Etiket: eşit yurttaşlık

  • Mevlüt Akbal: İktidar Alevilere yönelik nefret söylemlerinin üzerini örtüyor-VİDEO

    Mevlüt Akbal: İktidar Alevilere yönelik nefret söylemlerinin üzerini örtüyor-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Marmara Bölge Sorumlusu Mevlüt Akbal, Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in, Aleviler hakkındaki nefret söylemini hatırlatarak “Devlet erkinin kullandıkları dil aslında bu ortamı hazırlıyor” dedi. Akbal, “Bu soruşturmanın, bu nefret suçunun sonrasında ne tür şeyler yapılacağının takipçisi olacağız. Her anını da kamuoyuyla paylaşacağız” dedi. 

    Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in Alevilere yönelik nefret söylemlerine tepkiler sürüyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) MYK üyesi ve Marmara Bölge Sorumlusu Mevlüt Akbal, PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede konunun takipçisi olduklarını vurguladı.

    “İKTİDAR, NEFRET SÖYLEMLERİNİN ÜZERİNİ ÖRTÜYOR”

    Mevlüt Akbal, Alevilere yönelik nefret suçlarının temeli olarak siyasal iktidarın söylemlerini işaret ederek, “Öncelikle geçtiğimiz süreçte Bursa’da bir Alevi canımızın sınıf içerisinde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğretmeni tarafından nasıl rencide edildiğine şahit olduk. Ama biz Alevi canlar bunu ilk kez yaşamıyoruz. Yıllardır okullarda, kurumlarda sosyal ortamlarda bu türden nefret söylemleri ile karşı karşıya kalıyoruz” dedi.

    Biz Alevi kurumları olarak bu nefret suçuna karşı hem PSAKD ve Bursa Eğitim-Sen aracılığıyla basın açıklamalarımızı yaptık ve suç duyurusunda bulunduk” diyen Akbal şöyle devam etti:

    “Ancak suç duyurusu sonrasında yapılan işleme baktığımızda Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından, bu nefret söylemini kullanan, nefret suçunu işleyen öğretmen, sadece okul değişikliği ile bir soruşturmaya tabi tutuldu. Herhangi bir cezai işlem veya hukuki bir sürecin başlayıp başlamadığı bilgisi ise henüz elimize ulaşmadı. Ama biz geçmişten de biliyoruz ki okulunu değiştirecekler, belki başka bir okula da idareci yapılacak. Bu da bize şunu gösteriyor; mevcut iktidar ya da bu ülkeyi yönetenler, bu söylemlerin önüne geçmek yerine bu söylemlerin üzerini örtüyor, hatta teşvik ediyor. Bunların önüne geçebilmek sadece soruşturmayla ya da cezalandırmayla da olmuyor. Devlet erkinin kullandıkları dil aslında bu ortamı hazırlıyor. Öğretmenler ya da nefret suçunu kullananlar, bu dili kendileri üretmiyor. Bir yerlerden alarak veya bir yerlerden edinerek, öğrenerek gündeme getiriyorlar.”

    “GEREKLİ OLAN TAKİBİ YAPACAĞIZ”

    Alevilerin eşit yurttaşlık istediğini belirten Mevlüt Akbal, “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu unsuruyuz. Diğer vatandaşlar hangi haklara sahipse biz de o haklara sahibiz. Çocuklarımız okullarında Alevi oldukları için ya da dillerinden, dinlerinden, ırklarından dolayı herhangi bir ayrımla, kötü sözle, nefret suçuyla karşı karşıya gelmesinler. Bunun temel çözümü de hukukta karşılığını bulması, bunu yapanların yanına kar kalmaması ile olur. O anlamda biz gerekli olan takibi yapacağız. Bu soruşturmanın, bu nefret suçunun sonrasında ne tür şeyler yapılacağının takipçisi olacağız. Her anını da kamuoyuyla paylaşacağız” diye belirtti.

    NE OLMUŞTU?

    Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz, ders esnasında öğrencilere “Ben Alevilerin gittikleri yolun yanlış olduğunu düşünüyorum. Çoğu Alevi ailede çocuğun kimden olduğu belli değil. Aleviler, Hz. Ali’yi Hz. Peygamberimizin yerine koyuyorlar. Çoğu Alevinin ahlaki açıdan bozuklukları bulunuyor. Bir erkek ile kız öğrencinin ders dışında konuşması da zina” dedi. Öğretmenin bu sözleri üzerine Alevi öğrenciler durumu ailelerine bildirdi. Bir ailenin okula giderek duruma tepki göstermesi ve suç duyurusunda bulunmasının ardından Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü olayla ilgili soruşturma başlattı.

    Cebrail ARSLAN/MUĞLA

  • Pir Hasan Kılavuz: 25 milyon Alevinin sesine kulak verin-VİDEO

    Pir Hasan Kılavuz: 25 milyon Alevinin sesine kulak verin-VİDEO

    PİRHA- 25 Aralık Pazar günü Yenikapı’da gerçekleşecek Büyük Alevi Kurultayı’na katılım çağrısında bulunan Pir Hasan Kılavuz, “Ülkede yapılan haksızlıkları gören, Alevinin hak taleplerine kulak veren gazeteciler, aydınlar, demokratlar bu kurultayda Alevilerin yanında olmalıdırlar” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ile Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), “Laik ve demokratik bir Türkiye için buluşuyoruz” adıyla İstanbul Yenikapı Gösteri Merkezi’nde saat 10.00’da ‘Büyük Alevi Kurultayı’ gerçekleştirecek.

    Mersin Cemevi Başkanı ve Seyit Sabun Ocağı pirlerinden Hasan Kılavuz, 25 Aralık Pazar günü Yenikapı’da gerçekleşecek Büyük Alevi Kurultayı’na katılım çağrısında bulundu.

    “TADİLAT, TAMİRAT İÇİN BİZ BU MÜCADELEYİ VERMEDİK”

    Alevilerin demokratik ve laik bir Türkiye için 25 Aralık’ta Yenikapı’da buluşacağını belirten Kılavuz, “Bir torba yasa ve cumhurbaşkanı kararnamesi çıktı. Alevilerin hak talepleri konusunda onlarca yıldır verdiği mücadelelerden sonra nihayet bir karar aldılar. Alevilerin taleplerini artık kabul ediyoruz, diye. Ama bu talepler bir takım maddi yönden yardımların ötesinden bir yere geçmiyor. Bu bizim nihai talebimiz değildir. Alevilerin taleplerinin temeli neydi? Alevilik bir inançtır. Bu inanç mensuplarına ibadet yeri de cemevidir. Bunun yasal statüsüne, güvenceye kavuşması için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylanması gerekir. Yoksa tadilat, tamirat, ufak tefek işler için biz bu mücadeleyi vermedik” dedi.

    “25 MİLYON ALEVİ’NİN SESİNE KULAK VERİN”

    Alevi kurum ve kuruluşlarının, Türkiye’de yurt içi, yurt içi, diasporadaki Aleviler dahil ayın 25’inde İstanbul’da Alevi kurultayı için bir çağrı yaptığını vurgulayan Kılavuz, “Şüphesiz ki inanıyorum ki bu kurultaya her taraftan da ciddi katılım olacaktır. Kanaat önderleri, akademisyenler, bilim insanları, araştırmacıları hepsini davet ediyoruz. Ülkede yapılan haksızlıkları gören, Alevinin hak taleplerine kulak veren gazeteciler, aydınlar, demokratlar bu kurultayda Alevilerin yanında olmalıdırlar. Aynı zamanda siyasi partilerin muhalefet kanadı da Alevilerin yanında olması lazım” diye konuştu.

    “Bu topraklarda yaşayan bu inancın ibadeti cem, ibadet yeri cemevidir” diyen Kılavuz, “Alevi inancını bu topraklarda yaşayan 25 milyon Alevi vardır. 25 milyon Alevi’nin sesine kulak vermeleri lazım. Yoksa bu hem ülkemiz için hem demokrasi için hem de aydınlar ve siyasi hareket için büyük bir eksik olur” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/MERSİN

     

  • HBVAKV Ceyhan Cemevi Başkanı Odabaşı: Büyük Alevi Kurultayı’na 9 otobüsle geliyoruz-VİDEO

    HBVAKV Ceyhan Cemevi Başkanı Odabaşı: Büyük Alevi Kurultayı’na 9 otobüsle geliyoruz-VİDEO

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Ceyhan Cemevi Başkanı Bahadır Odabaşı, Barış için, kardeşlik için, eşit yurttaşlık için Büyük Alevi Buluşması’na katılacaklarını belirterek, herkesi buluşmaya davet etti. 

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ile Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), “Laik ve demokratik bir Türkiye için buluşuyoruz” adıyla İstanbul Yenikapı Gösteri Merkezi’nde saat 10.00’da ‘Büyük Alevi Kurultayı’ gerçekleştirecek.

    “BARIŞ, KARDEŞLİK, EŞİT YURTTAŞLIK İÇİN İSTANBUL’DA OLACAĞIZ”

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Ceyhan Cemevi Başkanı Bahadır Odabaşı, Büyük Alevi Buluşması’na katılmak için Adana Ceyhan’dan geleceklerini belirterek herkesi buluşmaya davet etti.

    Odabaşı şunları kaydetti:

    “Barış için, kardeşlik için, eşit yurttaşlık için bizler de İstanbul’da olacağız. İstanbul’da yapacağımız büyük buluşma olan Büyük Alevi Kurultayı’na bizler Adana’dan 10 otobüsle katılacağız. Sizleri de orada görmek istiyoruz. Tüm canlarımızla İstanbul’da 25 Aralık’ta buluşmak üzere. Herkese saygılar sunuyorum.”

    PİRHA/ADANA

  • Özgür Kaplan: 25 Aralık’ta yeni bir sayfa açılıyor- VİDEO

    Özgür Kaplan: 25 Aralık’ta yeni bir sayfa açılıyor- VİDEO

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Sekreteri Özgür Kaplan, 25 Aralık’ta İstanbul’da yapılacak kurultay programını açıkladı. Kaplan, “Irkçı ve şeriatçı olmayan tüm çevreler kurultaya davet edilip, birlikte yol yürümek istediğimizi bir kez daha 25 Aralık’ta söyleyeceğiz. Yeni bir sayfa açılıyor. Bütün duyarlı olan canları Yenikapı’ya davet ediyoruz” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Sekreteri Özgür Kaplan, 25 Aralık’ta İstanbul Yenikapı’da yapılacak kurultayın detaylarını paylaştı.

    Özgür Kaplan, Alevi toplumunun, cumhuriyetin 2. yüzyılında belirleyici rol üstleneceğini belirterek “Öncelikle bu kurultay çalışmamızın bir öncesi var. Alevi çatı örgütleri ile Hacıbektaş’ta bir çalıştay yapmış, devamında alınan kararları paylaşmıştık. Programın ismini ‘laik ve demokratik bir Türkiye için büyük Alevi kurultayı’ diyoruz. Buradan da neyi kastettiğimizi cümle canlar zaten biliyor. Şimdi kurultaydan kastımız, cumhuriyetin 1. yüzyılında bize ‘sadece oy kullanın’ diyen ve sadece tabiri yerindeyse ‘Cumhuriyetin çimentosu, sigortası’ gibi benzetmeler yapan bir zihniyetin cenderesinden bir şekilde çıkmak istediğimizi de ifade ediyoruz. Cumhuriyetin 2. yüzyılında söyleyecek sözümüz var. Bu sözü çoğaltarak gideceğiz” ifadelerini kullandı.

    “KOMŞULARIMIZ İÇİN DE EŞİT YURTTAŞLIK TALEBİMİZ VAR”

    ABF Sekreteri Kaplan, 25 Aralık’ta yapılacak kurultayın devamının da olacağını belirtti. Alevi örgütleri olarak bundan sonraki süreçte “Laik ve demokratik bir Türkiye için ikinci yüzyıla gidelim” vurgusunun daha çok öne çıkacağını söyleyen Kaplan, şu açıklamayı yaptı:

    “Laikliğe vurgu yapmamızın ne kadar önemli olduğunu, diyanetin kapatılmasını istemekle ne kadar doğru bir söz ettiğimiz ortada. Tarikatların 6 yaşındaki çocuklara hangi gözle baktıklarını görüyoruz. Ülkeyi tarikatlara teslim edenlerin, gericileştirenlerin ağına bıraktıklarını görüyoruz. Bu anlamda Aleviler olarak biz sadece kendimiz için değil, komşularımız için de eşit yurttaşlık talebini dillendiriyoruz. Çünkü Aleviler tek başına mutlu olabilen halk değildir. Bizler tek başına mutluluğun doğru olduğuna inanan hak değiliz. Komşu inançların, kültürlerin de bir arada mutlu şekilde, eşit yurttaşlar olarak yaşamasını istiyoruz. Bu bağlamda bütün bu duruşumuz üzerinden kurultayda bu sözü hep birlikte yan yana gelerek yükseltmek istiyoruz.”

    “AKP VE MHP KESİNLİKLE BİZLERİN MUHATABI DEĞİL”

    Özgür Kaplan, kurultaya davet edilecekleri de açıkladı. Türkiye’de yaşam süren tüm inançların temsilcilerine ulaşmak istediklerini belirten Kaplan, “Bizim dışımızdaki inanç temsilcilerine ulaşacağız. Başka inançtan olan kim varsa davet edeceğiz. Ayrıca siyasileri de davet edeceğiz ama siyasilere söz vermeyeceğiz. 1. yüzyılda bizler siyasileri çok dinledik, 2. yüzyıla doğru onlar da bizi dinlesin diyoruz. Ama bu süreçte AKP ve MHP kesinlikle bizlerin muhatabı değildir. Çünkü tekçi ve ırkçı görüşü dayatan bir zihniyet tarafından bayağı ötekileştirildik. Bütün itirazlarımıza rağmen Aleviler ile görüşmeden Alevisiz bir açılım yaptılar. Bunu bir hakaret olarak görüyoruz” şeklinde konuştu.

    “BİR DE MANİFESTO DA YAYINLAYACAĞIZ”

    Özgür Kaplan, kurultaya bütün Alevi ocaklarının da davet edileceğini söyledi. Kaplan, ocakları temsilen bir ya da iki kişinin konuşma yapabileceğini belirterek şöyle devam etti:

    “Ocaklarla görüşmelerimiz başladı. Zaten ocakları temsilen birlikte yol aldığımız isimler de var. Kurultayın yapılacağı gün 40 şamdan ile 40 çerağ uyandırılsın istiyoruz. Ayrıca o gün semah da dönülecek. Sonrasında genel başkanların da konuşmaları olacak. Yine bir sinevizyon gösterisi ve ardından bir deyiş nefes okunacak.

    ‘72 millete bir nazarla bakmayan bizden değildir’ düsturuyla yolunu sürdüren insanlarız. Oradaki mesaj da ‘Eşit yurttaşlık ve laik bir Türkiye’ olacak. ‘Hep birlikte yan yana duralım ve 2. yüzyıla barış içerisinde gidelim. Birlikte yol yürüyelim’ çağrısını yapacağız.
    Her adımımızda daha da güçlenerek devam etmek istiyoruz. Aleviler eski Alevi değil Alevilerin de kitle iletişim araçları var. Aleviler de teknoloji ile iç içedir; bilimi, sosyalizmi, devrimci dönüşümü, laikliği ayrıca faşizmin de ne olduğunu bilir. O anlamıyla ‘2. yüzyılda sadece bu kurultay ile bir yol haritası belirledik’ diyemeyiz ama bir de manifesto da yayınlayacağız.

    “YENİ BİR SAYFA AÇILIYOR”

    Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, Alevilerle ilgili ne düşündüklerini Ankara Hüseyin Gazi Cemevine geldiklerinde gördük. Oradaki kutsal ve sembollerin indirilmesi, çehrenin tamamen değiştirilmesi falan Aleviliğe nasıl bakıp, değiştirmek istediklerini gösteriyordu. Bu iktidar sadece bize değil, komşularımıza da kötü davranıyor. Onun için Aleviler, komşuları ile birlikte mutlu olacağını düşünür. Çünkü biz karşımızdakini yenerek mutluluk hissetmeyiz. Bizler başarılarımızı paylaşarak mutlu olacak insanlarız. Bu düzlemde ırkçı ve şeriatçı olmayan tüm çevreler kurultaya davet edilip, tüm o insanlarla birlikte yol yürümek istediğimizi bir kez daha 25 Aralık’ta söyleyeceğiz.
    Yeni bir sayfa açılıyor ve sizin aracılığınızla da bütün duyarlı olan canları Yenikapı’ya davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Dede Sefa Öztürk: Soran ve sorgulayan Alevilik dinci bir yaşamın içine çekilmek isteniyor

    Dede Sefa Öztürk: Soran ve sorgulayan Alevilik dinci bir yaşamın içine çekilmek isteniyor

    PİRHA-AKP’nin son süreçte Aleviler ile ilişki kurmaya çalıştığını belirten Güvenç Abdal Ocağı’ndan Sefa Öztürk dede, “Eğer Alevilik başka bir mecraya evrilirse ki çok fazla emareler mevcut, hızla eriyecektir. Alevilerin talepleri tuğla ve çimento olamaz. Aleviler ne istediğinin farkında olmalıdır. Eşit yurttaşlık ve laik yaşam tarzı vazgeçilemez taleplerimizdir” dedi.

    Güvenç Abdal Ocağı’ndan Sefa Öztürk dede “Ne istediğinin farkında olmak” başlıklı bir yazı kaleme aldı. AKP’nin son dönemde Aleviler ile ilişki kurmaya çalıştığını belirten Öztürk, eşit yurttaşlık ve laik yaşam tarzının vazgeçilmez talepleri olduğunu kaydetti.

    “TALEPLER BİR TUĞLAYA, BİR TORBA ÇİMENTO VE DEDEYE MAAŞA İNDİRGENİYOR”

    Sefa Öztürk dede tarafından yazılan yazının tamamı şöyle:

    “İktidar Alevilerle ilişki kurmak ve geliştirmek istiyor son süreçte. Kuşkusuz bir seçim yatırımı olarak algılanabilir fakat başka sorunları da düşündürüyor insana. Aleviler yaşadıkları büyük deneyimlerin sonucu olarak ihtiyatla yaklaşmak zorundadır bu meseleye. Çok açık ve net olarak görmek gerekir ki dinci bir yaşamın içine çekilmek isteniyor Alevilik.

    Dinci yaşamın içinde haksızlıklar gizleniyor ve hukuksuzluk bir yaşam tarzı haline getiriliyor. Öyle olunca da istismardan tutun da, barbar bir ekonomik düzen kurularak değerlerin toplamı yerle bir ediliyor.

    Soran ve sorgulayan bir inanç olan Alevilik kaderci bir çizgiye çekilerek boyun eğen ve itaat eden bir yapıya kavuşmalıdır iktidarca. Talepler basitleştirilerek bir tuğla, bir torba çimento, faturalar ve dedeye maaşa indirgeniyor.

    “EŞİT YURTTAŞLIK VE LAİK YAŞAM TARZI VAZGEÇİLEMEZ TALEPLERİMİZDİR”

    Alevilerin yıllardır sürdürdüğü ve hep görmezlikten gelinen haklı ve kutsal talebi neydi? Eşit yurttaşlık talebi. Laik, demokratik, özgürlükçü bir toplum yaratma mücadelesi. Aleviliğin bunca zulmata rağmen varlığını sürdürmesinin temel nedeni, bütünün insanlığı ilgilendiren çok haklı bir talebinin olmasındandır.

    Eğer Alevilik başka bir mecraya evrilirse ki çok fazla emareler mevcut, hızla eriyecektir. Alevilerin talepleri tuğla ve çimento olamaz. Aleviler ne istediğinin farkında olmalıdır. Eşit yurttaşlık ve laik yaşam tarzı vazgeçilemez taleplerimizdir.”

    PİRHA/İSTANBUL 

  • HDP’li vekiller: Alevilerin eşit yurttaşlık talebi görmezden geliniyor -VİDEO

    HDP’li vekiller: Alevilerin eşit yurttaşlık talebi görmezden geliniyor -VİDEO

    PİRHA-8 Alevi örgütü, AKP tarafından torba yasa içerisinde Meclis’e getirilen cemevleri düzenlenmesine karşı eyleme polis tarafından sert müdahale edildi. Eylemden sonra söz konusu yasaya ilişkin görüşlerini dile getiren HDP Milletvekilleri, “Hükümet bugün bir çözüm gibi yasa tasarısı getirdi. Aleviliğe bir kültürel faaliyetmiş gibi bakılıyor ve Alevilerin eşit yurttaşlık talebi görmezden geliniyor. Meclis’in içinde ve dışında ne kadar güçlü durursak o kadar geri adım attırabiliriz” dedi.

    AKP hükümeti tarafından vergi kanunlarındaki düzenlemeleri de içeren torba yasa içerisinde Meclis’e getirilen cemevleriyle ilgili düzenleme Aleviler tarafından tepkiyle karşılandı.

    Söz konusu yasa tasarısının bugün Meclis Genel Kurulu’na getirilerek görüşülecek.

    8 Alevi örgütü, AKP tarafından torba yasa içerisinde Meclis’e getirilen cemevleri düzenlenmesine karşı eylem yaptı. Eyleme polis tarafından sert müdahalede bulunurken, HBVAKV Genel Başkanı Ercan geçmez ile ADFE Başkanı Celal Fırat, ABF yöneticisi Elif Keleşo ve Bahçelievler Hacıbektaşi Veli Derneği Başkanı Ufuk Emre Bektaş polis müdahalesi ardından hastaneye kaldırıldı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekilleri Saruhan Oluç, Ali Kenanoğlu ve Ömer Faruk Gergerlioğlu, eylemden sonra söz konusu yasaya ilişkin görüşlerini aktardı.

    “MECLİS’İN İÇİNDE VE DIŞINDA NE KADAR GÜÇLÜ DURURSAK O KADAR GERİ ADIM ATTIRABİLİRİZ”

    HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Alevi toplumunun taleplerinin Meclis’in önünde dile getirilmesinin önemine dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Bütün partiler bunu görsün, duysun istendi. Demokrasi güçlerine karşı polisin müdahaleleri her zaman oluyor ama bu müdahalelere boyun eğmemek lazım. Bu müdahaleler eninde sonunda sona erecek. Çünkü demokratik protesto hakkı her yurttaşın, her toplum kesiminin hakkıdır. İçişleri Bakanlığı polis eliyle bu hakkı engelliyor. İçişleri Bakanı her zaman hukuksuz ve demokrasi dışı davranıyor. Toplumsal ve siyasal muhalefet başta İçişleri Bakanı olmak üzere hükümete demokrasinin, hukukun, adaletin, insan haklarının ne olduğunu öğretecek. Bunu da ortak mücadele ile gerçekleştireceğiz. AKP – MHP ittifakı Meclis’te çoğunlukta olduğu için bu yasayı çıkarmaya çalışacaktır. Bizler Meclis’in içinde ve dışında ne kadar güçlü, sağlam bir muhalefet yaparsak o kadar geri adım attırabiliriz diye düşünüyorum.”

    “ALEVİ TOPLUMUNUN DIŞARIDAKİ GÜCÜ BİZİ DE MECLİS’TE GÜÇLÜ HALE GETİRECEKTİR”

    HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu ise, Alevilerin bugün yurdun dört bir tarafından Meclis’e gelmelerinin Meclis’te görüşülen yasaya dikkat çekmelerinin bu yasanın geri çekilmesi konusunda son derece önemli olduğunu vurgulayarak şunları ifade etti:

    “Alevilerin bu yasa ile ilgili görüşlerini, fikirlerini beyan etmelerini ve yasanın geri çekilmesini talep etmelerini son derece önemli buluyorum. Parlamentoya gelen bir yasa sayısal çoğunluk nedeniyle ertelenebiliyor ama eninde sonunda geçiyor. Meclis’te kanunun geri çekilmesi ancak sokakta bir takım tepkilerin verilmesiyle olabiliyor. Bu anlamıyla Alevi toplumunun bugün burada göstermiş olduğu tepki bütün engellemelere rağmen çok önemli ve değerliydi. İnancına, kimliğine ve haklarına sahip çıkmada kararlı olmaları sonuçta etkili olacaktır. Bunun da Meclis’e bir yansıması olacaktır. Burada yaşananları bizler Meclis’te yansıtacağız, anlatacağız. Bu yasanın Aleviliği zapturap altına almak, Alevi kurumlarına bir kayyum atama yasası olduğunu biliyoruz. Yasa bir bütün olarak kurulacak başkanlıkla işletilebilecek. Bu başkanlığın kendisi Aleviliğe bir darbe anlamına geliyor. Bizler milletvekilleri olarak Meclis’te Alevi toplumunun taleplerini gündeme getireceğiz. Alevi toplumunun dışarıdaki gücü bizi de Meclis’te güçlü hale getirecektir.”

    “BU ÜLKEDE TÜM İNANÇ KESİMLERİNİN ÖZGÜR OLMASI GEREKİYOR”

    HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu da, iktidarların on yıllardır Alevilerin haklarını gasp ettiklerini anımsatarak şunları kaydetti:

    “Yapılması gereken eşitliği, adaleti sağlamak. Bunu yapmak çok zor bir şey değil. Hükümet bugün bir çözüm gibi yasa tasarısı getirdi. Aleviliğe bir kültürel faaliyetmiş gibi bakılıyor ve Alevilerin eşit yurttaşlık talebi görmezden geliniyor. Bugün Aleviler taleplerini dile getirmek için Meclis’in önüne geldiler. Polisin bir müdahalesi gerçekleşti. Bu durum iktidarın ne yapmaya çalıştığının bir göstergesidir. Orantısız bir müdahale söz konusu oldu. Biz bu yasa tasarısına HDP milletvekilleri olarak muhalefet edeceğiz. Onlar sayısal çokluklarıyla bunu kabul ettirmek isteyecekler ama bizler her koşulda bu yasaya tepkimizi göstereceğiz. Alevilerin taleplerini Meclis’te dile getirmeye devam edeceğiz. Bu ülkede tüm inanç kesimlerinin özgür olması gerekiyor, haklarını eşit bir şekilde elde etmesi gerekiyor ve ayrımcılığa uğradığını hissetmemesi gerekiyor. Türkiye 2. yüzyılı deniliyor. 2. yüzyıl tekçilik üzerine olmamalı, dayatmacılık üzerine olmamalı. 2. yüzyılın esası çoğulculuk üzerine, hakkaniyet, adalet ve özgürlük üzerine olmalı.”

    PİRHA/ANKARA

  • Alevi yurttaşlar: Torba yasa değil eşit yurttaşlık istiyoruz-VİDEO

    Alevi yurttaşlar: Torba yasa değil eşit yurttaşlık istiyoruz-VİDEO

    PİRHA – Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı yasa tasarısına karşı sert müdahale ve engellemelere karşı Meclis’e kitlesel yürüyüş gerçekleştiren Alevi yurttaşlar, “Torba yasa değil eşit yurttaşlık talep ediyoruz” diye seslendi.

    Meclis’te görüşülmesi beklenen “Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” isimli torba yasa düzenlemesine tepki gösteren Alevi kurumları, inanç önderleri ve yurttaşlar, “Aleviler var, Aleviler burada ve Alevilik haktır” diyerek Meclis önünde bir araya geldi.

    Polisin sert müdahalesine karşın Aleviler, yürüyüş gerçekleştirip açıklama yapararak, Alevi inancının torba yasalara konulamayacağını dile getirdiler.

    Alevi yurttaşlar hükümetin Alevi kurumlarını dizayn etme çabaları ve ‘maaş’ karşılığında üstü örtük bir rüşvet ile Alevilerin yolundan vazgeçme hamlesine karşı çıkarak, devletin Aleviliğin inançsal yapısı ve dedelik kurumuna doğrudan müdahalesini kabul etmeyeceklerini vurguladılar.

    NE OLMUŞTU?

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Şahkulu Sultan Dergahı’nda yaptığı açıklamada Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulacağını açıklamıştı.

    Alevi dedelerine maaş bağlanması, cemevlerinin bakım ve giderlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinden karşılanması öngörülen yasa teklifi de geçtiğimiz günlerde TBMM Plan Bütçe Komisyonu’nda tartışmalar eşliğinde AKP ve MHP oylarıyla kabul edilmişti.

    Teklifin Genel Kurul gündemine gelmesi beklenirken, hazırlanan kanun teklifinin yetersiz olduğunu savunan Alevi çatı örgütleri teklifin geri çekilmesini talep etmişti.

    ROHAT EMEKÇİ/ANKARA

     

  • HDP Alevi Masası Eş sözcüsü Tunçdemir: AKP göz boyuyor, dertleri asimilasyon

    HDP Alevi Masası Eş sözcüsü Tunçdemir: AKP göz boyuyor, dertleri asimilasyon

    PİRHA -HDP Alevi Masası Eş Sözcüsü Songül Tunçdemir, ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı Kampanyası’nda gelinen süreci ve AKP politikalarını PİRHA’ya değerlendirdi. Tunçdemir, “Hükümetin ayrımcı tutumundan dolayı Aleviler, çocuklarının geleceğinden endişe duyuyor” diyerek cemevlerinin ise yeni projeler dahilinde işgal edildiğini söyledi. 

    HDP PM Üyesi, Alevi Masası Eş Sözcüsü Songül Tunçdemir, ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı Kampanyası’nda gelinen aşamayı değerlendirdi.

    HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu’nun Alevi Masası olarak 5 Mayıs 2022’de başlatılan çalışmaya dair Tunçdemir, “Henüz kampanyanın başında sayılırız” açıklamasını yaptı. Kampanyanın toplum tarafından benimsendiğini söyleyen Tunçdemir, “Alevi toplumu da memnuniyetle karşılıyor. Bu anlamda yaz dönemimiz çok yoğun geçti fakat yerleşim dağınık ve çok ücra köylerimiz mevcut. Elimizden geldiği kadar, hatta imkanlarımızı zorlayarak her yere ulaşmaya çalışıyoruz buna rağmen ulaşamadığımız bölgeler çoğunlukta” dedi.

    Songül Tunçdemir, temas kurulacak bölgeler için aylık planlamalar yapıldığını da aktararak “Mesela Kasım ayı programımız çok yoğun geçecek. Sivas, Çorum, Bursa, İstanbul, Ankara, Erzincan, Gümüşhane Samsun ve Tokat buluşmalarımız kasım ayı içerisinde olacak. Tabi eşit yurttaşlık kampanyamız sadece halk buluşmalarından ibaret değil. Alevi vekillerimiz aynı zamanda bunun meclisteki mücadelesini veriyorlar. Bizler kitapçığımıza hangi ifadeyi aldıysak vekillerimiz mecliste bu ifadelerin arkasında duruyor” şeklinde konuştu.

    “KAMPANYAMIZ ÖZGÜRLÜKLER GELENE KADAR DEVAM EDECEK”

    Eşit yurttaşlık kampanyasının finali için bir takvim belirlenmediğini aktaran Tunçdemir “Partimiz var olduğu sürece ve yaşadığımız coğrafyada Aleviler, Kürtler, Ermeniler, kadınlar, emekçiler, LGBTİ+ bireyler ve tüm ezilenler eşit yurttaş olana kadar devam edecek. Bu ülkede herkes yasalar önünde eşit olana kadar, demokrasi, laiklik, barış ve özgürlükler gelene kadar devam edecek. Biz gittiğimiz her yerde kendi eşitlik taleplerimiz ile birlikte özellikle de bunun üzerinde duruyoruz. Temel sloganımız ise ‘İnançlara Eşitlik, Halklara Özgürlük’” dedi.

    “İKTİDARIN NE KADAR İNKARCI OLDUĞUNUN FARKINDALAR”

    HDP’nin başlattığı ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı’ kampanyasının hemen akabinde AKP’nin gündeme getirdiği Alevi politikaları da çokça tartışılır oldu. Hükümetin Alevilere yaklaşımı konusunu da değerlendiren Tunçdemir, bölge gezilerindeki izlenimleriyle birlikte toplumun tepkisini şu sözlerle açıkladı:

    “AKP’nin Alevi politikalarının Alevi tabanı üzerinde hiç karşılığı yok. Alevi toplumu bilinçli bir toplum. Özellikle de son yirmi yıllık dönemde AKP iktidarının pratiği Alevileri çok bunalttı. Örneğin Madımak, Alevi toplumu için kanayan bir yaradır ve Alevi toplumu hukuki süreci adım adım takip etti. ‘Bizi öldürüp katilleri aklayanlar şimdi bizi mi düşünüyor’ diyorlar, ‘cemevlerimizle ilgili AİMH’in kararını çiğneyenler mi bizi düşünüyor’ diyorlar. Sadece Alevi olarak değil, sıradan bir vatandaş olarak da iktidarın ne kadar baskıcı, otoriter ve inkarcı olduğunun farkındalar. Bu iktidarın ayrımcı tutumundan dolayı Aleviler, çocuklarının geleceğinden endişe duyuyor. Aleviler, çocuklarının okullarda din dersleriyle asimile edilmesinden rahatsız. AKP’nin pratiğini çok iyi gözlemlediklerinden bu açılımların samimi olmadığını biliyorlar. Alevi toplumu, AKP’nin göstermelik düzenlemelerle sadece göz boyadığının ve tek derdinin asimilasyon olduğunun farkında. Bu nedenle AKP’nin kendilerine yaklaşıyor gibi görünmesinden son derece rahatsızlar. AKP, iktidarda olduğu sürece Aleviler ile ilgili hiç olumlu bir politika üretmedi ki… Aleviler açısından gerek toplumsal yaşamda, gerek siyasette, gerekse kamusal alanda tamamıyla kusurlu adımlar.”

    “TAMAMEN BİR ALGI OPERASYONU VAR”

    Songül Tunçdemir, AKP İktidarının Alevi toplumuna yaklaşmasındaki sebeplere de vurgu yaptı. Alevi örgütlülüğünün yükselmesi sebebiyle hükümetin rahatsızlık duyduğunu ifade eden Tunçdemir şöyle devam etti:

    “AKP şimdiye kadar Aleviler adına ne yaptıysa toplamda kendi Alevisini yaratmak için yaptı. Türk-İslam sentezine uygun, biat eden, boyun eğen, kendi inancını yaşamayan, kendi duruşunu sergilemeyen Alevi… Yani devletin Alevisini yaratmaya çalıştı ve hala da yaratma çabasında. Üstelik bunu yaparken hak talebinde bulunan, bunun için mücadele veren Alevi kurumlarını manipüle etti ya da görmezden geldi. Diğer yandan ortaya çeşitli tezler atarak ya da Aleviliği tanımlayarak Alevilerin birliğini bozmaya çalıştı. AKP iktidarının her fırsatta açılım yapması, Alevi örgütlülüğünün yükselmesinden kaynaklı. Bu açılımların amacının da yükselen Alevi mücadelesini tasfiye etmek olduğunu düşünüyorum. Çünkü açılımlardan çıkan sonuçlar talepler ile taban tabana zıt. Tamamen bir algı operasyonu var aslında. Sorunlara çözüm üretme kılıfı altında Alevileri teslim alma gerçekliği var. Bunu anlamak için sadece Hüseyin Gazi Cemevi ve Şahkulu Sultan Dergahı ziyaretine bakmak yeterli. Hüseyin Gazi Cemevinde yaptığı dizayn ile ‘sizi ancak bu şekilde kabul ederim’ mesajını verirken; Şahkulu Sultan Dergahında verdiği mesaj ‘Alevilik inanç değil, kültürdür’ oldu ve cemevlerine maaşlı memurlar atayarak aslında cemevlerini işgal ettiğini ilan etti.

    “TORBA YASALARLA, İLAHİYATÇILARLA ÇÖZÜLECEK TALEPLER DEĞİL”

    Oysa gerek Alevi kurumlarının, gerekse Alevi toplumunun istediği şeyler değil bunlar. Bizim taleplerimiz son derece demokratik ve insan olarak hakkımız olan talepler. Komisyonlar ile torba yasalar ile ilahiyatçılar ya da devletin Alevileri ile hiç çözülebilecek talepler değildir. Böyle bir yöntem çözüm değil, aksine çözümsüzlük üretir, sonuçta üretti de. Alevi dedeleri Hac’ca göndermek, çocuklarımızı imam hatip okullarına yerleştirmek hep bu açılımlardan çıkan sonuçlardı.

    Bizim taleplerimiz illegal değil ki herkes tarafından bilinen ve en demokratik hakkımız olan talepler. Önce bu talepler karşılasın, AİHM’in cemevleri ve zorunlu din dersleri ile ilgili kesinleşmiş kararları var, bunları uygulayarak işe başlasın.”

    “TAM DA AKP’NİN İSTEDİĞİ FORMATA DÖNÜŞMÜŞLER”

    Songül Tunçdemir, Kültür ve Turizm Bakanlığı himayesinde kurulacak Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı projesini de değerlendirdi. Söz konusu projeye dair “Bakanlığa bağlı cemevleri projesi, bazı kesimleri cezbetti” diyen Tunçdemir şunları söyledi:

    “Bunların kim oldukları herkes tarafından biliniyor. Onlar bu adımı Cumhuriyet tarihi boyunca atılmış en önemli adım olarak görüyor ve bunu ifade etmekten çekinmiyorlar çünkü tam da AKP’nin istediği formata dönüşmüşler.

    Parti olarak böyle bir yasanın kabul edilebilir hiçbir yanının olmadığını söyledik. Son olarak da meclisteki görüşmelerde vekillerimiz yasanın geçmemesi için büyük bir mücadele örneği gösterdiler ama maalesef yasa çoğunluk tarafından geçiriliyor. Bu da anti demokratik bir tutum. Yasa geçti diye bu mücadele elbette ki bitmedi. Parti olarak bu yasaya şerhimizi koyacağız. Cemevleri ile ilgili olarak partimizin görüşü son derece nettir. Cemevleri Alevilerin İbadethanesidir, cem de ibadetidir. Cemevlerine yasal statü de dahil talepleri anayasada düzenlenmelidir. Mücadelemiz de bunun içindir.”

    “MÜCADELEMİZ EZİLEN TÜM KESİMLER İÇİNDİR”

    “Ülke gündemi sürekli değişiyor, kötüye doğru değişiyor. Değişimlerin hedefinde hep kendinden olmayan farklı inançlar, farklı kültürler ile birlikte emekçiler, kadınlar, LGBTİ + ler, bu ülkenin aydınları, sanatçıları, gazetecileri, yani muhalifleri var. Diğer yandan tüm baskılara rağmen muhalefetin sesi de yükseliyor. Alevi Masası olarak mücadelemiz özelde Aleviler, genelde ise ezilen tüm kesimler içindir. Bu anlamda özgürlük ve demokrasi mücadelemiz bir bütündür. Masamızın halihazırda bir kampanyası var zaten. Bu kampanyayı yürütürken değişen şartlara, gereken ihtiyaca göre eylem ve etkinliklerimizi gerçekleştirip üzerimize ne düşüyorsa yapacağız.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Sancar’dan gözaltı tepkisi: Halkın haber alma özgürlüğüne bir saldırıdır-VİDEO

    Sancar’dan gözaltı tepkisi: Halkın haber alma özgürlüğüne bir saldırıdır-VİDEO

    PİRHA- Gazetecilerin evlerine baskın yapılarak gözaltına alınmasına tepki gösteren HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Sansür yasasından sonra gerçekleşen bu operasyon, muhalif basını ve toplumu susturma planının bir parçasıdır” dedi. Sancar, seçimlere dair de “Doğrudan diyalog ve açık müzakereyle cumhurbaşkanlığı seçiminde ortak aday fikrine açığız” değerlendirmesinde bulundu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin Meclis grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu.

    Gezi Aileleri’nin katıldığı grup toplantısında Gezi tutuklularını selamlayarak konuşmasına başlayan Sancar, “Gezi davasında özgürlükleri aylardır gasp edilen arkadaşlarımıza hemen özgürlük, ülke için hemen adalet ve acil demokrasi taleplerini duyurmak için buradalar. Biz de bu sese ses olmaktan onur duyuyoruz. Bu topraklarda nehir gibi her şehirde yükselen, büyüyen bu büyük itiraz dalgasını örgütlü, örgütsüz sel gibi akıp giden o başkaldırı dalgasını, Gezi günlerinin heyecanını, coşkusunu buradan ben de selamlıyorum. Bu hatırayı canlı tutacağımızı, bu birikimi her fırsatta hatırlayacağımızı ve canlandırmak için de elimizden geleni yapacağımızı sizlere buradan duyuruyorum” dedi.

    “YEREL DEMOKRASİ İLE TAMAMLANMIŞ BİR GÜÇLÜ DEMOKRASİ TALEP EDİYORUZ” 

    HDP Eş Genel Başkanı Sancar, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Bu sabah yeni bir gözaltı dalgasıyla uyandık. Hedef gazeteciler. Sansür yasasının yürürlüğe girmesinden hemen sonra gerçekleşen bu operasyon tesadüf değildir. Muhalif basını ve toplumu susturma planının bir parçasıdır. Halkın haber alma özgürlüğüne bir saldırıdır. İktidar seçimler yaklaştıkça toplumu susturmak muhalifleri sindirmek için bu operasyonlara devam edecek dedik. Bunu biliyoruz. Ama hakikat mücadelesi karşısında başarılı olmayacaklarını hep söyledik, bir kez daha söylüyoruz, bu iktidar darbeci bir iktidardır, siyasete darbe yapıyor, basına darbe yapıyor, emekçiye darbe yapıyor, hak arayanlara darbe yapıyor.

    Bizler güçlü çözüm programıyla, ortak mücadeleyle, ittifaklarla en güçlü seçeneği yaratmaya çalışıyoruz. Her gün yoksulluk, yolsuzluk, kriz, çatışma üreten bu tekçi düzenin karşısında gerçek alternatifi üretmek için gece gündüz uğraşıyoruz. Önümüzde seçimler var, seçimlerle ilgili de tartışmalar yayılıyor, genişliyor. Bunların merkezinde de partimiz var, partimizin kurduğu ittifaklar var. Bunun boşuna olmadığını biliyoruz.

    Partimizle ilgili spekülasyonlar da aynı hızla devam ediyor. Bu spekülasyonlar bazı çevrelerce tutkulu bir uğraş haline getirilmiştir. Biz ne dersek diyelim bu çevreler bizim ne dediğimize bakmak yerine adeta falcılığa soyunmuş, kah cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tutumumuzun ne olacağına ilişkin senaryolar üretiyorlar, kah hangi adayı destekleyeceğimiz konusunda kehanetlerde bulunuyorlar. Oysa biz tutumumuzu her vesilesi ile açıkça anlatıyoruz. Bunu en az 1,5-2 yıldır yapıyoruz. Uzun süre bu stratejimizi ve tutumumuzu anlattık ama baktık anlamıyorlar, bir yazılı belge hazırlamaya karar verdik. İşte bir metni seçimlere ilişkin tutumumuz içeren bir metni 27 Eylül 2021’de kamuoyu ile paylaştık. Burada seçim stratejimiz bütün açıklığıyla yer alıyor. Üstelik stratejisini bu kadar açık ilan eden bizden başka parti de olmadı. Bizler ne demiştik? Parlamento seçimleri için demokrasi ittifakı şiarıyla halklar ve barış ittifakı, kadın dayanışması ve ittifakı, ekoloji ittifakı ve anlayışı temelinde toplumsal ve siyasal muhalefet, emek, kadın ve gençlik hareketleriyle en geniş birlikteliği ve ortak mücadele zeminini yaratma kararlılığımız var, dedik. Bunun dışında parlamento seçimleri için herhangi bir ittifak içinde yer alma arayışımız ve anlayışımızın bulunmadığını dile getirdik. Bir yandan bunu söylerken, diğer yandan ülkenin içinde bulunduğu sistemin niteliğinin de farkında olarak stratejimizin diğer ayağını inşa ettik. Ben size o deklarasyonda yer alan paragrafları hatırlatacağım.

    Cumhurbaşkanlığı seçiminde ilkesel buluşmaların gerçekleşmesi HDP seçmenlerinin ülkenin geleceğini belirleyici bir role sahip olmaları nedeniyle son derece günceldir. Bunu ta Eylül 2021’de söylüyoruz. İster HDP’li, ister başka bir aday olsun, isimler yerine ilkelerin ve yöntemlerin tartışılmasının gerekli olduğu inancındayız, dedik. Çünkü demokratik dönüşüm şahıslar aracılığıyla değil, ilkeler ve yöntemler üzerinden müzakere ve mutabakat yoluyla gerçekleşebilir. Seçilecek cumhurbaşkanı da rolünü ve işlevini ancak bu zeminde doğru bir şekilde yerine getirebilir. Doğrudan diyalog ve açık müzakereyle cumhurbaşkanlığı seçiminde ortak aday fikrine açığız. Bu çerçevede siyasal muhalefete ve demokrasi güçlerine çağrı yapmış olduk. Bu çağırımıza karşılık bulamazsak, dedik diğer seçenekler üzerinde çalışmaya devam edeceğiz.

    Yerel demokrasi ile tamamlanmış bir güçlü demokrasi talep ediyoruz. Şüphesiz bağımsız ve tarafsız yargı da taleplerimiz arasında yer alıyor. Bir cumhurbaşkanı adayı bunu taahhüt etmeli ve güçlü bir şekilde topluma güvence vermeli. Kayyım rejimini değil, halk iradesini tereddütsüz savunacak ve bunun hayata geçmesi için de sorumluluk üstlenecek. Kürt sorununda demokratik çözüme inanacak, bunun gereklerini yerine getireceğine dair bir samimi duruş sergileyecek ve tekrar sorumluluk üstlenmeye hazır olacak. Dış politikada barışçı yolu izlemek, böyle bir cumhurbaşkanı adayı için bizler bakımından vazgeçilmez niteliklerden biridir. Barışçı dış politika diyoruz. Kadına özgürlük ve eşitlik vazgeçilmezimizdir. Ekonomide adalet kapsamlı bir başlıktır. Sosyal adalet bu programın adil paylaşım, bu talebin temelidir. Kamu yönetiminde liyakat da yine bir başlık. Doğaya ekolojik sisteme saygılı ve duyarlı olmak da böyle bir cumhurbaşkanı açısından bizler bakımından vazgeçilmezdir. Gençler için özgür yaşam konusunda da öyle sadece sloganlar değil, somut programlar ve çok güçlü bir plan ortaya koymasını bekleriz. Şüphesiz, bütün bunların bir sonucu da demokratik, çoğulcu, sivil bir anayasayı hedef olarak önüne koymaktır. Şimdi biz bu nitelikleri belirledik. Adayın bu niteliklerini taşıması gerektiğini söylüyoruz.

    Hedefimiz de bellidir.  Eşit yurttaşlığa, emeğin haklarına, özgürlüğe ve barışa dayalı demokratik cumhuriyetin inşasının yolunu açmaktır. İşte bütün çalışmalarımızda temel hedef budur. Bunu kimse aklından çıkarmasın. Özcesi tabii ben manşet işlerini pek bilmem, basın teknikleri ve iletişim yöntemleri konusunda becerikli de sayılmam ama buralardan manşet çıkartmak isteyen gazetecilere yardımcı olmak amacıyla bir cümle yazdım, ama yine onlar istediklerini yapacaklar. Özcesi cumhurbaşkanı adayımızı belirleme mekanizmalarımız açık ve şeffaf bir tarzda çalışmalarına başlamıştır.

    AKP Genel Başkanı, sevgili Selahattin Demirtaş ve benimle ilgili kimliklerimiz üzerinden laflar söyledi. Ona birkaç cümle etmeden olmaz; bak, 2004’te yazdığım bir yazı. Önceleri de var. Onu ufak bir iki eklemeyle size aktaracağım. 2004’te ne olmuştu? Bu yazıyı hangi vesileyle yazmıştım. Üniversite öğrencileri üniversitelerde Kürtçe seçmeli ders olsun diye dilekçe veriyorlardı ve binlerce öğrenci sırf üniversitelerde ana dilinin seçmeli ders olarak okutulması için dilekçe verdikleri gerekçesiyle gözaltına alındılar, yargılandılar, okullarından uzaklaştırıldılar, eğitim haklarından ve özgürlüklerinden mahrum bıraktılar.

    Şimdi Nusaybin’de başlayan bu öykünün HDP ile buluşması tesadüf olabilir mi, elbette hayır. Zira HDP tam da bu hikayenin toplumsal toprağı ve siyasal adresidir. Bütün kimliklerin ve inançların eşit ve özgür yaşayacağı demokratik cumhuriyeti kurma mücadelesinde bütün ırmakların akacağı bir denizdir. O yeni yaşam denizinde, işte Nusaybin’de başlayan hikaye şimdi burada gelmiş akmış durumdadır. Peki konuşmayı bir şiirle daha bitirmek gerekiyor. Çok sevdiğim Sovyet Şair Andrea Voznesenski, tek şiirden oluşan bir kitabı var, Oza. Lise yıllarımdan ezbere bilirdim. Şimdi birkaç dizesi kaldı aklımda. Evet, o iki dizeyi dikkatinize sunuyorum: “Yaşamak ne büyük mucize. Ama nasıl anlatırsın bunu yaşamasızın birine. ”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Mezitli Cemevi Başkanı Koç: Alevilerin sorununun çözümü eşit yurttaşlıktan geçiyor-VİDEO

    Mezitli Cemevi Başkanı Koç: Alevilerin sorununun çözümü eşit yurttaşlıktan geçiyor-VİDEO

    PİRHA- ABF Yöneticisi ve Mezitli Cemevi Başkanı Ferdi Koç, AKP hükümetinin, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurmasına tepki gösterdi. Koç, “Alevilerin sorunu anayasal sorundur. Bu sorunun çözülmesi için devlet Alevilere bakış açısını değiştirmeli ve ‘Biz inançlara eşit yaklaşacağız. Alevilerin eşit yurttaşlık haklarını vereceğiz’ demelidir” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 7 Ekim’de Şahkulu Sultan Dergahındaki açıklamalarına ve Aleviliğin inanç olarak tanınmadan ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulmasına Alevilerden tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Yöneticisi ve Mezitli Cemevi Başkanı Ferdi Koç, AKP’nin MHP destekli planının Alevileri daha çok baskı altına alma ve asimile etmeye yönelik olduğunun altını çizerek, Alevi kurumlarının denetim altına alınmak istendiğini belirtti.

    ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ adımıyla Alevilerin karşı karşıya getirilmek istendiğine dikkat çeken Koç, “Alevilerin kendi aralarında çelişkileri varmış gibi göstererek, Alevileri bölmeye çalışacaklar. Bu durum sorunları çözmek yerine daha da derinleştirecektir” dedi.

    “ALEVİLERİN SORUNU ANAYASAL SORUNDUR”

    Alevilerin sorununun hükümetlerin sorunu olmadığını, sistem ve devlet sorunu olduğunu vurgulayan Koç, şunları dile getirdi:

    “Alevilerin sorunu anayasal sorundur. Bu sorunun çözülmesi için devlet Alevilere bakış açısını değiştirmeli ve “Biz inançlara eşit yaklaşacağız. Alevilerin eşit yurttaşlık haklarını vereceğiz” demelidir. Alevilerin sorunlarını elektrik ve su faturasına bağlamakla çözmüş olmayacaklar. Bizim çözüm, cemevlerimizin yasallaştırılması, ibadethanelerimizin tanınması, dergahlarımızın iade edilmesidir.

    İNANÇ ÖNDERLERİMİZ TALİPLERİNE VE İNANCA SAHİP ÇIKMALIDIR

    ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ kurulması demek devletin memurunun Aleviler üzerinde baskı ve denetim aracına dönüşmesi demektir. Atanan memurun istekleri yerine getirilmediği zaman kayyum atayacaktır. Buna karşı Aleviler ya teslim olacak ya da inançlarını, eşit yurttaşlık haklarını alana kadar direnecek.

    İnanç önderlerimiz taliplerine ve inanca sahip çıkması gerekiyor. Sahip çıkılmadığı takdirde Alevilik ortadan kaldırılacaktır.”

    Diren KESER/MERSİN

  • Bülbül’den uyarı: Alevilik makropolitik bir sorundur; II. Mahmut zihniyetiyle çözülmez

    Bülbül’den uyarı: Alevilik makropolitik bir sorundur; II. Mahmut zihniyetiyle çözülmez

    PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, cemevlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nca  yönetilmek istenmesine HDP Milletvekili Kemal Bülbül sert tepki gösterdi. Bülbül, “Bu politikalarla AKP Aleviliği yaratılacak, devlet Aleviliği yaratılacak, Diyanet Aleviliği yaratılacak, daha da karikatürizesi Kültür Bakanlığı Aleviliği yaratılacak” dedi.

    Halkaların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, cemevlerinin yönetiminin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulacak olan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bağlanacağına ilişkin yaptığı açıklamayı değerlendirdi.

    Devletin Alevisiz bir Alevilik yaratmaya çalıştığını söyleyen Bülbül, AKP hükümetinin açılımlar tarihini anlatarak, II. Mahmut zihniyetinde olan iktidarın Alevilerin sorunlarını çözmeyeceğini vurguladı. Aleviliğin sadece inançsal değil, makropolitik bir sorun olduğunu da kaydeden Bülbül, Alevilerin hükümetin açılım politikasına tevessül etmeyeceğini belirtti.

    “KÜLTÜR BAKANLIĞI ALEVİLİĞİ YARATILACAK”

    AKP iktidarının her konuda yeni Osmanlıcı, dinci politikasına uyarlanmış bir tutum sergilediğini ifade eden Bülbül, hükümetin kendi aklınca ürettiği çözüm süreçlerini yürütürken hiçbir Alevi Kurumu ile istişare etmediğini söyledi.

    AKP hükümetinin gizlice, el altından Alevi kurumlarına bir tane devşirme gönderdiğini kaydeden Bülbül, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu devşirmenin kim olduğu belli değil. Ajan mıdır, uzman mıdır, Alevi midir, Sünni midir, devletteki görevi nedir? İçişleri Bakanı’nın danışmanı olduğu söyleniyor. Kim olduğu belli olmayan gölge bir adam. Peki Alevilik böyle illegal bir şey mi, Alevilik sorunu böyle illegal bir şekilde mi çözülür? Biz konuyu Meclis’te defalarca gündeme getiriyoruz. Alevi sorunun cemevinden ibaret olmadığını, makropolitik bir sorun olduğunu söylüyoruz. AKP’nin herhangi bir yetkilisi ya da AKP’nin Genel Başkanı ya da Diyanet İşleri Başkanlığı -ki bugün AKP’nin bir kurumuna dönüşmüştür bu kurum- hiçbirisi sorunun çözümü konusunda Meclis’te bizim veya muhalefet tarafından gündeme getirilen bir şeyi kabul etmiyor. Demek ki AKP Aleviliği yaratılacak, devlet Aleviliği yaratılacak, Diyanet Aleviliği yaratılacak, daha da karikatürizesi Kültür Bakanlığı Aleviliği yaratılacak.”

    “AKP’NİN ALEVİ SORUNUNU GÜNDEME GETİRMESİ ÇOK ÖNCEDEN PLANLANMIŞTIR”

    AKP’nin kuruluşu ile birlikte bir emperyal proje olduğunu ve bütün süreçleri önceden planladığını aktaran Bülbül, “Kuruluşundan önce Alevi sorununu da gündeme getireceği söylenmiştir. 2007’de o dönem AKP’nin vekili olan Reha Çamuroğlu, Tayyip Erdoğan’a bir şey sufle etmiş ve Alevi sorunu ile ilgili o da kendisi değil ama Meclis Başkanı üzerinden bizi bir toplantıya çağırmıştı. Ben de vardım o toplantı içerisinde. Meclis Başkanı Köksal Toptan bizi dinleyeceğini, sorundan ne anladığımızı ve bunu çözeceklerini söyledi. Bu durum çok demokratik bir tutum değil. İhsan eden, efendi köle ilişkisi yapmaya çalışan bir tutum içerisindeydiler.

    “2008’DEKİ BÜYÜK ALEVİ MİTİNGLERİNDEN SONRA AKP AÇILIM SÜRECİNİ BAŞLATMIŞTIR”

    2009 yılında ise öncesinde bizim 8 Ekim 2008’de Ankara’da daha sonra İstanbul’da daha sonra İzmir’de yaptığımız büyük Alevi mitingleri oldu. Mitinglerimizin ismi ‘Alevi toplumuna eşit yurttaşlık istiyoruz’ idi. O mitingleri Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Alevi Bektaşi Federasyonu olarak organize etmiştik ve ben o zaman yöneticiydim. Bu teklifi federasyonun toplantısında önerge ile dile getirmiştim ve oy birliği ile kabul edilmişti. Bu kabulden sonra 2008’de mitinglerimizi başlattık ve 3 Haziran 2009’da dönemin AKP hükümeti Alevi açılımı başlattı. O dönemki Bakan Faruk Çelik ve akademisyen Necdet Subaşı yürüttü. 5-6 seans yapıldı. İlk seansta Alevi toplumu 5 temel talepte birleşmişti, kabul etmediler ve şöyle dediler; ‘Aleviler içinde birlik yok, gidin birlik olun gelin.’

    “AKP’NİN YAPTIĞI TÜM AÇILIMLAR SONUÇSUZ KALDI”

    Hem Alevi, hem Roman, hem Kürt açılımı konusunda gelinen nokta ortada. Roman açılımında Sulukule yerle bir edildi. Kentsel dönüşüm adı altında bir kültürel hafıza ve bir kültürel ortam yok edildi. Kürt halkının başına gelenler ortada her yer nefret, şiddet, kan. Sınır ötesi cinayetler var, sınır ötesi katliamlar var ve bu katliamı Türkiye Cumhuriyeti’nin Bağdat Büyükelçisi en son Nagihan Akarsel’in katledilmesini üstlenmiş durumda. Alevi açılımında ise 7. seansta Alevi katliamından sanık olan Ökkeş Kenger ve benzeri kişiler çağrıldı. Gayri ciddi, alay edercesine ve sonra da açılım sönümlendirildi. 2021 yılına kadar.

    “BİZİM KAMPANYAMIZDAN ÖNCE AKP’NİN VE CHP’NİN AKLINDA ALEVİLER YOKTU”

    2021 yılında İçişleri Bakanının danışmanı olduğu söylenen kişinin Alevi kurumlarını ve cemevlerini gezmeye başladığını anımsatan Bülbül, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu CHP’den devşirdikleri kim olduğu belli olmayan bir kişi cemevlerine gönderilmeye başlandı. Derneklere gönderilmeye başlandı. Gidiyor, ‘Süleyman Soylu beni gönderdi, bir ihtiyacınız var mı?’ diye soruyor. Nasıl ki 2009 yılında yapılan Alevi açılımı bizim 2008 yılında başlattığımız mitingler ve kampanyalar ile ilgili ise, 2022 yılında AKP’nin yaptığı açılım da bizim HDP olarak başlattığımız ‘Alevi toplumuna eşit yurttaşlık istiyoruz’ kampanyası ile alakalıdır. AKP’nin, CHP’nin aklında Aleviler yoktu. CHP olaya şöyle bakıyor; ‘Ben Alevilerden yeterince oy alıyorum. Bir de başörtüsü sorununu gündeme getireyim, Sünnileri de buraya dahil edeyim.’ AKP de, ‘Ben Sünnilerden yeterince oy alıyorum. Başörtüsünü de hallettim. Bir de cemevlerini gündeme getireyim. Alevilerden de oy alayım.’ Bu her iki tutum da demokratik değil. Toplumu, halkları adeta hakir görmek, alay etmek ile aynıdır.

    “SOYLU PLANLADI”

    Dikkat ederseniz bu açıklamaların öncesinde 3 Alevi kurumuna saldırı oldu ve bu saldırgan yakalandı, tutuklandı. Ve dikkatler Alevilere, cemevlerine yöneldi. Arkasından AKP’nin Genel Başkanı, Hüseyin Gazi Dergahına gitti. Alevisiz Aleviliği gördük. Görselleri değiştirdi, kendisine göre bir dizayn yaptı. Sonra da Hacıbektaş’a gitti. Alevisiz Alevilik vardı orada da. Bu 3 Alevi kurumuna saldırıyı Süleyman Soylu planladı. Dikkatleri Alevi ortamına çekmek ve AKP Genel Başkanının Hüseyin Gazi’ye ve Hacıbektaş’a gitmesinin ortamını hazırlamak için.

    “AKP GENEL BAŞKANI 1826’NIN AKLIYLA 2022’NİN SORUNUNU ÇÖZEMEZ”

    1826’da II. Mahmut tahta geçtiğinde, Alevi dergah ve tekkelerine Nakşibendi şeyhleri atadı yani kayyum atadı ve ocaklı Aleviliği de yasakladı. Hacı Bektaş Dergahında bulunan bugünkü caminin Hacı Bektaş döneminde yapıldığını sanıyorlar. Dergahın girişinde 1834 yazıyor. II. Mahmut döneminde oraya atanan Nakşibendiler tarafından yapılmış bir camidir. Hacı Bektaş döneminde yapılmış bir cami değildir. Çünkü Aleviler camiye gitmezler. 1924 – 25 yıllarında Cumhuriyetin kurucu aklı, II. Mahmut’u güncellemiş ve ‘Tekke ve Zaviyeler Kanunu’ ile Aleviliği yasaklamış. Bugün aslında Tayyip Erdoğan sözüm ona bir çözüm yapıyormuş gibi durup aynı yasağın bir tür günümüze uyarlanmış halini yapmıştır. Her türlü sorundan söz ederken neo Osmanlıca bir bakışla bakıyor. AKP Genel Başkanı 1826’nın aklıyla 2022’nin sorununu çözemez. Burada 1826 II. Mahmut aklı vardır.”

    “ALEVİLİK SADECE İNANÇSAL DEĞİL, MAKROPOLİTİK BİR SORUNDUR”

    Alevilik sorununun sadece inançsal bir sorun olmadığını, makropolitik bir sorun olduğunu vurgulayan Bülbül, son olarak şunları dile getirdi:

    “Ekonomik, hukuki, kamusal, eğitimsel ve ahlaki bir sorundur. Ahlaki dediğim devletin Aleviliğe bakış açısını kastediyorum. Ekonomik bir sorundur çünkü, Alevi toplumu köylerinde yaşadığı yerlerden tecrit edilmiş, işsizliğe, yoksulluğa mahkum edilmiştir. Kamusal bir sorundur çünkü, Alevi toplumunun bireyleri kamusal alanda iş bulamamakta ya da mobbinge tabii tutulmaktadır. Eğitimsel bir sorundur çünkü, zorunlu din dersi dayatılmasının dışında eğitimin tamamen dinselleştirilip baskı aracına, ırkçılık ve tekçilik aracına dönüştürülmektedir. Türk ve Türkmen Alevileri dışında Kürt, Arap ve Roman Aleviler kendi ana dillerinde ibadet ve eğitim yapamamaktalar. Hukuki bir sorundur çünkü, Alevilik ‘Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile yasaklanmış, Köy Kanunu ile cemevinin ibadethane olması engellenmiş, yasaklanmıştır.

    “DEVLET, ALEVİLİĞE EFENDİ KÖLE İLİŞKİSİ ÇERÇEVESİNDE BAKMAKTADIR”

    Bu anlamda Şahkulu Dergahına gitmiş olması bir şey ifade etmiyor. Çünkü Şahkulu Dergahında yapmaya çalıştığı şey, II. Mahmut’un yasakçı, kayyumcu bakış açısını güncellemektir ve AKP, Diyanet ve devletin tüm kurumları Aleviliğe efendi köle ilişkisi çerçevesinde bakmaktadırlar. Yani Alevileri bir şeyler lütfedilecek zavallı bir topluluk, kendilerini de bunu yapacak ve yayacak bir görkeme sahip, saltanat sahibi olarak görmekteler. Böyle bir zihniyetle sorunlar çözülemez. Alevi sorunu içinden çıkılamaz bir hale getirilmiş ve hiçbir kurumun, hiçbir kanaat önderinin, hiçbir dedenin, pirin, ananın bu bakış açısına tevessül etmeyeceğini, etmemesi gerektiğini düşünüyorum.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Doğan: Devletin cemevlerine el atması riskli, törenle cemevi açılması inancımıza terstir-VİDEO

    Doğan: Devletin cemevlerine el atması riskli, törenle cemevi açılması inancımıza terstir-VİDEO

    PİRHA-AKP iktidarının cemevleri ziyaretlerininin siyaset taktiği olduğunu belirten Derviş Cemal Ocağı’ndan Menşure Doğan Ana, “İktidarın tam da seçimler yaklaşırken cemevlerine yönelik ziyaretleri ve cemevleri yapılması talimatıyla gündemde olmayı hedeflediği gibi asimilasyona ve yozlaştırmaya da hız vermeyi amaçladığı açıkça görülüyor” dedi.

    Alevilik, bin yılların birikimiyle beslenerek günümüze kadar taşınmış bir inanç. Alevi inancının ibadethanesi dağ, taş, ağaç, akarsu, çeşme, hane (ev) kısacası tüm coğrafya olsa da  günümüz dünyasında insanların bir araya geleceği, sorunlarını konuşacağı, sosyal ve kültürel aktarımların yapılacağı alanlar oluşturulmaya başlandı.

    Köylerde köylünün bir araya geleceği büyük evde cem erkanları yürütülürken, şehirlere yerleşen Alevi toplumu inançlarının gereğini yerine getirmek için cemevleri inşa etmeye başladı.

    1990’lı yıllarda Alevi yurttaşlar kendi imkanlarıyla aldıkları arsalarda daha sonra cemevleri yaptı. Günümüzde ise daha çok belediyeler veya merkezi hükümetlerin desteğiyle cemevleri inşa ediliyor.

    Peki cemevleri; asimilasyonun kıskancında olan, inanç merkezlerine ‘cümbüş evi’, ‘sosyal tesis’, ‘kültür evi’ denilen Alevi toplumunun; inançsal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılıyor mu?

    Derweş Cemal Ocağı’ndan Menşure Doğan Ana, iktidarın seçimler yaklaştığı bir süreçte ardı ardına cemevleri açması, Dersim’de her taraf ziyaretgah olmasına rağmen cemevlerinin açılması ve Alevi inancı ile mekan arasındaki ilişkiye dair sorularımızı yanıtladı.

    “SAMİMİYETSİZ İNSANLARIN CEMEVLERİMİZE GELMELERİ DOĞRU DEĞİL”

    PİRHA-İktidar seçim yaklaştıkça ardı ardına cemevleri açıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    MENŞURE DOĞAN: İktidarın cemevlerine ziyaretlerini siyaset taktiği olarak değerlendiriyorum. Eğer iktidar yardımcı olup benim Alevim olun diyerek inancımıza karışmayacaksa tabi ki kendi vatandaşının ihtiyacını karşılar gibi Alevilerin de ihtiyacını karşılayabilir ama devletin cemevlerine el atması kesinlikle risklidir. Cumhurbaşkanı, vali ve kaymakamın davet edilip cemevlerinin törenlerle açılması bizim inancımıza terstir. Senin inancına inanmayan birini, pirinin yerinde tutarak karşılamak ve ona özel dizayn yapmayı doğru bulmuyorum. Zaten gelen kişi saygılı olsa bunu istemez davet eden kişi de inancına saygılı ise benim inanç yerimde beni olduğum gibi kabul etmeli diye misafirini karşılamalı. Kendi inancımda samimiyet, dürüstlük, rızalık önemli olduğu için her gelen kişiden misafir olsun, seninle dostluk kurmak isteyen olsun veya senden oy isteyen olsun samimiyetine inanmam lazım ama iktidarın samimiyetsiz olduğu yıllardır Alevilere söylediği sözlerden dolayı asla unutulamaz.

    Cemevlerine gelip pir postuna oturuyorlar inancımıza saygısızlık yapmasınlar, samimiyetsiz insanların bizim ibadethanemize gelmeleri doğru değil. Sürekli bizi ötekileştiren, hor gören bir zihniyeti neden ibadethaneme çağırayım. İktidarın tam da seçimler yaklaşırken cemevlerine yönelik ziyaretleri ve cemevleri yapılması talimatıyla gündemde olmayı hedeflediği gibi asimilasyona ve yozlaştırmaya da hız vermeyi amaçladığı açıkça görülüyor. Benim ibadethanem doğa, toprak ve su gibi temiz olmalı. Ellerinde yetkileri var ibadethanelerimize cümbüş evi diyeceklerine cemevlerini ibadethane olarak kabul etsinler. Ben zaten sen kabul etsen de etmesen de ibadethanemde inancımı yürütüyorum ama devlet inancımı tanırsa kimse kapıma çarpı koymaz. Biz insanlara kendi yüreğimiz gibi yaklaşıyoruz ama sürekli bize tuzak kuruluyor, o yüzden bizim de ders çıkarmamız lazım.

    “DOĞANIN HER KÖŞESİ BİZİM İÇİN İBADET YERİDİR”

    -Özelde Dersim’de genelde Alevi coğrafyasında Alevi köylerine yetkililer eşliğinde cemevleri açılıyor? Coğrafyamızın dağı taşı toprağı ağacı ziyaretgâh iken cemevleri neden açılır?

    Eskiden köylerde cemevleri yoktu ama inancımız devam ediyor. Çünkü doğanın kendisi ziyaretgahtır bizim için, doğanın her köşesi bizim için ibadet yeridir. Hayatın zindanını, savaşını, şiddetini ve işkencesini bir köşeye iterek inancına sarılıp ayakta duruyorsun bizim coğrafyamızda yaşanan bu. Coğrafyamız ziyaretgahtır, doğamız ibadethanedir ama köylerde illaki cemevlerine ihtiyaç yok ama köylerimizden koparıldığımız için büyük şehirlerde cemevleri bir ihtiyaç oldu. Köylerde insanlar buluşarak aynı anda ziyarete gidebiliyorduk fakat büyük şehirlerde buluşabileceğimiz ve kendi ritüellerimizi yerine getirebileceğimiz mekanlara ihtiyacımız var.

    “ZAMAN VE MEKAN İBADET ETMEMİZ İÇİN ŞART DEĞİLDİR”

    -Alevi inancı ve mekân ilişkisi nasıldır?

    Herkes kendi evinde, bir çeşmenin başında veya bir ağacın kökünde olması hiç fark etmiyor. Ziyaret olan yere çıkamadığımızda lokmamızın kabul olmayacağı diye bir şart yoktur. Zaman ve mekan ibadet etmemiz için şart değildir. Neresi uygunsa orası ibadet yeridir çünkü sen gönlünle çağırıyorsun. İbadet gönülde olur, önemli olan yüreğinin ibadete hazır olması.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Dede Gümüş: Önce cemevine statü verin, biz Aleviler bu ülkenin üvey evlatları mıyız?-VİDEO

    Dede Gümüş: Önce cemevine statü verin, biz Aleviler bu ülkenin üvey evlatları mıyız?-VİDEO

    PİRHA- Seyit Ali Sultan Ocağı mensubu Cahit Gümüş Dede, iktidar yetkililerinin cemevlerine gitmek yerine cemevlerini tanıması gerektiğini belirterek, “Biz karınca kararınca, olanaklarımızın elverdiği şekilde ve imkânlarımız dahilinde cemevlerinde ibadetlerimizi sürdürmeye çalışıyoruz ve çalışacağız. Devletten de 1 kuruş para istemiyoruz” diye konuştu.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ortaca Şubesi Yönetim Kurulu üyesi ve Seyit Ali Sultan Ocağı mensubu Cahit Gümüş Dede, eşit yurttaşlık hakkı üzerine değerlendirmede bulundu.

    “ÖNCELİK CEMEVLERİNE ZİYARET  DEĞİL STATÜNÜN VERİLMESİDİR”

    İktidar yetkililerinin cemevlerini ziyaret etmek yerine tanıması gerektiğinin altını çizen Gümüş, “Cemevlerine yasal statü verilmesi ve anayasal olarak cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi gerekir. Çünkü Alevilerin ibadethaneleri cemevleridir. Nasıl ki camilerin elektriği, suyu, tüm giderleri devlet tarafından karşılanıyorsa, biz de bu ülkenin vatandaşı isek bizim de cemevlerimizin giderlerinin, elektrik ve suyunun devlet tarafından karşılanması gerekir” dedi.

    “BİZ ALEVİLER BU ÜLKENİN ÜVEY EVLATLARIMIYIZ?”

    “Sünniler asıl evlat da, biz üvey evlat mıyız?” diye soran Cahit Gümüş Dede, “Biz eşit yurttaşlık istiyoruz. Nasıl ki onlar her şeyden yararlanıyor ise vali oluyorsa, kaymakam oluyorsa, emniyet müdürü oluyorsa Alevi vatandaşlarımız niye olmasın? Biz bu ülkenin vatandaşı değil miyiz? Biz bunları istiyoruz. Biz dedelere maaş istemiyoruz. Biz karınca kararınca, olanaklarımızın elverdiği şekilde ve imkânlarımız dahilinde cemevlerinde ibadetlerimizi sürdürmeye çalışıyoruz ve çalışacağız. Devletten de 1 kuruş para istemiyoruz” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/MUĞLA

  • Alevilerin zayıf karnı dedeler; her örgüt cemevindeki dedeleri kontrol etmeyi öğrenmeli’ (2)-VİDEO

    Alevilerin zayıf karnı dedeler; her örgüt cemevindeki dedeleri kontrol etmeyi öğrenmeli’ (2)-VİDEO

    PİRHA-Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya, ‘Aleviler ne yapmalı?’ yazı dizisinin ikinci bölümünde Alevilerin zayıf karnının dedeler olduğunu belirterek, “Dedeler Alevilik içinde ciddi bir laiklik tartışmasını kışkırtıyor. Alevilerin artık laiklik gibi bir sorunu olmaya başlıyor. Ve dahası dedelik giderek bir ekonomiye doğru evrildikçe ister istemez ekonomik öncelikler ve dedeliğin esasen talibe hizmetle sınırlı ve talibe karşı bir borç ilişkisi olduğu unutuluyor” dedi. 

    AKP Hükümetinin, Alevi sorununa yaklaşım yöntemleri tartışmaları günden güne arttırıyor. Toplumun ‘Eşit yurttaşlık’ taleplerine karşılık cemevlerine maddi yardımda ısrar eden siyasal iktidar, “Milli Birlik ve Beraberlik Çalışması” kapsamında asimilasyonda ısrar ediyor.

    “Alisiz Alevilik” tartışmasını tekrar gündeme getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2 Eylül’de sarf ettiği “Allahsız Alevilik olmaz, Muhammedsiz Alevilik olmaz, Alisiz Alevilik olmaz, dinsiz, imansız, amelsiz sadece ve sadece sapkın zevklerin üzerine bina edilmiş Alevilik de olmaz, Müslümanlık da olmaz, Türklük de olmaz, Kürtlük de hatta insanlık da olmaz” sözleri Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya’nın da üzerinde durduğu başlık oldu.

    “ÖLDÜRÜLEBİLİR VARLIKLAR DERECESİNE İNDİRİLİYORUZ”

    Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya, Erdoğan’ın Alevilik tarifini “Biz adeta bu söylemde insanlık dışına çıkarılmakla, insan olma vasfımızın ortadan kaldırılmasıyla kurban edilemeyen; çünkü kanımız mekruh, malımız helal ama öldürülebilir varlıklar derecesine indiriliyoruz” sözleriyle eleştirdi.

    Erdoğan’ın sarf ettiği sözlerin son derece tehlikeli olduğunu belirten Yalçınkaya, şunları dile getirdi:

    “İşte bu Cumhuriyet tarihinde hiç yapılmamış, dile gelmemiş olan bir şeydir. Cumhuriyet tarihi boyunca Aleviler çok çeşitli biçimlerde görülmüşlerdir. ‘Batıl inançlı, sapık, Türk kültürünün barbar unsurları’ biçiminde görülmüşlerdir. Ama her zaman onun insan olduğunu da kabul etmiştir. 1. sınıf yurttaş olduğunu ise kabul etmemiştir. Yani bir Alevi eninde sonunda biçimsel olarak bu hukuk sisteminin bir parçasıdır, bir insandır ve siz onun dışarısına çıkaramazsınız. Bu çok büyük bir adım. Artık insan olmaktan çıkarıldığınızda hukuk sisteminin dışına atılıyorsunuz. Dolayısıyla burada yapılan şey ‘İslam içi İslam dışı’ tartışmalarını falan bence bitirmiştir. Eğer Alevi örgüt ve kurumları bu söylemin vahametini fark edebilseydi doğrudan bunun üstüne bir şey söylemeleri gerekirdi. Çünkü ‘insan olmaktan çıkarmak’ demek sadece ve sadece ahlaken birilerini sapık olarak yargılamak değil. Bunu bir siyasi aktör söylüyorsa derdimiz ahlak olmamalı. Bu da AKP’nin saldırılarında artık ne kadar sınır tanımayacağına işaret ediyor.”

    “ALEVİLERİN MEVCUT HAK VE TALEPLERİ DAHA BETER HALE GELECEKTİR”

    Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya, yapılacak seçimler sonrasında iktidarın değişmesi durumunda Alevi toplumunun rahat bir nefes alamayacağını da söyledi. Yalçınkaya, Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçilmesi durumunda Alevilerin mevcut hak ve taleplerinin AKP’ye yönelttiklerinden daha beter hale geleceğini savunarak şöyle devam etti:

    “Ancak AKP’nin gidişi genel anlamda toplumun biraz gevşemesine, bu kutuplaşmaların azıcık belki sönümlenmesine vesile olabilir. En azından konser iptallerinin olmadığını görür insanlar. Belki kamu kaynaklarının paylaşımında küçük düzeltmeler de olabilir. Muhtemelen sembolik düzeyde bir tane de vali, emniyet müdürü atanabilir. Fakat Alevi olarak kesinlikle rahat etmezler. Eğer Kılıçdaroğlu seçiminden söz ediyorsak, kaldı ki Kılıçdaroğlu dışında biri seçilirse zaten durum daha vahim, Kılıçdaroğlu’nun seçileceği varsayımıyla söyleyeyim, eğer seçilirse Alevilerin mevcut hak ve talepleri AKP’ye yönelttiklerinden çok daha beter hale gelecektir. Ama öbür taraftan toplumsal gerilimin seviyesi düşeceği için Aleviler daha rahat bir nefes alacaktır. Örneğin cemevlerinin ibadethane olarak kabulü, ibadethane olarak çeşitli haklardan yararlanması kesinlikle olmayacaktır. Hatta Kılıçdaroğlu zihniyeti Kültür Bakanlığı içerisinde bir daire dahi kuramaz. Kişisel olarak Kılıçdaroğlu aleyhine konuşmuyorum. CHP’nin temel politik aksı üzerine bunları söylüyorum. Yoksa kesinlikle Kılıçdaroğlu şu an tek adaydır ve Kılıçdaroğlu’ndan başka şu anda bir seçenek yoktur. Çünkü altılı masanın başka bir seçeneği yok. Ben de Kılıçdaroğlu’na oy vereceğim. Ama CHP’nin tarihsel hattını izlediğimde kesinlikle Alevilerin hak ve taleplerinde bir milim bile ilerleme olmayacağını, hatta daha da gerileme olabileceğini düşünebiliriz. Daha korkutucu senaryoları düşünmek bile istemiyorum. Çünkü Maraş ve Sivas CHP’nin siyasal ortaklığında tezgahlandı. ‘Karaoğlan’ diye bağrımıza bastığımız Bülent Ecevit, Maraş Katliamı’nın gizli belgelerini senelerce kasasında kilitli tuttu. Kılıçdaroğlu’nun örneğin sayın Erdal İnönü’den daha basiretli olduğunu düşünebiliyor musunuz? Ben düşünmüyorum. Aksine Ecevit’ten belki bir tık daha az devletin evladıdır ama kesinlikle İnönü’den kat kat fazladır.”

    “BUNDAN DAHA İYİ BİR SAĞA KAYMA İŞARETİ OLABİLİR Mİ?”

    Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya’nın değerlendirmeleri arasında Alevi örgütlerinin giderek siyasal aktör olmaktan uzaklaştığı konusu da vardı. Alevi örgütlerinin kendi demokratik taleplerini dile getirmekten geri durmaya başladığını söyleyen Yalçınkaya şu yorumda bulundu:

    “Alevilerin sağa kayması dediğim unsurlardan biri de bu. Bu demokratik talepleri yüksek sesle dillendirmek ve bunun mücadelesini vermekten vazgeçmeye başlamışsanız bu sizin sadece pasif kaldığınızı göstermiyor aynı zamanda bu taleplerin yavaş yavaş gündeminizden düştüğünü de gösteriyor. Bunun en tipik ifadesi, -dikkat edin son 10 yıla- Alevilerin aslında tek bir talebi var; ‘cemevleri ibadethanemizdir’. Bundan daha iyi bir sağa kayma işareti olabilir mi? Son 5 yılda şu talebi bile duymadık ‘Madımak utanç müzesi olsun’… Zorunlu din dersleri mesela her yıl gündeme geliyor, peki Alevi hareketinden bir ses duyuyor muyuz? Hayır. Veliler tek başlarına dava açıp mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Oysa eşit yurttaşlık talebi epey kapsamlı talepler bütününün ifadesiydi. Siz sadece ve sadece dinsel bir talebin siyasal onayını esasen eşit yurttaşlığı buraya indirgemişseniz sağcılaşmışsınızdır.”

    “DEVLETE BAĞLILIĞIN KENDİSİ ZATEN SAĞCILIKTIR”

    Devlete bağlılığın kendisini zaten ben başlı başına bir sağcılık olarak görüyorum. Devlet takıntısı ile kendini sosyalist sayan hareketler de aslında sağcıdır. Diyelim ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Suriye’deki operasyonlarına karşı çıkmayan ve bunun Türkiye’deki Kürt sorunu ile ilişkisini anmayan bir sosyalist hareket sosyalist değil sağcıdır. Hacıbektaş’taki çalıştayda da bunu söyledim. ‘Siz nasıl bir araya gelebildiniz?’ dedim. Ancak sağcılaşarak bir araya gelmiş olabilirsiniz. Sağcıların solculaşmasından söz edemeyeceğimize göre sağcılaşarak bir araya gelmiş olabilirsiniz.

    Alevi hareketinin sağ kanadında da belli bir esneme gördük kuşkusuz. Çalıştay bildirgesinde ‘Kürt sorunu’ lafı geçiyor. Önceden böyle bir sorunu Alevi Vakıflar Federasyonu’nun ya da Alevi Dernekler Federasyonu’nun telaffuz etmesini hayal bile edemezdik. Ama bu gene de sağcılaşmada buluşmadıkları anlamına gelmiyor. Şimdilik Alevi sağı kendi sınırları içinde bir adım attı, Kürt sorununu telaffuz edebildi ve yapısal sorunlara karşı duyarlılık geliştirebileceğini gösterdi ama hala aynı saha içerisinde. Diğerleri de bazı temel taleplerini geri plana iterek şimdilik sınırlı 3-5 taleple sağa doğru kaydı.

    Yakaladıkları ‘birliktelik’ zeminini ben bunun henüz çok kaygan, belirsiz, sırat köprüsü üstünde durduğunu düşünüyorum. Hemen başka bir yöne evrilebileceğini düşünüyorum ama nihayetinde o bildiriyle bir söz verdiler. Hatta dikkat edilirse ‘sözleşme’ lafı geçiyor ki bu daha ağır bir durum. Sözden ötesini vermiş görünüyorlar. Öncelikle bu işbirliğini korumalarında yarar var. İkincisi bu statünün kesinlikle düşmanları, içeriden vurmaya çalışacaklardır. ‘Vay siz Ali’siz Alevilerle birlikte hareket ediyorsunuz’ diyeceklerdir ki başladılar. Yani yine bu mevcut oluşmuş dengeyi bozmaya çalışacaklardır. Öncelikle bu denge bir dinsel denge değil. Dolayısıyla hiçbir biçimde din üzerinden bir tartışma yürütmek, cevap vermeye çalışmak kesinlikle yanlış bir hamle olacaktır. Bu tamamen Alevilerin taleplerinin siyasal ifadesidir, dini ifadesi değil.

    “AŞURE ETKİNLİKLERİNİ BİLE BELEDİYEYE YAPTIRIYORSUNUZ”

    Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya, iktidar tarafından yapılan tüm saldırılara karşı ‘Alevi toplumu ne yapmalı?’ sorusunu da yanıtladı. Yalçınkaya, öncelikle Alevilerin, ezilen öteki halk ve topluluklarla birlikte hareket etmesi gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:

    “Bazıları diyor ki ‘Aleviler artık sokağa çıksın’. Her siyasi hareket, doğal olarak kendini sokakta görünür kılmak ister ancak öncelikle sokakta görünür olmanın yolunun sadece miting, basın açıklaması yapmak olmadığı fark edilmeli. Sokakta görünür olmanın birden fazla yolu var. Ama siz bugün aşure etkinliklerini bile belediyeye yaptırıyor, malzemesini bile belediyeden sağlıyorsanız kusura bakmayın ama sokakta görünür olamazsınız. Zaten Alevilerin sokakta miting yapacak dinamik gücü hızla eridi. Elinizde çok az bir kuvvet var ve siz Aleviler olarak bunları sokağa sürerseniz bu kuvveti de kaybedersiniz. O zaman ne yapacağız? Sokaktan kaçalım mı? Hayır. Örneğin İstanbul Sözleşmesi’ne karşı kadınlar sokağa mı iniyor, erkeklere ‘gelmeyin’ diyen mi var? Buyurun alın pankartınızı, kadınların içinde sizin pankartınız da görünsün. Hatta bir slogan da siz üretin. Yani sokakta olmanın biçimlerini çoğaltacaksak o zaman Alevi + LGBT-İ, Alevi + Feminist, Alevi + Halkevi ya da Alevi + HDP gibi sokakta olmamızın önünde hiçbir engel yok. Böylece Alevilerin son 10 yıldır kendilerini izole ettikleri yalnızlığa son verir hem dostlarımızla ilişkilerimizi yeniden güçlendirir ve bu güçlenme sayesinde şunu söyleyebiliriz ‘Şimdi biz Alevi olarak sokağa çıkabiliriz’.

    Biz Alevi olarak sokağa çıktığımızda hatırlayalım, büyük Alevi mitingleri, kurultayları bütün dostlarımız oradaydı. Sanmayalım ki onların hepsi Alevi örgütlerinden gelmişti. Hayır. Sendikalardan, siyasal partilerden katılanlar vardı.”

    “ALEVİLERİN ZAYIF KARNI DEDELER

    Ayhan Yalçınkaya’nın dikkat çektiği bir diğer önemli başlık ise dedeler oldu. İnanç kurullarının olmaması gerektiğini söyleyen Yalçınkaya, örgütler ile şubeleri arasındaki ilişkilerin ise daha merkezi hale getirilmesi uyarısında bulundu. Prof. Dr. Yalçınkaya’nın aktarımları şöyle:

    “En önemlisi de siyasal rejimin bu saldırılarına karşı bütün Alevi örgüt ve kurumlarının, politik olarak sağcısı ve solcusuyla birlikte, dinsel olarak erkan farklılıkları ne olursa olsun kendi şubelerine sahip olması gerekiyor. Anti demokratik bir şey söylüyormuşum gibi gelebilir ama idari olarak merkezileşmeyi arttırmaları gerekiyor.

    Asıl önemlisi Alevilerin zayıf karnı, dedeler ne yazık ki. Dedeler Alevilik içinde ciddi bir laiklik tartışmasını kışkırtıyor. Alevilerin artık laiklik gibi bir sorunu olmaya başlıyor. ‘Alevilerin’ diyorum bakın ‘Aleviliğin’ demiyorum. Ve dahası dedelik giderek bir ekonomiye doğru evrildikçe ister istemez ekonomik öncelikler, ve dedeliğin esasen talibe hizmetle sınırlı ve talibe karşı bir borç ilişkisi olduğu unutuluyor. Dedeleri bu sınırlara nasıl çekeriz? Ocak örgütlenmesinin tümüyle çöktüğü bir düzlemden konuşuyoruz. Eğer ocak örgütlenmesi çökmeseydi bugün Hüseyin Dedekargınoğlu gibi biri karşımıza çıkabilir miydi? Hükümetle olan bütün ilişkilerde sinir ucu, Dedekargınoğlu’na ya da Ali Ekber Yurt’a çıkıyor.

    “İNANÇ KURULLARININ TÜMÜ LAĞVEDİLMELİ”

    Ocak sistemini gerçekçi olalım ki tekrar hayata geçiremeyiz. Peki bugün dedeleri kim kontrol edebiliyor bu durumda? Edebildiği kadarıyla gene mevcut dernek ve vakıflar yapıyor. Neden? Aynı nedenle; dedelik ekonomisi nedeniyle. Dolayısıyla Alevi örgütleri bunun aynı zamanda bir ekonomi olduğunu fark ederek bunu dinle hiç bulaştırmadan bu alanda hamleler yaparak, gerekirse dedeleri kontrol etmeyi başarmak zorunda. Bunun için de dedeleri daha fazla özerkleştiren ‘İnanç Kurulu’ gibi kurullar açıkça söylüyorum; bu kurulların tümü lağvedilmelidir. İnanç kuralları üzerinden giderek dedeler, örgütleri kontrol etmeye hevesleniyor ve kimi yerlerde bunu yapıyorlar. Onun için diyorum ki Alevilerin artık bir laiklik sorunu var. Dini iktidar, siyasi iktidarı kontrol etmeye kalkıyor. Kurullardan bağımsız olarak her bir örgüt, kendi cemevlerinde hizmet gören dedeleri kontrol etmeyi öğrenmelidir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    -‘Hükümet “İslam içi İslam dışı” tartışmasını bomba gibi Alevilerin kucağına bıraktı’ (1)-VİDEO

  • ‘Alevi hareketinin kendi kimliğini, eşit yurttaşlık üzerinden savunmaya çalışması çok anlamlı’

    ‘Alevi hareketinin kendi kimliğini, eşit yurttaşlık üzerinden savunmaya çalışması çok anlamlı’

    PİRHA – Siyaset Bilimci Dr. Mehmet Ertan, AKP iktidarının Alevilerin taleplerine bakışını değerlendirerek geçmişte yapılan çalıştayların da sonuçsuz kaldığını hatırlattı. Ertan, “10 yılı aşkın zamana rağmen AKP iktidarının Alevi sorununu algılayışında bir değişiklik yaşanmamıştır. Alevilik sorunu söz konusu olduğunda siyasi iktidar teolojinin, Alevi hareketi ise siyasetin dilinden konuşmaktadır” dedi.

    Alevi toplumu, Türkiye’de inancının, kimliğinin kabul edilmesi için mücadele veriyor. Alevi olmayan diğer inanç topluluklarıyla eşit düzlemde yaşamak, baskılara, şiddete, katledilmeye, kültürel kırıma ve bir çok olumsuzluğa karşı eşit yurttaşlık istemi defalarca dile getiriliyor. Alevi kurumları ve yurttaşlar bu kapsamda haklarını ve kendilerine yönelik haksızlıkları mahkemelere de taşıdılar. Bu doğrultuda Yargıtay ve Danıştay, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Alevilerin lehinde verdiği  kararlar hükümet tarafından yerine getirilmiyor.

    Öte yandan, Alevi örgütlerini dışlayarak, yerelde cemevleri ve dernekleri tek tek ziyaret eden hükümet yetkilileri, günlük maddi ihtiyaç tespiti yaparak, asıl sorunları görmezden gelip hakikatin üzerini örtmeye çalışıyor.

    Cemevine ibadethane statüsü hala verilmezken, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Ankara’da Hüseyin Gazi Dergahına gitmesinin ardından İçişleri ile Kültür ve Turizm bakanlıklarınca koordine edilen “Milli Birlik ve Beraberlik Çalışması” kapsamında 8 ilde cemevi açılacağı duyuruldu.

    Tüm bu gelişmelerle birlikte diğer yandan cemevleri ve yöneticilerine dönük saldırılar da dinmedi. Alevilerin hiç bir talebini ve mahkeme kararlarını yerine getirmeyen AKP hükümetinin Alevi toplumuna yönelik politikaları kabul görmüyor. Aleviler, yapılan siyasetin samimi olmadığını ifade ediyor. Aleviliğin resmi bir inanç olarak kabul görmesi konusundaki taleplerin yanı sıra eşit yurttaşlık vurgusu sonuçsuz kalıyor.

    ‘Peki tüm bu yaşanan saldırılarla birlikte süren asimilasyon politikalarına karşı Aleviler ne yapmalı?’ sorusuna yanıt arıyoruz.

    Düzce Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi/ Siyaset Bilimci Dr. Mehmet Ertan ile konuya dair konuştuk.

    “DİN DERSLERİ BİLİMSEL VE OBJEKTİF BİR EĞİTİMLE BAĞDAŞMAZ”

    PİRHA-Yeni eğitim öğretim yılı Alevi toplumunun hassasiyetleri göz önüne alınmadan başladı. Toplumun bilimsel bir eğitim talebine karşılık zorunlu din dersi uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    DR. MEHMET ERTAN: Din dersleri ilk ve ortaöğretim müfredatlarında uzun süredir var ama din derslerinin zorunlu olması 1982 Anayasasıyla başlayan bir uygulama. Aslında darbelerle yüzleşme söylemi taşıyan çok sayıda iktidarın, darbe anayasasının mahsulü olan zorunlu din dersi uygulamasını hiç sorunsallaştırmaması başlı başına bir sorun. Üstelik 1982 Anayasanın 24. Maddesi’nin 4. Fıkrası’na din dersinin ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında zorunlu olacağı ibaresi eklenirken, bu derslerin ‘Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi’ adıyla dinler tarihi ve sosyolojisi olacağı öne sürülüyordu. Gelinen aşamadaysa zorunlu din dersine ek olarak seçimlik derslerle din eğitiminin müfredat içinde alanı giderek büyüyor. İçerik olaraksa din dersleri bir mezhebin inançsal esaslarının henüz reşit olmayan çocuklara öğretildiği tek yönlü dersler haline geldiğini görüyoruz. Bu haliyle de din derslerinin hem zorunlu olmasının hem de içeriğinin bilimsel ve objektif bir eğitimle bağdaşmadığını teslim etmek gerekiyor. Ancak Alevi hareketinin talebini de netleştirmek gerekiyor. Alevi hareketi din derslerinin ilk ve ortaöğretim müfredatlarından tamamen çıkarılmasını istemiyor, zorunlu olmaması gerektiğini belirtiyor. Öğrencilerin ve ebeveynlerin tercihine bırakılan seçmeli bir ders olmasını talep ediyor. Yani burada itiraz din derslerinin varlığına değil, zorunlu olmasına.

    “AİHM KARARININ UYGULANMASI ANAYASAL BİR ZORUNLULUK”

     – Zorunlu din derslerinin bir de hukuki boyutu var. AİHM-Eylem Zengin kararlarını hatırlayacak olursak siyasal iktidar, uluslararası hukuku hiçe mi sayıyor?

     Ben hukukçu değilim, ama hukuki tartışmaları takip eden bir siyaset bilimci olarak belirttiğiniz gibi AİHM’nin zorunlu din dersleri uygulamasına dair verdiği kararlar, din derslerinin hukuki boyutunu tartışmaya açtığını ben de gözlemliyorum. AİHM, zorunlu din dersleriyle ilgili açılan davalarda ilgili ders müfredatının objektif kriterlerden uzak ve taraflı olduğuna hükmederek öğrencilere dinî veya felsefi inançlarını açıklamak zorunda kalmadan zorunlu din eğitiminden muaf olması için uygun seçenekler sunulması gerektiğini belirtti. Anayasanın 90. Maddesi’nde yer alan ‘temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır’ ibaresi de AİHM kararının uygulanmasının anayasal bir zorunluluk olduğuna hükmediyor.

    “ANAYASA, ‘ÖĞRENCİLER DİN DERSİNİ ALMAK ZORUNDADIR’ DEMİYOR”

    – Zorunlu din dersleri konusunda hukuken yeni bir girişim mümkün mü? Sizce ne yapılmalı?

    Yapılması beklenen hukuki gelişme anayasanın 24/4. Maddesi’nde din derslerinin ilk ve orta öğretim müfredatında zorunlu olduğuna dair ifadenin anayasadan çıkarılması. Ancak mevcut siyasi konjonktür bu anayasa değişikliğinin hayata geçmeyeceğine işaret ediyor. Bir hukukçu olmadığımı tekrar belirterek ara çözümlerin de geliştirilebileceğini düşünüyorum. Anayasa, din dersinin müfredatta bulunmasını zorunlu kılmakta ama bütün öğrenciler din dersini almak zorundadır dememektedir. Mevcut anayasal çerçeve içinde AİHM kararları da dayanak alınarak dileyen velilerin istekleri doğrultusunda çocuklarını din dersinden bir dilekçeyle muaf tutabileceğine dair yapılacak bir yasal düzenleme de AİHM kararlarının gereğinin yerine getirilmesini sağlayarak Alevilerin taleplerini kısmen de olsa karşılayabilir.

    “HUKUKİ MEKANİZMA, FAİLLERİ CEZALANDIRMA KONUSUNDA İSTEKSİZ DAVRANMAKTA”

    – Gündemde bir de Alevi kurumlarına yönelik saldırılar var. Alevilere ait evler uzun yıllardır çarpı işaretlerinin konulması ile sık sık gündeme geliyordu ancak bugünlerde fiziki saldırılar söz konusu. Kurum başkanları darp ediliyor, cemevleri taşlanıp, dilek ağaçları yakılabiliyor. Bunu nasıl yorumlarsınız?

    Alevi sorunu Türkiye’nin kırılgan fay hatlarından biridir. 1978’de Malatya, Sivas ve Maraş’ta, 1980’de Çorum’da yaşanan katliamlar, 1990’larda Madımak ve Gazi katliamları da maalesef bu fay hattının şiddetli depremler üretebildiğini göstermektedir. Sıraladığımız bütün bu katliamların kamuoyunda tartışılma biçimiyse katliamlarla yüzleşmek, hesaplaşmak yerine saldırganları harekete geçiren motivasyonu ‘ağır tahrik’ söylemiyle anlamak hatta meşrulaştırmak üzerine kuruludur. Üstelik Madımak ve Gazi katliamlarında da tanık olduğumuz üzere hukuki mekanizma da failleri ortaya çıkarma ve hak ettikleri cezalara çarptırmada yetersiz kalmakta hatta isteksiz davranmaktadır. Bu pencereden bakıldığında da son yaşanan saldırıların eş zamanlılığı ve yaygınlığı da münferit saldırılardan çok daha kapsamlı bir organizasyonun parçası gibi gözükmektedir. Eğer bu saldırıların faillerinin bağlantıları deşifre edilmez, münferit vakalar olarak ele alınıp üzeri örtülürse, Türkiye’nin içine girdiği seçim atmosferinde yeni ve daha büyük saldırıların ortaya çıkması da maalesef mümkün olabilir.

    “SİYASİ İKTİDAR TEOLOJİNİN, ALEVİ HAREKETİ İSE SİYASETİN DİLİNDEN KONUŞMAKTADIR”

    – AKP’nin Alevi sorununu çözebilecek kabiliyeti var mı?

    Bu soruyu kabiliyeti değil de isteği var mıdır diye alarak yanıtlamak isterim. 2010 yılında kamuoyunda Alevi açılımı diye bilenen ve düzenlenen çalıştaylar üzerine bina edilen bir süreç yaşandı. Yedi etap çalıştay ve Madımak üzerine düzenlenen bir ek çalıştayın ardından çalıştayları yürüten bakanlık bünyesinde sürece ilişkin bir nihai rapor yayınlandı. Nihai rapor Alevi dernekleriyle AKP hükümetinin Alevilik sorununu anlamak ve çözmek konusunda ne kadar farklı noktalarda durduğunu gösteren bir laboratuvar mahiyetindeydi. Hükümet açısından Alevilik teolojik bir sorundu ve nihai raporun tabiriyle çözüm kendi içinde anlam bütünlüğünü yitiren çok sesli Alevilerin, Aleviliği İslam tarihi ve ilahiyatı içinde tanımlamasıyla çözülebilirdi. Alevi hareketi ise Alevilik sorununu, Alevilerin uğradığı ayrımcılık noktalarından hareketle siyasi bir sorun olarak ele almakta ve bu sorunun çözümü olarak öne sürdüğü eşit yurttaşlık anlayışının içini dolduran taleplerinin müzakere edilmesini istemektedir. Bu talepler de Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılması ve zorunlu din dersleri uygulamasına son verilmesi ve cemevlerine ibadethane statüsü tanınmasıdır.

    Aradan geçen 10 yılı aşkın zamana rağmen AKP iktidarının Alevi sorununu algılayışında bir değişiklik yaşanmamıştır. Sıklıkla kullandığım bir tabiri burada bir kez daha dillendirmek isterim. Alevilik sorunu söz konusu olduğunda siyasi iktidar teolojinin, Alevi hareketi ise siyasetin dilinden konuşmaktadır. İki farklı dili konuşan iki insan kendi arasında ne kadar anlaşabilirse Alevi hareketi ve AKP iktidarı da Alevilik sorununu anlamlandırması ve çözümünde o kadar anlaşabilir.

    “SEÇİM HESAPLARININ BELİRLEYİCİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM”

    -Cumhurbaşkanı Erdoğan, Alevilik tanımlaması ile ne amaçlıyor? Alevilerin oylarına mı oynanıyor yoksa Aleviliğin özüyle mi?

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Allahsız, Muhammed’siz ve Ali’siz Alevilik olmaz’ tanımlaması da az önce belirttiğimiz çerçeve içinde bir anlam kazanıyor. AKP iktidarı açısından Alevi sorunu denildiğinde anlaşılan Alevilerin farklı tanımlamalar arasında bölünmüş olması, İslam dairesinden uzaklaşarak sosyalizmden sosyal demokrasiye kadar uzanan yelpazede sol siyasi hareketlere yakınlaşarak politize olmaları. Alevi sorununun çözümününse Alevilerin bütün yorum farklılıklarını aşacak ve hiçbir şüpheye yer bırakmayacak netlikte kendilerini İslam dairesinin içinde tanımlamasıyla mümkün olacağına inanıyor. Aleviliğin ana niteliklerinden biri de ‘yol bir, sürek bin bir’ şiarıyla somutluk kazanan tekil bir teolojiye indirgenemeyecek yorum farklılıkları. Bu çözüm önerisiyse kendiliğinden Aleviliğin çoğul yorumlarına dair niteliksel bir değişiklik öngörüyor. Ama ben son zamanda Aleviliğe yönelik yapılan tartışmalar ve atılan adımlarda Aleviliğe ilişkin yapısal değişiklik arzusundan çok kısa vadeli seçim hesaplarının daha belirleyici olduğunu düşünüyorum. Hükümetin, seçimlerden kısa zaman önce yapılacak ufak reformlarla Alevilerin desteğini kazanamayacağının farkında olduğu inancındayım. Bu nedenle de Aleviliğe yönelik yapılan tartışmalarla seçim sathı mailinde hem muhalif blokun ortak hareket etmesini zorlaştıracak konu başlıklarına güncellik kazandırmak, hem de iktidar blokunun seçmen konsolidasyonunun pekiştirilmek istendiğini tahmin ediyorum.

    “FARKLILIKLARIMIZI SÜRDÜREREK BİR ARADA NASIL YAŞAYACAĞIZ?”

     -Peki bu kadar baskı ve şiddete maruz kalan Aleviler ne yapmalı?

    Alevi hareketi, Türkiye’de siyasi bir aktör olmaya başladığı 1990’lardan beri Alevilerin Alevi olmayanlarla eşit düzlemde siyasal ve kamusal alanda var olmasını amaçlayan bir siyasi dil inşa etmeyi amaçladı. Eşitliği fiiliyata dökecek iki kavramsal sete sıklıkla başvurdu: Yurttaşlık ve laiklik. Alevi hareketi bugün Alevilerin yurttaşlık haklarından tam ve eşit şekilde yararlanması gerektiğini savunuyor ve bu savunusunu da eşit yurttaşlık söylemiyle örüyor. Eşit yurttaşlık farklı boyutları da olmak üzere üç temel sacayağı üzerine kurulu: Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılması, zorunlu din dersleri uygulamasına son verilmesi ve cemevlerine ibadethane statüsü tanınması.

    Alevilerin maruz kaldıkları bütün baskı ve ayrımcılığa rağmen kendi kimlik mücadelelerini bu ülkenin eşit yurttaşı olma mücadelesiyle el ele yürütmesini çok önemli ve anlamlı buluyorum. Bugün dünyada kimlik meselelerinin tartışıldığı bir çok ülkede çözüm bekleyen can yakıcı bir soru var: Farklılıklarımızı sürdürerek bir arada nasıl yaşayacağız?
    Alevi hareketinin kendi kimliğini, o kimliğin biricikliğine vurgu yapan bir kültürel özcülükle değil de o kimliği taşımayanlarla eşit düzlemde yaşamaya odaklanan eşit yurttaşlık anlayışı üzerinden savunmaya çalışması çok anlamlı. Bu politikleşme hattının sürdürülmesinin Türkiye’nin demokratikleşmesine ve toplumsal barışına önemli katkılar sunacağına inanıyorum.

    MEHMET ERTAN KİMDİR?

    “Doktora derecemi Boğaziçi Üniversitesinde Modern Türkiye Tarihi alanında aldım. Şu anda Düzce Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde doktor öğretim üyesiyim. Türk siyasal hayatı, Alevilik çalışmaları, kimlik siyaseti alanlarında çeşitli ulusal ve uluslararası dergilerde ve derleme kitaplarda yayınlanan makalelerim var. “Aleviliğin Politikleşme Süreci: Kimlik Siyasetinin İmkan ve Kısıtlılıkları” başlıklı kitabın yazarıyım.”

    Eren GÜVEN/PİRHA

    İLHİLİ HABERLER
    > ‘Aleviler, kimliklerine sahip çıkmalı, dışlananların, emekçilerin, kadınların yanında olmalı’

  • ‘Erdek’te cenazelerimizi camilerden kaldırmak zorunda kalıyoruz’-VİDEO

    ‘Erdek’te cenazelerimizi camilerden kaldırmak zorunda kalıyoruz’-VİDEO

    PİRHA- AKD Erdek Şubesi’nde saymanlık görevi yürüten Gültekin Koçer, yerelde ve genelde yaşadıkları sorunlara değinerek, “Cenazelerimizi camilerden kaldırmak zorunda kalıyoruz” dedi. Koçer, “Devlet bizi yok sayıyor, haklarımızı vermiyor. Ben kendi kültürümü yaşamak istiyorum ama devlet diyor ki hayır sen bu kültürü yaşayacaksın ve bana onu dayatıyor” diyerek tepki gösterdi.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Erdek Şubesi’nde saymanlık görevi yürüten Gültekin Koçer, yerelde ve genelde yaşadıkları sorunları PİRHA‘ya anlattı.

    Derneklerinin konumunun merkezden uzak olduğunu, ulaşım sorunu yaşadıklarını belirten Koçer, kendilerine merkezde bir yer verilmemesinin bilinçli bir politika olduğunu söyledi. Muharrem ayının dışında derneğe çok fazla gelen gidenin olmadığını da kaydeden Koçer, ulaşım sorunundan kaynaklı çoğu yurttaşın cenazelerini merkezdeki camilerden kaldırmak zorunda olduğunu söyledi.

    Cumhurbaşkanının cemevlerini ziyaretlerine değinen ve bu durumu samimi bulmadığını aktaran Koçer, 1960’dan sonra gelen tüm hükümetlerin Alevileri asimile etmeye çalıştığını vurguladı.

    “YAŞADIĞIMIZ TÜM ZORLUKLARA RAĞMEN ALEVİ YURTTAŞLARI ÖRGÜTLEMEYE ÇALIŞIYORUZ”

    En temel sorunlarının derneklerinin yeri ve konumu olduğunu ifade eden Koçer, izole ve merkeze uzak oldukları için çok fazla mağduriyet yaşadıklarını aktardı.

    Derneklerinin Erdek’in en son yerinde ve tepede bulunduğunu söyleyen Koçer, “Buraya ulaşımımız yok, yolumuz yok. Maddi açıdan da sıkıntılarımız var. Ekonominin genel durumu ortada. Dolayısıyla insanlarımızın ekonomik durumu da kötü. O yüzden biz de burada dernek olarak doğru düzgün bağış alamıyoruz. 10 lira aidatımız var, insanlarımız onu bile zor ödüyorlar. Yaşadığımız tüm zorluklara rağmen Alevi yurttaşları burada örgütlemeye ve birlikte bir şeyler yapmaya çalışıyoruz” diye konuştu.

    “MUHARREM AYI BİTTİKTEN SONRA BURADA HAYAT DURUYOR”

    Belediyelerin veya hükümetin kendilerine daha farklı yaklaşmasını istediklerini dile getiren Koçer, sözlerine şöyle devam etti:

    “Buraya ulaşımımız çok zor olduğu için yaşlılarımız gelemiyor. Saat başı bir otobüs var. O da meydandan kalkıyor. Ücreti de 7,5 lira. Geliş gidiş 15 lira. Bunu her gün kim verebilir? Biz merkezde bir yer istiyoruz. Derneğimizin merkezde bir yerde olmasını istiyoruz. Derneğimiz merkezde olursa özellikle yaşlı insanlarımız daha rahat gelip gider. Kendimizi orada daha rahat ifade edebiliriz. Buraya kimse gelmiyor. Buraya gelen sayısı 5-6 kişiyi geçmiyor. Muharrem ayı bittikten sonra burada hayat duruyor. Derneği başkan açıyor, başkan kapatıyor. Ayda birkaç kez biz geliriz. Yağmurda, çamurda buraya gelmek daha da zorlaşıyor. Yaklaşık bir ay önce CHP ilçe başkanıyla da bir görüşme yaptık ancak sorunlarımızın giderilmesi konusunda hiçbir adım atılmadı. Yine görüşmelerimiz devam edecek.

    “YETKİLİLERE SORUNLARIMIZI DEFALARCA İLETTİK ANCAK HİÇBİR İLERLEME OLMADI”

    Burada ilk cem geçtiğimiz Muharrem ayında yapıldı. Buradaki devlet kurumlarının yetkilileri ile görüştük. Kaymakam da birkaç kez geldi, sorunlarımızı ilettik. Çözeceklerini söylüyorlar ama hiçbir ilerleme olmuyor. Burada henüz hiç cenaze kaldıramadık. Çünkü insanlarımızın buraya gelip gitmesi mümkün değil. Cenaze aracı gelebiliyor ve arabası olan birkaç kişi gelebiliyor. Onun dışında kimse gelemez buraya. Bizler Aleviyiz, Alevi Kültür Derneğimizde kaldırmamız gereken cenazemizi camiden kaldırmak zorunda kalıyoruz. Bundan dolayı bize burada inanılmaz bir baskı var. Bize burayı verdiler, her cenazemizde bize araç tahsis etmeleri gerekiyor ama yok, yapılmıyor. Ulaşımdan kaynaklı insanlar buraya cenazelerini getirmek istemiyorlar.”

    “CENAZELERİMİZİ CAMİLERDEN KALDIRMAK ZORUNDA KALIYORUZ”

    Bugüne kadar gelen bütün iktidarların Alevileri asimile etmeye çalıştığını vurgulayan Koçer, “Bizi kendi kültürümüzden kopartıp Sünni kültüre bağlamak istiyorlar. Biz bunun mücadelesini veriyoruz. Bize burayı verdiler, biz buraya morg da yaptık, yıkama yerimiz de var. Ama ulaşımımız yok. İnsanlar buraya ulaşamadıkları için cenazelerini merkezdeki camilerden kaldırmak zorunda kalıyor. Bu da bilinçli uygulanan bir politika diye düşünüyorum. Biz derneğimizin giderlerini bile çoğu zaman kendi cebimizden karşılıyoruz. Burada Muharrem ayında tam olarak yurttaşlar gelirler bir topluluk oluşur. Onun dışında 11 ay boyunca burada topladığımız 3 lira 5 lira ile buranın giderlerini karşılamaya çalışıyoruz. Burayı ayakta tutmaya çalışıyoruz” diye konuştu.

    “CUMHURBAŞKANI, ‘BEN İSTERSEM HAKKINIZI VERİRİM, İSTEMEZSEM VERMEM’ DİYOR”

    “Aleviler olarak bizler bu ülkenin vatandaşıyız ve vergi veriyoruz ama devlet bizi yok sayıyor, haklarımızı vermiyor” diyen Gültekin Koçer, “Ben kendi kültürümü yaşamak istiyorum ama devlet diyor ki hayır sen bu kültürü yaşayacaksın ve bana onu dayatıyor. Cumhurbaşkanının cemevlerini ziyaret etmesi bizi onure eder fakat cemevlerini, Alevileri sevdiği için gelmiyor. Cumhurbaşkanının söylemleri ortada, bu söylemlerle gittiği yerlerdeki dedeleri örgütlüyor. Cemevlerindeki fotoğrafları kaldırtıyor, kendi istediği fotoğrafları astırıyor. Sonra da ben cemevlerine yardım edeceğim diyor. Böyle bir yardım olmaz. Siz buraya derneğimize geldiniz, bizimle röportaj yapıyorsunuz. Buraya geldiğinizde duvardaki resimleri kaldırın dediniz mi? Buraya olduğu gibi geldiniz. Peki Cumhurbaşkanı neden böyle bir şey yapıyor ve dedeleri önce imtihana tabi tutuyor? Cumhurbaşkanı bir güç gösterisi yapmaya çalışıyor. Ben istersem haklarınızı veririm, istemezsem vermem diyor. Çok yardım edecekse gelsin buraya etsin. Şu an bizim ihtiyacımız var. Yolumuz yok, ulaşımımız yok, yemek vermek istiyoruz yemek verecek yerimiz yok. Açıkta, bahçede yemek veriyoruz. Geçen Muharrem ayında yemek verdiğimiz sırada yağmur yağdı, fırtına çıktı. Yemek tepsilerimiz uçtu, insanların üzerine döküldü. Rüzgarda dışarıda oturamıyoruz bile. Bunların hepsi ayrı bir sorun” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLERDEN HER TÜRLÜ VERGİYİ ALIYORLAR AMA ALEVİLERİN HİÇBİR HAKKINI VERMİYORLAR”

    Cumhurbaşkanının cemevlerini ziyaretlerini samimi bulmadığını da kaydeden Koçer, şunları kaydetti:

    “Seçimlerle ilgili bir yatırım yapmayı da planlıyor olabilirler. Aleviler hiçbir iktidardan hiçbir dönem olumlu bir şey görmediler. Bu sadece AKP hükümeti için değil, tüm hükümetler için geçerli. 1960’dan sonra gelen tüm hükümetler, Alevileri asimile etmek için çalıştılar. Bunu çoğu zaman açıktan yapmıyorlar. ‘Biz sizin yanınızdayız’ diyorlar. Alevilerden her türlü vergiyi alıyorlar ama Alevilerin hiçbir hakkını vermiyorlar. Bizi yok sayıyorlar. Hepimiz insanız, eşitiz ama devlet kendi çıkarları doğrultusunda bizi birbirimizden ayırıyor. Biz devletten Alevilerin varlığını tanımasını istiyoruz. Bizim olduğumuzu kabul etsinler, eşit yurttaş gibi davransınlar bize. Erdek çok küçük bir yer. Burada 4-5 tane cami var ama bir tane cemevi yok. Ben de vergi veriyorsam, hizmet ediyorsam niye karşılığını alamıyorum? Bakın bir tane Alevi vali, kaymakam, polis, subay yok. Aleviler olarak kesinlikle eşit değiliz.”

    Melis CİDDİOĞLU/BALIKESİR

  • Bülbül, Malatya’da Alevilerle buluştu: Eşit yurttaşlığı tüm toplum için istiyoruz-VİDEO

    Bülbül, Malatya’da Alevilerle buluştu: Eşit yurttaşlığı tüm toplum için istiyoruz-VİDEO

    PİRHA- HDP Milletvekili Kemal Bülbül ve beraberindeki partililer Malatya’da Alevi kurum temsilcileriyle bir araya geldi. Burada bir konuşma yapan Bülbül, “Alevi toplumuna eşit yurttaşlık isterken aslında tüm topluma eşit yurttaşlık istiyoruz” dedi. 

    HDP’nin “Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı” kampanyası devam ediyor. HDP Milletvekili Kemal Bülbül ve beraberindeki heyet, Malatya’da kampanyayı anlattı.

    “Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı” kampanyası çalışmaları kapsamında Milletvekili Kemal Bülbül, PM üyeleri Songül Tunçdemir, Yasemin Demirkaya ve HDP il örgütü kahvaltıda Alevi kurum temsilcileriyle bir araya geldi.

    Heyette bulunanlardan Songül Tunçdemir, “Son zamanlarda Alevilik çok gündem olmaya başladı. Hiç bir parti Alevilerle ilgili talepleri programlarına koymuyor. HDP’nin Alevi Masası bir kitapçık çıkardı. Alevilerin taleplerini biz sahipleniyoruz ve bunun için mücadele ediyoruz” dedi.

    “TÜM TOPLUMA EŞİT YURTTAŞLIK İSTİYORUZ”

    HDP Milletvekili Kemal Bülbül ise, “Bir tür tekçilik yaşanıyor. Türklüğün karşısına Kürt, Ermeni, Arap, Aleviliğin karşısına devlet, Diyanet tarafından yaratılmış piyasa anlayışıyla Sünnilik konuluyor. Camiler ibadethane olmaktan çıkmış Diyanetin ve AKP’nin propaganda mekanlarına dönüşmüştür. Alevi toplumuna eşit yurttaşlık isterken aslında tüm topluma eşit yurttaşlık istiyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/ MALATYA

  • Kulu: Okullar açıldı, kendimize ait dilin ve inancın hakkının teslim edilmesini istemeliyiz-VİDEO

    Kulu: Okullar açıldı, kendimize ait dilin ve inancın hakkının teslim edilmesini istemeliyiz-VİDEO

    PİRHA-Yüzyıllardır Türkiye’de Kürt ve Alevi sorununun tartışıldığını belirten DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Bu ülkede yeni eğitim dönemi başladı ama hala kendi ana dili yasak olan 25 milyon Kürt toplumsallığı var. İnsanlığın ilk ayağa kalktığı günden bugüne kadar var olan Rea Heq inancının asimile edilmesi, ibadethanelerinin yasak olması bir zulümdür ve halen devam ediyor” dedi.

    2022-2023 eğitim-öğretim döneminin açılmasıyla birlikte çözülmeyen sorunlar ve yıllardır devam eden zorunlu din dersleri ve anadilinde eğitim gibi talepler bu yıl da karşılanmadı. Ekonomik kriz ile birlikte eğitim emekçileri de yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi verirken, özlük haklarını korumak, geliştirmek ve iktidarın ‘Öğretmenlik Yasası’na karşı sokaklarda mücadele yürütmeye devam ediyor.

    Eğitim-Sen ve Alevi örgütlerinin yanı sıra demokratik kitle örgütleri, eğitim alanındaki dinselleştirmeye dikkat çekerken, Alevi toplumunun ve kurumlarının, zorunlu din derslerinin kaldırılması için çabaları ise sürüyor.

    Okullar bugün (12 Eylül), yıllardır çözüme kavuşturulamayan zorunlu din dersleri tartışmaları, laik, bilimsel, ücretsiz ve ana dilde eğitim talebi ile açıldı. DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, eğitim-öğretime ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    “İNKARCI BİR SİSTEMDEN TALEPTE BULUNMAK BEYHUDE BİR İSTEKTİR”

    Türkiye nüfusunun yarısından fazlasını oluşturan farklılıkların kendi ana diliyle ve inancıyla eğitim görme haklarını talep etme çabası olduğunu söyleyen Musa Kulu, “Sadece talep etmek sorunları çözmeyecek, bunun imkanlarını yaratarak kendi dilini, inancını ve kültürünü insan kendisi üretmeli. Sömürgeci, zalim, asimilasyoncu ve inkarcı dediğiniz bir sistemden talepte bulunursanız sadece beyhude bir istek olduğunu görürsünüz. Hak olana, sizin olana sahip çıkarak, yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak, dilimize, kültürümüze sahip çıkmadığımız zaman bu talep sadece bir istek olur. Siyasi partiler, inanç kurumları ve sivil toplum örgütleri, talep etmenin dışında yeni bir üretme alanı yaratmadığı sürece bizi bir yere götürmeyecek” dedi.

    “YÜZYILLARDIR KÜRT VE ALEVİ SORUNU TARTIŞILIYOR”

    Yüzyıllardır Türkiye’de Kürt ve Alevi sorununun tartışıldığını belirten Kulu, şunları kaydetti:

    “Bu ülkede yeni bir eğitim dönemi başladı ama hala bu ülkede kendi ana dili yasak olan 25 milyon Kürt toplumsallığı var. Her dil bir insandır ve farklılıktır. Hakkı ve hakikati anlatmak için kendi ana diliyle yaşaması en doğru olandır. İnsanlığın ilk ayağa kalktığı günden bugüne kadar var olan Rea Heq inancının asimile edilmesi, ibadethanelerinin yasak olması bir zulümdür ve halen devam ediyor. Eğer inancımız, itikatımız, yolumuz, dilimiz ve tarihsel hafızamız elimizden alınırsa gelecek kuşaklara aktaracağımız bir şey kalmaz. Türkiye’de yaşayan her halkın dili, kültürü ve inancıyla yaşaması konusunda söz söyleme gayreti içerisinde olunmalıdır. Demokrasi sadece kendi hakkını değil başkasının hakkını da savunmaktır. Çünkü kendi hakkınızı alabilmeniz için başkasının diline, kültürüne ve inancına da saygılı olmak zorundasınız.”

    “DİLİMİZİN VE İNANCIMIZIN HAKKININ TESLİM EDİLMESİNİ TALEP ETMELİYİZ”

    Türkiye’de asimilasyon ve inkâr politikasının doruk noktasına ulaştığını vurgulayan DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Bizim inancımızı ve kimliğimizi kabul etmeyen sistem bütün baskı unsurlarını kullanarak bizi yok etmeye çalışıyor. Kendi hakkımız olanı talep etmek yerine hayata geçirmek için rıza anayasası ve eşit yurttaşlık anayasası gerekir. Herkesin kendi kimliğiyle, kendi inancıyla ve kendi diliyle yaşadığı bir ülke demokrasi ülkesidir. Mevcut yasalar ve yasaklarla geleceği kurmak mümkün değildir. Bugün ülkenin yaşadığı ekonomik ve siyasi kaosun nedeni inkar ve asimilasyonun sonucudur. Kendimize ait olan dilin ve inancın hakkının teslim edilmesini talep etmeliyiz yoksa hiç kimse bize lütuf olarak ne dilimizi, ne inancımızı ne de kültürümüzü teslim etmeyecek” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Akpınar: Dedelere maaş değil, devlet eşit yurttaşlık hakkımızı vermek zorunda-VİDEO

    Akpınar: Dedelere maaş değil, devlet eşit yurttaşlık hakkımızı vermek zorunda-VİDEO

    PİRHA – Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, Alevi toplumuna yönelik AKP’nin tutumunu eleştirerek, “Dedeyi kabul ediyorsun, dedeye maaş veriyorsun ama cemevlerini inanç yeri olarak kabul etmiyorsun. Bu nasıl büyük bir çelişki!” yorumunda bulundu. Akpınar, “Devlet Alevilere eşit yurttaşlık hakkını vermek zorunda” dedi. 

    AKP hükümetine yakınlığıyla bilinen Abdülkadir Selvi, “Cemevleriyle ilgili düzenlemeler ne getiriyor” başlıklı yazısında AKP’nin Aleviler ile ilgili atacağı olası adımlara değindi. Cemevlerine ibadethane statüsünün verilmesinin şu an için gündemde olmadığını belirten Selvi, dedelere maaş bağlanacağı iddiasında bulundu.

    BU NASIL BÜYÜK BİR ÇELİŞKİ!”

    Söz konusu iddiaların ardından Alevi toplumundan tepki gecikmedi. Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, “Dede resim hocası mı? Tiyatrocu mu? Yoksa bağlama çalan bir müzisyen mi? Dede bir inanç önderidir. Dedeye niye maaş veriyorsun?” ifadelerini kullandı. Akpınar, AKP hükümetinin çelişki içerisinde olduğunu söyleyerek “Dedeyi kabul ediyorsun, dedeye maaş veriyorsun ama cemevlerini inanç yeri olarak kabul etmiyorsun. Bu nasıl büyük bir çelişki!” dedi.

    Tahsin Akpınar, PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede, laik devlet yönetimlerinin tüm inançlara eşit mesafede olması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:

    “Bu ülke eğer laik ise, bir kişi dahi farklı bir inanca inanıyorsa o inanca saygı duyulmalıdır. Hem ‘laik devletim’ diyorsun hem de bu ülkede 20 milyon nüfusu olan bir inancın ibadethanesini inanç yeri olarak değil ‘kültür evi’ olarak tanıyorsun. Kim ne derse desin, Sümerlerden bu yana bu inanç nesilden nesile aktarılmışsa, bu inanç yine aktarılarak sürdürülecektir. Birilerinin cemevini inanç yeri sayıp saymamasının hiçbir karşılığı yoktur. Cemevleri Alevilerin inanç yeridir. Dedelerimize maaş vermeyi değil, laik devlet olmanın gereği Diyanetin lağvedilmesi, tüm dinlere eşit şekilde yaklaşılması gerekir.”

    “DEVLET EŞİT YURTTAŞLIK HAKKIMIZI VERMEK ZORUNDA”

    “Düşünün, benim 4 dönüm bir tarlam var. Devlet buraya imar getiriyor, belediye imar çalışmasını yapıyor, 4 dönümlük yerin en az %35-40’ını devlet alırken de diyor ki ‘Bu aldığım tarlanın %40’ına okul, yol, park, inanç yeri yapacağım. Halka hizmet getireceğim’ diyor. Sen cami yapıyorsun ama cemevi yapmıyorsun. Neden? Cemevi yasal değil. O zaman yasallaştır. Alevi yurttaş olarak benim tarlamı, hakkımı alıyor bir başka inanca hizmet olarak götürüyorsun. Bu ne vicdana ne de adalete sığar. Onun için biz bu ülkede eşit yurttaşlık hakkımızı istiyoruz. Çünkü biz bu devlete vergi veriyoruz. Biz, bu devletin kurucu unsurlarından birisiyiz. Bu devletin en çok okuyan en çok çalışan en dürüst olan toplumlarından da birisiyiz. Onun için devlet eşit yurttaşlık hakkımızı vermek zorundadır.”

    “SORUNLARIMIZI ÇÖZEN CUMHURBAŞKANINI ALKIŞLARIZ”

    Tahsin Akpınar son olarak Alevi sorununu çözecek cumhurbaşkanının, Alevi toplumu tarafından alkışlanacağını belirtti. Akpınar, “Ama tam tersine sorunlarımızı çözmeyen, inanç yerimizi kabullenmeyen cumhurbaşkanını bir cumhurbaşkanı olarak değil bir partinin lideri olarak görüyoruz” diye de ekledi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • AFA Başkanı Suzan Saka: Devletin Alevisi olmayacağız-VİDEO

    AFA Başkanı Suzan Saka: Devletin Alevisi olmayacağız-VİDEO

    PİRHA- Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Suzan Saka, federasyon çalışmalarını, AKP iktidarının cemevleri ziyaretlerini ve iktidarın Alevi sorununa yaklaşımını PİRHA’ya değerlendirdi. Suzan Saka, Alevi örgütlerinin ortak taleplerinin her alanda dile getirdiklerini dile getirerek, “Bizler devletin Alevisi değiliz, hiçbir zaman da devletin Alevisi olmayacağız” dedi.

    AKP-MHP ittifakı Alevi kurumlarına yönelik ilgisini arttırıyor. AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tartışmalı Hüseyin Gazi Cemevi ziyareti sonrası Kültür Bakanlığı’nın Alevi kurumlarının etkinliğine alternatif olarak düzenlediği etkinliğe katılarak, “Ülkemizdeki 1585 cemevinin tamamı ziyaret edilerek Alevi-Bektaşi vatandaşlarımızın 8 bin 740 talebi belirlendi. 5 bin 600’ü hızla karşılandı. Diğer taleplerle ilgili olarak İçişleri, Kültür ve Adalet Bakanlığımız çalışma yapıyor” dedi.

    Alevi çatı örgütlerinden Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Derneleri (AKD) ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, ortak bir açıklama yaparak, “Alevileri asimile etmeyi hedefleyen devletin tutumu hiç bir dönemde, bu dönemde olduğu kadar gözü kara ve ideolojik bir hal almadı! Alevi toplumunun hükümetten ve Cumhurbaşkanından beklentisi nettir; İçimize oynamak değil, farklı kanatlarımızın ortak mutabakatıyla oluşturulmuş olan ortak taleplerimizin karşılaması, 85 milyon insanıyla anayasal hak ve yurttaşlık eşitliğimizin sağlanmasıdır. Burada bir kez daha ilan ediyoruz ki, betonla, çimentoyla, içimizden ayartılacak olanlara sağlanan dünyalıklar uğruna inancımızla oynanmasına, taleplerimizin saptırılıp geçiştirilmesine izin vermeyeceğiz” dedi.

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Suzan Saka, federasyon çalışmalarını, AKP iktidarının cemevleri ziyaretlerini ve iktidarın Alevi sorununa yaklaşımını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “BELEDİYENİN ABDALLARIN İHTİYAÇLARINI KARŞILAMALIDIR”

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda izlenimleriniz neler oldu?

    Açıkçası çok uzaktan gelip de Hacı Bektaş Veli kültür ve sanat etkinliklerine katılmak benim için çok onure verici bir şeydi. Özellikle buradaki Alevi örgütlenmelerinin içerisinde yer almak, onlarla beraber hareket etmek gurur vericiydi. Çok mutlu oldum.

    Aynı zamanda buradaki toplumu görürken, izlerken, onların hünkara olan bağlılığını, her sene düzenli gelen özellikle Abdalları ilk defa görüyorum. Kendilerini çok büyük şaşkınlıkla ve gıptayla izledim. Çoğu sokaklarda kalıyor ve onlara falan hiç takılmıyorlar. O kadar itikatlılar. O anlamda hoşuma gitti.

    Hacı Bektaş Belediyesi’nin bu anlamda buraya gelen ve maddi imkanları olmayıp da özellikle Abdal olan Alevilere yer ve yurt sağlaması gerekiyor. Sağlıklı koşullarda ziyaretlerini gerçekleştirmeleri için daha düzenli ve organize bir çalışmaya ihtiyaç var.

    “ALEVİLERİN ORTAK TALEPLERİNİ HER YERDE DİLE GETİRİYORUZ”

    -Avustralya’dan Türkiye nasıl gözüküyor?

    Türkiye’de Alevi inancı tanınmıyor. Yüzyıllardır hem asimilasyona hem de katliama uğrama hali devam ediyor. Yurt dışında yaşayan Alevi örgütlerinin temel mücadele alanlarından biri ve bu hak mücadelesinin bir parçasıyız.

    Bizler yaşadığımız ülkelerde demokratik anlamda haklarımız olduğu için kendi derdimizi, meramımızı anlatabiliyoruz veya resmi mercilerle görüşebiliyoruz ve Türkiye’deki yaşanan herhangi bir hak ihlali, Aleviler olsun, Kürtler olsun, LGBT+’lar olsun, kadın hareketi olsun, bu anlamda tavrımızı netleştiriyoruz. Ama tabii Türkiye’de devlet zaten ötekilleştirmeye çalıştığı ırksal ve inançsal gruplara doğal olarak yaşam hakkı vermiyor. Yaşam hakkı vermediği için de Alevilerin buradaki Alevi örgütlenmelerinin varlığı çok önemli ve onların kazanmış olduğu örgütlenmeleri sonucunda belki bizler bugün Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı’na geliyoruz ve Alevilerin ortak taleplerini dile getiriyoruz.

    Bunlar zaten insan hakları talebi. En başta eşit yurttaşlık istiyoruz. İkincisi Alevilerin inanç merkezleri cemevleridir diyoruz. Üçüncüsü laik bir eğitim, laik bir devlet istiyoruz. Sivas Katliamı başta olmak üzere diğer katliamlarla devletin yüzleşmesi gerektiğini ısrarla belirtiyoruz. Çünkü yüzleştiğin zaman barışırsın, yüzleştiğin zaman acıları sarmak için bir nebze de olsa elini uzatırsın. Ve tabii ki Sivas Madımak Oteli’nin de utançlık müzesi olmasını istiyoruz. Bütün bunlar hem Türkiye’deki hem yurt dışındaki Alevi örgütlerinin ortak talepleridir.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİNE ÖNEMLİ GÖREVLER DÜŞÜYOR”

    -AKP iktidarının cemevleri ziyaretlerini ve Alevi sorununa olan yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Aleviler uyanık olmak zorundalar. Özellikle Alevilerin haklarını savunan Alevi örgütleriyle hareket etmek durumundalar. Çünkü şunu biliyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti devleti böyle bir geleneğe sahip. Şu an Cumhurbaşkanı’nın ziyaretini seçime yönelik bir yatırım olarak düşünüyorum. Alevi örgütlerine, hem Türkiye’de hem de yurt dışında bu anlamda Alevilerin kafasını açmak ve onlara liderlik yapmak açısından tabii ki çok önemli vazife düşüyor.

    Alevilik başlı başına bir inanç olarak gören bizler kendi inancımızı, kendi kültürümüzü yaşayacağız ve bunun için de mücadele edeceğiz diyen bizler hükümetin ve diğer muhalefet partilerinin bazılarının dışında bırakarak bu tür söylemlerine kanacaklarına inanmıyorum. Sonuçta bizler devletin Alevisi değiliz, hiçbir zaman da devletin Alevisi olmayacağız.

    “KENDİMİZİ ÖTEKİ HİSSETMİYORUZ”

    -Avustralya’da Alevi kurumsallaşması ve hakları ne durumda?

    Öncelikli olarak Avustralya sosyal bir devlet. Aynı zamanda da çok kültürlü bir ülke. Tabii ki orada da ırkçılıklar var ama benim gözlemlediklerim ve çıkarımlarımdan aldığım sonuca baktığımda Avrupa’ya göre ırkçılığın daha az olan ülkelerden biri. Dolayısıyla ben orada kendimi hiçbir zaman bir göçmen olarak hissetmedim. Kendi göçmen hissiyatımın dışında hissetmedim. Çünkü on beş senedir orada yaşıyorum. Aksanlı bir İngilizce konuşuyorum ve ben şu an orada Victoria hükümetine bağlı olmamakla beraber, beraber çalışan çok kültürlü bir kurumda Türkçe konuşan görevli olarak yer alıyorum.

    Oradaki partilerle ilişkilerimiz iyi. Zaten bir toplum örgütü, biz demokratik kitle örgütüyüz ve aynı zamanda da cemevimiz var, Hallacı, Mansur Cemevi. İşçi Partisi’yle yakın ilişkilerimiz var zaten. Kendimizi öteki hissetmiyoruz orada. Bu çok önemli. Ötekilerin ülkesi, ötekiler yönetiyor, ötekiler yönetmeli. Evet, bir sürü halk var ve başka halkları tanıma fırsatımız oldu. Hacı Bektaş Veli’nin söylediği işte yetmiş millete bir nazarda bakmayı orada yaşıyoruz, orada görüyoruz.

    “ORTAK ŞİARIMIZI GENİŞLETMEK DURUMUNDAYIZ”

    -Yakın zamanda seçim olacak. Seçimler hakkında ne düşünüyorsunuz?

    AKP topluma yoğun bir baskı uyguladı ve devam ediyor. Geziyi hepimiz hatırlıyoruz, dokunmadığı kesimler kalmadı. Bütün kesimlerin Türkiye’deki bu durumdan AKP seçmenleri de dahil olmak üzere rahatsız. Özellikle ekonomik anlamda ciddi sıkıtılar yaşanıyor. İşsizlik çok yüksek.

    Türkiye özellikle kadınlar için, çocuklar için can güvenliği yok. İstanbul Sözleşmesi’nin anayasadan kaldırılmasıyla da iyice artan şiddet söz konusu. Bunların tekrar kazanılması mücadeleyle olacak. Gökten hiçbir şey zembille inmiyor, inmeyecek de. Dayanışmak zorundayız ve ortak şiarımızı genişletmek durumundayız.

    Diren KESER-Rohat EMEKÇİ/PİRHA