PİRHA-Abdullah Öcalan’ın, barış çağrısıyla Türkiye’de ve Ortadoğu’da barışın ve demokrasinin kapılarını ardına kadar araladığını vurgulayan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Bu çağrı asrın barışı ve çözümün en güçlü zeminini sağlamıştır. Artık korkuların, kaygıların, sendromların değil, demokrasi, eşitlik, adalet ve özgürlük taleplerinin yaşamlarımızı belirleyeceği bir döneme girmeye yakınız” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Meclis’te kadın grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.
“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NE DERHAL GERİ DÖNÜLMELİDİR”
İktidarın kadınların sosyal ve siyasal haklarını, kazanımlarını güçlendirmek yerine 2025 yılını ‘aile yılı’ ilan etmesine tepki göstererek sözlerine başlayan Tülay Hatimoğulları, “Bu ilanın hemen ardından kadınların doğurup doğurmayacağına, kaç çocuk doğuracaklarına, bütün bunlara reisli aile modeliyle karar vermeye kalktılar. Bu amaçla nüfus politikaları kurulu ve aile enstitüsü kurdular. Bizler aileyi korumak ve güçlendirmek adı altında kadının emeğine, bedenine, sağlığına ve tüm yaşamına müdahale eden politikalara karşı derhal geri adım atılmasını istiyoruz. Gebeliği engelleyici yöntemleri, kürtajı, hatta sezeryanla doğumu dahi anormal gösteren politikaları asla kabul etmiyoruz. Kadın bedeninden ve sağlığından elini çek ey iktidar. Bedenimizden elinizi çekin. Erkek şiddetini önlemenin yol haritası çok açıktır. Öncelikle İstanbul Sözleşmesi’ne derhal geri dönülmelidir. 6284 sayılı kanunun her maddesi etkin bir şekilde hayata geçirilmelidir. Kadınlara dayatılan yoksulluk ve bütçelemede reva görülen sefalet anlayışından derhal vazgeçilmelidir” diye belirtti.
“KAYYIM REJİMİNİ ASLA KABUL ETMEDİK, ETMEYECEĞİZ”
Kayyımların kadınların iradesinin gaspı anlamına geldiğini söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Kadınların siyasette ve yerel yönetim mekanizmalarında dışlanması demektir. Yerelde yaşayan kadınların haklarına ve yaşamlarına ve yerel yönetim hizmeti almalarına müdahale demektir. Eş başkanlığa ve eşit temsiliyete, demokratik, ekolojik ve özgürlükçü yerel yönetim modelimize müdahale demektir. Biz kadınlar kadın kazanımlarına en büyük saldırı biçimlerinden biri olarak bu kayyım rejimini görüyoruz. Asla kabul etmedik, etmeyeceğiz. Kayyımlar gidecek, kadınlar ve halk kalacak, seçilmişler kalacak. 8 Mart’ta hep birlikte alanlarda, meydanlarda olacağız. Türkiye kadın hareketi, feministler, Kürt kadın hareketi ile el ele verip Türkiye’nin dört bir yanını mora boyayacağız. Bizler Kadın Meclisi’mizle, ‘Kadın Özgürlük Mücadelesiyle Barışı Örgütlüyoruz’ şiarıyla alanlarda ve meydanlarda olacağız” diye ifade etti.
“HERKESİN EŞİT VE ADİL BİR YAŞAMI PAYLAŞACAĞI DEMOKRATİK BİR ZAMANDIR”
Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat tarihli çağrısında yeni dönemin temel şifresinin demokratikleşme mücadelesi olduğunu söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Demokratikleşme mücadelesinin devrimci öznesi kadınlardır. Demokratikleşme devrimci olmanın, sosyalist olmanın ilk şartı kadın meselesine özgürlükçü yaklaşmaktır. Tarihin en derin sömürüsüne maruz bırakılan kadınlarla eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelemizi taçlandıracağız.’ Kadın özgürlük mücadelesinin yarattığı büyük umut ve kararlılığın altını çizen Sayın Abdullah Öcalan, tüm kadınlara en içten selam ve saygılarını gönderdi. 27 Şubat 2025 tarihinde bütün dünya tarihi bir ana tanıklık etti. Sayın Abdullah Öcalan, barış ve demokratik çağrısıyla Türkiye’de ve Ortadoğu’da barışın ve demokrasinin kapılarını ardına kadar araladı. Bu çağrı asrın barışı ve çözümün en güçlü zeminini sağlamıştır. Artık korkuların, kaygıların, sendromların değil, demokrasi, eşitlik, adalet ve özgürlük taleplerinin yaşamlarımızı belirleyeceği bir döneme girmeye yakınız. Bu dönem kimsenin birbirine üstünlük sağlayacağı bir dönem değildir. Herkesin eşit ve adil bir yaşamı paylaşacağı demokratik bir zamandır” dedi.
“ÖCALAN’IN ÇAĞRISIYLA ORTADOĞU VE TÜRKİYE’DEKİ TÜM DİNAMİKLER KAZANACAK”
Türkiye’nin önümüzdeki süreçte temel mücadele dinamiğinin demokrasi, adalet ve özgürlük olduğunu ifade eden Hatimoğulları, “Emin olun ki iktidar ve muhalefet ve toplum asrın çağrısını yerine getirdiği an sadece Kürt halkı değil, bütün Türkiye halkları ve inançları hep birlikte çok büyük kazanacak. Sayın Öcalan’ın çağrısıyla Ortadoğu ve Türkiye’deki tüm dinamikler kazanacak, Türkiye mutlaka ve mutlaka barışa kavuşacak. Sayın Öcalan’ın yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’na dünyadan, bölgeden ve Türkiye’den tarihte eşine az rastlanan bir destek var. Şimdi bu sürecin toplamı bakımında adım atma sırası ve sorumluluk iktidar ve devlettedir. Her bir destek açıklaması bu ülkede yüzyıldır yanan ateşe su dökmektir. Ülkenin demokratikleşmesine eşsiz katkılar sunmak demektir. Ne mutlu demokratik çözümden yana olanlara ne mutlu barış için mücadele edenlere ne mutlu insanca ve demokratik yaşam diyenlere” diye konuştu.
“TÜM HALKLAR KAZANACAK”
Artık toplumun kendini özgürce ifade etme zamanı olduğunu dile getiren Hatimoğulları, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Biz de diyoruz ki yüz yıllık kapatılan ifade kanalları açılınca demokrasinin zemini güçlenir. Demokratikleşme bu ülkenin geleceğinin sigortasıdır. Demokratik uzlaşı ve özgür siyaset gelecek kuşaklara bırakacağımız en önemli ve en temel mirastır. Gelin yarınlarımızı hep birlikte kuralım diyoruz. Buradan Türk halkına seslenmek isterim. Bu gelişmelerin barışla ve çözümle nihayetlenmesi zannetmeyin ki sadece Kürt halkına yarayacak. Ama emin olun ki burada Kürt halkı kadar Türk halkı ve bu coğrafyada yaşayan diğer bütün halklar kazanacak. Bu bütün halkların ortak yaşam başarısının altına imza atmak olacak. Hepimiz eşit kendi dilimiz ve inancımızla özgür yaşayabileceğimiz bir düzenin inşası olarak okunmalıdır bu süreç. Demokrasi ve eşitlik halkların alınması hiçbir halkı bölmez. Her halkın birbirine karşı saygısını, sevgisini ve birlikteliğini büyütür.”
PİRHA- Partisinin TBMM’deki Grup Toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, muhalefete yönelik tutuklamaları eleştirerek, “Sendikacıları, gazetecileri, genel başkanları tutukluyorlar. Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer’i, Beşiktaş Belediye Başkanımız Rıza Akpolat’ı, seçilmiş Hatay Milletvekili Can Atalay’ı, Osman Kavala’yı, Tayfun Kahraman kardeşimi, Ayşe Berrin hanımefendiyi de ziyaret ettim. Her birisinin ayrı ayrı hukuksuzluk öykülerini, her birisinin ayrı ayrı ödedikleri bedelleri hep dile getiriyorum” dedi.
Partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Muhalefetin parçalanmaya çalışıldığı, ağır bir saldırı altında olduğu, tüm imkanlarla, maddi manevi, yasal yasa dışı her türlü faaliyetle muhalefete saldırdıklarını ama bizim bir ve birlikte olmamız gerektiğine ilişkin ortak mutabakatımızı da basının önünde teyit ettik” dedi.
Özel, siyasi partilere gerçekleştirdiği ziyaretlerin detaylarını kamuoyuyla paylaştı. Siyasi parti liderleriyle yaptığı görüşmede, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayının belirleneceği ön seçimin detaylarını da anlattığını kaydeden ve parti programıyla ilgili bilgi verdiğini dile getiren Özel, “Tüm sayın genel başkanlar, tek hedefin bu ülkeyi tekrar hukuk devleti ile tanıştırma gerekliliği konusunda katkılarda bulundu” diye konuştu.
MUHALEFETE YÖNELİK TUTUKLAMALAR
Özel’in konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:
“Milletvekillerinin hukukunun milletvekillerine emanet olduğu gibi bugün bir genel başkan dün partisinin kurultayını yapacak, orada esecek gürleyecek, onunla rekabet eden birisini de içeride zindanda tutacak. Bu ne içeridekinin kusuru ne bizlerin kusuru. Bu tepedekinin korkaklığı ve acizliğidir, başka bir şey değildir.”
“Aynı ziyarette Halk TV’nin Genel Yayın Yönetmeni sevgili Suat Toktaş’ı, Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer’i, Beşiktaş Belediye Başkanımız Rıza Akpolat’ı, seçilmiş Hatay Milletvekili Can Atalay’ı, Osman Kavala’yı, Tayfun Kahraman kardeşimi, Ayşe Berrin hanımefendiyi de ziyaret ettim. Her birisinin ayrı ayrı hukuksuzluk öykülerini, her birisinin ayrı ayrı ödedikleri bedelleri hep dile getiriyorum.”
KARTALKAYA OTEL KATLİAMI
Bilirkişi heyetine görev vermişlerdi. Bilirkişiye ve raporuna korsan dediler. Raporu teslim almadılar. Korsan deyip üstüne kapattılar. Korsan dediğin bilirkişilerin raporu imzası hepsi elimizde duruyor. Mahkeme sürecinde bu bilirkişiler şahit olsun da her şeyi anlatsınlar da şimdi anlatamazlarsa yarın kurulacak mahkemelerde anlatsınlar da Adalet Bakanlığı eliyle korsan faaliyet neymiş sen de gör kurtarmaya çalıştığın Turizm Bakanı da görsün.
“CAN HESABI YAPIYORUZ”
Sözlerimi kesiyor, kendi grubunda dinletiyor, ‘bak rakı hesabı yapıyor’ diyor. Biz rakı değil can hesabı yapıyoruz. Ayrıca rakı gizlenecek, utanılacak bir şey değildir. Bu vergilerin tamamının ideolojik olması ayıptır. İçki içen suçlu değildir. Sen kimsenin yediğini içtiğini, giydiğini sorgulayacak makamda değilsin. Kimsin sen!
“Geçen sene 900 liraya satılan Ramazan kolileri 1600 liraya çıktı. Asla uygulanmayacağını bildiğimiz Ramazan pidesi fiyatı zorla 20 lira olarak açıklandı.
BORSA SORUŞTURMASI
En son borsaya el attılar. Akın Gürlek SPK’ya yabancı değil. Değerli eş, SPK’de yönetim kurulunda. Görev onların. Bir suç varsa o suç hakkında da savcılğa suç duyurusnda bulunur ama emir Tayyip Bey’den gelince gitmiş cumartesi borsada düşüş olunca soruşturma başlatmış. Başsavcılık haber yapan kişiler hakkında soruşrma başlatmış. Tam bir akıl tutulması ile karşı karşıyayız.
TÜSİAD BAŞKANINA YURTDIŞI YASAĞI
TÜSAİD yöneticisini polis eşliğinde götüren sensin. Mehmet Şimşek para bulmaya çalışırken o fotoğrafı sunan sen. Sermayenin birlikteliği diye ifade edilen TÜSİAD Başkanı yurtdışı yasağı koymayın, 80 ülkeye ihracatım var diyor. 80 ülkeye ihracat yapan adama ihracat yasağı koyuyor. Sonra borsa niye düşüyor.Borsa niye düşer? Tedirginlik varsa düşer, hukukun üstünlüğüne güven yoksa düşer.
“DEPREMZEDELERİN YÜZDE 90’I HALA KONTEYNERLERDE KALIYOR”
Gerçeğe aykırı bilgi veren varsa, bir yılda 650 bin konut yapacağım diye söz verip iki yılda üçte birini yapıp, onun da onda birine bile konteynerde kalanları taşıyamayandır. Erdoğan, seçim kazanmak için, ‘bir yılda konutunuza geçeceksiniz’ demişti. Depremzedelerin yüzde 90’ı halen daha konteynerlerde kalıyor. Kendisini üzmeyen istatistik kurumuna aralıkta enflasyonu yüzde 1 ilan ettirip yüzde 4 maaşlardan zam çalıp, ocak ayında 5,5 ilan edenler gerçek dışı bilgiyi yayıyorlar.”
PİRHA – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis Grup Toplantısında yaptığı konuşmada “Türkiye ve Ortadoğu halklarının kaderini değiştirecek yeni bir başlangıcın eşiğindeyiz” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokratik Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis grup toplantısında konuştu.
Tuncer Bakırhan’ın öncelikli gündemi, belediyelere atanan kayyımlar oldu. Bakırhan, “Barışı nasıl sağlarız, barışa nasıl ulaşırız derken kayyım atamaya devam ediyorlar. Bu gaspçı ve inkarcı anlayış nereye kadar devam edecek? Kars en renkli kentlerden biridir. 10-12 inanç grubu bir arada yaşıyor. Kars’ta güzel bir söz var; ‘Ekmek yediğin sofraya bıçağını saplamayacaksın. Yoksa sana namert derler.’ Bu söz halkların birlikte yaşaması ve bahsettiğim o tarihsel ilişkilerden süzülerek gelen bir sözdür. Anadolu’ya ilk Kars’tan girdiler. O kapıları çalarak da girebilirlerdi ama kırarak girdiler. Bu kapıları kıran ve Kağızman’ın yerlisinin, Terekemesinin, Azerinin iradesini gasp eden anlayışı kınıyorum. Bu yol, yol değildir. İnsan biraz çekinir, sakınır. Bu yol değil, bu yoldan vazgeçin, kayyımları geri çekin.” diye konuştu.
“YENİ BİR BAŞLANGICIN EŞİĞİNDEYİZ”
Bakırhan, konuşmasının devamında şu konulara değindi:
“Bir dönüm noktasındayız. Türkiye ve Ortadoğu halklarının kaderini değiştirecek yeni bir başlangıcın eşiğindeyiz. Hepimizin on yıllarını etkileyecek bir dönüm noktasındayız. Yüz yıl önce kurulan modern ulus devlet, kurtuluş ruhuna ters düştü. Devlet ile halk arasına derin bir uçurum oluştu. Halk kendi devletine yabancılaştı. Aidiyet duygusunu yitirdi. Halktan kaynaklı bir şey yok. Sistemin ötekileştiren, reddeden, inkarcı politikası yüzünden halk yabancılaştı. Devlet her fırsatta demokrasiden, haktan, hukuktan, özgürlüklerden kaçtı. Yüz yıldır tek tipleştirmeye çalıştı. Nasıl Kağızman’daki halkları tek tipleştiremediyse, bir türlü bunu başaramayacak. Türkiye halkları Kürtler başta olmak üzere yüz yıldır mücadelesiyle bu tektipleştirmeye, tek kimliğe sığmadı. Kendi rengi ve kimliğiyle var oldu.
Bugün artık demokratik müreffeh bir Türkiye’de yeni bir asra yelken açabiliriz. Bunun koşulları var. Biraz samimi olsalar emin olun önümüzdeki günlerde bu dediğimiz konular Türkiye’nin temel gündemi olacak. Bu gülünç, kötücül aklın ortaya koyduğu pratikleri belki bugün buralarda tartışmayacağız. İnanın isimlerimiz, dillerimiz, bulunduğumuz odalar farklı olabilir, ama çektiğimiz acının yükü hepimiz için aynıdır. Döktüğümüz gözyaşlarının rengi aynıdır. Hakkari’deki Kürt genci toprağa düştüğünde annesinin döktüğü gözyaşı ile Edirneli genç toprağa düştüğünde annesinin döktüğü gözyaşlarını kim ayırabilir? İşte bütün renklerin içerisinde olduğu bir Türkiye’yi ilmek ilmek hep birlikte dokumak bizim elimizde. Biz buna varız, yıllardır bunun için mücadele ediyoruz. Sadece kendi renklerimizi nakşedelim demiyoruz. Birlikte nakşedelim. Ehmedê Xanî’yi de nakşedelim, Aşık Veysel’i de nakşedelim. Çobanoğlu’nu da Mahsuni’yi de nakşedelim. Ama onlar tek bir şeyi nakşetmeye çalışıyorlar onun da Türkiye’yi getirdiği noktayı hep birlikte yaşıyoruz. Birlikte yaşamak, birlikte kazanmak demektir. Birlikte yaşamaktan bu ülke gerçekten ne kaybetti, onu bilmiyorum. Ama bir şey kazanmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz.
“HERKESİN GÖZÜ ABDULLAH ÖCALAN’DA”
Herkesin gözü Sayın Öcalan’ın yapacağı çağrıya çevrilmiş durumda. Dünyanın dört bir yanından bize mesajlar, sorular geliyor, büyük bir merak ve heyecan var. Milyonlarca insan bu sefer çözüm olsun diye dua ediyor. Emin olun Türk, Kürt, Azeri, Terekeme fark etmiyor çünkü bu halk artık barış, adalet, özgürlük istiyor; kavga etmeden birlikte yaşamak istiyor. Basından da takip ettiniz İmralı heyetimiz yakın zamanda Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bir ziyaret gerçekleştirdi. Çok önemli temaslarda bulundu. Öte yandan Eş Genel Başkanımız Sayın Tülay Hatimoğulları, bir heyetle birlikte Avrupa’da diplomasi faaliyetleri yaptı. Sadece Çanakkale’den Ankara’ya kadar değil, Ortadoğu’dan Avrupa’ya, Avustralya kıtasına kadar barışın diplomasisini yürütüyoruz. Dünyanın neresinde olursa olsun bir Kürt, Türk, Alevi nerede yaşıyorsa onlara ulaşmaya çalışıyoruz. Barışı anlatmaya çalışıyoruz. Bu sürece desteklerini istiyoruz.
Federe Kürdistan Bölgesi’nde Sayın Mesut Barzani, Sayın Bafıl Talabani, Sayın Kubat Talabani, Sayın Neçirvan Barzani, Sayın Mesrur Barzani ve YNK Başkanlık Divanlık Divanı üyesi Şehnaz İbrahim Ahmed ile çok önemli görüşmeler yaptı heyetimiz. Ulusal birlik adına tarihi adımlar atıldı. En önemlisi Kürt halkının önemli liderlerinden Sayın Mesut Barzani, yaptığımız görüşmede Sayın Öcalan’ın çözüm perspektifine güçlü bir destek sunduğunu açıkça ifade etti. Bu tarihi bir duruştur. Kürtler bir arada, birlikte. Bütün Kürt siyasetini ayrıştırma politikalarınıza rağmen Sayın Mesut Barzani ve Federe Kürdistan Bölgesi’ndeki bütün siyasetçiler, barıştan yana olduğunu ve Sayın Öcalan’ın ortaya koyduğu çözüm perspektifini desteklediklerini söylediler. Bu tarihi duruşa değer, kıymet verin.
“HERKES BARIŞA ULAŞMAYA SABIRSIZLIKLA BEKLİYOR”
Hewlêr’den Amed’e, Mardin’den Kobanî’ye ve Kirmanşah’a kadar bütün Kürtler ‘barışa hazırız’ diyor. Ne güzel bir tablo. Türkiye’nin dört bir yanında bütün halklar ‘barış olsun’ diyor. Herkes barışa ulaşmaya sabırsızlıkla bekliyor, sokak hazır, toplum hazır. Dünyanın dört bir yanında insanlar bu çözüme destek veriyor. Peki iktidar da barışa hazır mı? İktidar da barışa hazırsa halkların demokratik geleceğini birlikte inşa edebiliriz. Demokratik cumhuriyeti birlikte inşa edebiliriz. Kimse unutmasın, hukuk ve özgürlükten yoksun bir toprakta ne devlet ne de insanı mutlu olur. Yıllardır hukukun ve adaletin olmadığı bu ülkeden ne toprak ne taş ne ova ne ağaç ne de insan mutlu olmadı. Toprağın ve insanın mutluluğu demokrasiden geçiyor.
Bugün Türkiye tarihine damgasını vuran iki önemli günün haftasındayız. 28 Şubat darbe girişimi ve 28 Şubat Dolmabahçe Mutabakatı’nın yıl dönümünün olduğu haftanın içerisindeyiz. 28 Şubat hem demokrasinin kesintiye uğradığı darbe tarihini hem de Kürt sorununda barış umudunun yeşerdiği Dolmabahçe ruhunu hatırlatıyor. Sayın Erdoğan kongresinde ‘köküne küs ağaç yeşermez’ diyordu. Buyurun bu ülkeyi yeniden hep birlikte yeşertmek için önce tarihimizle yüzleşelim, barışalım. Ortak paydalarda buluşalım. Unutmayalım, tarih sadece geçmişin aynası değil, bugünün de aynasıdır. Kürt sorununun çözümü aynaya bakmaktan geçer, aynayı kırmaktan geçmez. Gelin bir de tarihin projeksiyonunu bu kez 104 yıl öncesine çevirelim. 1921 Anayasası’na bakalım. 1921 Anayasası’nın birçok eksiği var. Ama Türkiye tarihinde yerinden yönetimi esas alan tek anayasadır. Özellikle Kürtlerin ve diğer halkların, kimliklerin, dillerine ve yerel yönetimlerine saygı gösteren bir anlayış var. Rotamız demokrasi, rehberimiz barış olsun diyoruz.”
PİRHA-CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında gündemi değerlendirdi. Özgür Özel, üçlü zirve ve ön seçim takvimi hakkında açıklamalarda bulundu. Üçlü zirvede mutabakat sağlandığını, ‘yıpranma olmaması’ için Mansur Yavaş’ın ön seçimde aday olmayacağını açıklayan Özel, ön seçimin 23 Mart’ta düzenleneceğini duyurdu.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu.
“ERDOĞAN, BAKAN’I ALMAK İÇİN KONGREYİ BEKLİYOR”
Bolu Kartalkaya’da bulunan Grand Kartal Otel’de meydana gelen ve 78 yurttaşın hayatını kaybettiği faciaya ilişkin İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın 10 gün içinde sorumluların ortaya çıkacağına dair sözlerini hatırlatan Özel, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kültür ve Turizm Bakanı Nuri Ersoy’u görevden almak için 23 Şubat’taki parti kongresini beklediğini öne sürdü.
SAHTE İÇKİ AÇIKLAMASI: BU VERGİ İDEOLOJİK VERGİDİR
Ankara’da son 5 günde sahte içki nedeniyle 38 kişinin hayatını kaybetmesine dair de konuşan Özgür Özel, parti içinde bir heyet görevlendirdiklerini ve heyetin hastanede tedavi gören yurttaşların aileleriyle de görüştüklerini söyledi.
Daha önce bu konuyla ilgili komisyon kurulmasını önerdiklerini anlatan Özgür Özel, bu taleplerin reddedildiğini söyleyerek, “Bu konunun araştırılmasını istememenin hiçbir izahı yok” dedi.
CHP lideri, içki fiyatlarına yapılan zamlara ve ağır vergilere değindi. 100 liralık içkinin 62 lirasının vergi olarak alındığınına dikkat çeken Özgür Özel, “Bu vergi ideolojik vergidir. Bu vergi, ‘yaşam şekli tercihi vergisidir’” diye konuştu.
6 Şubat 2023’teki deprem faciasından beri Hatay’daki depremzedelerin yalnızca yüzde 5’inin konteynerlerden evlere gittiğini söyleyen Özel, şunları söyledi:
“6 Şubat’ın 2. yılında, arkadaşlarımızla birlikte 11 ilde depremzedelerle birlikteydik. Bir dokunduk bin ah işittik. Gördüklerimizden, duyduklarımızdan utandık. Resmi devletin rakamları. 8 Şubat 2013’te bir yıl içinde bütün konutları teslim edeceğiz dedi. Depremin ikinci yılında ancak yüzde 30’unu bitirmiş, yüzde 70’i ise ya çadırda ya yakınlarının yanında. Depremzedelerin yüzde 70’i hala açıkta. Vatandaşların önüne boş senet konup imza atılması isteniyor. AFAD, 707 bin kişiyi konteynerlere yerleştirdiklerini açıklamıştı. Biz de, belediyelerimiz de buna destek verdik. 2 yıl sonra konteyner evlerden ayrılanların sayısı sadece 50 bin azalmış durumda. Erdoğan’da oraya geldi. 5’li çeteyi çağırıp ellerine plaket verdi. Sayın Erdoğan, pazara gel dedim gelmedin, bu sefer çık sıcak salondan birlikte konteyner kentlerini gezelim. Var mısın, bu cesareti göster. Oturmuş buradan, gidiyor salonlara, Erdoğan’dan deprem bölgesine ziyaret diye yayınlıyorlar.”
“FİLİSTİN KONUSUNDA DENİZ GEZMİŞ VE ARKADAŞLARI İLE AYNI NOKTADAYIZ”
Özgür Özel, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze hakkındaki sözlerine ilişkin 5 gün sessiz kalmasını eleştirdi. Erdoğan’ın Trump yerine Netanyahu’ya yüklenmesini de eleştiren Özgür Özel, “Netanyahu’ya söz söyleyecek cesaretin var ama Trump’a söz sözleyecek cesaretin yok” dedi.
Özel, Filistin meselesinde CHP’nin duruşu için, “Filistin konusunda Deniz Gezmiş ve arkadaşları ile aynı noktadayız” dedi.
BİRGÜN’E YAPILAN OPERASYONA TEPKİ
Hafta sonu BirGün Gazetesi’nden üç yöneticinin gözaltına alınması hakkında da konuşan Özel, şunları söyledi:
“Cumartesi günü BirGün Gazetesi’nden sevgli Uğur Koç, Berkant Gültekin ve Yaşar Gökdemir’i gözaltına aldılar. Bu seyyar giyotinin İstanbul’da yaptıklarından sonra zulüm Ankara’daki gazetecilere sıçradı. Sabah Gazetesi, muhabirinin paylaştığı fotoğrafı haber yapmış. BirGün Gazetesi de o fotoğrafı almış, başlıkta ‘yandaş Sabah’ demiş, e yandaş. Öyle değil mi? ‘Seyyar giyotini’ de benim ifadem olarak tırnak içine almış. Bu yüzden 3 gazeteciyi gözaltına aldılar neredeyse tutukluyorlardı.”
“CÜRMÜN KADAR YER YAKARSIN”
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’e seslenen Özel, şunları ifade etti:
“Bu sabah da güne seyyar giyotinin gıcırtılarıyla uyandık. Yeni bir şafak operasyonuyla parti meclisi üyelerimiz ve bazı parti yöneticilerimiz gözaltına alındı. Sen bizim iktidarımıza karşı nasıl belediye kazanırsın operasyonu bu. Cürmün kadar yer yakarsın”
KURULTAY AÇIKLAMASI
AKP ve MHP’de bir ilçe başkanına bile rakip çıkamadığını belirten Özel, genel başkan seçildiği kurultay hakkında ‘şaibe’ iddialarına ilişkin şunları söyledi:
“Dosya, iftira atanın yargılandığı dosya. Bursa’dan dosyayı Ankara’ya çekmişler. Size işin aslını söyleyeyim. Saray’ın bir medya planlaması var. Dün akşam planlanan, Özgür Özel, Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’nun zirvesinden kaos çıkmasıydı ama yaşanan bu. CHP’de krizden, CHP’de şaibeli kurultay yalanına çevirdiler bu işi. Erdoğan birkaç kez bunu söylemiş, ben girer miyim bu çukura? Milletin derdinin çözüleceği sandıktan kaçıyorlar.
“İKİ BAŞKANA DA TEŞEKKÜR EDİYORUM”
Üçlü zirvenin ardından kamuoyundaki tartışmalara değinen Özgür Özel, konuşmalarının içeriği şu şekilde özetledi:
“Türkiye’de umut olmuş iki ismin ön seçim yarışına girerek birbirini yıpratmamasına dair fikir birliğine vardık. Mansur Yavaş, ön seçime girmeyeceğini söyledi. ‘Elbette partimizin üyelerinin vereceği karara saygılıyım’ dedi.
Partide kaos arayanlar, devlet imkanlarıyla karşımıza dikilenler avuçlarını yalayacaklar. Benim için en büyük kazanım yıllardır CHP’yi, kavganın merkezi gibi gösterenlere inat, iki belediye başkanının verdikleri birliktelik pozudur. Partimizin birlik görüntüsünün bozulmaması için iki başkanımızın da olağanüstü çabasına ve birbirleriyle kurdukları abi-kardeş ilişkisine yürekten teşekkür ediyorum.
Belirlenen seçim takvimine göre 28 Şubat Cuma günü 17.00’ye kadar CHP’nin adayını belirlemek için baba evine gelip kaydolmaya davet ediyorum. Aldığımız karar gereğince 23 Mart Pazar günü yapacağımız ön seçimle belirleyeceğiz. Hayırlı olsun.”
BİZ KAZANACAĞIZ, TÜRKİYE KAZANACAK
Konuşmasının sonunda Erdoğan’a seslenen Özel, şu şekilde konuştu:
“İçimizi karıştıramayacaksın. Birlik ve beraberliğimizi bozamayacaksın. Yargı aparatlarıyla önümüzü kesemeyeceksin. Seni rekabete, namuslu bir yarışa, korkmadan karşımıza çıkmaya çağırıyorum. Halkın adayı karşında olacak, sana meydan okuyoruz. Krizi bitirecek, zaferi getireceğiz. Adayımızla beraber meydanlara çıkmaya, bir olmaya, birlikte olmaya, hiçbir şekilde ayrılmamaya kararlıyız. Biz kazanacağız, Türkiye kazanacak.”
PİRHA-Ortadoğu’da ezilen halkların, inançların, kimliklerin büyük bir baskı ve şiddet altında olduğunu belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Suriye’de Kürtleri Alevileri, Dürzileri ve diğer halkları yok sayarak bir gelecek kurulamaz. Suriye’nin istikrar ve huzuru herkesin kendini ait hissedebileceği yeni yapılanma modeliyle, bir demokratik Suriye ile mümkündür” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis’te partisinin grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.
Tülay Hatimoğulları’nın konuşması öncesinde Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinin yıl dönümüne dair hazırlanan sinevizyon gösterimi yapıldı.
“DEPREMZEDELER YALNIZ BIRAKILDI”
6 Şubat depremlerinin ardından depremzedelerin yalnız bırakıldıklarını hatırlatarak sözlerine başlayan Tülay Hatimoğulları, depremzedelerin sorunları çözülene, yaralar sarılana kadar depremzedelerin yanında olmaya devam edeceğiz. Acımız gerçekten çok büyük. Acımız o kadar büyük ki kelimelerle tarif edilemez. Ama acıya acı katan şeylerden biri de hala 600 binin üzerinde yurttaşımızın 21 metrekarelik o konteynerlere 2 senedir yaşamlarını sığdırmış olmaları. ‘Depremin yarası sardık’ diyen iktidara sesleniyorum; gidin o konteynerlerin içini görün. Sadece 201 bin konut yapılıp teslim edilmiş. Bunların çoğu da bölgesel ayrımcılık da yaptı bu iktidar. Birçok yerde de hala konut inşaatı başlatmamış bu iktidar. Bunlardan biri Adıyaman ve Malatya’nın bazı yerleri Antakya, İskenderun, Defne, Samandağ ve daha oralara doğru düzgün toplu konut yapılmadı yurttaşla kavga ediyorlar, rezerv alan ilan ediyorlar. Türkiye’nin 85 milyon yurttaşı ödediği vergilerle bunun finansmanını zaten sağlamış ama bunlar kalkıp ne yaptılar. Deprem vergisi adı altında topladıkları vergileri hatta depremden sonra topladıkları hem Türkiye’nin içinden hem de yurt dışından toplanan yardımları kendi 5’li çetesine peşkeş çekmek için uğraşmaktalar” dedi.
“TÜRKİYE HALKLARI, EKONOMİK OLARAK BÜYÜK BİR FELAKETLE KARŞI KARŞIYA”
Türkiye halklarının ekonomik olarak büyük bir felaket ile karşı karşıya olduğuna belirten Tülay Hatimoğulları, “Bu iktidar gerçekten emek düşmanı, emekçi düşmanı bir iktidardır. AKP döneminde sendikalaşma oranı düşürüldü. Grevler yasaklandı. Emekçilerin milli gelirden aldığı pay yüzde 26’ların altılarına kadar düşürüldü ve şimdi işçi sınıfı bu adaletsizliğe itiraz ediyor. Her gün Türkiye’de irili ufaklı çok sayıda işçi, direnişleri ve grevler var. İşçi direnişi bizim de direnişimizdir. Eşitsizliğe karşı bizler işçilerle, emekçilerle birlikte dayanışmaya devam edeceğiz. Buradan biz iktidara sesleniyoruz. Gerçekten kendinizle ne kadar övünseniz az. Dünya tarihi çok fazla ekonomik krizlere tanıklık etti. Pişkince çıkıp bu krizin sanki müsebbibi ve Türkiye’de bu şekilde yansımasının sebebi siz değilmişsiniz gibi siyaset yapabiliyorsunuz. 2028’de ekonomiyi düzelteceğiz diyebiliyorsunuz. 22 senedir bu iktidarda olduğunuz halde” diye belirtti.
“DEMOKRATİK SURİYE CUMHURİYETİNİ İNŞA ETMEK MÜMKÜNDÜR”
Ortadoğu’da Suriye’den Filistin’e kadar her yerin yangın yerine döndüğünü vurgulayan Hatimoğulları, “Ortadoğu’da ezilen halklar, inançlar ve kimlikler büyük bir baskı ve şiddet altında. Ortadoğu’da yine halkların yok sayıldığı yönetimlere şahitlik ediyoruz. En son Suriye’de bunun örneğine tanıklık ediyoruz. Suriye’de Kürtleri Alevileri, Dürzileri ve diğer halkları yok sayarak bir gelecek kurulamaz. Zorla kurulan düzenler er ya da geç çatırdamak durumundadır. Suriye’de halkların kaderi kapalı kapılar ardında değil hep birlikte adil ve eşit bir şekilde belirlenmelidir. Suriye’nin istikrar ve huzuru herkesin kendini ait hissedebileceği yeni yapılanma modeliyle, bir demokratik Suriye ile mümkündür. Herhangi bir etnik ve dini sınıfa bağlı olmadan demokratik Suriye cumhuriyetini inşa etmekle mümkündür” diye ifade etti.
“FİLİSTİN HALKININ, TALEPLERİ KARŞILANMALIDIR”
Ortadoğu’da egemenlerin isminin değiştiğini ancak halk düşmanlığının asla değişmediğini söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Küresel güçler Gazze’de yeni bir etnik temizlik yapıyorlar. 50 binden fazla insan katledildi 7 Ekim’den bugüne kadar. Gazze’nin yüzde 70’i yok edildi. Şimdi de orada tatil beldesi yapmak için hayal kurarlar var. ‘Orayı ben satın alabilirim’ diyenler var. Sanki çarşıdan turşu satın alıyorlar. Filistin halkı Nekba’yı unutmadı. Milyonlarca insanın evlerinden sürüldüğü o kara günü hiç kimse ama hiç kimse unutmadı. Tarih bunu bize acı acı hatırlatıyor. Bugün Gazze’de de yeni bir Nekba planlanıyor. Bu plan sadece Filistinliler için değil bölgedeki bütün halklar için felaket demektir. Filistin topraklarından elini çekmelidir İsrail ve yerleşimci sömürgeciliğe son vermelidir, Filistin halkının talepleri karşılanmalıdır. Biz halkların barış içerisinde yaşadığı adil ve eşit bir Ortadoğu istiyoruz. Savaşla talanla işgalle bu coğrafya huzur gelmez” diye konuştu.
“VAN HALKINA CEZA VERİLMEK İSTENDİ”
Bütün toplumsal dinamiklerle bir arada olmaya devam edeceklerini dile getiren Hatimoğulları, “Bu iktidar bu sabah Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanımız Abdullah Zeydan’a 3 yıl 9 ay hapis cezası verdi. Bu karar 14-0 ile kazanmış olduğumuz Van halkının iradesini tanımama kararıdır. Bakın AKP-MHP ya da başka hangi parti sadece bir ilde büyükşehir dahil olmak üzere 14’e 14 yapmış, yok. Van’da biz tarihi bir başarıya imza atmışız. Bu verilen ceza, Van halkına verilen cezadır. Halkın iradesini gasp etmektir. İktidar bu uygulamalarınla Van Belediyemize yönelik bu cezalandırma sisteminle sen diyalogdan dönmek için bahane mi arıyorsun? Bizler bu sahte bahaneleri çok iyi tanıyoruz. Ne irademizi teslim ederiz ne de barış mücadelemizden bir milim dahi geri adım atmayacağız. Size rağmen barışı inşa etmek için mücadelemiz devam edecek” dedi.
“YAPTIĞIMIZ GÖRÜŞMELERDE, KÜRT SORUNU BARIŞÇIL YÖNTEMLE ÇÖZÜLMELİ GÖRÜŞÜ ORTAYA ÇIKTI”
DEM Parti olarak Abdullah Öcalan’ın yapacağı çağrı öncesi Türkiye’nin ve Kürdistan’ın dört bir tarafında toplumsal kesimlerle buluşmalar gerçekleştirdiklerini söyleyen Hatimoğulları, konuşmasının devamında şunları ifade etti:
“İstanbul, Diyarbakır ve Mersin’de üç miting gerçekleştirdik. 42 merkezde halk buluşmaları gerçekleştirdik. Alevi canlarımızla buluştuk mütedeyyin kardeşlerimizle buluşacağız. Bu ülkenin aydınları, yazarları, gazetecileriyle buluşacağız. Kadın hareketiyle, insan hakları ve doğa hakları savunucularıyla buluşacağız. Bu çalışmalarımızı bu süreçte devam ettiriyoruz. Biz barışı aynı zamanda merkezi olarak yürütülen görüşme ve diyalogun yanı sıra halkla birlikte toplumsallaştırmak için DEM Parti olarak her türlü çabayı harcamaya devam edeceğiz. Bu emeği sarf etmeye devam edeceğiz. Bu görüşmelerden, iktidarın çizmeye çalıştığı bu kara tabloya rağmen biz umutluyuz. Yaptığımız bu kadar görüşmede ortaya çıkan tablodan dolayı umutluyuz. Bu ülkedeki bütün farklı kesimler, bütün toplumsal dinamikler ve muhalefetteki birçok kesimle yaptığımız görüşmede evet barış olmalı dediler. Kürt sorunu barışçıl ve demokratik yöntemle çözülmeli dediler ve bu demokrasi mücadelesinin büyütüleceğinin göstergesi olarak görüyoruz.”
DEM Parti İmralı Heyetinin bu hafta sonu Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bir ziyaret gerçekleştireceğini dile getiren Hatimoğulları, “Bu ziyaret çerçevesinde Kürt halkının çok önemli liderlerinden biri olan Sayın Mesut Barzani ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirecek. Görüşmede; Kürt sorunun demokratik ve barışçıl yollarla çözümü, bölgesel istikrar konusunda Sayın Barzani’nin görüş ve önerileri alınacak. Heyetimiz ayrıca Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Sayın Neçirvan Barzani ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) Başkanı Sayın Bafil Talabani ve Başbakan Yardımcısı Sayın Kubat Talabani ile bir dizi görüşme ve temaslar gerçekleştirecek. Bu görüşmelerde Kürt halkının ortak geleceğine dair önemli meseleler ele alınacak ve çözüm ile işbirliği olanakları değerlendirilecek. Heyetimiz bu temaslar sonucunda edineceği görüş ve önerileri Abdullah Öcalan ile paylaşacak. DEM Parti olarak bu ziyaretin Kürt sorununun çözümüne ve bölgesel barışın güçlenmesine anlamlı katkılar sağlayacağına yürekten umut ediyoruz” diye konuştu.
PİRHA- Kartalkaya faciasıyla ilgili Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’u görevden alma çağrısı yapan Özgür Özel, Meclis’te de gerekli yasal değişikliklerin yapılmasını istedi. Muhalefet partilerinin grup yönetimlerine ziyaretlerde bulunacaklarını belirten Özel “Bu bakan yargılansın’ önerisinde ortaklaşmak için çaba sarf edeceğiz” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel partisinin TBMM’de düzenlenen grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Özel, konuşmasına Bolu’da Grand Kartal Otel’de yaşanan yangın faciasına değinerek başladı.
Facianın ardından tartışmalara neden olan raporu anımsatan Özel, “Adalet Bakanı’nın önce resmi yazı ile görevlendirdiği, sonra kabul etmeyip, “Bu rapora Bolu Belediyesi’ni ilave etmezseniz almayız” dedikleri, “Bu rapordan Turizm Bakanlığı’nı çıkarmazsanız almayız” dedikleri rapora “korsan” dediler” dedi.
Özel‘in konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:
“İçişleri Bakanı olay günü tüm sorumluların 10 gün içinde belirleneceğini taahhüt etmişti. Bugün o sözün üzerinden tam 14 gün geçti. Sorumlular ortada yok. Sorumluluklar ortada yok.
Resmi görevlendirme yazısını açıkladık. O günkü 7 kişilik bilirkişi heyeti, mesleki namuslarına da kişisel onurlarına da sahip çıktılar ve suçlu görmediklerini o rapora ilave etmediler.
O günden bugüne yeni bilirkişiler geldiler, birkaç gün çalıştılar ama ne eski rapor ne ayrı bir rapor ortada hiçbir rapor yok.
Oysa gözaltındakiler hâkim karşısına çıkarken o rapora göre sorumlulukları belirlenecek, gözaltından tutukluğa sevki talep edilecek ya da edilmeyecek. Hâkim tarafından karar bilirkişinin bulduklarına göre verilecekti.
RAPOR AKP’LİLERDEN OLUŞUYOR
Raporun iki parçası birbirini suçlayan AKP’lilerden ve onların atadıklarından oluşuyor. Ne raporda ne bir başka yerde olmayan sorumluluğu sosyal medya faaliyetiyle CHP’ye yüklemeye çalışanların milletin gönlünde yeri olmadığı, herkesin bu meseleyi doğru yerden okuduğunu gördüler.
14 gündür kıpırdayamıyorlar. 14 gündür bilirkişi raporu olmaksızın tutuklamalar yapıldı ve 14 gündür hâlen daha Bolu Cumhuriyet Başsavcısı’nın Ankara’dan yediği tazyik üzerine hakikatten “AK Parti’yi nasıl sıyırırım, buraya Cumhuriyet Halk Partisi’ni nasıl bulaştırırım?” bunun çabası var.
İçişleri Bakanı hâlen daha verdiği söze rağmen sessiz bir şekilde duruyor. Bu utanç, maalesef. Bu mızrak daha fazla bu çuvala sığmaz. Bu utanç daha fazla gizlenemez ama bekleyecekler, bekliyorlar.
“BU BAKANI DERHÂL GÖREVDEN ALINIZ”
Erdoğan’a sesleniyorum. Ankara İl Kongresi ayıplı bir işti. Yanlış yaptınız. Şimdi büyük kongreyi beklemek daha büyük bir yanlıştır. Bu bakanı derhâl görevden alınız. Onu ne gün görevden alırsanız alın şu gerçeği değiştiremezsiniz: Bu bakanı da iktidarınız boyunca bu ülkeye felâketler yaşatan bütün bakanları da atayan kalem sizsiniz. Kalem sizin, mürekkep sizin, sorumlu sizsiniz. Bunu değiştiremezsiniz.”
Yangın faciasıyla ilgili TBMM’de kurulan Araştırma Komisyonu hakkında konuşan Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Meclis, facianın araştırılmasıyla ilgili bir araştırma komisyonu kurdu. Elbette oy da verdik, üye de veriyoruz, çalışmalarını da bekliyoruz. Ancak bu komisyonun otele gidip “Yangın nasıl çıkmış? Sorumlu kimmiş? Neymiş?” diyerek bir süreç içinde yer alması yerine bu komisyonun Kartalkaya yangınından hareketle Türkiye’de bir daha benzer facialar yaşanmasın diye, bir anneanne 6 torununu birden kaybetmesin diye, bir baba iki oğlunu, onun iki oğlunu elleriyle toprağa görmesin diye, okullar kapanıp da karne sevinciyle eve koşan 36 bebek, evlat dün okul başı yapamayıp sıralarında karanfiller olmasın diye bu Meclis’in oturup bütün kanunları, bütün mevzuatları, sorumluluk alanlarını, yetkileri, eksik yetkilendirmeleri mutlaka doğru tarif etmesi ve Türkiye’yi bir daha bu meclis üyelerinin yaşanmayacağı şekilde gerekli yasal düzenlemeleri yapması bu Meclis’in önemli görevidir.”
“SAVCI SORGULAMIYOR”
Yangından sorumlu olanların Ankara’da olduğunu vurgulayan Özel, “Bunları bir savcı tutup da sorgulayamıyor. Örneğin Turizm ve Kültür Bakanı’na sorulacak çok sorunun, arılanacak çok cevabın ve gerçekten sorulacak bir hesabın olduğuna bu milletin yüzde 99,9’u ikna olmuş durumda” diye konuştu.
Özel, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ama bunu yapmak için bir soruşturma komisyonu kurmak gerekiyor Meclis’te. Bakanlar, Meclis’te kurulacak bir soruşturma komisyonu, bunun kurulma talebi suç duyurusudur. O dilekçenin Meclis’e gelmesi savcılık aşamasıdır. Meclis’teki komisyonun oluşturduğu raporun oylanması mahkemeye sevktir. Kabulü Yüksek Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi’nin yargılamayı yapmasıdır.
İşte bunun için bu Meclis’e görev düşüyor ama maalesef 16 Nisan 2017 referandumu bir tek adam rejimi yaratırken sahada işlenen suçların Ankara’da, tepedeki sorumlularını, bazen ve veya iş birlikçilerini sorgulayamama konusunda da kendisine önemli güvenceler aldı.”
BAKAN ERSOY İÇİN PARTİLER ZİYARET EDİLECEK
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un yargılanmasıyla dikkat çeken bir çıkış yapan Özel, “Bütün muhalefet partilerinin grup yönetimlerine ziyaretlerde bulunacağız. “Bu bakan yargılansın” önerisinde ortaklaşmak için çaba sarf edeceğiz” ifadelerini kullandı.
İKTİDAR 21 YILDA 8 KEZ İMAR AFFI ÇIKARDI
Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinin 2. yıldönümü olduğunu anımsatan Özel, iktidarın 21 yıldır 8 kez imar affı çıkardığını belirtti.
Özel, şunları söyledi:
“11 kentimizi yıkan 53.000’in üzerinde vatandaşımızın hayatını kaybetmesine sebebiyet veren ve ülkeyi o güne kadar 21 yıldır toplayan 3 trilyon dolardan fazla parayı 8 kez çıkardığı imar aflarıyla toplayıp dirençli kentler için bir kuruş harcamayan, o depremin olmaması için bir kuruş harcamayan, yalnızca imar affından 26 milyar lira toplayan, 21 yılda 3 trilyon dolar vergi toplayan ve bu faciaya engel olamayanların bu millete hem öncesindeki sorumlulukları hem deprem olduğu andan itibaren ki beceriksizlikleri, 3 gün boyunca harekete hazır Türk ordusunu korkuyla kışlada tutmaları, millet sefalet içinde, ayakları bileklerine kadar suda dururken, ilk önce hiç olmazsa bir çadır beklerken, kar altında, yağmur altında, çamur içinde duruyorken çadır sattıranları ve daha depremin 3. gününde seçim odaklı konuşmalara başlayanları, “1 yıl içinde herkes evine girecek” diyenleri unutmadık.
Depremin ardından yapılan yargılamalar tam bir fiyaskodur. 2.031 soruşturma var, 1.397’si hakkında iddianame düzenlenmiş. Yani her 3 sorumludan biri şu ana kadar savcı karşısına bile çıkmamıştır. Ayrıca 2.031 dosyadan karara bağlananlar 75’tir. Oran yüzde 2,7’dir. Yani her 100 sorumludan 97’si henüz haklarında bir karar verilmemiştir.
ENFLASYON VE ASGARİ ÜCRET TEPKİSİ
Erdoğan’a sokağa çıkma çağrısında bulunan Özel, “Buradan salon adamı Erdoğan’a, sıcak salon seven Erdoğan’a, atadıklarının alkışını milletin teveccühü sayan Erdoğan’a diyorum ki: Sokağa çık, oraya git, isyanı gör. Millet açtır, açıktadır, perişandır” diye konuştu.
Özel, konuşmasında Türkiye genelinde yaşanan konut krizine de değindi. Özel, OECD’nin yayımladığı raporu hatırlatarak “Türkiye enflasyonda dünyanın en kötü 6. ülkesi. Bizden iyi 5 ülke Zimbabve, Sudan, Güney Sudan, Arjantin ve Venezuela. Daha önce en kötü 5. ülkeydik. Bir ülkeyi geride bıraktık diye düşünürken öğrendik ki Sudan ve Güney Sudan ayrı ayrı enflasyonları olan iki ülke olarak ikisi de bizden kötüymüş. Açlık sınırı 22.131 lira olarak açıklanmıştır ve 22.104 lira olan asgari ücret cebe girmeden altında kalmıştır. Ocak enflasyonuna göre asgari ücretten 1.100 lira uçtu” şeklinde konuştu.
PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Beşiktaş Belediyesi’ne yapılan operasyonu “düşman hukuku” olarak değerlendirerek “Bükemedikleri bileği polisin balyozuyla kırmaya çalışıyorlar” dedi. Özel, operasyonlarla zamların üzerinin örtüldüğüne de dikkat çekti.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Meclis’te grup toplantısında güncel gelişmeleri değerlendirdi. Özel, Beşiktaş Belediyesine yapılan operasyonu “düşman hukuku” olarak değerlendirdi.
“Beşiktaş operasyonu ile acaba geçim sıkıntısının zamların üzerini örtebilir miyiz diye düşünenlere inat elbette yargının siyasallaşmasını, MHP’nin bu işteki yerini, Beşiktaş’ı da konuşacağız” diyen Özel, emeklilerin asgari ücretlilerin sefalet ücretine mahkum edilmesini eleştirdi. Özel, “kırmızı kart” çıkartarak iktidara erken seçim çağrısını yineledi.
“Arkadaşlarımız dün önerdiler, grup toplantısını Beşiktaş Belediyesi önünde mi yapsak diye. Fena öneri değil. Ama belediye başkanımıza karşı haksız, hukuksuz soruşturma başlatanlar zaten bunu istemiyor mu? Şimdi o konuşulmasını istemediklerini konuşmaya geldim. Beşiktaş operasyonu ile acaba geçim sıkıntısının zamların üzerini örtebilir miyiz diye düşünenlere inat elbette yargının siyasallaşmasını, MHP’nin bu işteki yerini, Beşiktaş’ı da konuşacağız. Ama köprü ücretlerine yapılan zammı da konuşacağız.
Tayyip Bey en son 21 yıl önce pazara çıkmış. O gün 29 lira 90 kuruş ödemiş. Bugün aynı pazara gittik aynı fileyi hesapladık: 1.044 lira. 21 yılda 40 kat zamlanmış. 20 yılda pazarın 40 kat zamlandığını bildikleri için ‘gelemezsin’ diyorlar. Var mısın, 21 yıl önceki fileyi ben tutayım sen doldur, hesabı birlikte yapalım. Pazara çıkacak yüzün mü kalmış görelim hep beraber. Artık mızrak çuvala sığmıyor. Gel tartışalım diyeceğim yapacak hali yok rakamlar ortada.
Emekli, asgari ücretli, çiftçi, Erdoğan’ın tuttuğu küfeye ağır geliyor. Sırtında küfe dediği milletin verdiği yetki. Yük taşımada yaşından derdi yok. Yükün neye bağlı olduğuna bağlı olarak senden benden kuvvetli. Büyük şirketlerin, 43 büyük şirketin 37’si sıfır lira vergi verdi. 40 haramiler, 5’li çete sıfır lira vergi verdi. Onlar için 701 milyar TL koydu bütçeye. Vazgeçilecek vergiler için 701 milyar…
Asgari ücreti 22 bin lira yaptı. Üzerine her bir SGK’li için işverene 8 bin TL teşvik verse, asgari ücreti alana 30, verene 22 bin lira olsa
bunun maliyeti 300 milyar lira. Bütün emekliler ve asgari ücretlilerin yüzünün gülmesi için lazım olan parayı sadece zengin müteahhitler için harcıyor. O yüzden küfe sende değil, bende demeye gerek yok.
MEB’İN ÜLKÜ OCAKLARI İLE PROTOKOLÜNE TEPKİ
Okullara tarikatları sokuyorlar, yetmezmiş gibi Ülkü Ocakları ile sözleşme yapıyorlar. Ülkü Ocaklar’ına iyi niyetle gidenlere sözüm yok ama son zamanlarda bir siyasi partinin genel başkanına tehditler savuranlar gençlere ne öğretecek? Başkanımızla bir gün yollarınız ayrı düşer, yol ortasında torbacılara vurdurulur mu diyecekler, bunu mu öğretecekler?
BEŞİKTAŞ BELEDİYESİNE OPERASYON
Millet, 47 sene sonra bizi birinci parti yaptı. Erdoğan’ı devletin de partinin de başındayken milletten aldığımız oyla yüzde 38 oyla Erdoğan’ı yendik. Bu seçim başarısının üzerinden, bir yandan CHP’li belediyelere zorluklar çıkarıp kamu gücünü kullanarak sürekli işlerin kötüye gideceğini, bunun kendisine yarayacağını sanıyordu.
Belediye başkanlarımız yoksullukla mücadele ediyorlar, halka dokunuyorlar, boş tencereyi kaynatıyorlar. Erdoğan ne yapacağını bilemedi, biraz da belediyeleri silkeledi. Arkadan çelme takmaya, belediyenin döner tekerine çomak sokup hasetlik yapmaya devam ederken dün sabah Rıza Akpolat’ın evinin kapısı çalındı. Bu yapılan düşman hukukudur. Belediye başkanı kanun gereği ihale sorumlusu değildir. Öyle olsa her gün 300 belediye başkanı ifadeye gider.
Beşiktaş, 31’de 31 belediye meclis grubunu CHP’ye verdi. Hesap soracaksan ilçe örgütüne soracağına Rıza Akpolat’a rekortmen olmanın, başarılı olmanın hesabını soruyor.
“İHSAN AKTAŞ İÇİN KANUN ÇIKARILDI”
Bu firma dün sabaha kadar İhsan Aktaş adından devlet katında itibarlı TBMM’nin KİT’lerin, Yargıtay’ın dünya kadar AK Partili belediyenin işini yapan İhsan Aktaş, en son Bahçelievler Belediyesi’nin ihalesini 564 milyon TL’ye yeni almış. Esenyurt Belediyesi de soruşturmanın içinde, ama yeni gelen kayyım ihaleyi onaylamış hizmete başlatmış.
İhsan Aktaş’ın şirketi 1 ihaleye giriyor. Bu ihalede yapmak istedikleri iş ‘Ortadoğu ve balkanların en büyük benzin istasyonunu açmak.’ Şirketin adı Güven-Elif Otoyol İşletmeleri, Elif LPG. Bir benzin istasyonu açılıyor ama istediğini alamıyor. Çünkü ilçe belediyesinden, İBB’den, AVM’ler, araç yıkama istasyonları, eğlence alanları için izin alamıyor. İhsan Aktaş burayı açmak için belediyeleri ikna edemeyince AK Parti’den birilerini buluyor. 12 Aralık 2024’te Resmi Gazete’de yayımlanmış. Köy Kanunu görüşülürken araya bir madde eklemişler. İhsan Aktaş istediği yerin etrafına İstanbul’da belediyelerden izin alamadığı için hangi kapıyı çaldıysa Köy Kanunu’na paraşütle bu maddeyi ilave ettirmiş. Bunu bu ülkede ancak en tepede oturan 1 kişi yapabilir. Tencere dibin kara seninki benden kara demiyoruz. Suçlu, yolsuz varsa bizden ayrı dursun. Ne Rıza Akpolat’ın ne Ahmet Özer’in siyasi kumpas dışında hiçbir suçu yok. Bükemedikleri bileği polisin balyozuyla kırmaya çalışıyorlar.
“MİLLETİN İSTEDİĞİ SANDIKTIR”
Adana Yüreğir Belediyesi’ni AK Parti’nin elinden almışız. Sen Ömer Bey’e o kavgalı olduğun kadın milletvekili çağırmış. Neden sivil araçla gidiliyor, senin korkundan öyle gidiliyormuş. ‘Sen bize gel’ ne demek, olacak şey mi? ‘Burada rahat edersin’ ne demek? AK Parti’nin Adana’daki şifresi Da Vinci’nin şifresinden karışık.
Kırmızı kart CHP’nin değil, bu ülkenin ezilenlerinin eylemidir. Tayyip Bey işte sana kırmızı kart. Bu milletin sesini duymazsan görüp göreceğin budur. Bu milletin senden son istediği sandıktır, getir sandığı göreceksin kırmızı kartı.”
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, grup toplantısında yaptığı konuşmada “Sayın Öcalan kendisiyle yapılan görüşmede barışın aciliyetine önemli vurgular ve uyarılar yapmıştır” dedi. Hatimoğulları emekçilerin, yoksulların açlığa mahkum edildiğine de dikkat çekti.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis’te partisinin grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Tülay Hatimoğulları, katledilen gazeteci Metin Göktepe’nin ölüm yıl dönümünün yarın olduğuna işaret ederek, gazetecilere dönük saldırıların hiçbir zaman bitmediğini söyledi. Tülay Hatimoğulları, “Metin Göktepe ve onun şahsında katledilen bütün basın emekçileri, Nazım Daştan’ı, Cihan Bilgin’i saygıyla anıyorum” dedi.
“MÜCADELEMİZİ DEVAM ETTİRECEĞİZ”
Tülay Hatimoğulları, “Evet, yeni yılın ilk toplantısını gerçekleştiriyoruz. Ve bizler mücadeleyle dolu bir seneyi geride bıraktık. Özgürlük, eşitlik, barış, ekmek ve adalet dedik. Dün olduğu gibi bugün de emeği ve eşitliği esas alan mücadelemizi devam ettireceğiz. Türkiye, Ortadoğu ve dünyada halklar, işçiler, emekçiler, kadınlar, doğa ve insan hakları savunucuları ezcümle bütün ezilenler ve sömürülenler çok bedel ödedi. Ama hiçbir zaman pes etmedik. Hep ayakta kaldık. Dimdik ayakta durduk ve direndik. Mücadelemizi büyüterek yeni bir yıla geçtik. Başarı ufkumuzu zorladık. 2025 yılına mücadelenin ve barışın kazanması için bizler mücadele kararlılığıyla girdik. Bizler 2025 yılının adalet, eşitlik ve barış yılı olmasını istiyoruz ve bunun için çalışacağız. Bu vesileyle siz değerli halkımızın yeni yılını bir kez daha kutluyorum. Umut dolu, mücadele ve kazanımlarla dolu bir sene diliyorum” dedi.
ZAM YAĞMURU YENİ YILDA FIRTINAYA DÖNÜŞTÜ
Hatimoğulları konuşmasına şöyle devam etti:
“Halkın cebine abanmak için bekleyen büyük zamlar ve vergiler peşpeşe açıklandı. Başlayan zam yağmuru yılın ilk ayında bile fırtınalara sebep oldu. Çünkü iğneden ipliğe aklımıza gelen her şeye zam yaptılar. Otoyol köprü geçişleri ücretler, emlak vergileri, Motorlu Taşıtlar Vergisi, ehliyet ve kimlik ücreti, trafik cezaları, pasaport harçları. Tam yüzde 44 oranında artırılmış durumda. Yeni yıl ile birlikte harçlar cezalar vergi ödemeleri yaklaşık yüzde 50, ev kiraları ise yüzde 60 oranında arttı. Ev kiralarına baktığımızda zaten bu fırtınanın ne kadar büyük olduğunu hep birlikte görüyoruz. 2025 yılının ocak ayında ev kiralarının artış oranları yüzde 58,1 oranında belirlendi. Yani 20 bin lira kira ödeyenler bu sene yaklaşık 32 bin lira kira ödeyecekler.
“EMEKÇİ, YOKSUL AÇLIĞA MAHKUM EDİLDİ”
Peki her şeye zam gelmeye devam ederken emekçinin payına ne düştü bu süreçte. Emekçinin payına yoksulluk sefalet düştü. 2024 yılını emekliler yılı ilan ettiler etmez olaydılar. Bir emekli yıl sonunda şunu söyledi: Allah bir kez daha emekliler yılı yaşatmasın! Emekliler emekli olalı böyle zulüm görmedi. Erdoğan çıkmış diyor ki ‘2025 daha iyi olacak.’ Biz de Sayın Erdoğan’a buradan soruyoruz. Hangi konu bakımından acaba daha iyi olacak? AKP ve yandaş sermaye yılı olması bakımından mı? Zam ve vergi bakımından mı?
Bu iktidar 2025 yılı boyunca kişi başına yaklaşık olarak 150 bin lira vergi toplayacak. Bu mudur bahsi edilen 2025 yılının iyi olacağı? 2025 yılı bütçesindeki vergi hedefi 12 trilyon 651 milyon lira. 2025 yılı içerisinde yeniden değerlenme oranı % 44 olarak belirlendi. Bu demek oluyor ki harçlar, cezalar, vergi ödemeleri geçen seneye göreye yarı yarıya artmış olacak. AKP ve MHP iktidarı öyle bir hesap makinası icat etmiş ki bu hesap makinasıyla hesapladıkları rakamlarda işçi, emekçi, yoksul açlığa mahkum ama kendi yandaş sermayeleri ise kazanmak üzere koşullanmış durumda.
“ASGARİ ÜCRET, AÇLIK ÜCRETİ, SEFALET ÜCRETİDİR”
Bir de asgari ücret meselemiz var. 2025 yılı asgari ücretini 22 bin 104 lira olarak belirlediler. Oysa 2024 yılının Aralık ayı için açlık sınırı 21 bin lira. Yoksulluk sınırı ise 69 bin TL olarak belirlenmiş. Düşünün ki açlık ve yoksulluk sınırının oranları böyleyken; 2025’te belirlenen asgari ücret 22 bin 104 lira. Asgari ücretli bunu nereye ödesin? Bunu soruyoruz ve sormaya devam edeceğiz. Asgari ücretliler bu parayla ne yapsınlar? Bir maaşla bir ay boyunca bir aile bir asgari ücretle nasıl geçinebilir? İktidar çıkıp bunu açıklasın. Memleket adeta survivor’a dönüşmüş durumda. Herkes hayatta kalmaya çalışıyor ama ödülü zenginler alıyor. Belirlenen asgari ücret açlık ücreti sefalet ücretidir. Biz bunu asla kabul etmiyoruz.
DEM Parti olarak ‘Asgari ücret 35 bin TL olmalıdır’ dedik ve sene içerisinde enflasyon artış oranı göz önünde bulundurarak asgari ücretin dört kez artırılması gerektiğini ifade ettik. Memur maaşlarının artış oranına baktığımızda da orada büyük bir haksızlık var. Zam artış oranı 6 ay içinde 11,54, ev kirası yüzde 58,51. Buradaki artış oranına bakın ve kıyası varın siz yapın. Maaşa yüzde 11, kiraya yüzde 60. Bu işin içinden nasıl çıkacaksınız.
AKP iktidarı yurttaşa ‘Ne halin varsa gör’ diyor ve ‘Fahiş fiyatları boykot edin’ diyorlar. İnsanın aklıyla alay edercesine diyorlar ki fahiş fiyatları boykot edin. Merak etmeyin ey saraylılar zaten yurttaş doğal boykotta. Çünkü alım gücü kalmamıştır. Emekçiler insanca ücret ve vergide adalet istiyor. Bu ülkenin işçileri, emekçileri, yoksulları, sendikaları, emek meslek örgütleri hep beraber bizler güçlü bir ses çıkarmazsak 2025 yılı 2024’ten kat be kat daha kötü geçecek. DEM Parti olarak üzerimize düşeni sonuna kadar yapmaya hazırız.
AİLE HEKİMLERİNİN İŞ BIRAKMASI
Aile hekimleri ‘Üretimden gelen gücümüzü kullanıyoruz’ diyerek üçüncü kez iş bırakma eyleminde. Eziyet yönetmeliği olarak niteledikleri Ekim 2024 tarihli yönetmeliğe karşı 6-10 ocak tarihlerinde üç kez aile hekimleri 8 Ocakta ise tüm sağlık emekçileri iş bırakıyor. Bu eziyet yönetmeliği derhal geri çekilmelidir. Bunun için parlamentoda gerekli girişimleri biz DEM Parti olarak da yapacağız. Aile sağlık merkezleri ticarethane, hastalar müşteri, sağlık emekçileri ise köle değildir. Bu şiarla mücadele eden aile hekimlerinin sonuna kadar yanındayız. Sağlık emekçilerinin grevinin ardından buradan 6 aydır direniş sürdüren ve dün kazanımla taçlandıran polonez işçilerini de buradan zafer ve başarılarını selamlıyoruz.
SURİYE’DE KADINLARIN İNFAZ EDİLMESİ
Suriye savaşın başladığı günden bugüne Üçüncü Yol Siyaseti’nden ısrarımızı devam ettiriyoruz. Ne yazık ki, şuanda ortaya çıkan tabloyu sizinle kısaca paylaşmak istiyoruz. Bizler Üçüncü Yol’u, yani kadın özgürlükçü, bütün halkların ve inançların eşit yaşadığı demokratik bir Suriye’yi savunmaya devam edeceğiz. Suriye’de ne yazık ki Adalet Bakanı olarak atanan kişinin huzurunda kadınlar alenen infaz edildi. Bunu kabul etmek mümkün değildir.
“SURİYE’DE TEK REÇETE DEMOKRATİKLEŞMEDİR”
2023 Irak daha sonra Libya’da olanları hatırlayalım. Tarih derslerle kendini zaten hatırlatıyor. Şunu çok iyi bilmeli çok iyi idrak etmeliyiz; bunun hayata geçmesi için çok büyük çabalar harcamalıyız. Suriye’deki tek reçete demokratikleşmedir. Suriye’deki tek reçete demokratik ulusun inşasıdır. Bugün Suriye’de bir tarafta kadın özgürlüğü var ama öteki tarafta kadınları açık alenen infaz eden bir anlayış var. Ve sadece bu değil aynı zamanda Kobanî’ye dönük tehditler durmuyor. Tişrin ve Karakozak Köprüsü’nde SMO ve farklı isimlerle ortaya çıkan kimi çete örgütler saldırılarını devam ettiriyorlar. Kobanî’ye dönük saldırıları asla kabul etmiyoruz. Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıları asla kabul etmiyoruz.
Suruç’ta, Nusaybin’de halklar nöbette. Neden nöbette biliyor musunuz? Çünkü sınırın öte yanında soydaşlarının, akrabalarının katledilmesini istemiyorlar. Çünkü sınırın öte yanında İHA’ların, SİHA’ların patlatılmasını istemiyor. Çünkü sınırın öte yanında demokratik bir Suriye’nin inşa edilmesini istiyorlar. Çünkü sınırın öte yanında barış istiyorlar. O nedenle Nusaybin’de ve Suruç’ta nöbet tutan bütün halkımıza buradan selam ve sevgilerimi gönderiyorum.
“ROJAVA’DA SAVAŞ, TÜRKİYE’DE BARIŞ OLABİLİR Mİ?”
Rojava’da savaş, Türkiye’de barış olabilir mi? Sınırın bir tarafına bomba diğer tarafına gül atılabilir mi? Bütün bunları detaylı bir şekilde düşünmeye ve idrak etmeye ihtiyacımız var. Yine Suriye’de hepimizin takip ettiği üzere farklı halklar ve inançlardan kesimlere saldırılar artmış durumda. Özellikle Lazkiye, Tartus, Hama ve Humus’taki Arap Alevilerine yönelik saldırı ve katliamlar hız kesmiyor. Aynı şekilde Hristiyan ve Durzilere yönelik saldırılarda devam ediyor. Bizler de 2-3 gün önce değerli Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan ile birlikte Hatay Samandağ’da Hz. Hızır Türbesi’nden yakılan Xesêdin Turbesi’ne bir mesaj göndermiş olduk. Mesajımız şudur; demokratik bir Suriye istiyoruz. Alevisiz, Kürtsüz, Hristiyansız, Dursizsiz, Türkmensiz, Arapsız Suriye olmaz.
“HEPİMİZİN SORUMLULUĞU ÇOK BÜYÜK”
Her şeyin çok hızlı geliştiği bir siyasal iklimde DEM Parti İmralı heyetimizin Sayın Öcalan ile görüşmesi oldu. Bu görüşmenin ardından yapılan açıklamada herkese büyük bir sorumluluk yüklenmiş oldu. Hepimizin sorumluluğu çok büyük. Ve heyetimiz şu an parlamentoda temsili bulunan siyasi partilerle görüşmelerini sürdürmeye devam ediyor. Yoğun bir mesai harcıyor. Ve bu görüşmelerin bitiminde heyetimiz zaten kamuoyuna geniş bir açıklama yapacaktır.
Sayın Öcalan’ın İmralı kapılarını biraz da olsa aralayarak bütün dünyaya duyurduğu tarihi mesajınının arkasındayız. Bu dönem sürece doğru yaklaşarak tarih yazma sürecidir. Görkemli bir çıkış bizlerin elindedir. DEM Parti olarak barışın tesis edilmesi için üzerimize düşen bütün görev ve sorumlulukları bu sürecin bir öznesi olarak yürütmeye hazırız.
“ÖCALAN BARIŞIN ACİLİYETİNE VURGU YAPMIŞTIR”
Sayın Öcalan’ın gönderdiği mesaj; sadece siyasilere değil, bu çağrı barışın taraftarlarını çoğaltmak için bütün toplumsal kesimleredir aynı zamanda. Bizler bunun için yoğun bir biçimde çalışacağız. Sayın Öcalan kendisiyle yapılan görüşmede barışın aciliyetine önemli vurgular ve uyarılar yapmıştır. Bu uyarıların en önemlisi de uluslararası hukukun bittiği, hiçbir kuralın işlemediği ve Ortadoğu’da insanlığın sıfır noktası haline geldiği Gazze’ye dönüktür. Gazze’de olanlar savaşın 21’inci yüzyılda yarattığı yıkım ve insanlık krizinin en somut sonucudur.
Küresel sistemin savaş ve yıkım politikaları her yeri Gazze’ye dönüştürmek istemektedir. Bugün Ortadoğu’da heryer Gazze’ye dönme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Henüz gündeme gelmese de kuzey hattından Kızıldeniz, daha güneyde ise Doğu Akdeniz sahasında Kıbrıs’a varacak büyük bir gerilim hattı mevcuttur. Bu gerilim her an patlayabilir. Bu nedenle iç barışın sağlanması gerekiyor. Açıklamasında da ifade edildiği üzere bütün karanlık senaryolara küresel güçler de dahil olmak üzere onların yerli işbirlikçileri de dahil olmak üzere bütün karalık senaryolara karşı dikkatli olunmalıdır uyarısı yapmıştır.
DİYARBAKIR’DA YAPTIĞIM AÇIKLAMAM ÇARPITILDI
Geçtiğimiz gün Diyarbakır’da bu minvalde yaptığım açıklama bazı kaynaklarca çarpıtılarak bu şekilde servis edilmiştir. Belli ki barış istemeyen bazı kaynakların bu tarz dezenformansları devam edecek. Bu konuyu burada bir kez daha açmamın nedeni budur. Bu kaynaklara bizler diyoruz ki savaşı körükleyecek, barış karşıtı hareketlere hiçbir biçimde girilmemelidir. Bu süreçte aynı ezber ve provokasyonlarla ortaya çıkan ve yabancısı olmadığımız bu kaynaklar bilmelidir ki hiç kimsenin gücü bizlerin barış ısrarı ve sözünü çarpıtmaya asla ama asla yetmeyecektir. Bunu da böyle bilsinler.
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’i anarak “Gazetecileri katlederek gerçeklerin üzerini kimse örtemez. Nazım’ların, Cihan’ların yoldaşları onların kalemlerini fotoğraf makinelerini bırakmayacaklardır. Hiç kimse gazetecilerin gerçeği yazmasına, resmetmesine engel olamayacaktır” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında güncel gelişmelere dair konuştu.
Bakırhan, SİHA saldırısında katledilen gazeteci Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’i anarak sözlerine başladı.
Kürtlerin, emekçiler ve öteki kesimlerin sesini yansıtan gazetecilerin gözaltına alındığını, tutuklandığını ve katledildiğini söyleyen Bakırhan, “5 yıllık süre içerisinde başta Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Rojava olmak üzere toplam 13 gazeteci katledildi, 7 gazeteci de ağır yaralandı. Bu bir insanlık suçu değil mi? Bu insanlık suçunu işleyenleri kınıyorum. Yaşamını yitiren bütün gazeteci arkadaşları da saygıyla anıyorum” dedi.
“GERÇEKLERİN ÜSTÜNÜ KİMSE ÖRTEMEZ”
Gazetecilerin katledilerek gerçeğin üstünün örtülmek istendiğini belirten Bakırhan, “Gazetecileri katlederek gerçeklerin üzerini kimse örtemez. Nazım’ların, Cihan’ların yoldaşları onların kalemlerini fotoğraf makinelerini yarı yolda bırakmayacaklardır. Gazeteci katletmek neymiş? Yetmiyor bir de bu insanlık suçuna karşı vicdanıyla duran herkese de gözdağı veriyorlar. İşte kaç gündür bu gazeteci katliamını eleştiren gazeteciler gözaltına alınıyor, haklarında dava açılıyor. Sanki gerçekleri onların keyfine göre yazmak inceltmek gibi gazetecilerin bir görevi varmış gibi yaklaşıyorlar. Buradan herkesi gazeteci katliamına karış sesini daha gür çıkarmaya daha fazla söz söylemeye davet ediyorum” ifadelerini kullandı.
“HİÇ KİMSE GAZETECİLERİN GERÇEĞİ YAZMASINA ENGEL OLAMAZ”
Gazetecilere dair açıklama yapanlar hakkında da soruşturma açıldığını belirten Bakırhan, şunları kaydetti:
“SİHA’lar ile bu gazeteciler katledildi diyen gazetecileri ve barolara soruşturmalar açıldı. Gazeteciler katledilmesin diyen 7’si gazeteci 9 kişi gözaltına alındı, tutuklandı. Gazetecileri, tutuklamayla, gözaltıyla baskıyla zulümle vazgeçireceğini düşünenler yanılıyorlar. Eğer vazgeçseydi Apê Musalardan sonra gazeteciler vazgeçerdi. Dolayısıyla bizler bu beyhude suçu teşhir etmeye iktidardan gazeteci katliamlarından dolayı hesap sormaya devam edeceğiz. Hiç kimse gazetecilerin gerçeği yazmasına, resmetmesine engel olamayacaktır” diye belirtti.
“ÇÖZÜMDEN, BARIŞTAN, DEMOKRASİDEN YANA MISINIZ, DEĞİL MİSİNİZ?”
Tuncer Bakırhan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Asgari ücret 17 bin lira ve emekliler 12 bin lira maaş alıyorlar. Emekliler iktidarın tersine 2024 yılını açlık ve sefalet yılı ilan etti ve doğrusuyla oydu. Hamasetle karın doymuyor, çocuğa süt ve mama alınmıyor. Hamaset ile ev kirası ödenmiyor. 2024 yılında resmen iflas bayrağını çekme yılı oldu. 20 binden fazla şirket iflas etti. Onbinlerce, yüzbinlerce esnaf siftah yapmadan günü kapatmak zorunda kaldı. 2024 yılında 2 tane fotoğraf çıktı. Biri iktidarın politikalarıyla krizi fırsata çeviren ve zenginleşen küçük bir azınlığın fotoğrafı, diğeri de milyonların çektiği açlık ve sefaletin fotoğrafıydı. Bu iktidar zenginlerin fotoğrafına bakarak ekonomi düzeldi diyor. Askıda ekmeğin peşinde olan ailelerin fotoğrafına bak. 3 kuruş sosyal yardım almak için dizilen milyonların fotoğrafına bakın. Çürük sebze ve meyve kuyruklarına bakın. Türkiye’nin asıl fotoğrafı bu.
2025 yılı bütçesi halkın bütçesi mi? Emekçinin bütçesi miydi? 2025 Bütçesi halkın bütçesi değil, faiz lobilerinin savaşın sermayenin bütçesidir. 2025 yılı bütçesinden faiz lobilerine bir trilyon 950 milyar lira, savaş baronlarına bir trilyon 608 milyar lira, vergi harcaması adı altında sermayeye 3 trilyon lira kaynak ayırdınız. Sadece bu 3 kaleme 6 trilyon 563 milyar lira harcanmış. Şimdi bu bütçe halkın emekçinin bütçesi diyebilir misiniz. Olsa olsa bu bütçe savaş baronlarının bütçesi olur. Biz de emekçilerle ve ezilenlerle birlikte ekonomik adalet talebimiz öne çıkardık. Ekonomide adalet olmazsa toplumsal barış olmaz dedik. Ekonomik adalet için sürekli çözümler önermeye devam ettik.
Suriye’de Baas rejiminin çökmesiyle birlikte sadece Suriye için değil, Ortadoğu’da yeni bir döneme girildi. Rejimin çöküşüyle beraber Afrika boynuzundan Lübnan’a, Irak’a, İran’a, Afganistan’a kadar jeopolitik manzarayı yeniden şekillendirecek bir süreçle karşı karşıyayız. Suriye’deki rejim değişikliklerinden sonra küresel ve bölgesel güçlerin spot ışıkları Irak’a çevrilmiş durumda. Belli ki önümüzdeki dönem Irak’a yönelim olacak. Yemen ilk müdahale edilecek yerlerin başında gösteriliyor. Bunun dışında Lübnan, Libya ve İran için de senaryolar hazırlanıyor. Suriye savaşı bir kez daha bize şunu gösterdi; demokrasisi, iç barışı olmayan toplum tehdit altındadır tehlike altındadır. Suriye’de barışa giden yol Şamdan, Kobanê’den, Halep’ten, Lazkiye’den geçer.
Çözümün adresi dışarıdan müdahaleler değil, Suriye’nin kendi haklarıdır. Suniler, Araplar, Aleviler, Kürtler, Durziler, Türkmenler, Çerkezler, Suryanilerdir. Suriye Suriyelerindir, kimsenin Suriye’de başka bir hesap yapmasına ihtiyaç yok. Çözümü Suriye’de aramak gerekiyor. Bir Arap atasözü var diyor ki; ‘Eğer sevinciniz bittiyse hemen ardından tefekkür etme zamanıdır.’ İçeriyi konsolide etmek için ekonomik krizi örtmek için Kürt düşmanlığına yeni bir zemin yaratmak için Halep’te çaldığınız mehter marşı durduysa; iktidarı Ortadoğu’da gerçekler üzerine tefekkür etmeye çağırıyoruz.
Suriye’de durum hala kaos halindeyken Türkiye ne yapıyor, ne yapmalı? İç savaşta büyük bir yıkıma uğrayan komşu ülke Suriye’nin yaralarının sarılması ve ülkemizdeki mültecilerin gönüllü bir şekilde kendi yurtlarına dönmesi için Türkiye’ye büyük bir sorumluluk düşüyor. Bu konuda iktidarın atacağı bütün adımlara destek sunacağımızı belirtmek istiyorum. Ancak 14 yıllık savaş sürecinde olduğu gibi Suriye halkının iradesini yok sayan, orada yaşayan haklara ve inançlara yönelik dışlayıcı tutum ve politikaları da asla kabul etmeyeceğiz. Bakın iktidar bugün Suriye’ye beton ve silah ihraç ediyor. Başka ihraç ettiği bir şey yok. İktidar bilsin ki beton ve silah ihraç ederek Suriye’de istikrar ve huzuru sağlayamaz, aksine Suriye’yi Lübnanlaştırır, Libyalaştırır.
Bugün Suriye‘de statükoyu savunan tek bir devlet var, Türkiye’dir. Yıllarca savaş verildi, yakıldı, yıkıldı… Yeni bir sistem, yeni bir yönetim oluşacak ama oraya statüko dayatıyor. Suriye’de Aleviler, Durziler, Hristiyanlar başta olmak üzere herkesin can ve mal güvenliği kimlik hakları garanti altına alınmalıdır. Bunu garantiye alacak bir denklem hayata geçirilmelidir. Suriye’de yaşayan başta azınlıklar olmak üzere tüm halklar ve inançlara yönelik olası katliamların önüne geçilmelidir.
Türkiye bir yandan bu yüzölçümle yetinmemeliyiz diyor. Suriye’nin en istikrarlı bölgesini hedef alıyorlar. Kuzey ve Doğu Suriye sadece Suriye ‘nin mi en istikrarlı bölgesidir? Emin olun; Ortadoğu’nun en istikrarlı bölgesi Rojava’dır. Kuzey ve Doğu Suriye’dir. Sürekli orada bir tehdit varmış gibi yansıtılıyor. Suriye’nin Kuzey ve Doğu bölgesinden buraya tek bir çakıl taşı atıldığını gören oldu mu? ‘Kürt ne yapmış sana’ sorusunu insanlarımız soruyor, sormaya devam ediyor. Türkiye’de yaşayan milyonlarca Kürt’ün sınırın öte tarafındaki kardeşleriyle gönül ve duygu bağı yok mu peki Sayın Erdoğan? Oraya attığınız her bombanın Türkiye’deki Kürtlerin yüreğinde infilak ettiğinin farkında değil misiniz? Bunu ne zaman göreceksiniz?
Aynı evin bir odası Nusaybin’de, bir odası Qamişlo’dadır, araya sınır çekmişsiniz. Bunu bilmiyor musunuz, görmüyor musunuz? Bunu anlata anlata yorulduk. Biz iç barışımızı test edelim dedikçe siz barışa giden yolu dinamitliyorsunuz. Türkiye’de iç barış, sınırın öte tarafında Kürtlerle savaş olmaz. Türkiye’ye iç barış, sınırın öte tarafında Kürtlerle savaş olmaz. Bunu kimse kabul etmez. Bunu Kürtler, Türkiyeli emekçiler, Türkiye halkları kabul etmez. Bu yanılgıdan bir an önce çıkın lütfen. Bizim için Amed, Urfa ve Van neyse Qamişlo, Kobanî ve Hesekê de odur. Artık bu gerçeği, bu doğruyu görün. Bu meseleye yanlış yaklaşırsanız yanılırsınız, yanlış yaparsınız, 50 yıldır zaten böyle yapıyorsunuz.
Son günlerde bunun yanında yapılan ulusal birlik çağrıları var. bu çağrıları önemsiyoruz. Özellikle bu süreçte Kürt ulusal birliği tarihsel önemdedir. Hiç kimse aşiret aile partisini ulusal birliğin önüne koymamalıdır. Ortadoğu’da rejimnler yıkılırken, Ortadoğu yeniden şekillenirken Kürtlerin kendi partisine, çevresine sınırlar çizerek diğer Kürtlerin yaşadıkları konusunda duyarsız kalmasını Kürtler affetmez kabul etmez.
100 yıl önce yapılan hatalara hiçbir Kürt artık zemin olmamalıdır. DEM Parti olarak Kürtlerin demokratik ulusal birliği konusunda üzerimize düşen her sorumluluğumuzu yerine getirmeye hazırız. Bir heyetimiz siz de takip ettiniz Hewlêr’de görüşmelerde bulunuyor. Ulusal birliğin sağlanması önünde çok onarıcı adımlar hemen atılabilir. Rojava halkı tehdit altındayken, ilaca, suya gıda maddesine ihtiyaç duyarken, Semalka Kapısı neden kapalı? Kürtler bunu sormuyor mu diye düşünüyor Federe Kürdistan bölgesindeki kimi partiler, kimi parti liderleri. Derhal Semalka Kapısı’nı açın. Ulusal birlik önündeki en büyük engellerden birisi de budur. Birliğinin önündeki kapıyı değil köprüyü açın, köprüyü kuralım birlikte.
Suriye’de Kürtlere yönelik raporlar aslında 1925 yılından itibaren Türkiye devletine geliyordu. Son Halep valisi aynı zamanda Çankırı milletvekili olan Abdülhamit Renda’nın sunduğu rapor buna örnektir. Abdülhamit Renda yolladığı raporlarda şunu söylüyor. Diyor ki; Suriye Kürtleri yerinden edilmeli, 1925’te bunu söylüyor ama diyor Fırat’ın batısına da geçmemelidir. Bakın o dönemde bahane edilen PYD o zaman yok, SDG yok. Demek ki neymiş; dünden bugüne dipdiri tutulan bir Kürt düşmanlığı varmış. Meğer PYD bahanesi yalanmış. SDG bahanesi yalanmış. 1925’ten beri aynı siyaseti aynı politikaları izliyorlarmış. Ne kazandırdı Türkiye’ye? Hiçbir şey.
Suriye’de şu anda 4 milyona yakın Kürt yaşıyor. Duydunuz mu Kürtlerin Türkiye rejimine karşı herhangi bir olumsuz ajandalarının olduğunu? Ben duymadım. Siyaset yapıyorum yıllardır. Peki Türkiye yönetimine Türkiye’deki yaşama ilişkin bir itirazlarını duydunuz mu? Yok. Peki bir saldırı oldu mu şimdiye kadar, olmadı, olmayacak da. Suriye’de Kürtler yıllardır kimlik ve dillerinin tanınması için mücadelesini yürütüyorlar. Size ne var? Ama günlerdir Ankara’da yükselen ses Kürt gün yüzünü görmesin, Kürt hakkına kavuşmasın, Kürt bir yüzyıl daha bedbaht yaşasın biçimindedir. Peki Kürtler ne diyor? Tam da bizim dediğimizi diyor. Diyor ki biz düşman değiliz, biz tehdit değiliz, biz güvenlik tehdidi değiliz, biz tarihin en kritik kavşaklarında ittifak yaparak kazandık.
Önümüzdeki dönemi ittifak yaparak da kazanabiliriz diyor Kürtler. Kürtler diyor ki ‘Türkün varlığı Kürt’ün varlığı ile güçlenir.’ Biz bunları diyoruz ama kime diyoruz. Bütün bu olumlu düşünce ve yaklaşımlarımıza karşı yok sayan yok etmeye uğraşan, statü elde etmesin diye bütün ekonomisini, enerjisini, diplomasisini piyasaya ortaya döken bir yönetimle bir yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız. Bunun sonuç almayacağını belirtmek istiyorum. Bu Türkiye’ye yüz yıl kaybettirdi, biz yüz yıl daha kaybettirmemelidir. Hepinizin huzurunda bir çırpıda ve teklifte bulunmak istiyorum. Geçen gün önce MİT başkanı Suriye’ye gitti, hemen peşinden de bakan 5 saat araç yolculuğuyla Şam’a gitti. Demek ki 5 saat araçla yol gidildiğine göre; iktidar temsilcilerinin dediği gibi orada güvenlik tehdidi güvenlik sorunu yok.
Diyalog ve ortaklaşma zeminini güçlendirmek için Şam’a gittik diyorlar. İyi. Sayın Kalın, Sayın Fidan Kobanî’ye de ortaklaşma zemini güçlendirmek için gitsenize. Oraya kendileri gitmiyor ama SİHA’larını gönderiyorlar. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile niye yüz yüze görüşmüyorsunuz? Niye oraya gitmiyorsunuz? Niye orayla diplomatik faaliyetler geliştirmiyorsunuz? Oraya da gazetecileri katletmek için İHA’ları gönderiyorlar. Yahu Allah aşkına Suriye ameliyat masası değil. Artık Kürt inkarından vazgeçin. Bu savaş anlayışından politikalarından vazgeçin. Bırakın insanlar kendi ülkelerinde kendi emekleri ile haklarıyla o ülke dinamikleriyle oluşturdukları sistem içerisinde huzurluca yaşasınlar. Peki biraz vicdanı olan bir Kürt bunu nasıl kabul eder? Kobanî’ye SİHA, Kuzey Doğu Suriye’ye İHA ama Şama tarihi ilişkileri, diyalogu güçlendirmek için gidiyor. Buradan sesleniyorum; başta AKP olmak üzere bizim dışımızda siyaset yapan pek çok partinin üst düzey yöneticileri de bundan memnun değil. Ama korkuyorlar. Korkmayın. Kendi partin için de Kobanê’ye de Kuzey ve Doğu Suriye’ye de gidin deyin. Bunu derseniz insanlık gelecekti size olumlu bir şekilde anar.
Buyrun Suruç’un öte yanında Kobanê var, Nusaybin’in öte yanında Qamişlo var. Hem de öyle 5 saat gitmenize gerek yok; bu taraftan bağırsanız sesiniz duyulur. 5 saate de gerek yok 10 dakikada Nusaybin’den Qamişlo’ya geçebilirsiniz. Oradaki yönetimle, oradaki halklarla konuşun. Birleşmiş Milletler’de yaklaşık 205 ülke var. Bu 205 ülke içinde Türkiye’nin dışında hiç kimse Suriye’de Kürtlerin haklarına karşı değil. Yani 204 ülke ‘Kürtler demokratik haklarını alsın’ diyor, sadece Türkiye ‘Kürtlere hak yok, hukuk yok, Kürtlere statü yok’ diyor. 204 Kürtlerin demokratik mücadelesine saygı gösteriyor. O IŞİD belasını def eden direnişçi yiğit Kürt kadına sempatiyle bakıyor, ama bizimkiler ‘terörist’ diyor. Herkes düz yoldan giderken bir araç tek başına karşı yoldan ters şeride girmiş ve ‘ben haklıyım’ diyor. Ankara’da Kürt sorununu çözmeyip bu sorunu sınır dışına çıkarmak kendi çözümünü de kaçırmak anlamına gelmez mi? 50 yıldır deniyorsunuz bir faydasını sağladıysanız hadi eyvallah. Olmadı 50 yıllık politikalar. Artık dünya değişiyor siz de değişin.
O tecrit (İmralı tecridi) kaldırılırsa barışa katkı sunacak, barışa vesile olacak. İmralı siyasetin şiddet ve çatışmadan hukuki zemine geçeceği yerdir. Milyonlarca insanın inancı da budur. İmralı görüşmelerini zamana yaymak, keyfi davranmak doğru değildir. Toplum nezdinde bu çözüm ve diyalogdan kaçmak gibi okunuyor. Bu fırsatı, eğilimlere tenezzül etmeyin. Bakın Sayın Öcalan zemin sunulursa katkı yaparım dediği günden beri bu zemin içeri ve dışarıda baltalanıyor. İkinci bir görüşmenin yapılması, tecridin kaldırılması, Sayın Öcalan’ın koşullarının oluşturulması ısrarla gerçekleştirilmiyor. Her seferinde bir bahane üretiyorlar, her seferinde bir sonraki günleri işaret ediyorlar. Açıkça soruyoruz, nedir derdiniz gerçekten? Siz çözümden, barıştan, demokrasiden yana mısınız, değil misiniz? Hep siz soruyorsunuz bir de biz soralım; Nedir derdiniz?”
PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında iktidarın Suriye politikasını eleştirerek “10 Ekim Katliamı’nı hatırlayın, bu maceradan vazgeçin” diye seslendi.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İktidarın Suriye politikasını eleştiren Özel, Erdoğan’a seslenerek “Türkiye, dışarıda yazılmış senaryoların uygulayıcısı olamaz ya da birilerinin planlarının parçası olamaz. 2010’ların başındaki yanlış politikalara dönmeyin. İçişlerinde kendi kararlarını veren, toprak bütünlüğü korunan bir Suriye’den tarafız. Çökmüş Suriye politikanızın yıkıntıları üzerinde yeni bir siyaset kurmaya çalışmayın. 10 Ekim katliamını hatırlayın ve bu maceradan vazgeçin” dedi. Özel, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a da “Herkes gittiğinde biz burada olacağız. Türkiye ile iyi ilişkiler Suriye’nin menfaatinedir. Geçmişteki söylemleri bir kenara bırakmalı, Suriye topraklarının bütünlüğü ve halklarımızın kardeşliği için yeni bir sayfa açılmalı ve diyalog başlatılmalı” çağrısında bulundu.
Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“ENGELLİ BAKANLIĞI KURACAĞIZ”
“En düşük engelli aylığı söylemeye utanıyorum 280 lira en fazlası da 5 bin liraya ancak çıkıyor. Sefalet olduğunu anlatırken birileri engellilerin 280 lirayla dezavantajlarını ortadan kaldırdıklarını iddia ediyor. Dün tüm engellilerimizle konuşurken ifade ettim, güçlü bir bütçesi olan icracı bir Engelliler Bakanlığı iktidarımızın ilk gününde hayata geçecek.
Engelli maaşını net asgari ücret yapacağız. Engelli ve yaşlısına bakan vatandaşlarımıza ödenen evde bakım parasını net asgari ücret düzeyine çıkaracağız. Engelliler haftasında ödenmek üzere her yıl net asgari ücreti seyyanen yılda bir kez engellilere vermekten geri durmayacağız.
2500 engelli öğretmen atama bekliyor. Hem o öğretmenlerimiz hem aileleri için verilen bu sözlerin tutulması için takipçi olacağız.
“AKP DÖNEMİNDE 6 SOMA YAŞANDI”
Bu topraklarda Dünya Madenciler Günü coşkuyla değil, Almanya’daki gibi eğlencelerle değil, boynumuz bükük ve taziye tadında geçmektedir. Almanya’da 62’den beri ölümlü kazalar olmazken, bizim topraklarımızda ‘maalesef bu mesleğin fıtratında ölüm var’ lafı normalleştirilmeye çalışılıyor.
Hans’ın fıtratında olmayanın Hasan’ın fıtratında olmayacağını, bu kazaların önüne geçmenin mümkün olduğunu ama bunu bir sermaye mantığıyla değil anayasayla güvence altında olan, özelleştirilmesi yasak olan ama anayasanın arkasında, işletme hakkı diyerek özelleştirilen madenlerin kar hırsı yüzünden olduğunu söylemeye devam edeceğim.
2002’den bugüne kadar, AKP döneminde tam 2079 madenci hayatını kaybetti. Biz hep Soma’yı biliyoruz. AKP döneminde tam 6 tane daha Soma yaşadık biz. Bütün madencilere ve emekçilere diyorum ki; örgütlenin, sendikalı olun, haklarını arayın ve savunun diyorum.”
“DEMOKRASİ PROTESTO REJİMİDİR”
TRT World forumunda, Sayın Erdoğan konuşuyor. 9 genç diyorlar ki, İsrail’e ticaret devam ediyor diyorlar. Özgür Filistin bayrağı açıyorlar. Bu çocukları yaka paça dışarı attılar. Demokrasi protesto rejimidir. Ama yaka paça götürdüler. Bu 9 arkadaşımızı Cumhurbaşkanına hakaret suçuyla tutukladılar.
İSTANBUL BAROSU’NA TEŞEKKÜR
Ahmet Özer Silivri Cezaevinde tutuluyor. Kendisini ziyaret ettim, selamlarını getirdim. Kayyım siyasetinin Akın Gürlek denilen adalet celladınca yürütüldüğünü biliyoruz. Ona ‘Bırak bu mesleği, git avukatlık yap’ dedim. Bundan bazı avukatlar alınmış. Eleştiriye açık olmak lazım. İyi niyetliydi yanlış yere çekildi. İstanbul Barosu’nun açıklamasını okurken çok önemli bir eksiklik yaptığımı fark ettim. İstanbul Barosu diyor ki avukatlık andına aykırı hareket eden savcı ve yargıçların avukatlığı kabulden yoksundur. Akın Gürlek bir gün avukatlık yapmaya kalkarsa bu kadar ayıp sırtındayken gelip baroya da kayıt olamaz. Bunu hatırlattıkları için teşekkür ediyorum.
ERDOĞAN’A SURİYE TEPKİSİ: MACERALARDAN UZAK DUR
Bu partinin kurucusu bize vasiyet niteliğinde dış politikaları öğütleri bıraktı. Bunlardan birincisi komşularınla iyi geçin, onların iç işlerine karışma, toprak bütünlüğüne saygılı ol. 2010’ların başlarından başlayıp bugüne kadar, Emevi camiinde namaz kılmaya gitmeler, Esad’ı katliamcı ilan edip Suriye’yi bölmek üzerinden söylemler… Atatürk ne dediyse tersini yapıyorlar.
Şeffaf samimi bir iletişimin partilerle kurulmasını TBMM’nin bilgilendirilmesini istiyoruz.
Türkiye sonu belli olmayan maceralardan uzak durulmalıdır. HTŞ terör örgütlerinin Suriye rejimini geriletme çabalarına temkinle yaklaşılmalıdır.
İçişlerinde kendi kararlarını veren bir Suriye’den tarafız. Türkiye sonu belli olmayan maceralardan uzak durmalıdır.
Türkiye dışarıda yazılmış bir senaryonun uygulayıcısı olamaz. Türkiye birilerinin planının parçası olamaz. 2010’ların başındaki politikalara dönmeyin.
İran’ın bölgede zayıflatılması mezhep savaşlarının körüklenmesi, İsrail’in hakimiyetinin artması ve güvenliğinin sağlanması Ankara’nın önceliği olmamalıdır. Öte yandan, Rusya’nın mevzi kaybetmemesi, İran’ın yeniden toparlanması da Ankara’nın oyun planı olamaz. Bizim safımız vatandaşımızın güvenliği neredeyse o taraftır. Bizim safımız yurttaşlarımızın güvenliği ve esenliğinin tarafıdır. Bu macerada feda edilecek 1 tane bile Mehmet’imiz yoktur. Bir elinde HTŞ’yi bir elinde YPG’yi tutanların planının parçası olamaz. Suriye’yi bölmeye yönelik planlardan uzak durun. Tüm komşularımızla iyi ilişkide olması zorunludur. ne BOP’un eş başkanı gibi hareket edebiliriz ne de batıdaki yurttaşlarımızın zor durumda kalacağı angajmanlara yedeklenebiliriz.
Sayın Esad’a çağrımızdır, herkes gittiğinde biz burada kalacağız. Türkiye ile iyi ilişkiler sizin menfaatinizedir. Geçmişte söylenen ne olursa olsun Suriye topraklarının bütünlüğü için Suriye ve Türkiye haklarının kardeşliği için yeni bir sayfa açılmalı, diyalog başaltılmalıdır. CHP üzerine ne düşüyorsa tam da oradadır.”
Erdoğan’ı da uyarıyorum, çökmüş Suriye politikanızın üzerinde yıkıntılarla yeni bir siyaset kurmaya çalışmayın. 10 Ekim katliamını hatırlayın. Bu maceradan vazgeçin, bu maceradan geri dönün.
BAHÇELİ’YE YANIT
Geldik konuşmanın en kritik kısmına. Sayın Bahçeli’nin bana söyledikleri… Hakaretler hakaretler hakaretler. Kendi düştüğü durma bakmaz neler söylüyor neler… Devlet Bey istiyor ki bunları konuşayım. Senin istediğin zaman senin istediğin şeylerin konuşulması çok gerilerde kaldı.
“ASGARİ ÜCRET 30 BİN OLMALI”
Bu milletin gündemi ekonomi. Önümüzdeki hafta bütçe görüşmeleri asgari ücret toplantıları başlıyor. Türkiye’de asgari ücret ücretlilerin yüzde 57’sine ulaşmış durumda. Seçim öncesi asgari ücrete 3-4 kez enflasyon iyileştirmesi yapacağız diyenler 1 yıl zam yapmadı. 17 bin lira, yıl sonunda 10 bin liraya düşmüş olacak. 11 aydır zam yapmıyorsun, enflasyon düşüyor mu? Asgari ücrete yapılacak zam enflasyonu binde 0.7 etkiliyor. ‘Enflasyonu artırır’ demek kandırmacadan ibaret. Emekçiye kazık atmaya çalışıyorlar. Asgari ücret talebimiz 30 bunun altında biz yokuz.
Ekonomide en kötü gündeler geride kaldı dediler. Yüzde 48 enflasyon hiçbir düşme eğilimi göstermiyor. Bu gördüğünüz 200 liralık banknot. Çıktığı 1 Ocak 2009 günü Erdoğan ‘Para tıpkı bayrak gibidir’ diyordu. Çıktığı gün 132 dolar ediyordu, bugün 6 dolar etmiyor. Parayı pul ettiler.”
PİRHA- CHP grup toplantısında konuşan Genel Başkan Özgür Özel, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanmasının ardından gizli tanığın ortaya çıktığını belirterek, gizli tanığın ifadesi ile iddianame yazılmaya çalışıldığını ifade etti. Özel, “Sandığı bekliyoruz. Erken seçim istiyoruz” dedi.
CHP grup toplantısında konuşan Genel Başkan Özgür Özel, AKP’nin “etki ajanlığı” düzenlemesi teklifi ile herkesi ajan ilan etmek istemesine tepki gösterdi. Özel, maddenin aynı niyetle gündeme gelmemesi gerektiğini söyledi.
Özel hastane çetesi davasına değinen Özel, dönemin İl Sağlık Müdürü olan Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nu özel hastanelerdeki bebek ölümlerinden sorumlu tuttu, “O bakan istifa edecek, o hesap verilecek” dedi.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in açıklamalarıyla başlayan laiklik ve cami tartışmalarına da yanıt veren Özel, “Bu küstahın bu söylediği sözlere siyasi zeminde laf yetiştirmek yerine, bunu niye yaptığını görmek lazım. Derdi bu; tartışmayı başlatayım, Özgür Bey ile Tayyip Bey cami tartışması yaparken ben kenarda durayım, bakanlık yapayım” diye konuştu.
Kara Harp Okulu’nda kılıçlı yemin eden teğmenlerin ihraç edilmek istenmesini “siyasi hesap” olarak değerlendiren Özel, iktidarın kutuplaştırma siyasetinin artık meyve vermediğini belirtti. Erdoğan’a seslenerek “Kul hakkına girme, ama girersen, günü geldiğinde şunu göreceksin; atılan teğmenlere hep beraber kılıç töreni yaptıracağız, sonra o karara sessiz kalanların hepsini emekliye yollayacağız” dedi.
Özgür Özel’in CHP grup toplantısında ele aldığı başlıca konular şunlar oldu:
Rize’nin Çayeli ilçesinde bir yurttaşın hayatını kaybettiği heyelana dair konuşan Özel, önlem alınması uyarılarının dikkate alınmadığını belirterek “Daha beterleri kapıda diyorlar. Bu konuda tedbir alınması gerekiyor” dedi.
ETKİ AJANLIĞI DÜZENLEMESİ
Etki ajanlığı maddesinin çekilmesi ile ilgili “Bir yasa getirdiler adı etki ajanlığı. Biz kırmızı alarm ilan ediyoruz, dedik. Grup bu talimatı aldı. Mücadele verildi. Etki ajanlığı yasası geri çekildi. Taslağı hazırlasınlar ajana ajan desinler. Ama MİT’in istediği veya devletin, güvenlik güçlerinin istediği öğrenciyi, öğretmeni, öğretim görevlisini, gazeteciyi tehit etmeyen bir maddeyi yazacak akıl beceri bu ülkenin bürokrasisinde var. Yazın, oturmaya biz varız. Geçen haftakine benzer bir metnin orasını burasını değiştirip aynı niyetle getirmeyin. Kırmızı alarm kalkmadı sarıya çevirdik” dedi.
“İDDİANAME YOK, ÇÜNKÜ ORTADA DELİL YOK”
Tutuklanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in önce tutuklandığını ardından gizli tanık çıkarıldığını belirten Özel, “Gizli tanık nereden çıktı? Ahmet Özer’e sorduğun soruların içinde gizli tanık yok. Demek ki önce tutukladın sonra gizli tanık yarattın. Güya o gizli tanığın ifadesiyle iddianame yazacak. Savcı, İstanbul’da hızlı iddianame yazmasasıyla meşhur. Tek sanıklı dava 22 gün oldu iddianame yok, çünkü ortada delil yok. Delillerin yaratıldığı sürecin adalet getireceğine kimse inanmaz. Esenyurt’ta kimse böyle bir sürece inanmıyor. AK Parti ve MHP’ye kötü haberim şu; gidin Esenyurt’u gidip dolaşın. Esenyurt’ta yapılan araştırmalarda, işgale yüzde 81 ile itiraz ediyor. Ahmet Özer’e oy vermeyen 5 kişiden 4’ü ‘haksızlık yapılıyor’ diyor. Sandığı koyup halka soralım. Yüzde 80’i Ahmet Özer’in arkasında değilse biz bir şey bilmiyoruz” diye konuştu.
“SAĞLIK BAKANI İSTİFA EDECEK, HESAP VERECEK”
Özel hastanelerde yaşanan bebek ölümleri ile ilgili dönemin İl sağlık Müdürü olan Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun sorumluluğuna vurgu yapan Özel şöyle devam etti:
“Bakan olmadan önce 8 yıl İl Sağlık Müdürü. Onun döneminde yaşanıyor ne yaşandıysa. Çocuklar ölüyor bunlar gözlüyor. Geçen yıl Mart Nisan’da gözaltı yapılıyor. Ama hastane sahipleri o kadar hatırlı o kadar dokunulmaz ki o hastanelere çocuklar yatırılmaya devam ediyor. Bu çetenin başındakiler o kadar şımarmışlar ki gidiyor savcıyı tehdit ediyor.
İşte o sürecin sağlık müdürü, bugün gelmiş, ‘Ben Sağlık Bakanı’yım’ diyor. Evlerde o beşikler boş duruyor. 18 sene sonra bir mucize çocuğu olmuş, o çocuğu da o çete öldürmüş. Bu gelmiş, komisyonda kendisine bakan muamelesi yapılmasını bekliyor. O bakan istifa edecek, o hesap verilecek. O zamana kadar kimse sizin yüzünüze bakmayacak.
47 sanık var bir tanesi devlet memuru değil. Yıllar önce ihbar, aylar önce tutuklama, ihbardan önce bile çocuk ölümleri yaşanıyor ve o hastanelere el kadar bebeleri emanet etmeye devam eden bir sağlık sistemi. O sürecin sağlık müdürü bugün gelmiş ben sağlık bakanıyım diyor. Sen orda durursan bu yargılama sürmez. Bu yüzden onu orda tutuyorlar. Ama ne olursa olsun bu millet gördü bu iktidarın uygulamaları ne yenidoğan ne çocuğa ne kadına ne sokaktaki canlara ne yoksullara gençlere hiç kimseye iyi gelmemektedir. Bu iktidarın gitmesi Türkiye’nin yüzünün gülmesinin tek ve ön şartıdır.”
LAİKLİK TARTIŞMASI
Özel, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in laiklik açıklaması üzerinden başlayan tartışmalara dair “Laiklik din düşmanlığıymış da, yok camiler ahır olmuş da. Eğer o anayasayı yapanlar, bu ülkeyi kuranlar, başta Gazi Mustafa Kemal olmasaydı, o camilerde şimdi ezan okunmuyordu. Biz cami falan kapatmadık ama yaptıysak bile halen bu senin yaptığın çocukları aç, susuz bırakmanın milyon günahı var. Bu küstahın bu söylediği sözlere siyasi zeminde laf yetiştirmek yerine bunu niye yaptığını görmek lazım. Derdi bu; tartışmayı başlatayım, Özgür Bey ile Tayyip Bey cami tartışması yaparken ben kenarda durayım, bakanlık yapayım. AKP’nin içinde çok kötüsü vardı ama bu kadar beceriksizi, vicdansızı gelmedi. Bu iktidar 22 yıl sonra kutuplaştırma siyasetinin ekmeğini yiyemediği bir dönem yaşıyor.” diye konuştu.
“ERKEN SEÇİM İSTİYORUZ”
Özel, Erdoğan’ın geçmişteki açıklamalarını hatırlatarak, “22 yıldır bu ülkeyi yöneten Tayyip Bey, ‘Bunlar pazara gelebilirler mi, çiftçinin suratına bakabilirler mi, esnafın derdini dinleyebilirler mi?’ diyordu. Şimdi soruyorum, Tayyip Bey bir pazara gidebilir mi? Esnafla, işçiyle konuşabiliyor mu? Tayyip Bey bu milletin arasına karışıp geçinebiliyor musunuz diye sorabiliyor mu? Madem soramıyorsa onun dediği gibi sokağa gidemiyorsa sandığa gidecek. Erken seçime gidecek. Tayyip Bey ya tarlada, fabrikada, pazarda vatandaşa git, hatırını sor helallik iste yapamıyorsan işte orada sandık orada. Sandığı bekliyoruz. Erken seçim istiyoruz” şeklinde konuştu.
PİRHA-Etki ajanlığı yasasının muhalifler için bir sopa olduğunu ifade eden CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Etki ajanlığını getirmek istiyorlar. Tüm milletvekillerimiz etki ajanlığı yasasını geçirmemek için ellerinden ne geliyorsa onu yapacaklar” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında konuştu.
“ASGARİ ÜCRET 30 BİN OLSUN”
Ekonomik kriz her alanda derinleşirken iktidarın irrasyonel davranışlarının da devam ettiğini belirten Özgür Özel, “2002 yılında memur 14,5 çeyrek alıyordu şimdi 7. Vatandaşın sırtına vergi yüklemeye devam ediyorlar. Yılbaşına kadar 81 ilde ekonomiyi anlatacağız. Gerçek derdimiz ekonomidir. Vatandaşın hakkını savunuyoruz. Emekli maaşı asgari ücrete denk olmalıdır. Emeklilere 17 bin lira bu aydan itibaren yatırılmalıdır. Bırakın dört seferi, temmuzda dahi zam yapmadılar. Bugün asgari ücretlinin alım gücü erimiş durumdadır. Kendi beklentileri yıl içerisinde üç sefer değişti. Bunlar, kendileri bile tutturamıyorlar. Krizin faturasını asgari ücretliye verecekler. Biz bir asgari ücretli parayı nereye harcar diye baktık. Bütün sendikalara çağrı yapıyoruz. Asgari ücret 30 bin lira olsun. Bugün enflasyon yüzde 59 buna göre zam verse 24 bin lira olacak asgari ücret onlar diyor ki biz 21 bin lira yapalım. Asgari ücret talebimiz 30 bunun altında yokuz” diye ifade etti.
“ETKİ AJANLIĞI MUHALİFLER İÇİN SOPA”
Etki ajanlığı yasasının tüm muhalifler için sopa olduğunu vurgulayan Özgür Özel, şunları ifade etti:
“Etki ajanlığını getirmek istiyorlar. Muhalif gazeteciler için, muhalifler için bir sopa olarak kullanmak üzere getiriyorlar. Hukukun en temel beklentisini bile aramadan. Birisi bana muhalifse ben onu başkalarını etki ajanı olarak etiketlerim kimseyi de konuşturmam. Millet buraya milletvekili seçip yolladı, hukukçu arkadaşlar var. yabancı ülkenin buradaki taşeronu yakalanınca bir buçuk yıl ceza verebiliyoruz. Ama senin yazdığın gibi olursa dışarıdan çalışmalara YÖK para ayırmaz akademisyen fon bulur, etki ajanısın diyecekler. gazeteci dışarıdan fon bulur yayın yapar, etki ajanısın diyecekler.
Otoriterlik bulaşıcı, birbirlerinden öğreniyorlar. Bu etki ajanlığının patenti sayın Putin’de. Sonra Gürcistan, Kırgızistan izlemiş. NATO Parlamenterler Meclisi’nde bu düzenlemenin demokrasiye tehdit olduğu bir karar bağlanmış. Bizim de üyelerimiz var hatta Faik Öztrak yönetici pozisyonunda. 18 üyenin 10’u AKP ve MHP’li. Bu 10 arkadaş NATO’da demokrasiye aykırı diye imza atmışlar. Devlet Bey için kolay, iki tanesini partiden atar. Senin milletvekillerin demokrasiye aykırı diye Mayıs ayında imza atıyorlar. Kırmızı alarm! Hayvan hakları ve kadına şiddet yasasında olduğu gibi kırmızı alarm! Tüm milletvekillerimiz etki ajanlığı yasasını geçirmemek için ellerinden ne geliyorsa onu yapacaklar.”
“AHMET ÖZER’İN EVİNİN KAPISI BALYOZLA KIRILDI”
Esenyurt Belediyesi Başkanı Ahmet Özer’in evinin kapısını balyozla kırılmasına tepki gösteren Özel, “Ahmet Özer halen tutuklu. Dün Serdar Ortaç hakkında iddia var, gece evine gitmişler. Kapıyı çalmışlar, duymayınca uyanmasını beklemişler. Uyanıp kapıyı açınca kendileri ifadeye davet etmiş. Doğrusu bu. Ahmet Özer’in kapısını kırdılar, eşini duvara vurdular, canlı bombaymışcasına o şartlar altında kaldırıp itibarsızlaştırdılar. Aramada avukat sokmadılar eve. Güya buldukları delillerle bir sürü yalan attılar. Hatta belki FETÖ gibi kendileri kanıt koydular. Remzi Kartal ile görüştü deniliyor hiç kanıt yok ama Meclis’te Kartal ile görüşen iki vekil var biri Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman, çıkıyor diyor ki ‘Ben akademisyen sıfatımla görüştüm’ Yayman’a hak olan Özer’e yasak mı?” dedi.
“SİVİL PLAKALARI OLAN BİR OTOBÜSÜN ÜSTÜNDE KONUŞTUK”
Kayyım atamalarının ardından DEM Parti otobüsünde konuşma yapmasına yönelik eleştirilere ilişkin konuşan Özel, şunları dile getirdi:
“Mardin’e gidip DEM otobüsüne çıkmışız. Gittiğimizde ne üstünde ne de içinde oldukları sivil plakaları bir otobüsün üstünden konuştuk. Ülkenin cumhurbaşkanı benim söylediklerimi TRT tüm ülkeye yayar, duyanlar bana yeter diyerek siyaset yapıyor. Hadi televizyonda karşımıza çıkmıyorsun bari o kürsüde yapma. Otobüs ortada, plakası sivil. Ahmet Türk o kadar nazik ki ben çekileyim dedi. olur mu başkanım, Mardin halkı kimi seçtiyse onunla çıkacağım buraya dedim. Erdoğan diyor ki; yalan söylüyor, samimi değil. Tayyip Bey, Siirt’e gidip meydanda kalabalığı görüp sonra da şiir okuyup yasaklı duruma düşen sen, partin iktidara gelince milletvekili de değilsin Baykal’ın demokratlığından istifade eden ve Anayasa değiştirten sen, geçen seçim yüzde 65 oy alan Siirtlilerin başkanına kayyım atayan da sen.”
PİRHA-DEM Parti’nin Türkiye partisi olduğunu ifade eden DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “DEM Parti ezilen Kürt halkının yanında olduğu gibi yine ezilen, kimliği yok sayılan Uygur Türklerinin, mazlum Filistin halkının, Şengal’de katliam tehdidi altına bulunan Ezidilerin, Ermenilerin, katledilen kadınların, Alevilerin, doğa hakkını savunan halkların ve inançların hakkını savundu, savunmaya devam edecek” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.
DEM Partinin 1 yaşına girdiğine dikkat çekerek sözlerine başlayan Tuncer Bakırhan, “Yaşımız genç olabilir ama mücadele tarihimiz yüzyıllar öncesine dayanıyor. DEM Parti halklarımıza ve bize hayırlı olsun. İyi ki DEM Parti var. DEM Parti adaletin, barışın ve insanca yaşamın teminatıdır. Öyle olmaya ve kalmaya devam edecek. Bir yıllık süreç içerisinde dokunmadığımız, birlikte olmadığımız, omuz omuza mücadele etmediğimiz ne bir sınıf ne bir kimlik ne bir inanç kalmadı” diye belirtti.
“KÖKLERİMİZ TÜRKİYE’DE AMA MÜCADELE RUHUMUZ BÜTÜN DÜNYADADIR”
DEM Parti’nin Türkiye partisi olduğunu söyleyen Tuncer Bakırhan, “DEM Parti ezilen Kürt halkının yanında olduğu gibi yine ezilen kimliği yok sayılan Uygur Türklerinin, mazlum Filistin halkının, Şengal’de katliam tehdidi altına bulunan Ezidilerin, Ermenilerin, katledilen kadınların, Alevilerin, doğa hakkını savunan halkların ve inançların hakkını savundu, savunmaya devam edecek. Köklerimiz Türkiye’de ama mücadele ruhumuz bütün dünyadadır. Bizim yolumuz cumhuriyet diyerek oligarşiyi kuranların yolu değil, bizim yolumuz mazlumuz deyip zalimlik makamını işgal edip insanları perişan edenlerin yolu değil. Bizim yolumuz daha önce de belirttiğimiz gibi üçüncü yoldur. Emekçilerin, ezilenlerin bu ülkede yaşayanların eşit ve adil bir şekilde bir arada yaşayacakları demokratik bir cumhuriyet yoludur” dedi.
“HEP BİRLİKTE İNSANI YOK SAYAN DÜZENE KARŞI MÜCADELE ETMEYE DEVAMA EDECEĞİZ”
Türkiye’de insanların artık umutlarını yitirdiklerini belirten Tuncer Bakırhan, “Yoksul yoksulluğuyla baş başa kalmış, adalet arayanlar biçare bir şekilde ne yapacaklarını bilmiyorlar. Emekliler zaten çoktan açlığa mahkum edilmiş, çeteler başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanını esaret altına almış. Kadınlar sokağa çıkamıyor. Her gün kadınlar katlediliyor, gençler katlediliyor. Artık çocuklarımız güvende değil. Emin olun her sabah uyandığımızda bu haberleri okuduğumuzda, izlediğimizde neredeyse insanlığımızdan utanır hale geldik. Ama asıl utanması gerekenler, bu çürümüşlüğe, yoksulluğa, adaletsizliğe bir şey diyemiyorlar, bir şey yapmıyorlar. Biz dün olduğu gibi bugün de Kulp’un Kasor havzasında günlerdir doğası için direnen köylülerin yanındayız. Çıplak ayaklarıyla bugün Meclis’e yürüyen emekçilerin, işçilerin yanındayız. Sokaklarda kadınların katledilmesini engellemek için onları sesi, soluğu olan kadın yoldaşlarımızın yanındayız. Hep birlikte bu çürümeye, insanı yok sayan düzene karşı durmaya, mücadele etmeye devam edeceğiz” diye ifade etti.
“TÜRKİYE KOCA BİR SEFALET VE SUÇ MEYDANINA DÖNÜŞTÜ”
Kürtlerin, emekçilerin ve ezilenlerin bu ülkenin asıl sahipleri olduğunu vurgulayan Bakırhan, “Bu ülke milliyetçilik yapan ama çürümeye göz yumanların ülkesi değil. Bu emin olun yaşadığımız, bizim olan bu ülkenin demokrasiyle buluşması için, bu çürümenin önlenmesi için elimizden gelen bütün mücadeleyi çabayı ortaya koyacağız. Bakın Türkiye koca bir sefalet ve suç meydanına dönmüşken iktidar vergi ve ihale vurgunu peşinde koşuyor. Onların derdi sokakta her gün katledilen kadınlar değil. Uyuşturucu belasının Kars’tan Edirne’ye kadar esir aldığı gençler değil. Geçinemeyen emekliler değil. İhale ile uğraşıyorlar, yandaşlara ihale vermeye ve yeni yeni vergiler koymakla uğraşıyorlar. Emin olun bazen biz de şaşırıyoruz. Öyle olaylar oluyor ki insan anlamakta güçlük çekiyor. Daha geçen hafta dünyada eşi benzeri olmayan hiçbir ülkede uygulanmamış bir vergi hayata geçirdiler. Traji komiktir ama bu iktidar kredi kartı limitinden bile vergi alma fikriyatını ortaya koyan bir iktidardır. Çok dahiyane bir buluştur. Kredi kartı limitinden vergi almayı buldukları için. Aslında Nobel ödüllerini boşuna dağıtıyorlar. Yahu bu dahiyane buluşu bulanlara aslında Nobel ödülü vermeleri gerekiyordu. Ama en kötüsünü bulduğu için bir Nobel ödülünü bence ekonomi bakanı hak etmiştir. Neymiş kredi kartı limitinden aldıkları vergi ile çelik kubbe kuracaklarmış. Çelik kubbeyi emekçinin yoksulun 750 lirasıyla zaten kurmayacağını zaten hepimiz çok iyi biliyoruz. O rant verdiğin, ihale verdiğin, vergi indirimi yaptığın sermayeden alabilirsen belki çelik kubbeyi kurabilirsin” dedi.
“HAKSIZLIKLAR ZEHİR GİBİ BÜTÜN TOPLUMA YAYILIYOR”
Ülkedeki eşitsizliğe dikkat çeken Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Cezaevinde sağlığa ulaşamayanlar, haksız yere yatıp yaşamını yitirenler, cezaevinde kalan yüz binlerce insanın karnını bile doyuramıyorlar, su bile veremiyorlar, doktor bile bulundurmuyorlar. Ama yandaşa habire ihale ve peşkeş çekiyorlar. Adalet arayanların adalet çağrısına cevap vermiyorlar. Yani bu ülke her anlamıyla çökmüş, çürümüş, siyasal ve toplumsal anlamda en dipleri yaşıyor. Değişim artık Türkiye için bir zorunluluktur. Hiç kimse Türkiye’nin ikinci yüzyılda halkı adaletten demokrasiden, aştan yoksun bırakmaya hakkı yoktur. Biz buradan iktidara ve ortaklarına sesleniyoruz. Tek bir alanda yapılan haksızlık bile zehir gibi bütün topluma yayılıyor. Onun için bu zehrin topluma daha fazla yayılmaması için bir an önce bu iktidarın, muhalefetin, Meclis’in barış ve adaletin sağlaması için acilen bir adım atması gerekiyor. Adaletin olmadığı, barışın olmadığı, denetleme sisteminin olmadığı bir yerde 100 milyonluk liralık bir ihaleyi 3,5 milyara verirler. Emekçinin, yoksulun cebinden 750 lira çalmak için kredi limitine vergi koyarlar. Hepimize büyük görevler düşüyor. Ey Türkler, Kürtler, Aleviler, Sünniler, muhafazakârlar, farklı inançta olanlar artık buna bir dur diyelim hepimize büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Biz izledikçe yarın öbür gün evimizde oturuyoruz diye de vergi koyabilirler. Bunlar uzak günler değil, onun için bir an önce hep birlikte sorumluluk alıp bu değişmesi gereken ama değişmemekte ısrar eden bu sistem karşısında değişimi zorlamalı ve değişimi sağlamak için bir araya gelip mücadele etmeliyiz.”
“DEMOKRATİK BİR CUMHURİYET İÇİN CHP’YE ÖNEMLİ GÖREVLER DÜŞÜYOR”
Bakırhan, demokratik bir cumhuriyet için ana muhalefet partisine önemli görev ve sorumluluklar düştüğünü söyleyerek, “CHP’nin Kürt sorununun demokratik çözümünde önemli bir rol oynayabilir. CHP statükoya sığınmadan çözüm karşıtı bir yere savrulmadan ve bu ülkede Kürt sorunu başta olmak üzere Türkiye’nin temel meselelerinin demokratik bir şekilde çözülmesi için karşı bir yerde durmamalıdır. Çözümün yanında yer almalıdır. CHP, eğer böyle davranmazsa sadece ülkemize değil, aslında geleceğimize de büyük bir zarar vermiş olur. En fazla da statükoyu savunarak Kürt meselesinde bir çözüm programı ortaya koymayarak kendisine büyük kötülük yapar, kendisine büyük kaybettirir. Değerli arkadaşlar yine parlamentoda bulunan bütün siyasi partilere çağrı yapmak istiyorum. Gelin bu Meclis çatısı altında barışı, demokrasiyi, hak talep edenlerin haklarını bu yasa dönemi içinde beraber bir arada tartışarak müzakereyle, diyalogla hayata geçirelim diyoruz” diye konuştu.
“ÜLKENİN TEMEL SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN OMUZ OMUZA MÜCADELE EDELİM”
Kürtlerin kapalı kapılar arasından bir şey çevirmediğini belirten Bakırhan, “Dolayısıyla en başından ‘Kürtler iktidarla anlaştı’ diyenler oluşabilecek diyalog zeminine bariyer koyarak bu ülkenin çözümsüz bir şekilde bu şekilde devam etmesini istiyorlar. Yine siyasi partilere, feministlere, ekolojistlere, işçilere, emekçilere, emek ve meslek örgütlerine STK’lara, işçi sınıfına çağrımızdır. Gelin barışı ve demokrasiyi adaleti muktedirlerin insafına bırakmayalım. Emekçilerin, yoksulların, ezilenlerin bir araya gelmediği, birlikte taleplerini yükseltmediği her yerde işte muktedirler bizim geleceğimiz hakkında karar verirler. Onların verdiği karar taleplerimizi kapsamıyor. Gelin onun için barışı biz toplumsallaştıralım. Gelin elimizi taşın altına koyarak bu ülkenin temel sorunlarını çözmek için omuz omuza mücadele edelim” diye kaydetti.
“TECRİDİ KALDIRIN”
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yaptığı “örgütünü tasfiye et” çağrısını değerlendiren Bakırhan, şunları kaydetti:
“43 aydır Sayın Öcalan ile avukatlar, aile görüşemiyor. Sayın Bahçeli, Öcalan ne söyleyeceğini, nasıl bir çağrı yapacağını biz de merak ediyoruz senin gibi. O zaman tecridi kaldırın, Sayın Öcalan’ın kendi örgütüne, kendi arkadaşlarına ne dediğini hep beraber izleyip görelim. 43 aydır kuş uçmayan, kervan geçmeyen bir adaya böyle boşu boşuna çağrı yapılır mı? Bir an önce İmralı kapılarının açılmasını, sizin sorduğunuz soruya Sayın Öcalan’ın nasıl cevap vereceğini merak ediyoruz. Kapıları açın dinleyelim, görelim.
Türkiye’de bir taraftan barış kelimeleri ortalıkta dolaşıyor, tartışılıyor. Biz yokuz yine onlar tartışıyor. Bizi yok saydıklarında da yine bizim adımıza tartışıyorlar. Barış dedikleri zaman el uzattıkları zaman da DEM Parti tartışılıyor ama DEM Parti’li muhataplar maalesef o platformlarda yok. Bizim adımıza tartışmaya hüküm vermeye ahkam kesmeye devam eden bu anlayıştan gerçekten insan ne beklesin? Barış ancak bir Kürt bir Alevi bir Ermeni bir Süryani bir kadın bir yoksul kendini içinde hissederse barış olur. Aksine bir taraftan barış öte yandan kelepçe, açlık ve yoksullukla barış olmayacağını hepimiz öğrendik. Biz bu ülkenin kadim halklarından biriyiz. Bu üstenci dili, kendisini sahip bizi öteki kabul eden dili kabul etmiyoruz. Barış böyle gelmez. Kimmiş mekanın sahibi: mekanın sahibi emekçilerdir, üretenlerdir, ezilenlerdir. Çanakkale’de yaşamını yitirenlerdir. Malazgirt’te kapıları açarak sizlerin Anadolu’ya girmenizi sağlayanlardır. Bu topraklarda sizden önce Pir Sultanlar, Hacı Bektaşlar, Seyit Rızalar vardı.”
PİRHA – AKP’nin askeri kalkışmadan nemalandığını belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Ankara Gar Katliamı ve Suruç Katliamı’ndan sonra iktidar, ‘Bu katliamlar iyi oluyor bizlerin oyları artıyor’ diyerek, bu katliamlar üzerinden, yani insan kanı üzerinden bu rejimi inşa etti” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.
15 Temmuz 2016 askeri kalkışmanın yıl dönümüne dikkati çeken Hatimoğulları, geçmiş dönemlerde yaşanan tüm darbelerin en ağır bedelini işçilerin, emekçilerin, yoksulların, solcuların, sosyalistlerin ve muhaliflerin ödediğini söyledi.
Hatimoğulları, “Bizler DEM Parti geleneği olarak siyasi ve askeri darbelere karşı tutumuz çok açık ve nettir. Darbelerin sadece kazananı, o darbeyi gerçekleştiren klik ve ona bağlı güçler olmuştur. Kaybedeni de Türkiye olmuştur. 15 Temmuz darbe girişiminin ve devam eden darbenin kaybedeni yine Türkiye olmuştur” dedi.
“BÜYÜK BİR KOMPLODUR”
AKP’nin askeri kalkışmadan nemalandığını belirten Hatimoğulları, “Ankara Gar Katliamı ve Suruç Katliamı’ndan sonra iktidar, ‘Bu katliamlar iyi oluyor bizlerin oyları artıyor’ diyerek, bu katliamlar üzerinden, yani insan kanı üzerinden bu rejimi inşa etti. 15 Temmuz Türkiye halklarına karşı kurulmuş büyük bir komplodur. 15 Temmuz Türkiye’de zamana yayılmış siyasi darbedir ve kolluk kuvvetleri ile yargı tarafından desteklenmiş bir darbedir” diye konuştu.
Hatimoğulları, “Askeri darbeler analizi yapan uzmanların yaptığı bir değerlendirmeyi paylaşacağım sizlerle. ’15 Temmuz bir darbe değildir’ dediler. ‘Bu girişim kimin işine yaradıysa faili odur’ dediler. Aynen öyle. Bu tespite yürekten katılıyoruz. Öncesi ve sonrası, yani 15 Temmuz darbe girişiminin hem öncesi hem sonrası tamamen bir senaryoydu. Bu senaryonun kimler tarafından yazıldığını bütün detaylarıyla bugün konuşacağız. 15 Temmuz’un mağduru toplumdur. O gün bugündür ekonomi tam bir çöküş içinde, siyaset tam bir çöküş içinde, demokrasinin kırıntısına dair hiçbir şey yok ortada” dedi.
4 KASIM DARBESİ
Kobane ve Gezi davalarına dikkati çeken Hatimoğulları, “Bu siyasetçiler HDP’li siyasetçilerdi. İçinde o dönemin eş başkanları olan sevgili Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın olduğu onlarca HDP’li siyasetçi gözaltına alındı tutuklandı. Onun evveliyatında önce dokunulmazlıkları kaldırıldı. 4 Kasım darbesi. Bu fotoğraf, 4 Kasım darbesinin Sincan Adliyesindeki fotoğrafıdır. İşte darbe budur. Yine bu fotoğraf. Geziden yargılanan arkadaşlarımızın fotoğrafı. Gezi davası, daha doğrusu gezi direnişi bu ülkenin toplumsal hafızasında en onurlu toplumsal direniş en onurlu sivil itaatsizlik eylemlerinden biriydi. Bizlerin ayağa nasıl kalkabileceğini halkın gücünü bütün dünyaya gösteren bir direnişti Gezi direnişi. Sivil demokratik olan Gezi direnişi bu şekilde müebbetle cezalandırıldı. Bu darbe değil de nedir?” diye sordu.
CENAZELERE DÖNÜK SALDIRILAR
Cenazelere ve mezarlıklara dönük saldırılara değinen Hatimoğulları, “Bir hafızayı bu şekilde ortadan kaldıracaklarına inandılar. Mezarları tahrip ettiler, cenazelere işkence yaptılar. Cenazelerin gömülmesini bile engellediler. Bu bir savaş hukukunda bile kabul görecek bir şey değildir. Kabul edilemez. Bu fotoğraf Ali Rıza Aslan’a ait ve elinde taşıdığı koli, kargo ile gelen çocuğunun cenazesi. Sadece bu fotoğraf bile bize ne kadar çok şey anlatıyor. Ali Rıza Aslan ‘Gözlerim karardı, nefesim kesildi. Sanki o bütün Diyarbakır başıma yıkıldı’ demişti. Bütün Diyarbakır, bütün Türkiye bu acı çeken ailelerin başına yıkılıyor. Bunu da yapan sözde mütedeyyin olan, inançlı olan ama İslam’ın değerlerini siyasal amaçları için kullanan AKP’dir” şeklinde konuştu.
TUTUKLANAN ANNELER
Hatimoğulları, cezaevlerindeki şüpheli ölümler ve yaşlarına rağmen tutuklu olan annelerin durumunu da değindi. 83 yaşındaki Makbule Özer’in yüzde 61 engelli olmasına rağmen tutuklu olduğuna dikkati çeken Hatimoğulları, 2 gün önce de Êlih’te çok sayıda annenin tutuklandığını anımsattı. Hatimoğulları, Makbule Özer’in fotoğrafını göstererek, “Sanmayın ki bu anlattıklarımız sadece bir Kürt kadının hikayesidir. Bu anlattığımız bir elinde çiçek, bir elinde bastonu beyaz tülbentiyle dimdik ayakta durmaya çalışan bir Kürt ananın fotoğrafı” dedi.
“KAYYIMA KARŞI MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK”
Hatimoğulları, Hakkari Belediyesi’ne 3 Haziran’da kayyım atandığına işaret ederek, şöyle devam etti:
“Geçmiş dönemde yaşamış olduğumuz askeri darbe dönemlerinde dahi kayyımlar atanmadı. Bu darbe 12 Eylül askeri darbe girişiminden daha beter bir darbedir. Alın size 100 yıl boyunca hatırlayacağımız bir darbe fotoğrafı. Hakkari Valisinin Hakkari Belediyesine kayyım olarak atanmasının belgesi. Askeri güçle bunu sağladıklarının belgesi bu fotoğraftadır. Bu fotoğrafı asla unutmayacağız. Yürüyüşlerimizle nöbetlerimizle direnişimizle Hakkari’de atanan kayyım el çektirilene kadar orada belediye meclisi tarafından seçilen ve bütün yasal prosedürlere uygun olan halkın iradesi temsil eden Viyan Tekçe başkan vekili olarak atanana dek kayyıma karşı mücadelemiz devam edecektir.
ÖZGÜR BASINA SALDIRI KARNESİ
Bir kare daha var ki bütün darbelerin ortak özelliği. Darbe süreçlerinde biliyorsunuz ilk basına saldırılır. Özgür basına saldırılır. Çünkü yaptıkları kirlilikler, otoriterleşme, faşistleşme, insan hakları ihlalleri kamuoyuna gösterilmesin diye en büyük darbeyi basına yaparlar. Nitekim şimdi Türkiye cezaevinde gazetecileri olan ve en ön sıralarda yer alan ülkelerden biridir. En çok gazeteciyi cezaevine atmış olan bir ülke. Bunu darbe döneminde daha fazla yaptı. Sermaye gruplarıyla oldukça güçlendirdiler kendi medyalarını. Medya daima burjuvazinin tekelindeydi ama AKP döneminde medyayı daha fazla tekellerine aldılar. Bakın bu süreçte KHK’larla toplam 204 medya kuruluşu, 6 haber ajansı, 70 gazete, 20 dergi, 41 radyo, 38 TV, 29 yayınevi, dağıtım şirketi kapatıldı. Yüzlerce basın kartı iptal edildi, gazeteciler tutuklandı.
Elimdeki son kare ve el değiştiren darbe. Kapatılan Özgür Gündem Gazetesinin 19 Temmuz 2016 tarihli manşeti. ‘Darbe el değiştirdi’ diyor ve altta devam ediyor; ‘Saray ve AKP darbe girişimini fırsat bilerek kendi darbesini yapıyor. Sokağa salınan çeteler demokratik güçleri hedef alıyor diyor.’ Tam da böyle oluyor. Özgür Gündem yaşanan her şeyi bu cümle ile o kadar net özetlemiş ki. Evet iktidarın şiddet ve unutturma yaklaşımına karşı bizler bu karelerde hafızalarımızı her alanda dipdiri cap canlı tutuyoruz. Onlar zannetmesin ki attıkları yalanlarla bu kareleri gölgeleyebilecekler. Bu kareler toplumun vicdanında zaten bir hafıza oluşturmuş aynı zamanda arşivlerde de en iyi şekilde yerlerini almıştır.
DARBENİN SİYASİ AYAĞI NEREDE
Darbenin siyasi ayağını AKP hiç konuşmaz. Türkiye toplumu darbenin siyasi ayağını çok ciddi bir biçimde konuşmalıdır. Darbenin hakimi, savcısı var. Eniştesi var. Çaycısı var, ama bu darbenin siyasi ayağı yok. Darbenin asıl failini bulmak için o zaman HDP şimdi DEM Parti olarak defalarca araştırma komisyonu kurulsun diye teklifler verdik. En son darbe araştırma komisyonu kuruldu. Şu an söyleyeceğimiz şey o kadar mühim ki. Bu iktidarın derhal istifa etmesini gerektiren bir şey. Çünkü belgeyi çaldılar belgeyi.
ÇARA ÜÇÜNCÜ YOL
Bizler direnmeye alışkın bir geleneğin çocuklarıyız ve kazanacağız. Bu umutla mücadele ediyoruz. AKP ve MHP sadece 15 Temmuz darbe girişiminde değil cumhuriyet tarihindeki en büyük askeri ve sivil darbenin kirli mirasını omuzlayan bir iktidar oldular. AKP darbe mekaniğinin bizatihi uygulayıcısı oldu. 20 Temmuz OHAL darbesinden sonra rejimin değişmesini de muhalefet ne yazık ki oturup izledi. Bizler ne darbenin ne darbecilerin bir parçası olduk. Ne darbeden faydalananlar olduk. Bizler darbe rejiminin sahte oyunun pardesini açarak bütün açıklığıyla bunu halklara gösterenler olduk. Bizler Yenikapı ruhunun figüranı olmayı reddettik. Halkın yanında olduk. Böyle de olmaya devam edeceğiz. Bunları neden hatırlama gereği duyuyoruz. Çünkü yeni dönemin siyaseti muhalefet tarafından şekillendirilmeye çalışılırken bu konuştuğumuz konuları o dönem Yenikapı ruhu oluşturarak bu iktidarın kendini kurumsallaştırmasının önünü açan anlayış ile muhalefetin hesaplaşması gerekiyor.
Ne bu halk düşmanı olan rejimin ne de bu rejimi restore etme ihtimaline karşın görev üstlenebilme olasılığı olan muhalefetin Türkiye halklarına bir faydası olmaz. İşte biz bu nedenle diyoruz ki ne bu iktidar ne bu rejim ne de bu restorasyoncu anlayış. Bütün bunlara karşı demokratik cumhuriyet olan Üçüncü Yol. Üçüncü yolun yolcuları da DEM Parti’de mücadele vermektedir.
Biz onların rahatlarını bozabiliriz. Çünkü biz çoğuz. Bizler korkuyu Kerbela’da, korkuyu 1977 1 Mayıs’ında bıraktık. Bizler korkuyu 15-16 Haziran işçi direnişinde, bizler korkuyu Amed Zindanlarında bıraktık. Bizler korkuyu 14 Temmuz direnişlerinde, Gezi direnişlerinde bıraktık. Bizler cesaretimizi kuşanmış yoldayız ve yürüyoruz. Bütün ferasetimizle bizler ekmek için de adalet için de mücadele ediyoruz. Mücadelemiz 85 milyon yurttaşımızın bu ülkede eşit ve adil bir sistemde yaşaması içindir.”
EMEKLİ MAAŞINA TEPKİ
Hatimoğulları, hükümetin en düşük emekli maaşına dair kararına dair tepki gösterdi. AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’in en düşük emekli aylığının 12 bin 500 lira olacağını duyurduğuna dikkati çeken Hatimoğulları, “Saray, 15 saniyede bir emekli maaşı harcıyor” dedi.
PİRHA – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yaşanan yoksulluğa işaret ederek, “Twitter’dan solculuğu, klavyeden muhalefeti bırakın. Çıkın meydanlara mücadeleye destek verin” çağrısı yaptı.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Özel, Gezi Parkı protestoları nedeniyle tutuklu bulunan iş adamı Osman Kavala, milletvekilliği düşürülen Can Atalay ve diğer tutsakların serbest bırakılmasını istedi.
“HEPİMİZ GEZİ’DEYDİK”
Özel, Atalay hakkında Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) verdiği ihlal kararı gerekçesinin hala açıklanmadığını hatırlatarak, “Gezi davasında 5 kardeşimiz içeride. Hepimizin yerine yatıyorlar. Gezi biziz kardeşim, hepimiz Gezi’deydik, Gezi bizim onurumuzdur” dedi.
“EZİLENLERİN SESİ OLMAYI SÜRDÜRECEĞİZ”
Ekonomik kriz, emeklilerin durumu ile Türkiye’deki yoksulluğa dikkati çeken Özel, “22 yıldır bu milletin elinden sokağı aldılar. Bu milletin sesini çaldılar. Bu milletin avucundan alkışı, ağzından sloganı çaldılar. ‘Arkanızdayız, yanınızdayız’ diye Twitter’dan değil, önünüzde meydanlardayız. Sizinle birlikteyiz. Bir sözüm de klavye muhaliflerinedir. Kardeşim; Twitter’dan solculuğu, klavyeden muhalefeti bırakın. Bu millet tarihinin en büyük yoksulluğunu yaşıyor. Çıkın meydanlara mücadeleye destek verin. Ezilenlerin sesi olmayı sürdüreceğiz” diye konuştu.
“MADEM GEÇİM YOK, ÇOK YAKINDA SEÇİM VAR”
Özel iğneden ipliğe yapılan zamlara işaret ederek, “Sadece bir kaç ayda akaryakıta yüzde 30 zam, mobil haberleşmeye yüzde 65, elektriğe yüzde 38 zam geldi. Bir tek asgari ücrete zam gelmedi. En düşük emekli maaşı 10 bin lira yani 270 dolar. En düşük emekli maaşı 6 ay önce 25 kilo dana kıyma alıyordu. Dün 16 kiloya düşmüştü, bugün yaptıkları sözde zamla 20 kiloya çıktı. Emeklinin cebinden 5 kilo kıyma parası çalıyorsunuz. Bunun adı zam değil emekliye ihanettir, yazıklar olsun. CHP olarak bu milleti bu cendereden kurtaracağız. Sadece zenginleri kayıran, yoksulu sömüren bu sisteme son verene kadar sizin için çalışacağız ve sizin için mücadele edeceğiz. Bu ülkede ya yüzler gülecek ya da yüzleri güldürecek halkın iktidarı gelecek. Madem geçim yok, çok yakında seçim var” şeklinde konuştu.
Özel ayrıca Devlet Bahçeli’nin elini öpen Özel Harekat Başkanı Süleyman Karadeniz’e tepki göstererek, “Sen devletin polisi olmayı yanlış anlamışsın” dedi.
PİRHA- Meclis’te konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Kendi gücünün karşılığını ölçmek isteyenleri sandığa davet ediyoruz” dedi. Bakırhan, Suriye ile arabuluculuk tartışmalarına da işaret ederek, Esad ile yapılması düşünülen görüşmelerin “çözüm” için olması gerektiğini vurguladı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık Meclis Grup Toplantısı’nda gündemdeki gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.
Fransa’daki seçimlerde sol ittifakın kazandığı başarıya dikkati çeken Bakırhan, “Yükselen aşırı sağ ve faşizm dalgasına karşı demek ki bir araya gelince, birlikte hareket edince Fransa’daki gibi çok önemli sonuç alınabiliyormuş. Fransa’daki sonuçlar bizlere umut oldu, moral oldu, tekrar onları tebrik ediyoruz. Fransa’daki seçim sonuçları bizlere de çok önemli bir ders verdi. Eşitsizlik var, adaletsizlik var, Türkiye’de yaşayan milyonlarca insan bu haksızlık ve hukuksuzluk sisteminden olumsuz bir şekilde etkileniyor. Ama bir türlü bir araya gelip dayanışma içerisinde ortak bir mücadele zemini öremediğimiz için bugün yaşamış olduğumuz sonuçlarla karşı karşıya kalıyoruz. Umarım Fransa’daki bu dayanışma, bu güç birliği, işbirliği önümüzdeki dönem Türkiye başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde hayata geçer” ifadelerini kullandı.
“SESİMİZİ YÜKSELTECEĞİZ”
Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanmasına karşı başlatılan eylem ve etkinlikleri değerlendiren Bakırhan, eylemlerinin çeşitli yerlerde devam ettiğini kaydetti.
Bakırhan, seslerini daha da yükselteceklerine işaret ederek, “Hakkari’ vardık, kayyım gaspına karşı gerekli olan açıklamaları yaptık. İradeye saygı yürüyüşü bizim kayyımlar konusunda yaptığımız son çalışma değildir. Onun öncesinde de bir çok çalışma yapmıştık, sonrasında da yine iradeye saygı duymaları için daha kapsamlı, derin ve güçlü çalışmalar ve etkinlikler yapacağız. Kayyımı Hakkari başta olmak üzere bir daha asla bölgede atanmaması için elimizden elen bütün çabayı ortaya koyacağız” diye konuştu.
SEÇİM ÇAĞRISI
Mücadelelerine devam edeceklerini söyleyen Bakırhan, “Birgün Şeyh Bedrettin heyetiyle birlikte bir kervanla yoldan geçerken önünü kesiyorlar o dönem. Önünü kesenlerden biri soruyor: ‘Yolculuk nereye?’ diye. Şeyh Bedrettin diyor ki: ‘Yolculuğumuz hakikatedir. İşte bizim yolculuğumuz da Bedrettinlerin yolculuğudur, hakikatedir, hakkadır. Böyle de devam edecek.’ Kayyım kesinlikle bölgenin hakikatine ruhuna uygun değil. Bölgenin bağrından çıkmış bir uygulama değil. Bir önce bu kayyımcı anlayışı uyarıyoruz: Kayyımdan, kayyımcı anlayıştan vazgeçin. Eğer cesaretiniz ve gücünüz varsa ikinci parti oldunuz. Buyurun her anlamda sizinle Türkiye’deki emekçiler, yoksullar yarışmaya hazırlar. Ama siz de cesaret varsa. Sandıkta cesareti olmayanlar çeşitli gerekçelerle kayyım atıyorlar. Asıl kendi gücünün karşılığını ölçmek isteyenleri sandığa davet ediyoruz. Biz, her zaman buna hazırız” dedi.
Seçim sürecinde kayyım atanan belediyelerin 3 aylık hizmetleri hakkında bilgi veren Bakırhan, bu hizmetlerin kayyımın 5 yılına denk geldiğini söyledi. Hilvan Belediyesi’nin kayyımdan kalma 500 milyona TL’ye yakın borcu olduğunu ifade eden Bakırhan, belediyenin bu 3 aylık sürede kasasına 1 milyona yakın para koyduklarını dile getirdi.
“NEFES ALDIK” DİYORDU
Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü
“Türkiye’nin dört bir yanında neyi konuşuyoruz? Asgari ücrete zam yapılmıyor, emekçiler geçinemiyor, çalışanlar hakkını alamıyor diyoruz. Bizim belediyelerimiz geldiği günden beri, sendikalarla yapmış olduğu toplu sözleşmelerde emekçinin insanca ailesini geçindirebilecekleri yüksek oranda ücretlerle sözleşmeler yeniliyorlar. O belediyelerimizi de tebrik ediyoruz. Bütün bunları en iyi bir anne özetlemişti. Kürtçe demişti. Ben Türkçe söyleyeyim. ‘Vallahi nefes aldık’ diyordu. İşte tam da halkımız nefes almasın diye, biraz önce sıralamış olduğum hizmetlerden yararlanmasın diye, kayyım atıyorlar. Biz de onun için kayyıma karşıyız. Halkımız nefes alacak, hizmet alacak. Nefes alması için hizmet görmesi için Hakkari’de olduğu gibi sahada olacağız, mücadele edeceğiz, yollarda olacağız, direneceğiz. Bir daha kayyım atanmaması için elimizden gelen bütün mücadeleyi ortaya koyacağız.
YANGIN YERİNE DÖNMÜŞ
Halkın sofrası yine yangın yerine dönmüş durumdadır. Milyonlar sefalete mahkum edilmiş, ama Türkiye’nin bütçesi bir avuç savaş baronu, sermayedar ve rantçı yiyor. Onlara peşkeş çekilmeye devam ediliyor. TÜİK de bunları açığa çıkarmak yerine bunları nasıl daha az bir ücret alır, enflasyonu nasıl daha düşük gösterebiliriz? Enflasyon farkını emekçiler yoksullar almasın diye hileye başvuruyor, yoksulların sofrasından, işinden, aşından çalmaya çalışıyor. Bakın TÜİK’in kendi verilerine göre, zengin ile fark son dönemlerde Türkiye’de 15 kata çıkmış. Asgari ücretliler, emekliler açlık sınırının altında bir ücret alıyor. TÜİK diyor ki: ‘Yoksulluk sınırı 19 bin liradır’, hükümet de asgari ücretlilere 17 bin lira veriyor. Emeklilere 10 bin lira veriyor. Hatta 4 milyon emekliye kök maaş diye bir şey icat ettiler, öyle şeyler icat ediyorlar ki enflasyon farkını vermemek için çeşitli hilelere çeşitli yol ve yöntemlere başvuruyorlar, 4 milyon emeklinin de kök maaşından dolayı enflasyon farkı almasını engelliyor. TÜİK dediğimiz şey emekçi ve işçiye düşmandır, büyük bir haksızlık ve hukuksuzluk yapıyorlar.
HESABINI SORACAĞIZ
Bunu yapanlar akşamları nasıl başını o yastığın üzerine koyuyor, evinde sofra kurulduğu zaman işçinin emekçinin sofrasından çaldığı zeytini, ekmeği hangi vicdanla kaldırabiliyor, onu anlamakta güçlük çekiyorum. Büyük bir vicdansızlık yapıyorlar. Günü geldiğinde bu TÜİK’in hilelerini hurdalarını işçinin emekçinin sofrasından çalışan, matematik bilmeyen hakkında inşallah bir gün demokratik bir yargı karşısında hesabını soracağız. Emekliler emekçiler, bunları yaşarken utanmadan bir de ne demişlerdi? ‘2024 yılı kimin yılı olacaktı’. Allah bunlardan razı olsun, bizim için lütfen özel gün ilan etmesinler, yıl ilan etmesinler, ‘Çözüm Süreci’ dediler, çatışma savaş başladı. ‘Barış’ dediler bu ülkede hiç olmadığı kadar halklar karşı karşıya getirilecek politikalar izlediler. ‘Emekliler yılı’ dediler emeklileri perişan ettiler.
KAMPANYAYA KATILIM DAVETİ
Bunun için parti olarak bir kampanya başlatıyoruz. Kampanyamızın adı Ekmek ve Adalet kampanyasıdır. Zaten bu toplumun en temel ve sorunu ekmek ve adalettir. Bu kampanyamıza da 19 Temmuz’da Mardin’de tarım mitingi düzenleyerek startını vereceğiz. Mardin’de başlayacağız, ama Türkiye’nin dört bir yanında tarım üreticileriyle, işçilerle, emekçilerle, KHK’lilerle, çalışan kadın arkadaşlarla, geçinemeyenlerle, asgari ücretle geçimini sağlamayanlarla, yani nerede bir sorun alanı varsa partimiz Ekmek ve Adalet kampanyamızla birlikte onlara ulaşacaktır. Sadece mitingler düzenleyip nutuk atıp, geri geri parlamento binasına, genel merkezimize dönmeyeceğiz. Öncesinde gidip orada tarım üreticileriyle ilgili yaptığımız gibi onlarla görüşeceğiz. Sorunlarını dinleyeceğiz, çözüm önerilerimizi miting alanlarında dile getireceğiz. En önemlisi de elimizden olan yerel yönetimlerle birlikte işçinin, emekçinin, esnafın, tarım ve hayvancılıkla uğraşan insanlarımızın gelirini arttırmanın yolunun nasıl olacağını birlikte çözüp karar vereceğiz. Önümüzdeki dönem sizleri de başlattığımız Ekmek ve Adalet kampanyamıza, yapılacak etkinliklerimize güçlü katılmanız için davet ediyorum. Bu haksızlığı, bu hukuksuzluğu, bu sömürüyü bu bizi yok sayan, açlığa mahkum eden düzeni birlikte direnerek, mücadele ederek ancak geriletebilir ve yenebiliriz. Emek bizim, üreten biziz.
ÖZEL’E TEPKİ
Hadi iktidarı anladık, şimdi bir de ana muhalefet partisinin başkanının da bu konuda iştahı kabarmış. Geçen gün Sayın Özgür Özel diyor ki: ‘Erdoğan ile Esad arasında görüşmeyi sağlamak için arabulucu olabilirim.’ Burada sizin huzurunuzda bütün kamuoyu karşısında şunları söylemek istiyorum: Sayın Özel, Erdoğan ile Esad Kürt karşıtlığı üzerinden bir görüşme ve ittifak yapmaya çalışıyor. Sen bu arabuluculukla Kürt karşıtı bir siyaseti mi örgütlemeye çalışıyorsun? Bunun sana da, bize de Türkiye halklarına da bir yararı yok. Sizin yapacağınız tek şey Rojava Suriye politikasını tekrar gözden geçirerek Rojava’da, Suriye’de tekrar insanların kendi geleceğine kendilerinin karar verebileceği bir dış politikayı savunmaktır. Size mi kalmış Kürt karşıtı, Kürtlerin statüsü karşısında bir araya gelmek isteyen iki tane Kürt düşmanı arasında arabuluculuk yapmak. Bu CHP’ye de, size de, sizin önümüzdeki dönem yürüteceğiniz politikalara da uygun bir duruş değildir. Lütfen muhalefet olarak Türkiye’nin bölgede barışçıl demokratik bir siyaset yürütmesi için rol almak istiyorsanız, rol alın. Arabuluculuk yapmak istiyorsanız Esad ile Kuzey Doğu Suriye halklarının kendi sorunlarını birlikte çözmesi için arabulucu olun. Arabulucu olmak istiyorsanız İran’da, Irak’ta, Suriye’de savaşa değil, barış siyasetini hayata geçirecek bir politika için arabulucu olun.”
PİRHA- Diyarbakır ve Mardin’deki yangınlara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özgür Özel, CHP heyetinin acılı ailelerin yanında olduğunu, en kısa sürede kendisinin de bölgeyi ve aileleri ziyaret edeceğini söyledi. Özel, “Hiçbir tedbirin alınmadığını ve bu yangına DEDAŞ’ın davetiye çıkardığını ifade ediyor raporlar” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Açıklamasında Diyarbakır ve Mardin’deki yangınlara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özgür Özel, yaşamını yitiren 15 vatandaşın ailelerine başsağlığı diledi. Özel, CHP heyetinin acılı ailelerin yanında olduğunu, en kısa sürede kendisinin de bölgeyi ve aileleri ziyaret edeceğini söyledi.
İçişleri Bakanlığı’nın, yangınla ilgili ilk gün yaptığı açıklamanın gerçeği yansıtmadığını; yangının, anız yakılmasından kaynaklanmadığının ortaya çıktığını belirten Özel, bölgedeki sivil toplum kuruluşları ve bağımsız kuruluşların raporlarının, elektrik dağıtım şirketi DEDAŞ’ın inanılmaz ihmalleri olduğunu ortaya çıkardığını aktardı.
Özel, “Hiçbir tedbirin alınmadığını ve bu yangına DEDAŞ’ın davetiye çıkardığını ifade ediyor raporlar. DEDAŞ herhalde bu bölgenin en çok şikayet ettiği kurumdur. Sayaç okunmadan kesilen yüksek faturalardan, çiftçilere ait trafoların haczine, elektrik kesintilerine, elektrik altyapının yenilenmemesine kadar sayısız şikayet var” dedi.
Orman yangınları konusunda Meclis Başkanlığı’na araştırma önergesi verdiklerini bildiren Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu orman yangınlarının tüm yönleriyle araştırılması lazım. DEDAŞ gibi şirketlerin ve Orman İşletmesinin sorumlulukları, orman mühendislerinin dışlanmasının getirdikleri, orman köylüsü geleneğinin terk edilmesi, ormanları ihaleye veren anlayışın sorgulanması… Orman yangınının çıkması durumunda nasıl müdahale edilmesi, hangi ekipmanların bulundurulması, ulusal ormanlarımızın korunması ve orman yangınlarıyla mücadele planına artık bu Meclis el koymalı. Önümüzdeki günlerde görüşülecek, oylanacak. Bütün Türkiye ile birlikte AK Parti ve MHP gruplarının, grup başkanvekillerinin gözlerinin içine bakacağız. ‘Orman yangınlarını, sebeplerini, mücadele yöntemlerini, çözüm önerilerini araştıralım mı, yoksa bırakalım yansınlar, ölsünler mi?’ diye gözünüzün içine bakacağız.”
TASARRUF PAKETİ TEPKİSİ
Özgür Özel, iktidarın 22 yıllık yanlış ekonomi politikaları sonucu ortaya çıkan enkazın ardından geçen ay büyük ümitlerle tasarruf paketi açıklandığını kaydetti.
Açıklanan tasarruf paketininin 100 milyar liralık olduğuna dikkati çeken Özel, “Bir yandan ’emekçinin, memurun servisini kaldıralım, öğretmeni atamayalım tasarruf ederiz, emekliye zam vermeyelim, asgari ücrete iyileştirme yapmayalım, tasarrufa ihtiyaç var’ diyorlar ama temsil ve tanıtma giderleri bir ay öncesine göre 7 kat yani 350 milyon lira, haberleşme gideri de 150 milyon lira artmış. Haberleşme ve temsil ağırlama giderleri yarım milyar lira. Yani 100 milyar lira tasarruf edecek olanlar bir ay içinde iki kalemde yarım milyardan fazla israfa gitmişler. Bir yıl öncesine göre taşıt kiralama giderleri yüzde 80, kamu binaları kiralama giderleri yüzde 170 artmış. Bir ayın sonunda dönüp baktığınızda tasarruf yok, bütün hızıyla israfa devam var” ifadelerini kullandı.
Geçen yıl Merkez Bankası’nın 800 milyar lira zarar ettiğini, Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasına 1,2 milyar lira verildiğini, kamu-özel işletmelerine üç yılda 675 milyar ödeneceğini ve bütçeden bu yıl sadece faize 1,3 trilyon lira ödeneceğini anlatan Özel, “Tarihin en büyük kaynak transferini düşünün. Yoksullardan alıp zengine verdikleri KKM, büyük ve muhteşem tasarruf paketinin 12 katı ve hiçbiri gerçekleşmiyor. Gerçekleşen yine israf, yine masraf, yoksullaşan yine vatandaş, zenginleşen yine yandaş” diye konuştu.
DEPREMZEDELERİN SORUNLARI
Depremzedelerin yaşadığı sorunları anlatan Özel, 6 Şubat 2023’teki Maraş merkezli depremlerin üzerinden 16 ay geçtiğini belirterek, geçen hafta sonu gittiği Malatya’daki izlenimlerini anlattı.
Depremin üzerinden geçen süreye rağmen Malatya’da vatandaşların hayatlarını konteynerlerde ve çadırlarda sürdürdüğünü, kentte kimsenin yüzünün gülmediğini dile getiren Özel, “Depremin ardından Türkiye’ye bir yılda 650 bin konut sözü verenler, neredeyse 1,5 yılda 79 bin konut yaptılar. Yani ‘bir yılda konutlar elinizde’ diye oy alanlar bu sözün yüzde 12’sini tuttular. Çok önemli bir kısmı da köy evleridir. Eğer ‘yok biz kira yardımını uzatmayız’ diyorlarsa şunu bilsinler; deprem bölgesindeki kimse sahipsiz değildir. Karıncanın kardeşi vardır, o da Cumhuriyet Halk Partisi’dir” dedi.
30 HAZİRAN’DAKİ MİTİNGE ÇAĞRI
Özgür Özel, 30 Haziran’da Gebze’deki “Geçinemiyoruz” mitingine katılım için çağrıda bulundu.
“Yapacakları her şey ile 226 milyar TL gelir elde etmeyi hedefliyor” diyen Özel, şunları kaydetti:
“Ödenen kiraya yüzde 20 stopaj gelecek, iğneden ipliğe her şeye zam gelecek. 660 milyarı yandaş müteahhitlere affettiler, 226 milyar TL’yi ise emekçiden almaya çalışacaklar. Asgari ücret 17 bin TL, açlık sınırı 20 bin TL, çay üreticisi Rize’den, buğday üreticisi Edirne’den, Adana’dan seslendi ‘geçinemiyoruz’ diye. Ne yapacağız, madem kimse anlamıyor, o zaman hepinizi Kocaeli’ne 30 Haziran’da bekliyoruz. Çaya, buğdaya zammı almak için bütün geçinemeyenleri Gebze’de bekliyoruz.”
PİRHA-Filistin’de yaşanan zulümle Hakkari’de yaşanan zulüm arasında hiçbir fark olmadığını vurgulayan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Filistin için timsah gözyaşları döken AKP iktidarı ve ortakları İsrail’in Filistinlilere dönük uyguladığı şiddetin aynısını bizlere uyguluyorlar” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.
“KAYYIM ATANMASINA HERKES TEPKİ GÖSTERDİ”
Hakkâri Belediyesi’ne kayyım atanmasına herkesin tepki gösterdiğini söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Hakkari’den İstanbul’a halk direniş içerisinde. Genciyle, yaşlısıyla, kadınıyla, çoluğuyla çocuğuyla halk Hakkari’deki iradesine sahip çıkıyor ve bunu hiçbir şekilde ters yüz edemezler. Bakın AKP’nin en büyük mağduriyet edebiyatı neydi? Darbeler üzerinden konuşurdu ve 28 Şubat Darbesi’ni sürekli örnek verir. Bunu iddia eden bunun üzerinden mağduriyet edebiyatı gerçekleştiren AKP iktidarı var ya aynı zamanda o gün askeri de sokağa indirdi. Ey Erdoğan, ey AKP’liler siz darbecilerin paltosundan çıktınız. Onların yani FETÖ’cülerin yazdığı iddianamelerle arkadaşlarımızı yargılıyorsunuz, belediye eş başkanlarımızı ve seçilmişleri yargılamaya kalkıyorsunuz. Erdoğan ‘Yargının verdiği karar kimseyi rahatsız etmesin’ diyor. Ey Erdoğan sen Kürt halkının 31 Mart’ta verdiği karardan niye rahatsız oluyorsun? Çık bunu Türkiye kamuoyuna açıkla. Bu kayyım ataması neyin rahatsızlığıdır çık bunu açıkla. Ve seçimler bittikten hemen sonra sandık iradesine sahip çıkacağız, dedi. Hakkari halkı halk değil mi? Halk bir tek seni seçince mi halk oluyor? Başka partilerden yana siyasi tercihini yaptığı zaman halk halk olmuş olmuyor mu?” dedi.
“KAYYIM, ÇETEVARİ BİR FAALİYET”
İktidarın, siyasi iradelerine kayyım atayıp belediyenin maddi kaynaklarına çöktüğünü belirten Hatimoğulları, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Yani çetevari bir faaliyet. Çeteler gider bir yerlerde bazı sermayelerin üzerine çökerler, birbirleriyle çatışırlar. Bunlar bizim belediyenin, Hakkari halkının hakkı olan maddi kaynaklara da aynı zamanda çökmüş oluyorlar. Burada az önce bahsettim. İktidarın küçük ortağı çıktı ve saatlerce bizimle ilgili konuştu. Bahçeli zaten DEM Parti’ye, Kürt halkına bu ülkedeki demokrasi güçlerine, solculara, devrimcilere küfretmeden dayanamıyor. Küfretmediği, hakaret etmediği bir konuşma dahi yok.
Bunun altını özellikle çizmek istiyorum. Ve kayyım için yasaldır diyor, demokrasi üzerinden demagoji yapıyor ve demokrasi dersi vermeye kalkıyor. Ey küçük ortak, ey AKP’nin kayyım ortağı sana kalsa AYM’yi de kapatacaktın. Ne demokrasisi ne insan hakları… Sen bunları nasıl ağzına alabiliyorsun. Bunlara bu kadar uzak olan bir anlayış olarak. Sinan Ateş cinayetini açıklayın önce, bu kürsüden. Bize laf atacağınıza hakaret edeceğinize, kayyımı meşru göstereceğinize, yasaldır diyecek kadar ileri gitmenize, yasaları çiğneye çiğneye bunları söyleyeceğinize yapacağınız şey Sinan Ateş cinayetini çıkıp açıklamaktır.
Şimdi şunu yaymaya çalışıyorlar: Dosyası olanı DEM Parti niye aday yapıyor. Dosyası olmayana da kayyım atadınız. Ben burada sadece dosyası olmadığı halde kayyım atanmış 2 belediyemizden bahsedeceğimim. Buradakiler artırılabilir. Mardin Nusaybin Belediye Eş Başkanı Semire Nergiz, dosyası var mıydı? Hayır. Van Başkale Belediye Başkanı Erkan Acar, dosyası var mıydı? Hayır. Dosya tamamen bahanedir. Bakın Hakkari’de Mehmet Sıddık Akış arkadaşımıza gözaltına alındığı anda kayyım atandı. Daha ne dosyası görülmüş ne mahkemesi görülmüş ne ortada bir karar var.”
“DAYANIŞMAMIZI DAHA ÇOK BÜYÜTELİM”
Hatimoğulları, “Bu ülkenin birliğinin sembolü halkın iradesini tanımayanlar olamaz. Toplumu ayrıştıran ve asıl kayyım atayarak bölücülük yapanlar bu toplumun, bu ülkenin sembolleri asla olamazlar. Açlığın, yoksulluğun, işsizliğin, geleceksizliğin, umutsuzluğun, mutsuzluğun fotoğrafı olanlar bu ülkenin bütünlüğünün sembolü olamazlar. Halkına vandal, çürük, sürtük diyenler bu ülkenin birliğinin sembolü olamazlar. ‘Ali İsmail’in katiline emri ben verdim’ diyenler bu ülkenin sembolü olamazlar. Devlet nerede, yardım çığlığıyla tutunmaya çalışan depremzedelere ‘Namussuzlar’ diyenler bu ülkenin birliğinin sembolü olamazlar. ‘Kadın da olsa çocuk da olsa gereğini yaparız’ diyen, şiddeti körükleyen anlayış bu ülkenin sembolü olamaz” diye konuştu.
Tülay Hatimoğulları şöyle devam etti:
“Buradan AKP’de siyaset yapan, AKP’ye oy verenlere özellikle AKP’lilere seslenmek istiyorum; sizler de bu hukuksuzluk ve kayyım anlayışından rahatsızsınız biliyoruz. Biz seçim faaliyeti yürütürken sahada AKP’li seçmenden de bu konudaki rahatsızlıkları çok duyduk. Türkiye’de seçilmiş iradeye kayyım atanması demek, Türkiye demokrasisi sadece toprağa gömmek değil, üzerini betonla örtmek demektir. Buradan Türkiye’deki bütün demokrasi güçlerine bütün muhaliflere, kayyım karşıtı bütün kesimlere sesleniyoruz: Lütfen kayyıma karşı irademizi Türkiye demokrasisini savunmak için, ortak yaşamı savunmak için, Türkiye’deki bütün halklarla beraber demokratik bir Türkiye’yi birlikte inşa edebilmek için sesimizi daha gür çıkaralım. Dayanışmamızı daha çok büyütelim, biliyoruz ki daha çok dayanışarak kazanacağız, biliyoruz ki daha çok dayanışarak faşizme geri adım attıracağız.”
“FİLİSTİNLİLERE UYGULANAN ŞİDDETİN AYNISI KÜRT HALKINA UYGULANIYOR”
Filistin’de yaşanan zulümle Hakkari’de yaşanan zulüm arasında hiçbir fark olmadığını vurgulayan Hatimoğulları, “Filistin için timsah gözyaşları döken AKP iktidarı ve ortakları İsrail’in Filistinlilere dönük uyguladığı şiddetin aynısını bizlere uyguluyorlar. Burada kalkıp Filistin için sahte gözyaşları dökmekten de hiç geri durmuyor. Bakın mazlumların nezdinde Hakkari Gazze’dir, Gazze Hakkari’dir. Bizler bu zulme karşı tıpkı İsrail zulmüne karşı Filistin halkı nasıl direniyorsa Türkiye’de Hakkari’de bütün halklar aynı direnişi sergiliyor. Şu an Mehmet Sıddık arkadaşımız tutuklu olduğu için onun yerine seçilen ve vekaletini yürütecek olan Belediye Eş Başkanı Viyan Tekçe’dir. Biz buradan Viyan Tekçe’yi kutluyoruz. Onlar kayyım sadece belediye eş başkanını görevden almış olmuyorlar. Belediye meclisini de bypass etmiş oluyorlar. Ama Hakkari Belediye meclisimiz gösterdi ki olması gereken bunlar. Kayyım atadınız derhal bu kayyıma el çektirin ve asıl seçilmişler belediye yönetiminin başına geçmelidir. Meşru olan belediye meclisinin seçtiği Viyan Tekçe’dir. Valinin orada kendi görevlerinin sınırlarına çekilmelidir, seçimlerinin görevlerinde onun yeri yoktur. Atanmışın yeri yoktur olamaz” dedi.
“MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Belediyelere kayyım atayarak Türkiye’nin 18. yüzyılın gerisine götürülmeye çalışıldığını ifade eden Hatimoğulları, “Bunu bizler asla kabul etmeyeceğiz. Bakanlık yargı polis yargı benim emrimde anayasayı çiğnerim istediğimi de yaparım Firavunların, Dehaqların hükmüdür, Hitlerin hükmüdür. Zulüm ile abad olanın sonu berbat olur. Bu dünyada ne şahlar ne padişahlar ne Dehaqlar ne de firavunlar görüldü. Ama büyük insanlığın karşısında hepsi yenildiler. Sizler de yenilmeye mahkumsunuz. Bizler kayyımlara karşı Hakkari ve Van’da olduğu gibi mücadele etmeye devam edeceğiz. Bizler kayyıma karşı Hakkari’deki Sürmi anne gibi mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.