeni bir kayyum atama şeklidir. Alınan bu yanlış karardan derhal geri dönülmelidir. Van halkının iradesini hiçe sayan bu girişim hukuk dışıdır. Bu konuda öncelikle ana muhalefet partisini ve tüm demokratik kamuoyunu tepki göstermeye davet ediyoruz.” İfadesinde bulundu.

    PİRHA/ADIYAMAN

  • Mersin’de 12 Eylül eylemi: Darbe rejimi hala sürüyor- VİDEO

    Mersin’de 12 Eylül eylemi: Darbe rejimi hala sürüyor- VİDEO

    PİRHA- 12 Eylül Askeri Darbesi’nin 43. yılı nedeniyle Mersin Emek ve Demokrasi Platformu ile Mersin 78’liler Girişimi Derneği tarafından yapılan basın açıklamasında darbe rejiminin hala sürdürüldüğü vurgulandı.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu ile 78’liler Girişimi Derneği, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nin 43. yıl dönümü sebebiyle Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması gerçekleştirdi. Platform bileşenleri ve çok sayıda kitle örgütünün destek verdiği açıklamada Türkiye’nin 12 Eylül’e ilişkin hesap vermesi gerekliliği öne çıkarıldı.

    “12 EYLÜL SİYASAL İSLAM REJİMİNİN YOLUNU AÇTI”

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu Dönem Sözcüsü Nasır Nesanır, “12 Eylül Darbesi’nde yüzbinlerce insan gözaltına alındı, işkence sistemli olarak uygulandı, idamlar yapıldı, milyonlarca insan 12 Eylül’ün izlerini taşıdı. “Türk-İslam sentezi” ile laikliğin tasfiyesinin ve siyasal İslam rejiminin yolu açıldı. 12 Eylül Askeri Darbesi’ne ve onun devamı olan iktidarlara teslim olmadık” şeklinde konuştu.

    78’liler Girişimi Dernek Başkanı Yeşim Dağgeçen ise, 12 Eylül rejiminin son bulmadığını, her yıl katlanarak sürdüğünü dile getirdi. Dağgeçen, “12 Eylül Darbe Anayasası ve Siyasi Partiler Yasası, seçim barajı, YÖK, RTÜK, sendika yasaları ile, 1980-83 döneminde yapılan 600 civarında yasa ve binlerce yönetmelikle sürüyor. İktidarıyla muhalefetiyle siyasetçiler 12 Eylül darbe rejimiyle uzlaştılar” dedi.

    “1980 DARBE YASASI KALDIRILMALI”

    Yeşim Dağgeçen, 1980 darbe anayasasının kaldırılarak yerine demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi ve sosyal bir anayasanın toplumsal bir mutabakat ile yapılmasını talep etti.

    Dağgeçen, “Toplumsal barışın, adaletin, kolektif ve bireysel hak ve özgürlüklerin sağlandığı, baskının ve şiddetin değil özgürlüğün ve eşitliğin olduğu demokratik cumhuriyette yaşamak istiyoruz. Tüm cezaevlerinde yaşanan ve Diyarbakır 5 Nolu Askeri Cezaevi’nin her karesinde yaşanan gerçekliğe bağlı kalarak, büyük insanlık ve ülke için ‘İnsan Hakları Müzesi’ne dönüştürülmesini talep ediyoruz” diyerek sözlerini sonlandırdı.

    PİRHA/ MERSİN

  • Mersin Kadın Platformu 1 Mayıs’taki şiddeti ifşa etti- VİDEO

    Mersin Kadın Platformu 1 Mayıs’taki şiddeti ifşa etti- VİDEO

    PİRHA- Mersin Kadın Platformu, 1 Mayıs’ta DİSK- Genel İş’i protesto eden kadının DİSK üyesi bir erkek tarafından şiddete uğramasını kınadı. Konu ile ilgili harekete geçmeyen Emek ve Demokrasi Platformu’na da tepki gösteren platform, “Şiddet karşısında durduğunu iddia eden, saldıranları koruyan ve aklamaya çalışan hiçbir kurumun emek demokrasi mücadelesinde yeri yoktur” dedi.

    1 Mayıs İşçi Bayramında DİSK’ten istifa eden işçi bir kadın, sendikayı açtığı dövizle protesto etmişti. Bunun üzerine DİSK önlüğü giymiş bir erkek, kadını engellemeye çalışarak şiddet uygulamıştı.

    Mersin Kadın Platformu, DİSK Genel İş ve Mersin Emek ve Demokrasi Platformu’nun şiddete karşı tutumunu eleştiren ve şiddeti kınayan bir açıklama yaptı. ‘Kadınlar baş eğmeyecek’ yazılı pankartın açıldığı açıklamada “Nereden ve kimden gelirse gelsin şiddet şiddettir” mesajı verildi.

    “ŞİDDETE DAİR HİÇBİR ŞEY YAPILMADI”

    Mersin Kadın Platformu adına açıklama metnini okuyan Ayşegül Göçmen, örgütlerde kadın politikalarının hâlâ erkeklerin kontrolünde ve onların çizdiği sınırlar dahilinde yapılabildiğini belirtti.

    Göçmen olaya ve sonrasında yaşanan sürece ilişkin şunları söyledi:

    “1 Mayıs’ta Emek ve Demokrasi Platformu bileşenlerinden Genel-İş Sendikası kortejinde bulunan, aynı zamanda sendikanın önlüğünü üzerinde taşıyan Hakkı Güneş isimli kişinin yönlendirilmesi ile protesto hakkını demokratik yollarla kullanmak isteyen işçi kadın arkadaşımız hedef olarak gösterilip darp edilmişti. Devamında gelişen olayları, şiddetin amasız fakatsız, haklı haksız gibi nedenlerle gerekçelendirilemeyeceği bilinciyle ve farkındalığıyla, ilgili kişi ve kişileri kınıyor, örgütlerin üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirip getirmeyeceklerinin takipçisi olacağımızı kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.

    Zira tarihler 22 Haziran’a varmış lakin neredeyse 1 aydır hiçbir işlem yapılmadığı gibi, önlem yaptırımları bizzat sendika tarafından reddedilmiştir. Mersin Kadın Platformu’nun, Emek Demokrasi Platformu’ndan talep ettiği toplantılar günlerce geçiştirilmiş, Genel-İş’in kovuşturma ilerleyene dek uzaklaştırılması talebi göz önüne alınmamıştır. Üzerine şiddete uğrayan işçi kadın arkadaşımızın uzunca bir süredir Genel-İş Sendikası yönetimi tarafından mobbinge maruz bırakıldığını ve 1 Mayıs’ta gerçekleşen saldırıdan sonra da bu mobbingin artarak devam ettiğini biliyoruz. Şiddet karşısında durduğunu iddia eden, işçi haklarını savunacağı tüzüğünde bile yer alan ancak işçiye saldıranları koruyan ve aklamaya çalışan hiçbir kurumun emek demokrasi mücadelesinde yeri yoktur. Tüm kurumların durduğu noktayı gözden geçirmesi, kadına yönelik şiddeti, hiyerarşiyi, hegemonyayı besleyen, çıkar ilişkilerini koruyan her kurum karşısında tepki göstermesi elzemdir”

    EMEK VE DEMOKRASİ PLATFORMU’NA ELEŞTİRİ

    Konunun Mersin Emek ve Demokrasi Platformu’na da taşındığını ancak buna ilişkin herhangi bir eylemde bulunulmadığını söyleyen Göçmen, “Bu basın açıklamasının sadece Mersin Kadın Platformunun değil aynı zamanda bu ilde kendilerini emeğin ve demokrasinin savunucuları olarak gören kişi, kurum, dernek ve siyasi partiler gibi bileşenlerden oluşan Mersin Emek ve Demokrasi Platformu tarafından yapılmasını bekledik. Bu doğrultuda görüşmeler alıp takvimler oluşturduk. Fakat bugün geldiğimiz noktada görüyoruz ki bu açıklamayı geçte olsa Mersin Kadın Platformu gerçekleştirdi. Lakin hegemonik tavırları sanırım buna müsaade etmedi” şeklinde konuştu.

    “KARŞIT OLDUĞUNA BENZEYENLERLE MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Kadınlar olarak her türlü tacizin, şiddetin ve tahakkümün önünde duracaklarını vurgulayan Göçmen,

    “1 Mayıs günü arkadaşımıza gerçekleştirilen şiddeti asla kabul etmiyoruz. Süreci işletirken kusurlu gördüğümüz her yapıyı ve kişiyi gerekirse ifşa etmekten geri durmayacağız! Kurumsal ilişkilerle, emek mücadelesinden gelen dayanışmayla yürütülebilecek süreci, erillikle ve çıkarla sarmalayan herkesin karşısında duruyoruz. Her yerde sesimizi, dayanışmamızı ve mücadelemizi yükseltmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    MERSİN/ PİRHA

     

     

  • Mersin’de Gezi anması: Karanlık gider Gezi kalır

    Mersin’de Gezi anması: Karanlık gider Gezi kalır

    PİRHA- Gezi direnişinin 10’uncu yıldönümünde basın açıklaması yapan Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, “Demokrasinin yolu Gezi’nin gerçek tarihine sahip çıkmaktan geçiyor” dedi.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri, Özgecan Aslan Barış Meydanında bir araya gelerek Gezi direnişinin yıldönümünde anma gerçekleştirdi. Yapılan basın açıklamasında “2013’ün Haziran’ında Gezi Parkı’ndaki özgürlük ve demokrasi talebiyle ülkemizin geleceğine umut olan tüm kurumları terör, darbe, dış güçlerin oyuncağı gibi asılsız ithamlarla lekelenmek istenen Gezi’nin gerçek tarihine sahip çıkmaya çağırıyoruz” ifadelerine yer verildi.

    GEZİ’DE HAYATINI KAYBEDENLER ANILDI

    Anmada Gezi direnişinde katledilen yurttaşlar için saygı duruşunda bulunuldu. Ardından açıklamayı okuyan platformun dönem sözcüsü Nasır Nesanır, polis şiddetine dikkatleri çekerek, “Gezi’nin haksızlığa, adaletsizliğe, keyfiliğe, dayatmaya, baskıya karşı direnmenin adı olduğu, bir parktan tüm ülkeye ve dünyaya yankılanan kente, doğaya, yaşama sahip çıkanların hep bir ağızdan, bir arada söyledikleri şarkı olduğunu asla unutmayacağız. Ancak bu şarkıyı susturmak için iktidar sahiplerinden güç alan, hukuk ve kural tanımaz polis şiddetinin yaşamlarımızı nasıl kararttığını da unutmayacağız. Onlarca arkadaşımızın gözlerini kaybetmesinin, binlercesinin yaralanmasının, bunun ardından faillerin ve azmettiricilerin cezasız bırakılmasının böylesi bir kural tanımazlıktan beslendiğine şahit olduk. Ethem Sarısülük ile Medeni Yıldırım’ı öldüren polis ve jandarma kurşunlarının, Ali İsmail’e yönelen ölümcül tekmelerin sahiplerinin, Abdullah Cömert’i, Ahmet Atakan’ı, Berkin Elvan’ı yaşamdan koparan biber gazı fişeklerinin, Hasan Ferit’i vuran mafyanın ve Mehmet Ayvalıtaş’ı bizden alan pervasızlığın bu hukuksuzluktan güç aldığını biliyoruz” dedi.

    HÜKÜMETE ÇAĞRI: BİZİ YOK SAYAMAZSINIZ

    Gezi üzerine yalanlar söylendiğini belirten Nesanır, “Henüz dört gün önce sonuçlanan seçimlerde Gezi’nin yarattığı değerlere saldırmasına rağmen yüzde 52 ile seçimleri kazananlara da sesleniyoruz; Biz milyonlarca insanız. Bizi yok sayarak, bizi görmezden gelerek ülkeyi yönetebileceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz” diye belirtti.

    “DEMOKRASİ GEZİ’NİN YANKISIYLA GELECEK”

    Nesanır konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “2013’ün Haziran’ında Gezi Parkı’ndaki o rengarenk dayanışmacı anlayışı sahiplenen tüm yurttaşları, özgürlük ve demokrasi talebiyle ülkemizin geleceğine umut olan tüm kurumları, terör, darbe, dış güçlerin oyuncağı gibi asılsız ithamlarla lekelenmek istenen Gezi’nin gerçek tarihine sahip çıkmaya çağırıyoruz. Çünkü doktorların, gazetecilerin, avukatların, öğrencilerin, akademisyenlerin, ekoloji ve kadın hareketinin, LGBTİ+ların yanında hep birlikte kol kola girip baskılara karşı direnmeye devam etmenin yolu, kısacası demokrasinin yolu Gezi’nin gerçek tarihine sahip çıkmaktan geçiyor. Biliyor ve inanıyoruz ki: Gezi eşitlik, özgürlük, adalet ve demokrasi için bu ülkenin sönmeyecek umududur”

    MERSİN/ PİRHA

  • ‘Mersin, afet bölgesi ilan edilsin’-VİDEO

    ‘Mersin, afet bölgesi ilan edilsin’-VİDEO

    PİRHA- Maraş Elbistan ve Pazarcık merkezli yaşanan deprem felaketi sonrası Mersin’e yoğun göç yaşanırken, Mersin Emek ve Demokrasi Platformu kentin afet bölgesi ilan edilmesi çağrısında bulundu.

    Maraş Elbistan ve Pazarcık merkezli yaşanan deprem felaketinde 13.5 milyon yurttaş etkilenirken, onbinlerce yurttaş hayatını kaybetti ve 100 bini aşkın yurttaş da yaralandı. Mersin, Ankara, Antalya gibi kentlere büyük göç yaşanırken, deprem bölgesinde kalan yurttaşların gıda, barınam ve hijyen koşulları sağlanabilmiş değil.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu da deprem felaketine ilişkin basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısına HDP, CHP ve demokratik kitle örgütü temsilcileri katılırken, açıklama BES Şube Başkanı Murat Doğan tarafından okundu.

    Mersin Emek ve Demokrasi platformu olarak daha önce, deprem öncesi tedbirleri almayan ve deprem sonrasında da anında müdahalede bulunmayarak sınıfta kalan iktidara seslendiklerini ifade eden Doğan, Mersin’in gerek konumu bakımından deprem bölgesi dışında olması gerekse deprem bölgesine yakınlığı ve akraba ilişkilerinden dolayı depremzedelerin en fazla tercih etmiş oldukları il olduğunu belirtip, yetkililerin yapmış olduğu son açıklamalara göre yaklaşık olarak 350-400 bin depremzedenin Mersin’e göç ettiğini ifade etti.

    “GENEL BÜTÇEDEN DAHA FAZLA ÖDENEK AYRILMASI ZORUNLULUK HALİNE GELMİŞTİR”

    Mersin halkının depremzedelere ilk günden itibaren kapılarını açtığını ve imkanlarını seferber ettiğini aktaran Doğan, “Ancak, afet sonrası göç dalgasına hazırlıksız olan kentimiz barınma, sağlık, eğitim, alt yapı ve ulaşım başta olmak üzere gelen depremzedelerin ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalmaktadır. Kentimizde ikamet eden 2 milyon 700 bin vatandaşımızın ihtiyaçlarının sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde karşılanması yerel yönetimlerin imkanlarını aşmaktadır. Dolayısıyla, kentimiz “Sosyal Afet” bölgesine dönüşmeden, depremzede vatandaşlarımızın göçüyle ortaya çıkan ihtiyaçların sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde karşılanabilmesi ve kentin daha dirençli hale gelmesi için İlimizin “Özel Bir Destek/Statü Kapsamına” alınması ve genel bütçeden daha fazla ödenek ayrılması zorunluluk haline gelmiştir” dedi.

    Bugüne kadar kentin ihtiyaçları doğrultusunda yerel yönetimlerce hazırlanıp merkezi idareye sunulan projeler derhal onanmalı, merkezi bütçeden Mersin’e ayrılan ödeneklerin 2 milyon 700 bin nüfus üzerinden hesaplanarak gönderilmesi çağrısında bulunan Doğan, Belediyeler koordinatörlüğünde Afet Yönetimi Strateji Eylem Planı çalışmalarına zaman yitirilmeden derhal başlanması gerektiğini belirtti.

    “TEDBİR ALMAYANLAR SORUMLU OLACAKTIR”

    Mersin’deki yapı stoku zaman geçirilmeden denetlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması gerektiğini vurgulayan Doğan, şöyle devam etti:

    “Deprem bölgesinde güvenli barınma ve yaşam koşulları derhal sağlanmalı, kendi illerinde yaşamak isteyen bütün depremzedeler için yeterli ekonomik ve sosyal koşullar oluşturulmalıdır. Buradan Mersin’de yaşayan halka, siyasi partilere, sivil toplum ve demokratik kitle örgütlerine bu talepleri sahiplenmeye ve çaba harcamaya; İktidarı ise kentimizin mevcut konumunu dikkate alarak gerekli tedbirleri derhal almaya çağırıyoruz. Alınmayan tedbirler sonucu oluşacak her olumsuzlukta tedbir almayanların sorumlu olacağını bugünden belirtiyoruz.”

    Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Doğan, deprem sonrası ev sahiplerinin kiraları arttırmalarını kabul etmediklerini dile getirerek, artış yapanlar hakkında gerekli işlemlerin hızlıca yapılması çağrısında bulundu.

    PİRHA/MERSİN

     

  • Dersim Emek ve Demokrasi Platformu: Ali Ekber Yurt, tetikçilik ve yalakalık yapıyor

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu: Ali Ekber Yurt, tetikçilik ve yalakalık yapıyor

    PİRHA- Aydınlık Gazetesi’ne röportaj veren Tunceli Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt, Dersim Emek ve Demokrasi Platformu’nu hedef göstermişti. Konuya ilişkin açıklama yapan platform, “Ali Ekber Yurt ve temsil ettiği anlayış ‘makam ve mevki’ için bugüne kadar olduğu gibi hedef göstermekten ‘yalakalık’ yapmaktan vazgeçmiyor” dedi.

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Dersim’e gelişini protesto etmiş ve Alevilerin en temel taleplerine dahi kulaklarını kapatan bu kurumun derhal kapatılması çağrısını yinelemişti.

    Bunun üzerine Tunceli Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt, Aydınlık Gazetesi’ne röportaj vererek Diyanet’i, kendisini ve beraberindeki insanları aklamaya çalışarak, Dersim Emek ve Demokrasi Platformu’nu, hedef gösterdi.

    Platform, konuya ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

    “ALEVİLERİN SORUNLARI APAÇIK ORTADA”

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Tetikçi sözde gazete ile hedefe koymaya çalışan Yurt, Diyanet İşleri Başkanı ile yaptıkları görüşmeye dair ‘Sorunlarımızın çözümüne müdahil olmalarını istedik’ demiştir. Alevilerin sorunları apaçık ortadadır. Peki, iktidar bu sorunlar karşısında nasıl bir tutum takınmıştır? Ali Ekber Yurt unutturmaya çalışıyor olsa da biz hatırlatalım:

    Yıl 2005; Cem Vakfı başbakanlığa başvurarak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Alevi ve diğer inançları da kapsayacak şekilde kamu hizmeti vermemesinden şikâyetçi olmuş; Aleviliğe hukuksal statü, cemevlerinin ibadethane olarak tanınması, cemevi inşası, cemevlerinin işleyişi için kamusal fon öngörülmesi ve Alevi dedelerine devlet memuru statüsü kazandırılması taleplerini istemişti. Tüm bu talepler 19 Ağustos 2005’de doğrudan Başbakanlık tarafından reddedilmişti!

    2007 yılında ‘Alevi Açılımı’ yaptılar, 2008 yılında alevi kurumları ile bir araya geldiği bir toplantıda bizzat Erdoğan ‘Cemevleri ile ilgili şahsıma ulaşmış bir talep yok. Ulaştığında da biz bunlara uzak kalmayız, değerlendiririz.  Anayasa ve yasalar içerisinde yapılabilecek bir şey varsa, gerekli adımları atarız’ demişti.

    “CEMEVİNE ‘UCUBE’ DEMİŞTİ”

    Peki attı mı adımları? Atmadığı gibi 2012 yılında katıldığı bir televizyon programında Karacaahmet Mezarlığı yanındaki cemeviyle ilgili olarak ‘O cemevi bir ucube olarak yapıldı orada. Hala kaçaktır. Ruhsatı yoktur. Karacaahmet Türbesi’nin yanında ucube olarak durur’ diye konuştu Erdoğan!

    Erdoğan, Sivas katliamı davasında ‘zamanaşımı’ kararı verilmesine ‘Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun’ dedi. Yetmediği gibi Sivas Katliamı sanıklarına avukatlık yapanlar AKP’de vekil oldu. Hükümette bakanlıklar verildi. Hala AKP’de çeşitli görevlerde bulunmaya devam ediyorlar!

    Aynı Erdoğan 2013 yılında ‘Cemevleri ibadethane değil. İslam’da tek ibadethane vardır, cami. Cemevleri kültür evleridir’ dedi!

    2014 yılında ‘Alevi kardeşlerim cemevine ibadethane diyorsa, benim itirazım olmaz. Ama şahsi görüşüm, böyle bir yasal statü İslamiyet’te bölünmeye sebep olur’ dedi. Aynı yılın Mayıs ayında ‘cemevlerinin hukuki statüsü tartışılırken’ cenaze için Okmeydanı Cemevine gelen Uğur Kurt polis kurşunu ile vuruldu ve hayatını kaybetti! Uğur Kurt’u bir kez daha bu açıklama vesilesiyle anıyoruz…

    “YARGI KARARLARI UYGULANMIYOR”

    2015 yılında yine bir seçim arifesinde Erdoğan, Almanya’da katıldığı Gençlik Buluşması’nda gerçekleştirdiği konuşmasında, ‘Eğer Alevilik, Hazreti Ali’yi sevmekse benden daha Alevi’si olamaz. Ama yok. Alevilik bir dinse, orada Tayyip Erdoğan yok. Onu ‘Alisiz Aleviler’ düşünsün’ dedi.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2016 yılında Türkiye’de Alevilerin din özgürlüğü haklarının ihlal edildiğine ve kendilerine dini planda ayrımcılık yapıldığına hükmetti. AİHM kararı üzerine cemevlerine yasal statü tanınmasını öngören yasa tasarıları mecliste AKP’li vekiller tarafından reddedildi.

    Erdoğan 24 Haziran 2018 baskın seçimi için partisinin seçim beyannamesini açıklarken, ‘Demokrasimizi geliştirmeye devam edeceğiz, demokrasiyi bir üst lige çıkaracağız. Cemevlerine hukuki statü sağlayacağız’ dedi.

     “ALİ EKBER YURT, AKP’YE YALAKALIK YAPIYOR”

    AKP’li yetkililerin Aleviler için söylediklerini kitaplara bile sığdırmak mümkün değil! Ancak Ali Ekber Yurt ve temsil ettiği anlayış ‘makam ve mevki’ için bugüne kadar olduğu gibi hedef göstermekten ‘yalakalık’ yapmaktan vazgeçmemiştir. Yine kısa bir zaman önce asimilasyon merkezlerini aklamak için konuşan Ali Ekber Yurt, ‘Tunceli’de asimilasyon cemaat ve tarikatlar eliyle değil de sol marjinal yapılar tarafından yapılıyor. Tunceli toplumuna en büyük zararları bunlar verdi’ deme haddini dahi kendinde bulmuştur. Devrimcilerin ödediği bedellere dair konuşmak Ali Ekber Yurt’un haddi değildir! Bunu da bir kez daha buradan belirtmiş olalım!

    Sonuç olarak; Malatya’da, Maraş’ta, Adıyaman’da, ve daha birçok kentte Alevi ailelerin evleri işaretlenmemiş gibi,

    Bizzat Diyanet İşleri Başkanı tarafından şeriat çağrıları yapılmamış gibi,

    Bir siyasi partinin lideri seçim meydanlarında Alevi olduğu için yuhalatılmamış gibi,

    Cemevlerine cümbüş evi denilmemiş gibi,

    Dersim’de alevi köylerine camiler inşa edilmemiş gibi davranmaya devam etsin Ali Ekber Yurt!

    “ALEVİLERİN ASİMİLE EDİLMESİNE KARŞI DURMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Sözde gazete Aydınlık ve tek adam iktidarının temsilcileri gibi ‘terör’ söyleminin arkasına sığınmaya devam etsin Ali Ekber Yurt!

    Biz Ali Ekber Yurt gibilerini ezelden beridir tanırız; kendi rantlarını, makamlarını, çıkarlarını korumak için yapmayacakları şey yoktur. Hatırlanırsa Ali Ekber Yurt ‘söz uçar yazı kalır’ misali yeğenini işe aldırmak için dönemin başbakanına mail atarak avuç açmış, yalvarmış, muhbirlik yapmaktan geri durmamıştı.

    Biz Dersim Emek ve Demokrasi Platformu olarak Alevilerin asimilasyon merkezlerine mecbur bırakılmasına ve onların temsilcileri eliyle asimile edilmesine karşı durmaya devam edeceğiz!”

    PİRHA/DERSİM

     

  • ‘Atatürk Parkı halkındır, rant uğruna heba edilmesine izin vermeyeceğiz’

    ‘Atatürk Parkı halkındır, rant uğruna heba edilmesine izin vermeyeceğiz’

    PİRHA- Atatürk Parkında yapılacak liman genişletme projesinin durdurulması çağrısında bulunan Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, “Atatürk Parkı halkındır. Hukuksuz bir şekilde rant uğruna heba edilmesine izin vermeyeceğiz. Mersin halkını Atatürk Parkına sahip çıkmaya davet ediyoruz” dedi.

    Mersin Emek Ve Demokrasi Platformu Dönem Sözcüsü BES Şube Başkanı Murat Doğan, tarafından açıklamada, Mersin’de bulunan yeşil alanlara son zamanlarda saldırının arttığını belirterek, “Mersin Uluslararası Liman İşletmeciliği Anonim Şirketi olan MIP A.Ş’nin mevcut limanın Atatürk Parkına doğru genişletme çalışmalarını başlatmış olması hukuksuzdur ve kent yaşamına bir saldırı olup, Atatürk Parkının yok olmasına neden olacaktır” dedi.

    “LİMAN GENİŞLETME İŞLEMİ KAMU YARARI İLKESİNE AYKIRIDIR”

    Atatürk Parkında yapılacak liman genişletme çalışmalarının zamanla Atatürk Parkının tümünün MIP A.Ş tarafından işgal edileceği ve Atatürk Parkının tamamen konteynerlerle dolacağı ve yapılacak olan dolgu alanı bilimselliğe aykırı olup kent yaşamına ciddi zararlar vereceği açık olduğunun altını çizen Doğan, şirket yararı gözetilerek yapılacak olan liman genişletme işlemi planlama ilkelerine ve kamu yararı ilkesine aykırı olduğunu söyledi.

    “ATATÜRK PARKI HALKINDIR”

    Doğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Mersinin simgesi olan Atatürk Parkı kentimizin akciğerleri olup, halkın sosyal olarak nefes aldığı bir alandır.  Atatürk Parkı düzenlendiği günden bugüne kadar halkın kullanımında olmuştur. Liman genişletme çalışmaları Atatürk Parkının halk tarafından kullanımını engelleyecektir.

    Planlanan Liman genişletme projesinin inşaatı ve işletmesi sırasında Kentimize ve halk sağlığına zarar verecektir. Yapımı bilimsellikten uzak, hukuksuz ve antidemokratik olan bu projeye Mersin halkı karşıdır. ‘Atatürk Parkında Liman Genişletme Projesi’ alanında mevcut liman kapasitesinin % 50 oranında artış sağlayacak olması, ayrıca proje için denizde dip taraması ve dolgu alanının yapılacak olması deniz kirliğinin oluşmasına, ekosistemin bozulmasına, Şehir merkezinde trafik yükünün artmasına, hava kirliliğinin oluşmasına kıyıların herkes tarafından eşit ve serbest olarak kullanım hakkının ihlal edilmesine ve kamu yararı ilkesine aykırı olacağı ortadadır.”

    Devam eden hukuksal sürecin doğadan ve halktan yana olması çağrısında bulunan Doğan, “Atatürk Parkı halkındır. Hukuksuz bir şekilde rant uğruna heba edilmesine izin vermeyeceğiz. Mersin halkını Atatürk Parkına sahip çıkmaya davet ediyoruz” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/MERSİN

  • ‘Nükleer karşıtları değil, ülkemizi nükleer çöplük yapmak isteyenler yargılansın’-VİDEO

    ‘Nükleer karşıtları değil, ülkemizi nükleer çöplük yapmak isteyenler yargılansın’-VİDEO

    PİRHA- Akkuyu Nükleer Santrali’ne karşı yapmak istedikleri eylemden kaynaklı yargılanacak 17 NKP üyesine destek açıklaması düzenleyen Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, yargılamanın durdurulmasını isteyerek, iktidara, “yaşamı, doğayı, ekolojik dengeyi bozanların, ülkemizi nükleer çöplük yapmak isteyenlerin, suyu, havayı kirletenlerin, ülkeyi betona boğanların yargılanması” çağrısında bulundu.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, nükleer felakete ilişkin Akkuyu’da yapılan açıklama nedeniyle Nükleer Karşıtı Platformu (NKP) üyeleri hakkında açılan dava dolayısıyla Mersin Eğitim Sen’de basın toplantısı düzenledi.

    Platform adına açıklamayı dönem sözcüsü Mersin Tabip Odası Başkanı Mehmet Antmen, okudu.

    Mersin NKP aktivistleri, Fukuşima’da meydana gelen nükleer felaketin 10. yılında yaptıkları bir etkinlik nedeniyle yargılandıklarını belirten Antmen, savcılığın davayı, bu etkinliği engelleyenlere değil, NKP aktivistlerine karşı açtığına dikkat çekerek, “bunun kabul edilemez” olduğunu söyledi.

    “ÜLKEMİZİ BETONA BOĞANLARIN YARGILANMALI”

    Antmen, Emek ve Demokrasi Platformu olarak, iktidara ve ilgili mahkemeye, “yargılama olacaksa, yaşamı, doğayı, ekolojik dengeyi bozanların, ülkemizi nükleer çöplük yapmak isteyenlerin, suyumuzu, havamızı kirletenlerin, ülkemizi betona boğanların yargılanmalı” çağrısında bulundukları ifade etti.

    “NÜKLEER KARŞITLARI YARGILANAMAZ!”

    25 Ekim 2021 Pazartesi, saat 10.00’da Mersin Adliyesi’ndeki duruşmaya katılım çağrısında bulunan Antmen, “NKP aktivistlerinin yanında olacağımızı ve onlarla birlikte ‘Nükleer karşıtları yargılanamaz!’ diye haykıracağımızı kamuoyunun bilgilerine sunuyoruz” ifadelerine yer verdi.

    Diren KESER/MERSİN

  • Mersin’de 6-7 Eylül Pogromu açıklaması: Acı tarihimizden ders almalıyız-VİDEO

    Mersin’de 6-7 Eylül Pogromu açıklaması: Acı tarihimizden ders almalıyız-VİDEO

    PİRHA- 66. yılında ‘6-7 Eylül Olayları’na dair açıklama yapan Mersin Emek Ve Demokrasi Platformu, “66 yıl öncesine bakıldığında bugünkü politikaların o gün de geçerli olduğu ve iktidarların muhalefeti baskı altına almak için her yolu mubah gördüğü bir yol izlenmiştir. Bu acı tarihimizden ders almamız ve günümüzde bu tür acı olayların yaşanmaması için demokrasi dışında bir seçeneğimiz yoktur” dedi.

    Mersin Emek Ve Demokrasi Platformu, 66. yılında ‘6-7 Eylül Olayları’na dair İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesinden açıklama yaptı.

    Platform dönem sözcüsü Mersin Tabip Odası başkanı Dr. Mehmet Antmen tarafından yapılan açıklamada, 6-7 Eylül olaylarının 1988-1990 yılları arasında MGK genel sekreterliği yapan Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu’nun itiraf ettiği gibi derin devletin birlikte yürüttüğü bir organizasyon olarak yaşama geçirildiğini belirtti.

    “İKTİDARLAR MUHALEFETİ BASKI ALTINA ALMAK İÇİN HER YOLU MUBAH GÖRÜYOR”

    66 yıl öncesine bakıldığında daha sonra meydana gelen Maraş, Sivas, Çorum olaylarının, 6-7 Eylül’den 40 yıl önce gerçekleştirilen Ermeni katliamının da benzer nedenlerle bizzat devlet tarafından organize edildiğini ama her seferinde devletin kendisini aklamaya ve suçu bir başka odağa yüklemeye çalıştığına dikkat çeken Antmen, şunları ifade etti:

    “6-7 Eylül olaylarında da Demokrat Parti iktidarının tezgahları sonucunda komünistler suçlanmış, aralarında Aziz Nesin, Nihat Sargın, Kemal Tahir, Asım Bezirci, Hasan İzzettin Dinamo ve Hulusi Dosdoğru’nun bulunduğu yaşayan fişlenmiş komünistler ile ölmüş dört komünist hakkında dava açılmıştır. Dava beraatle sonuçlanmış ve tutukluların çoğu Aralık 1955’te serbest bırakılmıştır. 1956 yılında muhalefeti baskı altına almak için Basın ve Toplantı Yasası’na getirilen kısıtlamalar da büyük ölçüde 6-7 Eylül olaylarıyla gerekçelendirilmiştir. Yani 66 yıl öncesine bakıldığında bugünkü politikaların o gün de geçerli olduğu ve iktidarların muhalefeti baskı altına almak için her yolu mubah gördüğü bir yol izlenmiştir.”

    “BU ACI TARİHİMİZDEN DERS ALMAYIZ”

    Antmen, 6-7 Eylül’de yaşanan acıların benzerinin hep yaşandığını ve yaşanmaya da devam ettiğini aktararak, “İktidara gelen hükümetlerin insan hakları, demokrasi, özgürlük, eşitlik ve bir arada yaşam ilkelerine inanmamaları, iktidara gelene değin demokrasi havarisi kesilmelerine rağmen iktidar olduktan sonra bu iktidarı kaybetmemek için her türlü anti demokratik yöntemi uyguladıkları, kendisi gibi düşünmeyen tüm muhalifleri düşman, vatan haini olarak ilan eden anlayışlarının sonucudur” dedi.

    66 yıl önce yaşananlardan ve sonrasında tekrarlanan katliamlardan ne kadar ders aldığının çok önemli olduğunu vurgulayan Antmen, “Bu acı tarihimizden ders almamız ve günümüzde bu tür acı olayların yaşanmaması için demokrasi dışında bir seçeneğimiz olmadığını, bu anlamda özgür ve demokratik bir Türkiye mücadelemize devam edeceğimizi kamuoyunun bilgilerine sunuyoruz” ifadelerine yer verdi.

    MERSİN/ PİRHA

  • Çorum Katliamı’nda yaşamını yitiren Ahmet Doğan mezarı başında anıldı

    Çorum Katliamı’nda yaşamını yitiren Ahmet Doğan mezarı başında anıldı

    PİRHA- Çorum Emek ve Demokrasi Platformu, Çorum’da 41 yıl önce yaşanan katliamda yaşamını yitiren Ahmet Doğan’ı mezarı başında andı. Anmada platform adına Şahin Dede tarafından yapılan açıklamada, “41 yıl önce Çorum’da gerçekleşen katliam son derece planlı ve organize bir olaydır. Bizler Çorum Katliamı dava dosyasının tekrar açılmasını ve yargılamaların yapılmasını, bu acılar unutulmasın diye Çorum Kadeş Barış Meydanı’nda anıtlaştırılmasını istemeye devam edeceğiz” denildi.

    Çorum Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri 1980 Çorum Katliamı’nda yaşamını yitiren Ahmet Doğan’ı mezarı başında andı. Mezar başında yapılan anmada Platform adına Şahin Dede tarafından yapılan açıklamada, Çorum Katliamı’nda yaşamını yitiren Ahmet Doğan’ın ölümünün doğal şekilde olmadığı, işkenceyle vahşice katledildiği hatırlatıldı.

    Çorum Katliamı’nın planlı ve organize bir saldırı olduğu vurgulanan açıklamada; “Ahmet Doğan’ın hayatını kaybetmesine neden olan vahşetin bir ya da birkaç insanın caniliğine bağlamak olanaklı değildir. 41 yıl önce Çorum’da gerçekleşen saldırıda 57 masum öldürüldü ve daha fazla ölümün olmaması birlikte bir karşı koyuşla sağlandı. Olaylar incelendiğinde yapılanlar son derece planlı, organize vakalar.

    “TRT KIŞKIRTICILIK YAPMIŞTIR”

    Olaylar başlamadan önce Çorum Emniyet Müdürü, İl Milli Eğitim Müdürü, Çorum Valisi gibi üst düzey yöneticilerin değiştirilmiş yerlerine yenileri atanmıştır. Onlarca polis memurunun yerleri değiştirilmiştir. Amerikan büyük elçiliğinde görevli Robert Alexander Peck Çorum, Amasya, Tokat gibi illeri gezmiş çeşitli kurumlarla görüşmeler gerçekleştirmiştir. 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nda “Müslüman namusuna sahip çık” bildirileri dağıtılmıştır. TRT olaylar sırasında hiç yaşanmadığı halde Çorum Alaaddin Camisine patlayıcı madde atıldığı, caminin ateşe verildiği gibi haberleri aralıklarla vererek adeta olayın kışkırtıcılığını yapmıştır” denildi.

    “KİRLİ PLANLARIN DEŞİFRE EDİLMESİ SON DERECE ÖNEMLİ”

    Bir takım kirli ellerce planlanan olaylar neticesinde binlerce yıldır bu topraklarda kardeşçe yaşamış insanlar arasına suni ayrılık tohumlarının ekildiği belirtilen açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Bu kirli planların amacına ulaşmadığını iddia etmek şu koşulda fazlaca iyimserlik olacaktır. O yüzden bu kirli ellerin deşifre edilmesi, ortaya konulan kirli planlamaların hatırlanması, sorgulanması, dersler çıkarılması, yenilerinin bir daha yaşanmaması için son derece önemlidir. Yaşanan katliamların soruşturulması, faillerinin yargılanmasını istemek, yaşanan olayların unutulmaması için faaliyetlerde bulunmak elbette benzer katliamların tekrar yaşanmasının önüne geçecektir. Bu çerçevede yapılan anmalar son derece önemlidir. Bir takım çevrelerin bu anmaları yaraların tekrar kanatılması olarak nitelemesi, yaşananların halı altına süpürülerek unutulması bu olayların ortaya çıkmasına neden olanların emellerine ulaşmasına katkı sunmaktan başka bir şey ifade etmeyecektir.”

    Çorum Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri yaptıkları açıklamada, “1980 Çorum Katliamı ve benzerlerinin bir daha yaşanmaması için barışı, kardeşliği, huzuru, adaleti, özgürlüğü, demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz. Bizler Çorum Katliamı dava dosyasının tekrar açılmasını ve yargılamaların yapılmasını istemeye devam edeceğiz. Bu acılar unutulmasın diye Çorum Kadeş Barış Meydanı’nda anıtlaştırılmasını istemeye devam edeceğiz. Katliamda hayatını kaybeden Ahmet Doğan ve tüm canlarımızın anıları önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ÇORUM

  • Mersin’de hükümete çağrı: Demokrasi düşmanı adımlarınızdan vazgeçin!-VİDEO

    Mersin’de hükümete çağrı: Demokrasi düşmanı adımlarınızdan vazgeçin!-VİDEO

    PİRHA- Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, HDP’nin kapatılma davasına, İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesine ve HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesine tepki gösterdi. Hükümetin demokrasi düşmanı adımlarından vazgeçmesi çağrısı yapan platform, “HDP’nin ve Gergerlioğlu’nun yanında olacağız, İstanbul Sözleşmesini savunacağız” dedi. 

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, HDP’nin kapatılma davasına, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Kararnamesiyle İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine ve HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesine dair basın açıklaması yaptı.

    Özgür Çocuk Parkı’nda gerçekleştirilen eylemde platform adına basın metnini Mersin Tabip Odası Başkanı Mehmet Antmen okudu.

    Antmen, HDP’nin kapatılması için harekete geçilmesi, HDP milletvekili ve insan hakları aktivisti Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun hukuk dışı bir yolla milletvekilliğini düşürülmesi, gece yarısı KHK’sı ile İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi gibi kararlarla, AKP iktidarının iki hafta önce açıkladığı ‘İnsan Hakları Eylem Planı’ sonrası, kafasındaki demokrasi ve insan hakları anlayışına yönelik adımları teker teker attığını belirtti.

    “DEMOKRASİ DÜŞMANI ADIMLARINIZDAN VAZGEÇİN”

    HDP’ye yönelik kapatma davası bir arada yaşam zeminlerini tahrip etmeye, toplumu etnik temelde bölmeye hizmet edeceğinin altını çizen Antmen, “AKP ve MHP kendi bekaları için, ülkeyi böyle bir yangının içine atmaktan çekinmemiştir. Bilinmeli ki onlarca yıldır şiddet ve baskı ile sürdürülen politikalar nasıl sonuçsuz kaldıysa bu kararlarla da seçmen iradesini engelleyemeyecektir. Bu hukuk ve demokrasi dışı girişim karşısında, HDP’nin ve Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun yanında olacağız, demokrasiyi, özgürlükleri, hukuku savunmaya devam edeceğiz” dedi.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ HEPİMİZİNDİR VAZGEÇMİYORUZ”

    Bir gece kararnamesiyle, cumhurbaşkanının imzasıyla İstanbul Sözleşmesi’nden hukuksuzca çıkıldığının duyurulmasına da tepki gösteren Antmen, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kadına yönelik şiddeti bitirme sözü daha hafızalarda tazeyken İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararı AKP iktidarının ve siyasal İslamcı gericiliğin kadına yönelik şiddeti bitirmeyi bırakalım ancak sorumlusu olabileceğini bir kez daha göstermiştir. Milyonların artık sırtında istemediği iktidar köşeye sıkıştıkça saldırganlaşıyor ve her gün bir hakkımıza saldırıyor. Ancak unutulmasın ki kadınların yaşamlarının yanında tek adamın koltuk sevdası bir hiçtir. Söyledik, yine söylüyoruz İstanbul Sözleşmesi hepimizindir vazgeçmiyoruz. Bütün kadınları ve LGBTİ+’ları yaşamlarını hedef alan bu saldırı karşısında İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmaya çağırıyoruz.”

    Diren KESER/MERSİN