Etiket: gözaltında kayıp

  • Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanına karanfil bıraktı-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanına karanfil bıraktı-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, adalet arayışlarının 902’nci haftasında Galatasaray Meydanı’na karanfil bıraktı. Polisin engellemesine karşın açıklama yapan kayıp yakınları “Burası bizim alanımız. Bin yıl da geçse vazgeçmeyeceğiz. Devlet tarafından kaybedilen yakınlarımızın mezarlarını ziyaret etme hakkımız elimizde alınmıştır” diyerek tepki gösterdi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak, fail ve sorumluların cezalandırılması talebiyle mücadelelerine devam eden Cumartesi Anneleri 902’nci hafta buluşması nedeniyle Beyoğlu’ndaki Galatasaray Meydanı’na karanfil bıraktı. Polis bariyerleri ile haftalardır kapalı olan ve eylem yapılmasına izin verilmeyen Galatasaray Meydanı’na gelen Cumartesi Anneleri, bariyerlerin arkasından karanfilleri alana bıraktı.

    Polis, açıklama yapılmasını engellemeye çalışırken, kayıp yakınları “Burası bizim alanımız. Bin yıl da geçse vazgeçmeyeceğiz. Devlet tarafından kaybedilen yakınlarımızın mezarlarını ziyaret etme hakkımız elimizde alınmıştır” diyerek tepki gösterdi.

    “SOKAKLARI NİYE ZİNCİRE VURDUNUZ?”

    Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceklerini belirten kayıp yakını İkbal Eren, “Sevdiklerimiz, devlet eliyle gözaltında kaybedildi. Haftalarca onları andık. Galatasaray Meydanı bizim sevdiklerimizle buluşma ve hafıza mekanımızdır. Onların bir mezarı olmadığı için Özel günlerde, bayramlarda karanfil götüreceğimiz bir mezarımız yok. O nedenle Galatasaray Meydanı’na karanfillerimizi bırakıyoruz. 203 haftadır bu meydan bize keyfi olarak yasaklandı. Asla vazgeçmeyeceğiz. Gözaltında kaybedilen sevdiklerimizi unutmayacağız. Sevdiklerimizin mezarını bulana kadar burada olacağız” dedi.

    Cumartesi Anneleri’nden Hanife Eren ise “Sokakları niye zincirlere vurdunuz? Basına, doktorlara, avukatlara, bize zulüm. Yeter artık. Çektirdiğiniz acı yetmiyor mu? Beni evlatsız bıraktınız yetmedi mi? Hiç olmaz ise bırakın alana karanfilimi bırakayım” şeklinde konuştu.

    “ÇEKİN ZULMÜNÜZÜ ÜZERİMİZDEN”

    “Çekin zulmünüzü üzerimizden, bizim de bayramlarımız olsun” başlığıyla yapılan 902’nci hafta basın açıklaması ise şöyle:

    “Bugün bayram. Hakikat ve adalet arayışımızın 902. haftasına bayramda giriyoruz. Geleneksel bayramlar; sevinçlerin paylaşıldığı, dostluğun, barışın güçlendiği özel günlerdir. Dünyanın her yerinde  bayramların toplumsal bağların, barış ve birliktelik duygularının güçlendirilmesine vesile olması beklenir. Ayrıca geleneksel bayramlar, ailelerin bir arada olduğu, özlem giderdiği sevinçli günlerdir.

    Hiç şüphe yok ki, bayramlar ancak gökyüzü gibi herkesi kapsadığı zaman bayram olurlar. Yaşadık biliyoruz; bu topraklarda bayramlar herkesi kapsamıyor. Gözaltında kaybedilenlerin aileleri için bayramlar kalbe saplanan paslı bir hançere dönüşüyor. Geride kalanlar için ziyaret edilecek, başında dertleşip, dua okunabilecek, taşından teselli bulunacak bir mezarın yokluğu bayramlarda daha da derinden hissedilen bir boşluk yaratıyor.

    “GALATASARAY’I KENDİMİZE MEZAR YERİ YAPTIK”  

    Bu nedenle 23 yıl boyunca yaslarını tutamadığımız evlatlarımızla ölümle yaşam arasındaki sınırın silindiği bir mekana dönüştürdüğümüz Galatasaray’da buluştuk. Antik çağlardan beri masum kanının işareti olan kırmızı karanfillerimizi Galatasaray’a bıraktık. Galatasaray’ı kendimize mezar yeri yaptık.

    Ancak Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne geçişle birlikte karanfillerimizi bırakacağımız Galatasaray bize yasaklandı. Daha önce Cumartesi Anneleri’ni; taleplerinin mutlaka karşılanması gereken yurttaşlar olarak gördüğünü ifade eden Cumhurbaşkanı, dört yıldır elimizdeki karanfillere, dilimizdeki meşru taleplerimize ağır polis şiddetini reva görüyor.

    Bayram vesilesiyle bir kez daha haykırıyoruz; kayıplarımıza bir mezar sözümüzün gereğini yerine getirmekten asla geri durmayacağız. Bayramı mazlumlar için takvimdeki bir yazıdan ibaret hale getirenler bilsin ki, bayramların herkesi kapsadığı bir Türkiye mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Jitem davasında beraat kararına tepki: Söyleyin, oyun çağındaki Davut’u kim ölüm kuyusuna attı?

    Jitem davasında beraat kararına tepki: Söyleyin, oyun çağındaki Davut’u kim ölüm kuyusuna attı?

    PİRHA-Cumartesi Anneleri ile İHD İstanbul Şubesi Dargeçit Jitem davasında tüm sanıkların beraat etmesi üzerine yaptığı açıklamada mahkemenin kararını tanımadıklarını belirtirken; “Tanıklara, delillere rağmen yine sanıklar cezasızlıkla korundu. Bu suçu işleyenler kadar, suçun üstünü örtenler, cezasız bırakanlar da insanlığın vicdanında suçludur” ifadelerini kullandı.

    Mardin’in Dargeçit ilçesinde 29 Ekim 1995 ile 8 Mart 1996 tarihleri arasında 3’ü çocuk 7 sivil ile Uzman Çavuş Bilal Batır’ın kaybedilmesine ilişkin 18 sanık hakkında açılan davanın 26. duruşması Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Dönemin Mardin Jandarma Komando Tabur Komutanı Hurşit İmren, Dargeçit İlçe Jandarma Komutanı Mehmet Tire, Dargeçit Merkez Jandarma Karakol Komutanı Mahmut Yılmaz, Karakol Komutanı Yardımcısı Haydar Topçam ve Uzman Çavuş Kerim Şahin’in de aralarında bulunduğu 18 sanığın “taammüden öldürmek”le yargılandığı davada, sanıklar beraat etti. Mahkeme heyeti, sanıkların meydana gelen olaylarla bağlantısını kuracak kesin delile ulaşılamadığı gerekçesiyle beraatlarına kadar verdi.

    Cumartesi Anneleri ile İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Kayıplara Karşı Komisyon kararın ardından yazılı bir açıklama yaparken, sanıkların cezasızlık ile korunduğunu kaydetti.

    “DELİLLERE RAĞMEN SANIKLAR CEZASIZLIK İLE KORUNDU”

    Yapılan açıklama şu şekilde:

    “Askerler tarafından evlerinden gözaltına alınıp Dargeçit Jandarma Taburu’na götürülen ve uzun yıllar sonra kemiklerine ölüm kuyularında ulaşılan dördü çocuk 7 Dargeçitli ve bir Uzman Çavuş’un kaybedilmesi ile ilgili yürütülen Dargeçit JİTEM davası beraatle sonuçlandı. Tanıklara, delillere rağmen yine sanıklar cezasızlıkla korundu.

    O zaman söyleyin bize! Ailelerinin kendi elleriyle ölüm kuyularından işkence izleriyle dolu kemiklerini çıkardığı bu insanlara ne oldu? O zaman söyleyin bize: yargılanan sanıklar suçsuzsa, 12 yaşındaki Davut Altunkaynak’a askeri taburda kendisi de gözaltında tutulan annesinin gözleri önünde kim işkence yaptı? Oyun çağındaki Davut’u kim infaz edip ölüm kuyusuna attı? Bu talimatları kim verdi?

    “MAHKEMENİN HUKUK DIŞI KARARINI TANIMIYORUZ”

    O zaman söyleyin bize: yargılanan sanıklar suçsuzsa, 13 yaşındaki Seyhan Doğan’a askeri taburda kendisi de gözaltında tutulan 11 yaşındaki kardeşinin gözleri önünde kim işkence yaptı? Oyun çağındaki Seyhan’ı kim infaz edip ölüm kuyusuna attı? Bu talimatları kim verdi?

    Mahkemenin bu hukuk dışı kararını tanımıyoruz. Yargı sisteminin evlatlarımızı kaybedenleri aklama aracına dönüştürülmesine karşı haykırmaya devam edeceğiz: gözaltında kaybetme insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Bu suçu işleyenler kadar, suçun üstünü örtenler, cezasız bırakanlar da insanlığın vicdanında suçludur. Hukuku ve temel insan haklarını tanımayan, adaleti imkansızlaştıran yargı sistemini yaratanlar da suçludur.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri’nden suç duyurusu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri’nden suç duyurusu-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı’nda yapmak istedikleri 900. hafta buluşmasına yönelik polis müdahalesi nedeniyle suç duyurusunda bulundu. İstanbul Adalet Sarayı önünde konuya ilişkin açıklama yapan İHD İstanbul Şubesi Başkanı Av. Gülseren Yoleri, “Hukuk dışı engellemelere, yasaklamalara ve gözaltı uygulamalarına dair suç duyurusunda bulunduk” dedi.

    Cumartesi Anneleri, 25 Haziran günü Beyoğlu Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirmek istedikleri 900. hafta buluşmasına yönelik yapılan ve gözaltıların yaşandığı polis müdahalesine ilişkin bugün İstanbul Adalet Sarayı’nda suç duyurusunda bulundu. Başvurunun ardından adliye önünde açıklama yapan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Başkanı Avukat Gülseren Yoleri, “Hukuk dışı engellemelere, yasaklamalara ve gözaltı uygulamalarına dair suç duyurusunda bulunduk. Savcıları göreve davet ettik. Hukuksuz uygulamaların durdurulmasını istedik” dedi.

    Yoleri şöyle konuştu:

    “Barışçıl gösteri hakkının engellenmesine dair bir suç duyurusu gerçekleştirdik. Cumartesi Anneleri 900 haftadır kayıp yakınlarını arıyor. Gerçekleri kamuoyuna ve devlet yetkililerine duyuruyor ve kayıplarının bulunması için devleti sorumlu davranmaya çağırıyor. Gözaltında kayıplara karşı mücadelede en önemli engellerden birisini oluşturan cezasızlığa karşı mücadele ediyor ve cezasızlığın kaldırılması için devleti yine göreve çağırıyor. 900 haftadır ısrarla sürdürdüğümüz bu mücadele maalesef 900’üncü haftada da bir engelle karşılaştı. Anayasal ve uluslararası sözleşmelerden doğan haklarımıza, Anayasaya Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına rağmen barışçıl toplanma, ifade özgürlüğümüz bir kere daha engellendi. Hakikat ve adalet arayışımız bir kez daha engellendi. Hukuk dışı engellemelere, yasaklamalara ve gözaltı uygulamalarına dair suç duyurusunda bulunduk. Savcıları göreve davet ettik. Hukuksuz uygulamaların durdurulmasını istedik.”

    “SOYLU BİR ÇADIR DA GALATASARAY MEYDANI’NA KURSUN”

    Gözaltında katledilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak da “Biz kayıp yakınları olarak 27 Mayıs 1995’ten bu yana sürdürdüğümüz hakikat ve adalet mücadelesinde her zaman gerçeği bilme, sevdiklerimize ulaşma ve adaletin sağlanması talebinde bulunduk. Bu talepler bizim anayasal haklarımızdı. Hukuka aykırı olarak her zaman önümüze şiddeti çıkartanlara bir kez daha buradan suç duyurusunda bulunarak cevap vermiş olduk. Hakikati ve adaleti aramaya devam edeceğiz. Son kaybımız bulunana, kaybedenler yargılanıp, cezalandırılıncaya kadar vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız ise İçişleri Bakanı Süleyman Soylu‘ya seslenerek şunları söyledi:

    “Oğlumu karakola koluna girerek götürdüm. Ama o karakoldan çıkaramadım. 27 yıldır bu eyleme devam ediyorum ve gözaltına alınıyorum. Beni kolumdan tutup, çekiştirerek gözaltına alıyorsunuz ya keşke kolumdan tutup da “Gel senin oğlunun mezarı burada” deyip de götürseniz. Soylu hep annelere çadır kuruyor ya; ben beklerim ki bir çadır da bize Galatasaray Meydanı’nda kurulsun; biz de orada hakkımızı arayalım.

    “12 EYLÜL ZİHNİYETİ HER ALANDA DEVAM ETMEKTEDİR”

    Yine gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır da “Hani sizler darbecilere karşıydınız? 12 Eylül zihniyeti yaşamımızın her alanında hala devam etmektedir” diyerek tepkisini dile getirdi.

    Açıklamada ayrıca “Dünyada bu kadar uzun süren başka bir barışçıl eylem yoktur. Barışçıl olması Süleyman Soylu’nun gözüne battı. “İnsanlar rahatsız oluyor” bahanesiyle 700’üncü haftada saldırı yapıldı ve orası bize kapatıldı. Şimdi o meydanda polislerin tankları, tüfekleri duruyor. Bu çok mu iyi bir görüntü? Bu birçok insanı rahatsız ediyor aslında. Biz hiç kimseye rahatsızlık vermedik. İnsanların akıbetini sorduk” ifadeleri kaydedildi.

    PİRHA / İSTANBUL

     

  • ‘Devleti yönetenler bizi suçluyor ama esas suçlu onlar!’

    ‘Devleti yönetenler bizi suçluyor ama esas suçlu onlar!’

    PİRHA-Cumartesi Anneleri 895. hafta basın açıklamasında “17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası”na değinirken, “İnsanlık onurunun korunduğu, şiddetten uzak, demokratik ve adil bir Türkiye talebimizde ısrar ettiğimiz için suçlanıyoruz. Devleti yönetenler bizi suçluyor ama esas suçlu, onlar!” ifadelerine yer verdi. 

    Cumartesi Anneleri 895. hafta basın açıklamasını “17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası” içinde gerçekleştirdi. Açıklamayı gözaltında katledilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak yaparken, ifade ve toplanma özgürlüğünün suç ile eş değer görüldüğünü kaydetti.

    “SEVDİKLERİMİZİ SORDUĞUMUZ İÇİN SUÇLANIYORUZ”

    Ocak’ın, “Hakikatin taşıyıcısı olmaktan vazgeçmeyeceğiz” başlıklı açıklamasının tamamı şu şekilde:

    “İfade ve toplanma özgürlüğünü kullanmanın, hakikat hakkını gündeme getirmenin, adalet talep etmenin ve dayanışmanın suç ile eş değer görüldüğü günlerdeyiz. Adaletin sağlanmasına yönelik hak arama özgürlüğünün uygulanabilir olmaktan çıktığı koşullardayız. Yasaların kayıp yakınlarını susturmak ve insan hakları savunucularının çalışmalarını engellemek için kullanıldığı hukuka uzak günlerdeyiz.

    Cumartesi Anneleri’nin yaşadığı hukuksuzluklar, engellenen toplanma özgürlükleri, yönetenler tarafından suçlu ilan edilmeleri hiç şüphe yok ki; mevcut baskı politikalarının bir parçası olarak gündeme geliyor. Kolluk güçleri tarafından gözaltına alınıp bir daha geri dönemeyen sevdiklerimize ne olduğunu sorduğumuz için suçlanıyoruz. Kolluk güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra varlığı inkar edilen, işkence izleriyle dolu bedenleri kimsesizler mezarlıklarına gömülen, ormanlara, uçurumlara atılan sevdiklerimizin faillerinden hesap sorulsun dediğimiz için suçlanıyoruz.

    “DEVLETİ YÖNETENLER BİZİ SUÇLUYOR FAKAT ASIL SUÇLU ONLAR”

    Türkiye’de bilinçli ve sistemli bir devlet politikası olarak uygulanan cezasızlığa karşı “Suçun cezalandırılmaması suçu normalleştirir, faili cesaretlendirir. Bu yüzden cezasız bırakılan suç geri döner” diyerek itiraz ettiğimiz için suçlanıyoruz. Delillere, tanıklara, AİHM mahkumiyetlerine, suçu ve suçluyu kayıt altına alan TBMM raporlarına rağmen kayıp dosyaları neden cezasız bırakılıyor? Sorusunu gündemde tuttuğumuz için suçlanıyoruz. Yaşadığımız topraklarda yüzlerce insan gözaltında kaybedildiği halde nasıl oluyor da hiç kimse bu suçlar nedeniyle cezalandırılmıyor?” diye sorduğumuz için suçlanıyoruz.

    Özetle devletin hikmetini sual ettiğimiz için; “devletin işleyişi evrensel hukuka göre belirlenmeli, denetlenmeli ve şeffaf olmalıdır” diye haykırdığımız için suçlanıyoruz. İnsanlık onurunun korunduğu, şiddetten uzak, demokratik ve adil bir Türkiye talebimizde ısrar ettiğimiz için suçlanıyoruz. Devleti yönetenler bizi suçluyor ama esas suçlu, onlar! Tüm başvurularımızı karşılıksız bırakanlar, gözaltında kaybetmelerin üstünü örtenler, failleri ve suçun arkasındaki güçleri ortaya çıkartmayanlar, adaletin sağlanmasına yönelik hak arama özgürlüğümüzü engelleyenler, hukuku, anayasayı yok sayanlar, asıl suçlu onlar…

    “CEZASIZLIĞIN DUVARINDA GEDİKLER AÇMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Kayıp davaların her zaman “politik” olduğunu, karar mercilerinin yargıçlarla sınırlı kalmadığını biliyoruz. Türkiye’de demokratik, adil ve eşitlikçi bir yapısal dönüşüm gerçekleşmeden  bu durumun devam edeceğinin de farkındayız. Bu dönüşümün başlayabilmesi için önce yakın ve uzak tarihte yaşanan başta gözaltında kaybetmeler olmak üzere  her türden insan hakları ihlalleri ile yüzleşmek, cezasızlığı sonlandırmak ve sorumluların yargı önünde hesap vermesini sağlamak gerekiyor. Koşullar ne kadar ağır olursa olsun, umutsuzluğa kapılmadan bunun için mücadele etmeyi sürdüreceğiz. İnkarın ve siyasal şiddetin bin bir halinin yaşandığı bu coğrafyada hakikatin taşıyıcısı olmaya; inkarın, unutuşun ve cezasızlığın duvarında gedikler açmaya devam edeceğiz.

    Kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 196 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Gözaltında Kayıplar Haftası’nın açılışı bu yıl Çağlayan Adliyesi önünde yapılacak

    Gözaltında Kayıplar Haftası’nın açılışı bu yıl Çağlayan Adliyesi önünde yapılacak

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, bu yılki 17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’nın açılışını 17 Mayıs Salı günü İstanbul’da Çağlayan Adliyesi önünde saat 13.00’te yapacak. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) 1995’ten itibaren her yıl 17-31 Mayıs tarihleri arasındaki dönemi “Kayıplar Haftası” olarak anıyor. Bundaki amaç, İHD’nin temel kuruluş nedenlerinden birini oluşturan “Kayıplar” sorununu her yıl gündeme getirmek, kayıpların soruşturulmasını ve sorumluların bulunarak yargı önüne çıkarılmasını sağlamak.

    Cumartesi Anneleri, bu yılki 17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’nın açılışını 17 Mayıs Salı günü İstanbul’da Çağlayan Adliyesi önünde saat 13.00’te yapacak.

    Yazılı bir açıklama paylaşan Cumartesi Anneleri, “Devletin, zorla kaybetmeleri etkin bir şekilde soruşturmak, suçun faillerini yargılamak ve cezalandırmak yönündeki hukuki yükümlülüğünü yerine getirmesi talebimizi bu kez de Çağlayan Adliyesi önünde ifade edeceğiz. Sizi de “cezasızlığı ve adaletsizliği aşmak, hakikate ulaşmak için mücadele etmek insan ve yurttaş olma sorumluluğumuzun gereğidir” diyen sesimize ses katmaya çağırıyoruz” dedi.

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • Cumartesi Anneleri 41 yıl önce kaybedilen Nurettin Yedigöl için adalet istedi-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 41 yıl önce kaybedilen Nurettin Yedigöl için adalet istedi-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri 889. hafta buluşmasında 41 yıl önce gözaltında kaybedilen Nurettin Yedigöl’ün akıbetini sorarken, fail ve sorumluların yargılanması için çağrıda bulundu. Muzaffer Yedigöl, abisi Nurettin Yedigöl’ün kemiklerini ve mezarını istediklerini kaydetti. 

    Cumartesi Anneleri gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetinin açıklanması, fail ve sorumlularının yargılanması için 889 haftadır kamuoyu karşısında. Bu haftaki buluşmada gözaltında kaybedilişinin 41. yılında Nurettin Yedigöl için adalet istendi. Nurettin Yedigöl 10 Nisan 1981 tarihinde İstanbul’da gözaltına alındıktan sonra kaybedildi.

    “ABİMİN KEMİKLERİNİ, MEZARINI İSTİYORUZ”

    12 Nisan 1981 tarihinden sonra abisi Nurettin Yedigöl’den bir daha haber alamadıklarını belirten Muzaffer Yedigöl, “Artık yeter, diyorum. Nurettin Yedigöl’ün kemiklerini, mezarını verin. Babam, abimin kemiklerini bulamadan gözü açık gitti. Annem, oğlunu aramaktan vazgeçmedi, onun da gözü açık gitti. Abimin kemiklerine, mezarına kavuşana kadar aramaktan vazgeçmeyeceğiz. Abimin işkencede öldürüldüğünü kabul ettik. Bize mezarını verin” dedi.

    “DOSYA, ZAMANAŞIMI KILIFI İÇERİSİNDE KAPATILDI”

    Aile avukatı Eren Keskin ise iç hukukta hiçbir yol alamadıklarını kaydetti. Keskin, “Yedigöl arkadaşlarıyla birlikte siyasi şubede gözaltına alındı. Yoğun işkenceler gördüğüne dair fazlasıyla tanık var. Buna rağmen arkadaşları mahkemeye çıkarılsa da Nurettin Yedigöl’den haber alınmadı. İç hukukta hiçbir şey elde edemedik. Anayasa değişikliğinden sonra darbeciler ile ilgili dosya ayrıldı. O dosyada da zamanaşımından düşüm kararı verildi. Maalesef ki bugüne kadar hiçbir sonuç alınmadı. Nurettin Yedigöl davası da gözaltında kaybedilen diğer insanlarımız gibi zamanaşımı kılıfının içine sokularak, kapatıldı. Hukuk her zaman olduğu gibi büyük bir hak ihlalinin sadece kılıfı oldu” ifadelerini kullandı.

    “TÜM HUKUK YOLLARINI KULLANAN AİLELER ASLA SONUÇ ALAMIYORLAR”

    889. hafta basın metnini ise Cumartesi İnsanları’ndan Ümit Efe okudu. Efe, sonuçsuz bırakılan dosyalara değinirken, şunları söyledi:

    “Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına göre bir kamu görevlisi yürüttüğü görevin sağlamış olduğu nüfuzu kötüye kullanarak, kişilerin yaşamına yönelik bir davranışla suçlandığı takdirde cezasız bırakılmamalıdır. Yargılama veya mahkûmiyet zamanaşımına uğratılarak bu tür suçlamalar sonuçsuz bırakılmamalı ve böyle davalara af ve bağışlama gibi koruyucu önlemlerin alınmasına izin verilmemelidir.

    Ancak bu topraklarda kamu görevlileri tarafından gözaltına alınan, işkenceyle sorgulandıktan sonra öldürülen ve bedenleri kaybedilen insanlarımız için hukuk, yasalar, içtihatlar, Anayasa yok hükmünde. Çocukların gözaltında tutulduğunu, çocuklarına işkence yapıldığını sonrasında kaybedildiklerini belirterek, tüm hukuk yollarını kullanan aileler asla sonuç alamıyorlar.”

    “İŞKENCE EĞİTİMİ ALAN GRUP TARAFINDAN SORGULANDI”

    Açıklamasına “889. haftamızda evlatlarına ulaşmak için her yolu her imkanı kullandıkları halde sonuç alamadan aramızdan ayrılan İsmail ve Zeycan Yedigöl’ün bıraktığı yerden Nurettin Yedigöl için adalet istiyoruz” diyerek devam eden Efe, Yedigöl’ün gözaltında kaybediliş sürecini hatırlattı. 12 Eylül askeri darbesinin ardından Yedigöl hakkında yakalama kararının çıkarıldığını kaydeden Efe, şöyle konuştu:

    “Sosyalist kimliğiyle tanınan 26 yaşındaki Nurettin Yedigöl İstanbul’da yaşıyordu. 12 Eylül askeri darbesinin ardından hakkında yakalama kararı çıkarıldı. 10 Nisan 1981 tarihinde İdealtepe’de bir ev baskınında gözaltına alındı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün Gayrettepe’deki ünlü işkence merkezi 1. Şubeye götürüldü. Orada Honduras’ta işkence eğitimi alan “K Grubu” tarafından sorgulandı.

    İfade vermeyi reddettiği için ağır işkenceye maruz kaldı. Çok sayıda kişi Nurettin ile aynı yerde tutulduklarını ve onun gözaltına işkence edilerek öldürüldüğüne tanık olduklarına dair savcılığa ifade verdi. Ailesi emniyet müdürlüğüne, askeri savcılığa, sıkıyönetim komutanlığına, Milli Güvenlik Konseyi genel sekreterliğine, cumhurbaşkanlığına ve başbakanlığa başvurarak oğullarının akıbetinin açıklanmasını talep etti. Başvurdukları her yerde Nurettin’in gözaltına alındığı reddedildi. Nurettin Yedigöl’ün gözaltında kaybedilmesiyle ilgili farklı tarihlerde yapılan suç duyurularının sonucunda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından üç ayrı soruşturma yürüdü. Ancak etkin olmaktan uzak soruşturmaların hepsinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildi. Karara karşı yapılan itiraz da reddedildi.

    “FAİLLER VE TANIKLAR BELLİ OLMASINA RAĞMEN ETKİLİ SORUŞTURMA YAPILMADI”

    Anne Zeycan Yedigöl son çare olarak Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Mahkeme 10 Aralık 2015 tarihli kararında devletin etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünü himayesi altındayken kaybolan kişinin nerede olduğunu ve akıbetini açıklamadığı sürece potansiyel olarak devam eder, tespitinde bulundu. Ayrıca bu tür suçlamalarda yargılamanın zamanaşımına uğratılarak, sonuçsuz bırakılmaması gerektiğine vurgu yaptı. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin tespitlerine, evrensel hukuka ve teamüllere sırtını dönerek, başvurunun zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verdi. Böylece iç hukuk yolları tamamen kapatıldı.

    Ülkenin etkin başvuru yolu bulamayan Zeycan Yedigöl için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. Kısacası 41 yıllık süreçte Yedigöl ailesinin tüm başvuruları sonuçsuz kaldı. Faillerin ve tanıkların isimleri belli olmasına rağmen etkili soruşturma yapılmadı. Nurettin’in akıbeti karanlıkta bırakıldı. Onu kaybedenler cezasızlık ile korundu. Kaç yıl geçerse geçsin Nurettin Yedigöl ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 190 haftadır bize yasaklanan kayıplarımız ile buluşma mekanımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Gözaltında kaybedilişlerinin 25. yılında Rıdvan Karakoç ve Hasan Ocak anıldı

    Gözaltında kaybedilişlerinin 25. yılında Rıdvan Karakoç ve Hasan Ocak anıldı

    17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplar haftası kapsamında Cumartesi Anneleri, gözaltında kayıplar mücadelesinde simge durumunda olan Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç’un mezarları başında bir anma düzenlediler.

    17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplar haftası kapsamında Cumartesi Anneleri, gözaltında kayıplar mücadelesinde simge durumunda olan Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç’un mezarları başında bir anma düzenlediler.

    Cumartesi Anneleri, 17-31 Mayıs uluslararası gözaltında Kayıplar Haftası kapsamında, Türkiye’de gözaltına kayıplar mücadelesinin başlamasına vesile olan Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç’un mezarları başında bir anma düzenledi. Anmaya, Rıdvan Karakoç ve Hasan Ocak’ın ailelerinin yanı sıra ESP ve İHD’den temsilciler ve gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un çocukları katıldı.

    “ÇEYREK ASIRDIR MÜCADELE EDİYORUZ”

    İlk olarak Rıdvan Karakoç’un mezarı başında yapılan anmada Rıdvan’ın ağabeyi Hasan Karakoç kısa bir konuşma yaptı. Hasan Karakoç konuşmasında şunları söyledi; “25. yılımızı tamamladık, kayıplar mücadelesinde 25 yıl önce abimi gözaltına alan işkenceci katiller, yoğun işkenceler sonrası abimi katlettiler, Beykoz kimsesizler mezarlığına attılar. Rıdvan’ın cenazesini bulduk, defnettik. 25 yıldır bu işkenceci katillerin kaybettiği insanların akıbetini sormak için mücadele ediyoruz. 25. Yılında sevdiklerimizin yolunda, izindeyiz. Yıl önce söz vermiştik. Şimdi yine söz verdiğimiz gibi başuçlarındayız, yollarındayız, izlerindeyiz. Onları unutturmayacağız. İşkenceciler, katiller onları yok ederek bu insanlık mücadelesini bitirebileceklerini düşünüyorlardı, hesapları tutmadı. Çeyrek asır süren bir mücadeleden bahsediyoruz. Onları kaybedenlerden hesap soruncaya kadar bu mcüadelemiz devam edecek. Onları yalnız bırakmayacağız. “

    “RIDVAN VE HASAN MÜCADELENİN YÜKSELEN SESİ OLDU”

    Rıdvan Karakoç’un mezarı başında yapılan anma sonrası Hasan Ocak’ın mezarı başına gelen aileler, burada da kısa bir anma gerçekleştirdi. Anmanın bu yıl pandemi dolayısıyla az sayıda insanlar yapıldığını belirten Cumartesi Anneleri’nden Maside Ocak, “Sembolik olarak mezar başındayız, bir kez daha Hasan ve Rıdvan’a merhaba demeye geldik” dedi.

    Maside Ocak sonrası bir konuşma yapan Hasan Ocak’ın abisi Hüseyin Ocak ise şunları söyledi;

    “Salih Bozışık’tan Sabahattin Ali’den bu yana gözaltında kayıplarımızı tanıyoruz. Bugün mücadelemizin başlangıcı olan Hasan Ocak’ın mezar naklinin yapıldığı gün. O günden bugüne mücadelenin yükselen sesi oldu Rıdvan ve Hasan. Hepsinde devlet suçüstü yakalandı. Özellikle son içişleri bakanlığının cumartesi annelerine karşı saldırısının bir nedeni de budur. Hasan’ın gözaltına alındığına tanıklar vardı.

    Hasan daha öncede gözaltına alınmıştı. Beykoz’da bulunduktan sonra Cumhuriyet Savcılığı aldığı parmak izlerini emniyete gönderildi, otopsi öncesi yine alınan parmak izleri İstanbul emniyetine gönderildi. Hasan Beykoz Cumhuriyet Savcılığına gelmeden öncede parmakları mürekkepliydi. Ne tesadüf ki gözaltında kayıplar ve ölümü şüpheli olanların dosyalarını Adli Tıp kurumundan alıp yakmaya gönderiyorlardı. Algan Hacaloğlu 1995’te Adli Tıp kurumuna el koydu. Oradaki raporlara göre 290tane kimsesizlere gömülen ceset var.  Onların üçte ikisi işkence ile öldürülen cesetler. Bunlarla ilgili bir araştırma yapılamadı. Bugün yaşanan saldırının nedeni ise devlet suçüstü yakalandı. Bugün 25. Yılında bir kez daha haykırıyoruz; lütfen failleri korumayın. Geçmişle hesaplaşma yasalarını çıkartın. “

    “HAKİKAT VE ADALET İSTİYORUZ”

    Hüseyin Ocak’ın açıklaması sonrası kısa bir açıklama yapan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri ise, Türkiye’de gözaltında kayıplar ile ilgili yaşanan cezasızlık politikasına değinerek, hakikat ve adalet arayışlarının hiçbir zaman son bulmayacağını belirterek şunları söyledi;

    “Bu yıl yine Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası etkinlikleri kapsamında buradayız. Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç’un kaybedişleri ve bulunmasına kadar geçen süre Türkiye’de gözaltına kayıplara karşı mücadelede oldukça önemli yer tutuyor. Sadece yaşadığımız coğrafyada değil, tüm dünyada kaybedilen, akıbetleri bile yok edilen insanlarla ilgili bir mücadelenin haftasıdır. Aynı zamanda baştan bu yana var olan hakikat ve adalet talebimizi bir kez daha seslendiriyoruz. Adaletin gerçekleştirilmesi talebimiz halen güncel. 25 yıldır halen aynı şeyleri söylüyoruz, hakikat ve adalet istiyoruz. Türkiye’de cezasızlık politikası devam ediyor. Halen suç işleyenler korunuyor.

     

  • Gözaltında kaybedilen oğlunu bulamadan Hakka yürüdü

    Gözaltında kaybedilen oğlunu bulamadan Hakka yürüdü

    PİRHA- İstanbul’da 1996 yılında gözaltına kaybedilen İsmail Şahin’in babası Halil Şahin hayatını kaybetti. Şahin, bugün saat 13.00’te Okmeydanı Cemevinden Hakka uğurlanacak. 

    İstanbul’da 1996 yılında 36 yaşındayken gözaltına kaybedilen belediye işçisi İsmail Şahin’in babası Halil Şahin hayatını kaybetti. Şahin’in Hakka uğurlanma erkanı bugün saat 13.00’te Okmeydanı Cemevinde yapılacak.

    İsmail Şahin 24 yıl önce, Beyoğlu Belediyesi’nde çalışıyordu. Şahin, mesai saatleri içinde kayboldu. Ardından ailesi Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’ne kayıp başvurusu yaptı ve savcılığa suç duyurusunda bulunarak İsmail Şahin’in akıbetinin soruşturulmasını istedi. Aile tüm başvurularına rağmen dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşememişti.

    Kayboluşunun üzerinden 24 yıl geçen İsmail Şahin’in başına ne geldiği bugüne kadar öğrenilemedi.

    Bir açıklama yapan Cumartesi Anneleri, “İsmail Şahin’in babası Halil Şahin’i “Oğluma ne oldu?” sorusu karşılık bulmadan kaybetmenin derin acısını yaşıyoruz. Onun 24 yıllık arayışı bizim de arayışımızdır” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Annem hala oğlu gelecek diye kapının önünde yatıyor’-VİDEO

    ‘Annem hala oğlu gelecek diye kapının önünde yatıyor’-VİDEO

    PİRHA- 25 yıldır adalet arayan gözaltında kaybedilen Cüneyt Aydınlar’ın ağabeyi Emrah Aydınlar, “Annemin 7 yıl boyunca kapının önünde yatmasının bir açıklaması olmalı” dedi. 

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini arayan ve adalet isteyen Cumartesi Anneleri eylemlerine 727’inci haftada da devam etti. 28 haftadır İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu Beyoğlu Çukurlu Çeşme Sokak’ta bir araya gelen kayıp yakınları abluka altında adalet taleplerini yineledi.

    Eyleme CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu ile HDP milletvekili Zeynel Özen katıldı.

    Bu haftanın eylemine Ahmet Kaya’nın torunu Fatma2nın dedesi Ahmet Kaya için yazdığı şiirle başlandı.

    “O benim dedemdi.
    İnsanlık, şefkat hep ondaydı.
    Merhamet, yürek ondaydı.
    saygı, sevgi ondaydı
    çünkü o benim dedemdi…”

    Haftanın basın metnini Besna Tosun okudu. Tosun, “25 yıldır ‘gözbebeğim’ dediği oğlundan bir haber alma umuduyla yaşayan Menekşe Aydınlar’ın ‘Bize yaşatılan zulümdür. Devlet ‘oğlun firar etti’ demişti buna inanmadım ama kaçtıysa gizlice gelir mi diye yedi yıl boyunca geceyi gözümü kırpmadan kapı önünde geçirdim.’ diyen sesi insanlara ulaşsın diye buluştuk.” dedi.

    “GÖZALTINA ALINDIĞI İNKAR EDİLDİ”

    İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğrencisi Cüneyt Aydınlar’ın 20 Şubat 1994 tarihinde Bakırköy İncirli’de terörle mücadele polisleri tarafından gözaltına alındığını söyleyen Tosun, Gayrettepe’deki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürülen Cüneyt Aydınlar’ın gözaltına alındığının 7 gün boyunca inkar edildiğini, 27 Şubat 1994 tarihinde kaydının yapılarak gözaltında olduğunun resmi olarak kabul edildiğini kaydetti. Cüneyt Aydınlar ile birlikte gözaltında tutulan 14 kişinin savcılığa çıkartıldıklarında aralarında Cüneyt Aydınlar’ın olmadığını söyleyen Tosun, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu kişiler 17 Mart 1994 tarihinde avukatları aracılığıyla kamuoyuna yaptıkları açıklamada; Cüneyt Aydınlar’ın 20 Şubat 1994 tarihinde gözaltına alındığını ve 2 Mart 1994 tarihine kadar birlikte gözaltında tutulduklarını, Cüneyt’in başına geleceklerden Gayrettepe Terörle Mücadele Şubesi’nin sorumlu olduğunu söylediler. Cüneyt’e ağır işkence yapıldığına, yürüyemez ve hareket edemez halde olduğuna dair çok sayıda tanık vardı. Ancak İstanbul Emniyet Müdürlüğü onu soran ailesine oğullarının 28 Şubat 1994 tarihinde yer göstermek için götürdükleri Beyoğlu Çukurcuma’da ‘Dur’ ihtarına uymayarak kaçtığını söyledi. Ailenin başvurusu üzerine İnsan Hakları Derneği avukatları olayı araştırdı, tanıklarla görüştü. Yapılan araştırma sonrasında, İHD İstanbul Şubesi, 25 Mart 1994 tarihli basın açıklaması ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nin gözaltına aldığını kabul ettiği Cüneyt Aydınlar’ı kaybettiğini duyurdu.”

    “DOSYA EVRENSEL HUKUKA AYKIRI BİR ŞEKİLDE KAPATILDI”

    Bugüne kadar Cüneyt Aydınlar’ın akıbetini açığa çıkartacak ve onu kaybedenleri yargılayarak ceza adaletini sağlayacak idari ve adli herhangi bir adım atılmadığını kaydeden Tosun, “Ailenin başvurduğu tüm yetkili merciler, elleri kelepçeli, ayakkabıları bağcıksız, görgü tanıklarının beyanına göre ayakta duramayan birinin 30 kadar polisin elinden nasıl kaçabileceğini sorgulamadı. Cüneyt Aydınlar dosyası evrensel hukuka aykırı bir biçimde zaman aşımı gerekçe gösterilerek kapatıldı.” dedi.

    “CÜNEYT’İ HER SEFERİNDE DAHA BİTKİN GETİRİYORLARDI”

    Cüneyt Aydınlar’ı gözaltında gören Onur Emre Yağın’ın tanık mektubunu Eren Baskın okudu. Mektupta şu ifadelere yer verildi:

    “Cüneyt ile hiç karşı karşıya oturup konuşamadım ancak onu tam 25 yıldır tanıyorum. Henüz 15 yaşında bir öğrenciydim. Cüneyt'le 1994 yılının Şubat sonunda Gayrettepe Terörle Mücadele Şubesi’nde gözlerimiz bağlanmış bir şekilde bekletilirken yan yana düştük. Gözlerimiz bağlı olduğu için Cüneyt’in, sadece bezin altında kalan boşluktan görebildiğim kıvırcık saçlarını çok iyi hatırlıyorum. Birbirlerini çorbacı, saatçi, boksör gibi isimlerle çağıran ve suratlarını sürekli olarak bizden gizlemeye çalışan Terörle mücadelenin polisleri gözaltına aldıkları herkese işkence yapıyordu. Bazılarına kaba dayak veya hakaret, bazılarına ise daha ağırı; Filistin askısı, elektrik, falaka… Cüneyt bu ağır işkencelere maruz bırakılıyordu. Bitkin, yürüyemez, dudaklarını dahi kıpırdatamaz halde benim kucağıma getirilip bırakıldığında ayağa kalkamayacak, yemek yiyemeyecek ve yürüyemeyecek durumdaydı. Gözaltındaki ikinci ya da üçüncü günümüzde iki polis kollarından tuttukları Cüneyt’i sürükleyerek getirmiş ve benim kucağıma bırakmıştı. Ben gözaltındaki en küçük kişi olduğum için başkasına değil bana teslim etmişlerdi Cüneyt’i. Onunla kimse konuşmasın istiyorlardı. Cüneyt’i belli aralıklarla alıp götürüyor ve bir süre sonra tekrar geri getiriyorlardı. Her seferinde daha bir bitkin, yürüyemez ve acı içinde geri getiriliyordu. Cüneyt’e çok ağır işkence yapıldığını anlayabiliyordum. Cüneyt ile iki gün geçirdik birlikte. Başı bacaklarımın üzerinde yatmaktan başka bir şey yapmaya gücü yetmiyordu. Onu tuvalete götürüyor, elini yüzünü yıkıyor ve yemek yedirmeye çalışıyordum. Ancak gördüğü işkenceler nedeniyle yemek yemekte zorlanıyor, yediklerini çıkarıyordu. İkinci günün sonunda ya da günün bir saatinde Cüneyt'i, kıvırcık saçlı yoldaşımı alıp götürdüler ve bir daha geri getirmediler. Cüneyt’in kim olduğunu, adını, gözaltına alınmasını hiçbir şeyi bilmiyordum o sırada. Benim kucağımda yatan sadece kıvırcık saçlı genç bir insandı ve işkence yapılıyordu. Cüneyt’i ne kadar zaman sonra tam hatırlamıyorum bir gazete ilanında gördüğümde tanıdım. İşkence ile katledildiği yazıyordu. Bir insanımızı daha genç yaşında hayatından koparıp almışlardı. O zaman küçük bir çocuk olarak neyi ne kadar doğru yapabildim bilmiyorum, ama Cüneyt’i ayakta tutmak, yaşatmak için iki gün de olsa elimden geleni yaptığım için gururluyum. Gururu olmayan, onuru olmayanlar onun katilleridir.”

    “ANNEM HALA KAPININ ÖNÜNDE YATIYOR”

    Aydınlar ailesi adına Cüneyt Aydınlar’ın ağabeyi Emrah Aydınlar konuştu. “Bu devlet bizleri sürekli acılarla terbiye etmeye devam ediyor.” dedi. Cüneyt’in yürüyemeyecek halde olduğunu, defalarca işkenceden geçirildiğini ve kesinlikle konuşamayacak durumda olduğunu söyleyip kaçtı demelerindeki çelişkiyi hatırlatan Emrah Aydınlar, “Ağır işkencelerde sonra nereye kaçabilirdi? Annemin 7 yıl boyunca kapının önünde yatmasının bir açıklaması olmalı. Her akşam, her sabah gelecek diye kapının önünde yatardı. Hala da öyle. Yapacak çok şeyimiz var aslında. Bütün kayıp yakınlarıyla beraber mezarlığımız olan Galatasaray Meydanı’na gitmek için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. Mutlaka Galatasaray Meydanı’nda oturacağız” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Bu coğrafyada gözaltında kaybedilmeler hiç eksilmedi-VİDEO

    Bu coğrafyada gözaltında kaybedilmeler hiç eksilmedi-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı’ndaki eylemlerinin 693. haftasında 1994 yılında kaybedilen İbrahim Çelik ve oğlu Edip Çelik’in akıbetini sordu.

    Cumartesi Anneleri, kayıpların akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle 693’üncü kez Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Eylemde üzerine beyaz tülbent ile karanfiller bırakılan “Failler Belli, Kayıplar Nerede” yazılı pankart açılarak gözaltında kaybedilenlerin fotoğrafları taşındı.

    Bu hafta 10 Temmuz 1994 gecesi yer göstermek bahanesiyle alınan 50 yaşındaki İbrahim Çelik ve 19 yaşındaki oğlu Edip Çelik’in akıbeti soruldu.

    “BU COĞRAFYADA KAYBEDİLMELER EKSİLMEDİ”

    Eylemde ilk olarak söz alan 8 Ekim 1980’de gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır şöyle konuştu:

    “Yaz, kış, yağmur, çamur demeden burayı kendimize mesken ettik. Bu coğrafyada gözaltında kaybedilmeler hiç eksilmedi. 12 Eylül’den sonra gözaltında kaybedilme katmerleşerek devam etti. Bu topluma deli gömleği giydirilirken bizlere de gözaltında kaybedilenlerin yakınları gömleği dikildi. Bu gömlek üzerimize olmamıştır. Bu gömleğin üzerimizden çıkarılması için yılardır buradayız.”

    “OLAY GÖZÜMÜN ÖNÜNDE OLDU”

    Galatasaray Meydanı’nda bulunan  İbrahim Çelik’in kızı Feryal Çelik’in açıklaması yazılı olarak okundu. Açıklamayı 21 Mart 1995’te gözaltına alınarak kaybedilen ve daha sonra cenazesi bulunan Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Ben bir cumartesi çocuğuyum, her cumartesi ‘babam nerede?’ diyerek Galatasaray’dayım. Ben bir cumartesi kardeşiyim her cumartesi ‘Kardeşim nerede?’ diyerek Galatasaray’dayım. Babam İbrahim Çelik ve kardeşim Edip Çelik Batman’da gözaltına alınarak kaybedildi. Gözümüzün önünde oldu olay. Silahlı maskeli kişiler bir köylüyü aradıklarını bahane ederek götürdüler babamı. 19 yaşındaki kardeşim de babama bir şey olmasın diye peşlerinden gitti. O günden sonra bir daha ne babamdan ne de kardeşimden haber alabildik.

    “3 KUŞAKTIR ADALET ARIYORUZ”

    Babam ve kardeşim işlerinde güçlerinde olan insanlardı. Hiçbir suçları yoktu. Kürt olmalarını suç saydılar. 24 yıldır feryat ediyoruz duyan yok. Her yere gittik ama sonuç alamıyoruz. Babamı, kardeşimi aradığımızı söylediğimizde karakoldakiler bizimle alay ettiler. ‘Buraya bir daha gelmeyin’ dediler. 24 yıl geçti ama hiçbir şey çıkmadı ortaya. Babamın ve kardeşimin izini önce annem aradı, sonra ben aradım, simdi benim kızlarım arıyor. Bizim ailenin kadınları 3 kuşaktır kayıplarımızı ve adaleti arıyoruz. Babamın ve kardeşimin mezarını istiyoruz.”

    “DEVLETİN ENGELLEMESİYLE KARŞILAŞMADI”

    Bu haftaki açıklamayı ise Cumartesi İnsanlarından Hatice Onaran yaptı. Galatasaray Meydanı’nda olma amaçlarının açık ve net olduğunu dile getiren Onaran, “Ölüme karşı yaşamı, cezasızlığa karşı hukukun üstünlüğünü ve adaleti savunmak” dedi. Batman’ın 90’lı yıllarda özel harp stratejisi temelinde faaliyet gösteren Hizbullah’ın merkezi halinde olduğuna işaret eden Onaran, “Devletle bağlantısı TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu’nun raporunda da geçen Hizbullah, çok sayıda Batmanlıyı gündüz vakti herkesin gözü önünde infaz etti. Evlerinden aldıkları insanları, kendilerine tahsis edilmiş işkence köylerinde vahşi yöntemlerle sorgulayıp katletti, kaybetti. Bütün bu vahşi eylemleri gerçekleştirirken devletin hiçbir engelli ile karşılaşmadı” diye ifade etti.

    TÜM BAŞVURULAR YİNE SONUÇSUZ KALDI

    50 yaşındaki İbrahim Çelik’in Batman’ın Soğuksu mezrasında yaşadığını sözlerine ekleyen Onaran, “10 Temmuz 1994 gecesi maskeli ve silahlı 4 kişi, Çelik ailesinin kapısını çaldı. İbrahim Çelik’i yer göstermek bahanesiyle evinden alarak yanlarında götürdü. 19 yaşındaki Edip Çelik de babasını yalnız bırakmamak için onların peşlerinden gitti. Baba-oğul eve dönmeyince endişelenen aile, Jandarma’ya ve Emniyet’e başvurdu. Olayla ilgili Hizbullahçı Talat Rüzgâr, Aziz Önlük, İlhan Önlük, Resul Güneş ve Çetin Dursun isimli kişiler hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. Ancak ailenin bütün başvuruları sonuçsuz kaldı; İbrahim ve Edip Çelik’ten bir daha haber alınamadı” diye belirtti.

    24 yıldır İbrahim ve Edip Çelik’in failleri bilinmesine rağmen akıbetlerinin karanlıkta bırakıldığını söyleyen Onaran, onları kaybedenlerin cezasızlıkla korunduğunu ifade etti. Onaran, kayıplar için adalet talebinde bulundu. (HABER MERKEZİ)

  • Şahin Morsümbül: Kayıp anneleri rahat uyuyun biz varız-VİDEO

    Şahin Morsümbül: Kayıp anneleri rahat uyuyun biz varız-VİDEO

    PİRHA – 650. haftada Galatasaray Lisesi önünde bir araya gelen Cumartesi Anneleri, 18 Eylül 1980 yılında henüz lise öğrencisiyken gözaltına alınan ve kendisinden bir daha haber alınamayan Hüseyin Morsümbül’ün akıbetini sordu.

    HABERİN VİDEOSU

    Cumartesi Anneleri 650 haftadır kayıplarının akıbetini sormaya devam ediyor. 650. haftada Galatasaray Meydanı’nda buluşan kayıp yakınları 37 yıldır kendisinden haber alınmayan Hüseyin Morsümbül’ün akıbetini sordu.

    Eylemde açılan”Failler belli kayıplar nerede?” pankartının üzerine Hüseyin Morsümbül’ün fotoğrafı, kırmızı karanfiller ve barışı temsilen beyaz tülbentler bırakıldı.

    Eylemde 1 Ağustos günü Arjintin’de kaybolan insan hakları savunucusu Santiago Maldonado’nun nerede olduğu soruldu.

    “KEMİKLERİNİ BULURSAM GÖMMEYİP SIRTIMDA TAŞIYACAĞIM”

    Hüseyin Morsümbül’ün annesi Fatma Morsümbül’ün geçen yıl hasta yatağında Galatasaray’a gönderdiği mektup okundu. Mektupta şu ifadeler yer aldı:

    “Benim için Galatasaray’a Hüseyin’ine sahip çıkmaktır. 36 yıldır oğlumu kaybedenlerin yargılanmasını bekliyorum. Sözde değil gerçek bir yargılama istiyorum… Hüseyin en büyük oğlumdu. İlk göz ağrımdı, ilk analığımdı. Hüseyin’den sonra çocuklarıma analık yapamadım. Çocuklarım birbirlerini büyüttüler… Evlat acısı her anne için aynı yakıcılıktadır… 36 yıldır Hüseyin’imin kemiklerini bekliyorum. Hüseyin’imin kemiklerini bulursam gömmeyip sırtımda taşıyacağım…”

    “FATMA ANNENİN MİRASINI BU MEYDANDA YAŞATACAĞIZ”

    Kısa bir konuşma yapan Fatma Morsümbül’ün mücadele arkadaşı ve kayıp yakınlarından Ali Ocak, Fatma Morsümbül’ün  sadece Hüseyin için adalet aramadığını, aynı zamanda 12 Eylül cuntacılarıyla da yüzleşmek istediğini kaydetti. Fatma Morsümbül’ün yılmayıp her seferinde aynı kararlılıkla adalet aradığını ve bu arayıştan hiç vazgeçmediğini söyleyen Ali Ocak, “Fatma annenin bize bıraktığı büyük bir miras var. O mirası bu meydanda yaşatacağız.” dedi.

    “BİZ VARIZ”

    Morsümbül ailesi adına konuşan Şahin Morsümbül 37 yıl önce ağabeyi Hüseyin Morsümbül’ü onlardan aldıklarını ve 37 yıldır Hüseyin Morsümbül’ü aradıklarını belirterek “Kayıp anneleri rahat uyuyun biz varız” dedi.

    Haftanın basın metnini okuyan Cumartesi insanlarında Mine Nazari, bugüne kadar hakikat ve adalet arayışlarında başvurabilecekleri tüm hukuksal yolları kullandıklarını ancak sonuç alamadıklarını ifade etti.

    “TOPLUM HUKUK KRİZİ YAŞIYOR”

    Bugün Türkiye’nin hukukla değil hukuk dışı bir keyfilikle yönetildiğine vurgu yapan Nazari, “Bu nedenle Türkiye, tüm toplumu etkileyen derin bir ‘hukuk krizi’ yaşıyor. Bu hukuk krizini aşmadan gözaltında kaybedilen insanlarımıza ulaşma ve onları kaybedenlerden hukuk yoluyla hesap sorma talebimizin gerçekleşmesi mümkün olmayacak. Bu nedenle kayıplarımız için, hukuk ve adalet için mevcut tahakküm düzenini reddediyor; hukuk, insan hakları, barış ve demokrasi talebimizde ısrar ediyoruz.” şeklinde konuştu.

    “OĞULLARINI ARAYAN ANNE BABA GÖZALTINA ALINDI”

    18 Eylül 1980 akşamı Morsümbül ailesinin Bingöl’deki evlerinin asker ve polisler tarafından basılarak henüz lise öğrencisi olan Hüseyin Morsümbül’ün gözaltına alınarak Bingöl Askeri Tugay Komutanlığı’na götürüldüğünü söyleyen Nazari, “Onu soran ailesine Hüseyin’in yüksek güvenlik önlemleri ile korunan taburdan kaçtığı söylendi. Oğullarını arayan anne ve baba gözaltına alındı. Baba Hanefi Morsümbül ağır işkence gördü” dedi.

     Anne Fatma ve baba Hanefi Morsümbül’ün askeri savcılığa giderek olup bitenleri anlattıklarımı ve sorumlular hakkında şikayetçi olduklarını ifade eden Nazari, Hüseyin’in kaybedilmesiyle ilgili hiçbir işlemin yapılmadığını kaydetti.

    “İŞKENCEDE ÖLDÜRÜLDÜĞÜNÜ SÖYLEDİ”

    Nazari, Olaydan 4 yıl sonra o dönem Bingöl Askeri Tugay’da asker olduğunu ve vicdan azabı çektiğini söyleyen bir kişinin Morsümbül ailesine ulaşarak Hüseyin’in işkencede öldürüldüğünü ve battaniyeye sarılarak taburdan götürüldüğünü söylediğini ifade etti.

    İSİMSİZ BİR İHBAR MEKTUBU ALMIŞ

    İHD avukatlarının 2011 yılında yaptığı suç duyurusu ile Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yeni bir soruşturma başlattığını söyleyen Nazari, şunları ifade etti:

    “Hüseyin Morsümbül’ün gözaltında kaybedildiği dönemde görevli dokuz personelin listesi, adresleri ve irtibat bilgileri savcılığa ulaştı. Soruşturma kapsamında savcıya ifade veren dönemin Bingöl İl Merkez Jandarma Bölük Komutanı Durmuş Kıvrak; “18-23 Eylül tarihlerinde mazeret izni kullandığını, izin dönüşü masasında isimsiz bir ihbar mektubu bulduğunu, mektupta Hüseyin Morsümbül isimli şahsın gözaltına alındığı, gözaltında astsubaylar tarafından dövülerek öldürüldüğü, alay komutanı ve astsubaylar tarafından arabaya konularak götürüldüğü yazılıydı.

    EK KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA…

    Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmayı derinleştirmek yerine, yaşam hakkına yönelik olan suçun zaman aşımına tabi olmadığını ama olayın üzerinden 35 yıl geçmesi nedeniyle delil toplanmasının hukuken ve fiilen çok güç olduğu ve dava açmayı gerektirecek yeterli delil elde edilemediği gerekçesi ile 20 Ekim 2015 tarihinde ‘ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar’ verdi. Bu Karar için Bingöl Sulh Ceza Hakimliği’ne itiraz edildi. Yapılan itiraz henüz sonuçlanmadı. (HABER MERKEZİ)

     

  • Hüseyin Morsümbül 37 yıl önce gözaltında kaybedildi; yarın yine akıbeti sorulacak

    Hüseyin Morsümbül 37 yıl önce gözaltında kaybedildi; yarın yine akıbeti sorulacak

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon, yazılı bir açıklama yaparak, 9 Eylül Cumartesi günü saat 12.00’de Galatasaray Meydanı’nda 37 yıldır kendisinden haber alınamayan Hüseyin Morsümbül’ün akıbetinin sorulacağını bildirdi.  
    Faili meçhul cinayetle kaybedilenler için Galatasaray Meydanı’nda 650. kez oturularak “Kayıplarımızı istiyoruz” denilecek.
    İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon, yazılı bir açıklama yaparak, 9 Eylül Cumartesi günü saat 12.00’de Galatasaray Meydanı’nda 37 yıldır kendisinden haber alınamayan Hüseyin Morsümbül’ün akıbetinin sorulacağını bildirdi.  
    İHD açıklamasında şunlar belirtildi:
     “12 Eylül askeri darbesinin ardından 18 Eylül 1980 akşamı Morsümbül ailesinin Bingöl’deki evi asker ve polisler tarafından basıldı. Bingöl Lisesi’nde öğrenci olan çocukları Hüseyin gözaltına alınarak Bingöl Askeri Tugay Komutanlığı’na götürüldü. Onu soran ailesine Hüseyin’in yüksek güvenlik önlemleri ile korunan taburdan kaçtığı söylendi. Hüseyin’den bir daha haber alınamadı.
    ANNE MORSÜMBÜL: KEMİKLERİNİ BULSAM SIRTIMDA TAŞIYACAĞIM
    37 yıldır Hüseyin Morsümbül’ü kaybeden, akıbetini soruşturmayarak karanlıkta bırakan tüm asker ve sivil görevliler cezasızlık zırhıyla korundu.
    Anne Fatma Morsümbül, “Kemiklerini bulsam gömmeyip sırtımda taşıyacağım.” dediği oğlu Hüseyin’e ulaşamadan aramızdan ayrıldı.
    37 YILLIK ARAYIŞA EŞLİK ETMEYE ÇAĞRI
    650. haftamızda Morsümbül ailesi ile birlikte “Fatma Morsümbül’ün, Hüseyin’e ulaşma düşünün takipçisi olmaya devam edeceğiz!” diyerek buluşacağız.
     
    Sizi de kırmızı bir karanfille Galatasaray’a; 37 yıllık bir arayışa eşlik etmeye çağırıyoruz.”
    (HABER MERKEZİ)