PİRHA- Ensar Vakfı’nın Mersin’de düzenleyeceğini duyurduğu “Sana Emanet” başlıklı yarışmaya tepki gösteren Mersin Eğitim-Sen, “Okullarımızı; tarikatların, vakıfların ve cemaatlerin operasyon alanı yaptırmayacağız. Velilerimizi, çocuklarını bu tür “yarışma” adı altındaki ideolojik faaliyetlerden uzak tutmaya; tüm kamuoyunu ise çocuklarının eğitim hakkına sahip çıkmaya davet ediyoruz” çağrısında bulundu.
Okullardaki dinci-gerici vakıf ve derneklerin faaliyetleri artarak devam ediyor. Ensar Vakfı, Mersin’de okullarda “Sana Emanet” başlığı altında yarışma düzenleneceğini duyurdu. 6. 7. 9. ve 10. sınıf öğrencilerine yönelik düzenlenen yarışmalara Mersin Eğitim-Sen’den tepki gecikmedi.
Eğitim-Sen Mersin Şubesi okullarda “Sana Emanet” başlığı altında, Ensar Vakfı gibi yapılar aracılığıyla yürütülen “bilgi yarışması” ve benzeri faaliyetlere karşı tepki ve uyarılarını yazılı açıklama ile dile getirdi.
“Bu bir yarışma değil, eğitimi teslim etme protokolüdür!” denilen açıklamada, “Okullarımızda 6. 7. 9. Ve 10. sınıf öğrencilerine yönelik düzenlenen bu yarışmalar, basit birer kültürel etkinlik değildir. Bu faaliyetler, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) anayasal görevini; pedagojik formasyonu olmayan, laik eğitimle sorunu olan vakıf ve derneklere devretmesi anlamına gelmektedir. MEB’in asli görevi, okulları vakıfların faaliyet sahasına dönüştürmek değil, bilimsel eğitim vermektir!” denildi.
“MİLYONLUK ÖDÜLLERLE ÇOCUKLAR İSTİSMAR EDİLİYOR!”
Paylaşılan afişlerde 1.500.000 TL’ye varan nakdi ödüllerin ön plana çıkarılması, eğitimin ruhuna ve çocuk psikolojisine aykırı olduğu belirtilen açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:
“Manevi değerlerin para ödülleriyle pazarlanması, çocukların saf duygularının istismar edilmesidir. Eğitim-Sen olarak soruyoruz: Bu devasa bütçelerin kaynağı nedir? Bu paralar neden okulun fiziksel eksikleri veya öğrencilerin ihtiyaçları için değil de, bu vakıfların propaganda çalışmaları için harcanmaktadır?
Okul Koridorlarında Vakıf Görevlisi İstemiyoruz!
Okullarımızda eğitim verme yetkisi sadece formasyon sahibi öğretmenlerdedir. Dışarıdan dayatılan “40 Derste Sahabe” gibi içeriklerin ve vakıf temsilcilerinin okullara girmesi, bilimsel ve laik eğitim anlayışına doğrudan bir müdahaledir. Çocuklarımızın düşünsel gelişimi, denetlenmeyen bu yapıların ideolojik ajandalarına terk edilemez!
Eğitim Yöneticilerini Uyarıyoruz!
Okul idarecilerini ve öğretmenleri, bir vakfın sekreteri veya temsilcisi gibi çalışmaya zorlayan bu anlayışı reddediyoruz. Mersin İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri, okulları cemaat ve tarikat uzantılarının arka bahçesi haline getiren bu protokollerden elini çekmelidir. Bu uygulamalara göz yuman her yönetici, anayasal suç işlemekte ve laik eğitim ilkesini çiğnemektedir.”
“Eğitim-Sen olarak bu karanlık kuşatmaya karşı sessiz kalmayacağız!” denilen açıklamada, “Okullarımızı; tarikatların, vakıfların ve cemaatlerin operasyon alanı yaptırmayacağız. Velilerimizi, çocuklarını bu tür “yarışma” adı altındaki ideolojik faaliyetlerden uzak tutmaya; tüm kamuoyunu ise çocuklarının eğitim hakkına sahip çıkmaya davet ediyoruz. Çocuklarımızı karanlığa, okullarımızı tarikatlara, cemaatlere ve vakıflara teslim etmeyeceğiz!” ifadelerine yer verildi.
PİRHA – MEB, eğitimde din olgusunun arttırılması konusunda yeni bir karara imza attı. Ensar Vakfı aracılığı ile okullarda yarışma düzenleme kararı alan MEB, detayları ilgili birimlerle paylaştı. Eğitim Sen ise itirazını dile getirerek, “MEB’in görevi dini dernek ve vakıfların okullardaki faaliyetlerini organize etmek değil, eğitimin yapısal sorunlarına kalıcı çözümler üretmektir” dedi.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Millî Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) dini dernek ve vakıflarla yapmış olduğu protokollere bir kez daha dikkat çekti. Okulların dini etkinlik ve faaliyetlerin mekanları haline getirildiğini belirten Eğitim Sen, konuyla ilgili yazılı açıklama yaptı.
DİNCİ ÖRGÜTLERDEN YENİ PROJE!
Eğitim Sen, Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere, dini vakıf ve cemaatler eliyle okullarda yürütülen ÇEDES ve benzeri uygulamalara son verilmesi gerektiğini vurguladı. Dinci grupların önceki yıllardaki faaliyetlerini hatırlatan Eğitim Sen, şu açıklamayı paylaştı:
“MEB, 7 yıl önce Karaman’da 9-10 yaşında 45 çocuğun cinsel istismara uğradığı skandala adı karışan ve sanıkların 508 yıl hapis cezasına çarptırıldığı Ensar Vakfı’na ülke genelinde tüm ortaokul ve lise öğrencilerine yönelik olarak “Sana Emanet” başlıklı bir bilgi yarışması düzenleme izni vermiştir.
Ensar Vakfı’nın “Sana Emanet” adlı yarışmasına katılacak olan öğrenci ve öğretmenlere öncelikle vakfa ait Ensar Yayınevi’nce bastırılan, “40 Derste Hadis” ve “40 Derste Kuran-ı Kerim” kitapları okutulması amaçlanmaktadır. Ensar Vakfı, ortaokul ve liselerin katılacağı “Sana Emanet” yarışmasının amacıyla ilgili olarak; “Ortaokulda seçmeli, ‘Peygamberimizin Hayatı’ dersini daha etkili hale getirmek. Siyer dersine ilgiyi artırmak. Hz. Peygamber’in güzel ahlakının tanınmasını sağlamak. Peygamberin güzel ahlakının öğrencilerde erdemli davranışlara dönüşmesini sağlamak. Öğrencilerde kitap okuma alışkanlığını arttırmak. Kuran-ı Kerim derslerini etkili bir şekilde öğretmek” olarak ifade etmiştir.
Yarışmaya Türkiye’deki tüm resmi ve özel ortaokulların 6. ve 7. sınıf öğrencileri ile lise 9. ve 10. sınıf öğrencileri ile imam hatip liseleri hazırlık sınıfları katılacaktır. Dereceye girecek 608 öğrenciye 681 bin TL, 36 öğretmen ve müdüre 114 bin TL olmak üzere toplamda 795 bin TL para ödülü dağıtılacağı açıklanmıştır.
Millî Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) çeşitli dini vakıf ve derneklerle “iş birliği” protokolleri yapılmakta, okullarda MEB onaylı yarışmalar düzenlenmektedir. Bunun son örneği Ensar Vakfı’nın “Sana Emanet” adılı yarışmasıdır ve söz konusu yarışma için bütün ortaokul ve liselere yazı gönderilmiştir. Yarışmanın toplam ödül değeri 795 bin olarak duyurulurken, okunacak kitaplar Ensar Vakfı’nca basılmıştır.”
“DİNİ PROPAGANDA ANLAMINI TAŞIMAKTADIR”
Ensar Vakfı tarafından mayıs ayında yapılacağı belirtilen “Sana Emanet” adlı yarışmaya dair MEB tarafından da ilgili açıklamaları paylaşıldı. MEB’in yaptığı duyuruda, öğrenci ve öğretmenlerin yarışmaya katılması ve sonrasında etkinlik raporu oluşturularak MEB Ortaöğretim Genel Müdürlüğü’ne gönderilmesi talimatı verildi.
Eğitim Sen’in ilgili açıklamasının devamında şu ifadelere yer verildi:
“Yıllardır okullarda Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in ifadesiyle “sivil toplum kuruluşu” adı altında faaliyet yürüten dini dernek ve vakıflar okullarda dini içerikli yarışmalar yapmakta, vakıf görevlileri “dini değerler eğitimi” dersleri vermektedir. Türkiye’de uzun yıllardır eğitimin dinselleştirilmesi, okullar ve öğrencilere yönelik çeşitli dini faaliyetlerin artmasını beraberinde getirmiştir. Okullarda, öğretme-öğrenme sürecinde kullanılan yöntemler, söylemler ve materyallerin büyük ölçüde dini kural ve referanslara göre düzenlenmesi, okulları eğitim kurumu olma niteliğini olumsuz etkileyen ciddi sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.
MEB il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin Ensar Vakfı gibi dini vakıfların etkinliklerini yaygınlaştırmak için yıllardır ne kadar yoğun çaba gösterdikleri bilinmektedir. Dini vakıf ve cemaatlerin okulları temel etkinlik alanları olarak belirlemiş olmaları, yıllar içinde hızla dinselleştirilmiş olan eğitim sistemi içinde ayrı bir dinsel eğitim sisteminin inşa edilmesinin önünü açmaktadır. Türkiye’nin pek çok ilinde çocukların bilişsel ve duygusal gelişim düzeyleri göz ardı edilerek düzenlenen bu tür etkinliklerin asıl amacı, çeşitli eğitim kademelerindeki öğrencilere yönelik dini propaganda anlamını taşımaktadır.
Toplumda ve okullarda bütün din ve inançtan insanlar, eşit koşullarda yaşamak ve aynı kurallara uymak durumundadır. Laiklik, herhangi bir gruba ya da mezhebe dinsel ayrıcalık ve üstünlük tanınmamasının, farklı inanç ve dinlerdeki insanlar arasında eşitliğin sağlanmasının temel koşuludur. Bunun gerçekleşmesi için devletin ve devlet kurumlarının tüm din, mezhep ve inançlara aynı mesafede durması, eğitim ve dini içerikli faaliyetleri asla birbirine karıştırılmaması gerekmektedir.
“DERHAL SON VERİLMELİ”
MEB’in görevi çocukları ve gençleri insanlığın ortak evrensel değerleri doğrultusunda yetiştirmek, temel insan hakları ve çocukların yararını gözetecek, çocukların ve gençlerin kendilerini gerçekleştirebilmesi için mevcut bilgi birikimine ulaşmasına ve eleştirel düşünce becerisi kazanabilmesine olanak sağlayacak somut adımlar atmak için çalışmaktır.
Devlet, eğitimi ve toplumsal yaşamı örgütlerken bunu dini kurumlara, dini kurallara, söylemlere ya da referanslara göre yapmamalıdır. Özellikle eğitim sistemi ve okullar, dini kurallar ya da faaliyetlerle değil, evrensel ve bilimsel gerçeklere, toplumsal ihtiyaçlara göre düzenlenmesi gereken kurumlardır.
MEB’in görevi dini dernek ve vakıfların okullardaki faaliyetlerini organize etmek değil, eğitimin yapısal sorunlarına kalıcı çözümler üretmektir. Okullarda hangi ad altında olursa olsun, dini içerikli tüm etkinlik ve faaliyetlere derhal son verilmeli, eğitim öğretim süreci eğitim biliminin temel ilkeleri ve çocukların üstün yararı gözetilerek yürütülmelidir.”
PİRHA – Türkiye Komünist Hareketi (THK), Metin Şenay adlı şahıs tarafından Bağcılar’da çocuklara 10 yılı aşkın süredir cinsel istismarda bulunduğunun öğrenilmesi üzerine eylem yaptı. Konuya ilişkin yapılan basın açıklamasında “Memleketin herhangi bir noktasından bir daha çocuklarımızla ilgili böyle bir olay duymamak, işitmemek için, faillere cesaret veren gerici zihniyetle mücadele edeceğiz” denildi.
60 yaşındaki Metin Şenay’ın, yıllarca 12 yaşından küçük çocuklara, sucu dükkanının arka tarafına yaptığı ses yalıtımlı odada cinsel saldırıda bulunduğu ortaya çıktı. Şahıs hakkında yüzlerce yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Sanık, 7 Mayıs’ta hâkim karşısına çıkacak.
Yaşanan çocuk istismarıyla ilgili Türkiye Komünist Hareketi (TKH) Bağcılar ilçe örgütü basın açıklaması yaptı.
“GERİCİ ZİHNİYETLE MÜCADELE EDECEĞİZ”
Okunan basın metnini TKH adına Bağcılar Belediye Başkan adayı Barış Doğan okudu. Doğan, “Bu memleketin çocuklarına aydınlık bir gelecek borcumuz var” vurgusunu yaparak şunları söyledi:
“Failin cesareti nereden aldığı açıktır; cesaret aldığı yer gericiliktir, adaletsizliktir. Cesaret aldığı yer Ensar Vakfı’dır. Bir bakanın çıkıp çocuk istismarı için, bir kereden bir şey olmaz dediği bir noktada bu karanlık sapkın zihniyetin yaptıklarını kendilerine hak görmesi dokunulmaz olduğunu sanması başlıyor. Bağcılar’dan, mahallemizden, memleketin herhangi bir noktasından bir daha çocuklarımızla ilgili böyle bir olay duymamak işitmemek için, faillere cesaret veren gerici zihniyetle mücadele edeceğiz.
Yenimahalle’de bir esnaf, çocuklara 10 yıl boyunca periyodik cinsel saldırıda bulunuyor, tespit edilemiyor. Hatta öyle ki 2009 yılında yine aynı suçtan delil yetersizliği ile serbest bırakılıyor. Failin cesareti nereden aldığı açıktır; cesaret aldığı yer gericiliktir, adaletsizliktir. Cesaret aldığı yer Ensar Vakfı’dır. Bir bakanın çıkıp çocuk istismarı için, bir kereden bir şey olmaz dediği bir noktada bu karanlık sapkın zihniyetin yaptıklarını kendilerine hak görmesi dokunulmaz olduğunu sanması başlıyor. Türkiye Komünist Hareketi olarak bugün buradan sesleniyoruz; Bağcılardan, mahallemizden, memleketin herhangi bir noktasından bir daha çocuklarımızla ilgili böyle bir olay duymamak işitmemek için, faillere cesaret veren gerici zihniyetle mücadele edeceğiz.
“LAİK BİR ÜLKEYİ BİRLİKTE KURACAĞIZ”
Sevgili dostlar, bizim bu memleketin çocuklarına aydınlık bir gelecek borcumuz var. Bu karanlığın yaşatıldığı çocuklara güzel bir gelecek borcumuz var. Bu borcu ödemek için mahallemizden başlayarak tüm memlekette laiklik mücadelesini yükselteceğiz. Aydınlık bir yarında laik bir memlekette kimsenin buna cüret edemeyeceğini biliyoruz. Biliyoruz dostlar, laiklik özgürlüktür. En çok da çocuklarımızın parklarda sokaklarda istedikleri gibi korkusuz gezebilme özgürlüğüdür.
Biz komünistler uzun yıllardır bu mahallede Bağcılar’ın sokaklarında bu mücadeleyi veriyoruz, bundan sonra da vermeye devam edeceğiz. Çocuklarımız için kazanacağız, geleceğimiz için kazanacağız. Sokaklarında korkmadan gezdiğimiz eşit, laik bir ülkeyi birlikte mücadele ederek kuracağız. Burada yaşanan bu kabul edilemez olayı bir kez daha kınıyoruz. Failin 10 yıl bu suçu işlemesinde boşluk bırakılan her noktanın aydınlatılmasını, sorumluların da faille birlikte yargılanmasını talep ediyoruz.”
PİRHA – Eğitim Sen, Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızının beyanları sonucu ortaya çıkan çocuk istismarı hakkında basın toplantısı düzenledi. Yapılan açıklamada “Toplumu ve özellikle eğitim sistemini dini kurallara göre yeniden düzenleyerek ‘dindar ve kindar’ bir nesil yaratmak isteyen AKP iktidarı; MEB, Diyanet İşleri Başkanlığı ve dini tarikat ve cemaatler ile iş birliği içinde eğitimi dinselleştirmeye çalışmaktadır” denildi.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), tarikatçı Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızının beyanları sonucu ortaya çıkan çocuk istismarı hakkında basın toplantısı düzenledi.
Eğitim Sen Genel Merkezinde yapılan açıklamayı Genel Başkan Prof. Dr. Nejla Kurul okudu. Kurul, “Eğitim, adları istismar ile anılan, demokrasi ve laiklik karşıtı cemaat, tarikat ve vakıfların eline bırakılamaz” dedi.
“OKULLAR TARİKAT VE CEMAATLERİN ARKA BAHÇESİNE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ”
Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul, İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı’nın onursal başkanı Yusuf Ziya Gümüşel’in kızının, babası tarafından 6 yaşındayken evlendirilmesine ilişkin “Bu beyanlar, çocuklara karşı işlenen ve merkezinde yine dini cemaat, tarikat ve vakıfların olduğu suçların bilinen son örneğini oluşturuyor. Siyasi iktidarın dinselleştirme politikaları ve uygulamalarıyla, okulların neredeyse tarikat ve cemaatlerin arka bahçesine dönüştürüldüğü eğitim sisteminde, üstü örtülen, duyulmayan istismar ve tecavüz suçlarının çok daha fazla olduğunu tahmin etmek güç değildir” ifadelerini kullandı.
Nejla Kurul, söz konusu skandal ile ilgili şu ana kadar siyasi iktidar ile vakıfla protokoller imzalayan MEB’in, tatmin edici bir açıklama yapmadığına vurgu yaparak şunları söyledi:
“Tarikat ve cemaatler istedi diye İstanbul Sözleşmesi’ni geri çekenler, Ensar Vakfı’ndaki tecavüzler ortaya çıktığında ‘bir defadan bir şey olmaz’ diyenler, her istismar olayından sonra basını susturarak olayın üstünü kapatmaya, çocuk yaşta evlilikleri meşrulaştırmaya çalışanlar, büyük bir toplumsal öfkeye yol açan bu insanlık suçu karşısında da yine ve yeniden suskunluğa bürünmüştür.
Çocuğa yönelik istismar vakalarının Adalet Bakanlığı verilerinde artık paylaşılmaması, siyasi iktidarın sorunu çözmekten uzak tutumunu bizlere bir kez daha gösterirken, 2019 verileri bile durumun korkunç boyutuna dair fikir vermektedir.
TÜİK’in 2019 verilerine göre, güvenlik birimlerine suç mağduru olarak gelen 206 bin 498 çocuğun yüzde 15,2’si cinsel suçlardan mağdur olmuştur. Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı adli istatistiklere göre, Türkiye’de 2019’da ‘cinsel dokunulmazlığa karşı suç’ kapsamında 49 bin 57 dava açılmıştır. Bunların 22 bin 689’unu çocuklara yönelik cinsel istismar suçları oluşturmuştur. Yine Adalet Bakanlığı’nın istatistiklerine göre, 2012’de çocuğun cinsel istismarı davalarında suç sayısı 17 bin 589 iken, 2019’da bu sayı 22 bin 689’a çıkmıştır. İnsan Hakları Derneği’nin İstanbul Şubesi Çocuk Hakları raporuna göre ise 2002’den bu yana 18 yaşın altında 440 bin çocuk doğum yapmıştır.
“EĞİTİM SİSTEMİ DIŞINDA BIRAKILAN KIZ ÇOCUKLARI NEDEN TAKİP EDİLMİYOR?”
MEB’e Soruyoruz: Eğitim sistemi dışında bırakılan kız çocukları neden takip edilmiyor?
Eğitime erişen çocukların şiddete ve istismara maruz kalma durumunda ilgili mekanizmalara erişimi daha kolay olmaktadır. Ancak Türkiye’de milyonlarca kız çocuğu eğitimin dışında bırakılmıştır. Eğitime devam etmeyen kız çocukları şiddet, istismar riski altında yaşamlarını sürdürmekte, çocuk yaşta evliliğe maruz bırakılmaktadır.
Anayasa’nın 42. maddesinde ‘Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz’ hükmü belirtilmiştir. Devletin eğitim ve öğretim alanındaki yükümlülükleri ise MEB eliyle yaşama geçirilmektedir. Ancak 6 yaşında evlendirilen kız çocuğunun eğitime erişip erişemediği bilinmemektedir, zorunlu eğitimin ise dışında bırakıldığı düşünülmektedir. Bu durumda, Milli Eğitim Bakanlığı’na soruyoruz, eğer okula gidememişse MEB bunu neden takip etmemiştir?
Toplumu ve özellikle eğitim sistemini ‘tek din, tek mezhep’ anlayışına uygun olarak dini kurallara göre yeniden düzenleyerek ‘dindar ve kindar’ bir nesil yaratmak isteyen AKP iktidarı; MEB, Diyanet İşleri Başkanlığı ve dini tarikat ve cemaatler ile iş birliği içinde eğitimi dinselleştirmeye çalışmaktadır. Bu anlayışla, kadını ve kız çocuklarını eğitimden dışlayan, eve kapatan, güçsüzleştiren ve sömüren bu cinsiyetçi, mezhepçi, ayrımcı anlayışın okulların içine girmesine izin vererek, bunlara aktarılan özel ve sınırsız kaynaklarla özel yurt ve evlerde çocukları tecavüze, istismara ve şiddete açık hale getirmektedir. Üstelik siyasi iktidarın şiddet ve istismar faillerinin elini kolaylaştıran yasal düzenlemeleri ve özellikle kadına ve çocuğa yönelik şiddet ve istismardan yargılananları koruyan ve cezasız bırakan yargı kararları mağduriyetleri derinleştirmektedir.
MEB’in görevi çocuk ve gençleri tarikat ve cemaatlerin eline bırakmak değil, insanlığın ortak evrensel değerleri doğrultusunda yetiştirmek, temel insan hakları ve çocukların yararını gözetecek, çocuk ve gençlerin eleştirel düşünce becerisini kazanabilmesine olanak sağlayacak somut adımlar atmak olmalıdır.
Özellikle kız çocuklarının durumu ile ilgili derhal çözüm bekleyen ciddi sorunların var olduğu Türkiye’de, çözüme dair yaklaşımların sistematik, yapısal ve sürdürülebilir olması gerekmektedir.
Bu nedenle;
İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilme iptal edilerek, sözleşme etkin biçimde uygulanmalıdır.
Kız çocuklarının ilköğretimde okul terklerinin azaltılması için önlemler alınmalı, okullaşma oranları yükseltilmeli ve eğitim öğretim müfredatı, cinsiyet eşitliği perspektifi esas alınarak yeniden düzenlenmelidir.
Risk altındaki kız çocuklarının belirlenmesi ve korunmaları için gereken erişim ve müdahale ilgili mekanizmalar tarafından derhal sağlanmalıdır.
Siyasi iktidar, Millî Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulu aracılığıyla uluslararası sözleşmelere atılan imzaların gereğini yapmalı, toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi tüm kademelerde ve üniversitelerin tüm bölümlerinde ders olarak okutulmalıdır.
6 yaşındaki çocukları evlendiren, istismarı meşrulaştıran gerici, ataerkil zihniyetinizi kabul etmiyoruz! Çocuklarımızı karanlığınıza teslim etmeyeceğiz. Laik, eşit ve demokratik bir eğitim, çocuklarımıza özgür bir dünya bırakma mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz!”
PİRHA-Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile Ensar Vakfı arasında 2017 yılında yapılan protokol kapsamında başlatılan “Sana Emanet” isimli programa tepki gösteren CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, “Karaman’da Ensar yurdunda 8-10 yaşlarında 45 erkek öğrenci cinsel istismara uğradı, Milli Eğitim Bakanlığı üstünü örtmeye çalıştı. Eğitimi tarikat ve cemaatler teslim etmeye devam etti” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2017 yılında Ensar Vakfı ile imzaladığı “Değerler Eğitimi Kapsamında Sosyal ve Kültürel Faaliyetler Yapılması” protokolü kapsamında başlattığı “Sana Emanet” isimli programa ilişkin açıklamalarda bulundu. Kaya açıklamasında “Milli Eğitim Bakanlığı, eğitimi tarikat ve cemaatler teslim etmeye devam etti” ifadelerini kullandı.
“EĞİTİMİ, TARİKAT VE CEMAATLERE TESLİM ETMEYE DEVAM ETTİLER”
Ensar Vakfı’nın öğrenci yurtlarında geçmiş dönemde yaşananları hatırlatan Kaya, şöyle konuştu:
“Karaman’da Ensar yurdunda 8-10 yaşlarında 45 erkek öğrenci cinsel istismara uğradı, Milli eğitim Bakanlığı üstünü örtmeye çalıştı. Adana Aladağ’da 11 kız öğrenci tarikat yurdunda yanarak can verdi. Milli Eğitim Bakanlığı seyretti. Erzurum’da bir Kur’an kursunda 10-11 yaşlarında 7 çocuk cinsel istismara uğradı, Milli Eğitim Bakanlığı sustu. Milli Eğitim Bakanlığı çocuklarımızın haklarını aramadı. Tarikat ve cemaatlilerin kurduğu vakıflarla protokoller imzalamaya devam etti. Eğitimi tarikat ve cemaatler teslim etmeye devam etti.
Yapılan protokollerin iptal edilmesi gerekirken, Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü ile Ensar Vakfı arasında 16 Mart 2017 tarihinde imzalanan ve detayları bugüne kadar kamuoyu ile paylaşılmayan, “Değerler Eğitimi Kapsamında Sosyal ve Kültürel Faaliyetler Yapılması” protokolü kapsamında “Sana Emanet” isimli yeni bir program başlattı.”
Ensar’da yaşanan çocuğa yönelik istismarın üzerinden geçen altı yıla rağmen olayın üstünü örtmeye çalışanlar yargılanmazken bu kez de Bitlis Ensar Vakfı’nda Din Kültürü öğretmeni olarak atanan O.S ve M.Ö.’nün Vakfa ait evlerde kalan kadınlara şantaj ile tecavüz ettiği ortaya çıktı.
Karaman Ensar Vakfı ve Karaman Anadolu İmam Hatip Lisesi Mezunları Derneği’ne (KAİMDER) ait evlerde kalan çocukların cinsel istismara maruz kalmasının ortaya çıktığı 2015 yılından bu yana failler hakkında herhangi bir yargı süreci yürütülmüyor.
SORUMLULUK TEK KİŞİYE YIKILDI
2012-2015 yılları arasında yaşları 9-10 arasında değişen çok sayıda çocuğun istismara uğradığı raporla belgelenmiş, öğretmen Muharrem Büyüktürk hakkında “çocuğa nitelikli cinsel istismar, hürriyet tahdit, kasten yaralama ve müstehcen görüntüleri izletme” suçlarından dava açılmış ve tutuklanmıştı. Kamuoyunda oluşan tepkiler sonrası Büyüktürk, Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmış ve 508 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmış ve olayın üstü örtülmek istenerek meslekten ihraç edilmişti.
“Bir kereden bir şey olmaz” sözleriyle istismarı aklamaya çalışan dönemin Aile Bakanı Sema Ramazanoğlu başta olmak üzere olayın üstünü örtmeye çalışanlar cezasız bırakılmıştı. Tıpkı o dönem Karaman İl Milli Eğitim Müdürü olan Asım Sultaoğlu’nun Büyüktürk ile ortaya çıkan fotoğraflarına rağmen MEB Eğitim Müşavirliğine “ödül” verilerek terfi ettirilmesi gibi.
‘ÖDÜL’ GİBİ TERFİ
Olayın açığa çıkmasını üzerinden 6 yıl geçmesine rağmen, Bitlis Ensar Vakfı’na Din Kültürü öğretmeni olarak atanan O.S. ve M.Ö. Ensar Vakfı’na ait evlerde kalan 9 kadına baskı ve şantaj ile tecavüz ettiği belirtildi.
‘ENSAR VAKFI EVLERİNDE KALAN KADINLARA ŞANTAJLA TECAVÜZ EDİLİYOR’
Mor Dayanışma sosyal medyadan yaptığı paylaşımla olayı kamuoyuna duyurdu. Mor Dayanışma paylaşımında, “45 çocuğa tecavüz eden, haklarında hiçbir yargı süreci yürütülmeyen Ensar Vakfı bu kez de kadınlara şantaj yaparak tecavüz ediyor. Bitlis Ensar Vakfı’na Din Kültürü öğretmeni olarak atanan O.S. ve M.Ö. Ensar Vakfı’na ait evlerde kalan 9 kadına baskı ve şantaj ile tecavüz ediyor. Valilik, Milli Eğitim Müdürlüğü ve Güvenlik birimlerine, Hersan Karakolu ve Mustafa Yeter Karakoluna yapılan şikayetler ve ihbarları görmezlikten gelen, hasır altı eden görevliler hakkında derhal soruşturma başlatılmalıdır” ifadelerini kullandı.
PİRHA-CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, Karaman’da Ensar Vakfı ve Karaman İmam Hatip Lisesi Mezunları Derneği (KAİMDER) yurtlarında 8 ile 10 yaşları arasında 45 erkek öğrenciye yönelik cinsel istismar skandalına ilişkin TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Kaya, “Tecavüzcü öğretmenle yurtlarda fotoğraflar çektiren, Karaman İl Milli Eğitim Müdürü Asım Sultanoğlu, Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Müşavirliği’ne atanmış” dedi.
CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında; Karaman’da Ensar Vakfı ve KAİMDER’in yurtlarında 45 erkek öğrencinin maruz kaldığı cinsel istismara ilişkin açıklama yaptı.
Çocukların, yaşadıkları cinsel istismarın acısını her zaman yaşayacaklarına dikkat çeken Kaya, “Peki, istismarları gerçekleştirenlere ve görevi suistimal ederek çocuklarımıza istismar zemini hazırlayan sorumlulara ne oldu? Bu sorumlular şimdi nerede, ne yapıyorlar? Adalet yerini buldu mu?” diye sordu.
“HİÇBİR ŞEY OLMAMIŞ GİBİ HAYATINA DEVAM EDİYOR”
Yaşanan cinsel istismarın sorumlularına ilişkin Kaya, şunları söyledi:
“Çocuklarımızı istismar eden, tırnak içinde söylüyorum sözde ‘öğretmen’ Muharrem Büyüktürk Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanarak 508 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ya diğer sorumlular? Görevlerini suistimal edenler… Gözlerini, kulaklarını kapatanlar… Görevini ihmal ederek, çocuklarımıza tecavüz edilmesine zemin hazırlayanlar… Şimdi nerede, ne yapıyorlar? Yaptığımız araştırmalar sonucu tecavüzcü ‘öğretmenle’ yurtlarda fotoğraflar çektiren, Karaman İl Milli Eğitim Müdürü Asım Sultanoğlu, MEB Eğitim Müşavirliğine atanmış. Görevini hakkıyla yapmış. Hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ediyor.”
“ÖDÜLLENDİRME GİBİ GÖREVLENDİRME”
İstismarın yaşandığı dönemde yurtların denetlenmesinden sorumlu Karaman Özel Öğretim Kurumları Şube Müdürü Ahmet Bayır’ın da Ankara Milli Eğitim Şube Müdürlüğü’nde göreve devam ettiğini ileri süren Kaya, şunları söyledi:
“Görevlerini suiistimal ederek 45 çocuğumuzun taciz ve tecavüze maruz kalmasına göz yuman kamu görevlilerine ödüllendirme gibi görevlendirmeler yapılmış. Bunlar, kadına ve çocuğa karşı işlenen suçlarda hafifletici sebep arayanlardır. Bunlar, kravatlıya ceza indirimi uygulayanlardır! Bunlar, çocuğa tecavüzde ‘Bir defadan bir şey olmaz’ diyenlerdir! Bunlar, Türkiye’yi yönetemeyen, ekonomik, sosyal, ahlaki, hukuki… Her alanda uçuruma sürükleyenlerdir.”
“TEK ÇÖZÜM ERKEN SEÇİM”
Kadınların ve çocukların yaşadıklarına yönelik sorgulamaları engelleyenlerin yaşananların da sorumlusu olduğunu söyleyen Yıldırım Kaya, şöyle devam etti:
“Türkiye’nin dört bir yanında cemaat, tarikat ve bunlara bağlı vakıfların kaçak yurtlarına göz yumanlar, izin verenler çocuklarımıza taciz ve tecavüzün suç ortağıdırlar. Bir gece yarısı İstanbul Sözleşmesini bir kararnameyle kaldırdığını ilan eden anlayış; kadına ve çocuğa karşı işlenen tecavüzden de şiddetten de sorumludur. Çocuklara taciz ve tecavüzde bulunanlar ile göz yumanlara yaptırım uygulanmazsa; kadına yönelik şiddetin de önüne geçilemez. Tek çözüm erken seçimdir.”
PİRHA-BES, Kızılay tarafından Ensar Vakfı’na para aktarımını protesto ettikleri için üyelerine açılan davaya ilişkin açıklama yaparak “Kamu kaynaklarına sahip çıkmak suç değildir” dedi.
Büro Emekçileri Sendikası (BES) Ankara şubeleri, Kızılay tarafından Ensar Vakfı’na yapılan para transferini protesto eden üyelerine dönük açılan dava öncesi basın toplantısı düzenledi. Açıklamayı BES 2 No’lu Şube Başkanı İhsan Gülhan yaptı.
Gülhan, Başkentgaz’ın, Kızılay aracılığıyla Ensar Vakfı’na 8 milyon dolar aktardığını hatırlatarak “Bu para transferinin aslında kamu kaynaklarının yağmalanması olduğunu halkımızla paylaşmak istemiştik” dedi.
“VERGİLERİN AKIBETİNİ SORMAYI SÜRDÜRECEĞİZ”
İhsan Gülhan, polis saldırısı sonucu 19 sendika üyesinin gözaltına alındığını hatırlattıktan sonra, “İktidar şunu bilmelidir ki; baskı ve yasaklara rağmen gerçekleri söylemekten, halkımızın yarattığı değerleri korumaktan, ödediğimiz her kuruş verginin hesabını sormaktan, kamu kaynaklarının halk yararına kullanıldığı bir düzeni savunmaktan bir an bile vazgeçmeyecek, haramilerin korkulu rüyası olmaya devam edeceğiz” diyerek şu soruları sordu:
“Geçmişinde iş cinayeti bulunan Torunlar Holdingin sahibi olduğu Başkentgaz hakkında vergi kaçırmaktan dolayı herhangi bir işlem yapılmış mıdır?
Ensar Vakfı’na, Kızılay üzerinden bağışta bulunan Başkentgaz, Covid-19 salgını nedeniyle çalışamayan, işten atılan veya ücretsiz izne çıkarılan emekçilerin doğalgaz faturalarının ödenmesinde ne gibi bir yardımda bulunmuştur?
Kendisine yapılan 8 milyon dolar bağışın 7 milyon 925 milyon dolarını Ensar Vakfı’na aktaran Kızılay, Covid-19 salgını dolayısıyla çalışamayan, işten atılan veya ücretsiz izne çıkarıldığı için zorunlu ihtiyaçlarını karşılayamayan emekçilere destekte bulunmuş mudur?
1999 yılından beri toplanmakta olan deprem vergileri nerede kullanıldı? Afet riski gözetmeden çıkarılan imar affından kimler kazanç sağladı?”
Gülhan, son olarak şunları dile getirdi:
“Siyasal iktidar kendi suçlarını gizleyebilmek için kendisine yöneltilen eleştirileri şiddetle bastırmaya çalışmakta, özgür basına karartma uygulamaktadır. Ancak biz bu koşullarda bile tüm kamu emekçilerinin, ezilenlerin sesi olmaya, haklarımız için mücadele etmeye devam edecek, bizden kesilen vergilerin akıbetini sormayı sürdüreceğiz. 3 Şubat 2020 tarihinde demokratik hakkımızın kullanılmasını engelleyerek bize saldıranların, o gün suçluları korumak için yeni bir suç işlediğini kamuoyu görmektedir. İktidarın asabileşmesinin nedeni de budur. Bu yanlışlar silsilesinden dönülmesi için, vergi kaçakçılığı ve kamu kaynaklarının yandaşlara peşkeş çekilmesine karşı çıkararak insanlık görevini yerine getirirken darp edilen arkadaşlarımız hakkında açılan davanın kapatılmasını talep ediyoruz.”
Ensar Vakfı’na bağlı Değerler Eğitimi Merkezi’nce yapılan araştırmaya göre, İmam Hatip Liselerinde okuyanların yüzde 73’ü “Bugün yeniden İmam Hatip’e gelmezdim” diyor.
BirGün Gazetesi’nden Mustafa Mert Bildircin’in haberine göre, Ensar Vakfı’na bağlı Değerler Eğitimi Merkezi’nce yapılan araştırmada, öğrencilerin imam hatip liselerini’tercih etme nedenleri, imam hatip liselerinden beklentileri ve memnuniyet düzeyleri ile ilgili bulgulara yer verildi. Yapılan araştırma göre öğrencilerin yüzde 38’in imam hatip lisesinin kendi istekleriyle seçtiğini, yüzde 73’ünde ikinci bir şansı olsaydı başka bir okul türünü tercih edeceğini bildirdi.
ÖĞRENCİLERİN YÜZDE 68’İ İMAM HATİP LİSESİNDE OKUMAKTAN MEMNUN DEĞİL
Araştırmaya göre öğrencilerin yüzde 68’i imam hatip lisesinde okumaktan memnun olmadığını ve kararsızlık yaşadığını belirtirken, ailelerinin isteğiyle imam hatip lisesini seçenlerin oranı yüzde 51 olarak açıklandı. Puanı diğer okul türlerine yetmediği için imam hatip lisesine yerleştiğini anlatan öğrencilerin oranı yüzde 44 olurken öğrencilerin yüzde 22’si, “İnançlarımı yansıttığı için imam hatip lisesini tercih ettim” seçeneğini işaretledi.
Araştırmada kapsamında iki farklı grup görüşüldü. 2017-2018 eğitim öğretim yılında Tokat Anadolu İmam Hatip Lisesi’nden 254 öğrenci, Türkiye’deki diğer imam hatip lisesi mezunları arasından seçilen 158 kişinin araştırma kapsamında sorulara cevap verildi.
Kuruluş amacı “din adamı yetiştirmek “ olan imam hatip liselerinin din görevlisi ve ilahiyatçı olma oranı araştırmaya göre yüzde 17’de kaldı.
Yakın zamanda Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, imam hatip liselerinin doluluk oranını yüzde 99 olduğunu ve öğrencilerin ilk üç tercihlerinden birinin imam hatip lisesi olduğunu sosyal medyadan duyururken iktidara yakın Ensar Vakfının yaptığı araştırma oldukça dikkat çekici olma özelliğine sahiptir.
PİRHA- Antalya 4’üncü İdare Mahkemesi, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Ensar Vakfı arasında imzalanan “Değerler Eğitimi Faaliyetleri” protokolünü Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti.
Eğitim Sen Antalya Şubesi, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Ensar Vakfı Antalya Şubesi arasında 1 Ekim 2018 tarihli, “Değerler Eğitimi Faaliyetleri” protokolünün iptali için 6 Şubat 2019’da Antalya 4’üncü İdare Mahkemesi’ne başvurdu. Başvuruyu değerlendiren mahkeme kararını verdi.
“PROTOKOL HUKUKA AYKIRI”
Mahkeme, Antalya İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Ensar Vakfı arasında imzalanan protokolün Anayasa’ya ve 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’na aykırı bulunduğuna kanaat getirerek, iptal etti. Mahkeme kararında şu ifadeler yer aldı: “Bu çerçevede davaya konu ‘Değerler Eğitimi Faaliyetleri Protokolü’nün, bir kamu hizmeti olan eğitim öğretim hizmetinin, devletin hizmet alanı içerisinde ancak genel idare esaslarına göre memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesine ilişkin Anayasanın amir hükmüne ve Türk Milli Eğitiminin temel ilke ve kurallarına aykırı olduğu, dayanak hukuksal düzenlemelerin amaç ve kapsamını aştığı anlaşıldığından, davaya konu protokolün hukuka aykırı sonucuna varılmıştır.”
Eğitim Sen Antalya Şubesi de mahkemenin verdiği karara ilişkin şube binasında açıklama yaptı. Eğitim Sen Antalya Şubesi Başkanı Nurettin Sönmez, Danıştay’ın açık kararına rağmen, Antalya Milli Eğitim Müdürlüğü ile Ensar Vakfı Antalya Şubesi arasında benzer bir protokolün düzenlenmiş olmasının açık bir şekilde yargı kararlarını tanımamak olduğunu yorumladı.
‘BİR SKANDALDIR’
“İmzalanan bu protokol ile MEB’in asli görevleri, tıpkı bir hizmetin taşerona devredilmesi gibi, yargı kararlarına meydan okunarak Ensar Vakfı’na devredilmekteydi” diyen Sönmez, MEB ve İl Milli Eğitim Müdürlüklerine, eğitim öğretim süreçlerinde çeşitli dernek, vakıf, cemaat gibi yapılara alan açmaya son verilmesi çağrısında bulundu.
Sönmez, şunları kaydetti.
“Eğitimin sorunlarını ve çözüm yollarını bilim insanları, sendikalar ve uzmanlarla tartışmalı ve onlarla işbirliği yapmalıdır. ‘Değerler Eğitimi’ adı altında yürütülen faaliyetlerde evrensel değerler dikkate alınmalı, ayrımcı, ötekileştirici, bilimdışı yaklaşımlara son verilmelidir. Eğitim Sen olarak demokratik, bilimsel eğitimin yaşam bulması için hem hukuki, hem demokratik haklarımızı kullanacağımızı buradan bir kez daha bildiriyoruz. Ayrıca geçtiğimiz yıllarda çeşitli taciz, tecavüz vakalarıyla gündeme gelmiş vakıflarla ‘Değerler Eğitimi’ protokollerinin yapılmış olması tam bir skandaldır. Çocuklarımızın, gençlerimizin bu vakıflardan öğreneceği hiçbir değer yoktur. Bu mahkeme kararı da göstermiştir ki eğitimle ilgili bütün çalışmalar kamu çalışanları eliyle ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülecektir. Bu görev devredilemeyecektir.” (HABER MERKEZİ)
İstanbul’daki okullarda İdlib için yardım kampanyası düzenlenirken, Ensar Vakfı’nın düzenleyeceği bilgi yarışması kapsamında öğrencilere ’40 Derste Ahlak’ kitabı dağıtıldı. Kitapta “Bir kadın beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar, iffetini korur, bir de kocasına itaat ederse, ona ‘Haydi cennetin hangi kapısından istersen gir’ denilir” ifadesi dikkat çekiyor.
İstanbul Sancaktepe’de İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün izniyle Sancaktepe İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği (SİMMDER) İdlib’e yardım kampanyası başlattı. Okullara dağıtılan zarflarla İdlib’den göçenler için öğrencilerden para istendi. Son dönemde Başkentgaz’ın Kızılay üzerinden kendisine para yatırmasıyla oldukça sık gündeme gelen Ensar Vakfı ise okullarda ahlak kitabı dağıttı.
Sancaktepe İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nden okullara gönderilen yazıda şunlar denildi:
“Sancaktepe İmam Hatip üyesi Mezunları ve Mensupları Derneği’nin (SIMMDER) yazılarında: ağır savaş koşulları nedeniyle zorunlu göçe maruz kalan sınırımızdaki savaş mağdurlarının soğuktan korunmaları amacıyla briket ev yapımı ve geçici gıda ihtiyaçlarının karşılanması için un yardımı toplama kampanyası düzenlemek istediklerini belirtmektedirler. Söz konusu yardım toplama kampanyasının ilçemiz okullarında; ilgili okul idaresinin gözetim: denetim ve sorumluluğunda gönüllülük esasına göre yapılmasının müdürlüğümüzce uygun görüldüğüne dair Kaymakamlık Onayı ekle gönderilmiş olup. 18.02.2020 Salı günü mesai bitimine kadar yardım zarflarının teslim alınması hususunda bilgilerinizi ve gereğini rica ederim.”
Yazının ardından zarflar okullara dağıtılmaya başlandı. Zarflarda “İdlib’deki ağır savaş koşulları nedeniyle zorunlu göçe maruz kalan sınırımızdaki mazlumlar için briket ve un yardım kampanyası 1 metrekare ev 90 TL-5 kg un 10 TL” yazıldı.
İdlib kampanyasının yanı sıra İstanbul Beykoz’da Ensar Vakfı’nın Din Öğretimi Genel Müdürlüğü ile yaptığı protokol çerçevesinde Sana Emanet bilgi yarışması için ’40 Derste Ahlak’ kitabı dağıtıldı. Kitabın arka kapağında yazan cinsiyetçi ifade ise dikkat çekti:
“Bir kadın beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar, iffetini korur, bir de kocasına itaat ederse, ona ‘Haydi cennetin hangi kapısından istersen gir’ denilir.”
PİRHA- Ankara’da DİSK, KESK, TMMOB, Ankara Tabip Odası, ASMMMO’nun çağrısıyla toplanarak Ensar Vakfı’na para aktarma aracı olarak kullanılan Kızılay’ı protesto etmek isteyen kitleye polis sert şekilde müdahale etti. Polisin çok sayıda kişiyi darp ettiği eylemde, 16 kişi yerlerde sürüklenerek gözaltına alındı.
Kızılay’a yapılan bağışların Ensar Vakfı gibi vakıf ve derneklere aktarılarak vergi kaçırıldığının açığa çıkmasının ardından ülkenin birçok yerinde olduğu gibi Ankara’da da emek-meslek örgütleri, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleri protesto eylemi yaptı.
Kızılay’ın Ankara Genel Müdürlüğü binası önünde toplanan kitleye Valilik onayı olmadığı gerekçesi ile izin verilmedi. Kızılay’ın Genel Müdürlüğü önüne çelenk bırakmak istediğini söyleyen kitle polisin sert tavrı ile karşılaştı. Pankart açmaya ve slogan atmaya izin vermeyeceğini belirten polisler kitleye müdahale etti. Polisin ilk müdahalesinde aralarında SOL Parti ve KESK üyelerinin de olduğu 5 kişi gözaltına alındı.
Gözaltılara tepki gösteren ve eylem yapmakta kararlı olduğunu ifade eden kitle, Ataç Sokak’tan Mithatpaşa Caddesi üzerinde bulunan Eğitim Sen 5 Nolu Şube önüne doğru yürüyüşe geçti. Kitlenin “Zam Zulüm İşkence İşte AKP” , “Tecavüzcü Ensar Kapatılsın”, “Faşizme Karşı Omuz Omuza” sloganları atarak yürümesine engel olmak isteyen polis, müdahale etti.
Eğitim-Sen önüne gelindiğinde ise polisler, “Yolu trafiğe kapatmayın” çıkışı gerginliğin yaşanmasına sebep oldu. Kitlenin kaldırım üzerine çıkmasına rağmen, gözaltına alınanların serbest bırakılmasının istemesine de polis sert karşılık verdi. Polis amirinin “Süpürün” talimatı ile kitleye tekrar saldırıldı. Mithatpaşa Caddesi’nde çok sayıda kişi yerlerde sürüklendi, polisin kalkanının mağduru oldu.
Sakarya Caddesi’ne yürümek ve basın açıklamasını yapmak isteyen kitle tekrar polis engeliyle karşılaştı. Sakarya Caddesi’nde de eylem yapılmasına izin verilmeyeceği belirtilmesi üzerine kitle KESK’e bağlı Büro emekçileri Sendikası’na (BES) geçme kararı aldı. Güzargah boyunca polislerin tartakladığı kitleden bir grup oturma eylemi yapmak istediğinde de polis saldırdı. Polisin defalarca saldırdığı kitleden toplamda 16 kişi darp edilerek gözaltına alındı.
Gözaltına alınan isimlerden bazıları şöyle:
Sezgin Çalışkan (TMMOB Yöneticisi)
Deniz bulunmaz (SOL Parti PM Üyesi)
Mevlüt Çakmak (BES Ankara 1 Nolu Şube Başkanı)
Uğur Çepe (SOL Parti üyesi)
Mert Ünal (SOL Parti İl Yöneticisi)
Sendika binasında yapılan açıklamada polisin sert müdahalesi kınandı.
HDP Van Milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki yaptığı açıklamada şunları kaydetti:
“Türkiye’de demokrasinin D’sinin olmadığı bir dönem yaşıyoruz. Eğer bir ülkede insanlar yasal, demokratik, barışçıl protesto haklarını kullanamıyorlarsa asgari düzeyde de olsa o ülkede artık demokrasi yoktur demektir. Bu tercih meselesidir, niye tercih meselesidir? Bakın geçen gün gece saat 12:00’de Amerikan Büyükelçiliğinin önünde Parti olarak bir protesto etkinliği gerçekleştirdik. Gündüz vakti demiyorum, saat gece 12.00’de Amerikan Büyükelçiliği önünde. Tek bir uyarı yapılmadı, tek bir kimseye dağılın uyarısı edilmedi. Ama bugün Başkent, gaz Ensar vakfı, Kızılay gibi bu çeteleşmiş grupların arasındaki doğrudan halkın paralarının kaçırılmasına aracılık edilmesine karşı halkın protesto etmesine saldırması ve 16 kişinin gözaltına alınması bu tercih meselesidir.
Siyasi iktidarın tercihi meselesidir. Cezaevinde her gün neredeyse bir kişi yaşamını yitiriyor, hasta onlarca yüzlerce tutsak var, bir tanesi serbest bırakılmıyor. Ama önceki gece gördük Sivas Katliamı’nda elinde benzinle fotoğrafı yayınlanan bir katili serbest bıraktılar. Çünkü bu bir tercih meselesi. Siyasi iktidar ölümü bekleyen hasta tutsakları değil, eğer hastaysa adli tıp raporu varsa elbette serbest bırakılmalı ama sonuçta bu hükumetin kimden yana tercihini kullandığını göstermesi açısından çok çarpıcı bir örnektir. Bence, demokrasi güçleri bir adım geri atamaksızın tam da bu ülkenin demokrasisine, bu ülkenin geleceğine sahip çıkması gereken bir dönem. Bedeli ne olursa olsun, hep beraber, hep birlikte omuz omuza direnmeliyiz. Bugün bu direnişi sergileyen bu yolsuzluğa bu hırsızlığa hayır diyen bütün arkadaşları canı gönülden kutluyorum.
Sendika binasında yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Elazığ depremi, devletin depreme hiç hazırlanmadığının kanıtı olmuştur. Malatya, Diyarbakır, Kahramanmaraş, Adıyaman, Urfa ve Batman İlleri etkilenmiştir. Bu illerde çok sayıda bina yıkılmış ve hasar görmüştür. Dün Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın yaptığı en son açıklamada sadece Elazığ’ da devam etmekte olan tespit çalışmalarına göre binaların %25’ i ağır ve orta hasarlı olup, yıkılmış bina sayısı 93’ tür. 80 tane okulun eğitim yapılamaz halde olduğu açıklanmıştır. Halen, çevre il belediyelerinin ve diğer kurumların yapmak istediği yardımlar engellenmektedir.
1999 büyük Adapazarı depreminden hemen sonra başlatılan; toplumda deprem vergisi olarak bilinen, 21 yıldır kesintisiz olarak iletişim faturaları üzerinden toplanan bu verginin deprem ya da diğer doğal afetler için hiç kullanılmadığı, depreme dayanıklı yeni konut yapma fikriyatıyla TOKİ eliyle başlatılan kentsel dönüşümün nasıl da rantsal bir amaç güttüğü, Elazığ depreminde yıkılan binaların önemli bir kısmının da bu dönüşümden sonra yapılan binalardan olduğu tüm çıplaklığıyla görülmektedir. Deprem vergisi adı altında yoksul ve emekçi kesimlerden ek vergiler toplanırken, sermaye sahiplerine “vergi kaçırma” veya “vergiden kaçınmanın” fırsatının nasıl verildiğini; Kızılay başkanının itirafı ile kamuoyuna yansıdı. Tüm bunlarla birlikte ortaya çıkan bir gerçek var ki o da yalana, gösterişe, şova, şatafata, yolsuzluğa yaslanan 18 yıllık AKP İktidarının da çökmüş olmasıdır. Hele ki, 31 Mart yerel seçimlerinden sonra kaybettikleri belediyelerde kamuoyunun gözünden kaçırmak, yolsuzlukların ve hortumlamaların üstünü örtmek için halkın iradesini, seçim sonuçlarını, hukuku ve adaleti neden yok saydıklarını sadece Türkiye halkı değil, tüm dünya görmektedir.
Yandaş şirket olan Başkentgaz, doğrudan bu istismarcı vakfa bağış yapsa sadece %5 oranında vergi indiriminden faydalanabilecek iken Kızılay üzerinden yaptığı için %100 yani 8 milyon doların tamamını Kurumlar Vergisi’nden indirmiştir. Şimdi biz buradan Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı ilgili kurumları göreve çağırıyoruz. Kızılay üzerinden kaçırılan verginin derhal cezalı tarhiyatı yapılmalı ve tahsil edilmelidir. Kızılay’ a yapılan başka bağışlardan bu şekilde bir aktarma yapılmışsa derhal incelenmeli, bağışçı şirketlerin kimler olduğu ve daha kimlere şartlı bağışlar yapıldığı açıklanmalı ve vergi denetimi yapılmalıdır. Kızılay hakkında vergi kaçakçılığına iştirakten dolayı gereken yapılmalı, yönetim kurulu istifa etmeli, etmiyorsa görevden alınmalı ve tüm yüksek maaşlı yöneticileri hakkında soruşturma açılmalıdır.
Yandaş ve istismarcı Ensar Vakfı, hangi toplumsal yarar sağlamıştır. Eğitime nasıl bir katkı sunmaktadır? Yurtlarında birçok kez çocuklara cinsel istismarla gündem olan, çocukların ve ailelerinin geleceğini karartan bu vakfın, kamuya yararlı vakıf statüsünden derhal çıkarılarak, Milli Eğitim Bakanlığı ile imzaladıkları protokoller derhal iptal edilmelidir.”
Açıklamada şu sorular soruldu:
– Toplanan vergilerle fay hatları üzerindeki şehirler yeniden kurulur, beklenen büyük deprem için İstanbul hazırlanırdı. Deprem için halen alınmakta olan vergiler nerelere harcandı? Bunu bilmek vergi ödeyen halkın hakkı değil midir?
-Ayrıca, kamu kaynaklarının amacı dışında kullanılması, ilk kez yaşanmamaktadır. Bu soygun düzeninin ifşası için daha fazla sorular sormaya devam ediyoruz: İşsizlere verilmek üzere işçilerden kesilen ve işsizlik sigortası fonunda biriken paraların çok azı işsizlere verilirken geriye kalan miktar nereye harcanmaktadır?
-Kamusal emekliliğin tasfiyesi demek olan Zorunlu Bireysel Emeklilik Sigortası Fonunda birikmekte olan paralar nereye harcanmaktadır veya harcanacaktır?
PİRHA – Eğitim-Sen İzmir 2 No’lu Şubesi’nde yapılan açıklamada, kimi cemaat ve tarikatlara eğitimin bir çok alanında taşeron görevi verilerek eğitim öğretim aşamaları içerisinde faaliyet yürütmelerine izin verilmekte olduğu belirtilerek, Elazığ depreminden sonra Kızılay üzerinden Ensar Vakfı’na para aklatılmasına tepki göstererek, “Elazığ depreminin acısına Kızılay yolsuzluğunun acısı eklenmiştir” dedi.
Haberin Videosu
Eğitim-Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Ali Kılıç, HBVAKV İzmir Şube Başkanı Hüseyin Han, Kureyşan Ocağı Dedesi Hamza Takmaz ve Sinemilli Ocağından Süleyman Deprem bir araya gelerek eğitim sisteminin yozlaştırılması ve Kızılay’da toplanan paraların Ensar Vakfı’na transfer edilmesine tepki gösterdi.
“CEMAAT VE TARİKATLARA TAŞERON GÖREVİ VERİLİYOR”
Eğitim-Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Kılıç, zorunlu din derslerinin ilkokul ve orta öğretimin bütün sınıflarında artarak devam ettiğini belirterek, cemaat ve tarikat örgütlenmelerinin de desteklendiğini söyledi.
4+4+4 yasası sonrası seçmeli adı altında yer alan din derslerinin de fiili uygulamalar sonucunda zorunlu hale getirildiğini kaydeden Kılıç, öte yandan cemaat ve tarikat örgütlenmesinin de önünün açıldığını vurguladı. Kılıç, “Kimi cemaat ve tarikatlara eğitimin bir çok alanında taşeron görevi verilerek eğitim öğretim aşamaları içerisinde faaliyet yürütmelerine izin verilmektedir” dedi.
“İZMİR’DE ÖZEL BİR ÇALIŞMA SÜRDÜRÜLÜYOR”
İzmir’de özel bir çabanın sürdürüldüğünün altını çizen Kılıç, şöyle konuştu;
“İzmir ilinde yaşananları yer yer basınla paylaşmamıza rağmen faaliyetlerinin durdurulmasını beklerken artış göstererek devam etmesi bizleri kaygılandırmaktadır. Foça ilçesinde İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından velilerin talepleri olmamasına rağmen kuran kursu açılması, Berga İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından öğretmenlerin seminer çalışmaları kapsamında camiye çağırarak kuran dinletmesi, Çiğli İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı Akiş Öğütçü Orta okulunda, okul müdürünün organizesinde dışarıdan hangi cemaat ve tarikata bağlı olduğu bilinmeyen bir kişi tarafından henüz 12 yaşlarında olan öğrencilere ‘’Secadem beni özler mi? Konulu konferansı organize etmesi, Menemen İlçe MEM tarafından ‘’ Haydi çocuklar camiye projesi’’ kapsamında çocukların camiye zorlanması laiklik tartışmalarını tekrar gündeme getirmektedir.”
“HALKIN VERGİLER CEMAAT VE TARİKATLARA AKTARILIYOR”
Hasan Ali Kılıç, Elazığ depremi sonrası gündeme gelen Kızılay’da Ensar Vakfı’na para aktarıldığı iddialarına da tepki gösterdi. “Elazığ depreminin acısına Kızılay yolsuzluğunun acısı eklenmiştir” diyen Kılıç, devletin yaşananlara sessiz kaldığını belirterek, “Cemaat ve tarikatlara halkın vergileriyle elde edilen kazançların aktarılması, devlet yetkilileri tarafından görülmemesi toplumsal bir çok kesimi ciddi bir şekilde kaygılandırmıştır” dedi.
Gazeteci Celal Eren Çelik’in Elazığ’da yaşanan deprem sonrasında Kızılay’ın, para aktarmaya nasıl alet edildiğini kanıtlayan belgeyi yayınladığını ifade eden Hasan Ali Kılıç, “‘Belgeye göre; Başkentgaz, 2017’de Kızılay’a 8 milyon dolarlık bağış yaptı. Ancak bu cömert bağışın ilginç bir şartı vardı. Paranın 75 bin dolarını Kızılay alacak, kalan 7 milyon 925 bin dolarını da Ensar Vakfı’na yurt inşaatı yapılması için transfer edecekti” dedi. Kılıç şu soruları sordu;
Özel bir şirket, dinci bir vakfa yardım yaparken, esasında gönüllülük üzerine çalışması gereken bir kamu kurumunu ‘yasal payanda’ olarak niye kullanır?
Parayı doğrudan aktarma hakkı varken, Kızılay’a neden ‘vergi cenneti’ muamelesi yapılır?
Deprem gecesi SMS ile 10 TL isteyen Kızılay, ne için böyle bir ilişkinin içine sürüklenir?
“MADIMAK ALEVİLERİN KIRMIZI ÇİZGİSİDİR”
Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sivas Katliamı’nın hükümlüsünü serbest bırakmasına da tepki gösteren Eğitim-Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Kılıç, devletin 27 yıllık adaletsizliğe devam ettiğini söyledi. Kılıç, “Madımak acımız katilin afıyla birkaç kat daha da artmıştır. Madımak katliamını affetmek hiç bir vicdana sığmaz. Madımak milyonlarca Alevinin kırmızı çizgisidir. Bir devletin yapması gereken, adaleti sağlamaktır. Madımak, Cumhuriyet tarihinde yapılan en ağır katliamdır. Bu karar ile birlikte 27 yıldır sönmeyen ateş dahada büyütülmüştür” dedi.
Alınan karar devletin Madımak davasındaki tutumunu ortaya koyduğunu belirten Kılıç, adaletsiz, haksız ve hukuksuz kararı kınadı.
“DEVLETİN İNSANLARA KILIK BİÇMEYE HAKKI YOK”
Kureyşan Ocağı Dedesi Hamza Takmaz da Alevi çocuklarına yönelik asimilasyon politikalarının devam ettiğini söyledi. Takmaz, devletin tüm insanların inançlarına, öğretilerine kılık biçmeye hakkının olmadığını belirterek, devletin İzmir’de özel bir çaba harcadığını söyledi.
Türkiye’nin birçok yerinde bu politikaların hayat geçirilmeye çalışıldığını kaydeden Takmaz, Kars’da Alevi Köyü’ne yapılan camiye de değinerek, devletin bu politikalardan vazgeçmeye çağırdı.
Takmaz, Alevi kurumlarının ve eğitimcilerin çocukları bu okullardan geri çekerek İnsan Hakları Mahkemeleri’ne başvuruda bulunarak çocukların din istismarcılarının elinden kurtarılması gerektiğini vurguladı. PİRHA/İZMİR
PİRHA- Kızılay Başkanı Kınık, Ensar Vakfına yapılan bağışı, “Vergi kaçırmak farklıdır, vergiden kaçınmak farklıdır” diye savundu.
Elazığ depreminin ardından para yardımı çağrısıyla tepki çeken Kızılay Genel Başkanı Kerem Kınık, Kızılay üzerinden Ensar Vakfı’na yapılan 7 milyon 925 bin dolarlık bağışa ilişkin katıldığı televizyon programında açıklama yaptı.
Ensar Vakfına yapılan bağışı, “Vergi kaçırmak farklıdır, vergiden kaçınmak farklıdır” diye savunan Kınık, “Başkent Gaz Kızılay’ın daimi bağışçılarından biri, neredeyse bütün bağışlarını bizim üzerimizden yapıyor. Bu protokolün daha önce başka örnekleri oldu. Tamamen yasaldır, bu bir şartlı bağıştır” dedi.
Ensar Vakfı’nın yemeklerinden zehirlenen öğrencilerin, şikâyetçi olmamaları için tehdit edildiği iddia edildi.
İstanbul Bahçelievler’deki 15 Temmuz Şehitleri Anadolu İmam Hatip Lisesi yurdunda kalan ve yemekten zehirlenen çocuklardan bazılarının, “Zehirlendikten sonra alınan ifademizde yetkililerden şikâyetçi olmak istedik. Okul müdürümüz bizlere, ‘Ensar Vakfı’na büyük bir oyun oynanıyor. Bu oyuna alet olmayın dedi.’ Sadece birkaç arkadaşımız şikayetçi oldu. Şikâyetçi olan öğrencilere ise okul müdürünün tavırları sertleşti” dediği ileri sürüldü.
Cumhuriyet’ten Seyhan Avşar’ın haberine göre 15 Temmuz Şehitleri Anadolu İmam Hatip Lisesi yurdunda bir yıl arayla iki besin zehirlenmesi vakası yaşandı. 3 Kasım 2018 tarihinde okulun yurdunda yatılı kalan 17 öğrenci yemekten zehirlendi. İkinci zehirlenme vakası ise 2 Aralık’ta gerçekleşti. Bu kez 38 çocuk yedikleri akşam yemeğinden zehirlendi. Şiddetli karın ağrısı yaşayan çocuklar ancak ertesi gün hastaneye sevk edildi. Başlatılan soruşturmada sadece birkaç öğrenci şikâyetçi oldu.
Okul müdürü Hikmet Feridun Aksu, “Bizler devlet memuruyuz. Açıklama yapamam” dedi. “Ensar Vakfı’nın Milli Eğitim Bakanlığı’na ait bir yurda yemek hizmeti” vermesinin gerekçesini sorduğumuz Aksu, “Her şey kanunlar çerçevesinde yapılır. Kimsenin şahsi bir şey yapma yetkisi yoktur. Biz sadece devlet memuruyuz” yanıtını verdi.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Ensar Vakfı’na ait yurtta 10 erkek çocuğun istismar edilmesine ilişkin yürütülen soruşturmada dönemin valisi Murat Koca’nın soruşturulmasına izin vermedi.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, gerici Ensar Vakfı’na ait kaçak bir yurtta 10 çocuğun istismar edilmesine ilişkin yürütülen soruşturmada yalnızca 3 kişinin soruşturulmasına izin verirken, dönemin valisi Murat Koca’nın soruşturulmasına izin vermedi.
Süleyman Soylu, Ensar Vakfı’nın Karaman Şubesi’nin yasadışı yurtlarında çalışan bir öğretmenin Karaman İmam Hatip Okulları Mezunları Derneği’ne (KAİMDER) ait kayıt dışı yurtlarda 10 erkek öğrenciye cinsel istismarda bulunmasına ilişkin çocuk istismarında, sadece dönemin İl Milli Eğitim Müdürü olan Asım Sultanoğlu, Özel Öğretim Kurumları Şube Müdürü Ahmet Bayır ile İl Dernekler Müdürü Ömer Sezer hakkında soruşturma izni verdi. Soylu, dönemin valisi Murat Koca hakkında ise kusuru olmadığı iddiasıyla soruşturma izni vermedi.
Çocuk istismarından sonra “İlimizde yurtları yok” diyen vali Koca’nın KAİMDER’in hizmet binasının açılışına katıldığı ortaya çıkmıştı. Kararda, çocuk istismarına kadar Karaman’daki Ensar Vakfı ve KAİMDER’e ait kaçak yurtların hiç denetlenmediği vurgulandı.
Sanık öğretmen Muharrem Büyüktürk, 2016’daki yargılama sonucunda 508 yıl 3 ay hapis cezasına mahkum edilmişti. Kaçak yurtları denetlemeyerek olayda sorumlulukları bulunduğu öne sürülen Karaman’daki ilgili kamu görevlileri hakkında da birçok suç duyurusunda bulunulmuştu. Bunlardan birini de eski yargıç, Avukat Ömer Faruk Eminağaoğlu yapmıştı. Teftiş Kurulu Başkanlığı, incelemesini tamamlayarak, Soylu’ya raporunu sundu.
Cumhuriyet’ten Alican Uludağ’ın haberine göre, raporu inceleyen Soylu, incelemenin soruşturmaya dönüştürülmesine karar verdi.
YURTLAR KAÇAK
Karaman Valiliği’nin 5 Mart 2016 tarihli Emniyet Müdürlüğü fezlekesiyle olaydan haberdar olduğu, akabinde Vali Murat Koca imzalı 7 Mart 2016 tarihli yazı ile disiplin soruşturmasına başlandığı bildirilen yazıda, Muharrem Büyüktürk’e 28 Mart 2016’da devlet memurluğundan çıkarma cezası verildiği kaydedildi. Yazıda yurtların kaçak olduğu tespiti yapıldı.
HİÇ DENETLENMEMİŞ
KAİMDER hakkında 22 Mart 2016’da yapılan denetimler sonucunda, derneğin 2009’da kurulmasına rağmen ilk defa bu tarihte denetlendiği, derneğin yasal olmayan yurdunun bulunduğu, yasaya aykırı davranıldığı ve bu nedenle kapatılması gerektiği yönünde rapor düzenlendiği anlatılan kararda, bunun üzerine valilik kararıyla 31 Mart 2016 tarihinde yasadışı yurdun mühürlenerek kapatıldığı ve idari para cezası verildiği kaydedildi.
Kararda, “Ayrıca Karaman’da hem KAİMDER hem de Ensar Vakfı Karaman Şubesi üzerinde yaptırılan denetim ve verilen kararların cinsel istismar olayının 5 Mart 2016 tarihinde valilikçe öğrenilmesi üzerine icra edildiği, daha önce herhangi bir tespitte bulunulmadığı” vurgulandı.
PİRHA- Selçuk Üniversitesi’nde öğrenime başlayan öğrencilerin kişisel bilgileri Ensar Vakfı’yla paylaşıldı. Çocuk istismarı haberleriyle gündeme gelen vakfın kendilerine mesaj göndermesi ve yurda kayıt çağrısında bulunmasına öğrenciler tarafından tepki gösterildi.
Çocuklara istismar haberleriyle gündeme gelen Ensar Vakfı, ceza almadan kurtulduğu davaların ardından ülke genelinde faaliyette bulunmaya devam ediyor.
AKP destekli vakıf, üniversitelere kayıt haftası öncesi neredeyse her yerde çalışmalar yaparken, öğrencilerin kişisel bilgileri bu vakıfla paylaşılıyor.
Ensar Vakfı tarafından Selçuk Üniversitesi’ni kazanan öğrencilerin telefonlarına “yurt çağrısı” mesajları gelirken, öğrenciler kişisel bilgilerinin paylaşılmasına tepki gösterdi.
Öğrenciler kişisel bilgilerinin üniversite tarafından Ensar Vakfı’na verildiğini öne sürdü. (HABER MERKEZİ)
AKP’den CHP’ye geçen Artvin’de belediye başkanı Demirhan Elçin, Ensar Vakfı’na tahsis edilen binayı geri aldı.
Artvin’de CHP Belediye Başkanı Demirhan Elçin, daha önce AKP’li başkan Mehmet Kocatepe tarafından Ensar Vakfı’na tahsis edilen İsmet Acar Misafirhanesi’ni vakfın elinden geri aldı.
Binanın isminde bulunan “Ensar Vakfı” ifadesi kaldırılarak “Artvin Belediyesi” ismi konuldu.
Ensar Vakfı’na ait yurt ve evlerde 45 çocuğa cinsel istismarda bulunulmuş; AKP’liler vakıf yöneticilerini korumuştu. Artvin’de halk, söz konusu durumu tepki göstermişti.
PİRHA- MEB, öğrencilere ilişkin faaliyetleri yargı kararlarıyla engellenen Ensar Vakfı’nın okullarda çalışma yapmasına izin verdi. Duruma tepki gösteren DAD Adana Şube Eşbaşkanı Pir Zeynel Kete “Bakanlık yargı kararını yok saymıştır. Ayrıca öğrencilere yönelik olarak söyleşi, proje, yarışma, seminer çalışmaları yapılması uzmanlık gerektiren bir durumdur” ifadelerini kullandı.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), Karaman’daki öğrenci yurdunda yaşanan çocuk istismarıyla bilinen ve yargı kararlarıyla okullarda etkinlik düzenlemesi yasaklanan Ensar Vakfı’yla yeniden işbirliği yaptığı öğrenildi. Verilen kararın ardından sendika ve STK temsilcileri açıklamalar yaparak karara tepki gösterirken konu ile ilgili Demokratik Alevi Derneği (DAD) Adana Şube Eşbaşkanı Pir Zeynel Kete de PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
Eğitimin “Amaca uygun olarak kalıcı davranış değişikliği göstermek” şeklinde tanımlanmasının başlı başına sorunlu bir tanımlama olduğunu belirten Pir Kete, “Bireyi mekanikleştiren, bireye veri girişi yaptıktan sonra amaca uygun davranışı göstermesini istemek iktidarcı bir anlayıştır. Bu tanımlamada iktidarın amaçlarına uygun bir inşa söz konusudur. Amacın gerçekleşmesi için okul ve öğrenci birer araç haline gelmiştir.” dedi.
Danıştay’ın “Eğitim devletin devredemeyeceği görevler arasındadır” şeklindeki kararıyla Ensar Vakfı’nın okullarda çalışma yapmasını yasakladığını hatırlatan Pir Kete, MEB’in şimdiki kararının Danıştay kararını yok saymak olduğunu kaydetti.
“BAKANLIK YARGI KARARINI YOK SAYMIŞTIR”
Öğrencilere yönelik söyleşi, proje, yarışma ve seminer gibi çalışmaların uzmanlık gerektiren bir durum olduğunu ifade eden Pir Kete, öğrencilerin yaş grupları, anlatanların kullandıkları dil, iletişim araçları ve amaçların pedagojik kriterlere uygun olması gerektiğine işaret ederek “Öğrencilerden ve velilerden rızalık alınmış mıdır? Aileler eğitim ve öğretimin birer bileşenidir. Ailelerden rızalık alınmış mıdır? diye sordu.
Değerler eğitimi adı altında öğrencilerin otoriteye boyun eğen, biatçı kişilikler haline getirilmek istediğini belirten Pir Kete, “Bireylerinin insanlığın ortak erdemlerine sahip olması, inanç özgürlüğü, emek, barış, demokrasi, insan hakları, farklılıkların zenginlik olduğu gibi değerleri öğrenmesi bizim de tercihimizdir. Bu değerler ikrar ve rızalık esas alınarak özgür bir ortamda, farklı inançların, görüşlerin baskısı altında olmadığı bir eğitim öğretim anlayışı ile olur. Öğrencinin nesne olmadığı özne olduğu, yerelliğin esas alındığı bir anlayış en iyi değerler eğitimi kapsamındadır. Ancak özgür, bilimsel kamusal ve anadilinde bir eğitim anlayışı ile özne olan öğrenci kendi farkına varır, gizli yetenekleri görünür olur, farklılıkları kabul eder ve tanır. Öğrenci yurttaş olma erdem ve sorumluluğunu, haklarını öğrenebiliyorsa önemlidir.” diye konuştu.
“VAKIFLAR ELİYLE OKULLARDA MÜSLÜMANLIK İTAAT VE KULLUKLA ÖZDEŞ TUTULUYOR”
Ensar Vakfı’nın çalışmalarına eğitim öğretimin özelleştirilmesi çerçevesinde de bakmak gerektiğini ifade eden Pir Kete, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Eğitim özelleşirken, iktidar İslamın amaçları doğrultusunda şekillenirken aynı zamanda bir kimlik de kazanır. Tekçi, cinsiyetçi, itaatkar, var olanla yetinmeyen, görmeyen, duymayan bir anlayışla şekillenmiş bir kimlik. Vakıflar eliyle okullarda Müslümanlık itaat ve kullukla özdeş tutuluyor. Ayrıca Aleviler Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin çocuklarına verilmesini istemiyorlar. Bununla ilgili uluslararası hukuk normları olmasına rağmen rızamız olmadan öğrencilerimize bu dersin verilmesini istemiyoruz.”
MEB, öğrencilere ilişkin faaliyetleri yargı kararlarıyla engellenen Ensar Vakfı’nın okullarda çalışma yapmasına izin verdi. İznin ardından, Eğitim-Sen Genel Başkanı Aydoğan, “Yargı kararları da Ensar ile imzalanan protokollerin Anayasal suç niteliğini taşıdığını vurgulamıştır” diye konuştu.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), Karaman’daki yurdunda yaşanan çocuk istismarıyla bilinen ve yargı kararlarıyla okullarda etkinlik düzenlemesi yasaklanan Ensar Vakfı’yla yeniden işbirliği yaptığı öğrenildi.
MEB-ENSAR İŞBİRLİĞİ YASAKLANMIŞTI
Cumhuriyet’ten Mustafa Mert Bildircin’in haberine göre, MEB Din Öğretimi Genel Müdürlüğü “Öğrencilerin dini, ahlaki ve sosyal sorumlulukları çerçevesinde bilinçlendirilmesi” gerekçesiyle vakfın, okullarda faaliyet yürütmesinin önünü açtı. Danıştay, “Eğitim, devletin devredemeyeceği görevler arasındadır” gerekçesiyle Ensar Vakfı’nın örgün eğitimde faaliyet yürütmesini engellemişti. Bakanlık, yargı kararını yok sayarak Ensar’ın öğrencilere yönelik seminer, söyleşi, proje çalışmaları ve yarışmalar düzenlemesine izin verdi.
MEB VE ENSAR VAKFI İŞBİRLİĞİ
Din Öğretimi Genel Müdürlüğü, MEB ve Ensar Vakfı Değerler Eğitimi Merkezi işbirliğiyle bu yıl sekizincisi yapılacak, “Türkiye Değer Ödülleri” projesinin okullarda duyurulmasını talep etti. Ensar’ın bu yıl, “Güvenilir olmak” temasıyla yapacağı yarışma için hazırlanan eserlerin vakfa bağlı Değerler Eğitimi Merkezi’ne gönderilmesini istedi.
Talep yazısında şu ifadeler yer aldı:
“Din Öğretimi Genel Müdürlüğü ile Ensar Vakfı işbirliğinde, Bakanlığımıza bağlı resmi ve imam hatip ortaokullarındaki öğrencilerimize milli, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerin kazandırılması kapsamında öğrencilerin başarı ve motivasyonlarını artırmak, akademik ve entelektüel gelişimlerine katkı sunmak ve meslek seçimleri konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla çeşitli etkinlikler ve kurslar gerçekleştirebilecektir.”
“ENSAR İLE İŞBİRLİĞİ ANAYASAL SUÇTUR”
MEB’in suç işlediğini ifade eden Eğitim-Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, kamusal eğitimin MEB’in ve eğitimcilerin sorumluluğunda olduğunu hatırlatarak “Eğitim üçüncü kişilere devredilemez. Yargı kararları da Ensar ile imzalanan protokollerin Anayasal suç niteliğini taşıdığını vurgulamıştır” dedi.
“ENSAR VAKFINA ÖĞRENCİLERİMİZİ TESLİM EDEMEYİZ”
Aydoğan, Ensar Vakfı’nın öğrencilere meslek tercihleri konusunda “yardımcı” olacağının da protokolde yer aldığını vurgulayarak, “Meslekler ve meslek tercihleri konusu uzmanlık alanıdır. Eğitimci niteliği olmayan ve kamuoyu vicdanındaki yeri aklanmayan Ensar’a öğrencilerimizi teslim etmeyeceğiz. Anayasal suç olan protokollere karşı memleketin geleceğinden endişe duyan herkesi protokollere karşı mücadeleye çağırıyoruz” diyerek protokole karşı hukuki mücadelenin devam edeceğini söyledi.