Etiket: galatasaray meydanı

  • Cumartesi Anneleri: Hakikat ve adalet olmadan bayram eksik kalıyor-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Hakikat ve adalet olmadan bayram eksik kalıyor-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı’ndaki 1105’inci hafta buluşmasında gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormayı sürdürdü. Bayram öncesinde yapılan açıklamalarda, kayıp yakınları adaletin sağlanması, faillerin yargılanması ve kayıpların mezar yerlerinin açıklanması çağrısında bulundu.

     

    Kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları, Beyoğlu’ndaki Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelerek gözaltında kaybedilenlerin fotoğraflarını taşıdı. Eylemde yapılan konuşmalarda, yıllardır süren cezasızlık politikalarının yarattığı acılara dikkat çekildi.

    Bu haftaki basın açıklamasını okuyan Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak, bayramların toplumun büyük bölümü için bir araya gelme, özlem giderme ve mezar ziyaretleriyle anlam kazandığını ancak kayıp yakınları açısından derin bir eksiklik ve adaletsizlik duygusunu yeniden hatırlattığını söyledi.

    Ocak, “Ancak biz kayıp yakınları için bayramlar başka bir anlama geliyor. Her bayramda soframızda bir kişinin eksikliği büyüyor. Her buluşmada gözümüz bir kişiyi arıyor. Kapının çalınışında, telefon zilinde, kalabalığın içinde kaybedilen evladımızı, eşimizi, kardeşimizi, babamızı, annemizi arıyoruz” dedi.

    Bayramların mezarsızlığın en yoğun hissedildiği günler olduğunu vurgulayan Ocak, “İnsanlar mezarlıklara giderken, sevdiklerinin mezarı başında buluşurken bizim gidecek bir mezarımız yok. Bu yüzden bayram bizim için yalnızca özlem değil; aynı zamanda adaletsizliğin yeniden hissedildiği zamandır” ifadelerini kullandı.

    “BARIŞ, ADALET VE HAKİKAT EGEMEN OLMALI”

    Kayıp yakınlarının mücadeleyi sürdüreceğini belirten Maside Ocak, “Gözaltında kaybedilen sevdiklerimizi yok sayanlara, dosyalarını kapatanlara, hakikati inkar edenlere, cezasızlığı sürdürenlere karşı hakikat, adalet ve barış talebimizi her koşulda yılmadan dile getirmeye devam edeceğiz” dedi.

    Ocak, gerçek bir bayramın ancak adaletin tesis edilmesiyle mümkün olacağını belirterek, “Bayramların gerçekten bayram olabilmesi için bu ülkede barışın, adaletin ve hakikatin egemen olması gerekiyor. Çünkü barış yalnızca silahların susması değil, insanların sevdiklerinden kopartılmadığı, hiçbir ailenin mezarsız bırakılmadığı, acıların inkar edilmediği bir yaşamdır” diye konuştu.

    “60 BAYRAMDIR KARDEŞİMİZİ ARIYORUZ”

    Açıklamanın ardından söz alan gözaltında kaybedilen Mahmut Ertak’ın yakını Sevim Erişli, yıllardır kardeşlerinin akıbetini öğrenmeye çalıştıklarını söyledi. Dönemin İçişleri Bakanlarından Mehmet Ağar’a seslenen Erişli, “60 bayramdır kardeşimizi arıyoruz, göremedik. Mehmet Ağar’a sesleniyoruz; anlat artık. Bizim de bir mezarımız olsun. Senin çocuğun da öldü ama onun en azından bir mezarı var, bizimkinin yok” dedi.

    “92 BAYRAMDIR BAYRAM YAŞAMADIK”

    Gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır da kardeşinin mezar yerinin hala açıklanmadığını belirterek yıllardır süren bekleyişe dikkat çekti.

    “46 yıldır, tam 92 bayramı anlamsızca geçirdik” diyen Kırbayır, “Cemil’in bugün bir mezarı yok. Biz bu imhaya, bu inkara karşı faillerin yargılanması için buradayız. Eğer bir gün o gizlenen mezarı bize teslim ederlerse, belki biz de bayramı hissedebiliriz. Bu koşullarda bayram benim neyime?” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

    “SEVDİKLERİMİZİ BİZE EMANET EDİN”

    Gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kız kardeşi İkbal Eren ise Cumartesi Anneleri’nin 31 yıllık mücadelesine işaret ederek, Galatasaray Meydanı’ndaki oturma eylemlerinin devletin işlediği suçlarla yüzleşmesi açısından önemli bir hafıza oluşturduğunu söyledi.

    “31 yıl önce anne ve babalarımız bu meydanda oturduklarında, ülkeyi yönetenler ‘oturur oturur giderler’ demişlerdi. Ama gitmedik, buradayız” diyen Eren, kayıpların mezar yerlerinin açıklanması çağrısını yineledi.

    Eren, “46 yıldır, 92 bayramdır bayram yaşamıyoruz. Sadece bir yeri olsun, toprağı, taşı olsun istiyoruz; bu çok mu zor? Nereye koyduysanız çıkarın, kalan parçalarını istiyoruz. Annelerimiz sadece bir mezar taşı hasretiyle bu dünyadan gittiler. İstediğiniz zaman her şeyi buluyorsunuz; failleri korumaktan vazgeçin, sevdiklerimizi bize emanet edin” dedi.

    Cumartesi Anneleri, eylemi kayıpların fotoğrafları ve karanfillerle sürdürdükleri oturma eyleminin ardından sonlandırdı. Kayıp yakınları, gözaltında kaybedilenlerin akıbeti açıklanana ve sorumlular yargılanana kadar mücadeleyi sürdüreceklerini vurguladı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: Piro Ay’a ne oldu? -VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Piro Ay’a ne oldu? -VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, adalet arayışlarının 1104. haftasında, gözaltında kaybedilen Piro Ay’ın akıbetini sordu.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın kayıplarını bulma arayışı 1104’üncü haftasında da devam etti. Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen kayıp yakınları, bu hafta Mardin’in Derik ilçesinde gözaltına alınıp kaybedilen Piro Ay’ın akıbetini sordu.

    Gözaltına alındıktan kendisinden bir daha haber alınmayan Piro Ay’ın akıbetini sormak için kaybedildikten hemen sonra yapılan başvuruların sonuçsuz kaldığı belirtilerek, “Askeri araçla evinden alınıp götürülen Piro Ay’a ne oldu?” diye soruldu.

    “KAYIPLARIN BULUNMASI İÇİN BU BİRİMİN ETKİN BİR ŞEKİLDE ÇALIŞMALI”

    Eylemde konuşan DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan da, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan komisyona dikkat çekerek, “Kurulan bu birimin de, kayıplarımız içinde çalışma yapmasını istiyoruz. Hiçbir ayrım yapmadan bütün faili meçhullerin, yargısız infazların ve kayıpların bulunması için bu birimin etkin bir şekilde çalışması gerekiyor” dedi.

    “BARIŞ, ADALETİ SAĞLAYARAK GERÇEKLEŞİR”

    Onurlu bir barışın olması için kayıpların bulunması, kayıpların ortaya çıkarılmasıyla olacağını vurgulayan Buldan, “Yoksa barışın bir anlamı olmayacaktır. Geçmişle yüzleşmek ve hakikati ortaya çıkarma gibi bir durum söz konusu olmadığı sürece biz gerçek bir barıştan söz edemeyiz. Barış, adaleti sağlayarak gerçekleşir” diye belirtti.

    HABER MERKEZİ

  • Cumartesi Anneleri 1086. haftada Abdullah Canan’ı andı: Cezasızlık Kalkanı Kaldırılsın!VİDEO

    Cumartesi Anneleri 1086. haftada Abdullah Canan’ı andı: Cezasızlık Kalkanı Kaldırılsın!VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı’ndaki 1086. hafta buluşmasında 1996 yılında gözaltında kaybedilen Abdullah Canan dosyasını yeniden gündeme taşıdı. Açıklamada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına rağmen faillerin cezasız bırakıldığı vurgulandı.

     

    Cumartesi Anneleri/İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu, Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdikleri 1086. hafta eyleminde, 17 Ocak 1996’da gözaltına alındıktan sonra öldürülen Abdullah Canan’ı andı.

    Açıklamada, adaletsizlik, keyfi yasaklar ve hukukun askıya alınmasının toplumsal barışı tehdit ettiği vurgulanarak, “Adaletin yerini keyfililik aldığında insanlar sorunlarını hukuk içinde çözme inancını yitirir. Bu da öfkeyi, umutsuzluğu ve dışlanmışlık duygusunu derinleştirir” denildi. Kalıcı barış ve toplumsal huzurun ancak hukukun üstünlüğünün tesis edilmesiyle mümkün olduğu ifade edildi.

    GÖZALTINDA KAYBEDİLDİ, İŞKENCE GÖRMÜŞ BEDENİ BULUNDU

    43 yaşındaki iş insanı Abdullah Canan’ın Yüksekova’da yaşadığı bölgede kendisi ve ailesini hedef alan ağır hak ihlalleri nedeniyle savcılığa başvurduğu hatırlatıldı. Canan’ın, Yüksekova Dağ Komando Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul hakkında yedi yakınıyla birlikte suç duyurusunda bulunduğu belirtildi.

    Açıklamaya göre, bu başvurunun ardından Abdullah Canan ve iki şikayetçi tabura çağrıldı. Canan’ın şikayetinden vazgeçmeyi reddetmesi üzerine, tanıklar önünde tehdit edildiği ifade edildi. Kısa bir süre sonra, 17 Ocak 1996 sabahı Hakkari’ye gitmek üzere evinden çıkan Abdullah Canan’ın Yüksekova-Van Karayolu’nda askerler tarafından durdurularak gözaltına alındığı ve Yüksekova Dağ Komando Taburu’na götürüldüğü aktarıldı.

    Ailenin yaptığı tüm başvuruların yanıtsız bırakıldığı, 21 Şubat 1996’da ise Abdullah Canan’ın ağır işkence görmüş cansız bedeninin Yüksekova-Esendere Karayolu üzerindeki bir menfezde bulunduğu belirtildi. Canan’ın elleri, ayakları ve ağzının bantlı olduğu kaydedildi.

    TANIK İFADELERİ VE AİHM KARARI

    Yüksekova Taburu’nda görev yapan itirafçı Kahraman Bilgiç’in savcılığa verdiği ifadede, Abdullah Canan’ın taburda işkenceyle sorgulandığını ve Binbaşı Yurdakul’un talimatıyla öldürüldüğünü anlattığı aktarıldı. Albay Kadir Oğuz’un da Canan’ı tabur revirinde başı sarılı halde gördüğünü beyan ettiği hatırlatıldı.

    Bu beyanlar üzerine açılan davada sanıkların beraat ettiği, kararın Yargıtay tarafından onandığı belirtildi. Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 26 Haziran 2007 tarihli kararında, Abdullah Canan’ın gözaltında öldürüldüğünün ve ağır işkence gördüğünün tespit edildiği vurgulandı. AİHM’in Türkiye’yi yaşam hakkını ve işkence yasağını ihlal etmekten oy birliğiyle mahkûm ettiği hatırlatıldı.

    AİLEDEN VE HUKUKÇULARDAN ADALET ÇAĞRISI

    Eylemde konuşan Abdullah Canan’ın oğlu Vahap Canan, 17 Ocak’ın aileleri için bir yas günü olduğunu belirterek, babasının onurlu bir şekilde adalet aradığını ve davasından vazgeçmediğini söyledi. Galatasaray Meydanı’ndaki buluşmaların engellenmesine de tepki gösteren Canan, “Burada 10 kişi de olsak 10 binlerin sesiyiz” dedi.

    Hakkari Barosu Başkanı Ergün Canan ise, Abdullah Canan dosyasının cezasızlık politikalarının somut örneklerinden biri olduğunu vurguladı. Cumartesi Anneleri’nin taleplerinin hukuki ve meşru olduğunu ifade eden Canan, “Bu dosyalar zaman aşımıyla kapatılamaz. Hukuk gerçeği gizleyen değil, ortaya çıkaran bir mekanizma olmalıdır” dedi.

    Eylem, Abdullah Canan ve tüm gözaltında kaybedilenler için Galatasaray Meydanı’na karanfiller bırakılmasıyla sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi insanlarından Hanım Tosun: Barış olmadan Galatasaray’dan gitmeyiz!- VİDEO

    Cumartesi insanlarından Hanım Tosun: Barış olmadan Galatasaray’dan gitmeyiz!- VİDEO

    PİRHA – Hanım Tosun’un hayatı, bir kaybın ardından durmadı; o kaybın peşine düşerek yeniden kuruldu. 19 Ekim 1995’te gözaltında kaybedilen eşi Fehmi Tosun’un akıbetini sormak için çıktığı yolda, 30 yıldır Galatasaray Meydanı’nda adalet arayan Cumartesi Anneleri’nden biri oldu. Tosun, hem gözaltında kaybedilenlerin hesabını soruyor hem de çatışmalı sürecin yükünü taşıyan bir anne olarak barış talebini yineliyor.

    Kırk yılı aşkın süredir devam eden çatışmalı süreçte gözaltında kaybedilenlerin yakınları, 1995 yılından bu yana Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelerek kayıplarının akıbetini soruyor ve faillerin yargılanmasını talep ediyor.

    19 Ekim 1995’te İstanbul Avcılar’daki evinin önünden kaçırılan Fehmi Tosun da, faili meçhul binlerce dosya gibi hâlâ aydınlatılmayı bekleyen kayıplar arasında yer alıyor.

    YAKILAN KÖY, GÖÇ VE GÖZALTINDA KAYBEDİLME

    Tosun ailesi, çatışmalı ortam nedeniyle hem yaşam alanlarını hem de yakınlarını kaybetti. 1993 yılında Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Lîcok Köyü’nde yaşayan aile, köylerinin yakılması üzerine İstanbul’a göç etmek zorunda kaldı.

    Beş çocuk babası 35 yaşındaki Fehmi Tosun’un, yakın arkadaşı Hüseyin Aydemir ile birlikte kaçırılması, ailenin yaşamında yeni bir kırılma yarattı. Köy yakmalar, göç, tutuklamalar ve ardından gelen gözaltında kaybedilme, Tosun ailesini uzun soluklu bir hak mücadelesinin öznesi haline getirdi.

    “GALATASARAY’DAN VAZGEÇMEDİK”

    Hanım Tosun, eşinin kaybedilmesinin hemen ardından Cumartesi Anneleri’nin eylemlerine dahil oldu. Tüm baskı ve engellemelere rağmen 30 yıldır Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmediklerini söyleyen Tosun, özellikle son bir yılın ağır hak ihlalleriyle geçtiğini belirtti.

    Barış sürecine dair değerlendirmelerde bulunan Hanım Tosun, son bir yılda yaşananların önceki dönemlerden daha ağır olduğunu dile getirdi:

    “Barışı kim istemez ki? Eğer bu ülkede savaş ve çatışma olmasaydı, bu kadar insan neden gözaltına alınıp kaybedildi? 1995’te başladık, 1996 çok kötüydü; saldırıya uğradık, gözaltına alındık ama 2025, o yıllardan bile daha kötü geçti. O zamanlar gözaltına alındığımda çocuklarım beni televizyondan izliyordu. Şimdi ise çocuklarımla birlikte gözaltına alındım.”

    Tosun, gözaltı sırasında yaşananlara da dikkat çekti:

    “Kızımın ‘kollarım kırıldı’ diye bağırdığı o an kulaklarımdan hiç çıkmıyor. Yedi kelepçeyi üst üste takmaya çalıştılar. Kızımın ve oğlumun kemiklerini kırmaya çalıştılar. Buna birebir tanık oldum. Nasıl ‘iyi bir yıl geçirdik’ diyebilirim ki? Benim için en kötü yıldı.”

    “ÇOCUKLARIM BABALARINA AİT BİR İZ ARIYOR”

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair görüşlerini de paylaşan Hanım Tosun, çocuklarının hâlâ babalarına ait bir mezar taşı dahi olmadığını söyledi:

    “Çocuklarım hâlâ babalarına ait bir şey arıyor. Bir mezarları bile yok. Yıllarca ben aradım, şimdi onlar arıyor. Ben bir Kürt kadınıyım. 1991’den bu yana bu mücadelenin içindeyim. Eşim, kardeşim ve köylülerimiz gözaltına alındı; 22 gün boyunca nerede olduklarını bilmiyorduk.”

    1993 yılında köylerinin yakıldığını hatırlatan Tosun, tüm yaşananlara rağmen barış talebini sürdürdüğünü vurguladı:

    “Her şeye rağmen barış diyoruz. Bundan sonra kimse gözaltında kaybedilmesin. Kimsenin çocuğu babasız, hiçbir ana evlatsız kalmasın. Dünyanın en güzel şeyi barıştır.”

    “BARIŞ OLURSA GALATASARAY’DAN VAZGEÇERİZ”

    Kürt kimliğine yönelik inkâr ve ayrımcı dile de dikkat çeken Tosun, kullanılan dilin terk edilmesi gerektiğini ifade etti:

    “Kürtlere ve Kürt liderlerine hâlâ ‘terörist’ deniliyor. Bu kelimelerin artık kaldırılmasını istiyoruz. Kürtler de bu ülkenin sahibidir ama hâlâ ayrımcılığa uğruyoruz.”

    Cumartesi Anneleri açısından barışın ne anlama geldiği sorusunu yanıtlayan Hanım Tosun, taleplerinin 30 yıldır değişmediğini söyledi:

    “Galatasaray’dan ancak gerçek bir barış olursa vazgeçeriz. Devlet arşivlerini açmalı, kayıpların kimler tarafından ve neden kaybedildiğini açıklamalı. Mezar yerleri gösterilmeli, failler yargılanmalı ve devlet özür dilemeli.”

    Tosun, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

    “Biz katilleri affedemeyiz. Beş çocuğum baba sevgisinden mahrum kaldı. Devletin çocuklarıma bir baba borcu var. O eksik yan geri gelmez ama barış olursa belki yaralarımız biraz iyileşir.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri, 31 yıl önce gözaltında kaybedilen Turgut Yenisoy’un akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 31 yıl önce gözaltında kaybedilen Turgut Yenisoy’un akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, bu haftaki eylemlerinde gözaltında kaybettirilen Turgut Yenisoy’un akıbetini sordu. 31 yıllık adalet arayışında adli ve idari makamların yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle Turgut Yenisoy’un akıbetinin karanlıkta karanlıkta kaldığı belirtilerek, tüm kayıplar için adalet istemekten vazgeçilmeyeceği vurgulandı.

    Gözaltında kaybedilen ve katledilen yakınlarının akıbetini sormak, faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1071’incisini gerçekleştirdi.

    Cumartesi Anneleri, karanfiller ve gözaltında kaybettirilen yakınlarının fotoğraflarıyla Galatasaray Meydanı’nda toplandı. Bu hafta, 31 yıl önce bugün evinden gözaltına alınıp beyaz Torosla götürülen ve bir daha kendisinden haber alınamayan Turgut Yenisoy için adalet talep etmek amacıyla buluştular.

    Basın açıklamasını okuyan Avukat Ümmühan Kaya, Turgut Yenisoy’un Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde esnaf olduğunu ve JİTEM’in yoğun baskısına ve şiddetine uğradığını belirtti. O dönemde Turgut Yenisoy’un hem işyerinin yakıldığını hem de defalarca baskı ile gözaltına alındığını vurgulayan Ümmühan Kaya, birçok kez işkence ve ölümle tehdit edildiğini ifade etti.

    BEYAZ TOROS MARKA ARACA BİNDİRİLİP GÖTÜRÜLDÜ

    Ümmühan Kaya, 4 Ekim 1994 tarihinde saat 22.30 sularında, Bismil Komando Alayı’nda görevli Ahmet, Recep ve Süleyman isimli uzman çavuşların, Yenisoy ailesinin evine baskın düzenlediğini hatırlatarak, “Turgut’u giysilerini ve ayakkabısını giymesine bile fırsat vermeden götürmek istediler. Oğlunu korumaya çalışan anne Nezrife Yenisoy bu sırada darp edildi. Turgut’un karakolda ifadesi alınacağı söylenerek beyaz Toros marka bir araca bindirilip götürüldü. Aile, bu kişilerin daha önce de evlerine sık sık baskın düzenlediği için tanıyor ve Turgut’u ölümle tehdit ettiklerini biliyordu. Eşinin ve annesinin feryatlarına uyanan komşular da olaya tanık oldu. Turgut Yenisoy’un içinde olduğu aracın gittiği yönü takip eden aile fertleri, aracın önce evlerinin yakınında bulunan Bismil E Tipi Cezaevi önünde durduğunu, daha sonra da başka bir yöne gittiğini gördüler” dedi.

    “GÖZALTINA ALINDIĞI İNKAR EDİLDİ”

    Ümmühan Kaya, devamında şunları dile getirdi:

    “Anne Nezrife Yenisoy ertesi gün hemen Bismil Cumhuriyet Başsavcılığı’na giderek yaşadıklarını anlattı. Ancak savcılık, Turgut Yenisoy’un gözaltına alındığını inkâr etti. Bismil Emniyet Müdürlüğü ve Bismil Komando Tugayı’na başvuran Yenisoy ailesi burada da aynı inkârla karşılaştı.

    Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı ve OHAL Bölge Valiliği’ne de başvuran anne Nezrife Yenisoy, ‘Oğlun gözaltında değil’ yanıtını aldı. Gözaltına alınıp serbest bırakılan kişilere ulaşan anne Nezrife Yenisoy, korkup tanıklık yapmak istemeyen bir kişiden oğlunun Diyarbakır Ala Komutanlığı’nda ağır işkenceden geçirildiğini öğrendi.

    “AKIBETİ KARANLIKTA, FAİLLERİ CEZASIZ KALDI”

    Ailenin tüm başvurularına rağmen, iç hukuktan sonuç alınamadı. Bunun üzerine dosya AİHM’e taşındı. 31 yıldır iktidarlar değişse de, adli ve idari makamların yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle Turgut Yenisoy’un akıbeti karanlıkta, failleri cezasız bırakıldı. Kaç yıl geçerse geçsin, tüm kayıplar için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: Kayıplarımız nerede?

    Cumartesi Anneleri: Kayıplarımız nerede?

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1066. haftasında 30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü’nde ‘Kayıplarımız nerede?’ diye sorarak adalet çağrısında bulundu. 

    Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilenlerin akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebini yinelemek üzere 1066’ıncı kez 30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü’nde Galatasaray Meydanı’nda toplandı. Açıklamayı Cumartesi İnsanlarından Sebla Arcan okudu.

    “BARIŞ GEÇMİŞİN ADİL BİR ŞEKİLDE AYDINLATILMASIYLA MÜMKÜNDÜR”

    1066. haftada yine kişi sınırlaması ile kendilerini Galatasaray Meydanı’ndan ayıran polis bariyerlerinin önünde olduklarını belirten Sebla Arcan, “Bu keyfi yasağın ve sınırlamanın Anayasa’nın ve evrensel hukukun inkârı olduğunu bir kez daha haykırıyoruz. Bugün, 30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü. 2010 yılında Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen bu gün, dünyanın dört bir yanında zorla kaybedilen kişileri anmayı ve onların ailelerinin adalet arayışını görünür kılmayı amaçlamaktadır. 30 Ağustos, yalnızca geçmişin acılarını hatırlatmaz; aynı zamanda gelecekte benzer ihlallerin yaşanmaması için farkındalık yaratmayı da amaçlar. Biz biliyoruz, yaşadık. Gözaltında kaybetmeler sadece kaybedilenlerin değil, onların yakınlarının da hayatını paramparça eder.

    Kayıp yakınlarını belirsizlik içinde yaşamaya mahkûm eder. Bu belirsizlik, “acıların en büyüğü” dür. Kaybedilenlerin akıbetinin karanlıkta bırakılması, fail ve sorumluların cezasızlık zırhıyla korunması, yaraların sarılmasını engeller. Hakikatin gizlenmesi toplumsal hafızada da derin yaralar açar, kuşaklar arası travmayı kalıcı hale getirir. Bu yüzden kayıp ailelerinin hakikati bilme talebi yalnızca kayıplarına ulaşmayı değil; hakikat yoluyla herkes için onurlu ve kalıcı bir barışın kapısını aralamayı da hedefler.

    Çünkü kalıcı barış, yaraların tanınması ve iyileştirilmesiyle mümkündür. Hakikatin ortaya çıkarılması; ailelerin acısını, toplumun güvensizlik duygusunu onarır. Cezasızlık kültürünü kırar, toplumun barış inşa süreçlerine güvenini artırır. Söyledik, söylemeye devam edeceğiz. Barışın sürdürülebilirliği sadece çatışmaların sona ermesiyle değil, geçmişin adil bir şekilde aydınlatılmasıyla mümkündür. Hakikat ve adalet talebi, kayıp aileleri için bireysel bir ihtiyaç olmanın ötesinde, demokratik barışın temel koşuludur” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL 

  • Ertak ailesi: Barış susarak değil, hakikati konuşarak gelir- VİDEO

    Ertak ailesi: Barış susarak değil, hakikati konuşarak gelir- VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri/İnsanları 1065’inci buluşmalarında, 1992 yılında Şırnak’ta gözaltında kaybedilen Mehmet Ertak için adalet istedi. Eyleme gönderilen mektupta, “Barış susarak değil, hakikati konuşarak gelir” sözleri öne çıktı.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilenlerin akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebini yinelemek üzere 1065’inci kez Galatasaray Meydanı’nda toplandı. Bu hafta, 20 Ağustos 1992’de Şırnak’ta kaybedilen Mehmet Ertak anıldı. Ellerinde karanfiller ve kayıplarının fotoğraflarıyla meydana çıkan ailelere hak savunucularının yanı sıra CHP Amed Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da eşlik etti.

    “ERTAK İŞKENCEYLE ÖLDÜRÜLDÜ”

    Basın açıklamasını okuyan kayıp yakını Maside Ocak, Mehmet Ertak’ın kömür ocağında işçi olduğunu belirterek, “Ertak daha önce defalarca gözaltına alındı ve işkence gördü. 18 Ağustos 1992’de tekrar gözaltına alındı ve Şırnak Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Kayıt tutulmasına rağmen ailesine inkâr edildi. 1997’de JİTEM mensuplarından gelen itiraflarda Ertak’ın emniyet müdürlerinin talimatıyla öldürülüp gömüldüğü açıklandı” dedi.

    Ocak, tüm delillere rağmen yıllarca cezasızlık politikasıyla karşılaştıklarını dile getirerek, “Ertak ailesi AİHM’e başvurdu. Mahkeme, Ertak’ın gözaltında işkenceyle öldürüldüğünü kanıtladı ve Türkiye’yi yaşam hakkını ihlalden mahkûm etti. Ancak iç hukukta hiçbir adım atılmadı” ifadelerini kullandı.

    AİLEDEN MEKTUP: MEZARIN YOK AMA YERİN BELLİ

    Eylemde okunan Ertak ailesinin mektubunda şu satırlar öne çıktı:

    “20 Ağustos 1992’de, Şırnak’ta gözaltına alındın ve bir daha geri dönemedin. Ne bir mahkeme oldu ne bir yargılama ne de bir mezar… Seni sessizliğe gömdüler baba. Ama biz susturulmadık. Bizim yanımızda bir isim daha vardı baba: Tahir Elçi. Senin davana sahip çıkan, adalet için korkusuzca konuşan bir avukat. Senin gibi kaybedilenlerin hesabını sormaya çalıştı. Ama o da susturuldu… Tıpkı seni susturan karanlık gibi… Tahir Elçi’yi de susturdular, çünkü o gerçekleri söylüyordu. Ama onun sesi bizde kaldı. Seninle birlikte onu da yaşatacağız. Bu ülkede barış olsun diye insanlar ölüyor. Senin gibi nice isim bu uğurda yok sayıldı. Ama barış susarak değil, hakikati konuşarak gelir. Adalet gecikse de sesimizi kısmaya çalışsalar da… Biz senin izini sürmekten vazgeçmeyeceğiz. Mezarın yok belki, ama yerin belli. Adaletin sağlanmadı, ama hesabın kapanmadı. Seninle yaşamak nasip olmadı… Ama seni yaşatmak bizim borcumuz. Bugün tekrar yeşertilmeye çalışılan barış ortamında sen ve senin gibi adaletsizliğe uğrayan insanların akıbeti mutlaka ortaya çıkarılmalı, adalet bu topraklarda da yerini almalıdır… Sevgiyle, özlemle, minnetle.”

    TANRIKULU: TAHİR ELÇİ’NİN BULGUSU AİHM DOSYASINA GİRDİ

    Eyleme katılan CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Ertak dosyasıyla ilgili avukat Tahir Elçi’nin aktardığı önemli bir ayrıntıyı paylaşarak, “Elçi, soruşturma dosyasında gözaltı belgesini buldu. Altında bir yüzbaşının imzası vardı. Mahkemede bu belge ortaya konulduğunda büyük şaşkınlık yaşandı. Bu belge daha sonra AİHM kararına da geçti” sözlerini kullandı.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri’nden Gazeteci Ferhat Tepe için ‘adalet’ çağrısı

    Cumartesi Anneleri’nden Gazeteci Ferhat Tepe için ‘adalet’ çağrısı

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 32 yıl önce gözaltında kaybedilen Gazeteci Ferhat Tepe için ‘adalet’ çağrısında bulunarak, “Kaç yıl geçerse geçsin Ferhat Tepe için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” diye belirtti.

    Gözaltında kaybedilen ve katledilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri/İnsanları, eylemlerinin 1063’üncü haftasında 32 yıl önce gözaltında kaybedilen gazeteci Ferhat Tepe’nin akıbetini sordu. Tepe için “adalet” talebinde bulunulan açıklamayı İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon üyesi Zeynep Yıldız okudu.

    “BİZLERİNDE DİNLENMESİNİ TALEP EDİYORUZ”

    Süreç komisyonuna değinen Yıldız, “Demokratik, çoğulcu ve herkesin kendini ait hissettiği bir Türkiye inşası amacıyla kurulan TBMM Komisyonu, 5 Ağustos’ta çalışmalarına başladı. Numan Kurtulmuş’un açılış konuşmasında belirttiği gibi, bu komisyon hakikatin inkâr edilmediği, duyguların görmezden gelinmediği ve siyasetin çözüm üretme cesareti gösterdiği bir anlayışı temsil edecekse; Cumartesi Anneleri/İnsanları olarak, bizlerin de dinlenmesini talep ediyoruz” dedi.

    “CENAZESİNE 13 GÜN SONRA KİMSESİZLER MEZARLIĞINDA ULAŞILDI”

    1063’üncü haftada Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelerek bu kez 32 yıl önce gözaltında kaybedilen, gazeteci Ferhat Tepe için adalet istediklerini kaydeden Yıldız, şunları söyledi:

    “19 yaşındaki Ferhat Tepe, Özgür Gündem gazetesi Bitlis muhabiriydi. Ağır hak ihlallerine maruz kalanların sesini duyurmaya çalışıyordu. Ferhat, 28 Temmuz 1993 tarihinde Bitlis şehir merkezinde, silahlı ve telsizli üç kişi tarafından kaçırıldı. Ailenin ve çalıştığı gazetenin ısrarlı başvurularına rağmen, devletin ilgili tüm kurumları onun gözaltına alınmadığını söyledi. Kaçırılmanın ardından, ailenin evine telefon eden bir kişi, Ferhat Tepe’yi, Türk İntikam Tugayı adına kaçırdıklarını, serbest bırakılması için babası İshak Tepe’nin DEP Bitlis İl Başkanlığı görevinden istifa etmesi ve 1 milyar lira para ödemesi gerektiğini söyledi. İshak Tepe, telefonda konuştuğu kişinin sesini, kısa süre önce bir toplantıda kendisini tehdit eden Tatvan Tugay Komutanı Korkmaz Tağma’nın sesine benzettiğini kamuoyuyla paylaştı. Her yerde Ferhat’ı arayan ailesi ve gazetesi onun ağır işkence görmüş bedenine 13 gün sonra  ‘meçhul kişi’ olarak gömüldüğü Elazığ Kimsesizler Mezarlığı’nda ulaştı.”

    “İÇ HUKUK YOLLARINDAN BİR SONUÇ ALINAMADI”

    Resmi kayıtlarda Tepe’nin kaçırıldığı yere 400 kilometre uzaklıktaki Hazar Gölü’ne yüzmeye gittiği, yüzme bilmediği için boğulduğu ve balıkçılar tarafından bulunduğu şeklinde geçtiğini söyleyen Yıldız, “Ancak Ferhat Tepe’nin bedeninde ağır işkence izleri vardı. Ayrıca, onu kaçırılırken gören ve Diyarbakır Jandarma Alay Komutanlığı’nda işkenceli sorguda gördüğünü açıklayan 14 tanık mevcuttu. Buna rağmen, iç hukuk yollarından bir sonuç alınamadı.

    Bunun üzerine aile AİHM’e başvurdu.  AİHM, Ferhat Tepe soruşturmasında ‘şaşırtıcı eksiklikler’ olduğunu tespit etti. Olayın aydınlanması için Hükümetin, AİHM’le işbirliği yapmadığını; gerekli bilgi, belge ve tanıklara ulaşımı engellediğini ve etkin bir cezai soruşturma yürütmediğini belirterek Türkiye’yi mahkum etti” diye konuştu.

    Ailenin son olarak başvurduğu Anayasa Mahkemesinin “etkili soruşturma yapılmadığı” gerekçesiyle hak ihlali kararı verdiğini belirten Yıldız, ancak zamanaşımını gerekçe göstererek dosyanın yeniden açılmasını engellendiğini kaydetti.

    “SÜREÇ CEZASIZLIKLA SONUÇLANDI”

    Yıldız, “AİHM’in de belirttiği gibi, iç hukukta “etkili bir soruşturma yürütme hususunda bilinçli olarak gösterilen yargısal direnç” bugüne kadar devam etti. Adli süreç, Ferhat Tepe’yi işkenceyle öldürenler ve bedenini kaybedenler için cezasızlıkla sonuçlandı” diye konuşarak Tepe’nin kaybedilişinin 32’nci yılında yeniden “adalet” vurgusu yaptı.

    Yıldız son oalrak şunları kaydetti:

    “Gerçek bir adalet sistemi, sadece suçluyu cezalandırmakla kalmaz, aynı zamanda gelecekteki suçların önüne geçer. Bu nedenle cezasızlıkla mücadele, adaletin tesisi için atılması gereken en önemli adımlardan biridir. Kaç yıl geçerse geçsin Ferhat Tepe için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Cumartesi Annesi Emine Ocak Hakk’a yürüdü!

    Cumartesi Annesi Emine Ocak Hakk’a yürüdü!

    PİRHA- Cumartesi Annelerinin sembol isimlerinden ve Galatasaray Meydanı’nda ilk eylemi başlatan annelerden olan Emine Ocak Hakk’a yürüdü.

    Yaklaşık bir aydır hastanede tedavi altında olan Cumartesi Annesi Emine Ocak’ın Hakk’a yürüdüğü duyuruldu. Cumartesi Anneleri X sanal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Cesaretiyle, ısrarı ve kararlılığıyla hakikat ve adalet mücadelemizin en güçlü sesi Emine Ocak’ı kaybettik” denildi.

    Paylaşımda, “Cenaze törenine ilişkin bilgiler ayrıca duyurulacaktır” denildi.

    Emine Ocak, 1995’te işkenceyle katledilen ve bedeni İstanbul Beykoz ormanlarında bulunup kimsesizler mezarlığına defnedilen Hasan Ocak’ın annesi. Emine Ocak, 30 yıldır oğlunun faillerinin açığa çıkması için adalet mücadelesi veriyordu.

  • ‘Fail sadece işkenceci polis ya da asker değildir’-VİDEO

    ‘Fail sadece işkenceci polis ya da asker değildir’-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri, 1060. hafta eyleminde 33 yıl önce kaybedilen Hasan Gülünay’ın akıbetini sordu. Gülünay’ın kızı Deniz Gülünay, gönderdiği mektupta “Gözaltında kaybetmelerde fail sadece işkenceci polis ya da asker değildir. Asıl fail devlettir. Emri verenler, organize edenler, koruyanlar ve cezasızlık düzenini sürdürenler” ifadelerine yer verdi.

    Cumartesi Anneleri, kayıp yakınlarının akıbetini sormak ve faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması için bir kez daha Galatasaray Meydanı’ndaydı.

    1. Hafta eyleminde, 33 yıl önce gözaltında kaybedilen Hasan Gülünay’ın dosyasına dikkat çekildi.

    “BU SAVCI HAKKINDA DERHAL İŞLEM BAŞLATILMALI”

    Basın açıklamasını Cumartesi İnsanlarından Jiyan Kaya okudu. Kaya, konuşmasında yakın zaman öncesinde İstanbul’da görev yapan bir savcının, 1990’lı yıllarda faili meçhul cinayetlerin ve kayıpların sembolü hâline gelen Beyaz Toros’un maketini makam odasında sergilediğini belirterek şunları söyledi:

    “Beyaz Toroslar, bizim sevdiklerimizi kaybeden karanlık dönemin simgesidir. Hukuksuzluğun, cezasızlığın ve devlet eliyle işlenen ağır insan hakları ihlallerinin sembolüdür. Beyaz Toroslarla işlenen suçları araştırmak ve failleri açığa çıkarmakla görevli bir kişinin masasında bu sembolün maketini sergilenmesi asla kabul edilemez.

    Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a sesleniyoruz: Adalet duygusunun korunması yalnızca yargı mensuplarının tarafsızlığıyla değil, aynı zamanda toplumun acılarına ve yaralarına saygı gösterilmesiyle mümkündür. Kayıp yakınlarının travmalarını tetikleyen ve toplum vicdanını yaralayan bu tutum, Adalet Bakanlığı tarafından görmezden gelinemez.

    Resmî sıfatının gerektirdiği saygınlığı ve güveni zedeleyen, görev ve sorumluluklarını hiçe sayan bu savcı hakkında derhal işlem başlatılmalı ve görevden el çektirilmesini sağlayacak mekanizmalar gecikmeden devreye sokulmalıdır.”

    “HASAN GÜLÜNAY’I UNUTMADIK”

    Jiyan Kaya, Hasan Gülünay’ın gözaltında kaybedilişinin 33. yılında, bir kez daha devletin uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini vurguladı. Okunan basın metninde şu ifadelere yer verildi:

    “23 Mayıs 1992’de Artvin’de gözaltına alındıktan sonra işkenceyle öldürülen Ali Ekber Atmaca’nın üzerinden, İstanbul’da aynı mahallede yaşayan Hasan Gülünay’ın daha önce kayıp ilanı verdiği ehliyeti çıktı. Bu nedenle, 32 yaşında ve dört çocuk babası olan Hasan Gülünay, polis tarafından aranmaya başlandı. Eşine bir süredir polis takibinde olduğunu söyleyen Gülünay, 20 Temmuz 1992 günü Tarabya’daki evinden iş yerine gitmek üzere çıktı ve bir daha geri dönmedi.

    Hasan’ın işyerini telefonla arayan bir kişi, Terörle Mücadele Şubesi’nden aradığını ve Hasan Gülünay’ın gözaltında olduğunu bildirdi. Ancak savcılık ve İstanbul Emniyeti’ne başvuran ailesine, Hasan’ın gözaltında olmadığı ve arandığı söylendi.

    Bunun üzerine aile, memleketlileri olan ve o dönem İstanbul Emniyeti’nde üst düzey yetkili konumda bulunan Hüseyin Kocadağ ile görüştü. Kocadağ, aileye ‘Hasan Gülünay sağ, içeride. İşkence izleri iyileştikten sonra gözaltına alındığını açıklayacaklar’ dedi. Aile bu bilgiyi kamuoyuna duyurdu.

    Hasan’la aynı tarihlerde İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde sorguda olan bir tanık (E.Ç.), ağır işkence görmüş bir kişinin yanlışlıkla kendi hücresine konulduğunu, bu kişinin ‘Ben Hasan Gülünay’ım, beni gözaltında kaybetmeye çalışıyorlar!’ dediğini ve kısa süre sonra yanlışlık fark edilince apar topar hücreden alındığını açıkladı. Bu ifşalardan sonra hem ailenin hem de tanığın evleri polis tarafından basıldı ve konuşmamaları için tehdit edildiler.

    Yargı, olayla ilgili delilleri toplamadan, tanıkları dinlemeden ve etkili bir soruşturma yürütmeden, zaman aşımı nedeniyle dosyada ‘kovuşturmaya yer olmadığı’ kararı verdi. Ailenin yaptığı itiraz da reddedildi. Bunun üzerine aile, 2013 yılında Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yaptı.

    Anayasa Mahkemesi, 21 Nisan 2016’da yalnızca ‘yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yürütülmediğine’ hükmetti. Ancak zamanaşımı sona erdiği için soruşturmanın yeniden açılmasına gerek olmadığına karar verdi.”

    “ASIL FAİL DEVLETTİR”

    Gözaltında kaybedilen Hasan Gülünay’ın kızı Deniz Gülünay ise 1060. hafta eylemi için mektup gönderdi. Ailenin mektubunu okuyan Jiyan Tosun, şu cümleleri aktardı:

    “Gözaltında Kaybedilişinin 33. Yılında yoldaşım, babam Hasan Gülünay’ın anısı önünde saygı ile eğiliyorum.

    Babam bir faili meçhul değil. O, devletin gözaltında kaybetme politikasının bir sonucudur. Onun hikayesi kişisel bir acı değil; bu ülkede muhalifleri susturmak, devrimcileri yok etmek, toplumun hafızasını parçalamak için yürütülen sistematik bir devlet politikasının parçasıdır.

    Babamı kaybettiler.

    Biz, ‘kayıp’ demiyoruz. Çünkü kayıp tesadüf olur, fail olmaz. Babam kaybedildi. Devlet tarafından, sistematik bir şekilde, planlanarak kaybedildi.

    Gözaltında kaybetmelerde fail sadece işkenceci polis ya da asker değildir. Asıl fail devlettir. Emri verenler, organize edenler, koruyanlar ve cezasızlık düzenini sürdürenler.

    Gözaltında kaybetme, Birleşmiş Milletler’e göre devlet görevlileri veya onların onayıyla hareket eden gruplar tarafından, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması ve sonrasında bu fiilin reddedilmesi ya da akıbetinin gizlenmesidir.

    İnsanlığa karşı suçtur. Zaman aşımı yoktur. Her koşulda yasaktır.

    Gözaltında kaybetmelerde faillerin yargılanmaması, davaların sürüncemede bırakılması, delillerin yok edilmesi, zaman aşımına tabi tutulması ya da yargının görevini yerine getirmemesi insanlığa karşı işlenen suçun kabulüdür.

    Bu suça ortak olan herkes kayıplarımızın failidir.

    Onları kaybedenler, bizi de yok saymak istiyor.

    Sesimizi kısmak, hafızamızı silmek, teslim olmamızı sağlamak istiyor.

    Ama bilsinler:

    Biz onları unutmuyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri, Mustafa Sayğı’nın akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Mustafa Sayğı’nın akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin, katledilen ve kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve adaletin sağlanması talebiyle düzenledikleri eylemin bin 56’ncı haftasında Urfa’nın Suruç ilçesinde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Mustafa Sayğı’nın akıbeti sorularak, ““Mustafa Sayğı’nın gözaltında kaybedilmesinin üzerinden 31 yıl geçti. Sayğı ailesi için zaman durmuşken, devlet zamanaşımını öne sürerek onların adalet arayışını yok saydı. Kaç yıl geçerse geçsin, Mustafa Sayğı  için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz” denildi.

    Cumartesi Anneleri-İnsanları, katledilen ve kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve adaletin sağlanması talebiyle düzenledikleri eylemin bin 56’ncı haftasını Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdi. Çok sayıda kişinin katıldığı eylemde gözaltında kaybedilenlerin fotoğrafları ve karanfiller taşındı.

    Bu haftaki eylemde 31 yıl önce Urfa’nın Suruç ilçesinde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Mustafa Sayğı’nın akıbeti soruldu.

    Sayğı’nın hikayesini okuyan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Sekreteri Jiyan Kaya, 30 yaşındaki Mustafa Sayğı’nın, 3 Haziran 1994 tarihinde, motosikletiyle Pirsus’a gitmek üzere evden çıktığını, dönüş yolunda, Suruç ilçesi Yoğurtçu Köyü’nde Devlet Su İşleri’ne ait binada geçici olarak konuşlandırılmış 5’inci Bölük Komando Taburu’nda görevli askerler tarafından durdurularak, gözaltına alındığını aktardı.

    İki gün boyunca Mustafa’dan haber alamayan ailesi onu her yerde aradığını belirten Kaya, “R.Y. isimli bir köylü, anne Ayşe Sayğı’ya şu bilgiyi verdi: ‘Ben ve İ.Ş., şehir merkezinden dönerken Yoğurtçu Köyü’nde görevli jandarmalar tarafından durdurulduk. Aynı anda Mustafa da durdurulmuştu. Kimliklerimize bakıp bizi bıraktılar ama Mustafa’yı alıp götürdüler.’ Ayrıca hayvan otlatan iki köylü Mustafa’nın askerler tarafından Yoğurtçu Köyü’ndeki karakola götürüldüğünü görerek durumu eşi Dursun Sayğı’ya haber verdiler” dedi.

    Ailesinin, Mustafa’yı sormak üzere Yoğurtçu Köyü’ndeki karakola gittiğinde karakoldan, Mustafa Sayğı’nın ilçe merkezindeki karakolda olduğu ve soruşturmanın sürdüğü bilgisi verildiğini belirten Jiyan Kaya, şunları ifade etti:
    “Ancak Mustafa geri dönmeyince aile, Suruç Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikâyet dilekçesi verdi. Savcılık dilekçeyi işleme koyarak İl Merkez Komutanlığı’na Mustafa’nın durumunu sordu. Merkez Komutanlığı ise Mustafa’nın gözaltına alınmadığını bildirdi. 2009 yılı Aralık ayında, Suruç’un Bilgin Köyü’ne bağlı Akdoğan Mezrası’nda defineciler tarafından yapılan kazıda bir höyükte çürümüş bir motosiklet ve kemik parçaları bulundu. Bunlar savcılığa teslim edildi. İstanbul Adli Tıp Kurumu kemiklerin hayvanlara ait olduğunu öne sürdü. Bu nedenle savcılık, 7 Nisan 2010 tarihinde tekrar ‘kovuşturmaya yer olmadığı’ kararı verdi. İç hukuk yollarından sonuç alamayan aile, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu. 2015 yılında, AİHM, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesini ihlal ettiğine hükmetti.

    Mustafa Sayğı’nın gözaltında kaybedilmesinin üzerinden 31 yıl geçti. Sayğı ailesi için zaman durmuşken, devlet zamanaşımını öne sürerek onların adalet arayışını yok saydı. Kaç yıl geçerse geçsin, Mustafa Sayğı  için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz.”

    Eylem, Galatasaray Meydanı’na karanfillerin bırakılmasıyla son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri, Eylemlerinin 1053. Haftasında-CANLI

    Cumartesi Anneleri, Eylemlerinin 1053. Haftasında-CANLI

    Cumartesi Anneleri, 1053. Haftadır Galatasaray Meydanı’nda gözaltında kaybettikleri yakınlarının akıbetini soruyor.

     

  • ‘Gözaltında kaybetme, devlet görevlileri tarafından işlenmiş bir insanlık suçudur’-VİDEO

    ‘Gözaltında kaybetme, devlet görevlileri tarafından işlenmiş bir insanlık suçudur’-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, 1050. hafta eyleminde bir kez daha kayıp yakınlarının akıbetini sordu. Yapılan açıklamada “Artık yeter! Kaybedilenlerin yakınlarına yaşatılan bu işkence sona ermeli. Devlet, kaybedilenlerin annelerine, ailelerine gerçek bir adalet ve çözüm sunma sorumluluğunu yerine getirmelidir” denildi.

    Cumartesi Anneleri, faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması talebiyle bu hafta da Galatasaray Meydanı’ndaydı.

    Ellerinde karanfillerle eylem alanına gelen Cumartesi İnsanları, 1050. Hafta eyleminde 1994 yılında evlerinden gözaltına alındıktan sonra katledilen Kasım Alpsoy ile Halil Alpsoy’un dosyasını birkez daha gündeme getirildi.

    Bu haftanın basın açıklamasını Cumartesi insanlarından Sebla Arcan okudu.

    “31 Yıl Önce Gözaltında Kaybedilen Kasım ve Halil Alpsoy’u Unutmadık” diyerek söze başlayan Arcan, Galatasaray Meydanı’nın halen polis bariyerleriyle çevriliyor olmasını eleştirdi.

    “BEYAZ TOROS İLE GÖTÜRÜLDÜ VE BİR DAHA DÖNMEDİ”

    Sebla Arcan, basın açıklamasında şunları söyledi:

    “Yarın Anneler Günü… Biz bu Anneler Günü’ne de içimizde derin bir acı ve kapanmayan bir boşlukla girerken, Devleti yönetenler ise yine kamuoyuna ‘her daim hürmetlerin en büyüğünü hak eden annelerimiz’ diyen kutlama mesajları yayınlayacak. Ama yıllardır evlatlarını arayan, adalet için mücadele eden anneleri görmezden gelmeye devam edecekler. Gözaltında kaybedilenlerin anneleri, aileleri için Anneler Günü, bir kez daha tarifsiz bir boşlukla geçecek. Bugün birkez daha hatırlatıyoruz: Gözaltında kaybetme, devlet görevlileri tarafından ya da devletin bilgisi ve onayı dahilinde işlenmiş bir insanlık suçudur. Bu suça maruz kalanlar yalnızca kaybedilen kişiler değil; aynı zamanda onların akıbetini bilmeden, yıllarca belirsizliğin içinde yaşamaya zorlanan aileleridir. Artık yeter! Kaybedilenlerin yakınlarına yaşatılan bu işkence sona ermeli. Hukukun üstünlüğü sağlanmalı ve devlet, kaybedilenlerin annelerine, ailelerine gerçek bir adalet ve çözüm sunma sorumluluğunu yerine getirmelidir. 1050.haftamızda 31 yıldır inkâr ve cezasızlıkla unutturulmak istenen Kasım ve Hali Alpsoy için adalet talebimizi tekrarlıyoruz. Halil Alpsoy, 12 Mayıs 1994 gecesi eşi ve 40 günlük bebeğiyle birlikte İstanbul Kanarya’daki evine dönerken, evinin önünde bekleyen polisler tarafından gözaltına alındı. Eşi karşı çıktığında polisler kimliklerini göstererek, ‘Merak etme, karakola kadar götürüyoruz. Yarım saat sonra gelir.’ dediler. Halil Alpsoy beyaz bir Toros ile götürüldü ve bir daha geri dönmedi.18 gün sonra, işkenceden tanınmayacak hale gelmiş bedeni evine 540 km uzaklıktaki Kırıkkale’de bir ormanlık alanda bulundu. Kardeşleri onu sadece elindeki çocukluk izinden teşhis edebildi.

    MİT BİNASINA GİRDİ ANCAK İNKAR EDİLDİ!

    Halil Alpsoy’un gözaltına alınmasından bir hafta sonra, bu kez polisler, kuzeni Kasım Alpsoy’un Adana’daki evine baskın düzenledi. 30 yaşındaki Kasım, uzun namlulu silah taşıyan maskeli polisler tarafından 18 Mayıs 1994 sabahı gözaltına alınarak Adana İstihbarat Dairesi’ne götürüldü. Aynı günün akşamı serbest bırakıldı; ancak kimliğine el konuldu. ‘Yarın gel, kimliğini al.’ denildi. Eve döndüğünde işkenceden bitap haldeydi. Eşine, İstanbul’da gözaltına alındığında sorgulamasına katılan timin Adana’daki işkencesine de dahil olduğunu söyledi. Ertesi gün, kimliğini almak üzere MİT binasına gitti. Akrabası kapıda bekledi, ancak Kasım Alpsoy o binadan bir daha çıkamadı. Bugüne kadar Halil ve Kasım Alpsoy’un gözaltına alındıkları inkâr edildi. Ailelerinin yaptığı tüm başvurular sonuçsuz bırakıldı. Hiçbir devlet kurumu, gerçeğin açığa çıkarılması ve faillerin yargılaması için etkili bir araştırmasoruşturma yürütmedi. 31 yıldır tüm iktidarlar, bu ailelerin adalete ulaşmasını engelledi.Yargı Makamlarına Sesleniyoruz: Adaletin tesisi, hukuk sisteminin asli görevidir.

    Kasım ve Halil Alpsoy dosyasında adaleti sağlamak için harekete geçin!Kaç yıl geçerse geçsin; Kasım Alpsoy, Halil Alpsoy ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “ERDOĞAN, SÖZÜNDE DURMADI

    1050. hafta eyleminde Kasım Alpsoy’un eşi Leyla Erdoğan Alpsoy da konuşma yaptı. Adalet arayışından vazgeçmeyeceklerini belirten Erdoğan Alpsoy, şunları söyledi:

    “31 yıldır bu acıyı çekiyoruz. Neden? Kayıp yakınları olarak, kimse bizim gibi acı çekmesin istiyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile konuşmuştuk, failleri, sorumluları bulma konusunda bize söz verdi ama sözünde durmadı. Failler yargılansın, bu meydanları bize açsınlar.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri, 1050. Hafta Eylemi-CANLI

    Cumartesi Anneleri, 1050. Hafta Eylemi-CANLI

    Cumartesi Anneleri, kayıp yakınlarının bulunması talebiyle 1050. haftada Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.

  • Cumartesi Anneleri, 1049. Haftada Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ü hatırlattı-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 1049. Haftada Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ü hatırlattı-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, 1049. Hafta eyleminde gözaltında kaybedilen Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ü akıbetini sordu. Okunan basın açıklamasında, “Bugün bir kez daha kamu adına görev yapan savcıları, Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün gözaltında kaybedilmesiyle ilgili adil, tarafsız ve etkin bir soruşturma başlatmaya çağırıyoruz” denildi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle başlatılan ve Türkiye’nin en uzun soluklu eylemi olan Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi, 1049. Haftada devam etti.

    Cumartesi Anneleri’nin 1049. Hafta eyleminde 2 Mayıs 1992’den bu yana akıbetine ulaşılamayan Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün dosyalarına dikkat çekildi.

    1049. hafta buluşmasının basın açıklamasını, Cumartesi İnsanlarından İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin okudu.

    “BARIŞÇIL EYLEMLERE YÖNELİK YASAKLARINIZIN HİÇBİR HUKUKİ DAYANAĞI YOKTUR”

    Eren Keskin, gözaltında kaybedilen Hüsamettin Yaman ve Soner Gül için adalet istediklerini belirterek şu ifadelere yer verdi:

    “Resmî makamların inkâra dayalı anlatıları yerine hakikati dile getirmek ve adalete yönelen bir karşı hafıza inşa etmek amacıyla Galatasaray’dayız. Bu hafta da mekan yasağı nedeniyle Galatasaray Meydanı’nı bize kapatan polis bariyerlerinin önündeyiz.

    Toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü; bireylerin eylem yerini ve zamanını seçme hakkını da kapsar. Nitekim Anayasa Mahkemesi, kararlarında mekân seçme özgürlüğünün kategorik olarak yasaklanmasını, anayasal haklar açısından kabul edilemez bulmuştur. Yüksek Mahkeme, Cumartesi Anneleri açısından Galatasaray Meydanı’nın ve 1 Mayıs için Taksim Meydanı’nın göstericilere yasaklanmasının, toplanma özgürlüğünü ihlal ettiğine hükmetmiştir. Buradan, herkesin gösteri yapma hakkını güvence altına almakla yükümlü olan iktidara sesleniyoruz: Barışçıl eylemlere yönelik yasaklamalarınızın hiçbir hukuki dayanağı yoktur. Bu yasaklar, Anayasa’ya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırıdır. Anayasal haklarını kullanmak isteyenleri engellemek hem hukuken hem de vicdanen ve ahlaken gayrimeşrudur. Kamusal alanların halka kapatılmasına derhal son verilmelidir.

    “YETKİLİLER GÖZALTI İDDALARINI REDDETTİ”

    21 yaşındaki Hüsamettin Yaman, İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu öğrencisiydi. Pankart taşımak suçlamasıyla tutuklanmış, yaklaşık 15 gün cezaevinde kaldıktan sonra 6 Eylül 1990 tarihinde tahliye edilmişti.

    21 yaşındaki Mehmet Soner Gül, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisi ve aynı zamanda Öğrenci Derneği üyesiydi. Bu nedenle gözaltına alındı, ağır işkencelere maruz kaldı ve ölümle tehdit edildi. İçişleri Bakanlığı’nın iddiasına göre, 10 Mart 1991 tarihinde Malatya’da yakalanan bir kişinin sorgusunda adının geçmesi nedeniyle aranmaktaydı.

    Hüsamettin Yaman, 2 Mayıs 1992 Cumartesi günü evinden çıktı. 4 Mayıs Pazartesi günü, ağabeyi Feyyaz Yaman’ı işyerinden arayan bir kişi, “Hüsamettin, Soner Gül ile birlikte Fındıkzade’de gözaltına alındı. Hayatlarından endişe ediyoruz. Hemen emniyete başvurun,” dedi.

    Yaman ve Gül aileleri, önce İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne, ardından devletin ilgili tüm kurumlarına başvurdu. İnsan Hakları Derneği ve Uluslararası Af Örgütü de girişimlerde bulundu. Ancak yetkililer, gözaltı iddialarını reddetti. Yaman Ailesi, girişimlerini sürdürdü ve iki yıl boyunca polis takibinde tutuldu.

    AYHAN ÇAKIR’IN AÇIK BEYANLARINA RAĞMEN DOSYADA İLERLEME KAYDEDİLMEDİ

    19 Aralık 2011 tarihinde, özel harekât polisi Ayhan Çarkın’ın infazlar ve kayıplarla ilgili itirafları kamuoyuna yansıdı. Çarkın, Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ü gözaltına aldıktan sonra ormanlık bir alanda sorgulayıp infaz ettiklerini anlattı. Onların son sözlerinin “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!” olduğunu söyledi.

    Bu itirafların ardından Yaman Ailesi yeniden suç duyurusunda bulunarak dosyanın tekrar açılmasını talep etti. Ancak Ayhan Çarkın’ın açık beyanlarına rağmen, dosyada bugüne kadar herhangi bir ilerleme kaydedilmedi.

    Bugün bir kez daha kamu adına görev yapan savcıları, Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün gözaltında kaybedilmesiyle ilgili adil, tarafsız ve etkin bir soruşturma başlatmaya çağırıyoruz.

    Hüsamettin Yaman ve Soner Gül için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normlarına göre hareket etmesi gerektiğini hatırlatmaktan asla vazgeçmeyeceğiz!”

    “BUGÜN İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ YAPTIRIMLARIN TEMELİNDE HUKUKSUZLUK ANLAYIŞI YATMAKTADIR”

    Kardeşi Hüsamettin Yaman’ın katillerinin bulunması için mücadele yürüten Yaman’ın ağabeyi de yaptığı konuşmada, “İçerisinde bulunduğumuz durumun hepsinin temelinde hukuksuzluğun anlayışı yatmaktadır” diyerek şöyle devam etti.

    “Hüsamettin daha bıyıkları bile terlememişken bu devlete, bu hukuka, bu yasaya fazla görüldü. Çünkü hak ve özgürlükler peşinden koşmayı gencecik yaşında öğrenmişti. Hüsamettin bu anlamıyla okuyan ve kuşağına göre, yaşına göre kendini organize etmeye çalışan bir özneye olmaya çalışmıştı. Ama bu toplum bireyin hak ve taleplerini hiçbir zaman anayasal hak olarak görmedi. 1980 darbesinden bu yana bu topluma yaşatılan anayasasızlık ve hukuksuzluk hem bizim kuşağın hem öncesinin hem sonrasının devam eden, sürdürülen, devam eden bir anlayışıdır. Bugün içinde bulunduğumuz bütün şiddet ve otokratik gibi bütün yaptırımların hepsinin temelinde bu hukuksuzluk anlayışının boşluğu yatmaktadır. Hüsamettin’in, Soner’in ve Cumartesi Annelerinin kayıplarının bu meydandaki anlamı arkamızda polisiye tedbirlerle çevrilmiş olan alanın boşluğudur. Onların mezarlarının boşluğunu bu alanın boşluğu temsil eder ve bu anayasada karşılığını bulmadığı sürece de bu toplumda büyük bir iç boşluk olarak da varlığını devam ettirecektir.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri’nden çağrı: Bariyerleri kaldırılarak meydanı açın- VİDEO

    Cumartesi Anneleri’nden çağrı: Bariyerleri kaldırılarak meydanı açın- VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1048’nci haftasında 30 yıldır akıbeti bilinmeyen Kadri Keremoğlu’nun akıbetini sordu. Keremoğlu’nun ailesi, “30 yıl değil 100 yıl da geçse evlatlarımızla, torunlarımızla babamın akıbetinin sıkı takipçisi olmaya devam edeceğiz” diye belirtti. 

    Her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri/İnsanları, eylemlerinin 1048’incisini gerçekleştirdi. Ellerinde, gözaltında kaybettirilen yakınlarının fotoğrafları ve karanfillerle Galatasaray Meydanı’nda toplanan Cumartesi Anneleri, 14 Nisan 1995 tarihinde bu yana akıbeti bilinmeyen Kadri Keremoğlu’nun akıbetini sordu. Eyleme, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin, İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu ile çok sayıda hak savunucusu katıldı. Basın metnini kayıp yakını Jiyan Tosun okudu.

    “JİTEM ÇETELERİ TARAFINDAN KAÇIRILDI”

    Jiyan Tosun, eylemde ilk olarak Anayasa Mahkemesi kararlarına uyularak meydandaki polis bariyerlerini kaldırılması çağrısında bulundu. Jiyan Tosun, Keremoğlu ailesinin, JİTEM bağlantılı çetenin hedefi haline gelmesinin ardından Kadir Keremoğlu’nun, 14 Nisan 1995 tarihinde Van Merkezde 01 EA 600 plakalı Beyaz Toros’la kaçırıldığını ve bir daha kendisinden haber alınamadığını söyledi. Jiyan Tosun, “Görgü tanıklarına göre kaçıranlar arasında JİTEM bağlantılı Şehmus Durak da vardı ve iki araç daha bu operasyona eşlik ediyordu. Aile, yaptığı araştırmalar sonucu, kaçırıldıktan sonra  babalarının Yeşil  kod isimli Mahmut Yıldırım’a  teslim edildiğini, önce Van JİTEM merkezine, daha sonra da Van Jandarma Alay Komutanlığı’na götürüldüğünü öğrendi. Ayrıca kaçırma olayına karışan JİTEM’le ilişkili şahısların kimlik bilgilerine de ulaştı.22 Nisan 1995 tarihinde aileyle görüşen ve kendisini özel harp dairesi mensubu olarak tanıtan kişi ‘babanızı bırakmak için 750.000 Mark istiyoruz’ dedi. Bunun üzerine aile, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar ile görüştü. Bu görüşmeden hemen haberdar olan söz konusu kişi aileyi arayarak ‘babanızı ölmüş bilin’ dedi.”

    “KADİR KEREMOĞLU’NUN MEZAR YERİ AÇIKLANSIN”

    Jiyan Tosun, şu sözlerle devam etti:

    “Şehmus Durak’ın eşi, vicdan azabı çektiğini söyleyerek  aile ile temasa geçti. Keremoğlu’nun  evlerinde Yeşil tarafından infaz edildiğini, olaya kendisinin ve kayınvalidesinin tanık olduğunu anlattı. Bu itirafın ses kaydı alındı. Emniyet, adli ve askeri makamlara başvuran aile bir sonuç alamadı. Diyarbakır, Hakkâri ve Van adliyeleri arasında gidip gelen dosyada Kadir Keremoğlu’nun akıbetinin açığa çıkarılmasını, sorumlu olanların cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte bir yargılama faaliyeti yürütülmedi. Gözaltında kaybedilişinin 30’ncu yılında bir kez daha yineliyoruz: Kadir Keremoğlu’nun mezar yeri açıklansın, onu kaybedenler üzerindeki cezasızlık zırhı kaldırılsın. Adalet sağlansın. Kaç yıl geçerse geçsin, Kadir Keremoğlu için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    BARO BAŞKANI KABOĞLU: CUMARTESİ ANNELERİNİN YANINDAYIZ

    Açıklamaya katılan İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu, “Cumartesi Annelerinin acılarını kurumsal olarak paylaşıyoruz. İstanbul Barosu yönetimi olarak Cumartesi Anneleri’nin yanındayız. Barışçıl bir araya gelişe anayasaya aykırı işlemlerin uygulanmasını kınıyoruz. Adaleti ortaya çıkartmak yerine adaletsiz uygulamaların reva görülmesi kabul edilemez. Cumartesi Anneleri’nin adalet arayışı toplumsal barışın temel taşlarından biridir” dedi.

    “BARİYERLER KALDIRILSIN, MEYDAN AÇILSIN”

    Devamında söz alan kayıp yakını İkbal Eren, “Sevdiklerimiz için adalet ararken bariyerlerin kaldırılmasını, meydanın açılmasını ve hafıza mekanımızda buluşmayı talep ediyoruz” diyerek alanın bariyerlerle kapatılmasına dönük tepkisini dile getirdi.

    “BABAMIN FAİLLERİ BELLİDİR”

    Kadri Keremoğlu’nun ailesinin gönderdiği mektubu İHD üyesi Osman İşçi okudu. Mektup şu şekilde: “30 yıldır babamı bulmak için her kapıyı çaldık, hepsi üstümüze kapandı. Tüm hukuk yollarını denedik ama sonuç alamadık. Başında dua okuyacağımız bir mezarımız olsun istiyoruz. Babamın failleri bellidir, adalet istiyoruz. Davamızın ve Cumartesi Anneleri’nin yanındayız. 30 yıl değil 100 yıl da geçse evlatlarımızla, torunlarımızla babamın akıbetinin sıkı takipçisi olmaya devam edeceğiz.”

    Eylem abluka altındaki meydana karanfillerin bırakılmasıyla son buldu.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Cumartesi Anneleri eylemleri 1044. haftada: Bize bir mezar taşı gösterin- VİDEO

    Cumartesi Anneleri eylemleri 1044. haftada: Bize bir mezar taşı gösterin- VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin 1044’üncü buluşmasında Ali Karagöz’ün akıbeti soruldu. Kayıp yakınları bayramda mezara gideceklerine Galatasaray Meydanı’na geldiklerini vurgulayarak, “Bize de bir mezar taşı gösterin, bu karanfilleri o mezara götürelim, sevdiklerimizin yanına gidelim” dedi.

    Gözaltında kaybedilen ve katledilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri eylemlerinin 1044’üncüsünü gerçekleştirdi. Karanfiller ve gözaltında kaybettirilen yakınlarının fotoğraflarıyla Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, bu hafta 1993 yılında Cizre’de katledilen Ali Karagöz‘ün faillerin yargılanmasını istedi.

    Burada yapılan basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in yeğeni Setenay Yarıcı okudu.

    “KARAGÖZ’ÜN AKIBETİNİ SORAN EŞİNE ÖLÜM TEHDİDİ”

    Setenay Yarıcı, 27 Aralık 1993 sabahında askerlerin ve Kamil Atak’a bağlı korucuların Ali Karagöz’ün evine baskın düzenleyerek gözaltına alındığını, ardından da kendisinden haber alınamadığını belirtti. Setenay Yarıcı, Ali Karagöz’ün kaybedilmesine ilişkin şunları aktardı:

    “Ayşe Karagöz, eşini zorla götüren askerlerin peşinden gitti. Bir süre sonra yolda Şevkiye Aslan ile karşılaştı. Şevkiye, eşi İskan Aslan’ın da gözaltına alındığını ve Ali Karagözle ellerinden birbirlerine bağlanarak korucubaşı Kamil Atak’ ve Kukel Atak’ın evinin altındaki bodruma götürüldüklerini söyledi. Ayşe Karagöz, eşinin serbest bırakılmasını talep etmek için Atak’ların evine gitti ancak ‘eşini sormaya devam ederse kendisinin de öldürüleceği’ tehdidiyle karşılaştı. Bunun üzerine savcılığa dilekçe ile başvurdu ve eşinin bulunmasını talep etti. Ayşe Karagöz daha sonra savcılığa verdiği dilekçeyle ilgili gelişme olup olmadığını sorduğunda dilekçesinin işleme konmadığını öğrendi. Eşini aramaya devam eden Ayşe Karagöz, sürekli tehdit edildi, hiçbir bilgiye ulaşamadı.

    2009 yılında Midyat Cumhuriyet Başsavcılığı’na ifade veren korucu Mehmet Nuri Binzet, Kamil ve Kukel Atak’a ait Cudi mahallesinde bulunan evin bodrum katlarında nezarethane olarak kullanılan odalar bulunduğunu, buraya getirilen kişilerin Cemal Temizöz’ ün bilgisi dahilinde sorgulandıktan sonra infaz edildiklerini anlattı. Ayşe Karagöz, 18 Mart 2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı’na tekrar başvurdu. 2009/435 soruşturma numarasıyla ifadesi alındı ancak bu güne kadar etkili bir soruşturma yürütülmedi. Ali Karagöz’ün akıbeti karanlıkta bırakıldı, bilinen failleri cezasızlıkla korundu. Kaç yıl geçerse geçsin, Ali Karagöz ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “BURAYI MEZAR BİLDİK”

    Burada yapılan konuşmalarda kayıp yakınları arife gününde diğer insanlar gibi sevdiklerinin mezarını ziyaret etmek istediklerini, kayıplarının bulunmasını söylediler. Kayıp yakınlarından Hanife Yıldız, “30 yıldır buradayız, 59 bayram geçti kaybedilen insanların mezarı olmadığı için burayı mezar olarak bildik ve buraya geliyoruz. Ama yalnızca kendimiz için burada değiliz. Son zamanlarda adalet isteyen yurttaşlar ağır müdahalelere uğruyor. İşkenceci polislere sesleniyorum; şiddet uyguladığınız çocukların ailelerinden aldığınız paralarla geçiniyorsunuz. Öfkenizi asıl sorumlulara yöneltmelisiniz. Bugün Maltepe’de yapılan mitingi de selamlıyoruz” dedi.

    Ardından konuşan bir diğer kayıp yakını İkbal Eren, 89 bayramdır eksik hissettiklerini dile getirerek, “Sevgimiz yarım, duygularımız eksik çünkü sevdiklerimize sarılamıyoruz. Onlara sarılamadığımız gibi mezarları bile yok. Bu mekan özellikle bayramlarda sevdiklerimizin fotoğraflarına sarıldığımız bir mekan ama bunu da bize çok gördüler. 7 yıl boyunca burayı bize yasakladılar. Galatasaray meydanını görün artık, kayıplarımızın akıbetini açıklayın ve bize teslim edin artık” ifadelerini kullandı.

    Son olarak konuşan kayıp yakını Hanım Tosun ise “Herkes mezarlığa koşuyor ama biz maalesef Galatasaray Meydanı’na geliyoruz. Burası bizim için çok önemli çünkü gidecek bir mezarımız yok. Kayıplarımızın nerede olduğunu bilmiyoruz o nedenle nereye gideceğimizi bilmiyoruz. Bu güzel insanların hiçbir suçu yoktu. Yargısız infaz ve işkence yaptılar. Yarın bayram herkes sevdiklerinin yerine gidecek ama dönüp bir de Galatasaray’a bakın. Bize de bir mezar taşı gösterin bu karanfilleri o mezara götürelim, sevdiklerimizin yanına gidelim” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından kayıplar için karanfiller bariyerlerin ardındaki anıta atıldı.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri eylemlerinin 1043. haftasında Hasan Ocak’ın akıbeti soruldu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri eylemlerinin 1043. haftasında Hasan Ocak’ın akıbeti soruldu-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, 1043. haftada 1995’te gözaltına alınarak kaybedilen Hasan Ocak için adalet istedi. Maside Ocak “30 yıldır işlemeyen adaletsizlik, hukuksuzluk nasıl anlatılır, nasıl dayanılır. Biz Hasan’ın fotoğraflarında gördüğümüz yaralarına karanfil basarak geldik. O yaralar bizim yaralarımız oldu, her gün kanamaya devam etti. Yaralarımız kanadıkça Hasan’ı unutmuyoruz. Unutmayacağız, affetmeyeceğiz, vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerinin yargılanması talebiyle 21 Mart 1995 yılından bu yana İstanbul Taksim’deki Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri, 1043’üncü haftada 34 yıl önce gözaltına alınarak kaybedilen Hasan Ocak için adalet istedi.

    Galatasaray Meydanı’ndaki 1043’üncü eylemde, 34 yıldır gözaltına alındığı inkar edilen Hasan Ocak’ın akıbetinin açıklanması ve adaletin sağlanması talebiyle buluştuklarını belirten ailelerin yaptıkları açıklamada, şunlar ifade edildi:

    HASAN OCAK İÇİN ADALET İSTİYORUZ

    “1043. haftasında kendisinden olmayanı düşmanlaştıran zihniyetin gözaltında kaybettiği Hasan Ocak için adalet istiyoruz.

    Sosyalist kimliğiyle tanınan 30 yaşındaki Hasan Ocak, atanmayı bekleyen bir öğretmendi. Bu süre zarfında Beyazıt’taki bir iş hanında çay ocağı işletiyordu. 21 Mart 1995 günü akşam saatlerinde işyerinden ayrıldı. Annesini telefonla arayarak, “Balık getireceğim, akşam için yemek hazırlama” dedi. Ancak Hasan ne o akşam ne de sonrasında bir daha Avcılar’daki evine dönemedi.

    Hasan’dan haber alamayan ailesi, onun gözaltına alındığını öğrendi. Ancak emniyet bu durumu ısrarla inkâr etti. Aile, savcılığa başvurmasının ardından İstanbul Emniyeti, İstanbul Valiliği, TBMM, Başbakanlık, ilgili bakanlıklar, hastaneler ve Adli Tıp Kurumu nezdinde yoğun girişimlerde bulundu.

    Oluşan kamuoyu baskısı sonucunda, dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar ve İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir yaptıkları açıklamalarda “Hasan Ocak’ın gözaltında olmadığını ve suçlu olarak aranmadığını” ifade etti.

    Ancak gerçekler farklıydı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında bulunan iki kişi, Hasan’ı şubede gördüklerini; iki kişi ise Hasan’ın ismini emniyetteki parmak izi listesinde okuduklarını belirtti. Ayrıca, Newroz nedeniyle gözaltına alınan bir başka tanık da şubede bir hareketlilik olduğunu, polislerin kendi aralarında “Hasan Ocak getirildi” dediklerini duyduğunu ifade etti.

    58. GÜNÜN SONUNDA KİMSESİZLER MEZARLIĞINDA BULUNDU

    Ailenin ısrarlı arayışı 58 gün sürdü. Sonunda, Hasan Ocak’ın ağır işkence izleri taşıyan bedeni, “meçhul kişi” olarak defnedildiği Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda bulundu. Olay yeri tutanağında, Hasan’ın üzerinde kimliğinin, kemerinin, saatinin, ayakkabı bağcıklarının bulunmadığı; parmaklarında ise mürekkep lekeleri olduğu kaydedilmişti. Bu detaylar, onun gözaltına alınan kişilere uygulanan rutin işlemlerden geçtiğinin açık kanıtıydı.

    Durum o kadar netti ki, dönemin İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Algan Hacaloğlu, yaptığı açıklamada “Ocak’ı konuşturmak için gözaltına aldılar. Orada uygulanan işkence ve darptan sonra öldürülüp Beykoz’a atıldı” diyerek, Ocak Ailesinden ve toplumdan özür diledi.

    İÇ HUKUK YETERSİZ KALDI

    Ne var ki, ailenin tüm başvuruları sonuçsuz kaldı. İç hukuk yollarından sonuç alamayan aile, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. 2004 yılında AİHM, Hasan Ocak’ın kaybedilmesi ve ölümüne ilişkin yeterli ve etkin bir soruşturma yürütülmediğine hükmederek, Türkiye’yi mahkûm etti.

    Buna rağmen, iç hukukta dosya kovuşturma aşamasına dahi geçemedi. Hasan Ocak dosyası, uluslararası sözleşmeler ve anayasa ile güvence altına alınmış hakları ihlal eden, etkin soruşturma ve kovuşturma yükümlülüklerini yerine getirmeyen yargı mensupları tarafından Beykoz Adliyesi’nin tozlu raflarında zamanaşımına terk edildi.

    Hasan Ocak’ın gözaltında kaybedilişinin 30. yılında, bir kez daha yargı makamlarına sesleniyoruz: Uluslararası teamüllere uyun. Dosyayı, insanlığa karşı işlenen suç kapsamında değerlendirin. Zamanaşımını işletmeyin. Etkin bir soruşturma ve kovuşturma yürütme görevinizi yerine getirin.

    Kaç yıl geçerse geçsin; tüm kayıplarımız için, Hasan Ocak için adalet istemekten ve devleti evrensel hukuk normlarına uymaya çağırmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    Ocak ailesi adına Ali Ocak ve Maside Ocak konuştu. Ali Ocak, 30 yıldır Galatasaray Meydanı’nda ve tüm mücadele alanlarında adalet ve hakikat istediklerini vurgulayarak, “Etkin soruşturmalar yürütülerek yüzleşilmesini istiyoruz. Cezasız kalan suçlar toplumu çürüttü. Kaç yıl geçerse geçsin hakikatin peşinde, kayıplarımızı bulmak için mücadele edeceğiz” dedi.

    Maside Ocak da, 88 yaşında olan Emine Ocak’ın selamlarını ileterek başladığını konuşmasında, “Her zaman oturduğu yerde olamamak üzüntü kaynağı. Annem ‘Ben size Galatasaray’ı böyle emanet etmedim’ diyerek sitemlerini iletti. 30 yıldır işlemeyen adaletsizlik, hukuksuzluk nasıl anlatılır, nasıl dayanılır. Biz Hasan’ın fotoğraflarında gördüğümüz yaralarına karanfil basarak geldik. O yaralar bizim yaralarımız oldu, her gün kanamaya devam etti. Yaralarımız kanadıkça Hasan’ı unutmuyoruz. Unutmayacağız, affetmeyeceğiz, vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından kayıplar için karanfiller bariyerlerin ardındaki anıta atıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri, 31 yıl önce gözaltında kaybettirilen Cüneyt Aydınlar’ın akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 31 yıl önce gözaltında kaybettirilen Cüneyt Aydınlar’ın akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 1040’ıncı buluşmasında 31 yıl önce gözaltında kaybettirilen Cüneyt Aydınlar’ın akıbetini sorarak, “Aydınlar’ın akıbetinin araştırılması, yerinin belirlenmesi ve ondan kalanların ailesine teslimini sağlama görevinizi yerine getirin” dedi.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları, eylemlerinin 104O’ıncısında gözaltında kaybedilen, katledilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle bu hafta da Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Cumartesi Anneleri, bu haftaki eylemde, 1994 yılında İstanbul’da gözaltına aldıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Cüneyt Aydınlar’ın akıbeti soruldu.

    İHD Cezaevi Komisyonu üyesi Oya Ersoy, 27 Şubat’ta İmralı Heyeti tarafından kamuoyuyla paylaşılan “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısına işaret ederek, çağrının “barışa giden meşakkatli yolun başlangıcı olması”nı istedi.

    CÜNEYT AYDINLAR’IN HİKAYESİ

    Oya Ersoy,  İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğrencisi olan Cüneyt Aydınlar’ın 20 Şubat 1994 tarihinde Bakırköy’deki Ömür Durağı’nda polisler tarafından gözaltına alındığını ve Gayrettepe Siyasi Şube’ye götürüldüğünü aktararak, “Burada 7 gün kayıt dışı gözaltında tutulduktan sonra, 27 Şubat 1994 tarihinde gözaltı kaydı yapıldı. Ancak aynı operasyon kapsamında gözaltına alınan 14 kişi mahkemeye sevk edildiklerinde, aralarında Cüneyt yoktu. İstanbul Emniyeti, Cüneyt’i soran ailesine ve İHD avukatlarına, ‘28 Şubat 1994 tarihinde yer göstermeye götürdük, elimizden kaçıp kayıplara karıştı’ cevabını verdi. Cüneyt’ten bir daha haber alınamadı” diye konuştu.

    “YOĞUN İŞKENCE GÖRDÜ”

    Oya Ersoy, Cüneyt Aydınlar ile birlikte gözaltına alınan kişilerin, 17 Mart 1994 tarihinde avukatları aracılığıyla kamuoyuna yaptığı açıklamada, Aydınlar ile 2 Mart 1994 tarihine kadar birlikte gözaltında tutulduklarını aktardıklarını paylaşarak, “Tanıklar ayrıca, yoğun işkence gören Cüneyt’in; ağır yaralı, bir ayağı kırık, yürüyemez haldeyken ‘ölmeye hazır mısın, ölmeye gidiyorsun’ diyen polisler tarafından sürüklenerek bulunduğu hücreden götürüldüğünü açıkladılar. Ailenin ve İHD’nin başvurduğu yetkili merciler, Cüneyt Aydınlar’ın gözaltında kaybedilmesi ile ilgili hemen, etkin ve tarafsız bir soruşturma süreci başlatmadı. Cüneyt’in kaybedilmesini önlemek ve sonrasında onu kaybedenleri cezalandırılmak için, kendi yetkileri dahilindeki gerekli önlemleri almadı” dedi.

    Oya Ersoy, açıklamanın devamında şunları ifade etti:

    “Elleri kelepçeli, ayakkabıları bağcıksız, görgü tanıklarının beyanına göre desteksiz ayakta duramayan birinin, 30 kadar polisin elinden nasıl kaçabileceğini sorgulamadı. Tanıkların beyanlarını değil, polisin dayanaktan yoksun firar senaryosunu esas aldı. 31 yıldır Aydınlar Ailesi’nin evlatlarının gözaltında kaybedilmesi ile ilgili gerçekleri bilme ve onun akıbetini öğrenme hakları ihlal edildi. 1040. haftamızda bir kez daha yargı makamlarına sesleniyoruz: Cüneyt Aydınlar’ın akıbetinin araştırılması, yerinin belirlenmesi ve ondan kalanların ailesine teslimini sağlama görevinizi yerine getirin. Kaç yıl geçerse geçsin Cüneyt Aydınlar için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz”

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin de, “Cüneyt Aydınlar bu devletin kayıtlı gözaltında kaybıdır ve işkence ile katledilmiştir” dedi.

    Açıklamanın ardından, Galatasaray Meydanı’na karanfiller bırakıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • İtirafçının ifadelerine rağmen 31 yıldır hukuk işletilmiyor!-VİDEO

    İtirafçının ifadelerine rağmen 31 yıldır hukuk işletilmiyor!-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri 1032. hafta eyleminde Ayhan ve Ali Efeoğlu’nun akıbetini sordu. Yapılan açıklamada, itirafçıların ifadelerine vurgu yapılarak “Ayhan ve Ali Efeoğlu kardeşlerin akıbetlerinin açıklanması ve adaletin sağlanması talebimizde ısrar ediyoruz” denildi.

    Cumartesi Anneleri ile İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon, birkez daha Galatasaray Meydanı’nda biraraya geldi.
    1032. hafta eyleminde Ayhan ve Ali Efeoğlu’nun akıbeti birkez daha soruldu.

    “EFEOĞLU’NUN GALATASARAY’DAKİ SESİYİZ”

    Basın açıklamasını Cumartesi İnsanlarından Oya Ersoy okudu. “Sormaktan Vazgeçmeyeceğiz ! Ayhan ve Ali Efeoğlu kardeşler nerede?” diyen Ersoy, Galatasaray Meydanı’nın halen bariyerlerle kapalı olmasını kınadı. Ersoy, adalet çağrısı yaparak şu açıklamayı okudu:

    “Bugün 2025‘in ilk cumartesi günü. Yeni yıl, her zaman yeni bir başlangıç gibi görülür. İnsanlar, yeni yılda geçmişin yüklerini geride bırakmayı ve hayallerini gerçekleştirmeyi umarlar. Biz de bu yıla, kayıplarımıza ve adalete ulaşma umuduyla giriyoruz. 2025’in bizi kayıplarımıza, ülkemizi barışa, adalete ve huzura yaklaştırmasını diliyoruz.

    2025’de de bizi Galatasaray Meydanı’ndan ayıran polis bariyerlerin önündeyiz. Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen, Galatasaray Meydanı üzerindeki kısıtlama biçim değiştirerek devam ediyor.
    2025’deki ilk buluşmamızda, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya, hukuka ve Anayasa’ya itaat yükümlülüğünü hatırlatıyor ve hiçbir hukuki dayanağı olmayan Galatasaray’daki sınırlama uygulamasına son verilmesi çağrısında bulunuyoruz.

    İktidara, inkar ve cezasızlığa son vererek, gözaltında kaybedilen insanlarımızın akıbetlerini açığa çıkarmasını, suçun faillerini cezalandırmasını ve yargının intikamcı siyasi niyetlere araç edilmesinin yol açtığı hukuk sistemindeki ağır tahribata son vermesini talep ediyoruz.
    Türkiye’nin demokratik bir cumhuriyet hâline gelmesi ancak hukuk pratiğinin, hukuk devletine uygun şekilde işlemesiyle mümkündür. Bizim Galatasaray’daki varlığımız, Türkiye’de hukuk pratiğinin doğru işlemediğinin en önemli kanıtıdır. 1032.haftamızda, iki yıl arayla iki evladı gözaltına alınarak kaybedilen ve failleri zamanaşımı zırhıyla korunan Feriha ve Osman Efeoğlu’nun Galatasaray’daki sesiyiz.
    Efeoğlu Ailesi’nin oğulları Ayhan, Yıldız Teknik Üniversitesi, Ali İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencisiydi. Ayhan 6 Ekim 1992 tarihinde, öğrencisi olduğu üniversitenin önünde sivil polisler tarafından gözaltına alındı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’ne götürüldü. Onu devletin ilgili tüm kurumlarına soran ailesine gözaltında olmadığı cevabı verildi.

    “SORUŞTURMALAR ZAMANAŞIMI GEREKÇESİYLE KAPATILDI”

    Ayhan’ın gözaltında kaybedilmesinden iki yıl sonra kardeşi Ali de 5 Ocak 1994 tarihinde İstanbul Pendik civarında gözaltına alındı. Ayhan’ı bulamayan aile, bu sefer Ali’nin akıbetini öğrenmek için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Ancak Ayhan ve Ali Efeoğlu’nun kaybedilmesi ile ilgili etkin soruşturma yürütülmedi ve soruşturmalar zamanaşımı gerekçesiyle takipsizlik kararı ile kapatıldı.

    2011 yılında, eski Özel Harekat Polisi Ayhan Çarkın, Ayhan Efeoğlu’nun gözaltındayken işkence ile öldürüldüğüne tanık olduğunu açıkladı. “Onu bizzat ellerimle gömdüm” diyerek, Ayhan Efeoğlu’nu işkence ile sorgulayan ve bedenini kaybeden polislerin isimlerini verdi.
    Bu itiraflar sonrasında, savcılığa baş vuran Efeoğlu Ailesi, dosyanın yeniden açılıp etkin ve bağımsız bir soruşturma yapılarak oğullarının gömüldüğü yerin tespit edilmesini talep etti. Ayrıca İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde görevli 8 polis hakkında suç duyurusunda bulundu.

    “DEVLETİN EVRENSEL HUKUK NORMLARI İÇİNDE HAREKET ETMEK ZORUNDA OLDUĞUNU HATIRLATACAĞIZ”

    Ardından Bursa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak, Ayhan Çarkın’ın ifadelerinden sonra oğullarının kollukta öldürüldüğünün netlik kazandığını belirterek İçişleri Bakanlığı hakkında manevi tazminat davası açtı.
    Bakanlık mahkemeye gönderdiği cevapta; kayıp olduğu iddia edilen kişilerin kabirlerinin İstanbul’da olması ve soruşturmanın İstanbul’da yapılması nedeniyle dosyanın İstanbul’a gönderilmesi talebinde bulundu.

    Tüm bunlara rağmen, bugüne kadar maddi gerçeği açığa çıkartacak, ceza adaletini sağlayacak nitelikte bir soruşturma ve kovuşturma yapılmadı.
    Ayhan ve Ali Efeoğlu kardeşlerin akıbetlerinin açıklanması ve adaletin sağlanması talebimizde ısrar ediyoruz.
    Kaç yıl geçerse geçsin; Ayhan ve Ali Efeoğlu için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz! ”

    PİRHA/İSTANBUL