Etiket: galatasaray lisesi

  • Cumartesi Anneleri, 28 yıl önce kaybedilen Gülünay’ın akıbetini sordu – VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 28 yıl önce kaybedilen Gülünay’ın akıbetini sordu – VİDEO

    Gözaltında 28 yıl önce kaybedilen babası Hasan Gülünay’ın akıbetini soran Deniz Gülünay, “Mevsimlere, aylara sığmayan bir mücadele verdik. Yaşadığım sürece bunun hesabını devletten soracağım” dedi.  

    Haberin Videosu

    Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 799’uncu haftasında gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sordu ve faillerin cezalandırılmasını istedi. Bu haftaki eylem de koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle sosyal medya üzerinden canlı yayınla yapıldı. Bu hafta, 20 Temmuz 1992’de Tarabya’daki evinden çıktıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan Hasan Gülünay’ın akıbeti sorularak, adalet talebinde bulunuldu.

    Bu haftaki açıklamayı Cumartesi İnsanlarından Ümit Tekay Dişli okudu.

    “CEZASIZLIK ZIRHINI AŞILMIYOR”

    Temel hak ve özgürlüklerin korunması, hukukun üstünlüğünün sağlanması ancak geçmişte yaşanan ağır insan hakları ihlalleri üzerindeki cezasızlığın son bulmasıyla mümkün olacağını söyleyen Dişli, ancak Türkiye’de cezasızlık bir devlet politikası olarak uygulandığını vurguladı. Devletin politikaları veya eylemlerinden doğan gözaltında kaybetmelerin, yine devletin kurumlarının işbirliği içinde örtbas edildiğini belirten Dişli, “Devlet, anayasal yükümlülüklerini yerine getirmediği için cezasızlık zırhı aşılamıyor. Bunun sonucunda da ne gözaltında kaybedilen insanlarımıza ne de adalete ulaşılamıyor” dedi.

    BİR DAHA GERİ DÖNEMEDİ

    Bu haftaki adalet taleplerinin 28 yıldır karşılık bulmadığı Hasan Gülünay dosyasıyla kamuoyu önünde olduklarını anımsatan Dişli, “23 Mayıs 1992’de Artvin’de gözaltına alındıktan sonra işkenceyle öldürülen Ali Ekber Atmaca’nın üzerinden İstanbul’da aynı mahallede yaşadığı Hasan Gülünay’ın kimliği çıktı. Bu nedenle 32 yaşındaki 4 çocuk babası Gülünay polis tarafından aranmaya başlandı. Eşine bir süredir polis tarafından takip edildiğini söyleyen Gülünay, 20 Temmuz 1992 günü Tarabya’daki evinden işyerine gitmek üzere çıktı ve bir daha geri dönemedi” diye belirtti.

    ‘GÖZALTINDA KAYBEDİYORLAR’ DİYE BAĞIRDI

    Hasan’ın iş yeri telefonunu arayan bir kişinin, Terörle Mücadele Şubesi’nden aradığını söyleyerek Gülünay’ın gözaltında olduğu bilgisini verdiğini hatırlatan Dişli, şöyle devam etti: “Ancak Savcılık ve İstanbul Emniyeti’ne başvuran aileye, Hasan’ın gözaltında olmadığı, arandığı söylendi. Bunun üzerine aile memleketlileri olan ve o dönem İstanbul Emniyeti’nde üst düzey yetkili olan Hüseyin Kocadağ’la görüştü. Kocadağ aileye ‘Hasan Gülünay sağ, içeride işkence yaraları iyileştikten sonra gözaltına alındığını açıklayacaklar” dedi. Aile bu bilgiyi kamuoyuna duyurdu. Hasan’la aynı tarihlerde İstanbul Emniyet  Müdürlüğü’nde sorguda olan bir tanık, yüzünü görmediği bir kişinin işkencede ‘Ben Hasan Gülünay beni gözaltında kaybetmeye çalışıyorlar!’ diye bağırdığını açıkladı. Bu iki açıklamanın ardından hem ailenin hem de tanıklık yapan kişinin evleri polis tarafından basıldı ve konuşmamaları için tehdit edildiler.”

    DOSYA AİHM’DE 

    Dişli, ailenin bütün başvurularının cevapsız kalındığını söyleyerek, dosya hakkında şu bilgileri paylaştı: “Yargı makamları,  güvenlik güçleri tarafından verilen bilgilerle yetindi. Olayla ilgili delilleri toplamadan, tanıkları dinlemeden ve etkili bir soruşturma yürütmeden zaman aşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdi. Karara yapılan itiraz reddedildi. Dosya 2013’de Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşındı.  AYM de davada AİHM’nin zorla kaybetmelerle ilgili kabul ettiği delil standartlarını uygulamadı. 21 Nisan 2016’de yalnızca ‘yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edildiğine’ hükmetti. Ancak bu ihlalin de sonuçlarının ortadan kaldırılması için zamanaşımını gerekçe göstererek etkili bir giderim yolu sunmadı. Dava AİHM’e taşındı.”

    “YÜKÜMLÜLÜKLER YERİNE GETİRİLSİN”

    Gülünay için hakikat ve adalet çağrısında bulunduklarını yinelediklerini sözlerine ekleyen Dişli, “Gözaltında kaybetme devam eden bir insan hakkı ihlali niteliğindedir. Gülünay dosyasının zamanaşımı gerekçe gösterilerek kapatılması uluslararası insan hakları hukukuna aykırıdır.  Gülünay’ın güvenlik güçlerince gözaltına alındığını ve onların kontrolleri altında öldüğünü doğrulamaya yetecek ciddi, belirgin ve tutarlı emareler mevcuttur. Hakikatın açığa çıkarılması ve adaletin sağlanması için eksik olan şey siyasi ve adli iradedir. Bu yüzden bir kez daha siyasi ve adli makamları Gülünay’ın akıbetinin açıklanması, faillerinin cezalandırılması için uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeye çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

    KUŞAKTAN KUŞAĞA DEVAM EDİYOR

    Ardından söz alan Hasan Gülünay’ın kızı Deniz Gülünay da, “Kayıplarımızı akıbetini sorma gayemiz kuşaktan kuşağa devam ediyor. Babamı kaybettiğimizde biz daha küçüktük ve annemizin o meydan da neden oturduğunun farkında bile değildik. O zaman küçük olan bizler bu mücadelenin öznesi haline geldik. Babam gözaltına kaydedildiğinde bizlerde bütün kayıp yakınları gibi bizlerde bir travma yaşadık. Kaybedilen yakınımızın gelmeyeceği artık bir travmayken onun artık bir mezara sahip olamayacağını bilmek ayrı bir travma olduğunu düşünüyorum” dedi.

    MEVSİMLERE SIĞMAYAN BİR MÜCADELE

    “Yaşadığımız bütün bu travmalara rağmen mücadeleye sarılmamız bize güçlü kıldı. O meydanda oturan ailelerle kocaman bir aile olduk” diyen Gülünay, şöyle devam etti: “Kocaman bir aileye sahip olmanın verdiği güçle mücadelemiz bugünlere kadar devam etti. Mevsimlere, aylara sığmayan bir mücadele verdik ve halen vermeye devam ediyoruz. Yaşadığımız bunca baskı ve yasaklamalara rağmen kayıplarımızı aramaktan vazgeçmedik. Ben yaşadığım sürece bunun hesabını devletten soracağım. Hasan Gülünay’ın ismini katillere unutturmayacağım.”

    KARANLIKTA BIRAKILMAK İSTENİYOR

    İHD İstanbul Şube Başkanı ve aynı zamanda Hasan Gülünay dosyasının avukatlarından Gülseren Yoleri ise, Hasan Gülünay dosyası hakkında bilgilendirmelerde bulunarak, dosyanın 2016 Kasım ayından bu yana AİHM’de olduğunu söyledi. Birçok gözaltında kaybedilenler gibi Gülünay’ın akıbetinin de karanlıkta bırakılmaya çalışıldığını belirten Yoleri, ancak hukuki ve toplumsal mücadeleyle devletin bu cezasızlık politikasının son bulabileceğine inandığını ifade etti.

  • Cumartesi Anneleri 36 yıldır bedeni bulunmayan Tepeli’nin akıbetini sordu

    Cumartesi Anneleri 36 yıldır bedeni bulunmayan Tepeli’nin akıbetini sordu

    Cumartesi Anneleri eyleminde 36 yıl önce yaralı halde karakola götürülen ve ölmesinin ardından defnedilmesine rağmen mezar yeri bilinmeyen öğretmen Maksut Tepeli’nin akıbeti soruldu. Tepeli’nin eşi Şehriban Tepeli, “Ömür boyu bu yasla, adaletsizlikle yaşamak istemiyorum” diyerek, mezar yerini sordu.

    Kayıplarının akıbetini öğrenmek ve faillerin yargılanması talebiyle yıllardır eylem yapan ancak 700’üncü haftadan bu yana Galatasaray Meydanı’na çıkmalarına izin verilmeyen Cumartesi Anneleri, 776’ncı hafta eylemini İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu sokakta yaptı. Eyleme, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Oya Ersoy, Musa Piroğlu ve Filiz Kerestecioğlu ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun yanı sıra çok sayıda kayıp yakını, kişi ve kurum temsilcisi katıldı. Polisler tarafından ablukaya alınan sokakta, kayıp yakınları üzerinde kayıpların fotoğraflarının bulunduğu tişörtler giyip, kayıpların fotoğraflarıyla birlikte karanfiller taşıdı. Bu hafta, 36 yıl evvel İstanbul’daki Gayrettepe Siyasi Şube’de kaybedilen öğretmen Maksut Tepeli’nin akıbeti soruldu.

    İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon üyesi Maside Ocak, gözaltında kaybetme, antidemokratik devletlerin hak ve özgürlük talep edenleri bastırma ve sindirme amacıyla uyguladığı bir şiddet yöntemi olduğunu belirterek, “İnsan haklarının etkili bir biçimde korunduğu bir sistem oluşturulmadan, yurttaş olarak yaptığımız hukuki girişimlerin adalet temelinde sonuçlandırılması sağlanmadan, bu topraklar demokrasiden ve insan haklarından hep uzak olacaktır. O yüzden kayıp dosyalarındaki cezasızlık yalnız bizim değil, tüm yurttaşların sorunudur. Türkiye’nin sorunudur” dedi.

    YARALI HALDE GÖZALTINA ALINDI

    Akıbetini sordukları Maksut Tepeli’nin görevini layıkıyla yapan bir öğretmen olduğunu ifade eden Ocak, “Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) üyesiydi. 4 Şubat 1980 tarihinde görev yaptığı Erzincan’da tutuklandı, 4 ay cezaevinde kaldı. Cezaevinden çıktıktan sonra İstanbul’a taşındı. Maksut Tepeli, 2 Şubat 1984 tarihinde İstanbul/Küçükbakkalköy’deki arkadaşının evine gitti. Eve yaklaştığında kapının kırık olduğunu fark ederek oradan uzaklaşmaya çalıştı. İçeride karakol kuran polisler tarafından açılan ateş sonucu yaralandı. Yoğun kan kaybetmesine rağmen hastaneye değil, bir battaniye içinde Gayrettepe Siyasi Şube’ye götürüldü” diye anlattı.

    36 YILDIR BEDENİ BULUNAMADI

    Aynı dönemde gözaltında bulunan üç tanığın beyanlarına göre Tepeli’nin, 5 Şubat 1984 tarihinde Gayrettepe Siyasi Şube’de gördüğü ağır işkence sonucu koma halinde Haydarpaşa Askeri Hastanesi’ne kaldırıldığını ve kendisinden bir daha haber alınamadığını söyleyen Ocak, gözaltına alındığı inkar edilen Tepeli’nin izini süren ailesi ve avukatlarının olaydan uzun yıllar sonra 6 Şubat 1984’de Haydarpaşa Numune Hastanesi’nde öldüğü bilgisine ulaştıklarını aktardı. Ocak, “Üç yıllık ısrarlı girişimler sonucunda da resmi makamlar, Maksut Tepeli’nin Helvacıdede Mezarlığı’na defnedildiğini açıkladı. Ancak mezar yeri bilgisini vermedi. 36 yıldır Maksut Tepeli’nin bedeni bulunamadı” şeklinde konuştu.

    “HUKUKİ BİR SÜREÇ İŞLETİLEMEDİ”

    Maksut Tepeli’nin gözaltında kaybedilmesiyle ilgili bugüne kadar etkin bir soruşturmanın yürütülmediğinin altını çizen Ocak, “Tanıklara rağmen, belgelere rağmen ailenin şikâyeti üzerine açılan üç soruşturma da takipsizlikle sonuçlandı. Maksut Tepeli’nin yaralanması ve sorgulanmasında görevli polisler Rahmi Kaya, Servet Bozkurt, Hasip Dönmez, Zafer Elemen, Şeyhmuz Altın, İlhami Öztürk ve Hikmet Taşdelen hakkında hukuki bir süreç işletilmedi” diye belirtti.

    “YÜREĞİM MEZAR BELLEDİĞİM GALATASARAY’DA”

    Ardından eyleme sağlık sorunları sebebiyle katılamayan Maksut Tepeli’nin eşi Şehriban Tepeli’nin mektubu okundu. Tepeli’nin mektubu şu şekilde: “Sevgili mücadele arkadaşlarım, sağlık sorunlarımdan dolayı bugün aranızda değilim. Aklım sizlerle birlikte ama yüreğim her hafta olduğu gibi mezar yeri bellediğim Galatasaray’da. İstanbul’a geldiğimiz zaman ailemizin diğer fertleri yakınlarımızın mezarına giderken, ben elimde karanfilimle Galatasaray’da alıyordum soluğu. 36 yıldır önce ‘Maksut’u biz almadık’ dediler, tanıkların ısrarı sonucu Maksut’un yaralı halde gözaltına alındığı ve işkenceden geçirildiği ortaya çıktı.

    Gerçeklerin er geç açığa çıkmak gibi bir huyu vardır. Israrlarımız sonucunda Maksut’un 31 yıl sonra Helvacıdede Mezarlığı’na kimliği meçhul kişi olarak gömüldüğü de açığa çıktı. Biz gerçekleri biliyoruz, Mahkemeler de biliyor. Adli makamların gereğini yapmasını istemek, adalet istemek için Galatasaray’a çıkmanın yasaklanması hangi yasaya uyuyor anlayamıyorum. Yasımızı paylaştığımız alana bırakılmamak, engellenmek ne insanlığa ne de vicdana sığıyor. Bunu görmüyor musunuz?

    “36 YILDIR SORDUĞUM SORULARA CEVAP ALAMADIM”

    36 yıldır eşimle ilgili sorduğum hiç bir soruya cevap alamadım. Eşim gözaltına alındığında 2,5 yaşında olan kızımın sorduğu sorulara cevap veremedim. Şimdi torunlarımın soruyor aym soruları. Sevdiğime, eşime ait mezar yerine ulaşmak istiyorum artık. Çocuğuma söyleyemediğim, burası bizim mezarımız sözünü torunlarıma söylemek istiyorum.

    Mahkeme tutanaklarında Maksut’a işkence yapanlar biliniyor. Bir inşam öldürmek bu kadar kolay olmamalı. Yargılanıp cezalandırılsınlar artık. Ömür boyu bu yasla, adaletsizlikle yaşamak istemiyorum. Sorumlu olan herkes artık yargılanarak hesap vermeli. Hepinizi özlemle kucaklıyorum. Ve bir kez daha unutmayacağız, vazgeçmeyeceğiz diyorum.”

    Mektup okunmasının ardından eylem sona erdi. (Mezopotamya Ajans)

  • Eczacı Ayşenur Şimşek’in failleri soruldu – VİDEO

    Eczacı Ayşenur Şimşek’in failleri soruldu – VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 774’üncü hafta eylemlerinde 25 yıl önce gözaltına alınıp işkenceyle öldürülen ve cenazesi yol kenarına atılan eczacı Ayşenur Şimşek için bir araya geldi. 

    Kayıpların akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerinin 774’üncü haftasında Galatasaray Meydanı’nda buluşmak isteyen Cumartesi Anneleri, bir kez daha engellendi. Cumartesi Anneleri, engelleme üzerine polis ablukasına alınan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu sokakta eylemlerini gerçekleştirdi. Cumartesi Anneleri, üzerinde kayıpların fotoğraflarının olduğu tişörtler giyerek, gözaltında kaybedilenlerin fotoğraflarıyla karanfiller taşıdı. Eyleme çok sayıda kişi destek verdi. Bu hafta 1995 yılında gözaltına alınan ve işkence edilerek katledilen eczacı Ayşenur Şimşek’in faillerinin açığa çıkarılması istendi.

    Bu haftaki basın açıklamasını okuyan İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon üyesi Besna Tosun, gözaltında katledilen ve Kırıkkale yolu kenarına bırakılan eczacı Ayşenur Şimşek’in faillerinin açığa çıkarılmasını istedi. Şimşek’in 90’lı yıllarda sağlık emekçilerinin örgütlenme çalışmalarında yer aldığını ve dönemin Sağlık-Sen Ankara Şubesi kurucu başkanı olduğunu belirten Tosun, Şimşek’in çalışmaları yürüttüğü sırada iki kez gözaltına alındığını ve ağır işkenceye maruz kaldığını anlattı. Şimşek’in ailesinin o dönemlerde sık sık telefonlarla tehdit edildiğine değinen Tosun, “Ayşenur’un ailesini defalarca telefonla arayan kişiler ‘Bu işleri bırakmazsa sonu kötü olur’ diyerek tehditlerde bulundu. Hakkında yakalama kararı çıkartılan Ayşenur’un babası iki defa karakola çağrılarak ‘Kızın gelip teslim olsun yoksa onun için hiç iyi olmayacak’ diye tehdit edildi. Ailesi son olarak 24 Ocak 1995 tarihinde Ayşenur’la görüştü ve o tarihten sonra kendisinden bir daha haber alınamadı. Bunun üzerine emniyete, savcılığa ve İçişleri Bakanlığı’na başvuran aileye, ‘Gözaltına alınmamıştır’ denildi. Tüm yasal girişimleri sonuçsuz kalan aile, 21 Mart 1995 tarihinde yaptıkları basın açıklaması ile arama kampanyası başlattı” diye konuştu.

     “HEMEN ŞİMDİ ETKİLİ SORUŞTURMA”

    Arama kampanyası devam ederken 11 Nisan 1995 tarihli Milliyet gazetesinde Kırıkkale’de bir kadın cenazesi bulunduğu haberinin yayınlandığını söyleyen Tosun, bu haber üzerine Kırıkkale Savcılığı’na başvuran ailenin kızlarının bedenine Kırıkkale Kimsesizler Mezarlığı’nda ulaştığını ifade etti. Tosun şöyle devam etti: “Otopsi raporuna göre 28 Ocak 1995 tarihinde öldürülen Ayşenur Şimşek’in bedeninde işkence izleri vardı. Kafasından ve göğsünden ateşli silahla yakın mesafeden vurularak öldürülmüş ve 29 Ocak 1995 tarihinde Kırıkkale yolu kenarında bulunmuştu. Daha önce gözaltına alındığı için emniyette parmak izi bulunmasına rağmen Ayşenur’un cansız bedeni üç hafta boyunca morgda bekletildikten sonra ‘kimliği meçhul kişi’ olarak gizlice Kırıkkale kimsesizler mezarlığına defnedilmişti. 25 yıldır Ayşenur Şimşek dosyasında maddi gerçeği açığa çıkarmayı ve ceza adaletini sağlamayı mümkün kılacak etkinlikte bir soruşturma yürütülmedi. Savcıları göreve çağırıyoruz. Gözaltında kaybetme süresiz biçimde soruşturmaya açık bir suçtur. Hemen şimdi Ayşenur Şimşek dosyasında etkin bir soruşturma başlatılsın.”

    “ONLAR BİZİM ONURUMUZ”

    Ardından konuşan Şimşek’in ablası Fatma Şimşek, faillerin halen yargı önüne çıkarılmamasına tepki göstererek, şunları söyledi: “Aslında yok etmeye çalıştıkları kendi kirli düzenlerinin sonunu getirecek olan devrimci iradeydi. Ama bugün görüyoruz ki, o irade burada Ayşenur ve yoldaşları onurumuz olarak en yüce değerlerle anılırken, onlar tarihin kirli bataklığında kendilerini gizlemek zorunda kalıyorlar. Kurdukları tiyatro mahkemelerde hile ve yalanlarla kendilerini akladıklarını zannederken Ayşenur’un attığı aydınlık tohumlar tüm ışığıyla büyüyor, gelişiyor ve dimdik karşılarında durmaya devam ediyor. Onlar yok oluncaya kadar da devam edecek. Kahrolsun faşizm karanlığı. Yaşasın ezilenlerin kardeşliği.”

    Gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın ağabeyi Hüseyin Ocak da Ayşenur’un yaşam hikayesine dair kısa bir konuşma yaptı. Besna Tosun ise muhalif gazetecilerin sarı basın kartlarının iptal edilmesine değinerek, bunun korku zihniyetinin sürdüğünün kanıtı olduğunu ekledi.

    Konuşmaların ardından eylem sona erdi.

  • Cumartesi Anneleri: Kayıplarımız sistemin aynasıdır

    Cumartesi Anneleri: Kayıplarımız sistemin aynasıdır

    Cumartesi Anneleri bu hafta, Siverek’te 26 yıl önce gözaltında kaybedilen Hüseyin Taşkaya’nın akıbetini sordu. Taşkaya’nın oğlu, “Kayıplarımız sistemin aynasıdır. Bu aynayı ne kadar görmek istemeseler de biz buradayız” dedi.

    Kayıpların akıbetini sormak ve faillerinin yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerinin 767’nci haftasında Galatasaray Meydanı’nda buluşmak isteyen Cumartesi Anneleri, bir kez daha engellendi. Cumartesi Anneleri, polis ablukasına alınan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu sokakta eylemlerini gerçekleştirdi. Cumartesi Anneleri, üzerinde kayıpların fotoğraflarının olduğu tişörtler giyerek, karanfiller taşıdı. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Ahmet Şık, HDP İstanbul İl Örgütü Eşbaşkanı Elif Bulut ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Sezgin Tanrıkulu eyleme destek verdi.

    Bu haftaki eylemde 6 Aralık 1993 yıllında Urfa’nın Siverek ilçesine bağlı Bağlar Mahallesi’nde amcasının evinde gözaltına alınarak, kendisinden bir daha haber alınamayan Hüseyin Taşkaya’nın akıbeti soruldu.

    “ANAYASAL HAKKIMIZ YOK SAYILIYOR”

    Bu haftaki açıklamayı okuyan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, bireylerin her türlü hak ihlalinden arındırılmış bir hayat sürmeleri, en temel anayasal hak olduğunu vurguladı. Hiç kimsenin korku, endişe ve belirsizlik duygusuyla yaşamaya mahkûm edilemeyeceğini dile getiren Yoleri, “Hiç kimse bir hak ihlaline uğradığında etkili hak aram güvencesinden mahrum bırakılamaz. Herkesin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme ve uğradığı haksızlığın giderilmesini talep etme hakkı vardır. Ancak bizim Anayasa’nın ve evrensel hukukun güvencesindeki bu haklarımız yok sayılıyor. Sahip olduğumuz hak ve özgürlüklere hukukun ilke ve esaslarına aykırı bir şekilde müdahale ediliyor. Herkese karşı dürüst, eşit ve tarafsız davranmakla yükümlü olan kamu görevlileri bize karşı keyfi, taraflı ve önyargılı hareket ediyor. Hukuk devleti, insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyan, adalete ve eşitliğe uygun bağımsız bir hukuk düzeni kuran devlettir. Artık yeter kayıplarımıza ve adalete ulaşmak için hukuk devleti istiyoruz” diye belirtti.

    TAŞKAYA’NIN AKIBETİ SORULDU

    6 Aralık 1993 yıllında Siverek’e bağlı Bağlar Mahallesi’nde amcasının evinde gözaltına alınarak, bir daha haber alınamayan Hüseyin Taşkaya’nın akıbetini sormak için bir araya geldiklerini ifade eden Yoleri, Taşkaya dosyasındaki inkar ve cezasızlığın artık son bulması gerektiğini söyledi. Taşkaya’nın yaşam öyküsünü anlatan Yoleri, şöyle devam etti: “42 yaşındaki 4 çocuk babası Taşkaya, Siverek’te yaşıyordu. 1990’lı yıllarda tamamen Bucak Aşireti’nin hâkimiyetinde olan Siverek’te ağır hak ihlalleri yaşanıyordu. Müteahhit olan ve çevresinde sözüne itibar edilen Taşkaya, bu ihlalleri eleştirdiği için güvenlik güçlerinin ve Bucak Aşireti’nin hedefindeydi. Taşkaya, 6 Aralık 1993 tarihinde Siverek Bağlar Mahallesi’ndeki amcasının evinden askerler, polisler ve Bucak aşiretine mensup korucular tarafından gözaltına alındı. Gözaltı işlemini gerçekleştiren 30 araçlık konvoya Siverek Jandarma Karakol Komutanı Üsteğmen Ahmet Şentürk komuta ediyordu.”

    “BİZDE YOK SEDAT BUCAK’A SORUN”

    Hüseyin Taşkaya’yı sormak için ailesinin jandarmaya, emniyete, savcılığa ve valiliğe başvuru yaptığını anımsatan Yoleri, “Askeri yetkililer gözaltı işleminden kısa bir süre sonra Taşkaya’nın polisler tarafından götürüldüğünü söyledi. Emniyet ‘Bizde yok Sedat Bucak’a sorun’ dedi. DYP milletvekili, aşiret reisi- korucubaşı Sedat Bucak  ‘Bizim ekip almış fakat devlete teslim etmiş; bundan sonra haberimiz yoktur, devlet biliyor’ dedi. Olayı soruşturmak, suçu ve suçluyu açığa çıkarmakla görevli Siverek Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, akrabalarının ve bütün mahallelinin tanıklığında gerçekleşmesine rağmen Taşkaya’nın gözaltma alınmasını ailenin soyut iddia olarak değerlendirmesinde bulundu. Ailenin tüm başvuruları sonuçsuz kaldı. Taşkaya’dan bir daha haber alınamadı” ifadelerini kullandı.

    “TAŞKAYA AKIBETİNİ AÇIKLAYIN”

    Taşkaya’nın gözaltında kaybedilmesinden korucubaşı Sedat Bucak başta olmak üzere korucular Ahmet Bucak, Ahmet Ersin Bucak, Halil Beyazkaz, Kemal Üzeyroğlu, İsmet Özeyranoğlu ve Mustafa Üzeyroğlu sorumlu olduğunu vurgulayan Yoleri, “Hüseyin Taşkaya’nın gözaltında kaybedilmesinden dönemin Siverek Jandarma Karakol Komutamı Üsteğmen Ahmet Şentürk, Siverek kaymakamı Celalettin Yüksel, Urfa Jandarma Alay komutanı Seral Saral, Jandarma Asayiş Bölge Komutanı Korgeneral Hasan Kundakçı, Urfa Emniyet Müdürü Mehmet Cebe, Urfa Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube Müdürü Mustafa Tekin, Urfa Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Fidanboy, Urfa Valisi Tevfik Ziyaeddin Akbulut sorumludur” dedi.

    Taşkaya’nın gözaltında kaybedilişinin 26’ncı yıllında iktidarı ve adli makamları göreve çağırdıklarını ifade eden Yoleri, “Hüseyin Taşkaya dosyasındaki cezasızlığa son verin. Etkin soruşturma ve kovuşturma faaliyeti sonucunda Taşkkaya’nın akıbetini açıklayın. Onun gözaltında kaybedilmesine neden olanları adil bir biçimde cezalandırın” diye belirtti.

    “KAYIPLARIMIZ SİSTEMİN AYNASIDIR”

    Açıklamanın ardından söz alan Hüseyin Taşkaya’nın kızı Serpil Taşkaya ise, 26 yıldır bu mücadele içinde yer aldığını belirterek, “Bu mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz. Hiçbir vasfı olmayan insanlara güç verirseniz o gücü vahşice kullanır. Benim babam ve diğerleri, hiçbir vasfı olmayan insanlar tarafından aldıkları güce dayanarak katledildi” diye kaydetti.

    Ardından konuşan Hüseyin Taşkaya’nın oğlu Şerif Taşakaya da, babasının yüzlerce tanığının olduğu bir yerde gözaltına alındığını söyledi. Taşkaya, “Urfa’da bir şey elde edemedik. Ondan sonra 1995’te Galatasaray Meydanı’nda kayıplarımızı aramaya başladık. Kayıplarımızın katilleri olan Mehmet Ağar, Tansu Çiller dönemlerini arar olduk. Kayıplarımız sistemin aynasıdır. Bu aynayı ne kadar görmek istemeseler de biz buradayız” dedi.

    Dün babasının ölüm yıl dönümünü olduğunu hatırlatan Taşkaya, “Babamın kaybedilişin 26’ncı yılı, anamadık. Çünkü biz bu ölümü kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı.

    “HESAPLAŞMADAN GİTMEYECEĞİZ”

    Daha sonra söz alan Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç, annesi Asiye Karakoç’un kardeşinin akıbetini soramadan yaşamını yitirdiğini dile getirerek, “Onların bıraktığı yerden mücadele edeceğiz. Sesimizi kısmaya çalışanlar utansın. Bize terörist diyenleri, o annelerin ahı tutsun. Sizler iflah olmayın, yaşam yüzü görmeyin. Sizinle hesaplaşmadan gitmeyeceğiz. Size rahat ve huzur vermeyeceğiz” şeklinde konuştu.

    HARBİYELİ ANNELER’DEN ZİYARET 

    Eylemden sonra Harbiyeli Anneler, İHD binasına gelerek Cumartesi Annelerini ziyaret etmek istedi. Polisin engellemesiyle karşılaşan Harbiyeli Anneler ile polisler arasında kısa süreli bir gerginlik yaşandı. Harbiyeli Anneler, Genel Bilgi Taraması (GBT) kontrolünden geçildikten sonra Cumartesi Anneleri ile görüşebildi.

  • Soylu’ya: Cumartesi Anneleri’nin talepleri neden karşılanmamaktadır?

    Soylu’ya: Cumartesi Anneleri’nin talepleri neden karşılanmamaktadır?

    PİRHA – CHP Mersin Milletvekili ve Anayasa Komisyonu Üyesi Ali Mahir Başarır, Cumartesi Anneleri’ne yönelik iktidarın yapmış olduğu baskıcı uygulamaları meclis gündemine taşıdı.

    CHP’li Ali Mahir Başarır, Cumartesi Anneleri’ne yönelik iktidarın yapmış olduğu baskıcı uygulamaları İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yazılı olarak yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. Soru önergesinde; faili meçhul cinayetlerin neden araştırılmadığını ve Cumartesi Anneleri’nin taleplerinin hangi gerekçeyle karşılanmadığı sorularına yanıt aradı.

    CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır yazılı soru önergesinde ;

    “Cumartesi Anneleri, 27 Mayıs 1995’ten beri her Cumartesi saat 12.00’de kayıp yakınlarının akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda toplanıyorlardı. 1995-1999 yıllarında “Kayıplar son bulsun, kayıpların akıbeti açıklansın, kaybedenler bulunsun ve yargılansın” talebiyle Galatasaray lisesi önünde eylemlerine devam ederlerken, 170. haftadan 200. haftaya kadar 30 hafta boyunca polis saldırısına uğrayan anneler saçlarından sürüklenerek polis araçlarına bindirilmesinin yanı sıra toplam bin 93 kişi de gözaltına alınmıştır. 10 yıllık aradan sonra 31 Ocak 2009’da Cumartesi oturmaları yeniden başlamış ve kesintisiz olarak devam etmektedir.

    Yıllardır her Cumartesi yaz-kış, sıcak soğuk demeden kayıplarının akıbetini soran yakınlarına 25 Ağustos 2018 tarihinde yani 700. Haftasında izin verilmemiş ve ilk kez 27 Mayıs 1995’te Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemini başlatan Hasan Ocak’ın annesi ile birlikte çok sayıda kişi gözaltına alınmıştı. 704 haftadır; bütün baskılara, gözaltılara ve dayaklara rağmen eylemlerinden vazgeçmeyen Annelerin oturmasına 705. Haftasında da izin verilmedi.

    700’üncü haftadan bu yana Galatasaray Lisesi önünde oturma eylemi yapmasına izin verilmeyen Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği’nin bulunduğu Çukurluçeşme Sokağı’nda polisler tarafından engellenirken, Cumartesi Anneleri’ni İHD binasına girmesi için uyarmış basın mensuplarını ise alandan uzaklaştırmıştır. Basın emekçileri, görüntü alınması ve haber takibi yapmalarına izin verilmemesine rağmen İHD binasından çekim yapmışlardır. Cumartesi Anneleri ise polis kalkanlarının altında İHD binası önünde açıklamasını gerçekleştirmiştir.

    Unutulmasın ki ne anneler ne de yakınları, mücadelelerinde vazgeçmeyecektir. Yıllardır yakınlarının akıbetini sordukları ve hak aradıkları Galatasaray Meydanı’nda haklarını aramaya ve sorumlular yargılanmaktan kurtulamayacaklardır.”

    CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır, Soylu’ya şu soruları yöneltti:

    • Faili meçhuller cinayetler neden araştırılmıyor veya araştırılmasına izin verilmiyor?
    • Cumartesi Anneleri’nin talepleri neden karşılanmamaktadır?
    • 705 haftadır yakınlarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’nda oturmasının tehlikesi/sakıncası nedir? Yasak ne kadar devam edecektir?
    • Cumartesi Anneleri’nin oturmasını yasaklayarak veya gözaltına alarak mücadelelerinden vazgeçireceğinizi mi düşünüyorsunuz?
    • Cumartesi Anneleri’nin eylemini izleyen basın emekçilerine görüntü, ses kaydı ve çekim yapma yasağı mı getirilmiştir? Eğer varsa yasağın gerekçesi nedir?
    • Basın emekçilerinin görüntü alması yasaklanan başka eylemler var mıdır? Varsa hangi eylemlerdir? Başka eylemlerde olmayan yasak neden Cumartesi Anneleri’nin eyleminde uygulanmaktadır?
    • Görevini yapmak isteyen basın emekçilerine neden sert ve kaba şekilde davranılmaktadır? (HABER MERKEZİ)
  • Anneler 705. haftada da engellendi: Asla Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceğiz – VİDEO

    Anneler 705. haftada da engellendi: Asla Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceğiz – VİDEO

    PİRHA – 700’ncü haftadan bu yana Galatasaray Lisesine girişleri engellenen Cumartesi Anneleri bu hafta da engellendi.  705’nci haftasını da polis ablukası altında geçiren Anneler bu haftaki açıklamalarını da İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi önünde yaptı. Açıklamayı gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun okudu. Tosun, asla Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceklerini belirtti. 

    Cumartesi Anneleri kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle 705’inci kez Galatasaray Meydanı’na yürümek istedi, ancak polis bun izin vermedi. Cumartesi Anneleri, açıklamalarını İnsan Hakları Derneği İnsanbul Şubesi’nin önünde açıklamasını yaptı.  Öte yandan basın çalışanlarının çekim yapması, fotoğraf çekmesi engellendi. 705. haftada gözaltında kaybedilen Abdulmecit Baskın’ın akıbeti soruldu.  Polis tarafından engellenen açıklamayı 1995 yılında evinin önünden polisler tarafından kaçırılıp gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun okudu. Tosun, asla Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceklerini belirtti.

    “DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜMÜZ İHLAL EDİLİYOR”

    Tosun, Galarasaray Lisesi’nde yaptıkları açıklamanın polis şiddeti ile engellendiğini kaydetti. Tosun, “Anayasal hakkımızı kullanarak barışçıl toplanma ve basın açıklaması yaparak düşünce ve ifade özgürlüğümüzü kullanma hakkımız ihlal ediliyor” dedi.

    Gözaltında kaybedilen Abdulmecit Baskın’ın Ankara Altındağ Nüfus Müdürü olduğunu ve  2 Kasım 1993 tarihinde Ankara’da kendilerini polis olarak tanıtan, polis yelekli, telsizli bir ekip tarafından gözaltına alındığını söyleyen Tosun, Baskın’ın gözaltına alındıktan iki gün sonra cansız bedenine ulaşıldığı ve Milli İstihbarat Teşkilatı Genel Koordine Merkezi’ne 200 metre mesafedeki metruk bir binanın arkasında elleri arkadan bağlanmış ve ateşli silahla vurularak öldürülmüş olduğunu dile getirdi.

    “TÜM BAŞVURULAR ‘KAVUŞTURMAYA YER OLMADIĞI’ KARARIYLA SONUÇSUZ KALDI”

    Ailenin tüm başvurularının etkin bir soruşturma yapılmadan “kovuşturmaya yer olmadığı” kararıyla sonuçsuz kaldığını belirten Tosun, 2011 yılında Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davada bugüne kadar hiçbir ilerleme kaydedilemediğini de vurgulayarak,  Abdulmecit Baskın’ın gözaltına alınışının 25. yılında adil bir yargılama sonucunda dava dosyasında isimleri bulunan sanıkların cezalandırılmalarını istediklerini belirtti.

    Ayrıca açıklamada, Erdoğan’ın Almanya Berlin ziyareti sırasında ‘Neue Wache’ anıtına ziyaret düzenlemesine tepki gösterdi.

    “BİR MEZARIM DAHİ YOK”

    Gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın Annesi Hanife Yıldız da kısa bir konuşma yaptı. Yıldız, “Ben oğlumu kendi ellerimle bu devlete teslim ettim. Ancak bir mezarım dahi yok” diye feryat etti. Cumartesi Anneleri’nin eylemi 700’üncü haftadan bu yana İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talimatı ile engelliyor. (PİRHA – İSTANBUL)

     

    ,

  • Polis ablukası Cumartesi Anneleri’nin direnişini kıramadı-VİDEO

    Polis ablukası Cumartesi Anneleri’nin direnişini kıramadı-VİDEO

    PİRHA- Kayıplarının akıbetini arayan Cumartesi Anneleri’nin  704’üncü buluşması yine polis ablukası altında gerçekleşti. Kayıp yakınları polis saldırısına maruz kalırken basınla buluşmaları da engellendi.

    Cumartesi Anneleri kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle 704’üncü kez Galatasaray Meydanı’na yürümek istedi. Bu haftaki 704’üncü buluşma öncesi İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde toplanan Cumartesi Anneleri ile birlikte destek vermek için gelen Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ve yurttaşlara polis saldırdı. Kalkan ve coplarla saldıran polisler basının da görüntü almasına izin vermeyerek uzaklaştırdı.

    Açıklama yapılmasına izin vermeyen ve gruba kalkanları ile saldıran polisler, herkesi İHD binasına koymaya çalıştı. Buna karşı kitleden “Biz haklıyız, hakkımızı alacağız, siz suçlusunuz” sesleri ile “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek” sloganı yükseldi.

    “VERİN MEZARLARIMIZI BİZ DE VAZGEÇELİM BURADAN”

    1995 yılında evinin önünden polisler tarafından kaçırılıp gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun polislere seslenerek “Anayasal hakkımız olan açıklama yapmamız engelleniyor. Verin mezarlarımızı, adaleti sağlayın biz de vazgeçelim buraya gelmekten” dedi.

    Polisin ablukası devam ederken, Cumartesi Anneleri İHD İstanbul Şubesi önünde açıklamalarını yaptı. Bu hafta 12 Eylül darbesi sonrası gözaltına kaybedilen Hüseyin Morsümbül’ün akıbeti soruldu.
    “ADALET TALEBİMİZE KARŞI SİLAHLI POLİSLER KONUŞLANDIRILDI”

    Açıklamayı yapan Cumartesi insanlarından İkbal Eren, şunları belirtti: “Bilmeye hakkımız var; gözaltında kaybedilen evlatlarımıza nerede?” diyerek Galatasaray’a çıkışımızın 704. haftasındayız. Bugüne kadar yaşadıklarımız tarihe geçsin diye, bizden sonra gelecekler hakikati bilsin diye, bu acılar bir daha yaşanmasın diye gerçekleri anlattık, hakkımız olanı talep ettik, devletin yasal hükümlülüklerini yerine getirmesini istedik. Kayıplarımızı istiyoruz, adalet istiyoruz! ‘Galatasaray bizim kayıplarımızla buluşma mekanımızdır, Galatasaray’dan vazgeçmiyoruz’ dediğimiz için bu hafta da Galatasaray’dan kamuoyuna seslenmemiz polis şiddeti ile engelleniyor. Biz anayasal hakkımızı kullanamayalım diye Beyoğlu, polis ablukası altına alındı. Adalet talebimize karşı ağır silahlı polisler konuşlandırıldı.”

    İHD’DE BASIN TOPLANTISI

    Açıklamanın ardından Cumartesi Anneleri “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek” sloganları ile İHD binasına geçerken, basın mensupları ise polisler tarafından alandan uzaklaştırıldı. Öte yandan bir grup Cumartesi Annesi, onlara destek veren HDP ve CHP’liler de Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelerek, meydana karanfil bıraktı. İHD önündeki bekleyişin ardından yaşananlara ilişkin  binada basın toplantısı düzenlendi. (HABER MERKEZ İ)
  • Cumartesi Anneleri’nin 701. hafta eylemine engelleme

    Cumartesi Anneleri’nin 701. hafta eylemine engelleme

    PİRHA- İHD önünde toplanıp Galatasaray Lisesi’nin önüne doğru yürüyen Cumartesi Anneleri’ne çok sayıda HDP ve CHP milletvekili de eşlik etti. Polisin yürümelerine izin vermediği Cumartesi Anneleri, basın açıklamasının ardından dağıldı. 

    Cumartesi Anneleri’nin, Galatasaray Meydanı’ndaki 701’inci buluşması öncesi oturma eylemini engellemek isteyen polis İstiklal Caddesi’ni ablukaya aldı. Galatasaray Meydanı’na ve İstiklal Caddesi’ne çıkan tüm yollar bariyerler ile kapatılırken, çok sayıda TOMA konuşlandırıldı.

    Buna rağmen Cumartesi Anneleri ve oturma eyleminin 701’inci haftası için gelenler Beyoğlu’nda bulunan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde toplandı. Oturma eylemine destek için çok sayıda HDP ve CHP milletvekili de İHD önüne geldi.

    Çok sayıda Cumartesi İnsanı’na, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eşsözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, HDP Milletvekilleri Garo Paylan, Saruhan Oluç, Erkan Baş, Züleyha Gülüm, Hüda Kaya, Serpil Kemalbay, Murat Çepni ve CHP Milletvekilleri Ali Şeker, Sezgin Tanrıkulu, İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Hrant Dink’in eşi Rakel Dink ve oğlu Arat Dink de eşlik etti.

    İHD önünde toplanan Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti. Annelere milletvekillerinin yanı sıra çok sayıda sivil kitle örgütü temsilcisi de eşlik etti.

    POLİS YOLLARINI KESTİ

    Polis yürüyüşe geçen annelerin önünü ara sokakta kesti. Burada oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri adına bir basın açıklaması yapıldı. Açıklamayı Maside Ocak yaparken, polisten müdahale uyarısı geldi. Ocak’ın açıklamayı bitirmesinin ardından eylem sona erdi.

    Ocak açıklamasının sonunda, Cumartesi Anneleri’nin eylemine bugüne kadar gösterilen saygının devam etmesi gerektiğini söyledi. Cumartesi Anneleri yaptıkları açıklamanın sonunda İHD’ye yürüdü.

    ERDOĞAN’A RANDEVU TALEBİ

    Cumartesi Anneleri, dün İHD’de bir basın açıklaması düzenlemiş. Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan randevu talep ettiklerini açıklamıştı. Cumartesi Anneleri adına Fehmi Tosun’un, Cemil Kırbayır’ın, Hayrettin Eren’in, Hüseyin Taşkaya’nın, Hasan Ocak’ın, Rıdvan Karakoç’un ve Ferhat Tepe’nin ailesi bugün gönderdikleri bir faksla Erdoğan’dan randevu talebinde bulundu. Randevu dilekçesinde, “Kayıplarımızın bulunması ve adaletin sağlanması devletin görevidir. Bakan ve hükümet temsilcilerinin negatif yaklaşımları nedeniyle, kayıp yakınları olarak bizim muhatabımız 5 Şubat 2011’de yapılan görüşmede yaşlı annelerimize ‘sizin sorununuz, benim kabinemin sorunudur’ taahhüdünde bulunan sizsiniz” denildi.

    O gün başbakan olan Tayyip Erdoğan, Cumartesi Anneleri’yle toplantı yapmış, taleplerini dinlemişti. Erdoğan, başbakanlığı döneminde 5 Şubat 2011’de Cumartesi Anneleri’ni makamında kabul etmişti.

    Cumartesi Anneleri, 23 yıldan beri, tam 700 haftadır Galatasaray Meydanı’nda kayıplarının akıbetini sormak için eylem yapıyor. (HABER MERKEZİ)

  • F Oturumu’nda Mehdi Boz’un serbest bırakılması istendi-VİDEO

    F Oturumu’nda Mehdi Boz’un serbest bırakılması istendi-VİDEO

    PİRHA – F Oturumu’nun 332. haftasında hasta tutuklu tiroid kanseri Mehdi Boz’un tedavisinin acilen yapılması ve derhal serbest bırakılması istendi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyeleri, hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla her hafta düzenledikleri “F Oturumu”nun 332’incisini Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdi.

    “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır” ve “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın” pankartlarının açıldığı eylemde,  sık sık “Çıplak arama işkencesine son”, “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek” ve “Mehdi Boz serbest bırakılsın” sloganları atıldı.

    “TEK KİŞİLİK HÜCREDE TUTULUYOR”

    F Oturumu’nun 332. haftasının basın metnini Taylan Pekin okudu. Pekin, Mehdi Boz’un 1995 yılında İstanbul’da gözaltına alınıp Muş Emniyet Müdürlüğü’nde 40 gün süren sorgunun ardından tutuklandığını söyledi.

    Boz’un 23 yıldır hapishanede olduğunu söyleyen Pekin, Boz’un en son Elağız T Tipi Hapishanesi’nde ‘çıplak arama’ dayatmasına maruz kaldığını ve bu dayatmayı kabul etmediğini belirterek tek kişilik hücrede kaldığını söyledi.

    Boz’un hapishaneye girmeden önce hiçbir sağlık sorunun olmadığını söyleyen Pekin, prostat, mide rahatsızlığı ve yüksek tansiyonun yanı sıra tiroid kanseri olduğunu ve ışın tedavisi görmesi gerektiğini ancak bu tedavinin yapılmadığını söyledi.

    “BOZ, SERBEST BIRAKILSIN”

    Pekin, Mehdi Boz’un mahkum kimlik kartını reddetmesi sebebiyle ailesiyle açık ya da kapalı görüş gerçekleştiremediğini söyledi. Taylan Pekin, son olarak Boz’un tedavisinin başlatılması ve serbest bırakılması talep edildi. Eylem atılan sloganlarla son buldu.

    PİRHA – İSTANBUL

  • F Oturumu’nda meme kanseri Özbay’ın tahliyesi istendi – VİDEO

    F Oturumu’nda meme kanseri Özbay’ın tahliyesi istendi – VİDEO

    Hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek için her hafta düzenledikleri “F Oturumu”nun 331’nci haftasında insan hakları savunucuları meme kanseri olan Fatma Özbay’ın serbest bırakılmasını istedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyeleri, hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla her hafta düzenledikleri “F Oturumu”nun 331’incisini Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdi. Bu haftaki eylemde hasta tutuklu Fatma Özbay’ın durumuna dikkat çekildi.
    “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır” ve “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın” pankartlarının açıldığı eylemde, yine sık sık “Çıplak arama işkencesine son”, ” İnsanlık onuru işkenceyi yenecek” ve “Fatma Özbay serbest bırakılsın” sloganları atıldı.
    Yaptığı açıklamada OHAL uygulamalarının kalıcılaştırıldı üzerinde duran Komisyon üyesi Mukaddes Şamiloğlu, bu süreçte cezaevlerinde de saldırıların arttığı, tutuklulara ve ziyaretçilerine çıplak arama dayatması yapıldığını söyledi.
    Bu uygulamaya karşı koyan tutuklulara ise şiddet uygulandığını ifade eden Şamiloğlu, bunların yanı sıra baskın şeklinde yapılan keyfi aramalar, telefon görüşmelerinde tekmil dayatması, ayakta sayım, sürgün sevk, işkence, kitap-yayın yasağı, iletişim engellemeleri gibi hak ihlallerinin gerçekleştiğini paylaştı.
    “İDARE TEDAVİSİNE İZİN VERMEDİ”
    Erzurum Kadın Kapalı Cezaevi’nde kalan 53 yaşındaki Fatma Özbay’ın durumuna dikkat çeken Şamiloğlu, Özbay’ın durumuna dair şu bilgileri verdi: “1997’de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan Özbay, Mayıs 2018’de meme kanseri teşhisi konduğu için ameliyat edildi. Ameliyat sonrası göğsü alınmasına rağmen kanser vücudunda yayılmaya devam ediyor. Doktoru kemoterapi sürecinin başlamasına dair talimat verdi. Ancak çeşitli gerekçelerle hapishaneden hastaneye götürülmedi. Ayrıca, hijyen koşullarında barındırılması ve yiyeceklerin de buna uygun olması gerektiğini hapishane idaresine bildirmesine rağmen, talepleri yerine getirilmemiş. Beslenmesinin hijyenik olması gerekmesine rağmen halen plastik tabaklarda yemek yemek zorunda bırakılıyor. Daha sağlıklı beslenmek için kantinden alışveriş yapmak istemesine rağmen buna da izin verilmiyor.”
    Şamiloğlu, hasta tutuklu Özbay’ın tedavisi için Erzurum Atatürk Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Onkoloji bölümünde kemoterapi sürecinin bir an önce başlatılması, hapishanede sağlıklı hijyen koşullarında beslenebilmesi için imkanların sağlanması ve tedavi süreci bitinceye dek cezasının ertelenmesi taleplerinde de bulundu.  Şamiloğlu’nun, Özbay ve diğer tüm hasta tutukluların tedavilerinin yapılması ve serbest bırakılmasını istediği açıklama sloganlarla son buldu.
  • Cumartesi Anneleri: Hakikat ve adalet mücadelemiz yıllara yenik düşmeyecek! – VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Hakikat ve adalet mücadelemiz yıllara yenik düşmeyecek! – VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri 696. Haftada 12 Eylül askeri darbesinin hukuksuzluğunda gözaltında kaybedilen ve sonraki iktidarlar tarafından dosyası cezasız bırakılan Süleyman Cihan için adalet istedi. 

    Gözaltında kaybedilenlerin yakınları için her Cumartesi Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemi gerçekleştiren Cumartesi Anneleri, eylemelerini 696. haftasında sürdürdü. “Failler Belli, Kayıplar Nerede” yazılı pankart açılarak, kaybedilenlerin fotoğrafları ve barışı simgeleyen beyaz tülbent ile kırmızı karanfiller bırakıldı.

    “UMUDUMUZU MEYDANLARDA ÇOĞALTACAĞIZ”

    Eylemde ilk olarak söz alan CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, “37 yıl dile kolay, dostlarımız adalet arıyorlar. Bu 37 yıl içinde bir çok bedel ödendi. 12 Eylül faşist darbesi, sıkıyönetim, özel yetkili mahkemeler… 37 yıl sonra geldiğimiz nokta yeni bir rejim, adı demokrasi olmayan ve geçen hafta olağanlaşan OHAL, geldiğimiz nokta maalesef bu” diye konuştu.

    Tanrıkulu sözlerini “En berbatı da, hepimizin başvuracağı bir makam olmasına rağmen yargının ‘sözde’ olması. Bugün böyle bir dönem yaşıyorsak bunun birinci sorumlusu yargıdır. Yargının bağımsız ve tarafsız olmamasıdır, halktan ve haktan yana olmamasıdır. Talimatla çalışan, siyasete endekslenmiş, yurttaşını rehin alan ve bunun pazarlığının bizzat yargıda yapıldığı bir dönemden geçiyoruz. Hiç bir itibarı kalmayan bir ortam. Ama bütün bunlara rağmen buradan yayılan dayanışma ortamı bizleri hiç bir zaman umutsuz kılmadı. Umudumuzu parlamento da değil, bu meydanlarda çoğaltacağız” şeklinde sürdürdü.

    “KAYBETME POLİTİKASI DEVLET POLİTİKASIDIR”

    ihan ailesi adına konuşan, dava avukatı Ahmet Cihan, “Katiller, failler elini kolunu sallıya sallıya dolaşır, çünkü zaten kaybetme politikası devletlerin politikasıdır. İnsanlık suçu olan işkenceyle ilgili zaman aşımı olmamasına rağmen sanılan noktada zaman aşımıdır. Cezasızlık zırhının işlediği tipik bir dosya bu” dedi.

    Kayıpların faillerinin korunduğunu, yargıdan kaçırıldığını ifade eden Cihan, “İHD ve diğer demokratik kurumlar, bütün kişilerin kaybedilmeden korunmasına dair uluslararası sözleşmeyi Türkiye’nin imzalaması için kampanyalar başlattılar ve ısrarcılar. Çünkü bu sözleşme, taraf devletlere, kayıpların faillerini gizleme, koruma imkanı vermiyor. Hiç bir gerekçeyle savaş da dahil kayıp politikasını ret ediyor, önlenmesi için de gereken kararları ya da hükümlülükleri yerine getirmesini istiyor. Ancak Türkiye imzalamıyor, hala da imzalamaktan imtina ediyor. Bu bakımdan bu meydanda artık utanç vesilesi haline gelen, iktidar ve mensuplarının artık hiçbir gerekçeye sığınmadan bu sözleşmeyi imzalamalarını istiyoruz” diye belirtti.

    Türkiye’nin 1949 yılında İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 3’üncü Maddesi’ni ve 1954’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2’nci Maddesi’ni imzaladığını hatırlatan Cihan, “Hükümeti imzaladığı bu sözleşmelerin gereğini yerine getirmeye çağırıyoruz. Hükümetin, etkin soruşturma ve kovuşturma yükümlülüğü doğuran bütün kişilerin zorla kaybedilmeden korunmasına dair uluslararası sözleşmeyi imzalamaya davet ediyoruz. Hükümeti, hakikat ve adalet talebimize ses vermeye çağırıyoruz. Unutulmasın ki her kayıp yakınının gerçeği bilme hakkı vardır, kaybedilenin akıbetini öğrenme hakkı vardır. Hükümeti kayıplarımızın akıbetini açıklamaya ve sorumluların cezalandırılması için cezasızlık politikasından vazgeçmeye çağırıyoruz. Bilinsin ki biz kayıp yakınları hakikat ve adalet talebinden asla vazgeçmeyeceğiz” şeklinde konuştu.

    “GÖZALTINDA AYLARCA İŞKENCE GÖRDÜ”

    696. Haftanın basın metnini İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Av. Gülseren Yoleri  okudu. Yoleri, Süleyman Cihan’ın İstanbul’da yaşadığını ve iki çocuk sahibi olduğunu söyledi.

    Sosyalist kimliği nedeniyle 12 Eylül Askeri Darbesinin ardından Cihan hakkında arama kararı çıkartıldığını söyleyen Yoleri, 29 Temmuz 1981 tarihinde Edirne’den İstanbul’a gelmitmek üzere bindiği yolcu otobüsü İstanbul’a yaklaştığı sırada sivil bir ekip tarafından durdurulduğunu ve otobüsten indirilerek gözaltına alındığını söyledi.

    Süleyman Cihan’ın, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğünü belirten Yoleri, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Durumdan haberdar olan ailesi ve avukatları hemen, İstanbul Emniyeti 1. Şube, 2. Şube ve Askeri Savcılık nezdinde girişimlerde bulundu. Ancak tüm girişimler sonuçsuz kaldı. Gözaltı kararını veren İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı ve gözaltı işlemini gerçekleştiren İstanbul Emniyet Müdürlüğü, 23 kişinin “Emniyette işkencede gördüm” diye tanıklık ettiği Süleyman Cihan’ın gözaltına alındığını reddetti.

    85 gün süren ısrarlı arayışın sonunda Süleyman Cihan’ın ağır işkence sonucunda öldürüldüğü ve kimliği bilinmesine rağmen Zindanarkası Mezarlığı’na “meçhul kişi” olarak defnedildiği gerçeğine ulaşıldı.

    Bu gerçek karşısında Süleyman Cihan’ın 29 Temmuz’da gözaltına alındığı kabul edildi. İstanbul Emniyeti Cihan’ın öldürülmesi ile ilgili Mehmet Ağar ve İbrahim Şahin’in de imzası bulunan sahte bir belge düzenledi. Belgede Süleyman Cihan’ın 30 Temmuz 1981 tarihinde yer göstermeye götürüldüğü apartmanın 6. katından atlayarak intihar ettiği yazıldı.

    Gerçekte ise çok sayıda tanık beyanına göre Süleyman Cihan, gözaltında aylarca işkence gördü. Ayrıca cansız bedenini kapısı kırılarak girilen ve uzun zamandır kimsenin yaşamadığı bir evin penceresinden atılarak, intihar görüntüsü yaratılmak istendi. Bu gerçekler; Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın, olaydan 21 yıl sonra dosyadaki otopsi bulguları ve tıbbi verilerden hareketle hazırladığı raporla da kanıtlandı. Raporda Cihan’ın ağır işkenceye maruz bırakıldığı ve apartmanın altıncı katından atılmadan önce öldürülmüş olduğu kayıt altına alındı.”

    “CEZA ADALETİNİ SAĞLAYACAK BİR YARGILAMA SÜRECİ BAŞLASIN”

    Bugüne kadar Cihan dosyasında iç hukukta bir gelişme yaşanmadığını söyleyen Yoleri,  gözaltında kaybedilişinin 37. Yılında Cihan Ailesinin adalet talebini yeniledi;

    “Süleyman Cihan’ı işkenceyle öldürüp bedenini kaybetmeyi amaçlayarak insanlığa karşı suç işleyen, suçun işlenmesine azmettiren, suçun ortaya çıkmasını önlemek için delilleri karartan, kovuşturmayı önleyerek hakikati ve adaleti engelleyen şüpheliler hakkında etkin soruşturma yapılarak, ceza adaletini sağlayacak bir yargılama sürecinin başlatılmasını talep ediyoruz.”

     

  • Cumartesi Anneleri 695. haftasında: Yayın organları kör sağır dilsizi oynadı – VİDEO

    Cumartesi Anneleri 695. haftasında: Yayın organları kör sağır dilsizi oynadı – VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 1993 yılında gözaltına alındıktan sonra işkence ile öldürülen Özgür Gündem muhabiri Ferhat Tepe için adalet talebinde bulundu. Kendilerini meydanlara mahkum edenlere seslenen Anne Zübeyde Tepe, “Ateş düştüğü yeri yakıyor önce. İçimizde 25 yıldır bitmeyen yara hala kanıyor. Ne gündüzümüz gündüz ne de gecemiz gecedir bizim” dedi.

    Cumartesi Anneleri, kayıpların akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle 695’inci kez Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Eylemde üzerine beyaz tülbent ile karanfiller bırakılan “Failler belli, kayıplar nerede?” yazılı pankart açıldı. Gözaltında kaybedilenlerin fotoğraflarının da taşındığı eyleme Ferhat Tepe’nin ailesi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ve çok sayıda Cumartesi insanı katıldı.

    Eylemde 28 Temmuz 1993’te gözaltında alındıktan sonra işkence ile öldürülen Özgür Gündem gazetesi muhabiri Ferhat Tepe’nin akıbeti sorularak adalet talebinde bulunuldu.

    “KALEMİ YERDE KALAMYACAK DİYEN KUZENİ DE ÖLDÜRÜLDÜ”

    Eylemde ilk olarak konuşan Ferhat Tepe’nin babası İshak Tepe, oğlunun kaybedilişinin 25’inci yılında acılarının taze olduğunu belirterek, “Oğlumu kaybedenler devlet kurumları arasında tutuluyor. Dönemin tüm sorumlu isimlerini tek tek bildirdik. Bunlardan biri olan Tatvan Tugayında yer alan Tuğgeneral Taha Korkmaz’dı. Korkmaz halen dışarda ve İstanbul’da oturuyor. Bir dönem Zaman gazetesinde köşe yazarlığı bile yaptı. Diğer bir isim olan Binbaşı Cem Ersever. Ersever JİTEM’in kurucuları arasında yer alıyor. Bu şahısların yasa dışı örgüt kurucularını defalarca yetkililere bildirdik. Adalet Bakanlığı başta olmak üzere yetkililere suç duyurusunda bulunmamıza rağmen ‘Öyle bir örgüt yok’ cevabını aldık. Şuan ise devletin kendisi o örgüt hakkında soruşturma başlattı. AİHM’e kadar çıktık ve davayı kazandık. Buna rağmen Türkiye’de devlet hiçbir girişimde bulunmadı. Biz halen neden diye soruyoruz. Devletin bu cinayetlerde parmağı olduğu için araştırmıyor. Ferhat’ın kuzeni de aynı gazetede çalışmaya başladı. Oğlumun yerine muhabirliğe başladı. Sadettin Tepe, ‘Ferhat’ isimli kitabında ‘senin kalemin yerde kalmayacak’ diye yazmıştı. Sadettin de 1995’te Bitlis’te polis karakolunda öldürüldü. O polisler ve emniyet müdürleri ile ilgili de hiçbir soruşturma başlatılmadı. Biz devlete nasıl güveneceğiz? Devlet, oğlumun akıbetini sorduğum için sorumluların devlet olduğunu söylediğim için dava açtı. Asıl suçlular ise hale korunmakta” dedi.

    “ÖPMEYE KIYAMADIĞIM OĞLUMU ÖLDÜRDÜLER”

    Anne Zübeyde Tepe de acılarının ilk günkü kadar taze olduğunu söyledi. Anne Tepe, kendilerini meydanlara mahkûm edenlere seslenerek şunları belirtti: “Yıllarca bu meydanda bizi 25 yıldır bitmeyen bir acıya ve kedere mahkum edenlere seslendik durduk. Çocuklarımız için adalet istedik. Katillerin bulunmasını ve yargılanmalarını istedik. Bulamadıklarımızın, hala aradıklarımızın kemiklerini istedik. Ama nafile. Biz Cumartesi Anneleri, aileleri çocuklarımızın katillerini göremesek de onlar bizi her hafta burada gördüler. Biz çocuklarımızın katillerini bulmak ve yargılamakla görevli devlet yetkililerini, savcıları, yargıçları görmesek bile onlar bizim burada olduğumuzu hep bildiler.”

    “YAYIN ORGANLARI KÖR SAĞIR DİLSİZİ OYNADI”

    Medya kuruluşlarına da tepki gösteren Tepe, “Muhalif ve dost birkaç basın yayın organı dışındakiler kör sağır ve dilsiz kalmaktan utanç duymadılar. Ve içinde yaşadığımız bu toplum ‘bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ düsturu ile etrafı yılanlarla çevrili yaşamayı bir marifet bilmekte. Ateş düştüğü yeri yakıyor önce. İçimizde 25 yıldır bitmeyen acı ve yara hala kanıyor. Ne gündüzümüz gündüz ne de gecemiz gecedir bizim. Sizinle konuştuğumuzda, güldüğümüzde hep aklımızda yitirdiklerimiz var. Diğer evlatlarımızın hatırına, kaybettiklerimizin hatırına ayakta kalmaya çalışırız. Yıllar geçse de biz aslında evladını kaybedenler hep bir tarihte sıkışıp kalmışızdır” dedi. Tepe faillerin yargılanması talebinde bulundu.

    “FERHAT YAPTIĞI HABERLERDEN KAYNAKLI KATLEDİLDİ”

    Tepe ile aynı gazetede çalışan arkadaşı Hüseyin Kalkan da, “Ferhat bizim gazetenin en genç muhabirleriydi. Annesinin öpmeye kıyamadığı Ferhat’ı editörleri de habere göndermeye kıyamıyorlardı. Sonunda Ferhat bir haber peşinde kaybedildi. Ferhat’ın cenazesi kimsesizler mezarlığında bulundu. Parti yöneticisi olan babası da sürekli tehditlere maruz kaldı. Ferhat hem ailesi hem de yaptığı haberlerden kaynaklı katledildi. Arkadaşlarımız katledildi fakat failler henüz yargılanmış değil” diye konuştu.

    “HAKİKAT İLE TOPLUM ARASINDA ÖRÜLEN DUVARI DELDİ”

    Bu haftaki basın açıklamasını ise Cumartesi İnsanları’ndan Sebla Arcan okudu. Arcan, Ferhat Tepe’nin halkın haber alma hakkına sahip çıkan bir gazeteci olduğunu söyleyerek, “28 Temmuz 1993 akşamı Bitlis şehir merkezinde sivil polis olarak bilinen, silahlı telsizli 3 kişi tarafından kaçırıldı. Ferhat’ın kaçırılmasının ardından DEP Bitlis İl Başkanı olan babası İshak Tepe’yi telefonla arayan bir kişi, oğlunun hayatına karşılık DEP İl Örgütünü kapatmasını ve fidye vermesini istedi. İshak Tepe, telefondaki sesi Tatvan 6’ncı Zırhlı Tugay Komutanı General Korkmaz Tağma’ya benzettiğini kamuoyuna açıkladı. Tepe Ailesi, Bitlis Asayiş Şube Başkanlığı’na, Emniyet Müdürlüğü’ne, Valiliğe, Savcılığa, Başbakan’a, İçişleri Bakanı’na ve OHAL Valisi’ne başvurarak oğullarının bulunmasını istedi. Ailenin ısrarlı arayışı sonucunda gözaltına alındığı inkâr edilen Ferhat’ın ağır işkence görmüş bedenine 13 gün sonra ‘meçhul kişi’ olarak gömüldüğü Elazığ Kimsesizler Mezarlığı’nda ulaşıldı” dedi.

    “ZAMAN AŞIMINA KARŞI MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK”

    Ailenin adalet arayışının halen devam ettiğini hatırlatan Arcan, “İç hukukta ilerleme sağlayamayan aile, davayı AİHM’e taşıdı. Kamu görevlileri, AİHM’de tanıklık yapacak kişilerin tehditle ve rüşvetle yalan beyanda bulunmalarını sağladı. AİHM’in olayın kamu görevlileri ile ilgisi olup olmadığı açısından kritik öneme sahip olduğunu değerlendirdiği General Korkmaz Tağma’nın mahkemeye ifade vermesi hükümet tarafından sağlanmadı. 9 Mayıs 2003 tarihli kararında mahkeme, Ferhat Tepe soruşturmasında ‘şaşırtıcı eksiklikler’ olduğu tespitini yaptı. Olayın aydınlanması için Hükümetin AİHM’le işbirliği yapmadığı; gerekli bilgi, belge ve tanıklara ulaşımı sağlamadığı ve etkin bir cezai soruşturma yapmadığı için Türkiye’yi mahkum etti” dedi.

    İç hukukta ailenin yaptığı tüm başvuruların gerekçesiz reddedildiğini aktaran Arcan, “Ferhat’ı Diyarbakır Jandarma Alay Komutanlığında işkenceli sorguda gördüğünü söyleyen 14 tanığın ifadesine başvurulmadı. Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma 2013 yılında zamanaşımı gerekçesiyle kapatıldı” diye belirtti.

    Arcan, zaman aşımı gerekçesini kabul etmediklerini ve adalet arayışlarının sürdüreceklerini ifade etti.

  • Cumartesi Anneleri: Gülünay’ın Ailesi ve toplum hakikati bilme hakkına sahip – VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Gülünay’ın Ailesi ve toplum hakikati bilme hakkına sahip – VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri oturma eylemlerinin 694. haftasında Hasan Gülünay için adalet taleplerini yeniledi. 

    Gözaltında kaybedilen/katledilen yakınları için her Cumartesi Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemi gerçekleştiren Cumartesi Anneleri, eylemelerini 694. haftasında sürdürdü.  Eylemde ilk olarak Kenan Bilgin’in kardeşi İrfan Bilgin konuştu. Bilgin, adaletin tecelli etmesi için 694 haftadır burada Galatasaray Meydanı’nda oturduklarını söyledi.

    “BU ÜLKEDE ADALET TECELLİ ETMEDİ”

    “Bu ülkede adaletin tecelli etmesi ne yazık ki çok zor” diyen İrfan Bilgin, “Çok büyük saraylar yapılmış, çok büyük adalet sarayları yapılmış, bunula övünen ülkeyi yönetenler ne yazık ki adaletin tecelli etmediğini de görmediler. Bu ülkeyi yapanlar adalet sarayı yapmakla övündüler, bu ülkeyi yönetenler büyük cezaevi yaparak övünüyorlar.”

    23 yıldır oturma eylemi yaptıklarını söyleyen Bilgin, insanlarımızı kaybedenlerin yargılanmasını istediklerini belirtti.

    Ardından söz alan CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, 11 Temmuz 1995’te Srebrenitsa Soykırımı’nın yıldönümü nedeniyle Saraybosna’ya gittiğini hatırlatarak, orada da kayıplar için benzer mücadelenin verildiğini belirtti. Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ve yetkili isimlerin de anmada yer aldığını söyleyen Tanrıkulu, “Orada yaptığınız konuşmanın onda birini bu meydandaki annelere yapabilir misiniz?” diye sordu.

    “SUSMAYACAĞIZ, AFFETMEYECEĞİZ, VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Ardından Hasan Gülünay’ın kızı Deniz Gülünay’ın gönderdiği mektup Cumartesi insanlarından Nimet Tanrıkulu tarafından okundu. Mektupta şu ifadelere yer verildi:

    “Seni anlatabilmek seni,
    İyi çocuklara kahramanlara,
    Seni anlatabilmek seni,
    Namussuza,
    Halden bilmeze kahpe yalana. Şair nasıl da ilham kaynağı oluyor seni anlatırken ki cümlelere. Seni hayatın her anında yaşatarak anlatıyorum aslında. Sen bozuk düzene adaletsiz yaşama bir başkaldırı öyküsü oldun benim için. 20 Temmuz 92’de seni bir daha göremeyeceğimiz bir süreç başlarken aynı zamanda kendimizi bir mücadelenin ortasında bulmuştuk ya hani, işte ilk andan itibaren biz artık Hasan Gülünay’ın kararlığı olmuştuk. 26 yıldır Hasan Gülünay nerede diye soruyoruz.

    Sürekli hukuk vurgusu yapan, demokrasiyi dilinden düşürmeyen yöneticilere sormak istiyoruz. 4 çocuktan babalarını alıp kemiklerini bile çok gören bu sistemin hukuku nerede? Bize işlemiyor mu yoksa? Hukukun olmadığı bir ülkede Hasan Gülünay davasının zaman aşımına uğratarak babam şahsında kayıplarımızdan vazgeçmemizi istiyor devlet. Susmayacağız, vazgeçmeyeceğiz, affetmeyeceğiz.”

    “TANIKLIK EDENLER YOĞUN POLİS BASKISIYLA KARŞILAŞTI”

    Okunan mektup ardından bu haftaki açıklamayı ise HDP İstanbul Milletvekili Oya Ersoy okudu. 1992 yılının Mayıs ayında Artvin İl Jandarma Alay Komutanlığı’nda işkence ile öldürülen Ali Ekber Atmaca’nın üzerinden İstanbul’da aynı mahallede yaşadığı Hasan Gülünay’ın kimliği çıktığı bilgisini veren Ersoy, “Bu nedenle 32 yaşındaki 4 çocuk babası Hasan Gülünay polis kayıtlarına geçti. Eşine bir süredir polis tarafından takip edildiğini söyleyen Hasan Gülünay, 20 Temmuz 1992 günü Tarabya’daki evinden işyerine gitmek üzere çıktı ve bir daha geri dönmedi.

    Başvurdukları savcılık ve İstanbul Emniyeti aileye, Hasan’ın gözaltında olmadığını, arandığını söyledi. Ancak  aile memleketlileri olan bir üst düzey emniyet yetkilisinden ‘Hasan Gülünay sağ, içeride işkence yaraları iyileştikten sonra gözaltına alındığını açıklayacaklar’ bilgisini aldı ve bu bilgiyi kamuoyuna duyurdu” dedi. Gülünay ile aynı tarihlerde İstanbul Emniyeti Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde sorguda olan bir tanığın yüzünü görmediği bir kişinin işkencede “Ben Hasan Gülünay beni gözaltında kaybetmeye çalışıyorlar” diye bağırdığını söyleyen Ersoy, yapılan bu iki açıklamanın ardından hem aile, hem tanıklık yapan kişinin yoğun polis baskısı ve tehdidiyle karşılaştığını belirtti.

    “ETKİLİ YÜRÜTME YÜKÜMLÜLÜĞÜ İHLAL EDİLDİ”

    21 Nisan 2016 tarihinde “yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edildiğine” hükmeden Anayasa Mahkemesi kararını hatırlatan Ersoy, “Ancak uluslararası teamül hukukuna aykırı olarak ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için dosyanın yeniden soruşturma yapılmak üzere ilgili Cumhuriyet Savcılığı’na gönderilmesine, zaman aşımı nedeniyle yer olmadığına karar verdi.

    AYM’nin bu tutumu, iç hukukta gözaltında kaybetmelerle ilgili etkili bir başvuru yolu kalmadığının ifadesi oldu. Anayasa’nın 90/5. maddesinde yer alan normlar hiyerarşisi uyarınca usulünce yürürlüğe konulmuş uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir. Bu nedenle Hasan Gülünay dosyasının zaman aşımı gerekçe gösterilerek kapatılması iç hukuka ve uluslararası sözleşme hükümlerine aykırıdır” diyerek tepki gösterdi.

    “AİLESİ VE TOPLUM HAKİKATİ BİLME HAKKINA SAHİP”

    Ersoy son olarak şunları ifade etti: “Gülünay ailesi ve toplum, Hasan Gülünay’ın gözaltında kaybedilme koşulları hakkında hakikati bilme hakkına sahiptir ve bu hak doğası gereği zaman aşımına tabi değildir. Gülünay dosyasında iç hukuka ve uluslararası hukuka uygun bir yargılama süreci gerçekleşinceye kadar bu dava bizim için kapanmayacak. Artık yeter. Devlet, gözaltında kaybedilenler için etkili bir iç hukuk yolu sağlama yükümlülüğünü yerine getirsin.” (HABER MERKEZİ)

     

     

  • F Oturumu eyleminde Celalettin Can’ın serbest bırakılması istendi – VİDEO

    F Oturumu eyleminde Celalettin Can’ın serbest bırakılması istendi – VİDEO

    “F Oturumu”nun 323’üncü haftasında 78’liler Vakfı kurucularından ve HDP İstanbul 3’üncü Bölge milletvekili adayı hasta tutuklu Celalettin Can’ın serbest bırakılması istendi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu tarafından hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla Galatasaray Meydanı’nda her hafta sürdürdüğü “F Oturumu” eyleminin, 323’üncü gerçekleştirildi. Bu haftaki eylemde 78’liler Vakfı kurucularından ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul 3’üncü Bölge milletvekili adayı Celalettin Can’ın durumuna dikkat çekildi. Bu haftaki basın açıklamasını insan hakları savunucularından Besna Tosun yaptı.

    “KULLANDIĞI İLAÇLAR VERİLMİYOR”

    Can’ın 7 Şubat 2018 tarihinde yapılan ev baskını ile gözaltına alındığı ve 14 gün gözaltında tutulduktan sonra çıkarıldığı mahkemece tutuklandığı hatırlatan Tosun, gözaltında tutulduğu süre içerisinde kullanması gereken ilaçların verilmediği söyledi. Tosun, “Olmayan tansiyon sorunu baş göstermiş, zaten ameliyatlı olan kalbi daha da sorunlu hale gelmiştir. Tutuklandıktan sonra önce Silivri 5 Nolu L Tipi Hapishanesine götürülen ancak odanın aşırı kalabalık olması nedeniyle nefes darlığı ve bronşit hastalığı ortaya çıkan Celalettin Can ailesinin de uğraşları ile Silivri 9 Nolu Hapishanesi’ne alınmıştır” dedi.

    “ÖMRÜNÜN 20 YILI CEZAEVİNDE KALDI”

    Can’ın 12 Eylül sürecinde ömrünün 20 yılını hapishanelerde geçirdiğini hatırlatan Tosun, şöyle devam etti: “Celalettin Can, hiçbir hukuki dayanak gösterilmeden gözaltına alınıp tutuklanarak; bu kez sadece özgürlüğü kısıtlanmakla kalmamış, aynı zamanda sağlık hakkı da engellenerek yaşamı risk altına girmiştir. Nefes darlığı, bronşit gibi hastalıkları birkaç aydır tutulduğu hapishane koşullarında ortaya çıkan Celalettin Can, 2011 yılında kalp ameliyatı geçirmiştir. Sürekli ve düzenli kontrol altında olması gerekmektedir. Ancak hapishanede olmasından dolayı bu kontroller yapılmamaktadır. Yine 2011 yılında Roboski Katliamı nedeniyle katıldığı bir televizyon programının dönüşünde ayak bileğini zedelemiş ve bunun neticesinde ayağına platin takılmıştır. Hapishanenin fiziksel koşullarından dolayı rahat hareket edemediğinden ayağındaki sorun daha da ileri hale gelmiştir. 2013 yılında mide kanaması da geçiren Celalettin Can, 2018’de kendisine prostat teşhisi konmuş, bunun için 3 Mart’ta biyopsi için verilen randevuya tutuklandığı için gidememiştir. Duyarlı çevrelerin girişimiyle 31 Mayıs 2018 günü için Cerrahpaşa Hastanesinden randevu alınmasına rağmen götürülmemiştir. Bu konuda, hapishane idaresi, ‘Biz gerekeni yaptık asker götürmedi’ diyerek sorumluluğu üzerinden atmıştır.”

    “SERBEST BIRAKILSIN”

    Can’ın 26 Haziran 2018’de görülecek duruşmasına dikkat çeken Tosun, sözlerini şöyle tamamladı: “Biz insan hakları savunucuları ve hapishane komisyonu olarak,  Celalettin Can’ın bir an önce serbest bırakılmasını istiyor; tüm kamuoyunu bu konuda duyarlı olmaya çağırıyoruz.”

  • Tutuklu HDP MYK üyesi Ağaoğlu için özgürlük çağrısı- VİDEO

    Tutuklu HDP MYK üyesi Ağaoğlu için özgürlük çağrısı- VİDEO

    PİRHA- HDP’nin 68 gündür tutuklu bulunan MYK üyesi Gülsüm Ağaoğlu için Galatasaray Lisesi önünde özgürlük çağrısı yapıldı.

    Tekirdağ’ın Ergene ilçesinde katıldığı Newroz kutlamalarında yaptığı konuşma nedeniyle 68 gündür tutuklu olan HDP MYK üyesi Gülsüm Ağaoğlu için dostları Galatasaray Lisesi önünde eylem gerçekleştirdi. “Gülsüm Ağaoğlu’ya özgürlük” pankartının açıldığı eyleme HDP Ankara milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Yazar-Dilbilimci Necmiye Alpay ve çok sayıda kadın yurttaş katıldı.

    “HERKESİ SUSTURMAK İSTİYORLAR”

    Burada ilk konuşmayı HDP Milletvekili Filiz Kerestecioğlu gerçekleştirdi. Kerestecioğlu, Gülsüm Ağaoğlu’nun renkli bir kişilik olduğunu belirterek, “Gülsüm’ün fotoğraflarında gördüğünüz, gülümsemesinde gördüğünüz, kedilerinde gördüğünüz, hayvan severliğinde gördüğünüz de doğa severliğinde gördüğünüz gibi  her şeyiyle çok değerli bir varlık. Dostumuz, feminist yoldaşımız” dedi. Ağaoğlu ile 1980’li yıllardan beri beraber mücadele ettiklerini anımsatan Kerestecioğlu, “Bu dönemde bunların yaşanması hiç şaşırtıcı değil. Herkesi susturmak istiyorlar. Ancak 24 Haziran’dan sonra biz arkadaşlarımızı cezaevlerinden alacağız. Bizleri susturmak isteyenleri biz susturmayacağız. Adil mahkemelerde yargılayacağız” diye konuştu.

    “BARIŞ İSTEMEK SUÇ DEĞİLDİR”

    Basın metnini ise Necmiye Alpay okudu. Alpay, Ağaoğlu’nun serbest bırakılması talebiyle bir araya geldiklerini aktararak, “Gülsüm yaptığı konuşma gerekçesiyle tutuklanarak Tekirdağ Cezaevi’ne götürüldü. On beş gün boyunca havalandırmaya dahi çıkamadan, tecrit koşullarında kaldı. Gülsüm, şeker ve tansiyon rahatsızlığı nedeniyle 30’a yakın ilaç kullanıyor.  En temel insani ihtiyaçlarıyla beraber ilaçlarına erişmekte de zorluklar yaşadı” dedi. Ağaoğlu’nun daha sonra Gebze Cezaevi’ne sevk edildiğini belirten Alpay, Ağaoğlu’nun Miraz bebekle beraber özgürlüğe kavuşmayı beklediğini söyledi. Alpay, OHAL’le birlikte düşünce ve ifade özgürlükleri üzerinde ağırlaşan baskılarla, çok sayıda muhalif kadının özgürlüğünden yoksun bırakıldığına, siyaset yapma, dünyayı iyileştirme haklarının ellerinden alındığına dikkat çekti. Ağaoğlu’nun barışa ilişkin düşüncelerini aktardığı konuşma dolayısıyla örgüt propagandası yapmakla suçlandığını belirterek şunları söyledi: “Barış istemek, barış için mücadele etmek suç değildir. İnsan olmanın gereğidir. 68 gündür tutuklu olan arkadaşımız ciddi sorunlar yaşamaktadır. Gülsüm Ağaoğlu derhal serbest bırakılmalıdır.”

  • ’23 yıldır oğlumun anneler günün kutlu olsun demesini bekliyorum’ – VİDEO

    ’23 yıldır oğlumun anneler günün kutlu olsun demesini bekliyorum’ – VİDEO

     PİRHA – Cumartesi Anneleri’nin 685’inci oturumunda konuşan Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, “23 yıldır oğlum kapıdan çıkıp gelecek, ‘anneler günün kutlu olsun’ diyecek diye bekliyorum. Yüreklerimizi yakanlar, acıyı yaşatanlar anneler gününü kutlamasınlar” dedi.

    Cumartesi Anneleri, kayıpların akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle 685’inci kez Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Her hafta olduğu gibi yine, “Failler Belli, Kayıplar Nerede?” pankartı açan Cumartesi Anneleri, pankartın üzerine yaşamını yitiren Cumartesi Anneleri, kayıpların fotoğrafı ile kırmızı karanfil ve barışı simgeleyen beyaz tülbent bıraktı. Oturma eylemine Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekili Hüda Kaya ve çok sayıda kişi katıldı.
    Bu hafta 4 Mayıs 1992 tarihinde gözaltında kaybedilen İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu öğrencisi Hüsamettin Yaman ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisi Soner Gül’ün akıbeti soruldu.
    ‘26 YIL EMEK VERDİĞİM OĞLUMU 38 YILDIR ARIYORUM’
    Yaşamını yitiren Cumartesi Anneleri’nin anılmasıyla başlayan oturma eyleminde ilk olarak 21 Ekim 1980’de gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren konuştu. Annesi Elmas Eren’in sağlık sorunlarından kaynaklı gelemediğini belirten Eren, annesinin göndermiş olduğu mesajı paylaştı.
    Elmas Eren’in mesajı şu şekilde: “Burada birlikte mücadele eden Cumartesi Anneleri ve insanlarını selamlıyorum. 26 yıl emek verdim, oğlumu bu topluma faydalı bir insan olarak yetiştirdim. Ama oğlumu yetiştirme tarzı bu ülkedekileri rahatsız etmiş olmalı ki onu kaybettirdiler. 26 yıl emek verdiğim oğlumu 38 yıldır arıyorum. Bugün sağlığım bedeniyle aranızda değilim. Ama bu mücadelemden vazgeçtiğimiz anlamına gelmiyor. Mücadelemi sürdüreceğim. Yaşamını yitirenler anneler bilsin ki emanetleri emanetimizdir. Bizden önce giden annelere yıldızlar içinde uyu diyemiyorum. Burada nasıl karanlıktaysalar orada karanlıktalar. Kaybedilen çocuklarından uzaktalar. Yarın anneler günü Müslümanlık yarışına girenler ‘cennet annelerin ayağının altında’ diyecekler. Ayağımın altındaki sizi ilgilendirmez, oğlumu verin. Son nefesime kadar mücadele edeceğim.”
    “YÜREKLERİMİZİ YAKANLAR ANNELER GÜNÜNÜ KUTLAMASINLAR”
    23 Şubat 1995’te gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız da, “Benim gibi çok anne var. Hangi birini anlatayım size. Buradaki herkesin annesiyim ama ben 23 yıldır tek olan oğlumu kaybettim. 23 yıldır oğlum kapıdan çıkıp gelecek, ‘anneler günün kutlu olsun’ diyecek diye bekliyorum. Yüreklerimizi yakanlar, acıyı yaşatanlar anneler gününü kutlamasınlar. Yakışmıyor onların ağızlarına. 23 yıldır bize yaptıkları hakaret yeter” diye belirtti. Yıldız, annelere seslenerek, “Meclisin önü tırak, gelin anneler hep beraber oturak. Bir siz söyleyin bir biz. Tamam diyek sıkıldık bu zulümden kurtulak” dedi.
    “HANGİ ANNELERİN ANNELER GÜNÜ?”
    19 Ekim 1995’te gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun da, “Biz burada oturan anneler hep kayıp yakınlarıyız. Ülkeyi yönetenler ‘anneler günü kutlu olsun’ diyecekler. Peki hangi annelerin anneler günü kutlanacak. Çocukları, bebekleriyle cezaevine giren annelerin mi? Taybet ananın mı? Cemileyi buzdolabında saklayan annenin mi? Parmaklıklar ardından olan annelerin elini kim öpecek? Hanife annenin elini kim öpecek?” diye sordu. Tosun, faillerden hesap soruluncaya kadar mücadelelerini sürdüreceklerini belirtti.
    “BU MEYDAN BUNLARIN HESABINI SORACAK”
    Hüsamettin Yaman’ın ağabeyi Feyyaz Yaman da, “Yarın anneler günü ve annelerin sembolü olan karanfil 685 haftadır kayıpların fotoğraflarının üzerine bırakıyoruz. Karanfil mutluluk sembolü olabilir ama birileri için acının sembolüdür” dedi. Kardeşi Hüsamettin Yaman ve arkadaşı Soner Gül’ün kaybedilme hikayesini anlatan Yaman, “Yıllardır kayıplar. Bu bir adalet sorunudur. Bu Türkiye Cumhuriyeti’nin utanç sorunudur” diye ifade etti. Kardeşi Yaman’ın 12 Eylül çocuğu olduğunu belirten Yaman, “12 Eylül ile yüzleşemeyenler olarak hala bunun acılarını yaşıyoruz. Cizrelerin, Ankara, Silopi, Suruç’un katliamlarının bedellerini ödeye ödeye geliyoruz. Bu meydan bunların hesabını soracaktır. Burayı hiç bir toprak dolduramayacak” diyerek hesap sormaya devam edeceklerini söyledi.
    “BU TOPRAKLARA ADALET GELECEK”
    HDP Milletvekilli Hüda Kaya da yaşamını yitiren anneleri anarak konuşmasına başladı. Kaya, iktidarı yönetenleri kast ederek, “Kadınları kutsadıklarını ve annelerin anneler gününü kutladıklarını sabah akşam dinlemeye devam edeceğiz. Biz dinlemiyoruz ama onlar toplumun büyük bir kısmına dinletmeye devam edecekler. Annelere cehennemi yaşatıyorsunuz. Hangi inançta olursa olsun, annelerin ve kadınların gözyaşlarının rengi yoktur, inancı yoktur” diye konuştu. “Cennetlik, kutsallık argümanlarına kullanmasınlar” diyen Kaya, “Siz bir insana, topluma cehennemi yaşattığınız kadar cehennemliksiniz. Bir insana ve topluma cenneti yaşattığınız kadar cennetliksiniz. İnançların tümünün özü budur. Bunun aksini iddia edenler yalancıdır” diye belirtti. İnsanlık demeye devam edeceklerini aktaran Kaya, “Annelerin acılarını bize bıraktıkları davayı takip etmeye, adaleti tesis edinceye kadar mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu topraklara adaletin geldiği günlere de şahitlik edeceğiz” diye ifade etti.
    “BİZİ MEZARSIZ BIRAKANLARA KARŞI SESSİZ KALMAYIN”
    Bu haftaki basın açıklamasını ise 21 Mart 1995’te gözaltında kaybedilen ve daha sonra cenazesi bulunan Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak yaptı. Taleplerinin net olduğunu vurgulayan Ocak, şunları söyledi: “Güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra kaybedilen evlatlarımıza ne olduğunu öğrenmek ve onları kaybedenlerin tarafsız ve bağımsız bir yargılama faaliyeti sonunda cezalandırılmalarını istiyoruz. Annelerin düşlerini evlatlarının mezarlarına ulaşmak ile sınırlayan bu hukuk dışı, insanlık dışı sisteme itiraz ediyoruz.” Kamuoyuna seslenen Ocak, “Bizi mezarsız bırakanlara, taleplerimizi görmezden gelenlere karşı sessiz kalmayın. Bu toprakların bütün evlatlarının özgür, eşit, adil bir biçimde yaşayabilmesi adına, vicdan adına, adalet adına, insanlık adına ‘herkes için adalet’ diyerek itiraz edin” dedi.
    ‘GÖZALTINA ALINDIKLARI KABUL EDİLMEDİ’
    Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün annelerinin 26 yıllık bekleyişine seslerine ses olmak istediklerini sözlerine ekleyen Ocak, şöyle devam etti: “22 yaşındaki Hüsamettin Yaman İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu öğrencisiydi. Genç bir cam sanatçısı olan Hüsamettin sanata, edebiyata, müziğe meraklıydı. Öğrenci hareketi içinde yer aldı. Pankart taşımak suçlamasıyla 15 gün kadar cezaevinde kaldı ve 6 Eylül 1990 tarihinde tahliye oldu. 21 yaşındaki Mehmet Soner Gül Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisiydi. Üniversite eğitimi için Mersin’in Değirmendere köyünden İstanbul’a geldi. Öğrenci hareketi içinde yer aldı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğrenci Derneği üyesiydi. Bu nedenle gözaltına alındı, ağır işkence gördü ve ölümle tehdit edildi. İçişleri Bakanlığı’nın iddiasına göre 10 Mart 1991 tarihinde Malatya’da yakalanan A.N. isimli şahsın sorgudaki ifadesinde ismi geçtiği için polis tarafından aranıyordu. Hüsamettin Yaman 2 Mayıs 1992 Cumartesi günü evden çıktı. 4 Mayıs Pazartesi günü ağabeyi Feyyaz Yaman’ı işyeri telefonundan arayan bir kişi ‘Hüsamettin, Soner Gül ile birlikte Fındıkzade’de gözaltına alındı. Hayatlarından endişe ediyoruz. Bir an önce emniyete başvurun’ dedi.”  Yaman ailesinin birçok mercie başvurduğunu söyleyen Ocak, Hüsamettin ve Soner’in gözaltına alındığının kabul edilmediğini belirtti. Ocak, son olarak, Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün akıbetlerini açığa çıkarılmasını istedi.

     

  • Eylemlerini sonlandıran TV10 çalışanları: Televizyonu alamadık ama haksızlığı deşifre ettik – VİDEO

    Eylemlerini sonlandıran TV10 çalışanları: Televizyonu alamadık ama haksızlığı deşifre ettik – VİDEO

    PİRHA – Önce televizyonları karartılan ardından da lokmalarla kurdukları kanallarının tüm eşyalarına el koyulan TV10 çalışanları 82 haftadır yağmur çamur, sıcak soğuk demeden, kimi zaman 3 kişi ile bile olsa eylemlerini sürdürdü. TV10 çalışanları eylemlerini lokmalarını dağıtıp mücadele çağrısı yaparak sonlandırdı.

    Her hafta cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda buluşan TV10 çalışanlarının eylemi bugün sonlandı. Yeniden ve son defa lokmaları ile Galatasaray Meydanı’na gelen TV10 çalışanları ve onları destekleyenler  ‘Alevilerin sesi susturulamaz’ dedi.

    Eyleme Munzur Çevre Derneği üyeleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Esenler Şubesi üyesi Sezgin Kartal, Hubyar Sultan Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, 25. Dönem HDP Mersin Milletvekili Çilem Küçükkeleş, Alevi Kültür Derneği Sultangazi Cemevi Başkanı Zeynel Odabaş, insan hakları aktivisti Nimet Tanrıkulu, Hubyar dedelerinden Erdoğan Sezer, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği eski yöneticisi Gülizar Taşbilek, Cumartesi insanları, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ile çok sayıda insan destek verdi. Tutuklanan TV10 kameramanı Kemal Demir’in eşi de 8 aylık bebeği ile eyleme geldi.

    “TV10 TOPLUMSAL DAYANIŞMANIN EN İYİ ÖRNEĞİ”

    TV10 çalışanları adına basın açıklamasını TV10 Haber Müdürü Turabi Kişin okudu. Kişin, 82 haftadır bu meydanlarda seslerini yükselttiklerini söyleyerek, “Darbe girişimini ‘Allah’ın lütfu’ olarak değerlendiren mevcut iktidar muhalif olan, eşit yurttaşlık ve demokratik haklar temelinde mücadele yürüten tüm toplumsal kesimleri susturmayı, elde ettiği kazanımları gasp etmeyi esas aldı. Alevi toplumunun, toplumsal dayanışmanın en iyi örneklerinden biri olan lokma kültürüyle kurduğu TV10 da bu saldırı dalgasından nasibini aldı” dedi.

    Tüm başvuru ve girişimlere rağmen şu ana kadar hangi gerekçeyle kapatıldıklarını bilmediklerini aktaran Kişin, hukuki sürecin işletilmemesi ve hiçbir mahkemenin sorumluluğu üstlenmemesine tepki gösterdi.

    TUTUKLU GAZETECİLER

    Televizyonun kapatılmasının yanı sıra TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, Yayın Kurulu üyesi Velihaydar Güleç ile kameraman Kemal Demir’in asılsız iddialarla gözaltına alınarak tutuklandığını da hatırlatan Kişin, “Basın kuruluşlarının tespitlerine göre şu anda cezaevlerinde 170’i aşkın gazeteci bulunmaktadır. Toplumun haber alma hakkı, basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü açısından dünyada bunun bir başka örneği yok. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün bir hafta önce yayınladığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre, Türkiye 2018’de bir önceki yıla göre iki basamak gerileyerek 180 ülke arasında 157’nci sırada yer aldı” ifadelerini kullandı.

    82. HAFTADIR NEDEN BURADAYDIK?

    Kişin, 82 hafta önce çalışanlar olarak bu protesto eylemini neden gerçekleştirdiklerini şöyle sıraladı:

    • Biz Alevi gazeteciler olarak düşünce ve ifade özgürlüğüne, toplumun haber alma hakkına dönük bu haksız uygulamaya sessiz kalmanın doğru olmayacağını düşündük. İsterdik ki kapatılan diğer radyo, televizyon, gazete, internet siteleri ve ajanslar hatta basın sendika ve örgütleri de yanımızda yer alıp bu mücadeleyi yürütebilseydi. Bizler bu meydanda 82 haftadır o meslektaşlarımız adına da söz söylüyoruz.
    • 30’u aşkın çalışanı ve çok sayıda programcısı olan televizyonumuz bir gece ansızın karartılınca hepimiz kendimizi işsizler ordusu içinde bulduk. Sosyal ve Sağlık güvencemiz elimizden alındı. Gasp edilen bu ve benzer haklarımız karşısında sessiz kalamazdık.
    • Bizler de Aleviydik ve TV10 toplumumuz için olduğu gibi bizim için de asimilasyonla yüzyüze olan inancımızı öğrenmek açısından bir okul gibiydi. Okulumuzun kapatılmasına sessiz kalamazdık.
    • OHAL rejimi adı altında her sabah bir KHK ile uyanır olduk. Bu kararnamelerle toplumsal yaşam zehirlenirken bizim gibi on binlerce insan işinden oldu. İnsanların işinin elinden alındığı, hapsedildiği, can güvenliğinin olmadığı ve çareyi yurt dışına gitmekte bulduğu bir Türkiye’den hoşnut olamazdık.

    “ALEVİ GAZETECİLER ÜZERİNE DÜŞENİ YAPACAK”

    Tüm bu ve benzer nedenlerle bu meydanda olduklarını ifade eden Kişin, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Belki televizyonumuzu geri alamadık ama kötü olan, yanlış olan, haksız olan birçok şeyi bu meydanda deşifre ettik. Bizi yalnız bırakmayan Alevi toplumu ve örgütleri ülkenin gidişatına dair bu meydanda sözünü söyledi. Sivil Toplum örgütleri, basın örgütleri, çevreciler, cumartesi anneleri, siyasi partiler ve tek tek bireyler de bu meydanda sözünü söyledi.
    Bir haksızlığa dikkat çekmek, Alevi toplumunun sesinin kısılamayacağını haykırmak, basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskıların son bulmasını istemek için bu meydanda olduk. Bu eylemle murad ettiğimizi önemli oranda başardığımıza inanıyoruz.
    Gazete binalarının bombalandığı, gazetecilerin ensesinden vurulduğu bir geçmişi geride bıraktı Özgür Basın. İnanıyoruz ki bu karanlık günleri de geride bırakacaktır. Su akıp yatağını bulacaktır. Biz Alevi gazeteciler de bu yatağın içinde üzerimize düşen rolü oynayacağız.”

    Kişin son olarak eyleme 82. haftadır katılıp destek veren herkese teşekkür ederek, cezaevindeki Veli Büyükşahin, Velihaydar Güleç ile Kemal Demir şahsında cezaevlerindeki tüm gazeteciler ve tutuklanan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği üyelerini selamladı.

    “DİRENİŞ GELENEĞİ KALO BELADAN GELİYOR”

    Açıklamanın ardından eski TV10 çalışanı İsmail Yıldırım da söz aldı. Yıldırım, Alevi basın mücadelesinin son bulmayacağını söyleyerek, tutuklanan Veli Haydar Güleç, Kemal Demir ve Veli Büyükşahin’in onurları olduğunu belirtti ve mücadeleye devam edecelerini vurguladı.

    Ardından TV10 pprogramcısı Ali Şeker de bu direnişin kalu beladan geldiğini, hiçbir düzene teslim olmadıklarını söyledi. Son sözünü ise Seyit Rıza’nın, “Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim bu bana dert oldu, ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun” sözleriyle sonlandırdı.

    “TV10 ALEVİLERİN LOKMALARIYLA KURULDU”

    Şeker’in ardından Alevi Kültür Derneği Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynel Odabaş konuştu.

    82 haftadır hak ve hakikatin sesini susturan bu düzene karşı Alevilerin burada direndiklerini söyleyen Odabaş, “TV10 belki ekranlarda karartabilirsiniz ama hiç bir zaman Alevilerin helal lokmalarıyla kurulan, emekçilerini işsiz bırakarak, çalışanlarını tutuklayan zihniyet bunu bilmelidir ki bizleri tutsak alsanız da bizleri zindana atsanız da yüreğimizdeki sesi susturamazsınız” dedi. Odabaş, KHK ile kapatılan TV10’nun Can Tv ve Yol Tv’de can bulacağını söyledi.

    Konuşmaların ardından Hubyar Ocağı’ndan Erdoğan Sezer’in gülbengiyle lokmalar dağıtıldı. (HABER MERKEZİ)

  • TV10 çalışanlarından destek çağrısı: 82. haftada sesimize ses olun-VİDEO

    TV10 çalışanlarından destek çağrısı: 82. haftada sesimize ses olun-VİDEO

    PİRHA – TV10 çalışanları hazırladıkları video ile 82. haftadaki son eylemlerine katılım çağrısı yaptı. 

    OHAL koşullarında KHK ile kapatılan TV10 çalışanlarının Galatasaray Meydanı’nda 81 haftadır devam eden eylemi bitirme kararı aldı. 82. haftada  son eylemi yapacak TV10 çalışanları hazırladıkları video ile eyleme katılma çağrısı yaptı.

    TV10’un kapatıldığı gün yönetim kurulu başkanı Veli Büyükşahin’in ve çalışanlarının niyaz edip, ‘Alevilerin sesi susturulamaz’ sloganları ile terk ettiği ve 2 yıl boyunca Galatasaray Meydanı’nda Cumartesi günleri yaptıkları eylemlerden derledikleri videoyu hazırladılar.

    Çalışanların eyleme katılım çağrısı yaptığı videoda cumartesi insanlarından Selvi Gülmez ile geçen yıl yaşamını yitiren Güzel Şahin’in de konuşmaları yer alıyor. Cumartesi anneleri, “Hep birlikte olduktan sonra dağlar nedir, dağlar yıkılır” diyor. (HABER MERKEZİ)

     

     

  • TV10 çalışanlarından yapacakları son eyleme katılım çağrısı

    TV10 çalışanlarından yapacakları son eyleme katılım çağrısı

    PİRHA – OHAL ilanının ardından kapatılan TV10’un çalışanları, 81 haftadır Galatasaray Meydanı’nda yaptıkları eylemin sonuncusu 28 Nisan Cumartesi günü yapacak. Çalışanlar son eyleme katılım çağrısı yaptı.

    Alevilerin Sesi TV10, OHAL koşullarında KHK ile kapatıldı. Kapatıldıktan sonra İstanbul Galatasaray Meydanı’nda televizyonlarının tekrar açılması talebiyle eylem başlatan TV10’un çalışanları, 23 Şubat 2017’de televizyonun eşyalarına el konulmasından sonra eylemlerini basın üzerindeki baskıların kaldırılması yönünde devam ettirdi. 81. haftayı geride bırakan çalışanlar 82. haftada eylemi bitirme kararı aldı.

    TV10 çalışanları 82. haftada yapılacak son eyleme katılım çağrısı yaptı. Çağrıda şu ifadeler kullanıldı:

    KHK ile kapatılan Alevilerin Sesi TV10’u geri almak için her hafta Cumartesi günü saat 14.00’te gerçekleştireceğimiz eylemi 82. haftasında sonlandırıyoruz. Şu ana kadar gösterdiğiniz dayanışmayı bu son eylemimize de katılarak göstermenizi bekliyoruz. 28 Nisan Cumartesi günü saat 14.00’te Galatasaray Meydanı’ndayız.” (HABER MERKEZİ)

  • Kapatılan TV10’un eylemi 80. haftada da devam edecek

    Kapatılan TV10’un eylemi 80. haftada da devam edecek

    PİRHA – OHAL koşullarında KHK ile kapatılan TV10 çalışanlarının başlattığı eylem 80. haftasında devam edecek. TV10 çalışanları, tutuklanan arkadaşlarının serbest bırakılması ve basın üzerindeki baskıların son bulması çağrısında bulunacak. 

    OHAL koşullarında KHK ile kapatılan televizyonlardan biride Alevilerin Sesi TV10’du. Kapatma kararından sonra 4 Ekim 2016’da mühürlenen televizyonun mal varlıkları TMSF tarafından satışa çıkarılıp satıldı.

    Kapatılan TV10’nun tekrar açılması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda eylem başlatan TV10 çalışanları, 4 Ekim’de televizyon mallarının satılmasından sonra  eylemlerini basına yönelik baskıların son bulması yönünde sürdürdüler.

    80 haftadır devam eden eylemde, geçtiğimiz aylarda tutuklanıp Silivri Cezaevi’ne konulan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, Yayın Kurulu Üyesi Veli Haydar Güleç ile TV10 kameramanı Kemal Demir’in serbest bırakılması da talep edilecek. (HABER MERKEZİ)