Etiket: grup toplantısı

  • DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Yol cümleden uludur!-VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Yol cümleden uludur!-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis’teki Grup Toplantısında konuştu. Ortadoğu tarihinin “en büyük siyasi ve toplumsal deprem riskiyle” karşı karşıya olduklarını söyleyen Bakırhan, “Türkiye bu fırtınalardan nasıl kurtulabilir? Reçete açık ve net; Türkiye Kürt sorunun demokratik çözümünü sağlayarak bu fırtınalardan kurtulabilir. Türkiye demokratik bir cumhuriyet inşa ederek bu fırtınalardan kurtulabilir” dedi.

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Bakırhan, 17 Haziran 2021 tarihinde DEM Parti İzmir İl Örgütü’nde yönelik saldırıda katledilen Deniz Poyraz’ı  anarak, “Bu alçakça saldırıyı unutmayacağımızı, bu alçak saldırıyı yapanları ve onun arkasındaki karanlık güçler açığa çıkıncıya kadar bu sürecin takipçisi olacağımızı belirtmek istiyorum. Değil 4 yıl, 40 yıl geçse de Deniz Poyraz’ın katillerini bulup bu sürecin aydınlatılması için elimizden gelen her şeyi yapacağız” dedi.

    İran ve İsrail arasındaki çatışmalı sürece değinen Bakırhan, “Suriye’de henüz bir istikrar olmamışken bir anda Gazze’de, insanlığın sıfır noktasında birlikte gördük neler olduğunu. Yüreğimiz Gazze’de atarken, Ortadoğu’nun en keskin fay hattı kırıldı 13 Haziran’da. İsrail-İran savaşıyla bölgenin kaderi neredeyse kökten değişebilecek bir noktaya geldi. Bu savaş öyle bildiğimiz yol ve yöntemlerle yürüyen bir savaş değil. Uzaktan ve yapay zekayla yürütülen bir savaşı görüyoruz. Bu savaş büyürse bölgede devasa jeopolitik kırılmalara yol açabilecek bir süreci yaşayabiliriz. Suriye’deki göç ve ölümlerin kat ve kat üzerinde bir sürece tanıklık edebiliriz. Bölge uzun süreli bir kaos kriz ve çatışma süreci içerisine girebilir” dedi.

    Ortadoğu tarihinin “en büyük siyasi ve toplumsal deprem riskiyle” karşı karşıya olduklarını söyleyen Bakırhan, şunları söyledi: “Tek bir Fars’a, Arap’a, Türk’e, Kürt’e, Yahudiye faydası olmayan bu çatışmaların derhal bitmesi gerekiyor. DEM Parti olarak çatışmaların sorunları derinleştireceğini biliyoruz. Bu vesile ile herkesi diyalog kurmaya ve müzakere masasına çağırıyoruz. Hem İran ve hem de İsrail bu savaşı kendi tarihsel misyonlarının ve ideolojik meşruiyetlerinin bir testi olarak görmemelidir. Artık ne yüzyıl öncesinin ne de birkaç yıl öncesinin Ortadoğu’sunda yaşamak mümkün değil. Ortadoğu değişiyor, kendisine bir yol arıyor. Dolayısıyla bu yolu iyi algılamak, bu yola uygun yol ve yöntemler geliştirmek artık Ortadoğu’daki ülkelerin tek seçeneğidir.

    Ortadoğu’da savaş, çatışma ve kaosun ritmi yükselirken Türkiye’de de çözüm ve barışın ritmini hep birlikte yükseltmemiz gerekiyor. İran ve İsrail arasındaki bu çatışmalardan dersler çıkarıp, Türkiye’de sessiz bir şekilde yürüyen barış ve çözüm iradesinin güçlü bir şekilde devam etmesini sağlamak gerekiyor. Ateş çemberi ülkemizin etrafını sararken maceracı senaryolara yaslanmak doğru değil. Türkiye halklarının iç barışını sağlamak en güvenli yoldur. Daha fazla demokrasi, adalet, özgürlük tek parolamızdır. Bölge ve Türkiye silahlarla masa başı küresel planlamalarla değil demokratik, eşit, ortak yaşamla anca huzura kavuşabilir.

    NE BASKICI REJİM NE DE İSRAİL’İN SALDIRILARI

    Türkiye bu fırtınalardan nasıl kurtulabilir? Reçete açık ve net; Türkiye Kürt sorunun demokratik çözümünü sağlayarak bu fırtınalardan kurtulabilir. Türkiye demokratik bir cumhuriyet inşa ederek bu fırtınalardan kurtulabilir. Sayın Öcalan’ın PKK kongresine sunduğu perspektif bu coğrafyada yaşayan her halkın güvenliğini sağlayacak bir perspektiftir. Sayın Öcalan, İsrail-Filistin çatışmasının, mezhep çatışmalarının, ulus devlet çatışmalarının panzehiri demokratik konfederalizmdir demişti. Bu model Ortadoğu’nun çok katmanlı sorunlarına barışçıl ve demokratik çözümler geliştirebilir. Acının, yıkımın, göçün önüne geçebilir. Bu yaklaşım etnik ve dini farklılıkların bir arada ve barış içerisinde yaşamasını sağlayarak topraklarımıza yüzlerce yıldır uğramayan barışı istikrar ve huzuru getirebilir. Kendi içinde demokrasiyi kuramayanlar belaları üzerine çekiyor. İran’da bugün hiçbir toplumsal kesim gerçek anlamda mutlu değil. Kürtler, Farslar, Belluciler, Azeriler hepsi aynı acıyı paylaşıyor. Kadınlar temel haklarından mahrum, halk yoksullukla boğuşuyor. Çözüm ne savaşta ne de gerçekleri inkar etmekte yatıyor. Gerçek çözüm tüm halkları eşit gören, farklı kimlik ve inançları tanıyan demokratik bir rejimden geçiyor. Artık bunu anlamak gerekiyor. İran için üçüncü yol budur. Ne baskıcı rejim ne de İsrail’in saldırıları. İsrail de Ortadoğu’yu istikrarsızlaştırma pozisyonundan bir an önce vazgeçmeli. İsrail güvenliğini başka ülkelere saldırarak sağlayamaz. Güvenlik ne Demir Kubbe’de ne siber sonik füzelerdedir. Güvenlik barıştadır, huzurda, demokrasidedir. Çözüm herkesin sınırsız sömürüsüz adalet içinde yaşadığı demokratik Ortadoğu birliğindedir.

    KÜRT’E KAPAN KURMA AKLINDAN HERKES VAZGEÇMELİ

    Sayın Bahçeli’nin vurguladığı Türkiye yüzyılına mühür vuracak kutlu hedefler için yol bellidir. Bir an beklemeden barış sürecinin başarısı için artık adımlar atılmalıdır. Güncel siyaset hesabıyla jeopolitik tehlikeler savuşturulamaz. Seçime, ankete, küçük hesaplara takılan siyaset Ortadoğu’daki fırtınalı sularda ülkeyi rotasız bırakır. Kürt sorunu ve demokratikleşmeyi halen güvenlik bağlamında konuşmak yüzyılın en büyük hatası ve yanlışı olur. Sayın Öcalan, güvenlikçi aklın kurduğu Kürt kapanını 27 Şubat’ta asrın çağrısıyla kırdı. Ortadoğu kaos içerisindeyken artık Kürt’e kapan kurma aklından herkes vazgeçmeli ve bir daha aklına getirmemelidir.

    Sayın Öcalan’ın dediği gibi eşikten atlamak istiyoruz. Nedir bu eşik? Savaştan barışa, çatışmadan demokratik bütünleşmeye doğru gitmektir. Ortadoğu yanarken yüzyıldır süren kaybet-kaybet formülünü kazan-kazan formülüne birlikte çevirebiliriz. Bunun yolu demokratik bir rejim kurmak ve Kürtlerle uzlaşmaktır. Bu formülle sadece Kürtler değil, Manisa’daki emekçiler, işçiler, kadınlar, emekliler, Aleviler kazanır. Yoksulluktan yorulan emekli, geleceksizlikten bunalan gençler kazanır. Bu ülke enerjisini, ekonomisini çatışmaya ve Kürt anadilini konuşmasın diye bugüne kadar harcadığı için Manisa’nın bolluğu ve bereketinden yararlanamıyoruz. İşte eğer barış gelirse en fazla Manisalı çiftçi, tarımcı kazanacak. Emekçi kazanacak, Manisa kazanacak. Bu vesileyle Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’e de tekrar saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.

    BARIŞIN BÜYÜMESİ VE GÜÇLENMESİ İÇİN İMRALI YOLLARI HERKESE AÇIK OLMALI

    Önümüzdeki günlerde Öcalan ile görüşmek için Adalet Bakanlığı’na başvuruda bulunacağız. Barışın büyümesi ve güçlenmesi için sadece bizim değil, İmralı yollarının herkese açık olması gerekiyor. Sayın Öcalan istediği kişi ve kesimlerle görüşebilmeli. Siyasi parti temsilcileriyle, akademisyenlerle, Ortadoğu’daki aktörlerle, gazetecilerle görüşebilmeli. Emin olun bu görüşmelerin Türkiye’ye büyük katkıları olur. Sayın Öcalan Ortadoğu’da demokratik konfederalizm dediği dönemlerde bu dünyanın en gelişmiş ve süreçlere hakim olduğunu söyleyen ülkeler bile Ortadoğu’nun bugün bu noktaya geleceğini tahmin etmiyordu. Ama 2015’lerde Sayın Öcalan Ortadoğu’da büyük bir şiddet ve çatışma dalgası geleceğini, ulus devlet gömleğinin Ortadoğu’daki halklara ve inançlara dar geldiğini, bu tekçi bu inkarcı rejimlerin çatışma ve dışarıdan müdahalelere sebebiyet verdiğini, bunun çözüm yolunun da demokratik konfederalizm olduğunu söylediği zaman birileri ne diyordu? ‘Demokratik konfederalizm nedir’ diyordu. 20 yıl önce bu süreci tahmin eden bir halk önderi cezaevinde, ama dünyanın en büyük en gelişmiş ülkesini temsil eden insanlar da ‘hele bir İsrail İran çatışsın yolda kervanı düzeriz’ diyorlar. Artık Ortadoğu’yu ve dünyayı iyi okuyan, Ortadoğu’daki halkların nasıl yaşayacağını perspektifiyle ortaya koyan Sayın Öcalan’ın gerçekten özgürleşmesi gerekiyor. Bu okumalarını dışarıda özgürce yapması gerekiyor.

    Sayın Öcalan kısa bir süre önce ‘süreci hukuki ve siyasi bir zemine çekebilirim’ demişti. O zaman yine birileri acaba yine ‘Öcalan’ın böyle bir kudreti var mı, gerçekten süreci çatışma ve şiddetten siyasi ve hukuki zemine çekebilir mi’ dedi. Bakın kısa bir sürede gereğini yaptı, sözünde durdu. Süreci hukuki ve siyasi bir zemine çekti. Peki iktidar da aynı cesareti ve iradeyi sergiliyor mu? Sözünde duran Sayın Öcalan’ın yapmış oldukları karşısında iktidarı da cesaret ve irade sergileyerek bu sürece Türkiye’ye büyük bir iyilik yapmaya davet ediyoruz. Çözüm de barış da Ankara’nın iradesinde, İstanbul’un desteğinde ve Diyarbakır’ın kararlığındadır. DEM Parti olarak bizler hep Türkiye’nin iyiliğini düşündük.

    Hafta sonu Diyarbakır’da Kürt partileriyle çok verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Bu buluşmalar da tarihi önemdedir. Kürt partileri bir kez daha çözümden yana olduklarını belirtiler. Barış konusunda ortak bir irade ortaya çıktı. Ortaya çıkan önemli şeylerden biri de Kürt halkının değerlerin hepimizin ortak değerleri olduğu ve bu değerlere layık onurlu bir barışı getirme kararlılığını hep birlikte teyit ettik. Diyarbakır’da yükselen ses net ve açıktır. Kürt siyasi birlik halinde onurlu bir barış istiyor. Bu birliktelik barış sürecinin ne kadar güçlü bir zemine oturduğu çok iyi bir şekilde gösteriyor. Kürt partileri arasındaki bu uzlaşı tüm Türkiye halklarına emekçilere umut veriyor. Diyarbakır’daki buluşma barış iradesinin ne kadar kararlı olduğunun da bir ilanıdır.

    BARIŞIN VE ÇÖZÜMÜN TATİLİ OLMAZ

    Böylesi tarihi kırılma döneminde barışın ve çözümün tatili olmaz diyoruz. Zaman takvimleri tatile değil, barışa kurma zamanıdır. Meclis derhal ‘Demokratik Toplum ve Barış Komisyonu’nu’ kurarak tarihi sorumluluğunu yerine getirmelidir. Bu komisyon fikri ve tartışma kulübü biçiminde çalışmamalıdır. Genel Kurul’a yasa gönderen, sonuç alıcı bir yapıda çalışmalıdır. Bu komisyon barış misakının mimarı olabilir. Komisyonu kuran irade ve komisyonun her bir üyesi bu yüzyıllık meselenin çözümünü eğer sağlayabilirse isimlerini altın harflerle tarihe yazabilirler. DEM Parti olarak barışın şerefine ve onuruna nail olduğumuzu bir kez daha belirtmek istiyorum. Gelin bu komisyonu ertelemeden kuralım, Türkiye’nin dört bir yanında barışın umudunu yeşertelim.

    ALEVİ CANLARIN DEDİĞİ GİBİ YOL CÜMLEDEN ULUDUR

    27 Şubat çağrısı ve 12 Mayıs PKK’nin kongre açıklaması Türkiye’de büyük bir umudu yarattığını hep birlikte görüyoruz. Manisa’dan gelen arkadaşlarımız da bunu belirttiler. Kürt halkının hakları ve demokratikleşmenin önündeki şiddet ve silah bahanesi artık hükümsüzdür. Artık herkes bir an evvel demokrasi barış ve eşitlik gelsin diyor. Kapılar aralandı, umut yeşerdi. Umudumuz büyük. Herhalde umudu en büyük olan siyasi partilerden biziz. Çünkü sahadayız, her yerdeyiz. Bu meseleye inandığımız için herkesi inandırmaya, herkese anlatmaya çalışıyoruz. Ama bu büyük umudun sonuç alabilmesi için biraz daha birlikte güçlü bir şekilde çalışmamız gerekiyor. Emin olun aydınlığa en yakın günlerdeyiz. Dünyada karmaşa Ortadoğu’da kaos varken Türkiye’yi barış adasına çevirebilir bunu yapmak hepimizin elinde. Savaş tamtamları çalanlara bombalarla ölüm kusanlara karşı barış isteyenler inatla yürüyecek. Alevi canların dediği gibi yol cümleden uludur. Bu büyük yürüyüşte ezilenler asla yalnız yürümeyecek. Hep birlikte barışa yürüyeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları: Milyonlar barışı bekliyor!-VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları: Milyonlar barışı bekliyor!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis’te bir an önce komisyon kurulması çağrısında bulunarak, “Barış müzakere ve güçlü bir mücadele ile desteklenirse inşa edilebilir. Bunun bir ayağı parlamento ise, diğer ayağı toplumun kendisidir. Toplumsal örgütlenmenin ta kendisidir” dedi. 

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis’te partisinin grup toplantısında gündemdeki gelişmelere dair konuştu.

    Şair Ahmet Arif ve Nazım Hikmet’i anarak konuşmasına başlayan Tülay Hatimoğulları,şunları ifade etti:

    “Ortadoğu, küresel ve bölgesel güçlerin rekabet ve nüfuz mücadelesine sahne olan bir bölge olarak her gün yeni gelişmeler tanıklık etmektedir. Gazze’de yaşananlar daha önce de ifade ettiğimiz üzere insanlığın sıfır noktasıdır. Acının en derin olduğu noktadır. Burada yaşananlar gelecekte düzenin nasıl tahayyül edildiğine dair derslerle doludur. Uluslararası hukuk burada bir kağıt parçasına, normlar bir hiçe dönüştü ne yazık ki. Filistin’deki bu gordion düğümünün çözümü bir çok konuyu çözecek ve istikrarın oluşmasına katkı sağlayacaktır. Öte yandan İngiltere ve ABD’nin desteği ile Körfez ülkeleri ve İsrail’in öncülük ettiği yeni dönem savaşlar ve krizlerle şekilleniyor. Bölgenin jeopolitik yapısı, kaotik bir dönüşüm sürecinden geçiyor. İç dinamikler, güç dengeleri ve aktörlerin rolleri köklü bir şekilde yenileniyor. Deyim yerindeyse kabuk aynı ama içi hızlı bir biçimde değişiyor.

    Son zamanlarda özellikle Ortadoğu’da 3 temel nokta ortaya çıkıyor; küresel güçlerin bölgedeki etkisinin yarattığı sert dalgalanmalar bölgesel güçlerin kendi içindeki çekişmeler ve halkın temsil edilme krizi. Bölgedeki birçok karmaşık sorunun çözümünde kilit bir rol oynayan Kürt jeopolitiği, Ortadoğu’nun labirentinde bir çıkış kapısıdır. Bu kapıyı görmezden gelenler bu labirentte kaybolmaya mahkumdur. Bu nedenle Türkiye, Suriye, Irak, İran başta olmak üzere bölgenin tamamı için Kürt realitesinin önemi tarihsel olarak bir kez daha karşımıza çıkmıştır.

    Türkiye’nin tarihsel geçmişi ve jeostratejik konumu, bölgedeki rolünü daha kritik bir eşiğe taşımıştır. Türkiye’nin artık taraf olmaktan çıkıp sorunları çözen ve bölge barışı için arabulucu öncü rol üstlenmesi çok önemlidir, acildir, elzemdir. Bölgenin buna çok ihtiyacı var. Bu yaklaşım hem Türkiye toplumunun faydasına hem de bölgenin barışına çok büyük katkılar sağlayacaktır. Buna canı gönülden inanıyoruz. Örneğin Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’yi ziyaret etmesi, oradan gelen yönetimlerin Ankara’dan ya da Rojava’da ağırlanması gibi.

    Barış sürecinin daha sağlıklı adımlarla ilerlemesine büyük katkı sağlayacağına inanıyoruz. Bu, sadece Türk ve Kürt’ün barışı ve sadece Türkiye’nin iç barışı için değil. Altını bir kez daha önemli çiziyoruz; bu konuyu biz gerçekten çok önemsiyoruz ki her fırsatta bunu ifade etmekten hiç bir zaman geri adım atmadık. Atılacak bu adımlar, Türkiye’nin ve bölgenin barışına büyük katkılar sağlayacak. Buradan bir kez daha çağrımızı yineliyoruz; gelin barışı hep beraber inşa edelim. Aynı zamanda bölge barışını gelin hep birlikte kuralım. Gelin demokratik bir Türkiye ve demokratik bir cumhuriyeti hep beraber inşa edelim.”

    Tülay Hatimoğulları, 10. Yargı Paketi’nden çıkarılan “Kovid-19” düzenlemesine işaret ederek, bu durumun toplumdaki güvensizliği arttırdığını söyledi. Tülay Hatimoğulları, “Sürecin hukuki altyapısının kurulmamasına güvensizlik varken bizler barış ortamını nasıl inşa edeceğiz? Bu çok büyük bir soru olarak durmuyor mu karşımızda? Bakın onbinlerce mahpus, bayramı evinde geçirmek için hayal kurdu. Aileleri burada ve onlarda yakınlarıyla bir bayramı kutlayacaklarını bekliyorlardı. Milyonların umudu AKP’nin kaygılarına kurban edilmemelidir. Bu toplumun kaygısı bütün siyasi partilerin kaygılarından daha önemlidir. 86 milyon yurttaşın kaygısı, ortak kaygılarımız bir siyasi bir siyasi partiyi aşmalıdır. Biz bu sürecin sosyal siyasal ve psikolojik eşiklere ihtiyacı olduğunu söyledik.

    Partimizin talebi net olarak şuydu: Kovid yasasında istisna tutulan tüm suçları kapsayacak şekilde bu yasa yeniden düzenlenmelidir. TMK’deki koşullu salıverme koşulları kaldırılmalıdır. Yaşlı mahpusların konutta infazları TMK’ye eklenmelidir. Hasta mahpusların tahliyesine engel olan ‘Toplum güvenliği bakımından tehlikelilik’ şartı kaldırılmalıdır. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarının, her düzenlemenin otomatik istisnası olması uygulamasına son verilmelidir. İnfaz düzenlemesine dair taleplerimiz bir lütuf değil, bir zorunluluktur. Bu talepler temel insan haklarına dayanmakta ve barış sürecinin ruhuna uygun düşmektedir.

    Yasa taslağı genel kurula gelmeden saatler kala, iktidara bir kez daha açık çağrımızı yineliyoruz: gelin, Kovid düzenlemesini genişleterek bu adımı hep birlikte atalım. Bu bayramı, çifte bayrama dönüştürelim. Demokratik toplum ve barış sürecine dair önemli ve kritik bir haftayı geride bıraktık. Süreci doğru anlamak, hakikatleri cesaretle dillendirmek, tepkisellik yerine bu ruh haline bakılmaksızın sakince bu süreci ele almak ve ne yapmak gerektiğini ortaya koymak gerekiyor. İktidarın pratiklerine söylemlerine bakan halk, ‘bu sürece neden güvenilmeli’ sorusunu soruyor. Yine bu süreci çok olumlu karşılayan, “Hayırlı olsun, Türkiye’de yepyeni bir sayfa açılıyor’ diyenler de bu gelişmeler dönüp baktığında aynı soruyu bir kez daha soruyor. Çok önemli bir soru. Su soruyu milyonlarca yurttaşımız soruyor.

    Çünkü yeterince adım atılmadığını biliyorlar. Milyonlar, Godo’yu bekler ki bu topraklarda barışı bekliyor. Bu bekleme durumunun birinci sorumlusu ve bu konuda adım atması gereken iktidardır. İktidar mutlaka bazı adımları atmalıdır. Bu konuda siyaset kurumuna çok büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir. Ayrım gözetmeksizin bu sürecin toplumsallaşması bir mecburiyettir. Toplumsallaşmasının sağlanmasına siyaset öncülük etmelidir.

    Önemli gelişmelerden biri de Meclis’te kurulacak komisyon ile ilgili. Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’un ‘komisyon kurulacak’ söylemi son derece önemli. Dün de kendisi bizi ziyaret etti. Görüşmede görüşlerimizi kendisiyle paylaştık. DEM Parti olarak komisyonun sonuç alıcı bir biçimde çalışmasının önemli olduğunu vurguladık. Ülkenin oyalanacak vakti yok. Komisyon bir an önce kurulmalı ve çalışmalarına aktif bir biçimde başlamalıdır. Sadece laf geliştirmeyen, somut önerileri ve takvimi olan ve bu takvime uyan, hesap verebilir bir mekanizmayı kastediyoruz.

    Yerel yönetimlerden silahsızlanmaya, yargı işleyişinden kolektif haklara uzanan bir çok hayati gündem önümüzde durmaktadır. İşlevsel bir komisyonla hızlı adımlar atılabilir ve bu kısır döngüden çok hızlı bir biçimde çıkılabilir. Biz her cümleyi barış ve demokrasi inşa edilmelidir diye bitirmedikçe tarih bize kulak kabartmayacaktır. O halde bu komisyon, tarihin ve barışın sesine kulak vermeli ve barış konusunda insanlığa çok büyük bir katkı sağlayabileceğini insanlığa gösterebilmelidir. Barışı kuran bir komisyon olarak tarihe geçmelidir.

    Kadınlar, bütün bu çalışmaların asli bir parçası olmak durumundadır. Oluşacak komisyonda sivil toplum örgütleri ve demokratik kitle örgütlerinin temsiliyeti elbette önemlidir; görüş ve önerileri alınacak ve alınmalıdır da. Ancak burada başvurulması gereken en önemli kesimin kadınlar ve feministler olduğunu özellikle vurguluyoruz. Bu komisyon oluşturulurken bu nokta atlanmamalıdır. Bu, çok önemlidir. Geçtiğimiz cumartesi günü, TJA’nın çağrısıyla Türkiye kadın hareketinin temsilcileri, feministler ve Kürt kadın hareketinin Türkiye’deki tüm temsiliyetleri Diyarbakır’da çok güçlü bir yürüyüş gerçekleştirdi. Ben de katıldım. Gerçekten muazzam mesajları, katılımı ve özellikle bileşimiyle etkileyici bir yürüyüştü. Kadınlar, Diyarbakır sokaklarında toplumun barış ve demokratik çözüm talebi için yürüdü. Bu çalışmada emeği geçen tüm kadınlara teşekkürlerimizi sunuyoruz. ‘Jin, jiyan, azadî’

    Anayasa tartışmaları gündeme gelmiş durumda. Anayasa tartışmalarını herhangi bir tabuya ve ya tıkayıcı tartışmalara kurban etmemek lazım. ‘Anayasa için yeni bir anayasa diyorsak’ anayasa gerçekten yeni olmalıdır. ‘Vesayet rejiminden kurtulmuş sivil bir anayasa’ diyorsak her türlü vesayet rejiminden kurtulmuş, gerçekten sivil bir anayasa olmalıdır. Bu konuda ana sorumluluk iktidardadır. Toptancı yaklaşımlardan çıkarak, herkesi sürece katacak bir yol temizliğine ihtiyaç var. Bu anlamda Sayın Bahçeli’nin yeni bir kimlik ve kardeşlik vurgusu önemlidir. En geniş toplumsal mutabakat, demokratik anayasa yapım sürecinin ruhunun vazgeçilmezlerindendir. Yine Sayın Özgür Özel’in ifade ettiği üzere anadilde eğitim ve kapsayıcı bir vatandaşlık tanımının da desteklendiği bir çözüm sunabilmelidir yeni toplumsal sözleşme. Anayasa bir toplumun eşit yurttaşlık hakkı temelindeki bütün haklarının ve hukukunun tesis edilmesi demektir. Ruhu ancak böyle şekillenirse gerçekten yeni ve demokratik bir anayasa olur. İç barışı tessis ve tahkim etmek, eşit vatandaşlık hukuku ve adaleti, özgürlükleri tessis etmekle mümkündür. Bunun yolu budur ve başka da bir yolu yoktur.

    Sürece dair çalışmalarımız hız kazandı. Barış ve demokratik toplum sürecine ilişkin bizler sadece konuşulmasını doğru bulmadığımızı sürekli ifade ettik. Burada icraata ihtiyacımız var. Sadece DEM Parti’nin değil, bütün siyasi partilerin ve toplumsal kesimlerin toplum içinde harıl harıl çalışmasını yürütmesi gerekiyor ki barış gerçekten gerçekleşebilsin. Bu konuda söz değil özde adımların atılması gereklidir. Barış müzakere ve güçlü bir mücadele ile desteklenirse inşa edilebilir. Bunun bir ayağı parlamento ise, diğer ayağı toplumun kendisidir. Toplumsal örgütlenmenin ta kendisidir.

    Bizler de DEM Parti olarak dün olduğu gibi bugün de barış ve demokratik toplum çağrısına uygun bir biçimde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu yaz, bir örgütlenme hamlesi ile bu çalışmaları bambaşka bir merhaleye taşıma amacındayız. Komisyonlarımız 7/24 çalışıyor. DEM Parti bu yaz, daha çok alanda meydanda olacağız. Barışı örgütleyeceğiz, kendimizi örgütleyeceğiz. Demokratik toplumun örgütlenmesine hep birlikte katkı sağlayacağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Özgür Özel, AKP’li belediyelerindeki usulsüzlükleri paylaştı, İmamoğlu pankartını kürsüye astı-VİDEO

    Özgür Özel, AKP’li belediyelerindeki usulsüzlükleri paylaştı, İmamoğlu pankartını kürsüye astı-VİDEO

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslendi. Erdoğan’a ahtapot yanıtı veren Özel, AKP’li Fatih, Bayrampaşa ve Bahçelievler belediyelerindeki usulsüzlükleri paylaştı. Özel,ayrıca Boğaz Köprüsü’nden kaldırılan “İmamoğlu’na özgürlük” pankartını CHP kürsüsüne astı.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Meclis grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

    27 Mayıs 1960’ın yıl dönümüne değinen Özel, “Biz tarihimiz boyunca her darbeye karşı olduk, engel olmak için pozisyon aldık” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugün konuya dair konuşacağını belirten Özel, “Darbeyi CHP’ye mal etmeye çalışacak ve bunu yaparken ülkenin 2. Cumhurbaşkanı’na, namus, ahlak, dürüstlük timsali bir devlet adamına, İsmet Paşa’ya dil uzatacak. O İsmet Paşa’ya uzanan dili, karalayan tüm kirli sözleri, İsmet Paşa’nın hatırası önünde eğilerek o lanetli dili şimdiden kınıyorum. İsmet Paşa’ya söylediği her sözü, o darbeden 65 yıl sonra bir başka darbeye girişen cunta başına şimdiden iade ediyorum” dedi.

    Erdoğan’a seslenen Özel, “İsmet Paşa, Cumhurbaşkanı olarak geldi, seçimleri kaybetti, devretti. Cumhurbaşkanı olarak tarihe geçti. Sen Başbakan olarak geldin, Cumhurbaşkanı oldun ama cunta başkanı olarak siyaseti noktalıyorsun” diye konuştu.

    “SEÇİLMİŞİN ARKASINDAYIZ, DARBENİN KARŞISINDAYIZ”

    15 Temmuz darbe girişiminde demokrasi için mücedele verdiklerini anlatan Özgür Özel, “Meclisi açalım, darbeye direnelim, dedik. Kot pantolon üstüne emanet gömlekle kürsüye çıktım, ‘Milletin iradesinin, seçilmiş parlamentonun, demokrasinin arkasındayız, bütün darbelerin sonuna kadar karşısındayız’ dedim. Seçilmişin arkasındayız, darbenin karşısındayız. Sayın Erdoğan, demokrasiyi bir tramvaya benzetiyorsan biz raylarını döşeyeniz” ifadelerini kullandı.

    “DARBE YAPINCA MI SUSACAĞIZ”

    Erdoğan’ın darbe girişimi sonrası CHP’ye “Sizin dünyayla bağlantılarınız güçlü, bu darbeyi dünyaya birlikte anlatabilir miyiz” teklifini sunduğunu aktaran Özel, “Hay hay dedik. Şimdi diyor ki ‘Sosyalist Enternasyonel’e bizi şikayet etme’. Sana darbe yapılınca şikayet edeceğiz de anlatacağız da 15,5 milyon oyla milletin aday gösterdiği Ekrem İmamoğlu’na sen darbe yapınca mı susacağız!” dedi.

    “DARBECİLER PANİK EVRESİNDE”

    Özel, “Darbeciler panik evresindeler. Boş dosya dolmadıkça sağa sola saldırıyorlar. AK Parti’nin içindeki bazı vicdanlı sesler, bazı akıllı sesler, partinin geleceğini düşünenler buna rıza göstermediler. Şimdi homurdanmalar başlamış darbeciler arasında. ‘Hani dosya doluydu? Kandırıldık mı?’… Tayyip Bey bir yandan geçmiş sefer kumpas davalarında Zekeriya Öz’e sahip çıktığı gibi şimdi sürece sahip çıkmaya çalışıyor ama bir yandan da kazan kaynıyor. İmamoğlu, İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı. İddia var, iddianame yok. Olsa ne yazar, yargılama yok. Başlasa ne yazar, karar yok. Alınsa ne yazar, kesinleşme yok. Yani suçsuz” dedi.

    “İMAMOĞLU’NA ÖZGÜRLÜK” PANKARTINI KÜRSÜYE ASTI

    İmamoğlu’nun resimlerinin toplatılmasına tepki gösteren Özel, “Başsavcılık kendisini hakim yerine koymuş. Abuk subuk işler yapıyor. Arkadaşlar, o ‘Asamazsın’ deyince gittiler Boğaz Köprüsü’ne astılar” dedi.

    Özel, Boğaz Köprüsü’nden kaldırılan “İmamoğlu’na özgürlük” pankartını CHP kürsüsüne astı, “Buna deliriyorlar, buna. Hadi gel indir! Bir başsavcıya, üç savcıya, üç hakimin arkasına saklanan korkaklara söylüyorum: Ekrem İmamoğlu masumdur. Gelecekte de bunun hesabını sizden hukuk önünde soracaktır” ifadelerini kullandı.

    Fatih Belediyesindeki usulsüzlükleri anlattı

    Özel ardından Sayıştay tarafından belirlenen Fatih Belediyesindeki usulsüzlükleri anlattı.

    Özel, “Tespit edilen bu suçlarla gelip Fatih Belediye Başkanı’nı almıyor. Bunları sormuyor, soruşturma açmıyor. Tut ki Fatih Belediyesi bizimdi. Oraya reklam veren herkes, şirket, belediye başkanı, bütün bürokratlar Silivri’de miydi, değil miydi? Fatih Belediye Başkanı’nın bunlara bir açıklaması varsa bağımsız yargı önünde tıkır tıkır anlatırdı ama belediye AK Parti’nin olunca hiçbir şey yapmayanlar Cumhuriyet Halk Partisine gelince bunları yapıyor. Benim anlatmaya çalıştığım bu” diye konuştu.

    BAHÇELİEVLER BELEDİYESİNDE USULSÜZ İHALE

    Ardından Bahçelievler Belediyesi’ni anlatmaya başlayan Özel, şunları dile getirdi:

    “AK Partili Bahçelievler Belediyesi, Temmuz 2024, temizlik hizmetleri ihalesi. İhaleyi bütün şirketler giriyor, herkes teklif veriyor. Bir tanesi 565 milyona ihaleyi alıyor. Diğer şirketler ‘Kaybettik’ deyip çekiliyor. Daha sonra bir ihale daha açılıyor. Bu şirketin arabalarına şoför alımı ihalesi. Öncekiler şoförü de hesap edip yüksek para koymuş. Bu düşük koymuş, diyor ki ‘İçinde şoförü yok’. Bu sefer 278 milyon lira şoför parası koyuyorlar, bunu da bu şirket alıyor. 843 milyon liraya çıkıyor. Bunu görünce diyorlar ki ‘Tek ihale yapılmalıydı. Araçla şoför aynı firmadan sağlanmalıydı. Bu firmaya böyle bir imtiyaz verilmemeliydi.’ Bunun üzerinden Bahçelievler Belediyesine hiçbir işlem yapılmıyor.

    Şirket kim? Bilginay Temizlik. Beşiktaş Belediyesindeki bir ihaleyi aldığı için Rıza Akpolat 130 gündür içeride. Esenyurt Belediyesinde ihale aldığı için 126 gündür bu dosyadan dolayı ikinci tutukluluğu var Ahmet Özer’in. Bu şirketin Türkiye’de almadığı ihale yok. Bir tek Bahçelievler’de ihale ikiye bölünmüş, belediyenin kusuruyla, hiçbir işlem yapılmıyor. Rıza Akpolat’ın suçu CHP’li olmak, Silivri’de. Bahçelievler Belediye Başkanı’nın avantajı AK Partili olmak, belediyede, akşamları evinde. Adalet mi bu?”

    “MİLLETİN MALINA EL UZATANLAR HESAP VERECEK”

    Özel, “Çıkın benim belediye başkanlarımın haklılığını savunduğum gibi bunların böyle olmadığını anlatın. Bizim alnımızı öne eğdirecek, birbirimizin gözüne bakamayacağımız hiçbir kusurumuz yok. Sizin ise bir taraftan tutulacak bir tane belediyeniz yok. Bu devir geçecek. Kumpası kuranlar da hesap verecek. Milletin malına el uzatanlar da teker teker hesap verecek” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Bakırhan: Sürecin özü, eşit bir kardeşlik hukuku ve demokratik toplumsal mutabakattır-VİDEO

    Bakırhan: Sürecin özü, eşit bir kardeşlik hukuku ve demokratik toplumsal mutabakattır-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, iktidara güven verici adımlar atma çağrısında bulunarak, “Bu sürecin menziline demokrasi ve hukuku koyduk. Bu sürecin özü, eşit bir kardeşlik hukuku ve demokratik toplumsal mutabakattır. Bizim rotamızı Türkiye halkları belirlesin. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı bizim rotamız olsun. Demokratik bir cumhuriyet bizim rotamız olsun. Kürt’ün, Alevinin eşit yurttaş olduğu bir rota, bizim rotamız olsun” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Bakırhan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile yaptıkları görüşmeye işaret ederek, görüşmenin yapıcı geçtiğini ve temaslarının devam edeceğini aktardı.

    “DEMOKRATİK CUMHURİYET BİZİM ROTAMIZ OLSUN”

    Bakırhan, Ortadoğu coğrafyasının yeniden şekillendiğine işaret ederek, “Kimi güçler yer değiştiriyor. Ortadoğu yine bu işlerin merkezinde ve yine hedeftedir. Eski dengeler çözülüyor, herkes gelecek yüzyılın rotasını çizme telaşında. Haliyle biz de hem dünyadaki hem Ortadoğu’daki gelişmelerden azade değiliz. Türkiye de hemen Ortadoğu’da bu gelişmelerin yanı başında duruyor. Biz de tam bu sürecin başlamasıyla birlikte diyoruz ki gelin kendi rotamızı, yolumuzu birlikte çizelim” diye konuştu.

    Bakırhan, şunları söyledi:

    “Bir başkası bizim rotamızı, yolumuzu belirlemesin. Bizim rotamızı Türkiye halkları belirlesin. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı bizim rotamız olsun. Demokratik bir cumhuriyet bizim rotamız olsun. Kürt’ün, Alevinin eşit yurttaş olduğu bir rota, bizim rotamız olsun. Aksi halde rotasını belirlemeyenlerin rotası; emperyal ve hegemonik güçler tarafından belirleniyor. Onların belirlediği rotalar da hem o ülkelere hem de o bölgede yaşayan insanlara kan, acı ve gözyaşı getiriyor. Kansız, acısız, gözyaşısız bir Türkiye ve Ortadoğu, hepimizin özlemini duyduğumuz bir gelişme olur. Bunun mücadelesini veriyoruz.

    “ARTIK HAYAL DEĞİL”

    Bu topraklarda Türk var, Kürt var, Alevi var, Sünni var. Toplumun her renginden insanlar yaşıyor. Bu toprağın bütün renklerine uygun bir yaklaşım içerisinde olabilirsek; emin olun rotasını en doğru yere sürükleyen bir halde olabiliriz. Kimse bu ülkede kimsenin üzerinde değil ve  kimse kimsenin gerisinde değil. Hepimiz bu ülkenin yurttaşlarıyız. Bu süreçte Demokratik Ulus mutabakatıyla gerçek bir eşitlik zemini kurabiliriz. Ortadoğu halkları ilk defa belki de başkasının senaryosuna bağlı kalmadan kendi senaryosunu yazabilir. Biz kendi senaryomuzu birlikte yazalım diyoruz.

    Sayın Öcalan’ın çağrısı, rotamızı ve senaryomuzu yazabileceğimiz, çizebileceğimiz ve birlikte hareket edebileceğimiz bir kapı aralıyor. Kendi sözünü söyleyen, kendi kararını veren bir irade ortaklığı sağlamak bu süreçte mümkün. Demokratik bir Ortadoğu ve demokratik bir Türkiye geçmişte belki hayaldi, ancak emin olun, bu son süreçle birlikte artık hayal değil.

    “GÜVEN İNŞA ETMEK CAN DAMARIDIR”

    Bu tarihi dönemde güven inşa etmek bu sürecin can damarıdır. Hem Kürt halkında hem de Türkiye halklarında bu sürece ilişkin bir tereddüt var. Bir güven sorunu var. Muhtemelen Adıyaman’dan gelen arkadaşlarımızın kafasında da aynı sorular var. Bir sürecin layıkıyla devam edebilmesi için güven ortamının tesis edilmesi gerekiyor. Bu güveni yeniden tesis etmek için hepimize büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. En başta da AKP’ye ve ortağına düşüyor. Bütün siyasi partilere sorumluluk düşüyor. Özellikle bu süreçte güveni tesis etmek, toplumu bu konuda ikna etmek ve toplumu bu sürecin yanında konumlanmaya sevk edecek bir söylem ve pratik içerisinde olmamız lazım.

    “AKP SÖZ KURMALI”

    Bu konuda, başta AK Parti olmak üzere birçok siyasi partide deneyimi olan, birikimi bulunan ve geçmişte bu süreçte yer almış insanların da bu süreçte söz kurması, öne çıkması gerekiyor. Bu sürecin toplumsallaşması için onların da sürece katkı sunacağı bir pratik içinde olmaları gerekiyor. Yani bu süreçte sadece DEM Parti değil, herkes daha cesur olmalı, daha büyük bir sorumlulukla hareket etmeli ve bu sürece katkı sunacak söz, pratik ve eylem içerisinde olması gerektiğini belirtmek istiyoruz.

    MHP’nin de kendi teşkilatına ve tabanına bu süreci anlatmak için bir çaba ve gayret içinde olduğunu biz de görüyoruz. Muhalefetteki siyasi partilerin bu konudaki duruşu fena değil; ama bunun sadece sözle değil, onların da bu süreçte aktif görev alarak kendi tabanlarını bilgilendirmeleri, sürece aktif katılımlarına destek sunacak çağrılar, açıklamalar ve planlamalar yapmaları gerektiğini belirtmek istiyoruz. Gittiğimiz her yerde toplum bize çok net bir soru soruyor. Diyor ki: ‘Aylardır bu süreç başladı, siz sahadasınız; iktidar neden bu konuda ürkek davranıyor?’

    İktidar niye sahada yok? Seçimlerde ilçe ilçe, köy köy dolaşan iktidar, Türkiye’nin yüzyıllık meselesi tartışılırken, çözüm yolu aranırken, neden Siirt’in Şirvan ilçesine, Kars’ın Digor ilçesine gelmiyor? Neden anlatmıyor bu süreci?

    Gittiğimiz her yerde insanlar diyor ki: ‘Barış için toplumsal sahiplenmeyi büyütmek sadece sizin mi görevinizdir? İktidarın görevi değil mi, ana muhalefet partisinin görevi değil mi?’ Biz de burada, sizin huzurunuzda, grup toplantımızda iktidara ve ana muhalefet partisine soruyoruz: toplumsal rızayı yaratmak sadece bizim mi görevimizdir? İnşallah önümüzdeki günlerde, başta iktidar olmak üzere, birçok siyasi partinin sahada bizim gibi ter dökerek, mücadele ederek, bilgilendirerek, bilinçlendirerek bu sürece katkı sunacakları bir tabloya hep birlikte şahitlik ederiz.

    GÜNDE İKİ CENAZE, TABUT ÇIKIYOR

    Adalet Bakanlığının verilerine göre cezaevlerinde ortalama günde 2 hasta tutuklu hayatını kaybediyor. 515 günde bin 26 hasta tutsak yaşamını yitirmiş. Yanlış duymadınız ya bin 26 hasta tutsak yaşamını yitirmiş. Tedavi edilse belki bugün yaşayacaklardı. Onları bekleyen eşlerinin, çocuklarının, ailelerinin yanında olacaklardı. Her gün neredeyse 2 cenaze, 2 tabut çıkıyor ve insanların omuzlarında gömülüyorlar. Bu dehşet tabloyu sona erdirmek, barışın ilk ve en acil adımıdır. Bir diğer adım da infaz düzenlemesine ilişkin olmalıdır. Yıllardır keyfi nedenlerle cezaevlerinde kalan binlerce insan, adaletin aşınmasına neden oluyor. Bunu artık herkes görüyor.

    “CEZAEVLERİ BOŞALMALIDIR”

    Bu sürecin odağında olan adalet duygusunu zedeleyen infaz kanunu, artık demokratik standartlara göre yeniden düzenlenmelidir. Cezaevleri boşaltılmalı, cezaevlerinde bulunan tutsakların aileleri çifte bayram yapabilmelidir. Bu konuda, bu çerçevede çıkacak infaz paketini destekleyeceğimizi; aksi takdirde, kendi düşüncelerimizi dile getireceğimizi ifade ediyoruz.

    “BARIŞ DİLDE BAŞLAR, TOPLUMA YAYILIR”

    Sabah akşam bize, değerlerimize hakaret edenlerin dili, çözüm zemini zehirliyor. Çok açık söylüyorum; biz de tabanımız oldukça rahatsızız. Sevgili Adıyamanlılar, gece dümdüz bize hakaret eden, bu kimi medya yayın organlarındaki dili siz gerçekten kabul ediyor musunuz, katılıyor musunuz?

    Dolayısıyla bu süreç en başta dille başlar; dilin başta medyada çözülmesi gerekiyor. Medya çözüm dilini ne kadar benimser, ne kadar konuşursa, barışın toplumsallaşması da o kadar güçlü olur. Barış toplumda başlar, barış dilde başlar, toplumda hayat bulur. Evet, bir süreç yürüyor; bu süreçte gerçekten kaygıları olan insanlar da var. Herkes bizim gibi düşünmüyor. Yüz yıllık algılar, yüz yıllık tekçi, inkarcı yaklaşım, kabul etsek de etmesek de, haklı haksız insanların kafasında kimi soru işaretleri ve endişeleri de yaratmış durumdadır. defalarca söyledik ama yine söylüyorum: bu ülkenin başkenti, dili ve bayrağıyla hiçbir sorunumuz olmadı; hiçbir zaman da bizi tartışma konusu değil.

    “NE İSTİYORUZ?”

    Kürt’ün dilinin, kültürünün, kimliğinin ve varlığının dışlanmadığı; Alevilerin eşit yurttaş olacağı bir ülke istiyoruz. Demokratik eşit vatandaşlık istiyoruz. Var mı burada kimseyi rahatsız edecek bir şey? Ülke demokratik olsun; Kürt de, Arap da, Çerkez de, Alevi de, Azeri de, Sünni de eşit olsun. Düşünün, biz bunları istiyoruz, bunları savunuyoruz.

    Televizyon kanallarında gerçekten insan şaşırıyor; insanın aklıyla alay ediyorlar. Birisi çıkmış, adı da Barış, diyor ki ‘Bu barış süreci ülkeyi böler.’ Şaşırarak bunları izliyoruz. Demokratik eşit vatandaşlık, güçlü yerel demokrasi istiyoruz. Batman iradesine kayyım atanmasını istemiyoruz. Batman’da yerel yönetimlerin yetkileri artırılsın, yerele daha rahat hizmet sunsun istiyoruz. Kayyım olmasın istiyoruz.

    “BARIŞ BİZDEN BÜYÜKTÜR”

    Bazı vatandaşlar da şunu soruyor: demokrasiyi hedeflemeyen de barış mı olur? Bizler bu sürecin menziline demokrasi ve hukuku koyduk. Bu sürecin özü, eşit bir kardeşlik hukuku ve demokratik toplumsal mutabakattır. Barış, demokratik topluma ulaşmamızı sağlayacak yegâne köprüdür.

    Ne yapacağız? Barış köprüsü ile birlikte demokrasiye ulaşacağız. Bu köprüyü hep birlikte inşa edeceğiz. Çünkü barış, solcuların, sekülerlerin, sağcıların, muhafazakârların, milliyetçilerin hepimizin ortak hakkıdır; sadece bizim değil. Bu ortak hakkı birlikte savunmalı ve bu köprüyü birlikte inşa etmeliyiz. Bazıları bize sürekli, bilerek, isteyerek bunu yapıyorlar. ‘MHP ve AKP ile iş birliği mi yapacaksınız?’ türünden sorular yöneltiyorlar. Net söyleyelim: Barış ve demokrasi bizden de, Cumhur İttifakı’ndan da büyüktür.

    “BARIŞ MİSAK’İ YÜZYILIN KAPISINI ARALAYABİLİR”

    Emin olun barış karşıtları ne yaparsa yapsın asla bunlara pirim vermeyeceğiz. Doğru bildiğimiz yoldan vazgeçmeyeceğiz. Kimsenin imtiyazlı yaşamı için milyonların geleceğini heba etmesine izin vermeyeceğiz. Bunun sözünü veriyoruz. Kim ne der ne hesabın peşine düşerse düşsün biz artık omuzlarımızda bu ülkenin çocuklarının tabutlarını taşımak istemiyoruz. Biz barışı omuzlamak istiyoruz. Yaşamın kutsallığına inanıyoruz. Ortak vatanda demokratik bir yaşam için dün de hazırdık bugün de hazırız. Varız ve çalışacağız. Türkiye’nin yeni yüzyılda barış misakına ihtiyacı var. Barış misakının kaynağı da toplumdur. Barış misakı ile ölümlerde ayrışarak değil, yaşamda birleşerek bir arada olacağız. Barış misakı Türk Kürt ilişkilerinde yeni bir yüzyılın kapısını aralayabilir. Bu misak sadece bugünün değil, gelecek yüzyılların da refahını, huzurunu ve kardeşliğini garanti edecek taahhüttür.

    ANAYASAL GÜVENCE 

    Bin yıllık kardeşliğimizi, eşit yurttaşlığa dayalı demokratik bir anayasa ile güvence altına alabiliriz. Bugün 27 Mayıs’ın yıl dönümündeyiz. Buradan bir kez daha seslenmek istiyorum: askeri vesayet ve darbe kültürünü demokratik bir sözleşme ile tamamen kapatabilir ve bu topraklardan kaldırabiliriz. Darbenin panzehiri özgür siyasettir, evrensel hukuktur, demokratik uzlaşıdır. Siyaseti kişisellikten arındırıp kurumsal çözümlere odaklanma zamanıdır. Siyasetin “benden” “bize”, kişisel hedeften ortak gelecek eksenine kayması anayasal dönüşümü hazırlar. Anayasa tartışması tabu değildir; demokrasi, adalet ve özgürlük ekseninde samimi bir müzakere alanı olmalıdır.

    Ne eski vesayete sığınırız, ne de mevcut merkezileşmeyi kabul ederiz. Biz Üçüncü Yol’uz. Biz demokratik zeminiz. Biz 86 milyon insanın barış içerisinde, kardeşçe yaşamasını savunan bir yoluz ve öyle olmaya devam edeceğiz. Biz kimsenin yedeği ya da pazarlık unsuru değiliz; ha, biz DEM Parti’yiz. Arkasında yüzlerce, binlerce arkadaşımızın yaşamını yitirdiği, 40 yıldır bütün zulüm ve acılara rağmen ayakta durmayı bilen Türkiye’nin en temel zemin haline gelen bir partiyiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hatimoğulları: Meclis tarihi rolünü oynamalı, ertelenen adımlar için hiçbir gerekçe kalmadı-VİDEO

    Hatimoğulları: Meclis tarihi rolünü oynamalı, ertelenen adımlar için hiçbir gerekçe kalmadı-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, yeni süreçte çözümün adresi olacağını kaydettiği Meclisin tarihi rolünü oynaması gerektiğine işaret etti. Hatimoğulları, “Şiddet ve çatışma gerekçesi ile ertelenen adımlar için artık hiçbir gerekçe kalmamıştır. Hukuksuzluklar barış sürecine gölge düşürüyor” diye konuştu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Tülay Hatimoğulları, Çerkez Soykırımı’nın yıl dönümüne işaret ederek, zorla sürgün edilen ve yaşamını yitiren binlerce Çerkes’i andı. Tülay Hatimoğulları, soykırıma dair “yüzleşme” çağrısında bulundu.  Cumartesi Anneleri’nin mücadelesine de değinen Tülay Hatimoğulları, “Bu adalet yolundan asla dönmeyeceğiz” dedi.

    “50 YILLIK ÇATIŞMAYI BİTİRMEK İÇİN EŞSİZ BİR FIRSAT”

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”na dikkati çeken Tülay Hatimoğulları, “Yaptığı çağrı; bir yüz yıl açısından değerlendirdiğimizde asrın çağrısıdır. Tarihin çok önemli bir sayfasıdır. Bu çağrı, ülkemizde 50 yıllık çatışmayı bitirmek için eşsiz bir fırsattır. PKK, 12 Mayıs tarihinde kongre kararını duyurarak bir devri kapatıp yeni bir çağı açtığını açıkladı” diye konuştu.

    Tülay Hatimoğulları, şunları söyledi: “PKK’nin 12 Mayıs açıklaması da bir milattır. Demokratikleşme ve barış ortamı için alınmış en önemli karardır. Bu, bütün Türkiye halkları ve Ortadoğu halkları için de büyük bir şanstır. Şimdi herkes merakla elbette şu soruları soruyor; Bizler, yaptığımız halk toplantılarında, ziyaret ettiğimiz kurumlardan ve partilerden bu soruları duyuyoruz. Neydi bu sorular? Türkiye’de demokrasi nasıl gelişecek? Kürtlerin hakkı ve hukuku ne olacak? Bütün kimlikler ve inançlar nasıl eşit ve özgürce yaşayacak? Bu soruları yanıtını bulmak elbette çözümün kendisidir.

    “ERTELENEN ADIMLAR İÇİN HERHANGİ BİR ENGEL KALMADI”

    Bunu bulabilmek için daha fazla ortak paydada yan yana gelmeye ihtiyacımız var. Çözümün, barışın ve demokrasinin kapısını ardına kadar açarsak; biz bu soruların yanıtını bulmuş oluruz. Şiddet ve çatışma gerekçesi ile ertelenen adımlar için artık herhangi bir engel kalmamıştır. Bakın 86 milyon yurttaşımızın geleceği için hükümetin pratik adımları atması, artık tarihi bir anlam taşımaktadır. Hukuki, siyasi, kültürel adımlar atılmalıdır. Türkiye klasik güvenlikçi aklın kelepçesinden mutlaka ama mutlaka kurtulmalıdır. İşte şimdi onurlu bir barışı hep birlikte inşa etmenin vaktidir. Yarım asırdır şiddet ve kanla yazılan sayfaları kapatmanın tam da vaktidir.

    “DEMOKRATİK CUMHURİYETİN TAM VAKTİ”

    Ortak vatanda, eşit yaşamı inşa etme ve Demokratik Cumhuriyet ile taçlandırmanın tam vaktidir. Bu ülkenin her köşesinde, her dağında ve ovasında adalet ve özgürlük için barışın bembeyaz sayfasını, özgürlüğün masmavi mürekkebiyle yazmanın tam vaktidir. Kaybedecek vakit yok. Vakit barışın vaktidir. Vakit demokrasinin vaktidir. Vakit adaletin vaktidir.”

    “BEDELİNİ EKSİLEN LOKMALARIMIZDA, YOKSULLUĞUMUZDA GÖRDÜK”

    Barış ve çözümü konuştuğumuz için gerçekten çok mutluyuz ve umutluyuz. Ama öte yandan halkımız aç ve mutsuz. Halkı düşünen yok. Halk için çalışan bir iktidar anlayışı yok çünkü. Bakın, 2 yıldır Şimşek programı var. Aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar bekliyorlar. Ama sonuç her seferinde daha beter bir şekilde neticelenmektedir. İnsanlar açlıktan, yoksulluktan kan ağlıyor. Şimdi barış süreciyle birlikte ekonomide yeni sözler söylemeye ihtiyacımız var. Bu sözleri de cesurca söylemeliyiz. Çatışmaların bedelini eksilen lokmalarımızda, küçülen ekmeğimizde, yoksulluğumuzda gördük.

    “AYDA FAİZE 725 MİLYAR LİRA ÖDENDİ”

    En son Cumhurbaşkanı Yardımcısı, bu sürecin maliyetini 2 trilyon dolar olarak açıkladı. Bu çok büyük bir rakam. Eğer bu rakam savaşa, güvenlikçi politikalara, İHA’lara, SİHA’lara, mermilere harcanmamış; işçinin, emekçinin yoksulluğuyla mücadele için harcanmış olsaydı, şu an bizler bu kadar açlık ve yoksulluk çekiyor olmazdık. Bu ekonomik kaybın bedelini ne yazık ki toplum bir bütün olarak ödüyor. Her komşumuzun yaklaşık sekizi borçla yaşamını idame ettiriyor. Bakın, sadece dört ayda faize ödenen para 725 milyar lira.

    “BARIŞ EKONOMİSİ KURTARICIDIR”

    En yoksul ve en az yaşayan emekçiler için bu denge değişir. Bu denge, daha az çalışarak, dengeli bir dağılım sistemiyle herkese işi ve adaletli bir gelir dağılımıyla çok daha iyi bir düzeye getirilebilir. Bakın, yılın ilk dört ayında 885 milyar lira açık veren bir ekonomi çöküntü içindeyiz. Ve şimdi Hazine ve Maliye Bakanı ülke ülke gezerek borç para bulmaya çalışıyor. Bu borç, doğmamış çocuklarımızın hanesine yazılacak borçların ta kendisidir. DEM Parti olarak diyoruz ki; barış ekonomisi kurtarıcıdır, barış ekonomisi mutlaka hayata geçirilmelidir.

    TUTUKLU SİYASETÇİLER

    Bakın, yine Kobane kumpas davasında hala tutuklu bulunan arkadaşlarımız için bir yıldır gerekçeli karar yazılmadı. Bekliyoruz. Zeynep Karaman, Dilek Yağlı, Pervin Oduncu, Ali Ürküt, Alp Altınörs, Bülent Parmaksız, Nazmi Gür, İsmail Şengül, Günay Kubilay, Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş… Onlar da bunu bekliyor. Onların şahsında, hapishanede bulunan bütün siyasi tutsaklara, bütün mahpuslara buradan hep birlikte selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz.

    “SÖZ EYLEME DÖNÜŞMELİ”

    Bakın değerli halklarımız, Sayın Erdoğan ‘Barış ve Demokratik Toplum sürecinin arkasındayım’ dedi. Bu çok önemli. Meclisteki partiler de bu sürece oldukça güçlü bir destek veriyor. Bu da çok önemli. Sıra yasama, yürütme ve yargı erkinin sözünü eyleme dönüştürmesindedir.

    MECLİS’E ROLÜNÜ OYNAMA ÇAĞRISI

    Sayın Öcalan’ın kısa mesajında vurguladığı üzere, kalıcı ve köklü bir barış için büyük emekler vermemiz gereken bir dönemdeyiz. Bizler de son gelişmeler üzerine siyasi parti ziyaretlerimizin dördüncü turuna başladık. Dün DEVA ve Saadet Partisi ile görüştük. Bugün grup toplantımızın bitiminden sonra CHP ve Yeniden Refah Partisi ile görüşeceğiz. Devamında AKP, MHP dahil diğer siyasi partilerle görüşmeye devam edeceğiz.

    Bu ziyaretlerde artık barışa dair net bir projeksiyon üzerinde görüş alışverişinde bulunuyoruz. Meclisin neden önemli olduğunu, tarihinin rolünü neden oynaması gerektiğini üzerinde oldukça verimli istişareler yapıyoruz. Bu kapsamda görüşmelerimizde de gündemde olan ve Sayın Bahçeli’nin açıkladığı komisyon önerisini son derece değerli buluyoruz. Yeni sürecin çözüm adresi Meclis’tir.

    “BARIŞ İÇİN KOŞULLAR SON DERECE ELVERİŞLİ”

    Bu komisyon hızlı ve etkin çalışabilmeli, ortak paydalar üzerinden kararlar alarak yasal zeminler üzerinde bu kararları hayata geçirmelidir. Bu komisyon hem ‘Barış ve Demokratik Toplum’ için yasal zeminler oluşturabilir, hem de bu sürecin ilerleyen aşamalarını takip edebilir, tanıklık edebilir. Türkiye’de barış ve demokratikleşme için halk hazır, uluslararası ve bölgesel koşullar son derece elverişlidir. Aydınlar, yazarlar, akademisyenler, meslek örgütleri, hak örgütleri hep birlikte bir araya gelebilir. Barışı hep beraber daha güçlü bir biçimde toplumsallaştırmak için elbette hepimize çok büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Bakın toplumsal mutabakat platformlarını yerellerden merkezlere kadar her yerde oluşturabiliriz. Artık boşa harcayacak tek saatimiz bile yok.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Siyasetin iradesi, gençlerin inancı, kadınların gücüyle barışı sağlayacağız-VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Siyasetin iradesi, gençlerin inancı, kadınların gücüyle barışı sağlayacağız-VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis’teki Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, “12 Mayısta PKK’nin yeni bir dönemin kapısını aralayan kongre kararları ise eşit ve demokratik geleceği müjdeliyor. Emin olun zor ve zahmetli bir yolda olduğumuzun farkındayız. Siyasetin iradesi,  gençlerin inancı, kadınların gücü ve hepimizin duasıyla birlikte bir gün bu topraklarda barışı sağlayacağız” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 15 Mayıs Kürt Dil Bayramını kutlayarak konuşmasına Kürtçe başlayan Bakırhan, “Kürt Dil Bayramı kutlu olsun. Dilimiz her şeyimizdir. Her halk kendi dilini öğrenmeli. Anadilde eğitim haktır” dedi.  Bakırhan ayrıca Soma Katliamı’nın yıl dönümü dolayısı ile katliamda yaşamını yitirenleri anarak, katliamın takipçisi olmaya devam edeceklerini kaydetti.

    Çok önemli bir sürecin içerisinde olduklarını, yıllardır umutla bekledikleri bir sürecin kapısının aralandığını kaydeden Bakırhan, şunları ifade etti:

    “Toplum yıllardır bugünlerin hayallerini kuruyordu. Barışın, çözümün tartışıldığı günlere büyük bir özlemi vardı. O günlerin kapısı aralandı. Şimdiden hepimize, Türkiye halklarına hayırlı olsun. Umarım barışla, eşit yurttaşlıkla bunu taçlandırır, 86 milyon Türkiye’de yaşayan yurttaşımıza armağan ederiz. 86 milyon insanın yüreği gerçekten barış için atıyor. Yapılan açıklamalardan sonra yapmış olduğumuz seyahat, gezi, toplantı, mitingi ve buluşmalarda Türkiye toplumunun barışa susadığını hep birlikte şahit olduk. Bunu en iyi Konyalı arkadaşlarımız biliyor. Acılarla yoğrulmuş bir tarih yaşadık hep birlikte.

    On yıllardır insanlar umudunu tüketmedi, bütün baskı politikalarına rağmen umudunu büyüttü. Milyonların bugünleri beklediği bir süreç içinde yaşıyoruz.

    Kürt şair Pîremêrd aynen şöyle diyor: ‘Diyorlar ki bir yıl 12 aydır ama bir de bana sorun; ben öyle aylar gördüm ki 14 yıla bedel’ Biz Kürtler de bu geçmiş acılı 40 yıl içinde öyle günler yaşadık ki emin olun, o zulüm, acı, baskı altındaki her gün neredeyse bir yıl gibiydi. Umarım, inşallah biz de günleri gün olarak yaşar, o günleri acısız, kavgasız, savaşsız, çatışmasız bir şekilde yaşayacağımız günlere hep birlikte kavuşuruz. Barış ve çözüm beklediğimiz her gün neredeyse bir yıl kadardı. Burada oturan birçok arkadaşımız eminim her günün bir yıl olduğu süreçleri birlikte yaşadılar. Allah bir daha kimseye göstermesin.

    Değerli arkadaşlar, 5-7 Mayıs 2025 tarihinde PKK’nin yaptığı kongre ve ardından 12 Mayıs’ta açıklanan kararlar, demokratik çözüm için bir şans, barış için çok önemli bir fırsat ortaya çıkarmıştır. 12 Mayıs, Türkiye’de artık bir takvim yaprağı değil, geçmişin büyük yüklerini hafifletmenin başlangıç günü olarak tarihe geçecektir. Geldiğimiz noktada mücadele eden arkadaşlarımızın, bedel ödeyen sizlerin, bugün aramızda olmayan, yaşamını kaybeden canlarımızın, yol arkadaşlarımızın, en önemlisi de anne babalarımızın duası vardı. Onların sayesinde bugünlere geldik. Barış ve demokrasi mücadelesinde yitirdiğimiz her bir canımızı bir kez daha minnet ve saygıyla anıyor, onların anıları önünde saygıyla eğiliyor, bu güzel alkış tutan tertemiz yüreklerle birlikte onların barış, demokrasi ve özgürlük bayrağını kesinlikle yerine taşıyacağımızın sözünü bir kez daha

    Dün, Türkiye’de Ortadoğu’nun tarihi günlerinden biri yaşandı. 27 Şubat’tan 12 Mayıs’a uzanan bu kısa ama tarihi süreç, bir dönemin kapanışını ve yeni bir dönemin açılışını ilan etti. Sayın Öcalan’ın öncülüğünde yaşanan dönüşüm, hem Kürt siyasal tarihi hem de Türkiye tarihi açısından belki de en sarsıcı olaylardan biridir.

    Şimdi, büyük bedellerle yürütülen mücadele yerini artık meselenin çözümüne ve demokratik bir toplumun inşasına bırakıyor. Bu karar; Kürt-Türk ilişkilerinde demokratik bir zemini kurma, ortak bir vatan fikrini büyütme ve barışçıl bir çözümü geliştirme çağrısıdır aynı zamanda. Bu çağrı yalnızca Kürtlere değil, Türkiye toplumuna ve uluslararası kamuoyuna da verilmiş çok önemli bir mesajdır.

    Evet, bu çağrıların ve kongrelerin ardından, özellikle bu süreçte 86 milyondan beklenen yani bizden beklenen şey; haklarımıza ve geleceğimize en güçlü şekilde sahip çıkmamız, sözümüzü büyütmemiz ve demokratik siyaseti dönüştüren bir irade ortaya koymamızdır.

    Siyasetin görevi ise apaçık ortadadır. Barış sürecini kalıcı kılmak, hukuki ve siyasi düzenlemeleri yapmak, siyasete düşen büyük bir sorumluluktur. Uluslararası kamuoyuna düşen de bu süreçte gerçek anlamda destek olmak ve omuz vermektir. Başta Meclis olmak üzere siyasi partiler, sivil toplum, demokratik kitle örgütleri, aydınlar, yazarlar ve sanatçılar bu sürecin gerçek sahipleridir. Bu sürecin başarıya ulaşmasında ellerinden geleni yapacaklarına kuşkumuz yoktur.

    Dün Sayın Devlet Bahçeli, yaptığı açıklamada barış havasının kalıcı ve gerçekçi olması gerektiğini, siyasi ve hukuki adımlarla siyasetin güçlendirilmesi gerektiğini belirtmiş, bu belirlemeyi çok değerli buluyoruz ve bu yapıcı yaklaşımı yürekten destekliyoruz. Yine aynı şekilde, Sayın Özgür Özel’in ‘Kalıcı toplumsal barışın olması, atılacak adımların samimiyeti ve hukukiliğine bağlıdır’ tespiti de son derece kıymetli ve değerlidir. Tam da bu açıklamalardan sonra, bu vesileyle insani, somut ve güven artırıcı bazı düzenlemelerin bayram sonrasına bırakılmadan yapılması Türkiye’nin önünü açacaktır. Kurban Bayramı çifte bayram haline getirilecektir. Bu konuda da yürütme erkinin üzerine düşen görev ve sorumluluğu yerine getirmesini beklediğimizi belirtmek istiyorum.

    Türkiye’nin kaderini değiştirecek olan bu karar, neden önemlidir, kısaca anlatmaya çalışacağım. Düşünün, hep beraber bir köydeyiz. Hepimizin yaşam bulacağı, beklenen suyla dolu bir kuyu var. Bu kuyu için yıllardır didişip kavga ediyoruz. Kavga ettiğimiz için o kuyunun suyundan hiçbirimiz yararlanamıyoruz, kavga ettiğimiz için kuyunun suyu kuruyor. Şimdi bir noktaya geldik. Bir karar vermemiz lazım; ya kuyunun suyu kuruyacak, ya da el ele tutuşarak, omuz omuza o kuyunun suyunu yeniden ortaya çıkaracak, çevremizi yeniden güçlendirecek ve yeşertecek bir pratik içinde olacağız. Su da, kuyu da hepimizin kaderidir. İşte bugün biz de o kuyunun başındaki Türkiye’yiz.

    Hepimiz susuzluktan kavrulan topraklarımızla yanan yüreklerimizle o kuyunun başında birbirimize bakıyoruz. Bu kuruyan suyu canlandırmak, yeniden yaşam kuyuları açmak için tarihi günlerden geçiyoruz. 22 Ekim’de Sayın Bahçeli’nin cesur çıkışı, 27 Sayın Öcalan’ın tarihi çağrısı, 10 Nisan’da Sayın Erdoğan’ın süreci sahiplenmesi ve gösterdiği kararlılık, barış limanına ulaştırmanın rehberi olmuştur. 12 Mayısta PKK’nin yeni bir dönemin kapısını aralayan kongre kararları ise eşit ve demokratik geleceği müjdeliyor. Emin olun zor ve zahmetli bir yolda olduğumuzun farkındayız. Siyasetin iradesi,  gençlerin inancı, kadınların gücü ve hepimizin duasıyla birlikte bir gün bu topraklarda barışı sağlayacağız.

    Kederi yüzyıllardır birlikte yaşadık. Şimdi ortak kaderi ve kardeşliği büyütme ve çoğaltma vaktidir. Mezopotamya’nın bereketli ovalarından, Karadeniz’in yemyeşil yaylalarına, Ege’nin zeytin kokan kıyılarından Zagros’un karlı zirvelerine kadar aynı gökyüzünün mavisini birlikte paylaştık. Aynı toprağın kokusunu ciğerlerimize çekiyoruz. Sahiplenmemiz gerekiyor. Artık ölümden değil, yaşamdan çatışmadan ve şiddetten değil barıştan yana olma zamanıdır. Olmayanları da artık sizin vicdanlarınıza emanet ediyorum. Niye olmadıklarını da anlamak zor. Bir silah ve çatışma son buluyor. Güvenli limanlarında rahatsız olan bir küçük azınlığı da görüyoruz. Kanla beslenen. Silahla beslenen. Gençlerimizin yitirdikleri yaşamdan beslenen bu insanlara da Allah akıl fikir versin. İnşallah bu süreç ilerledikçe onlar da yanlış yaptıklarını göreceklerdir.

    Değerli arkadaşlar, artık Afyon’un Çobanözü köyüne, Trabzon’un Barışlı köyüne, Cizre’nin Hebler köyüne, Muş’un Betuli köyüne gençlerin cenazesi gitmesin. Artık geçmişte taşıdığımız yükler, geleceğimizin üzerimize karabasan gibi çökmesin. Çabamız sözde kalmasın. Bakın, bunu bir Kürt atasözü çok iyi özetliyor: Gotin rehet e, lê çêkirin zehmet e. Werin em bi hev re çêkin aştiyê pêk bînin (Söylemek kolaydır ancak yapmak zordur. Gelin birlikte barışı sağlayalım) Ben de diyorum ki, evet şimdiye kadar güzel sözler söylendi ve söylenmeye devam ediyor. Ama biraz önce söylediğim Kürt atasözündeki gibi, evet yapmak biraz zahmetli ve zordur. Gelin, birlikte bu zahmetli ve zor süreci dayanışarak barış sürecine ulaştıralım.

    Bakın, Mandela da büyük acılar çekti. 27 yıl, halkını ve kimliğini savunduğu için cezaevinde kaldı. Ve cezaevinde büyük işkenceler gördü. 27 yıl sonra özgürleşen Mandela, bir gün bir lokantada otururken karşısında oturan bir vatandaşa bakıyor ve cezaevinde kendisine işkence yapan gardiyan olduğunu anlıyor. Mandela’nın ona baktığını ve onu tanıdığını anlayan gardiyan panikler. Mandela, masasından kalkar, gardiyanın masasına gider. Gardiyanın paniklediğini görünce de ‘Korkma, ben bu masaya geçmişin yüküyle gelmedim. Onları bir tarafta bırakarak geldim’ der. Yani Mandela, acılı tarihin tekerrür etmemesini istiyor. Yeni bir dönemden bahsediyor. Bugün de yol arkadaşımız, bilge insanımız Ahmet Türk aramızda oturuyor. O da geçmişte Diyarbakır Zindanı’nda yaşamış olduğu işkenceleri bize anlatıyordu. Emin olun, tahmin edemeyeceğiniz büyük işkenceler yaşayan bir arkadaşımızdır. Ama kendisiyle birlikte 30 yıldır siyaset yapıyoruz. Bir gün kin ve nefret duymadı. O geçmişte yaşadığı acıları bir tarafta bırakarak sürekli barış dedi, demokrasi dedi, çözüm dedi. İşte bu kıymetli, bu değerli duruşu desteklemek ve savunmak gerekiyor.

    Bizler elbette geçmişi unutmayacağız, geçmişle yüzleşeceğiz. Ama geçmişe takılmadan da demokratik, eşitlikçi, barışçıl bir Türkiye’yi inşa etmeye çalışacağız. Yeter ki cesur ve kararlı olalım. Yeter ki siyasi ikballerimizi, o kandan ve ranttan beslenen anlayışları barışın önüne koymayalım. Alevilerin semahında, Sünnilerin duasında, Türklerin türküsünde, Kürtlerin dengbêji kilamında, Ermenilerin ağıdında, Çerkeslerin dansında, Lazların horonunda gelin hep birlikte barışı bulalım. Bu bahsettiğim şeylerde barış o kadar güzel kendini gösteriyor ki, yeter ki gönlümüz görsün. Bakın, önemli bir Kürt deyişidir: “Diyor kapına bir fırsat gelmişse, onu ertelemek haramdır.” Bugün de barışı ertelemek haramdır. Barış helaldir, çünkü bu topraklara barış yakışıyor.

    Bütün bu temennileri gerçeğe dönüştürecek barışın ve çözümün adresi Meclis’tir. Sayın Öcalan da Meclis’i işaret etti. PKK’de yaptığı kongrenin sonuç bildirgesinde Meclisi işaret etti. Biz de diyoruz ki egemenlik kayıtsız şartsız milletindir sözü artık gerçeğe dönüşsün. Meclis milletin barış çağrısına kulak versin, bunun kurucu gücü olsun. Başta Meclis olmak üzere herkesin sorumluluk üstlenme zamanıdır. Görevlerini yerine getirme zamanıdır. Bu tarihi süreçten artık kimsenin kaçarı yoktur.

    Silahlar susuyorsa demokratik siyaset konuşmalıdır.  Silahlar susuyorsa demokratik siyasetin önündeki engeller kaldırılmalıdır. Demokratik siyaset ve çözüm hepimize güçlendirecek ve zenginleştirecektir.  Devleti, artık denetleyen, kontrol eden, cezalandıran karakterinden çıkararak; devletin, düzenleyen, adaleti dağıtan, özgürlükleri koruyan bir karaktere kavuşturalım. Devleti ve cumhuriyeti demokrasiyle buluşturmak için yasal ve kurumsal zemini gelin birlikte inşa edelim.

    Orhun Abidelerinden bir bölümü uyarlayarak söylemek istiyorum. Orhun Abideleri’nde şöyle söylenir: ‘Barış, aç olanı tok etmek, az olanı çok etmek için büyük bir fırsattır.’ Bu tarihi sürecin gelişmesinde büyük sorumluluk üstlenen, en başta Sayın Öcalan’a, çözüm yolunda cesur bir duruş sergileyen Sayın Bahçeli’ye, bu iradeyi sahiplenen Sayın Erdoğan’a ve sürece ilk günden destek sunan Sayın Özel’e, Sayın Davutoğlu’na, Sayın Babacan’a, Sayın Arıkan’a ve tüm muhalefet partilerine de en içten şükranlarımızı ve teşekkürlerimizi sunuyoruz. Yine 13 yıldır bizimle birlikte gece demeden, gündüz demeden direnen, mücadele eden, bizimle birlikte cezaevine giren, işkence gören ama Kürt’ü terk etmeyen bileşen partilerimize, onların yöneticilerine, il ve ilçe örgütlerine, onlara gönül verenlere de büyük bir teşekkür etmek istiyorum.

    Sağ olsunlar. İttifak güçlerimize, meslek örgütlerine ve demokratik kitle örgütlerine de bu sürece sahip çıktıkları için teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Bu sürecin başarıya ulaşması 6 milyon yurttaşımızın barışı sahiplenmesiyle mümkün olacaktır. Barış kendiliğinden gelmeyecektir. Geleceğimizi bu günden şekillendirme sorumluluğu hepimizindir. İç barışını sağlamış güçlü bir Türkiye, Ortadoğu’da barışın, huzurun ve istikrarın rüzgarını estirir. Kimsenin şüphesi olmasın.  Ki Türkiye’nin iç barışı Ortadoğu’da istikrarın sigortasıdır, Türkiye’nin iç barışı Ortadoğu’nun barış havzası haline gelmesinin garantisidir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Özel: Saldırgan İBB’ye geldi, ‘İmamoğlu’na suikast yapılacak’ dedi-VİDEO

    Özel: Saldırgan İBB’ye geldi, ‘İmamoğlu’na suikast yapılacak’ dedi-VİDEO

    PİRHA- Pazar günü uğradığı fiziksel saldırı sonrası Mecliste konuşan Özel, “Canımı yakan, o gün uzun uzun Önder’in yaptıkları, hayatı konuşulacakken, barış, kardeşlik konuşulacakken saldırı konuşuldu” dedi. Özel, saldırıyla kendilerine, “Ankara’ya dönün ve partinizde oturun” mesajı verildiğini söyledi.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Meclis grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Özel saldırgan Selçuk Tengioğlu’nun ocak ayında İstanbul Büyükşehir Belediyesine gelip “Koğuşta birlikte yattığım arkadaşlara talimat verildi. İmamoğlu’na suikast yapılacak” ihbarında bulunduğunu ve olayın polise iletildiğini aktardı ve konunun araştırılmasını istedi. Özel, “İmamoğlu’na suikast yapılacak, diyen adam herkesin gözünün önünde ana muhalefet liderine saldırıyor, bu adamı birileri böyle kullanıyor, bunların konusu ‘Sen niye jammer açtın’…” diyerek yaşananlara tepki gösterdi.

    Özel, konuşmasına 6 Mayıs 1972’de katledilen 68 kuşağının devrimci önderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı anarak başladı ve “Üç fidanımızın önünde bir kez daha saygıyla eğiliyorum” dedi.

    “BARIŞ VE KARDEŞLİK KONUŞULACAK İKEN SALDIRI KONUŞULDU”

    İstanbul’da Atatürk Kültür Merkezi’nde pazar günü Sırrı Süreyya Önder için düzenlenen cenaze töreninden çıkışında Selçuk Tengioğlu isimli şahsın saldırısına uğrayan Özel, “Sırrı ağabeyi cennete yollayacağımız gün başla bir şey oldu, bir saldırı gerçekleşti. O evlat katili bizim canımızı yakamaz. Canımı yakan, o gün uzun uzun Önder’in yaptıkları, hayatı konuşulacakken, barış, kardeşlik konuşulacakken saldırı konuşuldu” dedi.

    Saldırıya dair değerlendirmesini paylaşan Özel, “Saldırı bize, bana, size, hepimize yazılmış bir açık mektuptur. Bir ihtar çektiler. İlk gün dediğim yerdeyim. Hiçbir siyasi partiyi, oluşumu doğrudan sorumlu tutmuyorum. Kimin yaptığını araştırmak savcının, polisin, devletin görevidir. Bütün bağlantılarına ulaşmak görevleridir. AKP yönetimi, iktidarının 23’üncü yılında bir büyük sınav verecek. Eğer bu işin uzandığı her yere kadar dosdoğru bir soruşturma ve kovuşturma yapılırsa ne ala, hiçbir problem yok. Ama işin ucu bir yerlere gittiğinde tıkanırsa, o zaman o bir yeri de bunun üstüne gitmeyeni de konuşmak benim hakkım olur” dedi.

    “BİRİLERİ ‘ANKARA’YA DÖNÜN VE PARTİNİZDE OTURUN’ DİYOR”

    Geçmiş olsun dileklerini iletenlere teşekkür eden Özel şöyle devam etti:

    “Birileri bize şunu söylüyor: ‘Biz Türkiye’yi bir noktaya getirdik, bir şeye karar verdik. Siz bu kararın önünde engelsiniz. Direniyorsunuz, itiraz ediyorsunuz hatta yaptığımız işi darbe olarak nitelendirip bu kurduğumuz planı bozmak için mücadele ediyorsunuz. Sokağa çıkıyorsunuz. Meydanları dolduruyorsunuz. Her hafta miting, sürekli gündemde tutuyorsunuz. Durun, oturun, Ankara’ya dönün ve partinizde oturun.’ Bunu da çok net bir şekilde mektubu kalın kalın yazarak yollamışlar. Kimi yolluyor, bir evlat katilini! Diyor ki ‘Evladını öldürmüş sana mı kıymayacak. Evladını öldürmüş birinin eli sana değdi, bugün eli boştu, yarın başka bir şey olabilir’ diyor. ‘Sen beyanına bakma, onu biz yolladık. Geçeceği güzergahı bildirdik, onu iki saat orada biz beklettik ve sana sokakta saldırttık’ diyor. Yoksa AKM’de yanıma da oturtabilirlerdi onu. ‘Artık dönün, partinizde oturun, planımızı bozmaya, Türkiye’yi ayağa kaldırmaya, hakkınızı aramaya kalkmayın’ diyor.”

    “VAN VE İZMİR’DE OLACAĞIZ”

    “Bu mektubu yazdılar, yolladılar, okuduk. Bir cevabımız olacak mı, olacak. Yarın akşam Beyazıt Meydanı’ndayız. Cumartesi Van’dayız. 19 Mayıs’ta İzmir’deyiz. Cevabımız budur. Okudunuz mu cevabımızı! Hadi oradan! O evlat katilinin elini çıplak yollayana söylüyorum, cesaretin varsa doldur da yolla! Hodri meydan!”

    “TENGİOĞLU ‘İMAMOĞLU’NA SUİKAST YAPILACAK’ DEMİŞ”

    “Bilgi vereyim. Arkadaşlar detaylarını paylaşsınlar. Bu yılın ocak ayında evlat katili saldırgan İBB’ye gelir. -Şimdi tutuklamaya sevk etmişler. Işık hızıyla da tutuklamışlar. Bu soru sorulmadıysa bir geri çağırsınlar.- İBB’ye gelmiş. ‘Koğuşta birlikte yattığım arkadaşlara talimat verildi. İmamoğlu’na suikast yapılacak’ demiş. ‘İhbar etmeye geldim’ demiş. Bakın, nasıl bir koğuşta yatmış? Bu irtibatta olduğu arkadaşları kimmiş? Bizimkiler polisi çağırıp, iki polise vermişler. ‘Alın, dinleyin, bu böyle iddiada bulunuyor’ diye. Savcı bey baktın mı o koğuşa? Koğuş arkadaşları nerede? ‘İmamoğlu’na suikast yapılacak’ diyen adam herkesin gözünün önünde ana muhalefet liderine saldırıyor, bu adamı birileri böyle kullanıyor, bunların konusu ‘Sen niye jammer açtın’!”

    “KIBRIS’TA TÜRKİYE DIŞ POLİTİKASI İFLAS ETTİ”

    “Değinmezsek olmayacak bir konu; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti. Erdoğan’ın oraya saray yapması, külliye yapması ayrı mevzu. Trump’ın baskısıyla ve Avrupa Birliği’nin teşviğiyle, bizim Kuzey Kıbrıs’ı tanısınlar diye beklediğimiz Türk cumhuriyetlerin gidip Güney Kıbrıs’ı tanıması, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni işgalci olarak gösteren kararları tanımaları Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasının tam anlamıyla iflasıdır. Trump korkusudur. Türkiye’nin tezlerinin terk edilmesi, güvendiği dağlara kar yağmasıdır. Kıbrıs’taki konuşmada bu konuya bir kelime değinilmemesi, nasıl bir teslimiyet içinde olunduğunun kanıtıdır.”

    FALYALI CİNAYETİ VE ŞANTAJ KASETLERİ

    “Geçmişte gizli kasasının, sonra devletin örtülü ödeneğinin emanet olduğu kişinin oğlunu meslekten gelmeden Dışişleri Bakanlığına alan, bakan yardımcısı yapan, Kuzey Kıbrıs’a büyükelçi atayan, 6 ay sonra da apar topar alan Erdoğan’a sorular sordum, susuyor. Yasin Ekrem Serim’in öldürülen Halil Falyalı’yla ortak olduğu ortada. Halil Falyalı’nın 45 şantaj kasedi olduğu iddiaları ortada. Bu iddiaların peşine Süleyman Soylu’nun Dubai’lere gittiğinin, neler yaptığının hep kanıtları devletin elinde, senin bilginde. Ondan sonraki İçişleri Bakanı zaten biliyor kendinden önce olanı. Oraya büyükelçi yaptığını aniden çektin. 45 kasetin 40’ı elde edilmiş, 5’i kayıpmış…”

    “CEMİL ÖNAL’I VURDULAR, SUSTURDULAR”

    “Bununla ilgili Cemil Önal diye birisi başladı anlatmaya. Kıbrıs basını yazabildi, bizim basın yazamadı. Bütün dünya bildi. Hatta birisi sonradan çarpıtıyor, ‘Seni aradığımı ispat et’ diye. ‘Beni aradın’ demedim ki… Haber yolluyorsun arada gazeteciyle, onunla bununla. ‘O kasetlerde bir ben mi varım, o kasetlere dönün bakın, Binali Bey’in oğlu yok mu, Hakan Fidan’ın ailesi yok mu, Erdoğan’ın ailesine bakın’ diyen sensin. Ben o gün de dedim. Aileyle uğraşmayız, emin olmadığımız şeyi varmış gibi söylemeyiz. Ama bu işe bir baksın bu devlet dedik. Bunlar bu işe bakacakken Cemil Önal’ı otelinde vurdular, susturdular. Erdoğan; bunları söyleyen kişi öldürüldü. Muhasebecisiydi, ortağıydı Halil Falyalı’nın. Halil Falyalı öldürüldü, kasetler ondaydı. Adamın ortağını Kıbrıs’a büyükelçi yaptın. Yaptınsa neden yaptın? Aldınsa neden aldın? Bunu bir bize anlatman lazım. Ama ağızlarını bıçak açmıyor. Hepsi birbirini biliyor. Hepsi kimin bu işin en orta noktasında olduğunu biliyor. ‘Binali Bey’i de söylesin, Hakan Fidan’ı da söylesin, Erdoğan’ın çocukları var söylesin’… Yolla kasetin bir nüshasını, var mı, görelim. Madem ki o kadar eminsin, bir de sonra dönüp, ‘Ben Özgür Özel’i aradıysam ispatlasın’. Bugün de gitmiş bir yerde kariyer planlama günleri yapıyormuş, çocuklar da onu dinliyormuş. Kariyerini ona uyup da planlayan evladımın vay haline.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Tülay Hatimoğulları: Sorumluluk iktidarda; somut ve güven verici irade ortaya koymalı!-VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: Sorumluluk iktidarda; somut ve güven verici irade ortaya koymalı!-VİDEO

    PİRHA- Meclis Grup Toplantısı’nda konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, iktidara somut ve güven verici bir irade ortaya koyarak adım atma çağrısında bulunarak, “Toplumun barış talebine kulak verin, sorumluluk artık iktidarda. Başka bir seçenek yok” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis Grup Toplantısı’nda gündemdeki gelişmelere ilişkin konuştu.

    İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder’e geçmiş olsun dilekleriyle konuşmasına başlayan Tülay Hatimoğulları, dün Sırrı Süreyya Önder’in doktorlarının yaptığı açıklamayı anımsatarak umutlarını yitirmediklerini kaydetti. Tülay Hatimoğulları, “Barışın aktörü olarak bugüne kadar verdiği bütün mücadeleleri başarıya ulaştırmaya ramak kalmışken, bir kez daha diyoruz ki: Aramıza geri dön ve yarım bıraktığın işi gel hep birlikte tamamlayalım. Buradan sizler adına, bu parlamentoda emek veren biri olarak Sırrı Süreyya Önder’e hepimiz adına geçmiş olsun dileklerimizi bir kez daha iletiyorum” dedi.

    “6 ŞUBAT DEPREMİNDEN DERS ÇIKARILMADI”

    İstanbul’da geçtiğimiz günlerde gerçekleşen depremlere değinen Tülay Hatimoğulları, 6 Şubat depreminden bir ders alınmadığını vurguladı. Hatimoğulları,  “Hatay depreminin üzerinden iki yıl geçti ama hâlâ insanlar konteynerlerde yaşamak zorunda. İktidar, rant için depremzedeye adeta bir müşteri gibi davranmaya devam ediyor. Sağlam iş yerlerinin ve konutların olduğu yerlerde istimlak siyaseti yürütmeye devam ediyorlar. Antakyalılar, Defneliler, Samandağlılar bundan rahatsız. İnsanlar kendilerini iş makinelerinin önüne atıyor. Her gün orada bir eylem var, her gün bir itiraz var. Ama ‘rezerv alan’ adı altında istimlak politikaları sürüyor. Oradaki insanlar; ‘Defneli, Samandağlı ve Antakyalı, sesimi duyan var mı?’ diyor. Tıpkı enkaz altında dedikleri gibi, şimdi de aynı şeyi söylüyorlar.

    Bizler DEM Parti olarak diyoruz ki: Bizler sizin sesinizi duyuyoruz. Sizin sesi, soluğu olarak, taleplerinizi alanlarda ve meydanlarda yürüttüğümüz mücadelede yanınızdayız; parlamentoda da bu kürsülerden dile getirmeye devam edeceğiz. Buradan bir kez daha diyoruz ki: Bu istimlak politikalarından, bu rezerv alan uygulamalarından derhal vazgeçin. Makul çerçevede konut yapımını hızlandırın. İstanbul’da yaşanacak bir depremde Hatay’dan, Maraş’tan hatırlayacağız ki Türkiye çok büyük bir etki yaşadı. Türkiye, bu enkazın altında kalır. İstanbul’da yaşanacak bir depreme ‘geçti’ diyemez hiç kimse. Geçmedi. Tehlike devam ediyor ve önlem alınmak zorunda” ifadelerini kullandı.

    “BELEDİYELERİMİZDEN ELİNİZİ ÇEKİN”

    Merkezi hükümete düşen görevin yerel yönetimleri kayyım anlayışıyla yıpratmak değil, tam tersine yerel yönetimlerle koordineli bir şekilde bu süreci yürütmek olduğunu vurgulayan Tülay Hatimoğulları, “Bakın, biz bu konuyu konuşurken aklıma Van Büyükşehir Belediyemizin bir icraatı geldi. Açılışına ben katılmıştım, AKOM’un, Doğal Afetle Mücadele Koordinasyon Merkezi’nin. Ve o açılışı Van Belediyemiz gerçekleştirirken, inanın, belediye eşbaşkanlarımız da, AKOM’un personeli de, oradaki kadrolar da bayramlık çocuklar gibi sevinçliydiler. Çünkü öyle bir kurum ortaya çıkarmışlardı ki sadece Van’a değil, deprem bölgesi olan bütün o muhite hizmet edecek büyüklükte ve ölçekte bir kurumu oluşturmuşlardı ve bunu halkın hizmetine sunmuşlardı.

    Ama bu iktidar ne yaptı? Bu kadar çalışkan belediye eş başkanlarımızı görevden alarak kayyım atadı. Oysa onlar bu ve benzeri çok sayıda projeye imza atmak, daha fazla kente ve halka hizmet etmek için seçildiler. Buradan bir kez daha bu iktidara sesleniyoruz: Bütün kayyım atamalarından derhal vazgeçin. Seçilmiş belediye eş başkanlarımızı ve belediye başkanlarını acilen görevlerine iade edin. Başta doğal afetler olmak üzere, kent hizmeti bakımından merkezi hükümet, acil şekilde yerel yönetimlerle koordineli çalışmalıdır. Belediyelerimizden elinizi çekin” sözlerini kullandı.

    1 MAYIS ÇAĞRISI

    Tülay Hatimoğulları’nın konuşmasının satır başlıkları şöyle:

    “DEM Parti olarak emeğin özgürlüğü ve demokratik toplum için, 1 Mayıs şiarıyla Türkiye’nin her yerinde alanlarda, meydanlarda olacağız. Sayın Öcalan’ın barış ve demokratik toplum çağrısı, yeni bir dönemin kapısını aralamaktadır. Bu çağrı; ekmeği, barışı ve demokrasiyi büyütme çağrısıdır. Barış, emekçiler için ekmek kadar hayatidir. Barış dönemlerinde ekmek mücadelesi daha etkili ve sonuç alıcı olur. Demokratik toplum, işçinin ve ezilenlerin yaşam güvencesidir. Emek barışla nefes alır, barış emekle. Barış olmadan refah olmaz. Kaynaklar savaşa değil, insanca yaşama aktarılmalıdır.

    Örgütlü emek, barışla güçlenmelidir.

    Bu yıl hem Kürt illerinde hem de batıda güçlü bir 1 Mayıs için hep birlikte hazırlanıyoruz. Biz biliyoruz ki Kürt halkının özgürlük mücadelesi, işçilerin emek mücadelesi içindir. İşçilerin birliği, halkların kardeşliği sadece bir temenni değildir. Türk işçi, Kürt işçi kardeşiyle kaderinin aynı olduğunu fark edip elini tutmasıdır. Kürt anne, Türk anneye ‘Acımız aynı, o halde barış için el ele verelim’ demesi ve el ele tutuşmasıdır. İşte o zaman işçiler birlik, halklar kardeş olur. Ekmek, barış ve özgürlük için tüm emekçileri ve halkları 1 Mayıs’ta alanlara çağırıyoruz. Zamlara, hayat pahalılığına, yoksulluğa, savaşa ve sömürüye karşı hep beraber alanlarda olacağız. 8 Mart’ın cesareti ve Newroz’un coşkusuyla, 1 Mayıs’ta emeğin özgürlüğü için alanlarda olacağız. 1 Mayıs’ta atılan her slogan zulme karşı bir çığlık olacaktır. Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği! Yaşasın 1 Mayıs! Biji yek Gulan!

    İŞÇİ KATLİAMI

    Bugün sermayenin yüzlerce yıldır topluma karşı sürdürdüğü savaşın en zorba dönemlerinden birini yaşıyoruz. 2025 yılı 1 Mayıs’ı, işçiler ve ezilenler tarafından karanlığın en zifiri olduğu bir dönemde gerçekleşiyor. Sistem sadece bir kâr aracı değil, büyük bir ölüm makinesi gibi çalışıyor. Diyar Kişoğlu, Van’dan kalkıp Maraş’a çalışmaya gidiyor. Geçtiğimiz gün, bu genç işçi şantiyesinin yatakhanesinde yaşamına son veriyor. Bu fotoğrafa hep beraber iyi bakalım. Bu fotoğraf da 14 yaşındaki Abdurrahman’ın fotoğrafı. Yine geçtiğimiz aylarda, Niğde’nin Bor ilçesindeki Organize Sanayi Bölgesi’nde kolunu makineye kaptırıyor ve hayatını kaybediyor. 14 yaşında bir çocuk işçi. Afganistanlı göçmen işçi Vezir Muhammed Nurtani, Zonguldak’ta ruhsatsız bir maden ocağında çalışırken hayatını kaybediyor.  Delilleri ortadan kaldırmak için bedeni ateşe veriliyor. Bununla ilgili yargılananlar ise ne yazık ki adaletsiz bir yargılama sonucu cezasız kalıyor. Bunu kabul etmek mümkün değil. Bakın sevgili Muhammed, 3 çocuk babasıydı ve ona dair var olan tek şey bu fotoğraf. Geriye ona dair hiçbir şey kalmamış. Onun eşi şunu söylüyor: ‘Benim çocuklarım çocuk değil mi? Eşim eş değil mi?’ Ne yazık ki Türkiye’de bu iktidarın işçilere reva gördüğü yaşam budur.”

    “KADIN YOKSULLUĞU SON BULMALI”

    Kadın yoksulluğu son bulmalıdır. Geliri olmayan kişilere belli şartlar altında temel yurttaşlık geliri sağlanmalıdır. Biz, güvencesiz çalışmanın sona ermesi, kadınların iş yaşamında eşit ve güvenli koşullarda çalışabilmesi, çocuk işçiliğinin ve iş cinayetlerinin son bulması için mücadele ediyoruz. Bizler mücadele ederken, bu mücadeleye destek çıkan; Türkiye’nin dört bir yanından devrimciler, sosyalistler bu haklı davanın sonuna kadar yanında oldular. Bugün yine sabah bir şafak operasyonuna uyandık. İşçinin, emekçinin, esnafın, çiftçinin, yoksulun ve siz burada bulunan birçok iş kolundan olan değerli işçi, emekçi kardeşlerimin hakkını savunan çok sayıdaki solcu, sosyalist, devrimci yoldaşımız, arkadaşımız bu sabah gözaltına alındı. Bu gözaltılar bizleri yıldıramaz. Bu gözaltılar derhal sona ermelidir. 1 Mayıs’a dönük gerçekleştirilen bu operasyonları asla kabul etmiyoruz. Buradan gözaltındaki gençlerle dayanışma içinde olduğumuzu belirtiyor, derhal aramıza serbest olarak bırakılmalarını talep ediyoruz.”

    “ELİNİZİ BEDENİMİZDEN ÇEKİN”

    Sağlık Bakanlığı eliyle uygulamaya konan ‘Normal Doğum Eylem Planı’ ve 19 Nisan’da yürürlüğe giren ‘Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkındaki Yönetmelik’te hayata geçirilmek istenen de tam anlamıyla böyle bir uygulamadır. Kadınların doğurup doğurmayacağına, kaç çocuk doğuracağına kadınlar kendileri karar verir. Kadınlar nasıl doğum yapacaklarına siyasi iktidarla müzakere ederek değil; doktorlarıyla birlikte karar verir. İktidara düşense bu kararlara saygı duymak ve kadın sağlığını koruyacak politikaları hayata geçirmektir. Geçtiğimiz hafta sonu Van’da toplanan 58 kadın örgütünün yeniden gündeme taşıdığı Rojin Kabaiş’in akıbeti nedir?Gülistan Doku nerede?

    Bu soruların yanıtını bekliyoruz.

    İktidara düşen görev, bu sorulara yanıt vermektir; şiddetle etkin bir biçimde mücadele etmektir. Ayrıca, farklı cinsiyet kimliklerine ve cinsel yönelimlere karşı nefret suçlarını körükleyen kanun teklifinin sunulması da yine bu erkek aklın, eril anlayışın bir eseridir. Dayatılan erkek egemen politikalara biz kadınlar, ‘Eh ne yapalım, boynumuz kıldan incedir, bu devran böyle gelmiş, böyle gider’ demedik, demeyeceğiz. Elinizi bedenimizden, emeğimizden, kimliğimizden derhal çekin. Bizler; Jin, jiyan, azadî şiarıyla mücadele eden kadınlarız ve öyle olmaya devam edeceğiz.

    “HEDEFİMİZ 3 MİLYON HANE”

    Halklarımızın barış ve demokratik çözüm talebi inanılmaz derecede hızlı büyüyor. Bu bize çok büyük umut veriyor. Barış arayışımızı çok yönlü bir mücadeleyle sürdürüyoruz. Sadece siyasi temaslarla sınırlı kalmadık; halklarımızla doğrudan buluşarak barış talebini büyütüyoruz, sokağın ve toplumun her kesimine taşıyoruz. 10 Nisan’dan bu yana her yerde ev ziyaretleri, mahalle toplantıları, kent kent ziyaretleri sürdürüyoruz, sürdürmeye devam edeceğiz. Ev ev gezerek halkın beklentilerini, önerilerini, eleştirilerini alıyoruz. Ayrıca süreç hakkında değerli halklarımızı bilgilendiriyoruz. Bu çalışmada biz eş başkanların gönderdiği mektuplar değerli halklarımızla paylaşılıyor. Hedefimiz: 3 milyon hane. Ziyaret ettiğimiz her ev, barış ve demokratik toplum mücadelesini büyütüyor. Bizler, barışın milyonları içerecek şekilde toplumsallaştırılabileceği inancındayız. Gittiğimiz her evde, çaldığımız her kapıda, yaptığımız her toplantıda barış için dualar, dilekler, temenniler alıyoruz.

    “BARIŞTAN BAŞKA SEÇENEĞİMİZ YOK”

    Bakın Gülizar Yaşar bir Kürt kadın, bir barış annesi. Çatışmalı süreçte abisi, kızı ve oğlu dahil 19 yakınını kaybetmiş bir Kürt anne. Bu anne diyor ki, hem Türk hem Kürt annelere seslenerek: ‘Herkes bu sürece sahip çıkmalıdır. Sahip çıkmalıdır ki ne bir Türk annenin gözyaşı aksın, ne bir Kürt annenin gözyaşı aksın.’ Biz de buradan Gülizar annemize diyoruz ki: Senin bu haklı talebinin, bütün ödenmiş bedellerle beraber, sonuna kadar arkasındayız. Bu sebeple, başta iktidar ve ana muhalefet partisi olmak üzere herkese sesleniyoruz: Elinizi taşın altına koyun. Toplumun taleplerine kulak verin. Bu toplum artık barış istiyor. Onurlu bir yaşam istiyor. Milyonlar duysun bu sesi: Bir tek yolumuz var. Bir tek yolumuz: Gülizar annenin ve burada ismini sayamadığım birçok Türk, Kürt, Arap annenin haykırışı: Ya barış, ya barış, ya barış. Başka seçeneğimiz yoktur.

    “ÇÖZÜM, EN GENİŞ MUTABAKATA DAYANARAK SÜRDÜRÜLMELİDİR”

    Barış ve demokratik toplum ancak herkesin siyasi iradesine saygı duyulmasıyla gerçekleşir. Bugün İstanbul’dan Van’a, Şişli’den Halfeti’ye kadar halk iradesini yargı darbeleriyle ortadan kaldırmaya çalışmak, barış sürecine çok büyük zararlar vermektedir. Demokratik geleceğin umudunu baltalamaktadır. Çözüm, en geniş mutabakata dayanarak sürdürülmelidir. Ana muhalefet başta olmak üzere, muhalefet bu mutabakat sürecinin dışında tutulmamalıdır. Bu sürecin dışında tutulması hedeflenir ve benzer adımlar atılırsa, ne yazık ki bu süreçler akamete uğrar. Tarihte bunun çok örneğini gördük.

    Barışla ortaya çıkacak demokratikleşmeyi yok saymak, siyasi rekabet üzerinden galip gelme arzusuyla süreci ele almak, bu sürece büyük kaybettirir. Siyaset yapma hakkının da, barışın da güvencesi hukuka dönmek, hukuku işletmek ve demokratikleşmektir. Gelin barışı hukukla kuralım. Demokrasiyle görkemli bir hale getirip, bu ülkenin geleceğine hep beraber armağan edelim.

    “BARIŞA İNANIYORUZ”

    Bu görüşmede, barış ve çözümün zemininin oluşması için partimizin önerilerini, halkın beklentilerini net bir şekilde ifade etti heyetimiz. Başta Sayın Abdullah Öcalan’ın iletişim ve çalışma özgürlüğü olmak üzere, atılması gereken adımlarla ilgili top artık iktidarın sahasındadır. Sorumluluk artık onlardadır. Bu sorumluluğa göre hareket etmelerini bekliyoruz. Demokratik çözüm için siyasi irade göstermek kaçınılmazdır. Bu siyasi iradeyi göstermek, cesaret işidir; demokratikleşmeye olan bağlılığın göstergesidir. Bu kapsamda iktidarı, halkın barış çağrılarına kulak vermeye; çözüm için somut ve güven verici bir irade ortaya koymaya davet ediyoruz. DEM Parti olarak barış ve çözüm süreci için topyekûn bir seferberlik içindeyiz.

    Çünkü biz barışa inanıyoruz. Çünkü biz, barışın bu coğrafyaya gelmesi gerektiğine kalben, yürekten inanıyoruz. Çekilen acıların, akan gözyaşlarının, şimdiye kadar akmış olan kanın son bulması için; demokratik bir zeminde, herkesin kendini ifade edebildiği, eşit, özgür ve demokratik bir cumhuriyeti inşa etmek için hepimizin yüreği 7/24 atmaya devam ediyor. Biz DEM Parti olarak, bu anlamda bütün görev ve sorumluluklarımızı fazlasıyla yerine getirmeye çalışıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Özel: İnsanlar, İmamoğlu aleyhinde yalancı tanıklığa zorlanıyor-VİDEO

    Özel: İnsanlar, İmamoğlu aleyhinde yalancı tanıklığa zorlanıyor-VİDEO

    PİRHA- CHP lideri Özel, İmamoğlu’na yönelik yargı süreçlerinde çok sayıda kişinin, “yalancı tanıklık yapmaya” zorlandığını savundu. Özel, konuşmasının son bölümünde ise Süleyman Soylu ile ilgili dikkat çeken açıklamasında, “Ey Süleyman Soylu ben nerede ne konuşacağımı senden öğrenecek olsam senden beter olayım. Bir tarafta Kıbrıs yıkılıyor. Kasetler, söylenenler, tanıklar, ispatlar onu söyleyen. Ya bir soruşturma açılmıyor” dedi. 

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesine (İBB) yönelik soruşturmalara değinen Özel, “Yalancı tanıklarla somut delillere ulaşamayınca etkin pişmanlığa sarılma sürecine girdiler” dedi.

    ‘Yolsuzluk’ soruşturmasında tutuklanan bazı isimlere “etkin pişmanlık”tan yararlanmaları için baskı yapıldığını söyleyen Özel, bazı tutuklu isimlerin yaşadığı baskıyı, “Hastaneye gideceksin’ diye beni aldılar. Hastane olmadığını gördüm, bir odaya girdim ne sedye, ne doktor ne hemşire… İçeriye savcı bey girdi. Avukatımda yoktu yanımda. Dedi ki ‘Orada doğru yapmadın. Avukatından mı çekindin? Sana baskı mı yaptılar? Verdiğin ifade beni memnun etmedi. Ben bu kapıdan çıkar giderim 10 yıl evlatlarının yüzünü göremezsin. Bence daha doğru bir ifade vermelisin” sözleriyle aktardı.

    “REJİM ÇOCUKLARI KORUYAMIYOR”

    23 Nisan’la ilgili de konuşan Özel, Türkiye’deki çocuk yoksulluğuna dikkati çekti. Özel, yoksulluk ile boğuşan çocukların nitelikli eğitime dahi erişemediğini kaydetti. Türkiye’deki çocukların korunamadığını ifade eden CHP’li Özel, “Bu rejim, 2024-2025 döneminde, Meclis’in 105’inci yılında Narin’i, Sıla’yı, Ahmet’i koruyamadı” ifadesini kullandı.

    “TEK BİR İDDİALARINI KANITLAYAMADILAR”

    Özel şöyle devam etti:

    “Her şeyi, rakibini ekarte etmek için yapan bir anlayış ile karşı karşıyayız. Yalnızca gizli tanıkların ifadeleri ile ilhamını FETÖ’den alanlarla karşı karşıyayız. Tutuklama ile ilgili hiçbir somut gerekçe yokken Cumhurbaşkanı adayımızı, altı belediye başkanımızı ve 100’e yakın arkadaşımızı orada tutuyorlar. Tek bir iddiaları kanıtlanamadı daha.”

    “YALANCI TANIKLIK İÇİN BASKI YAPILDI”

    Özel, İBB Başkanı İmamoğlu’na yönelik devam eden yargı süreciyle ilgili de çarpıcı bilgiler paylaştı. Özel, ifadesi alınan kişilerin yalancı tanıklık yapılmaya zorlandığını savunarak, şunları anlattı:

    “Silivri’deki arkadaşlarımızdan biri anlatıyor, ‘Hastaneye gideceksin diye aldılar, gittiğim binanın hastane olmadığını gördüm. Avukatım da yoktu yanımda. İçeride bana baskı yaptılar, ‘Neden öyle söyledin, avukatın yanında olduğu için mi?’ diye sordular. ‘Bence daha doğru ifade vermelisin’ dediler. Bir başka arkadaşımız da diyor ki ‘Beni aldılar, bir odaya götürdüler, bir ekran açtılar, baktım savcı bey karşımda. ‘Beni görüyorsun, beş dakika kadar daha buradayım. Kararını doğru ver. Bak çocuğunun yüzünü görene kadar 10 sene geçer. Dersen ki ‘Bu ihalelerin alındığını Ekrem Bey biliyordu’, buradan ekran kapanmadan çıkarsın. Bu şartlar altında ortaya çıkacak ifadelerle adalet sağlanır mı? Bu nedenle bu meseleye bütün Türkiye kamuoyunun bu perspektiften, elini vicdanına koyarak bakmasını istiyorum.”

    KANAL İSTANBUL

    Özel, Türkiye’deki ekonomik krizle ilgili ise şu yorumu yaptı:

    “19 Mart’ta asgari ücretli, 6,5 gram altın alabiliyordu, bugün 5 gram alabiliyor. En düşük memur maaşı 13 gram altından 10 gram altına düştü. İmamoğlu’na operasyon yapılmasaydı bugün herkesin cebinde daha fazla altın olacaktı. Herkesin cebinden çalan, bunu da iktidarı bırakmamak için yapanlarla karşı karşıyayız.  Bu darbenin siyasi hedefi İmamoğlu ve CHP’nin önünü kesmek. Bu darbenin bir de şeytani hedefi var, Kanal İstanbul… 19 Mart darbesini yapanlar çoktan müteahhitlerle anlaşmışlar 24 bin konut için… Arap televizyonlarında Kanal İstanbul reklamı yayınlanıyor.”

    KIBRIS VE YASİN EKREM SELİM

    Özel, eski Kıbrıs Büyükelçisi Yasin Ekrem Selim ile ilgili iddialarını da şöyle tekrarladı:

    “Bir yanda 45 kaset, beşi kayıp. Bu iddiayı ilk kez Sedat Peker gündeme getirdi. Birileri, ‘Bu işte Süleyman Soylu var da Hakan Fidan’ın, Binali Yıldırım’ın oğlu yok mu?’ diye soruyor. Erdoğan, senin aileni karıştırmak isteyenler biz değiliz. Kendini kurtarmak isteyenler, ‘O kasetler bizde de var, içinde bir ben mi varım, Özel’e söyleyin birazcık da soyadı Erdoğan olanlarla ilgili konuşsun’ diyorlar. Bir tarafta Kıbrıs yıkılıyor, bir soruşturma açılmıyor. Öbür tarafta devletin televizyonu, ‘İmamoğlu inşaat projelerinde usulsüzlük’ diye yayın yapıyor.

    Savunmadıkları Kıbrıs’ı ne işlere zemin etmişler. Eski KKTC Büyükelçisi Yasin Ekrem Serim. Babası Maksut Serim. Akbil, İGDAŞ davaları sırasında Vakıfbank Valide ASultan şubesinin müdürü. Açıp okuyalım neler olmuş Akbil’de. Neler olmuş, o davalara neler yapılmış? Onun oğlu Yasin Ekrem Serim, Meslekten gelmez. Kıbrıs gibi yere büyükelçi yapılmış. 6 ay sonra buradan söyledim pis kokular geliyor diye. Görevden alınmış. Hesap hareketleri var, gemiler var. Hakan Fidan’ın, Binali Yıldırım’ın ismi geçiyor. Çocuklarının ismi geçiyor.  Sayın Hasan Doğan, Erdoğan’ın özel kalemi. Bazı konuşmalarımı Erdoğan’ın dikkatine sunduğunu biliyoruz.

    SÜLEYMAN SOYLU’YA DİKKAT ÇEKTİ

    Bir bizim kitabımızda aile ile uğraşmak yok. Eğer ailenin bir suçu varsa o babasının oğlu olduğu için sanıklara giderek değil bizzat kendisi sorgulanır, yargılanır ceza alır kesinleşirse orada kesinleşir. Hani siyaseti belli sınırların içinde yapılacak ya. Biz öyle aileye sağa sola olmadan saldırmayız. Ama şuna bakın şuna şuna Sayın Erdoğan. Şimdi bir yandan 45 kaset 40’ı var 5’i kayıp. O 5’inde neler var neler diye söyleyenler her tarafa dökülen bilgiler bu 40 kaset 45 kaset işini ilk söyleyen Sedat Peker. Söylediği Süleyman Soylu o gün İçişleri Bakanı İçişleri Bakanı ne işi var Dubai’de Sedat Peker’in peşine Dubai’ye? O günden sonra bakanlıktan alındı ama burada bir kenarda tutuluyor. Şimdi o birileri ya bu işte Süleyman Soylu var da Hakan Bey yok mu? Binali Yıldırım’ın oğlu yok mu? Erdoğan’ın oğlunu Özgür Özel niye konuşmuyor diye bize alttan bilgi akıtanlar var ya Sayın Erdoğan senin aileni karıştırmaya çalışanları uzaklarda arama.

    “SORUŞTURMA AÇILMIYOR”

    Bu içinde cümlesinde kurduğum cümlelerde ara. Çok soylu bir davranış var çok soylu. Kendini kurtaracak ya kendini kurtaracak ya o yüzden izlesin bunu Sayın Erdoğan. ‘Ya o kasetler bizde de var. İçinde bir ben mi varım? Özgür Özel’e söyleyin birazcık da soyadı Erdoğan olanları konuşsun.’ Ey Süleyman Soylu ben nerede ne konuşacağımı senden öğrenecek olsam senden beter olayım. Ama milletimizin de vicdanına sığınırız. Bir tarafta Kıbrıs yıkılıyor. Kasetler, söylenenler, tanıklar, ispatlar onu söyleyen. Ya bir soruşturma açılmıyor. Öbür tarafta…

    (HABER MERKEZİ)

  • Bakırhan: Zihinlerde de silahsızlanma olmalı; ret ve inkar da zihinlerden çıkmalı-VİDEO

    Bakırhan: Zihinlerde de silahsızlanma olmalı; ret ve inkar da zihinlerden çıkmalı-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup toplantısında konuştu. Sırrı Süreyya Önder’in durumunun stabil olduğunu belirten Bakırhan, mevcut sürece ilişkin de konuştu. Bakırhan, “Silahlar elden çıkmalı ama zihinlerde de silahsızlanma olmalı. Ret ve inkar da zihinlerden çıkmalı” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında güncel gelişmeleri değerlendirdi.

    Kalp krizi ve ciddi bir ameliyat geçiren ve tedavisi yoğun bakımda süren Sırrı Süreyya Önder için “görülmemiş bir dayanışma ve sahiplenme ortaya çıktığını” söyleyen Bakırhan, “Sırrı Süreyya Önder’in birleştirici gücü barışın da ortak paydası oldu. Barışın şifası önce Sırrı arkadaşımıza, sonra bütün ülkeye yayılsın, umut büyüsün, yaşam büyüsün” dedi.

    KÜRT GAZETECİLER GÜNÜ’NÜ KUTLADI

    Bakırhan, 22 Nisan Kürt Gazeteciler Günü’nü kutlayarak, “O günden bugüne, 22 Nisan Kürt Gazeteciler Günü olarak kutlanıyor. 127 yıl önce sürgünde başlayan Kürt gazeteciliği, bugün de son derece zor koşullar altında varlığını ve çalışmalarını sürdürüyor. Bu coğrafyada hakikatleri yazma çabasında olan çok sayıda gazeteci katledildi; birçok gazeteci, gerçekleri yazdığı için ömrünü hapishanelerde geçirdi. Özgür gazetecilik geleneğinden taviz vermeyen, hakikatleri yazma konusunda kararlılık gösteren tüm özgür basın emekçilerini Apê Musa şahsında saygıyla anıyor, Kürt Gazeteciler Günü’nü kutluyorum” dedi.

    SIRRI SÜREYYA ÖNDER’İN DURUMU

    Bakırhan, DEM Parti İmralı Heyeti Sırrı Süreyya’nın sağlık durumuna işaret ederek, “Geçtiğimiz hafta çok talihsiz bir olay yaşadık. Meclis Başkanvekilimiz, İmralı Heyeti üyemiz, aynı zamanda barış için büyük emek veren bir barış emekçisi olan Sayın Sırrı Süreyya Önder, çok ciddi bir kalp krizi geçirdi. Hemen hastaneye kaldırıldı ve büyük bir operasyon geçirdi. Biliyorsunuz, Sırrı Süreyya Önder barış çalışmalarını yürütüyordu; İmralı Heyeti üyesiydi. Birçok rahatsızlığı bulunmasına rağmen asla çalışmalardan geri kalmadı, sağlık sorunlarına rağmen çalışmalara aktif bir şekilde katıldı. Umarız en kısa zamanda iyileşir, aramıza döner ve kaldığı yerden daha güçlü bir şekilde mücadeleye devam eder. Buraya gelmeden önce hem hastane yönetimiyle hem de hastanede bulunan arkadaşlarımızdan bilgi aldık. Durumu stabil, yani hâlâ direniyor, mücadele ediyor. Bu durumu yenmeye çalışıyor. Yeneceğine olan inancımızla, bir kez daha ailesine, sevenlerine ve partimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum” diye konuştu.

    “GÖRÜLMEMİŞ BİR DAYANIŞMA VE SAHİPLENME ORTAYA ÇIKTI”

    Bakırhan, şöyle devam etti:

    “Ben hayatımda böyle bir şey görmedim. İlk günden beri Türkiye’nin bütün renkleri, siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri hastane önündeydi. Mesaj gönderdiler, bizi aradılar. Sırrı Süreyya Önder’in sağlık durumunu yerinde incelediler, ilgilendiler. Gerçekten görülmemiş bir dayanışma ve sahiplenme ortaya çıktı. Bu vesileyle, süreci en başından beri takip eden, bizi arayan ve soran Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’a, ana muhalefet partisi genel başkanına, siyasi parti genel başkanlarına ve yöneticilerine, bileşen partilerimize, ittifak güçlerimize dayanışmalarından ve sahip çıkmalarından dolayı teşekkür ediyorum.

    “BARIŞIN ORTAK PAYDASI OLDU”

    Sayın Mesut Barzani şahsında, bizi yurt dışından arayan siyasi parti liderlerine, siyasetçilere, sanatçılara da teşekkür ediyorum. Türkiye’nin ve Kürdistan’ın birçok yerinden kurumlar ve kişiler bizi aradı. Dünyanın her yerinden mesajlar aldık. Ayrıca aydınlar, sanatçılar, demokratik kitle örgütleri, bireyler, kadınlar, gençler; herkes oradaydı, bizimle dayanışma halindeydi. Bu nedenle ilgilenen, arayan, soran herkese bir kez daha teşekkürlerimi iletiyorum. Sırrı Süreyya Önder’in sağlığına kavuşması için canı gönülden emek veren hastane çalışanlarına ve doktorlarına da şükranlarımı iletmek isterim. Bir kez daha gördük ki tüm farklılıklara rağmen insanlar, Sırrı arkadaşımızın sağlık durumu etrafında ortak bir duyguda buluştular. Bu, gerçekten çok kıymetlidir. Sevgili Sırrı’nın birleştirici gücü, aynı zamanda barışın da ortak paydası oldu. Sadece hastalıklarda, acıda ve tasada değil; çok önemli günlerde, barış sürecini tartıştığımız bu dönemde de ortak duygu ve dayanışma içinde olmayı umuyor ve istiyoruz.

    “TOPLUMUN BARIŞLA KURDUĞU BAĞ HALA GÜÇLÜDÜR”

    Sırrı Süreyya Önder arkadaşımız barış için gösterdiği çabaya, halklar için yürüttüğü mücadeleye hepimiz tanıklık ettik, hepimiz şahidiz. Sırrı arkadaşımızın hastalığıyla birlikte ortaya çıkan bu büyük dayanışma, halkların gönlündeki yerini bir kez daha gözler önüne serdi. Tüm bu yaşananlar bize bir gerçeği gösterdi; Toplumun barışla kurduğu bağ hâlâ güçlü. Toplum hala canlı ve güçlü bir şekilde, Sırrı Süreyya Önder şahsında barışa verilen emeği sahiplendi. Bu çok değerli, çok kıymetliydi. Milyonlarca insan, onun sağlığını kendi sağlığı gibi hissetti ve öyle değerlendirdi.

    “ARTIK BARIŞIN TAKVİMİNİ ÇEVİRELİM”

    Bu dayanışmada gerçekten çok berrak ve sade bir umut vardı. Siyaset yoktu. Bu dayanışmada barışa güçlü bir refakat vardı. Biz bunu çok önemsiyoruz. Çünkü biliyoruz ki barış, aynı zamanda sağlıktır. Barış, bir toplumun iyileşmesidir. Barış, toplumsal şifadır. Bu ülkenin her karışında, her köyünde, her parça toprağında barış uğruna bedel ödemiş insanların canları vardır. Biz takvim yapraklarını çevirdiğimizde, emin olun, her gün yitirdiğimiz insanları o takvim günlerinde anıyoruz. Artık istiyoruz ki, bundan sonra çevirdiğimiz takvimlerde yitirdiğimiz insanlar değil, barışın tarihi yazılsın. Artık barışın takvimini çevirelim.

    BARIŞ TÜRKİYE İÇİN TERCİH DEĞİL ZORUNLULUKTUR

    Hem dünyada hem de bölgemizde fırtınalı bir dönemden geçiyoruz. Küresel dengeler alt üst olmuş durumda. Büyük güçler arasında kıyasıya bir kavga, kıyasıya bir rekabet var. Böylesi bir dünyada, hala iç barışını kuramamış, siyasetini normalleştirememiş, hukukun işlemediği bir ülkenin ayakta kalması çok zorlaşır. Ayağını yere sağlam basmayan bir ülke, emin olun fırtınalarda savrulur. İşte tam da bu nedenle bugün Türkiye için barış ve demokratik toplum süreci, sadece bir tercih değil, bir zorunluluktur. Bu süreç, Türkiye’nin en büyük şansıdır. En büyük fırsatıdır. Umarım bu şans ve fırsatı hep birlikte değerlendiririz.

    “BARIŞ DALGASINI ISKALARSAK 85 MİLYON CEREMESİNİ ÇEKERİZ”

    İç barışını sağlamış bir Türkiye, 85 milyon insanıyla bu fırtınalara hazır olur. Büyük şair Shakespeare, yapmış olduğu ilk oyunda aynen şöyle der: ‘İnsan ilişkilerinde gelgitler vardır. En yüksek dalgayı doğru zamanda yakalayan başarıya ulaşır.’ Biz de diyoruz ki içinden geçtiğimiz bu barış süreci tam da böylesi bir dalgadır. Doğru zamanda 85 milyonla bu dalgayı yakalarsak, bu ülkenin kaderini değiştiririz. Bu ülke demokrasi ve adaletle buluşur. Ama bu barış dalgasını eğer elimizden kaçırır, ıskalarsak, emin olun 85 milyon olarak en başta ekonomisinden demokrasisine kadar birçok ceremesini çekeriz. Dolayısıyla Shakespeare’in dediği gibi, bu dalgayı yakalayabileceğimiz en önemli aşamadayız. Umarım herkes, bu dalgayı yakalamak için siyasi iradesini ortaya koyarak Türkiye’yi yeni döneme demokratik bir zemine kavuşturuz. ”

    “ÖCALAN SÜREÇTEN UMUTLU”

    Dün heyetimiz Sayın Öcalan ile görüşmek için İmralı Adası’na gitti. Verimli, önemli ve değerli bir görüşme gerçekleştirdi. Elbette görüşmenin önemli bir gündemi Sırrı Süreyya Önder’in sağlık durumu olmuştur. Sayın Öcalan geçmiş olsun dileklerini iletmiştir. Çok önemli bir aktör olduğu için üzüntülerini belirtmiştir. Ancak yürütülmekte olan ve ivme kazanması gereken çözüm tartışmaları ile sürecin genel değerlendirmesi de aynı şekilde ele alınmıştır. Bu kapsamda Sayın Öcalan’ın yüksek bir tempoda ve yüksek bir moral ile çalışmalarını sürdürdüğünü arkadaşlarımız bizlere ilettiler. Sayın Öcalan önümüzdeki haftalarda sürece ivme kazandıracak gelişmelerin yaşanmasının herkesin ortak beklentisi olduğunu dile getirmiştir. O da süreçten umutlu. Önümüzdeki günlerde bu sürecin ivme kazanacağını düşünüyor. Sayın Öcalan’ın çalışmalarını bu çerçevede yaptığını arkadaşlarımız bizlere aktarmıştır. Yapılan görüşme kurullarımız tarafından değerlendirilecek ardından kamuoyuna bu görüşmeyle ilgili bir açıklama yapılacaktır.

    HASTA TUTUKLULAR 

    İktidara da muhalefete de sesleniyoruz: Türkiye siyaseti artık normalleşmeli, barış süreci ivme kazanmalı ve devlet demokrasiye duyarlı bir hale gelmelidir. Başta infaz kanununda ve cezada adalet olmak üzere yasal düzenlemelerin yapılması, hasta tutsaklardan siyasi nedenlerle cezaevinde tutulanlara kadar cezaevlerinin boşalması Türkiye’ye rahat bir nefes aldıracaktır. Gelin, hep birlikte bu ülkenin yolunu açalım.

    YENİ ANAYASA ÇAĞRISI

    Nasıl ki sağlam bir çınar kökleriyle dimdik duruyorsa, bu ülke de köklerindeki çoğulculukla yeşerecek. Tarihsel korku ve önyargılardan çıkmak görev olarak önümüzde duruyor. Silahlar devreden çıkmalı. Sadece eldekiler değil, zihinlerde de bir silahsızlanma olmalı, ret ve inkar son bulmalı. Gelin, 23 Nisan’ın yapıcı ve ortaklaştırıcı ruhunu yeniden canlandıralım. Demokratik ulus mutabakatıyla eşit, adil, demokratik bir anayasa yaparak gelecek yüzyılı birlikte inşa edelim.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Özel: Kürt sorununu Meclis’e getirin, Meclis’i çalıştırın

    Özel: Kürt sorununu Meclis’e getirin, Meclis’i çalıştırın

    PİRHA- Kürt sorununa ilişkin değerlendirmelerde bulunan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Meclis’e gelin, Meclis’e getirin ve Meclis’i çalıştırın. Milletin rızasını, milletin vekilinin rızasını alın” dedi.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Meclis grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

    Kürt sorununa ilişkin de konuşan ve sürece değinen Özel, “Kürt sorununda yeni bir süreç yürüyor. Adını koymakta, koymaya korktukları… Ne yapmayı istediklerini gizledikleri bir süreç yürüyor. Bize diyorlar ki: ‘Bir şeyler olacak, buna destek verin.’  Biz de diyoruz ki: ‘Şeffaf olun, açık olun. Meclis’e gelin, Meclis’e getirin, Meclis’i çalıştırın. Milletin rızasını ve milletin vekilinin rızasını alın. STK’ların, şehit ailelerin, gazilerin, terör mağdurlarının, bu süreçte yıllardır mağduriyet çekmiş herkesin rızasını alın’ diyoruz” dedi.

    Özel, İstanbul Büyükşehir Belediyesine yönelik 19 Mart’ta düzenlenen operasyon için “Bu cuntanın karargahı Beştepe’dir. Mühimmat yalandır, iftiradır. 19 Mart sivil darbesi aynen 15 Temmuz darbe girişimi, 12 Eylül darbesi gibi milletin gönlünden asla ve asla destek görmemiştir. Tarih önünde de diğer darbeler gibi mahkum ve mahcup olacaktır” diye konuştu.

    “Ahlaki üstünlük, psikolojik üstünlük ve çoğunluk enerjisi kimdeyse iktidar ondadır” diyen Özel, “Artık iktidar muhalefettedir, Cumhuriyet Halk Partisi’ndedir. AK Parti şeklen iktidarda, sokakta ve vicdanda artık muhalefettedir” ifadelerini kullandı.

    “İRADESİNE SAHİP ÇIKANLARA YÜREKTEN TEŞEKKÜR EDİYORUM”

    Özgür Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

    “Ekrem İmamoğlu’nun diplomasını 19 Mart’ta İşletme Fakültesinin iptal etmeyeceğini görünce, iftar saatine doğru apar topar İstanbul Üniversitesinin yönetim kurulunu topladılar. Orada diplomanın iptaline karar verdiler. O andan itibaren olağanüstü bir süreci hep birlikte yaşıyoruz. Aslında Esenyurt Belediye Başkanımıza kayyım atanıp Beşiktaş Belediyemize haksız operasyonun olduğu gün ‘Savaş ilanı olarak görüyorum’ demiştim. ‘Ne cevap vereceksiniz’ sorusuna da ‘Savaş ilan edilmiş bir yapı, bir kişi ne cevap verirse o cevabı vereceğiz’ demiştim. Yine bu kürsüde, 18 Mart’tan 3 hafta önce, ‘Bir darbe mekaniği işliyor, cumhurbaşkanı adayımıza bir darbe girişimi hazırlığı’ demiştim. İradesine sahip çıkan, başkasına oy verildiğinde milli iradeyi hiçe sayan bu bir avuç muhteris cuntacıya karşı darbeyi püskürten milyonlara yürekten teşekkür ediyorum.

    ERDOĞAN CUNTANIN BAŞIDIR

    Darbelerin asker yaparsa askeri darbe, bugünkü gibi siviller yaparsa sivil darbe olduğunu biliyoruz. Her darbenin başında bir cunta vardır. Bu cuntanın karargahı Beştepe’dir, saraydır. Her darbenin silahları vardır. Askerse tanktır, tüfektir. Bugünkü gibi sivil darbenin silahı yargıdır. O silahların mühimmatı vardır. Askeri darbede kurşundur, mermidir. Bugünkü yargı darbesinde mühimmat yalandır, iftiradır. Yalanla iftirayla yürüyen, birisinin talimatıyla, yargı eliyle yürüyen 19 Mart sivil darbesi, aynen 15 Temmuz darbe girişimi ya da 12 Eylül darbesi, 12 Mart darbesi, 1960 darbesi gibi milletin gönlünden asla ve asla bir destek görmemiştir. Tarih önünde de diğer darbeler gibi mahkum ve mağlup olacaktır. Söyleyene kızıyorlar. Önüne gelene ‘terörist’ diyenler, hiçbir kanıt yokken insanlara ‘hırsız’ diyenler, ‘yolsuz’ diyenler şimdi işin adı konulunca kızıyorlar. Her darbenin başında bir cunta vardır. O cuntanın da bir başkanı vardır. Son genel seçimlerde aldığı oylarla, YSK’nın onayıyla, verilen mazbatayla gelip Mecliste ettiği yeminle, içtiği antla Cumhurbaşkanı ünvanını alan Recep Tayyip Erdoğan, 19 Mart’tan sonra cunta başkanı ünvanını almıştır. Cuntanın başıdır.

    REKLAM PANOLARINA KAYYIM ATADILAR

    Belediyelere, ikisine kayyım atadılar. Diğerlerine atamadılar ama yüz binlerce billboarda kayyım atadılar. Yani kendi rejimlerinin reklamını yapmak için İstanbul Büyükşehir Belediyesinin kiraya verdiği, üzerinde reklamlar yayınlanacak olan, oradan kent lokantasına çorba olacak olan, oradan anne kartı olacak olan, çocuğa süt desteği olacak olan kaynaklara el koymaya, onları kendi lehlerine kullanmaya çalışıyorlar.”

    Şimdi devletin verdiği tapunun, devletin verdiği diplomanın, devletin verdiği şirket ruhsatlarının, kazanılmış seçimin mazbatasının yok sayıldığı yerde nerede hukukun üstünlüğü? Nerede mal güvenliği? Bu devletin hangi verdiği kağıda güvenecekler? Bu devletin hazine bonosuna, bu devletin garanti ettiği şirketlerin hisse senedine nasıl güvenecekler?

    MEHMET ŞİMŞEK HESAP VERECEKTİR

    Buradan ilan ediyorum: Bir darbe vardır. Başında bir cunta vardır. Cuntanın başı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Cuntanın mali ayağının sorumlusu Mehmet Şimşek’tir, hesap verecektir. Don çiftçiyi yakarken Mehmet Şimşek’in yaktığı para 1,7 trilyon.

    LİSEYİ  KARIŞTIRAN BEN MİYİM, YOKSA GERİ KAFALI MİLLİ EĞİTİM BAKANI MI?

    Bir yandan da darbe üniversitelilere saldırdı, cevabını aldı. Ekrem İmamoğlu’na saldırdı, cevabını aldı. Şimdi liselere saldırıyor. Hani diyorlar ya ‘Türkiye’yi karıştırmak mı istiyor CHP’ diye. Bir bakın, ilk adımları kim atıyor? Liseleri karıştıran ben miyim yoksa durduk yerde bu proje okullarına saldıran bu geri kafalı Milli Eğitim Bakanı mı? Geçmişte şikâyet ettikleri ikna odalarını telefon hatlarından kurmuşlar. Yüz tanıma sistemiyle eylemlere katılan üniversitelilerin ailelerini arıyorlar. ‘Çocuğunuzun görüntüleri elimizde, bahçede eyleme katılmış, okuldan atılır, diploması yakılır’ diye tehdit ediyorlar.

    KÜRT MESELESİNDE MECLİS’E GELİN

    Bir süredir Kürt meselesinde yeni bir süreç yürüyor. Adını koymakta korktukları, ne yapmayı istediklerini gizledikleri bir süreç yürüyor. Bize diyorlar ki ‘Bir şeyler olacak, destek verin’, biz de diyoruz ki ‘Şeffaf olun, Meclise gelin. Milletin, vekilinin rızasını alın’. Tarihsel tutarlılığımızı sürdürüyoruz. Şimdi Adalet Bakanlığıyla DEM heyetinin atılacak yasal adımlar için bir araya geleceği duyuruldu. Sadece heyetler ve bakanlıklar üzerinden gitmemelidir. Ancak bu görüşme eğer Meclise bir zemin yaratacaksa yapılmalıdır. Artık yavaş yavaş yasal düzenlemeleri, kanuni değişiklikleri konuşmaya başladıklarını görüyoruz.

    HER TÜRLÜ BARIŞIN YANINDA OLURUZ

    Şehitlerin gelmeyeceği, Kürt’ün, Türk’ün anasının gözünden yaş akmayacağı, oluk oluk bu işlere para akmayacağı, Türkiye’nin yarınlarına katkı sağlayacak her türlü barışın, her türlü müzakerenin, her türlü samimi gayretin yanında oluruz. Ancak ‘Batıdaki Kürtleri belediye meclislerine alarak terör örgütüne destek sağladı İmamoğlu’ diyenlerin, düne kadar birbirine ip atanların ya da düne kadar sadece ‘DEM Parti ile diğerleri gibi siyasi parti olarak ilişki kurduk’ diye bize terörist yaftası yapıştırmaya çalışanların, sadece milletimiz iki yüzlülüğünü görsün, CHP’nin de tarihsel tutarlılığını görsün.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Hatimoğulları: Suriye’de Alevi kadınlar kaçırılıyor; bizler bu büyük utancı görüyoruz!-VİDEO

    Hatimoğulları: Suriye’de Alevi kadınlar kaçırılıyor; bizler bu büyük utancı görüyoruz!-VİDEO

    PİRHA- Partisinin Meclis grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılarının devam ettiğini hatırlatarak, Alevi kadınlara yönelik şiddete ve kaçırmalara tepki gösterdi.

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis grup toplantısında konuştu.

    Ticaret savaşlarının Orta Doğu’da, İran merkezli gerilimlerin tırmanması ve bölgesel savaş risklerini ciddi bir biçimde büyüttüğünü söyleyen Tülay Hatimoğulları, Asya Pasifik’te dinmeyen hesaplamaların, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları koridorunun giderek artan bir krize dönüştüğünü kaydetti.

    “ALEVİ CANLARIMIZIN YANINDAYIZ”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, konuşmasında şunları ifade etti:

    “Suriye’de halklar ve inançlar yok sayılıyor. Geçici hükümet kuruluyor 5 yıllık bir anayasa hazırlanıyor ama bu anayasada ne yazık ki Suriye’de yaşayan farklı halklar ve inançlar yok, Kürtler yok, Aleviler yok. Bu anayasada kadınlar yok. Ve ben buradan bir kez daha altını çizmek istiyorum. Alevi katliamı Suriye’de devam ediyor. Lazkiye’de ve kıyı şeridinde yaşayan Suriyeli ve Arap Alevilerin üzerindeki katliam kimilerine göre bitti kimilerine göre azaldı dense de gerçekler öyle değil, oradan bizlere gelen haberler öyle değil. Aleviler orada ciddi bir biçimde sistematik bir katliama maruz bırakılmış, yerinden yurdundan topraklarından edilmeye devam ediliyor. Ve burada HTŞ ile iletişim içinde olan başta Türkiye hükümeti olmak üzere bütün hükümetlere, bu ilişkiyi sürdüren bütün kesimlere buradan bir kez daha çağrımızı yineliyoruz. Alevi katliamının son bulması için herkes gerekli girişimleri yapmak durumundadır.

    Şu bilinsin ki biz DEM Parti olarak orada yaşayan Alevi canlarımızın yanındayız, yanında olmaya devam ediyoruz, onlar için mücadele etmeye onların Türkiye ve bütün dünyada sesi soluğu olmaya devam edeceğiz. Bugün Orta Doğu’daki baskıcı rejimlerin önünde iki seçenek var. Ya halkların taleplerine direnecekler ve krizlerle boğuşacaklar ya da gerçek anlamda demokratikleşme ve iç barışın sağlanması için adım atacaklar. Bizim her  daim önerimiz başta Türkiye olmak üzere Orta Doğu’daki bütün bölge ülkelerinin tamamının demokrasiyi, tamamının özgürlükleri seçmesidir. Aksi takdirde buradaki bu gelişmelere baktığımızda bölgenin halkları çok daha fazla zarar görecek.

    FİLİSTİN’E YÖNELİK SALDIRILAR

    Filistin meselesi sıcaklığını hala korumaktadır. Netenyahu’nun başlatmış olduğu katliamda 50 bini aşkın Filistinli insan yaşamını kaybetti. Sözüm ona anlaşmalar yapıldı ama anlaşmaların gereklilikleri yerine getirilmediği için oradaki katliam ve yerinden yurdundan etme  politikaları hala devam ediyor. Şimdi kimisi bunu yumuşatmak için Filistinliler  için diyor ki hicret etmek. Hayır bunun adı tehcirdir, bunun adı zorla sürgündür bunun adı katliamdır. Tarihte Yahudilere yapılan zulmün aynısı şimdi Filistinlilere yapılıyor. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Bu insanlığın en güncel ayıbıdır en çıplak en yalın utancıdır. Geçici çözümlerle saldırıların durdurulamayacağını hepimiz çok iyi biliyoruz. Filistin’de yaşananlar bunun en canlı örneğidir. Filistin halkının meşru ve demokratik talepleri tanınmadan, kalıcı bir çözümü inşa etmek mümkün değildir.

    TÜRKİYE DEMOKRASİ ADINA OLUMLU BİR ADIM ATMADI

    27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın yaptığı asrın çağrısından bu yana geçen sürede ne yazık ki Türkiye’de demokrasi adına bırakın olumlu bir adım atılmasını daha iç karartıcı bir tablo ile karşı karşıyayız. İktidar bu süreçte iyi bir sınav vermedi. Tarihi çağrı bir metinden ibaret değildi. Bunu her fırsatta söyledik. Bu tarihi çağrı Türkiye’de yaşayan 85 milyon yurttaşımızın adil demokratik bir toplumda yaşaması için yapılmış bir çağrıdır ve bu demokratik toplumun dönüşüm davetidir. Ama iktidar bu çağrının ruhunu yok saydıkça gereğini yapmadıkça ülkede demokratikleşmenin yolu açılamaz. Bu tıkanıklığın patlak verdiği son olayları hatırlayacak olursak birisi HDK ve Kent Uzlaşısın a dönük gerçekleşen operasyon, diğeri 19 Mart sürecidir. Bakın 19 Mart’tan bu yana Türkiye  halklarının yükselen sesi sadece sıradan bir tepki değildi, sadece bir şahsın özgürlüğü için değildi. Bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu tepkiler eşit, adil, özgür ve demokratik bir yaşamı talep etmek için ortaya çıkan tepkilerdir. Gençler, öğrenciler hep bir ağızdan haykırıyor. Bu ülke bizim, bugün bu ülke bugün de bizim, yarın da bizim, gelecekte de bizim diyor gençler.

    İŞKENCEYE ÖDÜL

    İktidar yükselen bu seslere karşı ne yapıyor bu sesleri duymazdan gelerek baskılarını artırıyor. Öğrencilere sokak ortasında işkence yapılıyor. Hepimiz izledik televizyonlarda ya da katıldığımız eylemlerde. O öğrencilere ve gençlere jopla vuran ve gaz sıkan polislere her birine 10 bin TL ödül verdiniz. Siz kaç ülke bilirsiniz ki yeryüzünde işkenceye ödül veriyor apaçık. Ama ne yazık ki kendi ülkemizde buna kötü bir biçimde tanıklık ettik. İşkenceye prim vererek iç barış sağlanamaz. Aksine toplumsal barışa zarar verir, ortak yaşamı zehirler. Siz batıda gençleri joplayanlara bu şekilde prim verirseniz Kağızman’da bir uzman çavuş cafede yan baktın diye bir insanı herkesin gözü önünde katleder. Bu cesaretin kaynağı cezasızlık politikası ve iktidarın açık korumasıdır. Üstelik üzerine de ödül veriyorsunuz. Yani teşvik ediyorsunuz şiddete. Bu apayrı bir suçtur, bunu biliyor musunuz. Evet suç işliyorsunuz. Bu apayrı bir suçtur, suça teşvik etmek de suçtur, suçluyu ödüllendirmekte suçtur. Bunu bizler asla kabul etmiyoruz. Bu antidemokratik uygulamalar bitmiyor. Şöyle bir ara vermek, bir nefeslenmek bile gelmiyor akıllarına. Yine bu zorlayıcı gündemleri sürdürüyorlar. Bakın iktidar tüm bunların dışında okullarda öğretmen avında. Proje okullarında öğretmenlere dönük siyasi tasfiyeye girmiş durumda. Buradan milli eğitim bakanına sesleniyorum, öğretmen atamaları, yönetici görevlendirmeleri, tayinler şeffaf, denetlenebilir ve liyakat esaslı olmalıdır. Öğretmenlere dönük bu siyasi operasyon sadece öğretmene dönük değildir. Bilime, bu ülkenin demokratik geleceğine dönük de bir müdahaledir, bir operasyondur. Ayrıca mülakat mağduru öğretmenler bugün Milli Eğitim Bakanlığı önünde toplandılar, eylem gerçekleştiriyorlar. Alenen hukuksuzlukla karşı karşıya kalmış öğretmenlerimizin ve onlara sahip çıkan öğrencilerimizin yanındayız, yanında olmaya devam ediyoruz.

    BARIŞ DEMOKRASİYLE OLUR

    Hakkı, hukuku yok sayan hiçbir politika meşru değildir. Demokrasi karşıtıdır, topluma zarar verir, barışa hizmet etmez. Bu ülkede sahici bir barış olacaksa bu ancak demokratik bir dönüşümle mümkündür. Barış demokrasiyle olur. Bunun altını bizler her fırsatta çizmeye devam edeceğiz. Unutmayalım, bu süreçte atılacak önemli adımlar vardır. Bu adımlarda en önemli sorumluluk devlete ve iktidara düşmektedir. Doğru, ama aynı zamanda bu talepler etrafında örgütlenen bütün kesimlere yani hepimize yani alanları meydanları dolduran gençlere kadınlara, toplumsal muhalefetin öncüsü olan bütün kesimlere de görev ve sorumluluk düşmektedir. Hep birlikte bizler elimizi taşın altına koyarsak biz bu ülkede ciddi bir değişim ve dönüşümü hep birlikte inşa edebiliriz. Şairin dediği gibi; ‘hangi yangın bir başına söndürülebilir’. Bütün toplumu yakan yangını birlikte söndüreceğiz. Bu karanlıktan birlikte el ele vererek çıkabiliriz, çıkmalıyız. Başka çaremiz yok. Kendimize güveniyoruz, gençlere güveniyoruz, kadınlara inanıyoruz. Bizler başaracağımıza inanıyoruz. Mutlaka başaracağız, mutlaka başaracağız.

    “KADINLAR KAÇIRILIYOR, BU BÜYÜK UTANCI GÖRÜYORUZ

    Sevgili kadınlar barış bizim için çok önemlidir. En temel gündemlerimizden birisidir. Savaşları çıkaran erkek egemen zihniyete karşı biz kadınlar barışta ısrarcıyız. Savaşın yarattığı şiddet, tacizi, tecavüzü, yoksulluğu, işsizliği sömürüyü en derinden biz kadınlar yaşıyoruz. Bakın savaşın en ağır bedelini biz kadınlar ruhumuzda tenimizde, bedenimizde hissediyoruz. Yakın zamanda çıkan savaşlarda Ezidi kadınların çeteler tarafından nasıl kaçırıldığını, küçük Ezidi kız çocuklarının nasıl kaçırıldığını ve Ankara’nın göbeğinde dahi onların satıldığını gayet iyi biliyoruz. Şimdi aynı uygulama Suriye’de Arap Alevi kadınlar üzerinden gerçekleşiyor. Arap alevi kadınlar, kız çocukları küçük yaştaki çocuklar kaçırılıyor ve bizler büyük bir utancı görüyoruz hep birlikte. 21. yüzyılda kız çocukları ve kadınlar adeta köle pazarında satılır gibi satılıyorlar. İşte biz o yüzden savaşın bütün negatifliğini bedenimizde, tenimizde, ruhumuzda o yüzden hissediyoruz. Bakın bununla ilgili mücadele eden dünyada çok önemi örnekler var. Siyahi kadınlar Filistinli kadınların kurduğu barış için kadın koalisyonu İrlandalı kadınların kadın destek ağı, Kolombiyalı kadınların güzel rotası, Kürt barış anneleri barış için kadın girişimi. Bu dünya deneyimlerinin ortak noktası var. O ortak nokta şudur. Kadınlar barış istiyor.

    EKONOMİK KRİZ

    Şimdi bütün bu yoksulluğun içerisinde bu krizin içerisinde sıcaklığın aniden düşmesiyle çiftçilerin tarladaki ürünü zarar gördü. Meyvecilikle geçimini sağlayan bölgeler özellikle büyük bir darbe aldı. Yaşanan don olayları yüzünden üreticiler yüzde 80 oranında rekolte kaybı yaşadı. Tarım Bakanlığı derhal harekete geçmelidir. Üreticilerin zararları derhal giderilmelidir. Üreticiler olmadan soframıza ulaşacak ürün de olmaz. İktidar çiftçilerin üzerindeki yükü hafifletilecek tedbirleri zaten almalıdır. Ama şu anda yaşanmış doğal afet karşısında mevcut olan iktidar ve ilgili bakanlık acilen devreye girmelidir. AKP iktidarında demiştik ki yoksulluk, kriz daha da derinleşiyor. İnsanlar barınamıyor. İnsanlar kira ödeyemez bir hale gelmiş durumdalar. Mart ayında enflasyon yüzde 38 olarak açıklandı. Ancak nisan ayı kira artış oranı yüzde 51 olarak belirlendi. Asgari ücrete sene başında sadece yüzde 30 emekli maaşında yüzde 15. 75, memur maaşına ise yüzde 11.54 oranında zam yapıldı. Yurttaş ne yiyecek, yurttaş ne içecek? Yurttaş nasıl geçinecek?

    1O BİNLERCE BARIŞ GÖNÜLLÜSÜYLE EV ZİYARETLERİNE BAŞLIYORUZ

    1 Ekim’de başlayan 27 Şubatta sayın Öcalan’ın tarihi çağrısı ile taçlanan Barış ve Demokratik Toplum süreci üzerinden tam 6 ay geçti. Bu 6 ay boyunca bir gün bile yerimizde durmadık. Asya’dan Okyanusya’ya oradan Avrupa’ya kadar dünyanın dört bir yanını dolaştık. Her yerde heyetlerimiz bu süreci dünya ülkeleriyle paylaştı. Bir çok ülkenin temsilcisiyle elçilikleri ve kurumlarıyla bir araya geldik. Heyetlerimizle bu süreci anlattık ve çözümü tartıştık. Türkiye’nin dört bir yanında il il ilçe ilçe dolaştık. Halklarımızla barışı konuştuk. 100 bine yakın yurttaşımızla barış için açık ve şeffaf haliyle toplantılar gerçekleştirdik. Şimdi 10 binlerce barış gönüllüsüyle tek tek ev ziyaretlerine başlıyoruz. Türkiye ve Kürdistan’ın dört bir yanında 10 binin üzerinde barış elçisiyle, arkadaşımız ve yoldaşımla tek tek evleri ziyarete başladık. Yetişemediğimiz yerlere milyonlarca mektup yollayacağız. Online toplantılar yapacağız. Bugüne kadar yaptığımız onca çalışmanın bize gösterdiği tek gerçeklik var ki o da çok önemli. Toplum barış istiyor, halk barış istiyor. Herkes buna hazır. Barışı esnetin, uzatın yaklaşımına da toplum karşı. Barış istiyoruz, acil ve hemen diyorlar. Geçtiğimiz her yer konuştuğumuz herkes bu süreci canı gönülden destekliyor.

    ERDOĞAN VE DEM PARTİ GÖRÜŞMESİ

    En son Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan ile DEM Parti İmralı Heyetimiz bir görüşme gerçekleştirdi. Daha önce de kamuoyu ile paylaşıldığı gibi görüşme olumlu geçti Heyetimiz toplumun kafasındaki soru işaretlerini gözlemlerimizi ve önerilerimizi Sayın Erdoğan’a aktardı. Beklenti bu görüşmenin barış sürecine hız kazandırması ve çözümün kapısının aralanmasıdır. Elimizde büyük bir fırsat var, tarih yapma ve tarihe geçme fırsatı. Ama açık konuşalım ki aradan 2 ay geçmesine rağmen çağrıya denk düşen bir adım adım ve iradeyi henüz göremedik. Toplum net konuşuyor son derece makul konuşuyor son derece rasyonel ifade ediyor. Diyor ki iktidar neden adım atmıyor, bu süreç neden tek taraflı ilerliyor bir oyalamı mı var. Biz de buradan yürütme erkine soruyoruz. Tecrit sürerken bir tek somut adım atılmazken, tam tersine hergün yeni anti demokratik uygulamalar devreye girerken kayyımlar devam ederken sizce biz bu yurttaşlara ne cevap verelim. Bunlar çok büyük soru işareti olarak toplumun kafasında duruyor. Güven sadece güzel sözlerle değil pratik ve güven verici somut bir zeminin tesis edilmesiyle olur. Bu zemin nasıl sağlanır? Sayın Öcalan’ın çalışma ve iletişim özgürlüğünün sağlanmasıyla mesela. Meclisin silahsızlandırma süreci için bir yasa çıkarmasıyla örneğin. Demokratik dönüşüm ve barış teklifinin hazırlanmasıyla. Bu kanunu meclisten hep beraber çıkarmakla. İlk adım olarak bunları yaparsak tüm Türkiye rahat bir nefes alır ve toplumun kafasındaki bu soru işaretleri az da olsa yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlar. Mücadelemizle güncel, somut ve acil ihtiyaçlarımızın altını çizmeye devam edeceğiz.

    HASTA MAHPUSLAR VURGUSU

    Mahir Polat’ın tahliyesi hepimizi çok mutlu etti. Ve şimdi daha iyi koşullarda tedavi edileceğine inanıyoruz. Buradan da kendisine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. İçerde onun gibi yüzlerce ağır hasta tutsak var. Özge Özbek, Hatice Yıldız, Soydan Akan, Server Yıldırım, Hatice Öneren gibi daha burada sayamayacağım yüzlerce insan hapishanelerde hem hapishane koşullarıyla hem de hastalıklarıyla boğuşmak zorunda. İktidara ve meclis başkanlığına sesleniyorum. Güven artırıcı adımlar atabilirsiniz. İnsani ve hukuki olan bu meselede cesur davranabilirsiniz. Toplum hasta tutsaklarla, infazı keyfekeder bir şekilde yakılan mahpuslarla ilgili atılacak adımları beklemektedir.

    “GÜN BARIŞI ERTELEME DEĞİL, BARIŞI BİRLİKTE KURMA GÜNÜDÜR”

    Barış ve Demokratik Toplum için bizleri ayrıştırmasına izin vermeden daha güçlü bir biçimde ortak ses çıkarmaya devam etmeliyiz. Bunun için cesurca mücadele etmeye devam etmeliyiz. Bizler bu tarihi sürecin sonuna kadar arkasındayız. Elimizden gelenin fazlasını yapmak için yoğun bir çaba içindeyiz. Zamanın daraldığının farkındayız. Küresel krizlerin uzandığı bölgesel gerilimlerin tırmandığı bir dönemde barış ve çözüm asla ertelenemez. Biz buradan bir kez daha sözümüzü yeniliyoruz, toplumun beklentisi yürütme erkinin başı olan Sayın Erdoğan’ın zamanın ruhuna uygun bir şekilde cesurca adım atması ve tarihsel bir meseleye dair tarihi bir sorumlulukla yaklaşmasıdır. Halk çözümden yana kararlı bir duruş sergilemektedir ve somut bir adım beklemektedir. Türkiye’deki bütün halklar için emekçiler için işçiler için yoksullar için kadınlar, gençler için 85 milyon yurttaşımız için gerekli adımlar atılmalıdır. Gün barışı erteleme değil barışı birlikte kurma günüdür. Türkiye hazır Kürtler hazır DEM Parti hazır muhalefet hazır, en önemlisi de toplum hazır. Artık barış için harekete geçmenin tam vaktidir. Toplumun yüreği barış için atıyor. Rüzgar hiç olmadığı kadar barıştan yana. Konuşmamı Mevla’nın bir sözü ile tamamlayacağız. Mevlana der ki; insan aradığı şey ile ölçülür. Biz barışı arıyoruz, demokrasiyi arıyoruz. Bizim ölçümüz barıştır demokrasidir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Bakırhan: Barışın aciliyeti ertelenemez, tarihi döneme uygun adımlar atılmalı-VİDEO

    Bakırhan: Barışın aciliyeti ertelenemez, tarihi döneme uygun adımlar atılmalı-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, İBB’ye yönelik operasyon sonrasında başlayan protesto ve boykot dalgasına değinerek, temel demokratik haklarını kullanan yurttaşların yanında olduklarını söyledi. İktidarı süreç konusunda adım atmamakla eleştiren Bakırhan, Erdoğan’ın 27 yıl önceki sözlerine işaret ederek, “Demokrasinin, adaletin, demokratik hakların, barışın aciliyeti artık ertelenemez” dedi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Bakırhan, 8 Mart’ın Dünya Romanlar Günü olduğuna işaret ederek, Romanların adalet ve özgürlük mücadelelerini desteklediklerini dile getirdi.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) dönük soruşturmalara karşı başlatılan protesto eylemlerinde yaşanan polis şiddetine tepki gösteren Bakırhan, kadınlara yönelik çıplak aramaya değindi. Bakırhan, “Bu bir işkencedir. Aynı zamanda bir tacizdir. Bu işkenceden ve tacizden vazgeçin. Bu meselenin takipçisi olacağız ve arkasını bırakmayacağız” dedi.

    Bakırhan, “Bu son operasyonla birlikte Türkiye’nin dört bir yanında herkesin üzerinde ortaklaştığı bir slogan atıldı. İnsanlar diyor ki ‘Geleceğimizi çaldınız.’ Tam da bu noktada iktidarı bu slogana dikkat kesilmeye davet ediyorum” diye kaydetti.

    Bakırhan, Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nin (ESP) tutuklanan üyelerine yönelik baskılara da tepki gösterdi. ESP’lilerin yanlarında olduklarını ifade eden Bakırhan, “Her sabah Türkiye’nin bir kentinde bir şey gerekçe yapılarak, aslı astarı olmayan gerekçelerle bir gözaltı ağı devam ediyor. Bunlardan vazgeçilmelidir. İnsanlar protesto edebilir. Protesto hakkı, boykot hakkı bir haktır. Dünyanın her yerinde var. Burası dünyadan yalıtık bir yer değilse, burada da haksızlık karşısında protesto ve boykot hakkı kullanılabilir. Gayet normaldir. Buna saygı duymak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “BOYKOT HAKTIR”

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) dönük soruşturmalara karşı başlatılan protesto eylemlerinde yaşanan polis şiddetine tepki gösteren Bakırhan, kadınlara yönelik çıplak aramaya değindi. Bakırhan, “Bu bir işkencedir. Aynı zamanda bir tacizdir. Bu işkenceden ve tacizden vazgeçin. Bu meselenin takipçisi olacağız ve arkasını bırakmayacağız” dedi.

    Bakırhan, “Bu son operasyonla birlikte Türkiye’nin dört bir yanında herkesin üzerinde ortaklaştığı bir slogan atıldı. İnsanlar diyor ki ‘Geleceğimizi çaldınız.’ Tam da bu noktada iktidarı bu slogana dikkat kesilmeye davet ediyorum” diye kaydetti.

    ERDOĞAN’A SÖZLERİ İLE YANIT VERDİ 

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın geçmiş yıllarda yaptığı “Hukukun siyasallaştırılması ve yargının siyasete alet edilmesi demokrasiyi yaralar. Demokrasi hukuksuz yaşayamaz demiş. Türkiye’de bugün gelinen noktada demokrasinin geliştirilmesine ve hürriyetlerin artırılmasına ihtiyaç var demiş” sözlerini anımsatan Bakırhan, “Hak arayanların dile getirdiği düşünceleri dile getirmiş. 27 yıl önce söylemek iyi de, şimdi söyleyince cezaevlerini doldurmak mı gerekiyor? Cezaevlerinde yer yok, biliyorsunuz değil mi? Yüzde 130’ları geçti doluluk oranı” dedi.

    “BARIŞIN ACİLİYETİ ERTELENEMEZ”

    Bakırhan, şunları söyledi:

    “27 yıl önce söylediğinizi bugün hayata geçirme günü olduğunu sizlere hatırlatmak istiyorum. Bugün Türkiye’nin acil meseleleri var. Demokrasinin aciliyeti, adaletin aciliyeti, demokratik hakların aciliyeti, barışın aciliyeti artık ertelenemez. Yaşadığımız en temel meseleler bunlardır. Suni gündemlerle  Türkiye’nin gündemini meşgul etmesin kimse.

    Sayın Öcalan 27 Şubat’ta bir çağrı yaptı. Üzerinden 40 gün geçti. Eskiler, ’40’ı devrimek’ diyorlardı. Resmi anlamda 40 gündür aslında barışı konuşuyoruz. Yeni bir başlangıç olduğunu söyledik sizlerle yaptığımız toplantılarda. Sizlere umut verdik. Kürt halkı, Türkiye halkları hiç olmadığı kadar barış için kenetlenmiş bir durumdadır. Newroz meydanlarında, Newroz etkinliklerine katılan arkadaşlarımız da çok iyi biliyorlar. Emin olun, ben de en büyük Newroz’lara katılım gösterdim. Oradaki emekçiler, halklar, Sayın Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını desteklediklerini dile getirdiler. Destek verdiler, ses verdiler. Dünyanın gözü kulağı artık Türkiye’de. Yani devlette, iktidarda. Onların atacağı adımlarda.

    “YENİ ŞEYLER KONUŞMAK İSTİYORUZ “

    Fakat beklenen adımlar konusunda bir rehavet ve rahatlık var. Bir bekleme durumu söz konusu. Türkiye’nin en temel meselesi tartışılıyor ama bir bekleme durumu var. Bekleyerek dünyanın neresine barış gelmiş acaba bilen var mı? Bunun bir örneği varsa söylesinler; biz de rahat rahat evimizde oturalım. ‘Nasıl olsa barış gelecek’ diyelim. Madem 40’ı devirdik; artık yeni şeyler duymak, yeni şeyler konuşmak istiyoruz. Bu sadece DEM Parti’nin talebi değil, bütün toplumun talebidir. Demokrasi korkulacak bir şey değil, sahiplenecek bir değer, bir onurdur dedik. Korku değil, cesaret zamanıdır dedik. Gerilim değil, demokratik uzlaşı ve barıştan yanayız dedik ve demeye devam edeceğiz.

    Yürütme erki tarafından topluma güven ya da güvence verecek bir duruş sergilenmiyor. Biz de doğal olarak soruyoruz; barış, korkulacak bir şey midir? Barış, utanılacak bir şey midir? Barış, yenme-yenilme ikileminde küçük, dar siyasi hesaplara kurban edilecek bir şey midir? Barış, beklenerek, zamana yayarak kendi kendine gelen bir olgu mudur? Yoksa büyük çaba ve emek işi midir? Bu soruları, sizin huzurunuzda başta iktidar olmak üzere yönetenlere soruyoruz. Barışı konuşmaktan uzak duruldukça, ertelendikçe, yetmezmiş gibi İstanbul’da olduğu gibi anti-demokratik uygulamalar arttıkça nasıl bir güven tesis edilecek? Kürtler, emekçiler nasıl inanacak? Eşit ve özgür yurttaşlık böyle sağlanabilir mi? Lütfen, iktidardan bir kişi çıkıp biraz önce sorduğumuz sorulara cevap versin. Siz de merak etmiyor musunuz? Barış, bekleyerek, durarak, izleyerek geliyorsa bizi ikna etsinler. Bu rehavete, bu sessizliğe artık son vermek gerekiyor diyoruz.

    “SÜREÇ YOKMUŞ GİBİ DAVRANMAK KABUL EDİLEMEZ”

    Barış ve demokratikleşme süreci bir tutarlılık, bir samimiyet ister. Bizim yaptığımız gibi. Bir yandan barış ve çözüm denilirken diğer taraftan da bu süreç yokmuş gibi davranmak ve tecridi sürdürmek kabul edilmez. Sayın Öcalan kalıcı çözüm için çalışırken ve bu kadar çaba sarf ederken, bu çabalara karşı duyarsızlık başta Kürt halkı olmak üzere çözüme inanan herkeste kaygıları artırıyor. İktidarın bu hassasiyeti doğru anlamasını, doğru okumasını ve buna göre davranmasını bekliyoruz. Sayın Öcalan’ın çalışma ve iletişim özgürlüğü güvence altına alınmalı. Toplumsal barışın önündeki engeller lafla değil, somut güven verici, cesur adımlarla ortadan kaldırılmalıdır. ‘Dar bi xweziyê şîn nabe’ diyor Kürtler. Yani ağaç sadece temenni ederek yeşermez. Bu devletin en büyük sorunu da budur. Bir şey söylüyor ama gereklerini de yapmıyor. Umarım önümüzdeki günlerde bu söylediğimiz şeyleri de dikkate alarak gerekleri yaparlar. Tarihin bizi izlediği çok önemli bir kavşaktayız. Yüz yıllık bir eşikteyiz. O halde bu tarihi döneme uygun adımlar atılmasını bekliyoruz.

    UMUT HAKKI GÜNDEME ALINMALI 

    Umut hakkının gündeme alınması önemlidir. Sayın Öcalan tarihte eşi görülmemiş bir sorumluluk alarak büyük bir yükün altına girmiştir. Sayın Öcalan’ın özgür çalışma şartları hayati olup düzenlenebilir. Siyasi görüşler suç kapsamından artık çıkarılmalıdır. Örgütlenme özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılabilir. Herkesin başına bela olmuş ‘Terörle Mücadele Kanunu’ artık değişmelidir. Bu konuda Meclis acil adım atabilir. Biz geçmiş yıllarda da çok somut öneriler sunduk, bu günde yüzlerce somut öneri sunabiliriz. Bu konuda komisyonlarımız ve partimiz iyi çalışma yürütüyor. Yeri ve zamanı geldiğinde; gündemler ve konular hakkında da bu önerilerimizi söylemeye devam etmeliyiz. Siyasetler, iktidarlar ve konjonktürel gündemler gelip geçicidir. Çok gördük. Kalıcı olan halklardır, halkların iradesidir, onurlu barış mücadelesidir. Kalıcı onurlu barışa emek harcayanlardır.

    TÜRKİYE YOL AYRIMINDA 

    Şimdi bu sistemi hep birlikte inşa edelim diyoruz. Biz buna hazır olduğumuzu bir kez daha sizin huzurlarınızda tekrar etmek istiyoruz. Niye acele etmeliyiz? Niye biz de iktidar gibi rahat değiliz? Niye kaygılıyız? Bu soruların cevabını size söyleyeyim; çünkü Türkiye’de yaşayan halklar, emekçiler, ezilenler bu süreci 100 yıl daha ıskalamasın. Barış olsun. İnsanlar 100 yıl daha sorunlarından dolayı kavga etmesin. Devlet, enerjisini ve ekonomisini insanların demokratik taleplerini bastırma için kullanmasın. Çünkü Türkiye bir yol ayrımındadır. Onun için acele ediyoruz. Biz istiyoruz ki Türkiye tercihini barıştan, demokrasiden, özgürlüklerden yana yapsın. Onun için kaygılıyız. Onun için acele ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • DEM Parti Grup Toplantısı-CANLI

    DEM Parti Grup Toplantısı-CANLI

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis’teki Grup Toplantısında konuşuyor.

  • Hatimoğulları: İkinci kritik eşiği aşması gereken iktidardır-VİDEO

    Hatimoğulları: İkinci kritik eşiği aşması gereken iktidardır-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, 27 Kasım’da gelen çağrıdan sonra iktidarın somut bir adım atmadığına işaret ederek, “Bu çağrının zemininin toplumsal karşılığının olması için, hayata geçebilmesi için ikinci kritik eşiği aşacak olan zeminin oluşturulması iktidara ve devlete düşmektedir. Bizler de bu ikinci eşiğin aşılmasını dört gözle beklemekteyiz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, gündeme dair partisinin Meclis grup toplantısında değerlendirmelerde bulunarak, iktidara, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın kongreyi toplayabilmesi için derhal koşullarının oluşturulması çağrısı yaptı.

    “MİLYONLAR ÇAĞRIYA SAHİP ÇIKTI”

    Bu yıl Newroz meydanlarında tarihi çağrının yankılandığını söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Günlerdir iradesini korumak için sokaklarda direnen halklarımız, karanlık bir geleceğe asla teslim olmayacağız diyen kadınlar, bütün renkleriyle, canlılıklarıyla Newroz alanındaydı. Bu sene Newroz alanında Türkiye ve Kürdistan’ın dört bir yanında kadınların ‘Jin Jiyan Azadî’ sloganı bir şiara dönüştü, bütün Türkiye ve Kürdistan’ı sardı. Newroz meydanlarında Asrın Çağrısı’na sahip çıkarak barışın yolunu açmak isteyen milyonlar vardı. İnsanlık dışı koşullardan kurtulmak, alın terine ve ekmeğine sahip çıkmak için mücadele eden emekçi kardeşlerimiz vardı” dedi.

    “MİLYONLARIN ORTAK TALEBİ DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜK”

    Devamında ise Tülay Hatimoğulları şunları belirtti:

    “Bu Newroz’da milyonlar alanlardaydı. ‘Barış ve çözümü destekliyorum, tarihi çağrının arkasındayım’ dedi milyonlar. ‘Sayın Öcalan’ın özgürlüğü ve özgür çalışma ortamının sağlanması en güçlü talebimdir’ dedi. Sayın Öcalan’ın koşullarının acilen düzenlenmesi ile ilgili en güçlü mesajı verdi milyonlar. İktidar, Newroz alanlarında yükselen milyonlarca insanın sesini duymalıdır. Bu taleplere kulak vermelidir. Newroz meydanından değerli halklarımızın mesajını iktidar çok iyi okumalı ve anlamalıdır. Milyonlarca insanın tek vücut olduğu barış talebini hiç kimse görmezden gelemez, inkâr edemez, oyalama siyasetine başvuramaz. Meydanlardan yükselen barışın sesine her kim kulağını kapatırsa şunu bilsin ki çok büyük kaybeder.

    “İKİNCİ KRİTİK EŞİĞİ AŞMAK İKTİDARA VE DEVLETE DÜŞÜYOR”

    2025 Newrozu’na bu çağrının sahiplenilmesi damgasını vurmuştur. Newroz ateşinin yandığı her yerde Türkiye halkları, asrın çağrısı ile birlikte barışın kokusunu, demokrasinin umudunu hissetti. Rotası barışa, demokrasiye, adalete ve özgürlüğe çıkmayan bir yola tevessül etmek, toplumsal barışı imkânsız hale getirir. Palyatif çözümlerle, oyalayıcı tutumlarla, bütünlüklü olmayan bakışlar peşinde olarak iç siyaseti böl-yönet yönteminden medet ummak, bu ülkedeki barış umuduna yapılacak en büyük kötülüktür. Temel bazı hususlar vardır ki acil bir şekilde adımlar atılmalıdır. Sayın Öcalan’ın çağrısının örgütü tarafından hayata geçirilebilmesi, kongrenin toplanabilmesi için acil bir şekilde güvenli zemin oluşturulması lazım. Bunlar Sayın Öcalan ile kurulacak bir diyalogla çözülür. Sayın Öcalan’ın özgür çalışma koşullarının sağlanmasıyla yol alınabilir. Sayın Erdoğan, ‘Kritik bir eşik aşıldı’ demişti. Evet, bu süreç açısından baktığımızda birinci kritik eşik aşılmıştır, ancak ikinci kritik eşiği aşması gereken iktidardır, devlettir. Bu çağrının zemininin toplumsal karşılığının olması için, hayata geçebilmesi için ikinci kritik eşiği aşacak olan zeminin oluşturulması iktidara ve devlete düşmektedir. Bizler de bu ikinci eşiğin aşılmasını dört gözle beklemekteyiz. Bu eşiğin aşılması zor değildir.”

    “İKTİDAR NE HUKUK NE MEŞRUİYET ARIYOR”

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık başta olmak üzere, Türkiye’de çok sayıda siyasetçinin tutuklandığını biliyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin yönetimine bir operasyon gerçekleşti ve akabinde onlarca insan tutuklandı. İktidar ne hukuk ne meşruiyet arıyor. Elindeki yargı sopasıyla her yere saldırıyor. Önce İmamoğlu’nu rehin aldılar, daha sonra İstanbul Barosu Başkanı Sayın Kaboğlu ve yönetimini görevden aldılar. Sonra da yüzlerce öğrenci, genç, hakkını arayan, itiraz eden çok sayıda insan gözaltına alındı ve hâlâ gözaltılar devam ediyor. Dün de protestoları takip etmek üzere, aslında kamusal bir görevi icra eden basın emekçilerine, ulusal ve uluslararası ajanslara bağlı çok sayıda basın emekçisi de gözaltına alındı. Yine İstanbul, İzmir, Ankara, Adana başta olmak üzere Türkiye’nin birçok kentinde şafak operasyonları yapıldı ve gözaltılar gerçekleşti. Demokratik protesto hakkını kullanan insanlara çok ağır bir şiddet uygulanıyor.

    “BÖYLE Mİ BARIŞ GETİRECEKSİNİZ?”

    Polisler, demokratik hakkını kullanan gençlere, insanlara, kadınlara gözaltı uygularken yoğun bir şiddet uyguladı. Adeta sokaklarda insanlara işkence edildi. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Her geçen gün polis devleti iktidar şiddeti artırdıkça, Saraçhane’den Türkiye’nin dört bir yanında daha büyük katılımla demokratik hakkını, itiraz hakkını kullandığını gördük. Buradan biz iktidara seslenmek istiyoruz: Ey iktidar, bu nasıl bir korkudur, nasıl bir akıl tutulmasıdır ki böyle bir operasyonu ve böyle bir şiddet sarmalını hayata geçirdiniz. Türkiye haksızlık ve hukuksuzluklara karşıdır. AKP seçmeni bile bu uygulamaları asla adil görmemektedir, haksız bulmaktadır. Tüm Türkiye’yi mi tutuklayacaksınız? Bütün Türkiye’ye ayakta, herkesi mi tutuklayacaksınız? Böyle mi yöneteceksiniz ülkeyi? Bu ülkeye böyle mi barış getireceksiniz? Bu şiddeti ve saldırıları bir an önce durdurun. İmamoğlu’na ve İstanbul Barosu’na yönelik gerçekleştirilen bu siyasi darbeyi asla kabul etmiyoruz. DEM Parti olarak en ağır şekilde kınıyoruz.

    “85 MİLYON KABUL ETMEDİ”

    Bunu Newroz alanlarında gördük, bunu Saraçhane direnişinde gördük, bunu Kastamonu’dan Artvin’e kadar, Van’da Diyarbakır’a kadar, İzmir’den Çukurova’ya kadar her yerde gördük. Üniversite öğrencilerinin boykot direnişi devam ediyor. Eğitim Sen’e bağlı üniversite emekçilerinin bugün iş bırakma kararı vardı, yine ışık hızıyla Eğitim Sen’e soruşturma açıldı. Bunu asla kabul etmiyoruz. Demokrasi için, adalet için direnmek haktır.

    “ÜNİVERSİTELİ GENÇLERİN BOYKOT DİRENİŞİNİ SELAMLIYORUZ”

    Bu iktidarın, güce sahip olduktan sonra topluma yaptığı en büyük kötülük, yaşam tarzına karışmaktır. Kadınların yaşam tarzına karışıldı. Farklı halklardan ve inançlardan insanların inançlarına ve yaşam tarzlarına karışıldı. Türkiye, tarihi boyunca gelebileceği en derin yoksulluğa gelmiş durumdadır. O yüzden insanların öfkesi çok büyüktür. Buradan iktidara tavsiyemizdir: Hiç evirip çevirmeden çıkın deyin ki ‘Burada ortada bir hukuk, bir yargı meselesi yok’ deyin. ‘Siyaseten rakibimizi bertaraf etmek için zarları hileli atıyoruz’ deyin. Çünkü ekranda gerçeği çarpıtan, algı operasyonlarını yaratmaya çalışanlara halk nasıl geçmiş dönemlerde inanmadıysa, şimdi de inanmamaktadır. Bu ülkenin gençleri ve üniversitelileri protesto hakkını kullanıyor, onlara sokak terörü diyor, 7/24 medya bunu işliyor. Bunu kabul etmemiz asla mümkün değildir. Ben buradan bir kez daha ODTÜ, İTÜ ve burada ismini sayamadığım çok sayıda üniversitede gençlerin başlattığı boykot direnişini selamlıyoruz.

    “KADINLARA YÖNELİK HAKARETLERİN KARŞISINDAYIZ”

    Erkek egemen akıl inanın hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Bizimle ilgili, yani kadınlarla ilgili her fırsatta, kadınlara dönük cinsiyetçi söylemler, hakaretler ve küfürlerle ortaya çıkıyorlar. Daha önce Selahattin Demirtaş’ın eşi sevgili Başak Demirtaş’a yapılmıştı bu uygulamalar ve hakaretler. Şimdi Ekrem İmamoğlu’nun eşi sevgili Dilek İmamoğlu’na cinsiyetçi küfürler ve hakaretler yapılıyor. Aynı şekilde Erdoğan’ın annesine de yapılıyor. Biz kadınlar bunları asla kabul etmeyiz. Kim ve ne şekilde yapıyor olursa olsun, kadınlara yönelik cinsiyetçi küfürleri, hakaretleri asla kabul etmiyoruz.

    KENT UZLAŞISI

    Kent Uzlaşısı’nı suç örgütleriyle iltisaklı bir hale getirmeye çalışıyorlar. Kent Uzlaşısı, sadece İstanbul için değil, Türkiye’nin dört bir yanında yaşayan bütün halkların ve inançların; Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın, Laz’ın ve Çerkez’in ve sayamadığımız bütün halkların, kadınların, gençlerin ortak yaşam sigortasıdır. Kent Uzlaşısı’ndan suç çıkarmaya çalışan savcı ve iktidar emin olun çok büyük yanılacaktır. Kent Uzlaşısı’na suç demek, Kürt düşmanlığıdır. Kürt, İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de kendini temsil edemez demektir. Bunu kabul etmek mümkün değildir. 7/24 yandaş medya, yalancı senaryolar üreterek toplumu yanıltmaya kalkışıyorlar. Çözüm karşıtı savcılara da siyasetçilere de buradan ekmek çıkmaz. Kent Uzlaşısı büyük bir demokrasi pratiğidir, bir zihniyettir, kişilere mal edilemeyecek kadar toplumsaldır, geniştir ve önemlidir.

    “MUHALEFET BARIŞ SÜRECİ DIŞINA İTİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    1 Ekim’den bu yana süren barış ve çözüm tartışmalarına muhalefet oldukça güçlü bir destek verdi. Kıymetli ve umut veren bir sağduyu hâkim oldu. Çünkü bu, 85 milyon yurttaşımızı ilgilendiren yakıcı bir meseledir. Bugün gelinen noktada, iktidar bu tür saldırılarla muhalefeti süreçten dışlamaya çalışıyorsa bilin ki bu çok tehlikelidir. Çok tehlikeli bir oyun oynanıyor. Biz hem bu duruma hem de hukuksuzluklara karşı sessiz kalmayacağız. Muhalefet de sürecin dışına çıkmamalıdır. Tam tersine, bugün hep beraber barış talebini daha gür bir sesle ifade etmeli, daha güçlü bir biçimde muhalefetin tamamının içinde olduğu ortak bir toplumsal mutabakatla bu süreci yürütmemiz gerekiyor. Hukuksuzluğa, haksızlığa ve kutuplaştırmaya karşı hep birlikte güçlü durmalıyız. Çok büyük bir demokrasi sınavıyla karşı karşıyayız. Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi sadece iktidarın insafına bırakılacak bir durum değildir. Buna rağmen barış ve demokrasiyi, yani bütün bu baskılara rağmen barışı ve demokrasiyi gözbebeğimiz gibi koruyacağız. Bugüne kadar her kesimin ortaya koyduğu irade, Türkiye tarihine çok büyük fırsatlar ve kapılar açmıştır. Bunu heba etmemeliyiz, bunu hiçbir şekilde heba edene de heba etmesine de izin vermemeliyiz. Türkiye’yi barışa ve demokrasiye taşımak, gündelik siyasi hesaplardan çok daha üstünde bir durumdur. Bu zemine gelmeyen, sabote eden kim olursa olsun, ne vatanseverdir ne yurtseverdir ne de devrimcidir, ne de demokrattır.

    “KÜRDÜ TÜRK’TEN, TÜRKÜ KÜRT’TEN AYIRAMAZSINIZ”

    Enseyi karartmak yok. Umudumuzu kaybetmekse hiç yok. Kim ne derse desin, nereye sığınırsa sığınsın, mücadelemiz kazanacak. Sizler, bizler, bütün Türkiye halkları, beraber, hep beraber kazanacağız. Unutmayalım ki aydınlık güne en yakın olduğumuz an, gecenin zifiri karanlığıdır. Bizler, gecenin en zifiri karanlığını yaşıyoruz bu günlerde. Ama artık günün ışıdığı, günün ışıltısını ve umudu gördüğümüz bir zemindeyiz. Bundan şu bilinsin ki, bütün Türkiye halkları, bizleri ayrıştırmaya kalkan bu son birkaç gelişme içinde, Türkiye’nin yaşadığı bu tarihi anlarda, bizleri ayrıştırmaya kalkanlar şunu bilsin ki halkları ayrıştıramazlar. DEM Partiyi diğerlerinden ayrıştıramazlar. Kürdü Türk’ten, Arap’tan ayıramazlar. Yapılan bu siyasi operasyonlara bizler asla ve asla pabuç bırakmayacağız. Bu böyle bilinsin, iktidar da böyle kazısın kafasına. Bu operasyonlardan kim medet umuyorsa, her kim ki bu gelişmeleri, bu barış sürecine sabotaj yöntemleriyle yaklaşıyorsa, bu iktidarın içindeki klikler de olabilir, devletin içindeki klikler de olabilir. Bunu herkes iyi bilsin ki bizler, Sayın Abdullah Öcalan’ın yaptığı çağrının, bütün Türkiye ve dünyada karşılık bulduğunun altını bir kez daha çiziyoruz. Bu çağrının arkasında durmaya devam edeceğiz. Barış demeye, demokratik toplum demeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti Grup Toplantısı-CANLI

    DEM Parti Grup Toplantısı-CANLI

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM’deki Grup Toplantısında konuşuyor.

  • Özel’den Erdoğan’a tepki: Trump’a tutunmak için Filistin davasını satıyorsa yazıklar olsun!

    Özel’den Erdoğan’a tepki: Trump’a tutunmak için Filistin davasını satıyorsa yazıklar olsun!

    PİRHA- Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Özel, İsrail’in Gazze’ye başlattığı soykırıma Erdoğan’ın sessiz kalmasını eleştirdi. “Soruyorum Erdoğan’a, Trump’a Filistin’le ilgili ne dedin? Bir cevap aldıysan söyle de bilelim. Trump’tan randevu için, dışarıdaki tek umudu Trump’a tutunabilmek için Filistin davasını satıyorsa Erdoğan yazıklar olsun” ifadelerini kullandı.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.

    78 kişinin yaşamını yitirdiği Bolu Kartalkaya otel yangını ve 9 işçinin can verdiği İliç maden katliamına değinen Özel, “İliç’te de imza kimin çıktı. Murat Kurum’un çıktı. Önce sadece inkar ettiler. O dönemde İstanbul’a adaydılar. Dedik ki İliç’in felaketi oldun, İstanbul’un felaketi olmana izin vermeyeceğiz dedik. Sonra da yeniden bakan oldu. Dün yine İliç duruşması vardı. Bir tane kamu görevlisi yargılanmadı. İliç’e adaleti getirmek bir sonraki iktidara yani Cumhuriyet Halk Partisi’ne kaldı.” dedi.

    Özel, İsrail’in Gazze’ye başlattığı soykırıma Erdoğan’ın sessiz kalmasını eleştirdi. “Soruyorum Erdoğan’a, Trump’a Filistin’le ilgili ne dedin? Bir cevap aldıysan söyle de bilelim. Trump’tan randevu için, dışarıdaki tek umudu Trump’a tutunabilmek için Filistin davasını satıyorsa Erdoğan yazıklar olsun.” ifadelerini kullandı.

    Özel’in açıklamalarından satırbaşları şöyle:

    “Biz Bolu Kartalkaya meselesini unutturmamaya devam edeceğiz. Tıpkı İliç’te olduğu gibi. İliç’te de imza kimin çıktı. Murat Kurum’un çıktı. Önce sadece inkar ettiler. O dönemde İstanbul’a adaydılar. Dedik ki İliç’in felaketi oldun, İstanbul’un felaketi olmana izin vermeyeceğiz dedik. Sonra da yeniden bakan oldu. Dün yine İliç duruşması vardı. Bir tane kamu görevlisi yargılanmadı. İliç’e adaleti getirmek bir sonraki iktidara yani Cumhuriyet Halk Partisi’ne kaldı.

    ERDOĞAN’A FİLİSTİN ELEŞTİRİSİ

    “Gazze’de ateşkesi maalesef bozdular. Bugün Trump’a ne söylüyorsun onu söyle dedim. Bana eskiden ‘one minute’ demiş onu anlatıyor. Hepimiz bekliyoruz ki Filistin’e sahip çıkan Trump’a meydan okuyan bir açıklama. Açıklamada ne var? Hiçbir şey yok. Diplomatik geleneklerde olmayacak bir şey. Soruyorum Erdoğan’a, Trump’a Filistin’le ilgili ne dedin? Bir cevap aldıysan söyle de bilelim. (Erdoğan) Trump’tan randevu için, dışarıdaki tek umudu Trump’a tutunabilmek için Filistin davasını satıyorsa yazıklar olsun.”

    “KÜRT SORUNUNUN VARLIĞINI KABUL EDİYORUZ”

    “Kürt sorununun varlığını kabul ediyoruz. Kimseyi dışlamadan, bu meclisi zemin kabul ediyoruz. Bizim işimiz dün bizim doğru yaptığımıza hepsi birden gelince, 6,5 milyon oy almış bir partiyi muhatap alınca, CHP’nin durduğu noktanın doğru olduğunu söylemek. Biz terörün durmasından yanayız. Ama biz terörün her türlüsüne karşıyız. Biz mafya terörüne de karşıyız. Türkiye’deki mafyaların kökünü kazımaya var mısın sen, bana onun cevabını ver.  Terörsüz Türkiye istiyorum, demokratik Türkiye istiyorum. Terörün de mafyanın da kökü kazınsın istiyorum.”

    “SEÇİM İSTERSENİZ BİZ DE SİZE YARGI TACİZİ BAŞLATIRIZ DEDİLER”

    “Buradan İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’na sesleniyorum. Hamidiye Su dosyası, Süleyman Soylu’nun el konulmuş 37 dosyadan biridir. O dosyalara mı bakacaksın, Ekrem başkanın yolunu kapatmakla mı uğraşacaksın?”

    “Kurultayımızla ilgili, iftira yaydılar. Haydi bulsanıza 1200 tane telefonu yalancı adamlar? 1200 tane değil, 12 tane değil, 1 tane telefonu ispat edin. O elin alnını karışlarım ben.” “Eğer siz seçim isterseniz biz de size yargı tacizini başlatırız dediler.”  Bu partiden makbul muhalefet MHP çıkmadı, çıkmayacak, nokta. Bu parti 23 Mart’ta Cumhurbaşkanı adayını belirleyecek. Hepinizi gönderecek, demokrasiyi getirecektir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Bakırhan: Aleviler demokratik toplumun garantisidir, Alevilerin olmadığı anayasa olur mu?-VİDEO

    Bakırhan: Aleviler demokratik toplumun garantisidir, Alevilerin olmadığı anayasa olur mu?-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un “umut hakkı”na dair açıklamalarına, “Umut hakkı vardır, bir haktır” yanıtı verdi. Bakırhan, ayrıca Suriye’deki geçici anayasa taslağını kabul etmediklerini belirterek, “Suriye’den Türkiye’ye ve Ortadoğu’ya Aleviler demokratik toplumun garantisidir. Alevinin olmadığı bir geçici geçici anayasa mı olur? Onayını almayan bir anayasa mı olur? Tam da Sayın Öcalan’ın Demokratik Toplum dediği çağrı; aslında Alevilerin de haklarını yaşamlarını garanti altına alan bir çağrıdır. Onun için demokratik toplum diyoruz” ifadelerini kullandı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Grup toplantısı sonrasında ayrıca gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bakırhan

    Bakırhan, konuşmasına Newroz’u kutlayarak başladı. Newroz’un “barış ve özgürlük” getirmesi temennisinde bulunan Bakırhan, “Önümüzdeki günlerde de Van’dan Amed’e, İzmir’den İstanbul’a kadar her yerde yine özgürlük Newroz’unu büyük bir coşku ve şevkle kutlamaya devam edeceğiz. Çünkü bu Newroz, milyonlarca Kürdün aslında dünya âleme ‘Em li vir in’ deme Newrozu’dur. Milyonlarca Kürt, barış ve demokratik toplum çağrısının yapıldığı bu süreçte nasıl durduğunu sadece Türkiye kamuoyuna değil, dünya kamuoyuna da göstereceği bir Newroz’dur” dedi.

    MEŞALE ÇAĞRI OLACAK

    Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yolumuzu aydınlatacak olan meşale, ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’dır. Önümüzdeki dönem demokratik toplum çağrısı Newroz’un aydınlığı gibi, Newroz’un ateşi gibi aydınlatmaya devam edecektir. Günlerdir siz de takip ediyorsunuz. Mahabat’tan Kirmanşah’a kadar, Süleymaniye’den Hewlêr’e kadar, Kobanê’den Kürt coğrafyasının dört bir yanına kadar Asrın Çağrısı destekleniyor. O alanları dolduran milyonlar, Asrın Çağrısı’nı arkasında durduklarını ifade ediyorlar. İrademizdir, bizi temsil ediyor diyorlar. Dolayısıyla biz de önümüz dönem yapacağımız çalışmalarda bu asrın çağrısını ne kadar destek verdiğimizi, sözümüz, eylemimiz, etkinliklerimizle ortaya koyacağız.”

    ANKARA İYİ OKUMALIDIR!

    ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın milyonlar tarafından sahiplenmesini anlattım ama bence bunu Ankara’da doğru okumalıdır, iyi okumalıdır, bu çağrıya verilen destekleri de iyi anlamalıdır. Bu çağrıya milyonların verdiği destek, aynı zamanda bu ülkenin demokratikleşmesini de inşallah bu Ramazan ayında beraberinde getirecektir. Bu Newroz, Kürt-Türk ilişkilerinde bir dönüm noktası olacaktır. Bu Newroz, 85 milyon için umut ışığı olacaktır. Sadece 85 milyon için değil, eğer bu süreci başarıya ulaştırabilirsek, doğmamış çocukların geleceği için de bir umut ışığı olmaya devam edecektir.

    TÜM BÖLGEYİ YAKINDAN İGİLENDİRİYOR

    Ortadoğu bir kez daha çok tarihi bir dönemeçten geçiyor. Suriye’de yaşanan gelişmeler, sadece Suriye halklarını değil, Türkiye ve tüm bölgeyi yakından ilgilendiriyor. Suriye’de özerk yönetimi ile geçici Şam hükümeti arasında imzalanan anlaşma ile birlikte, Suriye’de önemli gelişmelerin kapısı aralandı. Halkların statülerinin tanındığı, demokratik, eşit, adil bir Suriye için büyük bir fırsat ortaya çıktı. Suriye’deki anlaşmaya ve Türkiye’deki barış sürecine, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı damgasını vurmuştur.

    GEÇİŞ ANAYASASI UMUDU ZEDELEYEN BİR YAKLAŞIM

    Sayın Erdoğan da QSD ile geçici Şam hükümeti arasında yapılan bu anlaşmaya pozitif bir şekilde yaklaştığını belirtmişti. Fakat bu mutabakata atılan imza henüz kurumadan, halkların ve inançları görmezden gelen bir geçiş anayasası yürürlüğe girdi. 13 Şubat’ta siz de takip ettiniz, Suriye geçici anayasası açıklandı. Bu, Suriye’yi yeni bir karanlığa sürükleme potansiyeline sahip bir girişimdir. Bu geçiş anayasası, bölgesel barış umudunu zedeleyen bir yaklaşıma sahiptir. 15 gün önce, geçici hükümet o geçici kelimesi hala duruyor çünkü kalıcı olmak için demokratik, kapsayıcı, adil olmak gerekiyor. Eşitlikçi, hakkaniyetli bir politika yürütmek gerekiyor, katletmemek gerekiyor. Göçertmemek gerekiyor. Onun için geçici diyoruz, bu rejimin demokratik karakteri ortaya çıkana kadar halklar nezdinde geçici olmaya devam edecek. Bu geçici Şam hükümeti, 15 günde geçici bir anayasa hazırlık komisyonu kurmuş. Maşallah, nasıl çalışıyorlar. Biz bu ülkede 10 yıldır demokratik bir anayasa yapım aşamasına dahi geçemedik. 15 günde kurduğu geçici komisyon bir taslak hazırladı ve kamuoyuna açıkladılar. Hangi dinamiklerle görüştüler, ne zaman görüştüler, kimsenin haberi olmadı.

    KÜRTLER KENDİNİ NEREDE GÖRECEK?

    Kürtlerle, Alevilerle, Süryanilerle, Dürzilerle görüşülmemiş. Kadın devrimi dediğimiz Rojava’daki kadınlarla görüşülmemiş ama Suriye geçici anayasa taslağı diye kamuoyuna açıklandı. Böyle bir anayasa olabilir mi, bu anayasa kapsayıcı olabilir mi? Bu Suriye’nin anayasasıdır; bütün demokratik şekliyle, bütün farklılıkları kapsıyor diyebilir miyiz? Ülkenin adını da koymuşlar, 15 günlük çalışma içerisinde. Suriye Arap Cumhuriyeti diye mezhepçi, tekçi, yüzyıldır oranın sorun yaşamasına sebebiyet veren o tekçi bir mantıkla Suriye Arap Cumhuriyeti demişler. Şimdi en başta Suriye Arap Cumhuriyeti dersen, Kürtler kendisini nerede görecek?

    BU ANAYASAYI TANIMIYORUZ

    Soruyu sormaya devam edeceğiz. Bunun yerine yüz yıldır o coğrafyanın çatışma ve savaş içerisinde yaşamasına sebebiyet veren o tekçiliği kullanmaması gerekiyordu. Sanki yangından mal kaçırırcasına beş yıllık geçiş süreci anayasası diye anlattılar ve bununla birlikte yeni istikrarsızlıklara, yeni gerginliklere, yeni provakasyonlara da maalesef zemin açtılar. Biz bu anayasayı tanımıyoruz. Kimse unutmasın ki halkları ve inançları yok sayan anlayış artık miadını doldurmuştur. Yok, sayanlar kaybediyor. Suriye’den Türkiye’ye ve Ortadoğu’ya Aleviler demokratik toplumun garantisidir. Alevinin olmadığı bir geçici geçici anayasa mı olur? Onayını almayan bir anayasa mı olur? Tam da Sayın Öcalan’ın Demokratik Toplum dediği çağrı; aslında Alevilerin de haklarını yaşamlarını garanti altına alan bir çağrıdır. Onun için demokratik toplum diyoruz.

    ÖZGÜRLÜKÇÜ BİR SURİYE’DEN BAŞKA BİR SEÇENEK YOK!

    Aleviler, Hristiyanlar, Kürtler, Dürziler yani Suriye’de yaşayan bütün halklar ve inançların kendi iradelerine sahip olduğu demokratik laik özgürlükçü bir Suriye’den başka seçenek de yok yol da yok. Demokratik, laik, özgürlükçü bir anayasanın dışında orayı kapsayacak bir yol da yok, seçenek de yok. Onun için erkenden bu antidemokratik, yok sayan, geçici olan hükümet gibi adının geçici olduğu bu anayasanın demokratik bir öze ve kapsayıcı bir ruha kavuşması için Suriye yetkililerine de çağrımı yapmak istiyorum.

    BARIŞA KURULMUŞ BİR SABOTAJDIR

    Suriye’de geçici Şam yönetimi ile Özerk Yönetim arasında görüşmeler devam ederken, siz de hakkını vereceksiniz, evet eleştirilecek birçok yanımız var ama özellikle bu tartışma süreci başladıktan sonra 7/24, kadın meclisimizle, bütün parti kurum ve kurullarımızla birlikte barışı örgütlemeye çalışıyoruz. Barış umudunu büyütmeye çalışıyoruz. Biz bunları yapmaya çalışırken, henüz meclis koridorlarında ziyaret programımızı uygulamaya çalışırken, Kobanî’de 7’si çocuk 9 kişilik bir aile katledildi, acımasızca. Hem de Ramazan ayında ve sahura insanlar kalkmışken. Bu katliamı kınıyoruz, bu katliamı kabul etmiyoruz. Barış umudunu büyütelim derken birileri katliamlarına devam ediyor. Bu katliam kabul edilir gibi değil. Bu katliam barışa, bu sürece kurulmuş bir provokasyon ve sabotajdır.

    ABDULLAH ÖCALAN UYARMIŞTI

    Sayın Öcalan’la yaptığımız görüşmelerde Sayın Öcalan da provokasyonlara dikkat çekmişti. Ve İmralı Adası’nda kendisiyle görüşen bütün heyetlere devlete sürekli yaptığı en önemli çağrılardan biri: ‘Aman ha, provokasyonlar, sabotajlar olmasın.’ Provokasyon ve sabotaj derken, uzaydan, gökten, dışarıdan gelip bir şeyler yapabilecekleri sadece kastetmemişti. Bizim sözümüzden eylemimize kadar, iktidarın pratiğine, sözüne, eylemine kadar aslında büyük çerçeve çizmiştik. Bu işin lamı cimi yok! Bu katliamı yapan akıl, barış umutlarını katletmiştir. Barış umuduna sabotajda bulunmuştur. Bu saldırı asla sıradan bir saldırı değil, öyle değerlendirmiyoruz. Barış çabalarını ortadan kaldırmaya dönük bir mesajdır. Sayın Erdoğan daha kaç gün önce bu süreçte gelebilecek her türlü provokasyona karşı en üst seviyede dikkat sergileyecek, gereken bütün tedbirleri alacağız demişti. Bunu yürütmenin başı söylüyor, Sayın Cumhurbaşkanı söylüyor. Şimdi buradan Sayın Erdoğan’a soruyoruz: Kobanî’de 7’si çocuk 9 kişilik bir ailenin öldürülmesi sabotaj değil de nedir? Provokasyon değil de nedir? Bahsettiğiniz en üst seviyede tedbirleri ne zaman alacaksınız? Yoksa bu değerlendirmeyi yaparken “Kürtler hariç, Kobanî’dekiler hariç” mi dediniz? Dolayısıyla verdiğiniz söze uygun bir pratik ortaya çıkmalıdır. Bir kez daha bu saldırıyı en sert şekilde kınıyoruz, lanetliyoruz. Bu saldırıyı yapanların peşini bırakmayacağız. Açığa çıkıncaya kadar, bu saldırıyı yapanlar yargılanıncaya kadar hep birlikte mücadele edeceğiz.

    MESAJI 50 BİN KİŞİYE AYRINTILI ANLATTIK 

    Değerli arkadaşlar, barış yolunu örmek için siyasi parti, sivil toplum, inanç örgütleri başta olmak üzere toplumun birçok çevresiyle görüşmeler yaptık. Buluşmalar gerçekleştirdik. Demokratik çözüm gündemiyle bütün kurullarımız, kadın arkadaşlarımız başta olmak üzere büyük bir çaba içerisinde. Parti olarak barış ve demokratik çözüm çağrısını büyütmeye devam ediyoruz. Türkiye’nin dört bir yanında halklarımızla, emekçilerle buluşuyor, demokratik siyasetin gereğini yerine getirmeye çalışıyoruz. 139 ayrı merkezde halk toplantıları gerçekleştirdik. Bu toplantılara 50 bin arkadaşımız, yoldaşımız katıldı. Sayın Öcalan’la mesajını bu 50 bin kişiye ayrıntılı şekilde anlattık, birlikte tartıştık. Dünyada 50 bin kişi ile barışı topluma anlatacak başka bir örnek yok. Hep model oluyoruz, hep öncülüğünü yapıyoruz, 50 bin kişi ile barışı anlatacağız topluma. Bakın haritadan da göreceksiniz, bu mor renginde olan bütün kentlerde toplantılar yaptık. Neredeyse Türkiye haritasının 4’te 3’ünü gezdik. Kalanını da hep birlikte yine tamamlayarak demokratik toplumu ve barışı anlatmaya çalışacağız.

    SIRA KİMDE? 

    Evet, bütün ziyaret ve toplantılarda gördüğümüz netti. Halkımız barış, adalet, özgürlük istiyor. Zemin hazır, irade hazır,  umut var. O halde neden yol almayalım sorusunu bir kez daha soralım. Biz de hazırız. Yol açık, 27 Şubat asrın çağrısı, aynı zamanda demokrasinin pusulasıdır. Bu süreci, barışla taçlandırmak için, pedal çevirmeye devam etmeliyiz. İlk pedalı Sayın Öcalan büyük bir cesaretle, büyük bir sorumlulukla yerine getirdi.  Şimdi pedal çevirme sırası iktidarda, devlettedir. Hadi buyurun çeviren pedalı devam ettirin. Bu ülkeyi barışa, huzura kavuşturalım diyoruz. Sayın Öcalan’ın çağrısının üzerinden 24 saat bile geçmeden, PKK kendini fesih etme kararı aldı. Fesih kongresinin yapılması da sürecin en kritik eşiğinin aşılması için ne lazım. Güvenli bir ortam lazım. Güvenli bir ortam lazım. buyurun güvenli ortamı sağlayın. Madem çok istiyorsunuz, kongre toplansın, Sayın Öcalan’ın çağrısını yerine getirsin. Sayın Öcalan ile kendi partisini kuracağı kongreyi yöneteceği, mekanizmayı bir zahmet oluşturun.

    85 MİLYON SAHİPLENMELİ 

    Bu da pedalı çevirmenin en önemli aşamalarından birisidir. Türkiye’de çözüm ve barış sadece Kürtlere değil, bütün Türkiye’ye kazandıracaktır. 85 milyon kazanacaktır. Demokrasi gelecek. Rantın, sermayenin zenginleştiği, emeklinin, emekçinin perişan olduğu bu zemin ortadan kalkacak. Eşit olacağız, kardeş olacağız, kavga bitecek. O yüzden bu çağrıyı 85 milyonun sahiplenmesi gerekiyor. Türkiye’de çözüm herkese kazandıracaktır. Ortadoğu’da olduğu kadar, yenidünyada da Türkiye’yi büyük bir güç haline getirecektir. İşte son günlerde hep birlikte takip ediyoruz. Dün AKP sözcüsü de açıkladı, iktidar AB sürecini ilerletme

    BAKAN TUNÇ’A YANIT 

    Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’ın “Umut hakkı bizim mevzuatımızda, kanunlarımızda olan bir konu değil” açıklaması sorulan Bakırhan, “Bu konuda uluslararası mahkemelerin vermiş olduğu kararlar var, AİHM kararı var. Sanırım bu mesele Sayın Adalet Bakanı’nı aşan bir meseledir. Uluslararası evrensel kuralları uygulayacaksa, ‘umut hakkı’ diye bir şey de var. Bu bizim icat ettiğimiz, ürettiğimiz bir mesele değil. Çözüm olacaksa, barış olacaksa, yeni ve demokratik bir zemin oluşturulacaksa da ‘umut hakkı’, cezaevlerindeki bu kumpas davaları da gözden geçirilmelidir” dedi.

    Bakırhan, şöyle devam etti:

    “Adalet Bakanı bu sürecin neresindedir, bu cevap bu sürece ne katkı sunuyor? Tecrit yokmuş! Biz inandık mı buna. Dört yıldır Sayın Öcalan avukatlarıyla, ailesiyle mi görüştü? Ayıptır. Kimin nerede durduğunu bir zahmet biraz netleştirmesi gerekiyor. Bizim cephemizden derli toplu net somut bu sürece nasıl yaklaştığımızı siz değerli basın emekçileri çok iyi biliyorsunuz. Sade ve net bir şekilde saklamadan her şeye yanıt olmaya çalışıyoruz. Bizim muhatabımız kim? Her gün bir AK Partili yetkili bakana cevap vermek durumunda kalmayalım. ‘Umut hakkı’ da vardır, ‘umut hakkı’ bir haktır. ‘Umut hakkı’, evrensel hukukun karar verdiği, AİHM’in karar verdiği uluslararası, evrensel bir haktır. Bu süreç yürüyecekse, çözüm olacaksa umut da olmalı, ‘umut hakkı’ da olmalıdır. İnsanlar sonsuza kadar cezaevinde mi kalacaklar?”

    Bakırhan, Adalet Bakanı Tunç’un “yazılı mesaj olabileceğine” dair sözlerine dair ise, “Barışa dönük verilecek her olumlu mesaj biçimi, şekli ne olursa olsun takip ediyoruz. Dolayısıyla oradan gelecek mesajın içeriğini çok önemsiyoruz, Newroz öncesi böyle bir mesajın gelmesinin değerli ve kıymetli olduğunu belirtiyoruz” dedi.

    Bakırhan, “21 Mart’ta heyet İmralı’ya gidebilir mi?” sorusuna dair, “Gidebilir, Adalet Bakanı her şeye cevap veriyor, bence bunu da sorsanız söyler” yanıtı verdi.

    Bakırhan, Abdullah Öcalan’ın Newroz’da çağrı yapıp yapmayacağına ilişkin soruyu şöyle yanıtladı: “Dün  Ak Parti gurubu ile görüşürken de dile getirdik. Heyetimizin tekrar İmralı’ya gidilmesinin yararlı olacağını düşünüyoruz. Çağrı sonrası Sayın Öcalan’ın meseleye dönük ne diyeceğini, nasıl mesajlar vereceğini de toplum merak ediyor. Newroz öncesi olursa oradan halka bu çağrıyı perçinleyecek, güçlendirecek bir çağrı gelirse memnun oluruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Özel’den ‘anlaşma’ açıklaması: Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruyacak çalışmaları doğru buluruz-VİDEO

    Özel’den ‘anlaşma’ açıklaması: Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruyacak çalışmaları doğru buluruz-VİDEO

    PİRHA- Meclisteki grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendiren CHP Genel Başkanı Özgür Özel, SDG ile Suriye geçici hükümet arasındaki anlaşmaya dair “Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruyacak şekilde geçici hükümeti destekleyecek çalışmaları doğru buluruz. İhtiyatlı bir iyimserlikle takip ediyoruz” dedi. Özel, ayrıca Suriye’de yaşanan Alevi katliamına da tepki gösterdi.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Meclis’teki grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Suriye’deki Alevi katliamına tepki gösteren Özel, “Suriye’de oluşturulan yalancı baharın havası dağıldığında sivil kayıpların yaşandığı, saldırıların tekrar başladığına tanıklık ettik. Lazkiye ve çevresindeki Aleviler, Arap Aleviler katliama tabii tutuldular. Aslında bugünlerin geleceği Hatay’daki akrabalarının aylardır endişelerinden, serzeneşlerinden belliydi. Akrabaları var, Türkiye kendi sınırında binlerce, on binlerce kilometre ötedeki çatışmalı yerlere Birleşmiş Milletler görevi gereği asker yollayan Türkiye, sınırından 65 kilometre aşağıda olan ve adım adım gelen bir katliama ağlayan yurttaşlarının sesini duymadı” dedi.

    Dün DEM Parti heyeti ile gerçekleştirilen görüşmeye dair konuşan Özel, “Kürtler Kürt sorunu var diyorsa, vardır, çözülmelidir. Bu Meclis çatısı altında demokratikleşme ile çözülmelidir. Bu sorunu çözmenin yolu, kayyımları tarihe gömmek, düşünce ve inanç özgürlüğünün önünü açmaktır. Hasta yatağındaki genel başkanla polemik yapmam ama bu Meclis’in başkanı var, ona bir çağrı yapmıştım. Sayın Kurtulmuş’un günü geldiğinde inisiyatif alacağını düşünüyorum. Kişisel pazarlık olur mu, al-ver işi yaparlar mı, anayasa pazarlığı olur mu? Bu ülkede sivil demokratik bir anayasa yapılana kadar, mevcut anayasayı uygulamayanlarla masaya oturmayız, hiçbir pazarlık içinde olmayız.” diye belirtti.

    SOKAK HAYVANLARINA YASASINA TEPKİ

    Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

    “Konya’da 2 yaşında Rana bebek, sokak köpeklerinin saldırısıyla feci şekilde can verdi. Bugün de Erzurum’da 10 yaşında Murat’ımız bir saldırıya maruz kaldı, yaralı. Sağlık durumunun iyiye gitmesini temenni ediyoruz. Normalde bu iki olay Cumhuriyet Halk Partili belediyelerde olsa ve bir şey söylemeye kalksak siyasetin girdabı içinde kaybolur, savrulur, bir yere gider. Konya ve Erzurum Belediyeleri, AK Partili. Belediye hangi belediye olursa olsun bu yasa yürürlükte olduktan sonra ve bu şekilde uygulandıktan sonra bu tip durumların olması kaçınılmaz. Biz yasanın çıktığı tarihte, hem bunu AYM’ye götüreceğimizi hem de bu yasanın sokaktaki popülasyonu artıracağını söyledik. Aşılama oranlarını düşüreceğini söyledik. Kısırlaştırma oranlarının azalacağını söyledik. Saldırgan ırkların tespitinin ve izolasyonunun imkansızlaşacağını söyledik. Çünkü getirdikleri yasa ilk haliyle ‘al, götür, öldür’dü. Sonra ‘al götür, ne yaparsan yap’ oldu. Yasa böyle diyorken, bu kadar da büyük ekonomik kriz varken, hele bizim belediyeler özel olarak ‘silkeleniyorken’, çok sayıda hayvan barınağı lazımken bunun da önünde engel.”

    “ÇAYIRHAN’I GERİ ALACAĞIZ”

    Çayırhan bedavaya gitti. Çayırhan Termik Santralı’nın değeri 1 milyar dolar. Kömür sahalarının değeri de 3,5 milyar dolar. 164 milyar lira eden Çayırhan’ı 20 milyar lira değerinde 35 yıllığına verdiler. Üstelik yüzde 20’si peşin, gerisi Türk Lirası üzerinden 6 taksitle ödenecek.”

    “Yapılacak seçimden sonra Çayırhan bizimdir kardeşim! Geri alacağız, geri! Tayyip Bey’in şartnamesine güvenip de yangından mal kaçırır gibi bu milletin malını aldırmayız. Kırk haramilere de söylüyorum, bu son haramiye de söylüyorum; milletin malını size yedirmeyeceğiz.”

    “Önümüzdeki seçim bir anlamda referandumdur. Ya Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği muasır medeniyetlere doğru yürüyüp, yakalayıp geçeceğiz, zenginleşeceğiz ve demokratikleşeceğiz; ya da son cumhurbaşkanının götürdüğü tarafa gidip hep birlikte perişan olacağız. O sandığı bekliyoruz.

    SURİYE’DEKİ ALEVİ KATLİAMINA TEPKİ

    Suriye’de son olayları endişeyle takip ediyoruz. Suriye’de oluşturulan yalancı baharın havası dağıldığında sivil kayıpların yaşandığı, saldırıların tekrar başladığına tanıklık ettik. Lazkiye ve çevresindeki Aleviler, Arap Aleviler katliama tabii tutuldular. Aslında bugünlerin geleceği Hatay’daki akrabalarının aylardır endişelerinden, serzeneşlerinden belliydi. Akrabaları var, Türkiye kendi sınırında binlerce, on binlerce kilometre ötedeki çatışmalı yerlere Birleşmiş Milletler görevi gereği asker yollayan Türkiye, sınırından 65 kilometre aşağıda olan ve adım adım gelen bir katliama ağlayan yurttaşlarının sesini duymadı maalesef.

    DEM PARTİ İLE GÖRÜŞME

    Dün DEM Parti heyetini ağırladık. Kürt meselesinde tutumu en net olan parti CHP’dir. Kürtler Kürt sorunu var diyorsa, vardır, çözülmelidir. Bu Meclis çatısı altında demokratikleşme ile çözülmelidir. Belediyelere kayyım atayacaksın Kürtlerin yoğun olduğu illerde, ilçelerde, başka taraftan açılım yapacaksın. Geçmişte terör örgütü olan PKK gelecekte terör örgütü olmaktan çıkacak anlaşılan. Şimdi yeni bir örgüt buluyorlar. Bu sorunu çözmenin yolu, kayyımları tarihe gömmek, düşünce ve inanç özgürlüğünün önünü açmaktır.

    Hasta yatağındaki genel başkanla polemik yapmam ama bu Meclis’in başkanı var, ona bir çağrı yapmıştım. Sayın Kurtulmuş’un günü geldiğinde inisiyatif alacağını düşünüyorum. Kişisel pazarlık olur mu, al-ver işi yaparlar mı, anayasa pazarlığı olur mu? Bu ülkede sivil demokratik bir anayasa yapılana kadar, mevcut anayasayı uygulamayanlarla masaya oturmayız, hiçbir pazarlık içinde olmayız.”

    SGD VE HTŞ ARASINDAKİ ANLAŞMA

    Ben buraya gelmeden önce sözcüleri anlaşmanın içeriğine ilişkin yapısal çok farklı açıklamalar yaptı. Bu konunun netleştirilmesi gerekiyor. Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruyacak şekilde geçici hükümeti destekleyecek çalışmaları doğru buluruz. Biz ihtiyatlı bir iyimserlikle takip ediyoruz. Bu anlaşmanın Alevilere nasıl bir teminat vereceği de çok önemlidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • CHP Grup Toplantısı-CANLI

    CHP Grup Toplantısı-CANLI

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Meclis Grup Toplantısında konuşuyor.

    HABER MERKEZİ