Etiket: Gezi Parkı

  • Gülsüm Elvan’dan Gezi’nin yıl dönümünde adalet çağrısı: Ben hâlâ yasımı yaşayamadım! -VİDEO

    Gülsüm Elvan’dan Gezi’nin yıl dönümünde adalet çağrısı: Ben hâlâ yasımı yaşayamadım! -VİDEO

    PİRHA- Gezi Park protestolarında Berkin Elvan’ı kaybeden Gülsüm Elvan, adalet mücadelesini anlattı. Gülsüm Elvan, “Her şey mücadeleden geçiyor. Kimse halktan büyük değil. Bir olursak, mücadele edersek eminim kazanacağız. O anahtarı bulup o kilidi açacağız. Ben Berkin’i geri getiremeyeceğimi biliyorum ama başka anneler ağlamasın diye çırpınıyorum” dedi.

    Gezi Parkı’nda ağaç kıyımına karşı 28 Mayıs 2013’te başlatılan protestolar, tüm ülkeye yayılırken, eylemlerde Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Berkin Elvan’ın aralarında bulunduğu 8 yurttaş yaşamını yitirirken, binlerce yurttaşta yaralandı.

    Katledildiğinde 13 yaşında olan Berkin Elvan da, o isimlerden biri. Berkin Elvan, eylemler sürerken 16 Haziran 2013’te polisin gaz kapsülüyle başından darbe alarak ağır yaralanan Berkin Elvan, kaldırıldığı hastanede 269 gün boyunca direndi.

    11 Mart 2014’te Hakk’a yürüyen Berkin Elvan’ın katledilmesi dosyasında 18 polis yargılanırken, polis Fatih Dalgalı “kasten öldürme suçunu işlediğinin sabit olduğu” gerekçesiyle 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Berkin Elvan’ın ailesinin ise adalet arayışı sürüyor.

    Gezi Park protestolarının yıl dönümünde, Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan, yıllardır süren adalet arayışını, annelerin ortak mücadelesini ve hâlâ yaşayamadığı yasını anlattı.

    “Biz cennetlik olmak istemiyoruz, çocuklarımıza dokunmasınlar istiyoruz” diyen Elvan, “Ben hâlâ o fermuarı açmadım” sözleriyle yaşadığı derin acıyı dile getirdi.

    “ADALETİN KAPISINI YÜZÜMÜZE KAPATIYORLAR”

    12 yılı aşkın süredir adliye koridorlarında, meydanlarda ve sokaklarda adalet aradıklarını söyleyen Gülsüm Elvan, devletin adalet kapılarını halka kapattığını belirtti. Ancak mücadeleden vazgeçmeyeceklerini vurgulayan Elvan, “Adliyeye gidiyorsun, derdini anlatacaksın ama karşında kimse yok. Kapılar yüzüne kapanıyor. Biz o anahtarı arıyoruz, sokuyoruz, çeviriyoruz ama yine yüzümüze kapanıyor. Şimdi tamamen kapandı” dedi.

    “O ANAHTARI BULUP O KİLİDİ AÇACAĞIZ”

    Bu kapının ancak toplumsal mücadeleyle açılabileceğini söyleyen Elvan, şöyle konuştu:

    “Her şey mücadeleden geçiyor. Kimse halktan büyük değil. Bir olursak, mücadele edersek eminim kazanacağız. O anahtarı bulup o kilidi açacağız. Ben Berkin’i geri getiremeyeceğimi biliyorum ama başka anneler ağlamasın diye çırpınıyorum. Bir çocuğun tırnağı kanamasın istiyorum. Çocukların toprağın altında değil, okul sıralarında olması gerekiyor.”

    “BİRİMİZ DÜŞTÜĞÜNDE DİĞERİMİZ KALDIRIYOR”

    Gezi Park protestoları sürecinde yaşamını yitiren gençlerin aileleriyle yıllardır yan yana olduklarını anlatan Gülsüm Elvan, anneler arasındaki dayanışmanın kendilerine güç verdiğini söyledi.

    “Elbette hepimiz farklı yerlerdeyiz ama birbirimizi arıyoruz, telefonla konuşuyoruz. Birimiz düştüğünde diğeri onu kaldırmaya çalışıyor. Dertleşiyoruz, birbirimize destek oluyoruz. Bu dayanışma olmasa belki çok daha zor olurdu.”

    “BİZ ANNE DEĞİL MİYİZ?”

    Yıllar boyunca bazı acıların görünür kılınırken kendi çocuklarının yok sayıldığını söyleyen Elvan, “Biz anne değil miyiz?” diye sorarak, haykırışının hâlâ karşılık bulmadığını ifade etti.

    “Eğer karşılık bulsaydı bugün hâlâ başka anneler aramıza katılmazdı” diyen Elvan, şöyle devam etti:

    “Bazı anneler sürekli mağdur gösterildi ama bizim çocuklarımız görülmedi. Bizim çocuklarımız hasta değildi, suçlu değildi. Biz sadece çocuklarımızı istiyoruz. Anneler Günü’nde ‘anneler cennetliktir’ diyorlar ama biz cennet istemiyoruz. Çocuklarımıza dokunmasınlar istiyoruz.”

    “O FERMUARI HÂLÂ AÇMADIM”

    Aradan geçen yıllara rağmen yasını yaşayamadığını anlatan Gülsüm Elvan, toplumsal şiddetin ve ölümlerin devam etmesinin kendi acısını sürekli canlı tuttuğunu söyledi.

    “Onuncu yılda biraz yasımızı yaşayalım dedik ama yaşayamadık” diyen Elvan, kadın cinayetlerinden çocuk ölümlerine kadar ülkede süren şiddet ortamına dikkat çekti.

    “Elimi çocuklarımızın üzerinden çekene kadar mücadele edeceğim” diyen Elvan, şu ifadeleri kullandı:

    “Kadınlar öldürülüyor, çocuklar öldürülüyor, hayvanlar katlediliyor. Çocuklardan katil, terörist yaratılıyor. Birilerini kahraman ilan edip birilerini vatan haini dediklerinde sonuç bu oluyor. Onun için hâlâ o fermuarı açmadım.”

    “BERKİN BU TOPLUMUN VİCDANIDIR”

    “Hâlâ yasını yaşayamamış bir anne misiniz?” sorusuna Gülsüm Elvan, “Evet, gerçekten öyle” yanıtını verdi.

    Berkin Elvan’ın toplum hafızasından silinmeyeceğini söyleyen Elvan, oğlunun direnişinin genç kuşaklara umut olduğunu belirtti.

    “Berkin 269 gün direndi. Bu topluma direnmeyi öğretti” diyen Elvan, şu ifadeleri kullandı:

    “Üniversitelerde gençler hâlâ Berkin’in ve Gezi’de yitirdiğimiz çocukların fotoğraflarını taşıyorsa, demek ki bu çocuklar bu ülkeye iyi bir şey öğretti. Berkin bu toplumun vicdanıdır. Ne yaparlarsa yapsınlar onu bu toplumun hafızasından silemeyecekler.”

    İsmail Yıldırım/PİRHA

  • Cumhuriyet tarihinin en büyük halk ayaklanması: Gezi Direnişi 12. yılında!

    Cumhuriyet tarihinin en büyük halk ayaklanması: Gezi Direnişi 12. yılında!

    PİRHA – 2013 yılında Gezi Parkı’ndaki bir ağacın kesilmemesi için başlayan itiraz, kısa bir süre sonra ülkeye yayılan toplumsal direnişe dönüştü. Taksim Gezi Parkı Direnişinin 12. yılında birçok şehirde anma törenleri yapılırken, “31 Mayıs’ta Taksim’deyiz!” mesajı da paylaşıldı.

    Gezi Parkı direnişi, Taksim’in merkezinde yer alan bir avuç yeşil alanın talan edilmesine karşı yapılan itirazın somut hali olmuştu.

    28 Mayıs 2013’te İstanbul’da başlayan itiraz ile Taksim Gezi Parkı için hazırlanan kentsel gelişim planına karşı çıkıldı. Protestolar, bir süre sonra ekoloji eyleminden dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik toplumsal bir harekete dönüştü. Sosyal medya sayesinde hızla yayılan eylemler, cumhuriyet tarihinin en büyük protestosuna dönüştü.

    Polis gücünün, 1 Haziran’da Taksim Meydanı’ndan çekilmesinin ardından binlerce yurttaş, Gezi Parkını adeta bir dayanışma ortamına dönüştürdü. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise 2 Haziran’da protestocuları hedef göstererek “birkaç çapulcu” ifadesini kullandı.

    Günlerce kurulan çadırlarda nöbet tutan protestoculara karşı 15 Haziran’da çevik kuvvet tarafından sert müdahalede bulunuldu. Göz yaşartıcı gaz, tazyikli su, plastik ve gerçek mermilerin kullanılması sebebiyle çok sayıda kişi yaşamını yitirdi ya da yaralandı. Aynı zamanda gözaltı ve tutuklamalar da günden güne arttı. Resmi kaynaklar 3.000’den fazla kişinin tutuklandığını açıklamıştı.

    “ÇAPULCULAR!”

    Hükümetin saldırgan tavrı, protestocuların çeperini de genişletti. Gelişmeler ardından sol-sosyalist kesimlerin yanı sıra ulusalcılar da sokakta yerini aldı. Yurttaşlar, bir bütünen çevre talanından Recep Tayyip Erdoğan’ın otoriterliğine, alkol yasağından toplumun cinsel yönelimine ve hükümetin komşu ülkelerle olan ilişkilerine itiraz ediyordu.

    İçişleri Bakanlığı’nın 23 Haziran’da yaptığı açıklamaya göre Bayburt hariç 80 ilde düzenlenen eylemlere toplam 3,5 milyon kişi katılmıştı. Yaşananlar sonucunda Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Berkin Elvan, Burak Can Karamanoğlu, Mehmet İstif ve Elif Çermik ile polis komiseri Mustafa Sarı ve polis memuru Ahmet Küçüktağ yaşamını yitirdi. Haftalar süren eylemler sonucu 9063 kişi de yaralandı.

    Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) yaptığı açıklamaya göre saldırılar nedeniyle tazyikli su, kısa mesafeli biber gazı atışları ve plastik kurşunlardan dolayı 7.478 kişi yaralandı. 91 kişi kafa travmasına uğradı, 10 kişi gözünü kaybetti ve 1 kişinin de dalağı alındı. TTB, Taksim Gezi Parkı’ndaki ve Ankara’da Mülkiyeliler Birliği’nde kurulan revirlere tedavi yapıldığı sırada polis tarafından gaz bombası ile müdahale edildiğini de bildirmişti.

    DİRENİŞİN 12. YILINDA GEZİ’YE ÇAĞRI!

    Gezi Direnişi’nin 12’inci yıldönümü nedeniyle birçok yerde anma programları düzenleniyor. Birçok üniversiteden “12 yıl önce yanan mücadele ateşi hâlâ güçlü. Gezi’de kaybettiklerimizi unutmayacağız” mesajı verilirken Taksim Dayanışması’ndan da eylem çağrısı yapıldı. X hesabında yazılı mesaj paylaşan Taksim Dayanışması, şu ifadelere yer verdi:

    “12 yıl önce bütün güzellikleriyle hayatımıza giren Gezi Direnişi’nin yıldönümünde,

    Eşitlik, özgürlük, demokrasi ve adalet talebimizden vazgeçmiyoruz:

    KARANLIK GİDER, GEZİ KALIR!

    31 Mayıs’ta Taksim’deyiz!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Elvan Ailesi’nden açıklama: Tetiği çeken hala dışarıda

    Elvan Ailesi’nden açıklama: Tetiği çeken hala dışarıda

    PİRHA-Elvan Ailesi, Berkin Elvan’ın vurulmasının 11. Yılında sosyal medyadan “Berkinimizi bizden koparanlar bir an önce cezalandırılsın” mesajı paylaştı.

    2013 yılında Gezi eylemleri sırasında polisin attığı gaz kapsülünün başına isabet etmesi sonucu 269 gün boyunca komada kaldıktan sonra 11 Mart 2014’te 15 yaşında hayatını kaybeden Berkin Elvan’ın ailesinin adalet arayışı sürüyor.

    Elvan Ailesi, Berkin’in başından vurulduğu tarihin yıl döneminde X hesabından mesaj yayınladı.

    “BERKİNİMİZİ BİZDEN KOPARANLAR BİR AN ÖNCE CEZALANDIRILSIN”

    Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Oğlumuz, Berkinimiz vurulalı bugün tam 11 yıl oldu. Gözlerindeki ışıltı çalındı. Naif sesi kesildi. Ağız dolusu kahkahası susturuldu. Oğlumuzu bizden koparan sorumlular, emri verenler henüz yargılanmadı. Tetiği çeken katil Fatih Damgalı hala dışarda. Artık yeter! Adalet yerini bulsun. Berkinimizi bizden koparanlar bir an önce cezalandırılsın. Canımız, oğlumuz Berkinimiz, Seni asla unutmayacağız. Son nefesimize kadar kısacık yaşamını anlatmaya ve senin için adalet istemeye devam edeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Kahraman’ın eşinden Yargıtay’ın gezi kararına tepki: Herkes oradaydı, hepimiz Gezi’deydik!

    Kahraman’ın eşinden Yargıtay’ın gezi kararına tepki: Herkes oradaydı, hepimiz Gezi’deydik!

    PİRHA-Yargıtay’ın Gezi Davası’nda 18 yıl hapis cezasını onadığı Tayfun Kahraman’ın eşi Meriç Demir Kahraman”Herkes oradaydı! Hepimiz Gezi’deydik! Bu dava bitmedi. Adalet arayışımız bitmedi” dedi

    Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Gezi Parkı Davası’nda Osman Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis ile TİP Hatay Milletvekili Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater Utku’ya verilen hapis cezalarını onadı.

    18 yıl hapse çarptırılan Tayfun Kahraman’ın eşi Meriç Demir Kahraman, karara tepki gösterdi.

    “GEZİNİN FATURASINI 5 KİŞİYE KESTİLER”

    Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Kahraman, şu ifadeleri kullandı:

    “Herkes oradaydı! Hepimiz Gezi’deydik! Buramıza kadar gelmişti, nefes alamıyorduk, çığlık atmak istiyorduk, birbirinden farklı ama aynı derdi paylaşan milyonlardık! Bizim çocuklar dövüldü, bizim çocuklar yuhalatıldı, bizim çocuklar öldü! Anlamadılar, dinlemediler, kulak ardı ettiler. Komplo teorileriyle eşim de dahil bir grup insanı tutsak aldılar. Şeytanlaştırmaya çalıştılar, her gün üstümüze geldiler, bu insanların bir ailesi var mı demediler, çocukları olduğunu düşünmediler! Bugün de eşim, meslektaşım Tayfun Kahraman’ın 18 yıl hapis cezasını onadılar. Milyonluk Gezi’nin faturasını 5 kişiye kestiler. Yine nefes alamıyoruz, yine çığlık atmak istiyoruz! Ve ben Vera’ya ne diyeceğimi bilmiyorum! Arayan, soran herkese teşekkürler. Bu dava bitmedi. Adalet arayışımız bitmedi. Hepinize daha çok ihtiyacımız var bundan sonra, haklı çığlığımızı kimse susturamayacak!”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Erdoğan’ın damadından Aydın Aydoğan’a 150 bin TL’lik dava

    Erdoğan’ın damadından Aydın Aydoğan’a 150 bin TL’lik dava

    PİRHA-AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar, depremlerin ardından İHA ve SİHA’ların afet bölgesinden görüntü aktaramamasıyla ilgili paylaşım yapan Aydın Aydoğan hakkında 150 bin TL’lik manevi tazminat davası açtı. Aydoğan Gezi direnişi sırasında polisin attığı gaz kapsülüyle ayağından yaralanmıştı. 

    Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar, Maraş merkezli depremlerin ardından, İHA ve SİHA’ların afet bölgesinden görüntü aktaramamasıyla ilgili sosyal medya paylaşımına dava açtı. Kişilik haklarının zedelenerek hakarete uğradığını savunan Bayraktar, 150 bin TL manevi tazminat talep ediyor.

    Gezi Parkı eylemleri sırasında polisin attığı gaz kapsülüyle ayağından yaralanan Aydın Aydoğan, Twitter hesabından İHA ve SİHA’ların deprem bölgesine müdahale edemediğini paylaşırken, Selçuk Bayraktar söz konusu paylaşıma avukatları aracılığıyla dava açtı.

    Diken’den Canan Coşkun‘un haberine göre, İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi’ne sunulan 120 sayfalık dava dilekçesine yaklaşık 100 sayfa İHA ve SİHA’larla ilgili ulusal ve uluslararası mecralarda yayınlanan ‘övücü’ haberler eklendi. Aydoğan’ın paylaşımıyla ‘İHA ve SİHA sistemlerine kamuoyu tarafından duyulan güveni sarstığı ve başarılarını karaladığı’ iddia edildi. Dilekçeye göre, dava konusu tweet nedeniyle Bayraktar’ın onur, şeref ve saygınlığı rencide edilmiş.

    “BENİM YERİME AFAD BAŞKANINI MAHKEMEYE VERSEYDİ”

    Bayraktar’ın davası İstanbul 30’uncu Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından kabul edildi. Mahkeme, ön inceleme yaptıktan sonra kararını açıklayacak. Hakkında dava açılan Aydın Aydoğan ise Diken’e şunları söyledi:

    “Deprem olduktan sonra iki gün boyunca telefonla hiçbir yere ulaşamadım. İletişim sağlanabildiğinde 10 Şubat’tan sonra kuzenimin ailesi enkaz altında olduğunu öğrendim. İletişim sağlandıktan sonra da interneti kapattılar. Kuzenim ve çocukları enkazda can verdi.

    İHA ve SİHA’ların uçamadığıyla ilgili haberlerin yayınlandığı günlerde ben de eleştiri hakkımı kullandım. Kaldı ki sadece eleştirmedim, iddiayla ilgili haberleri de paylaştım, AFAD başkanının söylediklerini paylaştım. Beni mahkemeye vereceğine AFAD başkanını verseydi.

    Demokratik ülkelerde idareciler eleştiriye açıktırlar. Kaldı ki ülkede bir afet yaşanmış. Devletin verdiği rakamlara göre 51 bin insan vefat etmiş, binlerce kişi yaralanmış, milyonlarca insan iç göçmen olmuşken en ufak bir eleştiriye tahammül edememek anlaşılır gibi değil.

    Bu tahammülsüzlük Gezi’ye olan öfkelerin hala sıcak olduğunun bir kanıtı. Hakkımda 150 bin TL’lik manevi tazminat davası açmış Selçuk Bayraktar’a sözüm şudur: Ben bunu ödeyemem, bizim milyon dolarlık şirketlerimiz yok. Asgari geçim şartlarında ülkede hayatta kalmaya çalışan bireyleriz. AFAD başkanının basın toplantısında söylediklerini paylaştım sadece. Beni mahkemeye vereceğine AFAD Başkanını verseydi anlaşılırdı. Üç gün ulaşabildik yakınlarımızı bu seferde bant daraltıldı anlamak mümkün değil yani özür dileriz ama bizler öldük o gün öldük.”

    (HABER MERKEZİ)

  • İstanbul’da 117. Adalet Nöbeti Gezi tutukluları için yapıldı-VİDEO

    İstanbul’da 117. Adalet Nöbeti Gezi tutukluları için yapıldı-VİDEO

    PİRHA-Gezi tutukluları için 117. Adalet Nöbeti’nde bir araya gelen avukatlar ve tutuklu yakınları dava sürecine ilişkin değerlendirmeler yaptı. Eylemde konuşan İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu, “Hukuk, siyaset uğruna eğilip, büküldükçe geldiğimiz nokta bu oldu işte. Herkes bilmeli ki onları yaşatacağız. Onlar bu ülkenin hukuk ve demokrasi tarihine onurla geçecekler” dedi.

    Avukatlar, 117. Adalet Nöbeti’nde Gezi davasından tutuklu bulunanlar için bir araya geldi. Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önündeki eyleme tutuklu yakınlarının yanı sıra Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Oya Ersoy ile İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu katıldı.

    Yakınlarının tutukluluğuna tepki gösteren aileler, “Ellerinizi vicdanınıza koyunuz ve bir an önce mağduriyetimizi gideriniz. Toplumsal olarak birlikte olursak bu siyasi düzen bize bir şey yapamaz” dedi.

    “ONLAR BU ÜLKENİN HUKUK VE DEMOKRASİ TARİHİNE ONURLA GEÇECEKLER”

    İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu ise şunları söyledi:

    “Bu ülkenin hukukçuları olarak bu davanın hukuka aykırılığını tescil ettik. Etmeye sonuna kadar devam edeceğiz. Biliyoruz ki sevgili Can (Atalay) sadece avukatlık yaptığı için tutuklandı. O bizim adımıza yatıyor orada. Onun acısını yüreğimizde duyuyoruz. Biraz vicdanı olanın bu yargılama sonucunda ne yapacağını hepimiz görüyorduk. Hukuk, siyaset uğruna eğilip, büküldükçe geldiğimiz nokta bu oldu işte. Herkes bilmeli ki onları yaşatacağız. Onlar bu ülkenin hukuk ve demokrasi tarihine onurla geçecekler. Onları onurları ile yaşatacağız. Bu biline.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • ‘Gezi’de yaşamını yitirenler bugün milyonlara dönüştü’

    ‘Gezi’de yaşamını yitirenler bugün milyonlara dönüştü’

    PİRHA-Gezi direnişinin 9’uncu yılında konuşan Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan ile Mehmet Ayvalıtaş’ın babası Ali Ayvalıtaş, “Gezi’de yaşamını yitirenler bugün milyonlara dönüştü” dedi.

    Gezi direnişinde yaşamını yitiren Berkin Elvan ile Mehmet Ayvalıtaş’ın aileleri, Gezi’nin 9’uncu yıl dönümü dolayısıyla yaptıkları açıklamada “Gezi’de yaşamını yitirenler bugün milyonlara dönüştü” ifadelerini kullandı.

    Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan ile Mehmet Ayvalıtaş’ın babası Ali Ayvalıtaş, Mezopotamya Ajansı’ndan Doğan Kaynak‘a konuştu.

    “BIÇAK KEMİĞE DAYANMIŞTI”

    Gezi’nin toplumsal bir direniş olduğunu belirten Gülsüm Elvan, “Bıçak kemiğe dayanmıştı. İnsanlar ülkesini ve memleketini korudular. Yıktırmadılar. Hepimiz alanlara çıktık, isyanımızı dile getirdik. ‘Bu parkı yıkamazsınız’ dedik. Oruç tutan insanlara sofralar kuruldu. İftar açan insanlara saygı gösterildi ve onlar için el ele tutuşarak zincirler kurdular. Çok güzel bir paylaşım vardı, kardeşlik vardı. Bir birlik vardı” dedi.

    “OĞLUM YAŞATILMIŞ OLSAYDI 23 YAŞINDAYDI” 

    Gezi sürecinde hayatını kaybedenleri hatırlatan Elvan, şunları söyledi:

    “Deniz Gezmiş’i asarlarken Mahir Çayan’lar onlar için gitti. Mahir Çayan’lar giderken, İbrahim Kaypakkaya da onlar için gitti. Zincirleme gibi bir şey oldu. Burada da aynen öyle oldu. Oğlumun vuruluşu ve Ethem Sarısülük’ün vuruluşunu hiç unutmuyorum. Ethem’den iki üç gün sonra yavrum da vuruldu. Daha sonra Ali İsmail Korkmaz’ın vurulduğunu duyduk. Gitgide öfkemiz çoğaldı. Artık biliyorduk ki vur emrini vermişler.

    Hastane’de 269 gün boyunca benim yanımdaydılar. Halen de yanımdalar. Ethem Sarısülük’ün annesi ile birbirimizden hiç kopmadık. Bir aile olduk. Oğlumu hiç unutmadım. Onun ölümünü halen kabullenemiyorum. Benim için sanki hala yaşıyor. Bir gün çıkıp gelecekmiş gibi gözlüyorum yolunu. İşe gittiğimde farkında olmadan sanki Berkin yanımdaymış gibi kendi kendime konuşuyorum. Hani derler ya ‘Yara bir süreden sonra kabuk bağlar.’ Benim yaram hiçbir zaman kabuk bağlamadı ve bağlamayacak. Zaman sanki benim için durmuş hiç ilerlemiyor gibi. Eğer oğlum yaşamış olsaydı demiyorum, yaşatılmış olsaydı şimdi 23 yaşındaydı.”

    “GEZİ’Yİ UNUTMAYACAĞIZ”

    Gezi Davası’nda ceza alarak tutuklananların iktidar tarafından cezalandırıldığını belirten Elvan, “Mücella ablaya, Can Atalay’a, Tayfun’a, Çiğdem’e, Osman Kavala’ya ağırlaştırılmış cezalar verdiler. Bizim çocuklarımızın katilleri elini kolunu sallayarak geziyor ve görevlerini yapıyorlar. Bu insanlar içeride. Gezi’yi unutmayacağız, unutturmayacağız. Gezi’nin yıl dönümünde Taksim’de olacağız” dedi.

    MEHMET AYVALITAŞ’IN HAYATINI KAYBETMESİ

    Gezi direnişinde polis aracının çarpması sonucu hayatını kaybeden Mehmet Ayvalıtaş’ın babası Ali Ayvalıtaş ise o süreci şöyle anlattı:

    “O eylemde süratle gelen bir emekli polis, oğluma çarpıyor. Onun peşinden Mehmet Görkem Demirbaş adında biri cip arabasıyla hızlı bir şekilde gelip o da oğluma çarpıyor. Aynı zamanda yeğenim Seyit de ağır yaralanıyor. O zaman kız kardeşim gelip, ‘Seyit ağır yaralanmış, bizi Göztepe Hastanesine yetiştir’ demişti. Biz hastaneye gittik, bize ‘Mehmet’in durumu çok kötü Bostan’cıdan Memorial Hastanesine götürülmüş’ dediler. Göztepe’yle Bostancı arası sanki Diyarbakır’a gitmişim gibi geldi. Çok uzak geldi.”

    “GEZİ BİR HALKIN İSYANIYDI”

    Gezi’nin “Devlet terörüne karşı bir başkaldırı” olduğunu söyleyen baba Ayvalıtaş, “Devlet nasıl terör yapıyordu? Hamile kadınlar ‘kapıya çıkamaz’ diyordu. Devlet, ‘iki genç bir yere oturup çay içemez’ diyordu. İki kent hariç 79 kentte ayaklanmalar oldu. Milyonlarca insan ayaklandı. Her mitinge gittiğimde Gezi’de hayatlarını kaybedenlerin resimlerini görüyorum. Bu resimler, onların milyonlarca insana dönüştüğünün bir göstergesidir. Ben Mehmet’in babası olduğum için kendimi şanslı görüyorum. İçim yanıyor. Allah kimseye evlat acısı vermesin. Ama Gezi, haksızlığa, zulme karşı bir başkaldırıştı. Gezi bir devrimdi. Gezi bir halkın isyanıydı” ifadelerini kullandı.

    OĞLU ADINA VAKIF KURDU

    Oğlu ve yaşamını yitiren eşi için MAFAV adıyla vakıf kurduğunu ve bu vakıfla yardıma muhtaç olan insanlara yardım ettiğini aktaran Ayvalıtaş, vakıfla hem oğlunun hem de eşinin isimlerinin yaşayacağını ifade etti. Ayvalıtaş, “Bu vakıfı zor şartlarda kurduk. Baya uğraştırdılar bizi. Yaşadığımız Mustafa Kemal mahallesinde her kesimden insanlar var. Hepsi de fakir insanlar. Bazı insanlarımız var eşinden boşanmış maddi olarak sıkıntıları var. Bazılarının çocukları okuyor. Onlara yardım edeceğiz. Bazı insanların ekmek paraları bile yok. Bizim amacımız topluma bazı aileleri kazandırmak. Vakıfımızı çalışır bir vaziyete getirmek için 2 Haziran’da bir araya geleceğiz. Vakıfımız için destek bekliyoruz” çağrısında bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gezi Direnişi 9. yaşında

    Gezi Direnişi 9. yaşında

    Tarihi ağaçların sökülerek yerine AVM yapılacak projeye karşı tüm toplumun meydanlara indiği ve Türkiye tarihine geçen Gezi Direnişi 9’uncu yaşına girdi. 

    Gezi Parkı’nda tarihi ağaçların kesilerek yerine AVM projesinin yapılacağının duyulmasıyla 31 Mayıs 2013’te başlayan ve Türkiye tarihine geçen direnişin üzerinden 9 yıl geçti. Toplumun bütün kesimlerinin katıldığı direniş hafızalardaki yerini korurken, ilk kıvılcımlarının atıldığı 27 Mayıs’tan günümüze kadar yaşananları derledik.

    EYLEMLER BAŞLADI

    2013 yılında AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne tahsis edilen Taksim Gezi Parkı’nda, İstanbul 6’ncı İdare Mahkemesi ile 2 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararına rağmen parktaki tarihi ağaçlar kesilmek istendi. Buna karşı 27 Mayıs 2013’te protestolar başladı. Parkın Asker Ocağı Caddesi’ne bakan duvarının 3 metrelik kısmı gece 22.00 civarlarında yıkılırken, 5 ağaç ise taşınacağı iddiasıyla yerinden söküldü. Bu haberi alan Taksim İçin Ayağa Kalk Platformu üyeleri ve ekolojistlerden oluşan 50 kişilik grup, ağaçların kesilmemesi için parkta çadır kurarak nöbet eylemi başlattı. Nöbet eylemcileri sayesinde o gece yıkım ertelendi. Fakat parktan ayrılan polisler, yıkım için yeniden geleceklerini söyledi. Olaylar yaşanırken bir yandan da sanal medya üzerinden geniş kesimlere duyarlılık oluşturulması yönünde çağrılar yapılmaya başlandı.

    ÇALIŞMALAR DURDURULDU 

    Geceyi çadırda geçiren eylemcilerin yaptığı çağrılar karşılık buldu ve çok sayıda eylemci Gezi Parkı’na geldi. Öğle saatlerine doğru duvar yıkımına devam etmek isteyen ekipler ile eylemciler arasında gerginlik yaşandı. Öğle saatlerinde dönemin Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, parka gelerek eylemcilerle birlikte çalışmaları durdurdu. Çalışmaların durması sonrasında parkta duran eylemcilere polis müdahale etti. Eylemcilerin tüm müdahalelerine rağmen duvarın bir bölümü yıkıldı. 28 Mayıs’ta ise yapılan müdahalelerde çok sayıda yurttaş yaralandı. Giderek kitleselleşen eylem, çadır nöbetiyle sürdürüldü.

    TAKSİM BİZİM

    Eylemcilerin parktaki nöbeti devam ederken, 29 Mayıs sabah saatlerinde polis müdahalesi gerçekleşti. Müdahalede çadırlar kaldırılsa da öğlen saatlerinde doğru kalabalıklaşan eylemciler çadırları yeniden kurdu. Yavuz Sultan Selim Köprüsü inşaatının açılışı sırasında dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan, “Ne yaparsanız yapın. Orası için karar verdik. Yapacağız” derken, aynı saatlerde Gezi Parkı içinde açıklama yapan Taksim Dayanışma ise, “Bu mücadele tüm canlılar için; Taksim bizim, İstanbul bizim” diyerek, direnişte ısrar mesajını verdi.

    ÇADIRLAR YAKILDI

    Eyleme karşı polis müdahalesi arttıkça, tepkiler hem sokakta hem de sanal medyada yankı bulmaya devam etti. 30 Mayıs’ta da nöbet eylemine yönelik polis müdahalesinde, bu kez çadırlar ateşe verildi. Buna rağmen devam eden eylemler ülkenin dört bir yanına yayıldı. Aynı gün parkta büyük bir kitle forum düzenledi. Her geçen gün eylemcilerin sayısı artarken, yaşananlara yönelik uygulanan medya sansürü tepkileri büyüttü. Tepkilerin yansımasını bulduğu Twitter’da, #DirenGeziParkı hastagıyla 2 milyon paylaşım yapıldı.

    DİRENİŞ YAYILDI

    31 Mayıs’ta sabaha karşı gerçekleşen polis müdahalesi ise tüm toplumsal kesimlerin sabrını taşırdı. Müdahalenin ardından İstanbul ilçeleri başta olmak üzere, tüm Türkiye’de halk alanlara aktı. Ülkenin dört bir yanında polis müdahalesi yaşandı. Müdahalelerde çok sayıda kişinin yaralanması üzerine Türk Tabipler Birliği (TTB), “Acil Müdahale Birimi” oluşturdu. Aynı gün yapılan bir başvuru sonrasında İstanbul 6’ıncı İdare Mahkemesi, Topçu Kışlası Projesi hakkında “yürütmeyi durdurma” kararı verdi.

    DÜNYA GÜNDEMİNDE

    Eylemcilerin korku duvarını yıkarak İstanbul’un ilçelerinden Taksim’e akın etmesiyle, Gezi Direnişi dünya gündemine oturdu. Birçok uluslararası basın kuruluşu, Taksim’de yaşananları canlı olarak duyururken, Türk medyasının büyük çoğunluğu ise üç maymunu oynamayı tercih etti. 31 Mayıs’ı 1 Haziran’a bağlayan günün ilk saatlerinde ise artık tüm Türkiye ayaktaydı.

    BİNLER AKIN ETTİ

    1 Haziran sabahı İstanbul’un Anadolu Yakası’nda toplanan on binlerce kişi, Boğaziçi Köprüsü üzerinden yürüyüşe geçti. Yetersiz kalan polise, jandarma dahil edildi. Taksim’e girişler engellenmeye başlandı, metro seferleri durduruldu. Bu kez eylemcilerin gözaltına alınması üzerine Taksim’de kurumlar adına yapılan açıklamada, “Taksim’i kazanana kadar evimize gitmeyeceğiz” mesajı verildi. Aralarında milletvekillerinin de bulunduğu binlerce kişi, Gezi Parkı’na yürüdü ve Gezi Parkı’nın Mete Caddesi tarafına giriş yaptı. Ardından yurttaşlar dört bir yandan Gezi Parkı’na akın etti.

    MÜCADELEYE DEVAM

    Taksim Meydanı ve çevresindeki polisler öğle saatlerinden sonra araçlarını ve ekipmanlarını bırakarak geri çekildi. Taksim ve İstiklal Caddesi’nde devlet ve polis müdahalesinin olmadığı günler yaşanmaya başlandı. Akşam saatlerinde açıklama yapan Gezi Parkı Direnişi Koordinasyonu, direnişin park nöbetine dönüştürüldüğünü duyurdu. Gezi Parkı’nda katılımcı örgütler tarafından nöbet tutulmaya başlandı. Ertesi gün aydın ve sanatçıların katılımıyla direniş zaferinin kutlanacağı şölen gerçekleştirileceği duyuruldu. On binlerce kişi alana yapılacak olası polis müdahalesine karşı Taksim’e çıkan tüm yolları barikatlarla kapattı.

    KOMÜNLER KURULDU

    Parkta kalan on binlerce kişi, ihtiyaçlarını kurulan komünden karşılamaya başladı. Tamamıyla halkın desteğiyle işleyen ve ilk gün bir duvar üzerine bırakılan su, bisküvi, meyve suyu gibi malzemelerin bulunduğu komün, günler içerisinde gelişti ve onlarca komün masasına dönüştü. Ülkenin dört bir yanında direnişe destek eylemleri yapılırken, dönemin Başbakan’ı Tayyip Erdoğan ise her konuşmasında, “Yasadışı eylemlere izin verilmeyecek, gerekenler yapılacak” tehditlerinde bulundu.

    TERK ETMEDİLER 

    Takvimler 11 Haziran’ı gösterdiğinde, polis müdahalesi bir kez daha kendisini gösterdi. Sabahın erken saatlerinde Taksim’e çıkan polis, şiddetin dozunu arttırdı. Bütün müdahalelere rağmen on binlerce kişi meydanı terk etmedi. Bu müdahaleden sonra da eylemler Gezi Park’ı başta olmak üzere birçok kentte sürdü. Yapılan tüm eylemlerde polis müdahalesi yaşanırken, Taksim Dayanışması, “Gezi Parkını terk etmiyoruz” açıklaması yaptı.

    YÜZLERCE GÖZALTI 

    Emek ve meslek örgütleri Gezi Parkı direnişine destek vermek için 17 Haziran günü greve çıktı. Polis yurttaşların Taksim’e çıkışını engellemek için meydana çıkan yollarda müdahalelerini sürdürdü. Bu müdahalelere karşı, “duran insan” eylemleri başlatıldı. Kentlerin tüm meydanlarında eylem yapan yurttaşlar da polis müdahalesinden nasibini aldı. Haziran ayı boyunca yurttaşların Gezi Parkı’na yapmak istedikleri yürüyüşler, polisin sert müdahalesiyle karşılaştı. İktidarın direnişe karşı yaptığı operasyonlarda yüzlerce kişiyi gözaltına alındı, onlarcası tutuklandı.

    10 BİN YARALI

    Haziran ayı boyunca süren direnişte yaklaşık 10 bin kişi polis müdahalesi sonucu yaralandı. 91 kişi kafa travmasına uğradı, 10 kişi gözünü kaybetti. Polis, 15 günde 150 binin üzerinde gaz bombası kullandı, tonlarca tazyikli su sıktı.

    11 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRDİ

    1 Haziran tarihinde Ankara Kızılay’daki gösteride polis kurşunuyla kafasından vurulan Ethem Sarısülük, 12 Haziran 2013’te beyin ölümü gerçekleşti. Mehmet Ayvalıtaş, 2 Haziran’da göstericilerin İstanbul Ümraniye TEM Otoyolu’nu kapatma eylemi sırasında bir aracın kasıtlı olarak çarpması sonucu yaşamını yitirdi. 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz, Eskişehir’de 3 Haziran 2013’de uğradığı saldırıda geçirdiği beyin kanaması sonucu 9 Haziran’da yaşamını yitirdi. Abdullah Cömert, Hatay’da 3 Haziran’da polisin attığı gaz bombasının kafasına isabet etmesi sonucu yaralandı, 22 Haziran’da yaşamını yitirdi. İstanbul Okmeydanı’nda polisin attığı gaz bombası kafasına isabet eden 14 yaşındaki Berkin Elvan, 269 gün verdiği yaşam mücadelesinin ardından hayatını kaybetti.

    22 yaşındaki Ahmet Atakan da 9 Haziran’da Hatay’da polisin attığı gaz bombasının başına isabet etmesi sonucu çatıdan düşerek yaşamını yitirdi. Mehmet İstif, Serdar Kadakal, İrfan Tuna, Zeynep Eryaşar, Selim Önder olmak üzere 11 kişi Gezi direnişi sırasında yaşamını yitirdi.

    GEZİ DAVASI 

    Gezi direnişi nedeniyle 2017’den beri tutuklu olan iş insanı Osman Kavala ve beraberindeki 16 isim hakkında dava açıldı. Davada iki defa beraat kararı verildi. Ancak  25 Nisan’da görülen davada, Osman Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet; sanıklardan Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Yiğit Ali Ekmekçi’ye 18’er yıl hapis cezası verildi.

    AYM’DEN RET KARARI

    Gezi davası nedeniyle Kavala’nın başvurduğu Anayasa Mahkemesi, 22 Mayıs 2019’da kararını verdi. AYM, raportörün aksi görüşüne rağmen, Kavala hakkında oyçokluğu ile “ihlal yok” kararı verdi.

    AİHM: İHLAL VAR

    Kavala, daha sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu. AİHM, Kavala’nın bireysel başvurusuyla ilgili ihlal kararını 10 Aralık 2019’da açıkladı. Kavala’nın “makul şüphe bulunmadan siyasi gerekçelerle tutuklandığına” hükmederek, tutukluluğun sona erdirilmesini istedi. Ancak, yerel mahkeme, AİHM kararını “kesinleşmedi” gerekçesiyle dikkate almadı. Kavala’nın tutukluluğunun devamı kararı verildi.

    AİHM kararlarının uygulanmasını denetleyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, AİHM tarafından 10 Aralık 2019 tarihinde açıklanan ve geçen yıl Mayıs ayında kesinleşen Kavala kararının uygulanmadığına dikkat çekerek, Kavala’nın keyfi tutukluğunun devam etmesi halinde Türkiye hakkında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni (AİHS) ihlal sürecini başlatacağını açıkladı. Komite, Kavala için Türkiye’ye Eylül ayı sonuna kadar süre verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Çağlayan’daki ‘Adalet Nöbeti’ Gezi tutukluları için tutuldu-VİDEO

    Çağlayan’daki ‘Adalet Nöbeti’ Gezi tutukluları için tutuldu-VİDEO

    PİRHA-Gezi davası tutukluları için İstanbul Adalet Sarayı önünde düzenlenen ‘Adalet Nöbeti’nde, verilen cezalar bir kez daha protesto edilirken, tutukluların serbest bırakılması çağrısında bulunuldu. Taksim Dayanışması adına yapılan açıklamada “Arkadaşlarımız suçlu değiller. Gezi suçlu değil. Bir suçlu arıyorsak eğer bu suçluyu Kazdağları’nda, Cerattepe’de, Soma’da, Atatürk Orman Çiftliği’nde arayalım” denildi.

    Avukatlar tarafından İstanbul Adalet Sarayı önünde tutulan ‘Adalet Nöbeti’ bugün Gezi davası sonucunda ceza alarak tutuklananlar için yapıldı. Gezi direnişine ilişkin daha önce iki kez beraat kararı verilmesine karşın üçüncü kez açılan davada İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tutuklu işadamı Osman Kavala için ağırlaştırılmış müebbet, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Can Atalay, Mine Özerden, Yiğit Ali Ekmekçi ile Tayfun Kahraman’a da 18’er yıl hapis cezası verilmişti.

    Cumhuriyet Gazetesi davasıyla avukatlar tarafından Nisan 2017’den itibaren tutulmaya başlanan ‘Adalet Nöbeti’ bugün Gezi davası tutukluları için düzenlendi. Nöbet eylemine avukatların yanı sıra Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ile CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da katıldı.

    “GEZİ SUÇLU DEĞİL, SUÇLU ARANIYORSA ÇEVREYİ YOK EDENLERE BAKALIM”

    Taksim Dayanışması adına bir açıklama yapılırken, tutukluların serbest bırakılması çağrısında bulunuldu.

    Yapılan açıklama şu şekilde:

    “Arkadaşlarımızın suçsuzluğunu, aksine bir o kadar haklılığını bir kez daha dile getirmek istiyoruz. Ne yapmıştı bu arkadaşlarımız? Toplumsal duyarlılık, mesleki sorumluluklarının bir gereği olarak İstanbul’un son açık alanlarından biri olan Gezi Parkı’na sahip çıkmışlardı. Park betonlaşmasın, inşaat firmalarına peşkeş çekilmesin, ranta alet edilmesin diye onurlu ve demokratik bir mücadele başlatmışlardı. Bu mücadele Gezi’de toplumsal muhalefetin, demokratik hak taleplerinin, özgürlük taleplerinin, adalet çığlıklarının meşru zeminini oluşturdu. Yatay bir birleşme ve bütünleşme zemini. Bu zemini demokrasinin, umudun, dayanışmanın, özgürlüğün ak tohumları atıldı. Bu tohumlar filizlendi. Onlar artık her yerdeler. Çağlayan’da, Karaköy’de, Ankara’da, İzmir’de, Diyarbakır’da, Trabzon’da, Antalya’da her yerdeler.

    “ARKADAŞLARIMIZI EN KISA ZAMANDA GERİ ALACAĞIZ”

    Arkadaşlarımız suçlu değiller. Gezi suçlu değil. Gezi’ye börek taşıyan anneanneler, haklarını arayan işçiler, sömürüye karşı duran emekçiler, “Biz de varız” diyen LGBTİ+ bireyler, özgür üniversite isteyen öğrenciler, kadın cinayetlerine, şiddete karşı çıkan kadınlar hepsi Gezi’de. Gezi’de filizlenen o tohumları el ele birlikte attılar. Bize düşen de bu filizleri çoğaltıp, yeşertmektir. Bir suçlu arıyorsak eğer bu suçluyu Kazdağları’nda, Cerattepe’de, Soma’da, Atatürk Orman Çiftliği’nde arayalım. Buralara dönüp bakalım. Oraları yağma ve talanın merkezi haline getiren, ormanları katleden, çevreyi yok eden, su havzalarını talan eden kararları verenlere bakalım. Arkadaşlarımız suçlu değiller. Bizler ve arkadaşlarımız haklıydık, haklıyız. Sonuna kadar haklı mücadelemizi sürdüreceğiz. Korkmuyoruz. Arkadaşlarımızı en kısa zamanda geri alacağız.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Mücella Yapıcı yeni yaşına cezaevinde girdi: Kaçacak olsam kaçardım

    Mücella Yapıcı yeni yaşına cezaevinde girdi: Kaçacak olsam kaçardım

    PİRHA-CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Gezi davasından tutuklanan Mücella Yapıcı, Mine Özerden ile Çiğdem Mater’i ziyaret etti. Yapıcı’nın yeni yaşına cezaevinde girdiği belirtilirken Mine Özerden ziyaret sırasında “Bir hakim net biçimde burada suç yok, delil yok beraat etmeleri gerekir derken, AKP’den aday adayı olmuş diğer hakim bize en ağır cezaları veriyor” ifadelerini kullandı.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Gezi davasında haklarında 18’er yıl hapis cezası verilen Mücella Yapıcı, Mine Özerden ile Çiğdem Mater‘i kaldıkları Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde ziyaret etti. Mücella Yapıcı‘nın yeni yaşına cezaevinde girdiğini belirten Çakırözer, “Masum insanlara haklarında delil olmadan hukuksuz şekilde ağır cezalar verilmesi; doğum gününde, bayramda insanların cezaevinde tutulması büyük vicdansızlık. Türkiye’nin ayıbı” dedi.

    “AKP’DEN ADAY OLMUŞ BİR HAKİM BİZE EN AĞIR CEZALARI VERİYOR”

    Çakırözer, ziyareti sırasında geçen konuşmalara da değindi. “Hukukun gücü değil, gücün hukuku çalışıyor” diyen Mine Özer‘den şunları söyledi:

    “Bir hakim net biçimde burada suç yok, delil yok beraat etmeleri gerekir derken, AKP’den aday adayı olmuş diğer hakim bize en ağır cezaları veriyor. Bu nasıl adalet? Tiyatro bile diyemeyeceğimiz bir müsamere bu yaşanan ve bize yaşatılan! Ayrıca garibimize giden bir başka husus daha var. Bakın 61. hükümetin tüm bakanları, işte Arınç’ı, Çiçek’i, Babacan’ı Davutoğlu’su bu davada mağdur olarak karşımızda. Toplam 740 müşteki var. Hiçbiri ama hiçbiri de şikayetini geri çekmiş değil. Siyasetçilerin de biraz onurlu olmasını bekliyor insan.”

    “KAÇACAK OLSAM KAÇARDIM”

    Yeni yaşına cezaevinde girdiği kaydedilen Mücella Yapıcı ise “Yaşlansak da gönül aynı gönül! Mücadeleye devam! Dimdik ayakta duruyoruz” dedi. Herkesin bayramını kutladığını belirten Yapıcı “Mahkeme aşamasında da söyledim. Bir daha söylüyorum; 2014 yılında açılan davada biz beş kişi beraat ettik. Ve o beraat kararı kesinleşti. O yüzden eski Roma’dan beri evrensel kural olan ‘Non Bis İdem’ ilkesine göre aynı suçtan tekrar yargılanmam mümkün değil. Büyük hukuksuzluk. Kaçma şüphemiz var diye tutukladılar. Oysa ben dava sürerken üç kez yurtdışına toplantılara gittim. Kaçacak olsam kaçardım” ifadelerini kullandı.

    “BU SADECE BİZİM MESELEMİZ DEĞİL”

    Tutukluluklarına her yargı organında itiraz edeceklerini belirten Çiğdem Mater de şunları kaydetti:

    “Bizi sarıp sarmaladıklarını hissediyoruz. Ama bu mesele sadece bizim meselemiz değil. Türkiye’nin hukuku ile ilgili. Yani herkesin paylaştığı ortak duygu şu: Bu yaşananlar bir gün bizim de başımıza gelebilir. İşte o yüzden bu sadece Osman’ın, Mücella’nın, Çiğdem’in, bu 8 kişinin meselesi değil. Türkiye’nin hukuk mücadelesi, adalet mücadelesi. Bakın ben Almanya’daki işimi, projemi bırakıp geldim. Girişte pasaportumun elimden alınacağını bilerek döndüm. Şimdi diyorlar ki kaçma şüphesi var onun için tutukluyoruz. İşte bu zihniyeti kabul etmiyorum ve tutukluluğumuza her yargı organında itiraz edeceğiz.”

    “GEZİ’DEN SUÇ ÇIKARMA ÇABASI NAFİLEDİR”

    Çakırözer gerçekleştirdiği ziyaretlerin ardından şu açıklamalarda bulundu:

    “Mücella Yapıcı 71. yaşına cezaevinde giriyor. Bu masum insanların doğum gününe, bayrama cezaevinde girmesi büyük vicdansızlık. ‘Yurtdışına kaçma şüphesi var’ denilerek cezaevinde tutulmamaları ve 18’er yıl hapsa çarptırılmalı büyük hukuksuzluk. Bu insanlar yargılamaları sürerken dahi yurtdışına gidip geldiler. Şimdi ‘kaçma şüphesi var’ denilerek özgürlüklerinden mahrum bırakılmaları kabul edilemez. Gezi direnişinden suç çıkarma çabası nafiledir. O yüzden insanlarımız hapse koymak yerine bir an önce özgürlüklerine kavuşturmalıyız. Siyasi yargılamalar, düşünce suçluları Türkiye’nin ayıbıdır. Türkiye’nin itibarına zarar vermektedir. Artık Türkiye bu ayıbından kurtulmalıdır.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gezi Davası kararlarının ardından ‘Vazgeçmiyoruz’ başlığıyla imza kampanyası başlatıldı

    Gezi Davası kararlarının ardından ‘Vazgeçmiyoruz’ başlığıyla imza kampanyası başlatıldı

    PİRHA-Gezi Davası’ndan çıkan kararlara tepkiler gelmeye devam ederken, konuya ilişkin ‘Vazgeçmiyoruz’ başlığıyla imza kampanyası başlatıldı. Açıklamada “Gezi Parkı eylemleri; siyasal otoritenin yurttaşların kentsel ve doğal yaşamına, onların rızası olmadan müdahale etmesi ve toplumun özgürlük talebinin yok sayılmasına tepki olarak ve anayasal bir hak olan toplantı ve gösteri hakkı kullanılarak, tüm yurt çapında kendiliğinden gelişen meşru bir toplumsal eylemdir” denildi.

    Üçüncü kez görülen ‘Gezi Davası’nda İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, yargılananlar hakkında cezalar yağdırmıştı. Uzun süredir tutuklu bulunan iş insanı Osman Kavala ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına, diğer sanıklardan Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Yiğit Ali Ekmekçi de 18’er yıl hapis cezasına çarptırıldı.

    “GEZİ, MEŞRU BİR TOPLUMSAL EYLEMDİR”

    Verilen kararlara tepkiler gelmeye devam ederken, konuyla ilgili olarak ‘Vazgeçmiyoruz’ başlığıyla imza kampanyası da başlatıldı. “Gezi Parkı eylemleri; siyasal otoritenin yurttaşların kentsel ve doğal yaşamına, onların rızası olmadan müdahale etmesi ve toplumun özgürlük talebinin yok sayılmasına tepki olarak ve anayasal bir hak olan toplantı ve gösteri hakkı kullanılarak, tüm yurt çapında kendiliğinden gelişen meşru bir toplumsal eylemdir” denilerek yayımlanan imza kampanyasında şu ifadelere yer verildi:

    “VERİLEN KARARLAR KABUL EDİLEBİLİR DEĞİLDİR”

    “Sivil toplumun varlığı yurttaşların çoğulcu, katılımcı ve özgür bir ortamda bir araya gelebilmesine bağlıdır. Gezi’ye katılan ve destekleyen milyonlarca insan, Gezi Parkı eylemlerini organize ve/veya finanse ettikleri gerekçesiyle siyasal iktidar tarafından günah keçisi olarak seçilen insanlarla aynı motivasyonu taşımıştır. Sivil toplumun farklı alanlarından seçilen bu değerli insanlara mahkeme tarafından isnat edilen suçların ele alınış şekli ve verilen kararlar kabul edilebilir değildir.

    Biz sivil toplum çalışanları ve gönüllüleri, bu haksız ve hukuki temellerden yoksun kararları güçlü bir şekilde protesto ediyoruz. Bu anlayışla, mahkeme tarafından haksız şekilde özgürlüklerinden, sevdiklerinden ve biz çalışma arkadaşlarından alıkonan insanlara bir an önce özgürlüklerinin geri verilmesini talep ediyoruz. Bu vesileyle de, sivil toplum çalışanları ve gönüllüleri olarak herkesin bilmesini isteriz ki:

    “VAZGEÇMİYORUZ!”

    Bizler, tüm bu baskı ve kısıtlamalara rağmen dün olduğu gibi bugün ve gelecekte doğayı ve toplumu ilgilendiren tüm konu ve alanlarda anayasa ve uluslararası anlaşmalarla tanınmış tüm haklara sahip çıkmaktan vazgeçmiyoruz.

    Bizler, içinde yaşadığımız toplumsal yapının evrensel demokratik normlara ulaşması için barışçıl yöntemlerle var gücümüzle çalışmaya devam etmekten vazgeçmiyoruz.

    Bizler, bu topraklarda herkes için demokratik, adil ve barışçıl bir yaşam hayalimiz uğruna çaba göstermekten ve özgürlüklerimizden vazgeçmiyoruz.”

    İmza kampanyasına buradaki linkten ulaşılabilir: Vazgeçmiyoruz!

    PİRHA / İSTANBUL

  • ‘Mücadeleye devam edecek, arkadaşlarımızı yalnız bırakmayacağız!’-VİDEO

    ‘Mücadeleye devam edecek, arkadaşlarımızı yalnız bırakmayacağız!’-VİDEO

    PİRHA- İkitelli-Atakent Güç Birliği, Gezi davasında verilen hapis cezalarını protesto etmek için bir araya geldi. Yapılan açıklamada “Gezi’nin inatçı, yaramaz ve mücadeleci çocukları, kadınları ve gençleri olmaya devam edeceğiz” denildi.

    Gezi davasında çıkan karara ilişkin İstanbul Küçükçekmece’de İkitelli-Atakent Güç Birliği ‘Geziyi Savunuyoruz’ diyerek basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Açıklamada, hukuka güvenin iyice azaldığı, mahkemelerden adalet çıkacağına dair inancın zayıfladığı Türkiye’de, Gezi davasında açıklanan kararlar sonrasında dün itibariyle; ranta karşı çıkıp, doğanın talanına itiraz edenlerin, ‘hayatımıza müdahale etme’ diyen milyonların sesine ses olanların, Gezi Parkı park olarak kalsın diye çabalayan mimar, şehir plancı ve avukatların “Ağırlaştırılmış müebbet ve ağır hapis” ile cezalandırıldığı bir ülke haline gelindiği ifade edildi.

    “MÜCADELEYE DEVAM EDECEK, ARKADAŞLARIMIZI YALNIZ BIRAKMAYACAĞIZ!”

    Açıklamanın devamında şunlar dile getirildi:

    “Başta Gezi Parkı olmak üzere ülkemizin yeşiline, doğasına, kaynaklarına sahip çıkacak demokratik bir ülke mücadelesinden vazgeçmeden, delillere dayanan objektif ve tarafsız yargılama yapan bir adalet sistemi kuruluncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz. Bu hukuksuzluk, bu keyfilik, bu adaletsizlik, bu vicdansızlık, bu düşmanlık sona erinceye kadar; arkadaşlarımız serbest bırakılıncaya kadar, dünya hukuk tarihine kara bir leke olarak girecek bu davalardan beraat edinceye kadar mücadeleye devam edecek, arkadaşlarımızı yalnız bırakmayacağız!

    2013’ün Haziran’ında Gezi Parkı’ndaki o rengarenk, dayanışmacı anlayışı sahiplenen tüm yurttaşları özgürlük ve demokrasi talebiyle ülkemizin geleceğine umut olan tüm kurumları, “darbecilik” gibi asılsız ithamlarla lekelenmek istenen Gezi’nin gerçek tarihine sahip çıkmaya çağırıyoruz. Gezi’ye sözünü ve sesini katan milyonlar adına; ülkemizde adaleti, demokrasiyi, özgürlüğü ve doğa – kent katili rant projelerine karşı duruşu simgeleyen, başta GEZİ Parkı olmak üzere ülkemizin her şehrinde parkları çoğaltacak, çocuklarımızın oyunlar oynayacağı bu parklarda bütün çocuklarla birlikte “Mücella ablamızın içindeki çocuğun” da bineceği salıncaklar kuracak, Gezi’nin inatçı, yaramaz ve mücadeleci çocukları, kadınları ve gençleri olmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Taksim Dayanışması’nın eylemine polis müdahalesi!

    Taksim Dayanışması’nın eylemine polis müdahalesi!

    PİRHA – Gezi Davası’ndan çıkan hapis cezaları ardından İstanbullu yurttaşlar, Taksim’de bir araya geldi. Yapılan basın açıklaması ardından yürüyüşe geçen kitleye polis müdahale etti.

    Gezi Davası’ndaki kararlar Taksim Dayanışması’nın çağrısıyla protesto edildi. Taksim’de TMMOB Makina Mühendisleri Odası önünde bir araya gelen yurttaşlar, “Her yer Taksim, her yer direniş!”, “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam” sloganları attı.

    Yapılan basın açıklamasının ardından İstiklal Caddesi’ne yürüyen yurttaşlara polis müdahale etti. Yapılan müdahale ardından aralarında Gazeteci Umut Taştan’ın da olduğu az 30 kişinin gözaltına alındığı bilgisi paylaşıldı.

    Gezi Davası’nda hapis cezası kararlarının ardından Çağlayan Adliyesi önünde adalet nöbeti başlatan Taksim Dayanışması, saat 19.00’da Beyoğlu’nda yapılacak protestoya çağrı yapmıştı.

    Taksim Dayanışması, Gezi davasında Osman Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet, Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman, Mine Özerden, Çiğdem Mater Utku, Yiğit Ali Ekmekçi, Ali Hakan Altınay ve Şerafettin Can Atalay hakkında 18 yıl hapis cezası verilmesinin ardından, Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi önünde adalet nöbeti başlatmıştı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ahmet Atakan mezarı başında anıldı

    Ahmet Atakan mezarı başında anıldı

    Hatay’da Gezi eylemlerinde polis tarafından öldürülen Ahmet Atakan mezarı başında anıldı. 

    Hatay’ın Antakya ilçesine bağlı Armutlu Mahallesi’nde 10 Eylül 2013’te Gezi eylemleri sırasında polis tarafından öldürülen Ahmet Atakan, Antakya’daki mezarı başında anıldı. 8 yıldır adalet arayan Atakan Ailesi’nin, şüpheli polisler hakkında soruşturma ve kamu davası açılması talebiyle Adana Bölge İdare Mahkemesi’ne yapılan başvuru geçtiğimiz Haziran ayında reddedildi. Atakan ailesinin soruşturma izni talebi için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yaptığı başvurudan halen yanıt verilmiş değil. Anmaya Atakan ailesi, kentteki siyasi parti ve sivil toplum örgütleri temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı. Anmada, Atakan için adalet talep edildi.

    Oğlunun mezarı başında gözyaşı döküp, adalet isteyen anne Emsal Atakan, “Oğlumun 8 yıldır mezarına sürekli geliyorum, dayanamıyorum artık. Katiller yargılana kadar adalet mücadelesinde vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Berkin Elvan davasında gerekçeli karar açıklandı: Sanık atışı hedef alarak yaptı

    Berkin Elvan davasında gerekçeli karar açıklandı: Sanık atışı hedef alarak yaptı

    Gezi Parkı eylemlerinde polis attığı fişek ile yaşamını yitiren Berkin Elvan davasında yargılanan sanık polis Fatih Dalgalı’nın aldığı hükme ilişkin mahkeme gerekçeli kararını açıkladı. Gerekçede, sanık polis Fatih Dalgalı’nın “atışı sektirerek, hedef gözetmeksizin değil, nişan alarak ve yere paralel olarak yapıldığı, atış neticesinde eşzamanlı olarak maktulün yere düştüğü anlaşılmıştır” denildi.

    Gezi Parkı eylemleri sırasında Okmeydanı’nda başına polisin attığı gaz fişeğinin isabet etmesinin ardından aylarca komada kaldıktan sonra hayatını kaybeden Berkin Elvan’ın öldürülmesine ilişkin davada, “Olası kastla öldürmek” suçundan yargılanan sanık Fatih Dalgalı hakkındaki hükmün gerekçesi açıklandı.

    İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi, Berkin Elvan’ın öldürülmesine ilişkin 18 Haziran’da sanık polis Fatih Dalgalı, “Olası kastla öldürmek” suçundan 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılarak hakkında yurt dışına çıkış yasağı konuldu.

    Gerekçede, “Sonuç olarak raporlarda bahsi geçen ikinci ZET polisinin sağ kolu sargılı sanık F.D. olduğu ve ikinci ZET polisi tarafından bu atışın yapıldığı ve atışın sektirerek, hedef gözetmeksizin değil, nişan alarak ve yere paralel olarak yapıldığı, atış neticesinde eşzamanlı olarak maktulün yere düştüğü anlaşılmıştır” ifadesi kullanıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ali İsmail Korkmaz’a saldırı görüntülerini silen bilirkişiye iyi hal indirimi

    Ali İsmail Korkmaz’a saldırı görüntülerini silen bilirkişiye iyi hal indirimi

    Eskişehir’de Gezi direnişi sırasında esnaf ve polislerin de aralarında olduğu kişiler tarafından saldırıya uğrayarak hayatını kaybeden Ali İsmail Korkmaz’ın dava dosyasındaki görüntüleri silen Serkan Uğurluoğlu’na mahkeme tarafından iyi hal indirimi uygulanarak 1 yıl 8 ay ceza verildi.

    Eskişehir’de 2013 yılında Gezi direnişi sırasında polis ve sivillerin saldırısına uğrayarak 19 yaşında hayatını kaybeden Ali İsmail Korkmaz’ın dava dosyasındaki görüntüleri silen Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Bilgi İşlem Daire Başkanı Serkan Uğurluoğlu’na mahkeme tarafından iyi hal indirimi uygulandı. Uğurluoğlu’na 1 yıl 8 ay ceza verildi.

    Üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz’ın darp edildiği ana ilişkin görüntüleri sildiği tespit edilen bilirkişinin yargılandığı davada gerekçeli karar açıklandı.

    Kararda dikkat çekici bir ayrıntı yer aldı. Mahkeme, Ali İsmail’in olay tarihinde üzerinde olan yeşil (turkuaz mavi) kot pantolon ile kırmızı renkli paraşüt diye tabir edilen kısa montun, 8 yıl aradan sonra baba Şehap Korkmaz’a iadesine karar verdi.

    GÖRÜNTÜLERİ SİLEN BİLİRKİŞİYE İYİ HAL İNDİRİMİ
    Uğurluoğlu da ‘olaya ilişkin herhangi bir veri tespit edilmediği’ yönünde rapor hazırladı. Jandarmadan gelen raporda olay anına ilişkin görüntülerin bilirkişi Serkan Uğurluoğlu tarafından silindiği tespiti yer aldı.

    Şikayet üzerine Uğurluoğlu hakkında dava açıldı. 7 yıl süren yargılamanın ardından Eskişehir 6. Asliye Ceza Mahkemesi, 16 Mart’ta sanık bilirkişiye, iyi hal indirimi yaparak, 1 yıl 8 ay hapis cezası verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gezi Direnişi’nin 7’nci yılında yaşadıklarını, duygularını anlattılar-VİDEO

    Gezi Direnişi’nin 7’nci yılında yaşadıklarını, duygularını anlattılar-VİDEO

    PİRHA -Gezi Direnişi’nin 7’inci yılı dolayısıyla CAN TV’de Medine Meral’in sunumuyla “Gezi Direnişi” özel programında Gezi’de katledilenler anıldı. Programa konuk olarak katılan HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Sanatçı-Yönetmen Ezel Akay, Gazeteci Alper Turgut, Gezi Avukatı Can Atalay, Gülsüm Elvan  ve İlahiyatçı -Yazar  İhsan Eliaçık, direnişe dair duygularını, düşüncelerini aktardılar. 

    Video gelecek…

    İstanbul’a gelen herkesin öncelikle görmek ve gezmek istediği bir nebi İstanbul’un kalbi olarak görülen Taksim Meydanı’nda yer alan Gezi Parkı’na yapılmaması yönünde mahkeme kararları olduğu halde iktidar tarafından 7 yıl önce dayatılan Topçu Kışlası ve Taksim Yayalaştırma Projesi kapsamında bir doğa tahribatı yaşanmaması için karşı çıkan yurttaşlara polisin zor kullanması üzerine direniş başladı.

    Gezi direnişi tüm Türkiye’yi etkisi altına alarak büyük bir direnişine dönüşmüştü. Büyük Gezi Direnişi’nin üzerinden geçen 7 yıl geçti.

    Direnişin 7’nci yılı dolayısıyla CAN TV’de Medine Meral‘nin sunumuyla Gezi özel programı yapıldı. Programa, HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Sanatçı-Yönetmen Ezel Akay, Gazeteci Alper Turgut, Gezi Avukatı Can Atalay, Gezi’de katledilen Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan  ve İlahiyatçı -Yazar  İhsan Eliaçık konuk oldular. Programda o günden bugüne gelinen süreç ve Gezi’nin izleri konuşuldu.

    “BİR İNSANI SOKAĞA İTEN ŞEY, ÖTEKİLEŞTİRİLMEKTİR”

    Gezi Direnişi sırasında alanda yaptığı çalışmalarla direnişin sembol isimlerinden biri haline gelen, yaptığı haberlerle Gezi’yi tüm Türkiye’ye duyuran Gazeteci Alper Turgut, “Bugün televizyonu açtığımda görüyorum ki insanlar hak aramaya, mücadele vermeye devam ediyorlar. Bir insanı sokağa çıkaran, sesini yükselten şey haklarının gaspıdır. Ötekileştirilmektir. Gezi’de gördük ki bu ülkenin birçok kesimi iktidarın ayrıştırmasından yorulmuş ve sesini yükseltmek istemişti” dedi.

    “TOPLUMUN HER KESİMİNDEN İNSANLAR BİR ARADAYDILAR”

    Gezi Direnişi esnasında adını tüm Türkiye’ye duyuran Antikapitalist Müslümanlar oluşumunun önde gelen isimlerinden İlahiyatçı – Yazar İhsan Eliaçık da, Gezi Direnişi esnasında yaşadıklarını ve duygularını CAN TV‘ye anlattı. Eliaçık “Gezi’de unutulmaz 20 günlük anılarım oldu. Unutamadığım bazen hatırlayıpta özlediğim anılar bunlar. Gezi benim için 72 gün süren Paris Komini gibidir. Gezi’de bunun Türkiye versiyonu olmuştur. Farklı inançlardan, siyasi görüşlerden, takımlardan, mezheplerden ve hayatlardan insanlar bir araya gelip çok güzel ve huzur verici bir tablo oluşturmuştu. Bizler bu tablonun içinde yer almaktan çok mutlu olduk. En başından beri Gezi’nin içindeydik. Kandilimizi hep birlikte kutladık. Cuma namazlarımızı hep birlikte kıldık. Kürtleri gördüm, sonra ellerinde Atatürk posterleri olan gençleri gördüm ve bu gençlerin hep birlikte halay çektiklerini gördüm. Türkiye’ye barışın nasıl geleceğini orada gördük. 20 günlük bir rüya bizlere Türkiye’ye barışı nasıl getireceğimizi görmüştük. O günden bugüne görüyor ki Türkiye’yi çok fazla gerdiler. Bilinçli bir şekilde kutuplaştırmaya gidildi. Toplumu uçlara iterek dindarlar ve inanmayanları, laikleri ve muhafazakarları, Türkleri ve Kürtleri birbirinden ayırmaya çalışan bilinçli bir aklın hakim olduğunu görüyoruz. Gezi bu gerginliği bitirmişti ama bugün yine aynı şey yapılmak isteniliyor. Dönemin Başbakanı inat etti, burayı kapitalistlere peşkeş çekmişlerdi. Parkı yıkarak rezidanslar, oteller alışveriş merkezleri yapmak istiyorlardı. Ancak direniş bunu engelledi. Tam tersi hiç beklemedikleri bir tabloyla karşılaştılar. Büyük bir halk hareketi ile karşı karşıya kalındı. Türkiye’nin gördüğü en büyük halk ayaklanmasıydı. 20 gün süre ile tüm Türkiye’ye farklılıkların nasıl birlik içinde güçlü olduğu duyuruldu. İktidar buna karşın tüm kolluk kuvvetlerini, istihbaratlarını kullandı. O büyük direnişi karalamak adına girişimlerde bulunuldu” dedi.

    “DİYANET KALDIRILMALIDIR, GERÇEK İSLAM’IN ANLAŞILMASININ ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGELDİR”

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 4 ayda 3,8 Milyar TL bütçe harcaması tartışmalarına değinen İhsan Eliaçık, şöyle devam etti:

    “Diyanet, her ne kadar tüzüğünde görevi İslamiyet konusunda halkı aydınlatmak yazıyorsa da tam tersi gerçek İslam’ın anlaşılmasının önündeki en büyük engellerden birisidir. Diyanet teşkilatı bu açıdan bakıldığında dini bir teşkilat değildir, bir aydınlanma kurumu değildir. Diyanet bir devlet kurumudur ve güvenlik teşkilatıdır. Tıpkı Türk Silahlı Kuvvetleri gibi, Emniyet teşkilatı gibi, Milli İstihbarat teşkilatı gibi, Tapu Kadostro Müdürlüğü gibi devleti ayakta tutmak için kurulmuş bir kurumdur ama vazifesi diğer kurumlardan farklı bir şekilde manevidir. İnsanların kalplerine, vicdanlarına ve inanç dünyalarına müdahale ederek devletin egemenliğini orada sürdürmek için çalışmaktadır. Bu sadece AKP döneminde görülen bir şey değildir önceki hükümetler döneminde de Diyanet’in temel görevi buydu. Dini aydınlanma devlet tekelinden çıkartılıp sivilleştirildiği zaman etik olur. Diyanet’in kaldırılması gerekiyor. Diyanet’i gerçek İslam’ın önünde en büyük engel olarak görüyorum. 110 binin üzerinde cami ve mescit var, bu cami ve mescitlerin tamamının giderleri Diyanet tarafından karşılanıyor, bütün bu cami ve mescitlerde imam ve müezzinler çalışıyor. Bu personellerin tamamının maaşları ve diğer giderleri devlet tarafından karşılanıyor. Camilerin ve mescitlerin vergi yükümlülüğü yoktur yani elektrik, su, doğalgaz gibi tüm faturalandırmalar devlete aittir. Cemevlerini ibadethane olarak kabul etmiyorlar, cümbüş evleri diye propaganda yapılıyor. Etraftaki insanlara hep böyle söyleniyor. Diyanet’in vergilerden elde ettiği bu parayı harcaması dinen de vicdanen de uygun değildir.”

    “GEZİ, ERDOĞAN’IN TEK ADAM OLMASINA KARŞI DURUŞUMUZDU”

    Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan‘da CAN TV’de Medine Meral’e Gezi’de yaşadıklarını, Gezi’den anladığını ve anlaşılması gerekilenlerden bahsetti.

    Paylan konuşmasına “Gezi Direnişi, aslında Erdoğan’ın tek adam olmasına karşı duruşumuzdu” diyerek başladı. Paylan, “Yavuz Sultan Selim Köprüsü yapılıyordu, siz ne derseniz deyin ben o köprüyü yapacağım, diyordu. Yine alışveriş merkezi yapılacaksa siz ne yaparsanız yapın ben onu yapacağım, diyordu. Tek adamın her şeye karar vereceği düzene karşı duruşumuz ve isyanımız oldu Gezi. Gezi’de unutmadığım ve unutmak istemediğim şey farklı renklerin birbirini tanımasına vesile oldu. Bir tarafımızda ülkücü gençler, bir yanımızda Atatürk posterleri taşıyan gençler bir yanda Kürt gençler vardı. Hepimiz orada büyük bir uyum ve dostluk içerisinde mücadele veriyorduk. Gezi bu farklı kutupların bir araya gelmesine, birbirini tanımasına vesile oldu. Orada bir arada olduğumuz zaman ön yargıları yıktık” dedi.

    “ERDOĞAN BİR İSTİBDAT DÖNEMİ KURMAK İSTİYOR”

    HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Erdoğan ve AKP bir istibdat dönemi kurmak istiyorlar, bunu herkes biliyor. Kutuplaşma üzerine kurulan bir istibdat dönemi istiyorlar. Toplumu kontrolize etmek adına insanları kutuplaştırarak belli kesimler düşmanlaştırılıyor. Erdoğan yakın bir zamanda kılıç artığı ifadesini kullandı. Kılıç artığı babaannem gibi Ermeni Soykırımından kurtulan yetim çocukları için kullanılıyordu. Erdoğan kılıç artığı gibi bir ifade kullandığı zaman durumdan vazife çıkarmaya yeltenenler olur. Bu ifadeden sonra iki kilisemiz saldırıya uğradı. Ardından Hrant Dink Vakfı ve Dink ailesine tehdit mailleri atıldı. Nefret, nefret suçlarını doğurur. Erdoğan bunu denedi ancak yine aynı yola giriyor. İktidarının bittiğini, süresinin dolduğunun farkında ve bunu önlemek, ötelemek adına yarattığı yandaş ekonomi sistemini korumak adına istibdat dönemini başlatmak istiyor.”

    “BEN GEZİ’DE GÖZÜMÜ BIRAKTIM, AMA CANINI BIRAKANLARI UNUTMAM”

    Gezi Şehit ve Gazileri Platformu Sözcüsü Volkan Kesanbilici de, “Gezi Direnişinde ben gözümü bıraktım, yüzlerce, binlerce yurttaşımız yaralı bir şekilde halen birçoğu tedavi görecek şekilde yaralı kaldılar. Ben gözümü Gezi’de bıraktım ama canını bırakanları unutmadım. Hayatını kaybedenleri anarak konuşmama başlamak istiyorum” dedi. Ayrıca Gezi’de yaşananları anlatan Kesanbilici, “Gezi farklı renklerin, kültürlerin, siyasetlerin, inançların bir araya geldiği büyük bir demokrasi şöleniydi. Birbirimizi anlamak, birbirimizi tanımak için çok güzel bir ortamdı. Farklılıkların bir araya geldiği zaman ne kadar güçlü durduğumuzu gösterdik” dedi.

    “GEZİ BİR ÇOK YENİ SANATÇI YARATTI”

    Sanatçı ve Yönetmen Ezel Akay ise CAN TV’ye katılarak Gezi Direnişi’ni anlattı.

    Akay sözlerine, “Gezi birçok yeni sanatçı yarattı. Mizahıyla, sergiledikleriyle, gösterdikleriyle, büyük bir devrim etkisi yarattı. Gençlerin kafalarında filizlenen güzellikleri gördük” diye başladı.

    Ezel Akay “Gezi’de Türkiye’de yeni bir toplum ortaya çıktı. Fikri iktidarlar yıkıldılar ve sarsıldılar. Batılı ülkede olduğu gibi değil Türkiye’de protesto hareketleri. Elimizde hiçbir silahımız kalmadı, ne hukuk ne emniyet güçleri, ne siyaset, ne basın. Artık insanların yanında değiller. Bunun çok ağır sonuçları vardır. Neyseki internet var. En büyük devrim internettir. Onun sayesinde de çok yeni sanat eserleri ve sanatçıların farkına vardık. Türkiye’de muazzam yazarların ortaya çıktığını gördük. Bastırılan, korkutulan ama kabuğundan çıkmaya çok hazır derin bir hareket var Türkiye’de. Özgürlük talep eden bir taleptir bu. Gezi olmasaydı bu konuda umutlu bile değillerdi mesela” dedi.

    “MAHKEMEDE BİZLERE İŞKENCE YAPILIYOR”

    Gezi Direnişinde ekmek almak için çıktığı sokakta polisin gaz bombası saldırısı sonucu hayatını kaybeden Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan da, duygularını CAN TV seyircileri ile paylaştı. Anne Elvan “Çok acı bir durum. Mahkemelerde bizlere işkence yapılıyor, oğlum için adalet arıyorum” dedi. “Acımızı unutmadık, unutmayacağız” diyen Gülsüm Elvan “Çocuğum için mücadeleme devam edeceğim” diye konuştu. .

    PİRHA/ İSTANBUL

     

     

     

  • Gezi Parkı’nda çocuğu taciz edip kaçırmak isteyen 3 şahıs serbest

    Gezi Parkı’nda çocuğu taciz edip kaçırmak isteyen 3 şahıs serbest

    PİRHA- Taksim Gezi Parkı’nda annesiyle birlikte bisiklet süren çocuk, üç erkek tarafından taciz edilerek kaçırılmak istendi. Gözaltına alınan şahıslar serbest bırakıldı. 

    İstanbul’da Taksim Gezi Parkı’nda annesiyle birlikte bisiklet sürmeye çıkan 12 yaşındaki çocuk, üç erkek tarafından taciz edildi. Daha sonra tacizciler, çocuğu kaçırmaya çalıştı.

    Alınan bilgilere, şikayet üzerine tacizci saldırganlar polis tarafından gözaltına alındı. Ancak üç şahıs da savcılığa çıkarılmadan serbest bırakıldı.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Berkin Elvan 21 yaşında…

    Berkin Elvan 21 yaşında…

    PİRHA- Bugün, Gezi Parkı protestoları sırasında Okmeydanı’ndaki evinden ekmek almaya çıkarken 16 Haziran 2013’te polis tarafından başından vurularak komaya giren ve 269 gün sonra hastanede yaşamını yitiren Berkin Elvan’ın doğum günü.

    Gezi Parkı döneminde Okmeydanı’ndaki protestolar sırasında evinden ekmek almaya çıkan Berkin Elvan’ın polisin attığı gaz fişeği ile başından vurulmuş 269 gün komada kalmıştı. Berkin yaşasaydı bugün 21 yaşında olacaktı.

    Eylemin 20’nci gününde 16 Haziran günü Okmeydanı’nda polisin attığı gaz fişeğiyle Berkin Elvan başından vurulmuştu.

    Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Elvan, 269 gün komada kalmış ve 11 Mart 2014’te 15 yaşındayken 16 kiloda hayatını kaybetmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ali İsmail Korkmaz silüetinin karalanmasını teşhir eden öğrencilere hapis cezası

    Ali İsmail Korkmaz silüetinin karalanmasını teşhir eden öğrencilere hapis cezası

    Anadolu Üniversitesi’nde bir duvara çizilen Ali İsmail Korkmaz silüetinin karalanmasını teşhir eden 7 öğrenciye “tehdit” suçlamasıyla 1 yıl 8’er ay hapis cezası verildi.

    Eskişehir Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsü’nde bir alışveriş merkezinin duvarına çizilen Ali İsmail Korkmaz silüetinin karalanması üzerine yaşanan gerginlik nedeniyle açılan dava sonuçlandı. Karalanan silüetin fotoğrafının “AKP Tepebaşı Gençlik Kolları” Facebook sayfasından paylaşılması üzerine AKP Eskişehir Üniversiteler Başkanı Musab Tayyip Altınkaynak ile konuşmaya giden öğrencilere “tehdit” suçunu işledikleri gerekçesiyle 1 yıl 8’er ay hapis ve 1740 lira TL adli para cezası verildi.

    Gezi Parkı eylemleri sırasında sivil polisler ve esnaf tarafından dövülerek öldürülen Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü 1’inci sınıf öğrencisi 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz’ın, 18 Mart 2016’da doğum günü nedeniyle arkadaşları tarafından üniversite kampüsündeki duvara silueti çizilmişti. Ardından gece kampüs içerisine giren kimliği belirsiz kişi veye kişilerce silüet karalanmış ve üzerine hakaret içerikli yazılar yazılmıştı. Karalanan silüetin fotoğrafının AKP Tepebaşı Gençlik Kolları’nın sosyal medya hesabından paylaşılması üzerine bir grup öğrenci, okulda bulunan AKP Eskişehir Üniversiteler Başkanı Musab Tayyip Altınkaynak’la görüşmeye gitmişti. Yapılan eylemin sebebini ve sosyal medya hesaplarında paylaşılmasının nedenini sormak isteyen öğrenciler, çektikleri videoyla karalamayı yapanları ifşa etmek istediklerini belirtmişlerdi.

    İnternete yüklenen görüntüler üzerinden Eskişehir Cumhuriyet Savcılığı, 12 öğrenci hakkında “hakaret” ve “nitelikli tehdit” suçlarından soruşturma başlatmıştı. Açılan dava sonucu 7 öğrenciye tehdit suçlamasıyla 1 yıl 8’er ay hapis ve 1740 lira TL adli para cezası verildi. (HABER MERKEZİ)