Etiket: grup toplantısı

  • Buldan: Hükümetin küçük ortağı İzmir katliamını açıkça üstlenmiştir!-VİDEO

    Buldan: Hükümetin küçük ortağı İzmir katliamını açıkça üstlenmiştir!-VİDEO

    PİRHA-HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, grup toplantısında yaptığı konuşmasında, katledilen Deniz Poyraz’a yönelik suçlamalarda bulunan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye tepki gösterdi. Buldan, “Hükümetin küçük ortağı İzmir katliamını açıkça üstlenmiştir! Yeni cinayetlere, yeni katliamlara kapı aralayacak, azmettirecek olan bu tehlikeli söylemler karşısında savcıları buradan derhal göreve çağırıyoruz! Var mı yürekli bir savcı?” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Meclis’te düzenlediği grup toplantısında konuştu. Buldan konuşmasının tamamını İzmir’de HDP il binasına düzenlenen saldırıya ve saldırıda hayatını kaybeden Deniz Poyraz’a ayırdı.

    Grup toplantısının yapıldığı kürsüye ve sıralara Deniz Poyraz’ın fotoğrafları konularak anısı önünde 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Buldan konuşmasına Deniz Poyraz’ı anarak başladı ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Deniz Poyraz’a yönelik suçlamalarına tepkisini dile getirdi.

    “BARIŞ UMUDUNA KURŞUN SIKTILAR”

    İzmir’de yaşadıkları saldırı sonrasında acılarının ve öfkelerinin çok büyük olduğunu ifade eden Buldan şunları söyledi:

    “Canımızı, yoldaşımızı, partimizin emektarı Deniz Poyraz’ı alçakça katlettiler. Bizden, yaşamdan kopardılar. Karanlık tarihlerinin sayfasına bir yenisini daha eklediler. Kirli döngülerinin karanlık yüzünü bir kez daha gösterdiler. Farklılıklarımıza olan düşmanlıklarını bir kez daha sergilediler. Barış umuduna kurşun sıktılar. Halklarımızın ortak gelecek hayaline saldırdılar. Birlikte yaşam irademizi hedef aldılar. Halklarımızın büyüyen umudu olan HDP’ye saldırdılar. Senaryolarını gayet iyi biliyoruz. Katliamlarla, siyasi cinayetlerle, zulümlerle, işkencelerle, çetelerle bu toprakları karanlığa boğmak, yaşanılmaz hale getirmektir. Amaçları geleceği karartmak, umutları söndürmektir. Ama hiçbir zaman başaramadılar.”

    “YOLUMUZ, İNADINA BARIŞ, İNADINA ÖZGÜRLÜK YOLUDUR”

    Buldan, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Ne bizlere ne de halkımıza diz çöktüremediler, çöktüremeyecekler. Barış ve demokrasi umudunu hiçbir zaman söndüremediler, söndüremeyecekler. Onurlu yaşam mücadelesinden bizleri vazgeçiremediler. Vazgeçiremeyecekler! Bizim mücadele tarihimiz, onurlu direniş tarihidir. Tarihimiz, korkaklar karşısında inadına cesaretin tarihidir. İdam sehpalarında baş eğmeyenlerin tarihidir. Teslimiyeti kabul etmeyenlerin tarihidir. Mücadelemiz, savaşın tüm kirlenmişliğine karşı tertemiz bir barış mücadelesidir. Mücadelemiz, faşizmin karanlığına karşı demokrasi mücadelesidir. Yolumuz, inadına barış, inadına özgürlük yoludur. Karanlığın karşısında hakikatin yoldur.  Zulmün ve haksızlığın karşısında adaletin yoldur. Yolumuz özgür gelecek yoludur.”

    “DENİZ’E SÖZÜMÜZDÜR, YARIM KALAN HAYALİNİ GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ”

    Katledilen yoldaşları Deniz Poyraz’a hayal ettiği dünyayı kuracaklarına dair söz veren Buldan şunları dile getirdi:

    “Adımız ayağa kalkan umuttur. Adımız, direniş ırmaklarının birleştiği Deniz’dir. Adımız; Deniz Poyraz’dır. Sana sözümüzdür Sevgili Deniz. Yarım kalan hayallerin milyonların hayalidir ve bu topraklarda mutlaka ama mutlaka yaşam bulacaktır. Senin mücadelen, senin cesaretin hepimizin mücadelesi, hepimizin cesaretidir. Milyonlar seninle tek yürek oldu, seninle Deniz oldu, seninle inanç oldu, seninle kararlılık oldu. Halklar bahçesi İzmir’den doğan güneş oldun. Hepimize ışık oldun. Milyonlara rehber oldun. Yolumuzu aydınlattın. Sana sözümüzdür. Aydınlattığın bu yolda barışı bu ülkede mutlaka gerçekleştireceğiz. Kurşunların umudu söndürmesine asla izin vermeyeceğiz. Kadifekale burçlarında ve yüreklerimizde adın her daim yankılanacaktır. Senin ve binlerce yoldaşımızın adı barış mücadelemizde sonsuza dek yaşayacaktır. Seni özleyeceğiz, seni asla unutmayacağız, unutturmayacağız. Mekânın cennet olsun, yıldızlar yoldaşın olsun.”

    “KATİLİN PROFİLİ BİZLERE ORTAK BİR YÜZÜ GÖSTERMEKTEDİR”

    İzmir’de ki saldırıyı gerçekleştiren ve Deniz Poyraz’ı katleden katilin profilinin her suçun altından çıkan ortak bir profil olduğunu vurgulayan Buldan şunları aktardı:

    “Bu ülkede on yıllardır katiller yaratan karanlığın varlığını bizler çok iyi biliyor ve tanıklık ediyoruz. İzmir katliamını gerçekleştiren tetikçi tabi ki tek başına değildir. Onu örgütleyen, yönlendiren, tetiği çektiren güçlerin varlığını hiç kimse inkâr edemez. Bu ülkede işlenen her bir cinayetin, her bir suçun altından aynı ortak profil karşımıza çıkmaktadır. Katilin profili bizlere ortak bir yüzü göstermektedir. Nedir bu ortak yüz? Sayayım tek tek. Halkların kimliğine, diline, kültürüne, inancına karşı olan nefrettir. Kürt düşmanlığıdır. Barış düşmanlığıdır. Kadın düşmanlığıdır. HDP’ye yönelik ‘haşere temizliği yapılsın’ diyen soykırım dilidir. ‘Daha neler göreceksiniz’ diyen tehdit dilidir. ‘6 milyon kişinin verdiği oy kalaşnikof kurşunudur’ diyen, ‘daha fazla insan niye katledilmedi’ diye üzülen medya tetikçiliğidir. Şemdinli’de ‘İyi çocuktur’, İzmir’de ‘Adın ne abiciğimdir’ Rojava’da IŞİD’dir, Türkiye’de Susurluk’tur, mafya-çetedir! Kobanê davasındaki kumpastır! HDP’yi kapatma darbesidir! HDP’ye oy veren milyonlara yapılan bedduadır!  Soma’da madenciye atılan son yargı tekmesidir! Çorlu’daki adaletsizliktir! Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de, Gezi’de yapılan Alevi katliamıdır. Halkı sömüren ve yoksullaştıran soygunculuktur, talancılıktır, hırsızlıktır. Kadınları her gün katleden erkekleri koruma ittifakıdır! Evet, ortak yüzleri budur! Bunların hepsi birdir, beraberdir, kol koladır. İşte Deniz Poyraz’ı katleden de bu örgütlü, planlı birlikteliktir. İstedikleri kadar sorumluluktan kaçmaya çalışsınlar, kurtulamazlar. İzmir katliamında bu ortak yüzün sahiplerinin tamamının parmak izi, nefret izi vardır. Ve İzmir katliamında da tıpkı öncekilerde olduğu gibi suçüstü yakalandılar.”

    “BAHÇELİ KATİL İLE DİL BİRLİĞİ YAPTI”

    İktidarın siyaset adına bu kürsülerden HDP düşmanlığı ve nefret dili ürettiğini belirten Buldan son olarak şunları kaydetti:

    “İktidar ve ortağının tetikçi ile arasındaki ilişki açık olarak ortadadır. Gizleyemezsiniz! Katil hangi saiklerle cinayeti işlediğini açıklamışsa Hükümetin küçük ortağı da bugün bu kürsüden çıktı, aynı saikleri Deniz Poyraz’ı hedef gösterdi.  Ve katil ile dil birliği yaptı. Bunu çok açık ve net olarak ifade ediyorum. Cinayet iklimini kürsüden devam ettirdi. Deniz Poyraz’a terörist dedi. Ailesine terörist dedi. Ve sadece denizi ve ailesini değil bu ülkede HDP’ye oy veren milyonları hedef gösterdi. Ve Deniz’e sahip çıkan milyonları hedef gösterdi. Neden daha fazla HDP’li öldürülmedi diye adeta yakındı! Belki küçük ortağın içi henüz soğumamış. Katil ‘ben içimi soğuttum’ demesine rağmen bugün bu kürsüden iktidarın küçük ortağı içinin soğumadığını alenen ortaya koymuştur.

    Hükümetin küçük ortağı İzmir katliamını açıkça üstlenmiştir! Yeni cinayetlere, yeni katliamlara kapı aralayacak, azmettirecek olan bu tehlikeli söylemler karşısında savcıları buradan derhal göreve çağırıyoruz! Var mı yürekli bir savcı, var mı bu ülkede adaletin kırıntıları, var mı küçük ortağa haddini bildirecek yürekli bir savcı? Her gün partimize saldıranlara sessiz kalan savcıları işte bugün tam da zamanıdır diyerek bir kez daha göreve davet ediyorum.”

    PİRHA/ANKARA

  • Buldan: 6 milyonun iradesini yok sayanların karşısına 12 milyonla çıkacağız-VİDEO

    Buldan: 6 milyonun iradesini yok sayanların karşısına 12 milyonla çıkacağız-VİDEO

    PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin grup toplantısında partisinin siyasetteki gücü ve etkisinin engellenemeyeceğini belirterek “7 Haziran’ı 31 Mart’ı bir daha yaşamamak için her türlü hile ve hurdaya başvurma peşindeler. Ortaklar gizli kapaklı görüşmeler yapıyorlar, biliyoruz, görüyoruz” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin grup toplantısında konuştu.
    Buldan, Heseke’de kadın siyasetçiler Seda Feysel El Hermas ve Hind Letif El Xidar’ın kaçırılarak katledilmesini lanetledi. Aynı zamanda Bağdat’ta 32 sivilin yaşamını yitirdiği DAİŞ saldırısını da kınayan Buldan, “DAİŞ’i sonsuza dek yenilgiye uğratacak yegâne yolun halkların birlikte mücadelesi olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyorum” dedi.
    “2021 YILINI DEMOKRASİ AÇISINDAN KAZANIM YILINA ÇEVİRECEĞİZ”
    Zorlu bir yılın geride bırakıldığını belirten Buldan, “Bir yandan faşizme karşı direniş, diğer yandan da covid salgınıyla mücadele yılı oldu. Umudumuzu ve cesaretimizi hiçbir an yitirmedik, kararlılığımızdan taviz vermedik. Bu güç ve cesaretle 2021’i demokrasi açısından önemli bir kazanım yılına çevireceğiz. Yeni mücadele programımızla birlikte meydanlarda halkımızla birlikte olmaya devam edeceğiz. Emekçi yoksul halklarımızı krizlerden kurtarmak, ülkenin geleceğini güçlü ve nitelikli bir demokrasiyle, eşitlik ve özgürlük hukukuyla, sosyal adaletle buluşturmak, onurlu bir barışa giden yolun önünü hep birlikte açmak temel mücadele alanlarımız olarak karşımızda durmaktadır” dedi.
    “6 MİLYON İRADESİNİ YOK SAYANLARIN KARŞISINDA 12 MİLYON OLARAK ÇIKACAĞIZ”
    Buldan, sözlerini şöyle sürdürdü:
    “Sorumluluğumuz büyük ve ağırdır. Ama halkımızdan ve ilkelerimizden aldığımız güçle, inanç ve kararlılıkla bu sorumluluğumuzu yerine getireceğimizden hiç kimsenin şüphesi olmasın. Biz, çizgimizden ve demokratik siyasetteki ısrarımızdan sapmadık, sapmayacağız. Tehditlere kulak asmadık, asmayacağız, önümüze bakacağız, örgütlülüğümüzü ve mücadelemizi daha da büyüteceğiz, genişleyeceğiz, çoğalacağız. 6 milyonun iradesini yok sayanların karşısına 12 milyon olarak çıkacağız.
    7 Haziran’ı 31 Mart’ı bir daha yaşamamak için seçim yasasıyla oynama dâhil her türlü hile hurda peşindeler. Ortaklar kendi arasında gizli kapaklı görüşmeler yapıyor. Türkiye’nin yönetimine aday olan ve siyasi dengeleri belirleyecek güçte olan ‘HDP’yi devre dışı bırakabilir miyiz’ arayışı içerisindeler. İktidarın yarattığı kutuplaşma ve siyasal çatışma iklimi öyle bir noktaya geldi ki; hukuk dışılık normalleştirilmeye çalışılıyor. Yargı baskısı, tehdit, muhalif herkesi terörist ilan etme, siyasal şiddeti teşvik etme, sokak ortasında insan kaçırma, Alevilere ait yerleşim yerlerini ve evleri fişleme, parti binasını korsanca basma gibi toplumu korkutma ve sindirmeye yönelik meşru olmayan her yol ve yöntem deneniyor.
    “HDP’Yİ ENGELLEYEMEYECEKSİNİZ”
    Muhalefete düşmemek için halkı korkutma, muhalefeti bölme, çatıştırma, tasfiye etme çabası içindeler. Ama nafile, ne yaparlarsa yapsınlar, kaybediyorlar, kaybedecekler. Sandık mühendisliği yapmaya çalışanlara hatırlatırız, en iyi mühendis halktır. Sandık geldiğinde size gereken cevabı en etkili şekilde verecektir. HDP’nin siyasetteki gücünü ve etkisini engelleyemeyeceksiniz. HDP’siz bir siyaset hayali kuranlara sözümüz şudur: Halk sizin olmadığınız bir ülke hayalini çoktan kurdu ve bu hayalini gerçekleştirmek için de sabırsızlıkla sandığı bekliyor. Bizden söylemesi. Halkın büyüyen değişim talebi ve bu iktidara olan öfkesi mutlaka sandığa yansıyacaktır. Muhalefete düşeceksiniz. Halk zaten, 31 Mart’ta sizi İstanbul ve Ankara’da muhalefet stajına başlattı. İlk seçimde de sizi mezun edecektir.”
    “ÜLKENİN EN ÖNEMLİ VE EN ACİL İHTİYACI ADALETTİR”
    Buldan, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
    “Bu ülkenin en önemli ve en acil ihtiyacı adalettir. Önümüzdeki dönem adalet mücadelesi partimizin öncelikli çalışma alanlarından biri olmaya devam edecektir. Bize dayatılan adaletsiz yaşamı kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. Bildiğiniz üzere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Demirtaş dosyasıyla ilgili 22 Aralık’ta tarihi bir karar verdi ve derhal Demirtaş’ı tahliye çağrısında bulundu. Bu karar, sadece Demirtaş’la sınırlı olmayıp, tüm tutuklu siyasetçileri kapsamakta, demokratik siyaset üzerindeki ağır kuşatmaya işaret etmektedir. AİHM kısaca bu iktidara dedi ki; siz yalan söylüyorsunuz. Siz Kürt siyasetçileri intikam hırsıyla yargılıyorsunuz. İktidarın ‘AİHM kararı bizi bağlamaz’ tavrı, bu davaların siyasi dava olduğunun başka bir tescilidir.
    Biz bugüne kadar Kürt siyasetine yönelik yargılamaların politik yargılamalar olduğunu her zaman ifade etmiştik AİHM kararı bunu bir kez daha tescil etmiştir. Bugün uluslararası kurumlar, mahkemeler bu durumu açıkça teyit etmektedir. İşte bunun son örneği AİHM’in yasal örgütlenme olarak tarif ettiği DTK Eş Başkanı Sevgili Leyla Güven’in tutuklanması ve 22 yıl ceza verilmesidir. Siyasi bir intikam davası olduğunu hep söyledik şimdide söylüyoruz. Bu dava da AİHM’den mutlaka dönecektir.
    “KOBANE DAVASI KUMPASTIR”
    Yine Kobanê davası da AİHM’in tespit ettiği üzere siyasi bir davadır ve demokratik siyasete kurulan bir kumpastır. Kendileri siyaseten kapanmış olanlar, bu ülkeye zerre kadar faydası olmayanlar, demokratik siyaseti 15 Temmuz’un darbeci ruhuyla tasfiye etme planı yapıyorlar. Karşımıza siyasetle çıkamayan iktidar bloğu, emrindeki yargı ve güvenlik mekanizmasını kullanarak HDP’yle adeta bir savaş halindedir. Hafta sonu Esenyurt ilçe binamıza korsanvari bir şekilde baskın düzenlendi, kapısı kırılarak girilen ilçe binamız talan edildi. Provokasyon amaçlı olan bu baskın, partimizi demokratik siyasetin dışına çekmeye yönelik komploların bir devamıdır. HDP; kadınların, gençlerin, emekçilerin, farklı toplumsal kesimlerin, inançların ve halkların bütün renkleriyle bir arada olduğu bir Türkiye tablosudur.
    Partimiz Sayın Öcalan’ı barışçı bir çözüm adresi, iradesi ve imkânı olarak gördüğünü her platformda açıkça dillendirmiştir. Ve bu yaklaşımından geri durmamıştır. 2013-2015 yılları arasında bu iktidar, çözüm için İmralı’da Sayın Öcalan’la görüşmeler yürütmedi mi? Yürüttü. 2015 yılında Dolmabahçe’de bu görüşmelerin bir aşaması olarak heyetimizle devlet ve hükümet heyeti birlikte bir mutabakat metni açıklamadı mı? Açıkladı. Bütün bunlara rağmen ilçe binamızın içindeki görüntüleri sosyal medya üzerinden yaygınlaştırıp partimizi Sayın Öcalan üzerinden terörize etmeye çalışanlara sesleniyoruz: Size buradan ekmek çıkmaz.
    Şiddetin sona erdiği, demokratik ve barışçı bir çözüm ortamının yaratılacağı günler için mücadele eden partimiz, bu provokasyonlara gelmeyecektir.
    “KAYBEDECEK OLAN KENDİLERİ OLACAK”
    İktidarın bize yönelik komplolarını 1990’lardan tanır ve biliriz. 25 Ocak HADEP Silopi İlçe Başkanı Serdar Tanış ve Yönetici Ebubekir Deniz’in kaybedilmesinin 20’nci yıl dönümüydü. Tanış ve Deniz kaçırıldı ve kaybedildi. O günden bugüne bu ülkede değişen bir şey yok. 20 yıl önceki Kürt düşmanı zihniyeti bugün AKP iktidarı döneminde zirve yapmıştır.  Ama bilsinler ki; bu komplolar, baskılar bize ve halklarımıza geri adım attıramadı, bundan sonra da attıramayacaktır. Bizde bu komploları boşa çıkaracak mücadele birikimi ve kararlılığı vardır. Komplolara karşı demokratik formüller ve seçeneklerimiz vardır. Günün sonunda kaybedecek olan kendileri olacaktır.
    “AİHM KARARI HUKUKA DÖNÜŞ İÇİN YOL HARİTASIDIR”
    AİHM kararı hukuka dönüş için AKP’nin önüne konan bir yol haritasıdır. Bu kararı ya uygulayacaklar ya uygulayacaklar. Başka bir çıkış yolu dönüş yolu yoktur, başka bir alternatif asla yoktur. Buradan bu çağrıyı bir kez daha yapıyoruz. ‘AİHM kararı bizi bağlamaz’ diyen Erdoğan’a buradan soruyoruz: Sizi ne bağlar? Darbe hukuku mu sizi bağlar? Karara ayak direyen iktidar, yüzünü AB’ye dönmekten, reformlardan söz etmekten de geri durmuyor. AİHM kararlarını tanımayarak, Kürtlere yaşam ve siyaset alanı bırakmayarak, yüzünüzü AB’ye dönemezsiniz. Çünkü sizin yüzünüz olmaz.
    AB ÜYELİK SÜRECİ
    Zamanın Başbakanı da ‘AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer’ demişti. Ama gereğini ne yazık ki yapmadılar. İktidardan gitmelerinin yolunu Kürt sorununun çözümsüzlüğünden geçirdiler. Bir kez daha hatırlatırız: AB’nin yolu Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümünden geçer, AİHM kararının uygulanmasından geçer. Adalet ve hukuk sisteminden geçer. AB’nin yolu düşünce ifade ve demokratik siyaset özgürlüğünden geçer. AB’nin yolu demokrasiden ve barıştan geçer. AB’nin yolu İstanbul Sözleşmesinin uygulanmasından geçer. AB’nin yolu tecridin kaldırılmasından, kayyım gaspının sona erdirilmesinden geçer. AB’nin yolu tekçilikten değil çoğulculuktan geçer. AB’ye üyelik süreci ancak ve ancak Türkiye’de bir iktidar değişimiyle mümkün olacaktır.
    AÇLIK GREVLERİ
    İmralı’da Sayın Öcalan’a karşı uygulanan hukuksuz ağırlaştırılmış tecride karşı 27 Kasım 2020 tarihinde cezaevlerinde başlatılan ve şu an uyarı amaçlı süren dönüşümlü-süresiz açlık grevi eylemi 61’inci gününe girdi. Sadece cezaevlerinde değil, yapılan destek grevleri Mahmur’da 40 ve Yunanistan’da da 23’üncü güne girmiş durumda. Birkaç tarih vereceğim. 1982, 19 Aralık 2000, 2012, 2018, Bakın bu dört  tarihe dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu dört tarihte gerçekleşen açlık grevlerinin anlam ve önemini, sebep ve sonuçlarını okuyamayan bir devlet aklı ile karşı karşıyayız. İşte bunlardan ötürü 2020’de bir grev daha başladı ve bu tarihlere ekleniyor. Fakat henüz geç kalınmış değil. Özellikle iktidara çağrı yapıyoruz. Devlet adım atmalı ve talepler yerine getirilmelidir.
    TECRİT AĞIR BİR İŞKENCEDİR
    Nedir bu talepler? Birincisi bugün uluslararası kamuoyunun da mahkûm ettiği ağırlaştırılmış tecridin son bulmasıdır. İkincisi cezaevlerindeki her geçen gün artan hak ve hukuksuzluğa son verilmesi, özellikle pandemi sürecinde insani koşulların oluşturulması gerekirken birer insanlık suçuna dönüşen ayrımcılık ve keyfi uygulamalardan vazgeçilmesi ve işkencenin son bulmasıdır. Bir üçüncü sebep daha var. Cezaevleri sadece kendilerine dönük yapılan sistematik uygulamaları protesto etmiyor. Dışarıda her yeri saran, tüm yaşamı yangın yerine çeviren baskıcı politikaların da son bulması için çağrı yapıyor. Öncelikle adını net koyalım, ortada olan bir tecrit değildir, artık bu durum tecridi aşmıştır. Derinleştirilmiş, mutlak bir tecrit söz konusu ve bu tecrit CPT’nin de teyit ettiği üzere bir insanlık suçudur, ağır bir işkencedir. Bu insanlık suçu her tarafa yayılmış durumdadır. Israrla normalleştirilmeye, topluma kanıksatılmaya çalışılıyor. Fakat biz buna izin vermeyeceğiz.
    Cezaevi ve kelepçe iktidarına dönüşmüş olan mevcut iktidarı uyarıyoruz; bu açlık grevinin süresiz ve dönüşümsüz eyleme dönüştürülme ihtimali, pandemi koşullarında çok ciddi sonuçlara yol açabilir. Bu açıdan bizim çağrımız; bir an önce tutsakların sesinin ve taleplerinin duyulmasıdır. Ve buradan bir kez daha belirtelim: Talepleri bizim de talebimizdir. Biz demokrasi-diyalog ve müzakere dedikçe, topluma tecrit aklı dayatılıyor. Tecrit bir düşünüş biçimi, bir zihniyettir. Ona sığınanı esir alır. Bakın bu akıl sizi bataklığa sürüklüyor. Bugün tecrit içinde tecrit politikasının bir sonucu olarak savaş politikalarını konuşuyor durumdayız. Ülke her alanda krizlerle uğraşırken halen Şengal’de, Hewler’de yeni savaş ve böl-yönet siyasetinden medet umma ziyaretleri yapılıyor.
    HERKESİN GÖZÜ KULAĞI CEZAEVLERİNDE OLMALI
    Cezaevi içinde cezaevi politikasının bir sonucu olarak, cezası biten tutsaklar artık serbest bırakılmıyor. Evet, yanlış duymadınız, cezası biten tutuklular serbest bırakılmıyor. Zaten hukuksuz yere verilen ceza bitiyor, fakat yine de tahliye edilmeyen insanlar var! Çıkarılan yönetmeliklerle, ‘İyi Hal’ adı altında pişmanlık ve itirafçılık dayatıyor insanlara. Böyle bir rezaletin, böyle bir hukuksuzluğun yeryüzünde örneği çok azdır. Peki, neden böyle bir şeyi yapıyorlar? Çünkü iktidar bloğu herkesi kendisine benzetmeye çalışıyor. Toplumun onurunu, ahlak ve politikasını çalmak istiyorlar. Herkes kendisine benzesin istiyorlar. Bunu dayatıyorlar artık. Demokratik kamuoyu, sivil toplum örgütleri ve sağduyulu herkesin gözü kulağı cezaevlerinde olmalıdır. Onların haklı taleplerini ve seslerini herkese ulaştırmalıdır.
    “ÇÖZÜM BORÇLARI TÜMÜYLE SİLMEKTİR”
    İşsizlik, açlık ve yoksulluk bu dönemde adeta zirve yapmıştır. Çıkıyorlar işsizliğin azaldığını iddia ediyorlar. Rakamlar vererek insanların kafasını karıştırmaya çalışıyorlar. İnsanlar umudunu yitirdiği için artık iş başvurusunda bulunmuyor. İktidar da bunu işsizlik azaldı diye ne yazık ki kullanıyor ve bu yönlü algı operasyonu yapıyor. Siyasi ahlakın bittiğini görebiliyoruz. Esnafın borcunu ödeyemediği için arazilerine, traktörlerine banka tarafından el konulmaktadır. Halkı borç-haciz kıskacıyla adeta yerli İMF’nin insafına bıraktılar. Dün esnafların kredi borçlarının 6 ay erteleneceği açıklandı. Kendi yandaşlarının vergi borçlarını sıfırlayan iktidar, esnafın borcunu ertelemeyi bir lütuf gibi sunuyor. Esnaf bir yıldır iş yapamadı. Çözüm borç ertelemek değil o borçları tümüyle silmektir. Sizin esnafa vereceğiniz müjde bu olmalıdır.
    “AŞI İLE İLGİLİ BİLGİLER ŞEFFAF ŞEKİLDE PAYLAŞILMALI”
    Koruyucu sağlık hizmeti olan aşıda da aynı durum yaşanmaktadır. 50 milyon aşı gelecek dediler. Ne kadar geldi? 3 milyon geldi. Sonra 10 milyon gelecek dediler, dün 6,5 milyon doz geldi. Bir dedikleri, diğer dediklerine uymayan bir iktidarla karşı karşıyayız çünkü bu ülkeyi gerçekten yönetemiyorlar! Bir söyledikleri diğerlerini asla tutmuyor.Türkiye’ye derhal ihtiyacı olan aşının tedariki sağlanmalıdır. Aşının maliyeti, içeriği, etki oranı gibi temel bilgiler kamuoyu ile şeffaf bir şekilde mutlaka paylaşılmalıdır. Bir de aşı yapılması gereken öncelikli gruplar konusu var. Güvenlikçi iktidar Milli Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve sonrasında Zabıtaları ve Özel Güvenlik Görevlilerini bu ülkenin üretenleri olan emekçilerin, bu ülkenin öğretenleri olan öğretmenler ve öğretim görevlilerinin önüne koyduğunu şaşkınlıkla izledik.
    “MECLİS’İ KADIN GÜNDEMİYLE TOPLANMAYA ÇAĞIRACAĞIZ”
    Geride bıraktığımız yıl kadınlar açısından da önemli bir mücadele yılıydı. 2021 ise kadın mücadelesinin zirveye taşınacağı ve büyük kazanımların elde edileceği bir yıl olacaktır. Çünkü kadınlar kararlıdır. Kadın düşmanlığında zirve yapan iktidar, kadın mücadelesinde de zirveyle mutlaka karşısında kadınları görecektir. Meclis kapanmadan kısa bir süre önce kadına yönelik şiddet ile ilgili genel görüşme talebi vererek Meclis’in acil toplanmasını biz de HDP olarak istedik, fakat AKP-MHP oylarıyla önergemiz reddedildi. Yine Meclis’in kapandığı gün kadınların siyasete katılımı önündeki engellerin kaldırılması amacıyla araştırma önergesi verdik. Bugün yine aynı gündemle Meclis’i acil toplanmaya dönük Genel Görüşme önerisi verecek arkadaşlarımız. Bugün bu başvuruyu kadın milletvekili arkadaşlarımız yapacaklar.
    Meclis’in erkek aklıyla yönetildiğini biliyoruz. Ve biz kadınlar da erkeklerden adalet beklemiyoruz. Ama, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Sayın Zehra Zümrüt Selçuk bir kadın olarak yaşanan bu cins kırımına, kadın kırımına duyarsız kalmamalı ve Meclis’i kadına yönelik şiddetin önlenmesi için acil olarak toplanmaya zorlamalıdır. Buradan kendisine bu çağrıyı yapıyoruz. Bu konuda biz HDP olarak da kadına yönelik şiddet konusunda tüm partilerin kadın milletvekilleriyle ortak çalışmaya hazırız. Bu sorumluluğu alıyoruz. Buradan tüm kadınlara, kadın kurumlarına çağrımızdır: Örgütlenelim, güçlenelim, kadın mücadelesini yaşamın her alanına, zamanın her anına yayalım ve büyütelim ki 2021 yılı kadınların yaşadığı, yaşatıldığı bir yıl olsun.
    DEMOKRATİK SİVİL ANAYASA
    Biz HDP olarak Türkiye halklarının yeni bir anayasaya, demokratik anayasaya en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde, 1915’le yüzleşerek, cinsiyet özgürlüğünü ve eşitliğini esas alarak 1921 Anayasasının çokluğu esas alan ruhunu tekrar tartışmanın zamanı geldiğini düşündüğümüzü ve bunu Türkiye halklarına hatırlattığımızı belirtmek isterim. 1921 Anayasasında olduğu gibi yeni çoğulcu bir anayasayı hep birlikte yapabiliriz. Bir asır sonra Türkiye halklarına hak ettiği demokratik sivil bir anayasayı hediye edebiliriz. Tarihi, radikal demokrasinin anı ile buluşturmak, bugüne demokratik gözle bakmak ve demokratik Cumhuriyeti oluşturmak için bu elzemdir. Bu kapsamda, HDP tek adam ve tek kimlikçi otoriter anlayışlara karşı çokluğu esas alan Demokratik Cumhuriyetin, Demokratik Anayasanın ve Üçüncü yolun adresidir.
    BAHÇELİ’YE YANIT: BİN ODALI KAPIDAN GİRDİNİZ BİR DAHA DA ÇIKAMADINIZ
    İktidarın küçük ortağı grup toplantısında bize şunu söyledi; ‘HDP’nin ön kapısından giren arka kapısından Kandil’e çıkar’ diye bir açıklama yaptı. Biz de buradan kendisine şunu söylüyoruz. Bizim tek bir kapımız  var o da barışa ve demokrasiye, aydınlığa demokrasiye çıkar. Sizin gibi nereye çıktığı belli olmayan bin odalı kapılarımız yoktur bizim. Siz 1000 odalı kapıdan bir girdiniz bir daha çıkamadınız çıkamayacaksınız da size cevabımız budur.”


    (HABER MERKEZİ) 

  • Sancar: Bu iktidarın temeli yalandır, faturası da halkın sağlığına çıkıyor-VİDEO

    Sancar: Bu iktidarın temeli yalandır, faturası da halkın sağlığına çıkıyor-VİDEO

    PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, iktidarın vaka sayılarına göre ekonomik yardım almak için verileri 8 ay sonra açıkladığını belirterek, “Bu sayılar hala güvenli değil. Ama tablonun ne kadar vahim olduğunu gösteriyor. Bu yalanın faturası halkın sağlığıdır” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin haftalık grup toplantısında konuştu.

    Mardin ziyaretine ilişkin Sancar, “Mardin’de, Kızıltepe’de, Nusaybin’de gördüğümüz şey şu; umut dimdik ayakta ve kararlı yürüyüşünü sürdürüyor. İktidar ise çöküyor, çözülür. Yıllardır diyoruz ki bu iktidar yalan talan ve savaş üzerine kurulmuştur. Yalansız yapamayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Yalanları ortaya çıktığı zaman bir özür dileme bir mahcubiyet özür dileme bekleyenler boşuna bekliyorlar. Çünkü bu iktidardan ne özür ne hicap ne utanç işareti geliyor” dedi.

    “KAMUOYUNA DUYURULAN RAKAMALR MEĞER YALANMIŞ”

    Koronavirüs salgınına dair tüm vaka sayılarının yeni açıklanmaya başlaması üzerinden iktidara yüklenen Sancar, şunları söyledi:

    “En son örnek pandemi ile ilgili vakaların açıklanması konusudur. Pandeminin başından beri verilen sayılar kamuoyuna duyurulan rakamlar meğer yalanmış. Biz bunu söylüyorduk zaten, yalan olduğunu biliyorduk. Sadece bizler değil pek çok kuruluş bu yalanların nasıl pazarlandığını, pandeminin nasıl yalan üzerine yönetilmek istendiğini kamuoyuna, halkımıza açıklıyordu. Bunların başında TTB geliyordu ama her seferinde bu yalanları ortaya koyanlar iktidarın yalanlarını sergileyenler saldırıya maruz kalıyordu. Hain, terörist ilan ediliyordu ama ne hikmetse birden iktidar da bugüne kadar yaptığı şeyin temelden yalan olduğunu kabul etmek zorunda kaldı. Bunun sebepleri var biliyoruz yine bezirganlık peşindeler muhtemelen vaka sayılarına göre yapılacak aşı tahsisi veya sağlanacak ekonomik yardımlardan daha fazla pay almak için şimdi birdenbire 8 ayı sildiler hiçbir şey olmamış gibi yüksek rakamları ilan etmeye başladılar.

    “YALANIN FATURASI HALKIN SAĞLIĞINADIR”

    Açıklanan rakamlara göre Türkiye’de bugün vaka sayısı 30 binin üzerine çıkmış durumda. Dünya genelinde en fazla vaka sayısı bildiren ülke listesinde birdenbire 24’üncü sıradan 3’üncü sıraya yükseldi Türkiye. Ne diyordu Bakan? ‘Vaka sayısı ile hasta sayısı aynı değildir.’ Bir ülkede veya bir toplulukta bir yalanı bir kere pazarlaya bilirsiniz. Toplumu veya toplumun çoğunluğunu bir kere inandırabilirsiniz. Bir kere daha söylediğinizde toplumun bir kısmını bir kere daha inandırabilirsiniz. Ama 3’üncü kere söylediğinizde artık hiç kimse size inanmaz. Nüfus oranına göre değerlendirildiğinde günlük vaka sayısına göre Türkiye birinci. Bu sayılar hala güvenli değil. Ama açıklanan bile tablonun ne kadar vahim olduğunu gösteriyor. Peki bu yalanın sonucu faturası bedeli nedir? Bu yalanın faturası halkın sağlığıdır.

    “BUNUN HESABINI İKTİDAR VERECEK Mİ?”

    İktidar kongrelerini ertelemiyor, topluluğun üstüne çaylar fırlatılıyor, tedbir alınmıyor. Destek yok. Vaka sayısı artıyor, hasta sayısı artıyor insan sağlığı büyük bir tehlike altına giriyor. Ölümler artıyor açıklanan ölüm rakamlarına da inanmıyoruz, dedik. Gerçekten inanmıyoruz. Daha fazla olduğunu belediye başkanları günlük defin rakamlarını paylaşarak ortaya koyuyorlar. Bu basit bir yalan değil. Bu toplumun sağlığına insanların hayatına mal olan bir yalandır peki bunun bir karşılığı olmayacak mı bunun hesabını bu iktidar vermeyecek mi?

    “İKTİDAR ÇÖZÜLÜYOR SİSTEM ÇÖKÜYOR”

    Sorumluluğu bir bakanın üzerine yıkarak sistemi aklayabileceklerini mi düşünüyorlar? En tepede yetkiler bendedir herşey benden sorulur diyen AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanının burada sorumluluğu yok mu? Yetkiye gelince her şey bende, sorumluluğa gelince benim hiç kabahatim yok yalanına daha ne kadar inanacağız. Biz inanmıyoruz. İnanmayanlar artıyor. Hakikat yolculuğu büyüyor hakikat yolculuğu büyüdükçe iktidar çözülüyor sistem çöküyor.

    Ulusal çıkar deyince akan suların durduğu insanların sustuğu itirazların kesildiği bir dönem artık yok. Niye yok? Çünkü hakikat yolcuları cesaretle mücadeleye devam ediyor. Hakikat yolculuğunun başını da HDP çekiyor. Hakikat yolculuğunu bedelini de Kürt halkı ödüyor. Bu bedeli öderken bu toplumu yalanlardan bu beladan kurtarmaktır. Bunu diyoruz boşuna ödenmiyor bu bedeller. Hakikat yolculuğu sürecek. HDP bu yolda asla geri adım atmayacak, Kürt halkı asla bu mücadeleden vazgeçmeyecek. Bunu da buradan herkese duyuruyoruz bir kez daha. Ulusal çıkar sözünü kullanıldığında iktidar arkasına dizilenlere de buradan seslenmemiz gerekiyor. Ders çıkarın. Burada ‘ulusal çıkar’ yalanı örtmek için kullanılıyorsa daha pek çok konuda da ulusal çıkar kavramı başka yalanları gizlemenin aracı olarak kullanılıyordur.

    “ULUSAL ÇIKAR YALANI”

    Bunları tek tek sayabiliriz iç ve dış politikaya kadar. Toplumun her kesimini sindirmek için politikaları pazarlamanın aracıdır ulusal çıkar yalanı. Muhalefetin toplumsal güçlerin bu gerçeği artık çok daha açık bir şekilde görmeleri ve gereğini yapmaları gerekiyor. HDP ve Kürtlere saldırdığında bunun ulusal çıkar diye propagandası yapıldığında susanlar inananlar veya inanmış görünenlerde lütfen uyanın artık buradan. Bu iktidarın temeli yalandır bu iktidar talan ve savaş politikalarını sürdürmek için yalan söylemek zorundadır. İşte ancak bu yalanı çökertirsek talan politikalarını da savaş politikalarını da boşa çıkarabiliriz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Kılıçdaroğlu: 17 yılda 58 deprem araştırma önergesi verdik, reddettiler-VİDEO

    Kılıçdaroğlu: 17 yılda 58 deprem araştırma önergesi verdik, reddettiler-VİDEO

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, parlamentonun 17 yılda 58 kez depreme karşı uyarıldığını belirterek, “Şu ana kadar toplanan para 35 milyar dolar. Nereye gitti bu paralar?” diye sordu.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu. Sözlerine İzmir’de yaşanan deprem sonrası görev alan arama kurtarma ekiplerine teşekkür ederek başlayan Kılıçdaroğlu, “24 saat ‘acaba bir ses duyabilir miyiz?’ diye çalışıyorlar. Hastaneyi ziyaret ettik. Depreme nasıl yakalandıklarını anlattılar. Yaralılara da acil şifalar diliyoruz” dedi.

    CHP olarak depremin olduğu andan itibaren İzmir’e gittiklerini dile getiren Kılıçdaroğlu, “91 milletvekili arkadaşımız İzmir’de görev aldı. Her enkazın başında 24 saat milletvekillerimiz bekledi, çadırların tümü gezildi. Şu anda hiç kimse aç ve açıkta değil. Bunlar CHP’nin belediyeyle yaptığı çalışmalar. Bir deprem gerçeği var, bunu sürekli yaşıyoruz. Eğer ülke olarak deprem gerçeğini kabul ediyorsak önlemler için çaba harcamak zorundayız” dedi.

    “YASALAR KENDİ İÇİNDE TUTARLI DEĞİL”

    Depremle ilgili çıkarılan yasaların kendi içinde tutarlı olmadığına dikkat çeken Kılıçdaroğlu, “Riskli alan belirlendikten sonra oradaki binaların yıkımı gerekiyor. Peki yıkıma kim karar verecek? Belediyeler belirleyemiyor. Valilik, bakanlığa bildirecek, onaylarsa belediye gidip yıkımını yapacak. Yasaların bu kadar dağınık olması aslında deprem riskiyle mücadelede bürokrasiyi de zorluyor. İstanbul’daki konutların büyük bir kısmı depreme dayanıksız. Bunu hepimiz biliyoruz ama önlem alınmıyor. Deprem oluyor, çocuklarımız kurtuluyor, hepimiz seviniyoruz. Peki, depremden sonrasını biliyoruz da deprem için neden önlem almıyoruz?” diye sordu.

    “17 YILDA 58 DEPREM ÖNERGESİ REDDEDİLDİ”

    Parlamentodan depremle ilgili kanunların tamamının geçtiğini dile getiren Kılıçdaroğlu, “Ama parlamentonun bir eksiği var. 17 yılda 58 deprem araştırma önergesi vermişiz, reddetmişler. Parlamentonun bunu araştırması lazım. Demek ki muhalefet 17 yılda 58 kez parlamentoyu depreme karşı uyarmış. Bilim insanlarının dilinde tüy bitti ama bunlar bir şey yapmadılar. Sivil toplum kuruluşları, üniversiteler de üzerine düşeni yaptılar. Yayınlar, toplantılar yaptılar. Meslek kuruluşlarının onlarca, yüzlerce raporu var. Peki muhalefet olarak biz görevimizi yaptık mı? Şunu açıkça söyleyebilirim; deprem konusunda Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en kaliteli raporu sunup hükümete veren bir parti var o da CHP’dir” diye konuştu.

    “NEREYE GİTTİ BU PARALAR?”

    “’Deprem değil bina öldürür’ diye bir deyişimiz vardı” diyen Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

    “İnsanların o binalar içinde ölümü beklemesi hangi ahlaka sığar? Önlem alıp insanların hayatlarını mı kurmak istiyorsun, yoksa milyon dolarlar verip havaalanları yaptırıp, onların hazine garantilerini 20 yıl sonrası için bile sağlamak mı istiyorsun? Depremden sonra gelen özel iletişim vergisi sürekli hale geldi. Şu ana kadar toplanan para 35 milyar dolar. 35 milyar dolarla siz İstanbul’da, İzmir’de yaşanacak depremdeki can kaybını en aza indirgersiniz. Soruyoruz nereye gittiğini cevap vermiyorlar. Dünyanın en mükemmel raporunu sana 3,5 saat sundular. Nereye gitti bu paralar? Ama Suriyelilere gelince para çok. 50 milyar dolar para harcadılar. Bizim insanlarımız kendi evlerinde tabutlukta bekliyorlar. Şu soruyu sormalıyız. İnsan hayatı değerli midir? İnsanı yaşatmak için gerekli önlemleri siyasi iktidar alıyor mu, almıyor mu?”

    (HABER MERKEZİ)

  • Kılıçdaroğlu: Kürt sorununu çözeceğime söz veriyorum-VİDEO

    Kılıçdaroğlu: Kürt sorununu çözeceğime söz veriyorum-VİDEO

    PİRHA- Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “40 yıldır Kürt sorunu tartışılıyor, 40 yıldır bir sorun neden çözülmez? 40 yıldır siyasi otorite Kürt sorununu çözmedi. Bu sorunu demokratik standartlar içinde, Türkiye’nin bağımsızlığı çerçevesinde çözeceğime söz veriyorum” dedi. 

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu. 800’üncü haftada müdahale edilen Cumartesi Anneleri’ne değinen Kılıçdaroğlu, “800 haftadır bir grup anne evlatlarını arıyor. Evlatları kaybolduğunda bazıları 13, 20, 30 yaşlarındaydı. Onların evlatları nerede kayboldu, güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındılar, tutuklandılar. Bir süre sonra haber alınamadı. 800 haftadır anneler Galatasaray’a bir karanfil bırakmaya gittiler. Evlatlarımızın bari mezarını söyleyin diyor anneler. Bir karanfil bırakmalarını çok gördüler. O annelerin sesini duymayanlara ben insan demem.

    “CUMARTESİ ANNELERİNİN SESİNİ DUYMAK ZORUNDAYIZ”

    Cumartesi Anneleri’nin sesini duymak zorundayız. Diyarbakır Anneleri de mübarek annelerdir, onların da evlatları var. O evlatlarının terör örgütlerine gitmesini kim sağladı? Anneler arasında hiçbir ayrım yapmıyoruz. Anneyi bizi yetiştiren bir insan olarak değerlendiriyoruz. Devleti yönetenlerin annelerin sesini dinlememesi kadar acı bir şey yoktur. Bir ayıbı dünya görmesin diye Cumartesi Anneleri’ne izin vermiyorlar” dedi.

    KAVALA 1001 GÜNDÜR CEZAEVİNDE

    İş insanı Osman Kavala’nın 1001 gündür cezaevinde olduğuna dikkat çeken Kılıçdaroğlu, “Üç kez mahkemeden beraat etti. Her tahliyeden sonra tutuklandı. Devlete yakışmaz bu. Aynı dosyadan yeni bir suç uyduruyorsanız siz Osman Kavala’dan intikam alıyorsunuz. Tıpkı Selahattin Bey gibi. Kalemi satmayan hiçbir gazeteci zorun karşısında diz çökmez” diye belirtti.

    CHP’nin 37’nci Kurultay’ını gerçekleştirdiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, “İkinci Yüzyıl Çağrı Beyannamesi”ni açıkladıklarını belirterek, “Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına giderken neyi vaat etmeliyiz? Bunları düşündük. İşsizliği, yoksulluğu yenmek zorundayız.  Yolsuzlukla mücadele etmeliyiz. Bunları kimlerle ve nasıl yapacağız? Bunları dostlarımızla gerçekleştireceğiz, biz bunu söyleyince havuz medyasında titreme oldu. Bizim ortaya koyduğumuz 13 maddeye ‘evet’ diyen herkes bizim dostumuzdur” dedi.

    DEMOKRATİK ANAYASA

    Yeni demokratik, herkesin bir araya gelerek oluşturacağı bir anayasa yapacaklarını kaydeden Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: “Bu anayasanın özünde demokratik parlamenter sistem olacak. Bu anayasada cumhurbaşkanı tarafsız olacak. Adına cumhurbaşkanı diyorsak 83 milyonun cumhurbaşkanı olacak, herkese eşit mesafede olacak. Bir partinin genel başkanı hâkim tayin etmez. TBMM’de öyle gece yarısı kanunları olmayacak, milletin çıkarı neyi gerektiriyorsa onlar görüşecek.”

    “40 YILDIR SİYASİ OTERİTE KÜRT SORUNUNU ÇÖZMEDİ”

    İkinci hedeflerinin toplumsal huzur ve barış olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

    “40 yıldır Kürt sorunu tartışılıyor, 40 yıldır bir sorun neden çözülmez? 40 yıldır siyasi otorite Kürt sorununu çözmedi. Batı’nın egemen güçleri Türkiye’nin aleyhine kullanıyor. Sorumlusu bugüne kadar iktidar olup bunu çözmeyendir. Ben genel başkan olarak bu sorunu demokratik standartlar içinde, Türkiye’nin bağımsızlığı çerçevesinde çözeceğime söz veriyorum. Biz bu memlekete barışı ve huzuru getireceğiz. Her vatandaş huzur içinde yaşayacak.”

    AKP SEÇMENİNE SESLENDİ

    Kılıçdaroğlu, AKP’ye oy verenlere seslenerek, şöyle devam etti: “Özellikle AK Parti’ye oy veren kardeşlerimizin sorgulama yapması gerekiyor. İşi ehline vermek insaniyet meselesi midir? Neden işi ehline vermiyorsun? İşi ehline vermezsen yolsuzluğa, haksızlığa çanak tutuyorsun demektir. Bir kişinin liyakatli olması sonradan olmuyor. Önce eğitim olması lazım, tıp fakültesinden mezun olanı cerrah yapmıyorlar hemen. Siz ehline teslim etmezseniz bu iş nereye gidecek? İşi ehline teslim etmek, devleti yönetirken tarafsız olmasını sağlamaktır. Liyakat sahibi kişi vatandaşlarına eşit davranır, oturduğu makamı vatandaşa işkence etme makamı olarak kullanamaz o makamı. O makamın bir sorumluluğu vardır.”

    DİYANET İŞLERİ BAŞKANI’NA ELEŞTİRİ

    Kılıçdaroğlu, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ı şu sözlerle eleştirdi:

    “Tarihi bilmeden belli koltuklara oturursanız, kendi tarihinizi reddedip gerçek tarih gibi bulunduğunuz koltukta ifade ederseniz siz o koltuğa layık değilsiniz. Çıkacaksanız öyle bir konuşma yapacaksınız ki haddinizi aştığını bileceksiniz ve geri almak için çaba harcayacaksınız, bu o koltuğun hakkını veremiyorsun, liyakatli değilsin demektir. O kişi bilmeli Mustafa Kemal ve arkadaşları olmasaydı bugün o camilerin hiçbirisinde 5 vakit ezan okunmazdı. O koltuğa oturduysanız tarihi bileceksiniz. Tarih bilmeyen, rivayetlerle profesör ünvanı alıp belli koltuklara oturan kişilerin Türkiye’ye  ihanet ettiklerini bilmeliyiz. Siz kalkıyorsunuz, bir kişiye  asla yakışmayacak, bir din insanına yakışmayacak, ‘lanet’ sözcüğü kullanılır mı? ‘Lanet’ sözcüğünü Erdoğan için kullanmış olabilir, onu da söylesin. Ona rağmen bir din insanı kullanmamalıydı.”

  • Kılıçdaroğlu’ndan sert tepki: Sizin yediğiniz insan eti!

    Kılıçdaroğlu’ndan sert tepki: Sizin yediğiniz insan eti!

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Sakarya’daki patlama ardından MÜSİAD’ın verdiği yemeğe tepki göstererek, “Bir de utanmadan sıkılmadan ziyafeti paylaşıyorlar, sizin yediğiniz insan eti” diyerek tepki gösterdi.
    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu.
    Hendek’teki havai fişek fabrikasında yaşanan patlamaya dair konuşan Kılıçdaroğlu, “7 vatandaşımız yaşamını yitirdi. O insanlar fabrikada niye çalışıyorlardı, evlerine helal ekmek götürmek, kimseye muhtaç olmamak için. Siz önlem almıyorsunuz, patlamalar oluyor. 7 kişi hayatını kaybetti. Bu fabrika sicili temiz olan bir fabrika değil. 11 yılda 4 ayrı patlama oluyor, insanlar yine hayatlarını kaybediyorlar. Bu fabrikanın sahibi kimlerden güç alıyorsa, fabrikasını her seferinde hiçbir önlem almadan açıyor. İnsanlar ağlıyor, acıları var. Patron yine patron. Bir de utanmadan sıkılmadan ziyafeti paylaşıyorlar, sizin yediğiniz insan eti” dedi.
    “SARAY’IN BAKTIĞI TEK ŞEY RANT”
    Kılıçdaroğlu, “Arkadaşlarımız bütün belgeleri topluyor. Hakkı, hukuku ve adaleti mutlaka sağlayacağız. İlk gelen raporlar… Fabrikadaki binalar arasında güvenlik mesafesine uymamış, tüzüğe uygun havalandırma sistemi yok. Ruhsatı kim verdi? Havai fişek fabrikasındaki patlama hükûmetin insanı ne kadar önemsediğini gösteriyor. İnsan hayatı değerlidir. Sarayın baktığı tek şey ranttır, bu arkadaşların haklarını savunacağız” ifadelerini kullandı.
    “SİZİN YEDİĞİNİZ YEMEK DEĞİL, İNSAN ETİ!”
    Kılıçdaroğlu, ortada bir kaza olmadığını yaşananların cinayet olduğunu ifade etti. Kılıçdaroğlu, patlamadan sonra MÜSİAD tarafından verilen yemeğe dair de “Hendek’teki fabrika 11 yılda dört kez patladı. Fakat bu fabrikanın sahibi kimlerden güç alıyorsa her patlamadan sonra yeniden açıyor! Sakarya’da insanların cenazeleri kalkmadan yemek verdiler, utanmadan sosyal medyada paylaştılar. Sizin yediğiniz yemek değil, insan eti” dedi.
    HALK TV VE TELE1’E CEZAYA TEPKİ
    Halk TV ve Tele1’e verilen cezaların “vatandaş doğruyu öğrenmesin” diye verildiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, “Onlar en zor koşullarda özgürlüğün en fazla sınırlandığı bir ortamda, namuslarıyla ve alınteriyle çalışıyorlar. RTÜK cumhuriyet tarihin en büyük cezasını veriyor Halk TV ve Tele1’e. Ne kadar baskı kurarsan kur sen gidicisin kardeşim” diye konuştu.
    “DEMİRTAŞ, KAVALA NEDEN İÇERDELER?”
    HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile Osman Kavala için “neden içerdeler” diye soran Kılıçdaroğlu, “Haksız yere içerideler. Olay bir yargılamadan tümüyle çıkmış iktidar dayatmayla içeride tutacaksınız diye” şeklinde konuştu.
    “DOYMADINIZ MI?”
    Kılıçdaroğlu, çiftçi ve esnafın maddi zorluklarına işaret ederek, şunları söyledi:
    “Çiftçi, esnaf zor durumda. HDP’li bir milletvekili arkadaşımız ‘Son bir buçuk yılda kaç iş yeri kapandı’ diye sordu. 56 ilde 90 bin 743 esnaf kepenk kapattı. 100 bin esnaf işsiz kaldı, onların yanında çalışanlar da işsiz kaldı. Bir günde Türkiye Cumhuriyeti’nin ödediği faiz 277 milyon 610 bin TL. Demek ki para var, buraya gidiyor. Londra’daki tefecilere bir gün ödediği faizi esnafa ödeseler, vatandaş rahat edecek.”
    “MİLLETİN KANINI EMİYORLAR”
    Kılıçdaroğlu, “Bebek mamasına neden alarm takar bir süpermarket. Bebek mamasını kim çalar? Türkiye bu gerçekle yüzleşmek zorunda. Saray sosyetesi yüzleri kızarmadan IBAN numarası verip ‘Bize para verin’ diyor. Yediniz de doymadınız mı Allah aşkına? Şehit yakınlarının gazilerinin paralarını yiyenlendir bunlar. Bir AK Partili kadın, ‘Bu millet size parasını verdi, malını, canını verdi, sen bir huzur veremedin’ diyor. Doğru mu doğru. Sarayda oturanlar ahtapottur. Vantuzlarıyla milletin kanını emiyorlar. Onlardan hesap sormak bu milletin namus görevidir. O vantuzları kesmemiz lazım” ifadelerini kullandı.  (HABER MERKEZİ)
  • Kılıçdaroğlu: Baroların bölünmesi vatana, Türkiye Cumhuriyeti devletine ihanettir-VİDEO

    Kılıçdaroğlu: Baroların bölünmesi vatana, Türkiye Cumhuriyeti devletine ihanettir-VİDEO

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, “Açık ve net söylüyorum, baroların bölünmesi vatana ihanettir. Ülkeye beka sorunu yaratan işte bu olaylardır” dedi. 

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu.

    Gündeme ilişkin konuşan Kılıçdaroğlu, Z kuşağı tartışmalarına da değindi. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a seslenen Kılıçdaroğlu, “Ben sana söyleyeyim. O kuşaktan oy alacaksan bu dediklerimi asla unutmayacaksın” ifadelerini kullandı.

    Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

    “BU GENÇLER SANA GÜVENİR Mİ?”

    “Geçen hafta en çok tartışılan konulardan biri kuşağıydı. Üniversite sınavına giren gençler… Turist gelecek, otellerin dolması lazım deyip sınava erkene alalım, aileleriyle tatile çıkıp 5 yıldızlı otellerde tatil yapsınlar dediler. Sayın Erdoğan bu gençleri nasıl kandırıp oy alırım diye program yaptı ama bence o da pişman oldu. Çıktı, bunlar bir sürü laf etti ama onlar gerekli dersi verdiler.

    Sen Z kuşağından oy almak istiyorsan önce gençler ne istiyor onu soracaksın. O kuşaktan oy alacaksan bu dediklerimi asla unutmayacaksın.

    Gençler dikta yönetimi istemiyor. Sen bunu yapabilecek misin? Gençler diyor ki; Biz dayatmayı kabul etmiyoruz. Önce sınav tarihiyle oynayarak dayatmanın nasıl olduğunu gösterdin.

    Gençler seçimlerime karışma diyor.

    Gençler baskıcı dikta yönetimi değil, özgürlük istiyor. Saraydaki kişi, sen bunu yapacak mısın, baskıyı bırakacak mısın? Gençler, benim kararlarıma ve seçimime karışma diyor. Beni formatlamaya kalkma, tek tipleştirme diyor.

    Gençler adalet istiyor, fırsat eşitliği istiyor. Gençler herkesten saygı görmek istiyor. Düşüncelerine, davranışlarına saygı görmek istiyor.

    “Gençler, ‘eğitimde evrensel değerleri gözardı etmeyeceksin’ diyorlar. Başka ne diyor? ‘Soru sorma hakkımı engelleme, beni kobay olarak kullanma’ diyor. 18 yılda 15 kez eğitim politikası değişti. Bu gençler sana güvenir mi?”

    “YÖK DENEN DARBE KURUMUNU KALDIRACAĞIZ”

    “Üniversiteler artık bilgi üretmiyor. Bir üniversite bilgi üretirse o ülkenin sanayicileri katma değeri yüksek ürün  üretirler. Ve Türkiye dünyada söz sahibi olur. Eğer üniversiteleri üniversite yapabilirsek, barış istedi diye hocaları atmazsak söz sahibi olabiliriz.

    “Sizin tercihlerinizle biz iktidar olduğumuzda size söz veriyoruz YÖK denen darbe kurumunu kaldıracağız.”

    SOYLU ŞİKAYETE RAĞMEN SORUŞTURMA AÇTIRMADI 

    “Bu ülkenin geleceği gençlere emanet edilmiştir. Daha yeteneksizler torpille işe başlarken, daha iyi iş için yurt dışını gösteren iktidardan hesap sormayacaklar mı?

    Kütahya’dan bir örnek vereyim. Eski bir Kütahya milletvekilinin bir kızı var. Bu kıza hiçbir sınava girmeden memur olarak işe alıyorlar ve özel kalem yapıyorlar. Bu kız Kütahya’da değil, Ankara’da oturuyor. Tam 143 gün Ankara’da oturdu, yurt dışına çıktı, rapor gönderdi ve maaşını tıkır tıkır aldı. Sanki Kütahya’da adam kalmadı ‘Ankara’dan adam alalım’ dediler. Olay şikayet ediliyor. Ayrıntıların hepsi var. Hiçbir tahkikat yapılmıyor. Soruşturma açılmasını istemeyen Süleyman Soylu.

    Sonra, Ankara’ya TOKİ’ye uzman olarak atıyorlar. Ben sınava giren 2,5 milyon genç kardeşime soruyorum: Kanada’ya gönderdiniz gencecik çocuğu oraya hizmet ediyor. Hiçbir geçerliği olmayan rapor gönderen kişiyi TOKİ’ye gönderiyorsunuz.Bunlara gençler oy verir mi? Bu gençler size oy vermez. Saray’dakilerin iktidarına son verecekler de bu gençler olacak.”

    “BAROLARIN BÖLÜNMESİ VATANA İHANNETTİR”

    Adaletin en önemli ayaklarından biri avukatlar… Dünyanın bütün ülkelerinde, hangi rejimden olursa olsun, avukatlar hakimler ve savcılar önemlidir. Barolarla ilgili bir kanun teklifi geldi. Baroların parçalanmasına itiraz ediyorlar. Baro başkanları yürüyüş yaptılar. Ankara’da baro başkanları yerde arkada polis duvarı var. Polisin burada günahı yok. Polise burayı tut diyorlar, tutuyorlar. Bu fotoğrafı gören Türkiye’de demokrasinin olmadığı algısına kavuşur. Devletin bunu yapmaması lazım.

    Baro başkanlarının yürüyüşüne kendisi de avukat Mansur Yavaş, çadır gönderdi, su gönderdi. Almadılar. Yemek vermediler. Devleti sağduyu ile yönettiğinizde bunlar olmaz.

    Baroları bölüyorlar. İnanç bağlamında, etnik kimlik bağlamında bölüyorlar. Açık ve net söylüyorum, böyle bir amaçla baroların bölünmesi vatana, Türkiye Cumhuriyeti devletine ihanettir.

    Dünyanın hiçbir ülkesinde baro başkanlarına böyle davranılmaz. Baro başkanlarını ayırıyorlar. İktidara muhalif olan barolar, etnik kimliklere göre barolar… Baroların bu şekilde bölünmesi bu vatana ihanettir, ülkeye en büyük ihanettir. Sayın Bahçeli’ye sesleniyorum. Yarın inanç ve etnik kimliğe göre bölünen baroları nasıl savunacaksın? (HABER MERKEZİ)

  • Kılıçdaroğlu: Bu milletten aldığın 34 milyar dolar nereye gitti?

    Kılıçdaroğlu: Bu milletten aldığın 34 milyar dolar nereye gitti?

    Elazığ ve Malatya’da 41 kişinin ölümüne neden olan depremle ilgili Kılıçdaroğlu, “Deprem vergisi olarak 34 milyar dolar para toplandı, nereye gitti bu paralar” diye sordu.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Elazığ’da meydana gelen 6.8 büyüklüğündeki deprem sonrası iktidara tepki gösterdi.

    “Diyorlar ki deprem oldu, bunları konuşmanın sırası değil” diyen Kılıçdaroğlu, “Şimdi konuşmayacaksak ne zaman konuşacağız? 35 milyar dolar deprem vergisi toplandı. Nereye gitti bu para” ifadelerini kullandı.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a seslenen Kılıçdaroğlu, “Devlete liyakatı bitirdiler, her şeye bir kişi karar veriyor. Bir akıl var her şeyin üstünde. Sus deyince herkes susacak, konuş deyince konuşacak, kadınlar 3 çocuk yapacak, etek boyu böyle olacak, pantolonu böyle olacak. Ya kimsin sen ya, kimsin sen Allah aşkına” dedi.

    1999 Marmara Depremi’nin ardından toplanan vergilere değinen Kılıçdaroğlu, 2004-2019 arası vatandaştan toplanan deprem vergisi 65 milyar lira. Dolara vurursak 34 milyar dolar para. Nereye gitti bu para” diye sordu.

  • HDP Eş Genel Başkanı Buldan: İktidar depremde enkaz altında kalmıştır

    HDP Eş Genel Başkanı Buldan: İktidar depremde enkaz altında kalmıştır

    Partisinin grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan da deprem vergilerinin akıbetini sordu. Buldan, ‘Deprem paralarıyla, kendi iktidarlarını güçlendirdiklerini biliyoruz. İktidar bu depremde de enkaz altında kalmıştır’ dedi.

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda kürsüye çıktı. Elazığ depreminde hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet, yaralananlara acil şifa dileğinde bulunan Buldan, dayanışmanın önemine vurgu yaptı. Buldan, “Deprem acıda ve dayanışma duygusunda toplumu daha fazla birleştirirken iktidar toplumsal ayrıştırmayı devam ettirmiştir” dedi.

    Parti genel merkezinde bir kriz masası oluşturduklarını, bir heyetin kısa sürede Elazığ’a gittiğini belirten Buldan, “Elazığ depremi bizlere bir kez daha göstermiştir ki Türkiye, ne yazık ki afetlere hazırlıklı bir ülke değildir. Doğal afete dayanıklı olmadığı tespit edilen 6 katlı bir bina 4 kişiye mezar oluyorsa bunun sorumluluğu doğal afete bağlanamaz. Yaşanan acı tablo, iktidarın vurdumduymazlığının, doğal afetlere hazırlıksızlığının bir sonucudur” diye konuştu.

    Buldan depremde yıkılan binaların dere kumu ile yapıldığı ve denetlenmediğinin ortaya çıktığını da kaydeden Buldan, HDP’li Ergani Belediyesi’nin depremzedeler için topladığı yardımların geri gönderilmesini ise şu sözlerle değerlendirdi:

    “Halkın yaşadığı zor koşullar nedeniyle 27 belediyemiz seferber oldu. Özellikle Ergani belediyemiz yardımların toplanma merkezi haline getirildi, ihtiyaçların karşılanmasına yönelik çalışıldı. Ancak toplumsal dayanışmadan korkan iktidar, yardımların halka ulaştırılmasını bir kez daha engelledi. Halkın depremden zarar gören insanlara el uzatması devlet eliyle bir kez daha engellendi. Bu insanlık adına bir utanç tablosudur. AKP’nin politikasına karşı çıkmak insanlık değerlerine sahip çıkmaktır. Doğal afetler karşısında insanlığın birleşmesi elbette ki elzemdir. Biz bu zihniyeti Van depreminde de görmüştük. Deprem acıda ve dayanışma duygusunda toplumu daha fazla birleştirirken iktidar toplumsal ayrıştırmayı devam ettirmiştir.”

    “DEPREMDE ANA DİL HAYAT KURTARDI” 

    Ülkede tek bir dilin olmadığını, çok dilli, çok kültürlü, çok kimlikli ve çok inançlı bir ülkede yaşadıklarını ifade eden Buldan, başta sağlık olmak üzere tüm kamusal alanın çok dillilik esasına göre düzenlenmesi gerektiğini belirtti ve şöyle devam etti:

    “Elazığ depremi ana dilin hayat kurtardığı gerçeğini ortaya çıkarmıştır. İktidarın tüm engellemelerine rağmen toplumsal dayanışmayı ve yardımlaşmayı bundan sonra da sürdürmeye devam edeceğiz. İktidarın ayrıştırma politikalarına rağmen ayrışmayacağız, insanlığı ayakta tutmaya hep birlikte devam edeceğiz.”

  • Kılıçdaroğlu: Cumhuriyet’i demokrasiyle taçlandırmanın yolu adaletten geçiyor

    Kılıçdaroğlu: Cumhuriyet’i demokrasiyle taçlandırmanın yolu adaletten geçiyor

    Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ABD Temsilciler Meclisi’nin Ermeni Soykırımını tanımasına tepki gösterdi.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında ABD Temsilciler Meclisi’nde Ermeni Soykırımı’nı tanıyan yasa tasarısının kabul edilmesine tepki gösterdi. “Tarihte yaşanan acı olayları günümüze taşıyıp onu siyaseten intikam alma aracı haline getirirseniz olmaz” ifadelerini kullandı.

    Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

    Cumhuriyetimizin 96’ncı yılını görkemli bir şekilde kutladık. Elbette ki cumhuriyet kurulurken Gazi’nin başında “Egemenlik milletindir” ilkesi vardır. Bir sınıfın değil, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” demiştir ve milletin desteğini her ortamda istemiştir. Bunu yaparken de bütün mazlum ülkelerden destek görmüştür. Cumhuriyet’i kurduk ama onu demokrasiyle taçlandırmamız gerekiyor. Anayasa değişikliğiyle rejim değişmiş, Cumhuriyet’te geri adımlar atılmıştır. Madem “demokrasi” diyoruz, “millet en büyük güçtür” diyoruz, neden bazı durumlarda TC devletini seçimle gelen değil de atamayla gelen biri temsil ediyor? Bu durumun düzeltilmesi lazım.

    ABD’NİN ERMENİ SOYKIRIMINI TANIMASINA TEPKİ

    Amerikan Kongresi Temsilciler Meclisi’nde sözde Ermeni soykırımı ile ilgili bir yasa tasarısı kabul edildi ve önümüzdeki süreçte Senato’ya gelecek. Hiçbir ülke benim tarihimde acı olaylar olmamıştır diyemez ama tarih siyasetçilerden çok tarihçilerin işidir. Tarihte yaşanan acı olayları günümüze taşıyıp onu siyaseten intikam alma aracı haline getirirseniz bu olmaz.

    Türkiye Cumhuriyeti, Rahmetli Ecevit döneminde Ermenistan’a çağrı yaptı, “Tarihçilerimiz bir araya gelip bu olayı incelesinler” dedi. Ama benim dediğimi yapmadın, ‘ben egemen gücüm, söylediğim alanın dışına çıkarsan intikam alırım bak Ermeni olaylarını tekrar gündeme getiririm’ derseniz bu doğru değildir.

    6 Şubat’ta buna bezer bir olayda, Macron açıklama yaptığında ben grupta şunu demiştim: Geçmişte yaşanan acı olayların günlük siyasi hesaplara malzeme yapılması iki toplum arasında köprü kurulmasına yardımcı olmamaktadır. Yapılması gereken Türkiye ve Ermenistan halklarının ayrışmasını ortadan kaldıracak adımların ortadan kaldırılması ve yeni nesillerin barışçıl bir anlayış esasına dayalı bir biçimde geleceğe bakmasını sağlamak olmalıdır.

    Bu duyarlılığı ilk kez dile getirenlerden biri de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. 1 Mayıs 1922’de TBMM’deki konuşmasında “Ermeni sorunu denilen ve Ermeni milletinin isteklerinden çok dünya kapitalistlerinin yararlarına göre çözülmek istenen sorun Kars Antlaşması’yla en doğru şekilde çözülmüş oldu. Yüz yıllardan beri dostluk içinde yaşayan iki halkın iyi ilişkileri memnuniyetle kuruldu” der. ABD Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen tasarı umarım Senato’da kabul edilmez ve iki ülke ilişkileri bir çıkmaza sürüklenmez.

    Amerika’nın ne olduğunu bilmeyen, siyaset yapmanın ne olduğunu bilmeyen bir Saray sosyetesi Türkiye’yi bu noktaya sürükledi. Amerika’da kuvvetler ayrılığı var ama siz bütün dış politikanızı Trump eksenli yürütüyorsunuz. Türkiye, kaybeden ülke olarak ortaya çıktı. Türkiye’ye uygulanacak olan ambargonun hiçbir sonuç doğurmayacağını buradan söylemek istiyorum. Herkes tarafından bu ambargonun reddedileceğini de söylemek isterim.

    “TÜRKİYE’DE ADALET YOK”

    Cumhuriyet’i demokrasiyle taçlandırmanın yolu adaletten geçiyor. Hukuk varsa, hak varsa demokrasi ile taçlandırırsınız. Türkiye’de adalet yok. En somut örneği Eren Erdem olayıdır. Tam 486 gündür hapiste. Tahliye edildi, ama başka bir mahkeme tutuklanmasına karar verdi. Gizli tanık, beyanlarını inkar etti. Dosyanın kapağını 5 aydır açmıyorlar. O yargıçlara sormak isterim, bu kadar vicdansızlık olur mu? Eren Erdem içeride kaldı diye hak hukuk adalet demeyecek mi, düşüncelerinden vaz mı geçecek?

    “İŞÇİLER ARASINDA ÇİFTE STANDART UYGULAMAYIN”

    Soma işçileri haklarını arıyorlar. “Kırıp dökmeyeceğiz, Ankara’ya kadar yürüyeceğiz” diyorlar. Sopayla, biber gazıyla karşılaşıyorlar. AKP’ye oy veren vatandaşların vicdanına seslenmek isterim. Soma faciasında kaç kişi hayatını kaybetti? Aradan yıllar geçti, bu işçilerin hakları hangi gerekçeyle verilmiyor?

    Eskişehir’deki işçiler de hak arıyorlar, onlar da Ankara’ya yürümek istedi, onlara da cop, biber gazı. Bolu’da işten atılan işçiler vardı. Biz hiçbir işçinin işten atılmasını istemeyiz, bankamatik işçiler hariç. Onlar da yürümek istediler. Onlar da polis gözetiminde Ankara’ya kadar yürüdüler. Biz yürümesin demiyoruz ama Bolu’daki işçilere yapılanlarla Soma işçilerine ve Eskişehir’dekilere yapılanlar arasında dağlar kadar fark var. Birilerine sağladığın imkanları diğerlerine de sağla.

    Bütün asgari ücretli kardeşlerime sesleniyorum; hâlâ sen gidip Erdoğan’a oy mu vereceksin? “81 bin lira ile geçinemiyorum” diyor, sen 2 bin lirayla geçinmeye çalışıyorsun. 2 bin 20 lira alan elektrik, doğalgaz, kira, dolmuş parası ödüyor ama Erdoğan bunların hiçbirini ödemiyor. Aylığı 74 bin liradan 81 bin liraya çıkıyor. Asgari ücretliye de “sana zam yaptık, ekonomi sıkıntıya girdi” diyorlar. Bu memleket kimin için, kimin çıkarları için yönetiliyor?

    “İŞSİZLİK YOK DİYORLAR AMA İŞSİZ SAYISI 8 MİLYONU AŞTI”

    “17 yıldır iktidardayız, ekonomide kriz yok, işsizlik yok” diyor AKP’li Konya milletvekili. 8 milyonu aştı işsiz sayısı. Üniversite mezunlarının neredeyse yarısı işsiz. Adamın dünyadan haberi yok, “İş beğenmiyorlar” diyor. Eminim bu milletvekilinin Konya’daki gazetelerden de haberi yok. Konya yeni haber gazetesi, 13 Eylül 2018’de, “Personel alımı için Konya İşKur önünde devasa kuyruk” başlığı var. Bunların vatandaşın çektiği sıkıntıdan haberi yok.

    “İKTİDAR UZUN SÜRE IŞİD’E TERÖR ÖRGÜTÜ DİYEMEDİ”

    Teröristlerin çok sayıda eylemlerini gerçekleştirdikleri bir yere döndü Türkiye. Bağdadi öldürüldü. Bütün dünya “IŞİD terör örgütünden kurtulduk” mu dedi, hayır. Unsurları var. Türkiye’de 76 ilde IŞİD’in örgütlendiğini biliyoruz. IŞİD’in en büyük eylemlerini Türkiye’de yaptığını biliyoruz. En büyük eylemlerini de Ankara Garı’nda yaptılar, 104 kişi öldü. Uzun süre iktidar “IŞİD terör örgütüdür” diyemedi. IŞİD terör örgütünden kaçan bir iktidarı vatandaşlara göstermek için bunları anlattım.

    Türkiye Cumhuriyeti Devleti, o dönemin hükümeti kendi topraklarından Süleyman Şah Türbesi’ni kaçırıyor, IŞİD’e teslim ediyor. Dünyada kendi toprağını ve bayrağını, türbesini bir terör örgütüne teslim edip kaçan bir ülke var mıdır? Arkasından da kahramanlık edebiyatı yapıyorlar. IŞİD bizim topraklarımıza ayak bastığı anda orduyu gönderip derslerini verseydi bugün Orta Doğu’da çok farklı bir şey olacaktı. Konsolosluğumuzu basıyor, memurları esir ediyor. Ankara’da, Gaziantep’te, Niğde’de eylem yapıyor. En son toprağımıza el koyuyor. Bayrağımıza üç günlük süre veriyor. Ve sen gidip türbeyi kaçırıyorsun. Bunu bütün milletin bilmesi lazım. Olay sadece bu değil.

    TRUMP’IN MEKTUBU İLE İLGİLİ SORULARI YİNELEDİ

    Kendisine 7 soru sordum, “Sen bu mektubu neden kabul ettin” dedim. Beyefendi çok kızmış. Bu soruları kendim için sormadım, 82 milyon ve tarihimiz için sordum. O soruları tekrar soruyorum:

    • Hiçbir şekilde diplomatik teamüllere uymayan ve hakaret dolu ifadeler içeren bu mektubu ‘bu üslup kabul edilemez’ diyerek neden iade etmediniz?
    • Okuduğunuzda bu ifadeleri nasıl hazmettiniz? Neden ve hangi korku, endişe ve ruh haliyle bu mektubu kabul ettiniz?
    • Hakaretler içeren mektubu anında iade etmediğiniz gibi kamuoyundan da gizlediniz, neden?
    • Bu mektubu Amerikalılar kamuoyuna duyurmasaydı üstünü örtecek, sessiz mi kalacaktınız?
    • Hakaretler içeren mektubun üstünü artık örtemeyeceğinize göre, milletin onurunu nasıl kurtaracak ve bu yakışıksız üsluba Türkiye ve ABD arşivlerine girecek şekilde nasıl cevap vereceksiniz?
    • Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini korumak T.C. Cumhurbaşkanlarının anayasal görevidir. 82 milyonun huzurunda ettiğiniz yemini hatırlıyor musunuz?
    • Ettiğiniz yeminde bahsi geçen “namus ve şeref” kavramları sizin için neyi ifade etmektedir?”
  • Temelli: Kayyımları protesto etmek için Diyarbakır’da olacağız

    Temelli: Kayyımları protesto etmek için Diyarbakır’da olacağız

    PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, Türkiye-ABD anlaşması ile kayyımları protesto etmek üzere üç gün boyunca Meclis çalışmalarına katılmayacaklarını ve Amed’de olacaklarını ifade etti.

    Partisinin grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, ABD ile Türkiye arasında Suriye harekâtına ilişkin imzalanan anlaşmaya ilişkin sert sözlerle eleştirilerde bulunarak “Bu ateşkesi imzaladınız çünkü önünüze aile servetiniz koyuldu, Halkbank koyuldu” dedi.

    Temelli’nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

    “Sözlerime savaşa hayır diyerek başlamak istiyorum. Türkiye artık savaş politikalarından bütünüyle vazgeçmelidir. Rojava’da atılan tek bir taş bile yokken şimdiden 300 binin üzerinde sivil yaşamını yitirdi, göç etmek zorunda kaldı. Afrin’i hatırlarsanız orada ÖSO çeteleri eliyle Alevi Kürt katliamlarına tanıklık ettik. O ÖSO gitti kılıf değiştirdi şimdi de aynı katliamlara Rojava’da tanıklık etmekteyiz.

    Suriye’nin bütün meseleleri Suriye halkları tarafından çözülmelidir. Hiçbir ülke Suriye’nin içişlerine daha fazla karışmasın dedik. Toprak bütünlüğünü konuştuk ama nasıl bir çözüm üretilmeli konusunda hep tezlerimiz oldu. Oysa bugün toprak bütünlüğü denilerek adeta aklımızla alay edercesine Suriye’nin toprak bütünlüğüne müdahale etmektedir.

    Burada bugün bir kez daha tecridin sonlandırılması çağrısı yapıyoruz. Bir an önce Öcalan’la görüşülmelidir. Çünkü Öcalan’ın bu konuda ortaya koyduğu görüşme Suriye ve Türkiye açısında çözüm içermektedir.

    “EN KÖTÜ ATEŞKES SAVAŞTAN İYİDİR”

    En kötü ateşkes savaştan iyidir. Ateşkesin bitmesine saatler kaldı. Adeta savaş sürsün diye yeni yeni uydurma tezlerini Rusya’ya gitmeden önce söyledi.

    Bütün dünyanın gözü önünde bir ateşkes imzalıyorlar. O metin Türkiye’nin bugüne kadar izlediğini hatalı politikaların teşhiridir. Dünyanın gözü önünde ateşkes imzalıyorlar, sonra siz çıkıp ateşkes diyorsunuz, ateşkes demeyin biz ara verdik diyorlar. Böylesine lakayık bir dış politika olur mu? İmzaladınız çünkü önünüze aile servetiniz koyulu, Halkbank koyuldu.

    Bu savaşın tek bir gerekçesi var. Hiçbir şekilde meşruiyeti olmayan bu savaşın tek gerekçesi bu iktidarın beka sorunudur. Algı operasyonlarıyla savaşlarına meşruiyet arıyorlar. Savaş uçakları sadece kentleri değil her bombada insanlığı da katletti. Ateşkesin bütün koşulları bir an önce sağlanmalı, Suriye’deki bütün yabancılar çekilmelidir. IŞİD’e bir an önce uluslararası alanda el atılmalıdır.

    “İŞİD’E ADETA CAN SUYU OLDULAR”

    2018’de IŞİD sabır stratejisini devreye sokmuştu. Çok sabretmediler. 1 yıl sonra şimdi nefes alıyorlar. Bu iktidarın savaş politikaları sayesinde IŞİD yeniden hayat buluyor. IŞİD’e adeta can suyu oldular. Tüm dünyaya sesleniyorum;  IŞİD’le mücadelede büyük bir mücadele gösterilmelidir. Ama kimse unutmasın Kobani’de IŞİD’i durduranlara karşı bu nankörlüğü yapamazsınız.

    HDP’ye saldırmak adeta yegane propaganda araçları. Bu AKP-MHP ittifakı sıkıştıkça HDP’ye saldırarak ayakta durmaya çalışıyorlar. Barış talep eden partililerimiz gözaltına alınıyor. Şanlıurfa’da 56 kişi tutuklandı, 30 kişi tutuklandı. Basın açıklamaları yasak. Bu kolluk güçleri tarafından engelleniyor. Valilik ve kaymakamlıkların kararıymış. Açık Anayasa ihlalinin olduğu bir yerde sessizce bir yerde oturamazsınız.

    “İLK TUZAĞI YSK ATTI”

    İlk tuzağı YSK attı. Şimdi de aynı şekilde belediyelerimize kayyum atamaya devam ediyor. Bu da bir savaş politikasıdır. Bugün de yeni kayyumlar atandı. Sürekli olarak etap etap eş başkanlarımız gözaltına alınıp ardından kayyum atanıyor. Ortada haklı hiçbir gerekçe yok. Hatta bu icraat bile bir Anayasa suçu barındırıyor. Belediye eş başkanlarımız, meclis üyelerimiz neden tutuklanıyor? Haklarında herhangi bir suç var mı, delil var mı? yok. Ne var? Gizli tanık ifadesi. Yahu kimdir bu gizli tanık dedik. Elimize şöyle bir fotoğraf çıktı. Bu zat gizli tanık.

    “DÜNYANIN EN İTİBARSIZ İKTİDARINA SAHİBİZ”

    Bre utanmazlar, bre reziller bir şey uyduracaksanız sorun bari. Yüksekova Belediyesi’nin parası mı var? 2016’da atadığınız o kayyuma soracaksınız o parayı. Hâlâ belediye başkanlarımıza iftira atıyorlar.

    CHS diye önümüze getirilen ve bir yılda tükenen bu sistem ülkeyi de çökertmiştir. 80 milyon insan zulüm altında yaşamak zorundadır. Ekonomi uçacak dediler, ekonomi ellerimizden uçtu gitti. Yoksulluk, işsiz, geçim sıkıntısı dağ gibi. Son bir yılda dağ gibi işsiz ordusu oldu. İsraftan geçilmiyor. İtibardan tasarruf olmaz dediler şu anda dünyanın en itibarsız iktidarına sahibiz. Bizim gözümüzde itibarınız hiçbir zaman olmayacak.

    Gelin Meclis hukukunu çalıştırın. Gelin halkın iradesine sahip çıkın, gelin parlamenter demokrasiye sahip çıkın. Bizi görmezden gelenler, bize rağmen bu rejimi dayatanlar Türkiye’ye büyük bir kötülük yapıyorlar. Kürt düşmanlığını beslemeye devam ediyorlar. Sizi uyarıyoruz, hangi partiden olursanız olun bu halkların temsilcileriniz. Öncelikle halkların iradesine sahip çıkacaksınız. Bunu yapmadığınız sürece ne halkın temsilcisi ne de milletvekili olabilirsiniz. Üç gün boyunca Meclis çalışmalarına katılmayacağız. Bütün milletvekillerini yüzleşmeye davet edeceğiz. HDP sıralarında biz olmasak da orada halkın iradesini göreceğiz. Orada kayyumlara karşı, savaşa karşı yükselen iradeyi göreceksiniz. Bizler Amed’de olacağız. Orada Selçuk Mızraklı olacağız, Ahmet Türk olacağız. Hep beraber bu halkın iradesine sahip çıkacağız.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kılıçdaroğlu ODTÜ Rektörüne seslendi: Öğrencileri dinleyin

    Kılıçdaroğlu ODTÜ Rektörüne seslendi: Öğrencileri dinleyin

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ODTÜ Kavaklık’taki, öğrencilerin karşı çıktığı yurt inşaatı ve polisin dünkü müdahalesini değerlendirdi. Kılıçdaroğlu, üniversitenin rektörüne seslenerek, “Sayın rektör, öğrencilerinizi dinleyin, onlar benden ve senden daha iyi dünyayı sorgulayan çocuklardır” dedi. 

    Partisinin grup toplantısında konuşan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu,  ODTÜ’nün Türkiye’nin göz bebeği üniversitelerden biri olduğuna değinerek şunları söyledi:

    “Hepimiz genç olduk. Onların isyanını anlamamız lazım. İsteklerine kulak kabartmalıyız. Çocuklar ne istiyor?…Bunlar geleceğin kaymakamı, mimarı; sevgiyle hoşgörüyle yaklaşmamız lazım.”

    Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın sorunu çözmek, ODTÜ yerleşkesindeki gerginliğe son vermek amacıyla dillendirdiği,“Ben yurt yapacağım” sözünü anımsatan Kılıçdaroğlu, “Onlar bizim evlatlarımız. Mansur başkanın sesine kulak verin” dedi.

    “SETA DÜŞÜNCE KURULUŞU DEĞİL, İKTİDARIN BORAZANIDIR”

    SETA’nın ‘Uluslararası Medyanın Türkiye Uzantıları’ başlıklı raporuna da değinen CHP lideri,“Bu rapor gazeteciyi fişliyor. Böyle raporlar hazırlarsanız haberi kimden alacağız? SETA denen kuruluş iktidarın beslediği bir kuruluştur” dedi. Gazetecinin, ‘yürekli’ insan olduğunu, ‘paranın ve baskının önünde diz çökmeyeceğini’ dile getiren Kılıçdaroğlu, raporun sarayın talimatıyla hazırlandığını öne sürerek, “SETA bir düşünce kuruluşu değil iktidarın borazanlığını yapan bir kuruluştur. Rapor yazmışlar hiç önemli değil” görüşünü savundu.

    Kalemini satmayan gazeteciler önünde şapka çıkardıklarını vurgulayan Kılıçdaroğlu, o gazeteciler arasında CHP’yi ağır eleştirenlerin de olduğunu belirterek, “Sarayın önünde diz çökmüyorsa başımızın üzerinde yeri var”dedi.

    “ÇAYA, ŞEKERE MERKEZ BANKASI BAŞKANI MI ZAM YAPTI?”

    Merkez Bankası’nın (MB) başkanının görevden alınmasına ve Kılıçdaroğlu, basındaki‘bağımsızdır-bağımsız değildir’ tartışmalarına da değinerek, MB’nin kağıt üzerinde bağımsız olduğunu savundu. “Kendi beceriksizliğini bir bürokratın üzerine yıkıyor”diyerek Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a gönderme yapan Kılıçdaroğlu şöyle devam etti: 

    “İlk toplantıda faizi sıfıra indirsinler. Alkışlarım ve Erdoğan’ın literatüre girmesi için kampanya başlatırım. Yağa, ete, süte, çaya MB başkanı mı zam yaptı. Sen yaptın kardeşim. Yemezler…”

    11-22 Temmuz 1995 tarihlerinde Srebrenitsa’da 8 bin 372 Boşnağın katlediğidiği katliama da değinen CHP lideri, “Geçen yüzyılın en büyük ayıplarından biridir” diyerek 8 Temmuz 2018’de Çorlu’da yaşanan tren kazasının yıldönümü olduğunu anımsattı.

    CHP lideri Kılıçdaroğlu, sekizi çocuk 25 kişinin öldüğü kazada yakınlarını kaybedenlerin adaletin tecelli etmesini istediğini belirterek, polisin ailelere müdahale ettiğini anımsattı ve  “Biber gazlarını sıkarak, copları indirerek adalet arayışından vazgeçiremezsiniz. Hangi anneye ‘Çocuğun öldü ama sen adalet arayamazsın’ diyebilirsiniz. Aileler suçlu gibi muamele gördüler. biz bu olayın takipçisi olacağız” dedi.

    “2 BİN 750 MEVSİMLİK İŞÇİNİN PARASINI BEN ÖDEYECEĞİM”

    Salonda mevsimlik orman işçilerinin olduğunu söyleyen CHP lideri, bu işçilerin beş ay çalıştığını, bakanlık isterse dokuz ay da çalışabileceklerini söyleyerek,“Bu yönde bir talep oldu. Bakanlık 4 binine izin verdi. 2 bin 750 kişiye izin vermedi. Eğer bütçeden para bulamıyorsanız vallahi bana söyleyin bu işçilerin maaşlarını ben ödeyeceğim” diye konuştu.  (HABER MERKEZİ)

  • Temelli: Samsun’daki fotoğrafta verilen mesaj tekçiliktir

    Temelli: Samsun’daki fotoğrafta verilen mesaj tekçiliktir

    PİRHA-  Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, partisinin TBMM grup toplantısında konuştu. Urfa’nın Halfeti ilçesinde gözaltına alınanların elleri bağlı halde yere yatırılmasını eleştiren Temelli “Güvenlik güçleri Urfa’da halka zulmediyor. Kürtlere defol git diyen zihniyet, iş başında” diye konuştu.

    HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, partisinin grup toplantısında Urfa’nın Halfeti ilçesinde gözaltına alınan köylülere dönük işkence üzerinde de durdu.

    “Urfa’dan gelen görüntülerle 90’ların sahnelerini bir kez daha bu ülke yaşıyor” diyen Temelli, “Kürde zulüm bitmiyor. Türkiye siyasetinin adeta değişmez zemini Kürde zulüm. Kürtlere ‘defol git’ diyen zihniyet hala iş başında, zulüm işkence hala devam ediyor.” ifadelerini kullandı.

    “SAMSUN’DA TESPİH TANELERİ GİBİ SIRALANDILAR”

    Samsun’da gerçekleşen 19 Mayıs törenlerini de değerlendiren Temelli, partisinin törenlere davet edilmediğinin altını çizerek “19 Mayıs’ta da bunu gördük. 19 Mayıs’ın ruhuna vakıf olmayanlar kutlama bahanesiyle Cumhur İttifakı’na iman tazelemeye gittiler. Tespih taneleri gibi sıralanmış bir de fotoğraf çekmişler” dedi.

    Konuşmasına Çerkes Soykırımı’nın yıldönümü nedeniyle katledilenleri anarak başlayan Temelli, “Soykırımlara aşina bir coğrafyada yaşıyoruz” dedi.

    Temelli sözlerine şöyle devam etti;

    “ARKADAŞLARIMIZ DİRENMEYE DEVAM EDİYOR”

    “Bundan tam 3 yıl önce bu Meclis, Anayasa’ya rağmen dokunulmazlıkları kaldırdı. O dokunulmazlıkların kaldırılmasına neden olanlar fezlekecilerdi. O zaman fezlekeciler FETÖ’cülerdi, şimdi o fezlekeciler yine uydurma fezlekelerle tıpkı 3 yıl önce olduğu gibi insanların söz söyleme hakkını gasp ediyor. Hukuk adeta güdümlü yargı eliyle darbe mekaniği içinde öğütüldü. Arkadaşlarımızı 3 yıl önce rehin aldılar ama direniş sürüyor. İşte Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Sırrı Süreyya Önder, İdris Baluken, Ferhat Encü… Arkadaşlarımız direnmeye devam ediyor.”

    “KAYYUMLARIN TALANLARINI İYİ BİLİYORUZ”

    “Bütün ülkeyi bir adaletsizlik cenderesinde sıkan bir hükümet var. Mardin Büyükşehir Belediyesi’nin elektriğini kesiyorlar. Kayyım öyle bir borç yapmış ki hacze geliyorlar. Oysa biliyoruz ki bu kayyımların ne yolsuzluklar yaptıklarını, belediyeleri nasıl talan ettiklerini, usulsüz ihalelerini çok iyi biliyoruz. Belediyeleri çalışamaz halde bırakıp gidenler, şimdi adeta Kürt halkından 31 Mart’ın intikamını alma peşinde. Oysa biz 31 Mart’tan ders alın diyoruz. Onlar bu dersi çıkarmak yerine, bunun acısını halkımızdan çıkarma peşinde.”

    “AKADEMİSYENLERİN YERİ CEZAEVİ DEĞİL”

    “Her zaman dile getirdiğimiz gibi, bu şiddetin, bu zulmün sürmesi için barış isteyenlerin sesi kısılmak isteniyor. Bu suça ortak olmayacağız diyen Barış Akademisyenleri’nin sesi yargı eliyle kısılmak isteniyor. Füsun hocamız cezaevine girdi. 100’ün üzerinde cezaevine girmeyi bekleyen akademisyen var. Akademisyenlerini cezaevine sokmaya çalışan bir hükümet var. Onbinlerce insan mağdur edildi, hakları ellerinden alındı. Akademisyenlerin yeri cezaevi değildir. Ayşe Düzkan, gazeteci cezaevinde. Basın özgürlüğünü savundu, Özgür Gündem’de nöbetçi yayın yönetmenliği yaptı diye cezaevinde. Bunlar bu ülkenin nasıl bir ortamda olduğunun örnekleri. Çok yakında hepsiyle buluşacağız bundan kimsenin şüphesi olmasın.”

    “CEZAEVİ YÖNETİMLERİ İNSANLARA SALDIRIYOR”

    “6 buçuk aydır Hakkari Milletvekilimiz Leyla Güven açlık grevinde. Bu kahrolası sessizliği yırtmak için haykırıyor. Tüm Türkiye’yi tüm dünyayı duyarlı olmaya çağırıyor. Bir kez daha Türkiye’ye sesleniyorum. Artık durum çok vahim bir hal almıştır. Buna son verme zamanıdır. Bunun gereğinin bir an önce yapılmasını istiyoruz. Açlık grevlerindeki insanlar görme duyularını, hareket etme kabiliyetini yitiriyor. Cezaevi yönetimleri bu insanlara saldırıyor. Dışarıda ‘evlatlarımız ölmesin’ diye bu sesi yükseltmeye çalışan annelere de saldırıyorlar. Annelere yönelik saldırılara maalesef herkes sessiz. Bu sessizlik ülkenin nasıl bir karanlıkla karşı karşıya olduğunun göstergesi. Gelin bu karanlığı hep birlikte yırtalım. Sayın Öcalan üzerindeki tecrite son verelim. Bu tecrite son vermedikçe, bu adaletsizlik hepimizin kapısını çalacak. Gelin bu sese ses katın, bu mücadeleye güç verin.”

    “TESPİH TANELERİ GİBİ FOTOĞRAF ÇEKMİŞLER”

    “Adalet Bakanlığı’na sesleniyorum; Olumlu bir adım attınız, bu adımı tamamlayın. Hükümet olarak üzerinize düşeni yapın. Bakan’ın da belirttiği gibi tutukluların avukatlarıyla görüşmesi bir haktır. Şimdi bunun gereğini yerine getirin. Bakın Cumhurbaşkanlığı sistemi öyle bir sistem ki karşımızda bir cumhurbaşkanı mı var AKP genel başkanı mı anlayamıyoruz. Cümleye cumhurbaşkanı olarak başlıyor, parti genel başkanı olarak bitiriyor. Çünkü bu uyduruk bir sistem. 19 Mayıs’ta da bunu gördük. 19 Mayıs’ın ruhuna vakıf olmayanlar kutlama bahanesiyle Cumhur İttifakı’na iman tazelemeye gittiler. Tespih taneleri gibi sıralanmış bir de fotoğraf çekmişler. Emekli fotoğrafı gibi. Evet hepinizi çok yakında emekli edeceğiz. O fotoğrafı da duvara asarsınız. Neyin ittifakı bu, neyin fotoğrafı? O fotoğrafta verilen mesaj tekçiliktir. Orada Kürtler yok, kadınlar yok.”

    PİRHA/ANKARA

  • Temelli: 31 Mart HDP’siz olmadı, HDP’siz gelecek de olmaz

    Temelli: 31 Mart HDP’siz olmadı, HDP’siz gelecek de olmaz

    HDP Grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, “YSK bütün meşruiyetini yitirmiştir. Defalarca dile getirdik tüm Türkiye’yi uyardık. Muş’a Malazgirt’e bakılmadı. HDP’ye yapılan zulme kimse bakmadı. Türkiye’de siyasete, demokrasiye şaşı bakanlar bu haksızlığa ses çıkarmadılar. Şimdi kıyamet koparıyorlar” dedi. 

    HDP grubu, Yüksek Seçim Kurulu’nun İstanbul seçimlerini iptal etmesi, cezaevlerinde devam eden açlık grevleri ve TTB üyelerine hapis cezası verilmesi gibi önemli gündem maddeleri tartışılırken toplandı,

    HDP Grup toplantısında konuşan Eş Genel Başkan Sezai Temelli, Barış Akademisyenleri ve TTB üyelerinin barış talep ettikleri için hapis cezalarına çarptırılmasına tepki göstererek “Hukuksuzluk adaletsizlik her yerde” dedi.

    Temelli şöyle konuştu:

    “Dün Ramazan’ın ilk günüydü. Ramazan ayı güzellemesi yapanlar dün ‘yeryüzü sofrasına’ saldırarak İhsan Eliaçık başta olmak üzere birçok kişiyi darp etti. Hukuksuzluk adaletsizlik her yeri kaplamış durumda. Bu adaletsizliğin hukuksuzluğun kaynağına dönüp bakın. Israrla dedik ki son 4 yılda bu ülkeyi tecritleştirdiniz. Çözüm masasının devrildiği günden bu yana barış isteyen herkes yargılandı bu ülkede. Barış istiyorum diyorsunuz yargılanıyorsunuz. Çünkü bu hukuksuzluğun başladığı günden bu yana bu ülkede bir OHAL hukuku uygulandı. 15 Temmuz’un ardından hayata geçirilen bu OHAL düzeni karşımıza bu tabloyu çıkardı. Onbinlerce mağdur gibi bu salonda o mağdurların sesini duyurduk. On binlerce insan KHK’lerle ihraç edildi. Ben de onlardan biriyim. Ne yaparlarsa yapsınlar bu hak gasplarının karşısında mücadelemizi kararlı bir şekilde sürdüreceğiz.

    “HUKUKSUZLUK HUKUKSUZLUĞU DOĞURUYOR”

    Hukuksuzluk hukuksuzluğu doğuruyor. KHK ile ihraç edilenlerin vatandaşlık hakkını gasbetmek istiyorlar, hem de YSK eliyle. 31 Mart seçimlerine giderken KHK ile ihraç edilenlerle ilgili bir sıkıntı olup olmayacağı bizzat YSK’ye soruldu. YSK tuzak kurdu, Yüksek Seçim Kurulu değildir, Yüksek Sahtekarlık Kuruludur onun adı artık. Bu utancı, bu adaletsizliği her yerde, o belediye koltuklarını gasbedenlerin yüzüne vuracağız, bu iradeyi onlara teslim etmeyeceğiz. Mazbatayı gasbetmiş olabilirler ama biz halkımız için çalışmaya devam edeceğiz.

    Yoksulluk her yeri kapladı. Halkın en zaruri ihtiyaçları her gün zamlanıyor. Kanser ilaçları her gün zamlanıyor, ne ilaç bulunabiliyor ne de fiyatlar düzenleniyor. Kayyımlardan kurtulduk, zihniyeti devam ediyor. Bu arada halı da hâlâ gelmedi, onu da hatırlatayım.

    BİR ADALETSİZLİK DAHA

    Savaş politikalarında da hala ısrar ediyorlar. Bütçelerin savaşa değil halkların ihtiyacına tesis edildiği bir düzen barışı getirebilir.

    Dün bir adaletsizlik daha yaşandı. YSK, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin yenilenmesine karar verdi. YSK bütün meşruiyetini yitirmiştir. Tüm Türkiye’yi uyardık ama Türkiye halkları dönüp de Muş’a, Mazgirt’e bakmadılar. Defalarca uyardık, şimdi kıyamet kopuyor, tabii kopacak ama bunun böyle olacağı belliydi.

    HDP nerede bir haksızlık, hukuksuzluk varsa orada olacak. HDP’siz 31 Mart olmazdı, HDP’siz gelecek de olmaz. Bizim ne yapacağımızla zaman harcamayın, asıl siz ne yapacaksınız?

    Mazbatayı gasp etmiş olabilirler ama bizler halkımıza hizmet etmeye devam edeceğiz. Hukuksuzluk her yerde. Ekonomide de hukuksuzluk devam ediyor. Şimdi ekonomide her şey yolundaymış gibi konuşup. Ekonomiyle ilgili açıklamalarda bulunanları Cumhurbaşkanı tehdit ediyor. Halkın enflasyonu çıkmaya devam ediyor. Uyduruk bir sepet açıkladılar. Hollanda büyüklüğünde bir tarım arazini yok etmiş bir iktidar var. Çok ciddi bir yolsuzluğun etrafı kapladığı görülüyor.

    Bu kayyım zihniyetinden kurtulmak lazım bu arada halı da hala gelmedi. Bunu da hatırlatayım.

    S-400 rezaleti, hangi pazarlıklar karşılığı alındığını sorduk bunun bir açıklaması yapılmadı.

    “UYARDIK DİNLEYEN OLMADI”

    Bir hukuksuzluk daha yaşandı YSK İstanbul seçimlerinin yenilenmesine karar verdi. YSK bütün meşruiyetini yitirmiştir. Defalarca dile getirdik tüm Türkiye’yi uyardık. Muş’a Malazgirt’e bakılmadı. HDP’ye yapılan zulme kimse bakmadı. Türkiye’de siyasete, demokrasiye şaşı bakanlar bu haksızlığa ses çıkarmadılar. Şimdi kıyamet koparıyorlar.

    YSK’da 36 gün boyunca bu halkı oyaladı. Sonra İstanbul seçimlerini yenilenmesine karar verdi. AKP- MHP bloğunun noteri haline gelmiş bir YSK var.

    HDP İstanbul’da aday çıkaracak mı? Kamuoyunun bunlarla meşgul olmasına gerek yok. 31 Mart HDP’siz olmadı. HDP’siz gelecek de olmaz. Bizim ne yapacağımızla uğraşmayın. Asıl siz ne yapacaksınız.

    Demokrasi mücadelesi kararlılık ister.

    “MANÜPÜLASYONLARA GEREK YOK”

    Açlık grevinin sonlanması için bu tecrit düzenine hakkımızı gasp eden faşist düzene karşı omuz omuza verelim. Anneler cezaevlerinin önünde Kürt çocukları ölmesin diye onurlu mücadele veriyor. O annelere saldıranlara karşı sesinizi yükseltmelisiniz. Eğer bu zulme dur demezsek yarın çok geç olacak. Uzun zamandır tüm siyasi dinamiklere çağrıda bulunuyoruz. Mesele sandık mücadelesi değil, demokrasi mücadelesidir. O nedenle tecrit son bulmalıdır diyoruz. HDP’nin ne yapacağı üzerinde manüpülasyonlara gerek yok.

  • Buldan: HDP’yi bitiremeyeceksiniz; bunu ancak rüyanızda görebilirsiniz-VİDEO

    Buldan: HDP’yi bitiremeyeceksiniz; bunu ancak rüyanızda görebilirsiniz-VİDEO

    PİRHA- HDP’nin 6. kuruluş yıldönümüne denk gelen grup toplantısında konuşan Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, yaklaşan yerel seçimlere işaret ederek “Bu seçimlerde AKP bölgede bir tabela partisi haline gelecek. O tabelalarınızı da kayyımlarınız indirecek” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan olağan grup toplantısında konuştu. HDP’nin 6. kuruluş yıl dönümüne denk gelen grup toplantısına Alevi kurum temsilcileri, KESK, Mahalleler Birliği, DİK, DTK, DBP, HDK, ESP, Devrimci Parti, TİP, Halkevleri temsilcileri, tutuklu seçilmişlerimizin yakınları ve hayatını kaybeden mahpus Koçer Özdal’ın ailesi de katıldı.

    Buldan’ın 6. kuruluş yıl dönümünü selamlayarak başladığı konuşmasının öne çıkanları şöyle:

    “KAZANA KAZANA BUGÜNLERE GELDİK”

    – HDP emeği sömürülen işçidir. Dili, kültürü ve varlığı yok sayılan Kürt’tür. 74 fermandan geçirilen Ezîdîdir, barış için semah dönen Alevidir, Hatay’ın Uzun Çarşısındaki Arap’tır, Mor Gabriel’deki Süryani’dir, Sur küçelerindeki Ermeni’dir, Ulu Cami’deki Müslüman’dır.

    – Bir tarafımız Mazlum Doğan’a, diğer tarafımız Mehmet Tunç’a, Asya Yüksel’e, Sakinelere uzanır. Bizler, altı yaşında bir parti olarak çok genç, kırk yıllık geleneği olan bir parti olarak çok köklüyüz. Bir yanımızda Mahir Çayan durur diğer yanımızda Şeyh Bedrettin.

    – Hiçbir zaman zulme boyun eğmedik, direne direne kazanacağız dedik. Kazana kazana bugünlere geldik.

    – HDP, Türkiye’de her gün sokak ortasında öldürülen kadınların yaşam hakkı savunucusudur. HDP kadın özgürlüğünün teminatıdır. Biz faşizme karşı mücadele ederken kadın mücadelesini ertelemiyoruz.

    “HDP’Yİ BİTİREMEYECEKSİNİZ”

    – Onları bir arada tutan paradır, ranttır. Bizi bir arada tutan dayanışmadır, özgürlüktür. Geçen yıl eş başkanlarımız tutuklandılar. Bu sabah da Halkevleri’ne yönelik rehine operasyonu düzenlendi. Bu operasyonu kınıyoruz. HDP’yi bitiremeyeceksiniz. Bunu ancak rüyanızda görebilirsiniz.

    – Biz, bu topraklara özgürlük ve barışı getirmeden hiçbir yere gitmeyeceğiz. Buradayız, gitmiyoruz, bitmiyoruz.

    – Milletvekilliği, belediye başkanlığı bizim için bir makam değildir, buralar bizim halka hizmet ettiğimiz yerlerdir.

    – AKP Genel Başkanı al papazı ver papazı dedi. Rahip, 17-25 Aralık’ta başlayan Halkbank’a uzanan yolsuzluk ve kirli işlerle ilgili rehin alındı. ABD’nin Suriye’de SDG’ye destek vermesi. Rahibi ajan olarak ilan ettiler. Erdoğan, ‘Bu fakir görevde olduğu sürece bu teröristi alamayacaklar’ demişti. Rahip şu anda Amerika’da. Bizim fakirin durumunda bir değişiklik mi oldu merak ediyoruz.

    “YARGI BAĞIMSIZSA ROBOSKİ VE GEZİ’NİN KATİLLERİ NEDEN DIŞARIDA?”

    – HDP’ye yönelik tutuklamalar rehine politikasıdır. Yargı bunun aracı haline gelmiştir.

    – Yargının bağımsız olduğunu söylüyorlar. Yargı bağımsızsa Roboski’nin, Gezi’nin, Soma’nın katilleri neden dışarıda bunu sormak istiyorum. Rahip gitti ve tüm dünyaya rezil olan bir iktidarın emir komutasındaki bir yargı sistemi kaldı. Tarih şuna şahit olacaktır ki, muhaliflerine karşı acımasızca rehine politikası uygulayan, yargıyı bunun kılıcı haline getiren zihniyetin kendisi de yarattığı bu sistemin rehinesi olacaktır.

    -Gelin Adalet Bakanlığı’nın adını ‘rehine bakanlığı’ yapın, kanunlarınınız adını da rehine kanunu yapın. Bizden size öneri.

    “AMEDSPOR YALNIZ DEĞİLDİR”

    – Erdoğan’ın Kürtleri hedef alan açıklamalarından hemen sonra Amedspor, Sakarya’da ırkçı bir saldırıya uğradı. Bu ırkçılık zehiri sahibini zehirler. Amedspor yalnız değildir.

    – 24 Haziran öncesi Afrin’in işgal edildiğini bir kez daha hatırlatmak isteriz. Şimdi sırada yerel seçimler var ve onlar da sırada Mınbiç’in olduğunu söylüyorlar. Aynı film sahnede. İdlib’den atılan çeteleri mi Mınbiç’e yerleştireceksiniz? Bunların tek derdi halkların kendi öz gücüyle demokratik bir  öz yönetim oluşmasını engellemektir.

    “AKP BÖLGEDE TABELA PARTİSİ HALİNE GELECEK”

    – AKP Genel Başkanı, hafta sonu yine bizi tehdit etti. Kayyım atarız, el koyarız dedi. İzlediği siyasetin halkta bir karşılığı olmadığını kendileri de biliyorlar. Bizimle siyasi mücadele yürütme cesareti gösteremiyorlar. Sadece bizimle uğraşmıyor, muhtarları da görevden alıyor. Artık kayyım her yerde. Belediyede değil, muhtarlıklara da atandı.

    – “Bana muhtar bile olamazsın dediler” diye mağduriyet edebiyatı yapan zihniyet bugün muhtarlardan dahi korkar duruma gelmiştir. Dikkat edilirse kendi adaylarından hiç söz etmiyor. Kayyuma sarılması siyaseten yenildiklerinin ifadesidir.

    – Bu seçimlerde AKP bölgede bir tabela partisi haline gelecek. O tabelalarınızı da kayyımlarınız indirecek.

    “EMEKLİLİĞİ DEĞİL KORUCULAR TEKLİFİNİ REDDETTİK”

    – Trafik kanunu görüşmeleri sırasında korucuların emekliliğiyle ilgili madde görüşülürken, komisyon üyelerimiz korucularla ilgili önergeye karşı çıkmıştır. Emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili teklif gelmesi halinde destekleyeceğimizi kamuoyuyla paylaşmak isteriz.

    Buldan, “Hızır hepinizin yardımcısı olsun” sözleriyle konuşmasını sonlandırdı. (HABER MERKEZİ)

  • Kemalbay Efrin operasyonunda hükümete yüklendi: Türkiye savaşı körüklüyor

    Kemalbay Efrin operasyonunda hükümete yüklendi: Türkiye savaşı körüklüyor

    HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay, olası Efrin operasyonu konusunda hükümete yüklenerek, “Suriye’de savaşın sonuna yaklaşılıyor, masalar kuruluyor. Çözüm çabaları sürerken Türkiye’nin yeniden savaşı körüklemesi kabul edilemez” dedi.  

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay, partisinin haftalık grup toplantısında gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Kemalbay, ilk olarak 11 yıl önce öldürülen gazeteci Hrant Dink’i andı. Kemalbay, “Barış mücadelesinde çok önemli bir yoldaşımızdı. 11 yıl içinde Hrant Dink cinayeti aydınlatılmadı. Evet, tetikçiler tutuklanabiliyor fakat devletin gözetiminde yapılan bu tip siyasi cinayetlerin faillerinin ortaya çıkarıldığını bugüne kadar görmedik. Tıpkı Musa Anter’de tıpkı Tahir Elçi’de olduğu gibi Dink de devletin karanlık dehlizlerinde örgütlenen bir cinayetle yaşamını yitirdi. Türkiye halklarının birlikte yaşam özlemine yapılan bu tip cinayetler, bizlerin mücadelesini yükseltmemiz gereken konular. Ne zamanki bu cinayetlerle yüzleşirsek o zaman barışın yoluna girmişiz demektir” diye konuştu.

    “YARGI DEMİRTAŞ’IN ÖNÜNE ÇIKTI”  

    Kemalbay, HDP’nin tutuklu bulunan Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutuklandıktan 435 gün sonra ilk kez geçtiğimiz hafta görülen duruşmada hazır edildiğini hatırlatarak, “Bu tamamen keyfi ve hukuksuz tutum 435’inci gününde aslında dimdik duran güler yüzlü, Türkiye halklarına umut veren çok kıymetli siyasetçinin yargı önüne çıktığı değil, yargının onun önüne çıktığı gün oldu. Demirtaş rehin alındığı F tipi hapishanede bile umut üretebilen, siyasete katkı sunabilen, zinde, güler yüzlü duruşuyla bizlere de moral verdi” dedi.
    Kemalbay, Demirtaş’ın yarın Ankara’da görülecek iki ayrı duruşmada da hazır edileceğini belirterek, duruşmalara katılım çağrısı yaptı.

    “ÜFÜRÜKTEN FEZLEKELERLE CEZA VERİLİYOR”

    HDP’li milletvekillerine son iki haftada yoğun bir şekilde yerel mahkemelerde verilen cezaların da “üfürükten fezlekelerle” verildiğini savunan Kemalbay, şöyle konuştu:

    “Siyasi meşruluğunu yitiren AKP-Saray rejimi muhaliflerini operasyonlarla etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Bu çerçevede özellikle HDP’li milletvekillerine yönelik saldırıların hukukla, adaletle ve vicdanla bağı kalmadı. Geçen hafta İdris Baluken’e 16 yıl 8 ay ceza verdiler. Abdullah Zeydan’a 8 yılı aşkın ceza verdiler. Bu cezaların aslında bu kürsüde yaptığı konuşmalardan kaynaklı olduğunu görürsünüz. Siyaset yaptıkları için, bu ülkenin egemenlerinin beğenmediği tarzda gerçekleri ortaya koydukları için milletvekillerimize Fetullahçı yapıların hazırladığı üfürükten fezlekelerle cezalar verildi.”

    “ZANA KARARI KADIN VEKİLLERE DÖNÜK BİR SALDIRIDIR”

    24 yıl aradan sonra ikinci kez, “devamsızlık” gerekçesiyle milletvekilliği düşürülen Ağrı Milletvekili Leyla Zana’ya dair karara da tepki gösteren Kemalbay, “24 yıl önce Leyla Zana TBMM çatısı altına halkın iradesiyle halk tarafından gönderilmişti. O zaman da bu iradeye saygı duymayanlar tarafından vekilliği düşürüldü. Şimdi aynı anlayış kendini tekrar ediyor. O gün Leyla Zana’ya bu haksızlığı yapanlar, halkın iradesini yok sayanlar bugün AKP-Erdoğan-Bahçeli ittifakında vücut buluyor. Siz nasıl ki 24 yıl önce halkı yok sayan bu saldırınız sonucunda tarihin çöplüğüne atıldıysanız, bugünkü temsilciler de tarihin karanlık sayfalarında yerlerini alacaklar. Fakat bizim mücadelemiz yine devam edecek. Biz yine sokaklarda, meydanlarda, halkın içinde olacağız. Sizin faşist rejiminiz ise tarih önünde mahkum olacak. Zana’nın milletvekilliğinin düşürülmesi kadın vekillere yönelik de bir saldırıdır. 6 milletvekilimizin vekilliği düşürüldü, bunlardan 5 tanesi kadın milletvekillerimiz. HDP’nin ortaya koyduğu bu eşit temsilin, kadınların siyasetteki rolünün kısılması olarak değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

    ERDOĞAN’A KAFTANCIOOĞLU TEPKİSİ: ATEŞ BACAYI SARIYOR

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın partisinin grup toplantısında yeni seçilen CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na dönük söylemlerine de sert tepki gösteren Kemalbay, şöyle devam etti:

    “Ben CHP İstanbul İl Başkanı’na başarılar diliyorum. AKP-Erdoğan iktidarının sevgili Canan Kaftancıoğlu’na yönelik nefret dilini linç kampanyasını kınıyorum. Görünen o ki ateş bacayı sarıyor. CHP içindeki demokratik mücadelenin parçası olma arzusunun, evrensel değerlere sahip çıkma arzusunun, kardeşliği, barışı dillendirmesi mevcut iktidarın büyük korkusudur. Bugün neredeyse grup konuşmasının yarısı bu konuya ayrıldı. O kadar büyük bir utanç ki bu kendisini alkışlamak için oraya getirilen amigolara sayın Kaftancıoğlu yuhalatılıyor, linç ruh haliyle hedef gösteriliyor.”

    “ANAYASA YERLERDE ÇİĞNENEN BİR DURUMDA”

    İktidarı çevreleyen endişelerin nedeninin Olağanüstü Hal’e (OHAL) dönük tepkilerin bir araya gelme ihtimalinden kaynaklandığını ifade eden Kemalbay, şu değerlendirmelerde bulundu:

    “Birlikte mücadelenin faşizmi sonlandırması çabasından duyulan korkudur. Bir taraftan gazetecilere fütursuzca cezalar yağdırılıyor, öte taraftan AYM’nin verdiği karar yerel mahkemeler tarafından yok sayılıyor. Anayasa yerlerde çiğnenen bir durumda. Anayasa aslında yok. Bizler varmış gibi konuşmamalıyız. Anayasa bu ülkede AKP-Erdoğan iktidarı tarafından ortadan kaldırıldı. Eğer bir anayasal suç varsa bu suçu herkesten önce Erdoğan işliyor. Bizler Türkiye halkları olarak bunu görüyoruz. Bunun karşısında ortak mücadele başlatmakta kararlıyız. Birbirimizle kucaklaşmak bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey. Bir inşaat işçisi sesini duyurmak için kendini ateşe veriyorsa, son iki yılda 4 işçi kendisini ateşe verdiyse, biz normal bir ortamdaymış gibi davranamayız. Bu kucaklaşmanın yolunu aramak zorundayız. Tüm bunların temelinde yatan hukuksuzluk, adaletsizliktir. Bugün mezarlıklara saldırılıyorsa, bir milletvekili Kürt dediği için, Kürdistan dediği için para cezasına çarptırılıyorsa, burada bir sorun var demektir. O zaman biz hepimiz birbirimizle dayanışma içinde olmak ve can çekişen cumhuriyetin bu sorunlarıyla, bizlere yaşatılan bu acılara karşı mücadele etmek için omuz omuza vermek durumundayız.

    “ERDOĞAN VE BAHÇELİ DEMOKRATİKLEŞMEDEN KORKUP BİRBİRLERİNE SARILDILAR”

    AKP-Erdoğan rejimi ve onunla işbirliği yapan Devlet Bahçeli bu ülkedeki demokratikleşme mücadelesinden korkarak birbirlerine sarıldılar. 7 Haziran’da yaşanan buydu. İktidarlarını kaybedeceğini düşünen egemen klikler birbirine sarıldı. Bugün Bahçeli peşinen partisinin AKP ile ittifak yaptığını ilan ediyor. Böyle bir şey söyleyemez. Eğer farklı siyasi yelpazelerde olsaydılar ittifaktan söz edebilirdik ama bunlar aynı kafada. Hepsi haklarını koruyanların karşısında olan, ırkçı, militarist, cinsiyetçi yapıların yanında olan iki siyasettir. Bu ırkçılıktır, başka halkları yok saymaktır, talepleri yok saymaktır. Dolayısıyla Bahçeli’nin partisinin anahtarını AKP’ye teslim etmesi şaşırtmıyor. Birlikte savaşı körüklemek için düşmanlık politikaları için işbirliği yapmışlardı.”

    “SAVAŞ SONA ERERKEN HÜKÜMET YENİDEN KÖRÜKLÜYOR”

    Efrin’e dönük operasyon hazırlıklarına ilişkin de konuşan Kemalbay, şunları söyledi: “Bugün Efrin’e yönelik bir saldırı hazırlığı ile karşı karşıyayız. Uzun bir dönemdir dünyanın sayılı, nadide demokrasilerinden biriyle karşı karşıyayız. Sürekli Rojava’ya yönelik savaş söylemleri üretiyor. Bu savaşı gündemde tutma çabasıdır. Eğer savaş, kutuplaşma, çatışmalar sönümlenirse o zaman AKP’nin yolsuzluklarının, yoksullukların, kadın cinayetlerinin ve iş cinayetlerinin bütün bunların hesabı sorulacak. O yüzden kendi koltuklarını korumak için Efrin hesabı başlatmışlar. Suriye’de savaş sonuna yaklaşıyor, masalar kuruluyor. Çözüm çabaları sürerken Türkiye’nin yeniden savaşı körüklemesi kabul edilemez.

    ‘F 16 OLURUM’ DİYOR BİRAZ DA İNSAN OL
    Türkiye’nin tam da bu müzakere sürecinde kolaylaştırıcı rol üstlenmesi gerekir. Suriye’de demokrasi güçlerini desteklemek Türkiye halklarının çıkarınadır. Ama Türkiye Efrin’deki Kürt halkına elini uzatırsa kıyamet kopmaz, tam tersine saray yıkılır. Saray’da kıyamet kopar. O yüzden kendi politikalarını sürdürmek istiyorlar. Bu savaş iklimi sürmezse OHAL’i nasıl sürdürecekler, hukuksuz KHK’leri nasıl dayatacaklar. Efrin’de Kürtler, Araplar, Ermeniler, Asuriler Meclis kurmuşlar ve kendilerini yönetmek istiyorlar. Bu seni niye rahatsız ediyor? Her gün çıkıyor, ‘vururum, kırarım, F-16 olurum’ diyor. Yahu biraz da insan ol. Ağza alınmayacak sözler sarf ederek bu ülkede kötülüğü eken bir iktidar ile karşı karşıyayız.”

    ‘GUANTANAMO’YA ÖZENEN BİR IŞİD BİR DE AKP’DİR’
    Kemalbay, bu hafta 7’nci kez uzatılacak olan OHAL sürecindeki ağır ihlallere de değindi ve şöyle devam etti:

    “Bakın Amedspor ‘çocuklar ölmesin maça da gelsin’ diyor. Bunda suç bulunabilir mi? Ama bu arkadaşlar yargılanıyor. Nuriye ve Semih bir gecede işlerinden atıldılar. Bugün açlık grevleri sürüyor ve her an yaşamlarını yitirebilirler. Sözde bir OHAL komisyonu oluştu. Nerede bu OHAL Komisyonu? Neden bu iki insanın hayatına önem vermez bu iktidar? Çünkü bu iktidar ölümlerden besleniyor. Gerilimlere ihtiyacı var. Bu iktidar Kürtlerin kemiği üstünde oturan bir iktidardır. Garzan’da mezarlıkları kepçelerle kazmanın anlamı düşmanlık tohumu ekmektir. Cezaevlerinde sistematik işkence yapmak, hasta tutsakları keyfi bir şekilde içeride tutmak kabul edilemez. Bu ülkenin en parlak insanlarını hapishanelere doldurup F tipini, tek tipi dayatmak aynı zihniyetin ürünüdür. Dünyada Guantanamo’ya özenen iki tane örgüt var. Biri insanları kafeslerin içinde yakan IŞİD, diğeri de AKP iktidarı. AKP-Erdoğan iktidarı IŞİD’le birlikte Guantanamo’yu referans alarak kendini ifade ediyor.”

    Kemalbay, “Meclis’in önünde kendini yakan inşaat işçisi ve tüm emekçilerin sorunları en başta geliyor. Ama bu sorunları tartışma fırsatı bulamadan böyle tartışmalar içine giriyoruz. Bu faşizm koşullarında bu ülkeyi kaba güçle yönetmeye kalkışanların karşısında durmak durumundayız. Bu ülkenin yoksullukla, işsizlikle karşı karşıya olduğunu, OHAL ve KHK’lerle işinden edilen insanların durumunu da ifade etmek zorundayız. Bütün bu sorunların temelinde yatan faşizme karşı dilekçe veremeyiz. Faşizm dilekçe ile mücadele edilecek bir şey değil. Faşizm toplumun tüm kesimlerinin birlikte hesap sorması gereken bir yerdir. Bir araya gelip bunun hesabını sormak durumundayız” dedi.

    Kemalbay, 11 Şubat’ta yapacakları olan 3. Olağan Büyük Kongresi’ne katılım çağrısı yaparak, konuşmasını sonlandırdı. (MA)

  • Vicdan ve Adalet Nöbeti İstanbul’da grup toplantısı ile başladı –  VİDEO

    Vicdan ve Adalet Nöbeti İstanbul’da grup toplantısı ile başladı – VİDEO

    PİRHA – Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) 25 Temmuz’da Diyarbakır, Ekin Ceren Parkı’nda başlattığı “Vicdan ve Adalet Nöbeti”, bugün İstanbul Kadıköy’deki Yoğurtçu Parkı’nda devam ediyor. Nöbet alanı sabah saatlerinden itibaren polis bariyerleri ile kapatıldı. Uzun bir süre gazeteciler ve milletvekilleri içeri alınmadı. Milletvekillerinin görüşmelerinin ardından gazeteciler ve ziyaretçiler tek tek aranarak alana girdi. HDP bu haftaki parti grup toplantısını Yoğurtçu Parkı’nda yaptı. 

    HABERİN VİDEOSU

    Halkların Demokratik Partisi tarafından başlatılan “Vicdan ve Adalet Nöbeti” Diyarbakır’ın ardından İstanbul Yoğurtçu Parkında haftalık grup toplantısı ile başladı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP), geçtiğimiz günlerde “Durmayalım, dur diyelim, faşizmi durduralım” sloganıyla açıkladığı “Demokrasi Mücadele Planı” deklarasyonunun ardından Diyarbakır, İstanbul, Van ve İzmir’de sokağa çıkma kararı aldı.

    HDP’nin kesintisiz direniş nöbetini tutacağı Kadıköy Yoğurtçu Parkındaki polis ablukası dikkat çekerken nöbet grup toplantısı ile başladı.

    Grup toplantısına HDP Eş Başkanı Serpil Kemalbay ile milletvekilleri Filiz Kerestecioğlu, Sırrı Süreyya Önder, Nadir Yıldırım, Mithat Sancar, Hişyar Özsoy, Ayşe Acar Başaran, Bedran Öztürk, Erdal Ataş, Leyla Birlik, Sibel Yiğitalp, Erol Dora, Dilek Öcalan, İbrahim Ayhan’ın yanı sıra Tevgere Jinen Azad (TJA), HDK Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, Haziran Hareketi Yönetim Kurulu üyesi ve HTKP Başkanı Erkan Baş, ESP Genel Başkan Yardımcısı Fadime Çelebi, EHP Genel Başkanı Sibel Uzun, Diyalog Grubu, Demokrasi İçin Birlik, Devrimci Parti Genel Başkanı Ufuk Güllü, Alevi kurumları, kadın kurumları da grup toplantısında yerini aldı. Yürüyüş ile nöbet alanına gelen yüzlerce yurttaş ise park içerisine alınmadı. Nöbetin yapıldığı alana “Faşizmin panzehiri adalettir”, Demokratik siyaset tasfiye edilemez”, “Toplumsal barıştan vazgeçilmez”, “Emekçilerin sosyal hakları gasp edilemez” pankartları asıldı.

    “HAKLI OLDUĞUMUZ İÇİN ENGELLENİYORUZ”

    Grup toplantısı öncesi konuşan HDP İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu haklı ve meşru bir eylem olduğunu vurgulayarak bu barikatlar, çeperler bizi yıldıramaz, eğer bu çeperler olmasaydı burada binler olacaktık dedi. Kerestecioğlu, “Vicdan nöbetini 7 gün burada sürdüreceğiz. Faşizmi, bu barikatları yanyana yeneceğiz. Bizler haklı olduğumuz için bu kadar engelleniyoruz ancak biliyoruz ki tüm bu baskılara rağmen bizler kazanacağız” ifadelerine yer verdi.

    “SOKAKLARA KİLİT VURUYORLAR”

    Parti temsilcileri ile nöbete başlayacak olan milletvekillerinin alanda yerini alması ile birlikte grup toplantısı başladı. Toplantıda konuşan HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay mecliste milletvekillerinin ağzına kilit vurulmak istendiğini vurgulayarak sokaklarda bir araya geldik ama görüyoruz ki sokaklara da kilit vuruluyor dedi. Kemalbay, alanın 3 kat çemberlenmiş olduğunu belirterek, “Parkın en kurak yerindeyiz, sadece kuru bir ağaç var bizleri güneşin altında tutuyorlar. Bizleri bu yaklaşım yıldıramaz, demokrasi güçleri mücadele tarihinde öyle çok bedeller ödemiştir ki güneşin altında durmak verilen bedellerin yanında hiç kalır. Yoğurtçu parkı hepimizin belleğinde çok önemli bir yerde duruyor, bu park bir çok direnişe tanıklık etmiştir, bu yüzden burada olmak anlamlı ve değerli. Demokrasi mücadelesinde bedel ödeyen, mücadele eden tüm yoldaşlara bu direniş parkından selam olsun” dedi.

    “MÜCADELESİZ BİR BARIŞA KAVUŞMAMIZ MÜMKÜN DEĞİL”

    Kemalbay, 7 Haziran’dan bu yana Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli ittifakının sürdürdüğü savaş politikalarının sonuçları ile karşı karşıya olunduğunun altını çizdi. Tek adam rejiminin mücadele etmeden gitmeyeceğini belirten Kemalbay, şunları kaydetti:

    “Mücadelesiz bir barışa kavuşmamız mümkün değil. Adalet ve Vicdan Nöbeti Diyarbakır’da öyle bir korku yarattı ki 7 gün 24 saat süren bir kuşatma ile karşı karşıya kaldık. İktidara seslenmek istiyorum; neden korkuyorsunuz? Neden halk ile bizlerin bir araya gelmesini istemiyorsunuz? Siz istediğiniz zaman halk ile buluşup mitingler düzenliyorsunuz ama HDP bunu yapmak istediğinde devletin bütün kolluk kuvvetleri karşımıza dikiliyor, bu ne korkudur? Halkla partimizin buluşmasını engellemeye hakkınız yok. Bu kuşatmalardan sonra da manşet atıp başlık atıp ‘Halk HDP’nin toplantılarına katılmıyor’ diyorlar. Ya bu kadar büyük yalanları söyleyip kafanızı yastığa nasıl koyuyorsunuz? Partimizi kriminalize etmek çalışmalarımızı bu şekilde hayaller halktan kopartmayı düşünmek nafiledir. 7 Haziran’dan bu yana İstanbul size her seferinde cevabı verdi. 16 Nisan’da gördük. Bizden korkmalarının sebebi ne kadar çok suçlarının olduğunun itirafıdır. Bizler mutlaka bu suçların karşılığında hesabını soracağız hukuken de demokratik siyaset yoluyla da bu suçların hesabını soracağız.”
    HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın rehin tutulduğunu belirten Kemalbay, bugüne kadar 64 duruşmaya SEGBİS ile katıldığını ancak rehin tutulduğu dosyanın görülmediğini vurguladı. “Parlementonun 3. büyük partisinin eş genel başkanı yalan fezlekelerle rehin alınmış fakat bir yargılama günü bile verilmedi” diyen Kemalbay, “Eş Genel Başkanımız Türkiye’de bölgede dünyada saygı duyulan bir siyasetçidir. Recep Tayyip Erdoğan demiştir ki: Selahattin teröristtir. Recep Tayyip Erdoğan’ı birçok kez bu suçlamayı ispat etmeye çağırdık ama hiçbir karşılık alamadık. Eğer elinde belgen varsa bunu savcılara verirsin. Yapamıyorsan iftira ediyorsun. Bu suçlamayı aynen sana iade ediyoruz. Bu iktidar ancak yalanlarla kendini sürdürebileceğini biliyor. Kendi çamur medyasıyla 24 saat insanları bu yalanlara ikna etmeye çalışabilirler ama gerçekler bir gün acı bir şekilde ortaya çıkar. İç tüzük değişikliğinin geçirilmesi esnasında Kürdistan demenin Çorum Katliamı demenin, Sivas Katliamı demenin ne kadar büyük bir korkuyla karşılandığını gördük. Ama biz bu tarihsel gerçekleri anlatmaktan geri durmayacağız. Nasıl bir ceza verirlerse versinler bunu asla başaramayacaklar. En çok korktukları şey toplumdaki kaygıların ortaya çıkan dinamiklerin birleşik bir mücadelenin gerçekleşmesi Erdoğan-Bahçeli faşizmini en çok korkutan şeydir. O yüzden demokrasi dinamikleriyle buluşmamız engelleniyor, halkın milletvekilleriyle halkın buluşmasının önüne geçilmeye çalışıyor”diye konuştu.

    Kemalbay son olarak Vicdan ve Adalet Nöbeti’nin ziyaretlerle sürmeye devam edeceğini belirterek grup toplantısını sonlandırdı.  Nöbet ziyaretler ile devam edecek.

    “DEMOKRASİ VE ADALET MÜCADELESİNİ BÜYÜTMELİYİZ”

    EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan da bir konuşma yaptı.

    “Adalet bu ülkenin ortak talebi olmaya başladı. Çünkü AKP politikalarının hiç birisinde adalet söz konusu değil. Sonuçlarında da adalet söz konusu değil. Dolayısıyla demokrasi mücadelesinin de önemli bir talebi haline geldi. Aynı zamanda bütün bir Türkiye toplumu da adalet konusunda birleşti. Demokrasi, barış ve adalet talebi konusunda ortak mücadele ile kazanabileceği müze inanıyoruz. Bunun içinde hep birlikte yol almamız gerekiyor. 1 Eylül Dünya Barış Günü önümüzde. Bu talepler etrafında 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde birleşmeyiliz. Demokrasi ve adalet mücadelesini büyütmeliyiz.”

    NÖBET ABLUKA ALTINDA DEVAM EDECEK

    Diyarbakır’da 7 gün boyunca süren nöbetteki manzaranın bir benzeri de İstanbul’da yaşanacak gibi görünüyor. HDP milletvekilleri ve parti yöneticileri tarafından 7 gün 24 saat boyunca sürdürdüğü Diyarbakır’ın Kayapınar ilçesi Ekin Ceren Parkı’ndaki eylem alanı polis bariyerleriyle çevriliydi. Polis ablukasında devam eden nöbet süresince halkın parka girişine izin verilmedi. Alana sadece gazeteciler ve ziyarete gelen Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Diyarbakır İl Örgütü yöneticileri alındı.

    (HABER MERKEZİ)