PİRHA- İstanbul’un Kadıköy ilçesinde tutuklu gazeteciler için başlatılan eylem sürüyor. Mehmet Ayvalıtaş Parkı’nda toplanan yurttaşlar, yoğun yağışa rağmen alandan ayrılmayarak yürüyüşe geçti.
Gazetecilerin çağrısıyla bir araya gelen kalabalık, Moda’dan Kadıköy Rıhtım’a doğru yürüyüşünü sürdürüyor. Sık sık “Gazetecilere özgürlük” ve “Haber yapmak suç değildir” sloganları atılıyor.
Eylemde, tutuklu gazeteciler İsmail Arı, Alican Uludağ ve Merdan Yanardağ için destek mesajları öne çıkarken, katılımcılar basın özgürlüğüne yönelik baskıların son bulması çağrısında bulunuyor.
Organizatörler, yürüyüşün ardından Kadıköy Rıhtım’da bir basın açıklaması yapılacağını duyurdu. Açıklamada tutuklu gazetecilerin mesajlarının okunması ve son dönemde artan gözaltı ve tutuklamalara ilişkin değerlendirmelerin paylaşılması bekleniyor.
Öte yandan alandaki katılımın yürüyüş ilerledikçe arttığı, farklı basın örgütleri ve sivil toplum temsilcilerinin de korteje dahil olduğu bildiriliyor. Polis, parkın etrafını çevirerek, kitlenin yürüyüşüne izin vermiyor.
PİRHA- Ankara Bölge Mahkemesi, Mezopotamya Ajansı ve JinNews çalışanı yedi gazeteciye “örgüt üyeliği” iddiasıyla verilen 6 yıl 3 ay hapis cezalarını onadı. DİSK Basış-İş, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği, kararı “basın özgürlüğüne saldırı ve demokratikleşme sürecine darbe” olarak nitelendirdi.
Mezopotamya Haber Ajansı (MA) Eski Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, MA Ankara Büro Şefi Selman Güzelyüz, JinNews Haber Müdürü Öznur Değer, MA muhabirleri Emrullah Acar ve Zemo Ağsöz Yiğitsoy, gazeteciler Deniz Nazlım ve Hakan Yalçın hakkında verilen 6 yıl 3 ay hapis cezası Ankara Bölge Mahkemesi 22. Ceza Dairesi tarafından onandı.
Aynı dosyada yargılanan gazeteci Berivan Altan hakkında verilen ceza ise bozuldu.
Karara tepki gösteren Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), cezaların onanmasını “son dönemde basın özgürlüğüne dönük saldırıların yeni bir halkası” olarak değerlendirdi. DFG açıklamasında, “Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi, hiçbir somut delil olmadan yalnızca gazetecilik faaliyetlerinden dolayı meslektaşlarımıza ceza verirken, 22. Ceza Dairesi bu hukuksuzluğa çanak tutmuştur” denildi.
Dernek açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
“Cezaların onanması hem basın özgürlüğüne bir saldırıdır hem de Türkiye’de gündemde olan demokratikleşme iklimine bir darbedir. Sürecin ruhuna ters bu kararın AKP iktidarı tarafından izah edilmesine muhtaçtır.”
DFG, cezaların onanmasına rağmen mücadeleye devam edeceklerini vurguladı:
“Meslektaşlarımız tüm baskılara rağmen hakikati yazmayı sürdürüyor. Bu da ceza veren zihniyetin en büyük derdidir. Bu hukuksuz kararı kabul etmiyor, dosyayı bir üst mahkemeye taşıyarak mücadelemizi sürdüreceğiz.”
Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (DİSK Basın – İş) yaptığı açıklamada, kararın basın özgürlüğüne dönük bir saldırı olduğu ve kabul edilemez olduğu belirtilerek, “Bu karar, siyasallaşan yargının basın özgürlüğüne dönük saldırılarının bir yenisi olurken; ayın zamanda hakikate dönük saldırının da bir göstergesidir. Bu karar, özgür basın emekçilerinin, her koşulda yazmaya devam ederek açığa çıkardığı hakikatlere bir saldırıdır. Ülkemizde gazetecilik, siyasallaşan yargının sopası ile engellenmek isteniyor. Gazetecilere verilen bu cezaları da, basın özgürlüğüne dönük bu saldırıları da kabul etmiyoruz! Gazetecilere ve basının özgürlüğüne dönük her türlü baskı ve saldırının karşısında olmaya ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Özgür basın susturulamaz, gazetecilik yargılanamaz!” dedi.
“SİNDİRME OPERASYONUDUR”
Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) de yaptığı açıklamada, şu ifadeler yer aldı: “Hakikati açığa çıkaran gazeteciler cezalandırılıyor. Bu karar yargı eliyle yürütülen politik bir sindirme operasyonudur. Özgür basına yöneltilen bu saldırı; başta kadınlar olmak üzere gazetecilerin kalemini susturma ve hakikatin sesini bastırma çabasıdır. MKG olarak, tutuklu, yargılanan ya da ceza tehdidiyle susturulmak istenen tüm meslektaşlarımızın yanındayız. Hakikati yazmak suç değildir!”
PİRHA- Tutuklu gazetecilerin tahliyesi için çağrı yapan meslektaşları, “Gazeteciliği savunmak halkın demokrasi ve özgürlük mücadelesini savunmaktır. Biz devrimci-sosyalist basın emekçileri ve gazeteciler, gazetecilerin susturulmasına, sansürlenmesine, tutuklanmasına alışmayacağız” açıklamasında bulundu.
İstanbul’da 29 Nisan’da yapılan ev baskınlarında gözaltına alındıktan sonra tutuklanan Özgür Gelecek muhabiri Perihan Erkılınç ve Önsöz Dergisi Genel Yönetmeni Songül Yücel için açıklama yapıldı. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’de yapılan açıklamaya çok sayıda gazeteci örgütü ve sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.
Özgür Gelecek gazetesinden Yusuf Çelik, “Bu yıl 118 gazeteci gözaltına alındı, 26’sı tutuklandı. 30 gazeteci fiziksel saldırıya uğradı. 29 Nisan’da ev baskınları yapıldı. Özgür Gelecek muhabiri Perihan Erkılınç ve Önsöz Dergisi Genel Yönetmeni Songül Yücel tutuklandı. Tutuklanan gazeteciler yıllardır işçilerin, emekçilerin, Kürtlerin, kadınların, LGBTİQ+’ların sesi olan haberlere imza attı. Bu gazeteciler yalnızca haber yaptıkları için değil, kimlikleri ve mücadele ettikleri alanlar nedeniyle de hedef alınıyor” diye belirtti. Çelik, halkın haber alma hakkını savunmaktan vazgeçmeyeceklerini vurguladı.
“GAZETECİLERİN TUTUKLANMASINA ALIŞMAYACAĞIZ”
Son olarak gazeteciler Elif Akgül ve Yıldız Tar, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) soruşturması kapsamında tutuklandığını hatırlatan Çelik, “Her iki isim de yıllardır kadınların ve LGBTİ+’ların sesi olan, hak Çelik, “Biz gerçeğin, ezilenlerin peşinden giden her gazeteciyi, baskı altına alınmak istenen her yayını savunuyoruz. Özgür basını savunmak, halkın sesini savunmaktır. Gazeteciliği savunmak halkın demokrasi ve özgürlük mücadelesini savunmaktır. Biz devrimci-sosyalist basın emekçileri ve gazeteciler, gazetecilerin susturulmasına, sansürlenmesine, tutuklanmasına alışmayacağız. Gerçeği ve halkın haber alma hakkını savunmayı da, haber yazmayı da, devrimci tutsaklarla dayanışmamızı da bırakmayacağız” diye belirtti.
“TÜM GAZETECİLERİN YAYINDAYIZ”
Önsöz Dergisi Yayın Kurulu üyesi Sena Şat, “1 Mayıs öncesi yapılan operasyonlar bir gözdağı vermek içindir. Bunu çeşitli kılıflarla örtmeye çalıştılar, ‘örgüt üyeliği’ dediler” diye kaydetti.
Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Esra Solin Dal, gazetecilerin tehdit altında yaşadığına işaret ederek, “İktidarın politikalarını eleştiren her haber suç sayılıyor, muhalif medyanın sesi kısılmaya çalışılıyor. Ne yazık ki bu Türkiye’de sistematik devlet politikası haline geldi. Gazeteciler susturulamaz. Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği olarak erkek egemen medyaya ve devlet baskısına karşı mesleğini sürdürdüğü için hedef alınan, cezalandırılan, susturulmaya çalışılan tüm gazetecilerin yanında olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz. Çünkü bu mücadele sadece basın özgürlüğü için değil, halkın doğru bilgiye ulaşma hakkı için de yürütülmektedir” diye konuştu.
“GAZETECİLER SERBEST BIRAKILSIN”
Yeni Demokrat Kadın üyesi Nurgül Uci ise, gazetecilerin gözaltına alınmasıyla 1 Mayıs’ın kriminalize edilmek istendiğini söyledi. Nurgül Uci, “Kadın gazetecilerin alınması demek bilinçlidir. Çünkü kadınların, LGBTQ+’ların sesini her alana taşıyanlardır. Bu devletin bir politikasıdır. Devlet, kadın mücadelesi üzerinden sokakları, alanları, çalışmaları kriminalize etmek istiyor. Hem basın hem kadın mücadelesinin neferi olarak bıraktıkları yerden devam edeceğiz. Gazeteciler derhal serbest bırakılsın” ifadelerini kullandı.
PİRHA-Van Büyükşehir Belediyesi’ne İçişleri Bakanlığı kararıyla kentin valisi Ozan Balcı kayyım olarak atandı. DEM Parti, Van Büyükşehir Belediyesi’ne baskın düzenlenmesini ve seçilmiş Belediye Eşbaşkanı Abdullah Zeydan’ın görevden alınmasını tepki göstererek, “Bu bir darbedir! Bu hukuksuzluğa boyun eğmeyeceğiz. Van halkının iradesini gasp etmeye çalışan kayyımcı zihniyete karşı duracağız! Belediyeler darbecilerin değil halkındır!” dedi.
Van Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Abdullah Zeydan’a verilen hapis cezası gerekçesiyle bu sabah saatlerinde polisler biber gazlarıyla belediye binasına baskın düzenledi.
Van Büyükşehir Belediyesi’ne baskın düzenleyen polisler siyasetçi ve avukatın aralarında olduğu 100’ü aşkın kişiyi gözaltına aldı.
Haber takibi yapan JINNEWS muhabiri Rabia Önver, Mezopotamya Ajansı (MA) muhabirleri Bilal Babat ve Mehmet Güleş, gazeteciler Medine Mamedoğlu ile Behçet Bayhan da gözaltına alındı. Gazeteciler polis şiddetine maruz kaldı. DFG ve MKG, yaptığı açıklamda, Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım ataması sırasında gözaltına alınan 6 gazetecinin serbest bırakılması için çağrıda bulundu.
Van Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Abdullah Zeydan, görevden uzaklaştırıldığına dair kendisine imzalatılmak istenen tebligatı imzalamadı.
İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Abdullah Zeydan’ın uzaklaştırıldığını ve yerine kayyım olarak Vali Ozan Balcı’nın atandığını duyurdu.
DEM Parti, Van Büyükşehir Belediyesi’ne baskın düzenlenmesini ve seçilmiş Belediye Eşbaşkanı Abdullah Zeydan’ın görevden alınmasını tepki göstererek, “Bu bir darbedir! Van Büyükşehir Belediyemize yapılan gece yarısı kayyım darbesi, halkın iradesine vurulmuş bir darbedir. Belediye binamızın basılması, halka gaz bombaları ve plastik mermilerle saldırılması, çocukların, yaşlıların darp edilip gözaltına alınmasını lanetliyoruz! Bu hukuksuzluğa boyun eğmeyeceğiz. Van halkının iradesini gasp etmeye çalışan kayyımcı zihniyete karşı duracağız! Belediyeler darbecilerin değil halkındır!” dedi.
“NE KADAR ZULMETSENİZ DE, BU SON ALENİDİR”
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki gösterdi. Günaydın, “Bu öncelikle Van halkının iradesinin gaspıdır. Belirtmeliyiz ki, Cumhur İttifakı’nın tutumu sürpriz değil. Önemli olan, demokrasi güçlerinin ve muhalefetin ortak tutumu ve yol haritası” dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu da sanal medya hesabından Wan Belediyesi’ne kayyım atanmasına dair açıklama yaptı.
İmamoğlu’nun açıklaması şöyle:
“Seçimlerden önce ‘kanunda gösterilen şartlara uygun’ olanların, her nedense seçildikten sonra çeşitli yargı kararları ve suçlamalarla görevden alınması ya da tutuklanması, demokrasi ile bağdaşmamaktadır. Son olarak Van Büyükşehir Belediyesi’ne de kayyım atanmıştır. Kürt kökenli vatandaşlarımızın seçme hakkına ve iradesine yönelik bu kötü uygulamalar ile MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin başlattığı çözüm odaklı süreçleri aynı anda değerlendirmek zorlaşmıştır. Birbiri ile çelişen bu politikalar milletimizin aklını karıştırmakta, ülke yönetiminde ikilik mi var algısı yaratmaktadı.
Son seçimleri iktidar partisinin kaybetmesiyle meydana gelen öfke patlaması; muhalefetten, iş dünyasından, STK’lardan, sanatçılardan, işçilerden, emeklilerden, gençlerden, kadınlardan, asgari ücretlilerden hesap sormaktadır. Bir avuç insan 86 milyon vatansever yurttaşımıza hesap sormaktadır. Millet hesap vermez, hesap sorar. Makamlar kimsenin tapulu malı değildir. Kendini ülkenin sahibi, milleti de kiracı zannedenler artık kaybetmiştir. Ne kadar zulmetseniz de, bu son alenidir.”
PİRHA – Gazeteci Suat Toktaş tutuklandı, Barış Pehlivan ve Kürşad Oğuz ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun adını açıkladığı bilirkişiyle yaptığı görüşmeyi yayınladığı gerekçesiyle gözaltına alınan Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş, Halk TV Programlar Müdürü Kürşad Oğuz ve Halk TV programcısı Barış Pehlivan, savcılık ifadelerinin ardından tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.
Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş tutuklanırken, Barış Pehlivan ve Kürşad Oğuz adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Aynı soruşturma kapsamında gözaltına alınan Seda Selek ve Serhan Asker adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
PİRHA- Barış Pehlivan, Serhan Asker ve Seda Selek’in gözaltına alınmasının ‘halkı sindirmenin bir parçası’ olduğunu belirten Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, “Bir yanda otellerde insanlar yanarak can verirken, 6 Şubat depreminin yaraları hâlâ sarılmazken, maden kazaları, diğer yanda halk yoksullukla mücadele ederken gazetecilerin ve muhaliflerin hedef alınması, adaletin ve hukukun tamamen işlevsiz hale geldiğini göstermektedir” açıklamasında bulundu.
Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), gazeteciler Barış Pehlivan, Serhan Asker ve Seda Selek’in gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Açıklamada ayrıca devam eden kayyım atamaları, Gezi protestolarına yönelik yeniden tutuklamaların da halkın iradesini ve sesini susturma girişimi olduğu vurgulandı.”
“HALKI SİNDİRME VE SUSTURMANIN BİR PARÇASI”
Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu‘nun açıklamasında, “Gazeteci Barış Pehlivan, Halk TV binası önünde gözaltına alındı. Ardından Serhan Asker ve Seda Selek’in de gözaltına alındığı öğrenildi. Bu gözaltılar, halkı sindirme ve susturma çabasının bir parçasıdır. Bir yanda otellerde insanlar yanarak can verirken, 6 Şubat depreminin yaraları hâlâ sarılmazken, maden kazaları, diğer yanda halk yoksullukla mücadele ederken gazetecilerin ve muhaliflerin hedef alınması, adaletin ve hukukun tamamen işlevsiz hale geldiğini göstermektedir. Ayrıca Gezi Direnişi’nin üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen hâlâ tutuklamalar yaşanıyor, belediyelere kayyım atanıyor, toplum ise korku iklimi içinde yaşamaya zorlanıyorken, bu karanlık tablo, halkın iradesini ve sesini susturma girişimidir” denildi.
“SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ GÜÇLÜ BİRLİKTELİKTEN GEÇER”
Toplumun tüm dinamiklerinin bir arada dayanışma zemini oluşturmasının gerektiğine vurgu yapılan açıklamanın devamında, “Ancak hiçbir güç, halkın dayanışma ve mücadele gücünden üstün değildir. Bu sorunların çözümü, güçlü bir birliktelikten geçmektedir. Toplumun tüm dinamikleri, siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, barolar, meslek örgütleri, kadın ve LGBTI+ örgütleri, inanç kurumları, bir araya gelerek ortak bir dayanışma zemini oluşturmalıdır. Eşitlik, adalet ve demokrasi için hep birlikte mücadele ederek, bu korku iklimini dağıtabilir ve ülkemizi daha özgür, daha adil bir geleceğe taşıyabiliriz. Şimdi, kitlesel dayanışmayı ve umudu büyütme zamanıdır!” ifadeleri kullanıldı.
PİRHA-Gazeteci Barış Pehlivan, Serhan Asker ve program sunucusu Seda Selek “bilirkişi” soruşturması kapsamında gözaltına alındı.
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun işaret ettiği bilirkişiyle yaptıkları telefon görüşmesini “izinsiz olarak kayda alarak paylaştıkları” suçlamasıyla hakkında soruşturma başlatılan Gazeteci Barış Pehlivan, yayına çıkmak üzere geldiği Halk TV’de polis tarafından gözaltına alındı.
Pehlivan’dan sonra “bilirkişi” soruşturmasında Halk TV Sorumlu Müdürü Serhan Asker’in de Ankara’da gözaltına alındığı belirtildi. Halk TV haber sunucusu Seda Selek de aynı soruşturma kapsamında gözaltına alındı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Türkiye Basın Yayın ve Matbaa Çalışanları Sendikası (DİSK Basın-İş), Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, gazeteci Barış Pehlivan, Serhan Asker ve Seda Selek’in gözaltına alınmasına sanal medya hesaplarından tepki gösterdi.
PSAKD: GÖZALTILARI ŞİDDETLE KINIYORUZ
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, yaptığı paylaşımda şu ifadelere yer verdi, “Halkın haber alma özgürlüğünü kısıtlayan gözaltıları şiddetle kınıyoruz. Barış Pehlivan, Seda Selek ve Serhan Asker’in sadece habercilik yaptıkları için gözaltına alınmaları skandal bir karardır. Basını ve gazetecileri susturmak için iktidarın istibdat dönemi uygulamalarına bir son vermesini istiyoruz. Halk TV ve program yapımcısı gazetecilerle dayanışma duygularımızı paylaşıyoruz. Özgürlük elbet dolaşacaktır elini kolunu sallayarak memleketimde.”
Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), sanal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Halkın haber alma hakkını engelleme çabasını ve basın özgürlüğüne vurulan bu darbeyi reddediyoruz. Gazeteci Barış Pehlivan, Serhan Asker ve Seda Selek bir an evvel serbest bırakılmalıdır” denildi.
DİSK BASIN İŞ: BİRLİKTE MÜCADELE EDELİM
Türkiye Basın Yayın ve Matbaa Çalışanları Sendikası (DİSK Basın-İş), gazetecilerin gözaltına alınmasına tepki göstererek, “Üyemiz Fırat Fıstık ve Gazeteci Şirin Payzın hakkında gazetecilik faaliyetleri gerekçe gösterilerek soruşturma başlatıldı. Akabinde bugün gazeteciler Serhan Asker, Barış Terkoğlu ve Seda Selek gözaltına alındı. Bu yaşananlar ve meslektaşlarımıza yaşatılanlar bir sivil darbenin işaretleridir. Toplumun her kesiminin üzerine çökmeye çalışan bu karanlığı dayanışmayla aşabiliriz. Çağrımızdır; birlikte mücadele edelim ve haber alma hakkımıza sahip çıkalım.”
DEM PARTİ EŞ GENEL BAŞKANLARI: GAZETECİLERİN YERİ GÖZALTI MERKEZLERİ DEĞİL
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Halk TV Sorumlu Müdürü Serhan Asker’in, gazeteci Barış Pehlivan’ın ve Halk TV sunucusu Seda Selek’in gözaltına alınması kabul edilemez! Hakikati açığa çıkarmak gazetecilerin birincil sorumluluğudur. Gazetecilik faaliyetinden suç unsuru yaratmaya çalışmak halkın haber alma hakkına saldırıdır. Serhan Asker, Barış Pehlivan ve Seda Selek derhal serbest bırakılmalıdır” ifadelerini paylaştı.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise, sanal medya hesabında şu mesajı paylaştı: “Gazeteci Barış Pehlivan, Serhan Asker ve Seda Selek’in gözaltına alınması, Türkiye’de hukuki güvencenin ortadan kalktığını göstermektedir. Eleştirmek ve hakikatleri açığa çıkarmak gazetecilerin kamusal sorumluluğudur. Bu sorumluluklarını yerine getirmeye çalışırken gözaltına alınmaları ise hukuksuzluktur. Türkiye’de süreklileşen hukuksuzluklara son verilmelidir. Barış Pehlivan, Serhan Asker ve Seda Selek derhal serbest bırakılmalıdır. Gazetecilerin yeri gözaltı merkezleri veya cezaevleri değil; gazeteler, televizyonlar ve sosyal medya platformlarıdır.”
PİRHA-Dicle Fırat Gazeteciler Derneği ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği, geçen hafta SİHA saldırısında öldürülen 2 gazeteci için eylem yaptıkları için tutuklanan gazetecilerin serbest bırakılması için basın açıklaması yaptı. SİHA saldırısıyla gazetecilerin hedef alınmasının suç olduğu ifade edilen açıklamada, “Gazeteciliğin onurunu her koşulda savunacağız! Gazeteci arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır! Yaşasın Özgür Basın!” denildi.
Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG), SİHA saldırısıyla katledilen gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin için 21 Aralık’ta İstanbul’da yapılan eylemde gözaltına alınıp tutuklanan 7’si gazeteci 9 kişinin serbest bırakılması talebiyle İHD İstanbul Şubesi’nde basın açıklaması yaptı.
Açıklamaya, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, DEM Parti Milletvekili Çiçek Otlu, DEM Parti MYK üyeleri Musa Piroğlu, Ender İmrek’in yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
Basın açıklamasını Yeni Yaşam Gazetesi Muhabiri Ezgi Çadırcı okudu.
“SİHA SALDIRISIYLA 5 GAZETECİ YAŞAMINI YİTİRDİ”
Ezgi Çadırcı, “Türkiye’ye ait SİHA ile yapılan saldırıda gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin yaşamını yitirdiğini söyleyerek “Bu Türkiye’nin SİHA ile gazetecileri hedef aldığı son saldırı değil” dedi. Ezgi Çadırcı, son 5 ayda Ezidi gazeteci Murad Mirza İbrahim’in Şengal’de, gazeteciler Gülistan Tara ve Hero Bahadîn’in Süleymaniye’de SİHA saldırısına uğraması ile birlikte yaşamını yitiren gazeteci sayısının da 5’e yükseldiğine dikkat çekti.
“BU ÜLKEDE GAZETECİ OLMAK MAFYA BARONU OLMAKTAN DAHA TEHLİKELİ!”
Türkiye’deki gazetecilerin gözaltı, hapis, darp, engellenme gibi sayısız hak ihlali ile boğuşurken, komşu ülkelerin topraklarında ise suikastlere uğradığını da ifade eden Ezgi Çadırcı, sözlerine şöyle devam etti:
“Gazetecilik mesleği giderek en tehlikeli meslekler arasına girerken, mafya baronları, uyuşturucu tacirleri, kadın tacizcileri, çocuk istismarcıları, yolsuzluk yapanlar güven içinde hareket ediyor ve yaşıyor. Bugün bu ülkede gazeteci olmak, mafya baronu olmaktan daha tehlikeli!”
“ARKADAŞLARIMIZ İŞKENCEYLE GÖZALTINA ALINDI”
Gazetecilerin katledilmesinin savaş suçu olduğunu ifade eden Ezgi Çadırcı, “Çatışma bölgelerinde hayatlarını korumakla mükellef olduğu gazetecileri hedef aldığı yetmemiş gibi gazetecilerin katledilmesini protesto eden gazetecileri de hedef almaktadır. İstanbul’da anayasal bir hak olan basın açıklamasına katılmak isteyen gazeteci arkadaşlarımız, tüm yasalar çiğnenerek, anayasa ayaklar altına alınarak işkence ile gözaltına alınmıştır. Gazeteci arkadaşlarımız Gülistan Dursun, Pınar Gayıp, Serpil Ünal, Hayri Tunç, Enes Sezgin, Osman Akın, Can Papila ile yurttaşlar Hacı Ugis ve İmam Senol tutuklanmıştır” diye konuştu.
“İŞİD’LİLER TAHLİYE EDİLDİ”
Bununla yetinmeyen iktidar, gazetecilerin katledilmesine tepki gösteren bir paylaşım yapan gazeteci Seyhan Avşar, olayı haberleştiren T24, hukuku hatırlatan İstanbul Barosu’na da soruşturma açmıştır. Yetmemiş Gazeteci Özlem Gürses hakkında da Suriye’deki gelişmelere dair söylediği sözler yüzünden ev hapsi verdi. Gazetecilere yönelik dört koldan bir saldırı başlatılırken eşzamanlı olarak katliama karışmış DAİŞ üyeleri sokağa salınmaktadır. Önce Atatürk Havaalanı’na saldırıp 45 kişinin katledildiği saldırıya ilişkin davada 6 DAİŞ’li tahliye edildi. Ardından DAİŞ’e finansman sağlayan 18 DAİŞ üyesi tahliye edildi.
“GAZETECİLİĞİN ONURUNU HER KOŞULDA SAVUNACAĞIZ!”
İŞİD sanıklarının tahliye edilmesine tepki gösteren Ezgi Çadırcı, “Biz biliyoruz ki burada hedef alınan hakikattir! Çünkü son dönemde Kuzey-Doğu Suriye’de olan bitenlere dair kamuoyunun dönüp baktığı temel kaynaklardan başında Nazım Daştan ve Cihan Bilgin geliyordu. Ve tam da bu yüzden hedef oldular. Çünkü gerçeğin gücü daima egemenleri, iktidarları korkutur. Çünkü halkın gerçeğin gücünü keşfetmesi her baskıcı iktidarın kabusudur. İşte gazeteciler bu keşfin aracılarıdır ve o yüzden hedeftir. Ancak asla vazgeçmeyeceğiz, asla! Gazeteciliğin onurunu her koşulda savunacağız! Gazeteci arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır! Yaşasın Özgür Basın” ifadelerini kullandı.
“HABERİNİ YAPTIĞIMIZ İŞKENCELERİN ON KATINI YAŞADIK”
Tutuklanan gazeteciler adına söz alan Yeni Yaşam Gazetesi Editörü Mahsun Sağlam, bu tutuklamaların yüzyılın bir özeti olarak belirtmek gerektiğini ifade ederek, “Türkiye’nin benzer tekrarlara girerek halklara zulüm baskı işkence yaşatmak istediği açık. Kim gazeteci? Bunu iktidar mı belirliyor. Gazetecilik AKP-MHP iktidarı tarafından kriminalize edilen bir meslek. Gazeteci HTŞ ile röportaj yapanlar mı? Bizim alnımız, sözümüz, hakikatimiz ortada. Kendi köyümüzün yanında, dağın ardında yaşananları kendi köyümüze anlatıyoruz. Son eylemimizde savaş alanında hakikati yazan arkadaşlarımızı kaybettiğimiz için protesto eylemi gerçekleştirmek istedik. Haberini yaptığımız işkencelerin on katını yaşadık” diye belirtti.
“TÜM HUKUKİ YOLLARA BAŞVURACAĞIZ”
Ardından ÖHD üyesi Esra Kılıç söz aldı. Aynı eylemde iki üyelerinin de gözaltına alındığına dikkat çeken Esra Kılıç, “Bununla beraber gözaltı sürecinde; ters kelepçe, işkence, hakaret eylemleri olduğunu gördük. Tutuklanan müvekkillerimiz de çıplak arama ve işkenceye maruz bırakıldı. Bu cuma günü suç duyurusunda bulunacağız. Gazetecilerin karşı karşıya kaldıklarına karşı tüm hukuki yollara başvuracağız” dedi.
“ADALET MÜCADELESİNE VURULMUŞ AĞIR BİR DARBE”
İktidarın muhalefete yönelik bir ‘kıyım’ politikası yürüttüğünü vurgulayan İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Hakim politikanın karşısında duranlar yargı baskısı, işkence, öldürülmekle karşı karşıya kalıyor. Akıl dışı diye tariflediğimiz gerekçelerle insanlar gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. Türkiye kendi yasalarını ihlal ediyor. İşkence yasağı ihlal ediliyor ve mağdur edilenler tutuklanarak işkence gizlenmeye çalışılıyor. Halkın haber alma, halkın tarihin hafızası, adalet mücadelesinin olmazsa olması bu faaliyetlerin cezalandırılması hepimizin adalet mücadelesine vurulmuş ağır bir darbe” ifadelerini kullandı.
Özgür basın şehitlerini anarak sözlerine başlayan DEM Parti Milletvekili Çiçek Otlu da şunları kaydetti:
“Katledilen arkadaşların hikayesine baktığımızda hapishane, Kürdistan’da sömürgeci polislere karşı çıkmayı görüyoruz. Nazım’ı nereden tanırsınız? 19 Aralık’ta Taybet Ana katledildiğinde, cenazesi sokakta bırakıldığında, bu hakikati Nazım tüm halka duyurmuştu, oradaki özgürlük umudunu bize iletmişti. Nazım ve Cihan bu hakikati Rojava’da tüm dünya halkalarına duyurmak için haberlerini yapıyorlardı. Atılım Gazetesi’nde çalışmış olan Bayram Namaz ‘Bu mücadele bedel kapılarından geçilerek yürütülüyor’ demişti. Özgür basının bütün haberleri bedel kapılarından geçerek özgürlük kapılarını açacaktır” dedi.
“ÜLKE ABLUKA ALTINA ALINMAYA ÇALIŞILIYOR”
Nazım ve Cihan katledildikten sonra yapılan tüm eylemlere saldırıldığını belirten DEM Parti MYK üyeleri Musa Piroğlu, “Gazeteciler tutuklanıyor, baroya soruşturma açılıyor. Bir bütün ülke abluka altına alınmaya çalışıyor. Halka sefalet, yoksulluk, çürüme dışında bir şey sunmayan iktidar kendini kalıcı haline getirmeye çalışıyor. Özgür basını susturmak istiyorlar, susturamayacaklar. Çünkü onlar katledilen kadınların, yoksulların, işçilerin sesi” ifadelerini kullandı.
“HAKİKATİN SESİNİ BOĞMAK İSTEDİLER”
Cihan ve Nazım’ın hakikatin sesi olduğunu söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Hakikatin sesini boğmak istediler. Kalemleri yere düşmezken bizlerin de canlara mücadelelerinde ortak ve destek olması gerekiyor. Herkesi terörist ilan eden bir devlet yapısıyla karşı karşıyayız” sözlerini kullandı
Burada bulunan tüm gazetecilerle sokaktan tanışıyoruz. Tutuklanan ve burada bulunan gazetecilerin hepsiyle sokaktan tanıştıklarını ifade eden SGDF Eş Başkanı Berfin Polat, “Bizler de işkenceye maruz kaldığımızda onlar da bunu yansıtmak için orada oluyordu. Onlar birer eylemciydi, bizim bu mücadelede omuz omuza yürüdüğümüz yoldaşlar kendileri. Devletin her türden saldırısıyla karşı karşıyayız. 2 Aralık’ta da yoldaşlarımız Rojava’yı savunduğu için tutuklandılar. Hemen ardından Cihan ve Nazım’ı andıkları, onların sesini sokaklara taşıdıkları için tutuklandılar” diye konuştu.
Konuşmaların ardından eylem, “Özgür basın susturulamaz” sloganlarıyla son buldu.
PİRHA – DEM Parti’nin, gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in katledilmesinin araştırılması istemiyle Meclis’e verdiği önerge MHP, AKP ve İYİ Parti’nin oyları ile reddedildi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis İdari Amiri ve Mardin Milletvekili Saliha Aydeniz, gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in Türkiye’nin SİHA saldırısında Kuzey ve Doğu Suriye’de katledilmesinin araştırılması talebiyle verdikleri araştırma önergesi kapsamında konuştu.
Saliha Aydeniz, her iki gazetecinin gerçeklerin çarpıtılmasını ve özel savaş politikalarını teşhir ettiğini ve hakikati dile getirdiklerini söyledi. Saliha Aydeniz, “Hakikatin sesiydi onlar; tam da bu yüzden hedef alındılar. Gazetecileri katletmek bir devlet geleneği; Ape Musa’dan Özgür Ülke’nin bombalanmasına, 1990’lı yıllardan bugüne değişen hiçbir şey yok” dedi.
“GAZETECİLERİN HEDEF ALINMASI SAVAŞ SUÇUDUR”
Gazetecilerin hedef alındığını anımsatan Saliha Aydeniz, “Beş yılda federe Kürdistan’da ve Kuzeydoğu Suriye’de 13 gazeteci katledildi, 7 gazeteci yaralandı. Çatışma bölgelerinde faaliyet yürüten gazetecilerin çalışma ve yaşam hakları Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler aracılığıyla güvence altına alınmış olmasına rağmen gazeteciler hedef alınıyor. Bu, açıkça bir savaş suçudur” diye kaydetti.
“GAZETECİLER NEDEN KATLEDİLDİ?”
Saliha Aydeniz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu gazeteciler neden katledildi? Nagihan, jineoloji çalışmalarıyla kadınların özgürlüğünün yolunu çizdiği için mi? Nazım Daştan, cenazesi yedi gün sokak ortasında kalan Taybet ananın yaşadıklarını kamuoyuna taşıdığı için mi? Peki ya Cihan, Ortadoğu’nun geleceği için büyük bir anlam taşıyan kadın devrimini kalemiyle bütün dünyaya anlattığı için mi? Gazetecileri koruyan komite, aracının üstünde büyük harflerle ‘basın’ yazılmış olmasına rağmen bombalandığını açıkladı. Ne kadar tanıdık değil mi? İşte önümüzde 28 Aralık var, Roboski yıl dönümü. O zamanın yalanlarını bugün de söyleyecek misiniz yoksa suçlarınızla, ayıbınızla bu sefer yüzleşecek misiniz? Zihniyet, Kemal Korkut’u katleden değil, belgeleyeni tutuklayan, haber takibindeki gazetecinin başına silah dayayan, Hakkâri’deki fuhuş çetesini haber yapan gazeteciyi gözaltına alan Ape Musa’yı sokak ortasında katleden zihniyettir.
HAKİKATTEN KORKUYORLAR
Şunu iyi bilin, demokratik görünmeye çalıştığınız dış dünya yaşananları çok net görüyor ve bu onların iştahını kabartıyor. Bir yanda hakikati savundukları için canlarıyla bedel ödeyenler, diğer tarafta ısrarla çözümsüz bırakılan hakikatlerle ilgili söz söyledikleri için terörist ilan edilenler. İşte Merdan Yanardağ, Seyhan Avşar, Özlem Gürses, Can Dündar ve daha birçok kişinin yaşadıkları, siyasi iktidarın hakikatinden ne kadar korktuklarını gözler önüne seriyor.
POLİS, ÖZNUR DEĞER’İ SÖZLÜ TACİZ ETTİ
Özgür basın emekçileri gerçeği dile getirdikleri için hedefte; Metin Göktepe’den Cihan Bilgin’e, Nazım Babaoğlu’ndan Gülistan Tara’ya hakikati savunanların sesi ya öldürülüyor ya da susturulmak isteniliyor. Öznur Değer, arkadaşı Cihan Bilgin’in taziyesinde kolluk tarafından sözlü taciz edildi; oradaydık, bunun tanığıyız. Kitleyi çeken kolluğun kameralarından da gayet açık görülecek ki sözlü tacizin üstünü örtmek ve çarpıtmak için hızlı bir şekilde gazeteci hakkında soruşturma başlatıldı. Buradan, bu kürsüden halk adına soruyoruz: Peki bunu yapan kolluk adına da soruşturma başlattınız mı? Tabii ki hayır. Yargı ve hukukun iktidarın siyasi çıkarı uğruna bir araç olarak kullanıldığı çok açık ortada.
UTANÇ TABLOSU
Katledilen arkadaşlarını andıkları için 7 gazeteci daha tutuklandı, kadınlar çıplak aramaya maruz kaldılar. 48 gazeteci bu ülkede tutuklu. Türkiye, Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 158’inci sırada. Bu, tam bir utanç tablosudur. Zamanında gazetecilik kısmen de olsa objektifti, Mehmet Ali Birand sayın Abdullah Öcalan’la yaptığı röportajla tarafsızlığı için takdir edilmişti çünkü görevi asıl olanları olduğu gibi yansıtmaktı ama bugün Nevşin Mengü Salih Müslim’le yaptığı söyleşi için gözaltına alınıyor.
KALEMLERİ HİÇ YERE DÜŞMEDİ
Unutulmamalıdır ki geçmişten bugüne hakikati karanlıkta bırakmak isteyenlere karşı hakikatin kalemi, kamerası, mikrofonu hiç yere düşmedi, düşmeyecek. Bu topraklarda kimse sansürden, baskıdan, bombalardan artakalan bir hayatı tesadüfen yaşamak zorunda kalmamalıdır. Hepimiz hakikati konuşmanın, yazmanın, göstermenin bedel gerektirmediği bir dünyada yaşama hakkına sahibiz. Tam da bu sebeple gazetecilerin ölümleri aydınlatılmalı, sorumlular en ağır cezaya çarptırılmalıdır.”
“TERÖRİST OLARAK YAFTALAMAKTAN VAZGEÇİN”
Söz alan CHP Ankara Milletvekili Okan Konuralp, kürsüde Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin gazetecilere ilişkin açıklamasını okudu. Gazetecilerin Türkiye’de yaşadığı sorunlara işaret eden Konuralp, Daştan ve Bilgin’in katledilmesini protesto eden gazetecilerin tutuklanmasına da dikkat çekti. Konuralp, “İktidar, gazetecileri hedef alan söylemlerini sorgulamalı. Tehditlerinden ve baskılardan vazgeçilmelidirler. Bu baskı ve saldırıların hedefi görünürde gazeteciler olsa da özünde ülke demokrasisidir. İfade özgürlüğü, eleştiri hakkı ve haber yapma özgürlüğü hiçbir baskıya boyun eğmez. Susturulan her gazeteci, karartılan her gerçek halkın bilgiye erişim hakkının gasp edilmesi demektir. Halkın haber alma hakkını savunan gazeteciler her türlü tehdide rağmen kalemlerini bırakmadı, bırakmayacak’ ” dedi.
Konuralp, “Hoşunuza gitmeyen haberleri yazan, yorumlayan, dile getiren gazetecileri kriminalize etmekten, terörist olarak yaftalamaktan vazgeçin” dedi.
İYİ Parti adına söz alan Ankara Milletvekili Kürşad Zorlu, önergeyi desteklemediklerini ifade etti.
AKP, TÜRKİYE’NİN YAPMADIĞINI SAVUNDU
Söz alan AKP Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman, Daştan ile Bilgin’in bir gazeteciler cemiyetine üye olup olmadığını sorguladı. Yayman, “Türkiye’den nasıl yurt dışına çıkmışlar? Karakozak’ta, Münbiç’te ne yapıyorlar? Türkiye Cumhuriyeti yapmış gibi bir algı operasyonu var; asla bunu kabul etmiyoruz. Çıkın, açıkça bunu kim yapmışsa söyleyin. Gazeteciler Cemiyeti niye buna sahip çıkmıyor, Gazeteciler Cemiyeti bu konuyla ilgili niye açıklama yapmıyor?” diyerek, katliamı savundu.
Bu sırada DEM Partililer, “Önergeye onay verin, kimin yaptığını ortaya çıkaralım” diyerek, tepki gösterdi.
Tartışmaların ardından oylamaya sunulan önerge, AKP, MHP ve İYİ Parti oyları ile reddedildi.
PİRHA- DAD Genel Merkezi, katledilen gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’e dair yapılan açıklamaya katıldığı için tutuklanan genel merkez yöneticileri İmam Şenol ve gazetecilerin serbest bırakılması çağrısında bulundu.
Kuzey Doğu Suriye’de katledilen gazeteciler Cihan Bilgin ve Nazım Daştan için Beyoğlu’nda bulunan Şişhane Meydanı’nda yapılan açıklamaya katıldıkları gerekçesiyle tutuklanan gazeteciler ve genel merkez yöneticileri İmam Şenol’a dair açıklama yapan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, özgür basın geleneği ile dayanışma göstermek insanlık onuru olduğunu vurguladı.
Tutuklamaların hukuki olmadığını belirten DAD Genel Merkezi, genel merkez yöneticileri İmam Şenol ve gazetecilerin serbest bırakılması çağrısında bulundu.
“BÜYÜK İNSANLIĞIN VİCDANI BU DURUMU KABUL ETMEYECEKTİR”
DAD Genel Merkezi tarafından yapılan açıklama şöyle:
“Suriye’de uluslararası bir konsept sonucu tasarlandığı anlaşılan adının ‘rejim değişikliği’ olarak konulduğu kaotik bir süreç yaşanmakta. Küresel ve bölgesel güçler, bir anda iktidara taşınan IŞİD-Kaide artığı cihatçı-selefi örgütler eliyle, kendi hesaplarını halkların ve inançların geleceği üzerinde yürürlüğe koymak istemekte. Kuşku yok ki Aleviler, Kürtler ve Hristiyan halklar bu sürecin risklerini en derinden hisseden toplumların başında gelmekte.
Bu kaos içerisinde Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi topraklarına yönelik gelişen saldırıları ellerinde ki kamera ve dillerinde ki hakikat kelamı ile dünya kamuoyuna duyurma gayretinde olan Nazım Daştan ve Cihan Bilgin isimli iki Kürt gazeteci katledildi.
Evrensel hukukun gazetecilerin savaş bölgelerinde hedef alınmasını savaş suçu olarak nitelendirdiği bilinmektedir. Şüphesiz ‘büyük insanlığın’ vicdanı da bu durumu kabul etmeyecektir.
Bu vicdana sahip gazeteciler ve demokrasi mücadelesi veren insanlar birçok yerde anma törenleri ve protesto açıklamaları düzenledi. Bu açıklamalardan biri de İstanbul Şişhane’de yapılmak istenirken çoğunluğu yine gazeteci olmakla beraber toplam 59 kişi gözaltına alındı. İfade verme işlemleri sonucu 9 kişi tutuklandı. Tutuklananlar arasında genel merkez yöneticimiz İmam Şenol’la birlikte 6 gazeteci ve iki siyasetçi de bulunmakta.
Bu tutuklamaların asla hukuki olmadığını açıklamamız aracılığıyla dile getiriyoruz. Özgür basın geleneği ile dayanışma göstermek insanlık onurudur. İnsanlık onuru yargılanamaz. Genel merkez yöneticimiz İmam Şenol ve tutuklanan diğer 8 kişi derhal serbest bırakılmalıdır! Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir!”
PİRHA- Gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin için açıklama yapmak isterken gözaltına alınan 10’u gazeteci 14 kişi savcılığa sevk edildi.
Kuzey ve Doğu Suriye’de SİHA saldırısında katledilen gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin için açıklama yaparken gözaltına alınan 59 kişinin emniyet işlemleri tamamlandı.
Gözaltına alınanlardan 45 kişi emniyet işlemlerinin ardından serbest bırakılırken, 14 kişi ise savcılığa sevk edildi. 14 kişi arasında gazeteciler Hayri Tunç, Gülistan Dursun, Etkin Haber Ajansı (Etha) muhabiri Pınar Gayıp, Gazete Patika muhabiri Yadigar Aygün, Mücadele Birliği Gazetesi muhabiri Serpil Ünal, Zeynep Kuray, Yeni Yaşam Gazetesi’nden Mahsum Sağlam, Enes Sezgin ve Osman Akın da bulunuyor.
Gözaltındaki 14 kişinin savcılık ifadelerinin alınması bekleniyor.
PİRHA – 1030. hafta eyleminde, 30 yıl önce gözaltında kaybedilen İsmail Bahçeci’nin akıbetini soran Cumartesi Anneleri, İsmail Bahçeci ve katledilen bütün gazeteciler için karanfilleri Galatasaray Meydanı’na bıraktı.
Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle başlattıkları ve Türkiye’nin en uzun soluklu eylemi olan Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi, 1030. haftada devam etti.
1030. hafta eyleminde, 30 yıl önce gözaltında kaybedilen İsmail Bahçeci için adalet istendi. Basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu.
Maside Ocak, 1030. haftada 30 yıldır varlığı inkar edilen, fail ve sorumluları cezasızlıkla korunan İsmail Bahçeci’yi unutmadıklarını belirterek devamında şunlara yer verdi:
“İsmail Bahçeci, Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda öğrenciydi. Türkiye Öğrenci Dernekleri Federasyonu başkanıydı. Politik kimliği nedeniyle defalarca gözaltına alındı, ağır işkence gördü. 1993 yılından itibaren de polis tarafından aranmaya başlanan İsmail’i yakalamak için, polis ailesinin Avcılar’daki evine baskınlar düzenledi. Bu nedenle İsmail evden ayrılmak zorunda kaldı. Kardeşi İsmail’e acil durumlarda ailesine haber ulaştırması için bir arkadaşının işyeri telefonunu verdi.
GÖZALTINA ALINDIĞI REDDEDİLDİ
24 Aralık 1994 tarihinde Bahçeci Ailesi’ni telefonla arayan ve kendisini İsmail’in arkadaşı olarak tanıtan biri “Oğlunuz siyasi şube polisleri tarafından gözaltına alındı” bilgisini verdi. Baba Şehmus Bahçeci, hemen Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü ve Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu, ancak İsmail’in gözaltına alındığı reddedildi.
24 Aralık 1994 tarihinden sonra Bahçeci ailesinin evine bir daha polis baskını yapılmadı. Ama kardeşinin İsmail’e telefonunu verdiği arkadaşının işyeri polis tarafından basıldı.“Yakalanan bir örgüt mensubunun üzerinde telefon numaranız çıktı” denilerek işyeri sahibi gözaltına alındı. Bazı kişiler de emniyette sorgulanırken “Sonun İsmail Bahçeci gibi olur” diye tehdit edildiklerini söyledi.
30 YIL BOYUNCA GÖZALTINA ALINDIĞI İNKAR EDİLDİ
Fatma ve Şehmus Bahçeci, ilgili tüm adli ve idari kurumlara başvurdu. Hükümet yetkilileri ile görüştü. İsmail’in ailesi, arkadaşları, İnsan Hakları Derneği ve Af Örgütü tarafından düzenlenen kampanyalarla konu, ülke ve dünya kamuoyuna taşıdı. Ancak, 30 yıl boyunca İsmail’in gözaltına alındığı inkar edildi.30 yıldır ailesine İsmail’in akıbeti hakkında hiçbir bilgi verilmedi. Ailesi’nin tüm başvuruları sonuçsuz bırakıldı. Bugüne kadar İsmail’in akıbetini açığa çıkartacak, ceza adaletini sağlayacak etkin bir soruşturma ve kovuşturma faaliyeti yürütülmedi.
İLGİLİLER HAREKETE GEÇMEDİ
30 yıldır söylüyoruz, söylemeye devam edeceğiz:
Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakanı Tansu Çiller, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürü Reşat Altay, DGM İstanbul Başsavcısı Ahmet Köksal ve İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu İsmail Bahçeci’nin gözaltında kaybedilmesini engellemek için harekete geçmediler. Tüm başvurulara rağmen hareketsiz kalarak bu suçun işlenmesine ve üstünün örtülmesine olanak sağladılar.
Kaç yıl geçerse geçsin; İsmail Bahçeci için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”
“MARAŞ’TA KATLEDİLENLERİN HESABI SORULMADI”
Daha sonra Cumartesi Anneleri’nden Hanife Yıldız söz aldı. Yıldız, Maraş Katliamı’nın 46. yılına girdiğini belirterek “Maraş’ta olur Gazi’de olur nerede olursa olsun. Bu katliamları hatırlatacağız. Maraş’ta katledilenlerin hesabı hala sorulmadı failleri hala yargılanmadı. Onlar bizim ailelerimiz biz de onların ailesiyiz. Onların kayıpları bizim kayıplarımız. Buradan orada bulunan tüm ailelere selam gönderiyorum” dedi.
PİRHA-Kuzey ve Doğu Suriye’deki gelişmeleri takip ederken gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in katledilmesini İstanbul’da Şişhane Meydanı’nda protesto eden 20 gazeteci gözaltına alındı.
Kuzey ve Doğu Suriye’deki gelişmeleri takip eden gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin, dün saat 15.20 sıralarında Tişrîn Barajı ve Sirîn beldesi arasındaki yolda hedef alındı. İki gazeteci, SİHA saldırısında katledildi.
Gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in katledilmesini İstanbul’da Şişhane Meydanı’nda protesto eden gazeteciler gözaltına alındı.
Gözaltına alınan isimler şu şekilde: Pınar Gayıp, Enes Sezgin, Osman Akın, Hayri Tunç, Yadigar Aygün, Serpil Ünal, Zeynep Kuray, Mustafa Subaşı, Saliha Aras, Rozerin Gültekin, Ferhat Sezgin, Melik Çelik, Gülistan Dursun, Elif Bayburt, Umut Taştan, Rojdan Erez, Ahmet Güneş, Pelin Laçın, Mahsum Sağlam, Can Papila.
“ARKADAŞLARIMIZ DERHAL SERBEST BIRAKILSIN”
DİSK-Basın İş, tarafından yapılan açıklamada, “Suriye’de öldürülen gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin için Şişhane Meydanı’nda bir araya gelen meslektaşlarımız gözaltına alındı. Arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz!” denildi.
Çevik kuvvet polislerinin gazetecileri abluka altına alması sırasında, bir polisin kolunda “Ölüm bizimle gelecek” yazılı ve kurt logolu peç dikkat çekti.
PİRHA- Gazetecilerin gözaltına alınmasına tepki gösteren Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği yazılı bir açıklama yaparak, halkın haber alma hakkını savunan tüm kişi ve kurumları dayanışmaya davet etti.
Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG), dernek başkanı Roza Metina ve gazetecilerin gözaltına alınmasına dair yazılı açıklama yaptı. Derneğin resmi internet sitesinden paylaşılan açıklamada, Eskişehir merkezli bir soruşturma kapsamında bugün Diyarbakır, İstanbul, Mardin, Urfa ve Şırnak’ta birçok gazetecinin evine baskın düzenlendiği hatırlattı.
MKG Başkanı Roza Metina’nın da gözaltına alındığı ve gazeteci Gülcan Dereli’nin evinin basıldığı kaydedilen açıklamada, “Kadına yönelik şiddetle mücadele günü sonrası yapılan bu baskınlar, kadınların hak ve özgürlük mücadelesine yönelik sistematik bir saldırının parçasıdır. Basın ve ifade özgürlüğünün anayasal bir hak olduğu, demokratik toplumların temel taşını oluşturduğu bir gerçekliktir. Ancak bugün tanıklık ettiğimiz bu olaylar, özgür basına ve özellikle kadın gazetecilere yönelik baskıların derinleştiğini göstermektedir” ifadelerini kullandı.
“MESLEKTAŞLARIMIZ DERHAL SERBEST BIRAKILSIN”
Gazetecilere dönük baskıların toplumun haber alma hakkı ve hakikate erişme mücadelesine de saldırı olduğu vurgulanan açıklamaya şöyle devam edildi:
“Bizler Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği olarak, halkın sesi olma ve gazetecilerin haklarını savunma misyonumuzu sürdürme kararlılığımızdan asla ödün vermeyeceğimizi bir kez daha vurguluyoruz. Baskılar, gözaltılar ve yıldırma politikaları, hakikat mücadelesinden vazgeçmemize neden olmayacaktır. Bu bağlamda, hukuksuz bir şekilde gözaltına alınan meslektaşlarımızın derhal serbest bırakılmasını talep ediyor ve sorumluları basın özgürlüğünü ihlal eden bu uygulamaları sonlandırmaya çağırıyoruz. Halkın haber alma hakkını savunan tüm kişi ve kurumları dayanışmaya davet ediyoruz.”
PİRHA-DİSK BASIN-İŞ, gazetecilere yönelik artan polis şiddetine ve baskılara karşı İstanbul’da eylem yaptı. Açıklamada, “AKP iktidarı, bir taraftan ‘Barış’ söylemlerini dile getirirken, bir taraftan da sahada barış isteyenlere dönük baskılarını ve saldırılarını arttırarak, gazetecileri de hedef aldı” denildi.
Türkiye Basın Yayın ve Matbaa Çalışanları Sendikası (DİSK BASIN-İŞ), Gazeteci Furkan Karabay’ın tutuklanmasına, Yeni Yaşam Gazetesi dağıtımcısının kaçırılması girişimine ve özgür basın çalışanlarına yönelik artan polis şiddetine karşı Taksim’de basın açıklaması yaptı.
“Gazetecilik suç değildir” pankartının açıldığı eylemde “Basın susarsa gerçekler susar. Özgür basın susturulamaz. Hakikatin sesi kısılamaz.” sloganları da atıldı. Basın açıklamasını Mezopotamya Ajansı Editörü Diren Yurtsever okudu.
“YUMUŞAMA SÖYLEMİ BASINA ŞİDDET OLARAK YANSIDI”
Ekim ayında 9 gazetecinin polis şiddetine maruz kaldığını ifade eden Diren Yurtsever, “Demokratik toplumlar, temel hak ve özgürlüklere dayanan toplumlar olup, bu tür toplumlarda devletin görevi, temel hak ve özgürlükleri korumak ve geliştirmektir. Temel hak ve özgürlükler arasından düşünce ve kanaat özgürlüğü, özellikle düşünceyi açıklama özgürlüğü önemli bir yer alır. Düşünce ve kanaati açıklama özgürlüğünün en olağan yollarından birisi ise basındır. Basının, haber verme ve eleştiri hakkı vardır. Demokratik toplumlarda basının en önemli işlevi, kamu yararını ilgilendiren olay ve konularda açıklamalar yapmak, haber ve bilgi vermek, eleştiri ve değer yargıları sunmak suretiyle kamuoyunu oluşturmak, toplumu aydınlatmaktır. Basına, üstlendiği bu işlev nedeniyle iki hak tanınmaktadır. Bu haklar haber verme hakkı ile eleştiri, değer yargısında bulunma hakkıdır. Haber verme hakkı, kamu yararı taşıyan bir olayı topluma haber vermek, bildirmektir. Bu önemli işlevi nedeniyle basın özgürlüğünün, kamu güçlerine karşı olduğu kadar özel güçlere karşı da korunması gerekmektedir. Bağımsız ve tarafsız yayıncılığın sürdürülebilmesi için alınacak önlemler de bu ödev kapsamındadır” dedi.
“ÖZGÜRLÜK OLMADAN DEMOKRATİK TOPLUMDAN BAHSEDİLEMEZ”
Diren Yurtsever, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Nitekim, Anayasa’nın 28 ila 30. maddelerinde basın hürriyetine ilişkin hususlar özel olarak düzenlenmiş; ayrıca basın hürriyetinin sınırlandırılmasında düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetine ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. Basın hürriyeti, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ifade özgürlüğünü düzenleyen 10. maddesi kapsamında ele alınmaktadır. İfade özgürlüğünün toplumsal ve bireysel işlevini yerine getirebilmesi için, AİHM’in de ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında sıkça belirttiği gibi, sadece toplumun ve devletin olumlu, doğru ya da zararsız gördüğü “haber” ve “düşüncelerin” değil, devletin veya halkın bir bölümünün olumsuz ya da yanlış bulduğu, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesi ve bireylerin ifadeler nedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağından emin olmaları gerekmektedir. İfade özgürlüğü, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin temeli olup bu özgürlük olmaksızın ‘demokratik toplumdan’ bahsedilemez.”
“7 GAZETECİ TEHDİT EDİLDİ”
AKP- MHP iktidarının, yumuşama söylemlerinin sahada yansımasının olmadığını belirten Yurtsever, “Sadece Ekim ayında, en az 9 meslektaşımız haber takibi sırasında engellenerek, polisin şiddeti ve tehdidi ile karşı karşıya kaldı. Adliye koridorlarındaki gazetecilerin mesaileri, Ekim ayında da yoğun bir şekilde sürdü. 39 dosyada 104 gazetecinin yargılandığı bu davalar sonucu, 11 gazeteciye 19 yıl 8 ay 13 gün hapis cezası verildi. 7 gazeteciye soruşturma açılırken, 6 gazeteci hakkında ise dava açıldı. DİSK Basın-İş Sendikası üyesi Furkan Karabay, haberinde anlattığı adaletsizliği, hukuksuzluğu yaşadı. Baronların, katillerin, suç makinelerinin, çete liderlerinin elini kolunu sallayarak gezdiği ülkede gazeteciler tutuklanıyor. Yargı bataklığında onurlu, dürüst, cesur gazeteciyi boğmak istiyorlar. Furkan’ın dediği gibi “hukuk bir gün hepimize lazım olmaz mı? AKP iktidarı, bir taraftan ‘Barış’ söylemlerini dile getirirken, bir taraftan da sahada barış isteyenlere dönük baskılarını ve saldırılarını arttırarak, gazetecileri de hedef aldı. İktidarın bu politikaları temelinde, 9 gazetecinin gözaltına alındığı Ekim ayında 11 gazeteci kötü muameleye maruz kalırken, 7 gazeteci de tehdit edildi” diye ifade etti.
“İKTİDAR, GERÇEKLERİ HALKTAN SAKLAMAYA DEVAM EDİYOR”
İktidarın gerçekleri halktan saklamayı kendine ilke edindiğini vurgulayan Yurtsever, “İktidar, bununla yetinmeyip 119 sosyal medya hesabına erişim engeli getirirken, çok sayıda yurttaş da sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alındı. Yine Ekim ayında günlük yayın yapan Yeni Yaşam Gazetesi’nin 5 sayısı hakkında tam da “barış” söylemleri kullanılırken toplatılma kararı verildi. Bu çağ dışı karar yetmezmiş gibi gazetede yayınlanan köşe yazısına da erişim engeli getirildi. Gazetenin dağıtımcıları gözaltına alınarak, tehditlere maruz kaldı. Batman’da bir gazeteci dağıtımcısı hedef alındı. Gazetecilere silah çekip Yeni Yaşam Gazetesi çalışanı Veysi Akören’i gözaltına almak isteyen ve kendini polis diye tanıtan kişiler, çevredeki yurttaşların ve gazetecilerin tepkisi sonrası kaçtı. İstanbul’da, Diyarbakır’da ve Dersim’de de gazete dağıtımcıları benzer tehditlere maruz kaldı, kalıyor. Farklılıkları bünyesinde barındıran, toplumsal sorunlar ile iklim krizine eğilen ve radyo yayıncılığında örnek gösterilen Açık Radyo, uzun yıllar RTÜK’ün para cezaları ile yüz yüze kaldı. RTÜK, son olarak Açık Radyo’nun karasal yayın lisansını iptal etti” dedi.
“GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR”
Basın emekçilerinin son bir ayda yaşadıklarına inat gazetecilik mesleğini inatla yapmaya devam edeceklerini vurgulayan Yurtsever, “Emekten yana demokratik bir düzenin varlığının, düşünce, ifade ve basın özgürlüğü olmaksızın hayata geçirilmesi mümkün değildir. Ne yayın yasakları ne sansür yasaları ne de günümüzdeki kaçınılmaz bir iletişim ağı olan sosyal medyaya kısıtlama getirilmesi Türkiye’nin içine çekilmeye çalışıldığı kaosun çözümü olabilir. Hatta bu kaosu daha da artırmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır ve bir kez daha haykırıyoruz gazetecilik suç değildir” diye konuştu.
Gazeteciler, yaptıkları basın açıklaması ardından ‘Yaşama sahip çık’ manşeti ile yayınlanan Yeni Yaşam gazetesini Beyoğlu Caddesi’nde dağıttı.
PİRHA- Basın örgütleri Mardin, Batman, İstanbul ve diğer illerde gazetecilere yönelik polis şiddetine tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “İktidar, eleştiriyi susturmak için güvenlik güçlerini kullanarak gazetecilere yönelik bu şiddeti bir baskı aracına dönüştürmüştür. Basına uygulanan bu baskılar aynı zamanda toplumun doğru bilgiye erişim hakkını da doğrudan ihlal etmektedir” dedi.
Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği, DİSK Basın İş, Kadın Gazeteciler Derneği, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği, Amed Haber Sen, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Yerel Medya Derneği kayyım protestolarında haber takibi yapan gazetecilere yönelik polis şiddetine karşı ortak bir açıklama yaptı.
Yazılı yapılan açıklamada gazetecilere dönük artan baskı ve polis şiddetinin, hukukun üstünlüğünü ve toplumun haber alma hakkını doğrudan tehdit ettiği vurgulandı.
“SESSİZ KALMAYACAĞIZ”
Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Son dönemde, Mardin, Batman, İstanbul, Adıyaman ve Malatya gibi birçok kentte, iktidarın baskıları ve polis şiddeti, bu temel hakkı ciddi şekilde tehdit etmektedir. Gazeteciler, toplumsal olayları, kamu yararını ve hak ihlallerini kamuoyuna duyurmak için görevlerini yaparken fiziksel ve psikolojik şiddetle engellenmekte, gözaltına alınmakta, hatta darp edilmektedir.
Görev başındaki gazetecilere yönelik artan polis şiddetini ve baskıyı kınıyor; iktidarın basına yönelik bu anti-demokratik uygulamalarına karşı sessiz kalmayacağımızı ilan ediyoruz. Basına uygulanan bu baskılar yalnızca gazetecilerin değil, toplumun doğru bilgiye erişim hakkını da doğrudan ihlal etmektedir.
GAZETECİLERİN MARUZ KALDIĞI ŞİDDET İFŞA EDİLDİ
JINNEWS muhabiri Derya Ren ve PİRHA Haber Ajansı muhabiri Kamber Yıldız, deprem bölgesinde görev yaparken jandarmalar tarafından Genel Bilgi Taramasına (GBT) maruz kalmış; Adıyaman’da kaldıkları ev iki kez jandarma tarafından basılmıştır. Gazetecilere, yaptıkları haberler sorgulanmış, baskınların “aramızda kalması” istenerek baskının gizlenmeye çalışıldığı belirtilmiştir.
Yenidoğan Çetesi’ne yönelik soruşturmayı yürüten savcıyla ilgili haber sonrasında halktv.com.tr Yazı İşleri Müdürü Dinçer Gökçe ve Gazete Pencere Yazı İşleri Müdürü Nilay Can gözaltına alınmış; avukat İrem Çiçek’e ev hapsi verilmiştir. Adalet Bakanı’nın açıklamalarının ardından, basına yönelik bu baskının hukuk çerçevesini aşarak doğrudan iktidarın basına gözdağı verme çabasına dönüştüğüne tanık oluyoruz.
Batman Belediyesi’ne kayyım atanması sırasında protestoları takip eden Batman Sonsöz Gazetesi’ne yapılan polis baskınında, gazete muhabiri Serhat Aslan gözaltına alınmak istenmiş, ancak bürodaki diğer gazetecilerin müdahalesiyle serbest bırakılmıştır. Gün boyunca kayyıma karşı yapılan protestoları takip eden birçok gazeteci ise sürekli olarak polis engeline maruz kalmıştır.
Batman Belediyesi önünde gerçekleşen eylemi takip eden JINNEWS muhabiri Pelşin Çetinkaya ve Yeni Yaşam gazetesi çalışanı Veysi Akören, polis tarafından darp edilerek gözaltına alınmışlardır. Her iki gazeteci de emniyetteki işlemlerinin ardından serbest bırakılmıştır.
Kadıköy’de kayyım atamalarına karşı yürüyüş yapan kadınları belgelemek isteyen Mezopotamya Ajansı muhabiri Yeşim Tükel, polis tarafından darp edilmiştir.
Bu olaylar, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları ve basın özgürlüğü anlaşmalarına aykırıdır. Gazetecilere yönelik bu saldırılar yalnızca bireysel hak ihlalleri yaratmakla kalmamakta; toplumun bilgiye erişim hakkını da ciddi bir şekilde ihlal etmektedir.”
TALEPLER SIRALANDI
Açıklamada talepler de sıralandı.
*Gazetecilere yönelik artan polis şiddeti, gözaltılar ve baskı olaylarının derhal bağımsız bir şekilde soruşturulmasını talep ediyoruz. Sorumluların yargı önüne çıkarılması, demokrasiyi savunmak adına büyük önem taşımaktadır.
*Kolluk kuvvetlerinin, basın mensuplarının görevlerini yapmalarını engellemeye yönelik tavırlarının son bulması ve gazetecilere karşı saygılı bir şekilde hareket etmeleri için kapsamlı eğitimler almalarını talep ediyoruz. Polis gücü, halkın bilgiye erişim hakkına saygılı olmalıdır.
*Basına yönelik baskıların sona ermesi için iktidarı, basın özgürlüğüne ve kamu yararına saygı duymaya davet ediyoruz. Basına yönelik bu şiddet ve gözdağı politikalarının sona erdirilmesi gerekmektedir.”
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında 7 Ekim 2023’ten bu yana yaşamını yitiren basın çalışanı sayısı 182’ye yükseldi.
İsrail ordusunun, Gazze Şeridi’nde düzenlediği saldırılarda bir günde 5 gazeteci hayatını kaybetti. Filistin Medya Ofisinden yapılan yazılı açıklamada İsrail’in saldırısında sunucu ve program yapımcısı Nadya Imad es-Seyyid ile radyo kanallarında gazeteci olarak çalışan Abdurrahman Semir et-Tanani’nin hayatını kaybettiği ifade edildi.
Medya Ofisin, İsrail’in saldırılarında, Aksa Televizyonu Dijital Medya Departmanı Başkanı Said Rıdvan, Sened Haber Ajansında çalışan Hamza Ebu Silmiyye ve Kudüs Vakfında gazeteci olarak çalışan Hanin Mahmud Barud’un hayatını kaybettiğini açıkladı.
Filistin haber ajansı WAFA 3 gazetecinin, İsrail savaş uçaklarının dün Gazze kentinin batısındaki Eş-Şati Mülteci Kampı’nda yerlerinden edilmiş kişilerin sığındığı Birleşmiş Milletler (BM) Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına (UNRWA) bağlı “Esma” okuluna düzenlediği saldırıda yaşamını yitirdikleri bilgisini vermişti.
İsrail’in Gazze’deki saldırılarında 7 Ekim 2023’ten bu yana yaşamını yitiren basın çalışanlarının sayısı 182’ye yükseldi.
PİRHA- 19. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali’nde Yönetmen ve gazeteci Diren Keser’in “Haberin Ardındakiler” belgeseli izlenip söyleşi düzenlendi. Keser, söyleşide gazetecilerin sorunları üzerinde durarak, “Şiddet her yerde gazeteciyi buluyor” dedi.
19. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali kapsamında “Şiddet sarmalında gazetecilik” üzerine gazeteci ve yönetmen Diren Keser ile Haçova Kültür Derneği’nde söyleşi düzenlendi.
Söyleşiden önce saat 18.30’da bir araya gelenler Diren Keser’in “Haberin Ardındakiler” isimli belgeselini izledi.
Gazeteci Diren Keser’in yönetmenliğini yaptığı belgeselin gösterimi; gazeteci Fatoş Sarıkaya’nın moderatörlüğünü yaptığı, Diren Keser ile belgeselin sanat yönetmeni Atilla Güney’in konuk olduğu söyleşiyle devam etti. Sarıkaya, söyleşi öncesinde gazetecilerin yaşadığı sorunlara dikkat çeken kısa bir aktarımda bulundu.
“GAZETECİLERE AYNA TUTAN BİR BELGESEL”
Söyleşide ilk olarak söz alan Keser, Haberin Ardındakiler belgeseliyle gazeteciliğe ayna tutmaya çalıştıklarını belirtti. Hakikatin peşinden koşan gazetecilerin bu ülkenin aydınlık yüzü olduğunu söyleyen Keser, “Bir avuç gazeteci yel değirmenlerine karşı mücadele ediyor. Bu belgeselde gördüğünüz gazeteciler ve daha birçoğu bu süreçleri yaşıyor. Şiddet her yerde gazeteciyi buluyor. Bir eylem takip ettiğiniz anda ilk olarak gazeteciye müdahale ediliyor çünkü oradaki şiddetin görünmesinin engellenmesi gerekiyor. Gazeteciler popüler değilse tek başına mücadele ediyor. Bazen birkaç gün cezaevine giren gazeteciler için canlı yayınlar açılıyor ama yıllardır cezaevinde olan gazeteciler için bir şey yapılmıyor” diye konuştu.
“BELGESELE SANSÜR UYGULAMAMIZ İSTENDİ”
Ardından söz alan Atilla Güney, belgeselin çekim sürecinde beraber çalıştıkları Ulfiye Özcan’ın da gözaltına alınarak tutuklandığını anımsatarak sözlerine başladı. Çektikleri 2 projenin ardından yeni projeler için yatırımcı bulamadıklarını söyleyen Güney, 3’üncü olarak sağlıkçılara yönelik bir belgesel yapmayı düşündüklerini, henüz bunu karşılayacak bir kurumun bulunamadığına da işaret etti. Güney, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bizim Kürt gazetecilerin korkunç bir teknoloji kullanımı var. Yokluk mücadeleyi doğurur derler ya. Nerdeyse yoktan yaratmışlar. İnterneti, yazılım sistemlerini, habercilik alanında kullanılan dijital her şeyi çok iyi kullanıyorlar. Sürekli sokaktalar. Halkla iç içeler. İşte benim kafamdaki gazetecilik böyle bir şey.”
Yerel haber kurumlarında ve gazetecilere yemek ve ulaşım desteği verilmediğini söyleyen Güney, genelde ise muhabirine bir asgari ücreti vermekten imtina eden patronların olduğunu söyledi. Yerellerdeki gazeteci cemiyetlerinin devletin merkezi yönetiminin taşra teşkilatlarına dönüştüğüne şahitlik ettiğine dikkat çeken Güney, Barış Akademisyeni olarak imza attığında kendisini hedef gösteren bir haber kurumunun şimdilerde gazeteciler cemiyetinin başına geçtiğine de işaret etti. Güney, “Taşraya doğru gittikçe kadın gazeteci göremiyorsunuz. Birkaç tane direngen kent dışında birçok kentte kadın gazeteci yok” dedi.
Söyleşi, Fatoş Sarıkaya’nın İFF adına Diren Keser’e plaket takdim etmesiyle sona erdi.
PİRHA-Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Burak Kılıç, Ankara’da öldürülen Sinan Ateş cinayeti duruşmasını takip eden gazetecileri tehdit etti.
Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Burak Kılıç, X sanal medya hesabından yaptığı paylaşımla gazeteciler İsmail Saymaz, Erk Acarer, Barış Terkoğlu, Alican Uludağ ve Timur Soykan’ı tehdit etti.
“Kurşun” göndermeli tweet atan Kılıç, paylaşımında gazeteciler İsmail Saymaz, Erk Acarer, Barış Terkoğlu, Alican Uludağ ve Timur Soykan’ı hedef aldı. Kılıç, “Bizler AB ve ABD fonlarının doldurduğu dolma kalemler değiliz, bizler ‘kurşun’ kalemleriz. ‘Kurşun’ kalemlerin de bir gün galip geleceğini mutlaka göreceksiniz!” sözleriyle gazetecileri tehdit etti.
PİRHA – MA ve JINNEWS muhabirlerinin yargılandığı davada 3 gazeteci hakkında beraat kararı verilirken, 8 gazeteci hakkında 6 yıl 3’er ay hapis cezası verildi.
Ankara merkezli soruşturma kapsamında 29 Ekim 2022’de tutuklanan ve 16 Mayıs 2023 tarihinde tahliye edilen Mezopotamya Ajansı (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever ile MA muhabirleri Berivan Altan, Selman Güzelyüz, Hakan Yalçın, Emrullah Acar, Ceylan Şahinli, Zemo Ağgöz ve Deniz Nazlım, JINNEWS muhabirleri Habibe Eren ve Öznur Değer ile MA’nın eski stajyeri Mehmet Günhan hakkında açılan davanın karar duruşması görüldü.
Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, verilen aranın ardından karar açıklandı.
Mahkeme, “örgüt üyeliği” iddiasıyla yargılanan gazeteciler Habibe Eren, Ceylan Şahinli ve Mehmet Günhan hakkında beraat kararı verdi. Berivan Altan, Selman GüzelyÜz, Emrullah Acar, Hakan Yalçın, Öznur Değer. Deniz Nazlım, Diren Yurtsever ve Zemo Ağgöz, 6 yıl 3 ay ceza verdi.