Etiket: grup toplantısı

  • Özgür Özel: Bedeller ödeyeceğiz ama yürüyüşümüzden asla vazgeçmeyeceğiz- VİDEO

    Özgür Özel: Bedeller ödeyeceğiz ama yürüyüşümüzden asla vazgeçmeyeceğiz- VİDEO

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında iktidarın CHP’ye yönelik baskılarının amacının kendisini “rakipsizleştirmek” olduğunu söyledi. “Bir adım geri atarsak teslim alacaklar ülkeyi” diyen Özel, “Bedeller ödeyeceğiz ama yürüyüşümüzden asla vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı

    Mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı’na getirilen Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP Lideri Özgür Özel’in aynı anda grup toplantısı yapmak istemesi nedeniyle Meclis, sabahın erken saatlerinden itibaren hareketli görüntülere sahne oldu.
    Kılıçdaroğlu ve Özel destekçileri, sabahın erken saatleri itibarıyla Meclis’in giriş kapılarında toplandı. Özel kanadının Meclis’e 4 bin 600, Kılıçdaroğlu kanadının ise bin 500 ziyaretçi yazdırdığı öğrenildi. Toplantı salonunun 680 kişilik olması nedeniyle zaman zaman izdiham görüntüleri yaşandı.

    Özel’e yakın milletvekillerinin sabah saat 09.00 itibarıyla grup toplantısı salonuna girerek sıralara oturduğu görüldü. Milletvekilleri, 9 Haziran 2025 tarihinde yaşamını yitiren Ferdi Zeyrek’in fotoğrafını milletvekili sıralarına koydu. Fotoğrafın önüne karanfiller bırakıldı.

    CHP Lideri Özel, Grup Toplantısı’na saat 13.30’da başladı. CHP lideri, konuşmasına geçtiğimiz yıl elektrik akımına kapılarak hayatını kaybeden Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek‘i anarak başladı.

    “BURASI SEÇİLMİŞLERİN YERİDİR”

    Bugün Zeyrek için düzenlenecek anma töreni nedeniyle Manisa’da olacağını ancak mahkeme kararıyla partinin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun “bu durumu fırsat bilerek” grup toplantısına başkanlık etmek istediğini söyleyen Özel, “Herkese danıştım, en son Ferdi’nin sesiyle karar verdim. Arardım; ‘Ya birader ne yapacağız’ diye. ‘Abi biz burayı hallederiz sen orada lazımsın’ derdi. Ben bugün burada lazımdım, burada kaldım” ifadelerini kullandı. Özel, “Burası seçilmişlerin yeridir” dedi.

    Özel, konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Bugün saat 13.30’da kürsüde kim olacak diye günlerce konuşuldu. Burada bugün konuşmayı bir ‘zafer’, bir ‘başarı’ olarak görmüyorum ancak bu kürsüde seçilmiş genel başkanının konuşma yapmasının sağlanması, Dikmen Kapı önündeki binlerin Türkiye’deki milyonların yüreklerindeki demokrasi, ülke ve parti sevgisindendir. Sizleri kutluyorum.”

    “‘İKTİDARI TESLİM EDEMEYİZ’ DİYORLAR”

    “3 yıl önce partimizde seçimi kazandık. Yüzde 25’lik cam tabandaydık ve yüzde 38’lere ulaştık. Hani CHP’nin iç işi diyorlar ya, CHP’nin iç işi falan değil kim karışır CHP’nin kurultayına. Son 4 kongreyi yok say, YSK’ye göre yok değil, ama AK Parti yargı kollarının görevlendirdiği bir mahkeme olmayacak bir karar alsın, bir asliye mahkemesini ikna edenin her şeyi yapabileceği bir duruma düşürdüler Türkiye’yi. İlk seçimde iktidarı alırlar, biz bu iktidarı veremeyiz, teslim edemeyiz, bütün mesele bu. Bunun üzerine oturuyor bu sistem.

    16 tapuyu konuştuğumuz gün çıktı dedi: Muhittin Böcek çıkacak yakında ifade verecek. Ankara’daydım ve bunu ispatlayamadılar. Kendisi defalarca adaylık için para vermediğini açıkladı. En son Ferdi Zeyrek’e para verdim diye ifade verdi. Nasılsa ölmüş dediler. Partiyi lidersizleştiren bir hamle ile bu işi yapmaya çalıştılar.”

    “YARGIDAKİ ÇETE DÜZENİNİ DAĞITACAĞIZ”

    Partisine yönelik baskılara dikkati çeken Özel, “Mesele; CHP’yi olası tüm adaylarıyla, kurumsal kimliğiyle, lideriyle, bütün güçlü kaslarıyla ortadan kaldırmaya çalışan Erdoğan’ın, kendini rakipsizleştirme meselesinden başka bir mesele değil” şeklinde konuştu. Yargıya yönelik eleştirilerde bulunan Özel, “Elbette hukuka güveneceğiz ama önce yargıdaki çete düzenini dağıtacağız” dedi.

    Özel, şöyle devam etti: “Bir adım geri atarsak teslim alacaklar ülkeyi. Bunun için bütün bu kurulan kumpasa anlatılan hikayeye ve basın eliyle destekleyen yalanlara karşı Kuvâ-yi Milliye ruhuyla milletin azim ve kararlılığına inanacağız.”

    KURULTAY SÜRECİNE İLİŞKİN MESAJ

    Devamla, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “11 Haziran Perşembe günü yapacağımız ilk Parti Meclisi toplantısıyla kurultay sürecimizi başlatıyoruz” şeklindeki açıklamasına değinen Özel, ” Yapılması gereken 26 Temmuz tarihini geçirmeden kurultay yapmaktır. Aksi halde parti 6 yıldır kurultay yapmamış olur ve seçime girmesi tehlikeye girer” dedi.

    “BEDELLER ÖDEYECEĞİZ AMA YÜRÜYÜŞÜMÜZDEN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Ödeyecekleri her bedele rağmen yürüyüşlerini devam ettireceklerini vurgulayan Özel, “Milletin yürüyüşünün önüne kimse set çekemez. Önümüzde duran bu milletin ayakları altında kalır. Bu millet önünde kimseyi istemez. Devleti milletin karşısına koyarsanız millet bu devleti önce yener sonra demokratik devleti yeniden inşa eder. Kimse birilerinin milletle girdiği savaşın maşası olmasın. Bedeller ödeyeceğiz ama yürüyüşümüzden asla vazgeçmeyeceğiz” sözleriyle konuşmasını sonlandırdı.

    Özel, toplantının ardından, Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş ile birlikte Manisa’ya hareket etti.

    HABER MERKEZİ

  • CHP’de gerilim tırmanıyor: Özel mi, Kılıçdaroğlu mu konuşacak?

    CHP’de gerilim tırmanıyor: Özel mi, Kılıçdaroğlu mu konuşacak?

    PİRHA-CHP’de mahkemenin mutlak butlan kararının ardından yaşanan liderlik tartışması Meclis’e taşındı. Hem Kemal Kılıçdaroğlu hem de Özgür Özel grup toplantısında konuşacağını açıklarken, kürsüye hangi ismin çıkacağı belirsizliğini koruyor. Meclis önünde toplanan binlerce partili ise gelişmeleri yakından takip ediyor.

    CHP’de mahkemenin verdiği mutlak butlan kararının ardından yaşanan siyasi gerilim sürüyor. Mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı görevine getirilen Kemal Kılıçdaroğlu ile görevden alınan Özgür Özel, bugün gerçekleştirilecek grup toplantısında konuşacaklarını açıkladı. Ancak toplantıda kürsüye hangi ismin çıkacağı belirsizliğini koruyor.

    MİLLETVEKİLLERİ SALONDA BEKLİYOR

    Sabah saatlerinde grup toplantısı öncesinde Özgür Özel’e yakın milletvekilleri toplantının yapılacağı salona girerek beklemeye başladı. Parti içinde yaşanan yetki tartışmasının Meclis’e taşınması dikkat çekti.

    KILIÇDAROĞLU MECLİS BAŞKANLIĞI’NA BAŞVURDU

    Edinilen bilgilere göre Kemal Kılıçdaroğlu, grup toplantısına ilişkin süreç kapsamında Meclis Başkanlığı’na başvuruda bulundu. Özgür Özel ise daha önce yaptığı açıklamada grup toplantısını kendisinin yöneteceğini ifade etmişti.

    MECLİS ÖNÜNDE YOĞUN KATILIM

    Grup toplantısı öncesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde her iki ismi destekleyen kalabalıklar toplandı. Halk TV’nin aktardığı bilgilere göre, Kılıçdaroğlu’nu destekleyen yaklaşık bin 400, Özgür Özel’i destekleyen ise yaklaşık 4 bin 400 kişi toplantıyı izlemek amacıyla akreditasyon başvurusunda bulundu.

    GÜVENLİK GEREKÇESİYLE GİRİŞLERE İZİN VERİLMEDİ

    Yoğun başvuru nedeniyle Meclis çevresinde güvenlik önlemleri artırılırken, güvenlik gerekçesiyle destekçilerin Meclis’e alınmadığı bildirildi.

    HABER MERKEZİ

  • DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Tarihi cesaret edenler yazar!-VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Tarihi cesaret edenler yazar!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. ‘Barış İzleme ve Takip Kurulu’ kurulmasını öneren Bakırhan, sürecin hızlanması gerektiğinin altını çizdi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında güncel gelişmelere ilişkin konuştu.

    Tuncer Bakırhan, Dersim Katliamı’nda katledilenleri anarak, devletin özür dilemesi gerektiğini ifade etti:

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ortadoğu’daki zirve “belirsizliklerin zirvesi” ve bu zirve devam ediyor. ABD-İsrail, İran savaşının yarattığı büyük sarsıntıların bölgedeki bütün dengeleri yeniden harekete geçirdi. Körfez ülkelerinin eski güvenlik konumlarını kaybetti. Hürmüz Boğazı artık bir hegemonya mücadele alanına döndü. Irak’ta kalıcı bir yönetim mimarisinin kurulmaması Lübnan’da bitmeyen savaş halklar arasında ciddi tehditler ve tehlikeler yaratıyor. Böylesi bir tabloda Türkiye açısından en rasyonel yol dostlarını çoğaltmak ve düşmanlarını azaltmaktır. Türk’ün tarihsel dostu Kürt, Kürt’ün tarihsel dostu da Türk’tür. Kürt jeopolitiği bir risk değil, bir fırsat olarak görülmelidir. Korkuları değil, ortaklıkları çoğaltarak birlikte kazanabiliriz, birlikte büyüyebiliriz. Eşit yurttaşlık, demokrasi ve barış temelinde kurulacak yeni birliktelik yalnızca içeride değil, bölgede de Türkiye’yi stratejik bir güç haline getirir. T

    Türkiye’nin Ortadoğu’da stratejik önemi ve gücünü korumasının yolu 22 Ekim ve 27 Şubat’tan geçiyor. Çözüm Kürt meselesinin demokratik çözümündedir. Biz Kürt meselesini çözeceksek her defasında Ortadoğu’daki gelişmelere, Balkanlardaki gerilimlere, Kafkasya’daki çatışmalara, Akdeniz’deki hesaplara bakarak mı karar vereceğiz? Bu mantık doğru bir mantık değildir. Son 20 yılda sadece yanıbaşımızda 14 büyük savaş yaşandı. Bu bakımdan erteleme ile yol alabileceğimiz bir eşlikte değiliz. Barış kaygı ve tereddütlerle değil, barış cesaretle olur. Bugün barış için tüm şartlar uygundur. Ama ne yazık ki temel sorun siyasetsizliktir. Esnaf soruyor, asker annesi soruyor, cezaevindeki tutsak ailesi soruyor, öğrenci soruyor, emekli soruyor. Siyaset neden cesaret edemiyor? İktidar neyi bekliyor diye. Altını önemle çizmek istiyorum. Bu sürecin ciddiyetinin adı hukuktur. Süreci ciddiye alan onu hukuka bağlar. Barış bir tohumsa hukuk onun toprağıdır. Toprağı olmayan bir yerde tohum yeşerir mi?

    Özel yasayı Meclis’e sunalım. Bir haftada gereğini yapalım. Türkiye rahat bir nefes alsın. Sayın Öcalan’ın özgür müzakere koşulları sağlansın.

    Kayyımı atayanlar, kayyımı geri çekemiyor mu? Bu süreci enfekte eden uygulamalardır. Bunlar sürecin ruhuna aykırı olan adımlardır. Bir taraftan süreç, bir taraftan verilen cezaları toplum kabul etmiyor. Komisyonun hazırladığı raporun gereğini yerine getirilsin.

    Bugün sayın Bahçeli’nin statü açıklamasının altına imza atıyoruz. Sayın Erdoğan’ın “süreci sonuna götürenler tarihe geçecektir” sözüne bide diyoruz ki; tarih cesaret edenleri yazar, buyrun tarihi birlikte yazalım. Yüzyıldır hasret kaldığımız barışı mutlaka bu topraklarda kuracağız.

    Bu süreci risklerden uzak tutacak bir komisyon kuralım. Adı ‘Barış İzleme ve Takip Kurulu’ olsun. Meclis’in vereceği üyeler süreci takip etsin, kolaylaştırıcı olsun. Atılması gereken adımları hızlandırır. Bu kurul, akademi ve sivil toplumla istişarede bulunabilir.

    Türkiye’nin adalet meselesi, artık yargı paketleriyle geçiştirilecek bir sorun değil. İhtiyaç bütünlüklü bir hukuk reformudur. Cezaevlerinde 414 bini aşan tutuklu ve hükümlü var. Toplumda adalete olan inanç neredeyse sıfırlandı. Hapsetmeyi büyüten düzen toplumu daha güvenli, daha adil kılmadı. Yasalar mahkumiyeti öncelememeli. Tutuklu yargılama müessesi artık istisna olmalıdır. İnfaz düzenlemesi, hasta mahpusların özgürlüğü, uzun tutukluluğun son bulması, idare ve gözlem kurullarının kaldırılması, AİHM ve AYM kararlarının uygulanması gibi adımlar acil açılması gereken adımlardır.

    Yarın Hıdırellez  Bayramı’nın kutlanacağı gündür. Bu toprakların kadim geleneklerinden biridir. Hıdırellez’i kutluyorum. Yine yarın Deniz Gezmiş, Yusuf ve Hüseyin’in idam edilişlerinin yıl dönümüdür. Deniz, Yusuf, Hüseyin’i de saygı, rahmet ve minnetle anıyorum. Onların demokratik, özgür, bağımsız Türkiye ideallerinin temsilcileri olacağımızın sözünü veriyoruz. ”

    PİRHA/ANKARA

  • Özel: Son 23 yılda 116 Soma faciası kadar işçi yaşamını yitirdi-VİDEO

    Özel: Son 23 yılda 116 Soma faciası kadar işçi yaşamını yitirdi-VİDEO

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında “Ak Parti döneminde 7 tane Soma oldu” diyerek, “Bu madencinin Soma’da olduğu gibi ölüsünün değeri var da dirisinin neden değeri yok kardeşim? Bir an önce bu sorunu çözün” ifadesini kullandı. 

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel,partisinin grup toplantısında gündeme yönelik değerlendirmelerde bulundu.

    Özel,1 Mayıs öncesindeki son grup toplantısında işçileri ve emekçileri ağırladıklarını söyledi. Özel, 9 gündür Kurtuluş Parkı’nda direniş ve açlık grevi yapan Doruk Madencilik, Divriği’de 106 gündür direnişte olan Çiftay Madencilik, İzmir’de 505 gündür direnen Temel Conta ve 466 gündür direnişte olan DIGEL Tekstil, Mersin Limanı’nda 49 gündür direnişte olan Özgüneş işçilerinin mücadelelerini ile İtalyan Lisesi’nde eşit işe eşit ücret talebiyle mücadele eden ve 86 gündür işten atılmalarına karşı direnen eğitim emekçileri selamladı ve mücadelesine destek verdiklerini söyledi.

    Özel, Antep’te işçilerin haklarını savunduğu gerekçesiyle tutuklanan BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen’e de dayanışma mesajı verdi. Türkmen’in 44 gündür cezaevinde bulunduğunu söyleyen Özel, CHP grubunun en derin dayanışma duygularını ilettiğini kaydetti.

    Özel, Dünya İş Sağlığı ve İş Güvenliği Günü’nde iş cinayetlerine dikkat çekerek, “Türkiye’de iş kazalarında, cinayetlerde 35 bin işçi hayatını kaybetti. 35 bin bir sayı değil; gözyaşlı anne, baba, dul kalmış eş, babasız kalmış çocuklar demek. Son 23 yılda Türkiye işçi sınıfı tam 116 Soma faciası kadar evladını kaybetti” dedi.

    Özel, Doruk Madencilik işçilerinin 16 gün önce Eskişehir’den yürüyüşe başladığını, Ankara’ya geldiklerini ve 9 gündür açlık grevinde olduklarını söyledi.

    Madencilerin eylemleri sırasında polis müdahalesi ve gözaltılar yaşandığını belirten Özel, işçilerin hak arama mücadelesi verdiğini belirtti. Özel, bir işçinin cebinden çıkan sebze ve meyveleri gösteren fotoğrafa işaret ederek, “İşte bu mücadele Türkiye’de hepimizin onur mücadelesidir. Bu mücadele sokakta kazanılacak, direnerek kazanılacak, eylemle kazanılacak ama böyle bir fotoğraf bir daha çektirilmesin diye hiç yolu yok, o ilk seçim kazanılacak. Hiç yolu yok” dedi.

    “Ak Parti döneminde 7 tane Soma oldu” diyen Özel, “Bu madencinin Soma’da olduğu gibi ölüsünün değeri var da dirisinin neden değeri yok kardeşim? Bir an önce bu sorunu çözün” ifadesini kullandı.

    SOMA FACİASINI HATIRLATTI

    Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:

    “İlk mahkemeye 10 bin kişi gittik, 86 mahkeme takip ettim. Bittiğim 156 kişiydik. O günden bugüne dört Soma daha olmuş sadece madenlerde. Ak Parti iktidarı döneminde Soma’dan bir tane olmamış, yedi tane olmuş. Ama biz bir Soma hatırlıyoruz. 301’i birlikte öldü diye herkes konuşuyor. Ak Parti döneminde yedi Soma oldu, işin orasına kimse bakmıyor. Soma’da 301 madencinin işçi sınıfına vasiyetidir, örgütlenin, sendikalı olun, birlikte mücadele verin.”

    Soma’nın üzerinden 12 yıl geçti ama madencilerin çilesi bitmedi. Doruk Madencilik işçileri Eskişehir’den yola çıktılar, Ankara’ya geldiler. Maaşlarını almak istiyorlar, sürekli ücretsiz izne çıkarılmaya isyan ediyorlar. İşçilerin 23 Nisan’da çocuklarıyla nasıl bir araya geldiğini gördük. Ne yapmışlar da polis her seferinde karşısında? Adımını atana gözaltı yapıyorlar. Bu sabah gazeteleri açtık, Salih Yurdakul kardeşimizin evinden çıkan alışveriş listesi… Bu mücadele hepimizin onur mücadelesidir. Böyle bir fotoğraf çektirilmesin diye, hiç yolu yok bir sonraki seçim kazanılacak.

    Şimdi burada bu madenciler hayatını kaybederken mi ödeyeceksiniz? Bu madencinin Soma’da olduğu gibi ölüsünün değeri var da dirisinin neden değeri yok kardeşim? Bir an önce bu sorunu çözün. Bir an önce bu sorunu çözün.

    “1 MAYIS BAYRAM GİBİ BAYRAM OLACAK”

    2010 Taksim var, 2011 var. 14 yıldır Taksim yasak. 1 Mayıs bayram gibi bayram olacak. Taksim işçiye sonuna kadar açık olacak.

    “İKİ İŞÇİDEN BİRİ ASGARİ ÜCRET ALIYOR”

    Bu kara düzen her iki işçiden birini asgari ücretli yaptı. Asgari ücret dediğimiz şey, emekçinin ilk bir yıl aldığı ücrettir. Bir yıl sonra kıdemle birlikte o kıdemden uzaklaşılır. Asgari ücret neredeyse ortalama ücret olmuş durumda. O yüzden de asgari ücretliler zorda hem de geri kalan ücretler ona göre belirlendiği için diğer ücretliler zorda.

    SOSYAL KONUT PROJESİ YANITI: “KÖTÜ TAKLİTLERDEN SAKININ”

    Buradan Türkiye’de barınma sorunu çeken herkese söylüyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi kiralık sosyal konut fikrinin geliştiği sol, sosyal demokrat, sosyalist partilerin tartıştığı ve hayata geçirdiği o fikrin sahibidir. O fikri Türkiye’ye getiren, o fikri Türkiye’de savunan Türkiye’de planlayan iktidarında da her sosyal konuttan birinin kiralık ve gelire göre sosyal konut haline getiren partidir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin hem sosyal belediyecilikte hem de sosyal konut alanında kötü taklitlerinden sakının.

    “BU ÜLKE İKİ BARIŞTAN ÇOK ÇEKTİ”

    Batmış, bitmiş bir ekonomiyle, faizin kara deliğe dönüştüğü israf düzeniyle karşı karşıyayız. Her şeyi bilen ekonomist Erdoğan yine çözümü bulmuş, varlık barışı yapacakmış. Bu ülke iki barıştan çok çekti, biri imar barışı. 8 kere çıkardılar, dirençsiz yapılar yasallaştı, depremde çürük yapılarda on binlerce insanımızı kaybettik. İkincisi varlık barışı, onun da 8’incisini getiriyorlar.

    Tamamı Erdoğan’ın icadı. Kim getirdi nasıl getirdi bilinmez, bilinen şu: nasıl kazandıysan kazandın önemi yok yeter ki getir. Uyuşturucu baronu Çetin Gören demiş ki ‘Cumhurbaşkanımız deyince Hollanda’daki paramı getirdim’ demiş, uyuşturucu baronu Petrak varlık barışından yararlanmış. İkisi de tutuklu şimdi.

    Bu tip kara paralar ne oluyor? Uyuşturucu paraları yasallaştırıp içeri getiriyorsun, o da Türkiye’deki bütün operasyonunu artık yasal hale getirdiği paralar üzerinden yürütüyor.

    Daha önce söyledim, ateşle oynayan elini yakar. Yargıyla oynayan memleketin geleceğini yakar. Biz bize yapılan iyiliği de kötülüğü de unutmayacağız. Devlet de millet de unutmaz. Bu devletin hafızasını da kimse hafife almasın, bunu da hatırlatırız.”

    HABER MERKEZİ

  • Özgür Özel, seçim için el yükseltti: 55 milletvekilinin istifasını getirmeyen namerttir!-VİDEO

    Özgür Özel, seçim için el yükseltti: 55 milletvekilinin istifasını getirmeyen namerttir!-VİDEO

    PİRHA-Partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, seçim talebini bir kez daha yineleyerek iktidara seslendi. İktidarın sandıktan sonra ortaya çıkacak hukuk devletinden korktuğunu söyleyen Özel, “Korkmuyorsanız getirin seçim sandığını. Sandığı koyun millet karar versin; biz hırsız mıyız yoksa siz iftiracı mısınız” ifadelerini kullandı.

     

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

    Konuşmasına, Urfa ve Maraş’da meydana gelen okul saldırılarına değinerek başlayan Özel, hayatını kaybedenler için baş sağlığı dileyerek “Böyle saldırıların bir daha yaşanmamasını diliyorum” dedi.

    ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın Antalya Diplomasi Forumu’nda yaptığı konuşmada “Ortadoğu’da işe yarayan tek modelin monarşi olduğunu” savunmasına tepki gösteren Özel, Barrack’ın “hadsiz” açıklamalarda bulunmaya devam ettiğini söyledi.

    ‘TRUMP YENİ BİR DÜZEN KURMA AMACINDA’

    Trump’ın yeni bir düzen kurma amacında olduğunu söyleyen Özel, “‘Bu topraklarda güçlü lider monarşisi lazım’ denince susanlara söylüyorum; Aslında saflar net. Dünyada da netleşiyor. Dünyanın bütün otokratları, nerede onlara yarayacak model varsa birbirlerinden öğrenip, demokrasileri gerileterek, halk yerine zümreleri koyarak, halkları yoksullaştıran yeni bir sistem kurmaya çalışıyorlar” ifadelerini kullandı.

    Özel, şöyle devam etti: “Onlar Trump ile, Trump’ın desteklediği Netanyahu ile aynı saftalar, biz Gazze ile, Brezilya’da Lula ile İspanya’da Sanchez ile dünyanın bütün demokratlarıyla aynı saftayız.”

    ‘OKULLARDAKİ SALDIRILAR MÜNFERİT DEĞİL’

    Geçen hafta yaşanan okul saldırıları hakkında “Bunlar münferit saldırılar değil” diyen Özgür Özel, okullardaki eğitimin kalitesi, atanmayan öğretmenler, hijyen sorunları ve güvenlik açıkları gibi pek çok başlıkta çözüm önerilerini sıraladı. Özel, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin için “Eğitimle derdi olmayan, hadsiz bir bakanla muhatabız” dedi ve saldırıların ardından hiçbir sorumlunun istifa etmediğine dikkat çekti.

    ARA SEÇİM ÇAĞRISI

    Partisinin gücünü sadece milletten aldığını söyleyen Özel, seçim çağrısını da yineledi. Özel, “Korkmuyorsanız getirin seçim sandığını… Sandığı koyun millet karar versin; biz hırsız mıyız yoksa siz iftiracı mısınız” diye konuştu.

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ara seçime yönelik açıklamalarına tepki gösteren Özel, “Ara seçime karşı olmak Anayasa’ya karşı olmaktır” dedi.

    İktidara seslenen Özel, “Açıkça söylüyorum; ara seçimin tarihini ilan edin, ara seçim yapacağınızı, tüm istifaları kabul edeceğinizi, seçimi engellemeyeceğinizi söyleyin 55 milletvekilinin istifasını getirmeyen namerttir” şeklinde konuştu.

    HABER MERKEZİ

  • Bakırhan: Gülistan Doku cevabı alınmayan bir sorudur -VİDEO

    Bakırhan: Gülistan Doku cevabı alınmayan bir sorudur -VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan Maraş ve Urfa Siverek’te yaşanan okul saldırılarının “münferit” olmadığını belirtti.Toplumsal çöküş, uyuşturucu, çeteleşme ve silahlanma başlıklarında iktidarı eleştiren Bakırhan, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a tüm parti liderlerini bir araya getirme çağrısı yaptı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in istifa etmesi gerektiğini söyledi. Bakırhan, Gülistan Doku dosyasının yeniden açılmasını da “önemli bir gelişme” olarak niteledi.

     

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında gündeme dair konuştu.

    Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Maraş ve Siverek’te yaşanan saldırılar, toplumsal çözülme, eğitim politikaları, çocukların güvenliği, cezasızlık ve Gülistan Doku dosyasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “BU KATLİAMLAR MÜNFERİT DEĞİL”

    Bakırhan, konuşmasının başında Maraş ve Siverek’te yaşanan saldırıların yalnızca bireysel bir şiddet vakası olarak görülemeyeceğini ifade etti. Yaşananları toplumsal öfke, yalnızlaşma ve duyarsızlığın sonucu olarak tanımlayan Bakırhan, kısa bir girişin ardından şunları söyledi:

    “Bugün burada yalnızca bir siyasetçi olarak değil, çocuğunu sabah erken okula uğurlayan, akşam da yolunu gözleyen milyonlarca anne-babadan birisi olarak konuşmak istiyorum. Beklemenin ne olduğunu hepiniz iyi biliyorsunuz. Çünkü bu ülkede her sabah milyonlarca aile aynı şeyi yapıyor. Uğurluyor. Ve dönmesini bekliyor. Kahramanmaraş’ta da, Siverek’te de bazı aileler çocuklarını bekledi. Maalesef çocukları dönmedi. Ülke olarak çok üzgünüz ve yastayız.”

    Bakırhan, bu acının yalnızca yas duygusuyla karşılanamayacağını da kaydederek, “Yasımızı kalbimizde taşıyacağız, ama yas, susmak değildir. Yas, gerçeğin yüzüne bakma ve yeni felaketleri önleme sorumluluğudur” dedi. Ardından, “Bu katliamlar münferit değil. Bireysel bir çılgınlık da değil. Bu, yıllardır biriken bireysel ve toplumsal öfkenin, çaresizliğin, yalnızlaştırmanın ve duyarsızlığın sonucudur” ifadelerini kullandı.

    ‘TOPLUMSAL ÇÖKÜŞ VE ÇÖZÜLME’

    Bakırhan, saldırıları yalnızca güvenlik başlığında değil, “toplumsal çöküş ve çözülme” çerçevesinde ele aldı. Eğitim sisteminden ekonomik krize, uyuşturucudan çeteleşmeye ve bireysel silahlanmaya kadar uzanan bir tablo çizdi.

    “Sistem, dokunduğu her şeyi çürütüyor, insanı yalnızlığa, toplumu dağılmaya, geleceği karanlığa mahkûm ediyor. Bu şekilde eşitsizlikler derinleşiyor, kurumlar çöküyor, insanlar birbirine yabancılaşıyor ve felaket geliyorum diyor. Böyle bir ortamda şiddet normalleşir. Güvensizlik büyür. Ve bu yük en çok çocukların omuzlarına biner” diyen Bakırhan, okulların artık aileler için güvenli alan olmaktan çıktığını dile getirdi.

    Bakırhan, eğitim sistemine dönük eleştirilerindeyse, şunları söyledi:

    “Eğitim sistemine bakın. Enkaz kelimesi bile hafif kalır. Tek tipçi, rekabetçi, piyasa odaklı bir anlayış çocukları metalaştırdı. Çocuklar eğitim sisteminin oyuncağına dönüştü. Her yıl yeni bir müfredat. Her müfredat bir öncekinden fecaat. Eğitim sistemi eleştirel düşünmeyi bastırdı. İsimler değişti, müfredatlar değişti, ama eğitimi toplumu biçimlendirme aracı olarak gören devlet aklı değişmedi. İktidar artık eğitim alanıyla oynayarak ideolojik hegemonya kurmaktan vazgeçmelidir.”

    Uyuşturucu, çeteleşme ve silahlanma konusunda iktidarı ve kamu düzenini eleştiren Bakırhan, “Ekonomik kriz, kent yoksulluğu ve sosyal çürüme, madde bağımlılığı ve çeteleşmeyi artırıyor. Gençler bu yapılar tarafından istismar edilebilmekte ve şiddet döngülerine çekilebiliyor. Başka bir sorunumuz da silahlanma. Türkiye’de ruhsatsız silah sayısının 10 ila 30 milyon arasında olduğu tahmin ediliyor. Bazı çetelere bürokrasimiz de silah dağıttığı için bu rakamları net olarak bilmiyoruz. Her 4 kişiden birinde silah var deniliyor. Toplum giderek daha silahlı, daha tetikte, daha güvensiz hâle geliyor” ifadelerini kullandı.

    VERİLERİ PAYLAŞTI

    Bakırhan, Adalet Bakanlığı verilerine atıf yaparak çocuklara ilişkin yargı verilerini de paylaştı:

    “2024’te ateşli silah ve bıçakla suç işlediği için 11 bin 64 çocuk hakkında soruşturma başlatıldı. 2025’te bu sayı 13 binlere kadar çıktı. Mahkemelerde yargılanan çocuk sayısı da 10 bini geçti. Bu rakamlar birer istatistik değil. Her biri bir çocuğun adı. Her biri bir ailenin çığlığı. Bu çığlıklar ülkenin gerçek kırmızı alarmıdır.”

    NUMAN KURTULMUŞ’A ÇAĞRI

    Bakırhan, konuşmasının devamında Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a seslendi. Çocukların güvenliği ve gençlerin geleceği için Meclis’te ortak bir siyasal zemin kurulması gerektiğini savunan Bakırhan, şu çağrıyı yaptı:

    “Kırmızı alarm yıllardır ses veriyor. İktidar görmezden geliyor. Ülke iyi durumda değil diyenler de susturuluyor. Birileri oy peşinde, birileri rant peşinde. Çocuklar söz konusu olduğu için kıyamet değilse bile bir şey kopmalı, bir şey yapmalıyız. Bütün siyaset kurumu olarak başımızı ellerimizin arasına alıp düşünmeliyiz. Bir yol bulacağız. Başka da yolu yok.”

    Bu bölümün ardından Bakırhan, Meclis Başkanı’na şu sözlerle seslendi: “Bu ülke hepimizin. Çare de hepimizin omuzunda. Bu nedenle bugün buradan Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’a sesleniyorum: Hükümet-muhalefet ayrımı gözetmeksizin, Meclis’teki bütün siyasi parti liderlerini bir araya çağırın. Gün, çocukların güvenliği, gençlerin geleceği için ortak bir masa kuracağımız gündür. Bu masa, ülkenin vicdan masası olmalıdır.”

    YUSUF TEKİN’E İSTİFA ÇAĞRISI

    Bakırhan, konuşmasında Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i de eleştirdi. Dünyanın farklı ülkelerinde yaşanan benzer saldırılar sonrasında siyasi sorumluluk mekanizmasının işletildiğini hatırlatırken, Türkiye’de ise “istifa kültürü”nün bulunmadığını söyledi.

    “Sırbistan’da bir ilkokulda sekiz öğrenci ve bir güvenlik görevlisi hayatını kaybetti, Eğitim Bakanı ertesi gün istifa etti. Ürdün’de öğrenciler okul gezisinde yaşamını yitirdiği için eğitim bakanı istifa etti. Peki Türkiye’de ne oluyor? Depremde on binlerce insanın canı gidiyor, istifa yok. Maden facialarında işçiler toprağa karışıyor, istifa yok. Okullarda çocuklar ve öğretmenler katlediliyor, yine istifa yok” diyen Bakırhan, “Buradan açık ve net söylüyoruz: Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin bu tablonun sorumluluğunu üstlenmeli ve istifa etmelidir” ifadelerini kullandı.

    Bakırhan, bunun bir siyasi polemik değil, “topluma ve çocuklara karşı yerine getirilmesi gereken asgari bir sorumluluk” olduğunu söyledi. Muhalefete de özeleştiri çağrısı yapan Bakırhan, “Bu ağır tabloyu yalnızca iktidarı eleştirerek aşamayız, toplumun her kesimine dokunan, kalıcı ve bütünlüklü bir siyaseti samimiyetle inşa etmek zorundayız” dedi.

    GÜLİSTAN DOKU SORUŞTURMASI: ÖRTBAS EDENLER HESAP VERMELİ

    Bakırhan, grup toplantısında kadın cinayetleri, şüpheli kadın ölümleri ve zorla kaybedilen kadınlara da ayrı bir başlık açtı. Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun dosyasının 6 yıl sonra yeniden açılmasına değinen Bakırhan, bunun önemli bir gelişme olduğunu söyledi:

    “Bugün karşımızdaki en ağır gerçeklerden biri de kadın cinayetleri, şüpheli kadın ölümleri ve zorla kaybettirilen kadınlardır, burada mesele yalnızca suç değil, suçu örten, faili koruyan ve adalet arayışını yıllarca oyalayan bir düzendir. 2020’den beri kayıp olan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun dosyası 6 yıl sonra tekrar açıldı. Bu önemli bir gelişmedir. Gülistan bir isim değil, bir sorudur. Altı yıldır bu ülkenin vicdanına sorulan ve cevabı alınmayan bir sorudur.”

    Dosyanın yeniden açılmasının aile, kadın örgütleri ve kamuoyunun ısrarlı takibi sayesinde mümkün olduğunu söyleyen Bakırhan, “Burada kayyım olan eski vali, yüksek bürokratlar, siyasetçiler ve kolluk güçleriyle bağlantılı kirli ağlar olduğu iddiaları ciddi şekilde masaya yatırılmalıdır. İktidar, titizlikle bu meseleyi araştırmalıdır. Örtbas edenler hesap vermeli, ucu nereye dokunursa dokunsun tüm sorumlular yargılanmalıdır” ifadelerini kullandı.

    Bakırhan, Gülistan Doku dosyasının Rojin Kabaiş, Rojvelat Kızmaz, Rabia Naz, Nadira Kadirova ve Yeldana Kaharman dosyalarıyla birlikte düşünülmesi gerektiğini belirterek, bunun “Türkiye’nin her sokağının bir Susurluk olmasının önüne geçmekle ilgili tarihi bir görev” olduğunu söyledi.

    DEMOKRATİKLEŞME İÇİN ATILMASI GEREKEN ADIMLARI SIRALADI

    Türkiye’de sistem krizi yaşandığına dikkat çeken Bakırhan, demokratik normalleşme çağrısı yaptı ve bunun için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

    “Yargı bağımsızlığını yitirdi, medya susturuldu, güç tek merkezde toplandı, seçilmiş belediyeler kayyumla gaspedildi, muhalefet baskı altında. Bu zeminin üzerine demokratik bir toplum inşa edilemez. Öncelikle hukuka ve demokrasiye riayet edilmelidir. Toplumu ayrıştıran, kamplaştıran dilden vazgeçilmelidir. Siyasi normalleşme sağlanmalı. Kurumsal reformlar yapılmalı. Hukuka güvensizlik giderilmeli. Halkın iradesine saygı gösterilmelidir.

    Demokratikleşmeden normalleşme olmaz. Normalleşmeden iyileşme olmaz. Bu yüzden diyoruz ki, demokratik normalleşme toplumsal çöküşün de panzehiridir.”

    1 MAYIS ÇAĞRISI

    Bakırhan, 1 Mayıs kutlamaları için de şunları söyledi:

    “Önümüz 1 Mayıs. İşçi, yoksul, ezilenler olarak hepimiz eşitlik taleplerimizi, alın teri hakkımızı o meydanlarda haykırmalıyız. Biz DEM Parti olarak işçileri, emekçileri, kadınları, gençleri, doğasına sahip çıkanları, halkları ve inançları 1 Mayıs alanlarına çağırıyoruz.”

    HABER MERKEZİ

  • Tülay Hatimoğulları: Temel odağımız Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’dır-VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: Temel odağımız Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’dır-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık grup toplantısında yaptığı konuşmasında “Bizler, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın sonuna  kadar arkasındayız. Temel odağımız budur. Kim ne derse desin, biz bu odaktan ayrılmayacağız” dedi.

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Bakanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık Meclis Grup Toplantısı’nda güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasına Enfal Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anarak başlayan Tülay Hatimoğulları, “Kürt halkını tarih sahnesinden silmeyi hedefleyen sistematik bir katliam. On binlerce insan kimyasal silahlarla, toplu infazlarla diri diri toprağa gömülerek katledildi. Köyler adeta mezarlığa dönüştürüldü. Dünya unutsa da biz bu acıyı unutmadık, unutturmayacağız. Öfkemiz de yasımız da adalet talebimiz de hala dipdiri. Türkiye, Kürt halkının acısını paylaştığını Enfal’i resmen tanıyarak gösterebilir” dedi.

     GÜLİSTAN DOKU DOSYASI 

    Gülistan Doku dosyasıyla ilgili yaşanan yeni gelişmeye değinen Tülay Hatimoğulları, gözaltına alınanlar arasında dönemin Dersim Valisi’nin oğlunun da bulunduğunu hatırlattı. Yıllardır sonuçlandırılamayan dosyada adaletin sağlanması gerektiğinin altını çizen Tülay Hatimoğulları, “Yıllardır beklenen adaletin yerini bulması için hakikaten önemli bir adım atıldı. Gerçekler yıllardır karanlıkta tutuluyor. Bu karanlığı kim büyüttü? Bu karanlığı kim korudu bugüne kadar? Bunların hepsinin hesap vermesi lazım. Bunlar bu karanlık dosyada adı geçen herkes ama herkes gerçekten ucu nereye dokunursa dokunsun ciddi bir biçimde soruşturulmalı ve bu konu karanlıkta kalmamalıdır. Herkes hukuk önünde hesap vermelidir” diye belirtti.

    ROJİN KABAİŞ DOSYASI

    Tülay Hatimoğulları, konuşmasına şöyle devam etti: “Aynı soruşturmanın Rojin Kabaiş için yapılması da son derece önemli. Rojin’e ne oldu? Kimler ve neden korunuyor? Rojin’in akıbetinin açığa çıkmaması için kim ve neden korunuyor? Neler saklanıyor? Bütün bunların açığa çıkması lazım. Rojin’in babası ve ailesi başta olmak üzere yine Türkiye’de kadın hareketi ve biz DEM Parti olarak bu işin sonuna kadar takipçisi olacağız. Rojin için adalet tecelli edene dek mücadelemiz devam edecek. Mücadele etmeye hep beraber devam edeceğiz.

     ABD-İSRAİL VE İRAN SAVAŞI 

    İran’ın kentlerine ve Ortadoğu’nun merkezine uçaklardan, dronlardan balistik füzelerden ölüm aktı. Sonuç binlerce sivil ölümü, yıkım, yoksulluk, acı, kan ve barut kokusu altında iki haftalık ateşkesi memnuniyetle karşıladık. Ancak hafta sonu görüşmelerin sürdüğü İslamabad’dan pek olumlu haberler çıkmadı. Ancak bu görüşmenin olumsuz sonuçlanmasına rağmen ateşkesin devam etmesi son derece önemlidir. Geçici ateşkes kalıcılaşmalı; kalıcı ateşkes adil bir barışa dönüşmelidir. ‘Savaşa hayır’ demeliyiz hep beraber.

    Arap Birliği savaş mahalli İran Şii topraklarıdır. Belki bu savaşta zayıflatıldılar. ‘Şii hilaline karşı Sünni hilali büyütürüz’ diye düşünüp savaşı izlememeliler. Zira ölenler sizin bölgenizin insanıdır. Bombalanan sizin bölgenizdir. Çalınan sizin geleceğinizdir. Kimi füzeler sizin topraklarınıza düşmüştür. Savaşa sizi de katmak istiyorlar. Bölgede kalıcı bir savaş olsun, bölge insanı birbirini vursun, katletsin, öldürsün ve kendileri bütün bu manzarayı izleyerek hesaplarını takır takır hayata geçirmek istiyorlar. Emperyalizmin yüzyıllardır izlediği siyasetin yeni bir kanlı sahnesine tanıklık ediyoruz. Başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleri ve Arap Birliği’nin tamamı, bu ateşkesin sürmesi ve bölgede kalıcı bir barışın inşa edilmesi için samimi bir rol üstlenmelidir.

    “HALKLAR BİR ARADA DURDU”

    İran rejimine gelince dış müdahaleye zemin hazırlayan iç baskıyı artırma hatasında ısrar etmek onlara zarar verir. Ateşkes başladığı anda kitlesel gözaltılar, Kürtler ve kadınlar başta olmak üzere muhaliflere yönelik idam kararları devreye girdi. İran halkları emperyalizme karşı bir arada durdu, savaşa karşı birlikte ‘hayır’ dedi. Özellikle böylesi bir zamanda kendi halkına zulmeden yönetimler meşruiyetini kaybeder. Derin bir devlet tarihine sahip olan İran bunun ne anlama geldiğini çok iyi bilir, çok iyi de bilmelidir. Dönem 1979 dönemi değil, 2026 yılındayız. Bölgede çok şey değişti ve bu değişim İran’ı da etkileyecek niteliktedir. Kürtler, Farslar, Beluclar, Azeriler, Türkmenler, kadınlar, gençler ve siyasetçiler; özgürlük, demokrasi, eşit yurttaşlık hakkı talep ettikleri için katledilmemeli gözaltına alınmamalı, şiddet görmemelidir. Parti olarak ülkemizde olduğu gibi bölgede de halklar için barışı, eşit yurttaşlığı, demokrasi ve özgürlükleri haykırmaya devam edeceğiz.

    “DÜNYADA PETROL FİYATLARI DÜŞERKEN TÜRKİYE’DE ARTI” 

    İran savaşını herkes değerlendiriyor. Bizler de değerlendiriyoruz ve elbette çok önemli hususlar var. Türkiye’ye yansımalarını da gayet iyi görüyoruz. Yıllardır derinleşen açlık, yoksulluk, geçinememe ve barınamama sadece savaşla açıklanamaz. İktidar buna tevessül etmemeli. Savaşın etkilerini yadsımadan, savaşı bahane eden iktidara buradan soruyoruz; gerçekten yaşadığımız sorunların sebebi tek başına savaş mıdır? Bakın, 2021 ile 2026 yılları arasında dünyada ham petrol fiyatları düşerken Türkiye’de yüzde 640 oranında artmış. Aradaki farkı görebiliyorsunuz, değil mi? Ne kadar büyük bir fark var. Dolar o dönemde 7 lira iken şimdi 45 TL’ye dayanmış durumda. Savaşın olduğu ülkelerde bile gıda fiyatları düşerken, bir tarım ülkesi olan Türkiye’de gıda fiyatları her Allah’ın günü artıyor.

    “GÜBRE FİYATLARINI NEDEN YÖNETEMİYORSUNUZ?”

    Türkiye’de işsizliğin yüzde 30’a dayanmasına hangi silah neden oldu acaba? Hazine ve Maliye Bakanı, İran savaşı ile ilgili ortaya çıkan sonuçları yönetebilir buluyoruz diyor. Bunu kendisine soruyoruz: 2026 yılının ilk üç ayında asgari ücretteki toplam kayıp 7 bin 773 liraya ulaşırken bu sorunu niye yönetemediniz, Sayın Bakan?

    Yine soruyoruz; memleketiniz olan Batman’dan Mersin’e, Muğla’ya kadar seracılar, fideciler isyan ediyor. Geçen yıl 1 ton gübre 13 bin TL idi. Bu yılın başında 40 bin TL oldu. Madem savaşla ilgili sorunları yönetebiliyorsunuz, gübre fiyatlarını neden yönetemiyorsunuz?

    “ASGARİ ÜCRETİ YILDA DÖRT KEZ GÜNCELLENMELİDİR”

    Bakın, Birleşik Metal-İş’in verilerine göre 2026 Mart ayı itibarıyla Türkiye’de 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 32 bin TL, yoksulluk sınırı ise 106 bin TL’ye yükselmiş durumda. Toplam 3,6 milyon işçi yasal asgari ücretin bile altında çalışmakta. Kadın işçilerin yüzde 60,1’i; bunların bir kesimi asgari ücretli, bir kesimi de asgari ücretin altında çalışıyor. Gelin, asgari ücrete geçtiğimizdeki tabloya beraber bakalım. 2026 yılı için belirlenen asgari ücretin yüzde 47’si nisan ayına gelmeden eridi. Asgari Ücret İnisiyatifi geçtiğimiz günlerde taleplerini Meclis’e iletti. Bizler de buradan bu talepleri bir kez daha altını çizerek yineliyoruz; asgari ücret hesaplanırken yalnızca bireysel değil, hane düzeyinde insanca yaşam koşulları esas alınmalıdır. Asgari ücret yılda bir kez değil, dört kez güncellenmelidir

    “VAR GÜCÜMÜZLE ÇALIŞMA KARARLILIĞINI TEYİT ETTİK”

    Bugün dünya, Ortadoğu ve Türkiye’deki gelişmeleri değerlendirmek üzere bizler bir dizi toplantıyı hayata geçirdik. 5 gün süren toplantılarımızı tamamlamış olduk. Bir yandan ülkenin sorunlarına çözüm üretmek, öte yandan barış sürecini başarıya ulaştırmak için var gücümüzle çalışma kararlılığını bir test daha teyit ettik. İşsizlik, yoksulluk, aşırı pahalılık, ücretin aşırı düşük olması yurttaşın belini kırdı.

    “YURTTAŞ SEÇME SEÇİLME HAKKININ KORUNMASINI İSTİYOR”

    Yurttaş, seçmen olarak seçme ve seçilme hakkının korunmasını istiyor. Kayyımların bir an önce lağvedilmesini, seçilmiş belediye başkanları ve belediye eş başkanlarının görevlerine iade edilmesini istiyor. Yine yurttaş, muhalefete dönük baskıların bitirilmesini istiyor.  Bakın, biz DEM Parti olarak yaptığımız yüzlerce buluşmada ve ziyaretlerde, inanın karşımıza çıkan en temel sorunlardan biri budur. Bizim sahadaki deneyimimiz, gözlemimiz ve tespitimiz nettir; bunu buradan ifade ediyorum.

    İktidara önerimdir; bu konularda gerçekten sahici araştırmalar yapsınlar, anketler yapsınlar, farklı araştırmalar yapsınlar.

    “TEMEL ODAĞIMIZ BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM SÜRECİ”

    Bizler, “demokrasi herkes için” diyerek yola koyulduk. Bizler, barış ve demokratik toplum çağrısının sonuna kadar arkasındayız. Temel odağımız budur. Kim ne derse desin, biz bu odaktan ayrılmayacağız. Ve bizler, demokratik cumhuriyete giden yolu ardına kadar açmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz, sürdüreceğiz. Her yurttaşımızın demokratik bir cumhuriyette yaşama hakkı vardır. Ve bizler, bu topraklarda barışın tesis edilmesi için, demokrasinin tesis edilmesi için, demokratik cumhuriyete giden yolu ardına kadar açmak için ne olursa olsun, ne ile karşılaşırsak karşılaşalım yılmadan, bıkmadan, usanmadan mücadelemize devam edeceğiz.

    “BU 1 MAYIS’TA BİR UMUT PENCERESİ AÇMAK İSTİYORUZ”

    Hepinizin malumu, önümüz 1 Mayıs. 1 Mayıs; işçi sömürüsü ve katliamlarına, doğa talanına, kadına yönelik şiddete, Kürt’e reva görülen haksızlıklara, Alevi’ye dayatılan kimliksizliğe, doğayı savunan doğa savunucularına yönelik zulme, LGBTİ+’ların yok sayılmasına karşı hepimizin bir arada durduğu dayanışma ve mücadele günüdür.

    Bizler bu 1 Mayıs’ta bir umut penceresi açmak istiyoruz.

    “BU ÇAĞRI HERKESEDİR”

    Bu çağrı İstanbul’adır. Bu çağrı Ankara’yadır. Bu çağrı İzmir’edir. Amed’dir, Van’dır, Batman’dır. 1 Mayıs, tüm gadre uğrayanların dayanışma ve mücadele günüdür. 8 Mart’ın direnci, Newroz’un ruhuyla 1 Mayıs’ta zafere bir adım daha yaklaşacağız. Bizler DEM Parti eşbaşkanları olarak, MYK üyelerimiz, vekillerimiz, il ve ilçe örgütlerimizle hep birlikte alanlarda, meydanlarda olacağız. Emek ve demokrasi güçleriyle dayanışmamızı daha da büyüteceğiz ve 1 Mayıs alanları DEM Parti’nin flamalarıyla renklenecek; her yerde büyük kortejlerle 1 Mayıs’a katılımı hep birlikte sağlayacağız. Bütün ezilenlerin kendi sözüyle, rengiyle, baretleriyle, önlükleriyle 1 Mayıs alanlarını hep birlikte renklendireceğiz.

    “TAKSİM YASAĞI MUTLAKA KALDIRILMALIDIR”

    İktidar Taksim sendromundan kurtulmalıdır. Bakın, dünya ülkelerinin birçoğunda büyük kentlerin kent merkezleri gösteri alanıdır, böyle kabul edilir. Herkes istediği basın açıklamasını yapar, mitingi yapar. Ama Taksim yasaklandı. Ve Taksim yasağının mutlaka ve mutlaka kaldırılması gerekmektedir. Taksim 1 Mayıs’a açılmalıdır.”…

    HABER MERKEZİ

  • Bakırhan: Ankara, Diyarbakır’ın hukukunu tanırsa güçlenir, büyür, demokratikleşir!-VİDEO

    Bakırhan: Ankara, Diyarbakır’ın hukukunu tanırsa güçlenir, büyür, demokratikleşir!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Türkiye’nin 100 yıllık tarihinin en stratejik ve en kıymetli sürecini yaşandığını vurgulayarak, “Ankara, Diyarbakır’ın hukukunu tanırsa güçlenir, büyür, demokratikleşir. Böyle bir perspektifle hem bölge ülkeleri hem de Kürtler kazanır. İşte kazan kazan politikası budur” dedi. 

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmelere ilişkin konuştu.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, 8 Nisan Romanlar Günü’nü kutlayarak başladığı konuşmasında şunlara dikkat çekti:

    “Önümüzdeki günlerde de Malaka Boğazı başta olmak üzere kimi boğazları, geçitleri tekrar konuşmak durumunda kalacağımız görülüyor. Kapitalizim insanlığa bela oldu. Savaş ve kriz üretmeye devam ediyor. Bu çerçevede İran savaşına baktığımızda Sayın Öcalan bir şeye dikkat çekmişti. Bir görüşmesinde üç önemli çizgiden bahsetmişti. Birinci çizgi İsrail çizgisidir. Bu savaşla hükmeden akıldır. İkinci çizgi İngiltere’nin başını çektiği çizgidir. Bu da dengeyle oyalayan statükocu bir akıldır. Üçüncü çizgi de demokrasi ve ortak yaşam çizgisidir. Yani uğruna bedeller ödediğimiz, mücadele ettiğimiz çizgidir. Bu demokratik bir toplum isteyen bir akıldır. Şimdi başta İran olmak üzere birçok yerde aslında bu üç çizgi karşı karşıyadır. Birbiriyle mücadele ediyor. Biz tüm Ortadoğu’da olduğu gibi İran’da da demokrasi ve ortak yaşamı savunuyoruz.

    BARIŞ, HUKUK, DEMOKRASİ DİYORUZ

    Biz İran’a ve Ortadoğu’ya sadece petrol, doğalgaz, petrol, dolar olarak bakmıyoruz. Burası medeniyetin mayalandığı, hakların ve inançların yüzyıllarca yan yana yaşadığı bir coğrafyadır. Kürtlerin de 2000 yıl üzerinde bir geçmiş tarihleri var bu coğrafyada. Bu gerçeği gözetmeyen her hegomanik ve bölgesel güç büyük bir yanılgı yaşar, kaybeder. Türkiye de artık eski kodlarla, eski korkularla değil, barış ve demokrasi eksenli akılcıl bir siyaset de bölgeye yaklaşmalıdır.

    Ankara’nın dış müdahaleye karşı tutumunu anlamlı buluyoruz. Ankara, Kürtlerin, kadınların, farklı hakların ve inançların tanınması için de Tarhan yönetimine bir çağrıda bulunabilir. Bu Türkiye’nin pozisyonunu güçlendirir. Böyle bir yaklaşım Kürtlerin de İran’daki ezilen halklar ve inançların da Ankara’yla olan bağını güçlendirir.

    Biz her konuşmamızda barış diyoruz, hukuk diyoruz, demokrasi diyoruz, özgürlükler diyoruz. Çünkü buna inanıyoruz, bunun kavgasını yürütüyoruz. Ama birileri çıkıp hala o bayat sonuç almayan şeyleri tekrar edip duruyor. İyi Kürt, kötü Kürt ayrımı yapmaya devam ediyor. Biz bu dili tanıyoruz. Bu dil doğru bir dil değil. Bu dil Kürtlere yönelik böl-yönet politikasıdır. Bu dil sorunları çözümsüz kılan bir dildir.

    ANKARA, DİYARBAKIR’IN HUKUKUNU TANIRSA GÜÇLENİR, BÜYÜR, DEMOKRATİKLEŞİR

    Kürt örgütleri ve liderlerini siz de dinlediniz. Hem Ortadoğu’daki savaşta hem İran’da süren savaşta en başından beri müdahaleden değil, müzakereden yana olduklarını açıkladılar. Onun için Kürtleri ayıran dil dünyanın neresinde yaşıyorsa yaşasın Kürt partilerinin ve önderlerinin hegemon ve emperyal güçlerden yana olmayan tutumlarına saygı göstersinler. Kürtleri bölerek ve parçalayarak, farklı göstererek kimse bir yere varamaz. Açık söylüyoruz. Kürtler yaşadıkları ülkelerin başkentleriyle sorunlarını çözmek istiyor. Yanlış mı yapıyoruz? Türkiye’de sorunumuz varsa Ankara’yla çözmek istiyoruz. Irak’taki Kürtler sorununu Irak devletiyle çözmek istiyor. Kiminle çözecekler? Suriye’de bir sorun varsa bir muhatabı Kürtler ise diğer muhatapları Suriye yönetimidir. İran’da da Kürtler sorunlarını İran devletiyle çözmek istiyorlar. Ama Kürtlerin bu başkentlerle çözmek istedikleri bu duruşuna saygı göstermeliler. Statükodan ve çözümsüzlükten vazgeçmeliler artık. Tahran, Mahabat’ın hakkını tanırsa İran güçlü olur. Şam, Kobanê’yi kabul ederse Suriye güçlenir. Bağdat, Hewlêr’in, Süleymaniye’nin hakkını korursa Irak güçlenir. Ankara, Diyarbakır’ın hukukunu tanırsa güçlenir, büyür, demokratikleşir. Böyle bir perspektifle hem bölge ülkeleri hem de Kürtler kazanır. İşte kazan kazan politikası budur.

    GÜN BARIŞI BÜYÜTME ZAMANIDIR

    Türkiye 100 yıllık tarihinin en stratejik ve en kıymetli sürecini yaşıyor. Bizim Barış ve Demokratik Toplum Süreci dediğimiz süreç. Bu önemli bu önemli süreçte önce sonra ikilemi kurmak, süreci teyit mekanizmasına havale etmek çözümü geciktirme çabasıdır. Bu çaba sadece çözüm karşıtlarını cesaretlendirir ve süreci enfekte etme riski taşır. Barış eşzamanlı ve karşılıklı adım atma sürecidir. Barışın siyasal iklimini oluşturmak için de adımlar atılmalıdır. Bakın bizden önce Sayın Bahçeli aynen bu kürsüden şunları söyledi: ‘Artık adımlarla ilgili oyalanmaya ve oyalamaya gerek yok’ dedi. Evet biz de katılıyoruz. Artık atılacak adımlarla ilgili ne oyalanmaya, ne oyalamaya gerek var. Dün de Sayın Cumhurbaşkanı aynı şeyleri söyledi. Peki kime söylüyorlar bunu? Oyalanan kim, oyalayan kim? Adres kim, kim adım atacak? Dolayısıyla artık bu süreci yürütenler, karar vericiler, bir an önceliklerini çabuk tutarak bu meselenin çözümü konusunda atılması gereken adımları ivedi bir şekilde atmalıdırlar.

    Bunun için hiçbir yasal hazırlığa gerek kalmadan AİHM kararları, AYM kararları uygulanabilir. Hala halkın iradesine çökmüş, kayyımlar kaldırılabilir. Yerine halkın iradesi getirilebilir. Barış hukukun sözle değil, sözün hukukla bağladığı anda başlar. Adımlar birlikte atılırsa güven oluşur. Güven oluşursa yol açılır, demokrasi gelir. Hepimiz nefes alırız. O yüzden gece gündüz yollardayız. Barış için ter döküyoruz, mücadele ediyoruz. Çünkü bu memleket bizim, bu memlekete hep birlikte sahip çıkacağız. Demokratikleştireceğiz, özgürleştireceğiz. İnşallah eşit yurttaşlar olarak da uzun süre birlikte yaşayacağız. Gün polemikleri büyütme günü değil, gün barışı büyütme zamanıdır.

    SİYASİ ETİK YASASINA İHTİYAÇ VAR

    Türkiye’nin barışından ekonomisine, umudundan mutluluğuna kadar her konuda olumsuz sonuçlar üreten şey demokrasi ve hukuk krizidir. Emin olun, bir avuç güvenli limanlarında yaşayanların dışında herkesin elinde fener, adalet ve hukuk arıyor memlekette. İktidar hukuk ve yargı mekanizmalarını muhalefeti kuşatmanın aracına dönüştürmüştür. Şimdi birileri çıkıp ‘ama yolsuzluk iddiaları var, ama ahlaksızlık var’ diyecek. Evet, biz asla yolsuzluk iddialarına da ahlaksızlıklara da gözlerimizi kapatmadık. Kapatmayacağız. Fakat Türkiye’de hukuk eğilip bükülüyor. İktidara ayrı, muhalefete ayrı hukuk olmaz. Güçlüye ayrı, güçsüze ayrı hukuk olmaz. Zengine ayrı yoksula ayrı hukuk olmaz. Bizim DEM Parti olarak çizgimiz nettir. Yolsuzluk iddiası sonuna kadar araştırılmalıdır. Yerel yönetimler dahil olmak üzere her düzeyde tam şeffaflık ve hesap verilebilirlik sağlanmalıdır. Tam da bu nedenle kişiye göre değil, herkese göre işleyecek güçlü bir siyasi etik yasasına ihtiyaç var. Bu etik yasası artık ertelenemez. Hodri meydan!

    CHP belediyelerine dönük operasyonlar, toplumda ve anketlerde yolsuzlukla mücadele operasyonları olarak görmüyor toplum. Hukuk yoluyla siyasi tasfiye olarak herkes bunu kabul ediyor. Bunu biz demiyoruz. İçişleri Bakanı bunu itiraf ediyor. İçişleri Bakanı diyor ki 31 Mart 2024’ten beri 1048 belediyede soruşturma açılmış. Bunların 472’si AK Partili belediye, 217’si CHP’li belediyeleri, 78’i MHP’li belediye 16’sı da DEM Partili belediye diyor. En az biziz. Gerçi o soruşturmaların da neden açıldığını biliyoruz. Kayyım atanmak için. Yani hakkında soruşturma açılan her iki belediyeden birisi AK Partili belediyeymiş. Biz de soruyoruz. Soruşturma açılan her iki belediyeden biri AK Partili belediye ise neden kayyım DEM Parti belediyelerine, neden görevden uzaklaştırmalar CHP’li belediyelere uygulanıyor da AK Partili belediyelere uygulanmıyor. Aynı kanun neden AK Partili belediyelere uygulanmıyor. Böyle bir hukuku kimse kabul etmez.

    İktidar ağzını açıyor milli irade diyor. Yaklaşık 9 milyon insanın iradesine müdahale edildi. Hani sandığa saygı. Yargı masasında sandığa müdahale istikrar getirmez. Siyasi iklimin normalleşmesi için muhalefetiyle, iktidarı olarak bir araya gelelim.

    İhraç edilenlere uygulanan düşman hukuku ortadan kaldırılmalıdır. 

    Gelelim soframıza, gelelim cebimize. Ekonomi başlığında da halkın yaşadığı gerçek ile iktidarın anlattığı masal arasında derin bir uçurum var. İktidar masalında ekonomi uçuyor diyorlar. Ama gerçekte emeklinin de emekçinin de sofrası her gün biraz daha eksiliyor. Bir tatile gitmeyi, sinemaya gitmeyi, torunlara harçlık vermeyi geçtim. Gıda ihtiyacı bile giderilemiyor. Türkiye dünyadaki en yüksek gıda enflasyonuna sahip üçüncü ülkedir.

    Savaştaki ülkelerden daha yüksek gıda enflasyonumuz var. Ekmeğe, elektriğe, doğalgaza gelen zam çarşıdaki pazardaki bütün fiyatlara yansıyor. Halk perişan durumda. Bu yoksul halk ne yiyip ne içecek?

    İşsizlik büyüyor. İşsizlik yüzde 30’a dayandı. Amed’de, Batman’da tekstil fabrikaları, Ege’de üretim fabrikaları kapanıyor, atölyeler sönüyor, emekçiler işsiz bırakılıyor. Ya da düşük ve güvencesiz işlerde düşük ücretlerle çalışmaya zorlanıyor. Sadece Manisa’da Vestel’de son 1 yılda 5-6 bin insan işten çıkarıldı.

    Siyasetin ekonomiye olumsuz etkileri ortadan kalkmalıdır. Hukuki ve demokratik güvenceler sağlanmalıdır. Böylece gelecek öngörülebilir olmalı. Ekonomik alan demokratikleştirilmelidir. Vergide adalet sağlanmalıdır. Adil bölüşüm mekanizmaları devreye alınmalıdır. Halkın ve esnafın üzerindeki vergi borcu hafifletilmeli, üretici üzerinden faiz borcu kaldırılmalıdır.

    Ekonomi büyük buhran alarmı veriyor. Bu sebeple, artık ekonomi siyasi partiler arası rekabetin konusu olmaktan çıkarılmalı; demokratik ve bilimsel bir yaklaşımla ele alınmalıdır. 86 milyonun refahı, tüm siyasi partilerin çıkarlarından daha değerlidir.

    Önümüz 1 Mayıs. Herkesi taleplerini daha güçlü haykırmaya davet ediyorum. Biz yaşamdan, haktan, emekten yanayız.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Özel: İmamoğlu ve arkadaşlarımız bu milletin vicdanında beraat edecektir-VİDEO

    Özel: İmamoğlu ve arkadaşlarımız bu milletin vicdanında beraat edecektir-VİDEO

    PİRHA- CHP, grup toplantısını İBB davasının görüldüğü Silivri’de yaptı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yargının siyasallaştırıldığını savunarak iktidarı sert sözlerle eleştirdi ve “Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarımız bu milletin vicdanında beraat edecektir” dedi.

    CHP, bu haftaki grup toplantısını İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu dahil 106 kişinin tutuklu olduğu 402 sanıklı, İBB davasının görüldüğü Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumları’nın bulunduğu Silivri’de yaptı.

    “İKTİDARIN KİŞİSELLEŞMİŞ DÜZENİNE SON VERECEĞİZ”

    CHP Silivri Dayanışma Merkezi’nde gerçekleştirilen toplantıda konuşan Özgür Özel, iktidarı yargıyı siyasallaştırmakla suçlayarak “iktidarın kişiselleşmiş düzenine son vereceklerini” söyledi.

    Toplantının Silivri’de yapılma nedenine değinen Özel, Türkiye’nin geçmişte Ergenekon ve Balyoz davaları sırasında da aynı cezaeviyle gündeme geldiğini hatırlattı. O dönem davalarda askerlerin, gazetecilerin, aydınların ve siyasetçilerin yargılandığını belirten Özel, söz konusu süreçte iktidarın bu davaları desteklediğini ifade etti.

    “ZAMAN GEÇTİ TARİH İKİ TARAFTAN BİRİNİ HAKLI ÇIKARDI”

    Özel, “O dönem bu yapılanların tamamını büyük bir kararlılıkla sahiplenmiştir. Zaman geçti tarih iki taraftan birini haklı çıkardı. O gün yargılananlar cezaevinden alnı açık başı dik olarak çıktılar. Kimi iki kez üç kez hapis cezasına çarptırıldı. Yani idam kaldırılmamış olsa AK Parti’nin kara düzeni Fetullahçı Terör örgütüyle birlikte ülkenin genel kurmayını iki kere asacaktı” dedi.

    Konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmişte Ergenekon davasıyla ilgili söylediği “Ben bu davanın savcısıyım” sözlerini de hatırlatan Özel, “O davanın savcısına kendi zırhlı Mercedes’ini veriyordu. Birlikte futbol oynuyorlardı. Tayyip Erdoğan’ın hukukunu o temsil ediyordu. Elleriyle şımarttıkları o güç zehirlenmesiyle kendisine karşı da darbeye girişti. O gün güya aklı başına erişti. Ellerini FETÖ sabunuyla yıkadı. Bir kenara geçti ‘Rabbin ve milletim beni affetsin’ Affetmek Allah’a mahsustur. Bu affa layık olmak için uslanman lazım. Akıllanman lazım, tekrarından kaçman lazım” diye konuştu.

    “EKREM İMAMOĞLU VE ARKADAŞLARIMIZ BU MİLLETİN VİCDANINDA BERAAT EDECEKTİR”

    CHP’li belediyelere yönelik yürütülen soruşturmalarda bazı hakimlerin verdikleri kararlar nedeniyle görev yerlerinin değiştirildiğini de savunan Özel, tutuksuz yargılama veya ev hapsi yönünde karar veren bazı hakimlerin ağır ceza mahkemelerinden icra-iflas mahkemelerine görevlendirildiğini söyledi.

    Özel, bazı davalarda kararların üç hakimden oluşan heyetler tarafından alındığını belirterek, “Üç hakimden oluşan bir heyette karar 2’ye 1 çıkıyor. İktidarın istemediği yönde oy kullanan hakimlerin Gaziantep, Samsun ve Kahramanmaraş gibi farklı illere gönderildiğini görüyoruz” dedi.

    İBB davasına da değinen Özel, iddianamenin ve tanık beyanlarının tartışmalı olduğunu söyledi. Davanın nasıl ilerleyeceğinin mahkeme sürecinde ortaya çıkacağını belirten Özel, “Savcı ne isteyecek, hakim ne karar verecek hep birlikte göreceğiz” ifadelerini kullandı. Özel, Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıkların kamuoyu nezdinde suçsuz olduklarını düşündüğünü ifade ederek, “Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarımız bu milletin vicdanında beraat edecektir” dedi.

    Özel, “Buradan söylüyorum, büyük bir özgüvenle söylüyorum. Bugün için değil, iki sene sonrası için söylüyorum. Ekrem İmamoğlu buradan çıkacak, bu ülkeye cumhurbaşkanı olacaktır. O gün yayınlarsınız. Bizim hikayemiz, bu salondakilerin hikayesi, yan salonda yargılananların hikayesi, 2023 yılında 28 Mayıs günü, son seçimi kaybedip de bir daha seçim kaybetmemeye ant içenlerin iktidara yürüyüş hikayesidir” ifadelerini kullandı.

    HABER MERKEZİ

  • Bakırhan: Kürtlerin rızasını alın; gelin Ortadoğu’yu demokratikleştirelim!-VİDEO

    Bakırhan: Kürtlerin rızasını alın; gelin Ortadoğu’yu demokratikleştirelim!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. Barışı, hakkı ve hukuku reddeden ülkelerin, eninde sonunda savaşın girdabına çekildiğini vurgulayan Bakırhan, “Kürtlerin rızasını alın; gelin Ortadoğu’yu demokratikleştirelim” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında güncel gelişmelere ilişkin konuştu.

    ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarına değinen Bakırhan, “Dünyanın neresinde olursa olsun bir rejimi güçlü yapan şey ne füzeler ne de savaş uçaklarıdır. Bunu İran’da bir kez daha gördük. Bir devleti güçlü yapan, aslında halkından almış olduğu rızadır. Halk, devlete, rejime, yönetime ne kadar rıza gösteriyorsa o devletin gücü o kadardır. Neymiş? Demek ki; devletlerin gücü sadece top, tüfekle, savaş araç ve gereçleriyle ölçülmüyormuş. Bundan daha büyük güç, halkın rızasıymış. İran’da rejim bir türlü bu gerçeği anlamadı. Halklardan, inançlardan, kadınlardan rıza alma yerine İran’ın zengin kaynaklarını topa, tüfeğe, savunmaya ve uçaklara ayırdı. Kadınların her türlü özgürlüğünü yasakladı. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri olmasına rağmen, ekonomisini yönetemedi. Kimliklere ve inançlara özgürlük tanımadı. Neredeyse kimliğine sahip çıkanların tamamını bastırdı. Her gün onlarca belki birkaç tane Kürdü ve muhalifi kentlerin ortasına kurulan idam sehpalarında idam etti” şeklinde ifade etti.

    İkinci bir gerçeğinde, dış müdahalelerle bir ülkeye huzur ve demokrasi gelmeyeceği gerçeği olduğunu vurgulayan Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Rejimi değiştirmekle o ülkeye huzur, demokrasi ve mutluluk gelmiyor. Bu savaşta çıkaracağımız çok önemli iki başlık budur. Bir ülkeye demokrasi ve refah gelmesinin bir yolu var; o da ülkenin kendi dinamikleriyle, kendi itiraz edenleriyle birlikte bir ülkedeki demokrasiyi, rejimin demokratikleşmesi ancak öyle sağlanabilir.

    Savaş büyüdükçe sınırlar değil, acılar genişliyor. Küresel ve bölgesel güçler tepişirken; oradaki halklar, emekçiler, ezilenler bedel ödüyor. Dış müdahaleler artık bir biçimiyle son bulmalı, inkarcı rejimler de değişmeli. Yani sadece dış müdahalelere karşı değiliz. Bu inkarcı, idamcı, halkları ve inançları yok sayan rejimlerin değişmesinden de yanayız. İşte sizlerin huzurunuzda bu İran meselesine nasıl yaklaştığımızı bir kez daha açık, berrak bir şekilde ortaya koyduk.

    SÖYLEDİKLERİNİN BİR KARŞILIĞI YOK

    Ama Kürtlerin ve Kürt örgütlerinin partimizin bu yaklaşımı bilinmesine rağmen ilk saatlerde bu açıklamaları defalarca yapmamıza rağmen ısrarla Kürtlere akıl vermeye çalışanlar da var. Çünkü Kürtleri söz kurabilen, strateji geliştirebilen siyaset yapabilen, en önemlisi kendi geleceği hakkında karar verebilen bir halk olarak görmüyorlar bu akıl verenler. Bakın dünyanın neresinde bir mermi patlasa, gözleri Kürtleri arayan viledalı analistler bir anda yine ekrana çıktı. Bir anda andıç gibi açıklamalar yapıyorlar. Nasıl bir yetenekli insanlar bir bilseniz… Keşke söylediklerinin yüzde birinin de bir karşılığı, bir gerçekliği olsaydı da haklarını verseydik.

    KÜRTLERE AKIL VERMEKTEN VAZGEÇSİNLER

    Kendini Kürtlerin hamisi sanan siyasetçiler, Kürtlere akıl vermeyi meslek edinmiş. O “viledalı” analistler artık Kürtler hakkında şu cümleleri kurmaktan vazgeçsin. Ne diyorlar?  ‘Kürtler artık dış güçlerin kendilerine bir faydası olmadığını anlamalıymış.’ Bilmiyormuşuz bugüne kadar. Onlar olmasaydı, sağ olsunlar, bunu bilmeyecektik. ‘Kürtler kart olarak kullanılmaya izin vermemeliymiş.’ Bu boş ama ile gerçeği perdelemeyi artık bu arkadaşlar bıraksınlar. Kürtlere akıl vermekten vazgeçsinler. Kürtler nerede nasıl davranacağını, nasıl tutum alacağını, nerede elini uzatacağını, nerede kendisini savunacağını çok iyi bilen bir halktır.

    KİMLİKSİZ KÜRT KONUŞULACAK

    Son bir haftadır tüm dünya Kürtleri konuşuyor. Bu sefer odak İran. Bir ay önce yine dünya Kürtleri konuşuyordu, odak Suriye’ydi. Yıllar önce yine Kürtler konuşuluyordu, odak Irak’tı. Dünya neden sürekli Kürtleri konuşuyor? Bölge devletleri buna ciddi bir cevap aramalı. Biraz düşünmeli, biraz tefekkür etmeli. Yani niye her kurşun atıldığında Kürtler dünyanın gündemi oluyor diye? Bölgede her alt üst oluşta gözler sürekli bir halkta ise ortada bir sorun yok mu? Kürtlerin bu kadar gündem olmasının, dünyanın her köşesinde konuşulmasının sebebi nedir acaba? Şapkanızı önünüze koyun. Eğer Kürtler yaşadıkları ülkelerde eşit ve özgür yurttaşlar değilse, kimliksiz baskı ve zulüm altında yaşıyorsa elbette Kürtler konuşulacak. İran’da neyi konuşacağız? Tabii ki kimliksiz Kürt konuşulacak. Suriye’de, Irak’ta olduğu gibi.

    ‘NEREDE HATA YAPTIK?’ DİYE KENDİLERİNE SORMALILAR

    İşin en acıklı yanı, Kürtleri kullanılmakla itham edenler; yüzyıllardır inkar edilen, asimile edilen Kürtleri bugüne kadar görmezden geldiler. Kürtler bugün konuşuluyorsa, bunun sorumlusu Sykes-Picot ve bölgedeki bölge devletleridir. Önce bu durumu sorgulasınlar. Dünya neden Kürtleri konuşuyor diye dert yananlar, önce ‘Nerede hata yaptık?’ diye kendilerine sormalılar. Buyurun, 100 yıllık acı dolu bir geçmişi sona erdiren bir fırsat ortaya çıktı. Bunu değerlendirelim. Dünya, Kürtleri başka biçimde konuşsun. Bir silah patladığında, ‘Aman, Kürtler ne yapacak?’ korkusu mu var; ki var olduğu ortaya çıkıyor. Bu korkuyu gidermenin yolu bellidir. Kürtlerin, bir halk olmaktan kaynaklı haklarını ve iradesini önce tanıyın. Kürtlerin dilini, kimliğini ve kültürünü tanıyın. Kürtler, yaşadıkları ülkelerin üvey değil, eşit yurttaşları olsun. İşte böyle bir zeminde, başka halklar ne kadar konuşuluyorsa Kürtlerle de o kadar konuşulur. Kürtler de risk altında olduğunda, güvenliğini sağlamak için sağa sola bakmaz; hakkını ve hukukunu tanıyan başkentlerin ne dediğine, ne yaptığına bakar o zaman. İşte hakiki bir kardeşliği tesis etmenin yolu da budur.

    KÜRT LİDERLER ÇÖZÜMÜ DIŞARIDA DEĞİL, YAŞAMIŞ OLDUKLARI ÜLKELERDE ARIYOR

    Peki, Kürtler ne düşünüyor? Kürtler ve Kürt liderlerinin tamamı çözümü dışarıda değil, yaşamış oldukları ülkelerde arıyor. Bakın, Sayın Öcalan yıllardır bölge topraklarında çözümü aramıyor mu? Arıyor. İran’ı yıllardır demokrasiye davet etti mi? Evet. Biz, kendisiyle bir heyet halinde görüştüğümüzde, İran’daki operasyonun geleceğini önceden tahmin etti ve İran’ın bu operasyonları önleyebilmesi için Kürtleri, oradaki farklı etnik ve inanç gruplarını tanıması, kadın haklarını tanıması gerektiğini söyledi. Bize de ‘Bölgesel bir savaşın parçası olmayın. Ancak haksızlık ve hukuksuzluk karşısında Kürtler birlik olsun, ortak mücadele etsin’ dedi. Yine, Sayın Mesut Barzani ve Neçirvan Barzani’nin son İran müdahalesindeki açıklamalarına da hep birlikte şahitlik ettik. Ne diyorlar Barzaniler? Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin hiçbir komşuya tehdit oluşturmayacağını söylüyorlar. Dün, Sayın Neçirvan Barzani ile görüştüm; yine aynı düşüncelerini teyit etti. Kürtler hiçbir ülkenin kalkanı değil. Kürtler, kendi demokratik hak ve özgürlükleri için ancak mücadele edebilir dedi. Sayın Bafil Talabani ise çok tarihi bir uyarı yaptı. Aynen şöyle söyledi: “Kürtlerin bu savaşta mızrak ucu olarak kullanılması büyük bir hata olur. Kürdistan bir savaş alanı değil, bir köprü olmalıdır.”

    Biz ne dedik? Biz de ilk gün, ‘İran’da hegemon güçlerin müdahalesine karşıyız. Ancak oradaki inkarcı, idamcı, çürümüş molla rejiminin de karşısındayız’ dedik. Bir şey daha söyledik. Ne dedik? ‘İran’da direnen kadınların yanındayız’ dedik. Direnen Kürtlerin, Belucların, Azerilerin ve rejimden rahatsız olan Farsların yanındayız. Onların mücadelelerini destekliyoruz dedik. Kürtlerin ve liderlerinin mesajı net ve çok onurlu bir duruş içerisindedir. Fırsattan istifade etmeye çalışmıyorlar. ‘Kürtleri tehdit olarak görmeyin’ diyoruz. Kürtleri, bölgesel barışa katkı sunacak bir halk olarak tanıyın ve artık kabul edin. “Kürt gruplarını takip ediyoruz” diyenleri, önce Kürt liderlerinin bu onurlu yaklaşımlarını takip etmeye davet ediyoruz.

    İRAN KÜRTLERİN HAKLARINI TANIMALIDIR

    Şunu net olarak söylüyorum: Ne İran’ın, ne İsrail’in, ne Amerika’nın Federe Kürdistan topraklarını ve İran Kürtlerinin kentlerini kendi savaş sahasına çevirmeye hakkı yoktur. Günlerdir İran rejimi tarafından Federe Kürdistan Bölgesi’ne dönük saldırılar ve can kayıpları yaşanmaktadır. Bu saldırıları kınıyoruz ve kabul etmiyoruz. Yine Süleymaniye’de de benzer saldırılar var. Bunları da kınıyoruz ve kabul etmiyoruz. İran, Kürtleri ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni tehdit etmeyi bırakmalıdır. Hâlâ parmağını Kürtlere sallıyorlar; tehdit etmeden önce idam sehpalarında katlettiği binlerce insanın hesabını vermelidir. Kürtlerin haklarını tanımalıdır. Bütün bölge devletleri şunu çok iyi bilmelidir: Kürdistan, barışın ve diplomasinin köprüsüdür. Kürtler, benzersiz coğrafi ve siyasi konumları itibariyle Ortadoğu’daki her alt üst oluşun parçasıdır. Kürtler artık bu kaderi değiştirmek istiyor. Kürtlerin rızasını alın; gelin Ortadoğu’yu demokratikleştirelim.

    Kürtlerin ve yok sayılan bütün halkların ve inançların hakkının garanti altına alındığı bir Ortadoğu, kendi rönesansını gerçekleştirebilir. Avrupa kendi birliğini kurdu ve kardeşçe bir arada yaşayabiliyor. Peki, Ortadoğu neden kendi birliğini kurmasın? Demokrasiye duyarlı, kültürel etkileşime açık ve ekonomik işbirliklerinin olduğu demokratik Ortadoğu Birliği’ni gelin birlikte kuralım. Bu, dışarıdan müdahalenin gerekçesi olan antidemokratik rejimler sorununu da ortadan kaldıracak tek formüldür. En temel sorumluluk burada bölge devletlerine düşüyor. İnanın, tek bir devlette yaşanacak demokratik dönüşüm bile adım adım tüm bölgeyi doğru temelde etkileyecektir. Bunun öncülüğünü Türkler ve Kürtler neden yapmasın? Bu oyunu neden Türkiye bozmasın? Neden Demokratik Ortadoğu Birliği’nin öncülüğünü Türkiye yapmasın? Bu süreç bir fırsattır. Gelin, Kürt halkına isyan, bölge devletlerine de bastırma ikilemini dayatan bu tuzağa son verelim. Kardeşçe ve eşitçe bir arada yaşayalım diyoruz.

    Her türlü dış müdahaleye karşıyız. Ama bölge ülkeleri de dış müdahalelerin önüne geçmek için önce kendi ülkelerindeki huzuru, demokrasiyi ve barışı sağlaması gerekiyor. İranlılar yarım asır Şah zulmünü gördü. Ardından yarım asırdır da Molla rejimi zulmü altında yaşıyor. Kadının adı yok. Kürt’ün adı yok. Hukuk yok. En normal bir muhalefet bile idamla yargılanıyor ve idamla sonuçlanıyor. İran rejimi, 47 yıldır Kürtleri, Beluçları, Azerileri ve kendi boyun eğmeyen Farslar’ı ezerken küresel güçler petrol ve hegemonya hesapları yapıp üç maymunu oynuyordu. Bugün İran’ın antidemokratik olduğunu, Kürtleri idam ettiğinin farkına vardılar. Dün İran kentlerinde idam sehpalarında Kürtler sallanırken neredeydi o hegemon güçler? Tabii onlar petrol ile ilgileniyorlardı. Kendi çıkarlarıyla ilgileniyorlardı. Bir de Kürtler sanki uzaydan gelmiş gibi bir muamele yapılıyor. Kürtler İsrail ve Amerika’ya dayanarak mı mücadele yürütüyor? Bu, Kürtlere haksızlıktır. İran’da 10 milyondan fazla Kürt yaşıyor. Bu mücadele dün başlamadı. Simkoye Şikaki’den Süleyman Muinilere, Abdürrahman Kasımlo’dan, Ferzat Kemenger’e, Şirin Elamhuri’ye kadar uzanan İran Kürtlerinin büyük bir direniş tarihi var.

    KÜRTLER KİMLİKLERİNİ KORUYARAK, ÖZGÜRCE VE ONURLU BİR BİÇİMDE YAŞAMAK İSTİYOR

    Sanki İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri oraya müdahale edince Kürtler mücadeleye başlamış. Kürtler 100 yıldır mücadele ediyor ve kimseye güvenmiyor. Kendi öz gücüne, oradaki halkların demokratik birliğine inanarak mücadele ediyor. Bakın Batlamayus 2000 yıl önce çizdiği atlasta o dağlara Kürt dağları, Kürdistan dağları adını verdiyse; Kürtlerin varlığını kim sorgulayabilir? Ne Molla rejimi ne Şahlar ortada yokken o dağlarda, o coğrafyada Kürtler yaşıyordu ve yaşamaya devam edecek. Molla rejimleri gelir geçer, antidemokratik rejimler gelir geçer ama Kürtler o coğrafyada baki kalacak. Kürtlerin tek isteği şu: hep soruyorlar ya Kürtlerin ne istiyor, hep söylüyoruz. Bir türlü bir yerlere yazmıyorlar. Onun için bu sefer kısaltarak öz, net üç beş cümle ile Kürtlerin ne istediğini tekrar söylemek durumunda kaldık.

    Binlerce yıldır yaşadıkları topraklarda Kürtler kimliklerini koruyarak, özgürce ve onurlu bir biçimde yaşamak istiyor. Bu kadar açık, net ve sade. Kürtlerin aynen diğer halklar gibi topraklarında özgürce yaşama hakkı vardır. 2000 yıl önce adı konulmuş Kürdistan’da Kürt’ün özgürce yaşama hakkı vardır. İran onlarca halkın ve inancın bir arada soluk aldığı geniş ve kadim bir coğrafyadır. Biliyoruz. Böyle bir coğrafyada tekçi, inkarcı, baskıcı bir rejimi sürdürmek mümkün değildir. İran’ı barışa ve refaha kavuşturacak model tüm halkların ve inançların ve cinslerin gönüllü olarak bir arada yaşayacağı demokratik bir zemindir. İran’ın başka bir çıkışı yok.

    ÜLKEMİZİ YAKLAŞAN BU FIRTINADAN KORUMAK İSTİYORUZ

    Suriye, İran ve Irak’ın hikayesi hepimize çok şey söylüyor. Barışı, hakkı ve hukuku reddeden bir ülke, eninde sonunda savaşın girdabına çekiliyor. Irak nasıl çekildi? Kimyasal silah varmış. İran nasıl çekildi? İşte nükleer başlık üretiyormuş. Yani bir biçimiyle kendi ülkesinde yaşayan hakkını hukukunu tanımayan hegomanik ve emperyal güçler tarafından bir savaş girdabına çekiliyor. Kimse lütfen bunu bir tehdit olarak görmesin. Ülkemizi yaklaşan bu fırtınadan korumak istiyoruz. Evet, ülkemiz diyorum henüz eşit olmasak da bizim ülkemizdir. Çünkü bu ülke hepimizindir. Bu ülke üzerinde binlerce yıl birlikte yaşayacağız.

    KÜRT MESELESİ YENİDEN BÖLGESEL SAVAŞIN GEREKÇESİNE DÖNÜŞMEMELİDİR

    İran’daki savaş Türkiye’deki güvenlik reflekslerini değil, tam tersine çözümü hızlandırmalı ve büyütmelidir. Türkiye’de Sayın Öcalan’ın başlattığı barış sürecinin kıymetini herkes çok iyi bilmelidir. Dört bir yanımız ateş çemberi. Bu ateş her geçen gün snırlarımıza daha çok yaklaşıyor. Bir yılı aşkındır özellikle buralardan kendi düşüncelerimizi, uyarılarımızı yaptık. Aman gecikmeyelim, aman elimizi çabuk tutalım. Bir kasırga almış başını ve tüm bölgeyi kasıp kavuruyor dedik. Bugün adeta sırat köprüsündeyiz. Bu tarihi kavşağı ve tarihi fırsatı oyalayarak, erteleyerek heba etme lüksümüz yok.

    TEHLİKE BÜYÜK

    Şimdiye kadar çok zaman kaybedildi. Ama dünya dengelerinin alt üst olduğu bu dönemde artık kaybedecek zamanımız kalmadı. Türkiye bölgesel türbülansa karşı strtaejik bir istikrar merkezi olabilir. Tehlike büyük. Ama iktidar hala küçük hesaplar peşinde. dünya neyi konuşuyor onlar kayyımların süresini uzatmakla meşguller. Oysa tam da bu tür süreçlerde en büyük güvence hukuktur, adalettir. Yani bizde olmayandır.

    KAYYIM SÜRESİ HANGİ AKILLA, HANGİ HUKUKLA UZATILIYOR?

    Bakın iki örnek vereceğim. Mardin Büyükşehir Belediyemize atanan kayyımın görev süresi 2 ay daha uzatıldı. ‘Ahmetler göreve’ sözü öylesine söylenmiş bir söz müdür bilemiyorum. Söylendi ama karşılığı yerine gelmedi. Ne Ahmetler ne Devrimler görevine iade edildi. Kayyım süresi hangi akılla, hangi hukukla uzatılıyor? Bunu anlamakta insan güçlük çekiyor. Artık buna bir son verin. Kayyım atanan belediyelerdeki kayyumları çekin, seçilmişler görevlerinin başına dönsün diyoruz.

    İkincisi; birkaç gün önce Danıştay’ın barış akademisyenleri kararı çok ilginç. Danıştay barış için imza atanlar suçlu demeye devam ediyor. Biz de diyoruz ki sizin bu yanlışta ısrarınız asıl suçtur. Barış Akademisyenleri suçlu değil. Danıştay’ın, AYM’nin ihlal kararlarını fiilen yok sayan ve Barış Akademisyenlerini yeniden hedef haline getiren bu kararını kınıyoruz. Bu kararından vazgeçmelidir. Barış talebi suç değildir. Önümüzdeki günlerde hazırlanacak yasal düzenlemeler, Barış Akademisyenlerinin uğradığı haksızlığı da gidermeyi kapsamalıdır. Bu da sizin için bir fırsattır.

    Bir gazeteci geçtiğimiz günlerde Adalet Bakanlığı’na AİHM kararlarını sordu. Adalet Bakanı da ‘Takdir yüce Meclisindir’ diyor. Sanırım AİHM kararlarının Meclis’le bir alakası olmadığının farkında değil. Takdirlik bir durum yok. Sayın Bakan, görev sizindir, Meclis’in değildir. AİHM’in aldığı bir karar var. Meclisi bekleyecek bir şey yok. Bunu uygulayacak olan Adalet Bakanı’dır. Buyurun, uygulayın. Uygulayın ki bu Newroz’da Demirtaş Amed’de, Yüksekdağ İstanbul’da olsun, Kobani ve Gezi tutsakları Newroz halayında birlikte halaya dursunlar.

    GÜN SANDIK VE OY HESABI YAPMA GÜNÜ DEĞİL

    Yine garip bir davayla karşı karşıyayız. İşte Sayın İmamoğlu’nun yargılandığı davadaki duruşma dün başladı. Ona ilişkin düşüncelerimizi söylemiştik. 15 milyonluk bir kentin belediye başkanının tutuklu yargılanması doğru değil. İmamoğlu’nu tutuklu yargılayarak, kayacağız, nasıl demokrasiyi getireceğiz? Gün sandık ve oy hesabı yapma günü değil. İktidara da muhalefete de söylüyorum. Artık bu tehlikeyi görün. Bu topraklar bizim. Bu toprakların bereketi barıştadır ve birliktedir.

    İran Savaşı sadece bir dış politika meselesi değil. Hürmüz Boğazı’nın kapanması Türkiye gibi kırılgan ekonomileri de çok yakından ilgilendiriyor ve derin krizlere yol açıyor. Bakın petrolün varil fiyatı sadece 11 günde, 70 dolardan 90 dolarları aşan bir noktaya çıktı. Savaşın uzaması halinde de 150 dolara ulaşması bekleniyor. Merkez Bankası’nın hesabına göre her 10 dolarlık artış cari açığı 3 milyar dolar. Enflasyonu da bir puan arttırıyor. Bu haftaki artış üstümüze 6 milyar dolar yük bindirdi. Bu benzinin, ekmeğin, zeytinin, unun, şekerin her şeyin zamlanması demektir.

    İktidar enflasyonla mücadele programımız başarıyla sürüyor diyor. Peki 2026’nın ilk 2 ayında enflasyon ne kadar oldu? Tam yüzde 7,95. Yani yıllık hedefin yarısı henüz 2 ayda gerçekleşti. 6 ayda ulaşılması gereken enflasyon rakamını 2 ayda aştık. O 4 ayda da nasıl geçineceğiz ona da Allah kerim. 4 kişinin aylık gıda masrafı 32 bin lira sadece gıda masrafı. Yoksulluk sınırı 105 bin lira. 5 milyon emekli sadece 20 bin lirayla geçinmek zorunda. Asgari ücretlinin maaşı 2 ayda 2 bin lira eridi. Emeklerin bayram ikramiyesine ne diyorlar; Kaynak yok diyorlar. Oysa sadece ocak ayında faizlere 465 milyar lira para ödenmiş. Yani bu parayla her emekliye 27 bin lira verebilirdik ama faize gitti. Sorun demek kaynak değilmiş, tercih meselesiymiş. Onların tercihi patronlardır. Emeklilerin bayram ikramiyeleri en az asgari ücret kadar olmalıdır. Milyonlar sadaka değil insan onuruna yaraşır bir ücret istiyor.

    Mewroz deklerasyonumuzu açıkladı. 102 merkezde kutlayacağız. Bu yıl yakılacak Newroz ortak yaşamın ilanı olacak. Gelin Newroz halayına birlikte duralım. Türkiye’yi Newroz alanlarına davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Özgür Özel’den iktidara sert mesaj: Türkiye savaşın eşiğinde edilgen bırakılamaz!-VİDEO

    Özgür Özel’den iktidara sert mesaj: Türkiye savaşın eşiğinde edilgen bırakılamaz!-VİDEO

    PİRHA- Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür ÖzelTürkiye Büyük Millet Meclisi’nde düzenlenen grup toplantısında dış politika, yargı süreçleri ve ekonomik tabloya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Özel’in konuşmasında özellikle bölgesel savaş riski ve hükümetin dış politika tutumu öne çıktı.

     

    Bölgedeki askeri hareketliliğe ve artan gerilime dikkat çeken Özel, Türkiye’nin dış politikada edilgen bir konuma sürüklendiğini savunarak hükümeti eleştirdi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın daha önceki açıklamalarına atıfta bulunan Özel, uluslararası gelişmeler karşısında şeffaf ve tutarlı bir diplomasi yürütülmediğini öne sürdü. Türkiye’nin olası savaş risklerine karşı net bir tutum ortaya koyması gerektiğini belirten Özel, dış politikanın iç siyasete malzeme edilmemesi gerektiğini söyledi.

    Konuşmasında yargı süreçlerine de geniş yer ayıran Özel, özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik davalara değindi. Bu süreçlerin siyasi saiklerle yürütüldüğünü savunan Özel, yargının bağımsızlığına ilişkin kaygılarını dile getirdi. Hukukun üstünlüğünün zedelendiğini ifade eden Özel, adalet mekanizmasının siyasal baskılardan arındırılması gerektiğini vurguladı.

    Ekonomik tabloya ilişkin değerlendirmelerde de bulunan CHP lideri, hayat pahalılığı, enflasyon ve gelir adaletsizliğine dikkat çekti. İktidarın ekonomi politikalarını eleştiren Özel, yurttaşların alım gücünün her geçen gün düştüğünü belirterek erken seçim çağrısını yineledi.

    Toplantıda hem dış politika hem iç siyasete dair eleştirilerini sürdüren Özel, Türkiye’nin demokratikleşme, hukuk devleti ve ekonomik istikrar başlıklarında yeni bir yönelime ihtiyaç duyduğunu ifade etti.

    HBER MERKEZİ

  • Özel’den Meclis ve meydan vurgusu: Ataşehir’de buluşacağız!-VİDEO

    Özel’den Meclis ve meydan vurgusu: Ataşehir’de buluşacağız!-VİDEO

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM grup toplantısında Meclis çalışmalarının yanı sıra parti örgütünün saha mobilizasyonuna dikkat çekti. Özel, Muğla’daki eylemlerin ardından İstanbul Ataşehir için geniş katılım çağrısı yaptı.

     

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki haftalık grup toplantısında konuştu. Toplantıda Özel, hem Meclis içi çalışmalara hem de parti örgütünün son dönemde artan saha etkinliklerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmada özellikle İstanbul’da düzenlenecek buluşma için yapılan çağrı öne çıktı.
    MECLİS VE SAHA BİRLİKTE
    Konuşmasına Meclis çalışmalarına değinerek başlayan Özel, “Yoğun bir çalışma haftasının ardından hep birlikte Meclisimizin çatısı altındayız” ifadelerini kullandı.

    Bu sözlerle CHP’nin parlamenter denetim faaliyetlerini sürdürdüğünü vurgulayan Özel aynı zamanda parti örgütünün sahadaki etkinliklerine de dikkat çekti.

    Özel, son dönemde gerçekleştirilen saha etkinliklerine ilişkin olarak Muğla’daki buluşmaya işaret etti. Parti örgütünün düzenlediği eylemlerin yüksek katılımla gerçekleştiğini belirten Özel, bu sürecin planlı biçimde sürdürüldüğünü ifade etti.

    Milas ve çevre mücadelelerine yönelik destek mesajları da konuşmada yer aldı.

    ATAŞEHİR İÇİN ÇAĞRI

    CHP lideri, konuşmasının en dikkat çekici bölümünde İstanbul Ataşehir’de yapılacak etkinliğe katılım çağrısı yaptı.

    Özel, “Yarın akşam Ataşehir’de, İstanbul’da 39 ilçenin 39. eyleminde hep birlikte olacağız” dedi.

    İstanbulluları buluşmaya davet eden Özel, bu organizasyonun geniş katılımlı olacağını vurguladı.

    Grup toplantısından çıkan tablo, CHP’nin Meclis içi muhalefetin yanı sıra saha çalışmalarını da eş zamanlı sürdürme stratejisini devam ettirdiğini gösterdi.

    Özel’in konuşması, parti örgütünü diri tutmaya ve yerel katılımı artırmaya dönük bir mobilizasyon çağrısı olarak değerlendirildi.

    Toplantıda verilen mesajlar, CHP’nin önümüzdeki dönemde İstanbul merkezli etkinliklerle siyasal görünürlüğünü artırmayı hedeflediğine işaret etti.

    PİRHA/ANKARA
  • Bakırhan’dan “liderler zirvesi” çağrısı!-VİDEO

    Bakırhan’dan “liderler zirvesi” çağrısı!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, TBMM grup toplantısında Kürt meselesinin çözümü için Cumhurbaşkanı ev sahipliğinde liderler zirvesi toplanmasını önerdi. Bakırhan, ekonomik kriz ve yoksulluğa dikkat çekerek yerel yönetimlere dayanışma çağrısında bulundu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, grup toplantısında konuştu.

    “KALICI ÇÖZÜMLER İÇİN LİDERLER ZİRVESİ” ÇAĞRISI

    Bakırhan, konuşmasında Türkiye’nin uzun süreli yapısal sorunlarına vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye’nin temel ve köklü sorunlarını çözmek için Sayın Cumhurbaşkanının ev sahipliğinde bir liderler zirvesi toplanmalı.”

    İktidarın ekonomi politikalarını da eleştiren Bakırhan, buna göre iktidarın mevcut ekonomik politikalarının toplumda yoksulluk ve eşitsizlik yarattığını ifade etti ve yerel yönetimlerden toplumsal dayanışma vurgusu yaptı:

    “Toplumun en büyük sorunlarından biri ekonomidir. Türkiye’de emekli, emekçi, genç, kadın, hemen herkes büyük bir ekonomik enkazın altında yaşam mücadelesi veriyor” diyen Bakırhan, “Partimizin yerel yönetimleri ramazanın bereketini, yoksul ve ihtiyaç sahipleriyle paylaşsınlar” diye de ekledi.

    “BARIŞ SÜRECİ VE BÖLGESEL DİKKAT

    Bakırhan, hem ulusal hem de bölgesel barış gündemine de vurgu yaptı. Orta Doğu’da konuşulan “yeni düzen” senaryolarının Türkiye’yi etnik ve inançsal fay hatları üzerinden tahrik etmemesi gerektiğini belirtti.

    Toplantıda ayrıca Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a, Irak ve Suriye politikalarına ilişkin sert eleştiriler de yer aldı; Bakırhan bu yaklaşımın barış sürecine zarar verebileceğini söyledi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Özgür Özel: Partimiz tarihin en ağır saldırısı altında!-VİDEO

    Özgür Özel: Partimiz tarihin en ağır saldırısı altında!-VİDEO

    PİRHA- Partisinin grup toplantısında konuşan CHP lideri Özel, CHP’den istifa eden Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’la aralarında geçtiği iddia edilen mesajları doğruladı. “Ne söylediysem kişilik tespitine yöneliktir” ifadelerini kullanan Özel, Özarslan’ın ailesine karşı herhangi bir ithamda bulunmadığını vurguladı. İktidara yürüdüklerini, bu yolda ‘çürüklerin ve sağlamların’ ayrılacağını söyleyen Özel, “İktidara bozuk tohum Mesut’la gidilmez ama Zeydan’la gidilir, Mansur Yavaş’la gidilir, Ekrem başkanla gidilir. Dürüst, cesur insanlarla gidilir” ifadelerini kullandı.

     

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda açıklamalarda bulundu.

    Özel, salona Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’la geldi. Yavaş’ın yanı sıra, Ankara’nın 15 ilçesindeki CHP’li belediye başkanları da grup toplantısına katılım gösterdi.

    “PARTİMİZ TARİHİNİN EN AĞIR SALDIRISI ALTINDA”

    Özel, partilerinin tarihin en ağır saldırısı altında olduğunu kaydederek şu ifadeleri kullandı:

    “Bugün burada Ankara Büyükşehir Belediye başkanımızı, Ankara’daki belediye başkanlarımızı, il örgütümüzü misafir ediyoruz. Çok kıymetli konuklarımıza hoş geldiniz diyorum. Partimiz tarihinin en ağır saldırısı altında, iftiralarla karşı karşıya, devlet bütün olanaklarıyla bir partiye hizmet eder halde, ama o saldırı altındaki ana muhalefet partisinin grup toplantısına bakın, bir bakın.

    Konuşmasının ilk bölümünde 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybedenleri anarak başlayan Özel, bir kez daha hayatını kaybedenler için baş sağlığı diledi. Deprem bölgesinde devam eden sorunları kalem kalem anlatan Özel, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın partisine yönelik suçlamalarına da tepki gösterdi.

    “Erdoğan orada döndü dolaştı şunu söyledi; ‘Deprem bölgesinde yoktular, enkazlarda yoktular. Buraya hiç yardım yapmadılar, bir tek eser bile kazandırmadılar’” diyen Özel, CHP’li belediyelerin deprem bölgelerinde yaptığı çalışmaları anlatan bir video yayınladı.

    “ÖZELLEŞTİRMELERİN YÜZDE 86’SI AKP DÖNEMİNDE”

    Özelleştirme kararlarına değinen Özel, “Cumhuriyet tarihinde yapılan özelleştirmelerin yüzde 86’sı AKP döneminde yapıldı. Şimdi iki boğaz köprüsü ve 7 otoyolu özelleştirmek istiyorlar” dedi.

    Devamla son yerel seçimlerde 47 yılın ardından partilerinin birinci parti konumuna yükseldiğini anımsatan Özel, şöyle konuştu:

    “Ankara’da 16 belediyeyi kazandıklarını vurguladı. CHP üç belediyeden yukarı çıkamaz denilen yerde 16 belediyeyi kazandık bunlardan bir tanesi de Keçiören Belediyesiydi. Hakkında pek çok iddia gündeme geldi, kendisini 3 kez genel merkeze çağırdık. Dedi ki; ‘söylenenlerin tamamı iftira, asla yolsuzluğa bulaşmadım.’ Büyük büyük yeminler ederek inkar etti. Sonra AKP’yle gizli görüşmeler yaptığına dair her taraftan bilgi geldi. Öğreniyoruz ki çarşamba günü AKP’ye katılacak. En yakınları ‘evet katılıyor’ diyorlar.”

    “TRİBÜN LİDERİNE ‘BANA DESTEK VER, SANA DAİRE ALAYIM’ DEMİŞ”

    Özarslan ile aralarında geçen mesajlaşmalara değinen Özel, “Ne söylediysem kişilik tespitine yöneliktir” ifadelerini kullandı. Özel ayrıca Özarslan’ın Ankaragücü’nün tribün liderine kendisine destek sağlaması için rüşvet teklif ettiğini söyledi.

    Özel, “Ankaragücü’nden kendine slogan atsınlar diye adam tutmaya çalışıyor. Tribün liderine Ankaragücü’nün tribün liderine ‘Bana destek ver, sana daire alayım’ demiş. Bu Tosuncuk, milletin helal oylarını almış kaçmaya çalışıyor” dedi.

    “İktidara yürüyen partinin doğrusu da olur yanlışı da olur” diyen Özel, şöyle devam etti: “Verilen bütün kararların sorumluluğunu alıyorum. Yüzde 65 belediyeyi alınca halaya duracaksın bir tane bozuk tohum parça kırınca öz eleştiri yapacaksın. İktidara yürüyen partinin doğrusu da olur yanlışı da olur. Bozuklar ayrılır, sağlamlarla iktidara yürünür. İktidara bozuk tohum Mesut’la gidilmez ama Zeydan’la gidilir, Mansur Yavaş’la gidilir, Ekrem başkanla gidilir. Dürüst, cesur insanlarla gidilir.”

    HABER MERKEZİ

  • Hatimoğulları: Süreci hızlandırmanın tam zamanıdır!-VİDEO

    Hatimoğulları: Süreci hızlandırmanın tam zamanıdır!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, barış için artık söz değil adım atma zamanı olduğunu belirterek, “Süreci hızlandırmanın tam da zamanıdır. Komisyon raporu temennilerin ötesine geçmelidir. Barışı gerçekten mümkün kılacak siyasal ve hukuki bir çerçeve ortaya konulmalıdır” dedi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında güncel gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.

    Tülay Hatimoğulları, şunları dile getirdi:

    “İzmir’de 5 Şubat’ta etkili olan sağanak yağış nedeniyle 2’si çocuk 5 yurttaşımız hayatını kaybetti. Yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı diliyoruz. Kürt yazar, araştırmacı ve çevirmen Mehmet Emin Bozarslan’ın dün sürgünde hayatını kaybettiğinin haberini aldık. Kürt dilinin yazı ve edebiyat alanında gelişmesine ömrünü adayan, Mem û Zîn’i günümüz Kürtçesine kazandıran Bozarslan’ı minnetle anıyorum, hepinizin başı sağ olsun. Kürt halkının başı sağ olsun.

    İLİÇ’TE AİLELER ADALET PEŞİNDE AMA İHMALE SEBEP OLANLAR ELİNİ KOLUNU SALLAYARAK GEZİYOR

    Alevi inancında önemli bir yeri olan Hızır ayındayız. Hızır, darda kalanların umudu ve dayanışmanın simgesidir; mazlumun yol arkadaşıdır. Hızır niyetine tutulan oruçların ve dağıtılan lokmaların Hak katına katılmasını diliyorum. Tüm insanlığın, en fazla ihtiyaç duyduğu onurlu barışı, adaleti ve huzuru görmesine vesile olmasını diliyorum.

    Bugün bu salonda İliç’te yaşamını kaybeden Uğur Yıldız’ın ailesi var. İliç’teki maden ocağında bir işçi katliamı yaşanmıştı. Aileler hala adalet peşinde ama ne yazık ki İliç ile ilgili gerçek bir soruşturma yapılmadı. Şirket soruşturma geçirmediği gibi, bu ihmale sebebiyet verenler elini kolunu sallayarak dışarıda geziyor. Aileler adalet peşinde ve bugün de seslerini duyurmak için buradalar. İliç’te yaşamını kaybeden bütün işçi kardeşlerimizi bir kez daha saygıyla anıyorum. Ailelerimiz şunu bilsin ki ilk gün olduğu gibi bugün de onlarla yan yanayız, omuz omuzayız. Dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz.

    AFAD’IN İÇİ BOŞ BİR KURUM OLDUĞU DEPREMDE ORTAYA ÇIKTI 

    6 Şubat Depreminde yaşamını kaybeden bütün canlarımızı saygıyla anarak sözlerime devam etmek istiyorum. 5-6 Şubat’ta deprem bölgesindeydik. Ben Adıyaman’daydım, Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan Hatay’daydı. Bütün MYK ve PM üyelerimiz, il-ilçe örgütlerimiz başta deprem bölgesi olmak üzere Türkiye’de anma yapılan her yerdeydi. Adıyaman’da 6 Şubat’ta saat 4.17’de duran saat kulesinin yanında binlerce insanla birlikteydik. Kitleden şu sesler yükseliyordu: “Sesimi duyan var mı?” “Üşüyorum. Kurtarın beni”. Tam üç sene öncesine Adıyaman’a, Maraş’a, Malatya’ya, Adana’ya, Antep’e, Hatay’a, Osmaniye’ye, Urfa’ya, Kilis’e götürdü bizi bu sesler. Bu sesleri ömrümüzün sonuna kadar unutmayacağız. Yüreğimize ve beynimize kazındı bu sesler.

    Sesimizi duyan olmadı. Arama kurtarma çalışmaları açısından hayati öneme sahip olan ilk üç günde devlet yoktu. İnsanlar adeta ölüme terk edildi. Depremin yaşandığı ilk günden itibaren Hatay’da, memleketimdeydim. Aylarca kaldım orada ve yaşanan her ana tanıklık ettim. Belediyelerden, sivil toplum örgütlerinden, demokratik kitle örgütlerinden, Alevi kurumlarından, kadınlardan, gençlerin örgütlenmelerinden ilk yardımlar geldi. İlk destekler onlardan geldi. Biz hepinize çok müteşekkiriz. Çünkü hayatta kalabilmemiz için bir dal oldunuz, tutunacağımız bir dal oldunuz. Devlet ilk gün de yoktu. AFAD’ın kağıttan kaplan olduğu, içi boş bir kurum olduğu bu depremde ortaya çıktı. Samandağ’da enkaz altındaki çığlıkları duyan AFAD gönüllüleri, kendi gözlerimle gördüm, hıçkıra hıçkıra ağladı. Çünkü o sesleri duyuyorlardı ama müdahale edecek eğitimi almışlardı, ellerinde ne bir kazma ne bir kürek vardı. Kızılay geçmişte uluslararası yardımlara koşabilen bir kurumdu. Şimdi içi tamamen boşalmış durumda; görüntüyü kurtaran sembolik yardımlar sağlayan, çadır ve konserve satan bir pozisyonda.

    DEPREMİN ÜZERİNDEN ÜÇ YIL GEÇTİ, İNSANLAR HALA KONTEYNERLERDE YAŞIYOR

    Kurumların içi boşaltılmış, liyakatsizlik söz konusudur derken tam da bunu kast ediyoruz işte. Acılı durumlarda o kurum el uzatamıyorsa iktidar içini boşalttığı içindir. Bakın, üç yıl geçti aradan, hala konteynerlerde yaşayan insanlar var. Adıyaman’da 40.000’in üzerinde yurttaşımız konteynerde yaşıyor. Hatay’da 150.000’in üzerinde insan konteynerde yaşıyor. Bunlar resmi rakamlar. Bir de yıkılan evinin yerine konteynerini kurmuş olan aileler var. 21 metrekareye üç yıldır sığdırılmış hayatlar söz konusu. Biz buradan bir kez daha soruyoruz: Deprem vergileri nerede? Bu vergilerle ortalama 100 metrekare büyüklüğünde depreme dayanıklı 1.000.000 ev yapılabilirdi. Ama biz bu soruyu sorduğumuzda, dönemin ve günümüzün Maliye Bakanı Şimşek, “Duble yollar yaptık” diyor. “Hava yolları, demir yolları yaptık” diyor. İşte kurumların liyakatsizliği, tutarsızlığı ve rantçı anlayışı tam da budur.

    SİZ HALA DEPREMZEDEYE MÜŞTERİ MUAMELESİ YAPIYORSUNUZ

    Şimdi toplu konutlar yapılıyor, anahtarlar teslim ediliyor. Ama depremzedeye boş kağıt, boş senet imzalatılıyor. Niye? Devlet daha sonra oraya bir rakam yazacak. Yetkililer oraya bir rakam yazacak. Defalarca söyledik. Buradan bir kez daha söylüyorum. Depremde sadece insanların evleri yıkılmadı, sadece can kayıpları yaşanmadı. İşsiz kaldı, aç kaldı, yoksul kaldı depremzede. Ve siz hala depremzedeye müşteri muamelesi yapıyorsunuz. Bunu kabul etmek mümkün değil. Çevre Şehircilik ve İklim Bakanı, özel bir ticari şirketin patronu gibi çalışıyor. İktidarın mantığı bu. Bu utanç verici bir mantık. Bir daha buradan tekrar ediyoruz. Deprem konutları depremzedelere ücretsiz verilmelidir, imzalanan o senetler yok hükmünde sayılmalıdır.

    ENKAZ ALTINDA KALAN BU İKTİDARIN KENDİSİDİR

    Ayrıca defalarca dile getirdiğimiz bir konu var ki, o da deprem bölgesinde yaşanan elektrik kesintileri. Ayıptır. İnsanlar yılbaşına bir haftalık elektrik kesintisiyle girdi. Bunu hangi vicdan kabul eder? Elektrik kesintileri giderilmelidir acil bir şekilde. Deprem bölgesindeki vergi mükellefleri ve esnaf mücbir sebebin uzatılmasını talep ediyor. Hepimize ulaştılar. Hem iktidarın hem muhalefetin milletvekillerine ulaştılar. Deprem bölgesinde mücbir sebebin uzatılması için yetkililerle defalarca görüştük ama uzatmadılar. Şu bilinsin ki oradaki esnaf, oradaki vergi mükellefi hala mücbir sebebin uzatılmasını bekliyor. Biz bunları dile getirdiğimizde, iktidar diyor ki “Deprem üzerinden siyaset yapıyorlar”. Bu da ayrı bir manipülasyon, ayrı bir pişkinlik! Acı yarıştırılmaz biliyoruz ama acımız çok büyük. Tahmin edilemeyecek kadar büyük bir acı içindeyiz. Ama bu acı üzerinden reklam yapan, propaganda yürüten, enkaz altında kalan bu iktidarın ta kendisidir. İşte bu gerçekleri toplumsal sorumluluğumuz gereği dile getirmeye devam edeceğiz.

    İSTANBUL BAŞTA OLMAK ÜZERE BÜTÜN DEPREM BÖLGELERİNDE ÖNLEM ALINSIN

    Türkiye bir deprem bölgesi. Umarım olmaz ama bilim insanları İstanbul’da büyük bir deprem ihtimalinden bahsediyor. İstanbul’da büyük bir deprem olması demek, 11 kentimizde yaşadığımız kayıpları katlayacak düzeyde bir deprem olması demektir. Dolayısıyla bu sorunları gündemde tutup dile getiriyorsak bilinsin ki başta İstanbul olmak üzere bütün deprem bölgelerinde önlem alınsın diyedir. Ders çıkarılsın diye bunları gündemde tutuyoruz. “Unutmayacağız, unutturmayacağız” sözü sadece bir slogan değil. Çünkü unutursak İstanbul için önlem alınmaz. Çünkü konuşmazsak Türkiye’deki deprem bölgelerinde önlem alınmaz. Konuşacağız ki yeni acılar yaşamayalım. Buradan soruyorum: İmar affının hesabını vermeyenleri unutur muyuz? Depremi fırsata çevirip çocuk kaçıranları unutur muyuz? Göz göre göre çöken binaların sorumlularını unutur muyuz? Depremi Allah’ın lütfu olarak görenleri, kamu gücünü kâr gücüne dönüştürüp çadır satanları, yardım çadırlarına kayyım atayanları, arama kurtarma çalışmalarında yandaş şirketlerin kepçelerini sahaya sürmeyenleri, askeri kışlada tutanları, yaşamlarımızı istatistiklere indirgeyenleri unutabilir miyiz? Zeytini ve mandalinayı kökünden sökenleri, Rezerv Alan Yasasını çıkararak tarım arazilerine ve toprağımıza çökenleri, nüfus mühendisliği yapanları unutabilir miyiz? Üç yıl geçmesine rağmen başta İstanbul olmak üzere olası yeni depremlerle ilgili hiçbir önlem almayanları, sonra da çıkıp “Söz verdik, ihya ettik” diyenleri unutabilir miyiz? Hayır, unutamayız. Unutmayacağız, unutturmayacağız. Unutursak yüreğimiz kurusun. Depremde yaşamını yitiren herkesi saygıyla anıyorum.

    YOKSULLUK, GEÇİNEMEME VE BARINAMAMA EN YIKICI SORUN OLMAYA DEVAM EDİYOR

    Bakın, ülkenin genelinde de başka bir yıkım devam ediyor: Ekonomik çöküş. Yoksulluk, geçinememe, barınamama ülkenin en yıkıcı sorunu olmaya devam ediyor. İktidar bu gerçekliğin üstünü örtmeye çalışsa da nafile. Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek geçtiğimiz günlerde şöyle buyurmuş: “Programımızın son aşamasındayız. Kalıcı fiyat istikrarını sağlarken sürdürülebilir yüksek büyüme için temelleri atıyoruz”. Sayın Bakan, ülkenin hali harap, işsizlik patlaması yaşanıyor. Enflasyon vatandaşın belini sadece bükmedi, kırdı da. Yurttaş, emekli isyanda. Ama neymiş? Program son aşamasındaymış. Bravo valla! Ancak gerçek şudur. Halkın ekonomi yönetimine inancı %10’lara düşmüş durumdadır. Halkın ekonominin düzeleceğine olan inancı yerlerde sürünüyor. AKP’nin en fanatik seçmenleri bile ekonomi iyidir diyemiyor, diyemez çünkü. İnsanlar açlığı ve yoksulluğu iliklerine kadar yaşıyor. Yoksulluk ve işten çıkarmalar diz boyu. İşçiler, emekçiler, emekliler, yoksullar bu duruma öfke duymayıp da ne yapsın?

    HAKLARI İÇİN MÜCADELE EDEN İŞÇİLERLE BİRLİKTE MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ

    Bakın Mersin Limanında sendikaya üye oldukları gerekçesiyle işten çıkarılan 185 işçi 40 gündür eylemde. İşçiler, “Sendikalı olmak suç değil, anayasal haktır” diyerek güvenceli biçimde işlerine dönmeyi talep ediyor. Denizli’de Ahlatçı Holding bünyesinde Enerya firmasının taşeronu Tukan şirketi tarafından tazminatsız işten çıkarılan doğalgaz sayaç okuma işçileri eylemde haklarını arıyor. Merzifon Organize Sanayi Bölgesinde faaliyet gösteren GM Teknik Cam’da çalışan işçiler, grevi bırakmaları yönündeki tehditlere rağmen 209 gündür grevlerini devam ettiriyor. 23 Ocak’tan beri Migros depo işçileri eylemde. Seslerini duyurmak için Anadolu Grubunun sahibi Tuncay Özilhan’ın Beykoz’daki villasının önünde eylemlerini sürdürüyorlardı. Villa önünde geçim hesabı yapan işçi, emekçilerin yaşadığı koşulları çok güzel özetlemiş: “Hesabıma göre dört kişilik bir ailede üç öğün çay ve simit yese aylık 14.400 TL tutuyor. 15.000 TL de ev kirasını üstüne eklersek toplam 29.400 TL yani asgari ücretten fazla bir rakam tutuyor. 15.000 TL mutfak masrafı 5.000 TL faturalar, derken 49.000 TL yapıyor bütün bunlar. Ben bu eksikliği nasıl tamamlayacağım? Köle hayatı mı yaşayayım?” Bunu işçi diyor. Peki, ne istiyor işçiler? Maaşlarına net %50 zam, banka promosyonlarının eksiksiz ödenmesi, vergi kesintilerinin işveren tarafından ödenmesi ve ayrımsız, şartsız ve iş kolu değiştirmeksizin bütün Migros taşeronlarına kadro verilmesi. Migros işçileri, yaptıkları son açıklamada yarın patronla bir görüşmeleri olduğunu duyurdu. Yarına kadar eylemlerine ara verdiler. Ümit ediyoruz ki yarın bir anlaşma sağlanır.

    Şunu bilmelisiniz ki değerli işçi kardeşlerim, DEM Parti olarak, bu onurlu emek mücadelenizi selamlıyoruz, yanınızdayız. Her zaman sizlerleyiz, omuz omuzayız, birlikteyiz. Haklarınızı almanız için ne yapmak gerekiyorsa Meclis’teyse Meclis’te, sokaktaysa sokakta, barikat arkasındaysa barikat arkasında sizlerle birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. Aşı, ekmeği ve hakkı için direnen işçi kardeşlerimizi ve yürüttükleri mücadeleyi bir kez daha buradan selamlıyoruz.

    EPSTEİN DOSYALARI KAPİTALİST SİSTEMİN İĞRENÇ BİR SONUCUDUR

    Şimdi bahsedeceğim konu ise sadece Türkiye’nin değil, bütün dünyanın gündemine bomba gibi düşen bir konu. Epstein dosyaları; kapitalist sistemin kokuşmuşluğunu, çürümüşlüğünü, insanlığı yok edecek kadar pervasızlaştığını bir kez daha gözler önüne serdi. Kapitalizm, zenginlerin her istediğini yapabildiği karanlık bir dehlizdir. Bu dosyalarda ortaya çıkan isimler, ağlar, ilişkiler sadece bir sapkının hikayesi değildir. Bunlar bir sistemin nasıl işlediğinin açık kanıtıdır. Dünya basınında yapılan analizler çok açık bu konuda. Epstein sadece bir birey değildir. Dünya sistemini ve ticaretini etkileyen güç, para, iktidar ve ülkelerin istihbarat teşkilatlarıyla ortaklığın ve cinsel istismarın kesiştiği küresel bir ağın parçasıdır. Bu ağ çocukları ve kadınları hedef alan bir organize suç örgütüne dönüşmüş ve böyle çalışıyor. Bu düzen emeğin, kadının, doğanın sömürülmesi üzerine kurulan kapitalist sistemin iğrenç sonucudur. Panzehri ise yeni bir demokratik sosyalizm ufkudur. Dosyalarda adı geçen ülkelerden biri de Türkiye. Peki, Türkiye’de bu konuda ne yapılıyor? Epstein belgelerinde Türkiye’deki karanlık ilişkiler içinde defalarca adı geçen bir isim var. Susurluk kazasından, mafya-devlet-siyaset ilişkilerinden, uyuşturucu kaçakçılığına ve her türlü organize suça uzanan bir isim bu. Hepiniz tanıyorsunuz. Bu ismin Epstein dosyalarında defalarca geçiyor olması da bizleri hiç şaşırtmadı. Türkiye’de bağlantısı olanlar, hakkında kuvvetli şüphe bulunanlar, bütün bu isimler hakkında mutlaka ve acilen bir soruşturma başlatılmalıdır.

    TÜRKİYE YARGISI EPSTEİN DOSYALARI KONUSUNDA SUSKUN KALAMAZ!

    Türkiye’den Epstein’in adasına götürülen çocukları kim kaçırdı? Nasıl kaçırdı? Bunların belgeleri ortada. Kamuoyu bunları biliyor. Medya bu isimleri biliyor. Yargı neden suskun bu konuda? Yoksa bu isimlerin dokunulmazlığı mı var? Bazı karanlıklar aydınlatılmamalı mı bu ülkede? Türkiye yargısı bunu görmezden gelebilir mi? Yargı bu konuda susamaz, yargı bu konuda susmamalı. Epstein dosyasıyla bağlantısı olan her kimse mutlaka hakkında acilen soruşturma başlatılmalı. Bu sadece bir adalet meselesi değil, aynı zamanda bu ülkede yaşayan kadınların ve çocukların güvenliği meselesidir. Kimse Epstein’deki karanlık düzen bizim uzağımızda demesin. Tüm karanlık işlerin, insanlığa karşı işlenen suçların muhatabı, küresel zulüm ağının mağdurları ezilenlerdir, sömürülenlerdir. Marx’ın dediği gibi farklı isimlerle anlatılan senin hikâyendir.

    ESP TUTUKLAMALARI KEYFİ VE HUKUKSUZDUR; YOLDAŞLARIMIZ BIRAKILMALIDIR

    Bu düzene karşı çıkan sosyalistler, Türkiye’de iktidarın ve yargının hedefi haline gelmiş durumda. Ülkeden çocuk kaçırıp Epstein çetesine satanlar, uyuşturucu ticaretinin ağababaları, ülkenin hazinesini çalıp çırpanlar gününü gün ederek yaşıyorlar ama buna itiraz edenler, halkın, işçinin, emekçinin, kadının, çocuğun hakkını savunanlar yargının hedefinde. Batsın bu düzeniniz, batsın bu adaletiniz! Batsın ki bir daha hiçbir zaman yeşermeyecek şekilde yerin yedi kat dibine geçsin. Geçtiğimiz hafta bileşen partimiz ESP’ye yönelik yapılan siyasi operasyonda 96 kişi gözaltına alındı. Önceki dönemde son derece çalışkan bir milletvekilimiz olan Murat Çepni, ESP Genel Başkanı tutuklandı. Kadın Koordinasyon Üyemiz Fatma Çelik, Sosyalist Kadın Meclisi Sözcüsü Tanya Kara, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu Eşbaşkanı Berfin Polat ile ETHA emekçisi gazeteciler Nadiye Gürbüz, Pınar Gayıp ve Elif Bayburt’un da içinde olduğu 77 yoldaşımız tutuklandı. Bir dosyadan 77 insan tutuklandı. 77 devrimci, 77 sosyalist tutuklandı. Bu tutuklama keyfidir, hukuksuzdur. Dosyalara baktığımızda içinin ne kadar boş olduğunu zaten görebiliyoruz. Ne ile suçlanıyorlar biliyor musunuz? Çocuk emeğini sömüren MESEM’lere karşı yaptıkları eylemler, Suruç Katliamı için anma düzenleme, Che Guevara posteri bulundurma, adliyede görülen toplumsal davaları takip etme. Bunları suç olarak addetmişler. Ha bir de suç sayılan bir kitap var: Komünist Manifesto. Komünist Manifesto; kapitalizme karşı işçinin, emekçinin, yoksulun, ezilenin, sömürülenin hakkını savunan bir ideolojiyi anlatıyor. Bu kitap hepimizin kütüphanesinde var. Bu kitap dünyada en çok okunan kitaplardan. Bunu suç sayanlara öneriyoruz. Bu kitabı alın, hakkıyla okuyun. Belki gücün değil; ezilenin, sömürülenin yanında olmanız gerektiğinin idrakine varırsınız. Bu kitap suç değildir. Bu kitabı suç olarak isnat edenlerin hangi kurgu içinde oldukları açıktır. Bunu bizler asla kabul etmiyoruz.

    CİNSİYETÇİ ZİHNİYETİ ÇOK İYİ TANIYORUZ

    Bu baskını düzenleyen polisler, ki bunları biz Kürdistan coğrafyasında çok gördük, Kaktüs Genç Kadın Derneğinde şöyle bir yazı yazıyorlar duvarlara: “Geldik yoktunuz”. Cinsiyetçi ve tehdit içeren söylemlerle kadınları hedef alan bu zihniyeti biz çok iyi tanıyoruz. İşte kadınlar olarak biz buradayız. Biz burada olmaya devam edeceğiz. Bu da size binlerce kez dert olsun. Ve buradan bir kez daha sözümüzü söylüyoruz. ESP’li arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır. Yoldaşlarımızın şahsında, cezaevinde bulunan bütün siyasi tutsaklara buradan selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz.

    İRAN’DA ÇÖZÜM NE HALKLARA KURŞUN SIKMADIR NE DE DIŞ MÜDAHALEDİR

    Değerli halklarımız, şunu belirtmeliyim ki krizleri yok saydığımızda krizler ortadan kalkmıyor. İran yıllarca kendi siyasi, toplumsal ve ekonomik krizini hep görmezden geldi, hep yok saydı. Bir tarafta öldürdüğü binlerce insanın bedeninin üzerinde varlığını sürdürmeye çalışan köhne bir iktidar, diğer tarafta ülkelerin iç çelişkilerinden siyasal ve ekonomik kazanç elde etmek isteyen emperyalist güçler var. Bu ikisinin arasındaysa siyasi baskılar ve ekonomik koşullar altında can çekişen bir toplum var. Bu coğrafya büyük bir yıkımı kaldıramaz. Bir kuşağın daha savaşlara kurban edilmesine göz yumamayız. Bunu kabul edemeyiz. İran yönünden bir tufan yaklaşıyor. İran’da çıkacak bir tufan da bölgenin tamamını vurabileceği gibi bütün dünyayı sarsacaktır. İranlı yetkililer bu sözümüzü önemsesin. İran’da halklara sıkılan her kurşun, dış müdahalelere zemin hazırlıyor. Çözüm ne halklara kurşun sıkmak ne de dış müdahaledir.

    İRAN’DA DEMOKRATİK DÖNÜŞÜMÜ SAĞLAYACAK ÖZGÜRLÜKLERİN ALANLARI GENİŞLETİLMELİDİR

    Sadece İlam ve Kirmanşah’ta 3000’e yakın kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor. Bunların çoğu Kürt, demokratik gösterilere katılmış insanlar. Bazı insan hakları örgütlerinin yaptıkları açıklamalara göre ise bu sayının çok daha yüksek olduğu söyleniyor. İran rejimi artık halkın taleplerini görmezden gelmeyi bırakmalıdır. Kürtlerin, Farsların, Azerilerin, Beluçların, kadınların özgürlük talebi görülmelidir. İran’da demokratik dönüşümü sağlayacak özgürlüklerin alanları genişletilmelidir. Geçen hafta Umman’da başlayan görüşmeler vardı. Herkes takip etti. Bu sürecin diplomatik yollarla çözülmesini canıgönülden ümit ediyoruz. İran halkının ekmek, adalet ve özgürlük taleplerini desteklediğimizin altını bir kez daha çiziyoruz. İran’da özgürlüğü için mücadele eden, bedel ödeyen bütün kadınlara selamlarımızı, sevgilerimizi ve direniş dayanışmamızı iletiyoruz.

    TÜRKİYE BARIŞINI BAŞKA DOSYALARIN REHİNESİ HALİNE GETİRMEYİN

    Türkiye’deki barış ihtiyacı uzunca bir süredir Suriye’ye, Rojava’ya ve sınır ötesindeki gelişmelere bağlandı. Her defasında, “Önce orası, önce orası” denildi. Barış sürecinde somut adımlar atılmadı. Biz DEM Parti olarak defalarca söyledik; Türkiye’de barışı başka dosyaların rehinesi haline getirmeyin. Gelinen noktada SDG ile Şam yönetimi arasında 30 Ocak Mutabakatı imzalandı. Bu mutabakatın gereklilikleri üzerinde pratik çalışmalar yürütülüyor. Uluslararası topluma düşen görev bu mutabakatın sağlıklı bir şekilde hayata geçmesi için destek ve katkı sunmaktır. Türkiye’ye bu konuda çok daha büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. 30 Ocak Mutabakatı sabote edilmemeli. Komşu ülke Suriye’de bu mutabakatın hayata geçmesi için azami düzeyde katkı sağlanmalı. Bu hem Suriye’nin hem Türkiye’nin geleceği için hayati önemdedir.

    BARIŞI MÜMKÜN KILACAK SİYASAL VE HUKUKİ ÇERÇEVE ORTAYA KONULMALIDIR

    Gelelim Türkiye’deki sürece. 30 Ocak Mutabakatı ile şimdilik bir yol alınıyor. Artık Türkiye’deki iktidarın ve devlet aklının elinde mazeret kalmamış olmalı. Şimdi süreci hızlandırmanın tam zamanı. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ortak rapor yazım sürecinde sona gelmiş bulunuyor. Bizce bu rapor, temennilerin ötesine geçmelidir. Barışı gerçekten mümkün kılacak siyasal ve hukuki bir çerçeve ortaya konulmalıdır. Sürecin gereklilikleri yerine getirilmelidir. DEM Parti olarak bu barış sürecini üç temel perspektiften ele alıyoruz: Birincisi demokratikleşmedir. Barış, demokrasiden sonra hatırlanacak bir hedef değildir. Demokrasiyle eş zamanlı yürütülmek zorundadır. Bu yüzden demokratikleşmenin vazgeçilmez koşulu olarak kayyım uygulamaları kaldırılmalıdır. Seçilmişler makamlarına, kayyımlar kendi görevlerine dönmelidir. Komisyon raporu, barış sürecini güvenceye alacak özgürlük yasalarını ve demokratik entegrasyon düzenlemelerini açıkça önermelidir. Barış, dağda ve sürgünde olanların, ülkesinden koparılanların demokratik yaşama onurlu bir biçimde katılımını sağlayacak bir süreçtir. Siyasal faaliyetleri nedeniyle cezaevinde tutulan siyasetçilerin özgürlüğüne kavuşması bu sürecin önemli parçalarındandır. Anadilinde eğitim bir lütuf değildir, haktır. Kültürel inkar sürdükçe barış kök salamaz. Kalıcı güvence ise anayasal vatandaşlık ve tekçiliği reddeden eşit yurttaşlıktır.

    HUKUKUN ASKIYA ALINDIĞI YERDE BARIŞ KALICI OLAMAZ

    İkincisi hukuktur. Hukukun askıya alındığı yerde barış kalıcı olamaz. AYM ve AİHM kararlarının uygulanmadığı bir ülkede barış söylemi inandırıcılığını yitiriyor. Sevgili Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve tüm Kobanî Davası tutsakları ile Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater ve bütün siyasi mahpuslar içerideyken barış sağlam bir zemine oturamaz. Kent uzlaşısı nedeniyle tutuklu bulunanlar, bütün seçilmiş belediye başkanları derhal serbest bırakılmalıdır. Komisyon raporu ayrıca TCK, TMK ve İnfaz Kanunu’nda kapsamlı değişiklikler önermelidir. TMK, demokratik siyaseti kriminalize eden bir araç olmaktan çıkarılmalıdır. İnfaz rejimi toplumsal barışı güçlendirmelidir. Umut hakkını Sayın Abdullah Öcalan dahil ağırlaştırılmış müebbet rejimindeki siyasi tutsaklar için tanımadan hukuki zemin eksik kalır. Ayrıca şu bilinmelidir ki bu sürecin en önemli aktörü Sayın Abdullah Öcalan’dır ve buna göre hareket edilmelidir.

    DÜŞÜNCE, İFADE, ÖRGÜTLENME VE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ OLMADAN BARIŞ OLAMAZ

    Üçüncüsü ise özgürlüklerdir. Barış, toplumun nefes alması demektir. Düşünce ve ifade özgürlüğü, örgütlenme ve basın özgürlüğü olmadan barış olamaz. İnanç ve ibadet özgürlüğü sağlanmalıdır. Aleviler başta olmak üzere bu ülkede yaşayan farklı halklardan ve inançlardan yurttaşlarımızın özgürce ibadetlerini yerine getirebilecekleri, kendini bu toprakların öz evladı olarak hissedebilecekleri bir uygulama hayata geçmelidir. Eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik gibi temel sosyal haklar üzerinde mutlaka çalışılmalıdır. Kadınların ve çocukların yaşam hakkı korunmalıdır. Şiddet ve istismara karşın etkin bir mücadele yürütülmelidir.

    BARIŞ İÇİN ARTIK SÖZ DEĞİL ADIM ATMA ZAMANIDIR

    Bugün yol alınacaksa demokrasi, hukuk ve özgürlükler ertelenmemelidir. Biz DEM parti olarak çok netiz: Barış, iktidarın ya da bir başkasının kullanacağı bir aparat olamaz. Barış, demokrasiyle birlikte yürüyen, hukukla güvence altına alınan, özgürlüklerle güçlenen bir halk iradesidir. Gerçek ve onurlu bir barış hakiki bir güvenliğin ta kendisidir. Eğer gerçekten bu sürece bir dinamizm kazandırılmak isteniyorsa aynı tas aynı hamamla devam edilemez. Gözle görülür bir değişimin başlaması şarttır. Adres demokrasi, hukuk ve özgürlüklerdir. Bunun dışındaki her söz, ertelemenin bir başka adıdır. Bu ülkenin halklarına karşı sorumluluğumuzun gereği olarak bütün görev ve sorumluluklarımızı harfiyen yerine getirmeye devam edeceğiz. Barış için artık söz değil adım atma zamanıdır. Biz DEM Parti olarak duruşumuzda gayet netiz. Neyin arkasında, neyin karşısında olduğumuzu hep açıkça ifade ettik. Biz barışın, demokrasinin, hukukun üstünlüğünün ve özgürlüğün arkasındayız. Neyin karşısındayız? Tahakkümün, inkarın karşısındayız. Baskının, yargı operasyonlarının karşısındayız. Korkutmanın, susturmanın, manipülasyonla siyasi mühendislik yapmanın karşısındayız. Çünkü biz biliyoruz ki barış geldiğinde, demokrasi güçlendiğinde bu ülkede hukuk işleyecek, özgürlükler olacak. Türkiye kazanacak, hepimiz hep beraber kazanacağız. Bunun için büyük bir inançla, bilinçle, eylemle mücadele etmeye devam edeceğiz. Yolumuz açık olsun. Hızır, yar ve yardımcımız olsun.”

    HABER MERKEZİ

  • Bakırhan: Çözüm bastırmada değil, diyalogla müzakerededir!- VİDEO

    Bakırhan: Çözüm bastırmada değil, diyalogla müzakerededir!- VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis Grup Toplantısında konuştu. HTŞ ve SDG arasındaki anlaşmaya dikkat çeken Bakırhan, “Kürt halkının ve ezilen bütün halkların meşru taleplerini artık görmek ve tanımak durumundayız. Bunun için çözüm bastırmada değil, idam sehpalarında değil, diyalogla müzakerede karşılıklı saygı ve diyalog zeminindedir” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    ESP’ye yönelik gerçekleştirilen operasyona tepki gösteren Bakırhan, “Bu operasyonlar tam da bu süreçte neyin nesidir? Gerçekten anlamakta zorlanıyoruz. Operasyonsuz duramıyorlar. Yani bir karşıt yaratmadan, onlara yönelmeden duramıyorlar. Umarım bu alışkanlıkları da değişir. Gazeteciler neden gözaltına alınır, siyaset yapanlar neden gözaltına alınır? Partinin eş genel başkanları, haber yapanlar neden alınır? Haber yapmak suç mudur? Ekolojiyle ilgilenmek suç mudur? Örgütlenmek suç mudur? Bu arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılmaları gerektiğini talep ediyoruz. Yanlıştan bir an önce dönülsün” dedi.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Başta Hakkari ilimizde ve ilçelerimizde olmak üzere bölgenin birçok yerinde çok yoğun gözaltı ve tutuklamalar var. Bunlar toplumsal barışı zedeliyor. Rojava ile dayanışmak suç değildir. İnsanlar Rojava’daki kardeşleriyle dayanışıyor. Sonuna kadar da bu dayanışmalar sürecek. Biz de dayanışıyoruz. Dayanışmamız sürecek diyoruz.

    Amed Kent Konseyi’nin kuşatma altında olan Kobanê kenti ile dayanışmak amacı ile başlattığı yardım kampanyaya ve kampanya kapsamında TIR’lara yüklenen yardımların Riha’nin Pirsûs (Suruç) ilçesinde bekletilmesine de tepki gösterdi. Bakırhan, “TIR’lar günlerdir Mürşitpınar Sınır Kapısı’nda bekletiliyor. Niye bekliyor? Suriye’ye sık sık araçlarla geçirip fotoğraf veren bürokratlarımıza sormak gerekiyor; Gidin gezin, resimler çekin ama ya orada ihtiyaç var. İnsanlar da dayanışmak için ihtiyaç malzemelerini toplamış, göndermiş. Niye bekletiyorsunuz? Bir an önce Mürşitpınar Sınır Kapısı’na açılarak bu yardım tırlarının Kobani’deki ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasını bekliyoruz. İnsanlıkla bağdaşmıyor bunlar. Yani 1071 kapılar bizim için önemli. Kapıyı açan bir toplum olduğumuz için kapların kapalı olması, bu insani yardımların ulaştırılmaması insanları rahatsız ediyor. Bu devlet aklı için bir utançtır. Bu fiili engellemeler artık kaldırılmalı. Bu meseleler siyasi hesaplara kurban edilmemelidir.

    Ekonomi iyi gitmiyor. Bunun önemli göstergelerinden biri de neredeyse Türkiye’nin dört bir yanında çeşitli kurum ve fabrikalarda çalışan emekçilerin grev yapması. Direnmeleri fotoğrafı net bir şekilde ortaya koyuyor. Migros Depo işçileri de günlerdir direnişteler. İnsani olmayan koşullarda çalıştıkları için direnişteler. Onlar depoda alın teri döküyor. Alın terlerinin karşılıklarını almadıkları için direnişteler. Migros depo işçilerinin direnişini buradan selamlıyoruz. Yanlarında olduğumuzu belirtiyor, haklarını alıncaya kadar onlarla omuz omuza mücadele edeceğimizi belirtiyoruz.

    2026 yılında dünyanın birçok yerinde çok sarsıcı gelişmelere şahitlik ediyoruz. Özellikle Rojava’da Kürtleri ve bölgeyi ilgilendiren çok önemli günler yaşıyoruz. Halep’te Kürtlerin yaşadığı iki mahalleye yönelik saldırılar katliama, zorla göçe ve kuşatmaya dönüştü. Bu saldırı dalgısına karşı dünyanın 4 bir yanında Rojava’yla dayanışma eylemleri yapıldı ve hala devam ediyor. Bu eylemler beraberinde Kürtler neden itiraz ediyor? Kürtler ne istiyor? sorularını da getirdi. Bu soruların yanıtı son yüz yılda Kürtlerin inkarı üzerine kurulan siyasi düzende saklıdır. Kürtlerin itirazı yüz yıldır dayatılan yok saymaya ve statüssüzlüğe yöneliktir. Kürtler bugüne kadar bulundukları ülkelerin tarihinde savaş, kriz, güvenlik tehdidi olduğunda yaşadıkları halklarla birlikte sahada omuz omuza durdular. Büyük bedeller ödediler. Direndiler ve sürekli dengeyi birlikte yaşadıkları halkların lehine değiştirdiler. Ama yeni bir düzen kurma vakti geldiğinde aynı Kürt varlığı bir anda stratejik tehdit ve siyasi yük olarak görüldü ve ilan edildi.

    Dün can simidi denilen Kürt halkı, ertesi gün tehdit odağı haline getirildi. Bunu biz de son 40-50 yılda yoğun yaşadık ve gördük. Bu nasıl mı oldu? Gelin biraz zamanı geriye doğru saralım. O tarihsel kavşaklarda biraz dolaşalım. Bu dediklerimi açık bir şekilde örnekleriyle siz de göreceksiniz. 1919 ve 1922’de kurtuluş gücü olan Kürtler, 1923’de hukuk dışına itildi. Hukukları tanınmadı. 1937’de Sadabat Paktı, 1955 Bağdat Paktı’nda kendi aralarında büyük çelişkiler olan devletler dahi mesele Kürtler olunca uzlaşarak Kürt karşıtlığında birleşti. 1946’da Mahabat Cumhuriyeti deneyimi olsun, 1975 Cezayir Antlaşması olsun, bir halkın kaderini nasıl pazarlık masalarına kurban edildiğini hep birlikte gördük. 1988 Enfal soykırımına, Halepçe’ye giden yolun taşlarının diplomatik sessizlikle nasıl döşendiğini acı bir şekilde hep birlikte tecrübe ettik. 15 Şubat Uluslararası Komplosu’nun Kürt tasfiyesini nasıl hedeflediği hala hafızalarımızdadır. 2015 sonrası Suriye’de IŞİD çetelerine karşı insanlığı savunanların yaşadığı yerler işgal edilirken, dünyanın nasıl Kürtleri yalnızlaştırdığını hep beraber Suriye’de bir kez daha gördük.

    İşte bu tarihsel gerçeklerin en son halkası; 10 Ocak 2026’da Paris Mutabakatı oldu. Paris Mutabakatı 100 yıllık diplomatik terk edişin tekerrürüdür. Paris Mutabakatı  tekerrür etti ama bir şey tekerrür etmedi. Kürtlerin ulusal bilinci ve direnişi de büyüyerek devam etti. Kürtler bu riyakâr döngüye ‘hayır’ diyerek her yerde ayağa kalktı. Sahada hayatını riske atıp masada yok sayılmaya itiraz ediyor. Komplolar, ve hileler artık bitsin diyor. Kürtler yaşadıkları devletlerde komplo kurbanları olarak değil eşit yurttaşları olarak yaşamak istiyor. Dilini konuşmak, kimliğini yaşamak, kültürünü korumak, varlığının tanınmasını görmek istiyor. Gerçekten bunlardan daha doğal bir şey olabilir mi? Maalesef hala doğal olarak görülmüyor bunlar.

    İki dersle karşı karşıyayız. Birincisi: Kürtlerin diplomasi masalarında dışlanmasının ne Kürtlere ne de bölgeye hakiki bir barış getirmediği dersidir. İkincisi ise şudur; hangi halk olursa olsun; bir halkın meşru taleplerini sürekli bastırmak veya görmezden gelmek sorunu ortadan kaldırmıyor. Tam tersine kuşaklar boyu süren bir çatışma sarmalığı üretiyor. İşte bu yüzden Suriye’de yok sayma, İran’da bastırma, Irak’ta boğma, Türkiye’de inkar 100 yıllık paradigmanın güncel suretleridir. Dolayısıyla bugün hep birlikte tarihten dersler çıkarmalıyız. Kürt halkının ve ezilen bütün halkların meşru taleplerini artık görmek ve tanımak durumundayız. Bunun için çözüm bastırmada değil, idam sehpalarında değil, diyalogla müzakerede karşılıklı saygı ve diyalog zeminindedir diyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti Nusaybin’den seslendi: Rojava umuttur, direniştir!-VİDEO

    DEM Parti Nusaybin’den seslendi: Rojava umuttur, direniştir!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti grup toplantısını, Nusaybin’de Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın katılımıyla yaptı. Suriye’de katliama maruz kalan herkesin sorumluluğunun Şara yönetiminde, HTŞ’de, IŞİD’de ve onları destekleyen uluslararası güçlerde olduğunun altını çizen Hatimoğulları, “Suriye’deki Kürt soykırımını durdurmaya davet ediyorum” dedi. Tuncer Bakırhan da, “Rojava umuttur, direniştir. Rojava; halkların bir arada yaşadığı umuttur. O umudu öldürtmeyiz” diye konuştu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Toplantısı Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın yanı sıra Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar, Keskin Bayındır’ın Kürt siyasetçi Ahmet Türk, siyasetçiler, sivil toplum örgütleri ve on binlerin katılımıyla gerçekleştiriliyor. Toplantı, Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılar nedeniyle Nusaybin’de gerçekleştirdi.

    “ROJAVA DEMEK, IŞİD KARŞITLIĞI DEMEKTİR”

    Binlerce yurttaşın yürüyüşü ardından yapılan grup toplantısında konuşan Tülay Hatimoğulları, olağanüstü koşullardan geçildiğini belirterek, şunları ifade etti:

    “Şu an Nusaybin’de sınırın sıfır noktasındayız. Sınırın birkaç adım ötesinde Qamişlo’da Kürt kardeşlerimiz şiddetli bir savaş tehlikesi altında. Rojava’da şiddetli bir savaş ve çatışma devam ediyor. 10 Mart Mutabakatı ile ilgili görüşmeler devam ederken Suriye’de Geçici Şam Yönetimi ve SGD arasında görüşmeler devam ederken birden masayı devirip savaş ve çatışmanın önü açıldı. Halep’te öncelikle Şexmaqsud, Eşrefiyê mahallelerinde Kürt halkına yönelik amansız bir katliam başlatıldı. Bu katliamı başlatan HTŞ güçlerini kınıyoruz. Savaşa hayır, barış hemen şimdi diyoruz.

    Onunla da yetinmediler. Önce Fırat’ın batısı, şimdi de Fırat’ın doğusuna yani Rojava topraklarına bir işgal harekatı başlatılmış durumda. Bunu kabul etmek mümkün değil. Yalan yanlış bilgileri başta Türkiye’de yandaş medya, havuz medya AKP-MHP iktidarının sözcüleri Suriye’deki gelişmeler hakkında Türkiye ve dünya kamuoyunu yalan yanlış bilgilerle doldurmaya çalışıyorlar. Ve diyorlar ki Rojava’daki yönetim 10 Mart Mutabakatına uymadı. Külliyen yalan. 10 Mart Mutabakatı’na uymayan HTŞ’nin kendisidir, Şara yönetimidir: Bugün orada sivil halkımız başta olmak üzere katliama maruz kalan herkesin sorumluluğunu Şara yönetimindedir, HTŞ’dedir, IŞİD’dedir ve onları destekleyen uluslararası güçlerdedir.

    Bugün Türkiye’de Suriye’deki operasyon devam ederken Cumhur İttifakının sözcülerinin yaptığı açıklamaya bakılacak olursa sanki savaşı ve çatışmayı Türkiye’den yönetiyormuş gibi açıklama yapıyorlar. Bir yandan Türkiye’de Kürt’e ‘kardeşim’ diyecek ‘İç barışı tesis edeceğim.’ diyecek öte yandan oradaki operasyonları yönetecekler. Bakın sadece bu değil. Onların ideolojik olarak burada akrabaları olan Furkan Günleri düzenleyenler ve bunların sözcüsü basın yayın organları neyi öne çıkardılar biliyor musunuz?

    Temizlik hareketi başlamalı diyorlar Rojava’da. Temizlik! Neyi neyden temizliyorsunuz? Rojava toprağını Kürt’ten mi temizlemeye çalışıyorsunuz? Ve buna Furkan günlerinde verilen fetvalar olarak ortaya koyuyorsunuz. Hak ve batıl diyorsunuz. Ey batılı kıblesi olarak gören iktidar ve yandaşları, ey batılı ilkesi olarak görenler, ey iktidardan güç zehirlenmesi yaşayanlar demokrasi istemek, savaş karşıtı olmak, kadın özgürlüğünü istemek, anadiliyle eğitim hakkını istemek batıl mıdır? karar verin. Batıl olan nedir biliyor musunuz? Batıl olan Türkiye’de Kürt’e kardeşim deyip gerçek kardeşliği görmemektir. Batıl HTŞ ile el tutuşmaktır. Batıl olan paramiliter güçlerin ve çeteleri örgütleyip eğitip donatıp onları Suriye topraklarında Alevi canlarımızı, Dürzi kardeşlerimizi, Kürt kardeşlerimizi katlettirmektir. Onun önünü açmaktır Batıl olan. Batıl olan sizsiniz, sizsiniz, sizsiniz.

    Hükümetin Sözcüsü Ömer Çelik konuşma yapıyor ve diyor ki: ‘SDG sürece darbe yapmak istiyor’ Burada asıl darbeyi kim yapıyor biliyor musunuz? HTŞ ile el tutuşanlar, oradaki güçleri destekleyenler ve bu savaşa onay verenler, göz yumanlar, destekleyenler, sınırını ardına kadar bu çete güçlerini açanlar bu süreci esas olarak sabote eden bunlardır. HTŞ sözcülüğü yapıyorsunuz Türkiye’de. O yüzden bu süreci sabote etmek isteyen tam da sizsiniz ve sizin açıklamalarınızdır. Bakın Cumhurbaşkanı Erdoğan diyor ki haklıyken haksız yere düşmeyecek şekilde bir cerrahi hassasiyetle Suriye hükümeti operasyonlarını yürütüyor. Buradan da HTŞ’yi tebrik ediyor. Biz buradan cumhurbaşkanına soruyoruz. ‘Kürt kardeşlerimiz katlediliyor.’ diye mi HTŞ’yi tebrik ediyorsunuz. Ortada bir savaş var. Neyin tebriki bu?  Barışın istikrarın egemen olduğu bölge huzur içinde yaşar diyor. Bizler yıllar yılıdır DEM Parti olarak dedik ki, Türkiye’de iç barışımızı tahkim edelim. Uluslararası güçlerin bölgede kurmaya çalıştığı komploya karşı hep beraber uyanık olalım dedik. Bunun için iç barışımızı tahkim edelim dedik. Ama iç barışı konuştuğumuz bu günlerde huzurdan bahsettikleri bu günlerde, Suriye’de Kürtler katledilirken Türkiye’deki Kürtlerin duygusunu görmeyen bir huzur olabilir mi? Düşüncesini görmeyen bir huzur olabilir mi? İnsanlar gece gündüz uyumuyor. Herkes ayakta. Bugün Nusaybin’de sınırın sıfır noktasındayız. Ve inanın 7’den 90’ına kadar herkes bugün bu yürüyüşte ve sınırın ötesinde katledilen kardeşleri için gözyaşı döküyor. İşte süreci bozan sizsiniz. Türkiye’de barış sürecinde inancı zayıflatan sizlersiniz. Vazgeçin bundan, vazgeçin bundan. Artık yeter! Edi bese!

    Değerli halklarımız, bakın adeta bir düğmeye basılmışçasına kalem oynatanlar var. Saray medyasının kalemşörü bizim Eş Genel Başkanımız Sayın Tuncer Bakırhan ve Grup Başkanvekilimiz Gülistan Kılıç Koçyiğit’i hedef haline getirmek istiyor. Bizler buradan o yazara diyoruz ki sen kandan besleniyorsun. Savaştan besleniyorsun. Çatışmadan besleniyorsun. Ve sana buradan soruyoruz. Daha kaç Kürt katledilirse senin kalemin yazı yazabilir, vicdanın hatırlar, vicdanın rahatlar. Buradan sizleri, yöneticilerimiz, eş başkanlarımız, Grup Başkanvekillerimizi hedef haline getirmenize asla müsade etmeyiz, etmeyeceğiz. Partimiz demokrasi için, barış için sonuna kadar çalışmaya devam edecek.

    Suriye’de Şam yönetimi başa geldiği günden beri Alevi canlarımız Lazkiye’de, Hama’da, Humus’ta, Şam merkezlerinde katledildiler. Ardından Dürzi kardeşlerimiz katledildi. Onbinlerce katliama sebep oldular bunlar. Onbinlerce insanı katlettiler. Ve oradan şimdi bu katliamı ve soykırımı Rojava topraklarına kaydırdılar. Buradan hep beraber alkış ve zılgıtlarımızla Rojava’da soykırıma hayır diyelim hep beraber. Ortada çok büyük bir uluslararası komplo olduğunun bizler farkındayız. Paris Antlaşması’ndan sonra Rojava ve Kürtlere dönük bir soykırım startının verildiğinin hepimiz farkındayız. Türkiye’de hükümet adına konuşan bakanlar, sözcüler her fırsatta diyorlar ki “SDG ya da Suriye’nin öz yönetimi başka devletlerle iş tutuyor.” Biz başından beri ısrarla şunu söyledik. Suriye’deki Kürt halkıyla, onların siyasi iradesiyle Türkiye görüşmeler gerçekleştirsin dedik. Türkiye’nin iç barışı konuşurken Suriye’nin iç barışını da konuşalım, destekleyelim dedik. Ama bundan siz imtina ettiniz. Ve şimdi bahsini ettiğiniz devletler komplo geliştirenlerle beraber  aynı yerde saf tutup sözüm ona islam kardeşim dediğin Kürdü katlediyorsun. Buna asla izin vermeyeceğiz. Rojava halkı yalnız değildir. Bunu herkes böyle bilmeli ve böyle bilecek.

    Buradan bütün dünyaya çağrımızı yinelemek istiyoruz. Bütün uluslararası, demokrasi güçleri, insan hakları savunucuları, soykırım karşıtları, göçmenlerle dayanışanlar, herkesin ama herkesi şu an Suriye’deki Kürt soykırımını durdurmaya davet ediyorum. Türkiye’deki bütün muhalif kesimleri, demokratları, devrimcileri, aydınları, yazarları, gazetecileri, ezcümle herkesi ve başta siz değerli halklarımızı bütün demokratik haklarımızı kullanarak bu savaşa hep beraber dur diyelim, dur diyelim. Bizim için Rojava demek kadın özgürlüğü demektir. Rojava demek, IŞİD karşıtlığı demektir. Rojava demek farklı halkların ve inançların demokratik bir zeminde mücadele yürütmesi demektir. Selam olsun Rojava’ya. Selam olsun Rojava’da direnen kadınlara. Selam olsun oradaki bütün kadınlara.”

    “GÜN BİRLEŞME GÜNÜDÜR”

    DEM Parti Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan da konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Sadece grubunu Meclis çatısı altında yatmayıp arada bir böyle haksızlıklar ve huzursuzluklar karşısında çeşitli kentlerde yapan tek parti biziz. Bugünleri yaratanları kınıyoruz. Kuzey ve Doğu Suriye’de bir katliam var. Kuzey ve Doğu Suriye’de soykırım var. Onlarca selefi örgüt, onlarca baş kesen, çocukları, gençleri, kadınları katleden bir örgüt, onun uzantıları, onu destekleyen ulusal, bölgesel ve uluslararası güçler var. Yani Rojava’da Kürtler tek, dünya bir olmuş. Kürtlere düşmanlık yapıyor, soykırım yapıyor. Kürtlerin kimliksiz bir şekilde, dilsiz bir şekilde, statüsüz bir şekilde yaşaması için düşmanlık yapıyorlar. Bizler dün olduğu gibi bugün de Rojava’da onuru için, kimliği için, dili için mücadele eden Rojava halkıyla birlikteyiz. Oradaki Kürt kardeşlerimizle birlikteyiz. Orada her gün Kürtler gibi katledilen Alevi kardeşlerimiz, Dürzi halkıyla beraber olduğumuzu bir kez daha buradan Nusaybin’den sınırdan haykırıyoruz; Rojava sadece bir toprak parçası değil. Bunu en başta bu ülkeyi yöneten iktidar, oradaki uluslararası güçler, emperyalist güçler çok iyi bilmelidir. Rojava umuttur. Rojava direniştir.

    Rojava o çölde halkların kardeşçe, eşitçe bir arada yaşadığı bir umuttur. O umudu öldürtmeyiz. O umudu yok ettirmeyiz. Oradaki yaşam umuduyla bugün burada olduğu gibi her daim Türkiye’nin, Kürt illerinin her yerinde dayanışma içerisinde olacağımızı bir kez daha haykırmak istiyoruz. Kimliğimizden, kazanımlarımızdan vazgeçin diyorlar.

    Kürt, dilini konuşmasın diyorlar. Kürt gençleri Kobani’de, üniversitede kendi ana diliyle eğitim görmesin istiyorlar. Kürtler teslim olsun istiyorlar. Peki biz oradaki soydaşlarımızın onursuz bir yaşamı seçmelerini istiyor muyuz? Kürtleri yalnızlaştırmak isteyen, yok etmek isteyen, kimliksiz bırakanlara diyoruz ki bu akıl dışı yaklaşımlarınızdan vazgeçin. Kürtler o toprakların asli unsurlarından birisidir. Yüzyıllardır oradadır ve olmaya devam edecektir.

    Rejim Halep’te bir pusu kurdu. Alçakça! Kürtler anlaşmaya uyarak geri çekildiklerini belirtmesine rağmen rejim ve destekçileri orada Kürt kadınlarını, Kürt gençlerini katletmiştir. Mahallelerini bombalamıştır. Toplarla, tüfeklerle birlikte Kürtleri sürmeye çalışmıştır. 10 Mart Mutabakatına uymayan El Şara’dır. Suriye rejimidir. Onun arkasındaki o sahtekar o iki yüzlü güçlerdir. Emin olan, tek bir Kürt yaşayıncaya kadar ne bu saldırıları ne o saldırıların arkasındaki güçleri unutmayacaktır. Bu Kürt karşıtlarını, bu Kürt düşmanlarını unutursak kalbimiz kurusun. Unutacak mıyız?

    İktidar medyası algı oluşturuyor. İktidar medyası orada Kürtlerin dilini, kimliğini tehdit olarak göstermek istiyor. Asıl tehdit olan Şara iktidarıdır. Bunu Türkiye kamuoyu çok iyi bilmelidir. Bir de utanmadan sabah akşam çıkıp kürsülerde Türk Kürt kader birliği yaptı diyorlar. Sınırın ötesinde düşmanlık yaptığın Kürt’le nasıl bir kader birliği yapmışsın? Bunu söyler misin? Bir taraftan buradan barış elini uzatacaksın. Diğer tarafta Rojava’da yaşayan halkımızın katledilmesine çanak tutacaksın ve Kürt-Türk kader ortaklığı yaptı diyeceksin. Bu riyakarlıktır. Bu sahtekarlıktır. Bu riyakarlıktan bir an önce herkes vazgeçmelidir.

    Bakın Devlet Bahçeli diyor ki böyle kader birliği mi olur? Kader birliği diyor Devlet Bahçeli. Biz de kendisine diyoruz ki böyle kader birliği mi olur? Kürt’ü düşman gören, Kürt’ü toprağından sökmeye çalışan, Kürt’ü katletmeye çalışanlara çanak tutan bir yaklaşım mı kader birliğidir? Kürt’ün kaderi neden kimliksiz olsun Sayın Bahçeli, Kürt’ün kaderine niye statüssüzlük, kimliksizlik, dilsizlik düşsün? Recep Tayyip Erdoğan da kavimiyetçilik bizim kadim kadim kültürümüzün reddettiği bir hastalıktır diyor. Soruyorum Erdoğan’a Kavimiyetçilik bir hastalıksa niye senin bakanın çıkıp Suriye Arap Cumhuriyeti diyor? Bundan iyi kavmiyetçilik olur mu? Önce kendi içerisi içindeki bu hastalığı ortadan kaldırmaya çalış. Numan Kurtulmuş, Kürtlerin onuru, Türklerin gururu diyordu. Hadi oradan hadi! Kürt’ün onurunu Rojava’daki insanları katliamla karşı karşıya getirerek mi sağlayacaksın? Madem Kürt’ün onuru diyorsun, 10 gündür Rojava’da insanlar katlediliyor. O Selefiler, o cihatçılar Kürt kadınlarının başlarını kesiyor. Niye sesini çıkarmıyorsun? Niye itiraz etmiyorsun? Niye bir şey demiyorsun Sayın Kurtulmuş? Ancak Kürtlere teslimiyet dayatıyorlar. Kusura bakmayın bin yıldır Kürtler teslim olmadı. Şimdi asla olmaz.

    Nahçıvan’daki Azerilere özerklik, Kuzey Kıbrıs’taki Türklere devlet, Kürtlere statüsüzlük, kimliksiz diyen herkes riyakardır. Kürt düşmanıdır. Bu tarihe böyle geçecektir.

    Kürtler kimliksiz, statüsüz yaşasın diyeceksiniz. Bir de kardeşiz diyeceksiniz. Hamaset de değil. Yeter. Kürt’e karşı yaptığınız hamaset yeter. Ferasetle, akılla başları hocama olmak üzere Türkiye başta olmak üzere barışı, demokrasiyi, insanların eşit yurttaş olduğu bir zemin için çalışın, çabalayın.

    Değerli halkımız, barış herkese kazandırır. Şu anda Rojava’daki düşmanlık kimseye kazandırmaz. Türkiye’de 25 milyon Kürt var. Bu düşmanlığı kabul etmiyor. Bunu unutmayacak. Grup Toplantımızı yaptığımız bu saatlerde gençlere saldırıyorlar. Böyle bir şey olabilir mi? Demokratik hakkımızı kullanıyoruz. Yetkilileri dikkatli davranmaya çağırıyorum. Saygılı olun biraz. Türkiye’nin 3. Büyük Partisi grup toplantısı yapıyor. Siz gençleri dövüyorsunuz, yerde sürüklüyorsunuz. Bunu kabul etmiyoruz. Sayın Öcalan en son dedi ki ‘Rojava’da Kürt kıyımından vazgeçin. Diyalogla, müzakereyle çözün.’ Ama onlar tam tersini yapıyorlar. Sayın Devlet Bahçeli PKK’nin kurucu önderi diyor. Ama onun dediğini yapmıyor. Onun dediğini söylemiyor. Her karışı temizlenmeli, kurutulmalı diyor. Sen kuru temizleyici misin? O toprakların kadim halklarını hiç kimse ama hiç kimse ne kurutabilir ne temizleyebilir.

    Dünyada yaşayan 50 milyon Kürt’e sesleniyorum. Gün birbiriyle kavga etme günü değil. Gün bu Kürt karşıtı karşısında bir olma, birlik olma, omuz omuza mücadele etme günüdür. Eksiklerimizi, yetmezliklerimizi konuşabiliriz. Ama gün katliamla karşı karşıya kalan Rojava’daki Kürtlerle dayanışma günüdür. Dayanışmayla bu katliamı önleyebiliriz. Dayanışmayla bu Selefileri durdurabiliriz. Kan döken, barış karşıtı olan bu güçleri dayanışmayla, mücadeleyle ancak yola getirebiliriz. Öfkenizi kendi içinize değil, Kürtlere düşmanlık yapanlara karşı kusun. Öfkenizi kendinize değil, Kürtleri statüsüz, kimliksiz, bırakanlara karşı harekete geçirin. Bakın bugün Bahçeli diyor ki: ‘SDG Kürtleri temsil etmiyor. Ya beyefendiler kimin kimi temsil ettiğine de karar veriyorlar. Dilinizi konuşmayın, statüsünüz olmasın diyorlar. Şu şunu temsil etmez, bu bunu temsil etmez’ diyor. Sana mı soracağız kimin kimi temsil ettiğini?

    SDG, bal gibi Kürtleri temsil ediyor. Alevileri, Türkmenleri, Ezidileri, seküler yaşamdan yalanı olan Arap halkını temsil ediyor. Özerk yönetim oradaki bütün halkları temsil ediyor. Kim kimi temsil ediyor hükümlerine kimse size izin vermez. Bu hükmü siz veremezsiniz. Biz diyor muyuz siz kimi temsil ediyorsunuz? Sandığı koysanız bu toplumdan rıza alabilir misiniz? Alamazsınız. Asıl siz temsil etmiyorsunuz. Vazgeçin lütfen. Kimin kimi temsil ettiği değil sorunumuz. Rojava’da bir katliam var, bir kıyım var. Onu önlemektir bizim sorunumuz. Gelin birlikte Kürt katliamı karşısında duralım. 25 milyon Kürt’ün soydaşlarıyla dayanışalım. Kürtler insanca yaşamak istiyor. Katledilmeden, güvenlik içerisinde yaşamak istiyorlar. Size tehdit olan Kürtler değil. Bu selefi güçlerdir. Şu andaki yönetimdir. Sizi ne zaman satacakları belli olmayan bu güçlerdir. Kürtler satmaz, ihanet etmez, çelme takmaz.

    Değerli halkımız, bir kez daha Nusaybin’den sesleniyoruz. Kürtler size muhatap beğendirmek zorunda değil. Her yerin bir muhatabı var, açıktır, ortada der. O muhatapları dikkate alın. Temizleme, kurutma işlerinden vazgeçin. Bu dil, tehlikeli bir dildir. Kobanê, Qamişlo Kürt kentidir. Kürt kentleri olarak kalmaya devam edecektir.

    Bir çağrım da gerçek anlamda ümmet kardeşliğini savunan Müslüman kardeşlerimedir. Yani onları bu konuşmanın dışında bırakıyorum. Ya Kürt ümmet değil mi? Kürt’te de Kürt’te Kabe’de yan yana omuz omuza değil misiniz? Selahattin Eyübi Kürtlerin atası değil mi? Bu dini korumak için, kurtarmak için kahramanca, fedekarca savaşan Selahattin Eyyubi’yi unuttunuz mu? Bugün onun İslamiyet’i savunduğu topraklarda onun torunları katlediliyor. Kimliksizliğe, statüssüzlüğe terk ediliyor ve siz susuyorsunuz. Evet, gerçek Müslüman kardeşlerim. Bu katlama, bu kırıma sizlerin de ses çıkarmanızı istiyoruz. Kürt’ü katledenlerin partisinde, gazetesinde, iş yerinde, televizyonunda çalışmayın. Bu yaşananlar bir güven testidir. Ümmet kardeşliği zulme karşı durmaktır. Kürt katledilirken susmak değil. Kürt’ün dili haramdır diyenlerin yanında durmak değil. Dolayısıyla bir bütüne bu onursuzluğa, kimliksizliğe karşı gerçek Müslüman kardeşlerimizle Türkiye’nin devrimci demokratik kesimleriyle, Kürtlerle, emekçilerle, ezilenlerle birlikte duracağımızın sözünü bir kez daha buradan Nusaybin sınırından veriyoruz. Qamışlo’ya sesleniyoruz. Biriz, birlikteyiz. Binê xetê serê xetê tune. Em yekin, em ê yekbin, em ê yek bimînin.Günlerce sokaklarda dinlenen halkımıza bin kez şükranlar olsun. Size layık olmak için gece gündüz durmadan dilinizi, kimliğinizi, onurlu eşit bir yaşamınızı sağlayıncaya kadar arkadaşlarımızla birlikte kararlıca mücadele edeceğimizin sözünü veriyorum. Anneler merak etmeyin. Biz güçlüyüz, biz inançlıyız, biz haklıyız, biz kararlıyız, biz kazanacağız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Bakırhan: Yüz yıllık bir meselenin çözümü konusunda ciddi olmak gerekiyor! VİDEO

    Bakırhan: Yüz yıllık bir meselenin çözümü konusunda ciddi olmak gerekiyor! VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmada acilen Geçiş Dönemi Yasası’nın çıkarılması gerektiğini belirtti. Bakırhan, Meclis Komisyonu’nun İmralı’ya gitme tartışmalarına da değinerek, “Meclis Komisyonunun artık bir gün bile kaybetmeden kararını alarak İmralı’ya gitmesi gerekmektedir. Yüz yıllık bir meselenin tanımı ve çözümü konusunda biraz ciddi olmak gerekiyor” dedi.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis grup toplantısında konuştu. Güncel gelişmeleri değerlendiren Bakırhan, barış sürecine dair kamuoyunun beklentisinin net olduğunu dile getirdi:
    “7’den 70’e halkla, demokratik kitle örgütleriyle, emek meslek örgütleriyle yaptığımız bütün buluşmalarda insanlar barış olsun istiyor. Demokrasi ve adalet istiyor. Biz de barış, demokrasi ve adalet isteyen halklarımıza layık bir mücadele yürüteceğiz” ifadelerini kullandı.

    “SURİYE İÇİN BİR FIRSAT PENCERESİ ARALANIYOR”

    Ortadoğu’daki gelişmelere dikkat çeken Bakırhan, Suriye’deki siyasi sürecin tüm halkları kapsaması gerektiğini vurguladı. Bakırhan, Suriye Geçiş Hükümeti Başkanı Ahmet El Şara’nın ABD ziyaretini ve Sezar yaptırımlarının kaldırılmasına dair tartışmaları hatırlatarak şunları söyledi:

    “Suriye için bir fırsat penceresi aralanıyor. Bu süreç Kürtleri, Dürzileri, Alevileri, Arapları, Türkmenleri, Çerkesleri, Süryanileri kapsayan ve haklarını garanti altına alan bir süreç olmalı.”

    Türkiye’nin Suriye’de demokratik dönüşüme yardımcı olabileceğini ifade eden Bakırhan, “Türkiye yapıcı bir rol oynayabilir, Suriye halklarının kardeşliğini destekleyebilir” dedi.

    “İDDİANAME DEĞİL ADETA BİR LABİRENT”

    Konuşmasında Türkiye’deki adalet sorununa da dikkat çeken Bakırhan, Ekrem İmamoğlu hakkında hazırlanan 3.900 sayfalık iddianameyi eleştirerek, “İddianame değil, adeta bir labirent. Bir doğruya çıkmıyor. Parçalı, maskeli, kaygan bir yorumlama çabası içeriyor” dedi.

    AİHM ve AYM kararlarının uygulanmamasını “hukuksuzluğun büyütülmesi” olarak nitelendiren Bakırhan, Van ve Iğdır’da verilen ağırlaştırılmış müebbet cezalarına değinerek yargıdaki keyfiyeti örneklerle anlattı.

    “Siyaseti iddianame esaretinden kurtarma zamanı geldi” diyen Bakırhan, siyasetin itibarsızlaştırılmasına karşı mücadele ettiklerini söyledi.

    EKONOMİK KRİZ VE BÜTÇE ELEŞTİRİSİ

    2026 bütçesine ilişkin değerlendirmesinde Bakırhan, faize 2 trilyon 742 milyar lira ayrıldığını belirterek, “Faiz savunmadan önce geliyor. Bütçe gelirlerinin yarısı ayrıcalıklı çevrelere gidiyor. Milyonlarca insan açlığa ve yoksulluğa terk ediliyor” dedi.
    Emeklilerin derin bir yoksullukla yaşadığını söyleyen Bakırhan, “Neden bu sefalet? Çünkü kaynaklar yanlış yere kullanılıyor” ifadelerini kullandı.

    “GEÇİŞ DÖNEMİ YASASI ÇIKARILMALI”

    1 Ekim 2024’ten beri barışa doğru yol alan süreci hatırlatan Bakırhan, kalıcı bir barış için atılması gereken adımları şöyle sıraladı:
    Geçiş Dönemi Yasası çıkarılmalı ve demokratik entegrasyon sağlanmalı.
    Kayyımlar tamamen kaldırılmalı, yerel yönetimler güçlendirilmeli.
    İdare ve gözlem kurulları kapatılmalı, hasta tutuklular serbest bırakılmalı.
    Barış akademisyenleri ve hukuksuzca ihraç edilen KHK’liler iade edilmeli.
    Yargı reformu yapılmalı; TMK kaldırılmalı, ifade ve basın özgürlüğü güvence altına alınmalı.
    Hasta tutuklulara yönelik uygulamaları “belirsiz bir esaret süreci” olarak tanımlayan Bakırhan, cezaevlerindeki ağır hasta tutukluların bir an önce serbest bırakılması çağrısı yaptı.
    “Komisyon İmralı’ya gitmeli”
    Meclis Komisyonu’nun bugün gerçekleştireceği toplantıya işaret eden Bakırhan, komisyonun tarihi bir sorumluluk taşıdığını belirterek, “Komisyon artık bir gün bile kaybetmeden kararını alarak İmralı’ya gitmelidir” dedi.
    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Komisyon gitmiyorsa ben giderim” sözlerini de hatırlatan Bakırhan şöyle konuştu:
    “Sayın Bahçeli’nin bu çıkışı tarihi bir sorumluluk alma cesaretidir. ‘Üç maymunu oynamaktan vazgeçelim’ çağrısı isabetlidir. Süreci korumak için bu adımlar bir an önce atılmalıdır.”
    Konuşmasını barış vurgusuyla tamamlayan Bakırhan, “Kararsız olanların kaybedeceği, kararlı olanların kazanacağı bir sonu hep birlikte göreceğiz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • GÜNCELLENDİ-Özgür Özel: 2 Kasım’da getir bakalım seçimi, hodri meydan-VİDEO

    GÜNCELLENDİ-Özgür Özel: 2 Kasım’da getir bakalım seçimi, hodri meydan-VİDEO

    PİRHA-CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Meclis’teki Grup Toplantısında konuştu. Özel, Erdoğan’ın “birinci parti AKP” açıklamasına tepki göstererek erken seçim çağrısını yineledi.

     

     

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “KARTALKAYA YANGINI DAVASINI TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Kartalkaya yangınının raporunda bilirkişi heyeti Bolu İl Özel İdaresi Kültür ve Turizm Bakanlığını ve otel yönetimini sorumlu gördüğünü belirten Özgür Özel, konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Diyorlar ki bu rapor olmaz. Niye? Buradan Kültür Bakanlığı’nı çıkarın. Kültür Bakanlığı olmasın. Buraya onun yerine Bolu Belediyesi’ni ekleyin. Heyet diyor ki, belediye sınırlarında değil bambaşka bir yerde buraya biz Bolu Belediyesi’ni ekleyemeyiz. Hele hele Kültür Bakanlığı denetlemeye tek yetkili kurum. Kapıdaki tabelası duruyor. 1 ay önce gelmiş denetlemiş. Hatta yangınla ilgili de birçok soruya denetleme kağıdında cevap vermiş yetkilileri. Onlar sorumlu.

    Bu heyeti o zaman siz görevden el çekin diyorlar. 7’sinin de istifa dilekçelerini buradan okudum. 3. gün akşam görevi yapmış bitirmişler, gördüğüm lüzum üzerine istifa ediyorum. Sağlık sorunlarım yüzünden istifa ediyorum. Sonra o raporu biz kamuoyu ile paylaştık. Dediler ki rapor korsandır. Evet bir korsanlık faaliyeti oldu. Korsanlık faaliyeti yetkisiz olan birinin meşru olan bir malı gayrimeşru yollarla elde etmesidir. Bir korsanlık faaliyeti varsa 3 gün gece gündüz görevlendirme kağıdı elimizde olan ve kendilerinin vicdanı çarpıtmaya, olmadık bir şeye imza atmamaya yönelik olan bilir kişilerin yazdığı rapor meşrudur. Ona korsan diyen Adalet Bakanlığı ve AK Parti’nin yaptığı iş adalete korsanlık faaliyetidir. Adaleti çalmışlardır.

    Sonra yeni bir bilirkişi raporu, sonra buna tepkilerden eski raporda var ama genişlettik. Kamuoyunun baskısı her hafta burada üzerinde durmamızda nihayet ikinci raporda da Turizm Bakanlığı yer aldı. Ancak Bolu Belediyesi’nin de itfaiye müdürlüğü yer aldı. Dün de yargılama başladı. Hiçbir kurum hiçbir kişi yargılanmaktan muaf olamaz ama adil bir yargılamanın hızlı bir yargılamanın ve tüm delillerin hakkaniyetle sorgulandığı bir yargılamanın takipçisi olacağız. O gün oradayız. Dün oradaydık. Bugün oradayız.

    Ama ilk raporda ikinci raporda yargılanması yargılansın denilen savcının yargılanmalıdır dedikleri yok. Kim yok? Turizm ve Kültür Bakanlığı oradan oraya teftişe gidenler, onları görevlendirenler yok. Diğer taraftan denetim yapması gerekenler iş güvenliği açısından orada yoklar. Çünkü ilgili bakanlar Çalışma Bakanı ve Turizm Bakanı personellerinin yargılanmasına izin verecek imzayı atmadılar. Milletimize o Turizm Bakanı’nı atayan, o Turizm Bakanı’nı azletmeyen, bu pişkinliğe karşı halen daha sessiz kalan sonra da işine geldi mi sorumlusu benim ben diyene söylüyorum. Sorumlusu sensin Erdoğan.

    “HERKESİ MÜCADELEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    Zenginlerin kesecekleri zeytinleri koordinatlarla belirlediler ve yasayı meclisi kapatmadan bu yasayı çıkarıp gitmek istiyorlar’ diyen Özgür Özel, “Sonra da yolunu bulmuşlar diyor ki “CHP bu yasaya karşıysa Anayasa Mahkemesi’ne gitsin” Gideceğiz elbet ne olacak biliyor musunuz? Biz Anayasa Mahkemesi’nde beklerken koordinatları belirtilen yerdeki binlerce on binlerce zeytin ağacı kesilecek. Orada maden araması başlayacak. Anayasa Mahkemesi 9 ay sonra bunu anayasaya aykırı bulacak. Hükümete de 9 ayda süre verecek bunu düzeltmesi için ama iş işten geçmiş olacak.

    Bu mücadeleyi önümüzdeki haftaya ertelenen bu zeytin yasasına hep birlikte direnmek üzere hem Muğla’dan Ege’den tüm Türkiye’den geçtiğimiz haftalarda gelen herkesi yine meclise bekliyoruz. Tarihin önünde tarihi sorumluluğumuzu doğaya, çevreye karşı zeytin gibi bir ağaca karşı Ege’nin en önemli bitkisine bütün kutsal kitaplarda yer alan zeytine sahip çıkmak için bu büyük mücadeleyi meclis kapanmadan gerekirse meclisi kapatmamak bahasına vermek için herkesi mücadeleye çağırıyoruz” dedi.

    “AKP’NİN VERDİĞİ ZAM BİR TAS ÇORBA ALMIYOR”

    CHP’nin asgari ücretin 30 bin 205 TL’ye yükseltilmesi ve en düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine yükseltilmesi çağrısı yapan Özgür Özel, “AKP’nin verdiği zam bir tas çorba almıyor. AKP iktidara geldiğinde en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu. Bugün 2,5 çeyrek altın alıyor. Asgari ücrete zam teklifimizde 30 bin, biz bunun altında yokuz demiştik. 30 bin 205 teklifimizdir. En düşük emekli maaşı asgari ücret seviyesine getirilmesi için imza verdik. Kamu emeklileri memur emeklileri açısında seyyanen zam beklentisi var. 16 bin seyyanen zam beklentisi var.”

    Devlete 1 kuruş maliyeti olmayan bir teklifimiz var ama bu teklifleri görmezden gelip, bunları görmezden gelip “tatile gitmek isteyenler 17’sinde denizdeyiz abi” diye birbirine müjde veren AK Partililer var. Milletin yarası kanıyor. Meclis yaraya merhem olmak içindir. Yarayı iyileştirmek içindir. Böyle ifadelerle yaraya tuz basmak için değildir. Milletin yarasına tuz basıp kendi bedenini tuzlu suya koşturmaya çalışanlara asla izin vermiyoruz. Onlara bu önümüzdeki meclis takvimini grubumuz dar edecek. Milletin sesini duymayanı tatile göndermiyoruz” diye belirtti.

    “SANDIĞIN GÜCÜNE KARŞI SAVAŞ AÇTILAR”

    19 Mart’ta milletin geleceğine darbe yapıldığını vurgulayan Özel, “Yerelde iktidar olanlara ve gelecek seçimden sonra iktidar olacaklara. Milletimiz takdir ederse cumhurbaşkanı olacaklara darbe yaptılar. Sandığın gücüne karşı savaş açtılar. Milletin desteğini alamadıkları için devleti milletin karşısına diktiler. Milletin rızası olmadan baskıyla ayakta durabileceklerini ve bu baskıyla iktidarlarını koruyabileceklerini iddia ediyorlar. Biz de buna karşı meydan meydan direnerek önce Saraçhane’de başlayan, sonra her hafta sonu bir Anadolu iline yayılan bir mücadeleyi sürdürüyoruz. Daha bunun utancı sürerken, 5 Temmuz günü yeni bir utancı millete yaşattılar. Bu sefer Adana Belediye Başkanımız Zeydan Karalar’ı, Adıyaman Belediye Başkanımız Abdurrahman Tutdere’yi ve Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’i şafak operasyonuyla gözaltına aldılar.

    Son bir haftada Türkiye’de operasyonları eleştiren gazeteci Timur Soykan gözaltına alındı. İktidar gazetecilere ‘Tweet atarken iki kere düşüneceksin’ diyor. Ayşe Barım duruyor. Türkiye’nin bütün ödüllü sanatçıları dün menajerlerinin yanındaydılar. Ayşe Barım buraya neden geldim anlamıyorum diyordu bundan 3-4 ay önce. Duruşması nihayet duruşmayla çıkacaksın diyorlardı. 3-4 ay sonraya kadar daha hapis yatacaksın dediler. Ama bakın neler var? Neler var ellemiyorlar. Bugün İstanbul, Adana, Antalya, Adıyaman, Mardin, Van, Hakkari, Batman, Tunceli ve Siirt belediye başkanları ya tutuklu ya da yerine kayyum atanmış. Buraların nüfusunun toplamı 25 milyon. 25 milyon seçmen var. 25 milyon seçmenin oyuyla seçtiği, nüfus da değil. 25 milyon seçmenin oy verdiği belediye başkanlarını, Cumhuriyet, AK Partili ve Dem Partili seçmenine hizmetten kopardılar” diye ifade etti.

    “2 KASIM’DA GETİR BAKALIM SEÇİMİ, HODRİ MEYDAN”

    Erdoğan’ın “birinci parti AKP” açıklamasına tepki gösteren Özel, erken seçim çağrısını yineleyerek konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Son söz madem öyle bir daha bir daha oturtup kaldırmayalım. Teşekkür ediyorum. Son söz AK Parti’nin hepsi öyle mi olacak, böyle mi olacak, darbe mi olacak, Mısır dedi, bilmem ne dedi. Ya siz unuttunuz ama Esma’yı biz unutmadık. Mısır’da, Mısır’da seçilmiş cumhurbaşkanına darbe yapıldı diye televizyondan bakıp Rabia’lar yapıp sonra o günün Genelkurmay Başkanı, bugünkü devlet başkanına el sıkmaya koşanlar size söylüyorum. Biz Mısır’daki meydanlara bakınca darbeyi görmeyiz. Mısır’daki meydanlara bakınca zulme direnen baskıya direnen şiddete direnen Mısırlıları görürüz. Darbeden yana olanların değil demokrasiden yana olanların tarafıdır Cumhuriyet Halk Partisi. Ve Erdoğan denen tek kişisi %29.2 oyla seni orada oturtmam. Bütün anketlerde kurulduğu gün gibi 31 Mart Pazar gibi Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin 1. Partisi. Sadece Erdoğan’ın gördüğü bilinmez bir ankette AK Parti’ymiş 1. parti. O zaman Erdoğan’ın kalmadı derdi hodri meydan 2 Kasım’da getir bakalım seçimi hodri meydan.”

    PİRHA/ANKARA

  • GÜNCELLENDİ-DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları: Barışın eşiğindeyiz-VİDEO

    GÜNCELLENDİ-DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları: Barışın eşiğindeyiz-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis‘teki Grup Toplantısında konuştu. Kadınların Meclis’i hukuki ve yasal bir zeminde çözüm için göreve çağırdığına dikkat çeken DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis kapanmadan Barış ve Demokratik Toplum Komisyonu’nun acil bir biçimde kurulması çağrısında bulundu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) bu haftaki Meclis grup toplantısında Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları konuştu. Toplantıya Barış Anneleri ve Türkiye ile Kürdistan kentlerinden Ankara’ya yürüyen Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi üyeleri, Ahmet Türk ve pek çok kişi de toplantıya katıldı.

    Tülay Hatimoğulları, Federe Kürdistan Bölgesi’nde metan gazı sonucu yaşamını yitiren 12 askerin ailelere baş sağlığı diledi. Tülay Hatimoğulları, “Toplumsal barış ve demokratik çözümü geliştirerek yaşam hakkını tesis etmeyi en önemli hedefimiz olarak görüyoruz. Barış sürecinin başarıya ulaştırılması her şeyden önce yitirdiğimiz on binlerce karşı olan tarihsel sorumluluğumuzdur” dedi.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Türkiye yanıyor. Bazen mecazen kullanılır bu söz ama gerçekten yanıyor. Cudi’den İzmir’e, Bursa’dan Hatay’a ormanlarımız cayır cayır yanıyor. İhmal ateşiyle kavruluyoruz. Bakan açıklama yapıyor diyor ki; sebep elektrik hatları. Biz bu açıklamayı yapan yetkililere ve Bakan’a buradan bir kez daha soruyoruz. Elektrik şebekelerini özelleştiren kim? Bu tellerle ilgili denetlemeyi yapmayan kim? Bütün bu ihmalleri baş müsebbibi kim? Kesinlikle sizsiniz. Yaz dönemi başladığı için vekillerimiz çok sayıda soru önergesi verdi. Bütün önergelerimiz cevapsız kaldı. Bu konudaki ihmallerin sonucu Türkiye’nin dört bir yanında ne yazık ki ormanlar cayır cayır yanıyor. Sizin yüzünüzden canlarımızı yitirdik ormanlarımızı yitirdik. Kılınızı bile kıpırdatmadınız. İş bu ülkeyi maden şirketlerine peşkeş çekmeye gelince hiç erinmediniz. Gece gündüz çalıştınız parlamantoda bu kararları çıkarmak için. Ama mevzu bir felaket olunca ona seyirci kalmakla yetindiniz ve kesinlikle bu felaketin sorumlusu bu iktidarın uyguladığı politikaların ta kendisidir.

    Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile birlikte sürecin asli özneleri olan her türlü baskıya şiddete rağmen barış mücadelesini yürütmekten bir an olsun geri durmadı kadınlar. Dünyanın neresinde olursa olsun savaş ve çatışmaların en ağır bedelini biz kadınlar ödüyoruz. Savaşın yarattığı yoksulluğu şiddeti işsizliği sömürüyü tacizi tecavüzü iliklerine kadar biz kadınlar hissediyoruz. Bu yüzdendir ki biz kadınların özgürlük mücadelesi aynı zamanda barışta ısrarcı olmamızın mücadelesidir. Bugün farklı kentlerde yüzlerce kilometre yol kat ederek farklı mücadele zeminlerinden ortak bir amaç için binlerce kadın Ankara’da meydanlardaydı. Buradan bir kez daha grubumuzdan bu barış mücadelesi yürütücüsü kadınlara, onurlu kadınlara bir kez daha buradan gelemeyenlere de selam ve sevgilerimizi iletiyoruz.

    Evet, sevgili kadınlar Kürt sorununda demokratik çözüm diyerek sorunu hukuki ve yasal bir zeminde çözülmesi için Meclis’i göreve çağırdınız. Şimdi siyasete düşen görev, kadınların bu taleplerine kulak vermektir. Bu talepleri yerine getirmektir. Demokrasinin önündeki engelleri kaldırarak barış içinde yaşamın önünü açmak kadınların sesine ses vermektir. Haklarımız, hayatlarımız ve kazanımlarımız her yerde ve her alanda çok yoğun saldırı altında. İstanbul Sözleşmesi’nden resmi olarak çekilmenin üzerinden 4 yıl geçti. Sadece 2024 yılında 315 kadın erkekler tarafından katledildi. İstanbul Sözleşmesi Yaşatır diyerek eylem yapan kadınlar gözaltına alındı, tutuklandı.

    Sevgili kadınlar, Kürt kadınlar üzerinden özel savaş politikaları yürütüldüğünü her an ve her yerde görüyoruz. Bir yandan çözüm ve müzakere süreci konuşulurken diğer yandan kadınların haklarına ve kazanımlarına yönelik saldırıların devam etmesi çok büyük bir çelişkidir. Barış şiddetle inşa edilemez. Barış silahların susmasının yanı sıra eşitsizliklerin ayrımcılığın cinsiyetçiliğini son bulduğu bir demokratik zeminin inşa edilmesiyle gerçek anlamda barışı tesis edebiliriz.

    KADINLAR KOMİSYONDA YER ALMALI

    Meclis çatısı altında kurulacak komisyonda kadınların yer alması, deneyimlerini ve çözüm perspektiflerini paylaşmaları hayati öneme sahiptir. Bugün barış konuşuluyorsa bu uğurda ağır bedeller ödenmesine rağmen barış demekten asla vazgeçmeyen Cumartesi Anenleleri’nin, Barış Anneleri’nin, kadın hareketinin emeği çok büyüktür. Dünya kadınları, savaşın katliamların sömürünün sona ermesi ve bölge barışının tesis edilmesi talebiyle etkinlikler düzenleyecek.

    Türkiye’nin dört bir yanında DEM Parti olarak çalışmalarımızı en yoğun bir şekilde sürdürüyoruz. Merkezi komisyonlarımız, il ve ilçe komisyonlarımız gece gündüz demeden sahadalar.  Hane hane dolaşıyorlar. Ve barışı,  demokratik süreci anlatıyorlar.  Bu süreci başarıya ulaştırmak için Türkiye’nin sokaklarından, meydanlarından Ankara’nın siyasi koridorlarına uzanan köprüleri inşa ediyoruz.

    Demokratik toplumu inşa ederek, özgürlükçü laikliğe, demokrasiye ve hukuka dayanan demokratik bir cumhuriyet istiyoruz. Bu vesileyle, bir kez daha Barış ve Demokratik Toplum Komisyonu’nun Meclis kapanmadan acil bir biçimde kurulması gerektiğinin altını çiziyoruz. Bu komisyon, yaz boyunca, önümüzdeki yasama dönemi başlayana kadar gece gündüz çalışarak bu konudaki hazırlıkları olgunlaştırmak için emek vermelidir. Parlamento artık rant adına doğayı, zeytinlikleri talan eden; maden ve inşaat şirketleri için çalışmamalıdır.

    DEM Parti İmralı Heyetimiz silahsızlanma ile gelişmeleri ve bölgemizde yaşanan kritik gelişmeleri Sayın Abdullah Öcalan ile gerçekleştirdiği görüşmede değerlendirmiştir. Bu vesile ile heyetimizin bizlere ulaştırdığı Sayın Abdullah Öcalan’ın selam ve sevgilerini, kadınlara, gençlere ve bütün haklara iletiyoruz. Süreç kapsamında atılacak adımlarla birlikte Türkiye’nin genel demokratikleşmesine ve barışına ulaşması için hepimize çok büyük görev ve sorumluluk düşüyor. Sayın Öcalan, bu görüşmede bunun altını özellikle çizmiştir. Biz de bu sürecin başarıya ulaşmasıyla Türkiye’de demokratik dönüşümü, hukuk ve özgürlüklerin kapısının ardına kadar açılması gerektiğini düşünüyoruz.

    İmralı heyetimiz dün Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir görüşme gerçekleştirdi. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde tarihi bir haftaya girdik. Heyetimiz ziyaretinde sürecin bugüne kadar geldiği aşamayı ve bundan sonra yapılması gerekenleri Sayın Cumhurbaşkanı ile karşılıklı bir şekilde istişare etmiştir. Bu tarihi haftanın en iyi şekilde geçmesi ile Türkiye’nin siyasi ve hukuki engellerinin kalkmasının demokratik dönüşüm ve barışın kapılarının ardına kadar açılmasını canı gönülden istiyoruz. Türkiye halklarının bu sürece desteği ve umudu her zamankinden daha büyük. Bunun farkındayız. Fakat bu destek ve umuda dest düşecek şekilde güveni artırmak şarttır. Bu tarihi günler tali günlere dönüştürülmemelidir. Biz DEM Parti olarak; bunun için elimizden gelen her türlü çaba içindeyiz ve bu çabamızı sürdüreceğiz. Bu anlamda daha fazla çalışacağız.

    Barış ve Demokratik Toplum sürecinde en kritik haftaların birindeyiz. 27 Şubat çağrısı, 12 Mayıs kongre kararı ile başlayan süreçte, önümüzdeki 100 yılın kaderini çizecek anlardan biri geldi çattı. Bu an, hepimizin özlemini duyduğu barışın merasimi olacak. Gazeteciler, siyasi partiler, emek ve demokrasi güçleri, kadın örgütleri; hepsi bu tarihi anı izleyecek. Hepimiz bu tarihe tanıklık edeceğiz.

    Bu tarihi an, zafer ya da yenilgi; kazanma ya da kaybetme değildir. Bu başarı, 86 milyon yurttaşımızın tarihi başarısıdır. Büyük başarısıdır. Demokratik bir ülkede, halkların ve inançların ilişkilerinin eşitlik temelinde güncellenmesi, Türkiye’nin barışının sigortasıdır. Tarihi günlerin şafağındayız, hepimiz bunun farkındayız. Bu konuda kendimize güveniyoruz. Kendimize, barışa olan inancımızdan dolayı güveniyoruz.

    Barışın eşiğindeyiz. Barışı demokratik bir zeminde inşa etmeli, kalıcılaştırmalıyız. Böylece herkesin gerçek barışını sağlamış oluruz. İzleyen, dar manada çıkar bekleyen değil, Türkiye halklarının geleceği için barış zeminini kuran özneler olmalıyız. Bu görev ve sorumluluk herkesindir. Barışın ve demokrasinin yolu açıktır.  Yeter ki biz mücadele etmekten inanmaktan vazgeçmeyelim. Yeter ki özellikle bu hafta gerçekleşecek silah bırakma merasimi ve sonrasında süreçte bu ülkeyi gerçek anlamda barışla buluşturmak, bir onurla bir barışla buluşturmak, gerçek manada Türkiye’nin demokratikleşmesi için somut adımlar atmak, bunlara ihtiyaç var. Bu adımlar bir yanıyla toplumsal ayağı olduğu gibi öte yanıyla önemli bir ayağı var ki o da parlamentonun alacağı kararlardır. Demokratikleşmeyle ilgili alınacak kararlardır. Bu konuda ciddi bir biçimde yol yürüyebileceğimiz bir evreye geçtiğimizi düşünüyoruz.”

    PİRHA/ANKARA