PİRHA – Baba Mansur Ocağı evlatlarından Eren Yıldırım, okullarda uygulamaya sokulan ‘Ramazan Ayı Etkinlikleri’nin büyük bir tehlike barındırdığını anlattı. Yıldırım, uygulamaya karşı çıkılması sebebiyle “konuyu kavgaya çeken bir Sünni toplum var” diyerek, önceliğin ailelerin bilinçlendirilmesi olduğunu söyledi.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 11 Şubat’ta okullara gönderilen “Ramazan Ayı Genelgesi” sebebiyle günden güne tepkiler artıyor.
Baba Mansur Ocağı dedelerinden Eren Yıldırım, eğitim gören çocuklarının söz konusu uygulamaya maruz kaldığını belirterek kararı sosyal medya üzerinden eleştirmişti. Eren Yıldırım, düşüncelerini paylaşması sebebiyle linçe uğradığını belirtti.
Dede Eren Yıldırım, konunun bir hassasiyet barındırdığını da anlatarak, okul yöneticilerinin de baskı altında olduğunu söyledi.
Ramazan Ayı Etkinlikleri’nin söylendiği gibi gönüllülük temelinde olmadığının altını çizen Eren Yıldırım, “Eğitimciler ve idareler de emir kulu. Mecburiyetten, istemeyerek yapanlar da var” dedi.
“KONUYU KAVGAYA ÇEKENLER VAR”
Dede Eren Yıldırım, yaşananlara karşı Alevi örgütlerinin yapması gerekenlere de işaret etti. “Konuyu kavgaya çeken bir kesim var” diyen Yıldırım, şu görüşleri paylaştı:
“Bu yapılanlara karşı geçmişten bugüne kadar hep mücadele verdik. Zorunlu din derslerine karşı yaptığımız mitingler, eylemler birçok alanda ses getirdi. Ama bu süreç biraz daha farklı. Karşımızda konuyu kavgaya çeken bir Sünni toplum var. Bu hassas konuyla ilgili Hacı Bektaş Veli Vakfı olarak üzerinde konuşacağız. Bu hafta sonra İzmir’de bir toplantı yapacağız. Neler yapılabilir konusunu değerlendireceğiz.”
“ÖNCE VELİLERİ BİLİNÇLENDİRMEK GEREKİR”
Dede Eren Yıldırım, Alevi velilerin de sorumlu davranması gerektiğinin altını çizdi. “Bu konu karşısında bizlerin bilinçli olması gerekiyor” diyen Yıldırım, “Anne babaları toplayıp, onlara konuyu anlatabilmeliyiz. Ne yapacaksak onlarla birlikte yapmamız gerek. Alevi kurumları bir açıklama yapar, bir eylemsellik içerisine girer ama bunu kitlelere ulaştıramazsan yapacağımız bütün eylemler boşa düşer” diye de ekledi.
“YOBAZ ZİHNİYETİN EĞİTİM MÜFREDATI!”
ÇEDES projesiyle birlikte eğitimde yeni bir anlayışın baskılandığını ifade eden Yıldırım, çocukların büyük bir tehlike içerisinde olduğu uyarısını da yaptı. Yıldırım devamla şunları söyledi:
“ÇEDES projesi zaten bunun en önemli adımlarından bir tanesiydi. Şu anda adım adım istedikleri eğitimi devreye sokuyorlar. Ama bizler, yapılmak isteneni topluma iyi anlatmalıyız. Katıldığım bütün Hızır cemlerinde hep bu konuyu ele aldım. Binlerce insan Hızır Cemlerine geldi, muhabbetimin konusunun asıl mayası eğitimdi. Sünni de olsa, Alevi de olsa, inanmayan bir anne baba da olsa kimse çocuğunu okula dini ritüel alsın ya da hoca olsun diye göndermez. Herkes çocuğunu okusun, toplumuna faydalı bir meslek edinsin diye gönderir. Ama maalesef okullarımız bugün gerici, yobaz zihniyetin eğitim müfredatıyla donatılmış. Çocuklarımızın aklını kemiriyorlar. Pedagojik anlamda da çocuklarımızda büyük bir problem var. Burada Sünni çocuğun da hakkını savunmak gerekiyor. Çünkü onlar birer çocuk.
Çocuklara ‘Akşam ailelerinizle açtığınız iftar sofrasının fotoğrafını çekip getirin’ denilmiş. Ülkenin zaten içerisinden geçtiği ekonomik durum ortada. Kiminin durumu iyi, kiminin durumu kötü. Orada da çocukları bir ayrıştırmaya sokuyorlar. Çocukların gelişimine engel olan bir zihniyet var karşımızda. Bunun önüne geçmemiz gerekiyor. Çocukların gelişimini pegolojik anlamda olumsuz etkileyen bir durum var. Bu yapılanları çok tehlikeli buluyorum.”
PİRHA – Suriye’de devam eden Alevi Soykırımına karşı Ana Sevim Yalıncakoğlu ile Dede Eren Yıldırım tepki gösterdi. Ana Yalıncakoğlu, inanç önderleri olarak Suriye’ye gitmek için Dışişleri Bakanlığı’na başvurduklarını, ancak halen cevap alamadıklarını belirtti. Ana Yalıncakoğlu “HTŞ’ye destek veren herkes bu soykırımın ortağıdır” derken, Dede Eren Yıldırım da “Bugün Suriye’de Alevilerin can güvenliği savunulmazsa yarın hiçbir topluluk güvende olmaz” ifadelerini kullandı.
Arap Alevileri için yeni yılın başlangıcı olan Ras al Seni, soykırım gölgesinde kaldı. Suriye’deki Aleviler, bayram neşesiyle girecekleri yeni yıla ölüm ve sürgünle başladı.
Suriye’nin dört bir yanına saldıran HTŞ-IŞİD çeteleri, Alevilere dönük soykırıma devam ediyor. Dünya kamuoyu ise Suriye’de yapılan insanlık suçlarına sırt dönüyor.
Ras al Seni sebebiyle İstanbul Kadıköy’de bir araya gelen Arap Alevi Meclisi üyeleri ise yapılan zulme bir kez daha tepki gösterdi. Küçük kalabalık içerisinde yer alan isimlerden birisi de Alevi Bektaşi Federasyonu Yol Erkandan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sevim Yalıncakoğlu’ydu.
Aynı zamanda Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı olan Yalıncakoğlu, inanç önderleri başta olmak üzere herkesin, Alevi soykırımı karşısında tutum alması gerektiğini söyledi.
“SURİYE’YE GİDECEĞİZ!”
Ana Sevim Yalıncakoğlu, yakın zaman öncesine kadar İstanbul’daki inanç önderlerinin belli aralıklarla toplantılar düzenlediğini, ancak böylesi kritik dönemde sessiz kalınmaması gerektiğinin altını çizdi. İnanç önderlerinin, son dönemde Suriye’de yaşananlara karşı “eksik kaldıklarını” söyleyen Yalıncakoğlu, “Suriye ile ilgili kurumlar üzerinden bir koridor açılmasını, gözlemci olarak ana ve dedeler olarak gitmek istediğimizi bildirdik ama Dışişleri Bakanlığı’ndan bu yönde henüz bir cevap gelmedi. Kurumların bu çağrısı Dışişleri Bakanlığı tarafından karşılık bulsaydı, analar ve dedeler olarak bir heyet gidip, yerinde gözlemleyip, hayatta kalan canlara bir nebze yoldaş olabilecektik. Bu talebimiz hala da geçerlidir. En kısa zamanda gideceğiz!” dedi.
“HTŞ’YE DESTEK VEREN HERKES SOYKIRIMIN ORTAĞIDIR”
Sevim Yalıncakoğlu, ABF olarak öncelikli gündemlerinin Suriye’deki soykırım olduğunun altını çizdi. Yalıncakoğlu, HTŞ’nin, tüm bölge halkları için tehlikeli bir yapılanma olduğunu ifade ederek şunları söyledi:
“Katil Colani ve IŞİD artığı HTŞ çetelerine yönelik tüm dünya kamuoyunun ses çıkarması gerekir. Aynı zamanda bu çeteleri durdurmak için Birleşmiş Milletler’in adım atması gerekir. Başta Türkiye olmak üzere ABD’nin, İsrail’in ve dünyada bu HTŞ katillerini destekleyen tüm ülkelere çağrı yapıyoruz; sizin onlara gösterdiğiniz her türlü askeri ve maddi yardım, Alevilere, Dürzilere, Kürtlere katliam olarak geri dönüyor. Nitekim Halep’te katlettikleri Kürt kadının cesedine bile düşman olan, kaçırdıkları kadınlara her türlü eziyeti eden, sadece Alevi çocuğu olduğu için boğazını kesebilen caniler bunlar. HTŞ Suriye ordusu değildir. HTŞ katil IŞİD artığı katliamcı bir çete sürüsüdür. Dolayısıyla bunlara destek veren herkes de bu soykırımın ortağıdır.”
“BİZ ÖNCÜLÜK ETMEK ZORUNDAYIZ”
Ana Yalıncakoğlu, inanç önderlerinin, bu süreçte daha fazla rol almaları konusunda bir de çağrı yaparak şöyle devam etti:
“Alevi Yol erkanında ‘Üzerimize yol uğradı’ denilir. Tam olarak bu dönemde Alevilerin anaları, dedeleri, pirleri, mürşitleri, talipleri, rehberleri; hepsine Yol’un uğradığı bir dönem. Kırklar Meclisi’nin öğretisiyle bu Yol’a baş koymuş kişileriz. Kırklar Meclisi’nde de denildiği gibi birimize neşter vursa bin yerden akar kanımız. Bugün Suriye’deki canlarımıza neşter vuruldu ve bizim hepimizin kanı akıyor. Bu Yol’a baş koymuş analar, dedeler olarak üzerimize düşen her türlü sorumluluğu yerine getirmek zorundayız. Önce biz öncülük etmek zorundayız. Suriye’ye gidilecekse gitmek zorundayız. Onların seslerini tüm dünyaya duyurmak için daha çok çabalamalıyız. Dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan bir Alevinin, şu dönemdeki ilk yapması gereken şey budur. Canımıza neşter vuruluyor. Hepimizin birden kanının akması lazım. Ama bu akan kanı da durduracak olan yine bizleriz. Herkes, bir an önce ne yapabilirim diye düşünüp, bu konuda eylem yapanlara, çaba harcayanlara omuz vermeli, diye düşünüyorum.”
“ZULME RIZA, ZULMÜN PARÇASI OLMAKTIR”
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Cemevi Yönetim Kurulu Başkanı Dede Eren Yıldırım’da Suriye için daha yoğun ses çıkarılması gerektiğini söyledi. Yıldırım, “Bizim yolumuzda mazlumun yanında durmak bir tercih değil, bir ikrar meselesidir” diyerek şöyle devam etti:
“Bu dönemde susmak sadece Alevilere değil insanlık onuruna da zarar veriyor. Kerbela bize şunu öğretti; zulme rıza, zulmün parçası olmaktır. O yüzden susmamak, ses çıkartmak zorundayız. Ve bu mesele yalnız Alevilerin meselesi de değil. Bugün bir inanç grubu hedef alınsa yarın başka bir halk, başka bir inanç hedef alınır. Bu yüzden buradan çağrımız net. Suriye’de yaşayan sivillerin yaşam hakkı korunmalı. İnanç temelli nefret dili durdurulmalı. Bağımsız gözlem ve insani yardımın önünün açılması gerekir. Bu en temel insani haktır.”
“BUGÜN İÇ MUHASEBE DEĞİL, DIŞA DOĞRU ORTAK SES ÇIKARMA ANI”
Dede Eren Yıldırım, Suriye’de yaşananlara karşı ses çıkarmanın bir zorunluluk olduğunu vurgulayarak kurumsal yapıların üzerindeki baskılara da işaret etti. “Kriminalize edilme korkusu var” diyen Yıldırım, “Ayrıca toplum içinde parçalanmışlık da var” diye de ekledi. Eren Yıldırım, şunları söyledi:
“Herkes aynı dili kuramıyor. Ama bu demek değildir ki bu yolun inanç önderleri soykırıma sessiz kalacak. Şu acı gerçeğimiz de var. Biz bazen reflekslerimizi kendi iç tartışmalarımıza gömüyoruz. Oysa bugün iç muhasebe değil, dışa doğru ortak ses çıkarma anı. Bu dönem benim kurumum, senin kurumun dönemi değil. Bu dönem yolun birliği dönemi. Pirler, analar bu yolun vicdanıdır. O yüzden pirler, analar, mürşitler, aşığı sadıklar bir araya gelmeli. Ama bu sadece normal bir araya gelme, bir toplantı değil! Ortak bir vicdan bildirisi üretilmelidir. ‘İnanç temelli şiddete hayır! Sivillerin can güvenliği evrensel haktır!’ diye net olmak zorundadırlar. Yol’umuzun özü rızalıktır. Rıza varsa birlik olur, birlik olursa ses olur, ses olursa zulmün üstüne karanlık gibi çöken sessizlik de ortadan dağılır.”
“BİZİM ÇAĞRIMIZ İNTİKAM DEĞİL ADALET”
Meclis çatısı altındaki herkesin, yaşam hakkı ve inanç özgürlüğünü savunmak zorunda olduğunu söyleyen Eren Yıldırım, şu sözlerle konuşmasına son verdi:
“İnanç temelli nefret söylemi reddedilmeli. Sivillerin korunması için uluslararası kamuoyu harekete geçmeli. Uluslararası hukuk işletilmeli. İnsani yardım koridorları açılmalı. Suç işleyenler cezasız kalmamalı, kırmızı halılarla karşılanmamalı. Biz Aleviler bugüne kadar hiçbir halkın acısından sevinç duymadık. Kimsenin inancına düşmanlık etmedik. Bizim Yol’umuz sevgi yoludur çünkü. Ama sevgi, zulmü görmezden gelmek değildir. Hünkâr Hacı Bektaş Veli pirimiz ‘İncinsen de incitme’ diyor. Ama bu söz ‘zulme boyun eğin’ demek değil. Bu söz insan kalmayı başarmaktır. Biz de insan kalacağız. Mazlumun yanında, zalimin karşısında duracağız. Bugün Suriye’de Alevilerin can güvenliği savunulmazsa yarın hiçbir topluluk güvende olmaz. Bizim çağrımız intikam değil adalet, nefret değil barış, sessizlik değil ortak vicdan çağrısıdır. O yüzden Suriye’de yaşanan soykırım derhal durdurulmalıdır.”
PİRHA- Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin “kritik aşaması” olarak nitelendirilen İmralı ziyareti 24 Kasım’da gerçekleşti. Bugüne dek yalnızca devlet kanadının temas kurduğu PKK lideri Abdullah Öcalan ile ilk kez siyasi bir heyet görüşme yaptı. Ziyaret, hem içeriği hem de yol açtığı tartışmalar açısından birçok ilke sahne olurken, özellikle CHP’nin sürece dair tutumu parti tabanı da dahil olmak üzere geniş kesimlerde eleştiri topladı.
Bu gelişmeler ışığında Alevi toplumundan sürece dair değerlendirmeler de geldi.
Babamansur Ocağı evladı, Şişli Belediyesi Meclis Üyesi ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Cemevi Yönetim Kurulu Başkanı Eren Yıldırım, sürecin mevcut aşamasını PİRHA’ya değerlendirdi. Yıldırım, barışın Alevi toplumu için temel bir ideal olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:
“Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli, 72 milleti bir nazarla görmüşse, bu ülkedeki tüm toplumların bir arada ve barış içinde yaşaması bizim için olmazsa olmazdır. Bu nedenle barış sürecini kıymetli buluyoruz ancak sürecin sağlam temeller üzerinde inşa edilmesi gerekiyor. AKP’nin yıllardır Kürtlere, Alevilere ve ötekileştirdiği tüm kesimlere yönelik baskı politikaları ortada.”
Yıldırım, sürecin kapsayıcı olması gerektiğini belirterek, “Barış süreci sadece Kürtlerle değil; yıllardır eşit yurttaş olarak görülmeyen Alevi toplumunu da içermeli. LGBT+’lar, Cumartesi Anneleri, tüm ötekileştirilen topluluklar bu sürecin parçası olmalıdır” diye konuştu.
“HER NE OLURSA OLSUN BARIŞTAN YANA TAVIR ALMALIYIZ”
CHP’nin İmralı’ya gitmeme kararını da değerlendiren Yıldırım, sözlerine şöyle devam etti:
“Bu kararın gerekçesini bilmiyorum ancak bir Alevi dedesi olarak şunu söylemeliyim: Benim önceliğim Alevilik ve Alevilik her zaman barıştan yana olmuştur. Çocukların ölmediği, evlerin yıkılmadığı, kimsenin kaçırılmadığı bir dünya özlemi bizim doğal arzumuzdur. Bu nedenle her koşulda barışı desteklememiz gerekiyor.”
MECLİSTE SÜREÇ DEVAM EDİYOR
İmralı görüşmesinin ardından gözler, Meclis’te hazırlıkları sürdürülen yasal düzenlemelere çevrildi. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı önerilerin hafta başına kadar Meclis Başkanlığı’na sunulması, 4 Aralık’ta ise raporda yer alacak başlıkların görüşülmesi bekleniyor.
“SORUN EN İYİ MUHATAPLARIYLA ÇÖZÜLÜR”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Ağçal da barış ve demokratik çözüm sürecine dair görüşlerini paylaştı. Türkiye’nin barışa hasret olduğunu söyleyen Ağçal, sürecin doğru adımlarla ilerlemesi gerektiğini belirtti:
“Bir sorunu en iyi muhataplarıyla çözebilirsin. Alevilerin sorunlarını Alevi kurum temsilcileri olmadan çözmeye çalışan devlet, nasıl yüzeysel kalıyorsa, Kürt sorununun çözümü de muhataplarıyla konuşularak mümkün olabilir. Talepler masaya yatırılmalı, toplumun da dahil edildiği demokratik bir süreç örülmeli.”
“SARAY İKTİDARI BİR ADIM ATMIŞ DEĞİL”
Ağçal, sürecin şeffaf yürütülmediğine dikkat çekerek şu eleştiride bulundu:
“Hala bilinmeyen çok fazla konu var. Süreç kapalı kapılar ardında ilerliyor ve toplum bu sürecin içinde değil. En önemlisi de cumhurbaşkanının konuşmadığı bir dönemden geçiyoruz. Bir önceki barış süreci, bugün konuşmayan kişinin tek sözüyle bitmişti. Bu nedenle asıl odaklanılması gereken İmralı değil saraydır.”
PKK’nin silah bırakıp örgütü lağvettiğini ve önemli adımlar attığını vurgulayan Ağçal, “Bu ciddi adımlara rağmen saray iktidarı henüz bir adım atmış değil, bir söz dahi kurmuş değil” dedi.
PİRHA – Okmeydanı Cemevi’nde polis Sezgin Korkmaz tarafından vurularak öldürülen Uğur Kurt, katledildiği yerde anıldı. Anne Gülnaz Kurt, yaptığı konuşmada “Erdoğan, o adliyeleri sadece kendisi için mi kurdu? Oğlumun katilini bir gün olsun içerde göreyim, ben öleceğim artık, kanser hastasıyım. Bu adalet hep size mi çalışıyor?” diye feryat etti.
Uğur Kurt, Okmeydanı Cemevi’nde 22 Mayıs 2014’te bir akrabasının Hakk’a uğurlama erkanına katıldığı esnada polis Sezgin Korkmaz tarafından vurularak katledildi.
29 yaşındayken hayattan koparılan Uğur Kurt, katledilişinin 11. yılında vurulduğu yerde anıldı.
Anma törenine çok sayıda Alevi kurum yöneticisinin yanı sıra yurttaşlar da yoğun ilgi gösterdi.
Uğur Kurt için yapılan saygı duruşu ardından anma, Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu‘nun çerağ uyandırmasıyla başladı.
Törenin sunuculuğunu yapan Hüseyin Kelleci, “Uğur Kurt’u unutmadık, unutmayacağız, onu yüreğimize gömdük. Uğur Kurt’u Mayıs ayında kaybettik. Mayıs ayı aynı zamanda direnenlerin, diri diri toprağa verilenlerin günüdür” dedi.
“BU ÜLKEDE ALEVİLERE ADALET YOK”
Okmeydanı Cemevi Başkanı Eren Yıldırım, yaptığı konuşmada, Uğur’a yönelik saldırının tüm Alevi toplumuna yönelik olduğunu vurguladı. Yıldırım, “Susmayacağız!” diyerek şu konuşmayı gerçekleştirdi:
“Bundan tam 11 yıl önce bu ibadethanenin bahçesinde bir can katledildi. Uğur Kurt, bir köylüsünü uğurlamak için buraya gelmişti ama ne yazık ki o gün en güvende hissettiği yerlerden birinde, bir polis kurşunuyla toprağa gömüldü. Ve bu kurşunun bedeli 12 bin 100 lira oldu. Bu yalnızca bir cinayet değil, Alevilerin ibadet, yaşam, varoluş hakkına sıkılmış bir kurşundur. 11 yıldır yüksek sesle haykırıyoruz; bu ülkede Alevilere adalet yok. Bugün sadece Uğur’un değil, halkın iradesiyle seçilmiş belediye başkanlarını da üniversite gençlerini de hukuksuz bir şekilde görevden alınıp tutsak edildiği bir adaletsizlik düzeni ile karşı karşıyayız. Bu dava yalnızca Uğur’un davası değil. O kurşun hepimize sıkıldı. Adaletsizliğe alışmayacağız, sessiz kalmayacağız. İnancımızın inkarına karşı susmayacağız. Buradayız ve haktan, hakikatten yana olmaya devam edeceğiz.”
“ANCAK BU BÖYLE GİTMEYECEK”
Okmeydanı Cemevi önceki dönem başkanı Zeynel Şahin de “Türkiye’de adalet yok” diyerek başladığı konuşmasında şunlara değindi:
“Yıllardır verdiğimiz mücadelede hiçbir netice alamadık. Resmen tabancayı çekip bile bile vurdu ancak ispat edemiyoruz. Cezası 12 bin 100 lira oldu. Bugün meclis başkanının, Alevilere yönelik konuşmasına bakın. Halen o kin ve nefret bugün de devam ediyor. Ancak bu böyle gitmeyecektir. Biz, her zaman doğruları söylemeye devam edeceğiz. Mazlumun yanında olmaya devam edeceğiz.”
“BU CUMHURİYET İSLAM KARDEŞLİĞİ ÜZERİNDEN KURULAMAZ”
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya ise Uğur Kurt’un öldürülmesinin tesadüf olmadığını vurguladı. Karakaya, Gezi Parkı eylemleri döneminde katledilen Alevi yurttaşlara işaret ederek şöyle devam etti:
“Uğur’un, bir cemevi bahçesi içerisinde polis kurşunuyla katledilmesi tesadüf değil. Alevilere yönelik ırkçı politika coğrafyanın her yerinde devam ediyor. Bugün Suriye’de de bir Alevi soykırımı var. Bu soykırımı meşru gösteren ne yazık ki bu ülkenin cumhurbaşkanından MİT başkanına kadar hepsi Emevi zihniyetinin devamını sürdürüyor. Eşit yurttaşlık mücadelemizi mutlaka sürdürmeliyiz. Bu ülkede toplumlar arası bir bağ kurulacaksa bu İslam kardeşliği üzerinden olmayacaktır. Bu cumhuriyet İslam kardeşliği üzerinden kurulamaz. Devletin bütün bu politikalarına karşı demokratik, laik, eşit yurttaşlık mücadelesinden başka durumumuz yok.”
“EL ELE VERİRSEK BU TAHAMMÜLSÜZLÜĞE SON VERİLİR”
DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat da törende konuşan isimler arasındaydı. Fırat, “Bu topraklarda çok acılar yaşandı, yaşanıyor. Umut ediyorum ki bu tahammülsüzlük bu bahar ayında sevgiyle bürünür. Bütün ezilen topluluklar el ele verirsek bu tahammülsüzlüğe elbette ki son verilir. AKP Genel Başkanı, iktidara geldiği dönemde ‘biz mağdur edildik’ diyordu. Belki haklı olduğu noktalar vardı ama şu an herkesi mağdur etmekte. Kendi gibi düşünmeyenleri cezaevine tıkıyor. Şimdi de oy devşirme mantığına girdiler. Elbette ki bir gün mutlaka barış gelecek. El ele verip birbirimizin Xızır’ı olmalı, mücadeleyi yükseltmeliyiz” diye konuştu.
DAVA DOSYASI ANAYASA MAHKEMESİ’NDE!
Uğur Kurt dosyasını üstlenen Av. Aslı Kazan da dava sürecine dair bilgi paylaştı. Kazan, şunları söyledi:
“Uğur Kurt burada vurulduktan sonra benim sadece müvekkilim olmadı, Uğur benim tanımadığım bir kardeşim oldu. Aileyle birlikte acıyı birlikte yaşayıp, hukuk mücadelesini birlikte vermeye devam ediyoruz. Soruşturma aşamasında görüntüler karartılmıştı. Savcı, iddianameyi düzeltmek, buraya gelip keşif yapmak istemiyordu ve bunları bize açık açık ifade ediyordu. İnanılmaz bir cinayetti. Dosyayı Anayasa Mahkemesi’ne götürdük ve ‘Yaşam hakkı ihlal edilmiştir’ denildi. Süreç böyle ilerliyor ve sonuna kadar adalet mücadelemiz devam edecek.”
“BU ADALET HEP SİZE Mİ ÇALIŞIYOR”
Uğur’un annesi Gülnaz Kurt ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Hani bizim yanımızdaydın, şimdi neredesin?” diye seslendi. Anne Gülnaz Kurt, “Tayyip Erdoğan bu cezayı bana verdi. 11 senedir dışarı çıkamıyorum. Benim oğlumun katili de elini kolunu sallayarak geziyor. Erdoğan, o adliyeleri sadece kendisi için mi kurdu? Oğlumun katilini bir gün olsun içerde göreyim, ben öleceğim artık, kanser hastasıyım. Bu adalet hep size mi çalışıyor?”
“HEPİMİZİN VURULDUĞU YERDEYİZ”
HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez ise yaptığı konuşmada “Aslında şu anda hepimizin vurulduğu yerdeyiz. Toplumsal çürümenin en yoğun yaşandığı yerdeyiz. Adaletle birlikte basının da çürüdüğü bir yerdeyiz. Ama adaleti bulacağımıza dair hiç umutsuz değilim. Şayet bu durum bir cami avlusunda olsaydı Türkiye nüfusunun söyleyeceği sözü çok merak ediyorum. Ama biz sessiz kalmayacağız, her an burada yaşananları dile getireceğiz. Sevgili Uğur’u ve Uğur gibi toprağa düşen bütün canlarımızı sevgiyle anıyorum” dedi.
PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Cemevi eğitime destek vermek amacıyla piknik düzenledi. Burada konuşma yapan Ercan Geçmez, “Türkiye’nin bir şansı var. Türkiye’nin şansı demokrasiyi ve laikliği benimseyen büyük bir Alevi kitlesi var. Onlarla birlikte mücadele eden demokratik kitleler var” dedi.
Okmeydanı Cemevi, öğrencilerin eğitimine destek amacıyla Fatih Çeşmesi Piknik Alanı’nda eğitim destek pikniği gerçekleştirdi. Sabah saatlerinde başlayan pikniğe çok sayıda yurttaş katıldı. Sabah saatlerinde kahvaltı sonrası yağmurun yağmasına rağmen müzik dinletisi yapılarak, halaylar çekildi.
Programda Ender Balkır, Nilüfer Sarıtaş, Müslüm-Mustafa Eke, İlknur Cabadan, Kenan Çoşkun ve Mehmet Ekici türküleriyle çoşkulu anlar yaşattılar.
Okmeydanı Cemevi Yönetim Kurulu Başkanı Eren Yıldırım, 2024-2025 yılları arasında amaçlarının 200 öğrenciye burs vermek olduğunu söyleyerek Alevi toplumunun yardımlaşma ve dayanışma konusunda örnek bir toplum olduğunu belirtti.
GEÇMEZ; “BU ETKİNLİK ÖRNEK BİR UYGULAMA”
Etkinliğe çok sayıda sivil toplum kuruluşu ve siyasi parti yöneticileri de katıldı. Piknikte konuşan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, eğitimin anlam ve önemine vurgu yaparak, şu konulara temas etti; “Önemli bir iş yapıyoruz. Türkiye’de demokrasinin ve laikliğin yok sayıldığı, hukukun ve adaletin olmadığı bir yerde eğitime önem vermenin ne kadar değerli olduğunu, gençlere farklı bir eğitim vermesi gerektiğini, temel insan haklarını ele alan bir eğitimin gerektiğini anlıyoruz. Bu yapılan etkinlik örnek bir uygulama, umarım herkes bunu yapar” diye konuştu.
“Ülkemiz bir karanlığa doğru gidiyor. Bu ekonomik karanlığın asıl sebebi insanların kültürel ve sosyal olarak yoksullaştırılmasıdır, eğitimden geri bırakılmasıdır” diyen Geçmez, “Maarif modeli dedikleri, 12 Eylül faşist diktatörlüğünün bize getirdiği zulüm, faşizm, zorunlu din dersleri ve Türkiye’nin çeşitliliğini yok eden uygulamalardır. Dün OECD’nin yaptığı araştırmaya göre Türkiye her alanda en son sırada yer alıyor. Türkiye’nin bir şansı var. Türkiye’nin şansı demokrasiyi ve laikliği benimseyen büyük bir Alevi kitlesi var. Onlarla birlikte mücadele eden demokratik kitleler var” değerlendirmesinde bulundu.
Etkinlik, okunan türküler ve halayların ardından pikniğe katılan sanatçılara plaket verilmesiyle sona erdi.
PİRHA – Okmeydanı Cemevi ve Şişli Belediyesi tarafından Fatma Girik Parkı’nda Yas-ı Muharrem için aşure lokması pay edildi. Okmeydanı Cemevi Başkanı Eren Yıldırım, “Bizler bu dünyada insanın insan onuruna yaraşır şekilde mücadele vermesi için kimsenin kimseyi ötekileştirmesi, tıpkı aşure kazanında olduğu gibi bir dünya düzeni için bu aşure lokmasını kaynattık” dedi.
Okmeydanı Cemevi ve Şişli Belediyesi tarafından Mahmut Şevketpaşa Mahallesi’nde bulunan Fatma Girik Parkı’nda Yas-ı Muharrem Orucu sonrası semah dönüldü ardından aşure lokması pay edildi.
Etkinliğe, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi(DEM Parti) Milletvekili Celal Fırat, CHP Ankara Milletvekili Umut Akdoğan, CHP İstanbul Milletvekili Yüksel Mansur Kılıç, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan ve Okmeydanı Cemevi Başkanı Eren Yıldırım’ın yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.
“AŞURE BİRLİĞE VE BERABERLİĞE DAVETTİR”
Semah sonrası Okmeydanı Cemevi Başkanı Eren Yıldırım söz aldı. Yıldırım, “Aşure birliğe ve beraberliğe davettir. Bizde bu daveti 1344 yıl sonra tekrar yenilemek için toplandık. Bu aşure lokmamız birliğimize, beraberliğimize ve kardeşliğimize vesile olsun. Bizler bu dünyada insanın insan onuruna yaraşır şekilde mücadele vermesi için kimsenin kimseyi ötekileştirmeden, tıpkı aşure kazanında olduğu gibi bir dünya düzeni için bu aşure lokmasını kaynattık” dedi.
“KERBELA EZENLE EZİLENİN MÜCADELESİYDİ”
Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ise yaptığı konuşmada “Hz. Hüseyin’i anmak Hz. Hüseyin’i anlamak kadar önemlidir. Kerbela, ezenle ezilenin mücadelesiydi. Haklı ile haksızın mücadelesiydi Kerbela, mazlumla zalimin mücadelesiydi Kerbela. Bizlerin safı her zaman mazlumdan yana oldu o nedenle biz Kerbela’nın yasını tutarken Hz. Hüseyin’in de bize verdiği mesajı içselleştiren insanlarız” diye konuştu.
Okmeydanı Cemevi Dedesi Onur Güngör’ün verdiği gülbengin ardından aşure lokmaları pay edildi.
Aşure lokmasından sonra Muharrem Temiz, Tolga Sağ ve Yılmaz Çelik sahneye çıkarak türkülerini seslendirdi.
PİRHA – Sivas Katliamı’nın 31. yıldönümünde, katliamda yaşamını yitiren 33 can, Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi bahçesinde anıldı. Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, “Herkesi 2 Temmuz’da Sivas’ta katledilen, 3 Temmuz’da Çorum’da katledilen canlarımızı anmaya, daha sonra Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin huzurunda hep birlikte orada cem olmaya davet ediyoruz” dedi.
Sivas Katliamı’nın 31. yıldönümünde, devlet yönetiminin gözetiminde dinci-faşist kalabalığın gerçekleştirdiği katliamda yaşamını yitiren 33 can Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Gazi Şehitleri Cemevi, Karayolları Cemevi, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi ve Habibler Cemevi’nin ortak programıyla Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi bahçesinde anıldı. Anmada Erdal Erzincan, Mercan Erzincan ve Deniz Türkan deyişler okudu.
Anmaya Okmeydanı Cemevi Başkanı Eren Yıldırım, AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün, PSAKD Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Gaziosmanpaşa Şubesi Karayolları Cemevi Başkanı Hıdır Çam, Habibler Cemevi Başkanı Orhan Satılmış ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Anmayı düzenleyen kurumlar adına AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün, PSAKD Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş birer konuşma yaptı.
“İNSAN YAKMANIN ZAMANAŞIMI OLMAZ”
Okmeydanı Cemevi Başkanı Eren Yıldırım naklen yayın karşısında dünya ve insanlığın gözü önünde, alkışlar eşliğinde yakılan canların acısını kapatacak hiçbir şeyin olmadığını söyleyerek “Çünkü bu yara başka bir yaradır. İnsanlık tarihinde gelmiş geçmiş en köklü ve en yakıcı ateştir Sivas. Madımak Katliamı, insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. İnsanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı olmaz. Ama oldu. Sivas Madımak Davası zaman aşımına uğradı. Olmaz, insan yakmanın zaman aşımı olmaz” diye konuştu.
“BİZİ YAKIP YIKMAKLA BİTİREMEYECEKSİNİZ!”
AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, Alevilerin kimsenin arka bahçesi olmadığını belirterek, “Aleviler, bu ülkenin yüz akıdır. Herkesi 2 Temmuz’da Sivas’ta katledilen canlarımızı anmaya, 3 Temmuz’da Çorum’daki canlarımızı anmaya daha sonra Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin huzurunda hep birlikte orada cem olmaya davet ediyoruz. Hepimiz orada birlikte olacağız ama asla Alevi Bektaşi Cemevi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın programlarına katılmayacağız. Onları reddediyoruz. Alevilerin yolu cemdir. İnanç yerleri cemevidir. Biz bunu pirlerimizden öğrendik. Kimse bize yolumuzu öğretme haddini kendinde görmesin. Pir Sultan’ı anarken Madımak’ın etrafı çevrildi, insanlarımız cayır cayır yakıldı. ‘Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak’ diyen şeriat yobazlara sesleniyorum. Asla bizi yakıp yıkmakla bitiremeyeceksiniz!” diye konuştu.
“DEVRİMCİLERE SAHİP ÇIKALIM”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün, kuyu tipi hapishanelerden söze ederek “Devrimcilere sahip çıkalım. Devrimcilerin girmediği mahallelere çeteler, torbacılar giriyor. Sadece devrimcileri bu hapishanelere atmıyorlar. Kendileri gibi düşünmeyen herkesi bu hapishanelere atıyorlar. Aleviler olarak da birbirimize sahip çıkalım. Haklıyız kazanacağız. Kerbela’da Hüseyin, Dersim’de Seyit Rıza, Sivas’ta Pir Sultan olmaya devam edeceğiz” dedi.
“ADALET MÜCADELEMİZİ BÜYÜTMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
PSAKD Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş ise şunları konuştu:
“Biz Sultangazi’de faaliyet gösteren dört cemevi olarak geçen yıl da ortak bir etkinliğe imza atmıştık fakat geçen yıl emniyet, kaymakamlık sudan gerekçelerle etkinliğe yasaklama getirmişti. Bu sene yine buradayız. Biz her sene Sivas şehitleri başta olmak üzere hak, hakikat yolunda yaşamını yitiren tüm canlarımızı ölüm yıldönümlerinde bir araya gelerek anmaya ve adalet talebimizi, sadece Sivas için değil Maraş’ın, Çorum’un, Dersim’in, Koçgiri’nin ve yaşadığımız Gazi Mahallesi için adalet istemeye, adalet mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz.”
PİRHA- Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın siyasi bir çıkar ve asimile amaçlı kurulduğunun altını çizen Okmeydanı Cemevi’nden Baba Mansur Ocağı dedesi Eren Yıldırım, “Bugün gelinen noktada bu başkanlığa atanan yeni daire başkanının da eylem ve söylemlerini incelediğimde ne kadar büyük bir tehlikenin içerisinde olduğumuzu bir kez daha hatırlatmak istedim” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen gece yarısı kararnamesiyle Hazine ve Maliye Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlı müdürlüklere çok sayıda atama yaptı. Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun eski danışmanı Ali Arif Özzeybek’in başkanı olduğu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ise ülkücü olarak bilinen Ali Rıza Özdemir atandı. Böylece Ali Arif Özzeybek görevden alınmış oldu.
MHP destekli AKP hükümeti tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Alevi toplumu açısından tartışmalı bir isim olan ülkücü Ali Rıza Özdemir’in getirilmesi tepkileri iyice alevlendirdi.
Aleviler ve örgütlü oldukları Alevi kurumları, maaşlı dedeler arayışına giren Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bir asimilasyon merkezi haline geleceğini başından beri vurguluyor.
“TEHLİKELİ BİR SÜRECE GİRDİK!”
Baba Mansur Ocağı evladı, Okmeydanı Cemevi dedesi Eren Yıldırım, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın misyonunun Alevileri asimile etmek olduğunun altını çizerek, “Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı” ilan edilmeden önce Cumhurbaşkanı’na bir Alevi dedesi olarak ilettiğim çağrı yerini bulmadı ve tam da dediğim gibi siyasi bir çıkar ve asimile amaçlı bir başkanlık kuruldu. Ve bugün bir sene sonra gelinen noktada bu başkanlığa atanan yeni daire başkanının (Ali Rıza Özdemir) eylem ve söylemlerini de incelediğimde ne kadar büyük bir tehlikenin içerisinde olduğumuzu bir kez daha hatırlatmak istedim” dedi.
“CEMEVLERİMİZ RESMEN TANINSIN, DERGAHLARIMIZ GERİ VERİLSİN”
Yıldırım, Alevilerin ibadetinin cem, ibadet yerinin de cemevi olduğunun vurgulayarak, “Alevilerin, Bektaşilerin, Kızılbaşların davası, Hak’tan, emekten, paylaşımdan, dayanışmadan, barıştan, özgürlükten, insan haklarından yana, adaletli bir dünya kurmaktır. Buna da inancımızda rıza şehri diyoruz. Gönlümüzdeki rıza şehri için, yaşadığımız her yerde, her coğrafyada eşit yurttaşlık istiyoruz. İbadethanelerimiz olan cemevlerimiz resmen tanınsın. Dergahlarımız geri verilsin. Çocuklarımıza okullarda kendi inancı olmayan inançlar öğretilmesin. Ve çocuklarımızın asimile edilmeye çalışılmasına son verilsin istiyoruz. Üstelik kendimiz için istediğimiz her şeyi, ülkemizde ve dünyada yaşayan tüm halklar ve inançlar için de istiyoruz” diye belirtti.
“TÜM SÖZLER SAMİMİYETSİZ”
“Aleviler yüzyıllardır çektikleri acılara rağmen hiçbir zaman biat etmediler, boyun eğmediler” diyen Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Alevi toplumu geçmişten günümüze alışık olduğu projenin farklı ve en tehlikeli olanlarından biri ile karşı karşıya. Ama şunu da biliyoruz ki zalimin zulmü arttıkça bizim de direncimiz artıyor, saflarımız sıklaşıyor, mücadelemiz büyüyor. Bu bağlamda bir kez daha bizim düşünce ve taleplerimizi yok sayarak bizi kendi inanç anlayışına empoze etmeye çalışan bu zihniyete karşı bir kez daha sesleniyorum; Cem ibadetiyle Hak sofrasında birlik lokması ile Hakk’a yürüyen canın sırlanması ile ilim ile gidilen muhabbet akşamları ile Yolunu kaybedene yol gösteren, telli kuran bağlamamız ile her bir adımı Hakk’a atılan coşanımız, semahımız ile Yezid’in zulmünü lanetleyen İmam Hüseyin aşkına dökülen gözyaşları ile sevgiyle bağlanan, gönül birlikteliklerine ikrar verilen bu meydanlar ile Mansur Darı ile ‘cemevleri Alevlerin ibadethanesidir’ sözü dışında söylenen tüm sözler, samimiyetten uzak. Seçim çalışması olarak gördüğümüzün ve kabul etmeyeceğimizin bilinmesini isterim.”
PİRHA- 16 Eylül’de İzmir’de 100 kadar kurumun destek vereceği mitinge ilişkin değerlendirmede bulunan Okmeydanı Cemevi’nden Baba Mansur Ocağı evladı Eren Yıldırım,”Laik, Bilimsel,Kamusal, Parasız ve Anadilde eğitimi savunmak, Alevilerin ve bütün inançların özgürlüğünü haykırmak için, 16 Eylül’de İzmir Gündoğdu meydanında bir arada olalım, sesimizi ve sözümüzü birlikte yükseltelim” çağrısında bulundu.
Yıldırım, miyinge dair şunları ifade etti:
“Hayır” demek, itiraz etmek için o kadar çok sebebimiz var ki! Topluma, yarınlarımız olan çocuklarımıza dayatılan bu gerici eğitim sistemine ve okullara atanacak olan İMAM’lara “HAYIR” demek için bir araya gelmeliyiz. Laik, Bilimsel,Kamusal, Parasız ve Anadilde eğitimi savunmak, cinsiyetçi Eğitime karşı durmak, çocuklarımıza aydınlık bir gelecek kurmak, Alevilerin ve bütün inançların özgürlüğünü haykırmak, tekçi anlayışa karşı durmak, tarikat ve Cemaat adı altındaki çetelere dur demek ve bilim yuvası olması gereken okullara atanmak istenen imamlara geçit vermemek için bir araya gelmeli sesimizi daha yüksek çıkartmalıyız.
Sen, ben, o demenin hiç sırası olmayan bir zaman diliminde, çocuklarımızın geleceğini kurtarmak için mücadele etmemiz gereken bir süreç içerisindeyiz. Çocukların ve ülkenin geleceğini şeratçi tarikat-cemaatlere teslim etmek istemiyorsan, bu eğitim sistemine itiraz ediyorsan, okula gönderdiğin çocuğun, din adamı değil de bilim insanı olsun istiyorsan, okulda çocuğuna eğitimi imam değil bilim insanları versin istiyorsan; 16 Eylül’de İzmir Gündoğdu Meydanı’nda laik yaşam, laik eğitim mitingin de bir arada olalım, sesimizi ve sözümüzü birlikte yükseltelim.”
PİRHA- Muharrem Orucu 19 Temmuz’da başlıyor. “Kerbala; dava insanlık davası” başlığıyla bir mesaj yayınlayan Okmeydanı Cemevi Dedesi Eren Yıldırım, “Yolumuza sahip çıkalım ki; Hakk da bize bu zor zamanlar geçirdiğimiz dünyada sahip çıksın, Hızır carımıza yetişsin, zalimlerin zulmü son bulsun, Şah-ı Merdan yolumuza yoldaş olsun” dedi.
Okmeydanı Cemevi Dedesi Eren Yıldırım, 19 Temmuz’da başlayacak Muharrem orucu vesilesiyle bir mesaj yayınladı. Yıldırım, “Kerbela Hüseyin’in sahrasıdır. Özgürlük Hüseyin’in kavgasıdır. Mertlik, yiğitlik Hüseyin’in dehasıdır. Dava insanlık davasıdır” dedi.
Yıldırım, “Kerbela; geçmişi inkâr edebilirsiniz, geçmişe karşı çıkabilirsiniz ama geçmişi yok edemezsiniz. Eğer geçmişi yok ederseniz, geleceğinizi iyi kuramazsınız, Çünkü geçmiş geleceğin ibretidir. Çünkü tarih tekerrürden ibarettir. Bu nedenle Kerbela’yı anmak insanlığın gereği olmalıdır. Kerbela’da İmam Hüseyin bir insanlık abidesidir. İmam Hüseyin Kerbela’da ileri sosyal demokrasi öncüsü ve şehididir. Kerbela’yı anarken, İmam Hüseyin’in şahsında bütün mazlumlar anılır. Yezid’in şahsiyetsizliğinde bütün zalimler lanetlenir, kınanır. Kerbela, zalimin dört günlük dünya saltanatı uğruna işlediği faciadır. Kerbela, hırsın, nefsin, ihtirasın ve doyumsuzluğun yol açtığı bir insanlık utancıdır. Kerbela, Yezid zulmüyle eyleme dönüşmüş bir vahşet örneğidir” dedi.
Yıldırımın yayınladığı metnin tamamı şöyle:
“Muharrem Orucu; biz Aleviler için Adem Peygamber’den başlayarak bütün peygamberlerin yerine getirdikleri bir ibadettir. Bunun yanı sıra başta Hz. Hüseyin olmak üzere On İki İmamların şahadetleri ve tüm ezilen mazlumlar adına çekilen bir yastır. Bundan dolayıdır ki Muharrem Orucu’nun diğer bir adı da Yas-ı Matemdir. Muharrem Orucu, insanın kendi iç benliğine yönelmesi, yanlışlarını-doğrularını, eksilerini-artılarını hesaplaması ve bütün bunların sonucunda daha iyiye, doğruya, güzele yönelmesine davettir. Nefsini terbiyeye, Hacı Bektaş Veli’nin de buyurduğu gibi nefsini bilmeye vesiledir oruç. Aleviler olarak Muharrem Orucu ile Hz. Adem’den günümüze gelen bir ibadeti yerine getirirken aynı zamanda Hz. Hüseyin’in şahsında Ehlibeyt’e, Ehlibeyt’te temsilini bulan insanlık değerlerine bağlılığımızı yineliyoruz. Yezid’e ve Yezid’de sembolleşen bütün kötülüklere lanet ediyoruz. Mazlumların yad edildiği, zalime/zulüme boyun eğilmediği, haksızlıklara karşı haykırış ayı.
Bizler, Alevi inancına, yoluna, kimliğine sahip çıkan bireyler olarak, çok net ve Zeynep Ana kadar cesur olmamız gereken zamanlardan geçiyoruz. Yezid gibi açık düşmanlardan başka, Mervan gibi sinsi düşmanların ortalıkta cirit attığı, Hızır paşaların küçük çıkarları uğruna işbirliğine hazır beklediği, Yol’una sıtk-ı sadakatle bağlı yurttaşların sindirilmeye çalışıldığı, içeriden işbirlikçilerle manipüle edildiği bir dönem yaşıyoruz. Hala Muaviye’nin bıraktığı kötülük ateşi, semalarda kol geziyor. Cinsiyetçi bir yaklaşımla sapık ruhlu insanlar tarafından kadınlar tecavüze uğruyor, katlediliyor. İnsanın yaşam ve nefes alanı olan doğa/ormanlar katlediliyor. Kurtun, kuşun kuzunun hakkını isteyen Anadolu insanın yerini onları katleden, onları can olarak görmeyen bir anlayış yakıp/yıkıyor. Yezid ve Emevi anlayışı ve bu zihniyet, hakimiyetini kurmuş, kurumlaştırmış ve kalıcı hale getirmiş. Görüntüde kimse Yezid’in yolundayız demiyor. Ancak söylem farklı olsa dahi eylemler Yezidçe yapılıyor. Onun içindir ki çağımızın yol sürenleri, bundan öncekiler gibi matem tutmaya devam ediyorlar. Biliyorlar ki değişen coğrafyaların, geçilen asırların, medeniyetin, insanlığın, demokratlığın, mertliğin bu zihniyet açısından bir anlamı, önemi, değeri yok. İşte tam bugünlerde, biz Ali’ye Selman olanlar; fikirlerimiz net, duruşumuz net olmalı. Hiçbir konuda şüpheye düşmeden, korkmadan; bu yolun talibi olmak dışında bir şansımız yok. Bu yol ki; Kal-u Bela’dan beri bizim yaşam kanunumuzdur. Elimizin, dilimizin, belimizin kilididir. İçtiğimiz suyun gözesi, paylaştığımız lokmamızın zerresidir.
“YOLUMUZA SAHİP ÇIKALIM”
Bu yola sahip çıkalım canlar!
Bugünün Yezidlerine karşı Hüseyni bir duruş sergilemek, ülkemizin içinden geçtiği bu karanlık zulüm günlerinde hakikati haykırmak, zalim anlayışa karşı, özgürlüğü, eşitliği ve adaleti savunmak cümle canların görevi ve yolumuzun gereğidir.
Yolumuza sahip çıkalım ki; Hakk da bize bu zor zamanlar geçirdiğimiz dünyada sahip çıksın, Hızır carımıza yetişsin, zalimlerin zulmü son bulsun, Şah-ı Merdan yolumuza yoldaş olsun. Hz. Hüseyin gibi yiğit, Zeynep Ana gibi dik durup insanlık onuruna, gururuna, davasına sahip çıkmak için tüm canları Muharrem ayında 12 imamlar aşkına, Kerbela’da şehit olan imamlar aşkına, katledilen kadınlar aşkına, yakılan/yıkılan doğanın aşkına, bu davaya sahip çıkmaya ve inancımızı hep birlikte yaşamaya davet ediyorum. Muharrem Orucu 19 Temmuz- 30 Temmuz 12 gün boyunca Okmeydanı Cemevimiz’de saat 19:30’da Muhabbet, 20:40’da Oruç açma lokması olacaktır. Tutacağımız Muharrem orucu, çektiğimiz Kerbela ve mazlumların yası Hakk katında kabul ola.”
PİRHA-Baba Mansur Ocağı dedelerinden Eren Yıldırım, Hıdırellez’e dair yayımladığı açıklamada, “Hıdırellez günü bir bahar bayramıdır, doğanın canlanış bayramıdır. Hızır ile İlyas’ın buluştuğu Hıdırellez gününden dileğimiz o dur ki, ülkemize baharın gelmesi” dedi.
Hıdırellez ve Nebî (Hızır-Nebî) bayramı… Hıdırellez, büyük bir çoğunlukla Anadolu ve Balkanlarda yaşamakta olan Aleviler arasında biliniyor. Eskiden Roze Xızır’de (Hızır günü) denilen Hıdırellez, halk arasındaki yaygın inanca göre, Hızır ile İlyas’ın bir araya geldikleri ya da buluştukları gündür. Hızır ile İlyas’ın buluştukları günün anısına iki ismin birleşmesinden doğan Hıdırellez kavramı da böyle ortaya çıkmıştır.
Baba Mansur Ocağı mensubu ve Okmeydanı Cemevi dedesi Eren Yıldırım da Hıdırellez’e ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı. Yıldırım açıklamasında “Hızır ile İlyas’ın buluştuğu Hıdırellez gününden dileğimiz o dur ki; ülkemize baharın gelmesi..” ifadelerini kullandı.
“HIDIRELLEZ BİR BAHAR BAYRAMIDIR”
“Hıdırellez, baharı getirsin” başlıklı açıklamanın tamamı şöyle:
“Sevincimde, kederimde
Yazgımda, kaderimde
Hayalimde, rüyamda
Özlemimde, sevdamda
Hikayemde, efsanemde
Sen varsın ya Hızır
Hıdırellez günü bir bahar bayramıdır, doğanın canlanış bayramıdır. Tüm ihtişamıyla, kış ayları gelince beyaz örtünün altına gizlenen tabiat ana, Hıdırellez günü ile birlikte canlanır, doğayı rengarenk kılarak, insanların gönlünde o birbirinden güzel renkleri ile bir umut ışığı yakar. İşte bu ve bir çok anlatılan olaylara sebep olan Hızır ile İlyas’ın buluşması olarak bilinir.
Karada insanlara yardım eden Bozatlı Hızır’ın, denizde deryada yetiş diye çağırdıklarında imdadına koşan Hızır İlyas diye bir kardeşi vardır. Bu iki kardeşin sene de bir gün, bir gül ağacının altında buluştukları 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan geceye iki kardeşin isminin birleştiği “Hıdırellez günü” denir. “Benli boza binmiş, ak donlu, altın kapaklı, altın sakallı, cebrail gibi börklü, gök renkli ay-koca, gökten indi, darda kalana yardım etti” diye, halk hikayelerimizde, efsane ve destanlarımızda sürekli insanlara yardım elini uzatan bir Hızır-İlyas vardır.
“ÜLKEMİZE BAHAR GELSİN”
Öyle ki, Anadolu’da bugün insanlar, Hızır gelecek diye sabah gün ağırmadan kalkarak evlerinin önü süpürür, yönünü güneşe çevirerek tüm tabiata, insanlığa, hanesine dualarını eder, lokmalar yapılır, kurbanlar kesilir, ziyaretlere gidilir, dileklerini kağıtlara yazarak bir gül ağacının altına umutlarını serpiştirir, kendi yörelerine uygun kutlamalar yaparlar, bayram ederlermiş.
Bugün yapılan dualar ile; dildeki dileklerin gerçekleşeceğine, hastaların iyileşeceğine, uğursuzlukların sona ereceğine, sorunların çözüm bulacağına, kısmetlerin açılacağına ve bereketin artacağına inanılan bir Hızır günüdür, Hızır bayramıdır. Doğayla beraber insanlar da canlanır bugün. Yeni umutlar, yeni sevinçler, yeni başlangıçlar, hayırlı kapılar ve bereketli hasatlar için bir umut meşalesidir bugün.
Bu güzel anlamlarıyla Hıdırellez gününün, bütün dileklerinizin kabul olduğu, yollarınızın sevgiye çıktığı, bereketli günlerin geldiği, güzel haberler aldığınız, şifa arayanlara Hızır İlyas’ın yetiştiği bir gün olması dileğiyle. Hızır ile İlyas’ın buluştuğu Hıdırellez gününden dileğimiz o dur ki; ülkemize baharın gelmesi. Dini dili ırkı ne olursa olsun, sevginin egemenliğinde, huzur içerisinde yaşamak, tüm insanların ve hatta tüm canlı cansız varlıkların barış içinde yaşayacağı bir ülke bizim özlemimiz. Hızır-İlyas kılavuzunuz, Hak Muhammed Ali yardımcınız olsun.”
PİRHA–Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘Alevi’ başlıklı videosuna ilişkin CAN TV mikrofonuna konuşan Okmeydanı Cemevi dedesi Eren Yıldırım, “Kılıçdaroğlu, tabuları yıktı. Kimse Kılıçdaroğlu’na adaletsiz, hırsız diyemiyor” dedi. Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin ise Kılıçdaroğlu’nun açıklamasından dolayı mutlu olduklarını dile getirdi.
Okmeydanı Cemevi dedesi Eren Yıldırım, Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na kimsenin hırsız diyemediğini ancak Alevi kimliği nedeniyle tercih edilmemesi durumunun toplumda değiştiğini ifade etti.
“KİMSE KILIÇDAROĞLU’NA HIRSIZ DİYEMİYOR”
Yıldırım, “Bu açıklamanın yapılması bile ülkenin geldiği noktayı gösteriyor aslında. Kılıçdaroğlu, tabuları yıktı. Kılıçdaroğlu’nun Alevi olmasından kaynaklı oy vermeme durumlarının değiştiğini çok net bir şekilde görebiliyoruz. Kimse Kılıçdaroğlu’na hırsız, torpilci, beceriksiz demiyor. Kılıçdaroğlu’nu Alevi kimliği yüzünden tercih etmemeleri bizleri üzen bir durumdu. Liyakat sahibi, adaletli, hakkaniyetli, kimseyi inancından dolayı ötekileştirmeyen ve gerçekten hak sahibine hakkını verebilecek düzeyde bir aday profili var Kılıçdaroğlu’nun” dedi.
KİMLİĞİNDEN KAYNAKLI ELEŞTİRİLERİN ÖNÜNE GEÇMEK İÇİN YAPTI
Dede Yıldırım, Kılıçdaroğlu’nun ‘Alevi’ açıklamasını önyargıların ve eleştirilerin önüne geçmek için yaptığını söyledi.
Yıldırım şöyle devam etti:
“Alevi’ başlıklı video çekti. Alevilere pozitif ayrımcılık yapacağı anlamına da gelmiyor. Kimliğinden kaynaklı eleştirilerin önüne geçmek için yapıldı. Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı olduğunda Alevi, Sünni, Kürt, Türk farketmeksizin liyakat sahibi insanların hak ettikleri yere geleceklerine inanıyorum.”
“HALKIN KAFASINDAKİ SORULARI GİDERDİ”
Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin de Kılıçdaroğlu’nun ‘Alevi’ açıklaması için mutlu olduklarını belirtti.
Şahin, “Kılıçdaroğlu’nun Alevi açıklaması çok güzel oldu. Biraz gecikmiş bir açıklama gibi düşündük ama yerine oturdu. Halkın kafasındaki soruları giderdi. Çok mutlu olduk” ifadelerini kullandı.
PİRHA-Bursa Kestel Hacı Bektaş Veli Derneği ve Cemevi’nde “Gençlik buluşması, birlik cemi” gerçekleştirildi.
Bursa Kestel Cemevi’nde “Gençlik buluşması, birlik cemi” gerçekleştirildi. Baba Mansur Ocağı’ndan Eren Yıldırım ile Kestel Cemevi dedesi Kazım Asma tarafından yürütülen ceme zakirler Uğurkan Uçar ve İlkan Işık da katıldı.
“MİHMAN OLDUK, ŞÂD OLDU GÖNLÜMÜZ”
Buluşmaya dair sosyal medya hesabından bir paylaşım yapan Eren Yıldırım, şu ifadelere yer verdi:
“Mihman olduk, Şâd oldu gönlümüz. Bursa Kestel Cemevimizin düzenlediği “Gençlik buluşması, Birlik Cemi” muhabbetine katıldık. Aydınlığa giden yolun, sevgi ve muhabbet bağından geçerek, birliğe ulaşmak olduğu anlayışı ile bir araya gelen, emek harcayan, katkı sunan cümle canların emekleri, hizmetleri hak katında kabul, birliğimiz beraberliğimiz daim olsun..
Alevi Bektaşi Federasyonu bileşeni olan Kestel Cemevimize misafirperverliği ve bu güzel buluşmayı düzenledikleri için canı gönülden teşekkür ederim. Geçtiğimiz ay Kestel Cemevinde yapılan ”Pir ile Gençlik muhabbeti” paneline katılımımdan dolayı bir plaket takdim ettiler, Türkan başkana ve yönetim kuruluna teşekkür ederim. Aşk ile.”
PİRHA-HBVAKV Okmeydanı Cemevi dedesi Eren Yıldırım, Newroz/Nevruz için yayınladığı mesajında “Zalim Dehaklara, Muaviye’ye, zamanın Yezidine karşı; bahara, güneşe, barışa, kardeşliğe ellerini uzatanlara selam olsun!” dedi.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Okmeydanı Cemevi dedesi ve Baba Mansur Ocağı mensubu Eren Yıldırım, Newroz/Nevruz Bayramı’na ilişkin yayımladığı mesajında “Sultan Nevruz günü; Şahı Merdan Ali’nin doğumunu kutluyor ve baharı selamlıyorum. Nevruz; Bahar bayramıdır. Tabiatın bayramıdır. Şah’ı Merdan lütfü kerem eyledi bu bir Ali devranıdır” dedi.
“ZALİMİN ZULMÜNDEN KURTULUŞUNUN BAYRAMIDIR”
Yıldırım yazısının devamında şu ifadelere yer verdi:
“Cümle varlığın Şahı Evliya Ali’yül Murtezaya dara durduğu, gece ile gündüzün eşit olduğu, Yer ile göğün, canlı ile cansınız Hak nuruyla nurlandığı gündür bugün. Cansıza canın geldigi, toprak ananın bağrında barındırdığı bereketle uyandığı gündür bugün. Mazlumun, zalimin zulmünden kurtuluşunun zaferi ve bayramıdır bugün.
Uzun bir kış mevsiminin ardında baharın gelişi ile toprağın canlanışı, uyanan tabiatla birlikte bütün canlıların sevinçle karşıladığı, özellikle nevruz çiçeği ile birlikte türlü çiçeklerin açtığı, doğanın yeşile bezendiği, kuşların cıvıl cıvıl ötüştüğü, rüzgarın bir hoş estiği, suların ahenkle çoştuğu, kelebeklerin uçuştuğu, bütün tabiatın bahara uyandığı bir iklimde, sevinci yaşamak, insanların da en doğal hakkıdır.
Bugünler, ortak duyguların ve sevinçlerin paylaşıldığı, insanların kenetlendiği özel günlerdir.
İnsanlar vardır; doğarlar, yaşarlar, ölürler. Yaşayış sayfasında bir izleri bile kalmaz, zaman alanında bir sözleri bile söylenmez, sanki doğmamışlardır, sanki yaşamamışlardır. Bir yıldız aksa göz alır, bir kuş uçsa kanadının sesi duyulur, halbuki bunlardan ne ses kalır ne de bir nefes. Dünyaya gelmeselerdi hiçbir şey eksilmezdi, gelmişlerdir, yeryüzünde hiçbir fazlalık olmamıştır.
Halbuki insanlar vardır, ömürlerini sürüp giderler; fakat zaman onlar için akar, düşünce onların hayatını örer, inanç onlara bağlanır, düşmanlık onlara saldırır. Bunların adları toplumu sürükler, hatıraları devletler kurar. Bunlar için zulme göğüs gerilir. Bunlar için birlik dirlik olunur.
İşte, ilmin şehri velayet ve imametin başı keremler sahibi fütüvvet (sır saklayan) ehli Şahı Merdan Ali böyle bir değer, böyle bir anlamdır. Onun adı toplumu sürüklemiş ve onun adına barışlar ve savaşlar olmuştur. Aradan yüzyıllar geçmesine rağmen halen gönlümüzdedir ve halen onun manevi şemsiyesi altında yüz binlerce insan dosttur, kardeştir.
Şahı Merdan Ali, zulme karşı başkaldırmanın tarihsel simgelerinden biridir. O, Hakk’ın rızasını kazanmış/murtaza olanlardandır. O, evveldir. O, ahirdir. O, batındır. O, zahirdir. O, candır. O, canandır. O, dindir. O, imandır.
Şunu unutmamanızı istiyorum; eğer bir yerde adaletsizlik varsa, adaletsizlik içinde insanlar yönetiliyorsa Şah-ı Merdan Ali ve onun yolundan gidenler, izini sürenler yeniden doğup mazlumların sesi olacaktır.
“NEWROZ PİROZ BE”
Sultan Nevruz günü, Baharın gelişi, Şir-i Yezdan Ali’nin nurlu doğumu; Hanemizi şen, rızkımızı bereketli kılsın. Cümle canlara nasip gitsin. Ocağımız, Çerağımız sönmesin. Hanemizden taş, gözümüzden yaş dökülmesin. İkrarlığımız, birliğimiz, muhabbetimiz ve ibadetimiz daim olsun.
Zalim Dehaklara, Muaviye’ye, zamanın Yezid’ine karşı; bahara, güneşe, barışa, kardeşliğe ellerini uzatanlara selam olsun! Her daim barış ve kardeşlik duygularının tüm insanlıkta vücut bulması dileğiyle, Nevroze sıma bımbarek bo, Newroz pîroz be, Nevruz Kutlu Olsun.
Cümle Canları Şahı Merdan Ali aşkına Nevruz cemine davet ediyorum. Aşk ile.”
PİRHA-HBVAKV Okmeydanı Cemevi dedesi Eren Yıldırım, tüm cemevlerinin deprem bölgesindeki insanların ihtiyaçları doğrultusunda dayanışmayı sürdürdüğünü belirtirken, “Cemevlerini ibadethane olarak görmeyen zihniyet bilsin ki cemevleri Hızır’ın elini; dili, dini, ırkı ne olursa olsun tüm insanlara götürüyor” dedi.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Okmeydanı Cemevi dedesi ve Baba Mansur Ocağı mensubu Eren Yıldırım, merkez üssü Maraş olan depremlerin ardından cemevi olarak yürütülen çalışmalar ile bölgedeki faaliyetlere ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.
“CANLARIMIZ SEFERBER OLDU”
Hızır ayının da önemine değinerek konuşmasına başlayan Yıldırım, “İnancımın felsefesi bana öğretmiş ki, merkeze insanı koyan, nerede bir sıkıntı varsa, insan nerede dara düşmüşse ona Hızır’ın elini uzatman gerektiği anlayışıdır ki bu zamanlar da Hızır’ın aylarıdır. Alevi toplumu için özel anlamı olan günlerdir. Orada yardım bekleyen canlarımıza Hızır’ın elini uzatmak için canlarımızın seferber olduğunu görmek bir nebze de olsa geleceğe yönelik umutlandırdı. Tüm toplumun dayanışmasına baktığımızda insanların yaraları sarma konusunda ne kadar vicdanlı olduklarını görebildik” dedi.
“ÇADIRLARIN MALİYETİ ÇOK YÜKSEK AMA İNSANLARIMIZ ÇOK DUYARLI”
Yıldırım, birçok bölgede çadır ve ısınma probleminin devam ettiğini belirtirken, şöyle konuştu:
“Depremin haberini alır almaz Okmeydanı Cemevi’nde bir kriz masası kurarak, yardım kampanyalarımızı başlattık. Hatay’ın Defne ilçesindeki ihtiyaç sahiplerine yardım malzemelerini ulaştırdık. Oraya gittiğimizde gördük ki büyük bir barınma ve ısınma problemi var. Bu problemleri çözmek için İstanbul’a döndük. “Hızır lokmaları deprem bölgesine” diye büyük bir kampanya daha başlattık. Avrupa’daki dostlarımızın da lokmalarını göndermesiyle 74 çadır, 80 odun sobası, 100’ün üzerinde elektrik sobası, 200 tane tüp, tencere, çaydanlık götürdük. Ama gördük ki bu yeterli değil. İktidarın bugüne kadar topladığı deprem vergilerinin yanı sıra televizyon programlarında yuvarlayarak topladıkları milyarlarca liranın nereye gittiğinden haberdar değiliz. Her bölgeye gittiğimizde ya da çalan her telefonumuzda insanların çadır ihtiyacının olduğunu görüyoruz. Tekrardan bir çadır kampanyası başlattık. Maliyeti çok yüksek ama insanlarımız çok duyarlı. Hızır’ın lokmasını gerçekten yardıma muhtaç olan insanlara götürme noktasında insanların ne kadar duyarlı ve vicdanlı olduklarını çok net şekilde gördük. Hızır sadece Ocak ve Şubat aylarında değil her anımızda bizimle olandır. Felsefemizde önemli olan Hızır olabilmektir. Oradaki ihtiyaç sahiplerine Hızır elini uzatıp, lokmasını götürmek için büyük çaba sarf ediyoruz. Bu bütün cemevlerimiz için geçerli.”
“CEMEVLERİ, HIZIR’IN ELİNİ TÜM İNSANLARA GÖTÜRÜYOR”
Hiçbir ayrım yapmadan ihtiyaç sahiplerine yardım malzemelerini ulaştırdıklarını da kaydeden Yıldırım, “Her inanç kendine özel ve güzel. Gördük ki dili, dini, ırkı ne olursa olsun insanlar kenetleniyor. Ama inancıma ayrı bir parantez açmak istiyorum çünkü inancım tartışılıyor. İbadethane olan cemevleri yıllardır tartışılıyor. Cemevlerini ibadethane olarak değil de ucube olarak gören zihniyet bilsin ki Hızır’ın elini, dili, dini, ırkı ne olursa olsun tüm insanlara götürüyor” diye konuştu.
Eren Yıldırım, şöyle devam etti:
“Hatay’a gittiğimizde sadece Alevi köylerine değil Sünni köylere de, Samandağ’ın Ermeni köyü olan Vakıflı köyüne de götürdük. Bunu bir kez daha gördüm ki benim inancım gerçekten çok özel ve güzel. Alevi olan her insan vicdanlı oluyor. Özünde merkeze insanı koyarak, incinse de incitmeyerek, tüm insanlara yardım elini uzatabiliyor. Tüm toplumların da aynı duyarlılığı göstermesi gerektiğini düşünüyorum. Ama sosyal medyada video paylaşan Sünni dostlarımız Alevi köylerine yardımların gitmediğini söylüyor. Cemevlerimizin yapmış olduğu yardımlaşma ve kampanya faaliyetlerine kayyım atayabilme zihniyetine sahipler. Bu zor zamanlarda bile yardım elini uzatmaya çalışan Alevilere karşı farklı bir bakış açısı, tutum ve tavır sergiliyorlar. Bunu da kınıyorum. Devlet olarak insanların düştüğü, düşenin elinden tutulması gerektiği noktada bir yaklaşım sergilemeksizin bir tavır tutundukları aşikar ama bari yardım elini uzatanlara engel olmayın.”
PİRHA-HBVAKV Okmeydanı Cemevi, Hatay’ın Defne ilçesindeki depremzedelerin ihtiyaçları doğrultusunda bölgede çadırlar kurarken, yardım malzemelerini de deprem mağdurlarına ulaştırdı.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Okmeydanı Cemevi, Maraş merkezli depremlerin ardından Hatay’ın Defne ilçesinde depremzedeler için çadır kurarken, insanların acil ihtiyaçlarına dönük yardımlarına devam ediyor.
Bölgede bulunan Baba Mansur Ocağı’ndan Eren Yıldırım dede, Okmeydanı Cemevinin yürüttüğü çalışmalara ilişkin bilgi verdi. İhtiyaç sahiplerinin bulunduğu alanlara çadırları kurduklarını belirten Yıldırım, “Yaklaşık 74 tane çadır, 35 tane jeneratör, 300’ün üzerinde ısıtıcı, battaniye, kuru gıda, giysi gibi ihtiyaçları bölgeye ulaştırdık. Çadırları bir bölgede kurmaktansa, ihtiyaç sahiplerinin bulunduğu bölgelerde kurduk. Hak, lokma sahiplerinin lokmasını kabul etsin. Hak bir daha böyle acılar yaşatmasın. Yardımcımız da Bozatlı Hızır olsun” ifadelerini kullandı.
PİRHA-Okmeydanı Cemevi, Garip Dede Cemevi ve PSAKD şubeleri deprem bölgesine gönderilmek üzere yardım malzemesi topladıklarını duyurdu.
Maraş’ın Pazarcık ilçesi merkezli gerçekleşen depremin ardından yardım çağrıları gelmeye devam ediyor. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Okmeydanı Cemevi, Garip Dede Cemevi ile PSAKD şubeleri bölgeye gönderilmek üzere yardım topladıklarını duyurdu.
“ŞİMDİ HIZIR OLMA ZAMANIDIR”
Okmeydanı Cemevi tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Maraş’ta yaşanan ve çevre illerde yoğun hissedilen deprem felaketi nedeniyle Okmeydanı Cemevi olarak canlarımıza yardım elini uzatıyoruz. Deprem bölgesindeki canlarımızın ihtiyaçlarını karşılıyoruz..
İhtiyaç listesi: Battaniye, ısıtıcı, kuru gıda, çocuk bezi, bebek maması, kışlık kıyafetler, kadın pedi, bebek kıyafeti, bot ve mont, atkı, bere, eldiven, nevresim takımı, ıslak mendil, el feneri, pil, yastık, powerbank, şarj aleti.
Şimdi Hızır olma zamanıdır. Yardım elini sen de uzat.
İletişim: 0212 238 01 02
Adres: Mahmut Şevket Paşa mahallesi Piyalepaşa caddesi No: 128 Okmeydanı / Şişli
GARİP DEDE CEMEVİ’NDEN ÇAĞRI
Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat ise sosyal medya hesabından, “Maraş’ta yaşanan ve çevre illerde yoğun hissedilen deprem felaketi nedeniyle Garip Dede Cemevimize yardımlarınız kabul edilecektir. Battaniye, uyku tulumu, giyim ve ayakkabı, bozulmayacak gıda ve her türlü yardım canlarımızın bu konuda duyarlı olmasını diliyoruz. Kullanılmış malzeme kabul edilmeyecektir. İletişim:02125414316. Watsaap hattı: 0542 1205958″ paylaşımını yaptı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) şubeleri de afet bölgesine gönderilmek üzere yardım topladıklarını açıkladı.
PİRHA-Demokrasi İçin Birlik tarafından gerçekleştirilen “Savaşa Karşı Hayat Konferansı” Şişli’deki Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde başladı. Konferansın açılış konuşmasını yapan AİHM eski yargıcı Rıza Türmen, “Barış için gündelik yaşamdan şiddeti çıkarmak gerekiyor. Barış için mücadele aslında demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti için mücadelesidir. Barış olmadan bunlardan hiçbiri olmaz” dedi.
Demokrasi İçin Birlik (DİB) Şişli Belediyesi Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde “Savaşa Karşı Hayat Konferansı” başladı.
Konferansa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) eski yargıcı Rıza Türmen, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, HDP İstanbul İl Eş Başkanı İlknur Birol, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, EMEP GYK üyesi Levent Tüzel, KESK Eş Genel Başkanları Şükran Kablan Yeşil, Mehmet Bozgeyik, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, ABF Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz ile Baba Mansur Ocağı’ndan Eren Yıldırım da katıldı.
Konferansın açılış konuşmasını yapan Rıza Türmen, barış için gündelik hayattan şiddetin çıkarılması gerektiğini kaydetti. AKP ve MHP’nin “milli güvenlik sorunu” söylemlerine de değinen Türmen, muhalefet partilerinin de bu söyleme başvurduğunu belirtti. Türmen, “Barış için mücadele aslında demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti için mücadelesidir. Barış olmadan bunlardan hiçbiri olmaz. Bütün toplumun katıldığı bir ses çıkarmak gelecek için çok önemlidir. Devletten barışı talep etmek gerekiyor” dedi.
“HERKES BİR YERLERE ASKER YOLLAMANIN PEŞİNDE”
Türmen‘in ardından Ayşegül Devecioğlu‘nun moderatörlüğünde “Savaş varsa demokrasi yok” başlıklı panelde ise Doç. Dr. Sevilay Çelenk konuştu. Demokratik olarak gelişmemiş ülkelerde barış isteyenlerin hedef gösterildiğini söyleyen Çelenk, “Demokrasisi gelişmemiş ülkeler, savaş ve şiddet karşısında çok daha kırılganlar. Barış dediğinizde hedef haline getiriliyorsunuz. Barış kendiliğinden olmaz, inşa edilir. Herkes bir yere asker yollamanın peşinde. Muhalefet de bunun ardından gidiyor” diye konuştu.
Konferans İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Başkanı Avukat Gülseren Yoleri, gazeteci Bahadır Özgür ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat‘ın da aralarında olduğun konuşmacılar ile devam edecek.
PİRHA-Alevi çatı örgütleri başkanları, 13 Kasım günü Taksim’deki bombalı saldırıda yaşamını yitirenleri, İstiklal Caddesi’ne karanfil bırakarak andı.
Alevi çatı örgütleri başkanları, 13 Kasım günü İstanbul Taksim’de gerçekleştirilen bombalı saldırıda hayatını kaybedenleri andı.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF) Genel Başkanı Haydar Baki Doğan, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı İsmet Kurt, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe ile Baba Mansur Ocağı mensubu ve Okmeydanı Cemevi dedesi Eren Yıldırım, İstiklal Caddesi’nde patlamanın gerçekleştiği noktaya karanfil bırakarak, saldırıyı lanetlediler.
PİRHA-ADFE Genel Başkanı Celal Fırat, Alevi kurumları ve akademisyenleri olarak bir araya gelerek AKP’nin cemevlerine yönelik torba yasa teklifini değerlendirdiklerini duyurdu.
Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda AKP’nin cemevlerine dönük çalışmalarına ilişkin Garip Dede Cemevi’nde değerlendirme toplantısı yaptıklarını duyurdu.
“EŞİT YURTTAŞLIK TALEBİMİZDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
Fırat paylaşımında “Alevi kurumları olarak akademisyenlerimizle ve örgüt temsilcilerimizle Garip Dede Dergahında bir araya gelerek, hükümetin politikalarını ve mecliste görüşülen cemevleri ile ilgili torba yasa teklifini değerlendirdik. Eşit yurttaşlık taleplerimizden asla vazgeçmeden, bir arada, birlikte mücadelemiz devam edecektir. Bir Olacağız, iri olacağız, diri olacağız. Aleviler vardır, Alevilik haktır” ifadelerine yer verdi.
Toplantıya Fırat‘ın yanı sıra Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı İsmet Kurt, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanları Kadriye Doğan, Musa Kulu, ABF Genel Başkan Yardımcıları İbrahim Karakaya, Aydın Deniz, Gazeteci Necdet Saraç, akademisyenler Ayhan Yalçınkaya, Şükrü Aslan, tarihçi-yazar Erdoğan Aydın, Baba Mansur Ocağı’ndan Eren Yıldırım, Üryan Hızır Ocağı’ndan Veli Büyükşahin, Derviş Cemal Ocağı’ndan Ali Şanlı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi Başkanı Gülsev Kaya, Bağcılar Cemevi Başkanı Zeynel Abidin Koç ile Esenler Cemevi Başkanı Cemal Özdemir de katıldı.