Etiket: ergin tekin

  • Tekin: Yer tartışmaları çözüldüğü taktirde katı atık tesisinin büyük katkısı olacağını düşünüyoruz-VİDEO

    Tekin: Yer tartışmaları çözüldüğü taktirde katı atık tesisinin büyük katkısı olacağını düşünüyoruz-VİDEO

    PİRHA-EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, Sütlüce’de yapılmak istenen katı atık tesisi projesini PİRHA’ya değerlendirdi. Katı atık tesisi projesinin Dersim içinde önemli konulardan biri olduğuna vurgu yapan Tekin, “Böyle bir projenin yapılması vahşi çöp toplama tekniğinden kurtularak daha sağlıklı, daha az zarar veren projeler yapılması önemli” dedi. 

    Dersim’de son zamanlarda en çok tartışılan konulardan biri Sütlüce’de yapılmak istenen katı atık tesisi projesi. Köylüler projenin yaşam alanlarını yok edeceği endişesiyle Sütlüce’de yapılmasını istemezken, diğer bir görüş ise katı atık projesinin Dersim’in en önemli ihtiyaçlarından biri olduğu şeklinde.

    Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, Sütlüce’de yapılmak istenen katı atık tesisi projesinde tartışılan konuları PİRHA’ya değerlendirdi.

    “HALKIN TEPKİSİNİ DİKKATE ALMAK GEREKİR”

    PİRHA: Köylüler projenin yapılmasıyla birlikte geçimlerini sağladıkları tarım ve hayvancılığı artık yapamayacaklarını söylüyorlar. Köylülerin şikâyetlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

    ERGİN TEKİN: Birçok yer için olduğu gibi Dersim içinde önemli konulardan biridir aslında katı atık bertaraf projesi. Böyle bir projenin yapılmasıyla vahşi çöp toplama tekniğinden kurtularak daha sağlıklı, daha az zarar veren projeler yapılması önemlidir. Parti olarak biz de bunun doğru olduğunu ve yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Ama son 1-2 aydır yapılan tartışmalara baktığımızda orada yaşayan köylülerin temel şikâyetleri var, belediyenin buna dair açıklamaları var. Ama köylülerin kendi yaşam alanlarının yok edileceğine dair kaygılarını görmek lazım. Yıllardır kullandıkları bu ormanlık alanın kesileceğine ve ağaçların kalmayacağına dair endişeleri var. Köylüler hayvancılıkla uğraştığı için projenin yapılmasıyla birlikte burada artık hayvancılık yapamayacaklarını tesisin yapılmasıyla birlikte hem koku açısından hem de yer altı kaynaklarına karışacağı kaygısıyla kendi yaşam alanlarının yok olacağına dair tepkileri var. Önemli bir tepkidir, sonuçta halk bu konuda ne diyor bunları dikkate almak gerekir. Projenin yapılacağı yer ile ilgili geçmişte dört bölge belirlenmiş ve en uygun olan yerin sütlüce olduğu söyleniyor. Asıl tartışılması gereken mesele burada köylülerin ikna olup olmadığı, bu tesis buraya yapılsın ve artık bu iş çözülsün konusunda köylülerin hala ikna olmadığı bir durumla karşı karşıyayız. Oldukça doğaldır sonuçta insanlar kendi yaşam alanlarında çöp gibi olumsuz bir şeyin olmasında rahatsız olacaklardır. Daha çok oradaki yaşam alanlarının yok olacağına dair kaygıları var.

    “BAŞKA ALTERNATİF YERLER VAR MI DİYE TARTIŞMAK GEREKİYOR”

    Köylüler projenin yapılması halinde yaşam alanlarını tehdit edeceği için başka bir yere yapılmasını istiyor. Köylülerin yoğun tepkisi nedeniyle başka bir yerde yapılamaz mı?

    Belediye projenin yer değiştirilmesiyle alakalı bir açıklama yaptı. Yapılması gereken bir proje ama son dönemlerde tartışılan konu projenin yeri meselesi. Gerçekten buna dikkat etmek, ormanlık alanın yok edilmesine karşı ne yapabiliriz diye konuşmak lazım. Başka alternatif yerler var mı diye tartışmak gerekiyor. Şimdi çeşitli kurumlardan mühendislerin katıldığı, bilimsel çalışmaları yürütecek arkadaşların katılacağı belediyeden, köylülerin de yer alacağı, siyasi partilerin de katılacağı komisyon kuruldu. Ama komisyon ne kadar faydalı olacak, ne kadar etkili olacak bunlara dikkat etmek lazım. Geç kalınmış bir şey bence komisyon açısından baktığımızda eksik bir durum söz konusu ama yine de bu alanlarda tartışmak ve bu projedeki netliği ortaya çıkarmak önemli olacak diye düşünüyorum. Zaten hiçbir köylü projenin yapılmasına karşı değil, zaten köylüler partimize geldi görüştük olumlu bir proje, yapılması gerekiyor ama yaşam alanlarının yok olmasından dolayı yaşadıkları yeri terk etmek zorunda kalacaklarını söylüyorlar. Geçmişte belki daha fazla tartışılması gereken şeylerden biriydi halkın ikna edilmesi açısından, halkla tartışılarak yer belirlemeler yapılsaydı daha iyi olurdu diye düşünüyoruz. Ama son döneme kaldık tabi her şey bitmiş değil yine bu komisyonla birlikte belki daha iyi kararlar çıkabilecek ve köylünün de ikna olabileceği bir durum yaratılabilir. Sıkıntı bu komisyonda ne karar çıkacak ve eğer bir karar alınırsa bu karar uygulanacak mı o da başka bir mesele. Komisyon buranın olumsuz olduğunu söylerse belediye biz komisyonun kararına uyuyoruz, diyecek mi bu da muallakta. Projeye dair karar verme yetkisine sahip olan DER-KAB (Dersim Katı Atık Bertaraf Birliği) yönetimi projenin uygulanıp uygulanmayacağına dair karar verici ve bunu uygulayıcı olan tek merci. O nedenle birlik yönetiminin köylülerin taleplerini ve kaygılarını önemsemesi gerekir diye düşünüyoruz.

    “HALKI İKNA EDEMEZSEK ÇOK SIKINTI YAŞARIZ”

    Belediyenin yaptığı açıklamalardan biri Avrupa Birliği’nden 15 milyon Euro destek geliyor, eğer proje yapılmazsa bu destek yok olacak on yıl içerisinde hiçbir hibe alamayacağımızı söylüyor. Ancak iş sadece paranın miktarıyla ilgili değil, büyük bir para ama burada halkı ikna edemezsek çok sıkıntı yaşarız. O yüzden paradan öte halkı ikna edebildik mi edemedik mi bunların tartışılması ve buna göre net bir şeyin ortaya çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz. ÇED raporu kayyım dönemi alınan bir karar ve kayyım bir darbedir sonuçta halkın seçtiği iradeyi yok eden ve onun yerine iktidar tarafından atanmış bir anlayışın uyguladığı baskıyı hepimiz burada gördük. ÇED raporunun alındığı dönem kayyım dönemi ve kayyım belediye meclisini feshetmiş durumda ve tek başına karar alan bir anlayışla hareket ediyordu. ÇED raporunda köylülerin olumlu bir karar verdiği söyleniyor ama kayyımın baskısıyla başka bir sonuç çıkma ihtimali biraz zordu. Çünkü onun getirdiği korku, baskı köylülerde böyle bir yönelime neden olmuş olabilir. Açıklanan ÇED raporu değiştirilebiliyorsa, halkın düşüncelerini dikkate alarak yeni bir karar alınması gerektiğini düşünüyoruz. Daha az zararlı, bilimsel çalışmaların yapıldığı, hem yeraltı kaynaklara sıkıntı yaratmayacak, aynı zamanda ormanlık alanı da yok etmeyecek, yaşam alanlarını daha az etkileyecek bir yerin seçilmesinin daha doğru olacağını ve köylülerin taleplerinin dikkate alınması gerektiğini düşünüyoruz.

    Proje yapılırsa Dersim’e nasıl bir katkıda bulunacağını düşünüyorsunuz?

    Bunlar önemli projeler. Sadece Dersim’de değil, komşu illerimizde her tarafta çöp yığınının arttığı ve vahşi çöp toplama tekniklerinin uygulandığı bir durumla karşı karşıyayız. Bunun değiştirilmesi gerekiyor, çevreyle daha uyumlu, daha az zarar veren, bilimsel çalışmaların yapıldığı katı atık bertaraf projelerinin yapılmasından yanayız ama sıkıntı yer meselesi. Bu mesele çözüldüğü takdirde bence Dersim’e büyük bir katkısı olacağını düşündüğümüz bir proje.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri: Gezi halkın direnişidir, yargılanamaz – VİDEO

    Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri: Gezi halkın direnişidir, yargılanamaz – VİDEO

    PİRHA – Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri, Gezi davasına ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Gezi Yargılanamaz! Gezi biziz ve sahipleniyoruz. Bu haksız hukuksuz yargılamanın bir an önce sonlandırılması, davanın düşürülmesini istiyoruz. Ancak bu şekilde yargı adına tarihe geçecek bir utancın önüne geçecektir” denildi. 

    Gezi Davası’nın altıncı duruşması bugün Silivri Cezaevi kampüsü içerisinde bulunan mahkeme salonunda görülüyor.

    Davanın tek tutuklusu olan Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala ile Yiğit Aksakoğlu ve Yüksek Mimar Mücella Yapıcı’nın ağırlaştırılmış müebbet hapsini istedi.

    Diğer 6 kişi için ise 20 yıla varan hapis cezaları isteniyor.

    Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri, konuya ilişkin basın açıklaması yaptı. Seyit Rıza Meydanı’nda yapılan açıklamaya siyasi parti ve kurum temsilcileri, sivil toplum örgütleri, sanatçılar ile çok sayıda yurttaş katıldı.

    Açıklamayı okuyan Emek Partisi Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, “2013 yılının Mayıs ayı sonunda Taksim Gezi Parkı’nda ağaçların kesilmesine karşı başlayan, Türkiye geneline yayılan ve milyonlarca insanın katıldığı Gezi eylemlerinin üzerinden 7 yıl geçti. Gezi, halen İktidar sahiplerini rahatsız eden, onların sınıf kinlerine hedef olan, soruşturma, davalarla kirletilmeye çalıştıkları bir direniş. Gezi Parkı direnişinin polis şiddetiyle bastırılmak istenirken bir halk hareketine dönüştüğü 7. Yılında Geziye katılanların yargılanması bitmiyor. Gezi bir halk hareketiydi ve iktidarın otoriter, antidemokratik uygulamalarına kuvvetli bir itirazdı. Ondan bir darbe senaryosu çıkarmaya çalışanlar Gezi’nin itibarını zedelemeyi, meşruiyetini ortadan kaldırmayı ve Gezi’yi kriminal bir olay haline getirmeyi öncelikli bir iş olarak gördüler” ifadelerini kullandı.

    “BU YARGILANMA İLE TÜM HALK HEDEF ALINIYOR”

    Açıklama şöyle devam etti:

    “Bu yargılanma ile tüm halkın hedef alındığını biliyoruz. Daha önce Taksim Dayanışmasından 5, toplamda 26 kişi, Gezi eylemlerinde “Örgüt kurmak ve yönetmek” ile “Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet” suçlamasıyla yargılanmış ve beraat etmişti. 2015’te kesinleşen bu karar gezi eylemlerinin anayasal ve demokratik hakkımız olduğunu söylüyordu.

    Hukukun ‘H’sini aradığımız günlerden geçiyoruz. Bu ülkede kurgu davalarla defalarca karşılaştık. Suç uydurmak ve Gezi’yi kirletmek için gizli tanıklarla komplolar yaratılıyor. Gezi Türkiye’de çok kapsamlı bir halk hareketiydi. Gezi, Türkiye’nin eşitlik, özgürlük ve adalet umudu oldu. 80 ilde Gezi eylemleri gerçekleşti, hepimiz oradaydık ve bizler hiçbir zaman bunu inkar etmedik. Gezi eylemlerine katılmakla onur duyduk. Gezi halkın vicdanında bir yer etti. Ortada, şiddet içeren bir eylemde yok. Esas şiddet uygulayan güvenlik güçleriydi, polisti; 8 tane gencimizi, çocuğumuzu kaybettik. Binlerce kişi sakatlandı.

    “GEZİ, BİR HALK HAREKETİDİR”

    Bir kez daha hatırlatırız; Gezi, hakkında hangi yalan söylenirse söylensin, hangi iddia ile karalanmaya çalışılırsa çalışılsın iktidarın zorbalıklarına karşı demokrasi talebinin ürünü, kendiliğinden gelişen, hiçbir kişi, örgüt veya kuruma mal edilemeyecek genişlikte ve zenginlikte bir halk hareketidir.
    Siyasi iktidar hala Gezi ruhundan korkuyor, dillerinden düşürmüyorlar. Korkmakta haklılar. Gördüler ki biz bir araya geldiğimizde karanlığa dur diyebiliyoruz. Gördüler ki, plastik mermiler, biber gazları, gözaltılar, tutuklamalar hiçbirimizi korkutamıyor. Gördüler ki, biz asla yılmıyoruz ve bir araya geldiğimizde, omuz omuza verdiğimizde düşlediğimiz o güzel hayatı kurabiliyoruz. Bizler, geleceğimiz için, çocuklarımız ve ülkemiz için tüm renklerimizle direniyoruz.
    İstanbul’daki gezi davası bir yargılama değil, topluma, yargılanan arkadaşlarımız üzerinden ders verilme, toplumun susturulma girişimidir. Topluma “Susun, haklarınızı aramayın, Kanal İstanbul’u, kent meselelerini, doğanın canına okunmasını bırakın. İnsan hakları meseleleri ile uğraşmayın, itaat edin, etmiyorsanız itiraz etmeyin” mesajı veriliyor. Amaç Gezi davasının üzerinden toplumu korkutmak, sindirmek. Çünkü gerek ekonomik kriz, gerek ekolojik olarak, gerekse demokratik haklar olarak durum ortada. İşçi ve emekçilerin durumu ortada, Bir suçlu aranıyorsa, Berkin Elvan, Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert, Ali İsmail Korkmaz, Mehmet Ayvalıtaş, Medeni Yıldırım’ın, Hasan Ferit Gedik’in ve Ahmet Atakan’ın ölümünde aranmalıdır.

    “GEZİ’Yİ YARGILAMAK, HALKIN MÜCADELESİNİ YARGILAMAKTIR”

    Bu mesele sadece yargılanan arkadaşlarımızın meselesi değildir. AKP’nin bu davadan beklentisi muhalefeti sindirmek ve korkutmaktır. Hukuk da buna alet olmuştur. Gezi bu topraklarda ağaca, ormana, insan haklarına sahip çıkma iradesidir. Biz bu ülkenin yurttaşları olarak bu ülkede parkına, kentine, doğasına sahip çıktık, antidemokratik uygulamalara karşı tepkimizi gösterdik. Gezi’de yargılanması gerekenler arkadaşlarımızı aramızdan alanlar, sakat bırakanlardır. Gezi her zaman demokrasi tarihinde temiz bir sayfa olarak duracak. Gezi direnişinin suçla ilişkilendirilmesine izin vermeyeceğiz.

    Dersim Emek Demokrasi güçleri olarak; bugün, karar aşamasına gelen, Gezi davasının ikinci etap duruşması yapılacak. Gezi’yi, siyasi iktidarın “Dış Güçlerin” oyunu “Darbe Girişimi” olarak değerlendirmesi yaklaşımıyla sürdürülen yargılamaya karşı “Gezi yargılanamaz”, “Gezi’yi yargılamak, Gezi’yi karalamaktır, baskıcı, anti-demokratik politikalara karşı çıkan halkın mücadelesini yargılamaktır” diyoruz.

    “GEZİ BİZİZ SAHİPLENİYORUZ”

    Gezi, ilk yargılamadaki Taksim Dayanışması’nın 26 mensubu olmadığı gibi mesnetsiz gerekçelerle bu davada yargılanan 16 kişiden de ibaret değildir, Gezi milyonlardır. Dersim’ inde bunlardan birisi olduğu, işçisiyle, emekçisiyle genciyle, kadınıyla binlerce yurttaşın tıpkı diğer 80 kentte olduğu gibi ülkesinin, kentinin ve geleceğinin sahibi olduğunu hatırlatan; eşitlik, adalet, demokrasi, özgürlük talebiyle sokağa çıkan; iktidarın baskısına, hayat tarzına müdahalesine, kentleri ve doğayı hoyratça yağmalamasına itiraz eden milyonlardır.

    Gezi’nin milyonları olarak tekrar ediyoruz; Gezi Yargılanamaz! Gezi biziz ve sahipleniyoruz. Bu haksız hukuksuz yargılamanın bir an önce sonlandırılması, davanın düşürülmesini istiyoruz. Ancak bu şekilde yargı adına tarihe geçecek bir utancın önüne geçecektir.”

    Açıklama, ‘Mücadeleye devam’ sloganları ve alkışlar eşiliğinde son buldu.

    PİRHA/DERSİM

  • EMEP: Belediyenin hesaplarına haciz konulması kabul edilemez

    EMEP: Belediyenin hesaplarına haciz konulması kabul edilemez

    PİRHA – EMEP Dersim İl Örgütü, belediye hesaplarına haciz konulmasına tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “Belediyeye icra göndererek hem muhalif belediye başkanları itibarsızlaştırmak isteniyor hem de belediyenin gelir kaynakları kesilerek halkın hizmet almasının önüne geçilmeye çalışılıyor” denildi. 

    Emek Partisi Dersim İl Örgütü, belediye hesaplarına haciz konulmasına ilişkin basın açıklaması yaptı.

    İl binasında yapılan açıklamaya Emek Partili Belediye Meclis üyeleri; Elif Özer, Bedri Kaya ve Yaşar Çiçek katıldı.

    Açıklamayı okuyan İl Başkanı Ergin Tekin, “Belediyenin hesaplarına haciz konulması kabul edilemez! Ekonomik ambargo karşısında dek dayanak halkın gücüdür! 31 Mart seçimleri öncesinde başlayan ‘kayyum atarız’ tehditleri bugünlerde kayyumlardan ve AKP döneminden kalan borçlardan dolayı AKP’li olmayan belediyeler için bir ekonomik tehdide dönüşmüş durumda. Son dönemde basına da yansıyan ‘100 belediye AKP’ye geçecek’ söyleminden de hareketle iktidar, ‘ya AKP’ye geçeceksin ya da hizmet vermeni engelleyeceğiz’ siyasetiyle muhalif belediyeleri kıskaca almaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.

    “BELEDİYELERİ İŞLEMEZ HALE GETİREREK HALK CEZALANDIRILIYOR”

    Tekin, şöyle devam etti:

    “31 Mart yerel seçimlerinden sonra, kayyumlardan ve AKP’den alınan belediyelerin borç durumları basına yansımıştı. Belediyenin kasasından tonlarca fıstıklı baklava yiyen kayyumlardan, belediye arazilerini parsel parsel peşkeş çeken belediye başkanlarından, hala borç batağında olan AKP’li belediyelerden alacağını istemeyen devlet kurumları neden muhalif belediyelere icra gönderiyor? SGK’nın ve diğer devlet kurumlarının alacaklı olduğu belediyeler sadece muhalif belediyeler midir? Bugüne kadar alacağı olduğunu hatırlamayan SGK, belediyeler AKP’den ve kayyumlardan alındığında mı hatırlamıştır alacağını? Neden, kamu bankaları AKP’li belediyelere kolayca kredi verirken muhalif belediyelere kredi vermiyor? Bu, apaçık çifte standarttır!

    Belediyeye icra göndererek hem muhalif belediye başkanları itibarsızlaştırmak isteniyor hem de belediyenin gelir kaynakları kesilerek halkın hizmet almasının önüne geçilmeye çalışılıyor. Bu durumun tamamen siyasi kararlar neticesinde işletildiğini belirtmek isteriz. Belediyeler halk kurumlarıdır, bu kurumlara kayyum atayarak, ekonomik olarak zora sokarak, belediyeleri işlemez hale getirerek ancak halk cezalandırılır!

    “KANUNA AYKIRI HAREKET EDİLMİŞTİR”

    “Belediye kanunun 15. maddesine göre belediyelerin vergi, resim harç ve iller bankası payına haciz konulamayacağı açık bir şekilde belirtilmiştir. Buna rağmen kanuna aykırı hareket edilerek haciz konulmuştur.

    Hükümetin girişimleri ve belediyelerin sıkıştırılmak istendiği açıkça gösteriyor ki, Erdoğan-Bahçeli ittifakı yerel seçimde kaybettiklerini ellerindeki devlet gücünü kullanarak, kazanmak istemektedir.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da açıkça ilan etmekten çekinmediği gibi AKP kaybettiği belediyeleri çalıştırmayarak belediye yönetimleriyle, halkı karşı karşıya getirmek için kullanacaktır!
    Böyle örgütlü bir güce karşı elbette seçilmiş belediye başkanlarının tek gerçek dayanağı halk olabilir.
    Cumhurbaşkanından ve AKP den gelecek “ekonomik ambargo”karşısında tek dayanak bu güçlerin karşısına halkın gücünü çıkarabilecek bir yönetimin hayata geçirilmesidir!

    PİRHA/DERSİM

     

  • Dersim’de kayyımlara karşı oturma eylemi: Tel örgüleri yükselterek bu sorunu çözemezsiniz-VİDEO

    Dersim’de kayyımlara karşı oturma eylemi: Tel örgüleri yükselterek bu sorunu çözemezsiniz-VİDEO

    PİRHA- Dersim Peri Belediyesi’ne kayyım atanmasına ilişkin belediye binası önünde basın açıklaması gerçekleşti. Açıklamada, “Duvarlar ve tel örgüleri yükselterek, asker postallarıyla işgal ederek bu sorunu çözemezsiniz. Kayyum siyaseti ve  onun uygulamaları Kürt halkının, kadınların yüreğinde ve aklında asla yer etmeyecek” denildi. 

    HABERİN VİDEOSU

    31 Mart yerel seçimlerinin ardından HDP’nin kazandığı belediyelere kayyım atanmaya devam ediyor.

    Çeşitli soruşturmalar olduğu gerekçesiyle, ‘görevlendirme’ adı altında yapılan kayyım atamalarına karşı tepkiler de devam ediyor.

    Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Akpazar(Peri) Belde Belediyesine atanan kayyum da Akpazar Belediye binası önünde yapılan açıklamayla protesto edildi. Yapılan açıklama ve oturma eylemine Peri Belediye Eş Başkanları, siyasi parti ve kurum temsilcileri, belediye meclis üyeleri, HDP İstanbul Milletvekili Dilşat Canbaz Kaya ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “İKİ MİLYON SEÇMENİN HAKKI İHLAL EDİLMİŞTİR”

    Açıklamada konuşan Emek Partisi Dersim İl başkanı Ergin Tekin, 2014 seçimlerinden sonra da aynı şeylerin yaşandığı belirterek “Bu kayyum atamalarıyla iki milyona yakın seçmenin hakkı ihlal edilmiştir. Bu kayyum siyaseti 15 Temmuz’dan sonra tek adam yönetiminin kendi iktidarını perçinlemek için ortaya koyduğu yöntemlerden biriydi. Bu siyasetin iki boyutunun olduğunu söyleyebiliriz.  Biri, halkımızın seçme ve seçilme hakkının ihlal edilmesi diğeri ise Kürt sorununda ki çözümsüzlük.” dedi.

    “AKP İKTİDARI KAZANILMIŞ HAKLARI GASP ETMEYE DEVAM EDİYOR”

    Sosyalist Meclisler Federasyonu adına konuşan Hıdır Yıldız, faşizmin her geçen gün daha da saldırganlaştığı bir sürecin yaşandığını belirterek şunları kaydetti:

    “AKP iktidarı bulunduğu tüm alanlarda kazanılmış hakları gasp etmeye devam ediyor. Bizler de bugün bulunduğumuz tüm mevzilerde bu saldırıları ancak ve ancak birleşik devrimci bir mücadele durdurabileceğimizi düşünüyoruz.”

    “TEL ÖRGÜLERİ YÜKSELTEREK BU SORUNU ÇÖZEMEZSİNİZ”

    Ezilenlerin Sosyalist Partisi Eş Genel Başkan Yardımcısı Beycan Taşkıran, Belediye binasına bakıldığında tablonun çok net görüldüğünü söyleyerek “Burası belediye değil artık bir karakol. Duvarlar yükselterek, tel örgüleri yükselterek, asker postallarıyla işgal ederek bu sorunu çözemezsiniz. Kayyum siyaseti, kayyum cumhuriyeti onun uygulamaları Kürt halkının, kadınların yüreğinde ve aklında asla yer etmeyecek. Yapılan anketlerde de Kürt halkının kayyum siyasetini doğru bulmadığını bu konuda asla ikna olmadığını çok net gösteriyor. Eş başkanlık sisteminin, eşit temsil sisteminin gasp edilmesine, siyaset yapma hakkımızın gasp edilmesine, kurumlarımızın gasp edilmesine izin vermeyeceğiz. Bugün buradalar yarın buradan gidecekler. Halkımız iradesine sahip çıkacak. ” diye konuştu.

    Açıklamanın ardından oturma eylemi gerçekleştirildi.

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Konu Kürtler ve Aleviler olunca birlikte saldırıyorlar’-VİDEO

    ‘Konu Kürtler ve Aleviler olunca birlikte saldırıyorlar’-VİDEO

    PİRHA – Dersim’deki siyasi parti ve kurum temsilcileri, Türkiye’nin Kuzey Suriye’ye yönelik başlattığı operasyona ilişkin PİRHA’ya konuştu. Temsilciler, “Kürt kantonlarına karşı yapılan saldırılar Türkiye için de Kürt sorununun çözümünü de geriye götürecek çatışmalardan başka bir şey değildir. Halkların barış sesini yükseltmesi için çağrı yapıyoruz” ifadelerini kullandılar.

    Haberin Videosu

    Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik operasyonuna ilişkin PİRHA’ya konuşan siyasi parti ve kurum temsilcileri, halkların barış sesini yükseltmesi gerektiğinin altını çizdiler.

    “HALKLAR, DEMOKRASİYİ İNŞA ETMEYE ÇALIŞTILAR”

    Halkların Demokratik Partisi Dersim İl Eş Başkanı Hıdır Çiçek, “Savaşın hiçbir getirisi yoktur. Hiçbir savaş savunulmaz ve insani değildir. Savaş özellikle çocuklar ve kadınlar başta olmak üzere kıyım getirmiştir, tarih böyle yazmıştır” ifadelerini kullandı.

    Çiçek, sözlerine şöyle devam etti:

    “Son dönemde oradaki halklar demokrasiyi inşa etmeye çalıştılar. Rejim partileri altında olan halklar demokratik yolda çabalar sarf ettiler. Ortadoğu’da toplum mühendisliğine soyunan bazı kesimler burayı dizayn etmeye çalışıyor. En başta Türkiye’nin menfaatine olmadığını kesinlikle söyleyebiliriz. Irak’ta Saddam Hüseyin ne kadar güçlüydü; Yemen’e, İran’a saldırdı, sonuç ne oldu?”

    “VİCDANI OLAN HERKESİN SAVAŞI DURDURMAK İÇİN ÇABA SARF ETMESİ GEREK”

    Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve siyasal anlamda gidişatının olumsuz yönde olduğunu belirten Çiçek, şunları kaydetti:

    “Şu anda ruhi bir koğuş yaşanmaktadır. Türkiye’de yaşayan herkesin, milliyetçiyim diyen, vatan millet Sakarya diyenlerin birilerinin oyunlarına geldikleri kesindir. Bu savaşta en çok kaybeden Türkiye olacaktır. Kazanmak orayı işgal etmek değildir, 20 km ilerleseler ne olacak. Büyük devletler böyle düşünmüyor, 100 yıl sonraya yatırım yapıyorlar. Yanıltmayla, manipülasyonla kazandık demek kazanım değildir. Yıllar sonra bu ortaya çıkacaktır.”

    Çiçek, “Vicdanı olan, aklı olan herkesin bu savaşı durdurmak için çaba sarf etmesi gerekiyor. Bu, halkların menfaatine değildir” diyerek çağrıda bulundu.

    “İÇ SIKIŞMIŞLIĞI ÖRTMENİN EVRESİDİR”

    Emek Partisi İl Başkanı Ergin Tekin ise, “Emperyal güçlerin Ortadoğuya, Suriye’ye egemen olmak gibi bir hevesle çıkar anlayışıyla hareket ettiğini ve burada Türkiye’yi bu savaşın içine sokmak istediğini görüyoruz. Yani asıl mesele onların Ortadoğu’da egemen olmak isteği. Ama Türkiye’nin de kendi içerisinde bir yandan baktığımızda iç politikaların sıkışmışlığını örtmenin bir yolu olarak bu savaşı başlattığını düşünebiliriz. Siyasi olarak sıkışmışlık var, ekonomik olarak krizin daha da yükseldiği, işçi sınıfının tepkiler gösterdiği bir dönemde savaşın başlaması; iç sıkışmışlığı örtmenin, seçimler sonrası kaybedilen gücün tekrardan merkezi hale getirmenin evresi olduğunu görebiliyoruz” dedi.

    Tekin, Kürt bölgesine yapılan saldırıların Türkiye’de Kürt sorununun çözümünü de geriye götürecek bir durum olduğunu ifade etti.

    “GÜVENLİKLİ BÖLGENİN YOLU; BARIŞ SESİNİ YÜKSELTMEKTİR”

    “Aynı zamanda Suriye’de giderek zayıflayan, sıkışmış olan IŞİD güruhunun da bu zayıflığına perde olabilecek, bölgede tutmaya çalıştıkları IŞİD’liler nereye gidecekler kesinlik yok. Bu savaşın, operasyonun hiçbir zaman Türkiye halklarına, işçi ve emekçilere bir faydası olmadığını söylemek zorundayız. Parti olarak Türkiye halklarının, işçi ve emekçilerin bu savaşa karşı barış sesini yükseltmeleri çağrısını yapıyoruz” diye konuşan Tekin, sivil ölümlerine değinerek şunları aktardı:

    “Birçok ilçede sivil ölümlerinin ortaya çıktığını gördük. Suriye topraklarında da sivil ölümlerinin artmaya başlayacağını görüyoruz. Savaştan en çok zarar gören halklardır. Kadınlar, çocuklar, gençler, halklar daha çok geleceksizliğe gidecek. Ülkenin kaderi savaşa terk edilmiş olacak. Güvenlikli bölgeyi sağlamanın tek yolu; sınırda, ülke dışında, içinde barışın sesini yükseltmektir.”

    “HALKLAR HER ZAMAN KAZANACAKTIR”

    Partizan Temsilcisi Yusuf Topçu, “Gerekçeleri birtakım şeylere dayanarak söyleniyor ama geçmişten beri Türkiye devletinin söylediği bahanelerle Kürt bölgelerinde hep aynı oyunu oynamışlardır. Geçmişe dayalı olarak politikalarını devam ettirmektedirler” ifadelerini kullandı.

    Operasyonun hem Türkiye’ye hem de halklara bir fayda sağlamayacağını dile getiren Topçu, şunları kaydetti:

    “Getireceği bir şey olmayacak ama götüreceği çok şey olacağı kesindir. Halkların orada birlikte bir güç olması, örgütlü gücü orada çıkarması, orada belki toprakların üzerinde kendi hegemonyasını kurmuş olabilirler ama halklar bir güç birliği oluşturacaktır, her saldırının karşısında bir tepki ortaya çıkacaktır. Ancak beraberinde çok acıyı getirecektir. Acıyı orada kadınlar, çocuklar, sivil halk yaşayacaktır. Onlar oraya girerken birçok şey kazandık diyecekler ama her haksız savaşın, saldırının karşısında halklar her zaman kazanacaktır.

    Her ne kadar emperyalist güçlerle anlaşmış olsalar dahi, emperyalistler her zaman kaybedecektir, emperyalistlerle beraber Türkiye de kaybedecektir. Ekonomi dibe vurmuş, Türkiye devletinin Suriye topraklarına yerleşmesi ve bu ülkenin orada ne kadar ayakta durabileceği önümüzdeki günlerde ortaya çıkacaktır.”

    “BİR TARİH, KÜLTÜR, İNANÇ, DOĞA YOK OLUYOR”

    Yaşanan çatışmalar nedeniyle kültürlerin, inançların bir bütün tarihin yok olacağını ifade eden Topçu, “Halklar orada yaşamışlar, belli inançlar belli kültürler var. Bu savaşta oraların tahrip olmaması mümkün değil. Orada bir tarih, kültür, inanç, doğa yok oluyor. Tarih bir şekilde akıyor; halklar her zaman kazanmışlardır, kazanacaklarına inanıyoruz” diye konuştu.

    Topçu, “Bu, sıkışmışlığın, çöküşün bir sonucudur. Egemenlerin tümünün bir sıkışmışlığı var, gerek ekonomik gerek sosyal anlamda. Bu sıkışmışlığı gidermek için bir çıkış yolu arıyorlar, bu daha kötü sonuçlar doğuracaktır. Türkiye bunu kendi içerisinde yaşıyor. İşçiler, emekçiler, halklar memnun değil; ekonomik bir kıskaç yaşanıyor. Bundan çıkamayan egemenler dışarıda başka ülkenin topraklarına girerek Türkiye halklarını aldatıyor. Türkiye halklarını şoven, milliyetçi damardan girerek, kendisini haklı çıkarmaya çalışıyor. Böyle bir politika izleniyor. Bu hallolmayacaktır, kendilerinden çok şey götürecektir” diyerek aktarımlarda bulundu.

    “CHP; DEVLETİ KUTSAMA SÜRECİNE GİRİYOR”

    Cumhuriyet Halk Partisi’nin tezkereye destek vermesine tepki gösteren Topçu, “Bu bir devlet politikasıdır. Türkiye devleti, kurulduğundan bugüne kadar kendi dışında bütün halkları yok saymıştır. Alevileri asimile etmede, Kürtleri asimile etmede en öndedir. Bu devlet politikasıdır; CHP aynı şeyi yapardı. Biri Amerika’nın biri Avrupa’nın borazanlığını yapıyor. Biri Kemalisttir, biri Liberaldir. CHP, Avrupa emperyalistlerinin borazanlığını yapıyor. Tamamen burjuva sermayesinin borazanlığını yapan Sosyalist Enternasyonal’e bağlı bir kurum, CHP de buna bağlı. Temel amaçlardan bir tanesi; CHP özellikle Rojava konusunda dönem dönem bazı şeyleri dile getirmiş olsa da ciddi anlamda ortaya çıktığında devleti koruma, devleti arkasına alma, devletin bekası, devleti kutsama sürecine giriyor. AKP de CHP de faşist partilerdir” dedi.

    “KONU KÜRTLER, ALEVİLER OLUNCA PARTİLER BİRLİKTE SALDIRIYOR”

    Sistem partilerinin tutumuna değinen Topçu, şunları belirtti:

    “Bu partilerin hepsi söz konusu Kürtler, Aleviler, Ermeniler başka halklar olduğu an bir ağızdan saldırıyorlar. Biz komünistlerin böyle bir politikası yoktur. Bu partilerin tümü aynıdır. Kitlelerin nabzını ellerinde tutabilmek için CHP bazı sol söylemlerde bulunuyor. Biz bu anlayışların tümüne reformist anlayışlar diyoruz. CHP’nin bu yaklaşımına inanmamak gerekiyor. Dost aranıyorsa dost halklardır, ezilenlerdir, emekçilerdir, işçilerdir. Bunların gücüyle hareket etmek gerekiyor.”

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Dersim, halkın tarihsel hafızası, Tunceli ise hafızanın silinmesinin adıdır’-VİDEO

    ‘Dersim, halkın tarihsel hafızası, Tunceli ise hafızanın silinmesinin adıdır’-VİDEO

    PİRHA – Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri, belediye tabelasının ‘Dersim’ olarak değiştirilmesi kararının mahkeme tarafından durdurulması ve gelen tepkilere ilişkin yaptığı açıklamada, “Dersim, bir halkın tarihsel hafızasıdır. Tunceli ismi ise bir katliamı yasallaştırarak bir halkın tarihsel, toplumsal hafızanın silinmesinin adıdır” dedi. 

    Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri, ‘Dersim’ ismine ilişkin gerek sosyal medyada gerekse siyasi partilerin milletvekillerinin ırkçı söylemlerine ilişkin Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Açıklamada konuşan HDP Dersim İl Eş Başkanı Hıdır Çiçek, “Dersim ismi, halkın ortak iradesi ve isteğidir. Tunceli, buraya gelen müfettişlerin buraya bir ‘Tunç eli gerekir’ ibaresinden hareketle Tunceli adı verilmiştir. Dersim adı, binlerce yıldır burada yaşayan kadim halkların adıdır. Tunceli ise, katliamın, tecavüzün, soykırımın adıdır” ifadelerini kullandı.

    “TUNCELİ; TEKÇİLİĞİN SEMBOLÜDÜR”

    Açıklamayı okuyan EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, “Belediye Meclisinin aldığı ‘Dersim’ kararı sonrasında gerek medyada ve gerekse sosyal medyada konu ile ilgili çok yönlü tartışmalar yürütüldü, yürütülüyor. Bugün kendisini sağcı ve solcu olarak tanımlayan farklı çevrelerin Dersim adı ve Dersim halkının iradesi karşısında tekçiliği savunma noktasında birleştiğini görüyoruz. Kimi çevrelerse bugün Dersim’i savunmanın zamansız ve gereksiz olduğunu söylüyorlar. Oysa “Tunceli” 1937-1938 katliamı ile başlayan ve bugün tek adam rejimi tarafından sürdürülen tekçiliğin, Dersim ise halkın iradesinde en somut ifadesini bulan tekçiliğe karşı baş eğmez bir mücadele tarihinin ve demokrasi mücadelesinin sembolüdür” diye konuştu.

    “BU ZİHNİYETİ VE ANLAYIŞI KABUL ETMİYORUZ”

    “Dersimliler olarak bizler, bu zihniyeti ve anlayışı kabul etmiyoruz ve etmeyeceğiz. Dersim, kültürel bir coğrafyanın yüzyılları kapsayan adıdır. Alevi-Kızılbaş inancının serçeşmesidir. Dersim adına yöneltilen saldırı, toplumsal varlığımıza, tüm insani değerlerimize yöneltilen bir saldırıdır.” diyen Tekin, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Dersim, bir halkın tarihsel hafızasıdır. Tunceli ismi ise bir katliamı yasallaştırarak bir halkın tarihsel, toplumsal hafızanın silinmesinin adıdır.

    Bu nedenledir ki Dersimliler hiçbir zaman ‘Tunç-eli’ yada ‘Tunceli’ ismini istemediler ve kullanmadılar.
    Bugün belediye binasına Dersim tabelasının asılma kararını engelleyen rejimin başında bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın zamanda meclis kürsüsünde devletin Dersim’de yaptığı katliamları uzun uzadıya anlattığını da unutmamak lazım. O dönemin tartışmalarında “eğer literatürde devlet adına özür dilemek varsa, ben özür diliyorum” söylemi Cumhurbaşkanına aittir. Dersim adı hiçbir siyasi çıkara alet edilemez. Dersim katliamı ile yüzleşmek ve Dersim adının geri verilmesi, hakikatlerin açığa çıkarılması aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesi, toplumsal barışın tesis edilmesi anlamına gelecektir.”

    SUÇ DUYURUSU

    Açıklamada konuşan, mazbatası elinden alınan meclis üyesi Özcan Ateş, Valiliğe gidip ifade verdiklerini belirterek “Valiliğin yürütmeyi durdurma talebi kabul edildi. Bugün bizi ifadeye çağırdılar. Sürecin takipçisi olacağız. Bu uygulamayı kınıyoruz, lanetliyoruz.

    Öte yandan Tunceli Barosu öncülüğünde sivil toplum kuruluşları suç duyurusunda bulunacaklarını ifade ederek açıklamayı bitirdiler.

    PİRHA/DERSİM