Etiket: fatin kanat

  • Devrimci 78’liler Federasyonu, ABD Büyükelçiliği’nin önüne siyah çelenk bıraktı-VİDEO

    Devrimci 78’liler Federasyonu, ABD Büyükelçiliği’nin önüne siyah çelenk bıraktı-VİDEO

    PİRHA- 12 Eylül darbesinin yıldönümü sebebiyle, eski ABD Büyükelçiliği önüne siyah çelenk bırakıldı. Açıklamada, “Devrimciler kötülüklerinizi unutmayacak. Sürekli hesaplaşmak için mücadele edeceğiz” denildi.

    Devrimci 78’liler Federasyonu, 12 Eylül darbesinin 45. yılında eski Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Büyükelçiliği önüne siyah çelenk bıraktı.

    Basın metnini, Devrimci 78’liler Federasyonu Yönetim Kurulu üyesi Emel Uzman, okudu.

    “DEVRİMCİLER KÖTÜLÜKLERİNİZİ UNUTMAYACAK”

    ABD emperyalizminin hala dünyayı kana bulamaya devam ettiğini belirten Emel Uzman, şunları kaydetti:

    “Ey ABD, ey işbirlikçiler; Dünyanın birçok yerinde yeni darbeler örgütlüyorsunuz. İşbirlikçileriniz vasıtası ile halkların iradesini yok sayıyorsunuz. Yeni savaşlar çıkarıp, soy kırımlar yapıyorsunuz. İnsanlığın başından defolup gitmediniz. Sizin yaptığınız kötülükler de unutulmayacak. Devrimciler kötülüklerinizi unutmayacak. Sürekli hesaplaşmak için mücadele edeceğiz. Soluğumuzu hep ensenizde hissedeceksiniz. Bir adım mücadeleden geri durursak, zulmün karşısında korkar eğilirsek yüreğimiz kurusun. Ey dünya halklarının baş düşmanı; and olsun, şart olsun yeneceğiz, kovacağız ülkemizden. Ey işçi sınıfının ve emekçi halklarımızın baş çelişkisi; seni yenip sosyalizmin ışığı ile aydınlatacağız bütün dünyayı. Barış giysileri ile donatacağız her yanı, allı çiçekli. Senin gidişinle yoksulluk da bitecek savaş da. Biz kazanacağız.”

    “EŞİTLİKTEN YANA BİR SİSTEMİ EL BİRLİĞİYLE KURACAĞIMIZA İNANIYORUZ”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Ankara İl Örgütü Eş Başkanı Fatin Kanat ise şunları ifade etti:

    “12 Eylül devam ediyor. Her haliyle ağır bir darbe olan 12 Eylül, bütün uygulamalarıyla, hatta uygulanmayan anayası ile bile bir biçimde devam ediyor. Bütün bu ağır tabloya rağmen inançlıyız. Bu ülkede gerçekten demokratik, hakkaniyetli, eşitlikten yana bir sistemi el birliğiyle, omuz omuza kuracağımıza inanıyoruz.”

    Eylem sloganlar ile sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara’da Suriye saldırılarına tepki: AKP-MHP kaosu derinleştiriyor- VİDEO

    Ankara’da Suriye saldırılarına tepki: AKP-MHP kaosu derinleştiriyor- VİDEO

    PİRHA- Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, Suriye’de yapılan saldırılara tepki göstererek, “AKP-MHP iktidarının Ortadoğu politikası, bölgede kaosu ve istikrarsızlığı derinleştiriyor. Bu saldırılarla Türkiye içinde de bir barış tahsis etmek istemedikleri açıktır” dedi.

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, Suriye’de ordu ile Heyet Tahrir Şam (HTŞ) liderliğindeki cihatçı grupların çatışmalarına ilişkin Kızılay Sakarya Caddesinde basın açıklaması yapmak istedi. Kolluk güçlerinin engellemesi üzerine açıklamaü DEM Parti il binası önünde yapıldı.

    Açıklamayı Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri adına DEM Parti Ankara İl Eş Başkanı Fatin Kanat yaptı.

    “AKP-MHP BARIŞI TESİS ETMEK İSTEMİYOR”

    Suriye’de Şehba, Tel Rıfat ve Halep’te halkların katliamla karşı karşıya kaldığını vurgulayan Fatin Kanat, “IŞİD’in yöntemlerini sürdüren, ağır silahlarla donatılmış cihatçı çeteler, Kürtler, Araplar, Süryaniler, Ezidiler, Aleviler başta olmak üzere Suriye’deki bütün halklara karşı katliam ve insanlığa karşı suçlar işlemektedir” diye belirtti.

    Kanat, AKP-MHP iktidarının Ortadoğu politikasının, bölgede kaosu ve istikrarsızlığı derinleştirdiğini, özellikle Kürt halkının hedef alınarak yapılan saldırılarla Türkiye içinde de bir barış tahsis etmek istemediklerinin açık olduğunu dile getirdi.

    “KADIN DÜŞMANI BİR YAŞAM DAYATILIYOR”

    IŞİD’e karşı mücadelede kadın direnişinin önemine vurgu yapan Kant, şunları söyledi:

    “Kuzey ve Doğu Suriye’de, Rojava’da kadın özgürlükçü bir yaşam inşa ederek dünya kadın mücadelesine ilham olan kadınların kazanımları, bugün IŞİD uzantısı SMO ve HTŞ çetelerinin saldırılarıyla bertaraf edilmek istenmektedir. Kadınların öncülük ettiği demokratik devrimin kazanımları hedef alınmakta, kadın düşmanlığına ve kadın sömürüsüne dayalı erkek egemen bir yaşam dayatılmaktadır.

    Siyasi çevreler, sivil toplum kuruluşları, emek ve demokrasi güçleri, kadın ve gençlik hareketleri, uluslararası toplum ve kurumlar bu saldırılara karşı tarihi bir sorumluluk taşımaktadır. Herkesi, Ortadoğu’da barış ve halkların ortak yaşam umudunu savunmak için demokratik tepkisini göstermeye davet ediyoruz. Cihatçı çetelere sırtını dayayanlar, emperyalistler, faşistler, halkların meşru direnişi karşısında mutlaka yenilgiye uğrayacaktır.”

    PİRHA/ ANKARA

  • 10 Ekim Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenler, katliamın 109. ayında Ankara Gar’ında anıldı-VİDEO

    10 Ekim Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenler, katliamın 109. ayında Ankara Gar’ında anıldı-VİDEO

    PİRHA-10 Ekim Gar Katliamı’nın 109. ayında yaşamını yitiren 104 kişi için Ankara Tren Garı önünde anma yapıldı. Anmada, “24 Aralık’ta mahkememiz var. Sözümüzün bittiğini sananlar bilsinler ki ilk gün ki gibi o mahkeme salonlarını dolduracağız, barış, adalet, hukuk, gerçek suçluların açığa çıkması için mücadelemizi sürdüreceğiz” denildi.

    İŞİD’in Emek ve Demokrasi güçlerine yönelik bombalı saldırısı sonucu 10 Ekim Gar Katliamı’nın 109. ayında yaşamını yitiren 104 kişi için anma etkinliği düzenlendi. 10 Ekim Barış Derneği (10 Ekim-Der) tarafından katliamın yaşandığı Ankara Gar önünde yapılan anmada katliamda yaşamını yitirenlerin fotoğrafının yer aldığı pankart açılırken, “10 Ekim’i unutma, unutturma” sloganı atıldı. Anmada, yaşamını yitiren 104 kişi için saygı duruşunda bulunuldu.

    “HİÇBİR KAMU GÖREVLİSİ YARGILANMADI”

    Gar Katliamı’nın üzerinden 109 ay geçtiğini belirten DEM Parti Çocuk Komisyonu Sözcüsü İhsan Seylan, katliamda barış talep eden kişilerin katledildiğini söyledi. Seylan “Katliamın birkaç dakika sonrasında gaz sıkan, birçok yaralının hayatını kaybetmesine neden olanların da dahil olduğu hiçbir kamu görevlisi yargılanmadı. Adalet Saraylarında göstermelik yargılamalarla cezalar verildi ancak gerçek sorumlular gün yüzüne çıkarılmak istenmedi” dedi.

    “104 ARKADAŞIMIZIN KANLARI HALA BURADA”

    10 Ekim Barış Derneği Eş Sözcüsü İshak Kocabıyık, 109 aydır adalet ve barış istediklerini söyledi. Kocabıyık yapılan Barış ve Demokrasi Anıtı’nın eksikliklerinin giderilmesini isteyerek, “Sadece anıtla ilgili eksiklik değil, bu meydanın bir anıt meydanı olarak düzenlenmesini istiyoruz bu anıtın burada yalnızlaştırılmasına izin vermeyeceğiz. 104 arkadaşımızın kanları hala burada. Acısı, öfkesi, mücadeleleri hala bizimle” diye konuştu.

    “ONLARIN KAYYUM DEDİĞİ BARIŞ MÜCADELEMİZE YAPILMIŞ BİR DARBEDİR”

    Kocabıyık son olarak şunları ekledi:
    “109 aydır her gün geçen günden daha kötü bir güne uyanıyoruz. Haksızlıklar, adaletsizlikler, savaş çığlıkları artık hayatımızın bir parçası haline geldi. Bunlar yetmezmiş gibi kayyumlarla başlayan bir süreçle karşı karşıyayız. Biz biliyoruz ki, onların kayyum dediği halkın iradesine karşı yapılmış bir darbedir, onların kayyum dediği barış mücadelemize yapılmış bir darbedir. Biz barış mücadelemizin kayyumlar eliyle engellenmesine izin vermeyeceğiz. Hiçbir güç bizi barış mücadelemizden geri bıraktıramaz. 24 Aralık’ta mahkememiz var. Sözümüzün bittiğini sananlar bilsinler ki ilk gün ki gibi o mahkeme salonlarını dolduracağız, barış, adalet, hukuk, gerçek suçluların açığa çıkması için mücadelemizi sürdüreceğiz. Bundan hiç kimsenin en başta da siyasi iktidarın hiç şüphesi olmasın. “

    “ADALET ARAYIŞININ YANINDAYIZ”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) MYK Üyesi Nuray Çevirmen ise, “Defalarca acıları görmezden gelindi. Ne yazık ki bu coğrafya katliamlar coğrafyası gün geçmiyor ki bir acıyı, bir katliamı, bir zulmü işaretlememiş olalım. Ancak 10 Ekim Katliamı da ne yazık ki bu cezasızlık politikasına rağmen bu halkın tarihine kara bir leke olarak yazıldı. Adalet arayışının yanındayız” diye konuştu.

    “ONLARA BARIŞ SÖZÜMÜZ VAR”

    DEM Parti Ankara İl Eş Başkanı Fatin Kanat, “Kaybettiğimiz canları saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz. Onlara bir barış sözümüz var. Siyasi iktidara da söyleyeceğimiz bir sözümüz var; barışa kastetmeyin, barışı katletmeyin” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara’da halay tutuklamalarına tepki: Dilimize de halaylarımıza da dokunamazsınız! -VİDEO

    Ankara’da halay tutuklamalarına tepki: Dilimize de halaylarımıza da dokunamazsınız! -VİDEO

    PİRHA- Ankara Emek ve Demokrasi Platformu, Kürtçe şarkı söyleyip halay çeken yurttaşların tutuklanmasına ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “Sürekli olarak ‘Türk Kürt kardeştir’ edebiyatı yapan iktidar, Kürdün diline, kültürüne, halayına saldırmakta, tabelaların ve uyarı yazılarının Kürtçe olmasına dahi tahammül edememektedir” denildi.

    Ankara Emek ve Demokrasi Platformu, Kürtçeye yönelik saldırılara karşı, “Irkçı ve asimilasyoncu politikalara geçit yok” diyerek basın açıklaması yaptı.

    Sakarya Caddesi’nde yapılan açıklamada, ” Irkçı ve asimilasyoncu politikalara geçit yok” yazılı pankart açılırken “Faşizme karşı omuz omuza”, “ ana dilimiz onurumuzdur” sloganı atıldı.
    Platform adına açıklama metnini, Ankara İl Eş Başkanı Fatin Kanat okudu.

    “KÜRTÇE ‘ÖNCE YAYA/PEŞİ PEYA’ YAZILARININ SİLİNMESİ İÇİN VALİLİKLERE TALİMAT YAĞDIRIYORLAR”

    Son haftalarda Kürtçe müzik dinlediği ve halay çektiği için, birçok kentte yüze yakın kişi gözaltına alındı, yirmiden fazla kişi ise tutuklandığını hatırlatan Fatin Kanat, “Son olarak bugün sabah saatlerinde, Diyarbakır’ın Dicle ilçesinde, aynı gerekçelerle 7 kişi gözaltına alınmıştır. Sürekli olarak ‘Türk Kürt kardeştir’ edebiyatı yapan iktidar, Kürdün diline, kültürüne, halayına saldırmakta, tabelaların ve uyarı yazılarının Kürtçe olmasına dahi tahammül edememektedir.
    Lafa gelince ‘Kürtler bizim eşit yurttaşlarımızdır’ demekten geri durmayanlar, Kürdün türküsüne, halayına dönük saldırılara ve peş peşe yapılan gözaltılara ses çıkarmak şöyle dursun, el birliğiyle yaya geçitlerindeki Kürtçe ‘Önce Yaya/Peşi Peya’ yazılarının silinmesi için valiliklere talimat yağdırıyorlar” dedi.

    “BU TUTUM, ZATEN SANCILI OLAN COĞRAFYAMIZA YENİ NEFRET TOHUMLARI EKMEK DEMEKTİR”

    “Halaya durun ki, birlikte horona durmanın, birlikte zeybek oynamanın kıymeti olsun” diyen Kanat şunları ekledi:
    “Eşit yurttaş deyin, kardeş deyin ama kardeşinizin dili olmasın, rengi olmasın, türküsü olmasın, biz ne dersek papağan gibi onu tekrar etsin istiyorsunuz. İktidarı kalın çizgilerle uyarıyoruz. Aklınızı başınıza alın. Bu tutum, zaten sancılı olan coğrafyamıza yeni nefret tohumları ekmek demektir. Düşmanlıkları ortadan kaldırmak yerine daha da büyütmek ve içinden çıkılmaz hale getirmek demektir.
    Dört bir yanı ateşlerle sarılı olan bu coğrafyada, olası bir barışın, huzurun önemi büyük. Bununu yolu da gerçek kardeşliğin ve gerçek eşit yurttaşlığın önündeki engelleri bir bir kaldırmak, kendinde hak gördüğün her şeyin yurttaş olan herkesin hakkı olduğunu bilince çıkarmaktır.

    “HALAYDAN KORKMAYIN, BİRLİKTE HALAYA DURUN”

    “Halaydan korkmayın, birlikte halaya durun. Halaya durun ki, birlikte horona durmanın, birlikte zeybek oynamanın kıymeti olsun.

    Ama ne yazık ki mevcut hal her şeyin daha da kötüleştiği bir gidişata denk düşmektedir. Mevcut iktidar pratiği, adeta her gün yeni kötülükler saçan bir şekle bürünmüştür. Bu yüzden hızla tükenmekte, gitgide erimekte, tüm toplumu içine çektiği kriz derinleştirmektedir. Her geçen gün hukukun ve insan haklarının daha fazla yok sayıldığı, bir gün öncesine göre daha fazla kadının öldürüldüğü, işkencenin normalleştiği, çetelerin ve mafyaların cirit attığı, gençlerin, işçilerin, emekçilerin ve emeklilerin geçinmekte daha da zorlandığı bir ülke hali, içler acısı bir haldir.”

    “TUTUKLANANLARIN DERHAL SERBEST BIRAKILMASINI TALEP EDİYORUZ”

    Ana dilde konuşma hakkının suç teşkil etmeyeceğini belirten Kanat “Bu halden çıkış, Kürtlerin diline ve kültürüne saldırmakla olmaz. İnanç düşmanlığı yapmakla ve savaşı daha da körüklemekle olmaz. Yoksulu, emekliyi, dar gelirliyi inim inim inleten politikalarla olmaz. Tüm türler ve canlılar için ses çıkaran herkese şiddet göstermekle, katliam yasaları çıkarmakla olmaz.
    Biz buradan, en basit insan hakkı olan ‘anadilde konuşma hakkı’nın suç teşkil etmeyeceğini belirtiyor, Kürtçe müzik ve halay gerekçesiyle tutuklananların derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Dilimize de kültürümüze de halaylarımıza da dokunamazsınız!” diye ekledi.
    Polis, açıklamanın ardından kitlenin halay çekerek gözaltıları protesto etmesine izin vermedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara’dan kayyım tepkisi: Normalleşme dedikleri yok sayma, asimilasyon ve savaş politikaları-VİDEO

    Ankara’dan kayyım tepkisi: Normalleşme dedikleri yok sayma, asimilasyon ve savaş politikaları-VİDEO

    PİRHA-Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanması Ankara’da protesto edildi. Yapılan basın açıklamasında “Görünen odur ki, ‘normalleşme’ dedikleri şey, yıllardır sürdürülen savaş politikalarının, asimilasyonun, yok saymanın ve inkarın normal hale getirilmesidir” denildi.

    Hakkari Belediyesi Eş Başkanının gözaltına alınıp ardından belediyeye kayyım atanması Ankara’da da protesto edildi.

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, “Hakkari’de darbe var! İrademize sahip çıkıyoruz!’ çağrısıyla Sakarya Caddesi’nde eylem yaptı.
    “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz. Gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek” sloganlarının atıldığı eylemde “Kayyuma geçit yok. Halkın iradesi gasp edilemez. Her yerde seçim hak, Hakkari’ye yasak” dövizleri de taşındı.

    “İRADEMİZE SAHİP ÇIKACAĞIZ”

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri adına yapılan basın açıklamasının ilk bölümü Kürtçe yapıldı.

    DEM Parti İl Eş Başkanı Fatin Kanat‘ın okuduğu ortak metinde şu ifadelere yer verildi:

    “Bilindiği üzere, Kürdistan’da yüz binlerce insanın katıldığı ön seçimimiz ile belirlenmiş illerden biri olan Hakkari’nin, seçilmiş belediye eş başkanı Mehmet Sıddık Akış, görev süresinin henüz 2 ayını doldurmuşken, uydurma gerekçelerle, bugün sabah saatlerinde gözaltına alınmış akabinde ise İçişleri Bakanlığınca, seçmenin iradesi yok sayılarak, belediyemize kayyım atandığı ilan edilen bir açıklama yapılmıştır. Daha önce Van’da uygulanmaya çalışılan senaryo bugün de Hakkari’de karşımıza çıkarılmıştır, ama bilinmelidir ki çizgimiz de, irademiz de, kararlılığımız da değişmemiştir. Dün yenilenen Hilvan seçimlerinde bir kez daha kaybeden AKP-MHP iktidarının, 31 Mart seçimlerinde alamadığı sonucu, baskıyla, hukuksuzlukla, halkların hak ve iradesini gasp ederek almaya çalıştığı aşikardır. Seçimlerden 2. parti olarak çıkan iktidarın, kendisini Anayasa’dan üstün görerek yapmaya çalıştığı bu irade gaspı girişimi tarafımızca ve milyonlarca insanın nezdinde yok hükmündedir.

    ‘Normalleşme’ ve ‘yumuşama’ iddialarının ortaya atıldığı günden beri, önce siyasi kararlarla Kobani davasında ceza yağdırılmış ardından 1 Mayıs’a katılan onlarca işçi, emekçi ve genç tutuklanmış ve son olarak da Kürt halkının iradesine ket vurularak seçilmiş belediye eş başkanımızın yerine kayyım atanmıştır. Görünen odur ki, ‘normalleşme’ dedikleri şey, yıllardır sürdürülen savaş politikalarının, asimilasyonun, yok saymanın ve inkarın normal hale getirilmesidir. Ancak şu unutulmamalıdır ki, biz burada var oldukça, savaşa karşı barışın, sermayeye karşı işçinin ve emekçinin, ataerkiye karşı kadının, iradesi gasp edilmeye çalışılan halklarımızın sesi ve sözü olmaya devam edecek, irademize sonuna kadar sahip çıkacağız”

    “USLANMADILAR!”

    Emek Partisi Milletvekili Sevda Karaca da yapılan eylemde söz aldı. Antep Milletvekili Karaca, “Kayyımlara geçit verilmeyeceğini” vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Halkın tokadını yediler, uslanmadılar. Van’da denediler, yenildiler. Hatırlatıyoruz, Kürt halkı iradesini gasp edenlere izin vermedi. Normalleşeceklermiş! Hadi oradan! Kürde zulüm uygulamaları ile yönetmeyle bekasını korumaya çalışanlara sesleniyoruz; ne yapacağımızı iyi biliyoruz. Van’da da yaptık. Hep birlikte bu darbeye karşı duracağız. Birleşik bir mücadele için güçlerimizi seferber edeceğiz. Emeğimizin hakkı, barış için Van’da yanyana durduk, bir kere daha duralım”

    KESK Genel Sekreteri Sevgi Yılmaz ise yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi:

    “Türk tipi başkanlık sistemi ile yönetiliyoruz. Toplumun bütün kesimlerini yoksullaştıracak bir programı kabul etmemizi istiyor. Tarikat ve cemaatlerle protokol yapıp geleceğimizi karartmak istiyorlar. İşte bu fotoğrafı Hakkari’deki kayyım tamamlıyor. Seçmen iradesini tanımıyorlar. Buradan ilan edelim, Hakkari’dekiler seçme ve seçilme hakkını kullanamıyorsa batıda da bunun anlamı yoktur. Kürt illerindeki kardeşlerimiz ile mücadelemizi büyüteceğiz. İtirazlar yükseltilecektir. Demokratik Türkiye’de insanca yaşam mücadelemizi yükselteceğiz”

    DEM Parti Milletvekili Heval Bozdoğan da yapılan eylemde kayyım kararını kınayarak, “Bu kayyım siyasetini tekrardan gözümüze sokmasına fırsat vermeyeceğiz. Bugünden itibaren alanlarda, belediyelerimizin önünde olacağız. AKP iktidarı, 15 Temmuz’da bu ülkeye bir kabus yarattı ve halen devam ettiriyor. DEM Parti olarak bundan sonraki süreçle ilgili planlamaları yaptık. Böyle tepeden inme kararlarla sonuç alınmaz. Bizler de sosyalistler olarak birbirimize söz verdik” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti Ankara İl Örgütü, Kobane Davası öncesinde açıklama yaptı-VİDEO

    DEM Parti Ankara İl Örgütü, Kobane Davası öncesinde açıklama yaptı-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Ankara İl Örgütü, Kobanê Davası’na dair Sakarya Meydanı’nda açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Demokrasiden, haktan, hukuktan, adaletten ve özgürlüklerden yana olan herkesi, tüm duyarlı kamuoyunu, yalan ve iftiralarla içerde rehin tutulan yoldaşlarımızla dayanışmaya, bu son sürüm ağır hukuk kıyımına karşı yanımızda saf tutmaya çağırıyoruz” denildi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski milletvekillerinin yargılandığı Kobane Kumpas Davası 16 Mayıs’ta görülecek. Aralarında Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ’ın ve birçok siyasetçinin yargılanacağı dava öncesinde DEM Parti Ankara İl Örgütü basın açıklaması yaptı.

    Açıklama metnini DEM Parti Ankara İl Eş Başkanı Fatin Kanat okudu.

    “KUMPASLARA KARŞI DEMOKRATİK SİYASETİ SAVUNUYORUZ”

    Kobane Davası’nın 16 Mayıs 2024 tarihinde Ankara Sincan Cezaevi Kampüsünde görüleceğini hatırlatan Kanat, “Demokrasiden, haktan, hukuktan, adaletten ve özgürlüklerden yana olan herkesi, tüm duyarlı kamuoyunu, yalan ve iftiralarla içerde rehin tutulan yoldaşlarımızla dayanışmaya, bu son sürüm ağır hukuk kıyımına karşı yanımızda saf tutmaya çağırıyoruz. Bilinmelidir ki haksızlık, hukuksuzluk kime, hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın, olan, demokrasiye, toplumsal huzur ve barışa olmaktadır.

    Kobani Kumpas Davası, partimizin demokratik faaliyetlerinin bastırılması, parti politikalarımızın ve çalışmalarımızın kriminalize edilmesi ve siyasi faaliyet yürüten arkadaşlarımızın rehin alınarak gücünün etkisizleştirilmesi amacıyla iktidar tarafından, 6-8 Ekim 2014’de Kobane ile dayanışma amacıyla yasal protesto hakkını kullanan halklarımıza karşı siyasi iktidar ve belirli odaklarca kışkırtılmış grupların saldırıları sonucu yaşanan, 37 yurttaşın, ki bunlardan 27si HDP üyesi ve gönüllüsüdür,  hayatını kaybettiği olaylardan tam 6 yıl sonra, demokratik protesto içeriği olan bir tweet bahane edilerek bir kumpas davası olarak açıldı. Hiçbir hukuki dayanağı olmayan bu dava üzerinden partimiz hedef gösterilerek AİHM başta olmak üzere ulusal ve uluslararası hukuk askıya alındı” dedi.

    “KÜRT SİYASAL HAREKETİNİN TASFİYESİ İÇİN KOBANE OLAYLARI BAHANESİNE SARILDILAR”

    İktidarın, Kürt Siyasal Hareketinin ve HDP’nin tasfiyesi için, Kobane olayları bahanesine sarıldığına vurgu yapan Fatin Kanat, şunları söyledi:

    “Terör örgütü İŞİD, Musul ve Şengal’de cins kırımına uğrattığı kadınlara uyguladığı sistematik cinsel şiddeti ve kadınların köle pazarlarında satılmasını Kobane’de de gerçekleştirmek istedi. Dönemin BM Başkanı Ban-Ki Moon başta olmak üzere, tüm dünyadan dayanışma çağrıları yükseldi. Uluslararası Koalisyon’dan ve Türkiye’den Kobane’ye insani yardım koridorunun açılması ve Kobane’nin IŞİD barbarlarınca işgal edilmesinin önlenmesi taleplerinin gerçekleşmesi için dünyanın pek çok yerinde başlayan barışçıl yürüyüşler, protesto ve basın açıklamaları, ‘Kobane düştü, düşecek!’ açıklaması üzerine devreye giren paramiliter güçlerin doğrudan rol aldığı katliamlarla gölgelenmeye çalışıldı.

    6-8 Ekim sonrası başlayan olaylar sonrasında yaşanan ölümler ve saldırılara ilişkin gerekli ve etkin soruşturma yapmayan siyasal iktidar aradan altı yıl geçtikten sonra Kürt Siyasal Hareketinin ve HDP’nin tasfiyesi için, tekrar, aslında kendi sorumluluğunda olan, Kobane olayları bahanesine sarıldı.

    “İKTİDAR TOPLUMSAL TALEPLERİ EYLEMLERİ İTİBARSIZLAŞTIRARAK TOPLUMU SOKAKTAN UZAK TUTMAYA ÇALIŞIYOR”

    Diğer yandan bu davayı önemli kılan bir başka unsur ise dava dosyası içerisine konulan belgeler ve yapılan suçlamalara dikkate alındığında, bu davayla ‘Çözüm Sürecinin’ de yargılanmak istendiği gerçeğidir.  Bu dava, Kürt siyasal hareketi üzerinden HDP’yi dizayn etmeye, HDP üzerinden Türkiye toplumunu dizayn etmeye çalışan bir siyasal mühendislik pratiğidir. Siyasal iktidar bu dava ve özellikle sık sık ‘Kobane Olayları’ ve ‘Gezi Eylemleri’ kavramlarını kullanarak, bu iki barışçıl ve toplumsal talepli eylemleri itibarsızlaştırma ‘şeytanlaştırma’ algısı ile toplumu sokak muhalefetinden uzak tutmaya çalışmaktadır. Buradan tek çıkış yolu ise bütün baskılamalara rağmen faşizme varan iktidar pratiklerine karşı sokakta yasal, demokratik hakların kullanılmasında ısrarcı olmaktır.”

    “BU DAVA BİR İNTİKAM DAVASIDIR”

    “2015 seçimleri döneminde HDP’nin parti olarak seçime girmeme beklentisi içinde olan AKP, HDP’nin parti olarak seçime girip AKP’nin tek başına iktidar olmasını engellemesi ile hedef olmuştur” diyen Fatin Kanat, “Gelinen noktada AKP, AYM ve AİHM kararlarını da uygulamayarak HDP’den ve Kürt siyasetinden intikam almaktadır. Tepeden tırnağa yalanlarla ve uydurma ‘gizli tanık’ beyanlarıyla örülü bu dava, yargılama usulleri de dahil pek çok ihlalin iç içe geçtiği bir davadır. Bu yönüyle de bu dava sadece bir tasfiye davası değil, aynı zamanda bir intikam davasıdır.

    AİHM Büyük Dairesi’nin Demirtaş/Türkiye Kararı, bu yargılamalarda oldukça önemlidir. Dosya kapsamında yargılanan siyasetçilere, HDP’nin Twitter hesabı üzerinden atılan tweetler ile suçlama yapılmaktadır. Oysa AHİM Büyük Daire, Demirtaş/Türkiye kararında bu tweetler uzun uzun değerlendirilmiş ve sonuçta söz konusu tweetlerin içeriğinin siyasal ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu, bu tweetler gerekçe gösterilerek soruşturma yapılamayacağını,  dolayısıyla tutuklanma da olamayacağını ve ihlallerin ortadan kaldırılmasına, Sayın Demirtaş’ın tahliyesine karar vermiştir” diye ekledi.

    “MÜZAKERELERİN, ADİL VE TOPLUMSAL BARIŞIN ÖNÜNÜ AÇIN”

    Demirtaş, Figen Yüsekdağ, Gültan Kışanak ve Sabahat Tuncel olmak üzere pek çok Kürt siyasetçinin özgürlüklerinden alıkonulduğunun altını çizen Fatin Kanat,” Ancak mahkeme heyeti, bugüne kadar deyim yerindeyse ‘ihsası rey’ yaparak AİHM Demirtaş/Türkiye kararını uygulamamış ve halen başta 7 yıllık tutukluluk sınırını çoktan dolduran, Demirtaş, Figen Yüsekdağ, Gültan Kışanak ve Sabahat Tuncel olmak üzere pek çok yoldaşımızı özgürlüklerinden alıkoymaya devam etmektedir.

    Kobane Davası, birçok tarihi yargılamaların birebir iz düşümüdür. Leipzig Yargılamaları, Dreyfus Davası, Nürnberg Yargılamaları gibi yargılamaları örnekleyebiliriz. Sahte deliler yaratma, çarpıtma ve suçları örtme tarzı neredeyse tıpa tıp aynıdır

    Özcesi, 40 yıldır sürdürülen savaş ve rant politikalarının kurtaranı Kobane, gezi ve benzeri kumpas davaları değildir. Bu, sadece içinde bulunulan çıkmazı daha da derinleştiren, demokrasiyi işlemez kılan, özgürlükleri ayak altına alan beyhude bir yol olmaz aynı zamanda çok yakından hissettiğimiz gibi, emekçinin, yoksulun sofrasındaki ekmeğe de göz diken kötü gidişatı da perişanlıkla sonuçlandırır. Gelin yol yakınken bu çıkmazdan geri dönün, diyalog ve müzakerelerin, adil ve toplumsal bir barışın önünü açın” dedi.

    Açıklama, bildiri dağıtımının ardından sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti Keçiören İlçe Binası önünde açıklama: Saldırılar bizi yıldıramayacak

    DEM Parti Keçiören İlçe Binası önünde açıklama: Saldırılar bizi yıldıramayacak

    PİRHA- DEM Parti Keçiören İlçe binasına iki gün önce yapılan saldırıyı kınayan Ankara İl Eş Başkanı Fatih Kanat, bu tür baskı ve saldırılara boyun eğmeyeceklerini ifade etti.
    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Ankara İl Örgütü, 2 Nisan gece saatlerinde kimliği belirsiz kişi veya kişilerce saldırıda bulunulan Keçiören İlçe binası önünde açıklama yaptı. Açıklama metnini İl Eş Başkanı Fatin Kanat okudu.

    “NEFRET SÖYLEMLERİNDEN ARTIK VAZGEÇİN”

    Kanat, saldırıların sebebinin yaratılan nefret söylemleri olduğunu belirtti. Kanat, “Şunu belirtmek istiyoruz, bu tür saldırılar bizleri asla yıldıramayacak mücadelemizden vazgeçiremeyecek. Sonuç olarak bizler barış, özgürlük ve demokrasi mücadelesi yürüten bir partiyiz bunun için varız ve bunun için var olmaya devam edeceğiz. Bu saldırıyı lanetle kınıyoruz. Bu tür saldırılara karşı yetkilileri bir kez daha uyarıyoruz; Nefret dili ve söylemlerinden artık vazgeçin. Son seçimlerin ortaya koyduğu tablo ülke açısından bir fırsat ve barış zemini tablosudur. Buna uygun davranın ve bu fırsatı görmezden gelmeyin ülkenin ve toplumun önünü açın diyoruz” diye ekledi.

    (MA)

  • Ankara’da Beyazıt ve Halepçe anması: Cezasızlık, suça iştirak suçudur-VİDEO

    Ankara’da Beyazıt ve Halepçe anması: Cezasızlık, suça iştirak suçudur-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Ankara İl Örgütü, Beyazıt ve Halepçe Katliamlarının yıldönümü sebebiyle basın açıklaması yaptı. Halepçe’de 5 bin Kürdün katledildiğine işaret edilerek “Ne yazık ki Kürtlere yönelik soykırım girişimleri ortadan kalkmış değildir” denildi. Açıklamada, 1978 yılında Beyazıt’ta 7 devrimci öğrencinin, faşistler tarafından katledilmesine de tepki gösterildi.

    16 Mart 1978 Beyazıt Katliamı ve 16 Mart 1988 Halepçe Katliamı’nın yıldönümünde Ankara DEM Parti İl Örgütü ve ilçe örgütleri açıklama yaptı.

    DEM Parti İl binası önünde yapılan basın açıklamasını Ankara DEM Parti İl Eş Başkanı Fatin Kanat okudu.

    Fatin Kanat, Halepçe Katliamı’nın bir soykırım suçu olduğunun altını çizerek, “16 Mart 1988 Halepçe Katliamı’nın 36. yıldönümü. Halepçe, Güney Kürdistan’da Irak Baas rejimi ve Saddam Hüseyin tarafından Kürtlere karşı 29 Mart 1987’de başlatılan ve 7 Haziran 1989’a kadar devam eden, en az 182 bin Kürdün katledildiği, zamana yayılmış büyük bir soykırım örneği olan Enfal Operasyonlarının en çarpıcı halkasıdır” diye belirtti.

    “YAKLAŞIK 5500 İNSAN AYNI ANDA KATLEDİLMİŞTİ”

    DEM Parti Ankara İl Eş Başkanı Fatin Kanat, açıklamanın devamında şunları söyledi:

    “Saddam tarafından Irak Devrim komite Konseyinin başına geçirilerek yetkilendirilen yeğen ‘Kimyasal Ali’ lakaplı Ali Hassan Majid, Irak’ı Kürtlerden arındırma gibi önemli bir görev üstlenmişti. Halepçe’de insanları evlerinde duramaz hale getiren, napalm bombalarıyla başlayan bombardıman, yoğun kimyasal bombalarla devam etmiş ve yaklaşık 5500 insan aynı anda katledilmişti.

    Saddam Hüseyin rejiminin özellikle Enfal Operasyonu kapsamında işlediği suçlar soykırım suçudur. Bu en ağır insanlık suçunun soykırım olarak adlandırılması büyük bir önem taşımaktadır. 1 Mart 2010’da Irak Yüksek Ceza Mahkemesinin Halepçe Katliamı’nı ‘Soykırım’ olarak tanıması bu anlamda önemli bir adım olmuştur. Devamında Irak Parlamentosu da Halepçe toplu katliamını soykırım olarak kabul etmiştir. Soykırım suçunun tanınması, sebep olanların mahkum edilmesi, benzer hesap içinde olanlar için caydırıcı bir özellik taşıyacak ama daha da önemlisi, soykırım kurbanlarının yakınlarının yas süreçlerine ve kendilerini toparlamalarına ciddi bir katkı sunacaktır.

    Enfal Operasyonu kapsamında işlenen suçların soykırım olduğunu bugüne değin Irak ve Irak Federe Kürdistan Bölge Yönetimi, Norveç, İsveç, Hollanda, İngiltere ve Avusturya Eyalet Parlamentosu kabul etmiştir. BM, Türkiye dahil, çeşitli ülkeler nezdinde Enfal operasyon dizisi ve Halepçe’nin soykırım olarak kabul edilmesi yönündeki talep ve çalışmalar devam etmektedir.

    “KÜRTLERE YÖNELİK SOYKIRIM ORTADAN KALKMIŞ DEĞİL”

    Ne yazık ki Kürtlere yönelik soykırım girişimleri ve tehditler ortadan kalkmış değildir. Kürtleri statüsüz ve en doğal haklarından mahrum bırakma, ağır baskılarla yıldırma ve taleplerinden vaz geçirme girişimleri sürmektedir. Yaşadığımız coğrafyayı, Ortadoğu’yu ve komşu bölgeleri içine alan derin huzursuzluk ve uzun yıllara yayılan savaş hali, sadece nefessiz bırakılan Kürtleri değil, başta Türkler, Fars ve Araplar olmak üzere bölgedeki tüm halkları da nefessiz bırakacak bir haldir.

    Başta Kürt sorunu olmak üzere, bölgede ağır sonuçları olan bütün sorunların çözüm yolu diyalog ve müzakeredir. Bir kez daha çok ağır bir bilançosu olan savaş ve rant politikalarından vazgeçilmesi, bir an önce diyalog ve müzakere kanallarının açılması çağrımızı yineliyoruz.”

    “BEYAZIT KATLİAMI TÜRKİYE’NİN KARANLIK TARİNDE YERİNİ ALDI”

    Beyazıt Katliamında yaşamını yitirenleri anan Fatin Kanat, şunları söyledi:

    “Bugün Halepçe dışında hafızamızda acı bir yeri olan bir katliamın daha yıldönümü. 16 Mart 1978’de, İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsünde, Eczacılık Fakültesi önünde 7 devrimci ve yurtsever öğrencinin katledildiği, 41 öğrencinin de yaralandığı Beyazıt Katliamı’nın 46. yıldönümüdür. Sonradan ortaya çıkan belgelerde yapılacağı önceden bilinmesine rağmen katliam, devletin emniyet yetkilileri tarafından engellenmemiştir. Sorumlu olan ve katliama göz yuman tüm emniyet yetkilileri hakkında beraat kararları verilmiştir. Dava dosyası zamanaşımına uğrayarak Türkiye’nin karanlık tarihinde yerini almıştır. Bu tutum alışık olduğumuz, onlarca örneğini yakinen bildiğimiz, Maraş, Hrant Dink, Gar Katliamı gibi cezasızlık, göz yumma ve doğrudan suça iştirak tutumudur.

    ELVAN ELİ MAHMUD: YÜZLERİNE TÜKÜRMELERİNİ İSTERDİM

    Fatin Kanat konuşmasını, Halepçe Katliamı’ndan tesadüfen kurtulan ve katliamda bütün yakınlarını kaybeden Elvan Eli Mahmud’un sözleri ile bitirdi. Kanat şu cümleleri aktardı:

    “‘Saddam hükümetinin düştüğünü Halepçe mezarlığındayken haber aldım. Bu büyük suçları işleyenlerin öldürülmesini değil, bir kafese konarak bu mezarlığa getirilmelerini, her gün eserleri olan bu mezarları seyretmek zorunda bırakılmalarını; mezarlıkta yakınlarını ziyaret edenlerin de geçerken bunların kaldıysa yüzlerine tükürmelerini isterdim’”

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara’da DEM Parti’den açlık grevi: Tecrit kaldırılsın

    Ankara’da DEM Parti’den açlık grevi: Tecrit kaldırılsın

    PİRHA- Cezaevlerinde tecritin sonlandırılması için Ankara’da da açlık grevi eylemi başlatıldı. Salı gününe kadar sürmesi planlanan eylemde, barışın gelmesi için tecritin kaldırılması gerektiğinin altı çizildi.

    Tecrite karşı ve Kürt sorununun çözülmesi talebiyle cezaevlerinde 27 Kasım 2023’te başlatılan açlık grevi eylemi 2 ayı geride bırakırken, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Ankara İl Örgütü de açlık grevi eylemi başlattı.

    DEM Parti Ankara İl binasında başlatılan eylemin salı sabahına kadar sürmesi planlanıyor.

    Eylemde konuşan DEM Parti Ankara İl Örgütü Başkanı Fatin Kanat, mutlak tecridin kaldırılması ve 40 yılı bulan savaşın barış içinde çözüme kavuşması için başlatılan açlık grevlerine destek verdiklerini belirterek “Sunduğumuz bu destek farklı etkinlik ve süreçlerle devam edecek. Bu sürecin peşini bırakmayacağımızı buradan ilan ediyoruz. İktidar sahiplerini diyalog ve müzakere sürecini açmaya davet ediyoruz. Yürüdüğünüz yol yol değil, ülke bir kan gölüne dönüyor. İmralı Ada Hapishanesi’ndeki mutlak tecridi bir an önce sonlandırmanızı istiyoruz, Ada’yı açın” dedi.

    “ZİNDANLARDA SÜREN DİRENİŞ BÜYÜK BİR DİRENİŞTİR”

    Nöbeti ziyaret eden DEM Parti Mardin Milletvekili Kamuran Tanhan da zindanlardan gelen sese kulak verilmesi gerektiğinin altını çizerek şu ifadeleri kullandı:

    “Bugün zindanlarda süren direniş büyük bir direniştir. Tek bir talep var, diyalog ve çözüm yolunu açın ve Sayın Öcalan üzerindeki tecridi kaldırın. Bu hukuki bir taleptir. Adalet Nöbeti’ndeki annelerimizin kıymetle ve inatla sürdürdüğü nöbeti de selamlıyorum. Kürt anneler her zaman direnişi ördü ve büyüttü. Eğer bir tebrik olacaksa bir Nobel Ödülü verilecekse o da Kürt annelerine verilmeli. Çünkü savaşta 20, 25 yaşlarında katledilen genç çocukları nasıl barışı istedilerse onlarda bu talebin izinden giderek bu direnişe öncülük ediyor. Barıştaki bu ısrar, Kürt annelerden, Kürt halkından ve dostlarının tarihinden geliyor. Bu sesi yükseltmek gerekiyor, zindanlardan Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması için gelen sese kulak verilmelidir.”

    “BARIŞ TALEP EDEN MİLYONLAR VAR”

    DEM Parti Ağrı Milletvekili Heval Bozdağ ise “Bu ülkede bir Kürt sorunu var ve barış talep eden milyonlar var. Demokratik bir kamuoyu oluşturmak için toplumun öncüleri bir araya geldiler. Cezaevlerinde başlayan bu grevler aslında hukuksuzluklara karşı başlatılmıştır. Sayın Öcalan üzerindeki tecrit kaldırılarak müzakere yolu açılmalıdır. Orta Doğu kan gölüne dönmüş durumdadır. Bu hukuksuzluklara karşı taleplerini dile getiren yoldaşların talepleri karşılanmıyor, ihtiyaç olan vitaminler verilmiyor ve hatta tecrit uygulanıyor. Tecrit içinde tecrit uygulanıyor. Biz bu sürecin yükseltilmesi için tüm temaslarımızı kuracağız ve barışın sesini yükselteceğiz” ifadelerini kullandı.

    “MÜZAKERE YOLUNUN AÇILMASI GEREKİYOR”

    DEM Parti Parti Meclisi Üyesi Pakize Sinemillioğlu da, “Taybet Anayı unutmadan, Cemile Çağırga’nın bedeninin annesi tarafından buzdolabında saklandığını unutmadan, bir an önce bu ülkeye, Orta Doğu’ya barışın gelmesi gerekiyor. Bunun için Sayın Abdullah Öcalan ile müzakere yolunun açılması devrilen masanın yeniden kurulması gerekiyor. Barış yolu açılmalıdır ve kazanan biz olacağız, barış olacak” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • İHD Ankara Şubesi ‘anadil hakkı’ için nöbetteydi

    İHD Ankara Şubesi ‘anadil hakkı’ için nöbetteydi

    PİRHA- İHD Ankara Şubesi, her ayın ilk Cuma günü tuttuğu barış nöbetini bu hafta anadil hakkı için yaptı. Nöbette yapılan açıklamada, “Anadil üzerindeki bu haksızlıklar, soykırım ve katliamları da içerisinde bulunduruyor. Anadil hakkının tanınması ve bununla ilgili acilen yasal bir düzenleme gerekiyor” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi, her ayın ilk Cuma günü tuttuğu barış nöbetini bu hafta anadil hakkı için yaptı.

    ‘Anadil hakkını savunuyoruz, anadil hakkı için nöbetteyiz” sloganıyla şube binasında tutulan nöbete çok sayıda demokratik kitle örgütü de destek verdi. Söz konusu nöbette, anadile yönelik baskılara dikkat çekildi.

    Nöbete, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara İl Eş Başkanı Pakize Sinemillioğlu ve Araştırmacı Yazar Huriye Şahin de katıldı.

    “ANADİL HAKKI İÇİN ACİL BİR YASAL DÜZENLEME YAPILMALI”

    Anadilin doğuştan gelen bir hak olduğunu belirten İHD Ankara Şubesi Eş Başkanı Fatin Kanat, yaptığı açıklamada, “Ne yazık yaşadığımız coğrafyada anadil hakkı da en çok tepinilmiş ve çiğnenmiş hakkın başında geliyor. Bir kıyım politikası izlenmiş. Anadil üzerindeki bu haksızlıklar, soykırım ve katliamları da içerisinde bulunduruyor. Anadil hakkının tanınması ve bununla ilgili acilen yasal bir düzenleme gerekiyor” dedi.

     “KÜRT SORUNUN TEMELİNDE DAHİ ERMENİ SORUNU VAR”

    Ardından söz alan Araştırmacı Yazar Huriye Şahin, Ermenilerin 4 bin yıldır bu topraklarda yaşayan bir halk olduğunu dile getirerek, “En son 1915 soykırımı ile yok edildi ama bu son değildi. Hrant Dink ile devam etti ama onun öncesi de vardı. Kürt sorunun temelinde dahi Ermeni sorunu olduğunun bilinmesi gerektiğini düşünüyorum. Eğer bunun üzeri örtülürse her şeyin hava kalacağını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    “BARIŞIN GELMESİNİ İSTİYORSAK MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Son olarak konuşan HDP Ankara İl Eş Başkanı Pakize Sinemillioğlu da, çocukluk döneminde Türkçe bilmediği için yaşadığı kötü anıların hala hafızasında taze olduğunu kaydederek, “Barışın gelmesini istiyorsak, eşit yurttaşlık için, anadil eğitimi için mücadele etmeye devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum” dedi.

    Nöbet, konuşmaların ardından Kürtçe, Ermenice, Zazaca, Gürcüce ve Arapça söylenen şarkılar ile okunan şiirlerle son buldu.

    PİRHA/ANKARA

  • Sanat camiasından yeni yıl mesajı: Omuz omuza bu coğrafyayı aydınlığa çıkaracağız-VİDEO

    Sanat camiasından yeni yıl mesajı: Omuz omuza bu coğrafyayı aydınlığa çıkaracağız-VİDEO

    PİRHA – 2023 yılına dair dilek ve temennilerini paylaşan sinema ve müzik emekçileri, “Özgürlük ve demokrasi” vurgusu yaptı.

    2022 yılı, sanat camiası açısından yasakların hiç gündemden düşmediği bir yıl oldu. Yeni yıla dair beklentilerini açıklayan kültür sanat emekçileri, “daha fazla özgürlük” talebinde bulundu.

    Halk ozanı Hüsnü İyidoğan (Ozan Leşkeri) 2022 yılının Aleviler açısından çalkantılı bir yıl olduğunu belirtti. Aynı zamanda dedelik hizmeti de yürüten İyidoğan, şu mesajı verdi:

    “2022 yılında mevcut hükümetin, Alevilere bakış açısı çok da iyimser olmadı. Dilerim 2023 yılı daha aydın, daha olumlu, verilen sözlerin yerine getirilmesi babında daha somut bir yıl olur. Yoksa geçmiş yıllardan hiçbir farkı olmaz. 2023 yılının insanların yaşamını kolaylaştıracak bir yıl olmasını diliyorum.”

    Sinema sanatçısı Fatin Kanat da 2022 yılını “ihlaller bombardımanı ile karşı karşıya kaldık” sözleri ile özetledi. Aynı zamanda insan hakları savunucusu olan Kanat, yeni yıla dair şu dilekte bulundu:

    “Hak mücadelesi bütün bu saldırılara rağmen devam ediyor. Şebnem Korur Fincancı’nın, Eren Keskin’in ismi bu anlamda bir örnektir. Özgürlük ve demokrasi mücadelesi verenlerle omuz omuza bu coğrafyayı, inanç gruplarımızı aydınlığa çıkaracağız, diye düşünüyorum. Herkese güzel bir yıl, güzel bir gelecek diliyorum.”

    Yeni yıla dair dilek ve temennilerini paylaşan bir diğer isim de Ozan Sefil oldu. 2022 yılının zor bir yıl olduğunu ifade eden Ozan Sefil şunları söyledi:

    “Türkiye maalesef zor şartlardan geçiyor. Müzik hayatımızda çok beklentilerimiz vardı ama hiçbiri maalesef olmadı. 2023’te iyi günler göreceğimize inanıyorum. İnsanların ayrışmadığı, aşağılanmadığı, hür olarak düşüncelerini söyleyebileceği bir yıl olmasını temenni ediyorum.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ağır hasta mahpus Özge Özbek için tahliye çağrısı-VİDEO

    Ağır hasta mahpus Özge Özbek için tahliye çağrısı-VİDEO

    PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 396. haftasında yaptıkları açıklamada Gebze Kadın Kapalı Hapishanesi’nde tutulan ağır hasta mahpus Özge Özbek’in durumuna dikkat çekerek, “Hapishanede yaşamını tek başına devam ettiremeyen hastanın hijyenik ve daha sağlıklı koşullarda tedavi edilmesi elzemdir” dedi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 396. Haftasında İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara şubesi önünde basın açıklaması yaptı. İnisiyatif adına açıklamayı İHD Ankara Şube Eş Başkanı Fatin Kanat okudu.

    Kanat açıklamasında, Gebze Kadın Kapalı Hapishanesi’nde tutulan ağır hasta mahpus Özge Özbek’in durumuna dikkat çekerek yaşam hakkının korunması için bir an önce infazının ertelenmesini ve tedavisine ailesinin yanında devam etmesini talep etiklerini aktardı.

    “TUTUKLANMADAN ÖNCE VALİLİKTE MEMUR OLARAK ÇALIŞIYORDU”

    Hapishanelerde hasta mahpusların yaşamış olduğu sorunlar, sağlığa erişim haklarının önündeki engeller, tek kişilik ring araçlarıyla sevkler ve kelepçeli muayene gibi hasta haklarını yok sayan uygulamalarla birlikte mahpusların ağır bir yaşam savaşı verdiğini belirten Kanat, “Bu hafta Gebze Kadın Kapalı hapishanesinde tutulan ağır hasta mahpuslardan Özge Özbek’in durumuna dikkat çekmek istiyoruz. Ailesi tarafından kurumumuza yapılan başvuru ile yaşamış olduğu sorunlar aktarılmıştır. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Mezunu olan Özge Özbek’in üniversite öğrencisi olduğu yıllarda hakkında dava açılmış ve dava sonucunda 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Tutuklanmadan önce de Diyarbakır Valiliğine memur olarak atanıp sosyal hizmetler uzmanı olarak çalışmaktaydı” bilgisini verdi.

    “‘HAPİSHANEDE KALABİLİR’ RAPORU VERİLEREK SAĞLIK HAKKI İHLAL EDİLMİŞTİR”

    1985 doğumlu olan Özge Özbek’in, beyninde tümör olduğunu ve bu sebeple 27.10.2020 tarihinde İstanbul Acıbadem Hastanesi’nde açık beyin ameliyatı geçirdiğini söyleyen Kanat sözlerine şöyle devam etti:

    “Ameliyat sonrasında hakkında yakalama kararı olması sebebiyle de iyileşme imkanı dahi bulamadan hastanede tutuklanmış ve Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna götürülmüştür. Durumunun ağır ve yeni ameliyat olması nedeniyle yapılan başvurular sonucunda, İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından 3 ay infaz erteleme kararı verilmiştir. 3 Ay bittikten sonra infaz erteleme kararı uzatılmamış ve tekrar tutuklanarak Kocaeli/Gebze Kadın Kapalı Cezaevine götürülmüştür. Sağlık Bakanlığı Darıca Eğitim ve Araştırma hastanesinin 24.12.2021 tarihli Sağlık Kurulunun vermiş olduğu kararda ‘Hapishane şartlarında kalması uygun değildir’ raporu olmasına rağmen, İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından bu rapor kabul edilmemiş ve ‘Hapishanede kalabilir’ raporu verilerek sağlık hakkı ihlal edilmiştir. Adli Tıp Kurumu tarafından verilen raporda Nöroloji, Üroloji ve Psikiyatri doktorlarının imzası bulunmakta ancak asıl görmesi gereken Beyin Cerrahının bu kararda imzası yoktur.”

    “YAŞAM HAKKININ KORUNMASI İÇİN TAHLİYE EDİLMELİ”

    Kanat açıklamasının devamında, Özge Özbek’in açık beyin ameliyatı geçirmesi sebebiyle temel yaşamsal ihtiyaçlarını tek başına karşılayacak durumda olmadığını ve beraber kaldığı arkadaşlarının desteğine ihtiyaç duyduğunu kaydetti.

    Geçirmiş olduğu ameliyatın ağırlığı ve riski de dikkat alındığında ayrıca hijyen bir ortamda bulunması gerektiğini de belirten Kanat, “Beyninde birden fazla tümör bulunmakta ve tedavisi de devam etmekte ve ayrıca sonraki süreçlerde de tekrar ameliyat edilmesi gerekmektedir. Tüm bu durumlar raporlarında da yer almaktadır. Ayrıca Epilepsi tanısı da konulmuştur. Özge Özbek’in hastalıkları hala devam etmekte olup hastane tarafından da hapishanede kalamayacağı açık olarak raporlanmıştır. Hapishanede yaşamını tek başına devam ettiremeyen hastanın hijyenik ve daha sağlıklı koşullarda tedavi edilmesi elzemdir. Hapishane koşullarında tedavisinin yapılamayacağı, iyileşmenin sağlanamayacağı ve riskin de devam edeceği açıktır. Yaşam hakkının korunması için bir an önce infazının ertelenmesini ve tedavisine ailesinin yanında devam etmesini talep ediyoruz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Gündüz ailesinin Meclis önündeki eylemi engellendi

    Gündüz ailesinin Meclis önündeki eylemi engellendi

    PİRHA-Ankara’da alkollü sürücünün çarpması sonucu yaşamını yitiren bisiklet sporcusu Umut Gündüz’ün ailesinin Meclis önünde yapmak istediği oturma eylemi polis tarafından engellendi. Baba Gündüz, “510 gündür yürüttüğümüz adalet arayışı karşılıksız kaldı. Bir gün sizi de hak ettiğiniz yere göndereceğiz. Hukukun üstünlüğünü istiyoruz” dedi.

    Ankara’da 15 Temmuz 2020 tarihinde alkollü olduğu tespit edilen Çağdaş Şenyüz’ün arabayla çarparak ölümüne neden olduğu 19 yaşındaki bisiklet sporcusu Umut Gündüz’ün ölümüne ilişkin ikinci duruşma dün (7 Aralık) Ankara 57’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmüştü. Gündüz ailesinin Şenyüz’ün tutuklanması ve ağır ceza mahkemesinde yargılanması talebi yine reddedilmişti. Umut’un ölümüne neden olan Şenyüz hakkında savcılık en fazla 6 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını istemişti.

    Mahkemenin kararına tepki gösteren Umut Gündüz’ün babası Menderes Gündüz, yaşanılan adaletsiz durumu protesto etmek için Meclis’in Dikmen kapısı önünde oturma eylemi yapmak istedi. Meclis önüne ‘Umut İçin Adalet Herkes İçin Adalet’ yazılı pankartla gelen baba Gündüz, polis tarafından Meclis önünden uzaklaştırıldı. Oğlunun ölümüne ilişkin yargının tutumuna tepki göstermek isteyen baba Gündüz’ün açıklama yapmasına da izin verilmedi.

    “510 GÜNDÜR YÜRÜTTÜĞÜMÜZ ADALET ARAYIŞI KARŞILIKSIZ KALDI”

    Meclis önünden polis eşliğinde Güvenpark’a gelen baba Menderes Gündüz, burada yaptığı açıklamada eşi Asuman Gündüz’le birlikte yarın eylemlerine Meclis önünde devam edeceklerini belirterek; şunları söyledi:

    “Katilin mahkemeye büyük bir polis koridoru altında getirilip götürülmesi, kahraman gibi lanse edilmesi karşısında hayal kırıklığı yaşadık. Bunun nedeni, bağlantıları nedir? Bu kişi neden bu kadar korunuyor. İçişleri, Adalet Bakanlıkları neden bu kişiyi koruyor? 510 gündür yürüttüğümüz adalet arayışı karşılıksız kaldı. Bir gün sizi de hak ettiğiniz yere göndereceğiz. Hukukun üstünlüğünü istiyoruz. Savcı ve hakimlerin de yargılanmasını istiyoruz. Polis gücünü de yargılayacağız. Bu iktidarın gitmesi an meselesi. Hukukun üstünlüğü için ilk saflarda biz, acılı aileler yer alacağı.”

    “BU COĞRAFYADA İNSAN YAŞAMI ÇOK UCUZ”

    Eyleme destek vermek için gelen İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şube Başkanı Fatin Kanat ise yaşananlara ilişkin; “Umut’un ailesinin adalet arayışının yanındayız. İnsan yaşamının ucuz olduğu bir ortamı bu coğrafya hak etmiyor. Kendilerine her anlamda destek olacağız” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Kanser hastası Yusuf Yakşi, acilen tahliye edilmeli’

    ‘Kanser hastası Yusuf Yakşi, acilen tahliye edilmeli’

    PİRHA-Hasta Mahpuslara Özgürlük İnsiyatifi 355. hafta basın açıklamasında cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekerek “Yusuf Yakşi’nin yaşamı riskli ve tehlikeli olan kanser hastalığı nedeniyle risk altındadır. Hapishanede kendine bakamamakta ve iyileşme sağlanamamaktadır” denildi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnsiyatifi, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine bir kez daha dikkat çekti. Şube binasında yapılan basın açıklamasını İHD Ankara Şube Başkanı Fatin Kanat okudu. Kanat, cezaevlerinin kişilerin yalnızca özgürlüğünden mahrum edilen mekanlar olmaktan çıktığına dikkat çekerek “Cezaevleri, farklı pek çok eziyet verici uygulamaların da oluştuğu alanlar haline getirmiştir” dedi.

    “KANSER HASTALIĞI NEDENİYLE YAŞAMI RİSK ALTINDA”

    Fatin Kanat, binlerce hasta mahpusun hapishanelerde adeta yaşam savaşı verdiğini söyleyerek Sincan 1 Nolu L Tipi Kapalı Hapishanesinde kalan kanser hastası 31 yaşındaki Yusuf Yakşi’nin durumuna dikkat çekti. Kanat, Yusuf Yakşi’nin sağlık durumunun daha da kötüleştiğini belirterek şu açıklamayı yaptı:

    “Yusuf Yakşi Erzurum H Tipi Kapalı Hapishanesinde tutuklu olarak kaldığı zaman rahatsızlıkları başlamıştır. Rahatsızlanmasının sonucunda Erzurum Bölge ve Araştırma Hastanesine sevk edilmiş, yapılan tahlil ve tetkikler sonucunda 14 Ağustos 2020 tarihinde boğazında bir kitle olduğu tespit edilmiştir. Kitlenin tespit edilmesi sonrasında hastane kendisini Atatürk Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Bölümüne sevk etmiştir. Burada yapılan tetkiklerde kitlenin kanserli olduğu tespit edilmiştir. Erzurum’da hastalığının tespit edilmesinden sonra yapılan bir operasyonla boğazına delik açılmış ve boğazına metal bir hortum takılmıştır. Bu operasyon esnasında da yanında jandarmalar bulunmuş ve elleri kelepçeli olarak tutulmuştur.

    Erzurum’da kanserli kitlenin tespitinin ardından Ankara Hacettepe Üniversitesine acil olarak sevki yapılmış ve Sincan 1 Nolu L Tipi Ceza İnfaz Kurumuna konulmuştur. Boğazına açılan deliğin pansumanı revirde yapılmaktadır. Ankara’ya geldiği süreç içerisinde de sevk süreçlerinde sıkıntılar yaşanmış, tedavi süreçlerinde gecikmeler meydana gelmiş ve kitle daha da büyümüştür. 2020 Ağustos ayı başlarında tomogrofisi çekilmiş ve 31 Ağustos 2020 tarihinde Hacettepe Hastanesinde ameliyat olmuş ve boğazındaki kitle alınmıştır. Ameliyatın olduğu günün akşamı cezaevine geri götürülmüş ve tek kişilik yere konulmuş ve bu durum sağlığını olumsuz yönde etkilemiştir.

    Yapılan ameliyat ve ardından aldığı radyoterapi başarılı olamamış ve durumu düzelmemiştir. Bu süreçler içerisinde de çeşitli zamanlarda da kurumumuz tarafından resmi kurumlara yazılar yazılmış ve iyileşinceye kadar infazının ertelenmesi talep edilmiştir. Avukatının da yapmış olduğu talepler doğrultusunda Adli Tıp Kurumuna sevk edilmiş ancak oradan verilen raporda hapishanede kalabileceği ifade edilmiş ve böylece tahliye edilmesi engellenmiştir.

    Ailesinin 21 Haziran 2021’de yapmış olduğu ziyaretlerde vücut direncinin ve morali tamamen yok olduğu gözlenmiştir. Aşırı derecede kilo kaybı meydana gelmiştir. Konuşabilmek için boğazındaki aparatı çıkartması gerekmektedir. Katı yiyecek tüketememekte, yiyeceklerin suyunu sıkarak beslenebilmektedir. Ancak bunları tek başına yapmakta zorlanmaktadır. Başkasının desteğine ihtiyaç duymasına rağmen koronadan dolayı tek başına tutulduğu yerden zorlanmakta ve durumu daha da ağırlaşmaktadır.

    Yusuf Yakşi riskli ve tehlikeli olan kanser hastalığı nedeniyle yaşamı risk altındadır. Hapishanede durumunun gittikçe kötüleşmekte, kendine bakamamakta ve iyileşme sağlanamamaktadır. Pandemi süresi de göz önüne alındığında durum daha da vahim duruma gelmektedir. Yusuf Yakşi’nin ailesinin yanında daha iyi şartlarda tedavi edilebilmesi için acil olarak tahliye edilmesini talep ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Hikmet Kara ve ağır hasta mahpusların infazları ertelensin’-VİDEO

    ‘Hikmet Kara ve ağır hasta mahpusların infazları ertelensin’-VİDEO

    PİRHA–Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 353. hafta açıklamasında, Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinde kalan Hikmet Kara’nın sağlık durumunu aktardı. Açıklamada, “Hikmet Kara’nın tetkik ve tedavilerinin aksatılmamasını, sağlık koşullarının düzenlenmesini, ağır hastalıkları nedeniyle Hikmet Kara ve hapishanede kalamayacak durumda olan tüm ağır hasta mahpusların infazlarının ertelenerek hem anayasal hem de uluslararası sözleşmelerle garanti altına alınmış olan yaşam haklarının korunmasını acil olarak talep ediyoruz” denildi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 353. hafta açıklamasında, hapishanelerde artarak devam eden hak ihlallerine dikkat çekerek, Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinde kalan Hikmet Kara’nın sağlık durumunu paylaştı.

    353. hafta basın açıklamasını İHD Ankara Şube Başkanı Fatin Kanat okudu. Kanat, “Hasta mahpuslarla ilgili yapılan tüm çağrılara, başvurulara, kamuoyuna yapılan bilgilendirmelere rağmen bir çözüm üretilmiyor. Pandemi koşullarının da üstüne eklenmesiyle birlikte durum daha da eziyet verici bir hal almıştır” dedi.

    “BU SORUN BİR ÇÖZÜM ÜRETMEME SORUNUDUR”

    Türkiye hapishanelerinde yaşatılan hak ihlallerinin derinleşerek artmış ve sistematikleşmiş olduğunun altı çizen Kanat, şunları ifade etti:

    “Ne yazık ki bu hak ihlallerinin başında yaşam hakkını ortadan kaldıran hasta mahpus sorunu gelmektedir. Aslında bu sorun bir çözüm üretmeme sorunudur. Çünkü ilgili kurumların önceliğinin insan yaşamının korunması yönünde politika ve uygulamalar olduğu takdirde ölümler önlenebilir ve mahpusların sağlıklı bir yaşam sürmeleri sağlanabilir. Ancak insan yaşamı, güvenliği önceleyen sistemin tali konusu haline gelmiştir. Hasta mahpuslarla ilgili yapılan tüm çağrılara, başvurulara, kamuoyuna yapılan bilgilendirmelere rağmen bir çözüm üretilmiyor. Pandemi koşullarının da üstüne eklenmesiyle birlikte durum daha da eziyet verici bir hal almıştır.”

    “İNFAZLARININ DA ERTELENMEMESİYLE EZİYET ÇEKMEYE MAHKUM EDİLMEKTEDİRLER” 

    Kanat,, Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinde kalan Hikmet Kara’nın sağlık durumunu aktararak şunlar kaydetti:

    “Hikmet Kara 28 yıldır tutukludur ve hasta mahpus listemizdedir. Son olarak yollamış olduğu mektupta yaşamış oldukları sağlık sorunlarını aktarmıştır. Aktardığı bilgilere göre; Haziran 2016 yılında Van Bölge Araştırma Hastanesinde sağlık tetkikleri yapılmış ve verilen sağlık kurulu raporunda hastalıkları tespit edilmiştir. Bunlar; Romatizmal Mistrak Kalp Kapak hastalığı ve opere mide entematoz gastrit hastalıklarıdır.

    Hikmet Kara 1996-97 yıllarında Çankırı E Tipi Hapishanesinde iken mide kanaması geçirerek Çankırı Devlet Hastanesine kaldırılmış ve midesi temizlenene kadar hastanede kalmıştır. 2000 yılının Eylül ya da Ekim aylarında yine mide kanaması nedeniyle hastaneye kaldırılmış ve Ulucan’lar da tutulmuştur. Mide rahatsızlıkları iyileşmemiş ve 2013 yılında Karabük T Tipi Kapalı Hapishanesinde iken tekrar mide kanaması geçirmiş ve hastaneye kaldırılmış, tedavi görmüştür.

    2018 yılında Van Bölge Araştırma Hastanesinde hastalıkları nedeniyle sağlık kurulu raporu düzenlenmiş ve bu kez mevcut hastalıklarına daha başka hastalıklar da eklenmiştir. Bunlar; hafif KOAH, akciğer hastalıkları ve nefes darlığı, koroner arter hastalığının bulunduğu, kalp kapak hastalığının devam ettiği yazılmış ancak hapishanede kalmasında sakınca yoktur denilmiştir. Bunların yanı sıra safra kesesinde ameliyat gerektiren bir rahatsızlık olduğunu ancak doktorların “daha önce geçirdiği iki ide ameliyatının dikişlerinin yanlış atılmasından ve ciddi risk taşımasından dolayı ameliyat edemeyiz” dediklerini aktarmış ve bu hastalığı ile ilgili olarak ilaç tedavisi görmüştür.

    Kalp hastalıkları için 4 çeşit ve KOAH için de iki çeşit ilacı devamlı olarak kullanmaktadır. Tüm bu hastalıklarının yanı sıra sık sık şekeri düşmekte ancak bununla ilgili olarak bir tedavi görmemektedir. Uzun yıllar hapishanede kalan mahpusların sağlık durumları hem yaşamış oldukları yetersiz koşullar, tedavi imkanlarının olamaması ve pek çok etkenden kaynaklı olarak ilerlemekte ve kronikleşmektedir. Tüm ağırlaşan hastalıklara rağmen infazlarının da ertelenmemesiyle adeta eziyet çekmeye mahkum edilmektedirler.”

    “SORUNLAR ÇÖZÜLÜNCEYE KADAR ÇÖZÜM TALEP ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Kanat, son olarak, “Hikmet Kara’nın tetkik ve tedavilerinin aksatılmamasını, sağlık koşullarının düzenlenmesini, ağır hastalıkları nedeniyle Hikmet Kara ve hapishanede kalamayacak durumda olan tüm ağır hasta mahpusların infazlarının ertelenerek hem anayasal hem de uluslararası sözleşmelerle garanti altına alınmış olan yaşam haklarının korunmasını acil olarak talep ediyoruz” diyerek açıklamayı sonlandırdı.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Hasta tutsak Hayrettin Yılmaz’ın bir an önce infazı ertelenmelidir’-VİDEO

    ‘Hasta tutsak Hayrettin Yılmaz’ın bir an önce infazı ertelenmelidir’-VİDEO

    PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 340 haftada Afyon 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kalan Hayrettin Yılmaz’ın durumuna dikkat çekerek, “ 65 yaşında olan Hayrettin Yılmaz daha önce bulunduğu Bandırma 2 No’lu T Tipi Cezaevinde iken hastanede yapılan tetkik ve tahlillerden sonra akciğer kanseri tanısı konulmuştur. Hayrettin Yılmaz’ın bir an önce infazının ertelenmesi ve denetimli serbestlikten yararlandırılarak ailesinin yanında daha sağlıklı koşullarda tedavisinin yapılması sağlanmalıdırdenildi.

    Cezaevlerinde tutulan hasta tutukluların sağlık durumuna dikkat çeken Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi.

    İnisiyatif adına İHD Ankara Şube Eş Başkanı Fatin Kanat tarafından yapılan açıklamada, “Hasta Mahpusların tedavi imkanlarının ortadan kaldırılması, hak ihlallerinin yoğun bir şekilde yaşatılması; cezaevlerinde telafisi mümkün olmayan ve geri dönülemeyen sonuçlara yol açmaktadır. Kişinin doğuştan gelen hakkı olan yaşam hakkı, cezaevlerindeki ihlaller nedeniyle çiğnenmekte, hapishanelerde çoğu mahpusların durumu her geçen gün ağırlaşmaktadır” dedi.

    “HASTA TUTSAKLAR AYLARCA REVİRE ÇIKARILMIYOR”

    Kanat, konuşmasının devamında “Hasta Mahpusların tedavi imkanlarının ortadan kaldırılması, hak ihlallerinin yoğun bir şekilde yaşatılması; cezaevlerinde telafisi mümkün olmayan ve geri dönülemeyen sonuçlara yol açmaktadır. Kişinin doğuştan gelen hakkı olan yaşam hakkı, cezaevlerindeki ihlaller nedeniyle çiğnenmekte, hapishanelerde çoğu mahpusların durumu her geçen gün ağırlaşmaktadır. Hastalar aylarca revire çıkarılmıyorlar, çıkarıldıklarında da kelepçeli muayene dayatılıyor. Tedavisi yapılamayan hastalıklar gittikçe ilerlemekte ve üstüne pandemi koşulları da eklenince yaşamı daha da zorlayan durumlar meydana gelmektedir” diye ifade etti.

    Bu hafta, Afyon 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kalan Hayrettin Yılmaz’ın durumunu ele alacaklarını belirten Kanat, “arkadaşları tarafından sağlık durumuna dair bilgiler tarafımıza iletilmiştir. 65 yaşında olan Hayrettin Yılmaz daha önce bulunduğu Bandırma 2 Nolu Tipi Cezaevinde iken hastanede yapılan tetkik ve tahlillerden sonra akciğer kanseri tanısı konulmuştur. Kanserin ne seviyede olduğunun anlaşılması için Balıkesir Hastanesine sevki yapılmış ancak sevki gerçekleşmeden Afyon Cezaevine getirilmiştir. Karantina sürecinde uzunca bir süre hastaneye götürülmemiş ve aksaklıklar yaşamıştır” diye konuştu.

    “CEZAEVLERİNDE YOĞUN HAK İHLALİ YAŞANMAKTADIR”

    Hayrettin Yılmaz’ın aynı zamanda troit hastası olduğunu söyleyen Fatin Kanat, şunları aktardı:

    Yine Bandırma’da iken Kızılay tarafından gönderilen Verem tarama aracında çekilen filmde verem olduğuna dair tanı konulmuş, bunun üzerine hastaneye gönderilmiş ve orada yapılan tahlil ve tetkiklerde verem hastalığının olduğuna dair tanı konulmuş ve bir süre tek başına tutulmuştur. Veremin bulaşıcı olmadığına dair tanı konulmasından kaynaklı olarak tekrar arkadaşlarının yanına konulmuş ve yine arkadaşları tarafından bir arada kaldıkları sürede hastaneye götürülmediği ifade edilmiştir. Tiroid hastalığı bulunmakta ancak bunun için ilaç kullanmamaktadır. Edirne Cezaevinde bulunduğu sırada Tiroid bezlerinde nodül oluştuğunu aktarmıştır. Her iki gözde oluşan katarak nedeniyle görme duyusu zayıflamıştır. Gözündeki katarakt nedeniyle ameliyat tarih verildiğini, hastaneye gitmesine az bir zaman kalmışken Afyon Cezaevine sevk edilmiş ve pandemi sürecinde de hastaneye götürülmemiştir. Midede ülser, gastrit ve reflü gibi sağlık sorunları bulunmaktadır. Bel ve boyun fıtığı rahatsızlığı mevcuttur. Önemli diş sorunları bulunmaktadır. Revir tarafından dişlerinin yapılması için sevki yazılmış ancak salgın nedeniyle karantinası uygulaması başlayıp hastane sevkleri durdurulunca tedavisi yapılmamıştır.

    İlerlemiş yaşı, ciddi ve yaşamını tek başına devam ettirmeyecek rahatsızlıkları bulunan Hayrettin Yılmaz’ın cezası bir yılın altına düşmesine rağmen denetimli serbestlikten yararlandırılmadığı aktarılmıştır. Kendisi ve arkadaşları tarafından yapılan başvurulara bir sonuç alınamamıştır. Hayrettin Yılmaz’ın bir an önce infazının ertelenmesi ve denetimli serbestlikten yararlandırılarak ailesinin yanında daha sağlıklı koşullarda tedavisinin yapılması sağlanmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • Hrant Dink, dostları tarafından Ankara’da anıldı-VİDEO

    Hrant Dink, dostları tarafından Ankara’da anıldı-VİDEO

    PİRHA-Hrant Dink‘in dostları, Ankara’da yaptıkları anmada “Geçmişle yüzleşilsin. Gerçekler açığa çıkarılmalı ki devlet kendi içindeki bütün çeteleri temizleyebilsin” diyerek cinayetin arkasındaki sır perdesinin açılması için hakikat komisyonlarının kurulmasını istedi.

    Gazeteci-Yazar Hrant Dink, katledilişinin 14. yılında Ankara’da anılmak istendi. Ancak Sakarya Caddesi’nde yapılması planlanan anma törenine polis izin vermedi. Pandemi gerekçesiyle grubun sokağa çıkmasına engel olan kolluk güçleri, açıklamanın bina girişinde yapılabileceğini ifade etti.

    Demokratik kitle örgütlerinden yaklaşık 30 kişilik grup, “Hrant için, adalet için, unutmadık, unutturmayacağız” pankartları taşıyarak “Faşizme inat kardeşimsin Hrant” sloganı attı.

    “BİZ BİTTİ DEMEDİKÇE BU DAVA BİTMEYECEK”

    İHD Ankara Şube Başkanı Fatin Kanat, 14 yıldır ‘göstermelik bir yargı’ sürdüğünü ifade ederek “Çete özelliği taşıyan bir şebekenin, tepeden tırnağa neredeyse ‘online’ diyebileceğimiz, herkesin gözü önünde bir cinayet işlendi. Biz Hrant’ın dostları olarak bitti demedikçe bu dava bitmeyecek” ifadelerini kullandı.

    “HAKİKAT KOMİSYONLARI KURULSUN”

    İHD Eş Başkanı Öztürk Türkdoğan, iktidara seslenerek “Hrant’ın dostları olarak adalet talebimiz ne olursa olsun dile getirilmeye devam edecek” diyerek şunları söyledi:

    “Sevgili dostumuz, gazeteci, insan hakları savunucusu Hrant’ı kaybedeli 14 yıl oldu. 14 yıldır aslında aynı şeyleri tekrar tekrar ifade ediyoruz. Öncelikle bu cinayetin aydınlatılmasını diliyoruz. Halen devam eden bir dava var. Cinayeti işleyenlerin ve bu cinayette rol oynayanların önemli bir kısmı yeni yeni açığa çıkmış ama bizim için yetmez. Çünkü biz neredeyse tüm devlet kurumlarının bildiği bir cinayetin bütün boyutlarıyla açığa çıkmasını istiyoruz. Bu anlamda Adalet mücadelesi sürecek ama elbette ki Hrant’ı anarken şunu ifade etmek gerekiyor; Türkiye’nin mutlaka ve mutlaka geçmişi ile yüzleşmesi gerekiyor. Türkiye’nin geçmişinde çok fazla faili meçhul cinayetler işlendi. Devlet içindeki çete yapılarının karıştığı çok fazla cinayetler oldu. Bunun için de insan hakları savunucuları olarak, hep şunu söylüyoruz; hakikat komisyonlarının kurulmasını istiyoruz. Belki de bu şekilde bu tarz cinayetler tüm boyutlarıyla açığa çıkartılabilir.

    “HEPİMİZ HRANT’IZ, HEPİMİZ ERMENİYİZ”

    Sevgili dostumuz Hrant, öldürülmeden önce kaleme aldığı makalesinde çok şey ifade ediyordu. Evet bir güvercin tedirginliği yaşıyordu ama elbette ki adalet arayışları adalet savunucuları dünden daha fazla güçlüdür. Bunu da herkesin böyle bilmesi gerekiyor. Biz bütün süreçleri izleyeceğiz. Adaletin yerine gelmesini bekleyeceğiz. Er ya da geç adalet yerine gelecektir. Kimliğimizle, kültürümüzle, geçmişimizle, her türlü aidiyetimiz ile bir arada yaşayacağız. Demokratik, insan haklarına dayanan bir ülkeyi de elbette birlikte inşa edeceğiz. Sevgili dostumuzu bir kez daha özlemle anıyoruz. Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz. Bir kez daha özlemle anıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kanat: Hasta mahpusların biran önce tahliyeleri sağlanmalıdır-VİDEO

    Kanat: Hasta mahpusların biran önce tahliyeleri sağlanmalıdır-VİDEO

    PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 331’inci haftada Düzce T Tipi Kapalı Hapishanesinde kalan Pınar Birkoç’un durumuna dikkat çekerek, “Hasta mahpusların mevcut olan kronik hastalıkları nedeniyle cezaevinde kalamayacak kadar güç durumda olmaları nedeniyle yaşamları risk altındadır. Bu nedenle hapishanelerde yaşamını devam ettiremeyecek durumda olanların tahliyeleri sağlanmalıdır” dedi.

    Cezaevlerinde tutulan hasta tutukluların sağlık durumuna dikkat çeken Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi.

    İnisiyatif adına İHD Ankara Şube Eş Başkanı Fatin Kanat tarafından yapılan açıklamada, “Türkiye’nin imzacısı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine göre “yaşama hakkı” dokunulmaz haklar ya da hakların sert çekirdeği olarak kabul edilmektedir. Ancak AİHS’in yaşam hakkının korunması konusunda devlete yüklemiş olduğu pozitif yükümlülükler yerine getirilmemekte, oysa yaşam hakkının korunmaması suç teşkil etmektedir” dedi.

    “TÜRKİYE AİHS’İN YAŞAM HAKKININ KORUNMASI NOKTASINDA YÜKÜMLÜLÜKLERİNİ YERİNE GETİRMEMEKTEDİR”

    Kanat, açıklamanın devamında şunları ifade etti:

    “Hapishanelerde pek çok hak ihlali yaşanmakta ve bunların başında sağlığa erişim hakkının engellenmesi ve yaşama hakkının korunamaması gelmektedir. Binlerce hasta mahpus pandeminin daha da ağırlaştırdığı koşullarda yaşamlarını devam ettirmeye çalışmakta, ağır hasta olan mahpuslar yaşamlarını kaybetmeye devam etmektedirler. Türkiye’nin imzacısı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine göre “yaşama hakkı” dokunulmaz haklar ya da hakların sert çekirdeği olarak kabul edilmektedir. Ancak AİHS’in yaşam hakkının korunması konusunda devlete yüklemiş olduğu pozitif yükümlülükler yerine getirilmemekte, oysa yaşam hakkının korunmaması suç teşkil etmektedir.”

    Eylemin 331. haftasında Düzce T Tipi Kapalı Hapishanesinde kalan Pınar Birkoç’un durumuna dikkat çekeceklerini belirten Kanat, Pınar Birkoç’un  9 Kasım tarihinde yazdığı mektupta yaşadığı sağlık sorunlarının arttığına dikkat çektiğini ifade ederek, “normal koşullarda hapishanede sağlık sorunları ile ilgili gelişmeleri öğrenemediklerini ve takip edemediklerini, kafalarına takılan noktaları soramadıklarını, 14 Ekim’de çekilen ultrason sonucu ile ilgili hapishane doktorunun görüşüne başvurduğunu ve ‘kitlenin biraz daha büyümesi halinde biyopsi yapılacağını, büyüme devam ederse kitlenin alınıp incelenebileceğini ve göğsündeki kitlenin içi boş bir kitle olduğu için ilerde tehlikeli olabileceğini ve en son aşamada göğsünün alınacağını’ söylediklerini ifade etmiştir” diye konuştu.

    “PINAR BİRKOÇ, İKİ KEZ KORONAVİRÜSE YAKALANDI”

    Kanat, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “14 Ekim 2020 tarihinde hastaneden Covid-19 virüsü kapmış bunu 14 günü sonra öğrenebilmiştir. Hastaneye gittiklerinde 15 gün karantinaya alınmış ve 14. gün korona testi yapılmış, aynı gece 29 Ekim’de hastaneye götürülmüş, hastanede 11 gün ilaç tedavisi görmüştür. Hastanedeyken telefon görüş hakkımı kullanamamıştır. 11 gün sonra iki gün peş peşe korona testi yapılmış ve iki test sonucu da negatif çıkınca 17. gün hapishaneye getirilmiş ve karantinaya alınmış, karantina devam ederken 20 Kasım’da yeniden hastaneye göz sevki ve ultrason çekimi için gitmiştir. Karantina süreci yeniden başlamış, 4 Aralık’ta yapılan korona testi bir kez daha pozitif çıkmış, 10 gün arayla ikinci kez korona olmuştur. Bu kez hastanede yer olmadığı için hastaneye götürülmemiş, “daha önce ilaç tedavisi gördüğü ve ikinci tedavinin ağır geleceği için ilaç tedavisi yapılamayacağı” söylenmiş ve sadece günlük ateşi ölçülmüştür. Virüsü ultrason odasında kaptığını düşündüğünü, ultrason odalarının çok küçük ve hastaların birinin girip birinin çıktığını, odanın havalandırılmadığını, hasta çıktıktan sonra dezenfekte işlemi yapılmadığını, ultrasonda hastaların kıyafetlerini çıkardıklarında aynı yere koyduklarını, sedyedeki örtülerin değiştirilmediğini, sağlık personeliyle yakın temas kurulmasına rağmen sağlık personelinin sadece maske ve eldiven taktığını, koruyucu önlük, siperlik takmadığını, hastaneye giderken kendilerine sadece maske ve eldiven verildiğini, siperlik vb. verilmediğini, kendi tedbirlerini kendilerinin alma imkanı bulunmadığını, göğsündeki kitle için yakın zamanda bir kez daha MR çekimine gideceğini, üç ay sonra ultrason çekimine gideceğini ve üçüncü kez korona olma ihtimali olduğunu ve üçüncü kez olursam vücudunun nasıl bir tepki vereceğini bilmediğini ve her defasında vücudunda hasara neden olduğunu, hapishanede hastalık ve korona arasında bir tercih yapmak zorunda kaldıklarını aktarmıştır.”

    “HASTA MAHPUSLARIN DURUMLARI ACİL OLARAK ELE ALINMALIDIR”

    Hasta mahpusların mevcut olan kronik hastalıkları, cezaevinde kalamayacak kadar güç durumda olmaları nedeniyle yaşamları risk altında olduğunun vurgulayan Kanat, “Bu nedenle hasta mahpusların durumları acil olarak gündeme alınmalı, hapishanelerde yaşamını devam ettiremeyecek durumda olanların tahliyeleri sağlanmalıdır” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • ‘ATK politik bir kurum gibi hareket etmemeli’-VİDEO

    ‘ATK politik bir kurum gibi hareket etmemeli’-VİDEO

    PİRHA-Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 324. hafta açıklamasında “Hapishanelerdeki yaşam hakkı ihlalleri normal bir vakaymış gibi sessizlik içinde devam etmektedir ” dedi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, bu hafta da koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle İnsan Hakları Derneği’nde basın toplantısı yaptı. İHD Ankara Şube Eş Başkanı Fatin Kanat tarafından yapılan açıklamada Bafra T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde bulunan Metin Turan’ın durumuna dikkat çekildi.

    “CEZAEVLERİNDE KALICI ÇÖZÜM ÜRETİLMİYOR”

    Kanat, “Cezaevlerinde süreklileşen ölümlere rağmen devletin ilgili kurumları, kalıcı bir çözüm üretemiyor ” dedi.

    Kanat, açıklamanın devamında şunları söyledi:

    “Hasta mahpusların tedavi imkanlarının ortadan kaldırılması, hak ihlallerinin yoğun bir şekilde yaşatılması; cezaevlerinde telafisi mümkün olmayan ve geri dönülemeyen sonuçlara yol açmaktadır. Neredeyse 300 bine yaklaşan mahpus sayısı bile başlı başına problem oluşturmaktadır ve Covid-19 pandemisi nedeniyle sorunlar daha da artmıştır. Hapishanede yaşanan yaşam hakkı ihlalleri, olağan ve normal bir vakaymış gibi sessizlik içinde toplumun dikkatinden uzak kalmaya devam etmektedir.

    21 yıldır cezaevinde olan Metin Turan ‘Hayata Dönüş’ operasyonunda Sağmalcılar Cezaevi’nde olduğunu ve başına aldığı darbeler sonrasında 2001 yılında her iki gözünün de görmez hale geldiğini, önce Trakya Üniversitesi’nde sonra Cerrahpaşa Hastanesi’nde ameliyatlar geçirdiğini, gözlerine konulan yapay merceklerin ardına silikon tedavisinin uygulandığını aktarmıştır.

    Adli Tıp Kurumu her defasında ‘tedavisine ve poliklinik kontrollerinin düzenli olarak yapılmasına…’ denilerek raporlar düzenlemektedir. Oysa hastane raporlarında gözleri için ‘tedavi edilemez, cerrahi müdahale yapılamaz’ denilmektedir. En son 2017 yılında verilen raporun ardından geçen uzun sürede ‘tedavi’ için adım atılmayınca yeniden başvuruda bulunmuştur. Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Sağlık Kurulu’na çıkarılmış ve kurul bir rapor düzenlemiştir. Kurumumuza da yolladığı bu rapora göre karar ‘cezasının süresiz olarak ertelenmesi’ şeklindedir. Ve yine bu raporda cerrahi müdahalenin yapılamayacağının da altı çizilmiştir. ATK bu raporu görmezden gelmiş, üniversite hastanesinin vermiş olduğu kabul etmemiş ve onaylamamıştır.

    Tıp fakültesinin verdiği rapora göre tıbbi tanı nettir ve ‘gözlerde bir öncekine göre progeryon (kötüleşme) var’ denilmektedir. Yapılan avukat görüşmesinde; Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Psikiyatri Kurulu’na çıkarıldığını, kurul tarafından kendisi hakkında depresif bozukluk tanısı konulduğunu, gözlerinin görmemesinden kaynaklı kişisel ihtiyaçlarını karşılayamadığını, temel ihtiyaçlarını gidermek için üçüncü kişilere bağımlı olduğunu, bu durumun ruhsal olarak büyük tahribatlar yarattığını, 2019 yılının Ağustos ayında tekrar Adli Tıp Kurumu’na başvurduğunu, Adli Tıp Kurumu’nun ‘raporda yer alan tıbbi tanılar her ne kadar doğru olsa da kişi tek başına hayatını idame ettirebilir’ diyerek talebini reddettiğini, bu duruma ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yaptığını aktarmıştır.

    Metin Turan’ın sağlık durumuyla ilgili olarak hastenelerin vermiş olduğu raporlara göre ‘iyileşme olamayacak, ameliyat edilemeyecek’ durumda olmasına rağmen, Adli Tıp Kurumu cezaevinde kalabilir raporu vermekten vazgeçmeli ve hastanenin verdiği raporu kabul etmelidir.

    Adli Tıp Kurumu her zaman söylediğimiz gibi bir politik kurum gibi, bir yargı organı gibi hareket etmemelidir. Metin Turan serbest bırakılmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara İHD Eş Başkanı Kanat: Alevi köyüne cami yapmak ağır bir hakarettir-VİDEO

    Ankara İHD Eş Başkanı Kanat: Alevi köyüne cami yapmak ağır bir hakarettir-VİDEO

    PİRHA- İHD Ankara Şube Eş Başkanı Fatin Kanat, Alevi köylerine cami yapımına devam edilmesine tepki gösterdi. Alevi inancına ağır saldırılar olduğunu belirten Kanat, “Binlerce yıllık bir inancı, bir felsefeyi, iki yol yaparak, cami yaparak birdenbire ortadan kaldıramazsınız” dedi. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şube Eş Başkanı Fatin Kanat, Ayasofya’nın ibadete açılması ve Kars Sarıkamış’a bağlı Alevi köyü Aşağısallıpınar’a cami yapılmasını PİRHA’ya değerlendirdi.

    Kanat, darbecilerin ve darbelerin, asimilasyonu hem mezhepsel, hem de etnik anlamda tamamlamak, aynı zamanda işçi sınıfından demokrat, devrimci, sosyalist güçlere kadar muhalif odakların hepsini dağıtmak ve onların beslendiği dinamik alanları da ortadan kaldırmayı amaçladığını söyledi.

    “DİYANET İŞLERİ BAŞKANI HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUK”

    Kanat, şunları kaydetti:

    “Bugünlerde Diyanet İşleri Başkanı çok tartışılıyor. Ayasofya üzerinden çok tartışılıyor, eşcinselleri salgının gerekçesi sayması üzerinden de çok eleştiriliyor. Biz İHD olarak, Diyanet İşleri Başkanı hakkında üzerine vazife olmayan alanlara giriyor diye suç durusunda bulunduk. 1930’larda devletin tekke ve zaviyeler üzerinden yürüttüğü siyaset sonucu, dini İslam’a, mezhebi de Sünni’liğe dayanan bir Diyanet İşleri Başkanı gibi bir form çıkardı. Anadolu’daki ve sonraki süreçlerdeki sorunların ana kaynaklarından biri bu. Ama bu şekilde görev almış biri örneğin kendisine bu görevi vermiş olan Atatürk’e lanet okudu. Elinde kılıç lanet okudu, bu da bu dönemin ayrı bir garabeti.”

    “ALEVİ KÖYLERİNE CAMİ YAPILMASI İSLAMLAŞTIRMA PROJESİDİR”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şube Eş Başkanı Fatin Kanat, Alevi köylerine cami yapılmasını ise asimilasyon olarak yorumlayarak şunları dile getirdi:

    “Belli ölçüde o köylerde belli konumu olan insanları zorlayarak hatta onlara bazı çıkarlar sağlayarak İslamlaştırma, Sunnileştirme, Türkleştirme misyonunu tamamlama adımları bunlar. Bu uygulamalarını çoğu yerde yapmaya kalktılar. Kars Sarıkamış Aşağısallıpınar köyüne dair duyduğumuz haber de çok tuhaf bir haber. Yine de şaşırtmıyor. Köye kaymakam cami yaptırıyor, muhtarı zorluyor, köyün ileri gelenlerini zorluyor. Hatta köye hizmet götürmesinin şartını buna bağlıyor. Zaten insanların birçok bakımdan ürkütülmüş, korkutulmuş, sindirilmiş ve köyümüze yol gelmez, hastaneye hastamızı götüremeyiz, şöyle olmaz, böyle olmaz gibi kaygılarla hatta devlet takibinde olacağız korkusuyla, bir biçimde kabul ettikleri bir uygulamaya dönüşüyor. İnsanlar rızası alınmadan, insanlar dahil olmadan, atılan bu adımlar son derece yanlış adımlar. Kaldı ki yıllardır Alevi olduğu besbelli olan bir köye cami yapmak, o köyün geleneğini, o köyün geçmişini, o köyün inanç sistemine yönelik ağır bir saygısızlıktır, hakarettir, bir aşağılamadır, son derecede tehlikeli bir gidişattır.”

    “BİNLERCE YILLIK İNANCI İKİ YOL YAPARAK ORTADAN KALDIRAMAZSIN”

    Mevcut asimilasyonist uygulamalardan vazgeçilmesi gerektiğini belirten Kanat, “Bu coğrafyanın bütün kültürel farklılıklarıyla, bütün renkleriyle, bütün etnik farklılıkları ile, bütün mezhepsel farklılıklarıyla tüm insanlara ait eşit özgür yaşanması gereken bir coğrafya olduğunu unutmasınlar. Binlerce yıllık kültürel formu oluşmuş bir manen ve maddeten yerleşmiş bir inancı, bir felsefeyi, sistemi sen iki adım atarak, iki yol yaparak, cami yaparak birdenbire ortadan kaldıramazsın, bu kolay değil” ifadelerini kullandı.

    “DEVLET, BİREYLERİN, TOPLULUKLARIN FARKLILIĞINA SAYGI GÖSTERMEK ZORUNDA”

    Kanat, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “İnsanların farklılığına saygı göstermek zorundasın, senin gibi olmak durumunda değiller, sen olmak, senin mezhebine girmek durumunda hiç değiller. Saygı duymak ve onun bütün kültürel formlarıyla, haklarıyla, senin gibi aynı hakka sahip olduğunu eşit ve özgür bir ortamda yaşamak gibi temel bir hakkı olduğunu teslim etmek zorundasın. Bu devletin unuttuğu, sadece unuttuğu değil, bu devletin kasıtlı olarak çarpıttığı, yok etmeye çalıştığı, her şeyi tekleştirmeye çalıştığı bir pratiği var. Bu hem tarihsel, hem de bugün güncel bakımından çok daha yoğun bir biçimde hissettiriyor.

    “DEĞİL Kİ YAŞARKEN, ALEVİLERİN ÖLÜSÜNE BİLE SAYGI YOK”

    Örneğin Karşıyaka mezarlığında tek bir cami var, tek bir mezhebin camisi. Seni orada kalafata koyuyor, namazını kılıyor ve götürüp gömüyorlar. Ölürken bile aslında Alevinin inancına ağır bir saygısızlık, ağır bir saldırı var. Ölüm anında bile var.  Değil ki yaşarken, yaşarken zaten onun haddi hesabı yok, bunun ölçüsü yok maalesef. Sürekli bir içten içe devletçe beslenen bir aşağılama, hakir görme, yok sayma, inkar etme, korkutma, sindirme, yıldırma şekline dönüşmüş genel bir şeyden söz etmek gerekiyor. Bu ders kitaplarına da böyle girmiş, okullara da böyle girmiş, oraya gelen din dersi ve ahlak bilgisi öğretmenlerine de tek bir mezhep öğreticiliği yükümlülüğü verilmiş, farklı ailelerden gelmiş çocukların, farklı dinleri, farklı mezhepleri öğrenebilme şansları da bırakılmamış. Bırakın öğrenmeyi başka mezhepler, başka dinler sadece aşağılamak şeklinde. Onlara, sözüm ona ders bilgisi vermeye çalışmaktadır.”

    “İNSAN HAKLARI DERNEĞİ OLARAK ALEVİLERİN SORUNLARI KONUSUNDA YETERLİ ÇALIŞMA YAPMADIK”

    Alevilerin ağır sorunlarla karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Kanat, “Biz İnsan Hakları Derneği olarak, Aleviler konusunda Aleviliğin sorunları konusunda ülkemizdeki, coğrafyadaki sorunları konusunda çok yeterli bir çalışma yaptığımızı söyleyemeyiz, eksiğimiz çok. Bu konuda çalışma yapmış arkadaşların da derneğimize katkı sunmalarını, bu alandaki çalışmalarını derneğimize taşımalarını istiyoruz. Çünkü sonuçta bu çok ciddi bir hak temelli bir önemli potansiyeli olan büyük bir taleptir. Bu talebi farklı boyutlarıyla dillendirebilecek, şekillendirebilecek arkadaşlarımızın desteğine ihtiyacımız var” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA