Etiket: fetö

  • Graz Alevi Derneği Başkanı Demir gözaltı sonrası yurtdışı edildi

    Graz Alevi Derneği Başkanı Demir gözaltı sonrası yurtdışı edildi

    PİRHA- 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra, FETÖ’nün de hedefinde olan muhalifler, yine anti-demokratik uygulamalarla karşı karşıya. Özellikle Alevi toplumu bu süreçte en çok zarar gören kesim olmaya devam ediyor. Bunun son örneği,  Avusturya’nın Steiermark eyaletinin başkenti Graz’dan Antalya’ya tatile giden Mehmet Ali Demir oldu.

    Graz Pir Sultan Abdal Alevi Derneği ve Cemevi”nin Başkanı Mehmet Ali Demir, Pazar gününden beri Antalya Havaalanı’nda tutuldu, 3 gün havaalanında bekletilen Demir, yurda sokulmayarak Avusturya’ya geri gönderildi.

    GÖÇ İDARESİ: ÜLKEYE GİRMESİNDE SAKINCA YOK

    Eşi ve çocukları, rezervasyonu yapılan otele yerleşirken, Türkiye’ye girişine izin verilmeyen Mehmet Ali Demir, Antalya havaalanında gerekçesiz bekletildi. Demir, arkadaşlarına telefonla ulaşarak, “Elimde, Göç İdaresi’nin ‘ülkeye girmesinde bir sorunu yok’  yazısı olmasına rağmen, üç gündür Antalya havaalanı’nda tutuluyorum. Bu kabul edilemez bir durum. Asla geri dönmem, bu ülke kimsenin babasının çiftliği değildir, keyfilikle yönetilemez” dedi.

    ADALET BAKANLIĞININ YAZISINA RAĞMEN YURDA SOKULMADI

    Mehmet Ali Demir, kendisiyle ilgili Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliği, Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kendisiyle ilgili belgelerini de sosyal medyada paylaştı. Adalet Bakanlığı’nın 30 Haziran 2017 tarihli yazısında, “herhangi bir soruşturma dosyası tespit edilmemiştir”, İçişleri Bakanlığı’nın 5 Temmuz 2017 tarihli yazısında da, “herhangi bir kısıtlama bulunmuyor” ve “herhangi bir tahdit kaydına rastlanmadı” ibareleri yer alıyor olmasına rağmen Demir havaalanından çıkamadı.

    AVUSTURYA ALEVİ BİRLİKLERİ FEDERASYONU TEPKİ GÖSTERDİ

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu ise yaptığı açıklamada Türkiye’nin bu tutumunu kınadı. Federasyon açıklamasında “Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’na bağlı ,Graz Cemevimizin Dernek Başkanı Mehmet Ali Demir , Tatil için gittiği Antalya’da Havaalanında gözaltına alınmıştır.

    Son dönemlerde artan bu tür olaylar, Muhalif olan tüm çevreleri kapsamaktadır.

    ÜLKE AÇIK CEZAEVİNE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ

    Ülkenin bir açık Cezaevi haline gelmesinde sorumluluğu olan bugünkü iktidardır.

    Özellikle Avrupa’da yaşayan biz Alevilerden rahatsız olan ve keyfi uygulamalarla, yurda alınmayan Türkiye kökenli Alevi Canlarımızın sayısı gün geçtikçe artmaktadır.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu olarak, konuyu yakından takip edip gerekli girişimlerde bulunduk. Konu ile gerekli bilgileri Kamuoyunu İleteceğiz” ifadelerini kullandı.

    DEMİR GERİ GÖNDERİLDİ

    Öte yandan Demir’in pazartesi günü geç saatlerde Avusturya’ya geri gönderildiği öğrenildi.

    HABER MERKEZİ

  • Hapislikten firari yazarlığa: Hüseyin Edemir’in adalet mücadelesi-VİDEO

    Hapislikten firari yazarlığa: Hüseyin Edemir’in adalet mücadelesi-VİDEO

    PİRHA – ODTÜ Tarih Bölümü’nden mezun olan ve yüksek lisans yaparken DHKP/C üyesi olmakla suçlanarak tutuklanan, 23 Haziran 2011’de serbest bırakılan ve 10 Eylül 2012’de cezası Yargıtay’da onanan Hüseyin Edemir yeniden yargılanmak istiyor. Edemir, cezaevindeki izlenimlerini, çıktıktan sonra yaşadığı zorlukları ve yeniden yargılanma isteğini PİRHA’ya anlattı.

    Haberin Videosu

    ODTÜ Tarih Bölümünden mezun olan Hüseyin Edemir Almanya’da Humbolt Üniversitesi’nin ve ODTÜ’nün ortak bir yüksek lisans programına başlamış ilk yılını ODTÜ’de ikinci yılını ise Humboldt Üniversitesi’nde tamamlayacaktı. Yarıyıl tatilinde nişanlanmak için geldiği İstanbul’da nişanlanacağı gün gözaltına alınıp hemen ardından da tutuklanan Edemir DHKP/C üyesi olmakla suçlanıyordu.

    31 Ocak 2010 tarihinde gözaltına alınıp çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanan Edemir 23 Haziran 2011’de hem 6 yıl 3 ay ceza aldı hem de serbest bırakıldı. Edemir’in tutuklanmasına gerekçe gösterilen belgeler Edemir’in avukatlarına ve kendisine hiçbir zaman gösterilmedi. Tutukluluğu süresince 3 tane cezaevi değiştiren Edemir önce Metris, ardından Tekirdağ F Tipi Cezaevi ve son olarak da Edirne F Tipi Cezaevi’nde yattı.

    Edemir’in davasına bakan 12 hakimden 11’i 4 savcıdan da 3’ü FETÖ davasından tutuklu ve çoğu müebbetle yargılanıyor. Cezası Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nde 10 Eylül 2012’de onanan Edemir hala firari. Firari halde “C-84” ve “Aşağıdan” olmak üzere iki tane kitap yazan Edemir şimdi tekrar yargılanmak istiyor. Bu yılki Kadıköy Kitap Fuarında imza günü düzenleyen Edemir’in ailesi tekrar yargılanma talebiyle “Adalet Yürüyüşü’ne” de destek verdi. Edemir PİRHA’nın sorularını yanıtladı.

    Tutuklanma sürecinden biraz bahseder misin?

    Biz nişan yapmak için İstanbul’a geldiğimizde apar topar bir şeyleri halledelim istedik. Arkadaşımla birlikte alış veriş yaparken caddenin başında polisler kimlik sordu. Biz de arkadaşla beraber çıkarttık, uzattık kimliklerimizi. Sonra dediler ki ‘Bizimle karakola gelmeniz gerekiyor.’ Gittim o gece karakolda kaldım. Pazar günü de erkenden işimizi halledelim diye polis arabası falan beklemedik. Ağabeyim geldi arabayla yanımıza da bir polis verdiler. Beraber Beşiktaş’a gittik. Orada bir şeyler yedik, içtik, sohbet ettik. Polis dahil hepimiz şunu bekliyoruz: Gideceğiz mahkemeye, ifade vereceğim ve çıkacağım. Sonra bizi çağırdılar. Küçücük bir odaya girdim. Üç tane hakim vardı. Ama bir mahkeme salonu gibi değildi. Bana birkaç tane basit soru sordular ad soyad falan. Sonra da böyle çok yaygın isimlerden bazılarını sordular. Mesela ‘Ahmet’i tanıyor musun?’ Ben de ‘Hangi Ahmet?’ yani doğal olarak böyle sorular sordum. Bir iki isim daha sordular. Dedim ‘Bu isimlerde tanıdığım insanlar var. Türkiye’deki insanların epey bir kısmı Ahmet.’ ‘Tamam, dışarı çıkıp bekle’ dediler. Dışarı çıktım. Polis geldi dedi ki ‘Tutuklusun. Kusura bakma kelepçe vurmak zorundayım.’ Ellerimi uzattım, kelepçeyi vurdu polis.

    Ama şimdi ben bunu nişanlanacağım kıza nasıl söyleyeceğim. Gelmemizi bekliyorlar. Cesaretimi topladım ve Sevgi’yi aradım. Çığlıklar, ne oldu falan filan, bir pat küt ses duydum. Anladım ki Sevgi bunu duyar duymaz bayılmış.

    Bir süre sonra tekrar aradım, konuştum ‘Çok kendini üzme, yıkma. Bana bir, iki tane kitap getir’ dedim. O da Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sını getirmişti. İki cilt halinde. Ailemde bir çanta hazırlamıştı. Çantayı, kitapları falan aldım. Oradan da hapishaneye gittim. Sonra beni Metris Cezaevine teslim ettiler. Orada bir ay kaldıktan sonra Tekirdağ’a gittim.

    Tekirdağ’a sürgün mü edildin?

    Sürgün değil. Metris bir güzergah için oluşturulmuş bir terminal noktası. Yani insanlar oraya geliyorlar oradan çeşitli hapishanelere dağıtılıyorlar. Özellikle siyasi nedenlerle oraya gelenler F tiplerine gönderiliyorlar. Beni de Tekirdağ F Tipi’ne gönderdiler. Tabi ben Metris’teyken hala neyle suçlanıyorum tam olarak neyle yargılanıyorum onu anlayamadım. Metris’ten gitmeden birkaç gün önce iddianame geldi. İddianameyi aldım neyle suçlandığımı oradan öğrendim.

    Neyle suçlanıyordun?

    Örgüt üyeliğinden suçlanıyordum. İddianame zaten iki sayfaydı. Sonrasında biz mahkeme huzuruna çıktığımızda dedik ki ‘Nedir bu deliller bir öğrenelim.’ Dediler ki ‘Birinci delil yani 1999 tarihli delil bir bilgisayar çıktısıdır. Yani elimizde buna dair kayıtlar var. Yani bu hard disk midir, cd midir, disket midir? Her ne ise bu kayıtlarda senin örgüte özgeçmiş verdiğin gözüküyor.’ İkinci delil de bir bilgisayar çıktısıydı. Sadece adımın geçtiğinden bahsediyorlardı. Zaten iddianamede de suçlama birinci delil üstüne kuruluydu. Onda da ben yaş itibariyle reşit bile değilim. ‘Getirin bu delilleri bir görelim’ dedik mahkeme heyetine.

    Deliller gösterildi mi size?

    Deliller bize hiçbir zaman gösterilmedi. Dediler ki ‘Bu deliller Hollanda ve Belçika’da ele geçti. Bunları da falan emniyet müdürüyle falan savcı teslim aldı.’ Bahsedilen savcı ve emniyet müdürü şuan tutuklu ve onların hakkındaki iddialar arasında ‘suç uydurmak ve sahte delil üretmek’ var. Bunların hemen hemen hepsi de ağırlaştırılmış müebbetle falan yargılanıyor.

    FETÖ davasından mı?

    Evet. Benim davamın FETÖ ile ilgili olan kısmını özetleyecek olursak şöyle: 12 tane hakim baktı benim davama toplamda 5 celsede. 12 hakimden 11’i şuan tutuklu. Bu 11 hakimin hepsinin ortak özelliği FETÖ ile olan ilişkisi. 1 tane hakim dışarıda o da zaten benim tahliyemi istiyordu başından beri. O hakim de iki mahkeme sonra dönemin HSYK’sı tarafından görevden alındı.

    Senin davan yüzünden mi görevden alındı?

    Benim davam yüzünden mi görevden alındı onu bilemem ama aynı zamanda benim davama bakan mahkeme Balyoz davasına bakan mahkemeydi.

    4 tane de savcı var benim davamda bir şekilde imzası bulunan. Bu 4 savcıdan da sadece biri dışarıda üçü içeride. Dışarıda olan savcı aynı zamanda benim davamla ilgili mütalaayı da veren savcı. Bu savcı da benim 3. duruşmamda geldi 4. duruşmamda mütalaa verdi ve mütalaada dedi ki;

    1. Böyle delil olmaz. Bunların delil olup olamadığı belli değil. Kabul edilemez.
    2. Bunlar delil kabul edilse bile suçlama için yeterli değil.
    3. Bu dava zaten zaman aşımına uğramış. Dolayısıyla sanığın tahliyesini ve beraatını istiyorum.

    Dedikten sonra bir sonraki mahkemeye gün verildi ve ben hapishaneye gittikten kısa bir süre sonra savcının da görevden alındığını öğrendim.

    Benim hakkımda fezleke hazırlayan polisler, iddianame yazan savcılar, hüküm veren hakimler ve kararı onaylayan Yargıtay üyelerinin hemen hemen hepsi aynı zamanda Balyoz davasına da bakan isimlerdi. Şimdilerde belki unutuldu ama 2010, 2011, 2012, 2013 yılı boyunca insanlar hep şunu tartıştılar: Dijital veri delil olur mu? Olursa nasıl olur? Çünkü Balyoz davası bunun üzerine kuruluydu. Benim kararım onandıktan sonra Zaman gazetesinde, Samanyolu Tv’de, CİHAN Haber Ajansı’nda haberler yapıldı. Yapılan haberlerde şöyle bir şey denildi: ‘Balyoz’a emsal karar. Dijital veri delildir.’ Sonradan ben anladım ki Balyoz davasında yargılanan insanları bir şekilde bertaraf etmek, hapiste tutmak veya da işte askeri alandan tasfiye edip yerine kendi adamlarını getirmek için bu Balyoz davasının hükme bağlanması ve kararın onanması gerekiyor. Bunun için de benim davamı bir manivela olarak kullandılar. Yargıçlar aynı, polisler aynı, savcılar aynı. Benim davamı hep onlardan bir adım önde koşturdular.

     “ÇIRIL ÇIPLAK SOYULMAK YETERİNCE ONUR KIRICI BİR ŞEY”

    Bize biraz hapishane izlenimlerinden bahseder misin?

    Tekirdağ’da çıplak arama uygulaması dışında fiziksel bir zorlamayla karşılaşmadım. Ama çırılçıplak soyulmak zaten yeterince onur kırıcı bir şey. İşte bir sürü insanın ortasında seni tutuyorlar zorla baştan ayağa bütün elbiselerini çıkartıyorlar. Bazılarına daha fazlasını da yapıyorlarmış ben ona denk gelmedim. Bazı insanlara otur, ıkın, makatında bir şey varsa çıksın gibi şeyler söylüyorlarmış. İnsanlar sanki makatına bir şey saklıyormuş gibi.

    “F TİPİ VE HÜCRE BAŞKA BİR ŞEY”

    Hücreye girdiğimde şöyle bir algı oluştu bende, “Bak demek ki fiziksel şiddet uygulamadıklarına göre koşullar düzelmiş.” Ama uzun süre kaldıkça anlıyorsun ki zaten fiziksel şiddet uygulanmaması gerekir. Ama F tipi ve hücre başka bir şey. İnsan psikolojisine ve insana dair köklü değişikliklere neden oluyor. Ben hapishaneye girmeden önce başka bir insandım çıktıktan sonra başka bir insan oldum. İnsanların tecride karşı çıkmasının, direnmesinin, hücreler kapansın demesinin nedenlerini çok daha iyi anlıyorsunuz.

    “HER ŞEY PROBLEM”

    Hapishanede her şey problem. Doktora gitmeniz, tedavi olmanız, mektup yazmanız, araştırmanız, okumanız… En çok sıkıntı çektiğim şey şuydu: Mesela aklıma bir şey geldiyse o an onu öğrenemediysem çok huzursuz oluyorum. Hapishanede bazen aklıma bir şey geliyor cevabını bulamıyordum.

    “HAPİSHANEDE HER ŞEY İPOTEK ALTINDADIR”

    Hapishanede her şey vardır aslında. Yani kapı, pencere, hava, yemek, kitap vardır ama bunların hepsi ipotek altındadır ve size karşı kullanılır. Kapı vardır ama anahtarı başkasındadır. Kitap vardır ama okuyup okumayacağınız size verip vermemelerine bağlıdır. Mektup vardır ama o mektubu isterlerse gönderirler istemezlerse göndermezler. Dolayısıyla da sizin iradenize yönelik inanılmaz bir saldırı hissediyorsunuz, oluyor da zaten.

    Hapishanede yazmaya nasıl başladın?

    Aslında hapishanede yazmayı değil okumayı tercih eden bir insandım. Ama hapishanede iletişim kurmak istiyorsanız yazmak zorundasınız. Çünkü yan hücredeki insanlarla yazarak anlaşıyorsunuz. Aradan biraz zaman geçince ben kendi kendime dedim ki ‘Ben bir yazmayı deneyeyim.’ Çünkü eğer ben hapishanede uzun kalacaksam sadece okuyarak bu dönemi geçirmeyeyim. Başladım o zaman bir roman yazmaya. Bir defteri bitirecek kadar da yazdım. 140 sayfalık A5 boyutunda bir defteri bitirdim. Daha çok arkadaşlık, dostluk ilişkileri üzerine giden bir kitaptı. Sonra kendi mahremiyetim gibi hissettim ve aramalarda falan kimsenin eline geçmesin diye yaktım.

    ‘BENİ DE AL’ KAMPANYASI

    Nasıl tahliye oldun?

    İkinci duruşmadan sonra insanlara mektuplar yazmaya başladım gazetelere, aydınlara, sanatçılara, arkadaşlarıma. Onlar da bir kampanya başlattılar “Beni de al kampanyası.” O kampanya etkili oldu çıkmamda. “Beni de al” şuradan geliyor bununla ilgili bir türkü de yaptılar. Türkünün adı da “Beni de al” idi. “Madem Hüseyin içerde beni de al. Çünkü biz onun masum olduğuna inanıyoruz. Onun hapishanede kalması haksızlıktır, onu alıyorsanız beni de alın.” Bu kampanya sürecinde kamuoyundan gelen tepkilerin güçlü olması üzerine beni bıraktılar.

    Cezaevinden çıktıktan sonra toplumun sana bakışı nasıl oldu?

    Belirli bir kesim insanın bunu üzüntüyle karşıladığını biliyorum. Hani yazık oldu eğitimine, hayatına falan. Bu cezayı almam, bu cezanın onaylanması, sonrasında yaşadıklarım aynı zamanda beni böyle sosyal açıdan falan da kıskaca aldı. Neredeyse hiç arkadaşım kalmadı gerçekten de. Ben sosyal bir insandım. Telefonumu kapattım, sosyal medya araçlarını kullanmadım falan bunların da etkisi oldu.

    Cezaevinden çıktıktan sonra ne yaptın?

    Ankara’ya gidip ODTÜ’de derslerime başladım. Meclis’te CHP Milletvekili Veli Ağbaba’nın danışmanlığını yaptım. O sırada şöyle bir şey yapmaya çalıştım: Yargıtay’da benim dosyam var. Avukatlarım zaten duruşmalı istemişlerdi. Duruşmalı cezanın azlığından dolayı kabul edilmeyebilirdi ama ben Yargıtay’da kendimi savunmak istiyorum, karar verecek hakimlere falan kendimi anlatmak istiyorum. Çünkü dedim ki ‘Belki dosyayı açmazlar, belki incelemezler.’ Hala da aklımda o soru işaretleri var. Benim davamdan ceza çıkmaması lazım. Ben bunu bir anlatayım, bir an önce bu iş bitsin, ben de gidip Almanya’da falan eğitimimi tamamlayayım. Bu hesapları yaparken 2012’nin 2 Kasım’ında cezamın onandığını öğrendim.

    C-84 ve Aşağıdan olmak üzere iki tane kitabın var. Bu kitaplarda neyi anlattın?

    C-84’ü yazmaya başladığım zaman hayatımın en büyük acılarını yaşadığım zamanlardan biriydi aslında. Babamın vefatından iki ay falan sonraydı. C-84 hapishanenin belki de böyle en acı tarafını anlatan ama hapishane üzerinden de aynı zamanda insan gerçekliğini, Türkiye’nin bir dönemini anlatan bir kitap oldu. Kitabı boşanma sürecimin en sıcak döneminde bitirdim. Kitap Notabene yayınlarından çıktı.

    C-84’ü bitirdikten sonra başka bir tarzda bir kitap yazmak istiyordum. 28 Şubat’ı İslamcılar açısından değil bir de diğer mazlumlar açısından okuyalım. Ama İslamcıların da o dönemde ne olduğunu, neler yaptığını görelim diye bir kesit romanı yazdım. O dönemi seçmem de bir tesadüf değil. Çünkü mevcut iktidarın söylemsel olarak yükseldiği ve ayaklarını bastığı noktadır 28 Şubat. Ama 28 Şubat’ın yaygın söyleminin ötesinde kalan, gölgelenen hatta üzeri örtülen neymiş onlar açığa çıksın istedim. Çok fazla insandan mesaj aldım kitapla ilgili eleştiriler aldım. En çok ta ‘Bunun devamı ne zaman gelecek?’  tarzında sorulardı.

    Peki devamı gelecek mi?

    Gelecek. Aşağıdan 1998 yılının Eylül ayını anlatıyor. Eylülün birinde başlıyor Eylülün otuzunda bitiyor.

    Bir Türkiye tarihi meselesiyse yani Türkiye’nin son dönemine dair bir şeyse sonu öyle bir son olsun ki dedim hem bir roman sonu olabilsin, hem de istersem ben bunun devamını da yazabileyim öyle bir son yaptım. Başarmışım gibi gözüküyor.

    Şuan firarisin. Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsun?

    Yargıtay’dan gelecek cevabı bekliyorum. Yeniden yargılanmak istiyorum. Bana yapılanın büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyorum. Bunun için de kendimi anlatmak istiyorum insanlara.

    Suay ABAK/İSTANBUL

  • Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi kurucusu FETÖ’den  gözaltına alındı

    Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi kurucusu FETÖ’den  gözaltına alındı

    PİRHA- FETÖ soruşturması kapsamında, aralarında Uluslararası Af Örgütü Türkiye  Şubesi kurucu ve yöneticilerinden Avukat Taner Kılıç’ın da bulunduğu 18 avukat  gözaltına alındı

    Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi kurucu ve yöneticilerinden Avukat Taner Kılıç’ın da aralarında bulunduğu 18 avukat gözaltına alındı.

    “GEREKÇE BYLOCK KULLANMASI”

    İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince başlatılan operasyon kapsamında, FETÖ’nün şifreli haberleşme programı “ByLock”u kullandığı tespit edilen Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi kurucu ve yöneticilerden Kılıç’ın da aralarında bulunduğu 18 avukat gözaltına alındı

    HABER MERKEZİ

  • Ali İsmail’e son tekmeyi atan polisin avukatına tahliye

    Ali İsmail’e son tekmeyi atan polisin avukatına tahliye

    Yargılandığı ‘FETÖ’ davasında hapis cezasına çarptırılan, Gezi eylemleri sırasında dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’a ‘son tekme’yi atan polisin avukatının duruşma öncesinde sağlık gerekçesiyle tahliye edildiği ortaya çıktı.

    Polis memuru Mevlüt Saldoğan’ın avukatı Mutlu Karayılan, 10 Mart’ta ‘FETÖ’nün haberleşme programı ‘ByLock’u kullandığı gerekçesiyle tutuklanmış, dün ‘silahlı terör örgütü üyesi olma’ suçundan altı yıl üç ay hapse mahkum edilmişti.

    Cumhuriyet’in haberine göre avukat Karayılan’ın karardan iki gün önce yapılan duruşmada varis ameliyatı olacağı gerekçesiyle tahliyesini istediği, mahkemenin de Karayılan’ın sağlık sorunları ve delillerin toplanması nedeniyle tahliyesine karar verdiği öğrenildi.

    Ali İsmail’in ağabeyi avukat Gürkan Korkmaz, “Çok ciddi sağlık problemi yaşayan mahkûmların tutukluluğu devam ederken, 70 günü aşkın süredir haklı sebeplerle açlık grevi yapan eğitimciler tutuklanırken bu kararı anlamak zor” dedi.

    “ADALET BU KADAR HIZLI İŞLİYOR MU?”

    “Adalet bu kadar hızlı işliyor mu?” diyen Korkmaz, şöyle devam etti: “Adalet keşke herkes için bu kadar hızlı olsa. Söz konusu kişi, iki üç ay önce gözaltına alındı, tutuklandı, iddianamesi hazırlandı ve karar verildi. Bizim çocuklarımızın dört yıldır davalarında kararlar alınmadı, kimisinin soruşturması bile başlamadı.”

    Gezi eylemleri sırasında yaşamını yitiren gençler için beklenen adaletin bir türlü sağlanmadığını belirten Korkmaz, “Türkiye’de alınan bu gibi kararlar, adalete olan inancımı derinden sarsıyor. Hiçbir normun, yasanın, ahlakın göz önünde bulundurulmaması, birilerinin kendi adaletini oluşturmaları karşısında şaşkınım. Hukuk, bir gün hepimize adalet için lazım olacak” diye konuştu.

  • 70 gündür açlık grevinde olan eğitimcilerin sağlık durumu kritik

    70 gündür açlık grevinde olan eğitimcilerin sağlık durumu kritik

    PİRHA-OHAL kapsamında yayınlanan KHK’ler ile mesleklerinden ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın başlattıkları açlık grevi 70. gününe girdi. 

    15 Temmuz 2016 tarihinde meydana gelen darbe girişimi sonrası, Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un tabiri ile ‘devlete karşı’ ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ile yayınlanmaya başlayan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile birçok meslek grubundan binlerce insan açığa alındı veya ihraç edildi.

    Nuriye Gülmen, FETÖ’ iddiasıyla açılan soruşturma gerekçesiyle Selçuk Üniversitesi’ndeki görevinden uzaklaştırılmış, 6 Ocak’ta yayınlanan 679 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle ihraç edilmişti. Semih Özakça da Mardin Mazıdağı Cumhuriyet İlkokulu’ndaki sınıf öğretmenliği görevinden 675 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle ihraç edilmişti.

    SAĞLIK DURUMLARI KÖTÜYE GİDİYOR   

    Tansiyon ve nabız düzensizliklerinin başladığı, bulaşıcı hastalıklara karşı savunmalarının zayıfladığı, kan değerlerinin kötüleştiği, algılama, duygu durum bozukluklarının olduğu, zihinsel ve motor faaliyetlerde bozulmaların başladığı belirtiliyor. Gülmen ve Özakça’da ayrıca Wernicke-Korsakoff Sendromu’nun öncü belirtileri görüldüğü de açıklanmıştı. (HABER MERKEZİ)

  • Cami-Cemevi projesi iddianamesi hazır

    Cami-Cemevi projesi iddianamesi hazır

    Ankara Mamak’ta 4 yıl önce temeli atılan cami-cemevi projesi hakkında savcılık iddianame hazırladı. Cami-cemevinin ‘FETÖ’ projesi olduğunu belirten savcılık, 5 kişi hakkında 15 yıla kadar hapis talep etti. 

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca ‘FETÖ’ye yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, 2013 yılında temeli atılan ve açılışına bazı siyasilerin de katıldığı Mamak Tuzluçayır’daki cami-cemevi projesinde yer olan 5 kişi hakkında, örgütün amacına yönelik faaliyette bulundukları gerekçesiyle iddianame düzenlendi.

    Projeye destek olan ve açılışına katılan Cem Vakfı Genel Başkanı Prof. İzzettin Doğan’ın tanık olarak yer aldığı iddianamede, 5 kişinin, ‘terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etmek ‘ suçundan 7.5 yıldan 15 yıla kadar hapisleri istendi.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçları Soruşturma Bürosu’nda görevli savcı Serdar Coşkun tarafından düzenlenen iddianamede, ‘FETÖ’nün ‘senkretik’ din ve mezhep anlayışının bir sonucu olarak dinler arası diyalog ve mezhepler arası diyalog projeleri yürüttüğü, örgütün amacına hizmet ettiği için sözde hoşgörü ve barışsever gibi kendini göstermek ve kabul görmek için bu şekilde davrandığı, Ankara Mamak Tuzluçayır’da inşa edilen cami-cemevi projesinin de örgütün bu amacına yönelik bir faaliyet olduğu yer aldı. İddianamede ayrıca bazı Alevi dernek ve vakıflarının kurulmasında ‘FETÖ’nün rol oynadığı öne sürüldü.

    Süleyman Uysal tarafından hayata geçirildiğinin anlatıldığı iddianamede, Uysal’ın sadece yargıdaki değil devlet kadrolarından, sivil toplum kuruluşlarına her kesimdeki Alevilerle ilgilendiği ve örgütün Alevilik politikalarını belirleyip uyguladığı anlatıldı.

    ALEVİLER TEPKİ GÖSTERDİ

    İddianamede, ‘FETÖ’nün toplumun her kesimine sızıp yönetimi altına alma stratejisi uyguladığı, örgütün hedef kitlelerinden birinin de Alevi vatandaşlar olduğu, örgüt lideri ve diğer yöneticilerinin bu stratejiye uygun olarak dinler arası diyalog benzeri mezhepler arası cami-cemevi projesi başlattığı anlatıldı.

    İddianamede, kamuoyunda projenin FETÖ tarafından açıkça üstlenildiğinin bilindiği, projenin farklı iki inancı benimseyen kesimler tarafından kabul görmediği ve nefretle karşılandığı, projenin başlamasından itibaren çeşitli protesto gösterileri yapıldığı, kişi ve mallara cebir şiddet uygulandığı, farklı inanç gruplarını birleştirmek yerine çatışma ve kaos çıkardığı, projenin Fetullah Gülen’in ve örgütünün sözde barışçı kişiliğinin reklamı dışında kimseye faydası dokunmadığı belirtildi.  (N.M)

     

  • 177 polis hakkında gözaltı kararı

    177 polis hakkında gözaltı kararı

    Darbe girişiminin ardından Gülen cemaatine (FETÖ) yönelik başlatılan soruşturma kapsamında 177 polis hakkında gözaltı kararı verildi.

    Son olarak dün Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 35 polis memuru gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan polis memurlarından 10’u tutuklanmıştı.

  • Odatv hakimi Mehmet Ekinci yakalandı

    Odatv hakimi Mehmet Ekinci yakalandı

    Gülen Cemaati’ne üye olmaktan dolayı hakkında yakalama kararı olan Odatv ve Şike Kumpası Davası’nın görüldüğü İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi eski başkanı Mehmet Ekinci yakalandı.

    Fethullah Gülen Cemaati’ne üye olmaktan dolayı hakkında yakalama kararı olan Odatv ve Şike Kumpası Davası’nın görüldüğü İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi eski başkanı Mehmet Ekinci yakalandı.

    Odatv‘nin aktardığına göre bir süredir aranan Ekinci, Yalova’da ortaya çıktı. Gözaltına aldığı Ekinci, Cemaat’in yargıda etkin olduğu günlerde yargıda kritik isimlerden biriydi. Ekinci, gözaltına alındıktan sonra Yalova Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

    Mehmet Ekinci, eşinin yakınlarına ait gizlendiği evde yakalandı. Ekinci bir anda kaşısında polisleri görünce, “Ben hakimim avukatımı istiyorum” dedi. Gözaltına alınan Ekinci’nin evde bulunan bilgisayarına el konuldu.

    Arkadaşları ile yakınlarının üzerine kayıtlı olan telefonlar ile konuştuğu tespit edilen Ekinci’nin ifadesinden sonra kendisine yardım ve yataklık ettiği öne sürülen bazı kişilerin de gözaltına alınabileceği belirtildi.

  • OMÜ’ye operasyon: 11 akademisyen gözaltında

    OMÜ’ye operasyon: 11 akademisyen gözaltında

    Samsun’da, ‘FETÖ’ soruşturması kapsamında Ondokuz Mayıs Üniversitesinde görevli 4’ü kadın 11 akademisyen gözaltına alındı.

    Samsun’da, ‘FETÖ’ soruşturması kapsamında Ondokuz Mayıs Üniversitesinde (OMÜ) görevli 4’ü kadın 11 kişi gözaltına alındı.

    Samsun İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube polisinin yürüttüğü soruşturma kapsamında, yardımcı doçentler G.K, K.Ö, öğretim görevlisi H.E.A, araştırma görevlileri S.A.C, F.M.Y, idari personeller M.G, M.D, E.S, işçiler F.D, Y.C. ve C.T’nin de aralarında olduğu 4’ü kadın 11 kişi gözaltına alındı.

  • Fetö’den gözaltına alınınca, Gökçek tweetini sildi

    Fetö’den gözaltına alınınca, Gökçek tweetini sildi

    Sosyal medyadaki paylaşımlarıyla gündeme gelen eski Beytüşşebap Kaymakamı Kadir Güntepe dün “FETÖ” soruşturması kapsamında gözaltına alındı.

    Kadir Güntepe, HDP Milletvekili Ferhat Encü ile sosyal medya üzerinden yaptıkları tartışmalarla gündeme gelmişti. Kadir Güntepe, Encü’ye “Bana bak çapsız vekil! O mesajı tıpış tıpış sileceksin! Değil sen, feriştahınız gelse mücadelemden vazgeçmeyeceğim!” diyerek hakaretlerde bulunmuştu.

    MELİH GÖKÇEK’İN GÖZDESİYDİ, GÖZALTINA ALINCA TWEETİNİ SİLDİ

    AKP’li isimlerin gözdesi haline gelen Kadir Güntepe’ye destek mesajları atanlardan biri de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’ti.

    Melih Gökçek, 19 Nisan 2016 günü Twitter’daki hesabından, “Seninle gurur duyuyoruz Kadir Güntepe… Tüm twit alemini spamlara karşı @kadirguntepe hesabını takip etmeye davet ediyorum” diye yazmıştı.

    Kadir Güntepe’nin gözaltına alınmasının ardından Melih Gökçek bu tweetini apar topar silmek zorunda kaldı.

  • Muhtar 18 köylüyü ihbar etti

    Muhtar 18 köylüyü ihbar etti

    Mersin’in Mezitli ilçesine bağlı Cemilli Köyü Muhtarı Halil Bağcı’nın, “FETÖ, PKK, DHKP-C üyesi oldukları, Cumhurbaşkanına hakaret ettikleri” iddiasıyla suç duyurusunda bulunduğu 18 köylü hakkında soruşturma başlatıldı. Terörle mücadele şubesi polislerini karşılarında gören köylüler büyük şok yaşadı.

    “OKUMA YAZMASI OLMAYAN ADINA İHBAR DİLEKÇESİ”

    Cumhuriyet’ten Abidin Yağmur’un haberine göre köydeki olaylar 15 Temmuz darbe girişiminden kısa süre sonra, okuma yazma bilmediği iddia edilen H.G adlı bir kişinin adına 27 kişi hakkında jandarmaya ihbar mektubu gönderilmesiyle başladı. Ağustos ayında gönderilen ihbar mektubunda 27 köylünün adları yer alıyor. İhbar mektubu üzerine jandarma tarafından H.G’nin ifadesi alındı. H.G ifadesinde mektubu kendisinin yazmadığını ve muhtar Halil Bağcı’nın yanında çalıştığı dönemde kendisine boş kağıt imzalattığını ve o kağıdın daha sonra doldurularak ihbar mektubu haline getirilmiş olabileceğini belirtti. Bunun üzerine H.G. serbest bırakıldı. Köylüler hakkında ise iddialar asılsız olduğu için soruşturma açılmadı.

    MUHTAR KEYFİNE GÖRE YAFTALADI

    Muhtar Halil Bağcı eylül ayında bu kez kendi imzasıyla bir dilekçe yazarak Mersin Cumhuriyet Savcılığı’na başvurdu. dilekçesinde eski muhtar Fevzi Efe’nin FETÖ üyesi olduğunu iddia eden muhtar, diğer köylülerden bir kısmının PKK’li, bir kısmının DHKP-C’li olduğunu, diğerlerinin de Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiğini ileri sürdü. Muhtar, bir kadını Kuran kursunda FETÖ yayınları okumakla suçlarken bazı köylülerin “Darbe başarılı olsaydı davul zurna çaldıracaktım” dediğini iddia etti. Bağcı, köylüler hakkında suç duyurusunda bulunduğu duyulunca savcılık dilekçesini geri çekmek istedi. Ancak savcılık bu isteği kabul etmedi ve 18 köylü hakkında soruşturma başlatarak dosyayı Mersin Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’ne gönderdi.

    Terörle Mücadele ekiplerinin köye gelmesiyle birlikte olayı öğrenen köylüler muhtar Halil Bağcı’nın kendilerine iftira attığını söyleyerek muhtardan şikayetçi oldular.

    ”İNTİKAM ALMAYA ÇALIŞIYOR”

    Eski muhtar Fevzi Efe Halil Bağcı’nın seçimler yüzünden kendisiyle kişisel bir husumeti olduğunu ve dilekçede adı geçen 18 kişinin de kendi ailesinden olduğu için onlarla uğraştığını, intikam almaya çalıştığını belirtti.

    Köylüler muhtar Halil Bağcı’nın kiminle tartışıp kavga ederse onun hakkında asılsız ihbarlarda bulunarak intikam almaya çalıştığını söylediler.

    Muhtar Halil Bağcı ise hakkındaki iddiaları reddetti.

     

  • Muhalif öğretmenleri açığa alan müfettiş FETÖ’cü çıktı

    Muhalif öğretmenleri açığa alan müfettiş FETÖ’cü çıktı

    Çanakkale Demokrat gazetesinde yer alan habere göre, Çanakkale Milli Eğitim Maarif Müfettişleri Başkanı Ömer Karabay, geçtiğimiz gün Ankara merkezli yapılan operasyon sonrasında “FETÖ” soruşturması kapsamında tutuklanarak cezaevine gönderildi.

    Ömer Karabay, Çanakkale’de muhalif, ilerici, devrimci kimlikleriyle bilinen Ahmet Mantaş, Barış Demir, Burak Efeyurtlu, Muhittin Tut adlı öğretmenlerin açığa alınmasında etkin rol oynayan yöneticilerden biriydi.

     

  • Davutoğlu: Gülen’le görüşmemi Erdoğan istedi

    Davutoğlu: Gülen’le görüşmemi Erdoğan istedi

    Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun darbe girişimiyle ilgili Meclis Araştırma Komisyonu’nun kendisine gönderdiği sorulara yanıt verdi. Duvatoğlu, Fethullah Gülen’le neden görüştüğü sorusuna şu yanıtı verdi: “Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığımız değerlendirmede, bu yapının gittikçe artan bir şekilde Türkiye karşıtı çevrelerce kullanılmaya müsait hale gelmesi hasebiyle, Gülen’in daha önce yapılan çağrılar çerçevesinde Türkiye’ye getirilerek kontrol altına alınmasının gerekli olduğu kanaatine vardık.”

    NTV’den Deniz Kilislioğlu’nun Davutoğlu’nun Darbe Araştırma Komisyonu’na gönderdiği metne dayandırdığı haberine göre eski Başbakan Gülen’le ABD’de yaptığı görüşmenin gerekçesini şöyle anlattı:
    “2013 BM Genel Kurulu toplantısına seyahatim öncesinde Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığımız değerlendirmede, bu yapının gittikçe artan bir şekilde Türkiye karşıtı çevrelerce kullanılmaya müsait hale gelmesi hasebiyle, Gülen’in daha önce yapılan çağrılar çerçevesinde Türkiye’ye getirilerek kontrol altına alınmasının gerekli olduğu kanaatine vardık.”

    FİDAN’IN İFADEYE ÇAĞRILMASI

    MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılmasıyla FETÖ’yle ilgili kanaatinin somut şüpheye dönüştüğünü vurgulayan Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:
    “Bu olay, o döneme kadar daha çok dini cemaat ve sivil toplum hareketi olma nitelikleriyle öne çıkan bu yapının gerçek niteliği ve hedefleri konusundaki soru işaretlerini pekiştirdi.”

    “RUS UÇAĞINI DÜŞÜREN PİLOT FETÖ ÜYESİ DEĞİL”

    Rus uçağının düşürülmesiyle ilgili de değerlendirmelerde bulunan Davutoğlu, uçağı düşüren pilotun FETÖ üyesi olmadığının belirlendiğini dile getirdi.
    Davutoğlu, şöyle konuştu:
    “Talimatını verdiğim angajman kuralları Rusya dahil hiçbir ülkeyi hedef almamıştır, ancak aynı angajman kuralları hangi ülkeden olursa olsun savaş şartlarındaki bir ülkeden hava sahamızı ihlal eden bütün hava araçlarını kapsamıştır.

    Bu olayda uçağı düşüren pilotun FETÖ/PDY ile irtibatlı olup olmadığı hususuna gelince, angajman kuralları konusunda talimat veren bir Başbakanın, Genelkurmay Başkanı ya da Hava Kuvvetleri Komutanı’nın, bu angajman kurallarının hangi askerimiz tarafından nerede ve ne zaman uygulanacağı konusunu öngörmesi mümkün değildir.
    Pilot ya da TSK mensubunun örgüt bağlantısı varsa tetkik edilmesi gerektiğini söyledim. Genelkurmay Başkanımız daha sonraki görüşmemizde pilotun geçmişini ve ilişkilerini araştırdıklarını ve somut bir irtibat tespit edilemediğini bildirmiştir.”

    Davutoğlu, Başbakanlık görevinden ayrılmadan önce Genelkurmay Başkanı ile yaptığı görüşmede cuntalaşma faaliyetlerinin doğurabileceği riskleri anlattığını aktardı.

    Davutoğlu, açıklamasında şunları söyledi:

    “2015 Bahar ayı başlarında girdiğimizde Genelkurmay Başkanımıza 2016 YAŞ’ı için yürütülen çalışmaların hızlandırılması talimatını vermiştim. Başbakanlık görevinden ayrılmadan önceki son görüşmemizde de Genelkurmay Başkanımızla devletimizin bekası ve ülkemizin güvenliği konusundaki kanaatlerimi ve etrafımızdaki ateş çemberi ile ilgili kaygılarımı paylaşmıştım. Bu ateş çemberi içinde TSK’nın etkin ve milli kurum niteliği ile mevcudiyetinin en önemli teminatlarımızdan biri olduğunu, ordumuzun içinde paralel yapı ya da başka niteliklerle ortaya çıkacak her türlü cuntalaşma faaliyetinin doğurabileceği riskleri, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde yaşanan İttihat Terakki ve Halaskaran-ı Zabıtan kutuplaşmasının Balkanları kaybetmemizdeki etkisine de atıfta bulunarak paylaştım.”

    AHMET DAVUTOĞLU’NA YÖNELTİLEN 25 SORU

    1) Bakanlık ve Başbakanlık yaptığınız süre içerisinde FETÖ örgütlenmesi hakkında resmi veya gayri resmi herhangi bir istihbarî bilgi aldınız mı? Aldıysanız bu bilgilerin niteliği, içeriği ve kapsamı ile bu bilgiler çerçevesindeki girişim ve çalışmalarınız hakkında bilgi verebilir misiniz?

    2) Bakan ya da Başbakan olarak görev yaptığınız süre zarfında FETÖ yapılanmasına karşı, çalıştığınız Cumhurbaşkanları, Başbakanlar ya da Genelkurmay Başkanlarıyla herhangi bir değerlendirmeniz oldu mu? Bu değerlendirmeler kapsamında FETÖ’yle yürütülen mücadeleler hakkında bilgi verebilir misiniz?

    3) 15 Temmuz 2016 gecesi neredeydiniz, darbe girişiminden nasıl haberiniz oldu, darbe girişimi ile ilgili neler yaptınız? Darbecilerden size yönelik bir tehdit ya da saldırı oldu mu?

    4) Örgütün henüz bir cemaat, hizmet vb. isimlere anıldığı legal faaliyetler döneminde söz konusu örgütle herhangi bir ilişkiniz oldu mu? Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bilgisi ve izni dahilinde Fetullah Gülen ile bir görüşme yaptığınızdan bahsedilmektedir. Bu konuya açıklık getirebilir misiniz?

    5) Örgütün Türkiye ve dünya çapındaki nihai gayesi hakkındaki kanaatiniz nedir?

    6) Örgütün diğer ülkelerdeki faaliyetlerinin sınırlandırılabilmesi ve Türkiye aleyhine çalışmalarının etkisiz kılınabilmesi için alınabilecek tedbirler hakkındaki önerileriniz nelerdir?

    7) Rus uçağının düşürülmesi hadisesinin Türkiye-Rusya ilişkilerini sabote etmek üzere FETÖ bağlantılı kadrolarca düzenlenmiş manipülatif bir vaka olduğu yönündeki iddialar hakkındaki kanaatiniz nedir?

    8) Darbe girişimi öncesinde örgütün bu veya buna benzer bir teşebbüste bulunabileceğine dair bir kanaat, duyum, bilgi veya şüpheniz var mıydı? 17-25 Aralık öncesi FETÖ tehlikesinin bu boyutlara varabileceğini değerlendirmiş miydiniz?

    9) Darbe girişimini tam olarak nerede ve nasıl öğrendiniz? Girişim hakkında bilgi almak ya da telkinde bulunmak için kimleri aradınız ve neler konuştunuz?

    10) Darbe girişiminin arkasındaki dış güç ve aktörler ile darbe girişiminin asıl hedef ve gayesi hakkındaki kanaatleriniz nelerdir?

    11) Dışişleri Bakanı olduğunuz dönemde makamınızın dinlenmesine ilişkin değerlendirmeniz nedir?

    12) Darbe öncesi tehlike konusunda Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ile görüştünüz mü? Başbakanlığınız süresince bürokratları FETÖ konusunda uyardığınız ve yapı hakkında detaylı bilgi istediğiniz basına yansıdı. Uyardığınız bürokratlardan yapı hakkında tatmin edici kapsam ve nitelikte bilgiler geldi mi?

    13) Başbakanlığınız döneminde FETÖ ile mücadele konusunda bir özeleştiriniz var mı?

    14) Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlık yapmış bir devlet adamı olarak, 15 Temmuz darbe girişimini anlatmak için yurtdışında temaslarda bulundunuz mu? Ne tür girişimlerde bulundunuz?

    15) FETÖ/PDY’nin 40 yıla dayanan bir geçmişi var. Bu örgütün kurumsallaşması ve finansal olarak süratle büyümesi ise 90’lı yıllarda gerçekleşmiştir. 1979 yılında kurulan Kaynak Holding ve 1996 yılında kurulan Bank Asya, 90’lı ve 2000’li yıllarda örgüt sermayesi ile hızla büyümüştür. Sonuç itibariyle; küçük şirketler, devasa holdingler haline gelmiştir. Devlet aklı, himmet paraları ile örgüte böyle devasa finansal güç oluşturulmasını nasıl tespit edememiştir? Tespit edebildiyse, gereğinin yapılması konusunda nerede sorun yaşanmıştır?

    16) Akademisyen ve devlet adamı niteliklerinizle FETÖ yapılanmasını nasıl değerlendirirsiniz? FETÖ’yü, siyasi tarihimiz ve dini geleneğimiz açısından nasıl bir çerçeveye oturtursunuz?

    17) FETÖ’nün elebaşı Fetullah GÜLEN’in, “fert” olarak kişilerin ve “gruplar” olarak toplumun dinî duygularına hitap ederek onları ikna ettiği, bir müddet sonra, bu samimi duyguları, şahsının veya cemaatin / örgütün menfaatleri doğrultusunda kullandığı müşahade edilmiştir. Din eğitimi ve dinin topluma anlatımında eksiklik ve/veya yetersizlikler olduğu, bu eksiklik ve/veya yetersizliklerin ortaya çıkardığı boşluğun, cemaat ve/veya tarikatlar tarafından doldurulduğu iddia edilmektedir. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

    18) FETÖ’nün elebaşı Fetullah GÜLEN’in, 1970’li yılların başından itibaren örgütlenmeye başladığı bilinmektedir. Örgütün ortaya çıkışı ve özellikle 1970’li yılardaki niyeti ve kuruluş maksadı sizce farklı mıydı? Kanaatinize göre örgüt, devleti ele geçirme hedefini ve darbeci kimliğini sonradan mı edinmiştir?

    19) Komisyonumuz tarafından dinlenen Genelkurmay Başkanlarının tamamı, bu yapıya ilişkin uyarılarda bulunduklarını, ancak hükümetlerden destek alamadıkları anlamına gelen ifadeler kullandılar. Siyasetin bu yapıya göz yumduğunu iddia değilse de ima eden bu görüşe yönelik düşünceleriniz nedir?

    20) Türkiye’deki güvenlik ve istihbarat hizmetlerinin MİT, Genelkurmay Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ile Jandarma Genel Komutanlığı arasında bölüşülmüş olması ve dağınık bir görünüm arz etmesinin muhtelif hizmet aksaklıklarına sebep olduğu iddia edilmektedir.

    – Genelkurmay Başkanlığı, MİT’ten istihbarat alamadığını,

    – MİT, asker kişiler hakkında istihbarat toplanmasının kendi mevzuatı açısından mümkün olmadığını,

    – Genelkurmay Başkanlığı ise Emniyet ve Jandarma’dan istihbarat temin etmenin güçlüklerini gündeme getirmektedir.

    – Ayrıca bazı üst düzey bürokratlarca Komisyonumuza verilen beyanlarda kurumsal taassup ya da yetersiz eşgüdüm ve işbirliği sebebiyle kurumların ellerindeki istihbarî bilgileri zaman zaman başka kurumlarla paylaşmaktan imtina ettikleri ifade edilmiştir.

    – Tecrübeleriniz ışığında güvenlik ve istihbarat alanındaki cari kurumsal düzenin eksiklik ve zafiyetleri nelerdir? Bu zafiyetler nasıl giderilebilir? Kurumsal yeniden yapılanma kapsamında güvenlik ve istihbarat kurum ve kuruluşlarının görev ve teşkilatları ile bu kurumlar arasındaki ilişkiler hakkındaki tavsiyeleriniz nelerdir?

    21) FETÖ mensuplarının, başta emniyet teşkilatı, yargı ve orduya ait kadrolar olmak üzere, bütün kamu kurumlarına sinsice sızdığı ve 15 Temmuz öncesinde bazı birimlerde söz sahibi olduğu değerlendirilmektedir. İnanç, ibadet ve vicdan özgürlüğü önündeki bazı engeller sebebiyle, insanların dinî inançlarının icaplarını yerine getiremedikleri, kendilerini gizledikleri, bu sebeple kamu kurumlarına ancak takiyye yaparak girebildikleri ve halk nazarında da bu tür bir usulün takip edilmesinin belli ölçülerde kabul gördüğü, bu durumun FETÖ’nün devlete sızmasını kolaylaştırdığı ileri sürülmektedir. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

    22) MİT’in 1990’lı yılların başından itibaren sivilleştirilmesinin özellikle askerî istihbaratın toplanmasında zafiyete sebep olduğu yönünde iddialar ileri sürülmektedir. Komisyonumuza beyanda bulunan bazı eski genelkurmay başkanları MİT’in askerî yönetici ve personelden tamamen arındırılmasının sakıncalarından söz etmiştir. MİT’te tekrar askerî yönetici istihdam edilmesi, örneğin MİT Müsteşar Yardımcısının bir asker olması önerisi hakkındaki kanaatiniz nedir?

    23) Yetkili makamlarda bulunduğunuz süre boyunca FETÖ’nün kayıt dışı para kaynakları ve transferleri hakkında şüpheleriniz oldu mu? Bu konunun araştırılması talimatı verdiniz mi? Ne tür bilgiler elde ettiniz?

    24) Darbe girişimleri, bürokratik makamların siyasi veya ideolojik gayelerle sistematik olarak ele geçirilmesine yönelik faaliyetler, kamu yetki ve otoritesinin usulsüz ve hukuksuz bir şekilde gasp edilmesi ve siyaset ile kamu hayatına yönelik diğer gayrimeşru müdahale teşebbüslerinin tekerrür etmesini önlemek bakımından, bilgi, gözlem ve tecrübeleriniz ışığında; hukuk, eğitim, din-devlet ilişkileri, güvenlik ve istihbarat gibi alanlarda alınması gereken tedbirler ile kurumsal yeniden yapılanma önerileriniz nelerdir?

    25) Komisyonumuzun çalışma alanı ile ilgili başkaca tespit ve önerileriniz var mıdır?
    ABDULLAH GÜL’E SORULAN 27 SORU

    1) Bakanlık, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığınız süresi içerisinde FETÖ örgütlenmesi hakkında resmi veya gayri resmi herhangi bir istihbarî bilgi aldınız mı? Aldıysanız bu bilgilerin niteliği, içeriği ve kapsamı hakkında bilgi verebilir misiniz?

    2) Görevde olduğunuz süre içerisindeki Milli Güvenlik Kurulu toplantılarına, özellikle 17-25 Aralık öncesinde, asker veya sivil üyeler tarafından “Fetullah” ön adıyla başlayan illegal bir yapıya dair herhangi bir husus (takibat, soruşturma veya bu yönde bir izin talebi vs.) gündeme getirildi mi? Getirildiyse sizin ve diğer üyelerin tavrı ne oldu?

    3) Gazeteci Fehmi Koru, 17 Aralık darbe girişiminin hemen sonrasında sizinle ve dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile görüşerek, konuyla ilgili olarak Fetullah Gülen’le görüşmek üzere Amerika’ya gitti. Bu yönde bir talep sizden mi geldi, yoksa kendisi mi size teklifte bulundu?

    4) FETÖ ile Türkiye’ye karşı terör faaliyetleri yürüten örgütler hakkındaki ilişki hakkında bilginiz var mı, işbirliği iddiaları hakkındaki kanaatiniz nedir?

    5) Müttefiklerle ilişkiler bağlamında ABD ve AB’nin FETÖ hakkındaki tutumlarını değerlendirebilir misiniz? Bu darbe girişiminin dış ayağına yönelik bir bilginiz ve değerlendirmeniz var mı?

    6) Bakanlık, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı görevleriniz sırasında daha sonra Fetullah Gülen cemaatine / FETÖ’ye mensup olduğunu anladığınız kişilerle çalıştınız mı?

    7) 2004 yılında zamanın Dışişleri Bakanı olarak dönemin ABD Büyükelçisi Faruk Loğoğlu eliyle Amerikalı yetkililere bir mektup gönderdiğiniz ve mektupta Fetullah Gülen’i eğitimci sıfatıyla methettiğiniz şeklindeki iddialara açıklık getirir misiniz?

    8) 7 Şubat 2012 tarihli MİT Müsteşarı’nın ifade vermeye çağrılması hadisesinde MİT Müsteşarına ifade vermeye gitmesinde bir sakınca olmadığını telkin ettiğiniz şeklindeki iddialara açıklık getirir misiniz? 7 Şubat hadisesinde söz konusu yapının niyeti hakkında bir kanaat edinmiş miydiniz, söz konusu hadiseyi o tarihte nasıl değerlendirdiniz, bugün nasıl değerlendiriyorsunuz?

    9) İptal edilen 2010 KPSS sınavının araştırılması için Devlet Denetleme Kurumunu görevlendirdiniz. Bu çalışma neticesinde FETÖ’yü gösteren işaretler gördünüz mü?

    10) 29 Eylül 2015 tarihli NTV Canlı Yayınında paralel yapıya karşı önlem alınması için uyarılarda bulunduğunuzu söylediniz. Hangi sebeple bu uyarıda bulunma ihtiyacı hissettiniz, siz görevdeyken örgüte karşı hangi önlemleri aldınız? Aynı programda “Öyle şeyler vardır ki devlet idaresinde her düşündüğünüzü aleni de konuşamazsınız. Demin de söylediğim gibi bunların neticeleri vardır” şeklindeki açıklamalarınızda “konuşamadığınız” hususlar nelerdi, bugün içinde bulunduğumuz sürecin işaretlerini almış mıydınız?

    11) Darbe girişimini ilk kez nerede ve nasıl duydunuz? Darbe girişimi ile ilgili olarak kimlerle hangi temaslarda bulundunuz?

    12) Darbe girişimi hakkında ön duyum, bilgi, kanaat, sezgi veya şüpheniz var mıydı?

    13) 17-25 Aralık sonrası örgütle mücadelede gerekli hassasiyet ve gayretin gösterildiğini düşünüyor musunuz?

    14) FETÖ/PDY’nin 40 yıla dayanan bir geçmişi var. Bu örgütün kurumsallaşması ve finansal olarak süratle büyümesi ise 90’lı yıllarda gerçekleşmiştir. 1979 yılında kurulan Kaynak Holding ve 1996 yılında kurulan Bank Asya, 90’lı ve 2000’li yıllarda örgüt sermayesi ile hızla büyümüştür. Sonuç itibariyle; küçük şirketler, devasa holdingler haline gelmiştir. Devlet aklı, himmet paraları ile örgüte böyle devasa finansal güç oluşturulmasını nasıl tespit edememiştir? Tespit edebildiyse, gereğinin yapılması konusunda nerede sorun yaşanmıştır?

    15) Görev süreniz içerisinde, FETÖ/PDY örgütünü güvenlik açısından tehdit olarak gören herhangi bir rapor ya da bilgi size sunuldu mu? Olduysa, bu örgütle mücadele kapsamında herhangi bir girişiminiz oldu mu?

    16) Refahyol ve AK Parti hükümetleri döneminde MGK toplantılarındaki bilgilendirme sunumları FETÖ ile mi yoksa genel irticai faaliyetlerle mi ilgiliydi?

    17) 15 Temmuz FETÖ darbe ve işgal girişiminin sizce en önemli hedefi neydi?

    18) Görev yaptığınız dönemlerde YAŞ’ta askerler gündemle ilgili önceden bilgilendirme ve onay alıyorlar mıydı? İrticai sebeplerle disiplinsizlik adı altında TSK’dan uzaklaştırılan subay ve astsubayların dosyalarını önceden inceleme imkânınız oluyor muydu? Dosyaların içeriğine hâkim olabiliyor muydunuz? Atılanlar içerisinde o zamanki adıyla “Fetullah Gülen Cemaati mensupları” var mıydı?

    19) FETÖ’nün elebaşı Fetullah GÜLEN’in, “fert” olarak kişilerin ve “gruplar” olarak toplumun dinî duygularına hitap ederek onları ikna ettiği, bir müddet sonra bu samimi duyguları, şahsının veya cemaatin / örgütün menfaatleri doğrultusunda kullandığı müşahade edilmiştir. Din eğitimi ve dinin topluma anlatımında eksiklik ve/veya yetersizlikler olduğu, bu eksiklik ve/veya yetersizliklerin ortaya çıkardığı boşluğun, cemaat ve/veya tarikatlar tarafından doldurulduğu iddia edilmektedir. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

    20) FETÖ’nün elebaşı Fetullah GÜLEN’in, 1970’li yılların başından itibaren örgütlenmeye başladığı bilinmektedir. Örgütün ortaya çıkışı ve özellikle 1970’li yılardaki niyeti ve kuruluş maksadı sizce farklı mıydı? Kanaatinize göre örgüt, devleti ele geçirme hedefini ve darbeci kimliğini sonradan mı edinmiştir?

    21) Türkiye’deki güvenlik ve istihbarat hizmetlerinin MİT, Genelkurmay Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ile Jandarma Genel Komutanlığı arasında bölüşülmüş olması ve dağınık bir görünüm arz etmesinin muhtelif hizmet aksaklıklarına sebep olduğu iddia edilmektedir.

    – Genelkurmay Başkanlığı, MİT’ten istihbarat alamadığını,

    – MİT, asker kişiler hakkında istihbarat toplanmasının kendi mevzuatı açısından mümkün olmadığını,

    – Genelkurmay Başkanlığı ise Emniyet ve Jandarma’dan istihbarat temin etmenin güçlüklerini gündeme getirmektedir.

    – Ayrıca bazı üst düzey bürokratlarca Komisyonumuza verilen beyanlarda kurumsal taassup ya da yetersiz eşgüdüm ve işbirliği sebebiyle kurumların ellerindeki istihbarî bilgileri zaman zaman başka kurumlarla paylaşmaktan imtina ettikleri ifade edilmiştir. Tecrübeleriniz ışığında güvenlik ve istihbarat alanındaki cari kurumsal düzenin eksiklik ve zafiyetleri nelerdir? Bu zafiyetler nasıl giderilebilir? Kurumsal yeniden yapılanma kapsamında güvenlik ve istihbarat kurum ve kuruluşlarının görev ve teşkilatları ile bu kurumlar arasındaki ilişkiler hakkındaki tavsiyeleriniz nelerdir?

    22) FETÖ mensuplarının, başta emniyet teşkilatı, yargı ve orduya ait kadrolar olmak üzere,

    bütün kamu kurumlarına sinsice sızdığı ve 15 Temmuz öncesinde bazı birimlerde söz sahibi olduğu değerlendirilmektedir. İnanç, ibadet ve vicdan özgürlüğü önündeki bazı engeller sebebiyle, insanların dinî inançlarının icaplarını yerine getiremedikleri, kendilerini

    gizledikleri, bu sebeple kamu kurumlarına ancak takiyye yaparak girebildikleri ve halk nazarında da bu tür bir usulün takip edilmesinin belli ölçülerde kabul gördüğü, bu durumun FETÖ’nün devlete sızmasını kolaylaştırdığı ileri sürülmektedir. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

    23) MİT’in 1990’lı yılların başından itibaren sivilleştirilmesinin özellikle askerî istihbaratın toplanmasında zafiyete sebep olduğu yönünde iddialar ileri sürülmektedir. Komisyonumuza beyanda bulunan bazı eski Genelkurmay Başkanları MİT’in askerî yönetici ve personelden tamamen arındırılmasının sakıncalarından söz etmiştir. MİT’te tekrar askerî yönetici istihdam edilmesi, örneğin MİT Müsteşar Yardımcısının bir asker olması önerisi hakkındaki kanaatiniz nedir?

    24) Yetkili makamlarda bulunduğunuz süre boyunca FETÖ’nün kayıt dışı para kaynakları ve transferleri hakkında şüpheleriniz oldu mu? Bu konunun araştırılması talimatı verdiniz mi? Ne tür bilgiler elde ettiniz?

    25) Bakan, Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak görev yaptığınız süre zarfında FETÖ yapılanmasına karşı, birlikte çalıştığınız Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan ya da Genelkurmay Başkanlarıyla herhangi bir değerlendirmeniz oldu mu?

    26) Darbe girişimleri, bürokratik makamların siyasi veya ideolojik gayelerle sistematik olarak ele geçirilmesine yönelik faaliyetler, kamu yetki ve otoritesinin usulsüz ve hukuksuz bir şekilde gasp edilmesi ve siyaset ile kamu hayatına yönelik diğer gayrimeşru müdahale teşebbüslerinin tekerrür etmesini önlemek bakımından, bilgi, gözlem ve tecrübeleriniz ışığında; hukuk, eğitim, din-devlet ilişkileri, güvenlik ve istihbarat gibi alanlarda alınması gereken tedbirler ile kurumsal yeniden yapılanma önerileriniz nelerdir?

    27) Komisyonumuzun çalışma alanıyla ilgili başkaca tespit ve önerileriniz var mıdır?

  • Demirtaş: Hakkımda dava açan savcı ‘FETÖ’den tutuklu!

    Demirtaş: Hakkımda dava açan savcı ‘FETÖ’den tutuklu!

    Selahattin Demirtaş’ın BDP Hakkari Milletvekili olduğu 15 Ekim 2011’de Adana’da düzenlenen BDP il kongresinde yaptığı konuşmada “örgüt propagandası yaptığı” gerekçesiyle hakkında 5 yıla kadar hapis cezası istemiyle Adana 2’inci Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmıştı. Duruşmaya Edirne F Tipi Cezaevi’nden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi’yle (SEGBİS) katılan Demirtaş’ı çok sayıda avukat savundu.

    Demirtaş, dokunulmazlıklarının kaldırılma sürecinin anayasaya aykırı olduğunu belirterek, “Dokunulmazlığın kaldırılması usulünün hem komisyonda hem de genel kurulda ayrı ayrı ele alınarak kaldırılması gerekir. Anayasanın öngördüğü bu usul savunmanın başladığı bu aşamada milletvekilleri için öngörülmüş olan bir haktır. Bir milletvekili için adil yargılama o aşamada başladı. Bizim dokunulmazlıkların kaldırılması ne yargının ne halkın ne de milletvekillerinin isteği ile olmuştur. Cumhurbaşkanının emir ve talimatıyla gerçekleşmiştir” dedi.

    “HAKKIMDA DAVA AÇAN SAVCI FETÖ’DEN TUTUKLU”

    Geçmiş dönemlerde cemaate mensup hakim ve savcıların hükümetin desteğiyle kadrolaştığını öne süren Demirtaş, savunmasında şunları söyledi:

    “Biz bu iki gerekçeden dolayı kendimiz ifade vermeye gitmeyeceğimizi belirttik. Bu yargıya ve devlete kafa tutmak olarak değerlendirilemez. Biz hukuksuzluğa karşı çıktık. Benim hakkımda Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan meclise gönderilen fezlekeyi düzenleyen Başsavcı Vekili Abidin Bozkan, FETÖ soruşturması sebebiyle tutukludur. Fezleke, yaptığım konuşmadan aylar sonra düzenlenmiştir. Fezlekenin düzenlendiği tarihte MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadeye çağırıldığı gündür. Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün beyanından anlaşılacağı üzere Fidan, Gül’ün talimatıyla ifadeye gitmemiştir. Dönemin Başbakanı ve Adalet Bakanının da bu yönde bir talimatı olduğunu beyanlardan anlıyoruz. Bu soruşturmanın siyasi saiklerle yapılmasının söylenmesi üzerine Hakan Fidan, ifadeye gitmemiştir. Şimdi Fidan’ın ifadeye gitmemesi devlete kafa tutmak olmuyor da bizim gitmememiz mi kafa tutmak oluyor. Grubumuz hakkında fezleke düzenlenmiştir. Bunun yüzde 90’ı Fetullahçı yapıya ait savcılar tarafından hazırlanmıştır. Bu tip fezlekeler o dönem devam eden barış sürecine ve Oslo görüşmeleri ile İmralı görüşmelerine darbe vurmak amacıyla yapılmış olan hareketlerdir. O dönemde bu sinsi yapılanma konusunda yaptığımız uyarıları hükümetçe dikkate alınmamış ve devam eden süreç 15 Temmuz darbe girişimine kadar devam etmiştir.”

    “HAKKIMDA 102 FEZLEKE DÜZENLENDİ”

    Hakkında düzenlenen 102 fezlekenin de konuşmalarından kaynaklandığını kaydeden Demirtaş, şöyle devam etti:

    “Dokunulmazlığım kaldırılmıştır ancak kürsü dokunulmazlığı devam etmektedir. Hakimlik teminatında, hakimlerin verdikleri karardan dolayı sorumlu olmayacaklardı ve yargılanmayacakları belirtilmiştir. Aynı şekilde milletvekilinin de söylemiş olduğu sözlerden dolayı yargılanmaları düşünülemez. Milletvekilinin en temel hakkı söz söylemi hakkıdır. O dönem partimin programı dahilinde yapmış olduğum konuşmada partimin propagandası dışında başka bir propaganda yoktur. Ne şiddet çağrısı, ne şiddet övgüsü, ne de şiddete teşvik vardır. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir milletvekilinin bu şekilde suçlanma ile karşı karşıya getirilmesi yargının da siyasetin de ciddiyetine ve güvenirliliğine gölge düşürmüştür.”

    Mahkeme heyeti, Selahattin Demirtaş hakkında “kovuşturmanın ertelenmesi” kararı verdi. Demirtaş’ın 3 yıl içinde benzer nitelikte yeni bir suç işlememesi halinde bu kamu davası düşürülecek.

  • ‘Doğan Holding’in merkez binasında arama’

    ‘Doğan Holding’in merkez binasında arama’

    Doğan Holding’in merkez binasında arama yapıldığı iddia edildi.

    Odatv’de yer alan habere göre polisler sabahın erken saatlerinde Doğan Şirketler Grubu Holding’in Üsküdar’da bulunan merkez binasına geldi.

    Polislerin binada arama yapmaya başladığı iddia edildi.

    Holding kaynaklarından Odatv’ye verilen bilgiye göre polisin arama yapmasının nedeni tutuklanan Ankara Temsilcisi Barbaros Muratoğlu hakkında yürütülen FETÖ soruşturması.

     

  • Sorunların sebebi AKP ve FETÖ işbirliği

    Sorunların sebebi AKP ve FETÖ işbirliği

    AKP’nin kurucularından, eski ekonomiden  sorumlu Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Anayasa Değişiklik Tasarısı, ekonomi ve gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Türkiye’de yaşananların sebebini AKP ile Fetullah Gülen yapılanmasının ortaklığına bağlayan Şener, 15 Temmuz’un ardından Gülen yapılanmasının üzerine gidilmesinin bir şey değiştirmeyeceğini söyledi.

    AKP ve Gülen yapılanmasının işbirliği dönemindeki ana çizgisinin kaybolmadığını savunan Şener, “Böyle bir Türkiye’ye girilmesinde iktidar ile Gülen Cemaati işbirliğinin de önemli payı vardı. Bu işbirliği 2010 ve sonrasında çok koyu bir şekilde işlemiş yargıda, Emniyet’te, istihbarat birimlerinde, TİB’de iktidarın yerleştirmesi sonucunda Gülen’in hakim konumuna gelmiş olması Türkiye’de hukuk devleti, insan hakları ihlallerinin yaşanmaya başladığı bir dönem olmuştur. 15 Temmuz’la birlikte düzenli ve sistematik bir şekilde FETÖ’nün üzerine gidilmeye başlandı. Ama işbirliği dönemindeki ana çizginin kaybolmadığını görüyoruz” ifadelerini kullandı.

    Sözcü gazetesinden Veli Toprak’a konuşan Şener’in açıklamaları şöyle:

    “ERDOĞAN’DAN KAYNAKLI OTORİTER REJİM”

    *Anayasa paketi hayata geçtiğinde nasıl bir Türkiye olacak?

    12 Eylül 1980’den bugüne kadar Türkiye’de hem kamuoyunun hem de siyasetin temel talebi daha fazla demokratikleşmeye olan ihtiyaçtı. Bu son 35 yılın en temel çizgisidir. Fakat Türkiye’nin daha demokratik bir ülke inşa etme projesinin tamamen tersyüz edildiği bir sürece girmiş olduk. Mevcut anayasaya rağmen son yıllarda özellikle Sayın Erdoğan’dan kaynaklı olarak daha da otoriterleşen bir rejim görmeye başlamıştık.

    “TÜRKİYE’NİN 90 YILLIK BİRİKİMLERİNİN GERİSİNE DÜŞÜYORUZ”

    Bütün bunlar paketle şu demektir; yürütme dediğiniz tek bir kişidir, yasama dediğiniz tek bir kişidir, yargı dediğiniz tek bir kişidir. Bu gelen rejimin ne olacağıyla ilgili genel kabul görmüş bir kavramlaştırmaya gidilmedi. Şu kesin, bunun adı demokrasi değil. Geldiğimiz nokta, Türkiye’nin 90 yıllık birikimlerinin gerisine düşüyoruz. Aslında irtica dediğiniz şey budur.

    *Paket TBMM’den geçer mi?

    Buna en fazla dikkat etmesi gereken TBMM’dir. Bunu Erdoğan’ın isteyip istememesi de önemli değil. Sorumluluk Meclis’e, milletvekillerine aittir.

    “TÜRKİYE’NİN BU HALE GELMESİNİN NEDENİ AK PARTİ VE GÜLEN CEMAATİ’NİN ORTAKLIĞI”

    *Böyle bir Türkiye nasıl oldu?

    Böyle bir Türkiye’ye girilmesinde iktidar ile Gülen Cemaati işbirliğinin de önemli payı vardı. Bu işbirliği 2010 ve sonrasında çok koyu bir şekilde işlemiş yargıda, Emniyet’te, istihbarat birimlerinde, TİB’de iktidarın yerleştirmesi sonucunda Gülen’in hakim konumuna gelmiş olması Türkiye’de hukuk devleti, insan hakları ihlallerinin yaşanmaya başladığı bir dönem olmuştur. 15 Temmuz’la birlikte düzenli ve sistematik bir şekilde FETÖ’nün üzerine gidilmeye başlandı. Ama işbirliği dönemindeki ana çizginin kaybolmadığını görüyoruz.

    Nedir o?

    Devletten FETÖ temizleniyor ama hukuk devleti çok daha fazla ihlal ediliyor. Yargı bağımsızlığı daha fazla ortadan kaldırılıyor.

    “AK PARTİ’NİN EN ÜST İSTİŞARE TOPLANTILARI, BANK ASYA‘NIN KIZILCAHAMAM TESİSLERİNDE YAPILDI”

    *AK Parti’nin içindeki FETÖ’cüler temizlenmek istenmiyor mu?

    Sen kendi içini temizlemediğin sürece FETÖ ile mücadele etmiş olamazsın. Bank Asya’da hesabı var, okuluna çocuğunu göndermiş diye hesap soruyor. Sen 10 yıl boyunca partinin en üst istişare toplantılarını Bank Asya’nın Kızılcahamam tesislerinde yaptın, bunu sorgulamayacaksın. Aynı bankaya para yatırmış insanı sorgulayacaksın. Bunda adalet ve eşitlik yok. Sayın Erdoğan’ın etrafında ve kendi teşkilatı içindeki FETÖ’cüleri temizlemesi şart. Yoksa gizli düşmanlarla kuşatılmış olur.

    *AK Parti’de ‘Erdoğan sonrası ne olacak’ tartışması var…

    Bu yetkiyi kime verirseniz verin çok güzel bir şekilde kullanır. Çünkü her şeye müdahale hakkı var.

    *Ne getiriyor?

    Cumhurbaşkanı başbakanlığı da üstleniyor. Hükümeti kendisi kuruyor. Hükümet ve tüm idare bir kişiye bağlı. Yasama organı ortadan kaldırılmış vaziyette. İktidar milletvekillerini belirleyecek olan Cumhurbaşkanı. Bu milletvekilleri hükümetin kuruluşunda güvenoyu vermeyecekler. Meclis’in içinden ve dışından isimler hükümeti kuracak Cumhurbaşkanı.

    Hükümet yanlış işler yapıyor, ülkeyi felakete götürüyorsa Meclis’in hükümeti düşürme hakkı da yoktur.

    *Anayasa değişikliği ile gelen rejimin dünyada örnekleri var mı?

    Aklıma Arap baharının uğradığı ülkeler geliyor. Kuzey Afrika’dan Ortadoğu’ya kadar bunun etkisini yaşayan ülkeler. Libya, Tunus, Yemen, Suriye, Irak ve Mısır.

    *Bu ülkelerde ne vardı?

    Bu ülkelerde tek adam liderliği vardı. 2004 yılında ABD’de G-8 toplantısı yapıldı. Türkiye üye değildi ama gözlemci olarak katıldı. İlk kez bu toplantıda Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP) açıkladılar. Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki ülkelerde ‘tek adamdan demokrasiye geçileceğini’ açıkladılar. Batının dış dinamiklerle etkilemesi sonucunda insan hakları ve demokrasi standardı yükselecek denildi.

    Sayın Erdoğan, BOP’un eş başkanı ilan edildi. Siz bölgenize demokrasi getirmek için eş başkanlığı üstleniyorsunuz, kızdığınız zaman o ülke liderlerine ‘hadi bakalım Esad demokrasiye geç’ diyorsunuz. Sonra da o değiştirmek istediğiniz ülkelerin modeline uygun bir modeli Türkiye’de inşa etmeye çalışıyorsunuz.

    *Ülkemiz için sonuçları ağır olabilir…

    Ortadoğu’yu kasıp kavuran şiddet hareketleri böylesine rejimin ortaya çıktığı ülkelerde gerçekleştirilmişken Türkiye de mi Arap baharı sınırının içine çekilmeye çalışılıyor? Bunun çok ciddi sonuçları olabilir. Bu konuda en fazla düşünecek olan da yasama organıdır.

    *2016’yı ekonomik olarak kötü geçirdik. 2017’de nasıl bir tablo öngörünüz var?

    2002-2007 arasında Başbakan Yardımcısı olarak ekonomiden sorumluydum. Ekonomiye yol haritası çizerdik. Bırakırken geldiğimiz nokta şu idi; Türkiye 800 milyar dolarlık bir milli gelire, kişi başına 10 bin dolara yakın bir gelire ulaşmıştı. Aradan geçti 9 sene. Bir ay önce yapılan hesap değiştirme yöntemini saymazsanız, Türkiye’nin milli geliri bıraktığım 9 yıl öncenin gerisine düşmüştür.

    Kişi başına gelir de 9 yılın gerisinde. Görev yaptığım 5 yılda, yıllık ekonomin büyüme oranı yüzde 6.9’dur. Benden sonraki 9 yılın ortalaması yüzde 3 civarındadır. Önce bu ülkeye ne hale getirmişler bunun hesabını versinler. Ben bırakırken dolar 1.1 lira idi. Şimdi dolar 3.5 lirayı geçti. Paranın değeri 10 para olmuş. Ekonominin rekabet gücü bitmiş. 2017 ekonomik olarak zor geçecek bir yıl olacak.

    “İKTİDARIN YÖNETİM BİÇİMİ ÜLKEYİ ÇÖKERTECEK NİTELİKTEDİR”

    *Bu sıkıntılar nasıl atlatılabilir?

    Ülkenin demokratik niteliğini artırarak yakalarsınız. Tek bir kişinin aklı ülkeyi küresel rekabette en iyi olmaya taşıyamaz. Mümkün olduğu kadar çok aklın, hatta muhalif ve aykırı görüşlerin özgürce haykırdığı öneriler geliştirip, iktidar sahiplerini zorladığı bir ortamı oluşturamadığınız sürece bu ülke ekonomik olarak da çöker. Şu anda iktidarın ülkeyi yönetme biçimi ekonomiyi çökertecek niteliktedir. Üretim tıkandı, üreten ekonomimiz yok. Mülkiyet hakları son derece önemlidir. Sürekli mala el konması sadece cezalandırma anlamına gelmiyor.

    “BU ÜLKEDE BAŞBAKANLAR, BAKANLAR İDAM EDİLDİ AMA MAL VARLIĞINA DOKUNULMADI”

    Bir insan 40 yıl emekli keseneği ödemiş; memur, kamu görevlisi. Siz bunu içeri atıyorsunuz. Suçun şahsiliği ilkesi var. Bütün malına el koyduğunuz gibi emekli maaşını da kesiyorsunuz. Onun evindeki masum çocuğa yaşama hakkı vermiyorsunuz. Bu tür müsadereler iyi değil. 177 yıl önce ilan edilmiş olan Tazminat Fermanı’nda bile müsadere yasaklanmıştır. Bu ülkede askeri darbeler oldu, başbakanlar, bakanlar idam edildi ama mülkiyete dokunmadılar.

  • ‘Roboski’nin siyasi sorumlusu Erdoğan’dır’

    ‘Roboski’nin siyasi sorumlusu Erdoğan’dır’

    CHP’li Sezgin Tanrıkulu, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, 2011’de Uludere’de yaşanan olayı hatırlatarak, 5 yıldır olayın aydınlatılamadığını ifade etti. Olayın birinci yılında, hayatını kaybedenlerin mezarına gittiğini ve bu durumun “PKK’lılara destek veriyor” şeklinde yansıtıldığını aktaran Tanrıkulu, “Roboski için vicdan çağrısında bulunuyorum. Herkese inat, biz yatıp kalkıp Roboski demeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    Tanrıkulu “Herşeyi FETÖ dediler. Buna niye diyemediler. Dönemin Genelkurmay Başkanı Necdet Özel komisyona bile gelmedi. Biz biliyoruz ki bu talimatın siyasi sorumlusu Erdoğan’dır” dedi.    (N.M)

  • Erdoğan açılışına katılmıştı…O patron ‘FETÖ’den tutuklandı

    Erdoğan açılışına katılmıştı…O patron ‘FETÖ’den tutuklandı

    Denizli Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, geçtiğimiz 8 Aralık tarihinde Acıpayam İlçesi’nde yaklaşık 1200 kişinin çalıştığı Aynes Gıda süt fabrikasına FETÖ/PDY soruşturması kapsamında operasyon düzenledi.

    Operasyon kapsamında Türkiye’nin alanında dördüncü büyük şirketi olan kuruluşun yönetim kurulu başkanı Nevzat Serin ile yönetim kurulu üyeleri eski AKP Merkez İlçe Başkanı Mehmet Ali Özkan ile Ayhan Batur’un da aralarında bulunduğu toplam 20 kişi gözaltına alındı. Bu kişilerin evlerinde ve fabrikanın idari bölümünde de aramalar yapıldı, bulunan delillere el kondu.

    Gözaltına alınanlar, ifadelerinin tamamlanmasının ardından Acıpayam Adliyesi’ne sevk edildi. Mahkemeye çıkarılan 20 kişiden aralarında firmanın patronlarının da bulunduğu 19 kişi tutuklandı, 1 kişi ise serbest bırakıldı.

    Mahkeme şirketin yönetim kurulu başkanı Nevzat Serin, yönetim kurulu üyeleri Ayhan Batur, Mehmet Ali Özkan ile Tümay Çalışkan, Suat Hamit Salmaşır, Salih Bilgin, Onur Nayman, Mustafa Bağcı, Metin Tural, Mekke Yassıkaya, Mehmet Uysal, Hüseyin Aktürk, Harun Ekinci, Fatih Dikbakan, Erkan Altındal, Ali Rıza Işık, Alie Öztürk, Eren Yazıcıoğlu ve Hasan Hüseyin Pekdemir’i tutukladı. Tutuklanan yönetim kurulu başkanı Nevzat Serin, cezaevine götürülürken, “Şirketi batıranlar kına yaksın” dedi.

    Tutuklanan kişilerin arasında TÜBİTAK’tan böcek davası nedeniyle ihraç edilen kişilerin de bulunduğu belirtildi. Şirket yönetiminin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde çalışma ofislerine böcek konulması ile ilgili TÜBİTAK’tan ihraç edilen 3 kişiyi, finans ve insan kaynakları ile İstanbul bölümlerinin başına getirildiği iddia edildi. Ayrıca şirket üzerinden yurt dışına FETÖ’ye nakit para aktarıldığı ileri sürülürken, aynı adreste başka bir şirketin kurulu olduğu ve Angola’da faaliyet gösterdiği, şirket yöneticilerinin örgütün şifreli haberleşme sistemi olan ByLock’u da kullandıkları iddia edildi.

    İŞADAMININ 3 OĞLU DA TUTUKLANDI

    Tutuklanan kişilerin arasında bulunan Hasan Hüseyin Pekdemir ile birlikte Pekdemir Marketler Zinciri’nin ortaklarından olan işadamı Cemal Pekdemir’in 3 oğlu da FETÖ kapsamında tutuklanmış oldu. Daha önce Adnan Pekdemir ile Faruk Pekdemir kardeşler tutuklanmıştı.

    Tutuklananlar arasında Mehmet Ali Özkan, daha önce AKP Merkez İlçe Başkanlığı yaptı. Firma, daha önce Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullarda süt dağıtımı ihalesini aldı ve Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki okullarda süt dağıtımını yapmıştı.

    ERDOĞAN AÇILIŞINA KATILMIŞTI

    Bir yıl önce iflas erteleme isteyen firmaya denetçi kayyım ataması da yapılmıştı. Avrupa Birliği’ne Türkiye’den ilk süt ihracatı izni alan ve AB ülkelerine ihracat yapan birkaç firma arasında yer alan şirket, Rusya’ya süt ihracat izni de almıştı.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakanlığı döneminde Aynes firmasına gelmiş ve yapılan ek tesisi törenle açmıştı.

  • Evlilik teklifini reddeden kadını “FETÖ”cü diye ihbar etti

    Evlilik teklifini reddeden kadını “FETÖ”cü diye ihbar etti

    Germencik Adliyesi’nde salı günü yaşandı. Asliye Ceza Mahkemesi zabıt katibi E.K., bir süre ilişki yaşadığı zabıt katibi K.E.’ye evlenme teklif etti. Ancak teklifine, beklediği yanıtı alamayınca soluğu savcılıkta aldı. Sadece eş adayı K.E. değil, aynı zamanda aralarını bozduğunu öne sürdüğü M.S. hakkında da iddialarda bulundu. E.K., K.E. ve M.S.’nin Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğunu bildirdi.

    Konuyla ilgili savcılığın soruşturma başlattığı, K.E. ve M.S.’nin önümüzdeki günlerde soruşturma kapsamında ifade vereceği öğrenildi. Ayrıca bu olay nedeniyle M.S.’nin iki kez rahatsızlanarak hastaneye götürüldüğü belirtildi.

    İddiaların sorulduğu K.E. ise, böyle bir olayın yaşanmadığını söylediği belirtildi.

    Öte yandan, E.K.’nin K.E.’yi tehdit ettiği iddiasıyla da soruşturma başlatıldı. Odatv’nin, olaya ilişkin tutanaklara ulaştığı öğrenildi. Germencik Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tanık olarak ifadesi alınan K.E., zabıt katibi E.K. ile gönül ilişkisi yaşadıklarını daha sonra ayrıldıklarını ancak, E.K.’nin kendisini tehdit ettiğini öne sürdü.

    Zabıt katibi K.E. ve arkadaşı M.E.’yi ihbar eden E.K. ise şüpheli olarak verdiği ifadesinde, suçlamaları reddedip tehditte bulunmadığını öne sürdü.    (N.M)

  • KESK üyesi 41 kişi açığa alındı

    KESK üyesi 41 kişi açığa alındı

    KESK’e bağlı Tarım Orkam Sen, 41 üyesinin açığa alındığını açıklayarak, karara tepki gösterdi. Tarım Orkam Sen Merkez Yönetim Kurulu’ndan yapılan açıklamada, konuya ilişkin bakanlık yetkilileriyle bir görüşme yapıldığı belirtildi. Açıklamada şu bilgilere yer verildi:

    “Sendika Merkez Yönetimi olarak 15/12/2016 Perşembe günü Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yetkilileriyle açığa alma ve ihraçlar nedeniyle bir görüşme gerçekleştirdik. Bakanlığa bağlı kurumlarda görev yaparken hukuksuz bir şekilde açığa alınan dokuz, ihraç edilen üç üyemizin görevlerine dönmesini beklerken öğreniyoruz ki Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün 22/12/2016 tarihli yazısı ile başta 10 Ekim katliamında terör mağduru olan Genel Mali Sekreterimiz Hıdır Demir, Tunceli İl Temsilcimiz Eren Turan, Şanlıurfa Şube Yöneticimiz Perihan Esra Ulusoy, Kars İl Temsilcimiz Savaş Güneşyüz, Muş İl Temsilcimiz Fatih Sonduk, Malatya İl Temsilcimiz Ali Rıza Deprem, Ağrı İşyeri Temsilcimiz Cengiz Oruç, Mersin Şube Yöneticimiz Vejdi Cengiz ve İstanbul Şube Yöneticimiz Gürol Şimşek olmak üzere toplamda 41 üyemiz FETO/PDY terör yapılanması ile ilişkilendirilerek açığa alınmıştır.”

    ‘GÖRÜŞME SONRASI GEREKÇE DEĞİŞTİRİLDİ’ İDDİASI  

    Açıklamada, şu bilgilere de yer verildi: “Telefonda görüştüğümüz Personel Genel Müdürüne üyelerimizle bu örgüt arasında ne şekilde bağ kurulabildiğini sorduktan sonra Bakanlık yazısının içeriği değiştiriliyor. FETO/PDY terör yapılanmasının yanına diğer terör örgütleri ibaresi ekleniyor, İl Müdürlüklerine ve ilgili kurumlara yeniden fakslanıyor. Soruyoruz hangi terör örgütleri? Nasıl bir bağ kuruldu? Delilleriniz nelerdi? Niçin soruşturma bile yapmadığınız çalışanları açığa aldınız? Yasal bir sendikanın üyeliği dışında hiçbir terör yapılanmasıyla bağı olmayacak üyelerimizi neye dayanarak ve ne ile iltisaklı, irtibatlı yada müzahir oldukları iddiasına hükmettiniz?”