Etiket: ethem sarısülük

  • Ankara’da Ethem Sarısülük anmasına polis müdahale etti

    Ankara’da Ethem Sarısülük anmasına polis müdahale etti

    PİRHA-Gezi Direnişi sırasında katledilen Ethem Sarısülük’ü anmak için bir araya gelen demokratik kitle örgütlerine müdahale eden polis, eylemi takip eden Gazeteci Sema Bingöl’ü de gözaltına aldı.

    Gezi Direnişi sırasında polis kurşunuyla yaşamını yitiren Ethem Sarısülük, vurulduğu yer ve saatte ailesi tarafından Ankara Kızılay’daki Güvenpark’ta anıldı.

    “Vurulduğu saatte, vurulduğu yerdeyiz” çağrısıyla Güvenpark’ta toplanmak isteyen yurttaşlar, polis engeliyle karşılaştı. Güvenpark çevresini barikatlarla kapatan polis ekipleri, cadde ve sokaklardan parka yürümek isteyenlerin geçişine izin vermedi.

    Parka yaklaşmak isteyen kalabalığa biber gazıyla müdahale edilirken, barikatların içerisine yalnızca Sarısülük ailesinin de aralarında bulunduğu sınırlı sayıda kişinin geçişine izin verildi.

    ÇOK SAYIDA GÖZALTI

    Yüksel Caddesi’nde Sarısülük ailesine destek vermek isteyen gruba da polis müdahale etti. KESK yöneticileri, Tüm Bel-Sen Genel Örgütlenme Sekreteri Bülent Türkmen’in de aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin gözaltına alındığını duyurdu.

    Polis müdahalesi sırasında gazeteci Sema Bingöl’ün de gözaltına alındığı öğrenildi.

    EMEK VE DEMOKRASİ GÜÇLERİ’NDEN TEPKİ

    Polis müdahalesinin ardından Emek ve Demokrasi Güçleri açıklama yaptı.

    Açıklamada, anayasal bir hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının hukuka aykırı biçimde engellendiği belirtilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Anayasal hakkımızı kullanmak isterken birçok arkadaşımız darbedilerek gözaltına alındı. Biz bunları kabul etmiyoruz. Mücadelemiz sonuna kadar sürecek.”

    Ethem Sarısülük için düzenlenen anmaya katılan Sarısülük ailesi, Ethem Sarısülük’ün vurulduğu noktaya çiçek bıraktı ve bir dakikalık saygı duruşunda bulundu.

    Anmada konuşan Sarısülük ailesinin avukatı Murat Yılmaz, Gezi Direnişi’nin üzerinden 13 yıl geçmesine rağmen iktidarın Gezi’ye yönelik tutumunun değişmediğini söyledi.

    HABER MERKEZİ

  • Gülsüm Elvan’dan Gezi’nin yıl dönümünde adalet çağrısı: Ben hâlâ yasımı yaşayamadım! -VİDEO

    Gülsüm Elvan’dan Gezi’nin yıl dönümünde adalet çağrısı: Ben hâlâ yasımı yaşayamadım! -VİDEO

    PİRHA- Gezi Park protestolarında Berkin Elvan’ı kaybeden Gülsüm Elvan, adalet mücadelesini anlattı. Gülsüm Elvan, “Her şey mücadeleden geçiyor. Kimse halktan büyük değil. Bir olursak, mücadele edersek eminim kazanacağız. O anahtarı bulup o kilidi açacağız. Ben Berkin’i geri getiremeyeceğimi biliyorum ama başka anneler ağlamasın diye çırpınıyorum” dedi.

    Gezi Parkı’nda ağaç kıyımına karşı 28 Mayıs 2013’te başlatılan protestolar, tüm ülkeye yayılırken, eylemlerde Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Berkin Elvan’ın aralarında bulunduğu 8 yurttaş yaşamını yitirirken, binlerce yurttaşta yaralandı.

    Katledildiğinde 13 yaşında olan Berkin Elvan da, o isimlerden biri. Berkin Elvan, eylemler sürerken 16 Haziran 2013’te polisin gaz kapsülüyle başından darbe alarak ağır yaralanan Berkin Elvan, kaldırıldığı hastanede 269 gün boyunca direndi.

    11 Mart 2014’te Hakk’a yürüyen Berkin Elvan’ın katledilmesi dosyasında 18 polis yargılanırken, polis Fatih Dalgalı “kasten öldürme suçunu işlediğinin sabit olduğu” gerekçesiyle 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Berkin Elvan’ın ailesinin ise adalet arayışı sürüyor.

    Gezi Park protestolarının yıl dönümünde, Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan, yıllardır süren adalet arayışını, annelerin ortak mücadelesini ve hâlâ yaşayamadığı yasını anlattı.

    “Biz cennetlik olmak istemiyoruz, çocuklarımıza dokunmasınlar istiyoruz” diyen Elvan, “Ben hâlâ o fermuarı açmadım” sözleriyle yaşadığı derin acıyı dile getirdi.

    “ADALETİN KAPISINI YÜZÜMÜZE KAPATIYORLAR”

    12 yılı aşkın süredir adliye koridorlarında, meydanlarda ve sokaklarda adalet aradıklarını söyleyen Gülsüm Elvan, devletin adalet kapılarını halka kapattığını belirtti. Ancak mücadeleden vazgeçmeyeceklerini vurgulayan Elvan, “Adliyeye gidiyorsun, derdini anlatacaksın ama karşında kimse yok. Kapılar yüzüne kapanıyor. Biz o anahtarı arıyoruz, sokuyoruz, çeviriyoruz ama yine yüzümüze kapanıyor. Şimdi tamamen kapandı” dedi.

    “O ANAHTARI BULUP O KİLİDİ AÇACAĞIZ”

    Bu kapının ancak toplumsal mücadeleyle açılabileceğini söyleyen Elvan, şöyle konuştu:

    “Her şey mücadeleden geçiyor. Kimse halktan büyük değil. Bir olursak, mücadele edersek eminim kazanacağız. O anahtarı bulup o kilidi açacağız. Ben Berkin’i geri getiremeyeceğimi biliyorum ama başka anneler ağlamasın diye çırpınıyorum. Bir çocuğun tırnağı kanamasın istiyorum. Çocukların toprağın altında değil, okul sıralarında olması gerekiyor.”

    “BİRİMİZ DÜŞTÜĞÜNDE DİĞERİMİZ KALDIRIYOR”

    Gezi Park protestoları sürecinde yaşamını yitiren gençlerin aileleriyle yıllardır yan yana olduklarını anlatan Gülsüm Elvan, anneler arasındaki dayanışmanın kendilerine güç verdiğini söyledi.

    “Elbette hepimiz farklı yerlerdeyiz ama birbirimizi arıyoruz, telefonla konuşuyoruz. Birimiz düştüğünde diğeri onu kaldırmaya çalışıyor. Dertleşiyoruz, birbirimize destek oluyoruz. Bu dayanışma olmasa belki çok daha zor olurdu.”

    “BİZ ANNE DEĞİL MİYİZ?”

    Yıllar boyunca bazı acıların görünür kılınırken kendi çocuklarının yok sayıldığını söyleyen Elvan, “Biz anne değil miyiz?” diye sorarak, haykırışının hâlâ karşılık bulmadığını ifade etti.

    “Eğer karşılık bulsaydı bugün hâlâ başka anneler aramıza katılmazdı” diyen Elvan, şöyle devam etti:

    “Bazı anneler sürekli mağdur gösterildi ama bizim çocuklarımız görülmedi. Bizim çocuklarımız hasta değildi, suçlu değildi. Biz sadece çocuklarımızı istiyoruz. Anneler Günü’nde ‘anneler cennetliktir’ diyorlar ama biz cennet istemiyoruz. Çocuklarımıza dokunmasınlar istiyoruz.”

    “O FERMUARI HÂLÂ AÇMADIM”

    Aradan geçen yıllara rağmen yasını yaşayamadığını anlatan Gülsüm Elvan, toplumsal şiddetin ve ölümlerin devam etmesinin kendi acısını sürekli canlı tuttuğunu söyledi.

    “Onuncu yılda biraz yasımızı yaşayalım dedik ama yaşayamadık” diyen Elvan, kadın cinayetlerinden çocuk ölümlerine kadar ülkede süren şiddet ortamına dikkat çekti.

    “Elimi çocuklarımızın üzerinden çekene kadar mücadele edeceğim” diyen Elvan, şu ifadeleri kullandı:

    “Kadınlar öldürülüyor, çocuklar öldürülüyor, hayvanlar katlediliyor. Çocuklardan katil, terörist yaratılıyor. Birilerini kahraman ilan edip birilerini vatan haini dediklerinde sonuç bu oluyor. Onun için hâlâ o fermuarı açmadım.”

    “BERKİN BU TOPLUMUN VİCDANIDIR”

    “Hâlâ yasını yaşayamamış bir anne misiniz?” sorusuna Gülsüm Elvan, “Evet, gerçekten öyle” yanıtını verdi.

    Berkin Elvan’ın toplum hafızasından silinmeyeceğini söyleyen Elvan, oğlunun direnişinin genç kuşaklara umut olduğunu belirtti.

    “Berkin 269 gün direndi. Bu topluma direnmeyi öğretti” diyen Elvan, şu ifadeleri kullandı:

    “Üniversitelerde gençler hâlâ Berkin’in ve Gezi’de yitirdiğimiz çocukların fotoğraflarını taşıyorsa, demek ki bu çocuklar bu ülkeye iyi bir şey öğretti. Berkin bu toplumun vicdanıdır. Ne yaparlarsa yapsınlar onu bu toplumun hafızasından silemeyecekler.”

    İsmail Yıldırım/PİRHA

  • Tanıklar, Madımak Katliamı’nı anlattı: Güle oynaya gittik ama dönüşümüz çok acı oldu-VİDEO

    Tanıklar, Madımak Katliamı’nı anlattı: Güle oynaya gittik ama dönüşümüz çok acı oldu-VİDEO

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Madımak Katliamının 30. yılında yaşamını yitirenler için anma düzenledi.

    Sivas’ta 1993 yılında gericiler tarafından katledilen 33 yurttaş, Ankara’da, Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevinde anıldı.

    Madımak Katliamının 30. Yılında “Tanıklar konuşuyor” başlıklı panelin moderatörlüğünü Önder Günaltay yürüttü.

    Program öncesinde yaşamını yitirenler anısına sinevizyon gösterisi yapıldı.

    “HAKKIMIZI SAVUNMAK ZORUNDAYIZ”

    PSAKD Batıkent Şube Başkanı Onur Şahin, programın açılış konuşmasında Sivas davasının zamanaşımı sürecinde olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Zamanaşımı nedeniyle bu duyarlı olmak zorundayız. Genel merkezimiz de bu konuda çalışmalar yürütüyor. Bu programlara katılmak zorundayız. Zamanaşımı olduğunda dışarıdaki katiller ellerini kollarını sallayarak buralara gelecekler. Moralimiz bozuk, canımız sıkkın ama bir takım anlayışlar için zaman gerektiriyor. Bugün aynı zamanda 10 yıl önce bugün Ethem Sarısülük yoldaş katledildi. Kendisi bu cemevine gelen bir arkadaşımızdı. Katledilen canımızı anmamız dahi engelleniyor. Ethem’in katili para cezası aldı. Bu nasıl bir vicdandır. Biz toplum olarak hakkımızı savunmak zorundayız. Aleviler, Kürtler ve diğer toplumlar olarak hakkımızı savunmak zorundayız. Yılgınlığa düşmemeliyiz. Demokrasi, adalet mücadelesi devamlılık ister. Biz mücadeleye devam etmek zorundayız. Başka bir alternatifimiz de yok. Yarınları bugünden öreceğiz.”

    Onur Şahin’in konuşması ardından katliamda yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

    “SİVAS’I BIRAKIRSAK HER ŞEY YIKILACAK”

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe ise yaptığı konuşmada bu yıl 2 Temmuz anmasına özel bir ilginin oluşması gerektiğini söyledi. Erçe “Her harekette bize Sivas’ı hatırlatıyorlar. Erzurum’da İmamoğlu’na yönelik saldırı… Çubuk’ta Kılıçdaroğlu’nun sığındığı evi ‘yakın’ demediler mi? Bayburt’ta Dersim plakalı otobüsün önünü dahi kestiler” diye belirtti. Erçe, Eylül ayında yapılacak Sivas Katliamı duruşmanın önemine dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Ayağa kalkmasını bilen bir toplumuz. Onca zulme, katliama rağmen her seferinde ayağa kalkmışız. Asla zalimin önünde diz çökmemişiz. Bu en önemli özelliğimizdir. Sivas, bizim açımızdan bir milattır. Bu ülkede ne yazık ki Sivas’a gelinene kadar onlarca acımızın hesabını soramadığımız için bir milattır. Koçgiri’den Dersim’e onlarca katliam ile yüzleşebilseydik Sivas olmayacaktı. Sivas’ı bırakırsak her şey yıkılacak. Hiçbir katliamı diğeriyle karşılaştırmak için söylemiyorum. Sivas’ta, katillerin kuyruğundan yakaladık. O nedenle ‘Sivas için adalet, herkes için adalet’ diyoruz. Ve biz Sivas ile hesaplaşamadığımız sürece bu ülkede kimseye rahat yok.”

    “HAVA KARARDI, IŞIKLAR KESİLDİ”

    Panelde ilk konuşan isim katliamın tanığı Gülay Şahin oldu. Travmadan kaynaklı katliam gününü net hatırlayamadığını belirten Şahin, şunları anlattı:

    “Henüz 18 yaşındaydım. Katliamdan önce Sivas’ı gezdik, her şey çok güzeldi. Muhlis Akarsu, Nesimi Çimen’in çok güzel konserleri oldu. Hepimiz masum gençlerdik. Aklımıza hiç kötü bir şey olabileceği gelmedi. O gece uyuduk ve sabah otele geldik. Öğlen otel önünde kalabalık oluştu. Birden taşlar atılmaya başlandı. Camlardan uzaklaşıp koridorda beklemeye başladık. Sloganlar, taşlar uzun süre devam etti. Yanımda Menekşe ağlamaktaydı. 12 yaşındaki Koray, ablasına ‘Ablacım lütfen ağlama. Annem, babam gelecek buradan kurtulacağız’ diyordu. Ateşe verecekleri hiç aklımıza bile gelmedi. Hava karardı, ışıklar kesildi. O arada Asaf Koçak, gelip çocuklar için mızıka çalarak moral veriyordu. Serkan ve diğerleri, aşağıda barikat kurduklarını, korkmamamız gerektiğini söylüyorlardı. Saatler geçti. Yangın ne zaman başladı bilmiyorum. Uyandım, yanımda kimse yok. Sadece sesler, çığlıklar var. Sonrasını hiç hatırlamıyorum. Acı ve üşüme hissediyordum. Ancak yanmıştım. Gözümü açtığımda bir koğuştaydık. Yanıklar nedeniyle çığlıklar atılıyordu. 1 hafta boyunca faşistler arasında hastanede yattım. Arkadaşlar beni unutmuşlardı. Vücudumda çok yanıklar vardı. Yan tarafımda saldırganlardan birisi yatıyordu. Maalesef beni orada unuttular. 1 hafta sonrasında bir şekilde Ankara’ya getirildim ve 5 ameliyat geçirdim. Ve 30 sene geçti…”

    “DEVLET ELİYLE İŞLENMİŞ BİR CİNAYET”

    Fotoğraf Sanatçısı Gülnaz Çolak da tanık olduğu anları şu sözlerle anlattı:

    “Saldırıların başlangıcında bir dükkandaydım. Dükkanın sahibi uzun süreli dışarı çıkmama izin vermiyordu. Çünkü kendisinin de hedef olabileceğini söylüyordu. Fotoğraf çekmek için dışarı çıktım. 10 dakika içerisinde 50 kişi 250 kişi oldu. Aniden Malatya plakalı bir kamyon geldi. Sakallı çok sayıda kişi, küfürler ediyordu. Saat 7’ye doğru bir aracı yakarak başladılar. Temel Karamollaoğlu geldi ve konuşmasından sonra saldırılar çoğaldı. Karamollaoğlu, her ne kadar ‘O kişi ben değilim’ dese de o anları fotoğraflıyordum. Alevler içeride çoğalmaya başladı. İçeriden ‘İmdat’ çığlıklarını duyuyordum. Hayatımda ilk kez o anda bayıldım. Gözümü açtığımda mağaza sahibinin başucumda olduğunu gördüm. Ağlayarak sokağa çıktım. Ardından bir eve alındım. 3 gün geçti, arayan soran yok. Annem, babam, her gün havaalanına gidip tabutları kontrol ediyorlarmış. 6 Temmuz’da Ankara’ya gelip Karşıyaka Mezarlığına gittim. Madımak’ta yapılan devlet eliyle işlenmiş bir cinayettir. Madımak müze olmuyor ama mücadeleye devam etmeliyiz.”

    “O GÜNE KADAR HİÇ ÖLÜ İNSAN GÖRMEMİŞTİM”

    Konuşmacılardan Gazeteci Hamza Şahin ise Cafer Erçakmak’ın, katliamdan sonra Silifke’den Kıbrıs’a kaçtığı ihtimali üzerinde durarak tanık olduğu anları şu sözlerle anlattı:

    “Otele yaklaştığımda jandarma havaya ateş açtı. Kalabalık dağıldı, itfaiye müdahale ediyordu ama hortumlarını kesmişlerdi. İçeride yangın sürüyordu. İçeriden Asaf Koçak, arkadaşım, Uğur Kaynar, karga tulumda çıkartılıp yoğurt yedirmeye çalışılıp ambulansla gönderdiler. Cafer Erçakmak’ın Aziz Nesin’e küfürler edip vurmaya çalışıyordu. İtfaiye eri ‘yapma başkanım’ diyerek müdahale ediyordu. Aziz Nesin’e vurdu ve o anda Nesin aşağıya düştü. Bir kişi hızlıca Aziz Nesin’i ambulansa ulaştırdı. Ondan sonra olaylar biraz duruldu. Bir asker ile konuşmamda, rütbesi neydi bilmiyorum ama ‘Bize dört kere çekilmemiz için emir verildi. Yoksa bunları dağıtırdık’ dedi. Sivas’a dışarıdan belli bir kesim taşınmış. Emniyetten sorumlu kişiler, görevini gereği kadar yapmamışlar. İhmalkarlık, vurdum duymazlık, bu kadar canı kaybetmemize neden oldu. Bir tezgah kurulduğunu sonradan anladım. Sonrasında hastaneye gittim. İnsanlar yere yatırılmıştı. O kişilerin fotoğraflarını çektim. Fotoğraflarımı, çalıştığım Milliyet gazetesi 1. sayfadan kullanamadı. O gün fotoğraf çektiğimde sürekli beni ‘nereden geldin?’ diye soruyorlardı. ‘TRT’ diye cevaplıyordum. Çünkü diğer yerel gazete çalışanlarının makinalarını kırmışlardı. Sivas, benim için büyük travmaydı. O güne kadar hiç ölü insan görmemiştim. O gün ölüleri topluca gördüm. Giderken güle oynaya gittik ama dönüşümüz çok acı oldu.”

    “O OTELİN İÇİNDE PİR SULTANLARIMIZ VARDI”

    PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş ise yaptığı konuşmada “Her türlü haksızlığa karşı barikat oluşturmaya çalışıyoruz. Bizim yolumuzun adı Aleviliktir. 2 Temmuz’da Madımak’ın önünde binlerce gencimizi faili meçhullerde katledenler vardı. O otelin içinde Pir Sultanlarımız vardı. Öyle bir zaman yaşıyoruz ki, yakın zamanda Maraş’ta Çorum’da, Ankara’da bizi katledenler, yeniden evlerimizi kırmızıya boyayacaktır. Ama biz ülkemizi terk etmeyeceğiz. Kürtler, Aleviler, demokratlar olarak örgütleneceğiz. Başka yolumuz yok. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız. 30 Yıldır dönemin sorumluları susuyor, adalet susuyor. Ama biz susmayacağız. Bize susmamayı İbolar, Mahirler, Pir Sultanlar öğretti. Bize, yezidin sofrasında oturmak yakışmaz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Çorumlu kadınlardan Otlu Bükmece ve Katmer tarifi-VİDEO

    Çorumlu kadınlardan Otlu Bükmece ve Katmer tarifi-VİDEO

    PİRHA-Çorum’un Alaca ilçesi Küçükkeşlik köyünden Esma Samut, arkadaşlarıyla birlikte Çorum’a özgü hamur işi yemeklerini anlattı. ‘Otlu bükmece-Yanıç’ ve ‘Katmer’ tarifleri veren Samut ve akrabaları, imece usulü ile nasıl mutak hazırlığı yaptıklarını gösterdi. Esma Samut ayrıca ailesinin Dersim sürgünü olduğunu belirterek “Dilimiz olan Kürtçeyi unuttuk ama inancımızı yaşıyor, cem yapıyoruz” dedi.

    Esma Samut ve iki akrabası ile Küçükkeşlik köyündeki evlerinin avlusunda buluştuk. Sac fırını etrafında toplanan kadınlar, ‘Otlu Bükmece’ bir diğer adıyla ‘Yanıç’ ekmeğinin yapılışını anlattı.

    Hamurlarını sabah erkenden hazırlayan kadınlar, odunları ateşe verdikten sonra oklava ile ekmeklerini açmaya başladı.

    Ekibin en genci olan Esma Samut, sohbetimizle birlikte aslen Çorumlu olmadığını, ailesinin Dersim Katliamı sebebiyle zorunlu göçe tabi tutulduğunu anlattı. Samut, babaannesinin, 6 çocuğuyla birlikte Ovacık’tan Çorum’a geldiğini belirterek “Sonraki yıllarda babaannem, amcalarım, eniştelerim Dersim’e gidip geldi. En son amca çocuklarım, babaannem vefat edince gidilmedi. Gençler de İstanbul’a taşınmışlar. Bizler ise Dersim’i hiç bilmeyiz. Yani Dersim’le bütün bağımız koptu. Babamlar 7-8 yaşındayken Çorum’a gelmişler. Ardından burada evlilik yapmışlar. Bizler doğma büyüme buralıyız ama Dersim’e de hiç gidemedik” dedi.

    Çorum’a zorunlu göçle birlikte ailesinin kültürel değişime uğradığını da anlatan Esma Samut, anadilleri olan Kürtçeyi konuşamadıklarını ancak inançlarını yaşayabildiklerini aktardı. Köylerinde cem yaptıklarını da söyleyen Samut, aileden ocakzade olduklarına da işaret etti.

    ÇORUM KLASİĞİ: OTLU BÜKMECE

    Esma Samut, “Çorum mutfağının vazgeçilmezi” diye anılan Otlu Bükmece hakkında bilgi verdi. Samut, taş fırın üzerine kurdukları sac ile tüm ekmeklerini pişirdiklerini belirterek şu bilgileri paylaştı:

    “Normal bir hamur yoğurduktan sonra doğal yollarla çıkan ‘Karagöz’ isimli otu tarlalarda toplayıp hazırlıyoruz. Şehirlerde bu ot satın alınabilir. Bu otu ayrıca 10 gün kadar buzdolabında tutup tüketebilirsiniz.

    Karagöz otunu açtığımız hamurun arasına koyup etrafını iyice bastırıp kapatıyoruz. Ardından sacın üzerine pişmeye bırakıyoruz. Bu işin püf noktası ise kullanılan tereyağı ve zeytinyağı. Bu ekmek Çorumlular tarafından o kadar çok sevilir ki şehirlerde de artık yapılmaya başlandı. O nedenle ben de bu yaşıma kadar hiç yufka ekmeksiz kalmadım.”

    “DOKTORUM, KÖYDE YAŞAMAM GEREKTİĞİNİ SÖYLEDİ”

    Perihan Samut ise ‘karagöz’ adlı yeşilliğin hamur içerisine konulduktan sonraki aşamasında devreye giriyor.

    Doğal taş ile örülmüş sac fırınının başında oturan Perihan Samut, Tüm ekmekleri odun ateşinde pişiriyor. 1 sene bayatlamayan sac ekmeği ürettiklerini söyleyen Samut, pandemi öncesinde Ankara’da yaşadığını belirterek “Geçmişte köye sadece yazları gelirdik. Salgınla birlikte köyün de değerini anladık. Ayrıca astım hastasıyım. Doktoruma da köyde bulunduğum sürede hiç ilaç kullanmadığımı ilettim. Doktor da burada yaşamam gerektiğini söyledi. Artık hastalık bitse de kışın iki aylığına şehre döneriz. Burada bostan ekip, kışlık ekmeğimizi yapma olanağımız da var” şeklinde konuştu.

    “ARTIK SUYUMUZ DA DEĞİRMENİMİZ DE YOK”

    Ekibin üçüncü çalışanı Cevahir Samut ise Katmer’in hazırlanış sürecini anlattı. Samut, katmerin içerisine tereyağını gezdirdikten sonra tercihe göre haşhaş ya da ceviz eklendiği bilgisini verdi. Cevahir Samut, lezzetli bir Katmer için hamura biraz süt ve çok az miktarda tuz ile şeker eklediklerini de söyledi.

    Tüm evlerin ekmek ihtiyacını toplu halde yaptıklarını anlatan Cevahir Samut, her evin Katmer ve Yanıç ihtiyacının 1 saat sürdüğünü anlattı.

    Ekibin en deneyimli ismi olan Cevahir Samut, kullanılan unu artık kendilerinin üretemediğini söyleyerek hamurunu açarken şunları anlattı:

    “Önceden tarladan çıkarttığımız ekinleri götürüp değirmene öğütürdük. Yani unu tümüyle kendimiz yapıyorduk ama şimdi ekini fabrikaya götürüp bırakıyoruz. Ardından unumuzu alıp köye dönüyoruz. O eski değirmenler bitti. Geçmişte su değirmenlerimiz vardı. Artık suyumuz da yok. Köyde su da kurudu. Eskiden tarlalarımızı rahatlıkla eker sulardık. Artık evlerimize dahi su bulamıyoruz. Sabah 8’de sular geliyor 10’da ise kapanıyor. Yakınımızda Ethem Sarısülük’ün köyüne ise 3 günde bir su veriliyor.”

    Eren GÜVEN-Melis CİDDİOĞLU/ÇORUM

  • Polisin başından vurarak öldürdüğü Ethem Sarısülük unutulmadı

    Polisin başından vurarak öldürdüğü Ethem Sarısülük unutulmadı

    PİRHA-Gezi direnişinde polis saldırısıyla hayatını kaybeden Ethem Sarısülük, polis tarafından vuruluşunun 8. yılında anılıyor.

    Gezi eylemleri sırasında 1 Haziran 2013’te Ankara Kızılay Meydanı’nda Polis Ahmet Şahbaz tarafından vurulan ve kaldırıldığı hastanede 12 Haziran’da beyin ölümü gerçekleşen, 14 Haziran’da da yaşamını yitiren Ethem Sarısülük anılıyor.
    Liseden sonra yaşamı işçilikle geçen Sarısülük, Gezi direnişiyle birlikte talepleri için sokağa çıkan milyonlar arasında yer almıştı.

    Sarısülük’ü, Kızılay’da başından vuran Ahmet Şahbaz’a, “Haksız tahrik altında adam öldürmek” ve “Kamu görevine ait araç ve gereçleri suçta kullanmak” suçundan 7 yıl 9 ay 10 gün hapis cezası verilmişti.

    Karar daha sonra Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından usulden bozulmuştu. Yeniden görülen dava sonrası Şahbaz’a, “Meşru müdafaada kastı aşarak ölüme neden olma” suçundan 1 yıl 4 ay 20 gün hapis cezası verdi. Hapis cezası, 10 bin 100 lira adli para cezasına çevrildi. Polis Ahmet Şahbaz, “çektim sıktım kafasına üç tane” demişti.

    ETHEM SARISÜLÜK KİMDİR? 

    11 Temmuz 1986 yılında Çorum’un Sungurlu ilçesinde Türkmen Alevi bir ailenin çocuğu olarak doğdu. 1991 yılında ailesi ile birlikte Ankara’ya göç ettiler. Babası Muzaffer Sarısülük edebiyat öğretmeniydi. Ancak çeşitli nedenlerle öğretmenlikten istifa ederek Çorum’un kırsalında tek başına yaşamaya başladı. Babası teknolojiden uzak ve vejetaryen bir yaşam sürdürmektedir. Annesi Sayfı Hanım temizlik işleri ile geçimini sağlamaktadır. Üç erkek bir kız kardeşiyle yoksul bir çocukluk geçirdi. İlkokulu Kınık İlköğretim okulunda tamamladı ve lise öğrenimine Abidinpaşa Endüstri Meslek Lisesi’nde başladı; ancak devam edemedi. Ardından Tuzluçayır Lisesi’nde eğitime başladı; ancak ikinci sınıfta bıraktı. Bu okuldayken parasız eğitim protestoları esnasında gözaltına alındı. Liseden sonra kargoculuk, hamallık gibi işlerde çalıştıktan sonra kaynak işçisi olarak OSTİM’de çalıştı. Bir dönem Hakkâri’de bir karakol inşaatında çalıştı.

    1 Haziran’da Gezi Parkı protestolarında polis memuru Ahmet Şahbaz’ın açtığı ateş sonucunda başına isabet eden bir kurşunla yaralandı. Birkaç gün içerisinde tüm organları iflas etti ve 14. günün sonunda yaşamını yitirdi. Ailenin suç duyurusunda bulunmasından 7 gün sonra olay yerinde keşif yapıldı.

    Cenazesi otopsisinin yapılması için Keçiören Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Uzmanlar dışında ailenin avukatları Kazım Bayraktar ile Teoman Özkan ve savcıyla birlikte bir gözlemci uzman katıldı. Otopsi fotoğraf ve video olarak kaydedildi. Beynine saplanmış 9 mm çapında bir mermi çıkartıldı. Merminin 4.8 metreden ateşlendiği öngörüldü. Ailesi organlarını bağışlamak istedi; ancak otopsi nedeniyle kullanılamayacak hale gelen organlar nedeniyle bu istek gerçekleşmedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ethem Sarısülük mezarı başında anıldı, lokmalar paylaştırıldı

    Ethem Sarısülük mezarı başında anıldı, lokmalar paylaştırıldı

    PİRHA- Gezi direnişi sırasında polis kurşunuyla öldürülen Ethem Sarısülük, mezarı başında anıldı. 

    Gezi direnişinde Ankara Güverpark’ta Ahmet Şahbaz isimli polis memuru tarafından vurularak öldürülen Ethem Sarısülük, ölümünün 8. yıldönümünde mezarı başında anıldı.

    Sarısülük’ün Çorum’un Sungurlu ilçesinin Beylice köyündeki mezarı başında gerçekleştirilen anmaya siyasi parti temsilcileri, ailesi ve Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi yöneticileri katıldı.

    Köy Mezarlığı’na yürüyüşün ardından mezar başında yaşamını yitiren devrimciler için saygı duruşunda bulunuldu. Anmadan sonra Beylice Köyü Cemevi’nde lokmalar paylaştırıldı.

    PİRHA/ÇORUM

  • Ethem Sarısülük anmasında en az 9 kişi gözaltına alındı

    Ethem Sarısülük anmasında en az 9 kişi gözaltına alındı

    PİRHA-Güvenpark’ta polis kurşunuyla öldürülen Ethem Sarısülük için yapılmak istenen anmada en az 9 kişi gözaltına alındı.

    Ankara’da Gezi direnişi sırasında Güvenpark’ta polis kurşunuyla öldürülen Ethem Sarısülük için yapılmak istenen anmaya polis müdahale etti, en az 9 kişi gözaltına alındı.

    Gezi direnişi eylemlerinde, 1 Haziran 2013 tarihinde Ankara’da polis kurşunuyla hayatını kaybeden Ethem Sarısülük öldürülüşünün 8. yıl dönümünde anılmak istendi. Ethem Sarısülük’ün polis tarafından vurulduğu Güvenpark’ta anma töreni yapılmasına polis tarafından engellendi. Çevik kuvvet ile kitle arasında bir süre devam eden tartışmanın ardından  polis anmaya gelenlere saldırdı. Güvenpark’tan Yüksel Caddesi’ne kadar ara ara devam eden müdahale ile anmaya gelenlerden en az 9 kişi gözaltına alındı.

    Gözaltıların ardından ailesi, yakın arkadaşları, İHD, DAD’ın katılımıyla Ethem Sarısülük’ün vurulduğu yerde karanfil bırakıp saygı duruşu ile anma yapıldı.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Berkin’e, Ali İsmail’e, Ethem’e hepsine selam olsun’

    ‘Berkin’e, Ali İsmail’e, Ethem’e hepsine selam olsun’

    PİRHA – Gezi Davası’nın bugün Silivri’de görülen 6‘ncı duruşmasından yargılanan tüm isimler için beraat kararının verilmesi başta Silivri’de mahkemeyi izlemeye giden ‘Ben de Oradaydım, Gezi’de olmak suç değil! Gezi yargılanamaz’ diyen binlerce insan olmak üzere sevinç ve coşkuyla karşılandı.

    Gezi davasının görüldüğü mahkeme çıkışında ağırlaştırılmış müebbet cezası istemiyle yargılanan Taksim Dayanışması’ndan Yüksek Mimar Mücella Yapıcı, “Demek ki neymiş? Gezi yargılanamazmış. Gezi yargılanamaz. Gezi onurdur. Gezi kirletilemez” dedi.

    Mücella Yapıcı ayrıca, “Berkin’e, Ali İsmail’e nerede o katil? Ethem’e, Abdullah’a, Ahmet’e, Medeni’ye, Hasan Ferit’e hepsine, hepsine selam olsun” diye konuştu.

    Silivri’de duruşmayı takip eden kitle, beraat kararının ardından ‘Her yer Taksim, her yer direniş, yaşasın devrimci dayanışma’ sloganları ve alkışlar eşliğinde yürüdü.

    (HABER MERKEZİ)

  • Direnişleri şiirleştiren Adnan Yücel Ankara’da anıldı-VİDEO

    Direnişleri şiirleştiren Adnan Yücel Ankara’da anıldı-VİDEO

    PİRHA – Mamaklılar, ölümsüzlüğünün 17. yılında Şair Adnan Yücel’i anmak için bir araya geldi.

     Sosyalist Şair Adnan Yücel ölümünün 17. yılında sevenleri tarafından anıldı. Alınteri dergisi tarafından yapılan anma Ankara Mamak’taki Hacı Bektaş Veli Parkı’nda düzenlendi.

    Adnan Yücel’in yaşamından kesitlerin aktarıldığı anmada Alınteri çalışanı Zarife Çamalan da bir konuşma yaptı. “Adnan Yücel, devrimcilerin direnişlerini yazdı” diyen Çamalan, konuşmasını şu cümlelerle sürdürdü:

    “Düşünün ki tank ve postallar altında bütün bir ülke ezilmiş ve sindirilmişken, dışarıda yaprak kımıldamazken, başladı şiirlerine. Devrimcilerin direnişlerini yazdı ‘O’. Öyle ki gelecek olan baharın haberciliğini yaptı. ‘Şiirler doğacak kıvamda’ dedi önce cezaevi direnişlerini destanlaştırdı. Dışarıda yaprak dahi kımıldamazken ‘Bir tutam kır çiçeğinin’ hayata tutunuşlarını anlattı.

    Sadece cezaevi direnişlerini mi anlattı Adnan Yücel? Hayır! O umudu da anlattı. İşçi sınıfının patronlara karşı direnişlerini anlattı sık sık. Her direnişe bir şiir sığdırdı. Bu toprakların evladı oldu, efsanelerini şiirleştirdi. Ateşin ve Güneşin Çocuklarını anlattı.

    Adnan Yücel bu toprakların yazılmayan hikayesini yazdı şiirleriyle. Şairler şiirlerini yaşadığı sürece yaşarlar.”

    Konuşmanın ardından Şair Bayram Kaya, Ethem Sarısülük anısına yazdığı şiiri okurken Grup Devinim, Edip Gözeger, Yoldaşça Türküler ve Grup Dalga ezgiler seslendirdi.

    PİRHA/ANKARA   

     

  • Ethem Sarısülük, Çorum Beylice Köyü’nde mezarı başında anıldı

    Ethem Sarısülük, Çorum Beylice Köyü’nde mezarı başında anıldı

    PİRHA- Gezi direnişi sırasında polis kurşunuyla vurularak hayatını kaybeden Ethem Sarısülük, mezarı başında anıldı. 

    Gezi Direnişi sırasında 1 Haziran’da Ankara’da polis kurşunuyla vurulan Ethem Sarısülük 14 gün yoğun bakımda kaldıktan sonra yaşamını yitirmişti. Arkadaşları ve ailesi Sarısülük’ü Çorum Sungurlu Beylice Köyü’nde mezarı başında andı.

    Köy Mezarlığı’na yürüyüşün ardından mezar başında yaşamını yitiren devrimciler için saygı duruşunda bulunuldu.

    “KATİLLERE KARŞI CEZASIZLIK POLİTİKASI SÜRÜYOR”

    Anmada ilk söz alan Alınteri temsilcisi, “Gezi Direnişi’nden ve Ethem Sarısülük’ün katledilmesinden beri 6 yıl geçti. Gezi’de yaşamını yitirenlerin katillerine karşı cezasızlık politikası sürerken, bugün Gezi Direnişi’ne katılanlara ceza verilmeye çalışılıyor, davalar açılıyor. Gezi Direnişi yargılanamaz. İşçilerin sesini sanatıyla duyurmaya çalışanlar da yargılanıyorlar. Bunlardan biri de Alpay. En son Deniz Gezmişler, Yusuf Aslanlar, Hüseyin İnanlar için, Gezi’de katledilenler için yaptığı müzikler nedeni ile soruşturma açıldı. Alpay “Gezi’yi savunmak teröristlikse, teröristiz” diyerek sanatının arkasında durdu. Anmaya davet ettik. İş yoğunluğu nedeni ile katılmadığını, özellikle Sayfi Anne’ye çok selam söylediğini iletti” diye konuştu.

    “TARİHE ADLARINI YAZDILAR”

    Ethem Sarısülük’ün avukatı Kazım Bayraktar ise Gezi’de ölümsüzleşenlerin adlarını tarihe yazdırdıklarına vurgu yaptı. Bayraktar şöyle devam etti:

    “Sınıflar mücadelesi tarihinde milyonlarca Ethem kaybettik. Birçoğunun ismini bilmeyiz. Bizim için isimsiz kahramanlar oldular. Bazıları çok daha şanslıdır. Tarihin tam dönüm noktasında halkların önüne düştüklerinde, ölümsüzleştiklerinde isimlerini tarihe yazdırırlar. Gezi’de ölümsüzleşen yoldaşlarımız tarihe adlarını yazdırdılar. Çok şanslı ve çok onurlular. 2013 Türkiye egemen sınıfları içinde bir sarsılma yarattı. O günlerin hala etkili olduğunu, iktidar blokları tarafından nasıl sarsıcı olduğunu Gezi davalarının iddianamelerine bakınca görüyoruz. Örgütsüz, kendiliğinden bir halk isyanıydı ve yeniden yaşanmasından korkuyorlar.”

    (HABER MERKEZİ)

  • 6. Yılında Ethem Sarısülük anıldı: Haziran ruhu dışında seçenek yok-VİDEO

    6. Yılında Ethem Sarısülük anıldı: Haziran ruhu dışında seçenek yok-VİDEO

    PİRHA – Polis Ahmet Şahbaz tarafından silahla öldürülen Ethem Sarısülük, ölümünün 6. yılında, vurulduğu yerde anıldı. Sarısülük ailesinin avukatı Kazım Bayraktar, polis Şahbaz’ın mahkemeye perukla getirildiğini hatırlatıp “Cumhuriyet tarihinde gizli sanık uygulamasına da tanık olduk. Darbe girişiminden sonra binlerce asker ve polis peruk taktı mı? Zamanın başbakanı ‘polisi yedirtmeyiz’ demişti. Sayfi ana, katilin peruğunu düşürmekle yargınız ve devletin de maskesini düşürmüştü” dedi.

    Gezi direnişi sürecinde polis memuru Ahmet Şahbaz tarafından silahla başından vurularak öldürülen Ethem Sarısülük, vurulduğu yer olan Güvenpark’ta anıldı.

    Altıncı yıl anmasına birçok siyasi partinin yanı sıra dernek ve meslek örgütlerinden temsilciler de katıldı.

    Kitle, gezi sürecinde yaşamını yitirenlerin fotoğraflarını taşıyarak saygı duruşunda bulundu.

    Kitle örgütleri adına kaleme alınan basın metnini Zarife Çamalan okudu.

    “Gezi direnişi, bedenlerini ‘birkaç ağaca’ siper edenlerin yükselttiği çığlığın tetiklediği büyük bir toplumsal isyandı” denilen metinde şu ifadelere yer verildi:

    “Bu isyan, yağmacı-talancı politikaların uygulayıcısı siyasi iktidarın topluma giydirmeye çalıştığı deli gömleğinin parçalanmasıydı.

    Baskıcı-despotik-gündelik hayatın dinci-gerici-faşist ideoloji temelinde yeniden örgütlenmesi dayatmalarının yarattığı toplumsal öfke; tüm bir ülkeyi saran, paylaşma ve dayanışmayla yoğrulmuş, genç, coşkulu bir isyanın ebeliğini yapmıştı.

    Faşizmin toplumu istediği kalıplara dökmek için getirdiği yasaklara, derinleştirdiği denetim ve kontrol mekanizmalarına, kent meydanlarının emekçilere yasaklanmasına ve kadınları-gençleri istediği kalıplara dökme saldırılarına karşı birikmiş ne kadar öfke varsa hepsi zincirinden boşalmıştı. Ve  nefessiz bırakılma halinin parçalandığı bir soluk borusuna dönüşmüştü.

    Gezi, her iki halde de bir kentin, bir ülkenin akciğerlerine sahip çıkmasıydı.

    Ethem yoldaş gibi gelecek düşü kurabilen işçi ve emekçi çocukları, Berkin, Medeni, Mehmet, Hasan Ferit, Ahmet, Abdullah, Ali İsmail, toplumun acılarını, öfkelerini, özlem ve beklentilerini yüreklerinin ta içinde hissederek en önde yer aldılar. Ölüm korkusunu, tüm kaygıları ayaklarının altına alarak en öne atıldılar. Geriden gelenlere yol açtılar.”

    “GEZİ, BAŞKA BİR DÜNYANIN MÜMKÜN OLABİLECEĞİNİ HİSSETTİRDİ”

    “Gezi, bir ülkede işçi ve emekçilerin ön yargılarından, dayatılan değerler sisteminden, disiplin anlayışı ve öğretilmiş alışkanlıklarından uzaklaşmalarının; ön yargısızca bir arada yaşamalarının, paylaşma ve dayanışmalarının; başka bir dünyanın, başka toplumsal ilişkilerin mümkün olabileceğini hissettirdi.

    Gezi’de yakalanan bu soluk, oluşan bu toplumsal hafıza bugüne kadar içten içe yaşadı, fırsatını bulduğu her anda kendisini bir şekilde hissettirdi.

    O günlerde dayatılan o cendereyi kıramamış olabiliriz. Hatta o cendere şimdi bütünsel bir ifadeye kavuşturulmaya çalışılan bir rejim değişikliği biçimini almış olabilir. Fakat Gezi ve ortaya çıkardığı toplumsal dinamikler, oluşturduğu hafızanın yarattığı korku, inşa edilmeye çalışılan faşist rejimin dikiş tutamamasında da görüldüğü gibi alttan alta işleyen bir dinamik olmaya devam ediyor.

    Bu açıdan da Gezi aslında burjuvazi ve siyasi temsilcilerinin yaşadıkları büyük kırılmanın adıdır. O kırılmadan sonra gerek kendi içlerindeki çelişkiler gerekse işçi ve emekçilerle yaşanan çelişkiler keskinleşmiştir. Yeni rejimin inşası için rıza üretemez hale gelinmiş, sistemi onaylatmak için gerekli tüm meşru mekanizmalar hoyratça rafa kaldırılmıştır. Sandıkta ifade bulan temsili demokrasinin tüm yasal gerekleri hiçe sayılmış, onunla sağlanan sözüm ona meşruluk değil, açık dayatma ve zorbalık temel hareket biçimi haline gelmiştir. Gezi burjuvazi ve temsilcilerinin içinde bulundukları krizin boyutlarını gösterdiği kadar bu krizi derinleştiren özel bir dinamik olmuştur.

    Şimdi bu ruhu kolektif bir mücadele programı ve birleşik mücadelenin katığı yapma zamanıdır.

    Gezi direnişi yargılanmak isteniyor. Gezi direnişinde öne çıkanlara davalar açılıyor, Gezi davasında yargılanmaya çalışılanlar sadece bir kaç isim, bir kaç kişi değildir. Yargılanmaya çalışılan Gezi direnişine “Artık yeter” diyerek katılan milyonlardır. Yani bizleriz. 24-25 Haziranda Silivri’de görülecek olan Gezi davasını hepimiz sahipleniyoruz ve diyoruz ki; Gezi yargılanamaz. Tüm halkımızı 24-25 Haziranda Silivri’de görülecek olan Gezi duruşmalarını sahiplenmeye davet ediyoruz.

    Devlet terörünün bizleri nefessiz bırakmayı hedeflediği;

    Hayat pahalılığının mutfaklardaki yangını büyüttüğü;

    İşsizlik ve yoksulluğun iliğimize oturduğu;

    Savaş politikalarının, şovenizm ve halklar arası düşmanlığın körüklendiği;

    Tüm bir yaşamımızın tecrit altına alınmaya çalışıldığı;

    Tek tipleşmemizin dayatıldığı;  koşullarda;

    Daha fazla Gezi, daha fazla Haziran ruhu ve daha fazla Ethem’leşmek dışında bir seçeneğimiz yok.

    Tarih bizden bunu bekliyor.” 

    “DARBECİ ASKER VE POLİSLER DAHİ PERUK TAKMADI”

    Açıklama sonrasında söz alan Avukat Kazım Bayraktar, Ethem Sarısülük’ü vuran polisin olaydan sonra 23 gün gizlendiğini ifade ederek şunları söyledi:

    “Zamanın başbakanı ‘polisi yedirtmeyiz’ demişti. ‘Yedirtir misiniz yedirtmez misiniz görelim bakalım’ dedik ve hep birlikte mücadeleye devam ettik. Sonuçta gizledikleri polisin kimliğini açıklamak ve savcıya teslim etmek zorunda kaldılar. Tutuklamadılar ama. Bu sistemin adaletini nasıl teşhir etmiştik hatırlarlar mısınız? İlk duruşmaya perukla getirmişlerdi katili. Yüzünü gizleyerek. Cumhuriyet tarihinde bugüne kadar gizli sanık uygulamasına tanık olmadık. Bakın darbe girişiminden sonra binlerce asker ve polis peruk taktı mı? Ama Sayfi ana duruşmada katilin maskesini düşürdü. Yargınız ve devletin de maskesini düşürmüştü.”

    “KORKULARI, GEZİDEKİ BİRLEŞİK HALK MECLİSİ NİTELİĞİDİR”

    Anmaya katılan HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni ise “Biz buradayız, onların bıraktığı yerden mücadeleye devam ediyoruz” diyerek şöyle devam etti:

    “Fakat Gezi’deki onur ve insanlığa acımasızca saldıran ve yoldaşlarımızı katleden, onları yaralayıp sakat bırakanlar bugün karanlık çukurlarda çıkış için çare arıyorlar. Karanlık ve faşist sistemlerinin kurtuluşu için yol ve yöntem bulmaya çalışıyorlar. Gezi isyanından korkuları, gezideki birleşik halk meclisi niteliğidir. Gezi’den korkuların en büyük sebebi onların yarattığı korku iklimine karşı cesaretin başkaldırısı olmasıdır. İşte bu yüzden AKP-MHP faşist koalisyonu bugün bile gezi ile hesaplaşmaya çalışıyor. Çünkü bir kez halkların birleşik mücadelesi sokağa çıktıktan, korkunun barikatları yıkıldıktan, özgürlüğün yolu açıldıktan sonra faşizm yıkılmaya mecburdur. Faşizm barikatları yok olmaya mahkûmdur.”

    PİRHA / ANKARA

     

  • Gezi 6. yılında: Karanlık gider Gezi kalır-VİDEO

    Gezi 6. yılında: Karanlık gider Gezi kalır-VİDEO

    PİRHA- Gezi Parkı eylemlerinin altıncı yıldönümü nedeniyle çok sayıda kişi Taksim’de bir araya gelerek anma etkinliği düzenlemek istedi. Ancak polis yürüyüş yolunu geçen yılda olduğu gibi barikatlarla kapattı.

    Gezi direnişinin 6. yılında Taksim Dayanışması’nın çağrısıyla çok sayıda kişi TMMOB önünde toplandı.

    Yürüyüşe, Gezi eylemlerinde hayatlarını kaybeden Berkin Elvan, Erhem Sarısülük ve Ali İsmail Korkmaz’ın anneleri ile CHP milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Ali Şeker, Ali Haydar Hakverdi ve HDP milletvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, Oya Ersoy, Ahmet Şık, Sedat Şenoğlu TİP milletvekilleri Barış Atay, Erkan Baş  ve Taksim Dayanışması bileşenleri katıldı.

    “Gezi umuttur umut bitmez, karanlık gider Gezi kalır” pankartı açıldı. “Gezi umuttur yargilanamaz”, “Her yer Gezi her yer direniş”, “Bu daha başlangıç mücadeleye devam”, “Direne direne kazanacağız”, “Anaların öfkesi katilleri boğacak” sloganları atan kitle, “Karanlık gider Gezi kalır”, “Gezi şehitleri ölümsüzdür”, “Gezi Silivri’de sığmaz”, “Gezi’yi savunuyoruz” yazılı dövizler ve gezi şehitlerinin fotoğraflarını taşıdı.

    Meşelik Sokak’tan İstiklal Caddesi’ne çıkmak isteyen kitleye polis izin vermedi. Sokak polis tarafından kalkanlarla kapatıldı.

    Taksim meydanına çıkmalarına izin verilmemesine tepki gösteren kitle Meşelik Sokak’ta basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasından önce Gezi şehitleri anısına 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.
    Basın metnini Taksim Dayanışması adına Esin Ceren okudu.

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Gezi Umuttur, Umut Bitmez… Karanlık Gider Gezi Kalır!

    Taksim Gezi parkında başlayıp 80 ile yayılan, ülkemizin en kitlesel ve en barışçıl hareketinin, Haziran Direnişi’nin;

    Abdocan’ın, Mehmet’in, Ethem’in, Medeni’nin, Hasan Ferit’in, Ali İsmail’in ve Ahmet’in hayatları pahasına öne atıldıkları Gezi’nin üzerinden altı yıl geçmiş.

    Biber gazı ve polis şiddeti ile gözlerini kaybeden, büyük bedensel travmalar yaşayan arkadaşlarımızın yeni yeni iyileşip hayata dönebildikleri koskoca altı yıl.

    Ölümlere ve yaralanmalara yol açan polis şiddetinin açılmayan soruşturma dosyalarında, takipsizlik kararlarında, hafifletilen cezalandırmalarında yaşanan büyük adaletsizliklere rağmen; anıları hep taze, mücadeleye ve hayata dair azimleri hep omuz başımızda.

    Bugün Gezi direnişinin altıncı yıl dönümü. Çok kısa ve çok uzun bir altı yıl. Berkin’in ömrünün neredeyse yarısı kadar uzun! Ülkemizin yüzlerce yıllık özgürlük ve eşitlik mücadelesi için kısacık bir zaman dilimi…

    Geçen bu altı yıl en açık biçimiyle göstermiştir ki, Gezi direnişinde cisimleşen değerlerden ne kadar uzaklaşılıyorsa, ülkemiz o kadar karanlığa gömülüyor.

    Gezi’nin değerlerinden uzaklaşılan her an ve uzaklaştıran her tutum ülkedeki loşluğu zifiri karanlığa doğru evriltiyor.

    Kibir ile özverinin, şatafat ile sefaletin, öfke ile sevginin ülke aynasındaki yansıması büyük bir tezata doğru yol alıyor.

    Ekonomik kriz; sosyal, siyasal ve kültürel bir krize dönüşürken, ortaya çıkan yoksulluk; işçilerin, emekçilerin en çok da yoksul evlerindeki kadınların sırtına biniyor.

    Birkaç oy daha fazla almak için hukuku, adaleti, demokrasiyi, hatta vicdanı ayaklar altına almaktan çekinmeyen bir anlayış, toplumun dokusuna nüfuz etmeye devam ediyor.

    Ülkemiz Gezi direnişinin yaratıcılığından, enerjisinden, duygusundan ne kadar uzaklaşıyorsa o kadar karanlık dipsiz bir kuyuya doğru yol alıyor.

    Ölümcül biber gazı fişeklerinin ülkede yarattığı boğucu sisin dağılması için ne yazık ki sadece zamana değil büyük bir mücadeleye de ihtiyaç var.

    Bencillik, çıkarcılık, güçlüden yana olmak; sömürüye, hukuksuzluğa, adaletsizliğe sessiz kalmak meşru ve olağan hale getirildi. Ülkenin kaynaklarını talan etmek, geleceğine ipotek koymak, üretmemek, paylaşmamak ve talan düzeninden yana olmak doğal bir tutum olarak algılanır oldu.

    Anayasal haklarını, demokratik ve barışçıl gösteri haklarını kullanan binlerce insanı yargılamak, yüzlercesine ceza vermek yetmemiş Olacak ki, daha önce mahkeme kararı ile beraat etmiş olan Taksim Dayanışması’na bir kez daha ve bu defa müebbet hapis istemiyle dava açılmış durumda.

    Öncesindeki onlarca dava da olduğu gibi olmayan suçlar yaratılıp olmayan delillerle cezalandırma hazırlığı yapılıyor. Taksim Dayanışmasını, daha doğrusu bu ülkenin özgürlük umudu Gezi’yi suç kapsamına sokup, bundan sonra hiç kimsenin muhalefet etmeye cüret edememesi murat ediliyor.

    Oysa herkesin, hepimizin çok iyi bildiği gibi, Gezi Umuttur, Umut Bitmez!

    Şehir meydanındaki tek parkı AVM’li kışla yapmak isteyen doğa ve kent talancısı zihniyet gider. Sömürüye dayalı sermaye düzeni Kapitalizm gider…

    Yalancılık, çıkarcılık, riyakârlık gider. Hırsızlık ve uğursuzluk gider…

    Savaş çığırtkanları gider. Gericilik, mezhepçilik, ırkçılık gider. Kadın düşmanları, Göçmen karşıtları, homofobikler gider…

    Fetva veren şeyhler, hacamatçılar ve sülükçüler gider, karanlık sokaklardaki palalı, sopalı saldırganlar gider…

    Ankara’nın meydanında, Gülsuyumun, Uice’nin sokaklarında kurşun Sikan katiller gider. Otobanlarda arabaları öldüresiye kullananlar gider. Antakya’nın Armutlu’sunda biber fişekleri ile gençleri öldüren caniler gider…

    Emirleri uygulayan İçişleri Valiler, Emniyet Müdürleri gider ve herkes bilsin ki emri ben vecdim diyenler de gider, Ama GEZİ kalır!

    Tüm bu kötülüklerin, şiddetin ve hukuksuzluğun hesabım soracak, yargılanmalarını sağlayacak olan GEZİ kalır!

    Çünkü Gezi Umuttur, Umut Kalır!

    Dayanışma kalır. Paylaşma kalır, emek kalır.

    Paranın geçmediği komünler, bir günde oluşturulan kütüphaneler, özveriyle hasta bakan revirler kalın…

    Gençlerin enerjisinin, öfkesinin, coşkusunun yansıdığı konserler, tiyatrolar, şenlikler kalır…

    Doğrudan demokrasinin işletildiği forumlar, cinsiyet eşitsizliğini reddeden toplantılar kalır…

    Yeryüzü sofraları, alternatif medya kanalları kalır.

    Tribünlerden caddelere ” biber sesleri kalır…

    Duvar yatan gençten biz de varit diyen LGBTI bireyler kalır…

    Annelerin zinciri. Kürtlerin halayı, horonu, Trakya’nın karşılaması, Ege’nin zeybeği kalır…

    Duran kadınlar, piyano çalan müzisyenler, sokak çalgıcıları kalır…

    Laikliğin önemine ve ancak demokratik rejimlerde bulabileceğine dair bir miras kalır…

    Kadınlai’i(i, gençlerin, işçilerin, yoksulların, ötekileştirilenlerin taşıdığı meşaleler kalır…

    Gezi’de simgeleşen değerlerle özdeşleşen yitirdiğimiz canlar, ülkenin geleceğini aydınlatan birer deniz feneri olarak kalır…

    Her açıklamamızda ve her tekrarladığımız gibi:

    Bizler, Taksim Dayanışması ve Gezi Direnişi’nde demokratik ve barışçıl tepkisini gösteren milyonlarca yurttaş olarak;

    2012 yılının şubat ilk toplantımın yaptığımı: andaki taleplerimizin de,

    Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesildiği ve çadırlarımızın yakıldığı günlerdeki tepkimizin de,

    Gencecik çocuklarımıza kıyan polis şiddetinden hesap tutumumuzun da, parklarda, meydanlarda, sokaklarda özgürlük, demokrasi ve insanca için direnen milyonların taleplerinin de kararlılıkla arkasında durmaya devam ediyoruz,

    Bu taleplerimizi bir kere daha dillendirmek ve savunmak için herkesi 23-24 Haziran’da Silivri duruşma salonlarında görülecek GEZİ davasına bekliyoruz.

    Çünkü biliyor ve inanıyoruz ki, Gezi Umuttur, Umut Bitmez… Karanlık Gider, Gezi Kalır…”

    Açıklamanın ardından söz alan, Gezi Parkı davasının sanıkları arasında yer alan avukat Can Atalay, “27 Mayıs 2013’ten bu yana Türkiye’nin her yeri Taksim’dir, her yer direniş ­alanıdır. Gezi tüm yurttaşların, müşterek kamusal bir alanı korumak için kendi sebepleriyle sokağa çıkmasıdır. Gezi’nin karalanmasına izin vermedik vermeyeceğin. Adaletsizliğin, sarayı, zulmü çok uzun sürmez. Bu toprakların eşitlik, adalet, özgürlük talebi Gezi’dir” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Mamak Platformu Girişimi: Gezi, ötekileştirilen herkestir – VİDEO

    Mamak Platformu Girişimi: Gezi, ötekileştirilen herkestir – VİDEO

    PİRHA – Mamak Platformu Girişimi, Gezi direnişinin 6. yıldönümünde bir araya gelerek Tuzluçayır meydanında yaşamını yitirenleri andı.

    Mamak Platformu üyeleri, Gezi eylemlerinde yaşamını yitirenler için önce saygı duruşunda bulundu, ardından ise basın açıklaması yaptı.

    Kurumlar adına ortak metini Zarife Çamalan okudu. Çamalan “2013’ün Mayıs ayının son günlerinde İstanbul’un ciğerlerini sökmeyi, tarihini yağmalamayı ifade eden bir saldırının düğmesine basılmıştı diyerek şöyle devam etti:

    “Bu saldırı karşısında bedenlerini ağaçlara siper ederek tutum alanların üstüne şiddeti giderek artan polis terörüyle gidilmişti. Gezi’deki ağaçların halkın akciğeri olduğunu haykırıp, orayı terketmeyen bu bir avuç insanının üzerine TOMA’lar, coplar, gaz bombaları yağdırılıyordu.

    Söz konusu gözüdönmüşlük, olup bitenleri uzaktan seyreden milyonların her şeyden önce vicdanını harekete geçirmişti. Sonrasını hepimiz biliyoruz… Sessiz milyonlar, meselenin hem birkaç ağaç ama hem de ondan daha fazlası olduğunu bilerek, alanlara akmaya başladı. Gezi, bir halkın isyanına ebelik etmişti. Mayıs ayının son günlerinden başlayarak Haziran’a ve daha sonraki aylara yayılan bir isyanın fitilini ateşlemişti.

    Alanlara akan milyonlar, biriktirdikleri tüm öfkeleri ve talepleriyle kendilerini bedeller pahasına özgürleştirilen kent meydanlarına atıyorlardı. Kimler yoktu ki aralarında… Hakkı yenilmiş, posası çıkıncaya kadar sömürülen, ücretini bile alamayan, çalışması ölümle özdeşleşen işçiler; kaç çocuk doğuracakları, sokakta nasıl yürümeleri-gülmeleri-konuşmaları, nasıl bir işte çalışabilecekleri buyurulan kadınlar; geleceksizlik duygusunun o karanlık dehlizlerinde çıkışsızca dolaşan gençler; sözü-bestesi-senaryosu-sesi istenen kalıba dökülmeye çalışılan aydınlar-sanatçılar; en basit demokratik talepleri için sokağa çıktıklarında ya da seslerini çıkardıklarında karşılarına cezaevleri-polis copu-gözaltı çıkarılan tüm bir halk; hayatlarını kurdukları, sosyal ilişkilerini soludukları mekanlardan zorla koparılarak kentlerin dışına sürülen emekçiler… Kısacası iradeleri teslim alınmaya ve gasp edilmeye çalışılan Türk ve Kürt halkları mevcut sömürü-yağma-talan politikalarına, örülmeye çalışılan faşist hücrelere; dayatılan gündelik yaşam ve alışkanlıklara; ‘makbul’ olarak çizilen tüm zorbaca sınırlara karşı birikmiş ne kadar öfkesi varsa onları, kent meydanlarında kurulan devasa isyan korusunun uyumlu bir sesine dönüştürdü.”

    “GEZİ HALKTI, GEZİ UMUTTU; GENÇTİ, GELECEK BEKLENTİSİYDİ”

    “İnşa edilmeye çalışılan faşist zorbalık düzeninin krizini derinleştiren, onun halk korkusunu kabusa dönüştüren halkın bu isyanı; dayanışmayı, hesapsızlığı, güveni, dostluk ve gelecek umudunu yeniden mayalaması, kapitalist barbarlık düzeninin cenderelerini zorlayarak yeni ilişkiler, anlayışlar, düşünüş ve eyleyiş biçimleri mayalamasıyla ‘başka bir dünyanın’ kapısını aralamıştı. Türkiye’nin hemen tüm illerinde kitleler haftalarca sürecek bir özgürlük rüzgarı ile yıkanmıştı. Onun içinden sınırsız-hesapsız-riyasız ilişkilere duyduğu özlemi dile getirmiş, dayatılan tüm yabancılaşma biçimlerine duyduğu tepkiyi o zincirleri çözerek ifade etmişti.

    Bu büyük anlamlar aynı zamanda Ethem’ler, Berkin’ler, Mehmet’ler, Abdullah Cömert’ler, Ali İsmail’ler, Medeni’ler, Ahmet Atakan’lar, Hasan Ferit’lerin polis kurşunları, gaz bombalarıyla dökülen kanlarıyla buluşmuş, halkın manevi dünyasında sökülüp atılamayacak derinlikte kök salmıştır.

    “GEZİ’Yİ YARGILAMAYA KİMSENİN GÜCÜ YETMEZ”

    İnşa edilmeye çalışılan rejimin tüm dengesini sarsan, krizini derinleştiren bu halk isyanı şimdi birkaç kişinin komplosu olarak yaftalanıp, yargılanmaya çalışılıyor. Yıllar sonra rejimin başındakilerin direktifiyle hazırlanan akıllara zarar bir iddianameyle Gezi’den mağduriyet çıkarmaya çalışıyorlar. Onun bir halk isyanı olduğunu bilmenin korkusu yüreklerini titretirken, bu korkuyu mezarlıkta ıslık çalmak misali ondan büyük bir komplo hikayesi kurarak sıyrılmaya çalışıyorlar.

    Fakat nafile… Onlar da biliyorlar ki bu ülkenin işçi ve emekçileri Gezi’de ciğerlerine çektikleri o temiz havayı halen hücrelerinde taşıyorlar. Fırsatını buldukları her anda da yeni Gezi’ler yaratacak bir enerjiye dönüştürüyorlar.

    Bizler o ruhun yaratıcı-dönüştürücü-kurucu doğasının halkın hafızasından silinmeyeceğini biliyoruz. Gezi’nin bir halkın özgürlük türküsü olduğunu, komplo teorilerine, yargılamalarına sığdırılamayacağını biliyoruz! Onu istedikleri kalıplara sığdırarak kendilerine meşruiyet zemini yaratmaya çalışanlar da biliyor… Bilmiyorlarsa da bir halkın isyanının, direnme hakkının böyle kalıplara sığdırılamayacağını tarih onlara öğretecektir diyoruz.

    Gezi biziz, Gezi ezilen-sömürülen-horlanan-aşağılanan-bu barbarlık sistemi içinde ötekileştirilen herkestir! Onu yargılamaya hiç kimsenin gücü yetmez!”

    PİRHA / ANKARA

     

  • Ethem Sarısülük davası Anayasa Mahkemesi’ne taşındı

    Ethem Sarısülük davası Anayasa Mahkemesi’ne taşındı

    Gezi Parkı Protestolarında öldürülen Ethem Sarısülük ile ilgili dosya, Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Anayasa Mahkemesi’ne 25 sayfalık başvuru dilekçesi ile 19 sayfalık ekler iletildi.

    Gezi Parkı Protestolarında öldürülen Ethem Sarısülük ile ilgili dosya, Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Başvurunun, “polis cinayetlerinin cezasız bırakılması politikasına son verilmesi amacıyla sürdürülen mücadeleye katkı sunması” da amaçlanıyor.

    Ayça Söylemez’in bianet’te yer alan haberine göre protestolarda, polis Ahmet Şahbaz’ın vurarak öldürdüğü Ethem Sarısülük’ün ailesinin avukatı Kazım Bayraktar, bugün Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yaptı.

    Avukat Bayraktar başvuruyla ilgili, “Polis cinayetlerinde siyasi iktidarın yargıya dayattığı cezasızlık politikasının AYM’nde bir kez daha test edileceği bir başvuruda bulunuyoruz” açıklamasını yaptı.

    Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada polis Şahbaz’a verilen ve paraya çevrilen 10 bin 100 lira para cezası Yargıtay’ca bozulmuştu. Mahkeme yeniden görülen davada, Şahbaz’a verilen para cezasının 15 bin 200 liraya “yükseltilmesine” hükmetti.

    “ADİL YARGILANMA HAKKI” İHLALİ

    Anayasa Mahkemesine 25 sayfalık başvuru dilekçesi ile 19 sayfalık ekler iletildi. Dilekçede, “Bu başvurumuzun sonucunda verilecek kararın, Türkiye’de polis cinayetlerinin cezasız bırakılması politikasına son verilmesi amacıyla sürdürülen insani mücadeleye bir katkı olmasını diliyoruz” ifadesi yer aldı. Ayrıca toplam 250 bin lira manevi tazminat talep edildi.

    Ethem Sarısülük’ün annesi Sayfı Sarısülük ile dört kardeşinin başvurucu olarak yer aldığı dilekçede, ailenin, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan “adil yargılanma hakkının” ihlal edildiği belirtildi.

    “İKTİDARIN MÜDAHALESİ YARGILAMANIN SONUNA KADAR SÜRDÜ”

    Avukat Kazım Bayraktar, başvuruda yer alan noktaları ve davanın geçmişinin bianet’e şöyle özetledi:

    “Soruşturma aşamasında dönemin Başbakanı Erdoğan tarafından ‘Polisi yedirmeyiz’ diye açıklama yapıldı. Katil tutuklanmadı. Davaya siyasi iktidar müdahalesi yargılamanın sonuna kadar sürdürüldü.

    “Polis, ilk duruşmaya yüzü peruk, takma bıyık, kaş ve renkli gözlükle gizlenerek getirildi. Duruşma salonunun izleyici bölümü sivil giydirilmiş çevik kuvvet polisleri ile dolduruldu. Duruşma polis tarafından provoke edildi, mahkemenin daveti ile adliyeye gelen tanıklar polisler tarafından darp edildi.

    “Birlikte verdiğimiz mücadele sonucunda polis tutuklandı ve 7 yıl 9 ay 10 gün hapis cezasına mahkum edildi. Karardan sonra, zamanın Başbakanı olan Erdoğan basına yaptığı açılamada kararı veren hakimleri ‘paralel yargı’ olmakla suçlayarak tehdit etti.”

    “MAHKEME BAŞKANINA TENZİLİ RÜTBE, SAVCIYA TUTUKLAMA”

    “Karar Yargıtay tarafından eksik soruşturma gerekçesiyle bozuldu ve Erdoğan’ın beğenmediği mahkemeden alınarak Aksaray’a nakledildi.

    “Tehdit ve baskı altına alınan mahkeme heyeti, yeni ve daha ağır bir tehdide maruz kalmış olmalı ki, kesin olarak verilen nakil kararından sonra, dava dosyası elinde olmadığı halde, önceden tayin edilen duruşma tarihi ve tutukluluğun incelenmesi günü dışında, yasa ve usul dışı gayrı meşru bir duruşma yaparak polisin tahliyesine karar verdi.

    “Ancak yine de siyasi iktidarın hışmından kurtulamadı. Mahkeme başkanı tenzili rütbeyle asliye caza hakimi yapıldı. Savcı tutuklandı. Heyet dağıtıldı.

    “Ankara 6. Asliye Ceza Mahkemesi heyetinin başına gelenler, Aksaray 1. Ağır Ceza Mahkemesindeki bir duruşmada polisin avukatı tarafından duruşma sırasında tehditkar bir biçimde hatırlatıldı ve mahkeme heyeti sesini dahi çıkaramadı.”

    “KASTEN ÖLDÜRME FİİLİ MEŞRU MÜDAFAA SAYILDI”

    “Mahkeme TRT’den bilirkişiler tayin ettirerek taraflı bir rapor düzenlettirdi. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden, Almanya’da bir üniversiteden, Türkiye Psikiyatri Derneğinden alınan bağımsız ve tarafsız raporlara ‘taraflı’ diyerek itibar etmedi.

    “Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün soruşturma aşamasında yargıya müdahale amacıyla dosyaya koyduğu, kimlikleri gizli tutulan iki polise imzalatılmış bir tutanak bilirkişi raporu adı altında Aksaray 1. Ağır Ceza Mahkemesinin kararına dayanak yapıldı ve kasten öldürme fiili meşru müdafaa sayılarak polise sadece para cezası verildi.

    “Varlığı tartışma konusu yapılamayacak kadar açık, çıplak gözle dahi görülebilen bir cinayet, soruşturma ve yargılama süreçlerinde, bağımsız ve tarafsız, uzman bilirkişilerin raporlarına rağmen fiilen ve alenen yok sayıldı.”

  • ‘En fazla beni de oğlumun yanına götürürler’ – VİDEO

    ‘En fazla beni de oğlumun yanına götürürler’ – VİDEO

    PİRHA- Yargıtay, Gezi Direnişi sürecinde Ethem Sarısülük’ü vurarak öldüren polis Ahmet Şahbaz’a verilen 15 bin 200 liralık para cezasını onadı. Duruma tepki gösteren anne Sayfi Sarısülük “Hiçbir çocuğumun hakkını yedirmem” diyerek yeniden hukuki süreç başlatacağını ifade etti.

    Kızılay’da 1 Haziran 2013’te düzenlenen Gezi eyleminde polis Ahmet Şahbaz’ın silahla vurduğu Ethem Sarısülük’e ilişkin verilen para cezası kararı Yargıtay tarafınca onandı. Karara tepki duyan Sarısülük ailesi, yeniden hukuki yollara başvurmaya hazırlanıyor.

    Gelişmelere dair konuşan anne Sayfi Sarısülük, yargının, kolluk kuvvetlerini koruduğunu ifade ederek “Oğlum Ethem o gün hakkını aramaya, parasını almaya gitmişti. Bugüne dek çocuklarım tek bir haram mal yemediler. Hakkını aramak, almak mı suç?” dedi.

    “ÇOCUĞUM BAHARINDA VURULDU”

    Anne Sayfi Sarısülük, polis memuru Ahmet Şahbaz için verilen para cezası için “Hukuki değildir” yorumu yaparak şunları söyledi:

    “Öncelikle belirtmek gerekir ki oğlumu vuran kişi katildir. Bu sebeple verilen karar da hukuki değildir. Ne kadar süre geçerse geçsin toprağa, yavrumun yanına gidene kadar hakkımı arayıp bu davayı tekrardan açtıracağım. Davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşımayı da düşünüyoruz. Her ne yapılması gerekiyorsa onu yapacağım. Çocuğum 26 yaşında tam baharında vuruldu, öldürüldü. Çocuğum yaşayıp gün görecekti. Ben o çocuğu babasız büyüttüm. Genç yaşımda çalıştım, ev işlerine gittim. Yeter ki o çocuklarım kimseye muhtaç olmasın istedim. Tayyip Erdoğan’ın eşi çıkıp temizliğe gitsin bakayım. Onun da evladı var…”

    “HAKKIMIZI ARAMAYALIM MI?”

    Ethem Sarısülük’ün vurulması ardından ailece hak arayışına girdiklerini ve bu nedenlede haklarında birçok soruşturma açıldığını da hatırlatan Sayfi Sarısülük “Ben oğlum için, çocukların da kardeşleri için sokağa çıktı. Bu suç mu? Konuşmasınlar mı? Mecburen çıkıp hak arayacağız” dedi.

    “EN FAZLA BENİ DE OĞLUMUN YANINA GÖTÜRÜRLER”

    Ethem sarısülük’ü vuran polis Ahmet Şahbaz ile adliye salonunda karşılaştığını anlatan anne Sarısülük yaşadıklarını şu cümlelerle anlattı:

    “Adliyede bir kere göz göze geldik. Peruk takıp, makyaj yapmış mahkemeye gelmişti. O an peruğunu düşünmediğim için çok pişmanım. O anda gözlerim karardı ve tansiyonum yükseldi. Cumhurbaşkanı bana ne ceza verirse versin ben her zaman içimdekileri söyleyeceğim. Bu konuda korkum yok. En fazla beni de alır oğlumun yanına götürebilirler.”

    “ÇOCUKLARIMIN HAKKINI YEDİRMEM”

    Para cezası kararının kendilerini çok üzdüğünü ifade eden Sayfi Sarısülük, “O polis hakkında en azından hapis cezası verilirse içimiz rahat edecek” diyerek şunları aktardı:

    “Oğlumu ömür boyu göremeyeceğim. Tenine dokunamıyorum. Yavrumun kokusunu özledim. Bir kuru resim ile avunuyorum. Bir anneye bu yakışır mı? Ben hiçbir zaman çocuklarımın hakkını yedirmedim, yedirmem de. Bu hakkı alacağım. Biz baskıya gelemiyoruz. Kadın olarak hiçbir şeyden de korkmuyorum. Anneler, çocuklarını, katil öldürsün, işkence yapsın diye mi büyütüyor? Bizlerin evlat sorumluluğu var. Bu sebeple davamızın peşindeyiz. Bütün annelere baskı yapıyorlar fakat hangi çocuk olursa olsun hepsi de benim çocuğum.”

    “HUKUKSUZLUK DEVAM EDİYOR”

    Memur Şahbaz için verilen para cezası kararına Ethem Sarısülük’ün kardeşi İkrar Sarısülük de tepki göstererek şunları söyledi:

    “Her zaman hissettiğimiz gibi hukuksuzluk devam ediyor. Devlet hiçbir zaman polisine ceza vermedi. Çünkü başkalarına emsal teşkil etmesini istemiyorlar. Daha önceki yaptığımız açıklamalarda da mahkeme heyetine ‘Eğer siz bunu yaparsanız başka katliamların da önünü açmış olursunuz’ dedik. Nitekim sonrasında birçok gencimizi kaybettik. Bu saatten sonra mücadelemiz farklı aşamalarda yine devam edecek. Hiçbir zaman sinmedik, sinmeyeceğiz de. Ethem’in hakkını o polisten sorana kadar mücadelemizi sonuna kadar devam ettireceğiz.”

     Eren GÜVEN – Cebrail ARSLAN / ANKARA

  • Ethem Sarısülük’ü vuran polise ödül gibi ceza

    Ethem Sarısülük’ü vuran polise ödül gibi ceza

    Yargıtay 1. Ceza Dairesi, Gezi Direnişi sırasında Ethem Sarısülük’ü başından vurarak öldüren polis Ahmet Şahbaz’a verilen 15 bin 200 liralık para cezasını onadı.

    Ethem Sarısülük, 1 Haziran 2013 tarihinde Kızılay’da düzenlenen eylem sırasında polis Ahmet Şahbaz’ın silahından çıkan kurşun sonucunda hayatını kaybetti.

    Ankara Emniyeti tarafından saklanan Şahbaz, 24 Haziran 2013’te adliyeye polis ordusu eşliğinde getirilerek ifade verdi ve sonunda meşru müdafaa gerekçesiyle serbest bırakıldı. Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlayan dava sürecinde de emniyet mahkemeyi ablukaya aldı. Şahbaz, duruşmaya peruk, takma bıyık ve gözlük takarak “gizli” sanık gibi geldi. 7 Temmuz 2014’te tutuklanan Şahbaz, 3 Eylül 2015’te tahliye edildi. Mahkeme, dava sonunda Şahbaz’a 7 yıl 9 ay 10 gün hapis cezası verdi. Ancak Yargıtay kararı usulü eksiklikler gerekçesiyle bozdu. 6. Ağır Ceza Mahkemesi, adli tatildeyken nöbetçi heyet tarafından dosya güvenlik gerekçesiyle Aksaray’a gönderildi.

    Aksaray 1. Ağır Ceza Mahkemesi, sanığı hiçbir duruşmaya getirtmedi. Bu duruşma sonunda Şahbaz’a “taksirle ölüme neden olmak suçundan 10 bin 100 TL adli para cezası verildi. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, cezayı az bularak kararı bozdu. Aynı mahkeme, cezayı 15 bin 200 TL’ye çıkardı. Sarısülük ailesinin avukatı Murat Yılmaz, cezanın az olduğu gerekçesiyle karara bir kez daha itiraz etti. Ancak Yargıtay 1. Ceza Dairesi, kararın hukuka uygun olduğu gerekçesiyle cezayı onadı. Böylece Sarısülük davasındaki karar kesinleşti.

    Cumhuriyet’ten Alican Uludağ’ın haberine göre, Avukat Murat Yılmaz, karara ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Ethem Sarısülük Kızılay’ın ortasında herkesin gözü önünde Ahmet Şahbaz tarafından vurularak öldürüldü. Dosya Ankara’dan Aksaray’a kaçırıldı. Yargıtay, bir ölüme verilen para cezasını onadı. Protesto hakkını kullanan bir insanın silah kullanan kolluk gücü tarafından öldürülmesinin cezası 15 bin TL. Bu tamamen cezasızlık politikasıdır. Yargı, polisin karıştığı dosyalarda polisi bu şekilde kolluyor. Aynı zamanda Gezi’deki direnişe yönelik verilen bir karar. Tayyip Erdoğan ‘Polise emri ben verdim’ demişti. Aslında siyasi iktidar da buna göre hareket etmiştir. İtirazlarımızı önce Anayasa Mahkemesi, sonra AİHM’ye taşıyacağız. Bu davada haklıyız. Kamuoyu önünde gerçekleşen bir cinayet 15 bin TL ile kapatılamaz” dedi. (HABER MERKEZİ)

  • Ethem Sarısülük’ün babası Muzaffer Sarısülük yaşamını yitirdi

    Ethem Sarısülük’ün babası Muzaffer Sarısülük yaşamını yitirdi

    PİRHA – Gezi Direnişi sırasında Ankara Kızılay Meydanı’nda polis tarafından vurularak öldürülen Ethem Sarısülük’ün babası Muzaffer Sarısülük yaşamını yitirdi. Sarısülük, 22 Aralık Cumartesi günü öğlen saatlerinde Çorum Sungurlu Beylice Köyü’nde toprağa sırlanacak. Sarısülük, 30 yıla yakın süredir doğada yaşıyordu.

    Gezi Direnişi sırasında Ankara Kızılay Meydanı’nda polis tarafından vurularak öldürülen Ethem Sarısülük’ün babası Muzaffer Sarısülük yaşamını yitirdi.

    Muzaffer Sarısülük’ün cenazesi 22 Aralık Cumartesi günü öğlen saatlerinde Çorum Sungurlu Beylice Köyü’nde toprağa sırlanacak.

    Haberi Muzaffer Sarısülük’ün oğlu Cem Sarısülük sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelerle duyurdu:

    “Bu acı haberi vermek de bana düştü. Babam Muzaffer Sarısülük gece vefat etmiştir. Cenazesi Cumartesi günü öğlen Çorum Sungurlu Beylice köyünde defnedilecektir.”

    Muzaffer Sarısülük edebiyat öğretmeniydi. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden mezundu.

    MUZAFFER SARISÜLÜK’ÜN HİKAYESİ

    1985 yılında ilk olarak Urfa’da öğretmenliğe başlamış. 1989 yılına kadar görev yapmış. Dönemin Başbakanı Turgut Özal’a yazdığı sünnet karşıtı mektubu nedeniyle soruşturma geçirmiş ve bir gün ceza almıştı.

    Urfa’dan sonra Kayseri’ye atanmış. Yarım dönem çalıştıktan sonra da istifa ettiğini belirten dilekçeyi yazıp çıkmış. Ailesi akıl sağlığının yerinde olmadığını iddia ederek hastaneye yatırılmasını sağlamış. Üç ayrı hastaneden de kaçıp mesleğe dönmeyi reddettiği için sonunda istifa ettiği kabul edilmiş. Meslekten ayrıldığında oğulları Cem, Mustafa, ölen Ethem ve adını kendisinin koyduğunu söylediği son oğlu İkrar’ı anneleriyle geride bırakarak Sungurlu’ya köyüne dönmüş.

    Birkaç yıl da köyde yaşadıktan sonra tamamen kendini soyutlamış ve arazide yatıp kalkmaya başlamıştı. Soğuktan korunmak için kendine küçük bir baraka yapmıştı. Küçük bir mangal dışında hiç ateş yakmamış. Nasıl ısınıyorsun sorusuna “Yatağıma yatıyor ısınıyorum” diye cevap vermişti.

    Sarısülük, 30 yıla yakın süredir doğada yaşıyordu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Sarısülük ailesinin evine polis baskını, yazar Temel Demirer gözaltına alındı

    Sarısülük ailesinin evine polis baskını, yazar Temel Demirer gözaltına alındı

    Ankara merkezli gerçekleştirilen operasyon kapsamında, Gezi direnişinde polis kurşunuyla öldürülen Ethem Sarısülük’ün ailesinin evine polis baskın düzenledi, yazar Temel Demirer’in de aralarında olduğu birçok kişi gözaltına alındı.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan operasyon kapsamında, sabah saatlerinde Ankara’da birçok eve polis baskını gerçekleşti.

    Gezi direnişi sırasında Ankara Kızılay’da polis tarafından vurularak öldürülen Ethem Sarısülük’ün evine de polis baskını düzenlendiği bildirildi.

    Ethem Sarısülük’ün kardeşi İkrar Sarısülük, Twitter’dan yaptığı açıklamada polislerin evde arama yaptığını ve ağabeyi Mustafa Sarısülük’ü aradıklarını söyledi.

    MA’nın haberine göre Ankara’da düzenlenen ev baskınlarında Tüm Bel-Sen Merkez Disiplin Kurulu üyesi Nurettin Polat,Aslı Bayramoğlu ve Heval Elçi isimli iki kişi de gözaltına alındı.

    YAZAR TEMEL DEMİRER GÖZALTINDA

    Öte yandan aynı operasyon kapsamında yazar Temel Demirer de sabaha karşı İstanbul’daki evine düzenlenen polis baskınıyla gözaltına alındı.

    Gözaltına alınan Demirer’in Ankara’ya götürüleceği öğrenildi.

    Gözaltı sayısının ise artabileceği belirtiliyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ethem Sarısülük, vurulduğu yerde anıldı: Heval hala bizimle misin?-VİDEO

    Ethem Sarısülük, vurulduğu yerde anıldı: Heval hala bizimle misin?-VİDEO

    PİRHA – Ankara Kızılay’daki polis  ablukasına karşı direnirken polis kurşunuyla başından vurularak  14 Haziran 2013 tarihinde öldürülen Ethem Sarısülük katledilişinin 5. yılında vurulduğu yerde yapılan etkinlikle anıldı.

    Gezi direnişinde, 14 Haziran 2013 günü Ankara Kızılay’da polis tarafından başından vurularak katledilen Ethem Sarısülük, ölümünün 5. yılında vurulduğu yerde anıldı.

    Emek ve meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri, siyasi partiler ve dergi çevrelerinin katılım gösterdiği anmada Ethem Sarısülük’ün vurulduğu yere karanfiller bırakıldı. Anmada sık sık, Gezi şehitleri ölümsüzdür, Katillerden hesabı emekçiler soracak, Her yer Taksim her yer direniş, Anaların öfkesi katilleri boğacak, Bu daha başlangıç, mücadeleye devam, Yaşasın halkların kardeşliği, Yaşasın devrimci dayanışma, Gezi’yi unutma, unutturma, Gezi’de düşene, dövüşene bin selam sloganları atıldı.

    Ethem Sarısülük’ün ailesinin de gelmesiyle anma, demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler ve Mayıs-Haziran mücadelesinde yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşuyla başladı.

    “GEZİ; TÜM SALDIRILARA KARŞI BİR DİRENİŞ ÇAĞRISIYDI”

    Ortak basın açıklamasını okuyan Zarife Çamalan, şunları kaydetti:

    “Dağın, taşın, ağacın yağmaya açılmasıyla özdeşleşen o vahşi politikalara “dur” demek için 5 yıl önce bugünlerde bedenlerimizi ağaçlara siper ederek bir isyanının ateşini fitillemiştik. Bir beton yığınına dönüştürdükleri İstanbul’da kalan sayılı yeşil alandan biri daha inşaat ağalarına ve rengini ideolojik karanlıktan alan “çılgın projelere” açılmak isteniyordu.

    Bu pervasızlığın karşısına dikilen bir avuç insanın üstüne copları, gazları, robocopları, TOMA’ları, akrepleriyle gittiler. Tüm bir ülkenin vicdanını kanatacak, o güne kadar yaşanan ve sessiz kalınan her şeye karşı birikmiş öfkeyi patlatacak bir gözü dönmüşlüktü bu…

    O saatten sonra Gezi artık sadece bir kentin koparılmak istenen akciğerlerinden biri değildi. Siyasal iktidarın tüm toplumsal saldırılarına karşı bir direniş çağrısıydı.”

    “BUGÜN O SOLUĞA HER ZAMANKİNDEN DAHA FAZLA İHTİYACIMIZ VAR”

    Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Ethem yoldaş gibi gelecek düşü kurabilen işçi ve emekçi çocukları, toplumun acılarını, öfkelerini, özlem ve beklentilerini yüreklerinin ta içinde, nabız atışlarında hissederek en önde yer aldılar. Ölüm korkusunu, tüm “dünyevi” kaygıları ayaklarının altına alan bir cesaret ve cüretle bedenleriyle, ruhlarıyla en öne attılar. “Bizsiz olmaz” diyerek geriden gelenlere yol açtılar, korkuyu-kaygıyı ayaklarının altına alıp ezerek yaptılar bunu.

    Onların kalleş bir kurşun, hedefe odaklanmış bir gaz bombası ya da frene basabilecekken basmayan bir araçla katledilmeleri geride gelenlerin bir korku cumhuriyetine dönüştürülmek istenen bu ülkede günlerce süren bir özgürlük rüzgarı yaşamalarının önünü açtı.

    Gezi, bir ülkede işçi ve emekçilerin ön yargılarından, sistemin değerler sisteminden, disiplin anlayışı ve öğretilmiş alışkanlıklarından uzaklaşmalarının; kent meydanlarında günlerce önyargısızca bir arada yaşamalarının, paylaşma ve dayanışmalarının; başka bir dünyanın, başka toplumsal ilişkilerin mümkün olabileceğinin hissedilmesinin vesilesi oldu.

    Bugün o soluğa her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.

    O dönem dayatılan faşist cenderenin daha da koyulaşmış haliyle karşı karşıyayız.”

    Çamalan, “Daha fazla Haziran ruhu ve daha fazla Ethemleşmek dışında bir seçeneğimiz yok. Tarih bizden bunu bekliyor, biz bu tarihsel sorumluluğa Ethemlerden aldığımız güçle hazırlanmalıyız” diyerek sözlerini tamamladı.

    “HEVAL, KURBAN OLDUĞUM HALA BİZİMLE MİSİN?”

    Daha sonra HDP Ankara 3. Bölge 1. sıra milletvekili adayı Veli Saçılık bir konuşma yaptı. Saçılık konuşmasına, Ethem yoldaşın sevdiği “heval kurban olduğum hala bizimle misin?” dizelerini hatırlatarak “Evet sen bizimlesin. Çünkü sana sıkılan kurşun bize sıkıldı, biz bunu biliyoruz. Ve onun için 5. yılında senin yanındayız, senin düştüğün yerdeyiz, seninle birlikteyiz” diyerek başladı. ”Biz seni unutmadığımız sürece sen yaşayacaksın, umut yaşayacak ”diye devam ettirdiği konuşmasını tarihte ve yakın dönemde yaşanan katliamları sıralayarak, Ethem’in bunların hepsi olduğunu vurgulayarak sürdürdü.

    Bir kez daha açılım yapılmasından, daha fazla demokrasi getirileceğinden bahsedildiğini hatırlatan Saçılık,  Cemevi bahçesinde polis kurşunuyla katledilen Uğur Kurt örneğini vererek yaklaşımın özünü teşhir etti.

    Saçılık, Ethem’in mahkemesinin Aksaray’a taşınmasıyla Erdoğan’ın Aksaray’ı arasında paralellik kurarak, “İsim Benzerliği görüyor musunuz? Biz sarayların adaletini değil, halkın adaletini, emekçilerin adaletini savunuyoruz. Ve Ahmet Şahbaz’a diyoruz ki yarına kalır, asla yanına kalmaz!” diyerek konuşmasını sonlandırdı. Daha sonra Ethem yoldaşın avukatı Kazım Bayraktar, katil Ahmet Şahbaz’ın sözüm ona yargılandığı davada yaşanan hukuk garabetini teşhir eden bir konuşmayla, “Bu dava biz bitti demeden bitmez” dedi.

    “BİZ BİTTİ DEMEDEN BİTMEYECEK BU DAVA”

    Daha sonra Ethem Sarısülük’ün avukatı Kazım Bayraktar söz alarak her yıl yapılan anmalarda davanın seyriyle ilgili bilgi verdiğini, zaten bu gelişmelerin basından da izlendiğini, ancak davanın basına çok net yansımayan garabet gelişmelere sahne olduğunu belirterek, “Hukuk dilini kullandık anlamadılar. Yasa dilini kullandık, anlamadılar! Adalet-insan hakları dilini kullandık, anlamadılar. Onların anlayacakları dili bize tarih söylüyor. Tarihe baktığımızda bu dilden anlamayanların sonunun nasıl geldiğini hepimiz biliyoruz” dedi.

    Davada birçok garabetin yaşandığını ve kendisinin sadece son gelişmelerden birini anlatacağını belirten Bayraktar, davanın sonuçta para cezasına bağlandığını hatırlattı.

    Bu süreçte Yargıtay’ın verilen para cezasını az bularak bozduğunu, yerel mahkemenin de cezayı biraz daha arttırarak sonuca bağladığını, sonuçta işin paraya bağlandığını söyleyen Bayraktar, “Böyle cinayetlerde faili parayla cezalandırmak ölenlere ve insanlığa hakarettir! Bu hakaretin bedelini elbet bir gün ödeyecekler” diye devam etti.

    Bu yargı sisteminde sadece korkunun değil, ideolojik taraftarlığın da ulaştığı düzeyi vurgulayan Bayraktar, Türkiye’de yüksek yargı içtihatları dahil halka kurşun sıkan üniformalıların aklanması konusunda adeta yeminli bir yargı sisteminin oluştuğunu ifade etti.  “Öylesine yeminli ki… Ethem’in katiline 7 yıl 9 ay 12 gün ceza vermişlerdi. Erdoğan ‘paralel yargı polisimizi 8 yıl hapis cezasına çarpıtırdı dedi. Yargıtay kararı bozdu” diye devam eden Bayraktar, yerel mahkemenin bu kararı vermesinden sonra etkisizleştirildiğini hatırlattı. Bu arada davanın Aksaray’a gönderildiğini belirten Bayraktar, dosya Yargıtay’dayken yetkisi alınan heyetin korsan bir duruşma yaparak sanığa tahliye kararı verdiklerini anlatan Bayraktar, “Aslında bir firar olayı yaşandı, gayri meşru bir olay yaşandı ve bir daha da tutuklanmadı. VE biz bitti demeden bu dava bitmeyecek!” diyerek sözlerini tamamladı.

    “ACILARIN ÜLKESİ, BARIŞ VE DEMOKRASİ ÜLKESİ OLACAK”

    Avukat Bayraktar’dan sonra CHP Ankara 1. Bölge 11. Sıra Adayı Umut Eraslan da yaptığı konuşmada Erdoğan’ın sarayının temellerinde işçi ve emekçilerin kanı olduğunu vurguladı ve buna karşı mücadele etmekte kararlı olduklarını belirtti.

    Sonrasında KHK ile görevinden ihraç edilen  sağlık emekçisi Mahmut Konuk’un konuşmasıyla devam etti. Konuk, Gezi Direnişi’nde ölümsüzleşenleri ve anaları selamlayarak başladığı konuşmasında “Bu sistem çökmüştür” diyerek, kapitalist barbarlığın artık çürüdüğünü ifade etti.

    Anmada konuşan HDP Milletvekili Filiz Kerestecioğlu da, “Bu ülke evet bir acılar ülkesi. Ama bu ülke özgürlükler ülkesi de olacak. Bu ülke demokrasi, barış ülkesi de olacak. Gençlerin gelecek kaygısı duymadan yaşayacakları bir ülke olacak” diye vurgulayarak “bunu hep birlikte yapacağız” dedi.

    Anma “Gezi’yi unutma unutturma!” , “Yaşasın Gezi direnişimiz!”, “Anaların öfkesi katilleri boğacak!”, “Katil devlet hesap verecek!” sloganları ve KHK direnişçisi Mahmut Konuk’un okuduğu 33 Kurşun şiiriyle sona erdi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • Taksim Dayanışması: Gezi’den umut doğdu, karanlık gider Gezi kalır-VİDEO

    Taksim Dayanışması: Gezi’den umut doğdu, karanlık gider Gezi kalır-VİDEO

    PİRHA-Gezi direnişinin 5. yıl dönümünde açıklama yapan Taksim Dayanışması, “Gezi’den umut, dayanışma, bir arada yaşama arzusu, kardeşlik, paylaşmak, kararlılık, irade ve sevgi doğdu… Gezi 5 yaşında. Karanlık gider, Gezi kalır” denildi.

    Taksim Meydanı’ndaki Gezi Parkı’nı yıkıp yerine Topçu Kışlası yapmak isteyen AKP hükümetine karşı 15 Şubat 2012’de 68 bileşenin bir araya gelerek oluşturduğu Taksim Dayanışması, Gezi Parkı eylemlerinin beşinci yılında açıklama yaptı.

    “Gezi 5 yaşında! Karanlık gider #Gezi Kalır!” şiarıyla gerçekleşen açıklamada, 31 Haziran saat 19.00’da Gezi Parkı’ndaki anma etkinliğine çağrı yapıldı. Açıklamaya Taksim Dayanışması ve bileşenlerinin yanı sıra HDP İstanbul Milletvekili Adayı Ahmet Şık, CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker, Gezi Parkı eylemleri sırasında polisin attığı biber gazı fişeğinin kafasına isabet etmesi sonucu yaşamını yitiren Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan, EMEP İl Başkanı Sema Barbaros da katıldı.

    “ETKİN BİR YARGILAMA GERÇEKLEŞTİRİLEMEDİ”

    Gezi davalarıyla ilgili bilgi veren Avukat Yalçın Deniz Özen, Gezi’de yaşanan polis şiddetinin sorumlularından hesap sorulmadığını ve etkin bir yargılama gerçekleştirilmediğini kaydetti.

    Özen şunları belirtti:

    “Antakya’da öldürülen Ahmet Atakan için henüz bir dava bile açılmadı. Ahmet Atakan’ın ölüm nedeni hukuken belirlenemedi ve soruşturma dosyası hala bir davaya dönüşmüş değil.

    Mehmet Ayvalıtaş‘ın ölümü sanki basit bir trafik kazasıymış gibi geçiştirilmek isteniyor ve ‘Maktul kendi ölümünden kendisi sorumludur’ diyen bilirkişi raporuna inanmamız bekleniyor.

     Ali İsmail Korkmaz davasında cezalandırılan sanıklar bile takribi indirim nedenleri uygulanarak cezaları hafifletildi ve bir çoğu hala serbest.

    Ethem Sarısülük dosyasında, Ethem Sarısülük’ü silahla vuran polis memuru yalnızca 10 bin yüz lira para cezası aldı.

    Medeni Yıldırım‘ı vuran asker merminin hangi silahtan çıktığı belirlenmediği gerekçesiyle beraat etti. Emri verdiği düşünülen karakol komutanı ve jandarma özel harekat tim komutanı hakkında henüz bir dava açılmadı, takipsizlik kararları verildi.

    Abdullah Cömert’i vuran sanık polis hakkında olası kast ile öldürmeden 13 yıl ceza verilmişti ancak buna rağmen sanık tutuklanmamıştı. Yeni bir gelişmeyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından cezanın fazla bulunduğu, olası kast ile değil taksirle öldürmeden ceza verilmesi gerektiğine dair bir talep geldi.

    Berkin Elvan dosyası Berkin’in vurulmasından üç buçuk yıl sonra ancak açılabildi ve davanın tek bir sanığı var Berkin’i vuran polis memuru. Bu sanığa talimat veren amirler hakkında takipsizlik kararı verildi. Bu sanığın birlikte hareket ettiği polis memurları hakkında takipsizlik kararları verilmiş, yalnızca tanık olarak dosyada dinlenebiliyorlar ve tanıklıklarını da gördük; bütün tanıklıklar ‘Bilmiyorum, görmedim, hatırlamıyorum’ üzerine kurulmuş durumda. Bu da dosyadaki delil karartma çabasını yoğun bir biçimde baskın olduğunu ortaya koyuyor. Öte yandan sanığın avukatlarının Emniyet Genel Müdürülüğü tarafından görevlendirildiğini kendilerinde biliyoruz. Bu da delil karartma çabasının bir başka sonucu olarak karşımızda.”

    “DAVALARI TAKİP EDENLER HER ŞEHİRDE SIKINTILARLA KARŞILAŞTILAR”

    Gezi Şehitleri ve Gazileri Platformu adına Gezi direnişi sırasında gözünden vurulan Volkan Kesanbilici konuştu.

    Aileler ve davayı takip eden gönüllülerin yargılama sürecinde yaşadıkları zorlukları anlatan Kesanbilici, birçok davanın güvenlik gerekçesiyle başka şehirlere taşındığına dikkat çekerek “Her bir kaçırılan dava için aileler yüzlerce kilometre yol yaparken, sanıklar duruşmalara oldukları yerden SEGBİS ile bağlandı. Davaları takip eden gönüllüler her şehirde ayrı sıkıntılarla karşılaştılar kimi zaman mahkeme salonlarına dahi giremediğimiz duruşmalar oldu” dedi.

    “GÖRÜNTÜ YOKSA DAVAYA DÖNÜŞEMEZ MANTIĞINI KABUL ETMİYORUZ”

    Gezi direnişi sırasında yaralananların ceza davalarının açılmadığını vurgulayan Kesanbilici, “Kendi davamdan örnek verecek olursam, gözümden vurulduktan sonra CHP Milletvekili İlhan Cihaner, dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’e cevaplaması için soru önergesi vermişti. Bakan, envanterlerinde böyle bir plastik mermi olmadığını söylemişti. İçişleri Bakanı envanterinde ne olduğunu bilmiyor. Soruşturma dosyalarımızın davaya dönüşmesi için sanıklara ihtiyaç vardı ama İçişleri Bakanlığı, Emniyet ve devlet hangi saatte, nerede, hangi polis, TOMA görevli bilmiyor. Avukatlar 5 yıl boyunca buna cevap bulamadı. Polislerin durumu daha fena. Biz sabah ne yediğini unutanları ayıplarken polisler yedikleri en büyük haltı, yanlarındaki arkadaşlarının, hangi silahı kullandıklarını hatırlamıyor. En ufak bir suçta işe yarayan MOBESE kameraları bizler için çalışmıyor. TOMA ve akreplerin de görüntüsünü alamadık. Adaletin tarihi görüntü kaydedici cihazlardan eski. Görüntü yoksa davaya dönüşemez mantığını kabul etmiyoruz. Görüntü yokken de adalet, hukuk vardı” şeklinde konuştu.

    TAZMİNAT DAVALARINDAKİ CEZASIZLIK

    Kesanbilici tazminat davalarında da aynı cezasızlık örneklerinin yaşandığına dikkat çekerek, “Tazminat davası açabilmek için harç yatırmak gerekiyordu. Hakan Barış Yaman ve Mustafa Halit Tombul bu yüzden tazminat davası açamamış. Açılan davalarda ise yargı, iktidarın tutumunu bekledi, karar vermekten kaçındı. Benim davamda alınan 2 olumlu karardan sonra heyet sürüldü. Daha sonra gelen heyet de tazminat davasını reddetti. Gerekçe ise yasadışı protestolara katılmaktı. Yasa dışı kısmını kabul etmiyoruz. Hukukun ve adaletin üstünlüğünü savunan insanlardı Gezi direnişçileri. Protestoların yasa dışı olmadığı tescillenmiştir hukuktan böyle bir karar çıkmamıştır. Buna rağmen böyle bir gerekçe gösterilmesi yargının gerçeği saptırmasıdır. İktidar baskısının ardına saklanma lüksü olmayan yargıya, simit satın onurlu yaşayın diyoruz.” diye konuştu.

    Direnişlerde bedel ödeyen insanlara sahip çıkılması gerektiğinin önemine vurgu yapan Kesanbilici, “Gezi anmaları yenilgi gibi geçsin istemiyoruz. Yenilgi bize ait değil. Coşku, dayanışma ve umuttur ortada olan. Yıl dönümlerini bu şekilde yaşayıp coşkuyu gelecek nesillere taşıyalım.” dedi.

    “İKTİDARIN EN BÜYÜK KABUSU OLMAYI SÜRDÜRÜYOR”

    “Karanlık gider, Gezi kalır!” başlıklı açıklamayı Taksim Dayanışması adına Mimar Mücella Yapıcı okudu. 27 Mayıs 2013’te yıkım için Gezi Parkı’na girilmesi ile ülkenin dört bir yanında direniş başladığını hatırlatan Yapıcı, “Milyonlarca yurttaşın güzel bir geleceğe dair umudunu yeşerten Gezi Direnişi, en zor zamanlarımızda dahi bizlere yaşam enerjisi olurken iktidarının devamı uğruna bütün insani değerleri yok etmeye çalışan siyasi iktidarın bir türlü unutamadığı en büyük kabusu olmayı sürdürüyor” dedi. 70 binden fazla öğrencinin, 140’tan fazla gazetecinin, milletvekillerinin, belediye başkanlarının ve on binlerce siyasinin tutuklu olduğunu anımsatan Yapıcı, “Demokrasiden, hukuktan, adaletten, insanlıktan, barıştan ve doğadan yana her türlü sesin giderek artan baskı ve şiddetle kısılmaya çalışıldığı 2018 yılının Mayıs ayında her şeye rağmen yaşamın sesi gürleşmeye başlıyor ve bir umut iklimi ülkemizi sarıyorsa bu dayanışmamızın ve direnişimizin gücünden ve haklılığındandır” diye konuştu.

    “KARANLIK GİDER GEZİ KALIR”

    Gezi eylemleri sırasında 36 kişinin gözlerini yitirdiğini, binlerce insanın yaralandığını ve onlarca kişinin sonsuzluğa uğurlandığını anımsatan Yapıcı şöyle devam etti:

    “Onlar bize Gezi’yi emanet ettiler. Gezi’den umut, dayanışma, bir arada yaşama arzusu, kardeşlik, paylaşmak, kararlılık, irade ve sevgi doğdu” dedi. Gezi’nin taleplerine sahip çıkmak için 31 Mayıs saat 19.00’da Gezi Parkı’na çağrı yapan Yapıcı, “Bulunduğunuz her yerde bir slogan söyleyin, bir döviz yazıp resmini çekin, paylaşın; bir ağaca çaput bağlayın; parklara çıkın, forum yapın, sohbet edin, şarkılarımızı söyleyin. Gezi bulunduğumuz her yerde. Çünkü biliyoruz ki, Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ali İsmail Korkmaz, Medeni Yıldırım, Ahmet Atakan, Hasan Ferit Gedik, Ethem Sarısülük, Berkin Elvan ve Mehmet İstif hala bize bakıyor. Karanlık gider, Gezi kalır!” (HABER MERKEZİ)