Etiket: ezidiler

  • DAD, Êzidîler’in Êzî bayramını kutladı

    DAD, Êzidîler’in Êzî bayramını kutladı

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi, Êzidîler’in Êzî bayramını kutladı. Yapılan açıklamada, “Tüm Êzidîlerin, Êzî Bayramı kutlu olsun. Bu bayramın aynı zamanda tüm Ortadoğu’ya eşitlik ve özgürlük temelinde kalıcı bir barışın gelmesine vesile olmasını temenni ediyoruz” denildi.

    Êzidîler için kutsal olan ve 3 gün (Salı, Çarşamba, Perşembe) süren “Rojiya Êzî” (Êzî orucu) ardından Êzidîler Cuma günü “Cejna Êzî”yi kutluyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, yaptığı yazılı açıklamayla Êzidîler’in Êzî bayramını kutladı.

    “ÊZİDÎLERİN, ÊZÎ BAYRAMI KUTLU OLSUN”

    Tüm inançlarda bayramların kutsal bir yeri olduğu belirtilen açıklamada şunlar belirtildi:

    “Êzî Bayramı, Êzidî halkının temel inançsal ve toplumsal değerlerinden biridir. Êzidîler her yıl Aralık ayının sonlarına doğru oruçlarına tutar ve ardından Büyük Oruç Bayramı olarak nitelendirdikleri Êzî Bayramı’nı kutlarlar. Êzidî Kürtler tarih boyunca birçok katliama maruz kalmıştır. Suriye’nin güncel olarak içine çekildiği kaosta Êzidî halkı birkez daha ciddi tehlikelerle yüzyüze. Efrin, Şehba ve çevre yerleşim yerlerinde yaşayan Êzidîlerin tekrar yerinden-yurdundan edilme süreci yaşadığı ve hala bazı ailelerin cihatçı-selefi örgütlerce işgal edilen veya çevreleri kuşatılan alanlarda olduğu bilgisi var.

    Suriye’de “rejim değişikliği” olarak meşrulaştırılmak istenen bu süreçte, Dünya kamuoyunun yüzünü katliam riski ile karşı karşıya olan Êzidîlere, Alevilere, Kürtlere, Ermenilere, Süryanilere ve diğer tüm ezilen halklara dönerek bu halklar ve inançlarla dayanışma göstermesi ve yaşam haklarını savunması gerekmektedir. 74 ferman olarak bilinen büyük acıları yaşamış bir halk olan Êzidîler, kuşku yok ki özgür koşullarda kutsal bayramlarını kutlamayı en çok hak eden toplumların başında gelmekte.

    Musahiplerimiz olarak gördüğümüz Êzidîlerin bu vesile ile Êzî Bayramlarını kutluyoruz. Tüm Êzidîlerin, Êzî Bayramı kutlu olsun. Bu bayramın aynı zamanda tüm Ortadoğu’ya eşitlik ve özgürlük temelinde kalıcı bir barışın gelmesine vesile olmasını temenni ediyoruz. Cejna Êzî li civaka Êzidiyan û li tevahî mirovahiyê pîroz be..”

    PİRHA/DERSİM

  • DEM Parti’den acil çağrı: Êzidî halkı yeni bir katliam tehdidi altında!

    DEM Parti’den acil çağrı: Êzidî halkı yeni bir katliam tehdidi altında!

    PİRHA-DEM Parti, KDP politikaları nedeniyle Êzidîlerin yeni bir katliamla karşı karşıya olduğunu açıkladı. Konuya ilişkin açıklamada “IŞİD’in Êzidî halkına yönelik katliamlarına seyirci kalanlar, yeni bir soykırıma göz yumarsa bu suça ortak olacaktır. Timsah gözyaşları vicdanları temizlemez” denildi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Merkez Yürütme Kurulu, maruz kaldıkları tehditler nedeniyle KDP kamplarından kaçan Êzidîlerin durumuna ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    “ÊZİDÎ HALKI, YOK EDİLME RİSKİYLE KARŞI KARŞIYA BIRAKILIYOR”

    DEM Parti, Êzidî halkının tarih boyunca 73 kez katliama uğradığını, bugün yeniden KDP’nin organize ettiği vahim bir katliam tehdidiyle karşı karşıya bulunduğunun altını çizdi. Yapılan açıklamada, “Bu kadim halk, bir kez daha sahte algılar ve tehlikeli söylemlerle yok edilme riskiyle karşı karşıya bırakılıyor. IŞİD’in kanlı saldırılarıyla hedef alınan, katledilen, köleleştirilmeye çalışılan Êzidîler, şimdi de eski bir peşmerge olan Kasım Şeşo’nun açıklamalarıyla radikal unsurların hedefi haline getirilmektedir. Barzani yönetiminin eliyle başlatılan bu tehdit, sistematik bir etnik ve inançsal temizliğe zemin sunuyor. Şengal’in 73. Fermanı sonrası uygulamaya konulan Êzidîleri yurtlarından koparma ve soykırımı tamamlama projesi, bugün yeniden hayata geçirilmek isteniyor” denildi.

    “KDP, DOĞACAK YENİ BİR KATLİAMIN BAŞ SORUMLUSU OLACAKTIR”

    “On yılı aşkın süredir kapanmayan ferman yarası, yeni bir ferman, zorunlu göç ve pogromla derinleştiriliyor” diyen DEM Parti açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Şengal Katliamında binlerce kişi hayatını kaybetmiş ve yüz binlerce kişi yurdundan sürülmüştür. Katliamdan kurtulan 150 bine yakın Ezidî ise Federe Kürdistan Bölgesi’nde insanlık dışı koşullarda yaşamakta ve çadır kentlerde mahsur bırakılmaktadır. Erbil’deki yönetim, Ezidîleri zor koşullarla terbiye ederek onları yurt dışına kaçmaya zorluyor. Bu süreçte 100 binden fazla Êzidî, Batı ülkelerine sığınmak zorunda kalmıştır. Geri kalanlar ise son günlerde Zaxo’da camilerde verilen fetvalarla yeni bir katliam fermanının hedefi haline getirilmektedir. KDP’nin kontrolündeki kamplarda kalan binlerce Êzidî, tehditler nedeniyle çaresizlik içinde Şengal’e geri dönmeye çalışmaktadır.

    Êzidîler, her saldırıda topraklarından koparılmış, dünyanın dört bir yanında yasaklı bir halk haline getirilmiştir. Gerçek dışı iddiaların aksine, Êzidîler yüzyıllardır Kürdistan ve Ortadoğu’da barışa inanmış, inanç ve kültürlerini yaşatmaktan başka bir amaç gütmemiştir. Ancak buna rağmen, bu kadim etno-inanç her dönemde soykırım tehdidiyle yüz yüze kalmıştır. Öte yandan Şengal’e yönelik artan operasyon tehditleri yeni bir fermanın kapısını aralamaktadır. IŞİD’in katliamları sırasında Êzidî halkını kaderine terk eden ve savunmalarını engelleyen KDP, doğacak yeni bir katliamın baş sorumlusu olacaktır.”

    “BU ZULME KARŞI SESSİZ KALMAYALIM!”

    KDP ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni uyaran DEM Parti, “Bu tehlikeli oyunu derhal durdurun. Kürt halkı, geçmişte olduğu gibi bugün de Êzidîlerin kendi topraklarında güven ve barış içinde yaşama hakkını savunacaktır” dedi.

    DEM Parti, ayrıca uluslararası topluma da çağrı yaparak, “IŞİD’in Êzidî halkına yönelik katliamlarına seyirci kalanlar, yeni bir soykırıma göz yumarsa bu suça ortak olacaktır. Timsah gözyaşları vicdanları temizlemez. Özellikle halkımızı bu tehditlere karşı duyarlı olmaya çağırıyoruz. Partimiz, Êzidî halkının yaşam hakkını, topraklarında özgürce yaşama ve kendini yönetme hakkını savunmaya kararlılıkla devam edecektir. Bu zulme karşı sessiz kalmayalım. Hep birlikte sesimizi yükseltelim ve bu insanlık suçuna dur diyelim” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • FEDA’dan, Êzidî Özgürlük ve Demokrasi Partisi’ni kapatan Irak’a tepki

    FEDA’dan, Êzidî Özgürlük ve Demokrasi Partisi’ni kapatan Irak’a tepki

    PİRHA-Demokratik Alevi Federasyonu, Irak’ın Êzidî Özgürlük ve Demokrasi Partisi’ni kapatmasına tepki göstererek yazılı açıklama yaptı. FEDA, “Irak devletinin Êzidî Özgürlük ve Demokrasi Partisi’ni kapatması, Irak’ın ve Kürdistan Bölgesel Yönetimin, Şengal Özerk Yönetimi üzerindeki baskıda kararlı olacaklarını ve sistematik olarak yürütülen kırım politikasında ısrarcı olacaklarını göstermiştir” dedi. 

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Irak’ın Êzidî Özgürlük ve Demokrasi Partisi’ni kapatmasına tepki göstererek yazılı açıklama yaptı.

    “KANLI ELLERİNİZİ MAZLUMLARIN YAKASINDAN ÇEKİN”

    Açıklamada, “DAİŞ tarafından gerçekleştirilen soykırımın 10. yılında Êzidî Özgürlük ve Demokrasi Partisi’ni kapatması, Irak’ın ve Kürdistan Bölgesel Yönetimin, Şengal Özerk Yönetimi üzerindeki baskıda kararlı olacaklarını ve sistematik olarak yürütülen kırım politikasında ısrarcı olacaklarını göstermiştir.
    Êzidî Özgürlük ve Demokrasi Partisi’ni yasaklama kararı ile verilen mesaj açık ve nettir. Özgürlük isteyen, siyasi statü talebinde bulunan ve iradesine sahip çıkan Êzidîlere yaşam hakkı yoktur demek istenilmektedir. Êzidîlere katliam ve fermanlarla geçen kaderlerine kayıtsız şartsız razı olmayı dayatan egemen anlayışı kabul etmiyor, Irak hükümetini bu yanlıştan geri dönmeye çağırıyoruz” denildi.

    “ÊZİDİ TOPLUMUNUN ÖZGÜRLÜK VE STATÜ TALEBİ MEŞRUDUR”

    FEDA, “Êzidî toplumunun özgürlük ve statü talebi meşrudur” diyerek şöyle devam etti:

    “Bu meşruiyete saygılı olması gerekenlerin yasaklama ve askeri kuşatmada ısrar etmelerini tarih affetmeyecek, halkımız nezdinde onların bu kirli zihniyetleri yok hükmündedir. Irak hükümetinin Türk devletinin istemleri doğrultusunda hareket etmesinin Irak’ın çıkarlarına hizmet etmeyeceği açıktır. Türkiye’nin yasakçı, inkarcı zihniyetinden esinlenerek Êzidî Özgürlük ve Demokrasi Partisi’ni yasaklayanlar iyi bilmelidirler ki, Êzidî toplumu, savunduğu özgürlükçü paradigma ve demokratik toplumdan asla vazgeçmeyecek, kendi kendisini yönetme kararı ve bilincindedir. Kanlı ellerinizi mazlumların yakasından çekin.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Ezidiler, Aleviler ve Yaresanlar arasında bir sınır yok, ortak çatı üzerinden yol almalılar’-VİDEO

    ‘Ezidiler, Aleviler ve Yaresanlar arasında bir sınır yok, ortak çatı üzerinden yol almalılar’-VİDEO

    PİRHA- Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, Ezidilerin en önemli kutsal mekanlarından Laleş ve Şeyh Adi Dergahı’nı ziyaret etti. Harmancı, “Laleş Şeyh Adi’nin mekanı olmakla birlikte Ezidilerin de Rıza Şehri diyebiliriz. Alevilik ile karşılaştırıldığında da Yol, erkan ve pratikte aralarında şaşırtıcı düzeyde benzerliklerin olduğunu gördüm” dedi. Harmancı ekledi: Aslında Ezidiler, Yaresanlar ve Aleviler arasında bir sınır yok. Bu toplulukların bir araya gelmelerinin ortak örgütler, ortak çatılar, ortak güzellikler ve evrensel değerler üzerinden yol almasını çok isterim.”

    2017 yılından bu yana İran’ ve Irak’a giderek saha çalışmaları yapan, çeşitli diyaloglar geliştiren ve karşılaştırmalar yapan Sosyal Antropolog Hasan Harmancı’nın son durağı Ezidi toplumunun merkezi kutsal mekanlarından olan ve Irak Duhok’a bağlı Laleş Vadisi’nde bulunan Şeyh Adi Türbesi ve Dergahı’ydı.

    Saha araştırmalarını, “Antropolog eğer gidip alanı görmemiş ise o alan ile ilgili susması gerekiyor. Benim de konuşabilmek, yazabilmek ve karşılaştırma yapabilmek için gitmem gerekiyordu ve gittim” sözleriyle anlatan Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, Laleş’te bulunan Ezidi toplumu ve Şeyh Adi Dergahı’na dair temaslarını ve izlenimlerini PİRHA’yla paylaştı, sorularımızı yanıtladı.

    Ezidilerin, kendi yaşam alanlarında, öz değerleri olan ziyaret mekanlarında günlük yaşamlarına devam ettiğine dikkat çeken Harmancı, bu mekanların bir dergah mantığıyla halen işlevini koruduğunu söyledi.

    Alevi toplumunun cemlerini yaptıkları, adaklarını adadığı, lokmalarını paylaştığı, özel günlerinin öncesinde gittikleri ve güncel hali ile zayıflamış olan dergah, ocak kültürünün Ezidilerde çok daha güçlü olduğunu belirten Harmancı, Ezidi inancında kadının yolu yürüten, hizmet eden noktada olduğuna dair belirlemede bulundu. İbadetleri yürütmede kadınların daha belirleyici rolü olduğuna dair izlenimleri olduğunu belirten Harmancı, üzerlerindeki baskı sistemlerinin etkilediği yaşam tarzlarına bağlı olarak yazılı kültürden ziyade sözlü edebiyat, kültür ve geleneğin çok daha güçlü olduğuna işaret etti.

    Konuya sosyolojik pencereden bakıldığında da özellikle aynı coğrafyada yaşayan ancak aralarına resmi devlet sınırları çekilen Aleviler ve Ezidilerin kültürleri, felsefeleri, dergah işleyiş biçimi ve inanç ritüelleri arasında şaşırtıcı derecede birbirine yakın benzerlikler taşıdığını gördüğünü söyleyen Harmancı, Ezidi toplumunun tüm soykırım ve sürgüne rağmen hep yeniden ayağa kalktığını dile getirdi.

    “Aslında Ezidiler, Yaresanlar ve Aleviler arasında bir sınır yok” diyen Harmancı, dünyanın dördüncü toplulukları dediği sınırsız ve devletin dışında (resmi devlet dinlerinin) yaşayan Aleviler, Ezidiler ve Yaresanların bir araya gelmelerinin ortak örgütler, ortak çatılar, ortak güzellikler ve evrensel değerler üzerinden yol almasının çok değerli bir yerde olduğuna vurgu yaptı.

    İşte Hasan Harmancı’nın sorularımıza verdiği yanıtlar:

    “EZİDİLER, ALEVİLERDEN ÇOK DAHA FAZLA KATLEDİLMİŞ BİR TOPLUM”

    PİRHA- 2017 yılından bu yana çeşitli inançlar ve topluluklar üzerine saha çalışmaları yapıyorsunuz. En son durağınız ise Ezidiler oldu. Sizi yakın zamanda Ezidilere götüren ne oldu? 

    HASAN HARMANCI: Alevileri biz kendimiz yorumladığımızda başka, gözlemlediğimizde başka, dışarıdan başka biri yorumladığında bambaşka sonuçlar çıkıyor. Kendi aramızda dahi ayrı ayrı yanıtlar veriliyor. Bunu Yaresanlar üzerine çalışırken de gördüm. Ezidiler üzerinde ise bunu çok başka bir boyutta gördüm. Çünkü Ezidiler, Ortadoğu’da Alevilerden daha çok katledilmiş bir toplum. Ezidilik Ortadoğu’da İslam’ın, Hristiyanlığın her an gözüne batan bir topluluk. Yine İŞİD en çok Ezidilere, Kürtlere ve Alevilere saldırılar yaptı. Ezidi kadınları köle olarak kullandılar ve esir pazarlarında sattılar. Ezidilerin durumunu sorgulamak açısından önemli bir durumdu. Alevilikle ilgili çalışmalar yürütürken Ezidilerin varoluş tasarımı çokça ilgimi çekmişti. Çıkmak üzere olan bir çalışmamda Ezidilerin ölüm sonrası düşünceleri, felsefeleri, görüşleri ve ritüelleri üzerine çalıştım. Bu da tabi bende çok etkili oldu. Yaresanları ve Ezidileri bu nedenle çalışmak ve Alevi toplumu ile hem karşılaştırmak hem de bu toplulukların ortak noktaları, farklılıkları ve ritüel kayıplarını öğrenmek istedim.

    “HACI BEKTAŞ VELİ DERGAHI’NDA GİBİ HİSSETTİM, SANKİ TAŞLARI BİLE AYNI”

    -Beyta Laleş veya Laleşa Nurani denilen topraklarda bulunan Şeyh Adi’nin Dergahı’nı ziyaret edip niyaz oldunuz. Neyle karşılaştınız? Hacı Bektaş Veli, Düzgün Baba, Munzur gibi bir yerde midir?

    Duhok’a bağlı Laleş’te bulunan Şeyh Adi Türbesi’nin olduğu yer olağanüstü bir yer. Girdiğimde Hacı Bektaş Dergahı’ndan bir farkını görmedim. Sanki taşları bile aynıydı ve dokunduğumda onu hissettim. Simgeler de çok yakındı. Benzer bir duyguyu Yaresanlara ait bir dergahta daha hissettim. Üçü de birbirine çok benzeyen merkezler. Üçünde de su kutsal ve insanlar su neredeyse oraya niyaz ediyorlar. Simgeler de çok benzer ve üç dergahın da ortak özelliği ise niyaz edilerek girilmesi. Nasıl ki Munzur’dan veya Hacıbektaş Veli Dergahı’ndaki aslanlı çeşmeden suya niyaz edip içiyorsak, Şeyh Adi Türbesi’ndeki Kanîya Sipî de (Beyaz Çeşme) su da o anlama gelir ve içilerek niyaz edilir. Yine Yaresan piri Pir Yadigar’ın dergahında bununla karşılaştım ve oradaki suyun da Munzur gibi bir mitolojisi vardır ve kutsaldır, bir parça alınır. Laleş’te ise üstüne üstlük daha güçlü bir motif var.

    “LALEŞ, TOPLUMSAL YAPININ SÜRDÜRÜLDÜĞÜ BİR MERKEZ”

    -Şeyh Adi Dergahı’nın etrafında mekanların sonradan oluştuğunu sizin yaptığınız yayından izlemiştim. Şeyh Adi’nin bulunduğu mekanın nasıl bir özelliği var?

    Laleş bölüm bölüm kurulduğu anlaşılan bir bölge. Her inanç bir başka toplumsal yapının üzerine düşünsel ve felsefi olarak inşa edildiği gibi binalarda öyle yapılır. Laleş’in olduğu yeri ilk kez Ezidiler görmedi, ilk kez onlar yaşamadı. Oradan çokça toplumlar geçti ama şimdi Ezidi toplumunun inanç merkezi, kutsalı. Bu Hacıbektaş ya da Sultan Sahak’ın yeri için de geçerli. Laleş binalarıyla ve kurgusuyla artık toplumsal yapısının sürdürüldüğü ve yönetim organlarının olduğu bir merkez. Şeyh Adi’nin mezarı yaklaşık 40 metrelik bir mağaranın içerisinde. Bana daha çok bir Mithras Tapınağı hatırlattı. Mithras tapınakları Ortadoğu’da kurulur ve Ortadoğu’nun önemli bir figürüdür. Mitra’nın tapınak biçimine benzeyen bir yapıya sahip. Ama tabi bu yüzde yüz öyle olduğu anlamına gelmemeli.

    Aynı şey Yerasanların kurucu ikinci piri Şeyh Hoşin’de de var. Şeyh Hoşin ve yanında onun gibi düşünen mürşitler düşmanlarından kaçarken bir mağaraya sığınırlar. O mağara dipsiz ve sonsuz bir mağaradır. O mağarada sır olurlar. Düşmanları onları yakalamayınca, kurtulmalarına atfen 3 günlük bir bayram kutlalar ve bu Hızır orucuna benzer bir yerdedir. Şeyh Adi’de böyle bir durum yok ama kutsal bir mağaracılık söz konusu.

    “DERGAHA VE İÇ MEKANLARA NİYAZLAŞMALARI ALEVİLER İLE AYNI”

    -Ziyaret kültürleri nasıldı? Bu mekanlara ne atfediyorlar? Nasıl giderler, ne gibi hazırlıklar yaparlar? Bu mekanlardaki iletişimleri ne boyutta? Niyazlaşma ritüelleri Alevilere benziyor mu?

    Bunu konuşmanın bir bütünü konuşmak açısından çok yararlı ve doğru olduğunu düşünüyorum. Yaresanları ziyaret ettiğimde en dikkat çekici şey niyazlarıydı. Dergaha ve iç mekanlara girişteki niyazlaşma biçiminin Alevilikteki niyazlaşma biçimiyle zerre farkı yok. Önce yere sonrasında ise kapının her iki yanına niyaz ediyorlar. Sonra içeriye giriyorlar. Ezidi piri Şeyh Adi’nin türbesine insan boyunun yarısındaki bir kapıdan girerek niyaz ediyorsunuz. Yine Yaresanlarda da eşiğe basmadan geçilerek bir niyazlaşma var.

    Yine kendimi Hacı Bektaş’ta düşündüm. Onun sandukasının etrafında dolaşırken saat yönünün tersine yani Alevilikteki semah dönme biçiminde bir dönme var. Yine Yaresanlarda Pir Davud’un dergahında bir kadın canımızın saat yönünün tersine dönmesini de öyle gördüm. Belki de tesadüftür ama durum bu. Hacı Bektaş Dergahı’nda da böyle niyazlaşılır.

    “BU NİYAZLAŞMA BENİM İÇİN BELİRLEYİCİYDİ”

    -Yaşlı bir Ezidi piri ve ananın birbirine niyaz olma görüntüsünü paylaştınız, nasıl bir izlenimdi? 

    İki pir sanırsam o gün bir araya geliyorlardı. Niyazlaştılar ve birden dikkatimi çekti. Diğer pirin yanına geçerken bir ana ve pir niyazlaşıyordu. O an şaşkınlığım artıyordu. Alevilikte iki pir, iki mürşitin niyazlaşmasının aynısını görünce ben onlardan tekrar niyazlaşmalarını istedim. Bunları topluma sunmak çok önemli ve ikinci kez yakalayamayabilirim. Beni kırmadılar ve tekrar niyazlaştılar. Birbirlerinin omuzlarından, avuç içlerinden ya da ellerinin üstünden niyazlaşıyorlar. Bu dikkat çekici ve bu toplulukların birbirlerine yakınlıklarını gösteriyor. Bu niyazlaşma benim için belirleyiciydi.

    “ALEVİLER VE YARESANLARA GÖRE DAHA ÖNEMLİ KAST SİSTEMLERİ VAR”

    -Kast sistemi var mı kendi aralarındaki görev paylaşımı, hizmetler nasıl oluyor?

    Ezidilerde, Aleviler ve Yaresanlara göre daha önemli bir kast sistemi var ve bu işliyor. Ezidiler bu sistemi çift isimliler ve tek isimliler diye ikiye ayırmışlar. Emirler, prensler, mirler, peşiman, şemsettin şeyhleri ve pirler var. Birbirlerinin sorumluluk alanlarına girmezler ve bir zincirin halka biçimde birbirlerine bağlılar. Sonrasına hakka yürüme erkanlarından ilahiler okuyan kavallar geliyor. Sonrasında fakirler var ve bunlar çok zor bir grup. Oruç ve perhizden sorumlular. Fakirlerden sonra köçekler var ve bunlarda rüya yorumlayanlar oluyor.

    KADINLARIN PİR OLMA VASIFLARI VAR

    Fark ise sadece kadınlara ait kastlar olması. Ama bu kastta mücerret olma koşuluyla yer almış kadınlar vardır. Örneğin hiç evlenmemiş, eşi belli bir zaman sonra Hakk’a yürümüş kadınlar kendilerini dergaha adıyorlar ve burada yaşıyorlar. Kanîya Sipî ( Ak-beyaz su) için görüntü çekmemize izni duygudaşlık hissetmemizden sonra verdiler. Bu suyun aktığı yerin tamamını türbe biçiminde kapatmışlar. Gidip o sudan içebiliyorsunuz. Kanîya Sipî’deki sorumluluk ise kadın pire ait. Orada kadınların çok daha belirleyici bir özelliği olduğunu görüyoruz. Bir dönem Alevilikte kadın ana-erkil göstergeleri yüksek bir inanç görüyoruz. İşte ortak kaynakta Ezidiliği kaynak alırsak kadınların pir olma vasıflarının Alevilikte nasıl söndüğünü görmek açısından önemli bir başvuru olduğunu söyleyebilirim.

    “ALEVİLİK EZİDİLİKTEN KOPMA DEDİLER,  BU ÇOK KESKİN BİR İFADEYDİ”

    -Alevileri tanıyorlar mı? Sizin buna dair sorunuz oldu mu?

    Dergaha çıplak ayakla gitmek gerekiyor. Toplum günlük hayatta nasıl yol alıyorsa ben de öyle gezmeye başladım. Kendi içten duygularımla hareket ettim ve niyaz ederek gitmek çok önemliydi. Bu niyaz muhtemelen onların da dikkatini çekti. Yavaş yavaş sorular sormaya başladım. Yol içi sorular sormaya başladıkça bir yerde konu Alevilere geldi. ‘Türkiye’deki Alevileri, Kızılbaşları tanıyor musunuz’ diye sordum. Bu çok önemli bir başlık aslında; ‘Alevilik Ezidilikten kopma’ dediler. Tabi onlar konuşurken düşünüyordum ve bu çok keskin ifadeydi.

    ALEVİLER Mİ EZİDİ? EZİDİLER Mİ YARESAN? YARESANLAR MI ALEVİ?

    Laleş’e Ezidilere gitmeden önce şöyle bir başlık atmıştım. Bu çok eleştiri almıştı. Tabi ben tepkileri de ölçmeyi amaçlıyordum. ‘Aleviler Ezidi mi, Ezidiler Alevi mi? Yaresanlar Alevi mi, Aleviler Yaresan mı? Ezidiler Yaresan mı, Yaresanlar Ezidi mi?’ diye. Bilgi, dönüşüm, farklılıklar, bu topluluklarla iç içe geçenleri merak ettim. Gördüğüm ise Ezidiler Alevilerin kendilerinden koptuğunu söylüyorlar.

    “İLK KİM SORUSU YARGI DIŞI TARTIŞMAYI GEREKTİRİYOR”

    -Bu kopma biçimini nasıl anlatıyorlar?

    Ezidilerdeki kavaller (Alevilikte rehberleri karşılıyor) günlük yaşamda gidip Ezidiliği anlatırlar. Ezidilikle ilgili bilgi öğrenmek istersen kavallere gidersin. Bu alan onların hizmet alanı. Bu sorunun yanıtı ‘tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan’ çıkar sorusuyla aynı. Orada da bu cevabın buna yakın bir cevap olduğunu ifade ettim. Aleviler mi Ezidi, Ezidiler mi Alevi sorusunun cevabını sanırsam çokça tartışacağız. Belki de bunu ortak bir kabul ile hareket etmek lazım. Çünkü bu topluklar sanatı, mitolojisi, felsefesi, şiir ve gelenekleri iç içe geçmiş topluluklar. Böyle olunca burada ‘ilk kim’ sorusu anlamsız değil ama yargı dışı tartışmayı gerektiriyor.

    -Ezidilerde ahiret kardeşliği dediniz? Nasıl işliyor?

    Ezidilerde ahiret kardeşliği var. Bu ahiret kardeşliği Yaresanlar ile neredeyse bire bir aynı. Alevilikte de musahipliğin tam karşılığı. Yaresanlarda ahiret kardeşleri birbirleri ile evlenemezler ve aynı yaştakiler yol kardeşliğine birlikte girerler. Bu evlenememe durumu kuşaklar boyunca devam ediyor.  Bu erkanın toplumsal örgütlenmedeki yeri de çok önemli.

    -Kirvelik yine Ezidilerde işleyen bir ritüel. Kimi Arap aşiretlerle de kirvelik geliştirme durumları var. Bu kendini bir nevi dışarıdan gelecek tehlikelere karşı korumadır da diyebilir miyiz? 

    Kirveliğin birbirine güven duyma, güven tazeleme amacı taşıdığını düşünüyoruz. Bir de toplumun birbirine yakınlaşması için güzel bir hareket. Bir yandan da farklı olanlarla evliliği engelliyor. Kirvelerde de musahiplik gibi bir süreç var ve birbirleri ile evlenmezler. Aynı zamanda erkek üzerinden kanla bir bağ kurmuş olurlar. Genel Kürt topluluklarında kirvelik çok önemlidir. Neredeyse Kürt toplulukların ortak simgesidir. Yine Tahtacılar ve Balkanlarda kirvelik simgesi bu kadar açık değildir. Kafkasya ve Azerbaycan’ın yüksek yerlerinde Türkmen topluluklarda da bu yok. İslam toplumları içinde Araplarda ritüele bağlı bir kirvelik yok. Örneğin Türkiye’deki Kürt Alevilerde kirvelik çok önemlidir ve belirleyici bir kimliktir. Birbirlerine musahipte olsalar kirveliklerini ifade etmeyi tercih ederler.

    “KENDİLERİNİ SÖZLÜ KÜLTÜR ÜZERİNE BİNA EDİYORLAR”

    -Peki Ezidilerde sözlü kültür nasıl bir yerde? 

    Alevilikte olduğu gibi Yaresanlar ve Ezidilikte de sözlü kültür çok önemli. Bu yüzyıla kadar neredeyse Ezidi taliplerin okuması da söz konusu değil. Ezidiler son 20-30 yılda eğitimin kendi oldukları topraklara gelmesi, okulların açılması, Avrupa’ya göç etmeleri biçiminde düşünürsek eğitimle karşı karşıya kalıp okuma yazma öğrenen bir toplum. Ondan önce talipler eğitime karşılardır ve eğitime izin verilmez. Burada toplum için yol ve erkanı bilmemekten bahsetmiyorum. Okuma yazmadan kastım. Ve sözlü geleneğe bağlı bir topluluk. İki önemli kitapları var ve kutsal olarak algılanır. Birisi Kürtçedir ama kendi lehçelerinde değil Hevraman dilinde, diğeri ise Arapçadır. Aslında o kitaplar gösterge ve gerçekte sözlü gelenek önemli. Ve kendilerini onun üzerine bina ederler. Anlıyoruz ki pirler, mürşitler, kavaller köylere giderek toplumunu sözlü gelenekle aydınlatıyor.

    “EZİDİLİKTE ÖLDÜRMEK, TOPLUM DIŞINDA KALMAKTIR”

    -Önemli gördükleri, asla aşılamayacak ve toplumsallığın dışında bırakacak kuralları var mıdır?

    Yine Ezidilerle üç önemli kural var. Bunlardan birisi Alevilerde de çokça belirgin olan öldürmemek. Ezidilerde de birini öldürmek toplumun dışında kalmak demektir. Düşkün olmanın da ötesinde topluma bir daha girmeme koşulu getirilir. O yüzden askere gitmek istemezler. Tahtacılarda askere giden birinin geldiğinde ne yaptığına çok iyi bakarlar. Bir ölüm, yaralama, zarar vermişse ona göre bakarlar ve Yola öyle alırlar. Osmanlı, Ezidileri asker olarak almak istediğinde en büyük sorunlarından biri öldürme sorununu nasıl çözecekler. Çünkü askere gidiyorsun, bir düşman yaratılmış ve onunla savaşmak zorundasın. Bütün sözleşmelerini, bağlantılarını bunun üzerine kurmuşlardır. İşte üç ana kuraldan biri olarak öldürmek düşkünlüğe neden olur. İkincisi ise zina. Eş dışındaki evliliğe karşı çıkıyorlar ve üçüncü kural ise yalan söylememek.

    “LALEŞ, EZİDİLERİN RIZA ŞEHRİ DİYEBİLİRİZ”

    -Laleş’i Ezidilerin Rıza Şehri olarak nitelendirdiniz. Biraz açar mısınız?

    Laleş Şeyh Adi’nin mekanı olmakla birlikte Ezidilerin de rıza şehri diyebiliriz. Oraya giren lokmanın kimden geldiğine bakılmaz, nasıl geldiğine bakılır. Oraya gelen lokma bir bölümü yaşlılara, çaresizlere, hastalara ayrılarak götürülür. Bir kısmı hizmette ve bir kısmı da toplumun ortak arenasında pay edilir. Bu Alevilik için de çok önemli bir şeydir. Rıza şehrini arıyoruz; öyleyse rıza şehrini toplumun yaşama biçiminde görebiliriz. Bizim köylerimizde de Hızır rıza şehrinin başlangıcıdır. Ekonomi, politiğin kurgusu nasıl önemli ve mitolojide anlatılıyorsa bu tür özellikleri bu topluluklarda gördükçe ortak nice özelliğin olduğunu kavrıyoruz.

    Ezidi toplumunu küçük bir topluluk olarak görüp asla küçümsemedim. Ama sanki Ortadoğu’nun dağılmış bir toplumu olarak algıladım hep. Çokça katliam yaşamış, devletler saldırmış sonrasında Saddam rejimi ve sonrasında saldırılar gelişmiş. Ama tarumar olmuyor bu toplum.  Elbette değişim var; ticaret yapıyorlar, Avrupa’da yaşıyorlar ve müthiş örgütlenmişler. Ama Laleş simgeden öte yaşam alanlarının neyin üzerine bina edileceğini biliyorlar. Sanatlarını icra edebiliyorlar, toplumsal düşüncelerini gerektiğinde yerine getirebiliyorlar.

    -Özgün bir sosyolojik dokusu olan, kendine özgü bir dizi değer ve norm içeren Ezidi toplumunun, tüm baskı ve asimilasyon politikalarına karşı kendisini öz değerleri ile savunduğunu görüyoruz. Resmi devlet dinlerinin dışında kalan, ona tabi olmadan yolunu yürüyen bu inançların birbirlerini tanımasına dair neler söyleyebilirsiniz? 

    Her ne kadar Laleş ve yaşadıkları köyler bizim köyümüzdür deseler de ben Ezidileri dördüncü dünyanın çocukları olarak algılıyorum. Bunlar topraksız topluluklar aslında ya da devletsiz/devlet dışında. Irak’tan, İran’a, İran’dan Türkiye’ye ve oradan Avrupa’ya ve 2. Dünya Savaşı’ndan sonra göçerek Kafkasya sınırları içerisinde yer almışlar. Dünyanın dördüncü toplulukları dediğimiz sınırsız ve devletsiz yaşayan topraksız topluluklar üzerine bir çalışma yapmak gerekiyor. Maalesef dünya biraz da bunu istemiyor. Çünkü bu topraksızlık ya da sınırsızlık düşüncesi Avrupa Birliği’nde bir yansıma bulmuş ama bundan daha ileri bir düzeydeler. O nedenle dünyanın dördüncü toplulukları üzerine zamanla belki bir araya gelen topluluklar olurlarsa güçlü olurlar. Aslında Ezidiler ile Yaresanlar ve Aleviler arasında bir sınır yok. Fakat bunların bir araya gelmesine engel olan düşünceler ve birbirlerini tanımaması söz konusu. Bu toplulukların bir araya gelmelerinin ortak örgütler, ortak çatılar, ortak güzellikler ve evrensel değerler üzerinden yol almasını çok isterim. Bunun için bir mücadele olduğunu düşünüyorum. Bu topluluklar dünyada huzurlu, barış içerisinde, saygın ve tanınmış olarak yaşamayı hak ediyorlar. Bu üç toplulukta bu çabayı yaratırsak daha büyük bir sinerji doğacağına inanıyorum.

    Ersin ÖZGÜL/MUĞLA

  • Bugün Ezidilerin ‘Çarşema Sor’ bayramı

    Bugün Ezidilerin ‘Çarşema Sor’ bayramı

    PİRHA- Ezidilerin kutsal bayramları “Çarşema Sor” bugün. Mezopotamya coğrafyasında, Nisan ayının 13’ünden sonraki ilk Çarşamba günü kutlanan bu bayram, dünyanın mayalandığı gün, dolasıyla doğanın canlanışı, yeni bir yılda güzel günlerin habercisi, kin ve nefretin yerine barış ve kardeşliğin sağlandığı gündür. Yaşamın kaynağı ve rengi olarak görüldüğü için “Çarşema Sor”da yumurtalar kırmızıya boyanır ve tokuşturulur.

    Çarşema Sor, Kızıl Çarşamba Bayramı, diğer adıyla Çarşema Serê Nîsanê, Ezidi halkının kültürel-toplumsal hafızasında, ilkbaharın başlangıç günü olarak kabul edilir ve yeni yılın ilk günü olarak kutlanır. Ezidi cemaatinin yaradılış mitolojisine göre Çarşema Sor, hem evrenin hem de dünyanın maya tuttuğu gündür. Evrenin maya tutmasıyla oluşan kutsal toprağın bereketle buluştuğu gün olarak da kabul edilir. Çarşema Sor, her yıl tekrarlanan bu kutsal doğumla beraber yeryüzünde mutlak iyinin egemen olduğu, Tanrı’nın bütün kötülükleri bitirip yerine güzelliği inşa ettiği güne tekabül etmektedir.

    Ezidiler yüce kudretin bir lütfu olarak yenilenen tabiatı insanlık ve beşer için de bir yeniden doğum olarak kabul eder ve bugün münasebetiyle şerden uzak durur, mevcut kırılmaların ve kavgaların bitmesi için “bahar barışı” yaparlar. Bu sebepten dolayı Nisan ayı Ezidilerin toplumsal hafızasında bütün ayların gelini olarak kabul edilir ve ilahi takdirin imtihanı olan mevsimlerin en ihtişamlısı olarak betimlenir. Çarşema Sor, iyiliğin, sevginin ve güzelliğin gücünün mutlak zaferi; karanlığın, kötülüğün ve şerrin mağlubiyeti olan bir gündür. Dolayısıyla toplumsal hayatı, ortak, kardeşçe ve barış içinde yaşamı simgelemesi dolayısıyla ayrıca önem taşır.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu’ndan Êzîdîlere yönelik saldırılara tepki

    HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu’ndan Êzîdîlere yönelik saldırılara tepki

    PİRHA-HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu, Êzîdîlerin uğradığı saldırılara ilişkin açıklama yaparak “Êzîdîler, köklerinden koparılarak hafızasızlaştırılmak istenmektedir” denildi.

    Mezopotamya’nın en kadim halklarından olan Êzidîlere yönelik baskı ve şiddet politikaları dinmiyor. İnançlarından dolayı yurtlarında 73 defa soykırıma uğratılan Êzidîler, son olarak 3 Ağustos 2013 yılında, Şengal’de IŞİD çetelerinin saldırısına maruz kaldı. Bu soykırım girişiminde binlerce Êzidî katledildi, binlerce kadın ve çocuk zorla alıkonuldu ve on binlerce Êzidî topraklarından zorla göç ettirildi.

    Ezîdî halkına dönük baskılara dair bir tepki de Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) geldi. Yazılı yapılan açıklamada “Hala IŞİD çetelerinin elinde binlerce Êzidî kadın ve çocuk zorla alıkonulmakta. Şengal’i terk etmeyen Êzidîler ise hem Türkiye’nin hem de bölge güçlerinin saldırıları ve kuşatmaları altında yaşam mücadelesi vermektedir” denildi.

    “ÊZİDÎLER, DEVLET DESTEKLİ SALDIRILARA UĞRAMAKTA”

    HDP, asimilasyon politikaları uygulanarak yok edilmek istenen Êzidîler’in bugün de şiddetin hedefinde olduğuna vurgu yaptı. Açıklama şu ifadeler ile devam etti:

    “Şengal’den Batman’a, Urfa’dan Mardin’e kadar kendi topraklarında yaşamak isteyen Êzidîler, devlet ve devlet destekli yerel işbirlikçiler tarafından saldırılara uğramaktadır. Avrupa’ya ve dünyanın birçok yerine sürülen Êzidîlerin yurtlarına dönme talepleri şiddet yoluyla engellenmektedir. Bugün de Kürdistan’da Êzidî yerleşim yerine korucular ve devlet destekli dinamikler el koymaktadır. Benzer şekilde Êzidî yerleşim yerleri ve mezarlıkları sistematik bir biçimde tahrip edilmektedir.”

    “CEZASIZLIK POLİTİKALARI UYGULANMAKTA”

    HDP açıklamasında Urfa’nın Viranşehir ilçesine bağlı Zevra (Işıklı) köyünde Êzidîlerin mezarları ve mabetlerinin tahrip edilmesi de kınandı. Êzidîlere uygulanan şiddete dair şu ifadelere yer verildi:

    “Yerleşim yerleri ve topraklarına el konuldu, köylerine geri dönmek isteyen Êzidîler ise engellenmekte. Tehdit edilen birçok Êzidî’nin kendi topraklarında yaşamaları ve üretim yapmaları engellenmektedir. Êzidîleri tehdit edenler, korucular ve iktidarın yerel işbirlikçileridir. Êzidîlere yönelik suçlara imza atan söz konusu faillere yönelik cezasızlık politikaları uygulanmaktadır. Böylece Êzidîler yersiz, yurtsuz bırakılmakta, mülksüzleştirilmekte; tarihsel ve toplumsal köklerinden koparılarak hafızasızlaştırılmak istenmektedir.

    Êzidîlik inancı bu coğrafyada bir arada yaşamanın harcıdır. İnançları gereği her türden şiddetin karşısında duran Êzidîlerin uğradığı bu zulmün karşısındayız. Zorla yerinden edilen Êzidîlerin güven içerisinde yurtlarına dönüşlerinin engellenmesinin, mülklerine el konulmasının, baskı, tehdit ve şiddete maruz bırakılmalarının karşısında duracağız. Êzidîlere yönelik geçmiş suçlarla yüzleşilmesi, adaletin sağlanması ve ana yurtlarında güven içerisinde yaşamaları için mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ezidilere yapılan zulme Burç’tan tepki: Korucu, devletin silahını gasp için kullanamaz!- VİDEO

    Ezidilere yapılan zulme Burç’tan tepki: Korucu, devletin silahını gasp için kullanamaz!- VİDEO

    PİRHA – Urfa’nın Viranşehir ilçesinde yaşayan Ezidi yurttaşların evlerine korucular el koydu. Bu zorbalığa tepki gösteren Ezidi Kültür Vakfı Türkiye Temsilcisi Eyüp Burç, “Oradaki yetkililer ikili oynamaktan vazgeçsinler. Korucudur ama korucu, devletin legal silahını illegal ve gasp için kullanamaz. En azından bunu devlet yetkililerine hatırlatmak gerekiyor” dedi.

    Urfa’nın Viranşehir ilçesinde yaşayan Ezidi yurttaşların evlerine korucular el koydu. Duruma tepki gösteren köylüler yaptıkları açıklamada, “Ezidi olmamız ve sürekli köyde kalmamamız nedeniyle, bu aile zaman zaman mallarımıza el koyma girişiminde bulunuyor ve bizi ölümle tehdit ediyor” ifadeleri kullanmıştı.

    Ezidi Kültür Vakfı Türkiye Temsilcisi Eyüp Burç, kamuoyuna yansıyan habere ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    “EZİDİLERE KÖYLERİNİZE ‘GELMEYİN’ DENİLİYOR”

    Ezidilerin köylerine çökme meselesinin son olarak Zevra köyünde olan bir şey olmadığını bunu son vaka olarak kaydetmek gerektiğini söyledi.

    “Köye gitmek isteyen Ezidilerin önleri kesiliyor, olaylar çıkartılıyor, haberlerde de izlediğiniz gibi tarlasını sürmeye gidenlerin traktörleri tahrip ediliyor, camları kırdırılıyor, tarlasını sulamak isteyenlerin su boruları kesiliyor, ziyaretin yakınlarındaki Ezidi mezarlar tahrip ediliyor” diyen Burç, bunun sadece Zevra’da değil birçok köyde yapıldığını belirterek, Ezidilerin köylerine gitmelerinin önünün kesildiğini belirtti.

    “EZİDİLER İÇİN TOPRAK VARLIK SEBEBİDİR”

    Ezidiler için toprağın, varlık sebebi olduğunu, başka ülkelere müslümanlaştırma, İslamlaştırma süreçlerine maruz kaldıkları için göç etmek zorunda kaldıklarını da dile getiren Burç, şunları kaydetti:

    “Bu göçü de bir şekliyle devlet de destekledi. 80’lerde bunu çok iyi biliyoruz. Daha önce kimlik kartlarında dini inanç yerine Ezidi yazılıyordu. 80’lerde Milli Güvenlik Konseyi’nin aldığı bir kararla çarpı işareti yani dinsiz gösterilmeye çalışıldı. Dolayısıyla bir devlet eliyle de sistematik olarak geliştirilen bir müslümanlaştırma ya da göç ettirilme süreciyle karşı karşıyayız.”

    “BUNU YAPANLAR PİŞMAN OLACAKLARDIR”

    Burç, Zevra köyünde yaşanan olaya ilişkin “Bunu yapanlar pişman olacaklardır. Bu zulme kim göz yumuyorsa ortak olmuş demektir” diyerek tepkisini de dile getirdi.

    Türkiye sınırları içerisinde neredeyse onbinlerce nüfustan 600’e yakın Ezidi nüfusunun kaldığını, göç eden onbinlerce nüfusun geri dönmek istediğini de söyleyen Burç, “Toprağını, köyünü, yurdunu tekrar kurmak istiyor ancak buna da engel olunuyor. Biz dayanışma çağrımızı yaparken direnişimizi de buna paralel olarak yürüteceğiz” dedi.

    “BAŞIMIZA GELENLER SON VAKAYLA DA İLGİLİ”

    Kendilerine telefonla tehditlerin geldiğini söyleyen Eyüp Burç, “Bu ilk kez olmuyor. Her seferinde bir tepkiyle karşılaştıklarında biraz geri çekiliyorlar. İster istemez bürokrasi, güvenlik güçleri de prosedürü işletmek zorunda kalıyor” dedi.

    Bu meseleyi gündemleştireceklerini de ekleyen Burç, şöyle devam etti:

    “Oradaki yetkililer ikili oynamaktan vazgeçsinler. Korucudur ama korucu, devletin legal silahını illegal ve gasp için kullanamaz. En azından bunu devlet yetkililerine hatırlatmak gerekiyor. Kuşkusuz bütün bu atmosfer son vakayı da etkiliyor. Çünkü Ezidi’yi öldürmek neredeyse artık cezasızlıkla eş değer olmuş gibi. Ve bu tarihsel olarak hep böyle oldu. Tıpkı nekropolitikalarda, biyopolitikalarda yaklaşılan mesele gibi nasıl öleceğimize, nasıl yaşayacağımıza bölgesel egemenler karar veriyor. Dolayısıyla bizim başımıza gelen tümüyle tarihsel olarak bu anlayıştan kaynaklı katliamlar oldu. Biz başımıza gelenlerin bu son vakayla ilgisinin olduğunu düşünüyoruz.”

    “SOYKIRIM MAHKEMESİNİN KURULMASI ELZEMDİR”

    3 Ağustos Ezidi Soykırımı’nın kendini egemene ait hisseden gruplara cesaret verdiğini belirten Eyüp Burç, soykırım mahkemesinin kurulması çağrısında bulunarak şunları söyledi:

    “Bu aslında İŞİD’in bölgesel güçlerle beraber planladığı Ezidi Soykırımı olan 3 Ağustos ile beraber kendini egemene ait hisseden gruplara bir cesaret vermiştir. İşte o yüzden diyoruz ki bir soykırım mahkemesinin kurulması elzemdir. Suçların, suçluların cezasız kalmaması için bir daha böyle soykırımların olmaması için ya da “Ezidi’ye her türlü şeyi yapabilirsiniz, karşılığında ceza bulamazsınız” anlayışından çıkmaları için bu yıldönümü üzerinden de tekrar bir yaklaşım göstermek gerekiyor. Ezidilerin soykırımına giden sürecin uluslararası insanlık suçları mahkemesinde faillerin yargılanması gerekiyor. Bu bir kere şart.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    > Korucular Ezidilerin evine el koydu: Bizi ölümle tehdit ediyorlar

  • Korucular Ezidilerin evine el koydu: Bizi ölümle tehdit ediyorlar

    Korucular Ezidilerin evine el koydu: Bizi ölümle tehdit ediyorlar

    PİRHA-Urfa’nın Viranşehir ilçesinde yaşayan Ezidi yurttaşların evlerine korucular el koydu. Duruma tepki gösteren köylüler yaptıkları açıklamada, “Ezidi olmamız ve sürekli köyde kalmamamız nedeniyle, bu aile zaman zaman mallarımıza el koyma girişiminde bulunuyor ve bizi ölümle tehdit ediyor” ifadeleri kullanıldı. 

    Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesine bağlı Zevra köyünde yaşayan Ezidi yurttaşların evlerine korucular el koydu. Korucuların her türlü tehdit, baskı ve psikolojik saldırılarına maruz kaldığını belirten Ezidi yurttaşlar, açıklama yayınladı.

    “BİZİ ÖLÜMLE TEHDİT EDİYORLAR”

    Almanya’dan ata topraklarına mevsimsel işlerle ilgilenmek için geldiklerini aktaran yurttaşlar, “Yaklaşık 25 yıldır köyümüze zorla yerleşen, evlerimize el koyan,  tarla ve meralarımızı işgal eden, bize ait toprakları gasp eden Şeyhan aşiretine mensup Müslüman bir ailenin saldırılarına maruz kalıyoruz. Ezidi olmamız ve sürekli köyde kalmamamız nedeniyle, bu aile zaman zaman mallarımıza el koyma girişiminde bulunuyor ve bizi ölümle tehdit ediyor. Devlete ve ilişkide oldukları bürokratik kaynaklara güvenerek müstakil bir sistem kurmuş durumdalar. Bu aile bir yandan devletin verdiği silahları bize karşı açık bir tehdit unsuru olarak kullanırken diğer taraftan aşiret zorbalığına dayalı bir sistem kurmuş durumda. Buradan hareketle aşiretin bazı mensupları, ellerindeki silahları bir tehdit unsuru olarak kullanarak Avrupa’dan gelenlerin köye girişlerini engelliyorlar. Köy korucuları olan bu kişiler, son olarak geçen hafta (05. 07. 2023) yolumuzu kesip iki traktörümüzü kullanılamaz hale getirdi, sulama sistemlerimizi kırarak (11.07.2023) tehditlerde bulundular” denildi.

    “SORUMLULAR HAKKINDA HİÇBİR İŞLEM YAPILMADI”

    Olayın, kolluk kuvvetlerine ve Viranşehir Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirilmesine rağmen, sorumluların hakkında hiçbir işlem yapılmadığı belirtilen açıklamanın devamında, “Bu nedenle, hem son yaşanan olayın aydınlatılması hem de daha önce yaşanan olayların üstesinden gelinmesi, haksız yere el konulan tapulu evlerimizin bize geri verilmesi için tüm yetkililerin sorumluluk içinde harekete geçmesini talep ediyoruz. Yıllardır zorunlu olarak uzağında kaldığımız ata topraklarımıza dönmek, evlerimizi, bağ-bahçelerimizi yeniden inşa etmek istiyoruz ancak bu aile tarafından sürekli tehdit edilerek engelleniyoruz. Engellerin aşılması, gasp edilmiş evlerimizin bize iade edilmesi ve köyümüzün yeniden inşası için tüm makamların görevlerini yerine getirmelerini talep ediyoruz” diye belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Şahin: Her inanç sahibi, kendi inanç kurumlarının masraflarını karşılamalı!-VİDEO

    Şahin: Her inanç sahibi, kendi inanç kurumlarının masraflarını karşılamalı!-VİDEO

    PİRHA- Enver Cemal Şahin, bir bütün olarak Alevi inancına dönük saldırıları “laiklik” vurgusu yaparak eleştirdi. Cemevlerinin statüsü hakkında süregiden tartışmalara da değinen Şahin, “Cemevleri Alevilerin inanç ve kültür merkezidir. Buna devleti yönetenler karar veremez. Bu kararı inanç mensupları verir” dedi.

     

    Yol hizmet yürütücüsü Enver Cemal Şahin, cemevlerinin “Konut” statüsünde değerlendirilmesine dair konuştu. “Ülke, dogmatik fikirlerle değil, insan aklını özgürleştiren fikirlerle yönetilmeli” diyen Dede Şahin, devlet yönetiminin, cemevlerini yorumlama yetkisine sahip olmadığını vurguladı.

    “CEMEVLERİNİN TARİFİNE BU İNANCIN SAHİPLERİ KARAR VERİR”

    Cemal Şahin, “Cemevleri ne bir ticarethane ne de konuttur. Cemevleri Alevilerin inanç ve kültür merkezidir. Buna devleti yönetenler karar veremez” diyerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Cemevlerinin tarifine bu inancın sahipleri karar verir. Bilindiği gibi bu topraklar etnik, dinsel, çok kültürlü bir yapıya sahip. Altmışın üzerinde ayrı ayrı etnik kökenden toplumlar ile birlikte yaşıyoruz. Yirminin üzerinde ayrı din ve inançtan gelen toplulukla birlikte yaşıyoruz. Yine otuzun üzerinde anadili ayrı olan topluluklar var.

    Türkiye Cumhuriyeti bu haliyle çok kültürlü bir yapıya sahip. Aslında bu ülkemizin kültürel zenginliğinden kaynaklanıyor. Barış içerisinde, kardeşçe, birlikte yaşayabilmek için laik devlet düzenini benimsemek gerek. Laik devlet düzeninde vatandaşa hizmet götürürken devlet organları, vatandaşın dinine, inancına bakmaz. Çünkü devletin dini olmaz. Devlet, dinler karşısında eşit mesafede durur.

    Çok kültürlü bir yapı içerisinde, birlikte, kardeşçe yaşamamızın şartları çağdaş, demokratik, laik, insan hakları ve hukukun üstünlüğü yönünde olmalı. Bu kurallara hepimiz uyuyacağız ancak farklı inanç ve dine inananlar da din ve inancını özgürce yaşayacaklar. Ancak din ve inancını özgürce yaşarken doğaya, çevreye, insanlığa zarar vermeyecek. Ama din ve inancını yapmak isteyenler, giderlerini de kendilerinin karşılaması lazım. Eğer devlet tarafından karşılanırsa bu yine sorun yaratır. ‘Sana çok verildi, bize az verildi’ diye problemler çıkar. O nedenle çağdaş toplumlarda bu nasıl karşılanıyorsa ülkemizde de o tür uygulamaların yapılması lazım.”

    ÖNCELİK DİYANETİN KAPATILMASI!

    Enver Cemal Şahin, laik ülke düzeyine ulaşmak için öncelikle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın işlevine son verilmesi gerektiğini belirterek “Camiye giden vatandaşlar, caminin yapımı da dahil hacısının, hocasının ve tüm giderlerini kendileri karşılamalı. Cemevine gidenler, cemevinin bütün masraflarını; anasının, dedesinin tüm masraflarını karşılamaları lazım. Ülkemizdeki inanç sahipleri, kendi inanç kurumlarının masraflarını kendileri karşılamalı. Ancak böylelikle çağdaş ülkeler düzeyine çıkarız. Yoksa bu tartışmalar; cemevinin elektriğini, suyunu ödemek de bir çözüm değildir. Bunlar geçici çözümdür, sorunu biraz öteler” ifadelerini kullandı.

    “DEVLETİN İBADET YERLERİNİ BELİRLEME LÜKSÜ YOKTUR”

    Şahin, konuşmasında Alevi inancının devlet eliyle şekillendirilmeye çalışıldığı konusuna da değindi. Alevi inanç tarihinin “1400 yıl önce başlatıldığı” bilgisinin yanlış olduğunu vurgulayan Dede Enver Cemal Şahin şunları söyledi:
    “Niye 2000 ya da 3000 yıldan beri değil de 1400 yıl? Bu inancın ne zaman başladığının bir belgesi elimizde yok. Elimizdeki tek belge 1400’lü yıllardan itibaren cemler yapılmaya başlanmış. Onun ötesinde gerek Selçuklular döneminde gerek önceki dönemlere dair bilgimiz yok. Çünkü birçokları İslamiyet ile başlatıyor fakat İslamiyet içerisinde cem yoktur. Kadın-erkek birlikte ibadet yapmak yoktur.
    Devletin bir inanç sahiplerini ibadet yerlerini belirleme lüksü yoktur. İnsanlar neye inanıyor, ne şekilde ibadetlerini yapmak istiyorlarsa, cemevinde de yapabilirler camide, kilisede ya da açık havada da… İnsanlar, inandıkları şekilde ibadet yapabilirler. Devlet, cemevleri için ‘Alevilerin ibadet yeri değil’ ya da ‘İbadet yeri’ demekle cemevleri Alevilerin ibadet yeri olmaz. Bu karar inanç sahiplerinin kendilerine bağlıdır.”

    “MÜCADELE VERMEDEN HERHANGİ BİR HAKKA SAHİP OLAMAYIZ”

    Cemal Şahin, Alevi çatı örgütlerinin, elektrik faturalarının yüksek gelmesi sonrasında “borçları ödememe” kararını da değerlendirdi. “Bu yapılan, demokratik kurallar içerisinde bir mücadele sistemidir” diyen Dede Şahin, “Yani bir mücadele ve emek vereceksin ki bir hakkı alasın. Bu bir hak mücadelesidir. Alevi örgütlerinin bu mücadelesini olumlu karşılıyorum. Yoksa bizler mücadele vermeden herhangi bir hakka sahip olamayız” dedi.

    Enver Cemal Şahin son olarak, Nazımiye Kaymakamının, Düzgün Baba Cemevi yönetimine dönük tehditlerini yorumlayarak şunları söyledi:
    “Bir ülkede egemen olan inanç, diğer inançları kendi potası içerisinde eritir. Bütün diğer grupları kendi görüş doğrultusunda bir düşünceye getirmek ister, daha doğrusu asimile eder. Türkiye’de yıllardan beri zaten sade Aleviler değil, birçok inanç sahibi de asimile oldu. Bazıları ise yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kaldı.

    Ülkemizde çok güzel kültürleri, öğretileri olan Ezidiler ve Süryaniler yok oldu. Birçoğu artık ülkemizde kalmadı. Bir kültürü yok ederek bunlar ülkeye zarar veriyor. Çünkü her inancın, toplumun kendine göre değerleri, güzellikleri vardır. Bu güzellikleri yaşatmak o topluma zenginlik kazandırır.”

    EREN GÜVEN/ANKARA

  • ‘Ezidi Katliamı ile İslam dünyasının yüzleşmesi gerekir’- VİDEO

    ‘Ezidi Katliamı ile İslam dünyasının yüzleşmesi gerekir’- VİDEO

    PİRHA-IŞİD’in 3 Ağustos 2014’te Şengal’de yaptığı Ezidi Katliamı’nın 7. yıl dönümüne ilişkin konuşan Ézidi Eyüp Burç, Azad Barış ve Osman Ergin, farklı bir inanç yaşadıkları için ölüm fermanlarıyla karşılaştıklarını ancak tüm bunlara rağmen bu coğrafyayı terk etmediklerini vurguladılar. Her şeyden önce soykırımla İslam dünyasının yüzleşmesi gerektiğini de eklediler. 

    IŞİD, 3 Ağustos 2014’te Şengal’de yaşayan Ezidi halkına yönelik bir katliam gerçekleştirdi. IŞİD’li teröristler Sincar’da, Edizi halkına vahşice saldırmış çocuk, kadın, yaşlı ve genç ayrımı yapmaksızın binlerce Ezidi’yi katletmişti. On binlerce kutsal mekânlarını da yakıp yıkmıştı. Beş bin kadını ve genç kızı da Irak ve Suriye’de denetimlerinde tuttukları bölgelerde oluşturdukları köle pazarlarında kadın tüccarlarına satmıştı.

    Yaşanan bu vahşi katliamın üzerinden 7 yıl geçti. Ézidi Gazeteci Eyüp Burç, Sosyolog Azad Barış ve Siyasetçi Osman Ergin katliama ilişkin PİRHA’ya konuştular.

    “DAİŞ ÖZELLİKLE KÜLTÜREL MİRASLARA SALDIRDI”

    Ézidi kelimesinin kökenini açıklayan Gazeteci Eyüp Burç şunları dile getirdi:

    “Esasından Ezdayilik olarak tanımlarız. Mezopotamya’da ilk tek tanrılı dindir. Tarih içerisinde özellikle de İslam’ın Kürdistan’ın içerisinde yayılmasıyla pek çok katliamla karşılaştık. Katliamlar halifelerle birlikte başladı ve en büyüğü Selçuklu döneminde gerçekleşti. Öyle ki, Ézidilerin dini önderlerinin –Şex Xesen’in– de öldürüldüğü bu katliam devamını getirdi. Farklı bir inanç yaşadığımız için bu ölüm fermanlarıyla karşılaştık. Ancak tüm bunlara rağmen coğrafyamızı terk etmedik. Stratejik önemimizi koruduk. Tarihsel süreç içerisinde kendilerini dört dağ arasında var eden Ézidiler, son 600 yıldır buna mahkum oldular. Şengal Dağı’nın merkezi bir üst haline gelmesinde Şex Xesen’den kalma kutsal mezarların olması etkili olmuştur. IŞİD’in saldırısında da bu durum etkili oldu.

    73. fermanın 7. yılında Hollanda ve Belçika’nın katliamı bir jenosit olarak tanımlamasını da çok değerli buluyorum. Bu kararlar sadece parlamento kararı olmamalı. Ermeni Katliamı birçok ülkenin parlamentosunda resmen tanınmıyor. Ézidilerin de Ermenilerle aynı akıbete uğramamasını umuyorum.”

    “EZİDİLERİ KONUŞURKEN KATLİAMA UĞRAMIŞ TÜM KADİM HALKLARI KONUŞUYORUZ”

    Ezidi Sosyolog Azad Barış ise Şengal’de yaşananların sanılan kadar birkaç bin insanın ölmesiyle bitmediğini ve çok büyük tahribatlar yarattığını vurgulayarak şunları ifade etti:

    “Ézidileri konuşurken Ortadoğu ve Mezopotamya topraklarından bahsetmek gerekir. Bu topraklar sanıldığı kadar yaratımın, kardeşliğin, şiir ve sanatın değil ne yazık ki bütün hatlarıyla, bütün toprak ve nehirleriyle dağlarıyla bir cehennemi çağrıştırıyor. Dolayısıyla Ézidileri konuşurken Keldarileri konuşuyoruz, Yahudileri konuşuyoruz, Alevileri konuşuyoruz ve birçok adını saymadığımız, eceliyle ölmemiş toplu bir şekilde ölümlerin olduğu bir coğrafyadan söz ediyoruz.

    Ézidi Katliamı’nın Hollanda ve Belçika tarafından jenosit (soykırım) olarak tanınmasını ben de çok değerli buluyorum. İnsanların mahkemelerde verdikleri ifadeler sonucunda bu karara vardılar. Bu tanım yeterli de değil tabi. Her şeyden önce bu jenositle İslam dünyasının yüzleşmesi gerekir. İslam’ın ilk mesajı barıştır. Müslümanlar dışında tüm dünyanın bu katliamı tanımasının bir anlamı yok.”

    “PEŞMERGE KATLİAM ZAMANI ŞENGAL’DEN GERİ ÇEKİLMİŞTİ”

    7 yıl öncesini anlatmanın duygusal anlamda güç olduğunu söyleyen Kürt Siyasetçi Osman Ergin de şunları aktardı:

    “Bir katliamın, soykırımın çok boyutlu bir puanlamanın neticesinde açığa çıktığını gördük. Aslında jenosit sonrası Ezidiler için bir milat oldu. Artık tarih sahnesine de büyük bir adım attık. KDP’nin olumsuz şekilde etkileyici gücü hala devam ediyor. KDP Kürtlerin makus talihinin dönmesinde de bir handikaptır. Şengal’i de katliam sürecinde kadınlara tecavüz eden, çocukları öldüren DAİŞ faşistlerine teslim ettiler.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • IŞİD’in Ezidi soykırımının 7. yılı

    IŞİD’in Ezidi soykırımının 7. yılı

    PİRHA – 3 Ağustos 2014’de IŞİD barbarları tarafından Ezidilere yönelik başlatılan 73’üncü fermanın 7. Yılı. IŞİD’in Şengal’e yaptığı saldırılarda 2 bin 213 Ezidi katledildi, 390 binden fazlası yerinden edildi, 7 bini kaçırıldı.

    Suriye iç savaşının başlamasıyla sahaya sürülen IŞİD çeteleri, Kürt coğrafyasında farklı etnik kimlik ve inançlara dönük soykırımlar gerçekleştirdi. Musul’u ele geçirdikten sonra kendisine biat etmeyen Êzidîler başta olmak üzere Şebek ve Kakaî Kürtlerini, Şiileri ve Türkmenleri hedef aldı.

    IŞİD, 3 Ağustos 2014’te Ezidîlerin ana yurdu olan Şengal’e saldırdı. IŞİD’in saldırıları sonucu Ezidiler, 74’üncü kez soykırımla yüze yüze kaldı. IŞİD, Şengal’in dört tarafındaki köylere saldırarak, katliama başladı. Büyük bir güçle 2 Ağustos 2014’te Şengal’e saldırınca orayı ilk terk eden KDP peşmergeleri oldu. Bu kaçış geride kalan Ezidilerin kaderini belirlemişti.

    IŞİD saldırılarında 2 bin 213 Ezidi katledildi. 390 binden fazla Ezidi yerinden edildi. 7 bin Ezidi kaçırıldı. 4 bini kurtarılırken, kadınlar köle pazarlarında satıldı. 3 bin kadın ve çocuğun akıbeti hala bilinmiyor. Belirli aralıklarla açılan 12 toplu mezarda, Ezidilerin cenazelerine ulaşıldı.

    68 dini mekân yağmalandı. 150 bin insan açılan koridorda mahsur kaldı. Ezidi köylerinde ve Şengal dağlarında korkunç bir trajedi yaşandı.

    Katliamla birlikte hızla örgütlenen Ezidiler 2014’te Şengal Direniş Birlikleri’ni (YBŞ) kurdu. Yine Kuzey Suriye’den gelen YPG güçlerinin yardımıyla açılan koridorda binlerce Ezidi, Kuzey Suriye kentlerine geçirildi.

    BİNLERCE EZİDİ GÖÇ ETMEK ZORUNDA KALDI 

    Bir kısmı ise Batman, Mardin, Diyarbakır ve Şırnak’a göç etmek zorunda bırakıldı. İşgalin ardından başlatılan operasyon 13 Kasım 2015’te sona erdi. İçinde Ezidilerin de bulunduğu Kürt güçleri, Şengal’i özgürleştirdi.

    Şengal savunma birliklerinin koruduğu bölgeye, katliamın yaşandığı tarihten bu yana 8 bin aile geri döndü. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi tarafından 15 Haziran 2016 tarihinde Ezidilere ilişkin bir rapor yayımlandı.

    Raporda, IŞİD’in Ezidilere yönelik soykırım işlediği belirtildi. Raporda, 400 bin Ezidi’nin öldürüldüğü, köleleştirildiği veya diğer suçlara maruz bırakılarak yok edilmeye çalışıldığı da kaydedildi.

    (HABER MERKEZİ) 

  • ‘Tarihsel ve güncel boyutlarıyla Ezidiler’ konulu panel zoom üzerinden 19 Kasım’da

    ‘Tarihsel ve güncel boyutlarıyla Ezidiler’ konulu panel zoom üzerinden 19 Kasım’da

    PİRHA- HDK Halklar ve İnançlar Meclisi, ‘Tarihsel ve güncel boyutlarıyla Ezidiler’ konulu panel düzenledi. Çiğdem Kılıçgün Uçar’ın kolaylaştırıcılığında Gazeteci Eyüp Burç’un sunumunda yapılacak panel, 19 Kasım akşamı zoom üzerinden saat 20.00’de başlayacak. 

    HDK Halklar ve İnançlar Meclisi, z00m üzerinden ‘Tarihsel ve güncel boyutlarıyla Ezidiler’ konulu panel düzenledi.

    HDK Halklar ve İnançlar Meclisi’nden Çiğdem Kılıçgün Uçar’ın kolaylaştırıcılığında Gazeteci Eyüp Burç’un sunumunda yapılacak panel, 19 Kasım Perşembe akşamı zoom üzerinden saat 20.00’de başlayacak.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • 2 bin 600 Ezîdî kadın ve çocuk kayıp

    2 bin 600 Ezîdî kadın ve çocuk kayıp

    2 bin 600 Ezîdî kadın ve çocuğun hâlâ kayıp olduğunu belirten Almanya Ezîdîler Merkez Konseyi Başkanı Ortaç, binlerce Ezîdî’nin IŞİD tarafından aralarında Türkiye’nin de bulunduğu farklı ülkelere kaçırıldığını açıkladı.

    Almanya Ezîdîler Merkez Konseyi Başkanı İrfan Ortaç, 2 bin 600 Ezîdî kadın ve çocuğun hâlâ kayıp olduğunu açıkladı.

    IŞİD’in Irak’ın kuzeyindeki Şengal’de yenilmesinin üzerinden beş yıl geçmesine rağmen bölgede kritik koşulların hüküm sürdüğüne dikkat çeken Ortaç, haber ajansı epd’ye verdiği röportajda binlerce Ezîdî’nin IŞİD çeteleri tarafından farklı ülkelere kaçırıldıklarını söyledi.

    Bunlardan bazılarının öldürüldüklerinden emin olduklarını söyleyen Ortaç, “Ancak çok sayıda hayatta kalan olduğunu da biliyoruz” diye konuştu. Ortaç hayatta olan Ezîdîlerin Türkiye, Suriye ve Irak’ta tutulduğunu kaydetti. Almanya Ezîdîler Merkez Konseyi Başkanı, “Suudi Arabistan, Katar ya da Pakistan gibi ülkelere, hatta Libya ve Yemen’e kaçırılmış kadınlar olduğunu biliyoruz” dedi.

    “EZİDİ KARDEŞLERİN AİLELERİNE DÖNMELERİNE İZİN VERİLMİYOR”

    İrfan Ortaç, Ezîdîlerin Türkiye’ye kaçırılmalarının Türk makamlarınca yasal hale getirildiğine de dikkat çekti.

    Ortaç, buna örnek olarak Kırşehir’deki yerel mahkemenin, Sincar’dan Türkiye’ye kaçırılan altı ve sekiz yaşlarındaki iki Ezîdî kardeşin, Irak’ta bir mülteci kampında bulunan ailelerine dönmelerindense, Türkiye’de bulundukları yetimhanede daha iyi yetiştirileceklerine hükmetmesini gösterdi.

    Almanya Ezîdîler Merkez Konseyi Başkanı mahkemenin, konseyin çabalarını da sonuçsuz bırakarak, ailelerine dönmelerine izin vermemesinin yanı sıra, çocukları yetimhaneye bırakan kişi ya da kişilerin kimliklerinin tespit edilmemesini de “skandal” olarak nitelendirdi.

    Ortaç, çocukların kaldıkları yetimhanede Müslüman olarak yetiştirildiklerini ve kardeşlerden kız olanının baş örtüsü takmaya zorlandığını da ifade etti.

    “EZİDİLER ONURLU VE GÜVENLİ BİR YAŞAMI ARZU EDİYORLAR”

    IŞİD’in Şengal’den çıkarılmasından iki yıl sonra dahi bölgedeki durumun hâlâ kritik olduğunu söyleyen Ortaç, elektrik ve su gibi temel ihtiyaçların dahi karşılanamadığını ifade etti. Bir yandan Türkiye’nin PKK’nin üslerini vurduğunu, diğer yandan Şii örgüt Haşdi Şabi’nin bölgede bir işgalci güç gibi hareket ettiğini belirten Almanya Ezîdîler Merkez Konseyi Başkanı Ortaç, tüm bu karanlık tabloya rağmen Ezîdîlerin mülteci kamplarındansa memleketlerine dönerek burada “onurlu ve güvenli bir yaşam sürmeyi arzu ettiklerini” belirtti.

    Ortaç, Almanya’da federal hükümete, Ninova bölgesinde Hristiyan ve Ezîdî bölgeleri oluşturma hedefiyle uluslararası bir konferans düzenleme çağrısı da yaptı.

    Almanya’ya dönen eski IŞİD’lilere ilişkin de konuşan Ortaç, kadınların da ceza almasını umduğunu ifade etti. Medyada kadın cihatçıların genellikle “mağdurmuş gibi” gösterildiklerini söyleyen Ortaç, “Birçok Ezîdî bana içlerinde en kötülerinin Avrupa’dan gelen erkek ve kadın cihatçılar olduğunu söylüyor” diye konuştu.

  • Batman’da saldırıya uğrayan Ezidiler Almanya’ya dönüyor

    Batman’da saldırıya uğrayan Ezidiler Almanya’ya dönüyor

    Batman’da yıllar önce yurt dışına çıkan ve tekrar Türkiye’ye dönen Ezidiler, topraklarını sürmek istedikleri için saldırıya uğrayınca yeniden Almanya’ya dönme kararı aldı.

    Batman’ın Beşiri ilçesine bağlı Kuşçukuru (Kelhoke) köyündeki topraklarını terk etmek zorunda kalan Ezidiler topraklarını Karabulut ve Biter ailelerine noter huzurunda teslim ederek yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. 1992 yılında topraklarını terk etmek zorunda kalan Ezidiler 27 yıllık aranın ardından topraklarına dönüş yapmak istedi. Fakat arazileri Karabulut ve Biter aileleri Ezîdîlere teslim etmedi. 2001 yılından bu yana süren hukuk mücadelesini kazanan Ezidiler topraklarını sürmek istedi.

    “VALİ DEVREYE GİRMİŞTİ”

    Yaklaşık 3 aydır Batman’da bir otelde yaşayan aileler topraklarını jandarma eşliğinde sürmek zorunda kalırken, dört kez saldırıya uğradı. Son olarak Nedim Erkiş ile beraberindeki 5 kişi kent merkezinde arazilerini işgal eden kişilerce 17 Aralık tarihinde sopalı saldırıya uğradı. Yaşananların ardından ise Batman Valisi Hulusi Şahin, Karabulut, Biter ve Ezidiler bir araya gelerek görüşme yaptı.

    Ezidiler yapılan görüşmenin detaylarını Atlıhan Otel’de yaptıkları basın toplantısı ile kamuoyuna duyurdu. Toplantıya Hikmet, Nedim, Aydın, Nevzet ve Sezgin Erkiş’in yanı sıra İnsan Hakları Derneği Batman Şube yöneticilerinden Mehmet Zeki Tangüner ile Ezidilerin avukatı Abdullah Akın hazır katıldı.

    “TOPRAKLARIMIZA GERİ DÖNMEK İSTİYORUZ”

    Ezidiler adına konuşan Nedim Erkiş, Vali Şahin’in bulunduğu toplantıda kendilerine topraklarının satılması veya kiraya verip verilmeyeceğini sorulduğunu söyleyerek, “Biz Ezidiler de toprak satma olmaz. Bizim mezarlarımız orada bizim için kırmızı çizgidir. Bize başka aşiretleri buraya getirip getirmeyeceğini sordu fakat biz de Reşkotanlıyız. Biz kimseye kiraya da vermeyeceğiz. Biz topraklarımızı kendimiz sürmek sürüyoruz. Bunun üzerine köyümüzü bizim dışımızda kimsenin sürmeyeceğini söyledi. Karabulut ve Biter aileleri ise valinin huzurunda namus sözü vermiştir. Fakat biz oradan çıktığımızda bizi yine tehdit ettiler. Şimdi Almanya’ya dönüyoruz. Ama biz topraklarımıza ve köyümüze geri dönmek istiyoruz” dedi.

    Erkiş’in ardından ise Ezidilerin avukatı Abdullah Akın ise mülkiyet hakkının kutsal olduğunu ve bunu korumanın demokrasinin görevi olduğunu söyledi.

    Konuşmaların ardından Ezidiler Ezi Bayramı kutlaması dolayısı ile basın çalışanlarına ikramda bulunuldu.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Ezidiler, Cejna Êzî’yi kutluyor

    Ezidiler, Cejna Êzî’yi kutluyor

    PİRHA- Ezidiler, Büyük Oruç Bayramı diğer adıyla Cejna Êzî’yi (Ezi Bayramı) kutlamak için tuttukları 3 günlük oruç sonrası kutlamalara başladı. 

    Ezidiler 17 Kasım’dan itibaren ‘Rojiya Êzî’ adını verdikleri Ezi Orucu’nu tutuyolardı. 

    ‘Êzî’ kavramı, Ezidilerde tanrının adlarından biri olarak biliniyor.

    Ezidi inancına göre; yaratıcının 1001 adı var ve Êzî adı yaratıcının adlarından yalnızca biri. 17 Aralık’ta başlayan 3 günlük oruç, Ezi’ye ithafen tutulur ve 4. gün bayram yapılıyor.

    3 gün süren oruç süreci boyunca güneşin doğuşundan batışına kadar hiçbir şey yenip içilmiyor. Orucun ardından gelen cuma gününde ise (Cejna Ezi) kutlanıyor. Bu yıl bayramın kutlanma tarihi 20 Aralık’a denk geliyor.

    Ezidiler de bu bağlamda Ezi bayramını büyük heyecanla karşılıyor. Her yıl bugün, dünyanın oluşumunu bayramla kutlayan Ezidiler, DAİŞ’in Şengal üzerindeki katliamı, Şengalli Ezidilerin yerlerinden, yurtlarından edilmeleri nedeniyle bayramı bu yıl da buruk karşılıyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ezidiler Cema Bayramı’nı kutluyor

    Ezidiler Cema Bayramı’nı kutluyor

    Ezidiler, hac mevsimi olarak kabul ettikleri Cema (Toplanma) Bayramı’nı kutluyor. Bayram öncesinde Iraklı Kürt liderlerden, IŞİD soykırımının Ezidi toplumunda yol açtığı acı ve kedere vurgu yapan, bayramın birlikte yaşam kültürüne dikkat çeken kutlama mesajları geldi.

    Ezidi inancına göre hac mevsimi olarak kabul edilen ve her yıl 6-12 Ekim tarihlerinde kutlanan Cema (Toplanma) Bayramı’nda, binlerce Ezidi’nin Irak’ın Duhok kentindeki Laleş Tapınağı’na akın etmesi bekleniyor.

    “ACI VE KEDERLERİNİN SONLANMASINI TEMENNİ EDİYORUM”

    Irak’ta IŞİD zulmü altında soykırıma uğrayan Ezidilerin kutsal bayramının ilk gününde, Kürdistan Bölgesel Yönetimi liderliğinden kutlama mesajları da yağdı. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin eski başkanı Mesud Barzani, “Ezidi kardeşlerimizin tüm bayramlarını huzur ve barış içinde geçirmelerini geçmişte teröristlerin zulmünden yaşadıkları acı ve kederin sonlanmasını temenni ediyorum” dedi. Bölgesel Yönetim Başkanı Neçirvan Barzani IŞİD’in kaçırdığı ve hâlâ kayıp olan Ezidilerin bulunması çabaların süreceğini belirtirken, Kürdistan Parlamentosu Başkanlığı’nın mesajında ‘bayramın birlikte yaşam kültürünü perçinleşmesine vesile olması’ temennisinde bulundu.

    EZİDİ KAMU ÇALIŞANLARINA TATİL

    Kürdistan hükümeti ayrıca, Ezidi çalışanlarına bir hafta bayram izni verdi. Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan Ezidiler mesailerine 14 Ekim’de başlayacak.

    (Kaynak: Duvar)

  • DAD Kadın Meclisi: Ezidi kadınlar direnişi ve özgürleşmeyi seçti

    DAD Kadın Meclisi: Ezidi kadınlar direnişi ve özgürleşmeyi seçti

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi, Şengal Katliamı’nın yıl dönümü vesilesiyle yaptığı açıklamada, “Ezidi kadınlar susmadılar, sessizliğe gömülmediler, yaşananları kader olarak görmediler. Soykırımı yapanlara ve izleyenlere inat gösterdikleri direnişle adeta küllerinden yeniden doğdular” ifadelerini kullandı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi, IŞİD’in 3 Ağustos 2014’te Şengal’de yaşayan Ezidi halkına yönelik gerçekleştirdiği saldırıya ilişkin yazılı açıklama yaptı. “Ezidi Halkına Dünya Borçludur” başlığıyla yapılan açıklamada, “IŞİD tarafından ‘savaş ganimeti’ olarak başta Arap ülkelerindeki şeyhlere Türkiye vb. ülkelere satılması, sistematik cinsel saldırıya maruz bırakılmaları, öldürülerek toplu mezarlara gömülmeleri, büyük bir trajedi ve insanlık ayıbı olarak yaşanırken diğer yandan Ezidi kadınları şahsında vahşi bir kadın kırımına yol açmıştır. Ve bu soykırım tüm dünyanın gözü önünde ve sessizlik içinde izlenerek gerçekleştirilmiştir” denildi.

    IŞİD saldırısına dikkati çekilerek, gençlerin, kadınların kaçırılıp köle pazarlarında satıldığı belirtilen açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “21. YÜZYILIN EN VAHŞİ SOYKIRIMI UYGULANDI”

    Bugün Ezidî halkına dönük gerçekleştirilen 3 Ağustos soykırımının 5. yıl dönümündeyiz. On binlerce yıllık tarihine 73 fermanı sığdıran Ezidiler, 21. yüzyılın en korkunç vahşi soykırımına uğramakla kalmadı; binlerce kadın ve çocuk IŞİD tarafından kaçırıldı; köle pazarlarında satıldı ve halen sayılarının 3 bin civarında olduğunu bildiğimiz kadın ve çocukların akıbeti bilinmiyor. IŞİD ve türevleri bugün başta Kürtlerin yaşadığı coğrafyada olmak üzere halkların varlığına, inançlarına, kültürlerine ve yaşam haklarına dönük tehdit olarak devamlılığını değişik tarzda sürdürmektedir. Yaşam kazanmak veya kaybetmek değildir. Mesele kötülüğü bitirmektir. Kötü olanIN önünde durulmazsa yaşam kirlenir. Ezidi halkı bu inançla 73 ferman gördü. Hakk olan kötülüğü bitirmekti. Ama insan nefsi kötülükle de yoğrulmuştu, kadim halkın evlatları iyi biliyordu.

    “ALEVİ KIZILBAŞ KATLİAMLARINI AKLA GETİRDİ”

    3 Ağustos 2014’te Şengal, binlerce yıldır direndiği kötülüğün 73’üncüsünü de gördü. Kötülük, Meleke Tavus’un gözyaşları ile söndürdüğü cehennemin ateşinden çıkıp Şengal’e gelmişti. Şengal’in kadınları erkekleri, çocukları esir düştü, katledildi. 21 yy’da dünyanın gözleri önünde kadim halk çöllerde katar katar kıyımdan kurtulmak için aç, susuz kilometrelerce yol yürüdü can vererek. Coğrafyamızdaki Alevi Kızılbaş katliamlarına benziyordu, Ağrı’ya, Zilan’a vahşet yol yürüyordu. Cenk kararı aldı Şengal gençleri, kadınları, yaşlıları. Dayadı sırtını Şengale, nefsi müdafaa idi. Kerbela yaşanıyordu. Hüseyin olmak zamanı idi. Vahşete karşı direndi Şengal. 73. ferman kabul edilemezdi. Cenk meydanı kuruldu dağ, taş, cenge durdu Şengal. Yenildi kötülük. Fakat binlerce Şengal genci, kadını, yaşlısı, çocuğu katledildi. Binlercesi köle pazarlarına satıldı. Dinleri değiştirildi zorla. Halen çoğu kadın çocuk kayıp. 3 Ağustos 2014 tarihli soykırımın en korkunç vahşetini hiç kuşkusuz Êzidî kadınları ve kız çocukları yaşadı. IŞİD tarafından ‘savaş ganimeti’ olarak başta Arap ülkelerindeki şeyhlere Türkiye vb. ülkelere satılması, sistematik cinsel saldırıya maruz bırakılmaları, öldürülerek toplu mezarlara gömülmeleri, büyük bir trajedi ve insanlık ayıbı olarak yaşanırken diğer yandan Ezidi kadınları şahsında vahşi bir kadın kırımına yol açmıştır. Ve bu soykırım tüm dünyanın gözü önünde ve sessizlik içinde izlenerek gerçekleştirilmiştir.

    “EZİDİ KADINLAR DİRENİŞİ, ÖZGÜRLÜĞÜ SEÇTİ”

    Yaşanan bu soykırım karşısında Ezidi kadınlar, susmadılar, sessizliğe gömülmediler, yaşananları kader olarak görmediler, kendilerini ölüme yatırmak yerine; çoğunluk direnişi, özgürlük için mücadeleyi seçtiler yaşamlarını örgütlü olarak oluşturdukları meclislerle inşa etmeye başladılar. Soykırımı yapanlara ve izleyenlere inat gösterdikleri direnişle adeta küllerinden yeniden doğdular. 73. ferman göstermiştir ki her zamankinden daha fazla Kürtlerin, Êzidî, Sunni, Alevi, Şabak olarak, yaşadıkları her yerde statü sahibi olmadan her türlü yeni saldırılara maruz kalma riskleri söz konusudur.

    “EZİDİLER TOPRAKLARINA DÖNMELİ, KATİLLER CEZALANDIRILMALI”

    Tüm halkların olduğu gibi, uluslar arası hukuk çerçevesinde Ezidi halkının da kendi kaderini tayin etme ve statüye kavuşturulması hakkı tanınmalıdır. Binlerce yıllık topraklarından edilen kamplarda ve sürgünde yaşayan Şengal halkı özgür topraklarına uluslararası güvence ile geri dönmelidir. Kaçırılan Ezidi kadınlar ve çocuklar bulunmalı hanelerine geri dönecek koşulları oluşturulmalıdır. Dünyanın gözü önünde Ezidi halkını soykırıma uğratmak isteyen katiller ve onları kollayanlar kurulacak uluslararası mahkemelerde yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır.
    Ezidi halkı inanç ve kimlik özgünlükleri göz önünde bulundurularak, özerk bir yapıya ve uluslararası güvenceye kavuşmalıdır.

    Ezidi halkına yapılan katliam geçmişte Ermeni, Kürt ve Alevi halklara da yapılmıştır. Bu manada Ezidi kadınlarını ve halkının özgürlük mücadelesini mücadelemiz olarak görüyoruz. Soykırımın 5. yılında IŞİD tarafından katledilen Ezidileri saygıyla anıyoruz.

    (HABER MERKEZİ)

  • HDK: Êzidîlere uygulanan soykırım BM tarafından tanınsın

    HDK: Êzidîlere uygulanan soykırım BM tarafından tanınsın

    PİRHA- HDK Halklar ve İnançlar Komisyonu, Şengal Katliamı’nın yıl dönümü dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada “Katliamın yıl dönümü olan 3 Ağustos 2019 günü saat 11.00’de 1 dakikalık sessizlik çağrısına bütün halkımızı davet ediyoruz” dedi. 

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Komisyonu, IŞİD’in 3 Ağustos 2014’te Şengal’de yaşayan Êzidî halkına yönelik gerçekleştirdiği saldırıya ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    “Êzidîleri acılarıyla baş başa bırakmayacağız; Şengal Katliamı’nı unutmadık!” başlığıyla yayınlanan açıklamada geçmişte yaşanmış katliamların izlerinin hala kaybolmadığına vurgu yapılarak “Yaşayan her insanın gen haritasında, kavimler göçü kadar uzak bir tarih olsa bile, soyunun geçmişinde yaşanmış acıları taşıdığı bilimsel bir gerçektir. Bizim topraklarımızda doğup büyüyen herkesinse, belki büyük babası, belki anne babası kadar yakınında yaşanmış devasa acıları var. Ermeni Soykırımı’nı dinleyerek büyüdük, Dersim Katliamı’nın hayatta olan tanıkları var, Maraş Katliamı’nın tanıkları ve onların çocukları yaşadıklarını anlatırken nefesimiz kesiliyor, hala 90’lardaki devlet vahşetinin bakiyesiyle beraber büyüyoruz.” denildi.

    “ÊZİDÎ NÜFUSU BUGÜN BİRKAÇ YÜZLE SINIRLI”

    Êzidîlere yönelik soykırıma dikkat çekilen açıklamada “Bir halklar bahçesi olabileceği yerde cehenneme çevrilen Türkiye’nin kardeş halklarından Êzidîler, zaten on yıllardır kızıl ve beyaz soykırımlarla göçe maruz bırakıldılar. Daha 1970’lerde on binlerle ifade edilen Êzidî nüfusu, bugün birkaç yüzle sınırlı. Bu soykırım öyle bir raddeye varmış ki, Êzidîlere ait mezar yerleri bile yağmalanmakta, kolektif ve özgün yapısına uygun her şey yok edilmek istenmekte. Bu yaşananlardan daha acısı, içinde bulunduğumuz bu modern çağın daha ilk yıllarında, savaşları sona erdiren onca anlaşmaya, yeni savaşlar çıkarılmasının önünü kesecek onca sözleşmeye rağmen, büyük bir katliam yaşandı. Emperyalist devletler, ‘kendi elleriyle çizdikleri’ sınırları, kendi elleriyle silmeye kalkınca Êzidîler, 21. yüzyılın en korkunç vahşetine maruz kaldı.” diye belirtildi.

    “TÜM DÜNYADA YANKILANAN BİR ÇIĞLIĞA DÖNÜŞTÜ”

    Êzidîlerin 3 Ağustos 2014’te asırlardır yaşadıkları Şengal coğrafyasında uğradığı katliamın tüm dünyada yankılanan bir çığlığa dönüştüğü kaydedilen açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “Tarihleri boyunca 73. kez katliama maruz kalan kadim Êzidî halkının yaşadığı vahşet kitaplarda, filmlerde, anılarda rastladığımızdakiler gibi değil, unutulacak gibi değil! Yaşadıkları köyler IŞİD’li caniler tarafından basıldı, ateşe verildi. Gençler, kadınlar kaçırılıp köle pazarlarında satıldı. Her şeylerini bırakıp kaçarlarken IŞİD vahşeti kadar açlıkla da, susuzlukla da baş etmek zorunda kaldılar. 400 bin Êzidî’nin vatanını terk etmek zorunda kaldığı bu katliamda öldürülen Êzidî halkının yanı sıra binlerce kadının hala IŞİD’in elinde olduğu biliniyor. Güneşten evvel kalkıp güneşi doğuran Êzidî kadınların büyük bir kısmı, doğup büyüdükleri toprakları canları pahasına savunmayı, savaşmayı seçerek bölgede yaşayan kadınlara hayati önemde bir örnek teşkil etti. Êzidî bir genç kadının, IŞİD’in katlettiği nişanlısının mezar taşına, upuzun örülü saçını kesip bağladığını gösteren fotoğraf, bu direnişin sembol görüntülerinden biri oldu ve hafızalarımızda tazeliğini koruyor.

    “SOYKIRIM BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TARAFINDAN TANINSIN”

    Soykırımdan bu yana geçen 5 yıla rağmen yalnızca Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’na bağlı araştırma komisyonu tarafından Êzidîlerin soykırıma uğradığı rapor edilmiş olmasına rağmen BM Güvenlik Konseyi nezdinde bir girişimde bulunulmadı. Şengal katliamı süreci ve sonrasındaki dönemde görüldü ki, Êzidîlerin kültürel varlıklarını ve inançlarını yaşattıkları coğrafyadan sürülmesi, maruz kaldıkları entegrasyon politikaları da
    eklendiğinde bir kültürel soykırımdan farklı değildir.

    HDK Halklar ve İnançlar Komisyonu olarak bizler, soykırımın Birleşmiş Milletler tarafından tanınmasını, Êzidî halkının temel haklarının garanti altına alınmasını ve olası katliamlara karşı korunmasının temin edilmesini öncelikli olarak görüyor ve katliamın yıl dönümü olan 3 Ağustos 2019 günü saat 11.00’de 1 dakikalık sessizlik çağrısına bütün halkımızı davet ediyoruz.” (HABER MERKEZİ)

  • Bugün Ezidilerin ‘Çarşema Sor’ bayramı

    Bugün Ezidilerin ‘Çarşema Sor’ bayramı

     Ezidiler “Çarşema Sor” bayramını, yani ‘dünyanın mayalandığı günü’ kutluyor. Çarşema Sor’un kutlandığı bugün yazılı açıklama yapan HDP, “Bu yılki Çarşema Sor Bayramı’nın, IŞİD’in elinde halen esir tutulan kadınlar ve çocukların özgürleşmesi, insanlık düşmanı Selefist barbarların yenilmesine vesile olmasını diliyoruz” dedi.

    Ezidilerin kutsal bayramları “Çarşema Sor” bugün. Mezopotamya coğrafyasında, Nisan ayının 13’ünden sonraki ilk Çarşamba günü kutlanan bu bayram, dünyanın mayalandığı gün, dolasıyla doğanın canlanışı, yeni bir yılda güzel günlerin habercisi, kin ve nefretin yerine barış ve kardeşliğin sağlandığı gündür.

    Yaşamın kaynağı ve rengi olarak görüldüğü için “Çarşema Sor”da yumurtalar kırmızıya boyanır ve tokuşturulur.

    HDP: EZİDİ HALKININ ÇARŞEMA SOR BAYRAMI KUTLU OLSUN 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkan Yardımcısı Azad Barış, Ezidi halkının Çarşema Sor Bayramı’na ilişkin kutlama mesajı yayımladı.

    “Çarşema Sor, Kızıl Çarşamba Bayramı, diğer adıyla Çarşema Serê Nîsanê, Ezidi halkının kültürel-toplumsal hafızasında, ilkbaharın başlangıç günü olarak kabul edilir ve yeni yılın ilk günü olarak kutlanır. Ezidi cemaatinin yaradılış mitolojisine göre Çarşema Sor, hem evrenin hem de dünyamızın maya tuttuğu gündür. Evrenin maya tutmasıyla oluşan kutsal toprağın bereketle buluştuğu gün olarak da kabul edilir. Çarşema Sor, her yıl tekrarlanan bu kutsal doğumla beraber yeryüzünde mutlak iyinin egemen olduğu, Tanrı’nın bütün kötülükleri bitirip yerine güzelliği inşa ettiği güne tekabül etmektedir.

    Ezidiler yüce kudretin bir lütfu olarak yenilenen tabiatı insanlık ve beşer için de bir yeniden doğum olarak kabul eder ve bugün münasebetiyle şerden uzak durur, mevcut kırılmaların ve kavgaların bitmesi için “bahar barışı” yaparlar. Bu sebepten dolayı Nisan ayı Ezidilerin toplumsal hafızasında bütün ayların gelini olarak kabul edilir ve ilahi takdirin imtihanı olan mevsimlerin en ihtişamlısı olarak betimlenir. Çarşema Sor, iyiliğin, sevginin ve güzelliğin gücünün mutlak zaferi; karanlığın, kötülüğün ve şerrin mağlubiyeti olan bir gündür. Dolayısıyla toplumsal hayatı, ortak, kardeşçe ve barış içinde yaşamı simgelemesi dolayısıyla ayrıca önem taşır.

    “YILLARDIR ANA VATANLARINDAN UZAK OLAN EZİDİLERİN TOPRAKLARINA GERİ DÖNMESİNİ İSTİYORUZ”

    Bu karakterinden dolayı, bu yılki Çarşema Sor Bayramı’nın, IŞİD’in elinde halen esir tutulan kadınlar ve çocukların özgürleşmesi, insanlık düşmanı Selefist barbarların yenilmesine vesile olmasını diliyoruz. Yıllardır vahşetten uzaklaşmak için ana vatanından uzaklaştırılarak göç yollarına düşürülen, çadır kentlerde insanlık dışı koşullarda yaşayan binlerce Ezidi’nin topraklarına geri dönmesini ve huzur içinde yaşamasını diliyoruz.

    Tüm insanlık ailesini Ezidilere dayatılan fermanlar silsilesine karşı durmaya ve bu 73’üncü kıyıma karşı duyarlı olmaya çağırıyoruz. Çarşema Sor Bayramı’nı kutlarken Ortadoğu coğrafyasının Ezidi halkı başta olmak üzere tüm halkların özgür, eşit ve barış içerisinde yaşayacağı günlere kavuşmasını umut ediyor, kadim Ezidi halkının bayramını kutluyoruz.”

     

  • HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu, Êzidilerin Cema Bayramını kutladı

    HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu, Êzidilerin Cema Bayramını kutladı

    HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu, Ezidilerin ‘Cema Bayramı’nı kutladı. Yapılan açıklamada, “Yıllar geçti, baskı ve şiddet devam ediyor” denildi. 

    HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu Êzidilerin her yıl 6-13 Ekim tarihleri arasında kutladıkları ‘Cema Bayramı’nı kutladı.

    Halkların Demokratik Partisi Halklar ve İnançlar Komisyonu Sözcüsü Çilem Küçükkeleş, “Êzidîlerin varlığının, birliğinin, dirliğinin simgesi olan Cema Bayramı’nı kutluyor; barış ve huzur içinde bir bayram geçirmelerini, çekilen acıların son bulmasını, gelecek günlerin özgürlük getirmesini diliyoruz” dedi.

    Küçükkeleş, ‘Cema Bayramı’ için, “Mezopotamya’nın kadim inanç gruplarından Êzidîlerin her yıl 6-13 Ekim tarihleri arasında kutladıkları, bu vesile ile kendileri için kutsal olan Laleş topraklarını ziyaret edip ulularına, pirlerine niyaz oldukları, hac görevini yerine getirdikleri Cema Bayramı’nı kutluyor ve bu bayramın coğrafyamıza huzur, barış ve özgürlük getirmesini temenni ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    ‘BASKI, ŞİDDET DEVAM EDİYOR…’

    Şengal’deki IŞİD saldırılarının üzerinden 4 yıl geçtiğini hatırlatan Küçükkeleş, Ezidiler üzerinde baskı, şiddet ve tahammülsüzlüğün devam ettiğini kaydetti. Küçükkeleş şöyle devam etti:

    “Cema Bayramı için Şengal’den Laleş’e gitmek isteyen Êzidîlerin önüne yeni engeller çıkarılıyor. Bütün engellemelere, ferman, katliam ve soykırımlara rağmen Êzidîlerin her yıl olduğu gibi bu yılda Laleş topraklarında Cema Bayramı için cem olmaları; “biz buradayız” ve “her daim inancımız, ritüellerimiz, kimliğimiz ve özgünlüğümüzle burada olacağız” demeleri tekçi, farklılıklara tahammülü olmayan zihniyet ve yaklaşımlara verilecek en iyi yanıttır.” (HABER MERKEZİ)