Etiket: fetö

  • Demirtaş: Devlet, şehirleri yaktı, Netenyahu ile ne farkınız var?

    Demirtaş: Devlet, şehirleri yaktı, Netenyahu ile ne farkınız var?

    PİRHA – Kobanî Davası kapsamında savunma yapan Selahattin Demirtaş, hendek çatışmalarında iktidarın tavrını eleştirerek “Operasyonun bir numaralısı darbeden tutuklandı” dedi. Demirtaş, Demokratik Özerklik modelinin önemine dikkat çekerek “Tek adam, tek millet ile yönetemezsiniz, arıza çıkar. Mağdurlar olarak çözümü biz üretiyoruz ama muhatabımız yargıçlar, hakimler oluyor. Bu bir sorun işte. Adı da Kürt sorunudur” ifadelerini kullandı.

    Kobanî Davası, Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesinde devam ediyor. HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş savunmasına devam etti.

    SEGBİS sistemi ile duruşmaya katılan Demirtaş, “Dün savunmamı ‘kendini bil’ desturu üzerine kurmuştum. Bugün yine savunmamı ‘hiçbir şey göründüğü gibi değildir’ temeli üzerine oturtmak istiyorum” dedi. “Heyetinizin, bizi yargılayan devletin, hükümetin ve medyanın gördüğü gerçeklik, gerçeklik değildir” diyen Selahattin Demirtaş, şu savunmayı yaptı:

    “Barikatlar, hendekler kazıldı, çatışmalar yaşandı. Bunları Demirtaş da savundu, öyle mi? Değil. Biz kendi iddiamızı, iddianamemizi ortaya çıkaralım. Biz suçlu değiliz. Başka suçlular var. En başta suçlama konusu yapılan demokratik özerklik nedir onu anlatarak başlayalım. Biz kafadan mı uydurduk bunu? Seçim beyannamelerimizi hatırlatmak istiyorum. Örneğin Demokratik Toplum Partisi (DTP) 2010 yılında bir tutum belgesi yayınladı. Başlıklardan bir tanesi ‘demokratik özerklik’ti.

    “DEMOKRATİK ÖZERKLİĞİ HEP SAVUNDUK”

    Demokratik özerkliği bugüne değin hep savunduk. Kadın çalışmalarını, anadil çalışmalarını da savunmuşuz. Partimizin bütün programlarını tüm aşamalarda seçmene vaat etmişiz. Çok sayıda çalıştay yapmışız bu konuda. Dolayısıyla özerklik fikri bir anda ortaya çıkmış, barikat-hendek ile ortaya çıkmış bir şey değildir. DEM Parti programında da vardır. Dolayısıyla özerkliğin terör faaliyeti olarak görülmesi doğru değildir. Şimdi bu hendek-barikat dönemine dönelim. Orada bir terör mü var, yoksa terör mü estirilmiş birlikte bakalım. Ayrıca devlete beğendirmek zorunda da değiliz. Biz halka konuşuruz, devlete konuşmayız.

    Özerklik bir yönetim biçimidir ve savunulması bölücülük değildir. İnsanlar bağımsız Kürdistanı da savunabilir ki bu da suç olamaz. Nedir demokratik özerklik? Faşizmi oylamaya götüremezsiniz, ayrımcılığı ve kadın düşmanlığını sunamazsınız ama devlet mimarisi için modelleri sunarsınız. Mesela başkanlık sistemini önerenler ve hayata geçirenler serbest, bir başka modeli savunmak ise suç. Neden?

    Eğer beni duyuyorsa Abdullah Öcalan’a da çağrı yapmak istiyorum. Bence iki kere iki de dört eder de demeli, hayata dair her şeyi söylemeli. Çarpım tablosundan da çıkarılacak mı görelim. Bir fikrin hayata geçme biçimi önemlidir. Eğer şiddet ile hayata geçirirseniz suç olur. Bugün kullandığımız bilimin ve teknolojinin çok büyük bir kısmı Yahudiler tarafından kazandırılmıştır. Şu anda Yahudilerin şirketlerini falan protesto ediyorlar ya bence yerçekimini protesto etsinler. Kuantumu tanımayın ya da uzayı tanımayın. Bir bakalım ne olacak. Mesela asansöre binmeyin, gavur icadıdır. Önünüzdeki mikrofonu icat eden kişi Türk’e karşı olan biri olabilir mi bilmiyorum ama örneğin onu da kullanmayın.

    “İŞTE BUNUN ADI KÜRT SORUNUDUR”

    Bir başka şey ile devam edeyim. Hilafeti savunmak, şeriatı savunmak suç değil. Bence de ifade özgürlüğüdür, kesinlikle savunabilirler. Bunu hileyle, suçla isteyenler yapamazlar. Kürtler 100 yıl sonra bir fikir gerçekleştirmişler, anlatmaya çalışıyorlar. Bırakın Meclis’te, basında anlatmamızı, hakimlere karşı savunmak zorunda kalıyoruz. İşte bunun adı Kürt sorunudur. Bugün İstanbul’un ortasında hilafeti savunabilirim, başım okşanır ama Kürtlerin savunduğu bir modeli savunamam. Peki, nasıl bir arada yaşayacağız? Anayasa ‘herkes Türk’tür’ diyor. ‘Türkçe dışında anadilde eğitim yapılamaz’ diyor. ‘Geriye kalan hiçbir dil anadil değildir’ diyor. ‘Ortak tarihimiz vardır’ diyor.

    Tek adam ile yönetemezsiniz, tek millet ile yönetemezsiniz arıza çıkar. Kimseye kabul ettiremezsiniz. Duruşma salonunda bulunanlara kabul ettirirsiniz belki. Milyonlarca kişiye, halka kabul ettiremezsiniz. İsyan ederler. Ne lazım bize o zaman, yeni bir model lazım. Kürt halkı, siyaseti ve hareketi yıllarca bunu tartıştı. 100 yıldır bunu tartışıyor. PKK bunun son halkasıdır. Biz bir çözüm üretmek istiyoruz, mağdurlar olarak çözümü biz üretiyoruz. Birlikte yaşamak istiyoruz mağdurlar olarak ama muhatabımız yargıçlar, hakimler oluyor. Bu bir sorun işte. Adı da Kürt sorunudur.

    “ÖCALAN DEVREDE OLMALI”

    Kürtler olarak teklif olarak sunuyoruz, 100 yıllık Kürt sorununu gelin bitirelim. Abdullah Öcalan devrede olmalı. Kiminle savaşıyorsan onunla barışırsın. İki kere iki dört. PKK’ye savaşı yürütüyorsun gidip ETA ile müzakere yürüteceksin. Böyle olur mu? Demokratik özerklik uzlaşma ile olur. Rıza üzerine inşa edilir. Silah ile olmaz, hendek ve barikat ile olmaz. Ben bunu ilk günden beri böyle savundum. Demokratik özerklik silah zoruyla olmaz. Sadece ikna ile olur. Bir arada yaşamak zorla olabilecek bir şey değildir. Abdullah Öcalan’ın yapmaya çalıştığı buydu. Silahın özerklik ile alakası yoktur.

    Birkaç ilçede özerklik ilan edildi. Gençler polisin ilçelere girmesini istemiyordu. Ellerinde de silah yoktu. İlk başlarda böyleydi. ‘Gidip copluyorsunuz, baskı uyguluyorsunuz, cezaevine atıyorsunuz. Hendek kazmasın da ne yapsın?’ demişiz. O sırada henüz çatışmalar başlamamıştı.

    “EFKAN ALA ÇIKSIN KONUŞSUN”

    Şırnak için bir korucu geldi. Kandil’de üst düzey kişiler ile görüştüğünü söylüyordu. Ankara’ya gelmişti. Sırrı Süreyya Önder bize söyledi. O dönem güvenlik müsteşarı Muhammet Dervişoğlu yanına gitti, ‘Bu korucubaşı bunu söylüyor’ dedi. Şırnak’ta operasyonların durabileceğini söyledi. Onlar da konuyu ciddiye aldılar ve bir gün uğraştılar. Ordunun bir kademesinde tıkandı. PKK’nin içinde de tıkandı. Biz çıkmalarını istiyorduk. Ordunun izin vermesini istiyorduk ama bunu sağlayamadık. En çok Sur için uğraştık. O dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala çıksın konuşsun.

    Özyönetimlere yönelik Sur’da, Şırnak’ta, Nusaybin’de, Hakkari’de operasyon düzenleyen komutanlar, valiler, hatta operasyonun bir numaralısı darbeden tutuklandı. Biz çözmeye çalıştıkça neden tırmandığını anlamaya çalışıyorduk. Darbeden sonra öğrendik. Çünkü darbenin önü açılmaya çalışılıyordu.

    Devlet Bahçeli Nusaybin için ‘Taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayın’ diye açıklama yaptı. Bu şiddet çağrısı mı değil mi? Bir de size okuduğum bizim açıklamalar ile karşılaştırın. Bizim açıklamamız mı bu açıklama mı terör? Terör işte budur. Sivil gözetmeksizin orayı yerle bir etmek. Erdoğan da Bahçeli’den sonra açıklama yaptı. Ülkenin Cumhurbaşkanı top atışları ile vurulmasını istedi. F-16 neden kullanılmıyor diye tartışıldı. Gazze’ye yapılanın aynısı o dönemde yapıldı. Şimdi biz bundan yargılanıyoruz. Savcı Bahçeli’nin, Erdoğan’ın, Davutoğlu’nun konuşmalarını niye koymuyor?

    “DEVLET ŞEHİRLERİ YAKTI”

    Tek tek evlere girerek altınları, paraları çaldılar. Kadınların makyaj malzemeleriyle, çamaşırlarıyla neler yaptılar bunları anlatmak dahi istemiyorum. Af Örgütü, İnsan Hakları Derneği, Diyarbakır Barosu ve pek çok kurumun raporları buradadır. Okumak isterseniz duruyor. Evlere, yaralılara, cenazelere yapılanların tek tek hepsi yer alıyor. Ancak biz bu raporları okuyarak öğrenmedik, biz bunları yaşadık. Vergi ödediğimiz devlet gelip şehirlerimizi yıktı, bizi öldürdü. Devlet kendisine silah çekene gül mü uzatacak? Hayır, yasa var. Ama sen on iki şehri, kasabayı nasıl kökünden silersin!

    Silvan’da Figen Yüksekdağ’ı öldüreceklerdi. Olayların büyümesi için bu provokasyonu yapacaklardı. Ancak biz bunu engelledik ve Yüksekdağ’ı oradan çıkardık. Efkan Ala, Meclis oturumunda Mithat Sancar’ın sorusu üzerine itirafta bulundu. Diyor ki ‘Evet, bizim de kontrol edemediğimiz güçler var’. Bu Meclis tutanaklarına geçti. Ben ne yapmışım o dönemde? Onlar duvarlara bu yazıları yazarken, ben ne yapmışım? Belki de Kürtlerin bir kısmı bu sözlerimden dolayı bana kızgındır. Kimin katliam yaptığı ortadadır. Yapılan şey Kürt’e zulümdür. Biz bunları yapmadık diye ve insan haklarını savunduk diye kimse bizi suçlayamaz.

    “NETANYAHU İLE NE FARKINIZ VAR?”

    İktidar bizi içerde tutmanın nimetlerini yiyor. İki dönemdir bu nedenlerden ötürü kayyım atıyor. Yıllarca barış için çabaladık. Türkiye’nin yönetiminin nasıl teslim alındığını görün. Yapamıyorsanuz davadan çekilin ama bu ahlaksızlara alet olmayın. Burada tek yalan konuşmadık. Netenyahu ile aranızda ne fark var? Kanlı cenaze fotoları, parçalanmış cenaze fotoları, sokakta bırakılan cenaze fotoğrafı… Taybet Ana 7 gün sokakta kaldı. Çürümeye terk edildi yaşlı bir kadının cenazesi. Cenazesini almak isteyen bir çocuğu öldürüldü, bir çocuğu ayağından vuruldu. Sokağın başında keskin nişancı vardı. Ateş eden de kendine Müslüman diyordu. Ahmet Davutoğlu da kendine Müslüman diyor. Bunları yapan alçaktır, namussuzdur. Ona emir veren de yapan da namussuzdur. Terör örgütü propagandası bu ise bin defa söylüyorum.

    İddianameyi yazan savcı savunuyordu. Siz bu askerleri savunuyor musunuz? Bu hadsizlere hadlerini bildirenlere de terörist diyorsunuz. Meclis’i bombaladılar ya! Siz yargılamadınız mı bunları? Şimdi de bizi aynı salona tıkmışsınız. Allah, halk, kanun katında da masumuz. Zulme uğruyoruz. Ama onurlu ve gururluyuz, teslim de olmayacağız.

    “BU FEZLEKELERİ HAZIRLAYANLAR ÖDÜLLENDİRİLDİ”

    Kürt çocuğu Kürt dilinin anadili olmasını istemesin de kim istesin? Keşke Türkler çıkıp istese. Bakın size bir devlet büyüğümüzün bir demecini okuyayım. Benim de katıldığım bir demeç. Demiş ki ‘Ey Almanya! Sen benim vatandaşımın anadilini nasıl yasaklarsın? Sen nasıl Türkçeyi yasaklarsın?’ Erdoğan diyor bunları. Biz de sonraki gün çıkıp kendisinin haklı olduğunu savunmuşuz. Almanya’da bir Türkiye bölgesi yok bu arada. Ama Türkiye’de Kürdistan var, yahu Kürdistan! Ancak anadilde eğitimi bırak isim koymasını yasaklıyorsunuz. Bu da ikiyüzlü siyasetin başka bir örneğiydi.

    Kürtçenin eğitim dili olması için yaptığımız etkinliğin üzerinden 9 yıl geçmiş, FETÖ’cü savcı hakkımızda fezleke hazırladı. Kim hakkımızda fezleke hazırlasa kurtuluyordu. Kim ki bize çok ceza verdi, bakan yardımcısı oldu, HSK’ya alındı. Bu fezlekeleri hazırlayanlar ödüllendirildi. Bakın bir konuşmada ‘Putin ile görüşmek için dört takla atıyorsunuz’ demişim. Bana cumhurbaşkanına hakaretten 3 buçuk yıl ceza verildi. Bu hakimi bana sırf ceza versin diye Mersin Mut’tan getirdiler. Bu da seçim ayarlıydı.”

    PİRHA/ANKARA

  • Gazeteci Sezgin Kartal, Türkiye gazetesi yazarının şikayeti nedeniyle hakim karşısına çıktı

    Gazeteci Sezgin Kartal, Türkiye gazetesi yazarının şikayeti nedeniyle hakim karşısına çıktı

    PİRHA-Gazeteci Sezgin Kartal, Türkiye gazetesi yazarı Fuat Uğur’un, Deniz Poyraz’ın katledilmesinden 2 gün sonra saldırının arkasında HDP ve FETÖ olduğu yönündeki yazısını eleştiren paylaşımı nedeniyle hakim karşısına çıktı. Savcı, Kartal’ın üzerine atılı hakaret suçundan cezalandırılmasını talep etti. Dava 29 Kasım’a ertelendi. 

    Gazeteci Sezgin Kartal’ın, Türkiye gazetesi yazarı Fuat Uğur’un şikayeti üzerine “Sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret” suçlamasıyla yargılandığı davanın ilk duruşması İstanbul 24. Asliye Ceza Mahkemesinde görüldü. Kartal, Fuat Uğur’un, Deniz Poyraz’ın katledilmesinden 2 gün sonra saldırının arkasında HDP ve FETÖ olduğu yönündeki yazısını eleştiren paylaşımı nedeniyle hakim karşısına çıktı. 

    SAVCI, KARTAL HAKKINDA CEZA TALEP ETTİ

    İddianameye konu olan paylaşımı hatırlamadığını belirten Kartal, atılı suçlamayı kabul etmediğini söyledi. Kartal savunmasında “Asıl suçlanması gereken Fuat Uğur’dur. Yazısıyla dezenformasyon yaratmaktadır. Bu hafta kabul edilen sansür yasasına göre dahi yaptığı suçtur” dedi.

    Müşteki Fuat Uğur’un avukatı da, “Yapılan savunma suçtan kurtulmaya yöneliktir. Suçun yasal unsurları oluşmuştur. Sanığın cezalandırılmasını talep ediyoruz” dedi. Uğur’un avukatı ayrıca davaya katılma talebinde bulundu.

    Esas hakkındaki mütalaasını sunan savcı, Kartal’ın üzerine atılı “hakaret” suçundan cezalandırılmasını talep etti. Kartal, mütalaaya karşı beyanda bulunmak için süre talep etti. Müşteki Fuat Uğur’un avukatı ise mütalaaya katıldıklarını belirterek, Kartal’ın cezalandırılmasını istedi. Kartal’ın süre talebi ile müşteki Fuat Uğur’un avukatının katılma talebini kabul eden mahkeme, davayı 29 Kasım 2022 saat 09:40’a erteledi.

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • Erdoğan ve Soylu ile poz veren bu şahıs, çok sayıda kişiyi tehdit edip, işinden attırıyor

    Erdoğan ve Soylu ile poz veren bu şahıs, çok sayıda kişiyi tehdit edip, işinden attırıyor

    PİRHA-AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İçişleri Bakanı Soylu’yla poz veren Mustafa Aydın, Clubhouse’da çok sayıda kişiyi tehdit etti. Aydın, tartıştığı kişilerin ‘FETÖ’cü olduğunu öne sürerken, çalıştığı şirketleri arayarak işlerine son verilmesini istiyor.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile çok sayıda fotoğrafı ortaya çıkan Mustafa Aydın isimli kişi, sosyal medya platformlarının sohbet odalarında tartıştığı kişileri tehdit etmeyi sürdürüyor. Aydın, tartıştığı kişileri ‘FETÖ’cü olmak ile suçlayarak, işlerinden atılmaları için çalıştıkları firmaların patronlarını aradığı öğrenildi.

    KİŞİLERİ FETÖ’CÜ OLMAK İLE SUÇLAYIP, İŞTEN ATTIRIYOR

    Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Mustafa Aydın, Clubhouse’daki sohbet odalarında tartıştığı kişilerin telefon bilgilerine ulaşarak, bu kişilere küfürlü mesajlar gönderiyor, hakaret ediyor. Devamında ise tartıştığı kişilerin iş yerlerini arayarak, işlerinden çıkarılması için patronlar ile görüşüyor. Bir sohbet odasında Doğuş Yavuz isimli kişiyle tartışan Mustafa Aydın, telefon numarasına ulaştığı Yavuz’u önce tehdit etti. Daha sonra Yavuz’un çalıştığı gümrük şirketini arayarak Yavuz’un ‘FETÖ’cü olduğunu öne sürerek, kendisinden özür dilemesini ve sosyal medya hesaplarını silmesini istedi. Yaşananlar üzerine patronu, Doğuş Yavuz’un tehdit eden Mustafa Aydın’dan özür dilemesini, sosyal medya hesaplarını silmesini ve şirkete savunma vermesini istedi. Bunu kabul etmeyen Yavuz ise şirketten istifa etti.

    Öte yandan ‘Clubhouse Terör Kampı’ adıyla YouTube’da bir kanal bulunuyor. Mustafa Aydın’a ait olduğu öne sürülen kanalda, Clubhouse’da Mustafa Aydın ile tartışan kişilerin, isim ve adreslerinin yazılarak hedef gösterildiği iddia edildi.

    Son günlerde ayrıca AKP taraftarları, Clubhouse’de açılan sohbet odasında, cezaevlerinde bulunanları nasıl öldüreceklerini konuşmuş, bir AKP’li de “Onlara yemek vermeyelim. Yesinler birbirlerini. Bunları itlaf etmemiz gerekir. Nasıl itleri eskiden zehirlerdik, öyle yapmak lazım” ifadelerini kullanmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • HSK, 359 hakim ve savcının görev yerini değiştirdi

    HSK, 359 hakim ve savcının görev yerini değiştirdi

    PİRHA- HSK, adli ve idari yargıda görev yapan 359 hakim ve savcının görev yerinin değiştirildiğini duyurdu.

    Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) yayınladığı son kararnameyle, adli ve idari yargıda 359 hakim ve savcının görev yerini değiştirdi.

    Yapılan yazılı açıklama ile Adli ve İdari Yargı Kararnamelerinin açıklandığı belirtildi. Buna göre, 334 adli ve 25 idari yargıda olmak üzere 359 hakim ve savcının görev yeri değişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • CHP’li Öztrak: FETÖ’nün kendisi okyanus ötesinde ama fikirleri iktidarda

    CHP’li Öztrak: FETÖ’nün kendisi okyanus ötesinde ama fikirleri iktidarda

    CHP Parti Sözcüsü Faik Öztrak, düzenlediği basın toplantısında iktidarın çoklu baro planını eleştirerek, “Avukatların cübbelerine düğme diktirip ilik açtıracaklar. FETÖ’nün kendisi okyanus ötesinde ama fikirleri iktidarda” ifadelerini kullandı. Öztrak, Cumhur İttifakı’na da uyarılarda bulundu.

    CHP Parti Sözcüsü Faik Öztrak, basın toplantısı yaptı.

    “FETÖ’NÜN KENDİSİ OKYANUS ÖTESİNDE AMA FİKİRLERİ İKTİDARDA”

    İktidarın çoklu baro planını eleştiren Öztrak şunları kaydetti:

    “Sarayın karanlık dehlizlerinde yazılan barolarla ilgili yasa teklifinin görüşmeleri tamamlandı. Bu teklifte milletimizin yararına, milletimiz için ne var? Bu yasa teklifi adalet düzeyimizi uygar toplumların adalet düzeyinin üzerine mi çıkarıyor? Milletvekillerimiz adalet komisyonunda çoklu baro projesine karşı büyük mücadele verdi. Bu yasa teklifinde ne var? Saray hükümetinin yandaş avukatlarına yeni iş alanları açma çabası var. Yargıda FETÖ borsasını yöneten saray avukatlarının işini daha da kolaylaştırmak var. Avukatların cübbelerine düğme diktirip ilik açtıracaklar. FETÖ’nün kendisi okyanus ötesinde ama fikirleri iktidarda.

    “ALDATILMA KOTANIZ DOLDU”

    Lafa gelince tek bayrak, tek vatan ama iş baroya gelince çok baro, çok hukuk. Bu ülkede hukuk birliği bozulursa devletin birliği nasıl korunacak? İstiklali tam olmanın ön koşulu hukuk birliğidir. AKP ve MHP’nin getirdiği bu teklif 784 bin km karelik vatan toprağını parçalama projesidir. Koalisyonu bir kez daha uyarıyoruz. Bu taslağı size kim hazırlayıp getirdiyse niyetini bir kez daha sorgulayın. Aldatılma kotanız doldu.”  (HABER MERKEZİ)

     

  • Kılıçdaroğlu: FETÖ’nün siyasi ayağı Tayyip Erdoğan’dır

    Kılıçdaroğlu: FETÖ’nün siyasi ayağı Tayyip Erdoğan’dır

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında FETÖ’nün siyasi ayağını açıkladı. Kılıçdaroğlu, “Devleti FETÖ’ye teslim eden kişi Recep Tayyip Erdoğan’dır” diye konuştu.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında FETÖ’nün siyasi ayağı tartışmalarına yönelik açıklamalarda bulundu.

    Kılıçdaroğlu geçen hafta gerçekleştirdiği CHP grup toplantısında bu haftayı işaret ederek, “FETÖ’nün siyasi ayağını açıklayacağım” demişti. Kılıçdaroğlu, “Devleti FETÖ terör örgütüne teslim eden kişinin adı Recep Tayyip Erdoğan’dır” dedi.

    Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar başlıklar şöyle:

    “İdlib’ten şehitlerimiz geldi. Onlar bizim onurumuz, onlar bizim gururumuz. Onlar bu güzel vatanda hepimiz rahat yaşayalım diye canlarını feda ettiler. Egemen güçlerin Ortadoğu’daki taşeronluğuna Türkiye soyunmamalıdır, bedelini bizim askerlerimiz ödememelidir.

    “SARAY SOSYETESİ ANLIYOR MU?”

    En son Hatay’da valilik binası önünde bir vatandaşımız benzinle kendisini yaktı. Çocuklarım aç, işsizim diyor. Saray sosyetesi anlıyor mu bu durumu acaba? Bir baba kendi çocuğuna yiyecek bir şeyler götürmezse, ailesinde huzur kalmazsa, kendimi yakayım kurtulayım diyorsa herkesin vicdanını elini koyması lazım.

    AK Parti’nin ağır Meclis üyesi böyle bir manevraya partimiz prim vermez diyor. Bunlarda din iman var mı? Vicdan var mı?

    İnsanlar işsiz. Bayramda çocuğuma borçla kola aldım diyor. Sen hala siyasi manevra diyorsun. Sende ahlak var mı ya?

    “Devletin tüm kılcal damarlarına sızdılar” diyor FETÖ’ye ilişkin faaliyet raporu. Bir terör örgütü devletin tüm kılcal damarlarına nasıl sızar? Bu nasıl olabilir? O zaman asıl sorunumuz ne? Devletin kılcal damarlarına bunları kim yerleştiriyor? Polise, adalete, orduya bunları kim yerleştirdi?

    Devletin en mahrem birimlerine, en önemli birimlerine FETÖ’yü yerleştirenlere FETÖ’nün siyasi ayağı diyoruz. Bunu neden diyorum? Bu yetkiyi sadece bazı kişiler kullanabilir. Bu yetki herkesin elinde değildir. Bu kişiye FETÖ’nün siyasi ayağı denir. Bu kadar basit.

    Bir çiftçiyi düşünün FETÖ’yü buraya getirebilir mi? Bir de düşünün FETÖ’yü devletin kılcal damarına parlamentoda muhalif partiler yerleştirebilir mi? Hayır. Her şeyi reddediyorsunuz, düzenlemelerimize karşı çıkıyorsunuz.

    “BENİM HABERİM YOKTU DİYEMEZSİNİZ!”

    İktidardaki parti FETÖ’yü devletin kılcal damarlarına yerleştirirken, “Ben bunların böyle olduğunu bilmiyordum, benim bilgim yoktu” diyebilir mi? Kaymakam olarak, emniyet müdürü olarak atadınız bunları. Devletin hiçbir yöneticisi benim haberim yoktu diyemez.

    Daha önceki grup toplantılarında da söyledim. Devlet bakidir. Ama iktidarın süresi vardır. Devletin bürokrasisi hafızasıdır. Her türlü bilgi devletin istihbaratında var.

    FETÖ’nün faaliyetleri devlet tarafından izleniyor muydu? Liyakatin olduğu bir devlette izlenmesi lazım. Fethullah Gülen’in CIA ile olan bağlantısı 1991’de bu ülkenin namuslu bürokratları tarafindan saptandı.

    Sadece 91 yılında mı MİT rapor düzenledi, hayır düzenli olarak izledi.

    MİT müsteşarının, 1 Ekim 1999 tarihli açıklamasında, “Milli Eğitim’de, adalette emniyette yer almak ve parayı kontrol etmek istiyorlar. Devletin diğer birimleri de FETÖ’yle ilgili istihbarat topladı düzenli olarak.”

    MGK’da bu olay tartışılıp konuşuldu ve 25 Ağustos 2004’te FETÖ’nün bir terör örgütü olduğu tespiti yapıldı. MKG kararı, devlette neler yapılması ve önlem alınmasını isteyen bir karar. Fethullah Gülen konusu gündeme gelmiş, yurtiçi ve yurtdışı faaliyetlerine karşı önlem alınması ve ilgili birimlere bunun bildirilmesi yönünde karar alınmıştı.

    Dönemin hükümetinin başında Erdoğan vardı. Kendisi de imzaladı bu kararı. Ama önlem almak için ne yaptı FETÖ’ye karşı?

    Dönemin MİT Müsteşarının kitabından sizlere okuyorum: “MGK kararı bildirildikten sonra Erdoğan ile bu konuyu konuştuk. Bu metin Bakanlar Kurulu’nda imzaya açılmadı ve hiçbir işlem yapıldı. Konudan MGK katılan bakanlar dışında kimsenin haberi olmadı. Bütün toplumsal ve siyasal riski hükümet adına başbakan üstlendi.”

    FETÖ’nün siyasi ayağı kim şimdi?

    Bu memleketi sevenler adına soruyorum. FETÖ’nün siyasi ayağı kim? Ben bilmiyorum neler söyleyeceğini. Millete yalan söylüyor. 2004 yılında söylediler, sen imza attın buraya. İmzaladığı MGK kararını inkar ediyor.

    FETÖ’nün yürütme organı yetkilerini aşan faaliyetleri nasıl yaptı? O zaman diyor ki FETÖ’nün taleplerini getirmek için yasa çıkarmalıyım. TBMM, FETÖ unsurları için yasa çıkardı. Yargıya 160, Danıştay’a 51 FETÖ militanı atadılar. Ben bu kürsüden eleştirdiğimde bana tepki gösterdiler. Şu an, şimdi hapiste. Kim haklı? CHP haklı.

    “DEVLETİ FETÖ’YE TESLİM EDEN KİŞİ ERDOĞAN”

    FETÖ’nün isteği ile KHK yetkisi alındı. Danıştay ve Yargıtay Başkanlığı için 8 yıllık görev yapma zorunluluğunu 4 yıla indirdiler. Çünkü aşağıda kendi adamları bekliyordu. Kitle ataması ile yargı FETÖ’nün eline geçti. Bu kanunu kim getirdi?

    1991’deki MİT raporunda FETÖ hareketinin CIA ile olan bağlantısı ilgili birimlere aktarılmış, MİT FETÖ’yü düzenli olarak izlemiştir. FETÖ’cüleri toplu olarak yerleştirme sadece Yargıtay ve Danıştay’da mı oldu? Hayır, orduda da oldu. Üstelik 17-25 Aralık’tan sonra oldu. Generalliğe yükselmek için bekleme sürelerini düşürdüler.

    Erdoğan’a ve partisine destek veren partiye de söylemek isterim. Ülkeye bağlılığınızı başka parti üstünden yapıyorsanız, ben sizin milliyetçiliğinizi de sorgularım.

    FETÖ’nün önünü açan siyasi otorite FETÖ’nün siyasi ayağıdır. Devleti FETÖ’ye teslim eden kişinin adı Recep Tayyip Erdoğan’dır.

    “17-25 ARALIK’TA ORTAYA ÇIKAN YOLSUZLUK BELGELERİNİN TAMAMI DOĞRUYDU”

    17-25’te ortaya çıkan yolsuzluk belgelerinin tamamı doğruydu. Hortumun tamamı doğrudur, alınan paraların tamamı doğrudur. Şimdi kalkmış benim avukatımı FETÖ’den içeri atmakla tehdit ediyor. Ne yaparsanız yapın bize geri adım attıramazsınız.

    Bir sürü pislik saçılmış, çıkan kokudan burnumuzu tutuyoruz. O hâlâ nasıl barışırım diye Fehmi Koru’yu aracı yapıp FETÖ elebaşı ile barışmaya çalışıyor. Niye? Ortaya çıkmasını istemediği daha çok pislik var diye.

    “DEVLETİN KOZMİK ODASINI FETÖ UNSURLARINA KİM AÇTI?”

    Devletin kozmik odasını FETÖ unsurlarına kim açtı? Devletin namusunu FETÖ unsurlarına kim açtı? Devletin tüm sınırları bir kişinin talimatıyla açıldı: Recep Tayyip Erdoğan. Şimdi tüm millete sesleniyorum. Devletin en mahrem sırlarını terör örgütüne açmak vatan hainliği değil midir? FETÖ’nün siyasi ayağı, ne alaka kardeşim ya? Kokan bir ayak.

    Sayın İlker Başbuğ FETÖ’nün siyasi ayağını açıkladı mı? Başbuğ diyor ki, var böyle bir ayak ama açıklarsak neler olur? Ordu özellikle Kayseri’de FETÖ unsuru kişileri saptamış, ancak gece 12’de hemen düzenleme yaptılar. Diyor ki, orduda ters düşen şahıslar özel mahkemelerde yargılanabilir diye bir madde eklediler. FETÖ’cüleri devletle birleştiren siyasi irade yeterli miydi? Maalesef devletin en kritik noktalarına atanmak için tek bir şart vardı. FETÖ’cü olmak.

    “FETÖ İLE GERÇEKTEN MÜCADELE EDİLİYOR MU?”

    Devlet yönetimde sadece ehliyet ve liyakatla hareket edilmeli diyor sayın savcı. Türkiye tek kriterin FETÖ’cü olmak olduğu bir dönem yaşandı Erdoğan döneminde. Tazminata mahkum ettiler FETÖ’cü hakimleri. Sonra yine kanun çıkardılar, hakimin tazminatı devlet öder. Sonra Erdoğan şunu söyledi: Tutuk, çekingen bir hukuk sınıfı olmamalı.

    FETÖ’yle gerçekten mücadele ediliyor mu? FETÖ unsurları devletten temizlendi mi? Herkes biliyor ki parası olan dışarda. Siyasi arkası olan hiçbir kişinin kılına dokunulmadı. 215 bin 92 bylockçu listesi var. Bu listeyi neden açıklamıyorsunuz. Bylockçu listesini açıklamıyorsan FETÖ’ye destek veriyorsun demektir.

    15 Temmuz darbe girişimi gecesinde başarılı olsalardı devletin başında kim olacaktı? Bu liste var onlarda. Bunu bile açıklamıyorlar. En kritik iki kişi var.Tüm olayları bilen bir kişi. Erdoğan bile göndermedi.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • 16 MEB çalışanına FETÖ bağlantısı iddiasıyla gözaltı kararı

    16 MEB çalışanına FETÖ bağlantısı iddiasıyla gözaltı kararı

    FETÖ’nün Milli Eğitim Bakanlığı’ndaki yapılanmasına yönelik soruşturma kapsamında 11’i görevde 16 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, FETÖ’ye yönelik yürütülen soruşturmalar kapsamında Milli Eğitim Bakanlığı personeli 5’i ihraç, 11’i aktif görevde toplam 16 kişi hakkında gözaltı kararı verdi.

    Başsavcılık’tan yapılan yazılı açıklamaya göre, MEB personeli 5’i ihraç, 11’i aktif görevde olan 16 şüphelinin FETÖ ile bağlantısı tespit edildi.

    Şüphelilerin yakalanması için Ankara, İstanbul, Kırşehir, İzmir, Kayseri, Aksaray ve Maraş’ta eş zamanlı operasyonlar gerçekleştirildi.

    Şüphelilerin yakalanmasına yönelik çalışmaların devam ettiği belirtildi.

  • CHP’li Urla Belediye Başkanı İbrahim Burak Oğuz tutuklandı

    CHP’li Urla Belediye Başkanı İbrahim Burak Oğuz tutuklandı

    CHP’li Urla Belediye Başkanı İbrahim Burak Oğuz, “FETÖ üyeliği” iddiasıyla tutuklandı. Karara ilişkin açıklama yapan CHP İzmir İl Başkanı Deniz Yücel, “FETÖ’nün CHP’de yaşama şansı yoktur. Seçimle gelenlerin hukuk eliyle bertaraf edilmesini kınıyoruz. Başkanımızla dayanışma halindeyiz” dedi.

    İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmada “Örgütün mahrem imamları ile telefonla görüştüğü” ileri sürülen CHP’li Urla Belediye Başkanı İbrahim Burak Oğuz ifadesi alınmak üzere bugün adliyeye çağırıldı.

    Bir dönem FETÖ iltisaklı kapatılan İzmir Genç İşadamları Derneği (İGİD) yönetim kurulu üyesi olduğu belirtilen Oğuz, örgütte sohbet hocalığı yapmak ve mahrem imamlarla da iletişim kurmakla suçlandı.

    Oğuz’un savcılık ifadesinin ardından tutuklanma talebi ile Nöbetçi Mahkemeye sevk edildi. Hakim karşısına çıkan Oğuz, ‘FETÖ silahlı terör örgütünene üye olmak suçlamasıyla tutuklandı.

    “KINIYORUZ”

    İl Başkanı Deniz Yücel yaptığı açıklamada “Urla Belediye Başkanımız Burak Oğuz tutuklandı. FETÖ’nün CHP’de yaşama şansı yoktur. Seçimle gelenlerin hukuk eliyle bertaraf edilmesini kınıyoruz. Başkanımızla dayanışma halindeyiz. Hukuki süreci takip ediyoruz. Yarın bu konuda ayrıntılı açıklama yapacağız” dedi.

    İbrahim Burak Oğuz kimdir?

    Dokuz Eylül Üniversitesi, İİBF Maliye Bölümü’nden mezun olduktan sonra aynı üniversitenin Maliye Ana Bilim Dalı’nda, “Serbest Bölgelerin Mali Yapısı” üzerine uzmanlık tezini yazarak Yüksek Lisans derecesi aldı. Halen doktora çalışmasını tez aşamasında sürdürüyor.

    İş hayatına, ağırlıklı olarak uluslararası sermayeli şirketlerin vergi, muhasebe ve finans bölümlerinde çalışarak başlayan Burak Oğuz, 2003 yılında Serbest Muhasebeci Mali Müşavir unvanını aldı.

    Kendi şirketinde çalışma hayatına devam eden Burak Oğuz aynı zamanda Kamu Gözetimi Kurumu’ndan Bağımsız Denetçi unvanına sahiptir.

  • Ders kitabında skandal ifadeler: Silah ile cihat devletin görevidir

    Ders kitabında skandal ifadeler: Silah ile cihat devletin görevidir

    AKP’nin dindar nesil hayali, MEB’in ders kitaplarında da yer buldu. Açık öğretim ortaokulu için hazırlanan ders kitaplarında ‘cihat’ ibadet sayılırken, ”Silah ile cihat devletin görevidir” ifadesinin kullanıldığı görüldü.   

    AKP’nin dindar nesil hedefi kapsamında bilimsel eğitimden her geçen gün uzaklaşan Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), cihat kavramını ders kitaplarına sokarak skandal tanımlamalarda bulundu. MEB’in açık öğretim ortaokulu için hazırlanan, “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 5” kitabında “Bedir, Uhud ve Hendek gazveleri, Çanakkale, Kurtuluş savaşları ve 15 Temmuz FETÖ kalkışması” cihada örnek verildi. MEB, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine gerçekleştirdiği ‘Zeytin Dalı Operasyonu’ kapsamındaki faaliyetlere ilişkin görseli de “Afrin’de Türk Askeri” başlığı ile cihat konusunun içine yerleştirdi.

    “CİHAT” İBADET SAYILDI

    Cumhuriyet’ten Ozan Çepni‘nin haberine göre, müfredatta cihat kavramını ibadet sayan MEB, yeni kitaplarında cihat tanımı yaparken dini içerik, anayasa ve kanunları hiçe saydı. MEB Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü tarafından açık öğretim ortaokulu için hazırlanan “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 5” kitabında “cihat” için skandal tanımlar ve örnekler yer aldı. Bakanlık, “Allah yolunda mücahede: Cihat” başlıklı konuda, İslamın ilk yıllarında yer alan savaşların yanı sıra Afrin operasyonunu da cihat saydı. Cihat için savaşın yeni yöntemlerine hazırlıklı olunması istendi.

    Konunun başlığında Türk Dil Kurumu’na göre “Kutsal ülküler uğruna savaşma” anlamına gelen Arapça kökenli “mücahede” kelimesinin seçilmesi de dikkat çekti. Kitapta, “Cihat, Müslümanların Allah yolunda canıyla, malıyla, aklıyla, bilgisiyle yerine getirmesi gereken en önemli ibadetlerden biridir. Bunun için bazen mal, bazen dil ve gerektiğinde ise canını ortaya koyarak Allah yolunda mücadele ederler. Bedir, Uhud ve Hendek Gazveleri, Çanakkale, Kurtuluş Savaşları ve 15 Temmuz FETÖ Kalkışması bunun örnekleridir” denildi.

    “15 TEMMUZ KALKIŞMASI” CİHADA ÖRNEK VERİLDİ

    Kitapta darbe girişimiyle mücadele yerine “kalkışma”nın kendisinin cihada örnek verilmesi de dikkat çekti.

    Kitaptaki bir diğer skandal, konuya ilişkin seçilen görselde yer aldı. Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik gerçekleştirdiği “Zeytin Dalı” operasyonu kapsamındaki Afrin’de, tank üstünde Türk askeri, bayrak ve çocukların olduğu fotoğrafa “Afrin’de Türk askerleri” başlığı ile cihat konusu kapsamında yer verildi.

    “SİLAH İLE CİHAT, DEVLETİN GÖREVİDİR”            

    Kitapta aynı konuda kısa açıklamaların yer aldığı “Bilgi kutusu” bölümünde de “Silah ile yapılan cihat, devletin yapması gereken bir mücadele yöntemidir, çünkü silah kullanma yetkisi sadece kamu otoritesine ve denetimine aittir. Ordunun dışında kontrolsüz grupların silahla hareket etmeleri, toplumda terör ve kaosa sebep olur. İnsanların can ve mal güvenliğini ortadan kaldırarak suçsuz ve masum insanları mağdur eder” ifadelerine yer verildi.  (HABER MERKEZİ) 

  • Turan Eser, yargıda Alevilere yapılan ayrımcılığı yazdı

    Turan Eser, yargıda Alevilere yapılan ayrımcılığı yazdı

    PİRHA- Yargıda Alevilere yapılan ayrımcılığı köşesine taşıyan yazar Turan Eser, “Memur alımları için listeleri, 2012-2013 yıllarında, Adalet Bakanlığı, Personel Genel Müdürlüğü’nde görev yapan Ünal Bozdağ göndermiş. Ünal Bozdağ, Eski Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın kardeşidir” dedi. 

    FETÖ üyeliği ile yargılanan ve ‘pişmanım’ dedikten sonra beraat eden eski hakim Murat Özkan, ifadesinde “Memur alımları için listeler gelirdi, Aleviler işe alınmazdı” demişti. Eski hakim Özkan’ın bu itirafı Alevilere yapılan ayrımcılığı bir kez daha gözler önüne serdi.

    Yazar Turan Eser, Birgün gazetesindeki köşesinde bu konuyu ele aldı. Eser, 2012-2013 yıllarındaki memur alım listelerini Eski Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın kardeşi Ünal Bozdağ’ın gönderdiğini kaydetti. Alevilere yönelik kamunun tüm makamlarında ayrımcılık politikalarının geliştirildiğine vurgu yapan Eser’in yazısının tamamı şöyle:

    MEMUR ALIM LİSTELERİNİ BEKİR BOZDAĞ’IN KARDEŞİ GÖNDERMİŞ

    Eski bir hakim olan Murat Özkan FETÖ üyeliğiyle yargılandı. ‘Pişmanım’ dedi ve beraat etti. İfadesi, Alevilerin Adalet Bakanlığı düzeyinde fişlendiği ve işe alınmadığına dair bir gerçeği ortaya koydu.

    O dönemin, Bakırköy Adliyesi Adalet Komisyonu üyesi ve eski hakimi olarak tanıklık ettiği bu durumu: ‘Memur alımları için listeler gelirdi, Aleviler işe alınmazdı’ diye itiraf etti.

    Memur alımları için listeleri, 2012-2013 yıllarında, Adalet Bakanlığı, Personel Genel Müdürlüğü’nde görev yapan kişi Ünal Bozdağ göndermiş. Ünal Bozdağ, Eski Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın kardeşidir.

    Kamu kurumlarında mezhepçi bir yapılanma uğruna, farklı olanlara ayrımcılık yapılmış, ‘Adalet’ ve ‘Yargı’ kurumlarında mezhepçi kadrolaşma hedeflenmiş. Fethullahçılar ve AKP işbirliği, tam da bu nedenle, HSYK’da köklü değişikliğe yol açacak Anayasa Referandumu talep ettiler.

    12 Eylül 2010 Referandumu ile yargıyı FETÖ’ye teslim edenlerin o dönem ki sloganı bile dincilik üzerinden kurgulanarak ve taşralarda ‘Alevi hakimler gidecek, Müslüman hakimler gelecek’ şeklinde olmuştu.

    ALEVİ AYRIMCILIĞI VE NEFRETİ

    Dönemin başbakanı Erdoğan’a göre ise ‘Yargı artık dedelerden talimat almayacak’ diyordu. Olan oldu; Aleviler yargıdan temizlenmeye başlandı. Adalet Bakanlığı’na memur alımlarında Aleviler işe alınmadı! Sadece yargı değil, orduda da Alevi subaylarına karşı benzer ayrımcılık sürdürüldü.

    AKP bir yandan, ‘Yargı artık dedelerden talimat almayacak’ derken, Bekir Bozdağ, Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden, Alevi dedelerine talimat ve gri pasaport vererek, yurt dışındaki Alevilerin asimilasyonuna hizmet için gönderiyordu.

    Aleviler bu ülkede ayrımcılığın, istismarın, dışlanmanın ve nefret söyleminin en sert yüzüne tanık olurken, ‘Aleviler bu ülkenin yüz akıdır’ diyenler, Alevilere yönelik sivil yaşam alanlarında olduğu gibi, devlet kurumlarında da süregelen sistematik Alevi ayrımcılığı ve nefretine dair söz etmiyorlar. ‘Aleviler şöyle iyidir, böyle güzeldir’, diyerek, Alevilere yönelik ayrımcılığı sessiz kalarak, dolaysıyla beslemeye devam ediyorlar.

    “SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ NEDEN SESSİZ?”

    Türkiye’deki resmi ve bir çok sivil insan hakları raporlarına göz atarsanız, sanki Alevilere yönelik ayrımcılık ve nefret söylemi yok sanarsınız. Her türden ayrıcılığa karşı sesini yükseltenler, söz konusu Aleviler olunca onlar da biraz sessiz kalmayı tercih ediyor. Kamuda memur alımı yapılırken, Alevileri işe almamak tepki gösterilmesi gereken bir hak ihlali ve ayrımcılık değil mi? Sivil toplum örgütleri bu duruma neden sessiz kalır?

    ‘Adalet’, sağlamak ve dağıtmak ile sorumlu bakanlık ve yargı kurumları düzeyinde nefret ve ayrımcılık uygulamaları yaşanıyor. Bu gerçek, bizzat devletin bürokratları tarafından dile getiriliyor.

    Yargı önündeki itiraflar, Türk Ceza Yasası ve kanunlarında yer alan ayrımcılık ve nefret suçu olarak görülmüyor! Buna rağmen ‘Alevileri fişleyerek işe almamak’ gibi ayrımcılık suçu işleyenler halen görevlerinin başındalar.

    Alevilere yönelik, sosyal, siyasal, hukuksal ve inanç alandaki doğrudan ve dolaylı ayrımcılıklar yeni değil. Devlet ve iktidar her ne kadar inkar etse de hakikat asi biçimde ortaya çıkıyor.

    ‘Mezardaki ölülerden oy vermeleri için’ dua edenlerle, dün ittifak kuranlar ‘hukukun üstünlüğü’ yerine, mezheplerin üstünlüğüne dayalı bir yargı inşa ettiklerini itiraf ediyor, ama ortalıkta bu vahim durumu yargı önüne çıkaracak savcı yok!

    Kamu kurumuna ve hizmetine dinsel, etnik, mezhepçi kimlik giydirmek, laiklik, demokrasi, eşitlik ve hukuk devleti anlayışına aykırıdır. Kamu kurumları ve kamu hizmetleri vatandaşlık esasına göre düzenlenir. Kamu görevi yapanlar, mezhepçi tekçileştirmeye değil, demokratik, laik ve evrensel hukuk değerlerine uymalıdır.

    Ayrımcılığın suç olduğunu bilen savcılar da ayrımcılıkla mücadele konusunda insan hakları ve onurunu koruyacak hukukun üstünlüğüne sahip çıkarak, mezhepçiliğin üstünlüğü uygulamalarına boyun eğmemelidir. (HABER MERKEZİ)

  • MİT TIR’ları davasının gerekçeli kararı açıklandı

    MİT TIR’ları davasının gerekçeli kararı açıklandı

    Yargıtay 16. Ceza Dairesi, MİT TIR’ları davası gerekçeli kararını açıkladı. Gerekçede, FETÖ’nün uluslararası alanda hükümeti zor duruma düşürmeye çalıştığı belirtildi.

    Yargıtay 16. Ceza Dairesi, MİT TIR’ları davası gerekçeli kararını açıkladı ve FETÖ’nün uluslararası alanda hükümeti zor duruma düşürmeye çalıştığı belirtildi.

    Kararın gerekçesinde, Suriye’de yaşananlar nedeniyle meşru savunma durumunda kalan devletin, orantılı ve önleyici tedbirleri alma hakkına sahip olduğu belirtilerek, “Hiçbir devlet felaketlerin gelip çatmasını bekleyemez” denildi. (HABER MERKEZİ)

  • Eski ÖSYM Başkanı Ali Demir için soruşturma izni

    Eski ÖSYM Başkanı Ali Demir için soruşturma izni

    “FETÖ” soruşturması nedeniyle dört ay önce gözaltına alınan ve sonra serbest bırakılan eski ÖSYM başkanı Ali Demir hakkında soruşturma açılmasına izin verildi.

    Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Genel Kurulu, ‘FETÖ’ soruşturması nedeniyle dört ay önce gözaltına alınan daha sonra serbest bırakılan eski Öğrenci Seçme ve Yerleştirme (ÖSYM) Başkanı Prof. Dr. Ali Demir hakkında soruşturma açılmasına izin verdi.

    Hürriyet’ten Mesut Hasan Benli’nin haberine göre, YÖK kararında, Demir hakkındaki iddiaların yargılamayı gerektirdiği belirtildi. Soruşturma kapsamında savcılık, YÖK’e yazı yazarak ÖSYM’nin 6114 sayılı Kanun kapsamında Demir hakkında, ‘görevi kötüye kullanma’ suçlamasından soruşturma izni talep etmişti.

    YÖK Genel Kurulu da 4 Temmuz’da Demir’in yargılanması için soruşturma izni verdi. Kararda, “Yürütülen soruşturmanın dayanağı iddialarının ağırlıklı olarak siber alanla ilgili olması bahsi geçen teknik yazılım donanım ve programlara ilişkin iddialarının önemli görülmesi, iş bu iddiaların açıklığa kavuşturulması için yargılanma gerekmektedir” denildi. Demir’in avukatı YÖK’ün verdiği soruşturma izni kararına geçen günlerde itiraz etti.

  • ‘Aleviler çocuklarını yem etmemeli’-VİDEO

    ‘Aleviler çocuklarını yem etmemeli’-VİDEO

    PİRHA- Alevi İmam Hatip Lisesi’ne tepki gösteren ADFE Genel Başkanı Celal Fırat, “Bu okul büyük bir proje. Bu proje FETÖ terör örgütünün Ankara Tuzluçayır’da yapmaya çalıştığı cami-cemevi projesi ile aynı düşünce kapsamında yapılan bir çalışmadır. Bu okul gerçek bir FETÖ projesidir” dedi. 

    Birçok kişinin Alevi asimilasyon politikası olarak değerlendirdiği Dosteli Yardım Eğitim ve Kültür Vakfı ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın ortak projesi olan ve temeli 2015 yılında atılan Hacı Bektaş Veli Anadolu Proje Lisesi yeni eğitim öğretim dönemine hazır.

    Lisenin başına sorumlu dede olarak Alevi Dernekler Federasyonu’nun eski genel başkanı Zeynel Şahan getirilmişti.

    Alevi kamuoyunda Alevi İmam Hatip Lisesi olarak da bilenen lise ile ilgili tartışmalar ve liseye tepkiler de devam ediyor. Alevi Dernekler Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat ile bu liseyle neyin amaçlandığını, bu lisenin geçmişteki cami-cemevi projesiyle benzerliğini ve Alevi kurumlarının bu liseyle ilgili ne tür çalışmalar yapacağını konuştuk.

    “DEDELER OCAKTA YETİŞMELİ”

    Alevilerin yıllardır zorunlu din dersine karşı mücadele ettiklerini ve bilimsel eğitimi savunduklarını hatırlatan Fırat, Alevi İmam Hatip Lisesi’nde bilimsel herhangi bir eğitim verileceğine inanmadığını ifade etti.

    “Bugüne kadar Dosteli Vakfı başkanı ‘ben burada dede yetiştireceğim’ diyordu. Akabinde ‘dinine imanına bağlı Kur’an bilen kişiler yetiştireceğim’ diyor. Her gün bir şeyler söylüyorlar. Mantıksal olarak baktığımızda psikolojisi oturmayan bir grup var. Ellerinde üç beş kuruş para var, bu paralarla yanında çalıştırdıkları emekçiler gibi bizim çocukları da buralara çekebileceklerini düşünüyorlar. Alevilere tüccar gözüyle  bir bakış var” diyen Fırat, dedelerin ocakta Alevi ritüellerine göre yetiştirilmesini savunduklarını dile getirdi.

    “OKUL İÇİNDE CEMEVİNİ DOĞRU BULMUYORUZ”

    Okulun içerisinde yer alan cemevini doğru bulmadığını belirten Fırat, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Yarın öbür gün Türkiye’nin her bir yerinde mescitler çoğalacaktır ve daha sonra okulların içinde farklı farklı yapılar oluşacaktır. İl milli eğitim müdürlüklerinin ‘okul arsalarının içine nasıl cami yapabiliriz?’ gibi çalışmalarının olduğunu da biliyoruz. Bu anlamda baktığımızda bu okulun içinde tamamen farklı bir misyon var. Alevileri Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde bir yere entegre etmeye çalıştılar. Ancak bunu başaramadılar. Bugün ise bir okul yapılmış içine cemevi konulmuş. Burada Alevileri farklı bir yere yönlendirme gayreti var.”

    “BU BİR FETÖ PROJESİ”

    Alevi İmam Hatip Lisesi ile cami-cemevi projesi arasındaki benzerliğe dikkat çeken Fırat, “Bu okul büyük bir proje. Bu proje FETÖ terör örgütünün Ankara Tuzluçayır’da yapmaya çalıştığı cami-cemevi projesi ile aynı düşünce kapsamında yapılan bir çalışmadır. Bu okul gerçek bir FETÖ projesidir” dedi.

    “KARMA EĞİTİMDEN YANAYIZ”

    “Bu okulda Alevi çocuklarını yetiştireceğiz” söylemlerinin de farklı bir ayrıştırmaya hizmet ettiğine dikkat çeken Fırat, karma eğitimden yana olduklarını ve Türkiye’de yaşayan Alevi, Kürt, Türk, Ermeni, inanan, inanmayan herkesin ortak bir paydada buluşması gerektiğini kaydetti.

    “BİREYSEL MENFAAT VE ÇIKAR”

    ADFE eski genel başkanı Zeynel Şahan bu okula sorumlu dede olarak gitmesinin ardından kurum başkanlığından alınmıştı. Bunun göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade eden Fırat, Zeynel Şahan’ın ADFE’nin bileşenlerinden olan Nurtepe Cemevi’nin başkanı olması konusunda ise şunları söyledi:

    “Kısa bir süre içerisinde federasyonun iç çalışmaları olacak. Genel kurullarımız yaklaşıyor. Örgütlerimizle beraber oturup konuşacağız. Bu kesinlikle çok tartışılması gereken bir mesele. Nurtepe bölgesindeki çoğu insan bundan haberdar bile değil. Biz bütün Alevi kurumları Zeynel Şahan’a oraya gitmemesi için telkinlerde bulunduk, ama maalesef bireysel menfaat ve çıkar perspektifinde olduğundan  bizi dinlemedi. Zeynel dede topluma büyük hizmeti olan biriydi. Ancak demek ki bu hizmet de bir yere kadarmış. Zeynel dede, dede yetiştirecekse Nurtepe Cemevi’nde de yetiştirebilirdi. Daha öncede birçok çocuğumuzun dede olarak yetiştiğini de biliyoruz.”

    “DEVLET KENDİ İNANÇ ÖNDERLERİNİ YETİŞTİRMEYİ AMAÇLIYOR”

    Devletin bu okulda kendi Alevisini yetiştirmekten çok kendi inanç önderlerini yetiştirmeyi amaçladığını kaydeden Fırat, şunları belirtti:

    “Daha önce Cem Vakfı gibi kurumlar da böyle bir eğitim verdi. Ancak onlar daha çok kendi cemevi bünyelerinde verdiler. Bu kadar ileri gitmemişlerdi. Yine bir Alevi kimliği vardı, topluma yönelik bir çalışması vardı. Şimdi Süzer Holding’in Alevilik üzerine bir çalışması var mı? Kendi çocuklarını bu okullara gönderiyorlar mı? Bu insanlara bunu söylemek lazım. 3-5 kuruş daha fazla para kazanmak için milletin çocuklarını götürüp hedef yapmamaları lazım. FETÖ terör örgütünün okullarında yetişenler şu an cezaevlerinde birilerinin militanı olmuşlar. Bunlar da kendi militanlarını yaratmaya gayret gösteriyorlar. Bu insanların bu ailelerin kimlerle işbirliği içinde olduğunu eskiden de bilirdik bugün de biliyoruz yarın da biliriz. Bu doğru bir mantık değil. Biz toplumumuzun, halkımızın bu süreçte çocuklarını yem etmemelerini arzuluyoruz.”

    “BURADA BİR SAMİMİYETSİZLİK VAR”

    Alevilerin geçmişte katliamlarla yok edilmek istendiğini şimdi ise bu yok etmenin farklı bir versiyonunun yaşandığını söyleyen Fırat, “Cemevlerimize ‘cümbüş evleri’ diyen her gün farklı farklı söylemlerle cemevlerimize ithamlarda bulunan bu zihniyet şimdi ne oldu da getirip bir lisenin içine cemevi koyma hakkını kendinde gördü? Bize ‘iyi niyetimizden ve samimiyetimizden yapıyoruz’ diyorlar. Burada bir iyi niyet olabilir ama samimiyetsizlik var. Bunu söyleyenler samimiyetsizler. Gelenek ve göreneklerimizi özgür bir şekilde yaşamak istediğimiz için bizi ötekileştirmek istediler. Kimi zaman geldi Şii misyonerleri önümüze koymaya gayret ettiler, kimi zaman içimizdeki çakma Alevileri koydular önümüze. Şimdi de baktılar olmadı toptan bir perspektifle, mantıkla ve zihniyetle ‘dede yetiştirelim cemevlerine gönderelim bu işi kökten çözelim’ diyorlar. Orada yetişen dedeler bizim cemevlerimizin kapısının önünden bile geçemez.”

    ALEVİ KURUMLARININ LİSEYE YÖNELİK EYLEM PLANI

    Liseye verilen tepkilerin yeterli olmadığını da değinen Fırat, bayramdan sonra Alevi kurumları olarak hükümet yetkilileri ile görüşmeler yapacaklarını ekledi. Tepkilerin artık söylemde kalmaması gerektiğine vurgu yaparak Eylül’ün ilk haftası okulun önünde binlerce insanın katılacağı büyük bir protesto eylemi düzenleyeceklerini ifade eden Fırat, “Tuzluçayır’daki cami-cemevi projesine karşı durduğumuzda bize karşı nasıl kalkan kurulduysa burada da kimlerin kalkan kuracağını merak ediyorum. Artık her şey netleşmeli. Biz tarafız. Laik, demokratik bir cumhuriyetten yana tarafız. Bütün insanların özgür bir biçimde kendi geleneklerini göreneklerini yaşadığı, renklerin ahenkle bir arada özgürlük olarak görüldüğü bir eğitimin tarafıyız.” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL 

  • MEB’in parası ‘FETÖ’ nedeniyle kapatılan okullara gitmiş

    MEB’in parası ‘FETÖ’ nedeniyle kapatılan okullara gitmiş

    MEB’in KHK ile kapatılan ‘FETÖ’ okullarına teşvik verdiği ortaya çıktı.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) Kanun Hükmünde Kararname’lerle (KHK) kapatılan ‘FETÖ’ okullarına teşvik verdiği ortaya çıktı.

    Konuyu açığa çıkaran CHP Mersin Milletvekili Alpay Antmen, “Halktan alınan vergiler ‘FETÖ’ye parsel parsel aktarılmış” dedi.

    Sözcü’den Deniz Ayhan’ın haberine göre, MEB’in ‘FETÖ’ ile iltisaklı olduğu gerekçesiyle kapatılan 33 okula teşvik ödediği ortaya çıktı. CHP Mersin Milletvekili Alpay Antmen, Milli Eğitim Bakanlığı’nca teşvik verilen okullar listesi ile darbe girişimi sonrası kapatılan okulların listesini karşılaştırdı ve Ankara’daki 33 ‘FETÖ’ okulunun da MEB teşviğinden yararlandığını açıkladı.

    Antmen, 17-25 Aralık 2013 sonrasında da bu teşviğin devam ettiğini belirtti ve “Bu okullar darbe girişimi sonrasında çıkarılan KHK’ler ile kapatıldı. Ama bu nasıl milat ki, ‘FETÖ’ ile aynı menzile 17-25 Aralık sonrasında da yürümeye devam edilmiş. Halktan alınan vergiler ‘FETÖ’ye parsel parsel aktarılmış” dedi.

  • Meclis Başkanlığı ‘FETÖ’ ile ilgili soru önergelerini reddediyor

    Meclis Başkanlığı ‘FETÖ’ ile ilgili soru önergelerini reddediyor

    Meclis Başkanlığı, muhalefet milletvekillerinin ‘FETÖ’ye ilişkin soru önergelerini reddetmeye başladı.

    ‘FETÖ’nün siyasi ayağı tartışmalarına konu olan TBMM FETÖ’nün Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu raporunu aradan 3 yıl geçmesine rağmen kamuoyuyla paylaşmayan Meclis Başkanlığı, muhalefet milletvekillerinin ‘FETÖ’yle ilgili soru önergelerini de geri çevirmeye başladı.

    CHP’Lİ TANAL’IN SORU ÖNERGESİ REDDEDİLDİ

    CHP İstanbul Milletvekili Av. Mahmut Tanal’ın kamuoyunda “Aktroll” olarak adlandırılan sosyal medya yapılanmasının ‘FETÖ’yle bağlantısını sorgulayan soru önergesi, Meclis Başkanı Mustafa Şentop tarafından reddedildi.

    KAÇ TANESİNDE BYLOCK TESPİT EDİLDİ?

    Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’a yönelik soru önergesi, iç tüzük hükümlerine aykırı olduğu gerekçesiyle Tanal’a iade edildi. CHP’li Tanal, Şentop tarafından işleme konulmayan soru önergesinde, “Aktrollük yapan kaç Twitter, sosyal medya kullanıcısının cep telefonunda ‘FETÖ’nün kriptolu haberleşme uygulaması ByLock tespit edilmiştir? AKP’den aforoz edilen kimi eski siyasetçilerin ‘Trol’ ve ‘Troliçe’ dediği Aktroller içerisinde geçmişte ‘FETÖ’ evlerinde abilik ve ablalık yapanlar var mıdır?” sorularını yöneltmişti.

  • Ali İsmail Korkmaz’ın ölümüne yol açan emniyet müdürü yardımcısına ödül gibi ceza

    Ali İsmail Korkmaz’ın ölümüne yol açan emniyet müdürü yardımcısına ödül gibi ceza

    Ali İsmail Korkmaz’ın ölümüne yol açan polislere usülsüz talimat verdiği gerekçesiyle yargılanan Eskişehir Eski Emniyet Müdür Yardımcısı Mustafa Aygün’e sadece 1 buçuk yıl hapis cezası verildi.

    Eskişehir’de, FETÖ/PDY’nin “altın çocuklar” diye nitelendirdiği, örgütün emniyet üst düzey kadrosunda yer alan istihbarattan sorumlu Eskişehir Eski Emniyet Müdür Yardımcısı Mustafa Aygün, Gezi Parkı direnişi eylemleri sırasında görevi kötüye kullandığı ve Ali İsmail Korkmaz’ın ölümüne neden olan polislere usulsüz talimat verdiği gerekçesiyle yargılandığı davada 1 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

    Eskişehir 6’ncı Asliye Ceza Mahkemesi’nde bugün görülen davanın karar duruşmasına tutuklu sanık Mustafa Aygün, Ali İsmail Korkmaz’ın yakınları ile avukatlar katıldı. Hakkındaki suçlamaları kabul etmeyen Mustafa Aygün, savunmasında “Konuyla benim alakam yoktur, beraatimi talep ediyorum” dedi. Mahkeme, Aygün’ü “görevi kötüye kullanmak” suçundan 1 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı.

    Mustafa Aygün daha önce yargılandığı davalardan ise, “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 10 yıl, “gizlilik ihlalinde haberleşme içeriklerinin kaydedilmesi” suçundan 33 kez 1 yıl 6 ay 22 gün, “haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek” suçundan 9 kez 3 yıl 1 ay 15 gün, “hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek” suçundan ise 39 kez 5 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. (HABER MERKEZİ)

  • Alevi imam hatip lisesine bir tepki de AKD Genel Başkanı Doğan Demir’den

    Alevi imam hatip lisesine bir tepki de AKD Genel Başkanı Doğan Demir’den

    PİRHA- Kamuoyunda Alevi İmam Hatip Lisesi olarak da bilinen ve Alevi toplumunun tepkisini çeken “Özel Statülü Hacı Bektaş Veli Anadolu Proje Lisesi”ne bir tepki de Alevi Kültür Derneği (AKD) Başkanı Doğan Demir’den geldi. Demir sosyal medya hesabından “İstanbul’da  Aleviler’in İmam hatip lisesini yapan, çıkarları için destekleyen kurumları ve başkanlarını biliyor ve kınıyorum” dedi.

    FETÖ gibi cemaatlerin yıllardır okullarda taht kurmasına, artan İmam hatip okullarına ve Süzer Holding’in sahibi Mustafa Süzer ve Sakine Tükek’in finansörlüğünü yaptığı Dosteli Yardım Eğitim Kültür Vakfı ile AKP hükümeti yöneticilerinin birlikte temelini attıkları Alevi İmam Hatip Lisesi olarak da adlandırılan Özel Statülü Hacı Bektaş Veli Anadolu Proje Lisesi’ne yönelik Alevi kurumlarından tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Cami-Cemevi projesinin çökmesinden sonra devreye konulan Alevi imam hatip lisesi projesi İstanbul Halkalı’da bulunuyor.

    Alevi imam hatip lisesi olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Anadolu Lisesi projesine ve bu liseye çıkarları için destek olan kurumlara ve başkanlara tepki gösteren ve ellerindeki bilgileri yeri geldiğinde kamuoyu ile paylaşacaklarını belirten Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Başkanı Doğan Demir, “İstanbul’da  Alevilerin İmam hatip lisesini yapan, çıkarları için destekleyen kurumları ve başkanlarını biliyor ve kınıyorum. Bu konuda kamuoyuna ve basına gerekli bilgileri vereceğimizi bilmenizi istiyorum” diye uyardı. (HABER MERKEZİ)

  • ADFE Başkanı’ndan Alevi imam hatip tepkisi: Fetö tarzı bir okul

    ADFE Başkanı’ndan Alevi imam hatip tepkisi: Fetö tarzı bir okul

    PİRHA- Alevi Dernekler Federasyonu Başkanı  Celal Fırat, eğitim alanında imam hatip okullarının artmasına, FETÖ gibi cemaatlerin yıllardır okullarda taht kurmasına ve yeni açılan Alevi imam hatip lisesi olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Anadolu Lisesi projesine tepki gösterdi.

    Süzer Holding’in sahibi Mustafa Süzer ve Sakine Tükek’in finansörlüğünü yaptığı Dosteli Yardım Eğitim Kültür Vakfı ile AKP hükümeti yöneticilerinin birlikte temelini attıkları Alevi İmam Hatip Lisesi olarak da adlandırılan Özel Statülü Hacı Bektaş Veli Anadolu Proje Lisesi’ne yönelik Alevi kurumlarından tepkiler gelmeye devam ediyor.

    ADFE Başkanı ve İmam Rıza Ocağı Dedelerinden Celal Fırat eğitim alanında artan imam hatip liselerine ve Alevi imam hatip lisesi olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Anadolu Lisesi projesine ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

    Din, inanç, kültür ve toplumların tüm farklılıklarına hatta özgürlüklerine ‘ılıman projelerle’ giren her türlü cemaat, grup ve örgütlerin kendi siyasi iktidarlarını inşa ettiğine ve yeni bir rejim kurmanın hayaliyle çalıştıklarına dikkat çeken Fırat, “Bu projelerde her şey özünü yitirir. Kiliseden bozma camii, camiden bozma cemevi, cemevinden bozma camii olduğu gibi. Bireylerde de durum değişmez kendini ne tam Sünni, ne tam Şii ne tam Alevi gibi hissetmeyen bir toplum hedeflenir. İyi niyetli, başarılı, masum insanların akıllarıyla, vicdanlarıyla oynayıp kendi ideolojik planlarına alet eden, kendine bağımlı köle bir toplum yaratıp yargıya, emniyete ve devletin kritik kadrolarına sızan sonunda devleti ele geçiren FETÖ de bu örneklerden biridir” diye konuştu.

    “ALEVİLER BU OKULA ÇOCUKLARINI GÖNDERMEYECEKTİR”

    Fırat, FETÖ örgütünün kuruluş temelinde ‘eğitim’ ve ‘çocuklar’ olduğunu, Anadolu’nun yoksul, zeki çocuklarını devşirip tek tipleştirerek ve toplumun dokusuyla oynayarak biat eden köle bir toplum yarattıklarını belirtti.

    Alevilerin FETÖ gibi ‘istismarcı’ bu örgütlerle yıllarca mücadele ettiğini dile getiren Fırat sözlerini şöyle sürdürdü:

    “İstanbul’un göbeğinde açılan Hacı Bektaş-ı Veli Anadolu Proje Lisesi de Alevi görünen iştirakçi işbirlikçiler tarafından kurulmuş bir Alevi İmam Hatip Lisesidir. ‘Alevi çocuklarına ahlakı, edebi ve temizliği öğreteceğiz’ diye demeçlerde bulunan bu okulun kurucularının sloganı aynen şöyle: Bu Okul Herkese İyi Gelecek. Tam da FETÖ tarzı herkese iyi görünüp, herkesi birbirine karıştırıp yeni bir nesil amaçlamaktadırlar. Aleviler bu özel statülü okula çocuklarını yollamayacaktır tıpkı  FETÖ okullarına yollamadıkları gibi. Çünkü fetih anlayışı olan bu proje okulu, sosyal örgütlemede ve eğitimde akıl ve bilimi yok edecektir. Eğitime ideolojik kadrolarla girip, ‘Birileri gelsin, birileri gitsin, ya da birileri yok olsun’ anlayışına hizmet edecek yeni ‘FETÖ’ örgütleri yaratacaktır.”

    “ILIMLI ALEVİ PROJELERİNE TAVRIMIZ NET OLACAKTIR”

    Dini ve inancı ideolojiye alet eden, insanları kendi fikirleri ve düşünceleriyle koşullandıran FETÖ ve onun devamı olan ‘ılımlı Alevi projelerine’ karşı tavrımız net olacaktır” diyen Fırat, “Bizler, ‘herkese iyi gelecek’ bir okul değil herkesin farklılıkları ile özgürleşeceği sevgide buluşacağı laik ve bilimsel eğitimden yanayız” dedi. (HABER MERKEZİ)

  • Selahattin Demirtaş’tan yargılandığı davadaki iddialara yanıt

    Selahattin Demirtaş’tan yargılandığı davadaki iddialara yanıt

    HDP Eski Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, hakkındaki iddialar ve yargı sürecine dair açıklamalarda bulundu. Demirtaş, 8 maddede iddialara yanıt verirken, “Neden siyasi rehine olduğumuzun daha da iyi anlaşıldığını umuyoruz” dedi.

    HDP Eski Eş başkanı Selahattin Demirtaş, yargılandığı davadaki iddialara dair açıklamalarda bulundu. Resmi Twitter hesabından yapılan paylaşımda Demirtaş, “Merhaba, umarım hepiniz daha iyisinizdir. Biz de iyiyiz. Sözde yargılandığım davaya dair biraz bilgi vermek istiyorum. Malum nedenlerle, medyanın önemli bir kısmı duruşmalarımı takip etmiyor. Ancak herkesin gerçekleri bilme hakkı var. Belki biraz zamanınızı alacağım ama anlatacaklarımın tamamı gerçek ve çok önemli. Meydan meydan, kanal kanal dolaşıp beni ‘terörist, katil’ ilan edenlere zaten inanmadığınızı biliyorum. Yine de bütün ‘iddiaları’ bir de benden dinleyin lütfen” diyerek tüm süreci ve hakkındaki iddiaları açıkladı.

    İDDİA 1: Mercek adlı gizli tanığın 2009 yılında verdiği sözde ifadeye göre, TBMM’de Kürtçe konuşma yapmak için KCK’den talimat almışım. (Kürtçe konuşmayı da Sn Ahmet Türk yapmıştı bu arada.)

    “FEZLEKEYİ HAZIRLAYAN CEMAATTEN TUTUKLANDI”

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı beni bu iddiayla tutuklattıktan 2 yıl sonra, mahkemenin ısrarı üzerine gönderdiği yazıda, aslında böyle bir gizli tanığın hiç olmadığını belirtti. Bu fezlekeyi hazırlayıp TBMM’ye gönderen savcı Uğur Özcan, daha sonra Cemaatten tutuklandı.

    İDDİA 2: PKK, Elazığ’daki bir aileye mektup yazmış ve bu mektubu Sn Gültan Kışanak ile benim elden teslim etmemizi istemiş. Mektup, güya eski Diyarbakır Sur Belediyesi Başkanı Sn Abdullah Demirbaş’ın bilgisayarından çıkmış ve PM üyemiz Ali Oruç bize teslim etmiş. Sene 2009.

    Yıllar sonra yapılan teknik incelemede bu mektubun, Abdullah Demirbaş’ın bilgisayarından usule aykırı bir şekilde oluşturulduğu/elde edildiği ortaya çıktı. Ali Oruç, Abdullah Demirbaş ve Gültan Kışanak bu suçlamalardan beraat etti. Ama dosyama konulan bu mektup, tutuklanmama gerekçe yapıldı. Zaten kendilerine mektup yazıldığı iddia edilen aile de böyle bir mektubun olmadığını belirtti. Öte yandan, bu fezlekeyi hazırlayan savcı da Cemaatten tutuklanan Uğur Özcan.

    İDDİA 3: 2008’de (ben grup başkanvekiliyken) KCK yöneticileriyle telefon görüşmeleri yapmışım. Milletvekili olmama rağmen telefonlarım yasa dışı bir şekilde dinlenmiş. Konuşma içeriklerinde suç unsuruna rastlanmamış ama konuştuğum kişiler örgüt yöneticisiymiş. Kim oldukları fezlekede -özellikle- belirtilmeyen bu ‘örgüt yöneticileri’ kimmiş peki? İşte tamamı parti yöneticilerimiz olan bu kişileri, örgüt üyesi gibi gösterip fezleke düzenleyen savcı da aynı; Cemaatten tutuklanan Uğur Özcan.

    İDDİA 4: Herkesin yakından bildiği Demokratik Toplum Kongresinin (DTK) konferans ve panellerine katılmışım. Toplantıların içeriğinde suç unsuru yokmuş ama DTK ‘terör yapılanmasıymış’, ben de DTK yöneticisiymişim.

    DTK legal, açık, meşru ve hali hazırda bile faaliyetlerini sürdüren bir platformdur. Anayasa yapımı çalışmalarında, görüş bildirmek üzere Meclis Başkanlığı tarafından TBMM’ye bile davet edilmiştir. Hatta bu davet üzerine DTK, görüş ve önerilerini Anayasa Uzlaşma Komisyonuna yazılı olarak sunmuştur. Suçlamaya konu DTK toplantılarının bazılarına -kaderin cilvesine bakın ki- AKP milletvekilleri Galip Ensarioğlu ve Yasin Aktay ile birlikte katılmıştık. Hepsi de basına açık, legal toplantılardı.

    İDDİA 5: KCK’nin Avrupa sorumlularından Faik Hoca adlı kişi, benim Avrupa’da bir konferansa katılmam yönünde aldığı talimatı Kamuran Yüksek aracılığıyla bana iletmiş.

    Oysa Kamuran Yüksek, o dönemde eş genel başkan yardımcımız. ‘Faik Hoca’ dedikleri sözüm ona KCK sorumlusu ise partimizin resmi Avrupa temsilcisi Faik Yağızay. Matematik öğretmeni olduğundan, kendisine parti içinde ‘Faik Hoca’ diye hitap edilir. Faik Hoca’yı, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da tanır. Avrupa Konseyi’nde görüşmüşlükleri de vardır. Bu asılsız suçlamalar da 1 No’lu fezlekede bulunuyor. Bu fezlekenin savcısı yine Uğur Özcan, daha sonra Cemaatten tutuklandı.

    İDDİA 6: 2009’da grup başkanvekiliyken, Cumhurbaşkanı ile bir yurt dışı gezisine katılmak için KCK’yi bilgilendirip izin istemişim. Oysa konuştuğum kişi benim Eş Genel Başkan Yardımcım Kamuran Yüksek. Kendisi Parti Genel Merkezi ile Meclis Grubunun ilişkisinden sorumlu.

    Yani daveti, kendi partimin genel merkezine bildirmiştim. Öte yandan, bu telefon konuşmam da yasa dışı bir şekilde dinlenmiştir. Bu fezlekenin savcısı da Cemaatten tutuklandı.

    İDDİA 7: KCK’nin Türkiye siyasi alan sorumlularındanmışım ve ‘ele geçen bir listeye’ göre 21. sıradaymışım. Oysa söz konusu liste, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Konferans Salonunda, DTK ile DTP’nin ortak düzenlediği ‘Yerel Yönetimler Konferansı’ katılımcı listesidir.

    Ben o konferansa grup başkanvekili sıfatıyla katıldım ve konuşmacıydım. Katılımcı listesinde 21. sıradaydım.

    İDDİA 8: 6-8 Ekim olaylarına dair, HDP Genel Merkezi Twitter hesabından atılan şiddet içermeyen mesajlar konusu.

    O günden bugüne yapılan tüm incelemelere rağmen, özel olarak bana ait tek bir çağrı bulunamamıştır. Bulunamaz da. Aksine 7 ve 9 Ekim’de şiddeti kınayan, durması için yapılmış iki çağrım dosyada var.

    Ancak hiçbir delil bulunamayınca, Murat Karayılan adına açılmış sahte bir Twitter hesabından atılan mesajlar dosyaya konulmuştur. Saatler birbirini tutsun diye de HDP’nin twitlerinin saati değiştirilmiştir. Bunlar dışındaki suçlamaların tamamı, basına açık konuşmalarıma dayandırılmıştır ki bunların tümünü, şu anda bile sosyal medyadan izliyorsunuz. Hepsi de ifade özgürlüğü kapsamındaki konuşmalardır. Kaldı ki, ben bu düşüncelerimi TBMM’de de dile getirdim. O nedenle değil dava veya tutuklama, bunlar hakkında soruşturma bile açılamaz. Tüm bu komplo ve kumpasları AYM’ye taşıdık. Ne hazindir ki, AYM bu sahte delilleri incelemeye bile tenezzül etmeden başvuruyu reddetti. AİHM’e başvurduk. AİHM, yargılamamın ve tutukluluğumun siyasi olduğuna karar verdi. Bu karara da, ‘bizi bağlamaz, tanımıyoruz’ denildi. 3 yıla yakındır ben ve milletvekili arkadaşlarım benzer kumpaslarla hücrelerde tutuluyoruz. Adaleti bir gün mutlaka bulacağımıza inanıyoruz. Bunu siyasallaşmış yargıya değil, halkımıza güvenerek, inanarak söylüyorum.

    “YILMADIK, BOYUN EĞMEDİK, UMUTSUZLUĞA KAPILMADIK”

    “Bu anlattıklarım dışında söylenen her şey yalandır, iftiradır. Bizler barış ve demokrasi için, birlikte yaşam için büyük fedakarlıklar yaptık ve bedeli bu oldu. Ama yılmadık, boyun eğmedik, umutsuzluğa kapılmadık, direnmeye devam ediyoruz. Barış ve demokrasi kazanana kadar” vurgusunda bulunan Demirtaş açıklamalarını, “Hepinize sıcak selamlarımızı ve sevgilerimizi gönderiyoruz. Neden siyasi rehine olduğumuzun daha da iyi anlaşıldığını umuyoruz” diyerek bitirdi. (HABER MERKEZİ)

  • İmamoğlu-Yıldırım karşılaşmasında ‘FETÖ’ gerilimi

    İmamoğlu-Yıldırım karşılaşmasında ‘FETÖ’ gerilimi

    İBB Başkan Adayı Binali Yıldırım, İmamoğlu ile katıldığı programda FETÖ ile ilişkisi olmadığını iddia etti; sosyal medyaya geçmişten videolar düştü.

    İBB Başkan Adayları Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu’nun katıldığı ortak yayında gerilime neden olan başlıklardan birisi ‘FETÖ’ ile ilişkiler oldu. Binali Yıldırım’ın programda Ekrem İmamoğlu’nun ‘FETÖ’ ile ilişkili olduğunu iddia etmesi üzerine, programın moderatörü İsmail Küçükkaya İmamoğlu’na “Siz belediye başkanı olunca bunlarla mücadelede ne yapacaksınız? Siz bunların yurtlarına gittiniz mi, FETÖ elebaşını ziyaret ettiniz mi?” sorusunu yöneltti.

    İMAMOĞLU: UZAKTAN YAKINDAN İLİŞKİM YOK

    İmamoğlu bu soruya, “Benim uzaktan, yakından ilgim, ilişkim yok. Ben devlete inanırım. İşte FETÖ gibi örgütlerin yok olması adına mevcut vakıflarla işbirliği yapılarak. Zaten başımızda bir bela, bir FETÖ terör örgütü oluştu. Devletine inanan, kalıcı, devletin güçlenmesine inanan bir ahlaktan geliyoruz. Terör örgütlerinin hiçbirisiyle zerre ilişkimiz olamaz” yanıtını verdi.

    Programın devamında Küçükkaya’nın bu soruyu Yıldırım’a iletmemesi izleyicilerin tepkisini çekti. Sosyal medyadan gelen tepkiler üzerine Küçükkaya bu kez aynı soruyu Yıldırım’a yöneltmek zorunda kaldı. Yıldırım ve Küçükkaya arasında geçen diyalog şu şekildeydi:

    Küçükkaya: Siz hayatınızda FETÖ’nün yurtlarında kaldınız mı, okullarına gittiniz mi, örgüt elebaşını gördünüz mü?

    Yıldırım: Yok, yok, ben ne örgüt elemanı Feto’yu görmüşüm, ne de yurtlarında kalmışlığım yok.

    CENAZE TÖRENİNE KATILMIŞTI

    Gülen cemaatiyle herhangi bir ilişkisi olmadığını iddia eden Yıldırım, daha önce Fethullah Gülen’in kardeşi Hasbi Nidai Gülen Erzurum’daki cenaze törenine dönemin bakanları Recep Akdağ ve Faruk Çelik ile birlikte katılmıştı.

    Yıldırım, ayrıca defalarca kez Gülen cemaati tarafından düzenlenen etkinliklerde yer almış ve Gülen’in şiirlerini okumuş, ona methiyeler dizmişti.