Etiket: gar katliamı

  • 10 Ekim Ankara Gar Katliamı davasının duruşması görülmeye başlandı

    10 Ekim Ankara Gar Katliamı davasının duruşması görülmeye başlandı

    PİRHA- 10 Ekim Ankara Gar Katliamı davasının firari sanıklar yönünden devam eden davasının 15’inci duruşması Ankara Adliyesi’nde görülmeye başlandı.

    ‘Emek, Barış ve Demokrasi’ sloganıyla düzenlenen mitinge katılmak için 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Garı önünde bir araya gelenlere yönelik IŞİD’in gerçekleştirdiği bombalı saldırı davası devam ediyor.
    IŞİD’in 103 kişiyi katlettiği, yüzlerce kişiyi yaraladığı 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın firari sanıklar yönünden devam eden davasının 15’inci duruşması Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.
    Duruşmaya katliamda hayatını kaybedenlerin yakınları ve yaralananlar, demokratik kitle örgütü ve meslek örgütü temsilcileri ile Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekilleri katıldı. Mahkeme kimlik tespiti ile başladı.

    4. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dava dosyasına firari sanık Hasan Hüseyin Uğur hakkında yeni belgeler girdi. Bu belgelere göre, kardeşi Musa Uğur’a ‘Şehitlik sırası bizde’ diye mesaj atan Hasan Hüseyin Uğur, bombalı eylem planlıyordu ve katliamdan bir gün önce hakkında yakalama kararı çıkartıldı. Ancak Uğur, halen yakalanamadı.
    Dosyaya giren yeni belgelerde, Uğur hakkında, katliamdan yaklaşık iki ay önce, 2 Ağustos 2015 tarihinde Gaziantep Emniyeti’ne ihbarda bulunulduğu görüldü. Gaziantep Emniyeti’nin ‘Hizmete özel’ ibareli belgesine göre; cezaevinde olan bir kişi, 155’e yaptığı ihbarda, Uğur’un IŞİD’in etkin olduğu bölgedeyken eşini bırakarak Türkiye’ye canlı bomba olarak geldiğine ilişkin duyum aldığını bildirdi.
    Emniyet, bu ihbar doğrultusunda 5 Ağustos 2015 tarihinde Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği yazıda, Uğur’un ikametinde arama yapmak için izin istedi. Savcılığın talebiyle Gaziantep 1. Sulh Ceza Hakimliği, Uğur’un ikametinde 6 Ağustos 2015 tarihinde bir defaya mahsus arama yapılabilmesine izin verildi. Uğur’un, kayıtlı olduğu ikamette bulunmadığı görüldü.

    Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı, Uğur hakkında yakalama kararı çıkartılması için, 103 insanın hayatını kaybettiği katliamdan bir gün önce, 9 Ekim 2015 tarihinde nöbetçi sulh ceza hakimliğine yazdı. Gaziantep 1. Sulh Ceza Hakimliği, Uğur hakkında ‘terör örgütü üyeliği’ suçlamasıyla aynı gün yakalama kararı çıkardı. Uğur, o günden bugüne yakalanamadı. Ancak Uğur’un kardeşleri Mustafa Uğur ve Musa Uğur, 23 Mart 2016 yılında gözaltına alındı.

    Hasan Hüseyin, Mustafa ve Musa Uğur kardeşler hakkında Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı, ‘silahlı terör örgütüne üye olma’ suçlamasıyla 31 Mart 2016 tarihinde iddianame hazırlandı. İddianamede, Uğur kardeşler hakkındaki ‘üyelik’ suçlaması anlatılırken Hasan Hüseyin Uğur hakkında sadece terör örgütü üyeliği değil, aynı zamanda ‘anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs’ ve ‘adam öldürme’ suçlarından da arama kararı olduğu görüldü.

    PİRHA/ ANKARA

  • Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri: 10 Ekim Katliamını Unutmayacağız, Unutturmayacağız!

    Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri: 10 Ekim Katliamını Unutmayacağız, Unutturmayacağız!

    PİRHA- Antalya Emek ve Demokrasi güçleri, 10 Ekim Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenler için Attalos Heykeli önünde bir araya geldi. Yapılan açıklamada “İki seçim arasında, 2015 yılının karanlık bir dönemine tekabül eden 10 Ekim Ankara Katliamı siyasi bir cinayettir” denildi.

    Antalya Emek ve Demokrasi güçleri, 10 Ekim Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı. 10.04’de Attalos Heykeli önünde yapılan anmada yaşamını yitirenler için kırmızı karanfil bırakıldı. Saat 17.00’de ise Attalos heykeli önünde kitlesel basın açıklaması yapıldı.

    Basın metnini Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri adına Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Nurettin Sönmez okudu. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında ülkeye egemen hale getirilmeye çalışılan şiddet ve korku iklimine karşı barışı, demokrasiyi ve emeğin haklarını savunmak için DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak tüm yurttaşlarımızı Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne katılmak üzere Ankara’ya davet etmiştik.

    Yaptığımız çağrıya kulak veren on binlerce yurttaşımız emek, barış ve demokrasi özlemiyle Türkiye’nin dört bir yanından yola çıkmış ve Ankara Garı önünde buluşmuştu.

    10 Ekim 2015 sabahında bu alanda yüreklerinde sevgi, gözlerinde gülümseme, dillerinde barış türküleri olan on binlerce kişi kardeşçe yan yana bulunuyordu. O karanlık dönemde hepimize umut veren bu coşkulu birliktelik saat 10’u 4 geçe birbiri ardına patlayan iki bomba ile kana bulandı.

    IŞİD üyesi iki canlı bomba tarafından gerçekleştirilen kanlı saldırı sonucunda 104 arkadaşımız hayatını yitirdi. 500’e yakın arkadaşımız yaralandı ve sakat kaldı.

    Türkiye tarihinin en büyük kitle katliamında kaybettiğimiz bütün arkadaşlarımızı saygı ve özlemle anıyoruz.

    Bildiğiniz gibi geçtiğimiz yıllarda, tutuklu sanıklar yönünden 10 Ekim Davası karara bağlandı ve 9 kişi hakkında 101 kez ağırlaştırılmış müebbet cezası verildi. Ayrıca, Ana dosyadan tefrik edilen firari sanıkların yargılandığı dosya, Türkiye’de ilk defa İnsanlığa Karşı Suç kavramının yargıya konu edilmiş dosyası oldu. Bu yönüyle 10 Ekim Katliamı, Türkiye siyasi tarihi ve yargı tarihi bakımından da kamuoyunu ilklerle buluşturan bir konumdadır.

    Hâlihazırda ceza dosyası kapsamında 16’sı firari, biri tutuklu 17 sanık yönünden yargılama devam etmekte olup davanın duruşması; 24 Kasım’da Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecektir. Nitekim 5 yıldır devam eden duruşmalarda, katliamda ihmali olan kamu görevlilerinin ve sorumlulukları bulunan siyasetçilerin de yargılanması gerektiği dile getirildi. Ne yazık ki, geçen bu süreçte mahkeme heyetinin değiştiğine ve mağdur olanların sanık olarak addedildiğine, “adalet” isteyenlerin mahkeme salonlarından çıkarılmak istendiğine tanıklık ettik.

    Artık hepimiz biliyoruz ki; bugün 6. yıl anmasını yaptığımız, devasa acılara karşılık gelen bu katliam önlenebilirdi. İki seçim arasında, 2015 yılının karanlık bir dönemine tekabül eden 10 Ekim Ankara Katliamı siyasi bir cinayettir.

    Türkiye’nin barış umuduna darbe vuran, insanları sokağa çıkamaz hale getiren 7 Haziran ile 1 Kasım 2015 seçimleri arasında yaşanan olayların sorumlusu kimdir? Bizim çocuklarımız neden katledildi? Soruların yanıtını hepimiz iyi biliyoruz.

    İnsanlığa karşı işlenen bu suçların faillerini gizleyenler, bu suçların ortağıdır. İktidarını korumak için toplumu kaos ve şiddet sarmalına sürükleyenleri asla unutmayacağız. Kardeşlerimizin hayatlarından, bizlerin acılarından oy devşirenleri asla affetmeyeceğiz.

    Bildiğiniz gibi, 10 Ekim katliamı, kendinden önce aydınlatılmamış 5 Haziran 2015 Diyarbakır ve 20 Temmuz 2015 Suruç katliamları gerçek anlamda araştırılsa ve failleri bulunsaydı hiç yaşanmayacaktı.

    Bugün Ankara’da katliamı anmak isteyen kitleyi alana sokmayarak onlara karşı şiddet uygulamak ve katliamı yapanlara karşı değil katliamda yaşamını kaybedenlerin ailelerine karşı engel oluşturmak iktidarın tarafını da net olarak göstermektedir. Bizler katilleri biliyoruz. Öfkeliyiz ve bu katliamın hesabını mutlaka soracağız.

    Eşitlik, özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesi yitirdiğimiz arkadaşlarımızın bizlere en büyük emanetidir. Bizler bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu doğrultuda kararlı mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz. Katliamın 6. Yılında bir kez daha sesleniyoruz: Kaybettiklerimizi unutmayacağız, unutturmayacağız, sorumlularını unutmayacağız, affetmeyeceğiz. Yaşasın Emek, Barış ve Demokrasi Mücadelemiz!”

    PİRHA/ANTALYA

  • ‘Korku iklimini tesis ettikleri en kritik gün 10 Ekim 2015 günüdür’

    ‘Korku iklimini tesis ettikleri en kritik gün 10 Ekim 2015 günüdür’

    PİRHA-CAN TV’de katıldığı programda Ankara Gar katliamına ilişkin konuşan dava avukatlarından İlke Işık, “Korku iklimini tesis ettikleri en kritik gün 10 Ekim 2015 günüdür aslında. Hiçbirimizin hayatı eskisi gibi olmadı o günden sonra. Bu ülkenin emek, demokrasi güçleri olarak altı yıldır hukuk mücadelesi yürütüyoruz” ifadelerini kullandı.

     

    Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tarafından 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara’da gerçekleştirilen katliam altıncı yılında. Gar katliamı davasının avukatlarından İlke Işık, CAN TV‘de yayımlanan “Can’da Bu Sabah” programına katılarak, davaya ilişkin açıklamalarda bulundu.

    “FİRARİ SANIKLARI BULMAK İÇİN BİR ÇABA HARCANMADI”

    Firari sanıkların yargılandığı davanın 12. duruşması 3 Eylül 2021 günü Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Bir sonraki celse 24 Kasım’a ertelenirken, dosyaya dair konuşan İlke Işık, “Altı yıldır devam eden bir yargı süreci var. Sekiz ay süren bir sorgulama süreci oldu. Bu dosyada iddianame kısıtlılık altında ve bizim hiç görmediğimiz bir süreçte hazırlandı” dedi.

    19 sanığın halen tutuklu olduğunu belirten İlke Işık, Savcılar bu dosyayı 72 klasör ile açmışlardı. Şu an gelinen aşama ise 250 klasör. Her yerden bilgi geliyor ve daha toplanması gereken bilgi var. Nitekim bir kısım sanıkta firariydi. Asla bulunmadı bu sanıklar. Bulunması için bir çaba da harcanmadı. Bunların nerede olduğuna ve yakalanmalarına ilişkin yürüttüğümüz bir çaba var” diye konuştu.

    IŞİD’in insanlık suçlarına da değinen İlke Işık, üç firari sanığın Suriye’deki kamplarda olduğuna dair bilginin geldiğini söylerken, “Biz yaklaşık iki yıldır bu tanıkların kamplardan Türkiye’ye getirtilmesi ve yargılanmalarının başlamasını talep ediyoruz. Ama bunlara ilişkin bile toplantıda hiçbir şey yapmayan bir yargı pratiği var karşımızda” diye belirtti.

    “O GÜN ALANI GAZA BOĞAN POLİSLERE BİR TANE SORUŞTURMA AÇILMADI”

    Avukat İlke Işık, katliamda sorumluluğu olan hiçbir kamu görevlisine aradan geçen altı yılda soruşturma açılmadığını belirtti. Canlı bombaların patlamasından sonraki süreci hatırlatan İlke Işık, şunları dile getirdi:

    “O gün alanı gaza boğan çevik kuvvet polisleri ile yaralıların üzerinden geçen TOMA’ları, akrepleri alana sokan polis memurları ve polis müdürleri hakkında bile bir soruşturma açılmadı. Tüm başvurularımız yanıtsız kaldı. Anayasa Mahkemesi’nde bekleyen dosyalarımız var.

    Ankara’nın orta yerinde 103 insanın ölümüne neden olabilecek kadar büyük bir katliamı, bir gece önce karayoluyla yola çıkıp resmen ellerini kollarını sallayarak Ankara’ya giren iki canlı bombanın, hiçbir kamu görevlisinin sorumluluğu olmadan gerçekleştirebilmesi mümkün mü?

    Gerçekten mümkün değil. 2015 dönemini düşünmek durumundayız. Bizim dosya net delillerle dolu. Belki de ilk kez böyle bir katliamda bu kadar çok delil var.

    Gaziantep’in nasıl IŞİD’in üssü haline gelmiş olduğunu çok net görüyoruz dosyaların üzerinden. Bakın sanıkların daha önce yakalanmadığını söylüyorum. Bu katliamı planlayanları Gaziantep Emniyeti daha önce yakalamış olsaydı, şunu çok net söylüyoruz ki bu katliam gerçekleşmeyecekti. Katliam planının önceden çökmesini sağlayacak hiçbir önlem yapmamış bir Gaziantep Emniyeti ve Valiliği vardı.”

    “SORUMLULUĞU OLAN KAMU GÖREVLİLERİ DE YARGILANMALI”

    “Adıyaman’da bütün canlı bombalar örgütlenmiş” diyen İlke Işık, “Suruç’un canlı bombacısıyla Ankara’nın canlı bombacısının kardeş olması ve üç ay arayla iki katliam örgütleyebilmesi olağan kabul edilebilecek bir şey mi? Sınırların IŞİD’in kontrolünde olması ve İlhami Balı denen adamın askerleri tesis etmesi, kaçakçılarla muhabbet etmesi, oradaki her şeyi belirleyebilir olması normal bir şey mi?” diye sordu.

    Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün 10 Ekim günü gereken emniyetleri almadığını kaydeden İlke Işık, şunları söyledi:

    “Ankara Emniyeti’nin orada arama noktası kurmaması, tertip komitesine 62 tane istihbarattan bahsetmemiş olması, 14 Eylül günü gelmiş istihbaratın gizlenmiş olması ve gizlendiğinin kanıtlarla hem amirleri tarafından söylenmiş olduğu gibi kocaman gerçeklerden bahsediyoruz. Buna rağmen hiçbir kamu görevlisinin sorumluluğu yok diyorlar. Biz de tam olarak altı yıldır bunu tartışıyoruz. Deliller çok net. Ancak tüm kamu görevlilerini yargıladığınızda biz bu dosya için adaletten söz edebileceğiz.”

    “KORKU İKLİMİNİ YARATTIKLARI EN KRİTİK GÜN 10 EKİM’DİR”

    “Adalet her dosyada olmayan şey” diyen Işık,  2015 yılındaki sürece değinerek, şunları aktardı:

    “7 Haziran ile 1 Kasım seçimleri arasındaki dönemden bahsediyoruz. “Kaos istiyorsunuz demek ki” diye söylenen sözlerden sonra gerçekleşen katliamlar zincirinden ve katliamdan sonra anket yaparak oylarını kontrol eden bir siyasal iktidardan söz ediyoruz. Haziran ve Kasım seçimleri arasında AKP çok açık söyledi ve bunu hiç gizlemedi de. Tekrar kaybettiği, iktidarı test etmek istiyordu ve bunun için Sedat Peker de söyledi ya, “korku iklimine ihtiyaçları vardı”. Korku iklimini yarattıkları, tesis ettikleri en kritik gün 10 Ekim 2015 günüdür aslında.

    Hiçbirimizin hayatı eskisi gibi olmadı o günden sonra. Aslında hiçbir zaman şahane bir demokrasi ülkesi değildik. Ama 10 Ekim’den sonraki hayatı an be an hepimiz yaşıyoruz. Çok kritik bir kırılma noktasından bahsediyoruz. Bu kırılma noktasında ki güne ilişkin devletin gösterdiği muazzam bir direnç bizim karşımızdaki.”

    “DEVLET, HİÇBİR ZAMAN YURTTAŞI ADALETLE BULUŞTURMADI”

    Avukat İlke Işık, ülke hafızasına yer edinmiş diğer katliamlara dikkat çekerek, “Sivas katliamından Hrant dosyasına kadar Maraş’tan Çorum’a kadar memleketteki bütün katliam dosyalarına bakalım. Bu bir pratik ve belirli bir durum. Devlet asla sorumlularını çıkarıp, yurttaşı adaletle buluşturmadı bu ülkede. Buna hep direndi. 2015 katliamlar döneminde de aslında yaşadığımız bu. Devlet adalet mekanizması aracılığıyla diyor ki “Hiçbir kamu görevlisine dokunmayacak ve bu dönemi böyle hiç tartıştırmadan geçiştirmeye çalışacağım”. Ama öyle olmuyor. Bakın katliamın altıncı yılındayız ve hiç kimse unutmadı. 2015 dönemini hiç kimse unutmadı. Çünkü unutulabilecek bir dönem değil” ifadelerine yer verdi.

    Müvekkillerinin içinde olduğu adalet mücadelesinin çok zor olduğunun altını çizen İlke Işık,. “Ama bir yandan da zor koşullarda devam eden büyük bir dayanışmadan söz ediyoruz. Bakın müvekkillerimiz altı yıldır hiçbir duruşmayı kaçırmadılar. Bu ülkenin emek, demokrasi güçleri olarak bir hukuk mücadelesi yürütüyoruz” diye belirtti.

    “TANIKLIĞINI ANLATAN MUHTARI MAHKEME BAŞKANI SUSTURDU”

    Duruşmalarda yaşananlarla ilgili olarak da konuşanİlke Işık, “Tanık dinletme taleplerimiz bile reddediliyor. Son duruşmada sınır köyündeki bir muhtar inanılmaz şeyler söyledi. Oradaki istihbarat subaylarıyla, askerlerle görüştüğünü, İlhami Balı ile pazarlık yaptığını anlattı. Hâkim sözünü kesti. “Konuşmayacaksın” dedi. Böyle korkunç şeyler yaşıyoruz. 2015 Türkiye’sindeki o karanlığı aydınlatmak durumundayız. 10 Ekim 2015 günü memleketin o kırıldığı güne dair adaleti bu ülkede yaşayan herkesin yaşam hakkı için, herkesin geleceğe umutla bakabilmesi için çok önemli görüyoruz. Muazzam bir dayanışma var ve onunla yol alıyoruz. Elbet adalet tesis edilecek” ifadelerini kullandı.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Danıştay, 10 Ekim Katliamı’nda devletin kusurlu olmadığını savundu

    Danıştay, 10 Ekim Katliamı’nda devletin kusurlu olmadığını savundu

    Ankara Garı Katliamı’nda yaşamını yitiren 9 yaşındaki Veysel ve babası İbrahim Atılgan için mahkemenin ödenmesine hükmettiği 1 milyon TL’lik tazminat kararını bozan Danıştay, “devletin kusurlu olmadığını” savunarak, tazminatı 30 bin liraya düşürdü.

    IŞİD’in 10 Ekin 2015 tarihinde Ankara Garı’nda gerçekleştirdiği saldırıda hayatını kaybeden 103 kişi arasında bulunan 9 yaşındaki Veysel ve babası İbrahim Atılğan için 1 milyon liralık tazminat ödenmesine ilişkin mahkeme kararı, Danıştay’dan döndü.

    Hürriyet’ten Mesut Hasan Belli’nin haberine göre, katliamdan sonra Veysel’in annesi Nezihe Atılğan ve 3 kız kardeşi “hizmet kusuru” bulunduğu iddiasıyla avukatları Mehtap Sakinci aracılığıyla İçişleri Bakanlığı ve Ankara Valiliği aleyhine tazminat talebiyle Ankara 12. İdare Mahkemesi’ne dava açtı.

    İdare mahkemesi, “elinde yakın tarihli istihbari bilgi bulunan idarenin, bu bilginin ilgili birimlere iletilmesi, güvenlik tedbirlerinin alınması noktasında hizmet kusuru bulunduğu” tespiti yaparak, aileye toplamda 394 bin TL maddi, 700 bin TL de manevi tazminat ödenmesine karar verdi. Kararın istinaf incelemesini yapan Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdare Dava Dairesi 394 bin TL maddi tazminat miktarını onadı. Fakat manevi tazminat miktarı toplam 180 bin TL’ye düşürüldü.

    Temyiz incelemesini yapan Danıştay 10. Dairesi Veysel yönünden anne Nezihe Atılğan’a 30 bin TL manevi tazminat ödenmesine hükmetti.

    Daire, aileye ödenecek maddi tazminatı bozarken manevi tazminat ise yeniden hesaplanması için bozuldu. Kararda, “idarenin hizmet kusurundan söz edilemeyeceği” kaydedildi.

    (HABER MERKEZİ) 

  • Gar Katliamı’nda oğlunu kaybetti; ‘Mansur Yavaş, 103 kişi anısına o anıtı yaptırmalı’-VİDEO

    Gar Katliamı’nda oğlunu kaybetti; ‘Mansur Yavaş, 103 kişi anısına o anıtı yaptırmalı’-VİDEO

    PİRHA- 10 Ekim Ankara (Gar) Katliamı’nda oğlu Güney’i yitiren Baba Mustafa Doğan, artan ırkçı eylemlere karşılık “Dileğimiz barışın bu ülkede egemen kılınması ve artık katliamların yaşanmamasıdır. Kerbela Katliamından sonra Aleviler, hep Muharrem yasını tutmuşlardır. Muharrem, barışa, kardeşliğe vesiledir” dedi.

    Güney Doğan, 10 Ekim 2015’te Ankara’daki Barış Mitingi’ne IŞİD tarafından düzenlenen bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Dersimli Doğan ailesinin çocuğu olan Güney, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde inşaat mühendisliği öğrencisiydi.

    Güney Doğan, 10 Ekim 2015’te henüz 23 yaşındayken, başkentin ortasında, 102 kişi ile birlikte yaşamını yitirdi. Baba Mustafa Doğan da katliamın yaşandığı gün oğluna “Nefes aldığım sürece bu alana geleceğim” sözünü verdi.

    “ELBET BİR GÜN DEVRAN DÖNER”

    Her ayın 10. gününde yapılan anma için Ankara’ya gelen Mustafa Doğan ile patlamanın yaşandığı alanda buluştuk. Muharrem ayı sebebiyle Alevi katliamlarına değinen Doğan, “Ülke tarihine bakacak olursak, birçok katliamın yaşandığını görürüz. Bu ülkede Alevilerin fırınlarda diri diri katledildiğini biliriz. Bunlar ülkenin kara tarihidir” diyerek söze başladı. Mustafa Doğan, Cumhuriyet tarihi boyunca Türk ve Sünni olmayan kesimlere dönük daimi saldırıların yapıldığını anlatarak şunları söyledi:

    “Devleti eline geçiren erk, ne yazık ki sürekli farklı gruplara, etnik kökenlere, mazlumlara yönelik öldürme planları yapmıştır. Amaçları hep saltanatlarını var edebilmek olmuştur. Ama ezilen kesim, tüm yoksulları düşünerek, herkesin eşit paydada faydalanabilmesi için mücadele vermiştir. Ve bu mücadelenin karşısında hep katliamlara, sürgünlere tanıklık etmişlerdir. Ama ne yaparlarsa yapsınlar o tarihi yok edemezler. Gün gelecek ve bu zulümkarlar hesap verecek. Elbet bir gün devran döner ve hesap sorulur.

    10 Ekim’de oğlumu defnederken ona bir söz verdim, ‘Senin kanının döküldüğü yeri bırakmayacağım. Nefes aldığım sürece bu alana geleceğim’ dedim.

    “BARIŞ BAYRAĞI YERDE KALMAYACAK”

    Peki katledilenler ne istediler? ‘Ülkede barış, eşitlik, özgürlük olsun; analar ağlamasın, çocuklar ölmesin; çocuklar, babasız kalmasın, babalar çocuklarını genç yaşta toprağa vermesin’ diyerek Ankara’nın göbeğine gelip barışı haykırdılar. Ama onlara sözümüz sözdür. O barış bayrağı yerde kalmayacak.”

    “SARAYLARDA SALTANATLARINI SÜRERKEN ORMANLAR YANIYOR”

    Mustafa Doğan, 10 Ekim Katliamı’nın 6. Yılında bir çok acı olayla karşılaştıklarını da dile getirerek “Bu ülke, her güne değişik gündemlerle uyanıyor. Orman yangınları, katliamlar… Siyasi erkin o kötü, şoven dili sebebiyle ülkede gitgide insanlar tetikleniyor” dedi. Doğan, orman yangınlarının da bir tür “canlı katliamı” olduğunun altını çizerek şöyle devam etti:

    “Doğa tahrip ediliyor, ormanlar yakılıyor. Cayır cayır yanan o börtü böceklerin hesabı mutlaka sorulur. Doğa, bu yapılanlara bir anlamda cevap da veriyor. Ama olan yine yoksullara oluyor. Sel baskınları yine yoksul insanları vuruyor, Zulümkarlara yine bir şey olmuyor. Çünkü onlar, saraylarında saltanatlarını sürüyor. Ama yoksul, emekçi halk, ekmeğe muhtaç kalmış durumda.”

    “EĞER GERÇEKTEN DEMOKRASİYİ SAVUNUYOR İSE ANITI YAPMALI”

    Baba Mustafa Doğan, bu yıl oğlu Güney’in doğum gününde onun bir talebini yerine getirdiğini de sözlerine ekledi. Baba Doğan, oğlu Güney’in “Okulu bitirdiğim zaman, yoksul, emekçi çocuklarını okutmak ve kazandığımın hepsini onlara harcamak istiyorum” dediğini belirterek “Biz de bu seneki doğum gününde onun anısına iki çocuğu giydirip, sevinirdik. O çocukların gülüşü bizlere dünyaları verdi” dedi.

    Mustafa Doğan, şimdi ise 103 kişi anısına anıt mücadelesi verdiklerini söyleyerek Melih Gökçek dönemindeki Belediye Meclis kararının uygulanması gerektiğini söyledi. Doğan, “Belediye Meclisi tarafından bir karar alınıyor ve resmileştiriliyor. Ondan sonra sözüm ona demokrasiyi savunan Mansur Yavaş, buraya o anıtı yaptırmıyor. Artık barış şehitlerine yakışır bir anıt istiyoruz. Mansur Yavaş mutlaka bu konunun üzerinde durmalı. Eğer gerçekten demokrasiyi savunuyor ise barış için, burada şehit düşenler için mutlaka bir anıtın dikilmesini sağlamalı” dedi.

    “MUHARREM, BARIŞA, KARDEŞLİĞE VESİLEDİR”

    Mustafa Doğan, Konya’da Dedeoğlu ailesinden 7 kişi ile İzmir HDP İl binasında katledilen Deniz Poyraz’a işaret ederek ırkçı eylemlerin arttığını söyledi. “İktidarı elinde tutan güçler, insanları ötekileştiriyor” diyen Doğan, şöyle devam etti:

    “Bunun sonucunda gericiler, diğer bir toplumdan olanlara saldırıyor. Devletin gücünü arkasına alarak polisin gözü önünde HDP binasının içerisine girip bir kadını acımasızca katlediyor. Bu kötü dilin kullanımı sonucu Konya’da da ırkçılık körüklendi ve 7 insanımızı katlettiler. Dileğimiz barışın bu ülkede egemen kılınması ve artık bu katliamların yaşanmamasıdır. Ortak paydada, eşit vatandaşlık düzeyinde bu ülkede yaşamak istiyoruz. Artık yeter, ‘Barış gelsin ve bu ülke barış ülkesi olsun’ diyoruz.

    Kerbela Katliamı’nın üzerinden geçen sürede Aleviler hep Muharrem yasını tutmuşlardır. Muharrem, barışa, kardeşliğe vesiledir. Her Muharrem ayı geldiğinde mutlaka herkesin bu süre zarfında bütünleştirici ve ortak paydada bir dil kullanmalarını talep ediyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Ülke tarihinin en büyük katliamı; 70 ay geçti ancak hala anıt dikilmedi!-VİDEO

    Ülke tarihinin en büyük katliamı; 70 ay geçti ancak hala anıt dikilmedi!-VİDEO

    PİRHA- 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda yaşamını yitiren 103 yurttaş, katledildikleri yerde anıldı. 10 Ekim Barış Derneği Yöneticisi Mehtap Sakinci, katliamın üzerinden 70 ay geçmesine rağmen bir anıt dikilmemesini eleştirerek, “Buraya bir anıt yapılıncaya kadar geleceğiz. Halen belediyeden bir bildirim bekliyoruz. 6. yılında anıt yapılması konusunda verilen sözün tutulmasını istiyoruz. Bugün buraya boşuna gelmedik 70. aydayız ve öfkemiz çok” dedi. 

    IŞİD’ın bombalı saldırısı sonucu 10 Ekim 2015’te Ankara’da yaşamını yitiren 103 yurttaş, katledildikleri Ankara Tren Garı önünde anıldı.

    10 Ekim Barış Derneği tarafından yapılan anmada ilk olarak katliamın yaşandığı 10:04’te bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

    “10 Ekim’i unutma, unutturma. Gün gelecek, devran dönecek, katiller, halka hesap verecek” sloganları atan aileler adına 70. ay basın açıklamasını Mehtap Sakinci yaptı. Sakinci, “Bizler her ayın 10’unda buradan aynı talepleri dile getirmek istemiyoruz” diyerek adaletin doğru işletilmesi gerektiğini söyledi.

    “ANLAŞILMAYAN TEK ŞEY ACIMIZIN VAR OLDUĞU”

    Mehtap Sakinci, “7. yıla giriyoruz ve halen öfkemiz geçmedi diyerek” şu açıklamayı yaptı:

    “6 yıldır burada her ayın 10’unda anma gerçekleştiriyoruz. Aynı zamanda devam eden bir de Adalet mücadelemiz var. Fakat hiç ilerlemeyen bir adalet talebi bu. Bu zamana kadar sadece bir kısım tutuklu sanıklar yargılandı ve cezalar aldı. Ama bunlar yetmiyor halen firari 16 sanık var.

    Hangimiz her ayın 10’unda şu alana öfkesiz geliyor? Sadece yılda bir kere kitlesel olarak bu katliama sahip çıkmak yetmiyor. Aileler olarak bu süreçten hiçbir zaman vazgeçip pes etmeyeceğimizi söylemiştik. Bugün 70. ayda da buradayız.

    10 Ekim, katliamlar silsilesinin 3. ayağı idi. 5 Haziran Diyarbakır, 20 Temmuz Suruç, 10 Ekim Ankara… Bunlar adım adım gelen katliamlardı. Şimdi kalkıp rutin bir anma yapıp buradan çıkıp gidecek değiliz. Bizler taleplerimizi dile getirip yine ‘Adalet’ demek zorundayız. Anlaşılmayan tek şey acımızın var olduğudur. O nedenle buraya ne zaman bir anıt yapılırsa o zaman huzurla ‘Orada artık bir anıt var ve acımızı kimse yok sayamaz’ diyebileceğiz. Ne zaman ki bu ülke bizim acımızı kabul eder ve saygı duyar ve gerçek anlamda başsağlığı dilerse belki biraz daha huzur bulur, her ayın 10’unda evimizde otururuz. Sadece yıldönümlerinde hatırlanan bir katliam değil, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük katliamı ise yaşamını yitirenleri her daim anmamız gerekiyor.

    “ANIT YAPILINCAYA KADAR GELECEĞİZ”

    Ne yazık ki Türkiye felaketler ülkesi. Ne yazık ki Her gün başka bir gündemle uyanıyoruz. Duyarlılığı yüksek insanlar olarak bu ülkede yaşamını kaybeden ağaca, kuşa, bitkiye, herkese karşı farkındalığı yüksek olmaya devam edeceğiz. Çünkü biz katliamın yaşandığı o gün de buraya barış için gelmiştik ama katledildik. Nasıl öldürüldüğümüze takılmıyorum ama neden öldürüldüğümüze, kimsenin hesap vermediğine hep takılacağız. Gerçek adalet talebimiz karşılanıncaya ve buraya bir anıt yapılıncaya kadar geleceğiz. Halen Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden bir bildirim bekliyoruz. 6. yılında anıt yapılması konusunda verilen sözün tutulmasını istiyoruz. Bugün buraya boşuna gelmedik 70. aydayız ve öfkemiz çok.”

    PİRHA/ANKARA

  • 10 Ekim Gar Katliamı avukatları: 9 Haziran’da adaletin takipçisi olmaya çağırıyoruz!

    10 Ekim Gar Katliamı avukatları: 9 Haziran’da adaletin takipçisi olmaya çağırıyoruz!

    PİRHA-10 Ekim Ankara Katliamı Davası Avukat Komisyonu, 9 Haziran’da görülecek davaya ilişkin katılım çağrısı yaparak, “2015’te yaşanan katliamların gerçek sorumlularının bir an önce ortaya çıkarılarak yargılanmasını sağlamak için herkesi, 10 Ekim Ankara Katliamı davasında bizlerle birlikte adaletin takipçisi olmaya çağırıyoruz” denildi.

    10 Ekim Ankara Katliamı Davası Avukat Komisyonu, 9 Haziran’da görülecek duruşmaya ilişkin yazılı açıklama yaptı. Avukat komisyonu, Ankara Gar Katliamının mafya, siyaset, bürokrasi ve medya arasındaki kirli ilişkilerden bağımsız olmadığı vurgusu yaparak, Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşmaya katılım çağrısı yaptı.

    Suç örgütü elebaşı Sedat Peker’in iddialarına 10 Ekim Ankara Katliamı Dava sürecinde aşina olunduğu belirten açıklamada, “5 yıldır katliamın gerçek sorumlularının şu anda yargılanan İŞİD’lilerden ibaret olmadığını, katliamların gerçekleşmesinde kamu görevlilerinin ve siyasetçilerin de parmağı olduğunu, kendi siyasal çıkarları için katliamlara göz yumduklarını ve katliam faillerini koruyup kolladıklarını söylüyoruz. Nitekim davadaki 200’ü aşkın klasörden oluşan belgeler ve kanıtlar, hem 10 Ekim Ankara katliamının hem de o dönem yaşanan bütün katliamların göz göre göre geldiğini, engellenmediğini ve hatta bunlara yol verildiğini göstermektedir” ifadeleri yer aldı.

    “ADALETİN TAKİPÇİSİ OLMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Açıklamada ayrıca toplumsal bir hesaplaşma gerektiği vurgusu yapılarak şu ifadelere yer verildi:

    “Bu hesaplaşma yapılmadığı sürece, bu kirli ilişkiler ağının birer parçası olan isimler, bir yandan kendi çıkarları için uyuşturucudan petrol ticaretine, silah ve insan kaçakçılığından katliamlara kadar her türlü organize suçu işlemeye devam ederken öte yandan da saygın işadamı ya da milletvekili, muteber gazeteci ya da emniyet görevlisi kılığında aramızda dolaşmaya ve bütün ülkeyi bir suç bataklığına dönüştürmeye devam edeceklerdir. İşte bu yüzden yeni katliamlara seyirci olmamak ve 2015’te yaşanan katliamların gerçek sorumlularının bir an önce ortaya çıkarılarak yargılanmasını sağlamak için 9 Haziran saat 10.00’da herkesi Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek olan duruşmaya katılmaya, 10 Ekim Ankara Katliamı davasında bizlerle birlikte adaletin takipçisi olmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Gar katliamı davasında avukat talepleri yine reddedildi-VİDEO

    Gar katliamı davasında avukat talepleri yine reddedildi-VİDEO

    PİRHA-10 Ekim Ankara Gar Katliamı davasında sanık Erman Ekinci’nin tutukluluğunun devamına karar verilirken duruşma 10 Mart 2021’e ertelendi.

    IŞİD çetelerinin canlı bombalı saldırısı nedeniyle 103 insanın yaşamını yitirdiği 10 Ekim Gar Katliamı davası Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    5 yıldır davayı sürdüren Hakim Selfet Giray’ın Yargıtay’a atanmasının ardından kıdemli üye Ömer Ünal, heyetin yeni başkanı oldu.

    Müşteki avukatları, önceki müzekkerelere rağmen Milli İstihbarat Teşkilatı’na yazı yazılarak katliam dosyası sanıklarına ilişkin tüm bilgi ve belgelerin istenmesini talep etti. Avukatlar ayrıca, katliam öncesinde hücre evi ve depolara giriş-çıkışları tespit edilmesine rağmen kimlikleri halen tespit edilmeyip “x,y” olarak adlandırılan şahısların kim oldukları konusunda açıklama talep etti.

    Mahkeme heyeti, sanık Erman Ekici’nin dijital materyallerine ilişkin bilirkişi raporunun getirtilmesi için Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi’ne ve tanık Büşra Şahin’in dinlenmesi için emniyet müdürlüğüne müzekkere yazılmasına, diğer tüm taleplerin ise reddine karar verdi.

    Mahkeme ayrıca, tutuklu bulunan tek sanık Erman Ekici’nin tutukluluk halinin devam etmesine karar verirken duruşmanın 10 Mart 2021 saat 10.00’a ertelendiğini açıkladı.

    PİRHA/ANKARA

  • DAD: Yezid aklının devamcıları Ankara Gar Meydanı’nı Kerbelaya çevirmişlerdir

    DAD: Yezid aklının devamcıları Ankara Gar Meydanı’nı Kerbelaya çevirmişlerdir

    PİRHA-DAD, 10 Ekim 2015 yılında Ankara Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenler için basın metni yayınlayarak, “Hak, adalet, barış isteyen her şeyi göze alarak meydan kuran canlar, Kerbela Meydanı’nda olduğu gibi Yezid iktidarına meydan okumuştur. Yezid rejimine karşı asla geri adım atmamak, anılarını yaşatma sözümüz olmalıdır. Barış dili Yezid’e karşı Şah Hüseyin’in hakikat dilidir” denildi.

    10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı önünde KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin düzenlediği Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’nde IŞİD’li iki canlı bombanın saldırısı ile 103 kişi yaşamını yitirmiş ve 400’ü aşkın kişi yaralanmıştı.

    “BARIŞ VE DEMOKRASİ İSTEYEN CANLARIMIZ YEZİD İKTİDARINCA KATLEDİLMİŞLERDİR”

    Katliamın 5. yılına dair açıklama yayınlayan Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi (DAD), “10 Ekim biz Aleviler için Yezid zulmüne karşı direnen Şah Hüseyin’in dünyaya Hakk Yol düsturu ile meydan kurduğu, katliamcı iktidar rejime cenk ettiği ve serini verdiği gündür” diyerek, “Zalime karşı milim geri adım atmamış, zerre boyun bükmemiştir. Kerbela meydanına Hakk söylemiş 72 can paresi, yarenleri direnerek Hakk’a nail olmuşlardır. Bizim için Kerbela, Nemrut iktidarlara Hakk sözü söyleme, mazlum ile saf tutmaktır. Firavunlara, Nemrutlara ve Yezidlere karşı mazlumlarla saf tutuşumuz binyılların duruşudur. Kerbela’da bu duruş Hüseyni duruş olarak zamanda yankılanmıştır. Her hakikat elçisi buradan gayret almıştır” değerlendirmesine yer verdi.

    “BARIŞ DİLİ YEZİD’E KARŞI ŞAH HÜSEYİN’İN HAKİKAT DİLİDİR”

    10 Ekim 2015 Ankara Katliamı, zulme karşı emekçilerin, hak savunucularının, mazlumların birlikte insanlığa barış çağrısını yeniden duyurmak için bir araya geldiğini ve meydan kurduğunun belirtildiği açıklamada, şunları aktarıldı:

    “Suriye savaşı ile selefi ideolojinin koruyucusu olarak gören rejim, tüm kolluk güçleri ile göz göre göre gelen katliama, Suruç Katliamı’na engel olmadığı gibi engel olmamıştır. Canlı bombalar kirli siyasetin pratik katliam taşıyıcıları olmuşlardır. Nemrut rejim bunun üzerine siyaset inşa etmiştir. Hak, adalet, barış isteyen, her şeyi göze alarak meydan kuran canlar, Kerbela Meydanın’da olduğu gibi Yezid iktidarına meydan okumuştur. Halkların, Masum-u Pakların barış umudu olmayı dilemişlerdir. Barış bir siyaset ve direnç tarzı olarak saldırıya uğramış, Kerbela’da olduğu gibi Yezid aklın devamcıları katliam gerçekleştirmişlerdir. Rejimlerini savaş ile korumak basiretsizliğinde olanlar, barış dilini geliştirecek bir rahmet kapısı aralamayacak kadar korkakça Ankara Gar Meydanı aynı gün Kerbela Meydanı’na çevrilmiştir. 10 Ekim Hakk’a yürüyen canlarımız saygı ile anıyor. Davalarının ve umutlarının taşıyıcısı olacağımız, Yezid rejime karşı asla geri adım atmamak, anılarını yaşatma sözümüz olmalıdır. Barış dili Yezid’e karşı Şah Hüseyin’in hakikat dilidir. Mazlum Çaresiz, Mekân Rızasız, Zaman Sahipsiz Değildir.”

    PİRHA/HABER MERKEZİ

  • Coşkun: Ankara Gar önünde anıt görmek istiyoruz-VİDEO

    Coşkun: Ankara Gar önünde anıt görmek istiyoruz-VİDEO

    PİRHA – Gar Katliamı’nın 59. ayında yaşamını yitirenlerin anmasında konuşan 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Başkanı Mehtap Sakinci Coşkun, 10 Ekim Katliamı’nın Cumhuriyet tarihine kara leke olarak düşen bir katliam olduğunun altını çizerek, davaya sahip çıkma çağrısı yaptı. 

    10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın 59. ayında yaşamını yitirenler gar önünde anıldı. Koronavirüs salgınından dolayı katılımın sınırlı olduğu anmada yaşamını yitiren 103 insanın fotoğrafları taşındı. Saygı duruşuyla başlayan anmada 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği (10 Ekim Der) Başkanı Mehtap Sakinci Coşkun konuştu. Her koşulda 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andıklarını söyleyen Coşkun, Ankara’da koronavirüs vaka sayısının artmasından dolayı katılımın sınırlı olduğu sembolik bir anma yaptıklarını kaydetti.

    “21 EYLÜL’DE DAVAYA SAHİP ÇIKMALIYIZ”

    Acılarının, ilk günkü gibi taze olduğunu belirten Coşkun, Ankara Gar önünde anıt yapılması gerektiğini kaydetti. Coşkun, yargılama sürecinin devam ettiğini belirterek, şunları kaydetti.

    “Diğer tarafta da yargılama devam ediyor, tüm kamuoyunun dikkatini çekmesi gereken Türkiye’de katliam yargılamalar tarihinde büyük bir noktaya getirilmiş olan ceza yargılamamız var. Onun duruşması da 21 Eylül‘de Ankara 4. ceza Mahkemesi’nde. Evet, şimdiden bu davete sahip çıkmamız gerekiyor gerektiğini davanın sonucunda gerçekten gerçek adalet talebimizi ister karşılarsın, ister  karşılamasın daha tüketmemiz gereken bir süreç olduğunu anlatmamız gerekiyor.”

    10 Ekim Katliamı’nın Cumhuriyet tarihine kara leke olarak düşen bir katliam olduğunun altını çizen Coşkun, “10 Ekim Ankara Garı sadece bizim değil kimsenin unutmaması gereken bir katliam” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Gar Katliamı’nın üzerinden 47 ay geçti; hala anıt dikilmedi-VİDEO

    Gar Katliamı’nın üzerinden 47 ay geçti; hala anıt dikilmedi-VİDEO

    PİRHA –ISİD saldırısı sonucu 10 Ekim 2015’te yaşamını yitiren 103 insan, katledildikleri yer olan Ankara Garı önünde anıldı. Aileler, anıt taleplerini bir kez daha dile getirerek “Biz unutmadık sizde unutmayın istiyoruz” dedi.

    Haberin videosu

    Aileler, 10 Ekim Ankara Katliamı’nın 47. ayında bir kez daha bir araya gelerek “katillerden hesap sorulsun” dedi.

    Katledilen 103 yurttaş için sabah erken saatlerde Ankara Garı önünde bir araya gelenler “10 Ekim’i unutma, unutturma” sloganı atarak 10:04’te saygı duruşunda bulundu.

    “4 YILI ASLINDA 40 YILIN YORGUNLUĞU İLE KARŞILAYACAĞIZ”

    10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Başkanı Mehtap Sakinci Coşgun, “Gerekirse anıtı kendi imkanlarımızla dikeriz” diyerek şunları söyledi:

    “Bir ay sonra burada artık ayları değil 4. yılı geride bırakmış olacağız. Sembolik anıtla ilgili hukuki süreçlerden hala bir sonuç alamadık. Buraya gelip anıta saldıran ve kamera kayıtlarına düşen, yüzleri açıkça görünen insanlar maalesef hala yakalanamadı ve bu saldırıların önüne dört yıldır geçemiyoruz. Katliam yargılamalarımızdan bu zamana kadar öğrendiğimiz bir şey var; biliyoruz ki biz alanları, mahkeme salonlarını doldurmadığımız sürece bir adım ilerleme kaydedemiyoruz. Önümüzdeki aydan itibaren artık anıt sürecini başlatmış bulunuyoruz. Artık bu alana 5. yılından önce bir anıtın geleceğini söyleyelim. Her ay, her gün, her saniye bizim için daha zor geçiyor. Gelinen noktada biz bu 4 yılı aslında 40 yılın yorgunluğu ile karşılayacağız. Önümüzdeki ay Türkiye’deki bütün emek barış demokrasi bileşenlerinin, 103 insanın hatırasına sahip çıkmaya bekliyoruz. Unutturmamaya dair sözlerimiz boşa gitmesin istiyoruz. Biz unutmadık siz de unutmayın istiyoruz. Türkiye’deki bütün emek barış demokrasi bileşenlerinin katılımı ile bu zamana kadar yaptığımız en güçlü anma olacak. Dört yıl olmuşsa bu ülkede artık bir şeylerin de değişmesi gerekiyor. İlk üç yılında biz hiçbir şekilde bir anma gerçekleştiremediğimiz gibi çok büyük müdahalelerde acımıza saygı duyulmaması noktasında Türkiye Cumhuriyet tarihinin görebileceği en kötü süreçlerden geçtik. Özellikle geçen yılın anmasından sonra bir şey kazandığımızı biliyoruz. Kazandığımız şey hayatını kaybeden 103 insanın boşuna ölmediğini herkesin bilmesi olacak.”

    Aileler, konuşmaların ardından sembolik anıta karanfiller bıraktılar.

    PİRHA / ANKARA

  • Katliamı önleyemeyen Soylu tazminata mahkum edildi

    Katliamı önleyemeyen Soylu tazminata mahkum edildi

    Ankara 17. İdare Mahkemesi, “Saldırıyı önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemeyen” İçişleri Bakanlığı’nı 350 bin TL maddi-manevi tazminata mahkum etti.

    10 Ekim 2015 tarihinde, Ankara’da; KESK, DİSK, TMMOB ve TTB “Emek, Barış ve Demokrasi” mitingi gerçekleştirmek için toplanmıştı. Ancak mitinge IŞİD tarafından hain bir saldırı gerçekleştirilmiş ve 103 kişi yaşamını yitirmişti.

    Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamı olan ve tarihe “Ankara Garı Katliamı” olarak geçen bu saldırıyla ilgili olarak dikkat çeken bir gelişme yaşandı.

    SOYLU’YA TAZMİNAT CEZASI

    Odatv’de yer alan habere göre IŞİD’in saldırısında hayatını kaybeden inşaat işçisi Tekin Arslan için; eşi Nebahat Arslan ile çocukları Suna Arslan ve Berfin Arslan bir dava açtı.

    Davacılardan Nebahat Arslan, Suna Arslan ve Berfin Arslan; Tekin Arslan’ın saldırıda hayatını kaybetmesiyle ilgili olarak idarenin hizmet kusuru olduğunu, maddi ve manevi zarara uğradıklarını, idarenin bozulan ekonomik dengeyi yeniden sağlaması gerektiğini ileri sürdü.

    Açılan davada, mahkeme, maddi-manevi tazminat talebini kısmen kabul etti.

    Eski CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün de davacıların avukatlığını üstlendiği davada, Ankara 17. İdare Mahkemesi, “Saldırıyı önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemeyen” İçişleri Bakanlığı’nı 350 bin TL maddi-manevi tazminata mahkum etti. (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Darbecilerin isimleri caddelere verilirken, 103 kişiye anıt çok görüldü’-VİDEO

    ‘Darbecilerin isimleri caddelere verilirken, 103 kişiye anıt çok görüldü’-VİDEO

    PİRHA –10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda yaşamını yitiren 103 yurttaş, 42. ayında anıldı. Aileler bir kez daha katliamın yaşandığı noktaya anıt dikilmesini talep ederek “Darbecilerin, hırsızların isimleri okullara, caddelere verildi ama katledilen yakınlarımıza bir anıt çok görülüyor” dedi.

    IŞİD saldırısı sonucu 10 Ekim 2015’te yaşamını yitiren 103 kişi, katliamın 42. ayında, gar önünde anıldı. Yapılan açıklamada hukuki soruşturmaların yetersiz kaldığına vurgu yapılırken, yaşamını yitirenler için anıt dikilmesi yönünde taleplerde dile getirildi.

    10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Genel Sekreteri İhsan Seylan, aileler adına açıklama yaparak “Kamu vicdanı 42 ay boyunca çektiğimiz acıyı görmemezlikten geldi. Halen hastanelerde yaralılarımız var. Halen yastan dolayı evlerinden çıkamayan annelerimiz var. Halen o günün acısıyla gözlerine uyku girmeyen yakınlarımız var” dedi.

    “HALEN BİR ANIT YOK”

    Seylan, yaşanan katliam sonrasında halen bir anıt dikilmediğine de işaret ederek, “Halen gar meydanında bir anıt yok. Halen huzursuzuz, halen uykularımız bölünüyor, halen mutsuzuz, halen adalet arayışımız bir yol bulmadı. Bizlerin vicdanını rahatlatacak bir yargılama süreci gerçekleşmedi. Göstermelik ve sadece piyonların yargılandığı davaları gördük” dedi.

    Seylan, katliamda sorumluluğu olan kamu görevlileri hakkında da soruşturma yürütülmesi gerektiğine vurgu yaparak şöyle devam etti:

    “Maalesef mülki amirler hakkında bir soruşturma açılmadı. Ülkenin başkentinde, bütün devlet kurumlarına 200-300 metre uzaklıktaki bir alanda 103 kişinin can verdiği 400’ ün üzerinde yaralının olduğu bir katliamın sonrasında bir kamu görevlisinin yargılanmaması hiçbir şekilde izah edilemez. Bunu biz vicdanlarımıza anlatmadığımız sürece her gün, her sabah, her gece biz bunu kınıyoruz. Bizler bu süreçte çok şey öğrendik. Yalnızlığı… Acının yalnızlığını, görmemezliği, görünmezliği, yalnızlığın bütün türlerini yaşadık. Bizler bu sürecin sonuna kadar, kaybettiğimiz canların hayalleri gerçekleşene kadar mücadelemize devam edeceğiz.”

    “BAHARIN GELDİĞİ SÖYLENİYOR AMA BİZ SONBAHARDAYIZ”

    10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Mehtap Sakinci Coşgun’un da üzerinde durduğu konu katliamın yaşandığı yere anıt dikilmesi oldu. Coşgun, katliamdan 5 gün sonra alınmış belediye meclis kararını hatırlatarak şunları söyledi:

    “Önceki belediye başkanı Melih Gökçek, bizi muhatap görmeyip taleplerimizi hiçe saymıştı. Yeni yönetimle birlikte sloganlarında ‘Baharı getirdik. Bahar geldi’ deniliyor. Fakat biz sonbaharda kaldık. Anıtlaştırma, taleplerimizden sadece bir tanesi. Önemli talebimiz aslında adaletti. Ama mevcut sembolik anıta yönelik ne kadar zarar verildiğini bu süreçte görüp üzüldüğümüzü hem de sembolik anıt fikrinin de aslında ne kadar yıpratıcı olduğunu da artık yönetimlerin anlaması gerekiyor. Bir kaçarı yok. Alınan belediye meclis kararı var. O kararı değiştirmedikleri sürece burada bir anıt yapılması noktasında direnç göstereceğiz. O nedenle buraya bir anıt yapılacak ve bunun mevcut yeni seçilmiş başkanın eliyle yapılması da işin kolaylaştırıcı kısmı olur. Girişimlerimiz olacak. Hedefimiz 6 ay sonra katliamın 4. yılında burada bir anıt görüyor olmak.”

    “103 KİŞİYE BİR ANIT ÇOK GÖRÜLÜYOR”

    Katliamda yakınlarını yitiren İshak Kocabıyık ise talep edilen anıtın aynı zamanda ülke tarihindeki en karanlık katliamın sembolü olacağını da ifade etti.

    Kocabıyık sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu anıt sadece bizim rahatlayacağımız mağdur ailelerin, katliamda ölenlerin, yaralananların bakıp kendilerini rahatlattığı bir anıt elbette değil. O anıt dikilirse biz bir daha bu ülkede bu tür katliamların olmayacağına dair bir inanca sahip olacağız. Barışın gelebileceğine, özgür, demokratik bir ülkede yaşayacağımıza dair bir inanca sahip olacağız. Darbecilerin, hırsızların isimleri okullara caddelere verildi. Ama burada katledilen arkadaşlarımızın bir anıtı, bir andacı çok görülüyor. Biz bunun 3,5 senedir sürdürdüğümüz mücadeleyi şimdi de sürdüreceğiz. Ve bugün itibariyle seçilmiş olan Mansur Yavaş’tan Ankara büyükşehir belediye başkanından daha önceki belediye meclisinin almış olduğu kararı uygulaması için takipçisiyiz. Elbette ki randevu talebimiz de var. Ve bunun peşini bırakmayacağız.”

    Cebrail ARSLAN – Eren GÜVEN / ANKARA

  • 10 Ekim Ankara Katliamı’nın 38. ayında yaşamını yitirenler anıldı-VİDEO

    10 Ekim Ankara Katliamı’nın 38. ayında yaşamını yitirenler anıldı-VİDEO

    PİRHA-10 Ekim Ankara Katliamı’nda yaşamını yitiren 103 kişi katliamın 38. ayında anıldı. Yapılan açıklamada 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü hatırlatılarak, “Türkiye’de insan haklarının karnesi de 10 Ekimdir” denildi. Açıklamada Ankara Katliamı davasında adaletin sağlanmadığı da vurgulandı.

    10 Ekim Ankara Katliamı’nda yaşamını yitirenler katliamın 38. ayında anıldı. IŞİD’in 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı’nda düzenlediği canlı bomba saldırısı ile hayatını kaybeden 103 kişi, katliamın yaşandığı yerde anıldı.

    Her ayın 10’unda katliamın yaşandığı saatte gerçekleşen anmada, yaşamını yitirenlerin fotoğrafları taşındı, katliamın gerçekleşrildiği yere karanfiller bırakıldı. Açıklamaya, katliamda hayatını kaybedenlerin yakınları, emek ve meslek örgütleri temsilcileri katıldı.

    Basın açıklamasının yapıldığı sırada oradan geçen birinin ‘Teröristler’ diye hitapta bulunmasının üzerine kitle olaya müdahale ederek, güvenlik güçlerini görevlerini yapmaları noktasında uyarıda bulunuldu. Tacizde bulunan kişinin polislerce gözaltına alınmasından sonra basın açıklaması yapıldı. Açıklamayı 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Genel Sekreteri İhsan Seylan okudu. Seylan, kişi hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını belirterek, “Buradaki insanlara ‘terörist’ diyerek geçti. Biraz önce yaşadığımız bu olayla tekrar yaramıza tuz bastılar. Kişi bizden şu anda 200 metre ileride. Onun hakkında suç duyurusunda bulunacağız” dedi.

    10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nünde olduklarını söyleyen Seylan, “Türkiye’de insan haklarının karnesi de 10 Ekimdir. 10 Ekim’den sonraki süreçtir” dedi.

    “ADALET MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK”

    Seylan, Ankara Gar Katliamı’nın üzerinden 38 ay geçmesine rağmen hala adaletin sağlanmadığının altını çizerek şöyle devam etti:

    “Biz burada 103 canımızı kaybettik onların yasını halen tutuyoruz, adalet mücadelesi halen devam etmekte ancak adaletine bel bağladığımız adalet saraylarında, emniyette, kamuda, halen bir kısım ilerleme yok, halen yaralarımız o günkü acısıyla devam ediyor, halen çözüm bulunmuyor.

    Onların söylemleri, onların varlığı yok sayılıyor, biz bunu kabul etmiyoruz. Biz bu meydanın emek, barış ve demokrasi meydanı olmasını istiyoruz. Bununla ilgili maalesef her hangi bir ilerleme kaydedilmedi. Ancak şunu anlatmak istiyorum: Bu ülkeye barış gelecek, buraya barış gelecek, bütün katillere, bütün zalimlere rağmen bu ülkeye barış gelecek.”

    Açıklamanın ardından Emek, Barış ve Demokrasi anıtına kırmızı karanfiller bırakılarak açıklama sonlandırıldı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • 10 Ekim Gar Katliamı’nın tanığı Yaman: Katliamın hesabı bitmedi, bu dava sürecek-VİDEO

    10 Ekim Gar Katliamı’nın tanığı Yaman: Katliamın hesabı bitmedi, bu dava sürecek-VİDEO

    PİRHA- 100’ü saldırı sırasında olmak üzere 103 canın yaşamını yitirdiği 10 Ekim Ankara Garı Katliamı’nın 3. yılı. Katliam sırasında alanda olan Fotoğrafçı Özcan Yaman, katliama tanıklığını PİRHA’ya anlattı. Yaman, “Fiziken darbe almadım ama psikolojik olarak çok etkilendim. Ankara Katliamı’nın hesabı bitmedi, onlara göre Gar olayı bitti ama katliam davası sürüyor” diyerek tepkisini dile getiriyor.

    10 Ekim 2015…Türkiye tarihindeki en vahşi katliamlarından biri gerçekleştirildi. Ankara Gar Katliamı.

    KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin “Savaşa inat, barış hemen şimdi”, “Acil barış, acil demokrasi“ şiarıyla Emek, Barış, Demokrasi mitingi yapılacaktı Ankara’da.

    Türkiye’nin pek çok yerinden barış insanları, binlerce emekçi 10 Ekim sabahı Ankara Garı önünde toplandı.

    İstihbaratın en yoğun olduğu, polis önleminin en üst düzeyde olduğu Ankara’da o gün ne bir polis ne bir güvenlikçi, kimse yoktu.

    Gar önünde toplanan binlerce insan mitingte barışı haykıracağı anı beklerken, o hain katliam yapıldı.

    IŞİD militanları kullanılarak yapılan saldırı saat 10.05’te gerçekleşti. Tren garının önündeki kavşakta yaşanan patlamanın ilki HDP’nin, ikincisi de EMEP ve SGDF’nin de aralarında bulunduğu kortejlerin olduğu alanda gerçekleşti. 103 insan hayatını kaybetti, yüzlercesi yaralandı, sakat kaldı. Acıyla yaşamını sürdürmeye mahkum edildiler.

    Saldırı yerindeki görüntüler patlamanın bilye ve metal parçalarıyla güçlendirilmiş bir bombayla gerçekleştirildiğini ortaya koydu.

    Kara günün, o büyük acının yaşandığı dakikalarda ilgili bakanlar, vali, emniyet müdürü gülen yüz ifadeleriyle açıklama yapmaya çalışıyorlardı.

    Katliamdan bir yıl sonra ancak dava açıldı. Dava dosyasında katliam yok, terör var, denildi.

    3 Ağustos 2018’de Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi kararını açıkladı. Davada, 9 sanığa 100 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilirken, 9 sanık ayrıca öldürmeye teşebbüsten 10 bin 557’şer yıl hapisle cezalandırıldı. Kamu görevlilerinin yargılanmadığı davada tutuklu sanıklardan tahliye olan olmadı. Devletin sorumluluğunun üstü örtüldü.

    Hakkında 101 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen sanıkların isimleri şöyle: Abdulmubtalip Demir, Talha Güneş, Metin Akaltın, Yakup Şahin, Hakan Şahin, İbrahim Halil Alçay, Resul Demir, Hüseyin Tunç, Hacı Ali Durmaz.

    10 Ekim saldırısından sağ kurtulanlardan biri de Evrensel Gazetesi Yazarı, fotoğrafçı Özcan Yaman.

    Yaman, Evrensel Gazetesi’nde kadraj köşesinde yaklaşık 10 yıldır fotoğraf, sanat ve siyaset üzerine güncel gelişen olayları fotoğraf ve sanat alanından değerlendiren yazılar yazıyor. Bunun yanında uzun bir dönem Evrensel Gazetesi’nde foto muhabirliği de yaptı.

    Özcan Yaman ile 10 Ekim Gar Katliamını konuşmadan önce fotoğraf çekerken ya da yazı yazarken yaşanan bu olumsuz süreçlerden nasıl etkilendiğini, fotoğraflarına nasıl yansıdığını soruyoruz.

    “Hepimize yansıdığı gibi diyebilirim. İfade etme biçimlerimiz değişiyor. Güncel yaşadığımız sıkıntıları konuşarak anlatabiliriz. Şiir, roman yazarak ya da resim yaparak anlatabiliriz ya da fotoğraf çekerek anlatmaya çalışabiliriz. Ben fotoğrafı tercih eden bir insanım. Dolayısıyla foto muhabirlik anlamında olsun belgesel fotoğraf çalışmalarında olsun hep bu açılardan yaklaşıyorum. Bunu da tabi haftada bir oturup değerlendirirken de yazıya dökmeye çalışıyorum. Görselli yazı şeklinde Evrensel’in kadraj köşesinde paylaşıyorum” diyor.

    YÜREKLERİ DAĞLAYAN O FOTOĞRAF

    10 Ekim Katliamı yapıldıktan sonra çekilen bir fotoğraf var ki yürekleri dağlıyor. O fotoğrafı soruyorum Özcan Yaman’a. Ve başlıyor tanıklığını anlatmaya…

    “ANKARA’YA ŞARKILAR VE TÜRKÜLER SÖYLEYEREK GİTTİK”

    “Aslında 10 Ekim 2015 tarihinde 9 Ekim’de buradan TTMOB otobüsleriyle Ankara’ya barış mitingine gittik. Türkiye’nin muhalif birçok kurum ve kuruluşunun ortak tertip ettiği bir mitingdi. Öyle bir mitinge gitmemek olmazdı. Kamusal sorumluluğun verdiği bir gazetecilik sorumluluğu var ama bir de gönül işi var. Muhalif bir insan olarak büyük umutlar bağladığımız bir mitingdi. Gayet güzeldi. Tabi o süreçte alışılmadık uygulamalardan geçtik ve çok şaşırdık. Bu ülkeye demokrasi geldi herhalde. Normalde bir mitinge giderken her 5-10 km durdurulup GBT’den aramalara kadar her şeyi yapan emniyet güvenliği burada yoktu. Biz Ankara’ya kadar hiçbir şekilde durdurulmadan şarkılarla, türkülerle gittik. Gara yakın bir yerde otobüsler park etti. Park yerinden gara kadar aşağı yukarı 1 km yolu yürüyerek gittik.

    “REFLEKS HALİNDE FOTOĞRAF MAKİNASININ RC DÜĞMESİNE BASTIM”

    Sabah saat 7-8 gibiydi, in cin top oynuyordu. Trafik polisi bile yoktu. Hala dedik böyle akın akın millet gidiyor, sıkı yönetim ilan edilmiş ama bize özgürlükmüş gibi dalga geçiyorduk arkadaşlarla. Gar meydanına gittik temel ihtiyaçlar giderildikten sonra insanlar birikmeye başladı. Ben de orada fotoğraf makinası boynumda, oluşturulan kortejlerin arasında dolaşıyordum. Mitingin başlamasına çağrılar yapılıyordu, ‘kortejler oluşturalım, yürüyüş başlayacak’ falan deniyordu. Ben de kızını güzel sanatlarda fotoğraf bölümüne sokmaya çalışan bir anneyle konuşuyordum. Arkamdan çok kuvvetli bir basıncın beni bir metre ileri itmesiyle arkama dönerek o katliam anını yaşadım. Ben arkama dönerken olduğum yerde beş metre ötemde de ikinci bomba patladı. Ben o refleks halinde fotoğraf makinasının rec düğmesine bastım. Makina boynumda, arkama doğru döndüm ve  birinci yani HDP kortejinin oraya doğru giderken kopmuş kafalar, kollar, bacaklar vardı. O kanlara basarak oraya kadar gittiğimi hatırlıyorum. İki soru çok kafamı kurcalıyordu. Kendinizi kaybediyorsunuz refleks olarak ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. O anda hep soruyorlar ‘Sen nasıl çekebildin fotoğraf?’ Mesela BirGün Gazetesi’nden Pembegül de oradaydı. Ama çantasından makinasını bile çıkartamıyor ve o gün hiç fotoğraf çekmiyor psikolojik olarak.”

    “FOTOĞRAF MAKİNASINI GÖZE KOYMADAN FOTOĞRAF ÇEKMEYİ ÖĞRENDİM ORADA”

    Benim aklıma ilk Robert Capan’ın bir lafı var; ‘Fotoğrafçı yaşadığı olayların içinde olduğu sürece daha iyi olayları fotoğraflar’ der. Birde bizim hep kamusal sorumluluk diye bir haberciliği, eğitimi edindiğimiz kültür var. Onun vermiş olduğu bir psikolojiyle direk düğmeye basıp, fotoğraf makinasını göze koymadan ben fotoğraf çekmeyi öğrendim orada. İlk önüme rastladığım yaralı ya da ölmüş can çekişen insanlara elimi uzatıyorum, makine boynumda sallanarak ama kayıtta.  O sırada birileri hemen koşup geliyor yardıma onu bırakıp öbürüne…. Ne zaman ki HDP bayrakları, flamalar örtülmeye başlandı o zaman fotoğraf makinasını gözüme alıp fotoğraf çekmeye başladım.

    Katliamın simgesi olan bu fotoğrafta, İzzetin Çevik ile eşi Hatice Çevik patlamadan hemen sonra görülüyor.

    “KAFAMDAKİ TEK DÜŞÜNCE BUNU BÜTÜN DÜNYAYA DUYURMAKTI”

    Gazeteci/Fotoğrafçı Özcan Yaman, bu fotoğrafı nasıl çektiğini şöyle anlatıyor:

    “Bu fotoğraflardan biri İzzet abiyle eşinin olduğu fotoğraftı. İşte geniş bir tarla gibi ortada üçgen şeklinde ikisi duruyorlar. Çok duygulandırmıştı o an çekerkende. Arkama bakmadan başka bir olaya yöneldim. İşte o katliam haberini ilk Hayat TV’den aramışlardı ‘abi orada beş kişi ölmüş, bomba patlamış’ diye. Dedim beş kişi değil yüzlerce insan deyince…. TV ile o an görüşmemiz sonlanmıştı. Çünkü sunucu arkadaş bile şoke olmuştu. Bize arkadaşlarımızın kanlarına, cenazelerine bastırarak görüntüleri çektirmek zorunda bıraktılar. Sırtımızda onların etleri, onların kanları biz bu işi yaptık. Kafamdaki tek düşünce bunu bir an önce bütün dünyaya duyurmaktı. Bunu ilk Hayat televizyonuna söyledim. Twitterda birkaç fotoğraf çektim ancak bütün internetler kesilmişti o zaman. Akşam üstü AFP’den Bülent Kılıç aradı, ‘Sen olayın içindesin birkaç fotoğraf hemen yolla’ dedi. Ancak ben internet yok yollayamıyorum akşam yollayabilirim, dedim. Akşam 17:00 civarında Bülent Kılıç’a 5 fotoğraf yollayabildim. Bu, 5 fotoğraftan biriydi o hafızalarda olan fotoğraf. Ertesi gün Cumhuriyet’te, Takvim’de bir sürü gazetede AFP’den satın alınarak kullanıldı o fotoğraf.”

    “2015 DÜNYA FOTOĞRAF YARIŞMASINDA İKİNCİ OLDU”

    Bu fotoğrafın 2015 Dünya Fotoğraf yarışmasında ikincilik getirdikten sonra kendisine eleştiler geldiğini belirten Yaman, “Yarışmaya ben katılmadım. Bu fotoğraf AFP ajansının malı sayılıyor telif hakları kanunu gereğince. AFP, ajans bu yarışmaya kendisi katılıyor. Dolayısı ile fotoğrafçının ismini zikretme zorunluluğundan dolayı böyle bir şey oluyor. Yoksa bana ödül olarak bir şey vermediler” diyor.

    Fotoğraflarım özellikle Evrensel Gazetesi ile sosyal medyada çok kullanıldığını ifade eden Yaman, “Ben fotoğrafı olayları, düşüncelerimi yorumlayıp anlatmakta kullanıyorum. Gezi direnişinde de aylarca sahada çalıştık. Gezi’de yaralandık mahkeme açtık daha bir gelişme yok.

    “DAVAYA ZORLA MÜŞTEKİ OLARAK KATILDIM, ÖLENE KADAR DAVACI OLACAĞIM”

    Ankara Katliamı davasına zorla müşteki olarak katıldığını dile getiren Özcan Yaman, “Orada benim bir vefa borcum var” diyor ve duygulanarak anlatıyor şu an nasıl hayatta olduğunu, gencecik çocukların hayattan koparılışını!

    “Ben ölene kadarda bitmeyecek bir şey. Ben bugün burada konuşuyorsam… Benim çok önceden tanıdığım gencecik çocuklar daha bomba patlamadan önce konuştuğum insanlar beş dakika sonra öldüler. 20’li yaşlarda daha üç beş ay öncesinde beraber gençlik kampında olduğumuz Ali Deniz Uzatmaz, Şebnem ve ismini şu an hatırlamadığım birçok çocuk orada öldüler. Ben bugün burada sizinle konuşuyorum onlar bizim önümüzde böyle siperdiler. Onlar olmasaydı belki ben de ölecektim. Hatta fotoğraf çektiğim yer saat dokuzu dört geçe mi ne bomba patlıyor. Dokuzu bir veya iki geçe tam bombanın patladığı yerde fotoğraf çekmişim. Videolarda kayıtlarda görüyorum. Bombanın patladığı yerde 5 metre uzaktayım. Önümde o insanlar olduğu için ben şu an yaşıyorum. Şimdi bu benim ikinci hayatım. Ve ben bu davanın ölene kadar davacısı olacam.”

    “FİZİKEN DARBE ALMADIM AMA PSİKOLOJİK OLARAK ÇOK ETKİLENDİM”

    Yaklaşık 200’e yakın aileden ölen, yaralanan ve mağdur olan olduğunu söyleyen Özcan Yaman, “Ben fiziken bir darbe almadım. Ama psikolojik olarak çok etkilendim. Bunu İnsan Hakları Vakfı’ndan aldığım raporla belgelendirip mahkemeye müracaat ettik. Başta biraz tereddütlü yaklaştılar. Dediler, ‘Adamda bir şey yok, sapa sağlam insan, mahkemeye neden dahil olacak ki?’ Fakat avukatın biraz ısrarı ile müşteki olarak katıldık” diye konuştu.

    “KATLİAM KELİMESİ BU DAVADA YOK, DOSYANIN ADI ‘KATLİAM’ OLMALI”

    Mahkemenin nasıl başladıysa öyle bittiğine işaret eden Özcan Yaman, “Aşağı yukarı 10 duruşma yapıldı ve 60-70 oturum yapıldı. Bir hafta filan sürdü her duruşma. Sonunda nasıl başladı ise öyle bitti mahkeme. Tutuklu olan o 10-12 kişi ceza aldı. Onun dışında sanki bütün katliamı yapan o 12 kişiymiş gibi neticelendirilmeye çalışıldı. Bu süreçte yaşanan anmalar, şunlar, bunlar sürekli baskı ve polis engeli ile karşılandı. Bir sürü mağdur yerlerde süründürüldü. Ülkenin  yaşadığı en büyük katliam deniliyor, bayraklar filan yarıya indirilmişti. Ama her şekilde görünmez hale getirilmeye çalışılıyor. Mahkeme başkanı, aileler tepki gösterince ayağa kalkıyor, ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşamış olduğu en büyük katliam davasına bakıyoruz. Lütfen sağduyulu olun’ diyor. Ve oturuyor yerine. Önündeki klasörün kapağını açıyor ve ‘Gar patlamasında ölenler, terör olayı sonunda ölenler’ gibi terimler kullanıyor. Ancak katliam kelimesi bu davada yok. Bu dosyanın adı Katliam olmalı. Ama yok.

    Dersim ve Sivas katliamları davalarında da katliam kelimesinin geçmediğini hatırlatan Özcan Yaman, bunun tuhaf olduğunu ifade ediyor.

    “BELGELER ORTADA, SORUMLULUĞU OLAN RESMİ GÖREVLİLER VAR”

    “Avukatların ve bizlerin talepleri şuydu: Sorumlular, dahil olan, bu katliama yol veren yol veren kim varsa devlet görevlisi, resmi görevli, vali, müdür, polis, bunlar bırakın sanık olarak tanık olarak mahkemeye getirilsin ve tanıklıklarına başvurulsun. Ancak hiçbir şey yapılmadı. Dolayısı ile Sincan Cezaevi duruşma salonu önünde büyük bir üç gün süren bir yargılama ile bitirdiler. Belgeler ortada, sorumluluğu olan resmi görevliler var” diyen Yaman şöyle devam etti:

    “Ben kendim olarak şunu söylüyorum. Vazgeçtim resmi görevlinin olmasından, bir tane vicdan sahibi üst rütbeli, alt rütbeli sıradan bir polis kalkıpta şunu diyebilirdi: Benim hiçbir ilgim yok ama benim görev alanımda bu yaşandı ben üzüldüm ve vicdan azabı çekiyorum diyebilirdi. Ama hiç kimse çıkmadı. Tam tersi üç tane bakan çıktı, ‘biz patlamadan haber alır almaz ambulansları yolladık, şöyle yaptık, böyle yaptık’ dedi. Hepsi yalan. Bakanların yalan söylediklerini mahkemede de söyledik. Ama dediğim gibi bırak sanık olarak, tanık olarak bile çağrılmadılar.
    Antep’ten Ankara’ya gelip eskortluk yapan yakalanıyor, yol denetiminde arabasından uyuşturucu çıkana geç deniyor. Bu denetimi yapan polislerde mi yok ortada. Dolayısı ile hikaye şuna döndü: Sanıklardan bazıları FETÖ  falan deyip olayı oraya bağlamaya çalıştılar. Mahkeme sonuç olarak tutuklu olan, kaçak durumda olanları da olaya dahil etti. Ve duruşmanın bitirilmesine karar verdi. IŞİD olayı, terör olayı, gar olayı her bir olay bitmiş oldu böylece.”

    “ADALET SU ÜSTÜNE ÇIKTIĞINDA DOSYALAR YENİDEN AÇILACAK”

    Ankara Katliamı’nın hesabının bitmediğini vurgulayan Gazeteci/Fotoğrafçı Özcan Yaman, “Onlar açısından gar olayı bitti. Katliam davası sürüyor. Geriye dönüp baktığımızda Suruç, ondan öncekiler. Bu ülkede hak hukuk ve adalet dediğimiz kavramlar bir parça olsun su üstüne çıkmaya başladığında bu dosyalar yeniden açılacak. O zaman bizlerin bu tanıklıkları size anlattıklarım yeniden değerlendirilecek. Biz öldürülen, katledilen arkadaşlarımızı niye öldüklerini, katledildiklerini çok iyi biliyoruz. Bu ülkede barışı, huzuru, vicdanı yok edenlere karşı önümüzde siper oldular. Biz yaşadığımız sürece bu siperi korumaya devam edeceğiz” diye konuştu.

    İÇİŞLERİ BAKANLIĞI HAKKINDA ‘AĞIR KUSURLU’ DAVASI

    Bu arada, 10 Ekim Ankara Katliamı’nın tanığı Fotoğrafçı- Yazar Özcan Yaman, patlamanın yaşanmasında İçişleri Bakanlığı’nın kusurlu olduğunu belirterek, Ankara 17. İdare Mahkemesi’nde 50 bin liralık manevi tazminat davası açmıştı. Mahkeme, 31 Ocak 2018 tarihli kararında, Bakanlığın 5 bin lira manevi  tazminat ödemesine karar vermişti. Mahkeme kararında, davacı Yaman’ın katliamda Bakanlığın “ağır kusurlu” olduğu yönündeki iddiasını reddetmişti. Ancak sosyal hukuk devletinin, vatandaşın can güvenliğinden sorumlu olduğuna atıf yaparak, sosyal risk ilkesi gereğince, Bakanlığın manevi  tazminat ödemesi gerektiğine hükmetti. Mahkeme kararında, Yaman’ın olay nedeni ile psikolojisinin bozulduğuna ilişkin rapordan söz etmedi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

     

  • 10 Ekim’de katledilenler adına ‘101 Korkmaz İnsan Futbol Turnuvası’ için çağrı-VİDEO

    10 Ekim’de katledilenler adına ‘101 Korkmaz İnsan Futbol Turnuvası’ için çağrı-VİDEO

    PİRHA- Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri’nin organize ettiği ve 10 Ekim Ankara Katliamı anısına düzenlenen “101 Korkmaz İnsan Barış ve Dostluk Futbol Turnuvası” düzenlenecek. 10 Ekim Katliamı’nda şehit olan Korkmaz Tetik’in babası Erdoğan Tetik Turnuva’ya ilişkin PİRHA’ya yaptığı konuşmada, “Antalya’daki tüm emek ve demokrasi güçlerinin semtlerde, işyerlerinde takımlarını kurarak bize katkı sunmalarını bekliyoruz” dedi. 

    Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri’nin organize ettiği ve 10 Ekim 2015’te Ankara Gar Katliamı anısına düzenlenen “101 Korkmaz İnsan Barış ve Dostluk Futbol Turnuvası” düzenlenecek.

    Her yıl Haziran ayında düzenlenen turnuva 24 Haziran Milletvekili ve Cumhurbaşkanı seçimleri dolayısıyla Eylül-Ekim tarihine ertelenmişti.

    “103 BARIŞ GÜVERCİNİNİ ANIYORUZ”

    Konuyla ilgili dün bir toplantı yapıldı. Toplantı sonrası 10 Ekim Gar Katliamı’nda şehit olan Korkmaz Tetik’in babası 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu üyesi Erdoğan Tetik PİRHA’ya konuştu.

    Tetik, katliamın 3. yılına girerken, 103 barış güvercinini anmak için futbol turnuvası düzenlediklerini söyledi. Barış mücadelesini ve 103 insanı unutturmamak için turnuvayı düzenlediklerini belirten Tetik, Gar katliamının cumhuriyet tarihinin en vahşi, en kanlı katliamlarından biri olduğunu söyledi. Yüz binlerce insan savaşa karşı Ankara’da toplandığını ifade eden Erdoğan Tetik, ailece barış eylemine gittiklerini hatırlattı. Devletin katilleri koruduğunu savunan Tetik, bu katliamda kusuru bulunan tüm devlet görevlilerinin yargılanması gerektiğini, bu konuda mücadele edeceklerinin altını çizdi. Antalya’daki futbol turnuvasının da bu mücadelenin bir parçası olduğunu kaydetti.

    “DESTEK, DUYARLILIK İSTİYORUZ”

    Erdoğan Tetik, Antalya’daki tüm emek ve demokrasi güçlerine şu çağrıyı yaptı:

    “Antalya’daki tüm emek ve demokrasi güçlerinin semtlerde, işyerlerinde takımlarını kurarak bize katkı sunmalarını bekliyoruz. Burada sadece aileye değil, Türkiye’nin 41 iline gönderdiğimiz cenazeler adına tüm halkı duyarlılığa çağırıyoruz. Çünkü biz barış güvercinlerine, barış elçilerine söz verdik. Onların mücadelesini devam ettireceğiz, yarıda bırakmayacağız. Düşen bayraklarını kaldırcağız, pankartlarını yeniden asacağız. Güzel gülüşlerini yeniden yaşatacağız. Onun için Antalya’da destek istiyoruz, duyarlılık istiyoruz, katılım istiyoruz.”

    PİRHA/ANTALYA

     

     

     

     

     

     

    10 ekim Ankara katliamında kaybettiğimiz canlarımız için her yıl Antalya’da futbol turnuvası düzenleniyor.Bunun ön çalışması için toplantıya gidiyorum.Şehitlerimizden Korkmaz Tetik’in babası ile kısa bir görüntü alsam kamuoyu duyarlılığı için ne dersiniz ?

  • ‘Ankara Katliamı davasında yargılamada devletin sorumluluğunun üstü örtüldü’

    ‘Ankara Katliamı davasında yargılamada devletin sorumluluğunun üstü örtüldü’

    10 Ekim Ankara Katliamı davasında verilen kararın ardından açıklama yapan dava avukatları “Katliamda sorumluluğu bulunan hiçbir kamu görevlisi yargılanmadı” dedi.
    10 Ekim Davası Avukat Komisyonu, Ankara’da 103 kişinin hayatını kaybettiği katliam davasında verilen kararın ardından açıklama yaptı.

    Kamu görevlilerinin yargılanmadığı davada mahkeme heyeti 9 sanığı, 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet ve “öldürmeye teşebbüs” suçundan 10 bin 557’şer yıl hapisle cezalandırdı.

    Avukatlar “Katliamın gerçekleşmesinde kusuru ve sorumluluğu bulunan hiçbir kamu görevlisi yargılamaya dahil edilmemiş, devletin sorumluluğunun üstü örtülmüştür” dedi.

    “UYGUN CEZALAR VERİLMEDİ”

    17’si firari 19’u tutuklu sanığın yargılandığı davada mahkeme heyeti firari sanıkların dosyasını ayırdı. Haklarındaki yakalama kararının devam etmesine karar verdi. Tutuklu sanıkların tamamına verilen hapis cezalarına ilişkin komisyonun açıklaması şöyle:

    “Eksik soruşturma neticesinde hazırlanan iddianame ile sanık haline gelen IŞİD’lilerle yetinilmesini isteyen yargı, onlar hakkında dahi fiillerine uygun cezalar vermedi.

    “10 Ekim Ankara Gar katliamında birebir görev almamış olsa dahi, ülkenin kan gölüne dönmesine ant içmiş, aralarında canlı bomba olanların dahi bulunduğu sanıklara, yalnızca örgüt üyeliğinden ceza verilmesi, bundan sonraki katliamların yolunu hazırlamanın bir adımıdır.

    “KATLİAMLA İLİŞKİLİ KİŞİLER DOSYAYA DAHİL EDİLMEDİ”

    “Sadece kamu görevlileri değil, olayın birtakım failleri de dosyadan kaçırılmıştır. Katliamla birebir bağı olduğu açık olan failler, başka dosyalarda, sessiz sedasız yargılandı ve dosyaları kapatıldı.

    “Mahkeme başından beri tespit edilen bu kişilerin yargılanmasına olanak sağlamamış, bilakis ortaya çıkan bilgileri görmezden gelmiş, bu kişileri mahkeme huzuruna dahi çıkarmaktan imtina etti.

    “DEVLETE DEĞİL İNSANLIĞA KARŞI SUÇ”

    “Davanın başından itibaren, dosyanın avukatları olarak IŞİD katliamlarının insanlığa karşı suç olduğunu defalarca beyan ettik. Ancak mahkeme heyeti, katliamı devlete karşı suç kapsamında değerlendirdi.

    “Bu katliam insanlığa karşı suç işleyen IŞİD tarafından barış isteyen insanlara, insanlığa karşı yapılmıştır. Türk Ceza Kanunu m. 77’de ‘insanlığa karşı suçlar’ düzenlenir. Katliam söz konusu maddeye harfi harfine uymaktadır.

    “Zamanaşımı olmayan insanlığa karşı suçun varlığının yok sayılmasının en basit sonucu, başta firariler olmak sanıkların bir zaman sonra zamanaşımından yararlanarak ceza almaktan kurtulmalarıdır.”

  • Gar Katliamı davasında karar duruşmasında ikinci gün

    Gar Katliamı davasında karar duruşmasında ikinci gün

    10 Ekim Ankara Katliamı duruşmasının 10. grup duruşması ikinci duruşması görülüyor. Konuşanlar kamu görevlilerinin sorumluluğuna dikkat çekti.

    DİSK, KESK, TMMOB, TTB’nin 10 Ekim 2015 tarihinde düzenleyeceği “Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi” öncesinde IŞİD, Ankara Tren Garı’nda bombalı saldırı düzenledi. Saldırıda 103 kişi hayatını kaybetti. Katliamla ilişkin Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın 10. grup duruşmaları FETÖ sanıkları için özel olarak inşa edilen Sincan Ceza İnfaz Kurumu içerisindeki duruşma salonunda görülüyor.

    Duruşmanın ikinci gününde de aileler Kızılay’dan kaldırılan otobüslerle duruşma salonuna geldi. Duruşmayı izlemeye gelen mağdur aileleri dün olduğu gibi 4 arama noktasından geçirildi. Aileler, 6 noktada kimlik kontrolü yapıldı. Cezaevi kampüsünün çevresindeki bazı noktalarda TOMA ve akrep araçları konumlandırıldı. Duruşma salonuna sarı basın kartı olmayan basın emekçileri alınmadı. Mağdur aileleri X- Ray cihazından geçirildi. FETÖ davalarının görüldüğü kampus etrafında bazı noktalar yerleştirilen TOMA’ların 10 Ekim davası öncesinde getirildiği öğrenildi. Durumu sorduğumuz taksici “Gar patlaması davası varmış, o yüzden getirmişler. FETÖ davalarının görüldüğü sırada yoktu” dedi.

    “HİÇ BİR KAMU GÖREVLİSİ YARGILANMIYOR” TEPKİSİ

    Katliamda hayatını kaybeden Korkmaz Tedik’in annesi müşteki Zöhre Tedik, Ankara Katliamı’nda barış için alanda bulunduklarını ancak tam tersi bir sonuçla, evlat acısıyla ayrıldıklarını söyledi. Yaşadığı acının tarifsiz olduğunu vurgulayan Tedik, “Bu ülkede ne asker ne polis 103 insan ölsün. Güle oynaya 81 ilden insan Ankara’ya geldi. O gün otobüsler hiç aranmadı. Eşim, ‘Neden aranmıyoruz’ dedi. Bende ise bu tedirginlik yoktu. Binlerin aktığı alanda barış olacağını, kimsenin ölmeyeceğini düşündüm. Bombalar patladı. İnsanlar cesetler üzerinden atlarken üzerimize gaz bombası atıldı. Benim oğlum öldü. Ama ihmali olan ve gaz atan hiçbir kamu görevlisi yargılanmadı” dedi.    (HABER MERKEZİ)

  • 10 Ekim Ankara Katliamı davası öncesi yoğun polis ablukası

    10 Ekim Ankara Katliamı davası öncesi yoğun polis ablukası

    10 Ekim Ankara Katliamı Davası Sincan Cezaevi İnfaz Kurumu’nda başlıyor. Duruşmada karar verilmesi bekleniyor.  

    10 Ekim Ankara Katliamı Davasının 10. Grup Duruşmaları bugün Sincan Cezaevi İnfaz Kurumu’nda başlıyor. Duruşmada karar verilmesi bekleniyor. Dava öncesi Sincan Cezaevi İnfaz Kurumu polis ablukasına alındı. Geçtiğimiz duruşmada avukatların tüm itirazlarına rağmen mütalaa verilmişti. Davada ihmali olan kamu görevlileri yargılanmıyor.

    Geçtiğimiz davada duruşma ‘güvenlik’ bahanesiyle Sincan Ceza İnfaz Kurumu’na kaçırılmıştı.

    CEZAEVİ GİRİŞİNDE ÇOK SAYIDA TOMA VE ÇEVİK KUVVET 

    Geçtiğimiz duruşmada tüm itirazlara rağmen verilen mütaalanın ardından karar verilmesi beklenen duruşma için sabah saatleri itibariyle Türkiye’nin birçok yerinden aileler davaya geldi. Başta 10 Ekim mitingi çağrıcıları olan sendikalar ve meslek örgütleri olmak üzere siyasi partiler de duruşma için Sincan’daki yerini aldı. Sincan Cezaevi İnfaz Kurumu önünde çok yoğun güvenlik önlemleri alındı. Davaya gelenler 3 farklı arama noktasından geçerken cezaevi girişinde çok sayıda TOMA ve çok sayıda çevik kuvvet polisi bulunuyor. Aileler cezaevi kampüsü girişinde bekleyişini sürdürüyor.

    Savcı, mütalaasında kamu görevlilerinin katliamdaki ihmallerini es geçmiş, sanıklar Esin Durgun, Hatice Akaltın, Yakup Yıldırım, Suphi Alpfidan, Yakup Karaoğlu, Mehmeddin Baraç, Nihat Ürkmez, Abdulhamit Boz, Burak Ormanoğlu’nun “IŞİD terör örgütüne üyelikten” cezalandırılması istemişti. Sanık Erman Ekici’ye hem “terör örgütü yöneticiliğinden” ceza, hem de “Anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs” suçundan suç duyurusunda bulunulması talep edilmişti. Diğer sanıklar Abdulmuttalip Demir, Talha Güneş, Metin Akaltın, Yakup Şahin, Hakan Şahin, İbrahim Halil Alçay, Resul Demir, Hacı Ali Durmaz, Hüseyin Tunç açısından, “Anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüsten”, “terör eylemi kapsamında canavarca hisle tasarlayarak insan öldürme ve öldürmeye teşebbüsten” ceza verilmesi istenmişti. Mütalaada firari konumunda bulunan sanıklar İlhami Balı, Savaş Yıldız, Edremit Türe, Deniz Büyükçelebi, Yakup Selağzı, Kasım Dere, Nusret Yılmaz, Mustafa Delibaşlar, Walentine Slobodjanjuk, Muhammed Zana Alkan, Ömer Deniz Dündar, Cebrail Kaya, Ahmet Güneş, Kenan Kutval, Bayram Yıldız, Hasan Hüseyin Uğur açısından ise dosyanın tefrik edilmesi (ayrılması) talep edilmişti. Mahkeme de duruşmayı  31 Temmuz, 1-2 Ağustos 2018’e ertelemişti. Hakimin “salon yetersiz” diyerek bir dahaki duruşmanın Sincan Ceza İnfaz Kurumu’nda yapılacağını açıklaması da büyük tepki çekmişti. “Oraya da geleceğiz” diyen aileler, duruşmanın Ankara merkezine uzağa taşınmasını sıralara vurarak ve “adalet” sloganlarıyla protesto etmişti.

    AVUKATLAR MÜTALAAYI ELEŞTİRİYOR

    Müdahil ailelerin avukatları, mütalaayı şu açıklamayla eleştirmişti:

    “Katliama göz yuman, sorumluluğu bulunan hiçbir kamu görevlisi yargılamaya dahil edilmeyerek devletin sorumluluğunun üstü örtüldü. Tüm delillere, dosyaya sunulan bilimsel görüşlere rağmen insanlığa karşı suç yönünden cezalandırma talebimiz göz ardı edildi. Katliamla ilişkili, yöneticilik konumunda olan sanıkların bir kısmı için sadece üyelikten ceza talep edildi. Mevcut sanıklar dışında katliamla ve sanıklarla ilişkili kişiler dosyaya dahil edilmedi. Dosyaya gelen binlerce bilgi ve belgeye rağmen 2.5 yıl önceki iddianamenin de gerisine düşen, devletin her kademedeki sorumluğunu ısrarla yok sayan mütalaa kabul edilemez.”

  • Antalya’da, 10 Ekim Gar Katliamı davasının karar duruşmasına çağrı-VİDEO

    Antalya’da, 10 Ekim Gar Katliamı davasının karar duruşmasına çağrı-VİDEO

    PİRHA- Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, 31 Temmuz-2 Ağustos tarihlerinde Sincan Ceza İnfaz Kurumu’nda görülecek olan 10 Ekim Katliamı davasının karar duruşmasına katılım çağrısı yaptı. 

    10 Ekim’de Ankara Garı önünde IŞİD tarafından düzenlenen bombalı intihar saldırısında katledilen 103 insanın davasının karar duruşması 31 Temmuz-2 Ağustos tarihlerinde Sincan Ceza İnfaz Kurumu’nda görülecek.

    Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri bir basın toplantısı düzenleyerek, karar duruşmasına kitlesel katılım için çağrısında bulundu.

    Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri adına basın açıklamasını okuyan Kadir Öztürk, “10 Ekim davasının 31 Temmuz-2 Ağustos tarihlerinde görülecek karar duruşmasına kitlesel olarak katılım için çağrıda bulunuyoruz, Antalya’dan da otobüs kaldıracağımızı kamuoyuyla paylaşıyoruz ve tüm dostları bu davaya sahip çıkmaya çağırıyoruz” dedi.

    “BİNLERCE POLİSİN GÖZÜ ÖNÜNDE GERÇEKLEŞTİRİLDİ”

    10 Ekim Katliamı’nın Ankara Garı’nda, binlerce polisin gözü önünde gerçekleştirildiğini ve 101 kişinin katledildiğini belirten Öztürk, “Yüzlerce arkadaşımız yaralandı ve sakat kaldı. Sadece ülkemiz değil, dünya tarihinin en acımasız, en vahşi katliamlarından biri olan 10 Ekim Ankara katliamının üzerinden iki buçuk yıl geçti. Buna rağmen katliamla ilgili açılan davada sorumluların tamamının yargılanması ve katliamın gerçek faillerinin yargı önüne çıkarılması konusunda somut bir ilerleme sağlanamamıştır. 12-13 Haziran tarihlerinde yargılamanın 9. duruşmasının gerçekleştirildiği davada, katliamın gerçekleşmesinde sorumluluğu olan kamu görevlilerini koruyan ve yargılamayı sadece tutuklu sanıklarla sınırlayan bir yargılama sürecinin yaşandığı görülmektedir” dedi.

    Açıklamada, şunlar hatırlatıldı:

    “Katliamla ilgili tüm istihbarat bilgileri emniyet birimlerine ulaşmış ve failler mahkeme kararları ile teknik ve fiziki takip altındayken katliam gerçekleştirmiştir. Dolayısıyla yaşanan bu vahşette sorumluluğu olanlar sadece yargılanan tutuklu sanıklar değildir. İlk duruşmadan bu yana 10 Ekim ailelerinin avukatlarının ısrarlı taleplerine rağmen, dosyaya kamu görevlileri maalesef eklenmemiştir. Ayrıca suçun kapsamı ve sonuçları dikkate alınarak “insanlığa karşı işlenen suç kapsamına” alınması gerekirken alınmamış, savcılık mütalaası sınırlı tutulmuştur. Gelinen bu noktada ise, mahkeme heyetinin yargılamayı bir an önce sonlandırma telaşını anlamak ve kabul etmek mümkün değildir.

    Savcının, tüm itirazlara rağmen 10 Ekim katliamı davasında esasa ilişkin mütalaa vermesi ve sadece tutuklu sanıklarla sınırlı bir yargılama yapılmak istenmesi, ailelerin ve davayı takip eden kurumların büyük tepkisini çekmiştir. Karar duruşması mahkeme heyeti tarafından salonun yetersiz olduğu gerekçesiyle Sincan Ceza İnfaz Kurumu’na alınmış, bir sonraki duruşmanın 31 Temmuz- 1-2 Ağustos 2018 tarihlerinde yapılmasına karar verilmiştir.”

    “DAVANIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Ülke tarihine kara bir leke olarak geçen 10 Ekim Katliamı’nda sadece sanıkların cezalandırılmasıyla sınırlı bir yargılama yapılıp dosyanın kapatılmasına izin vermeyeceklerinin belirtildiği açıklamada, davanın takipçisi olunacağının altı çizildi.

    Açıklamada ayrıca, Yunanistan’daki yangın faciasından duydukları üzüntü dile getirilerek, “Yunan halkının acılarını paylaşarak, her türlü destek ve dayanışma içinde, yaralarını sarmaya yardımcı olmaya çalışacağız. Yunan halkına ve emekçilerine üzüntülerimizi iletiyor, hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz” denildi.

    KORKMAZ TETİK’İN BABASI ERDOĞAN TETİK’TEN ÇAĞRI

    Basın toplantısında, 10 Ekim Katliamı’nda yaşamını yitiren Korkmaz Tetik’in babası Erdoğan Tetik de bir konuşma yaptı.

    Tetik, şunları dile getirdi:

    “Bilindiği gibi ülkenin dört bir yanında IŞİD’liler tarafından patlatılan bombada yüzlerce insanımızı kaybettik. Ama en son 5 Haziran’da Diyarbakır’da 20 Temmuz’da Suruç’ta ve 10 Ekimde Ankara’da patlatılan bombalar aslında sadece IŞİD’in tezgahladığı değil, bu işin içinde devletin de parmağının olduğu görüldü. Onlar, seçim kazanmaya yönelik halkı korku panik havasına büründürerek siyasi bir patlama yaptı.

    Biz de, emek barış demokrasi güçleri DİSK, TTB gibi yerlerin çağrısı ile 10 Ekim’de Ankara’da savaşa hayır barış hemen şimdi mitingine katıldık. Arka arkaya IŞİD tarafından patlatılan 2 bomba ile 103 canımızı kaybettik. 450’nin üzerinde de yaralı vardı ve birçoğu hala tedavi görmekte, psikolojileri bozulmuş durumda. Ama 3. yılın içindeyiz bin günü aşan bir süre oldu. Devlet veya adalet mekanizması bu davayı kapatmaya çalışıyor. 31 Temmuz ve 1-2 Ağustos’ta karar duruşması var. Bu karar duruşmasına biz aileler ve 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği olarak tüm insanları bize destek vermeye çağırıyoruz. Dün bizi çağıran kurumlar kuruluşlar partiler odalar sendikalara şimdi de biz barış davası için karar davası için Antalya halkını demokrasiden yana insan haklarından yana tüm halkımızı davet ediyoruz. 10 Ekimi unutmamalarını unutturmamalarını istiyoruz.”

    PİRHA/ANTALYA