PİRHA – TV10 çalışanlarının başlattığı eylem 59. haftada da yoğun katılımla gerçekleşti. Eylemde geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Pir Mustafa Deprem anıldı.
Haberin Videosu
Galatasaray Lisesi önünde bir araya gelen TV10 çalışanları televizyonlarını geri almak için 59. haftasında da eylemlerine devam ettiler.
KHK ile kapatılıp 7 Ekim’de satışa çıkarılan TV 10’un 59 haftasında “Alevilerin sesi susturulamaz” pankartının açıldığı eyleme televizyon emekçilerinin yanı sıra, Munzur Çevre Derneği Başkanı Ali Yıldız, Cumartesi Anneleri, İHD üyeleri ile HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş katıldı.
Eylemde konuşan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, Hakkın ve Hakikat’ın Sesi TV10’nun açılması için burada olduklarını söyledi.
Bir buçuk yıldır Galatasaray Lisesi önünde eylem yaparak mücadele ettiklerini belirten Büyükşahin, TV10’nun kuruluşundan sonuna kadar yanlarında olan ve geçtiğimiz günlerde hakka yürüyen Kantarma Piri Mustafa Deprem’i andı.
MUSTAFA DEPREM, ŞÜKRÜ SAMSUNLU, GÜZEL ANA…
“TV10 emekçilerinin, Pir Mustafa Deprem’i, TV10 yönetmeni Şükrü Samsunlu’yu ve Güzel Ana’nın istediği gibi sesimizi kısmak isteyenlere karşı mücadele edecek” dedi.
Basın üzerindeki baskılara değinen Büyükşahin, “Cezaevinde yüzü aşkın gazeteci var. Halen gazeteciler ve haber kanalları haber yapmakta zorlanıyor. Bugün bir işsizler ordusu var” dedi.
Geçen hafta Seyit Rıza ve arkadaşlarının birçok yerde yapılan anmalarını hatırlatan Büyükşahin, Doğu Perinçek’in, “Cumhuriyet Dersim isyanını bastırmasaydı orası feodal eşkıya yatağı olarak devam ederdi. 1930’ların kentine bakalım, eğer Seyit Rıza aşiret düzeni devam etseydi hala feodal düzen, kadınların saçlarından sürüklenmesi devam edecekti” sözlerine de tepki gösterdi.
Büyükşahin, “Alevi toplumunda kadın erkek eşittir. Dersime yapılan siyasi operasyonlar Alevi toplumunun inancına da büyük bir müdahale yapılıyor. Dersim katliamıyla Alevi inancına yol erkanına yönelik ciddi bir saldırı söz konusudur” dedi.
“15 yıldır iktidarda olan AKP’nin Dersim Katliamı’yla ilgili her zaman CHP’yi suçladığını söyleyen Büyükşahin şöyle devam etti:
“O günün CHP’si bugünkü sizlerin toplamıdır. AKP geleneğinden gelen bu kadrolar o günün CHP’siydi. Dersim Katliamı’nın en büyük sorumlularından biriside Celal Bayar’dır. Yani siz aynı gelenekten geliyorsunuz. 1938’deki katliam anlayışı bugün orman yangınlarıyla aynen devam ediyor. Ekranlarımız açık olsaydı uzun uzun Dersim Katliamı’nı paylaşacaktık ama kapalı olduğu için buradan dile getiriyoruz.”
TV10 çalışanları olarak başlattıkları mücadeleye devam edeceklerini vurgulayan Büyükşahin, 60 haftada da Galatasaray Meydanında olacaklarını söyledi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 660. haftasında konuşan Hayrettin Eren’in ablası Cemile Eren, kardeşinin ve gözaltında kaybedilenlerin yalnızca bedenlerinin öldüğünü fikirlerin ölmediğini kaydetti.
Haberin Videosu
Cumartesi Anneleri 660. haftada gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in akıbetini sormak ve yaşanan adaletsizliği bir kez daha dile getirmek için bir araya geldi. “Failler belli kayıplar nerede” pankartının açıldığı eylemde gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren ve 15 Kasım 1937 yılında Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza’nın resimleri, kırmızı karanfiller ve barışı temsilen beyaz tülbentler bırakıldı.
Eylemde açılış konuşmasını yapan Maside Ocak idamının 80. yılında Seyit Rıza ve arkadaşlarının akibetlerinin açıklanmasını talep etti.
“HESABI BU DEVLETTEN SORACAĞIM”
Eylemde konuşan Fehmi Tosun’un kardeşi Kıymet Tosun, 19 Ekim 1995’te ağabeyinin İstanbul’da gözaltına alınarak kaybedildiğini söyledi. Tosun, devletten ağabeyinin katillerini bulmasını isteyerek “Bu hesabı devletten soracağım” dedi.
“ADALET O GÜN BUGÜNDÜR RAFTAN İNMEDİ”
Kıymet Tosun’un ardından konuşan Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren, her hafta sözün bittiği yerde olduklarını kaydederek ağabeyinin bu ülkede insanların insanca yaşayabilmeleri için mücadele ettiğini kaydetti. Bir Çerkez delikanlısı olan ağabeyinin Gayrettepe Karakolu’nda gözaltına alınarak kaybedildiğini ifade eden İkbal Eren, o zaman da şimdi olduğu gibi OHAL’de olduklarını, hak aramanın zor olduğunu, hukuk ve adaletin rafa kaldırıldığını ve o gün bugündür de raftan indirilmediğini belirtti. Tüm hukuki çabalarının sonuçsuz kaldığını ve görgü tanıklarının ifadelerinin dikkate alınmadığını kaydeden İkbal Eren, “37 yıldır ağabeyim olmadan nefes alıyoruz. Aldığımız her nefeste ağabeyimin ve bütün gözaltında kayıpların akıbetlerini ortaya çıkarmak oldu.” dedi.
37 yıldır iktidara gelen her hükumete Hayrettin Eren dosyasının ulaştırıldığını ifade eden İkbal Eren, 2011 yılında dönemin başbakanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumartesi Anneleri ile görüştüğünü ancak hiçbir taleplerini yerine getirmediğini söyledi. Sevdiklerinin yaşama haklarının ellerinden alındığını vurgulayan İkbal Eren, “Yüreği yanan bir anne meydanlarda yuhalatılırken, yüreği yanan bir anneye ‘Gözün aydın oğlunu öldürdük’ denilirken, siz de gözaltında kaybetmek insanlık suçu diyorsanız bu meydanda hep birlikte hukuk ve adaleti büyütebiliriz” şeklinde konuştu.
“ONLARA ÖLDÜ DEMİYORUM”
İkbal Eren’in ardından söz alan Faruk Eren, 37 yıldır adalet aradıklarını, bu meydanda ilk oturmaya başladıklarında bir gazetecilerin bir de polislerin kendilerini takip ettiğini söyleyerek, şimdi cezaevinde olan gazeteci Ahmet Şık’ın zaman zaman kendileriyle birlikte dayak yediğini, yine cezaevinde olan İsminaz Temel’in kendilerini takip ettiğini belirtti. Faruk Eren’in ardından söz alan Hayrettin Eren’in ablası Cemile Eren, kardeşi Hayrettin’in daha iyi bir dünya kurmak için mücadele ettiğini, babasının Hayrettin’i yurt dışına göndermek istediğini ancak Hayrettin’in kabul etmeyerek “Ben halkım için mücadele veriyorum. Bir gün anlayacaksınız ve bizlerle iftihar edecesiniz” dediğini ifade etti. “Bir yerde bir dilenci gördüğüm zaman ona para verme bahanesiyle çömelip yüzüne bakıyordum acaba Hayrettin mi diye” sözleriyle acısını anlatan Cemile Eren, 37 yıldır 37 saat bile unutmadıklarını, Hayrettin ve burada fotoğrafları olanların hiçbirine öldü demediğini çünkü yalnızca bedenlerin ölebileceğini fikirlerin ölmeyeceğini vurguladı.
“37 YILDIR HAYRETTİN EREN DOSYASINDAN SONUÇ ALINAMIYOR”
660. haftanın basın açıklamasını Hayrettin Eren’in yeğeni Setenay Yarıcı okudu.
Yarıcı, 37 yıldır tanıklara, somut delillere ve tüm hukuk yolları denenmesine rağmen sonuç alınamayan Hayrettin Eren dosyası için bir araya geldiklerini söyledi.
26 yaşındaki Hayrettin Eren 70’li yıllardaki gençlik hareketinin içinde yer aldığını belirten Yarıcı, “12 Eylül askeri darbesinin ardından hakkında yakalama kararı çıkartılarak aranmaya başlandığını vurguladı.
Hayrettin Eren’in 21 Kasım 1980 tarihinde Saraçhane Haşim İşcan Geçidi’nde arkadaşı ile birlikte gözaltına alındığını ifade eden Yarıcı, Eren’in önce Karagümrük Karakolu’na oradan da aynı operasyonda gözaltına alınan 8 kişi ile birlikte Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube’ye götürüldüğünü belirtti.
Eren’in ailesinin Karagümrük Karakolu’na gittiğini ve gözaltı kayıt defterinde Hayrettin’in adını gördüklerini söyleyen Yarıcı, Karakoldakilerin ‘Hayrettin’i Gayrettepe’deki Siyasi Şube’ye gönderdiklerini söyledi’ dedi.
‘HAYRETTİN EREN GÖZALTINA ALINMAMIŞTIR, HALA ARANIYOR’ CEVABI HİÇ DEĞİŞMEDİ
Yarıcı, Karakoldakilerin yönlendirmesiyle Gayrettepe’ye giden anne Elmas Eren, Hayrettin’in gözaltına alınırken kullandığı babasına ait 34 F 6798 plakalı otomobili Siyasi Şube’nin bahçesinde gördüğünü ama oğlunu soran Elmas Eren’e “gözaltında böyle biri yok” cevabı verildiğini ifade ederek şöyle devam etti:
“Onunla aynı operasyonda yakalanan 8 kişi mahkemeye çıkarıldıklarında, “Hayrettin Eren de bizimle birlikte gözaltındaydı” diyerek suç duyurusunda bulundu. “Hayrettin Eren’in gözaltına alındığının tanığıyım. Onu hem karakolda, hem de siyasi şubede gördüm” diye savcıya ifade verdi. Savcı aileye, “ Size inanıyorum ama bu davayı açarsam meslek hayatım biter” dedi. Eren Ailesi Milli Güvenlik Konseyi başta olmak üzere tüm resmi makamlara başvurdu. “Hayrettin Eren isimli şahıs gözaltına alınmamıştır, hâlâ aranıyor” cevabı hiç değişmedi.”
12 EYLÜL ZİHNİYETİ DEVAM EDİYOR
37 yıldır devleti yönetenlerin Hayrettin Eren’in akıbetini gizleyerek, onu kaybedenleri cezasız bırakarak 12 Eylül zihniyetini devam ettirdiklerini söyleyen Yarıcı, Eren Ailesi’nin ve İHD’nin sürdürdüğü hukuk mücadelesine rağmen, devletin etkin soruşturma yükümlülüğünü yerine getirmediğini vurguladı.
Dosyanın takipsizlik, zaman aşımı kararlarıyla hukuka aykırı bir şekilde kapatılmak istendiğini belirten Yarıcı,”tüm hukuki yollar tükenince dosya 2014 yılında Anayasa Mahkemesi’ne taşındı”dedi.
“12 EYLÜL’Ü DE HAYRETTİN ERENİ DE UNUTMADIK”
Hayrettin Eren 12 Eylül’ün işkence merkezi İstanbul Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube’de kaybedildiğini söyleyen Yarıcı, sözlerine şöyle devam etti:
“İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı, Siyasi Şube Müdürü Tayyar Sever, Siyasi Şube Müdür Yardımcısı Mehmet Ağar, Hayrettin’e işkence yapan timin şefi Fikret Işınkaralar, Hayrettin Eren’in kaybedilmesi suçunun failleridir. Başta Kenan Evren olmak üzere 12 Eylül cuntacıları ve destekçileri Hayrettin Eren’in kaybedilmesinin sorumlularıdır. Gözaltında kaybetme zamanla sınırlı olmayan insanlığa karşı suçtur. 37 yıldır gerçeği açığa çıkarmayan, Hayrettin Eren’i kaybedenleri koruyan tüm iktidarlar bu suçun ortaklarıdır. 12 Eylül darbecilerini koruyanlara karşı, 12 Eylül’ü güncelleyenlere karşı, bize unutmayı dayatanlara karşı “12 Eylül’ü unutmadık! Hayrettin Eren’i unutmadık” diyoruz.”
Öte yandan Diyarbakır’da 458. haftasında oturan kayıp yakınları ve İHD Diyarbakır Şubesi, Tansu Çiller’in başbakan olduğu dönemde binlerce kişinin kaybedilmesinden sorumlu olduğu belirtildi.
PİRHA- TV10 çalışanları 58. haftayı geride bıraktı. 59. haftada da Galatasaray Lisesi önünde ‘Alevilerin Sesi TV10’u geri istiyoruz’ demek için bir araya gelecekler.
KHK ile kapatılan ve mal varlıkları TMSF tarafından satışa çıkarılan TV10 çalışanlarının eylemi 59. haftasında da devam edecek. Her Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda saat 14.00’te bir araya gelen TV10 çalışanları, hukuksuzca kapatılan kanallarının tekrar açılması talebini yineleyecek.
15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL kapsamında 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile birçok televizyon kanalı ve radyo kapatıldı.
Alevilerin sesi TV10 da 4 Ekim 2016’da KHK ile kapatılıp mühürlendi. TV10’un geri alınması için çalışanların başlatmış olduğu eylem her Cumartesi günü saat 14.00’te Taksim Galatasaray Lisesi önünde yapılıyor. Eyleme Tv10 emekçilerinin yanısıra, izleyicileri, Alevi kurumları, Alevi inanç önderleri, yöre dernekleri, insan hakları savunucuları, basın özgürlüğü savunucuları katılıyor. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – TV10 çalışanlarının başlattığı eylem 57. haftasında ‘Alevilerin Sesi Susturulamaz’ sloganıyla başladı. Yağmur çamur, kar demeden Galatasaray Meydanı’nda adalet aradıklarını bir kez daha tekrarlayıp, hiçbir haklarını televizyonlarını gasp edenlere helal etmediklerini belirttiler.
Haberin Videosu
57 haftadır Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen TV10 emekçileri “Alevilerin sesi TV10 susturulamaz” pankartını açtı. Eylemde sık sık “Özgür basın susturulamaz” “Alevilerin sesi susturulmaz” “Susma sustukça sıra sana gelecek” sloganları atıldı. Eylemi bu hafta desteklemeye Munzur Çevre Derneği, Hubyar Sutan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Cumartesi İnsanları, Hasta Tutsak Yakınları ve TV10 izleyicileri geldi.
“MEYDANLARDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Eylemde ilk konuşmayı TV10 Programcısı Hüseyin Kelleci yaptı. Kelleci, 57 haftadır Galatasaray Meydanına yağmur, kar, kış, çamur demeden geldiklerini belirterek, “Buradayız çünkü haklıyız. Alevilerin sesi kapatıldı ama bizler meydanda olmaya devam ettik” dedi. Bir süre önce Ege bölgesine gittiğini belirten Kelleci, Gittiği yerlerde hala ‘TV10 neden kapatıldı’ diye sorduklarını söyledi.
“Bu ülkenin kiracısı değil, sahibiyiz” diyen Hüseyin Kelleci, “Bu ülkeye, sosyal, siyasal, ekonomik, her alanda desteğini veren ve vergilerini ödeyen biz Alevilerin hakları bu zulmü yapanların boğazında kalacaktır” dedi.
4 Kasım tarihinin önemine değinen Kelleci, şunları dile getirdi:
Seçilmişlerinde suçu sorulmadan on yıl, beş yıl, altı yıl önce söylediği sözden dolayı başta HDP Milletvekilleri olmak üzere, aydınların, yazarların, gazetecilerin içeri alındığı günlerden bir tanesidir. Dolayısıyla bu ülkede barış istemek suç mu? Biz barışı istedik, sevgiden yana olmak suç mu? Biz sevgiyi istedik. Bu ülkenin görünmezlerini dile getirdik o sebeple kapatıldık. Ama biz meydanlarda olmaya devam edeceğiz.”
Geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren hak savunucusu Güzel Şahin’in kızı Meral Şahin’de eylemde yer alarak, “Annemin bıraktığı yerden devam ediyorum. Bizler bu haksızlıklar devam ettiği müddetçe bu eylemlerde yer alacak mazlumun sesi olmaya devam edeceğiz” dedi.
“SUSTUKÇA DAHA FAZLA ASİMİLE OLACAĞIZ”
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı ve Alevi Bektaşi Federasyonu MYK Üyesi Eğitim Sekreteri Aydın Deniz, TV 10’nun büyük emeklerle kurulduğunu hatırlatarak, “TV 10’nun emekleri ve onların yanında olmaya devam edeceğiz” dedi. Yaşanan sorunlara dikkat çeken Deniz, “Sesimizi yükseltmeliyiz. Sustukça daha fazla asimile olacağız” diye konuştu.
“İKİ KİŞİ BİLE KALSAK DEVAM EDECEĞİZ”
Eylemi birkaç dakika arayla kaçıran HDP Halklar ve İnançlar komisyonu üyesi 25. dönem milletvekilleri Çilem Küçükkeleş ve Ali Kenanoğlu’da eylem yerinde kısa bir açıklama yaparak Alevilerin sesinin susturulmasına tepkilerini dile getirdiler. Açıklamanın kaydını ise yine Halklar ve İnançlar Komisyonu üyesi olan Murat Mıhçı yaptı. Kısa bir açıklama yapan Kenanoğlu şunları belirti:
“Tv10’un her cumartesi yaptığı eylemi biz gerçekleştiriyoruz bu hafta. Netice itibariyle TV10 televizyonumuzun sesi kısıldı ve Kanun Hükmünde Kararnameyle hukuksuz bir şekilde el konularak kapatıldı. Alevilerin sesi olan, bu ülkede farklılıkların sesi olan, bizleri kamuoyu ile buluşturan televizyonumuzun kapatılmasını kabul etmiyoruz ve iade edilmesini her hafta olduğu gibi bu hafta da talep ediyoruz. Talebimizin takipçisi olmaya devam edeceğiz. İki kişi de kalsak biz bu eylemi sürdüreceğiz, karalıyız.”
Eylem “Alevilerin sesi susturulamaz”, “Özgür basın susturulamaz”, “Tv10 kapatılamaz” ifadeleriyle son buldu.
PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun cezaevlerindeki keyfi uygulamalara ve hasta tutukluların durumlarına dikkat çekmek amacıyla düzenlediği F Oturumunun 292. haftasında hasta tutuklu Bahattin Solhan’ın serbest bırakılması istendi.
HABERİN VİDEOSU
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla Galatasaray Lisesi önünde gerçekleştirdiği F Oturumunun 292. eylemi gerçekleştirildi. Eylemde sık sık “Hasta Mahpuslar Serbest Bırakılsın!,” “Bahattin Solhan Serbest Bırakılsın!,” “İnsan haklarıyla insandır” sloganları atıldı.
292. Haftanın basın açıklamasını Çetin Durukanoğlu okudu.
İktidar sahipleri ve yasa koyucuların yıllardır uyguladıkları yöntemlerin ve izledikleri yolun hiç değişmediğini belirten Durukanoğlu, günümüzde de bu yöntemlerin uygulanmasında hiçbir kural hiçbir etik değerin tanınmamakta olduğunu vurguladı.
“OHAL ilan edileli 15 ay olmasına rağmen, başta insan hak ve özgürlükleri olmak üzere insani olan ve insan onurunu koruyan değerler ayaklar altına alınarak çiğnenmektedir” diyen Durukanoğlu, güvenlik tedbirlerinin en yüksek seviyeye çıkartılmasına rağmen, insanların en temel hakkı olan yaşam hakkı, her an kısıtlanma ve yok edilme riski ile karşı karşıya olduğunu belirtti.
“ŞİDDETLİ BAŞ AĞRISINDAN GÜNLÜK YAŞAMINI İDAME ETTİREMİYOR”
Baskı ve şiddetin en yoğun yaşandığı yerlerin başında hapishanelerin geldiğini vurgulayan Çetin Durukanoğlu, Tutukluların ağır tecrit politikaları ile karşı karşıya olduklarını ifade ederek, hasta tutuklu Bahattin Solhan’ın durumunu şöyle anlattı:
“Mardin doğumlu Bahattin Solhan, 1997 yılında kafasının sağ tarafından ateşli silahla yaralanır. Yaralı halde yakalanır ve tutuklanarak Adıyaman E Tipi Hapishanesine götürülür. Başından aldığı hasar nedeniyle beyin travması geçirir. Uzun süre gerekli tedavi yapılmadığı için vücudunun sol tarafında uyuşmalar, tutulmalar baş gösterir. Zaman geçtikçe unutkanlığı artarak devam eden Bahattin Solhan, şiddetli baş ağrısı ve baş dönmesi nedeniyle günlük yaşamını idame ettirmekte zorlanmaktadır.
2012 yılında tedavi edilmesi için Diyarbakır D Tipi hapishanesine sevk edilir. Uzun süre hastaneye götürülüp getirilen Bahattin Solhan, hapishane koşullarının da etkisiyle pek çok hastalığa yakalanır. En belirgin sağlık sorunları; beyin travması, epilepsi (Bu rahatsızlığı için günde 5 tane ilaç almaktadır.) mide ülseri, bağırsak hastalıkları, vücutta iltihaplanma, hemoroit, bel ve boyun fıtığı gibi çok sayıda hastalığı vardır.” (HABER MERKEZİ)
PİRHA – 657. kez Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri “Düzgün Tekin dosyasında cezasızlığa son, adalet istiyoruz!” diyerek adalet talebini yenilediler.
HABERİN VİDEOSU
Kayıplarının akıbetini sormak ve adalet aramak için her hafta Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda toplanan Cumartesi Anneleri 657. haftada yine Galatasaray Meydanı’ndaydı. ‘Failler belli kayıplar nerede’ pankartının üzerine Düzgün Tekin fotoğrafı, kırmızı karanfiller ve barışı temsilen beyaz tülbent bırakıldı. Eyleme HDP Milletvekilleri Hüda Kaya ve Pervin Buldan destek verdi. Eylemde ayrıca Hüseyin Toraman da gözaltında kaybedilişinin 26.yılı olması sebebiyle anıldı.
“BİRÇOK ANNE VE BABAYI BU MEYDANDA KAYBETTİK”
Eylemde ilk konuşmayı Fehim Tosun’un eşi Hanım Tosun yaptı. Yine Galatasaray Meydanında olduklarını ifade eden Tosun, iki gün önce hayatını kaybeden Hüseyin Toraman’ın babası Ali Rıza Toraman’ı anarak, “Ali Rıza gibi bir çok anne ve babayı bu meydanda kaybettik”dedi.
“Bu ülkeyi yönetenler ne acıdan ne hukuktan nede yasadan anlıyorlar” diyerek hükümete seslenen Tosun, “Beş dakika kendinizi bizim yerinize koysanız bizi anlayacaksınız” dedi. Tosun, Galatasaray Meydanı’nda birçok kayıp yakının sesi olduklarını belirterek mücadeleye devam edeceklerini söyledi.
“ADALET ARAYIŞIMIZ SÜRECEK”
22 Yıl önce gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın abisi Ali Ocak da Ali Rıza Toraman’ı anarak, 23 yıldır adalet aradıklarını belirtti. Ocak, Tekin Düzgün’ü Kırklareli’de kemiklerinin gömüldüğü yerde ararken ilkel yöntemlerle aradıklarını ve savcının ‘sizi arayacağız’ dediğini belirterek,”Tekin Düzgün için adalet arıyoruz. Neredeyse yirmi yıl geçmesine rağmen ne savcı geldi nede bir haber veren var” dedi. Ali Ocak, adalet arayışlarına devam edeceklerini de ifade etti.
“ANILARINA SAHİP ÇIKACAĞIZ”
HDP İstanbul Milletvekili ve Cumartesi İnsanlarında Hüda Kaya, Acılarını her geçen gün daha da derinleştiğini söyleyerek, “Cumartesi Annelerinin mücadelesi ise her geçen gün dahada artarak devam ediyor” dedi. Kaya, Cumartesi kayıplarının anılarına sahip çıkarak mücadeleye devam edeceklerini belirtti.
657. Haftanın basın açıklamasını Cumartesi İnsanlarından Leyla Kaya okudu. Kaya, gözaltında kaybetmenin 22 yıldır suç sayılmadığı Düzgün Tekin dosyasını paylaşmak için bir araya geldiklerini belirtti. Kaya, Düzgün Tekin’in sosyalist kimliğiyle bilindiğini ve 21 yaşında da sendikal mücadelenin içerisinde olduğunu da vurguladı.
“TEKİN TAKİP EDİLDİĞİNİ SÖYLEDİ”
21 Ekim 1995’de akrabasının evinden işe gitmek için çıktığını ve bir daha haber alınmadığını ifade eden Leyla Kaya, süreci şöyle anlattı:
“Ailesine bir haftadır polis tarafından takip edildiğini söyleyerek, kendisini takip eden araçlardan birinin plakasının 34 F 6676 olduğunu kağıda yazarak eve bıraktı. Evdekiler de içinde sivil giyimli şahısların bulunduğu bir otomobilin günlerdir evlerinin önünde beklediğini gördü. Düzgün Tekin 21 Ekim 1995 tarihinde, İstanbul Güneşli Evren Mahallesi’ndeki akrabasının evinden Bayrampaşa’daki işyerine gitmek için çıktı. Bir daha kendisinden haber alınamadı.O günden sonra evin önünde bekleyen otomobil de bir daha gelmedi. Düzgün Tekin’in Ailesi avukatlarıyla birlikte tüm resmi kurumlara başvurdu. İnsan Hakları Derneği yasal girişimlerde bulundu, Af Örgütü devreye girdi. Ancak Düzgün Tekin’i günlerce takip eden güvenlik birimleri onun nerede olduğunu bilmediğini söyledi
Olaydan 18 ay kadar sonra, JİTEM’le bağlantılı itirafçı Kasım Açık, Düzgün Tekin ile ilgili açıklamalarda bulundu. Basına da yansıyan itiraflarda Açık, Düzgün Tekin’in kendisinin de içinde bulunduğu itirafçılar, polis memurları ve askerlerden oluşan JİTEM birimi tarafından sorgulanarak öldürüldüğünü söyledi. Düzgün Tekin’in bedeninin de Edirne yakınlarındaki askeri alan içinde bulunan Çadırkent çöplüğüne gömdüklerini anlattı. Düzgün’ün eşkal bilgilerini ve üzerindeki giysilerini tarif eden Kasım Açık, olay yeri ile ilgili bir kroki de çizdi.
“HUKUK İŞLETİLMEDİ”
Bu gelişme üzerine 27 Mayıs 1997 tarihinde arama faaliyetinde bulunmak için Düzgün’ün ailesi, arkadaşları ve insan hakları savunucuları Çadırkent’e gitti. Ailenin ve avukatların tüm ısrarlı taleplerine rağmen yetkililer göstermelik bir arama çalışması yaptı ve sonuç alınamadı.
Kasım Açık’ın itirafları kendi el yazısı ve imzası ile savcılığa verilse de etkin bir soruşturma yürütülmedi. Bugüne kadar yetkili makamlardan Düzgün Tekin’in akıbetine yönelik hiçbir açıklama yapılmadı, hukuk işletilmedi ve dosya cezasızlık zincirinin bir halkasına dönüştürüldü.
Çadırkent’teki çöplükte elleriyle oğlunun kemiklerini bulmaya çalışan baba Veli Tekin, oğluna kavuşamadan aramızdan ayrıldı. Annesi Elif Tekin hala oğluna kavuşmayı bekliyor. Onun “dağlar, taşlar, kuşlar bana yön verin, ben oğluma kavuşayım” haykırışını unutmayacağız.” (HABER MERKEZİ”
PİRHA – Gözaltında kaybedilen Mikdat Özeken, Abdülkerim Yurtseven ve Münür Sarıtaş’ın akıbetinin açıklanması için Galatasaray Meydnaı’nda buluşan Cumartesi Anneleri Türkiye’nin sözde değil gerçekte adalet ülkesi olduğunu söylemek istediklerini vurguladılar.
Haberin Videosu
656. kez Galatasaray Meydanı’nda buluşan Cumartesi Anneleri 27 Ekim 1995 tarihinde gözaltında kaybedilen Mikdat Özeken, Abdülkerim Yurtseven ve Münür Sarıtaş’ın akıbetini sordu.
“22 YILDIR ÇOCUĞUMU BEKLİYORUM”
Eylemde geçtiğimiz gün gözaltına alınan Etkin Haber Ajansı (ETHA) muhabirleri İsminaz Temel ve Hacca Cuştan’ın serbest bırakılması istendi. Eylemde ilk olarak Münür Sarıtaş’ın annesi Mahbut Sarıtaş’ın gönderdiği ses kaydı dinletildi. Ses kaydında 22 yıldır çocuğunu beklediğini söyleyen Mahbut Sarıtaş, oğlunun başka bir köye odun toplamaya gittiğini bir daha da geri dönmediğini ve oğlunun tabura götürüldüğünü bildiğini kaydetti. Mahbut Sarıtaş, “Bana göre oğlumun kemikleri hala taburunun bulunduğu alanda gömülü. Oğlum masumdu” dedi.
“DEDEMİZİ ARAMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Mahbut Sarıtaş’ın ses kaydının dinletilmesinin ardından Yurtseven Ailesi adına Abdülkerim Yurtseven’in torunu Berivan Yurtseven konuştu. Dedesinin davasında Türkiye’nin AİHM’de oy birliğiyle mahkum edildiğini belirten Berivan Yurtseven, 90’lı yıllarda olduğu gibi şimdi de bölgede insanların katledildiğini söyledi. Dedelerinin akıbetinin açıklanmasını istediklerini ve Yüksekova’da baskılardan dolayı kayıplarını anamadıklarını ifade eden Berivan Yurtseven, OHAL’in baskıları karşısında susmayacaklarını, dedelerini aramaya devam edeceklerini vurguladı.
Haftanın basın metnini cumartesi insanlarından Gönül Sonbahar okudu. Sonbahar, 1995’te Yüksekova’nın Ağaçlı Köyü’nde yapılan baskın sonrası gözaltında kaybedilen Abdulkerim ( Şemsettin) Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş’ın davasında yaşanan hukuksuzluğu dile getirmek istediklerini belirterek şunları ifade etti:
“GÖZ ALTINA ALINDIKLARINI İNKAR ETTİ”
“27 Ekim 1995 günü Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul komutasındaki Yüksekova Komando Taburuna bağlı askerler Yüksekova’nın Ağaçlı Köyü’ne baskın yaptı. Baskın sırasında köylülere ağır şiddet uygulandı. Askerler köyden ayrılırken işkenceden ayakta duramayan 73 yaşındaki Abdulkerim Yurtseven ile köye odun toplamak için gelen 18 yaşındaki Mikdat Özeken ve 13 yaşındaki Münür Sarıtaş’ı da gözaltına alarak askeri araçla Yüksekova İlçe Jandarma Taburuna götürdü. Yüksekova Komando Taburuna başvuran aileler yakınlarının durumu hakkında bilgi istedi. Binbaşı Yurdakul yakınlarının gözaltına alındığını inkar etti.”
Ailelerin ‘Onları siz aldınız’ diyerek itiraz etmeleri sonucu Binbaşı Yurdakul tarafından tehdit edildiklerini söyleyen Sonbahar, gözaltı işlemini gerçekleştirenler arasında bulunan itirafçı Kahraman Bilgiç’in anılarını yazdığı kitapta ve savcıya verdiği ifadede anlattıklarını şöyle ifade etti:
“BİNBAŞININ TALİMATIYLA KURŞUNA DİZİLDİLER”
“Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul talimatıyla, askerler üç köylüyü döverek arabalardan birine bindirdi. Dayak o kadar şiddetliydi ki. Yüksekova’daki tabura ulaşmadan yolda köylülerden yaşlı olanı ölmüştü. Tabura gelince Uzman Çavuş’un biri telaşla koşarak yanımıza geldi. Binbaşıya ‘Komutanım köylülerden biri öldü’ dedi. Binbaşı Uzman Çavuş’a, ‘Peki diğer iki köylü onun geberdiğini gördü mü?’ dedi. Uzman Çavuş gördüğünü söyleyince, Binbaşı tereddütsüz bir yüz ifadesiyle, ‘Diğer ikisini de gebertin’ dedi. Askerler Binbaşının talimatıyla diğer iki köylüyü Yüksekova Tabur Komutanlığı atış poligonunun olduğu bir yere götürüp, ellerine kazma kürek vererek kendileri için mezar kazdırdı. Binbaşının talimatıyla kurşuna dizilen köylüler kendi kazdıkları mezara gömüldü.”
“TÜRKİYE AİHM’DE OY BİRLİĞİYLE MAHKUM EDİLDİ”
Yüksekova Komanda Taburunda görevli bir askerin de terhis olduktan sonra, Abdülkerim Yurtseven’in dövülerek, Mikdat Özeken ve Münir Sarıtaş’ın ise Binbaşı Yurdakul’un talimatıyla itirafçı Kahraman Bilgiç ve Yüzbaşı Nihat Yiğiter tarafından kurşuna dizilerek öldürüldüğünü açıkladığını söyleyen Sonbahar, 12 Kasım 1999 tarihinde açılan davanın delil yetersizliği nedeniyle beraat ile sonuçlandığını kaydetti. AİHM’e taşınan davada Türkiye’nin oy birliğiyle mahkum edildiğini ve tazminat ödemeyi kabul ettiğini belirten Sonbahar, “Abdülkerim Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş’ın akıbeti açıklanmadan, failleri ve sorumluları yeniden yargılanarak cezalandırılmadan bu dava bizim için kapanmayacak.” dedi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- 2011 yılından beri aralıksız Alevi toplumunun sorunlarını, ihtiyaçlarını, yol erkanını Türkiye’nin her tarafında ekranlarına taşıyıp, Alevilerin sesi olan TV10’un bir yıl önce kapatılmasının ardından çalışanlarının başlattığı eylem 55. haftasına girdi. Galatasaray Meydanı’nda gerçekleşecek bu haftaki eyleme Alevi kurumları ve izleyicileri ile TV10 çalışanları katılacak.
KHK ile kapatılan ve mal varlıkları TMSF tarafından satışa çıkarılan TV10 çalışanlarının eylemi 55. haftasında da devam edecek. Her Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda saat 14.00’te bir araya gelen TV10 çalışanları, hukuksuzca kapatılan kanallarının tekrar açılması talebini yineleyecek.
15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL kapsamında 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile birçok televizyon kanalı ve radyo kapatıldı.
Alevilerin sesi TV10 da 4 Ekim 2016’da KHK ile kapatılıp mühürlendi. TV10’un geri alınması için çalışanların başlatmış olduğu eylem Cumartesi günü saat 14.00’te Taksim Galatasaray Lisesi önünde yapılıyor. Eyleme Tv10 emekçilerinin yanısıra, izleyicileri, Alevi kurumları, Alevi inanç önderleri, yöre dernekleri, insan hakları savunucuları, basın özgürlüğü savunucuları katılıyor. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – 655. kez Galatasaray Lisesi önünde bir araya gelen Cumartesi Anneleri adalet çağrısını yineleyerek, “Fehmi Tosun ve Hüseyin Aydemir’i unutmayacağız” dediler.
HABERİN VİDEOSU
Kayıplarının akıbetini sormak ve adalet aramak için her hafta Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda toplanan Cumartesi Anneleri 655. haftada yine Galatasaray Meydanı’ndaydı. ‘Failler belli kayıplar nerede’ pankartının üzerine Fehmi Tosun ve Hüseyin Aydemir’in fotoğrafları, kırmızı karanfiller ve barışı temsilen beyaz tülbent bırakıldı. 655. haftada Tosun ailesinin 3 kuşaktır sürdürdüğü ve Aydemir ailesinin de 22 yıllık arayışı bir kez daha dile getirildi.
“BU MEYDAN VİCDAN VE HAFIZA MEYDANI”
Eylemde ilk konuşmayı Cumartesi İnsanlarının avukatı ve CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu yaptı. “Bu meydanda adalet arıyoruz, bu meydan hafıza ve vicdan meydanı” diyen Tanrıkulu, 9 Kasım 2005’de Şemdinli’de yaşanan olaylar sonrası yapılan beraat kararını hatırlatarak, “Bu devlet eski derin devletin yeni sahibidir” dedi. Tanrıkulu, bu meydanlarda hafızayı hep canlı tutacaklarını ifade etti.
“UZUN SÜREDİR BU MEYDANDA ADALET ARIYORUZ”
“Uzun süredir bu meydanlarda adalet aradık” diyen HDP İstanbul Milletvekili ve Cumartesi insanlarında Pervin Buldan, “İktidarın duymadığı, görmediği failleri aradık. Her seferinde karşımıza kalın duvarlar çıktı” dedi. Buldan, “Devlet eskiden insanları Beyaz Toroslar ile kaçırıyordu şimdi ise panzerlerle kaçırıp katlediyor. Zihniyet aynı değişen sadece yöntemler” ifadesini kullandı.
Mücadelenin burada bitmeyeceğini söyleyen Buldan, “Bu iktidar gidecek ve hesap verecek. Kayıplarımızı bulup faillerden hesap soruncaya kadar mücadelemizde sürecek” dedi.
“İKİ ELİM YAKANIZDA OLACAK”
Fehim Tosun’un eşi Hanım Tosun ise yetkililere seslenerek, “Hüseyin Aydemir ve Fehim Tosun gözaltına alındı. Onlar sıradan insanlar değildi. Siyasi görüşü olan insanlardı. İnsanlar bir siyasi görüşe sahip olabilirler hatta bir örgüte üye de olabilir. Fakat hiç kimse yargısız infazı hak etmiyor.” dedi.
“Fehim ve Hüseyin ne yapmışsa ben onların arkasındayım” diyen Tosun,”Onların hesabını soruncaya kadar iki elim yakanızda olacak” diye konuştu.
“DEVLET, ARŞİVLERİ AÇSIN”
Abdullah Canan’ın oğlu Vahap Canan ise Güzel Şahin’i anarak başladı. Canan, her hafta burada oturma meraklısı olmadıklarını söyledi. “Bizi yönetenler hiç vicdanınız sızlamıyor mu?” diye soran Canan, devletin arşivleri açması gerektiğini vurguladı.
Hüseyin Aydemir’in kızı Dilan Aydemir’in gönderdiği mektup okundu.
“TOSUN VE AYDEMİR’İN GÖZALTINDA KAYBEDİLDİĞİ İNKAR EDİLDİ”
Basın açıklamasını Cumartesi İnsanlarından Sebla Arcan okudu. Devletin tüm kademeleri tarafından inkar edilen Fehim Tosun ve Hüseyin Aydemir’in gözaltında kaybedilmesini Arcan şöyle anlattı:
“35 yaşındaki 5 çocuk babası Fehmi Tosun ve 34 yaşındaki 6 çocuk babası Hüseyin Aydemir Liceliydiler. Yaşadıkları ağır baskılar nedeniyle Lice’yi terk ederek aileleriyle birlikte İstanbul’a taşınmak zorunda kaldılar. 19 Ekim 1995 sabahı Fehmi Tosun ve arkadaşı Hüseyin Aydemir, birlikte kahvaltı ettikten sonra Tosun ailesinin Avcılar’daki evinden çıktılar. Fehmi Tosun akşam saatlerinde silahlı, telsizli sivil polisler tarafından 34 UD 597 plakalı Beyaz Toros araçla evinin önüne getirildi. Kendisini gören eşi ve çocuklarına “Gözaltına alındım, beni öldürecekler!” diye bağırdı. Onlar Fehmi’nin yanına koşunca zorla araca bindirilerek evinin önünden götürüldü. Olaya çevredeki komşular da tanık oldu. Hemen Avcılar Karakolu’na giden Hanım Tosun olanları anlattı aracın plakasını verdi ve duruma müdahale edilmesini istedi. Plakayı kontrol eden ve telefonla görüşmeler yapan görevliler “ Bizim yapacağımız bir şey yok” dedi. Tosun ve Aydemir aileleri tüm yasal yollara başvurdu ama Fehmi Tosun ve Hüseyin Aydemir’in gözaltına alındığı devletin bütün kademelerince inkâr edildi. İç hukuktan sonuç alınamayınca dava Hanım Tosun tarafından AİHM’e taşındı. 2003 yılında sonuçlanan davada hükümet AİHM’e verdiği savunmada “Hükümetimiz Fehmi Tosun’un kaybolması olayının meydana gelmesinden dolayı üzgündür. Bir kimsenin kaybolması olayı hakkındaki soruşturmanın eksik yapılmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin ihlalini oluşturduğu kabul edilmektedir.” dedi ve yaşam hakkı ihlallerinde gerekli tüm önlemleri alıp, etkili soruşturmaların yürütülmesini zorunlu kılan talimatları vermeyi taahhüt etti. Ama bu güne kadar Tosun ve Aydemir dosyalarında etkin bir soruşturma yapılmadı. Zamanaşımından takipsizlik kararı verilen Fehmi Tosun dosyası Anayasa Mahkemesi’ne taşındı.” (HABER MERKEZİ)
PİRHA – 2011 yılından beri aralıksız Alevi toplumunun sorunlarını, ihtiyaçlarını, yol erkanını, Samsun’dan Dersim’e, Tokat’an Adıyaman’a, Terolara, Tekirdağ’a, Hacıbektaş’a, Antakya’ya ve Türkiye’nin her tarafında ekranlarına taşıyıp, Alevilerin sesi olan TV10 kapatılmasının birinci yılında yine bugün Galatasaray Meydanı’nda olacak.
KHK ile kapatılan ve mal varlıkları TMSF tarafından satışa çıkarılan TV10 çalışanlarının eylemi 52. haftasında da devam edecek. Her Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda saat 14.00’te bir araya gelen TV10 çalışanları, hukuksuzca kapatılan kanallarının tekrar açılması talebini yineleyecek.
15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL kapsamında 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile birçok televizyon kanalı ve radyo kapatıldı. Alevilerin sesi TV10 da 4 Ekim 2016’da KHK ile kapatılıp mühürlendi. TV10’un geri alınması için çalışanların başlatmış olduğu eylem Cumartesi günü saat 14.00’te Taksim Galatasaray Lisesi önünde yapılıyor.
Eyleme Tv10 emekçilerinin yanısıra, izleyicileri, Alevi kurumları, Alevi inanç önderleri, yöre dernekleri, insan hakları savunucuları, basın özgürlüğü savunucuları katılıyor.
PİRHA –Bir yıl önce 15 Temmuz darbe girişimi sonrası AKP’nin ilan ettiği OHAL kararnamesiyle kapatılan TV10’un çalışanlarının başlatmış olduğu eylem 51. haftasında devam edecek. Bu haftaki eylem her hafta TV10 eylemine katılan ve geçen gün geçirdiği beyin kanaması sonucu yaşamını yitiren Güzel Şahin anaya adanacak.
OHAL koşullarında yayınlanan KHK ile 28 Ekim’de yayını durdurulan TV10, 27 Eylül 2016’da kapatılmış, 4 Ekim’de ise mühürlenmişti. Tv10 çalışanları KHK ile kapatılan televizyonlarını geri almak için İstanbul Galatasaray Lisesi önünde her Cumartesi eylem yapıyor. Hakkın ve Hakkikat’ın sesi olan TV10 eylemine Cumartesi Anneleri, F Oturumu, Alevi kurumları, çevreciler ve TV10 izleyicileri destek veriyor.
Yaklaşık bir yıldır devam eden eylem yarın da Galatasaray Lisesi önünde 51. haftasında devam edecek. Bu hafta eyleme, KHK ile işinden ihraç edilen ve haftalardır işini geri almak için eylem yapan öğretmen Songül Tunçdemir ve arkadaşları destek verecek.
“KİM DARDA İSE BEN ONUN YANINDAYIM”
Bu haftaki eylem geçen günlerde beyin kanaması geçirerek hakka yürüyen Güzel Şahin anaya adanacak. TV10 eylemlerine başından beri katılan ve diğer tüm demokratik eylemlerde en önde olan Şahin TV10’un 37. haftasına yaptığı konuşmada şunları dile getirmişti.
“Ben ne bir Alevi Ne bir Sünni vatandaşıyım. Ben her şeyden önce bir insanım. Bu nedenle nerede bir ezilen, bir haksızlığa uğrayan ve darda kalan varsa onun yanındayım. Alevi darda ise Alevinin yanındayım, Sünni darda ise Sünninin yanındayım, Çerkes darda ise Çerkesin yanındayım. Sadece Alevilerin hakkı için burada değiliz. Biz tüm toplumun hakları için buradayız. OHAL kaldırılsın, işkence kaldırılsın, cezaevindeki hasta tutsaklar serbest bırakılsın, zulüm yapılmasın.”
PİRHA – 647. haftada Galatasaray Lisesi önünde bir araya gelen Cumartesi Anneleri, “Mehmet Ertak için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz” dediler.
HABERİN VİDEOSU
Kayıplarının akıbetini sormak ve adalet aramak için her hafta Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda toplanan Cumartesi Anneleri 647. hafta da yine Galatasaray Meydanı’ndaydı. ‘Failler belli kayıplar nerede’ pankartının üzerine Mehmet Ertak’ın fotoğrafı, kırmızı karanfiller ve barışı temsilen beyaz tülbent bırakıldı. Eylemde ilk olarak konuşan kayıp yakını Hanife Yıldız, Beyoğlu Savcılığı’nın kendisi hakkında açtığı soruşturmayı eleştirerek son dönemlerde bütün adalet arayışçılarına ‘sözde’ lafının kullanılmasına tepki gösterdi. Sözde lafının bir anneye ne kadar dokunduğunun hepiniz biliyorsunuz diyerek sözde lafının sadece kendisine değil herkes için söylendiğini ifade ederek, “Sözde basın, sözde adalet, sözde avukat diyorlar. Biz kayıp yakınları da demek ki ’22 yıldır sözde oturuyormuşuz’” diyerek yazdığı ‘Sözde’ şiirini okudu.
“UMUTLARIMIZI ÇALDILAR”
Hanife Yıldız’ın ardından 25 yıl önce gözaltında kaybedilen Mehmet Ertak’ın oğlu Sertaç Ertak konuştu. Çeyrek asırdır kaybedilen Mehmet Ertak oğlu olduğunu ifade ederek, “Bizler bu mücadelede yer alırken binlerce hak ihlalleriyle karşılaştık” dedi.
“Bir anne düşünün ki ömrü boyunca adalet arayışı içinde hiçbir ses onun sesini duymadı” diyen Ertak, aradıkları hak mücadelesinde sözün bittiği yere geldiklerini vurgulayarak, Hanife Yıldız’a açılan soruşturmayı eleştirdi.
Çeyrek asırdır basının kaybedildiğini söyleyen Sertaç Ertak, “Benim babam maden işçisiydi. Belki bir muhalifti. Bir suçu olsa dahi onu sizler öldüremezsiniz. Devlet olma gereği budur. Bir suçu varsa yargılarsınız, cezasını verirsiniz” dedi.
90’lı yıllarda on binlerce faili meçhullerin yaşandığını ancak adil bir yargılamanın yapılmadığını ve kendilerine bir mezar bile verilmediğini ifade eden Ertak, “Annelerimizin, bizlerin istediği bir mezardı bu mezarı da bizlere çok gördüler” diye konuştu.
“25 yıl boyunca bizim geleceğimizi, annelerimizin umutlarını çaldınız” diyen Sertaç Ertak, bu sebeple babalarının faillerinin bulunmasını ve adaletin sağlanmasını istediklerini belirtti.
“TÜM BAŞVURULAR SONUÇSUZ KALDI”
647. haftanın basın açıklamasını Cumartesi İnsanlarından Yeter İşler okudu. 647. haftada “Çeyrek asırlık ısrarımızdan vazgeçmeyeceğiz, Mehmet Ertak’ı kaybedenlerden davacıyız!” demek için buluştuklarını söyleyen İşler, Ertak’ın gözaltında kaybedilişini şöyle anlattı:
“Şırnak’a bağlı Rezuk Mezrasında yaşayan 32 yaşındaki 4 çocuk babası Mehmet Ertak, bölgedeki bir kömür ocağında işçi olarak çalışıyordu. Kardeşi dağa gittiği için tüm aile yoğun baskı ve tehdit altındaydı. Mehmet Ertak daha önce 2 kez gözaltına alınarak ağır işkence gördü. 20 Ağustos 1992 tarihinde aynı yerde çalıştıkları 3 akrabası ile birlikte işten eve dönmek üzere yola çıktı. Bindikleri araç kontrol noktasında resmi giyimli polislerce durduruldu. Kimlik kontrolü sonrasında Mehmet Ertak gözaltına alınarak Şırnak Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. 3 kişi Mehmet Ertak’ı gözaltına alındığına, 6 kişi de gözaltında işkencede gördüğüne tanıklık etti. Baba İsmail Ertak savcılığa başvurdu, tanıklar gördüklerini savcıya anlattı. Olay soru önergeleriyle Meclis’e taşındı. Buna rağmen, ailenin yaptığı tüm başvurular sonuçsuz kaldı. Mehmet Ertak’ın gözaltına alındığı inkâr edildi” dedi.
İşler, “Şırnak Emniyet Müdürlüğü emrinde olarak çalışan Jitem personeli Murat İpek, 1997 yılında yaptığı itiraflarında; “Mehmet Ertak’ı Şırnak Emniyet Müdürü Necati Altuntaş ve Terörle Mücadele Şubesi Müdürü Mehmet Kaplan’ın emriyle öldürüp gömdük” dedi. Yaptıkları tüm infazların dönemin OHAL Valisi Ünal Erkan’ın bilgisi dahilinde gerçekleştiğini söyledi” dedi.
Türkiye’de iç hukukta sonuç alınmayan Mehmet Ertak’ın dosyasını Avukat Tahir Elçi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşımış ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Mehmet Ertak’ın gözaltında ölümünden ve bedeninin kaybedilmesinden hükümetin sorumlu olduğu ve buna Devlet yetkililerinin neden olduğu sonucuna vararak Türkiye’yi oy birliği ile mahkum etti. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen Olağanüstü Hal koşullarında çıkarılan KHK’lerle kapatılan Alevilerin sesi TV10’u geri almak için çalışanlarının başlatmış olduğu eylem 45. haftasında devam edecek.
15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası ilan edilen OHAL kapsamında 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile birçok televizyon kanalı ve radyo kapatıldı. Alevilerin sesi TV10’da 4 Ekim 2016’da KHK ile kapatılıp mühürlendi.
TV10’un geri alınması için çalışanlarının başlatmış olduğu eylem 45. haftasında her zaman olduğu gibi Cumartesi günü (bugün) saat 14.00’te Taksim Galatasaray Lisesi önünde yapılacak.
Eyleme bu hafta Tüm Tokatlılar Kültür ve Dayanışma Derneği (TÜM-TOKDER)’in yanı sıra birçok Alevi kurum temsilcisi, TV10 izleyicileri, sanatçılar ve halk eyleme destek verecek.
TÜM-TOKDER sosyal medya hesaplarından eyleme katılım çağrısında bulundu:
“TÜM-TOKDER olarak, KHK ile karartılan TV10 ile dayanışma için basın açıklamasına katılıyoruz. 45’inci haftasında demokrasi için Galatasaray Lisesi önünde 12 Ağustos Cumartesi saat 14.00’te buluşuyoruz. Sen yoksan bir eksiğiz, haydi dayanışmaya.”
PİRHA – OHAL koşullarında KHK ile kapatılan TV10 çalışanlarının başlatmış olduğu eylem 42. haftayı geride bıraktı. Eyleme Alevi kurumlarının yanı sıra sanatçı ve TV10 izleyicileri destek veriyor.
Olağanüstü Hal koşullarında Kanun Hükmünde Kararnameyle kapatılan TV10 çalışanlarının başlatmış olduğu eylem 43. haftasında da devam edecek. 43. haftasında Galatasaray Lisesi önünde devam edecek olan eyleme bu hafta Okmeydanı Cemevi, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği’nin yanı sıra bir çok sanatçı, TV10 izleyicisi destek verecek.
Hakkın ve hakikatin sesi olan TV10, KHK ile 4 Ekim 2016’da mühürlenmişti.
PİRHA – Cumartesi Anneleri 639. haftada Galatasaray Meydanı’nda 6 Mayıs 1995 yılında Mardin’de beyaz Toroslara bindirilerek götürülen 36 yaşındaki Mehmet Sait Zengin’in akıbetini sordu. Basın açıklamasını okuyan İlkay Eren, Sait Zengin dosyasının hukukun işletilmesini, hakikatin açıklanmasını ve 22 yıllık cezasızlığa son verilmesi istedi.
Haberin Videosu
Cumartesi Anneleri eylemlerinin 638. haftasında “Failler belli kayıplar nerede” pankartının üzerine kırmızı karanfiller ve “Bayram da, Adalet de herkes içindir!” pankartı bırakıldı.
Eylemde ilk olarak İbrahim Demir’in kızı Deniz Demir konuştu. 24 yıldır kendi imkanları ve mücadeleleri ile buldukları mezarlarının tahrip edildiğini söyleyen Demir, “Kayıpların failleri mezarları tahrip edenlerdir. Onları kendi vicdanlarıyla baş başa bırakıyoruz. Aynı acıyı onların da yaşamasını istiyoruz” dedi.
“MEZAR TAŞLARIMIZDAN BİLE KORKUYORLAR”
Bayram arefesinde herkesin sevdiğinin mezarı başında olmak istediğini ancak mezar taşına hasret olduklarını ifade eden Hanım Tosun, “Bizler mezarsız aileleriz. Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki mezar taşlarımızdan ve cenazelerimizden korkar oldular” diye konuştu.
Yıllardır bir mezar taşı için adalet aradıklarını ifade eden Tosun, “Bazılarının hiç mezarları yok, olanları da tahrip ediyorlar. Bir mezar taşından niye korkuyorsunuz” ifadelerini kullandı.
“Eğer bu ülkeyi yöneten bir devlet varsa dönüp bu arife gününde Galatasaray Lisesi’nin önüne bir baksınlar” diyen Hanım Tosun, “Bu anaların, kardeşlerin seslerini duysunlar” dedi.
Bayramı Galatasaray Meydanı’nda değil de mezar başında geçirmek istediklerini söyleyen Tosun, “İnşallah bir gün buraya getirdiğimiz karanfilleri mezarlarımıza bırakırız” dedi.
“ÇEYREK ASIRDIR ADALET ARIYORUZ”
22 yıldır adalet aradıklarını ifade eden Hasan Ocak’ın kardeşi Ali Ocak da, “Bizler adaleti yakalamaya çalışırken adalet bizden hızla uzaklaşıyor” dedi. Semih Özakça ve Nuriye Gülmen’in de işi ve aşı için adalet arayışında olduklarını ifade eden Ocak, devlete seslenerek işlenen suçlarla yüzleşmesini, adalet taleplerine kulak vermelerini istedi.
Cemil Kırbayır’ın abisi Mikail Kırbayır ise çeyrek asırdır adalet aradıklarını ifade ederek şunları söyledi:
“Yarın bayram, ziyaret edeceğimiz bir mezar taşı bile yok. Bu haklı talebimizi 24 Haziran 2010 yılında parlamentoda dile getirmiştik. Siz yasama organı iseniz gerekli yasaları çıkarın demiştik. Anlatamadık şimdi siyasi partiler yollara düşerek adalet arıyorlar. Uyardık size de bir gün lazım olur, sadece bizim için değil şuanda onlarda adalete muhtaç olmuşlar, yollarda adalet arıyorlar.”
“BU BAYRAMDA DİLEĞİMİZ SEMİH VE NURİYE’NİN YAŞAMASI OLACAK”
Konuşmaların ardından haftanın basın açıklamasını Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren okudu.
“Bayramlar bizim için gözaltında kaybedilen sevdiklerimizin yokluğunun acısını daha derinden hissettiğimiz, bize yaşatılan zulmün katmerlendiği günlerdir” diyen Eren, “Bizim bu bayram dileğimiz, Nuriye ve Semih’in yaşaması ve işlerine geri dönmesidir!” dedi.
“ZENGİN DOSYASINDA HUKUK İŞLETİLSİN”
Zengin ailesi’nin “Hiç değilse bayramda ziyaret edeceğimiz bir mezarımız olsun!” talebine ses vermek için sokakta olduklarını dile getiren Eren şunları belirtti:
“36 yaşındaki Mehmet Sait Zengin Midyat’ta yaşayan bir esnaftı. HADEP üyesiydi. Güvenlik güçlerince tehdit edilen Zengin sürekli takip altındaydı. Defalarca gözaltına alındı, işkence gördü. 1995 yılının Nisan ayında dükkânına gelen polisler tarafından yine gözaltına alındı. On dört gün boyunca işkence gördükten sonra serbest bırakıldı. Mehmet Sait Zengin serbest bırakıldıktan kısa bir süre sonra 06 Mayıs 1995 tarihinde Mardin’den geldiklerini söyleyen iki sivil polis tarafından tekrar gözaltına alınarak beyaz bir Toros’la götürüldü. Ailenin yaptığı başvurular sonuçsuz kaldı ve Mehmet Sait Zengin’den bir daha haber alınamadı” ifadelerini kullandı.
Mehmet Sait Zengin’in dosyasının halen Mardin Savcılığı’nda bekletildiğini belirten İkbal Eren, Mehmet Sait Zengin dosyasında hukukun işletilmesini, hakikatin açıklanmasını ve 22 yıllık cezasızlığa son verilmesi istedi. (S.A)