Etiket: Gezi Parkı

  • “Yeşil, güvenilir, sosyal ve kültürel etkinliği çok bir Taksim istiyoruz”-VİDEO

    “Yeşil, güvenilir, sosyal ve kültürel etkinliği çok bir Taksim istiyoruz”-VİDEO

    PİRHA- İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, katıldığı bir televizyon programında “Taksim’i herkesin zevk alacağı bir alana dönüştüreceğiz” dedi. Taksim’de mikrofon uzattığımız yurttaşlar daha temiz, yeşil, güvenilir sosyal ve kültürel etkinliğin çok olduğu bir Taksim istediler.

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, katıldığı bir televizyon programında “Taksim’i herkesin zevk alacağı bir alana dönüştüreceğiz.” şeklinde bir açıklama yaptı. Biz de Taksim Beyoğlu’nda yurttaşlara mikrofon uzattık ve sorduk, ‘Nasıl bir Taksim?’ diye. Yurttaşlar, daha temiz, yeşil, güvenilir, sessiz, sosyal ve kültürel etkinliklerin çok olduğu bir Taksim hayallerinin gerçek olmasını istediler.

    “DAHA YAŞANILIR BİR TAKSİM İSTİYORUZ”

    Mikrofon uzattığımız çoğu yurttaş en çok uğradıkları yerlerden birinin Taksim olduğunu söylüyor. 30 yıl önceki Taksim’e hasret kaldıklarını dile getiren yurttaşlar, Taksim’in yeniden daha yaşanılır bir yer olabileceklerine dair umutlarının da Ekrem İmamoğlu ile yeşerdiğini belirtiyorlar.

    Hükümetin hizmet konusunda belediyelere destek olması gerektiğini altını çizen yurttaşlar, farklı kültürlerin bir arada olduğu, özlem duydukları eski günlerine dönebileceklerini ifade ediyorlar.

    30 yıl önceki Taksim’i söyleyen bir yurttaş şöyle konuşuyor:

    “Önceki Taksim’i istiyoruz. Bıraksınlar insan gibi yaşayalım. Eskiden İstiklal Caddesi’ne çıkmak daha güzeldi. Ulaşım açısından biraz daha takviye yapmasını bekliyoruz. Yeşil alan istiyoruz hem Taksim hem de İstanbul’un farklı yerleri için. Gezi parkını güzelleştirsin orası kırık dökük. Gezi parkı öyle mi olur? İlk önce orasını yapsınlar.”

    “GÜVENLİ OLMASINI İSTİYORUZ”

    İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun duruşuyla konuşmasıyla oylarını aldığını ifade eden bir başka yurttaş da, “Büyük beklentilerimiz var geceleri dışarı çıkamıyoruz güvenli olmasını istiyoruz. Yeşil alan sorunumuz var. Betonlaşma olmuş bunu düzeltebilirler. Kitap kafe ve kütüphane açabilirler. Güzel şeyler yapacağına inanıyorum her şey çok güzel olacak ve olmaya başladı. Taksimle ilgili çok güzel planları var ve yapacağını düşünüyoruz.” diyor. (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Özen’den, Gezi’de faillerin ortaya çıkarılması için araştırma önergesi

    Özen’den, Gezi’de faillerin ortaya çıkarılması için araştırma önergesi

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Gezi Parkı eylemleri sırasında yaşamını yitiren, yaralanan ve mağdur edilenlerle birlikte tüm bu olayların faillerinin ortaya çıkarılması için TBMM’ye araştırma önergesi sundu. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen,  2013 yılında başlayan ve birçok insanın yaşamını yitirmesi ve yaralanması ile sonuçlanan Gezi Parkı olaylarının tüm yönüyle aydınlatılması için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) araştırma önergesi verdi.

    Gezi Parkı olayları için Meclis araştırması talep eden Özen, “Gezi Parkı eylemleri ile ilgili yaşanan bütün olayların araştırılması, öldürülen, yaralanan ve mağdur edilen kişi ve aileleri ile görüşülerek, direniş boyunca meydana gelen olayların tespiti ve nedenlerinin tüm boyutlarıyla değerlendirilmesi için gerçekleri açığa çıkaracak bir çalışma başlatılmalıdır” dedi.

    “YÜZLERCE GÖZALTI, TUTUKLAMA VE ÖLÜMLER YAŞANDI”

    Özen’in, meclise sunduğu araştırma önergesi ve gerekçesi şöyle:

    30 Mayıs 2013’te İstanbul Beyoğlu ilçesindeki Taksim Gezi Parkı’nın yayalaştırma projesi ve yapımı planlanan Topçu Kışlası ile AVM çalışmaları kapsamında iş makinalarının ağaçları kesmesi sonucu parkın yıkılmasını istemeyen kesimlere polisin sert müdahalesi neticesinde büyüyen ve on binlerce kişinin gözaltına alınıp, yüzlerce kişinin tutuklandığı, binlerce kişinin yaralandığı, yüzlerce kişinin kafa travması geçirdiği, onlarca kişinin gözünü ve çeşitli uzuvlarını kaybettiği, 1’i çocuk 12 kişinin ateşli silah ve biber gazları nedeniyle yaşamını yitirdiği Gezi Parkı direnişi ile ilgili yaşanan bütün olayların araştırılması, öldürülen, yaralanan ve mağdur edilen kişi ve aileleri ile görüşülerek, eylemler sürecinde meydana gelen olayların tespiti ve değerlendirilmesi için sivil toplum kuruluşlarından da görüş alınarak, gerçeklerin ortaya çıkarılması ve incelenmesi amacıyla Anayasa’nın 98. ve İçtüzüğün 104. ve 105. Maddeleri gereğince bir meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

    ” SERT MÜDAHALE İLE 12 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ”

    30 Mayıs 2013’te İstanbul Beyoğlu ilçesindeki Taksim Gezi Parkı’nın yayalaştırma projesi ve yapımı planlanan Topçu Kışlası ile AVM çalışmaları kapsamında iş makinalarının ağaçları kesmesi sonucu parkın yıkılmasını istemeyen kesimlere polisin sert müdahalesi neticesinde büyüyen eylemlerde, ülke çapında 1’i çocuk 12 kişi hayatını kaybetmiştir. Yasal ve meşru yollardan bu projelere karşı olduklarını açıklayan ve bu çerçevede parkta nöbet tutan gençlere, polis sabaha karşı gaz bombalarıyla müdahale etmiştir. Eylemcileri zor kullanarak park dışına çıkarmak isteyen polis, çadırları ve eşyaları yakmış, eylemciler tarafından dikilen fidanları da sökmüştür.

    “9 BİN 564 KİŞİ POLİS ŞİDDETİNE MARUZ KALDI”

    Gezi Parkına iş makinelerinin girmesiyle başlayan Haziran-Temmuz aylarında ülkenin tamamına yayılan direnişte, İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre “28 Mayıs – 6 Eylül 2013 tarihleri arasında 80 ilde Gezi Parkı Direnişi çerçevesinde 5532 eylem ve etkinlik gerçekleştirilmiş, bu eylem ve etkinliklere 3.611.208 kişi katılmıştır.” İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı gözaltı ve müdahale rakamlarının aksine İnsan Hakları Derneği’nin raporunda, Türk Tabipleri Birliği ve hukukçulardan aldığı rakamlara göre “6 bin 977 gözaltı yapıldığı, 9 bin 564 kişinin polis şiddetine maruz kaldığı, 130 bin gaz bombası kullanıldığı” yönünde bilgi vardır. İçişleri Bakanlığı raporunda “4 bin 900 kişi gözaltına alındı, 4 bine yakın insan yaralandı” denilmiştir. Yine aynı raporda gözaltıların 3400’nün, 31 Mayıs ve 2 Haziran arasında gerçekleştiği belirtilmektedir.

    “SORUMLULAR HAKKINDA HUKUKİ İŞLEM YAPILMADI”

    Gezi eylemleri sürecinde can kaybı, yaralanmalar ve gözaltılar dışında ulaşım, ifade özgürlüğüne, bilgiye ulaşma, sosyal medyaya erişim hakkına ve basına yönelik hem yasaklar, hem de baskılar yaşanmıştır. Gezi parkı eylemlerine katılanlar gözaltına alınıp tutuklanırken, sorumlular hakkında gereken idari ve hukuki sürece dair hiçbir işlem yapılmamaktadır. Yaralılar yargılanırken, yaralıların başvuruları dahi dikkate alınmamakta ve dava açılmamaktadır.

    Bu süreçte mağdur edilenler hiçbir şekilde dikkate alınmazken, olayların üzerinden 5 buçuk yıl geçtikten sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 2013 yılında başlattığı hazırlıklarını tamamlayıp, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” ve “kamu görevlisine görevi yaptırmamak için direnme” suçları kapsamında 120 kişi hakkında hazırlanan iddianameyi mahkemeye göndermiştir. Gezi Parkı eylemleri ile ilgili yaşanan bütün olayların araştırılması, öldürülen, yaralanan ve mağdur edilen kişi ve aileleri ile görüşülerek, direniş boyunca meydana gelen olayların tespiti ve nedenlerinin tüm boyutlarıyla değerlendirilmesi için gerçekleri açığa çıkaracak bir çalışma başlatılmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Gezi davasına yarın devam edilecek

    Gezi davasına yarın devam edilecek

    Gezi Parkı davasında yargılanan Hakan Altınay, “Altında benim imzam olan hiçbir hibe kararı Gezi ile ilgili değildir” dedi. Altınay’ın savunmasının ardından duruşmaya yarın devam edilecek.

    Gezi Parkı olaylarına ilişkin aralarında iş insanı Osman Kavala’nın da bulunduğu 2’si tutuklu 6’sı firari, 16 kişinin yargılandığı davanın duruşmasına İstanbul 30’uncu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri Cezaevi Kampüsü’ndeki duruşma salonunda görülmeye devam ediliyor.

    Sinemacı ve gazeteci Çiğdem Mater’in ardından Anadolu Kültür A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi Ali Hakan Altınay savunma yaptı. Altınay, iddianamede kendine yöneltilen tüm suçlamaları reddettiğini kaydetti. Altınay, Türkiye’de vakıf kurmanın ve vakıfta çalışmanın suç olmadığını, vakıfların yurt dışından hibe almasının da yasak olmadığını dile getirdi. Altınay, Açık Toplum Vakfı’nın yasal olduğunu da vurgulayarak, “Altında benim imzam olan hiçbir hibe kararı Gezi ile ilgili değildir. İddianamede anılan hibenin ne olduğunu öğrenmek istiyorum” ifadelerini kullandı.

    “KENDİ İRADEMLE REDDETTİM”

    Altınay, “Birçok kişinin almak için çok uğraştığı Green Kartı’nı kendi iradesiyle reddeden biri olarak bu suçlamaları reddediyorum. Darbe yapmak gibi hevesim ya da niyetim hiç olmadı. Niyetim olmadığını nasıl kanıtlarım diye düşündüm. Yaptıklarımı anlatarak gösterebileceğimi düşünüyorum. Türkiye’de kaliteli eğitim oluşturulsun diye çalışıyorum, Bağımsız Türkiye Komisyonu’nun kuruluşunda yer aldım. Fransız CB Sarkozy ‘TR Avrupalı değildir’ dediğinde, Avrupalı saygın insanları organize edip büyük bir gazetede buna cevap vermesini sağladım” dedi.

    Altınay’ın savunmasının ardından duruşmaya yarın devam edilecek.

    Kaynak: MA

  • Mamak Platformu Girişimi: Gezi, ötekileştirilen herkestir – VİDEO

    Mamak Platformu Girişimi: Gezi, ötekileştirilen herkestir – VİDEO

    PİRHA – Mamak Platformu Girişimi, Gezi direnişinin 6. yıldönümünde bir araya gelerek Tuzluçayır meydanında yaşamını yitirenleri andı.

    Mamak Platformu üyeleri, Gezi eylemlerinde yaşamını yitirenler için önce saygı duruşunda bulundu, ardından ise basın açıklaması yaptı.

    Kurumlar adına ortak metini Zarife Çamalan okudu. Çamalan “2013’ün Mayıs ayının son günlerinde İstanbul’un ciğerlerini sökmeyi, tarihini yağmalamayı ifade eden bir saldırının düğmesine basılmıştı diyerek şöyle devam etti:

    “Bu saldırı karşısında bedenlerini ağaçlara siper ederek tutum alanların üstüne şiddeti giderek artan polis terörüyle gidilmişti. Gezi’deki ağaçların halkın akciğeri olduğunu haykırıp, orayı terketmeyen bu bir avuç insanının üzerine TOMA’lar, coplar, gaz bombaları yağdırılıyordu.

    Söz konusu gözüdönmüşlük, olup bitenleri uzaktan seyreden milyonların her şeyden önce vicdanını harekete geçirmişti. Sonrasını hepimiz biliyoruz… Sessiz milyonlar, meselenin hem birkaç ağaç ama hem de ondan daha fazlası olduğunu bilerek, alanlara akmaya başladı. Gezi, bir halkın isyanına ebelik etmişti. Mayıs ayının son günlerinden başlayarak Haziran’a ve daha sonraki aylara yayılan bir isyanın fitilini ateşlemişti.

    Alanlara akan milyonlar, biriktirdikleri tüm öfkeleri ve talepleriyle kendilerini bedeller pahasına özgürleştirilen kent meydanlarına atıyorlardı. Kimler yoktu ki aralarında… Hakkı yenilmiş, posası çıkıncaya kadar sömürülen, ücretini bile alamayan, çalışması ölümle özdeşleşen işçiler; kaç çocuk doğuracakları, sokakta nasıl yürümeleri-gülmeleri-konuşmaları, nasıl bir işte çalışabilecekleri buyurulan kadınlar; geleceksizlik duygusunun o karanlık dehlizlerinde çıkışsızca dolaşan gençler; sözü-bestesi-senaryosu-sesi istenen kalıba dökülmeye çalışılan aydınlar-sanatçılar; en basit demokratik talepleri için sokağa çıktıklarında ya da seslerini çıkardıklarında karşılarına cezaevleri-polis copu-gözaltı çıkarılan tüm bir halk; hayatlarını kurdukları, sosyal ilişkilerini soludukları mekanlardan zorla koparılarak kentlerin dışına sürülen emekçiler… Kısacası iradeleri teslim alınmaya ve gasp edilmeye çalışılan Türk ve Kürt halkları mevcut sömürü-yağma-talan politikalarına, örülmeye çalışılan faşist hücrelere; dayatılan gündelik yaşam ve alışkanlıklara; ‘makbul’ olarak çizilen tüm zorbaca sınırlara karşı birikmiş ne kadar öfkesi varsa onları, kent meydanlarında kurulan devasa isyan korusunun uyumlu bir sesine dönüştürdü.”

    “GEZİ HALKTI, GEZİ UMUTTU; GENÇTİ, GELECEK BEKLENTİSİYDİ”

    “İnşa edilmeye çalışılan faşist zorbalık düzeninin krizini derinleştiren, onun halk korkusunu kabusa dönüştüren halkın bu isyanı; dayanışmayı, hesapsızlığı, güveni, dostluk ve gelecek umudunu yeniden mayalaması, kapitalist barbarlık düzeninin cenderelerini zorlayarak yeni ilişkiler, anlayışlar, düşünüş ve eyleyiş biçimleri mayalamasıyla ‘başka bir dünyanın’ kapısını aralamıştı. Türkiye’nin hemen tüm illerinde kitleler haftalarca sürecek bir özgürlük rüzgarı ile yıkanmıştı. Onun içinden sınırsız-hesapsız-riyasız ilişkilere duyduğu özlemi dile getirmiş, dayatılan tüm yabancılaşma biçimlerine duyduğu tepkiyi o zincirleri çözerek ifade etmişti.

    Bu büyük anlamlar aynı zamanda Ethem’ler, Berkin’ler, Mehmet’ler, Abdullah Cömert’ler, Ali İsmail’ler, Medeni’ler, Ahmet Atakan’lar, Hasan Ferit’lerin polis kurşunları, gaz bombalarıyla dökülen kanlarıyla buluşmuş, halkın manevi dünyasında sökülüp atılamayacak derinlikte kök salmıştır.

    “GEZİ’Yİ YARGILAMAYA KİMSENİN GÜCÜ YETMEZ”

    İnşa edilmeye çalışılan rejimin tüm dengesini sarsan, krizini derinleştiren bu halk isyanı şimdi birkaç kişinin komplosu olarak yaftalanıp, yargılanmaya çalışılıyor. Yıllar sonra rejimin başındakilerin direktifiyle hazırlanan akıllara zarar bir iddianameyle Gezi’den mağduriyet çıkarmaya çalışıyorlar. Onun bir halk isyanı olduğunu bilmenin korkusu yüreklerini titretirken, bu korkuyu mezarlıkta ıslık çalmak misali ondan büyük bir komplo hikayesi kurarak sıyrılmaya çalışıyorlar.

    Fakat nafile… Onlar da biliyorlar ki bu ülkenin işçi ve emekçileri Gezi’de ciğerlerine çektikleri o temiz havayı halen hücrelerinde taşıyorlar. Fırsatını buldukları her anda da yeni Gezi’ler yaratacak bir enerjiye dönüştürüyorlar.

    Bizler o ruhun yaratıcı-dönüştürücü-kurucu doğasının halkın hafızasından silinmeyeceğini biliyoruz. Gezi’nin bir halkın özgürlük türküsü olduğunu, komplo teorilerine, yargılamalarına sığdırılamayacağını biliyoruz! Onu istedikleri kalıplara sığdırarak kendilerine meşruiyet zemini yaratmaya çalışanlar da biliyor… Bilmiyorlarsa da bir halkın isyanının, direnme hakkının böyle kalıplara sığdırılamayacağını tarih onlara öğretecektir diyoruz.

    Gezi biziz, Gezi ezilen-sömürülen-horlanan-aşağılanan-bu barbarlık sistemi içinde ötekileştirilen herkestir! Onu yargılamaya hiç kimsenin gücü yetmez!”

    PİRHA / ANKARA

     

  • Ethem Sarısülük davası Anayasa Mahkemesi’ne taşındı

    Ethem Sarısülük davası Anayasa Mahkemesi’ne taşındı

    Gezi Parkı Protestolarında öldürülen Ethem Sarısülük ile ilgili dosya, Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Anayasa Mahkemesi’ne 25 sayfalık başvuru dilekçesi ile 19 sayfalık ekler iletildi.

    Gezi Parkı Protestolarında öldürülen Ethem Sarısülük ile ilgili dosya, Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Başvurunun, “polis cinayetlerinin cezasız bırakılması politikasına son verilmesi amacıyla sürdürülen mücadeleye katkı sunması” da amaçlanıyor.

    Ayça Söylemez’in bianet’te yer alan haberine göre protestolarda, polis Ahmet Şahbaz’ın vurarak öldürdüğü Ethem Sarısülük’ün ailesinin avukatı Kazım Bayraktar, bugün Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yaptı.

    Avukat Bayraktar başvuruyla ilgili, “Polis cinayetlerinde siyasi iktidarın yargıya dayattığı cezasızlık politikasının AYM’nde bir kez daha test edileceği bir başvuruda bulunuyoruz” açıklamasını yaptı.

    Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada polis Şahbaz’a verilen ve paraya çevrilen 10 bin 100 lira para cezası Yargıtay’ca bozulmuştu. Mahkeme yeniden görülen davada, Şahbaz’a verilen para cezasının 15 bin 200 liraya “yükseltilmesine” hükmetti.

    “ADİL YARGILANMA HAKKI” İHLALİ

    Anayasa Mahkemesine 25 sayfalık başvuru dilekçesi ile 19 sayfalık ekler iletildi. Dilekçede, “Bu başvurumuzun sonucunda verilecek kararın, Türkiye’de polis cinayetlerinin cezasız bırakılması politikasına son verilmesi amacıyla sürdürülen insani mücadeleye bir katkı olmasını diliyoruz” ifadesi yer aldı. Ayrıca toplam 250 bin lira manevi tazminat talep edildi.

    Ethem Sarısülük’ün annesi Sayfı Sarısülük ile dört kardeşinin başvurucu olarak yer aldığı dilekçede, ailenin, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan “adil yargılanma hakkının” ihlal edildiği belirtildi.

    “İKTİDARIN MÜDAHALESİ YARGILAMANIN SONUNA KADAR SÜRDÜ”

    Avukat Kazım Bayraktar, başvuruda yer alan noktaları ve davanın geçmişinin bianet’e şöyle özetledi:

    “Soruşturma aşamasında dönemin Başbakanı Erdoğan tarafından ‘Polisi yedirmeyiz’ diye açıklama yapıldı. Katil tutuklanmadı. Davaya siyasi iktidar müdahalesi yargılamanın sonuna kadar sürdürüldü.

    “Polis, ilk duruşmaya yüzü peruk, takma bıyık, kaş ve renkli gözlükle gizlenerek getirildi. Duruşma salonunun izleyici bölümü sivil giydirilmiş çevik kuvvet polisleri ile dolduruldu. Duruşma polis tarafından provoke edildi, mahkemenin daveti ile adliyeye gelen tanıklar polisler tarafından darp edildi.

    “Birlikte verdiğimiz mücadele sonucunda polis tutuklandı ve 7 yıl 9 ay 10 gün hapis cezasına mahkum edildi. Karardan sonra, zamanın Başbakanı olan Erdoğan basına yaptığı açılamada kararı veren hakimleri ‘paralel yargı’ olmakla suçlayarak tehdit etti.”

    “MAHKEME BAŞKANINA TENZİLİ RÜTBE, SAVCIYA TUTUKLAMA”

    “Karar Yargıtay tarafından eksik soruşturma gerekçesiyle bozuldu ve Erdoğan’ın beğenmediği mahkemeden alınarak Aksaray’a nakledildi.

    “Tehdit ve baskı altına alınan mahkeme heyeti, yeni ve daha ağır bir tehdide maruz kalmış olmalı ki, kesin olarak verilen nakil kararından sonra, dava dosyası elinde olmadığı halde, önceden tayin edilen duruşma tarihi ve tutukluluğun incelenmesi günü dışında, yasa ve usul dışı gayrı meşru bir duruşma yaparak polisin tahliyesine karar verdi.

    “Ancak yine de siyasi iktidarın hışmından kurtulamadı. Mahkeme başkanı tenzili rütbeyle asliye caza hakimi yapıldı. Savcı tutuklandı. Heyet dağıtıldı.

    “Ankara 6. Asliye Ceza Mahkemesi heyetinin başına gelenler, Aksaray 1. Ağır Ceza Mahkemesindeki bir duruşmada polisin avukatı tarafından duruşma sırasında tehditkar bir biçimde hatırlatıldı ve mahkeme heyeti sesini dahi çıkaramadı.”

    “KASTEN ÖLDÜRME FİİLİ MEŞRU MÜDAFAA SAYILDI”

    “Mahkeme TRT’den bilirkişiler tayin ettirerek taraflı bir rapor düzenlettirdi. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden, Almanya’da bir üniversiteden, Türkiye Psikiyatri Derneğinden alınan bağımsız ve tarafsız raporlara ‘taraflı’ diyerek itibar etmedi.

    “Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün soruşturma aşamasında yargıya müdahale amacıyla dosyaya koyduğu, kimlikleri gizli tutulan iki polise imzalatılmış bir tutanak bilirkişi raporu adı altında Aksaray 1. Ağır Ceza Mahkemesinin kararına dayanak yapıldı ve kasten öldürme fiili meşru müdafaa sayılarak polise sadece para cezası verildi.

    “Varlığı tartışma konusu yapılamayacak kadar açık, çıplak gözle dahi görülebilen bir cinayet, soruşturma ve yargılama süreçlerinde, bağımsız ve tarafsız, uzman bilirkişilerin raporlarına rağmen fiilen ve alenen yok sayıldı.”

  • Uluslararası Af Örgütü Kavala ve Aksakoğlu için kampanya başlattı

    Uluslararası Af Örgütü Kavala ve Aksakoğlu için kampanya başlattı

    Uluslararası Af Örgütü, Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu’nun serbest bırakılması ve Gezi direnişi ile ilgili 16 kişi hakkındaki suçlamaların düşürülmesi için acil eylem kampanyası başlattı.

    Mahkemenin 4 Mart’ta kabul ettiği iddianame uyarınca Kavala, Aksakoğlu ve diğer önde gelen 14 kişi 2013’teki Gezi Parkı protestolarını ‘yönlendirdikleri’ iddiasıyla ‘hükümeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs’le suçlanıyor.

    Acil eylem kampanyası, söz konusu iddianamenin mesnetsiz suçlamalarla dolu olduğunu belirtiyor; aynı zamanda 16 aydır tutuklu olan Kavala ile 4 aydır tutuklu olan Aksakoğlu’nun gerçek dışı suçlamalarla özgürlüklerinden keyfi olarak yoksun bırakıldığını kaydediyor.

    Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e hitap eden acil eylem metninde şu ifadeler yer alıyor:

    “Sayın Adalet Bakanı,

    Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu ile diğer önde gelen 14 sivil toplum aktörü hakkında hazırlanan ve sivil toplum aktörlerini 2013’teki Gezi Parkı protestoları sırasında ‘’hükümeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek’ ile suçlayan iddianamenin 4 Mart’ta İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilmesinden ötürü derin kaygı duyuyorum.

    Gezi Parkı protestolarının temel karakteri barışçıldı ve söz konusu iddianamede ismi geçen kişilerden hiçbirini şiddet eylemleriyle veya toplumsal kargaşayla ilişkilendirebilecek güvenilir bir kanıt sunulmadı. Bu iddianame, Gezi Parkı protestolarının tarihini yeniden yazmayı ve Türkiye’nin önde gelen sivil toplum aktörlerini susturmayı hedefleyen mesnetsiz suçlamalarla doludur. Suçlanan kişiler kendilerine yöneltilen asılsız suçlamalarla mahkum edildikleri takdirde, şartlı tahliye imkanı olmaksızın ömür boyu hapis cezası ile karşı karşıya kalabilirler.

    Osman Kavala halihazırda 16 aydan uzun bir süredir, Yiğit Aksakoğlu ise yaklaşık dört aydır bu gerçek dışı iddialar nedeniyle tutuklu yargılanıyor ve bu durum, Kavala ile Aksakoğlu’nun özgürlüklerinden keyfi olarak yoksun bırakıldığı anlamına geliyor. İddianamenin kabul edilmesi, hem savcılık hem de mahkeme tarafından yargılamanın başlaması için ilgili tüm delillerin toplandığına kanaat getirildiğini gösteriyor ve Osman Kavala ile Yiğit Aksakoğlu’nun süregelen tutukluluk hallerinin keyfiliğini ortaya koyuyor.

    Bu nedenle size, Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu’nun derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılması ve 16 sivil toplum aktörüne yöneltilen tüm suçlamaların düşürülmesi için yetki sınırlarınız içinde mümkün olan tüm adımları atma çağrısında bulunuyorum.”

  • Taksim Dayanışması: Gezi bu toprakların eşitlik, özgürlük ve adalet umududur

    Taksim Dayanışması: Gezi bu toprakların eşitlik, özgürlük ve adalet umududur

    Gezi iddianamesinin kabul edilmesiyle birçok üyesi ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle yargılanan Taksim Dayanışması düzenlediği basın toplantısında Gezi’ye yönelik hazırlanan iddianameyle ülkenin 80 ilinde Gezi’ye katılanların hedef alındığını vurguladı.

    Gezi direnişinin ‘suç’ kabul edilerek başlatılan soruşturma dalgasında, dava iddianamesinin kabul edilmesinin ardından Taksim Dayanışması’ndan da açıklama geldi.

    AKP’nin, Gezi direnişini yeniden hedef almasına yönelik tepkiler devam ederken, birçok üyesi ağırlaştırılmış müebbet hapisle yargılanan Taksim Dayanışması bir basın toplantısı düzenledi.

    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB)’da düzenlenen toplantıda, “Geziyi lekelemeye yönelik beyhude çabalarınızı reddediyoruz, Gezi bu toprakların eşitlik, özgürlük ve adalet umududur” başlıklı bir açıklama yapıldı. Açıklamaya, Taksim Dayanışması üyeleri dışında siyasi parti temsilcileri ve milletvekilleri de destek verdi.

    “GEZİ TARİHİ YENİDEN YAZILMAK İSTENİYOR”

    Taksim Dayanışması’ndan mimar Mücella Yapıcı’nın okuduğu açıklamada, “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan ve 30. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından geçtiğimiz hafta kabul edilen, hiçbir somut delile dayanmayan, tamamen komplo teorilerinden ilhamla yazılmış akıl dışı iddianameyle Gezi tarihi yeniden yazılmak isteniyor” denildi.

    Gezi davasıyla yargılanmak istenenlerin yalnızca 16 kişi olmadığının ifade edildiği açıklamada, ülkenin 80 ilinde Gezi’ye katılanların hedef alındığı vurgulandı.

    “TALEPLERİMİZİN ARKASINDA DURMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Açıklamada şunlar söylendi:

    “Biz Taksim Dayanışması olarak, 2012 yılının Şubat ayında ilk toplantımızı yaptığımız taleplerimizin de Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesildiği ve çadırlarımızın yakıldığı anlardaki tepkimizin de gencecik çocuklarımıza kıyan polis şiddetinden hesap soran tutumumuzun da, parklarda, meydanlarda, sokaklarda özgürlük, demokrasi ve insanca yaşam talep eden milyonların taleplerinin de kararlılıkla arkasında durmaya devam edeceğiz. Gezi direnişi, suçla, terörle, darbeyle, kalkışmayla anılan bir eyleme dönüştürmenize asla izin vermeyeceğiz.”

  • Polisin bileğini kırdığı Aydoğan: Hedef gösterildim, ülkede adalet yok

    Polisin bileğini kırdığı Aydoğan: Hedef gösterildim, ülkede adalet yok

    Cumartesi Anneleri’nin 700. hafta eyleminde bileği kırılan Aydın Aydoğan, “Uzuvlarımızın kaybı, bedenlerimizin kaybı tabi ki annelerin kaybının yanında hiçbir şey” dedi.  

    Cumartesi Anneleri’nin 700. hafta eyleminde polisin müdahalesi sonrası yaralanan ve baş parmağı ile el bileğinin kırılması sonucu 45 gün iş görememezlilik raporu verilen Aydın Aydoğan, hedef gösterildiğini söyledi. Aydoğan,“Pasajda oturuyordum, ne olduğunu anlamadan polis birden pasaja doğru gaz sıkarak girdi. Hedef gösterildim. Bu ülkede ne yazık ki adalet yok. Uzuvlarımızın kaybı, bedenlerimizin kaybı tabi ki annelerin kaybının yanında hiçbir şey” dedi.

    Gezi Parkı direnişi sırasında polisin attığı gaz kapsulü ile ayağından yaralanan ve üç kez ameliyat olan Aydın Aydoğan, 25 Ağustos günü Cumartesi Anneleri’nin 700. hafta eyleminde de yaralanmıştı. Olay günü yaşadıklarını anlatan Aydoğan, “O gün Galatasaray Lisesi’nin karşısındaki pasajda oturmuş, çay içiyordum. Pasajın içinde otururken polis pasaja girdi. Gaz sıka sıka pasaja geldiler, millete bağırdılar, ben de ayağı kalktım. Polisler beni tanıdığı için direk hedef gösterildim ve hakaret ettiler. O an gaz sıkılınca masadan kalkarak oradan çıkmaya çalıştım. Bir polis çeneme yumruk attı. Arkadaşlarım da beni çekmek istedi ve arbede oldu. Yere düştüm, yüzüme, elime jopla vurdular. Sol elimin bileği ve başparmağım kırılmış” dedi.

    “ÜLKEDE YAŞAMAK BİZE HARAM OLMUŞ”

    Polisin saldırısı sonrası pasajın arka kapısından çıkarak bir restorana sığındığını anlatan Aydoğan “Restoranda bir masanın altına gizlendim. Polisin beni aradığını duydum, ‘Nerede o silahlı?’ diyordu” diye konuştu.

    Daha önce de Atatürk Havalimanı ve Ankara Otogarı’nda gözaltına alınmak istendiğini anlatan Aydoğan, şöyle devam etti:

    “Ülkede bize yaşamak haram olmuş. Ankara Otogarında ve İstanbul’da havalimanı’nda durduk yere gözaltına alınmak istenmiştim. Sürekli böyle bir hayat yaşıyorum. Uzuvlarımızın kaybı, bedenlerimizin kaybı tabi ki annelerin kaybının yanında hiçbir şey. Ben Cumartesi Anneleri eylemine bunu hissederek zaten gidiyorum. O gün polisin o kadar orantısız güç kullanacağını gerçekten tahmin etmiyordum. Orada yalnızca çay içiyordum. Hedef seçildim. Gezi’de yaralandım, ayağımdan çok kez ameliyat oldum. Bununla ilgili davayı Anayasa Mahkemesi’ne göndereceğiz. Bir olay bitmeden ne yazık ki yeni birini yaşıyoruz. Ülkede adalet yok. Başımıza gelen her şeyin temeli adaletsizlik ve hukuksuzluktur.”