PİRHA- 17+ Alevi Kadınlar, Kobane Davası’nda yargılanan Yazar Gülfer Akkaya’nın Alevilik ve kadın çalışmaları kapsamında suçlandığını belirterek, “Alevilik ve Alevilikte kadın çalışmaları suç değildir. Gülfer ve tüm yargılananlar için adil karar verilmeli” dedi.
IŞİD’in Kobane’ye yönelik saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihinde gerçekleşen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek, Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 kişi hakkında açılan Kobane Davası 17 Nisan’da görülecek.
17+ Alevi Kadınlar, davada yargılanan Yazar Gülfer Akkaya için beraat istedi.
“ALEVİLİK KRİMİNALLEŞİTİRİLMEK İSTENİYOR”
17+ Alevi Kadınlar, yayınladığı açıklamada Gülfer Akkaya nezdinde Aleviliğin yargı kanalıyla suç unsuru haline getirildiğine dikkat çekti. Akkaya ve yargılanan herkes için adalet talep eden kadınlar, açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“IŞİD barbarlığına karşı halkı demokratik yollarla itiraz etmeye çağıran bir tweetin üzerine inşa edilen Kobane davasında, arkadaşımız Gülfer Akkaya hakkında dava esasına dair hiçbir bulgu ve suç unsuru olmadığı anlaşıldığından, bu sefer Alevilik ve kadın çalışmalarını suç unsuru sayarak Kobane davası kapsamında yargılanarak cezalandırılması talep ediliyor.
Kanunsuz suç ve ceza olmaz, diğer bir deyişle suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereğince kimse kanunun açıkça suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz. Yani, Alevilik ve Alevilikte kadın çalışmaları suç sayılmadığı halde, yargılanmaya esas alınıp hiç kimsenin cezalandırılmasına yol açamaz.
Gülfer Akkaya yargılandığı süre boyunca Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Alevilerin ve kadınların yaşadığı sorunlara dikkat çekerek, bu konulardaki sorunların aşılması için yazmanın, konuşmanın, mücadele etmenin hak ve sorumluluk olduğunu anlatarak iddianamede kendisine istinat edilen suçlamaların tamamını çürüterek boşa düşürdü.
Hal böyleyken, mahkeme Alevilik araştırmalarını ve kadın çalışmalarını yargılayarak kriminalleştirmeyi, toplumda da Aleviliği gayrimeşrulaştırmayı amaçlamaktadır.
Yüzyıllardır Alevilerin maruz bırakıldığı açık ayrımcılık, Alevilere karşı işlenen suç ve katliamlar adil yargılanmıyor hatta zamanaşımına uğratılarak aklanmasının yanı sıra, bu sefer de Alevilik yargı kanalıyla suç unsuru haline getirilmeye çalışılıyor.
Alevilik de Alevilerin varlığı da suç değil, suç sayılmasına asla müsaade etmeyeceğiz!
DAYANIŞMAYA ÇAĞRI
Başta Aleviler ve özellikle Alevi kadınlar olmak üzere, Türkiye’de eşit yurttaşlık, özgürlük ve temel insan haklarının korunmasını sağlamayı amaç edinen bütün canlarımızı Gülfer’e ve bu temelsiz davada yargılanan demokrasi mücadelesi temsilcilerine sahip çıkmaya, dayanışmaya davet ediyoruz.
17 Nisan’da kararını açıklayacak olan mahkeme heyetine tarihe mal olacak bu davada suça ve utanca neden olacak kararlara imza atmayın, hukuku adil bir şekilde uygulayarak Gülfer Akkaya ve tüm yargılananlar için; Hukuka uyun! Adil karar verin! Beraat kararına hükmedin!”
PİRHA – Kobani Davası kapsamında tutuksuz yargılanan Yazar Gülfer Akkaya, duruşmada savunma yaptı. Akkaya, savunmasında “Mütalaadaki iddialar feminizm ve Aleviler üzerine kurgulanmış. Mütalaaya göre bu özelliklerim için HDP’ye kabul edilmişim. Oysa ben kendim gidip HDP’ye katıldım. Aleviler ve Alevi kadınlarla ilgili araştırma yapmak suç mu?” diye sordu.
HDP önceki dönem Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile MYK üyelerinin de aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobanî Davası, Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görülüyor.
53. Periyod duruşmasına ikinci günde de ilgi yüksek oldu. Duruşmaya Yeşil Sol Parti milletvekilleri Vezir Coşkun Parlak, Sümeyye Boz ve Ali Bozan ile Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) avukatları, Barış Anneleri ve çok sayıda kişi katıldı.
Duruşma, tutuksuz yargılanan Mesut Bağcık’ın avukatı Yusuf Çakan’ın taleplerini sunmasıyla başladı. Mesut Bağcık’ın annesinin yaşamını yitirmesinden dolayı yurt dışına çıkma yasağının kaldırılması talebinde bulundu. İddia makamı taleplerinin reddine karar verirken, mahkeme heyeti Mesut Bağcık’ın yurt dışı yasağının kaldırılmasına, imza yükümlülerinin 15 günde bir uygulanmasına karar verdi.
“SAVCILIK, FİKİRLERİMİ KRİMİNALİZE ETME ÇABASINA GİRMİŞ”
Tutuksuz yargılanan Gülfer Akkaya esasa ilişkin beyanlarda bulundu. Savunma hakkının engellenmesine tepki gösteren Akkaya, kendilerine ilişkin şüphe yaratmaya yönelik bir çaba olduğunu söyledi.
Akkaya şu savunmayı yaptı:
“Alevi kadınlarla ilgili çalışma yapmam suç olarak gösterilmiş. Ben bağımsız feminist, Alevi kadınlarla çalışıyorum. Bundan suç üretilmeye çalışılıyor. Kimi deliller mahkemeyi yanıltacak şekilde şişirilmiş. Mütalaada HDP’de olmadığım zamanlarda bile ben oradaymışım gibi gösterilmiş. Somut olmayan şeyleri burada çürütmeye çalışıyorum. Bağımsız, feminist bir kadın olarak aklım ve fikrim elverdiği kadar mücadele ettim. Savcılık hakkımda somut deliller bulamayınca benim fikirlerimi kriminalize etme çabasına girmiş. Yazdıklarımdan dolayı yargılandığım için bugün size yazdığım kitapları da sunacağım. Feminizm ve kadın hakları üzerine benimle yapılan bir röportaj dosyaya delil olarak konulmuş. İddia makamı öyle itinalı çalışılmış ki bazı yerleri bold yapmış. Böylece çok önemli bir şey bulmuş havası yaratmaya çalışmış.
“HTS KAYITLARI SAVCININ İDDİALARINI YALANLIYOR”
Bu dava başından beri hukuki olarak yürümedi. Bu dava siyasi bir dava olduğu için buradayım ve yargılanıyorum. Hukuki açıdan benimle ilgili ne elle tutulur bir suç var ne de o suçlarla ilgili herhangi bir delil var. O kadar zorlama bir senaryo olmuş ki delil diye konulanlar bizzat savcının kendi iddiaları ile çelişiyor. Tıpkı HTS kayıtları gibi. Benim HTS kayıtlarım 6 Ekim 10:00 sıralarında Sabiha Gökçen Havaalanı’nda alınmış ama ne tesadüf ki bu HTS kaydım dosyaya konulmamış. Lehime olan bu delil aleyhime şeklinde kullanılmış. Ben o gün yurt dışına çıktım kitaplarımın tanıtımı ile ilgili. Ben yurt dışında iken 6-8 Ekim olayları olmuş, ben geldiğimde olaylar bitmiş ama hakkımda, ‘olayları birlikte yürütmeye çalışmış’ denilmiş.
“İDDİALAR FEMİNİZM VE ALEVİLER ÜZERİNE KURGULANMIŞ”
Savcı beni isyana teşvikle suçluyor ve bunun için bir röportaj koymuş iddianameye. Ben o röportajda, kadınların erkekler tarafından nasıl sömürüldüğünü anlatıyorum. Bu sömürünün toplumsal bir devrim ile nasıl değiştirilip dönüştürüleceğini söylüyorum. Bu söylemin neresi isyanı teşvik ediyor? Ben erkek ve kadınların eşit şekilde yaşamını savunuyorum. Erkek zihniyeti ile mücadele etmek için HDP’ye girdim. Böyle delil toplama sayesinde bu ülkede bol bol yargılanırız ama ülke olarak hiçbir şey olamayız. Mütalaadaki iddialar feminizm ve Aleviler üzerine kurgulanmış. Mütalaaya göre bu özelliklerim için HDP’ye kabul edilmişim. Oysa ben kendim gidip HDP’ye katıldım. Aleviler ve Alevi kadınlarla ilgili araştırma yapmak suç mu?”
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadıköy Şubesi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinliği düzenledi. Yazar Gülfer Akkaya yaptığı konuşmada “Bugün kadın hareketi, Aleviliğin özündeki kadın-erkek eşitliğini henüz göremedi fakat yakında farkına varacaktır” dedi.
PSAKD Kadıköy Şubesi’nde 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle etkinlik düzenlendi.
Program kapsamında Ezgi Özdemir, “Şiddet Atölyesi” isimli çalışmasını sergiledi.
Yazar Gülfer Akkaya ise “8 Mart ve Alevilik’te Kadın” başlıklı sunum gerçekleştirdi.
Yazar Akkaya yaptığı konuşmada inançların önemli bir kısmının erkek egemenliğinde olduğunu belirterek “Ama Alevilik bunlardan biri değil. Alevilik kadıncıl, eşitlikçi bir inançtır. Alevilik ocaklardan oluşuyor ve bu ocaklarda dedeler ile analar var. Eşit statüye sahipler. Hiçbir ocak yoktur ki sadece dedelerden veya analardan oluşsun” dedi.
“ALEVİLİĞİN ÖZÜNDEKİ KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİNİ HENÜZ GÖREMEDİLER”
Akkkaya, Alevilik inancında cinsiyet ayrımına yer olmadığını vurgulayarak şu konuşmayı yaptı:
“Alevilik inancını var eden bir kadın. Ana Fatma dediğimiz bir kadından bahsedilir. Kandildeki nur Ana Fatma’dır. Canlı, cansız olarak hepimizin Hakk’ın bir parçası olduğumuzu söyleyen inançta yalnız kadın-erkek değil, canlı ile cansız arasında da ayrım yapılmaz.
Alevilikte sırf kadın olduğunuz için size bir şey yasaklanmaz. Başka inançlarda kadınlar ile erkekler arasında açık bir ayrımın olduğuna tanıklık ediyoruz. Alevi erkeklerin Alevi inancı içinde tırmanacağı hiçbir basamak Alevi kadınlara sırf kadın oldukları için yasaklanmamıştır.
Aleviler hem devlet hem de erkek egemenliği tarafından asimile ediliyor. Alevi erkeklerin, kadın-erkek eşitliğine rağmen yaptığı asimilasyon ise içten asimilasyondur.
Dinlerin birçoğu kadın ile erkeği eşit görmezler. Ama Alevilik kadın ve erkeği eşit görür. Bu nedenle Alevilik, erkek egemen diğer inanç ve sistemler için tehlikeli görülüyor. Asimilasyona karşı ısrarla karşı koymak gerekiyor.
Bugün kadın hareketi, feminist hareket, Aleviliğin özündeki kadın-erkek eşitliğini henüz göremedi fakat yakında farkına varacaktır.
Alevi kurumlarına baktığımızda karar mekanizmalarında genelde erkekler oluyor. Örgütlenmenin büyük kısmı kadınların sırtından gidiyor. Ama yönetim kısmında kadınlara yer verilmiyor. Alevi kurumlarının yönetiminde kadınların çoğalması gerekiyor.
Yapılan cemlerden birinde de erkek-kadın eşitliği işlenmelidir.”
Program, Aşkın Nur Metin’in müzik dinletisi ile sona erdi.
PİRHA-Mersin Cemevi ve Mersin LGBTİ+ Derneği tarafından ‘Ayrımcılık’ konulu panel düzenledi. Panelde ayrımcılık-iktidar ilişkisine değinilerek, ayrımcılığın hem toplumda hem de bireyde travmalar yarattığına işaret edildi.
Mersin Cemevi ve Mersin LGBTİ+ Derneği tarafından Araştırmacı Remzi Altunpolat, Yazar Gülfer Akkaya, Psikolog Onur Etem’in katılımıyla ‘Ayrımcılık’ konulu panel düzenledi.
Siyasi parti, demokratik kitle örgütü, sivil toplum temsilcileri ve onlarca yurttaşın katıldığı panelin moderatörlüğünü Aysel Demir Kılavuz yürüttü. İlk olarak söz alan Yazar Gülfer Akkaya, ayrımcılığın yaşamın her alanında yaşandığına işaret ederken, araştırmacı Remzi Altunpolat da, ötekilerinde başka grupları ötekileştirdiğini belirtti. Psikolog Onur Etem ise, ayrımcılığın hem toplumda hem de birey de travmalar yarattığını ifade etti.
PİRHA-Kobani Davasında yargılanan isimlerden biri olan Yazar Gülfer Akkaya, yaptığı savunmada Alevi toplumunun her 20 yılda bir katliama maruz kaldığını belirterek “Ben bir Alevi olarak hayatım boyunca bu nefretle karşı karşıya kaldım. Aleviler de siyasi partilerin başkanı, eşbaşkanı, Cumhurbaşkanı olacak. Eşit yurttaşsak eşit olacağız. Değilsek söyleyin. Alevilerin eşit yurttaş olarak kabul edilmemesi Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana devam ediyor” dedi.
Kobanî Davasının 8’inci duruşması verilen bir günlük aranın ardından dördüncü gününde Sincan Cezaevi Kampüsü’ndeki Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam ediyor.
Tutuklu bulunan siyasetçiler ile tutuksuz yargılanan Yazar Gülfer Akkaya duruşma salonunda hazır bulunurken, diğer cezaevlerinde tutulan siyasetçiler ise duruşmaya Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı. Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, mazeret bildirerek duruşmaya katılmadı.
“BU DAVA SİYASİ KUMPAS DAVASIDIR”
Duruşmada HDP MYK eski üyesi Gülfer Akkaya’nın sorgusu yapıldı. 2014 yılında MYK üyesi olduğu için yargılandığını belirten Akkaya, şunları söyledi:
“Yıllarca barış ve eşitlik için mücadele etmiş benim gibi bağımsız bir feminist için nasıl böyle iddialarda bulunabiliyorsunuz? Bir kadının düşük yapmasına sebep olmakla yargılanıyorum. Ben feministim, feminist demek kadınların özgürlüğü için mücadele etmek, kadın haklarını savunmak demek. Hangi delille bunu söylüyorsunuz? Bunu kabul etmiyorum.
Eğer amaç gerçekleri açığa çıkarmak olsaydı bir araştırma yapılması gerekmez miydi? Aradan 6 yıl geçmiş. Bu dava hukuki değil siyasi bir kumpas davasıdır. Seçilmek istenen kadınların önüne konulan engeller başlıca sorun olarak durmaya devam ediyor. Bu tarz engellemeler olmasaydı ve haklar eşit olsaydı bugün bambaşka bir Türkiye olmuş olacaktı. İlk Meclis olan 1921 Meclisinde de kadınlar yok. Yani ülke nüfusunun yarısı yok. O Meclis’te kadınların olmaması ne hatırlanıyor ne de kimsenin umurunda değil.
“TÜRKİYE’DE TÜRKÇE BİLMEZSENİZ, BİR DOMATES ALAMAZSINIZ”
Tıpkı kadın sorunu gibi Cumhuriyetin başından bu yana devam eden bir sorun da Kürt Sorunudur. Ben bir Kürt’üm ve asla inkar etmedim. İşim verilmedi, aynı hakları kullanamadım, sürekli fişlendim. Türkleştirilmeye, asimile edilmeye çalışıldım. Dilim asimile edildi, ben bu dünyada ilk defa Kürtçe konuşmaya başladım. Okulda Türkçe bilmediğim için tembel sınıfına, sıralarına alındım. Ben bir yazarım, dünya dilleriyle sorunum olmaz ama insanları aşağılarsanız olmaz. Bu eşitlik değil, kendi Anayasanızı inkar etmiş oluyorsunuz. Benim annem Kürt, Türkçe bilmez ama ona Türkçe öğretmek zorunda kaldık alışveriş yapabilmesi için. Bilmiyorum ne kadar Avrupa’da kaldınız ama Almanya’da Almanca bilmezseniz alışveriş yapabilirsiniz ama Türkiye’de Türkçe bilmezseniz bir domates alamazsınız.”
“KÜRT OLMAK, BARIŞ İSTEMEK SUÇ MU?”
“Ben bir Kürt Aleviyim” diyen Akkaya, “Ben tüm baskılara, tekleştirmelere rağmen yarısı Türkçe yarısı Kürtçe cümleleri kayalıklara benzetiyorum. Bu ülkede birlikte, eşit, adil, özgürce yaşama olan inancının arttığını biliyoruz. Kürt sorununun artık savaşla değil barışla çözülmesi gerektiğini devletin içindekiler de kabul ediyor. Kürt olmak suç mu, barış istemek suç mu? Biz neden bununla yargılanıyoruz? Bir kadın, bir feminist ve bir insansanız savaşa karşı olursunuz. Savaş ölüm demek, militarizm demek, erkeklerin kadınlara yönelmesi, tecavüzlerin artması, sıradanlaşması, yoksulluk, ucuz iş gücü, insanların yaşadığı yerlerden göç etmesi demek” diye konuştu.
“ALEVİLER EŞİT YURTTAŞ OLARAK KABUL EDİLMİYOR”
“Bir kimlik sorunu da Alevilik inancına yöneliktir. Çok sayıda katliam yaşanmıştır” diyen Gülfer Akkaya, şöyle devam etti:
“Maraş Katliamı’nın yıl dönümünden geçiyoruz. Çok sayıda insan katledildi. Bu bir vahşettir. Bir insanın bunu yapabileceğine inanıyor musunuz? Her 20 yılda bir Alevilere katliam yapıldı. Bu bir nefrettir. Aleviler eşit yurttaşlık istiyorlar. Zaten bizzat Anayasanın içinden bir şey istiyorlar. Ben bir Alevi olarak hayatım boyunca bu nefretle karşı karşıya kaldım. Aleviler de siyasi partilerin başkanı, eşbaşkanı, Cumhurbaşkanı her şeyi olacak. Eşit yurttaşsak eşit olacağız. Değil miyiz? Değilsek söyleyin. Alevilerin eşit yurttaş olarak kabul edilmemesi Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana devam ediyor.”
Yaklaşık 10 yıldır kadın Alevilik üzerine politikalar yürütüyorum. Eğer Alevi kadınsanız çifte eşitsizlik yaşıyorsunuz. Bir Alevi olduğunuz için bir de kadın olduğunuz için eşitsizliğe maruz kalıyorsunuz. Bu benim gibi feminist birinin gözünden kaçmaz. Ben hayatım boyunca bunu yaşadım. Kürtlüğümü de Aleviliğimi de annemin ninnilerinden, içinde bulunduğun köyün, toplumun ritüellerinden öğrendim. Annelerimizden, feminist annelerimizden aldığım bu mücadeleyi büyütmeye çalıştım. Hiçbir zaman bana ne Alevi ne Kürt ne de kadın olduğum için yapılanlar doğru gelmedi. Devlet de iktidar da aile de erkek de tanımadım. Beni tanımayanı tanımıyorum.
“KİTABIMIN KAPAK RESMİ DELİL SAYILMIŞ”
Siyasi iktidar bir dönemin intikamını almaya çalışıyor. Oysa bu çağrılar şiddet içermeyen çağrıllardır ve AİHM’in de bu yönlü kararları var. İddianamede o dönem HDP MYK’sı olmam nedeniyle suçlanıyorum. Bu suçlama da o kadar özensiz hazırlanmış ki. O dönemde kitabım için yurt dışındaydım. Ülkede yoktum. Bunu gösteren kayıtlar sizde de var. Hakkımda delil diye gösterilen 9 adet sosyal medya paylaşımlarının büyük bir kısmı ise benim değil başkalarının yaptığı paylaşımlar ve haberlerdir. Katıldığım paneller suç sayılmış. Alevi kadınlarla ilgili çıkardığım ‘Yol Kadındır’ kitabımın kapak resmi delil olarak gösterilmiş. Üstelik delil olarak konulan şeylerin önemli kısmı 2014 yılında retweet yaptığım şeyler. Emeğin sömürüsünün olmadığı, kimsenin kimseyi ezmediği, sömürmediği, kimliğinden dolayı kadınların ötekileştirilmediği bir ülke istiyorum. Bütün çabam bu. Bunları yazma nedenim bu kadim toprakları tüm bu engellemelere rağmen bir gün gülistana çevirme umudumun oluşudur.”
PİRHA-İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenecek olan Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran’ı konu eden sempozyumu 17+ Alevi kadınlar “Alevi tarihi ‘kadınsız’ değildir” diyerek eleştirdi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) 4-5 Aralık tarihlerinde Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran’ı konu eden bir sempozyum düzenliyor. İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşecek sempozyumda Ahi Evran, Hacı Bektaş ve Yunus Emre’nin düşünceleri, ortaya çıktığı tarihsel bağlamlar ve sonraki yüzyıllar üzerindeki etkileri tartışılacak.
“ALEVİ TARİHİ ‘KADINSIZ’ DEĞİLDİR”
17+ Alevi Kadınlar, yapılacak olan sempozyuma ilişkin “Alevi tarihi kadınsız değildir” diyerek eleştirisini dile getirdi. Sosyal medya hesabından sempozyuma dair haberi alıntılayan Ceren Ataş şu ifadeleri kullandı:
“Hayatlarının şekillenmesinde kadının işareti var; ama erkek erkeğe anılıyorlar. Çünkü erkeklik-İslam-bir de Türkmenliği katmazsanız bu kültürü anlatamıyorsunuz(!) Hep kabul görenlere uyarlayın. Abdal Hace Bektaş sakallı oluverdi. Belki kirpiğine kadar yoluyordur; hadi anlatın… Hace Bektaş’ı Kadıncık Ana’sız anmak zaten tarih bilmemektir. Bu da öylesine bir çalım değil, ataerkil tarihçiliğin fışkırması. Kadınların üzerini ha bir örtüyle örtmüşsünüz ha yok saymışsınız; ikisi de öldürmektir nihayetinde. Alevi tarihi “kadınsız” değildir! Bahsettiğiniz erkeklerle beraber kadınlar vardı. Bu mücadele yalnızca erkeklerin mücadelesi değildi, sadece erkeklerin felsefesi değildi. Kadınlar vardı ve bu mücadeleyi beraber yaptılar. İBB cinsiyetçi bir etkinlik yapmamalı, İstanbul nüfusunun yarısı kadın ve onların vergisi, emeği ve hatta oyu ile oradasınız. Sorumluluklarınızı yerine getirmeye davet ediyoruz!”
“KADIN İLE ERKEĞİ BİR ANLATMADAN DÖNEMİ ANLATAMAZSINIZ”
Gülfer Akkaya ise “Kadıncık Ana’yı da yok sayıyorsunuz, bizim gibi o tarihi araştıranların emeğini, çabasını, varlığını da. Hace Bektaş ile Kadıncık Ana’yı, Ahi Evren ile Fatma Bacı’yı, dördünü birlikte anlatmadan dönemi anlatamazsınız. Cinsiyetçilik ve erkek işi olur o” diyerek tepki gösterdi.
PİRHA- Alevi inanç yürütücüsü Ana’lar, zakirler, Alevi kurum eşit (eş) başkanları, bölge başkan ve temsilcilerinden oluşan Alevi kadınlar 26 Nisan günü başlayacak olan HDP’lilerin yargılandığı Kobane mahkeme öncesinde bir açıklama yaparak Yazar Gülfer Akkaya’ya sahip çıktılar.
17+ Alevi Kadınlar grubunun çağrısıyla Türkiye, Kıbrıs ve Avrupa’da yaşayan Alevi kadınlar, 26 Nisan günü başlayacak olan yazar Gülfer Akkaya’nın da yargılandığı Kobane mahkeme öncesinde bir açıklama yaptı.
Barışı, eşitliği, özgürlüğü savunan Gülfer Akkaya’nın davada iddia edilen suçlamalarla ilişkilendirilmesini kabul etmediklerini belirten Alevi kadınlar, Gülfer Akkaya ve diğer HDP’lilerin yargılamaktan vazgeçilmesini isteyerek daha fazla mağduriyet yaşatmadan dosyanın kapatılmasını, tutukluların serbest bırakılmasını talep ettiler.
“ALEVİ KADINLAR OLARAK, GÜLFER CANIMIZIN YANINDAYIZ”
17+ Alevi Kadınlar grubunun çağrısıyla Türkiye, Kıbrıs ve Avrupa’da yaşayan Alevi kadınların yaptığı dayanışma açıklamasının tam metni şöyle:
“Gülfer Akkaya emeği, aklı, enerjisi ile tüm kadınların güçlenmesi için çeyrek asırdır feminist mücadele içinde yer alan aktif, aynı zamanda yaptığı araştırmalar, yazdığı makale ve kitaplarla kadınların belleğinin oluşmasına da katkı sağlayan yazardır. On yıla yakın süredir özel olarak Alevi kadınların güçlenmesi için mücadele eden canımızdır. Bulunduğu, çalışma yürüttüğü her alanda savaşın değil barışın, ayrımcılığın değil eşitliğin, baskıların değil özgürlüğün sağlanması için çabalamıştır. Biz aşağıda imzası bulunun Alevi kadınlar, barışı, eşitliği, özgürlüğü savunan Gülfer canımızın bu davada iddia edilen suçlamalarla ilişkilendirilmesini kabul etmiyoruz. Hem Gülfer canımızı hem de diğer arkadaşlarımızı bu hukuksuz, asılsız, siyasi davadan yargılamaktan VAZGEÇİN, arkadaşlarımızı daha fazla mağdur etmeden dosyayı kapatıp herkesi SERBEST BIRAKIN diyoruz.”
NE OLMUŞTU?
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 5-8 Ekim 2014 tarihleri arasında düzenlenen Kobani eylemlerine ilişkin yürüttüğü soruşturma kapsamında 7 ilde 82 kişi hakkında gözaltı kararı vermişti. Gözaltına alınanlar arasında Alevi inancı ve kadın hareketi alanında yaptığı çalışmalarla tanınan yazar Gülfer Akkaya da bulunuyordu. Gözaltı sonrası Mahkemeye çıkarılan Akkaya adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
İmzacılar:
1 Narin Gülçiçeği-Ana
2 Ela Kaya- Ana
3 Ayten Şimşir- Ana
4 Yaprak Dengiz- Zakir
5 Ayten Yaşar- AKM Karlsruhe
6 Afife Varan- Berlin Arap Alevileri Birliği Kadınlar Kolu Üyesi
7 Belgin Baklacı- Den Haag Türkiye Akdeniz Alevi Kültür Birliği Yönetim Kurulu Üyesi
8 Beyhan İpek- Baden-Würtemberg AABF Bölge Kadınlar Birliği Başkanı
9 Destina Çiçek- Uppsala Alevi Kültür Dernegi Eşit Başkanı
10 Dilek Güneş- Alevi Bektaşi Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi
11 Dilek İncedal- Britanya Alevi Federasyonu Yönetim kurulu
12 Dilek Odabaş Bakır
13 Elif Duman- Bremen Cemevi Disiplin Kurulu Başkanı
14 Elife Bozar- Ingolstadt Cem Evi
15 Emine Enhas- Hamburg Hak Evi Eşbaşkanı
16 Emire Hamurcu- Berlin Arap Alevileri Birliği Kadınlar Kolu Başkanı
17 Ergül Altunkaymak- Nürnberg Cem Evi İkinci Başkanı
18 Evrim İnan- Bodrum Alevi Bektaşi Kültür Derneği – Cemevi / Avukat
19 Fadime Varlı Augsburg Alevi Kültür Merkezi ve Cem Evi Birinci Saymanı
20 Feriha Mavigöz Stuttgart AKM Eşbaşkanı
21 Fidan Kabayel Mardef Kadın Eşsözcüsü
22 Güler Akgül Kiel Cemevi Kadınlar Birliği Başkanı
23 Gülhanım Kızılkaya Devrimci Alevi Birliği (DAB) Eşsözcüsü
24 Hasret Aydoğdu Galler Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Başkanı
25 Hatun Terzi Maraş Alevi İnisiyatifi
26 Hülya Elmas Hollanda Ehlibeyt Kültür Derneği Başkanı
27 Hülya Özdemir Yıldız HAAK BİR Yönetim Kurulu Üyesi
28 Huriye Tosun Ingolstadt Cem Evi
29 Mehtap Durmuş Ingolstadt Cem Evi
30 Melek Şakar Göteborg Alevi Derneği Eşit Başkanı
31 Meryem Summakoğlu Berlin Arap Alevileri Birliği Kadınlar Kolu Üyesi
32 Nadiye Dağ Berlin Arap Alevileri Birliği Başkanı
33 Necmiye Gülbol Berlin Arap Alevileri Birliği Kadınlar Kolu Başkan Yardımcısı
34 Nilgün Yıldırım Hollanda Alevi Kadınlar Birliği Sekreteri
35 Nuran Yılmaz Devrimci Alevi Birliği (DAB) Kadın Komitesi Üyesi
36 Nursel Çiçek Cemre Alevi Kadın Grubu
37 Öznur Özyıldîz Berlin Arap Alevileri Birliği Kadınlar Kolu Üyesi
38 Pervin Giyik Devrimci Alevi Birliği (DAB) Kadın Komitesi Üyesi
39 Selma Kara Ingolstadt Cem Evi
40 Selver Kaya Kıbrıs Pir Sultan Derneği Eşbaşkanı
41 Serap İşçi AABF Bavyera Bölge Temsilciliği Sekreteri
42 Şerife Köylüce Hamburg ve Çevresi Alevi Kültür Evi Eşbaşkanı
43 Seval Ünlü Haak-Bir
44 Seval Uzun Berlin Arap Alevileri Birliği Kadınlar Kolu Üyesi
45 Sevda Mor Devrimci Alevi Birliği (DAB) Basın Yayın Sorumlusu
46 Sevim Kaplan Hollanda Alevi Kadınlar Birliği Başkanı
47 Sevinç Hamurcu Berlin Arap Alevileri Birliği Kadınlar Kolu Üyesi
48 Songül Çelik FEDA İsviçre Eşbaşkanı
49 Ülkü Bingöl Kiel Cemevi Kadınlar Birliği İkinci Başkanı
50 Yıldız Kavak Devrimci Alevi Birliği (DAB) Kadın Komitesi Üyesi
51 Zeynep Arslan Kamu Görevlisi , Akademisyen (Avusturya)
52 Zeynep Demir Enfield Alevi Kültür Dernek Başkanı
PİRHA – 25 Eylül’de Ankara merkezli HDP operasyonu çerçevesinde gözaltına alınan ve hala gözaltında tutulan Gülfer Akkaya için 17+ Alevi Kadınlar özgürlük çağrısı yaptı.
25 Eylül’de Ankara merkezli HDP operasyonu çerçevesinde gözaltına alınan ve hala gözaltında tutulan Gülfer Akkaya için 17+ Alevi Kadınlar özgürlük çağrısı yaptı.
“AKKAYA’NIN TEKRAR YARGILANMASI SİYASİDİR”
#GülferCanaÖzgürlük diye yapılan çağrı açıklamasında, şunlar kaydedildi:
“Alevilik üzerine araştırmalar, çalışmalar yapan Gülfer Akkaya, kendisine isnat edilen suçlamaya ilişkin daha önceden ifade verdi ve beraat etti! Şimdi aynı suç tekrar isnat edilerek (6-8 Ekim Kobane protestoları) yeni bir dava açarak ikinci kez yargılanmak isteniyor. Herkes, bir suçtan ancak bir defa yargılanabilir ve bir defa cezalandırılabilir. Kişi, yargılandığı suçtan keyfi olarak tekrar yargılanıp cezalandırılamaz. Gülfer’in de daha önce beraat etmesi ile birlikte suç işlemediği, dolayısıyla suçsuz olduğu halde, tekrar yargılanması keyfi ve siyasidir.
“ALEVİ KADINLARIN DESTEĞİ ÖNEMLİDİR”
17+ Alevi Kadınlar oluşumu olarak, Alevilik inancı ve inancın içerisindeki kadıncıl ögeler üzerine çalışan, pratikte de Alevi kadınların bir olması, güçlenmesi için çabalayan kadınlarız.
Gülfer’in oluşumumuzun ortaya çıkmasında fikri ve emeği büyük; feminist mücadeledeki deneyimlerini Alevi kadınları anlamak ve güçlendirmek için kullanarak ilk feminist Alevi örgütlenmesinin kurulmasında öncülük etmektedir. Daima kadıncıl bir inanç olan Aleviliğin erkekleştirilmesini engellemek için gerek pratik ve örgütsel gerekse teorik alanda kurucu, yol açıcı bir üretkenlik içerisinde oldu.
Bugüne kadar Alevilik alanında “Sır İçinde Sır Olanlar, Alevi Kadınlar”, “Yol Kadındır”, “Alevi Kadınlar: Vardık, varız, var olacağız”, “Yol Kurucusu Kadıncık Ana” adlı dört kitap yayımladı. Yazdıklarının kitapta kalmaması ve Alevi kadınların hayatlarına girebilmesi için Türkiye’de, Avrupa’da ve Kıbrıs’ta sayısız panelde, söyleşide binlerce Alevi kadın ile bir araya geldi, tanıştı, yol’daş oldu. Bu bağlamda özellikle Alevi kadınların Gülfer’in yanında olmasını önemsiyoruz.
“GÜLFER’İN MÜCADELESİNDEN KORKUYORLAR”
Gülfer, kadınları güçlendirme mücadelesi mesnetsiz iddialarla kriminalize edilemeye çalışılıyor; Gülfer’in emeğinden, zekasından ve mücadelesinden korkuyorlar! Onun kadınların evrensel kurtuluş perspektifi olan feminizm yerel ve tarihsel olanla buluşturabilmesinden rahatsız oluyorlar. Demokrasi, eşitlik, özgürlük talebi ile HDP çatısı altında faaliyet yürütmeyi seçen pek çok insan gibi Gülfer de kadın ve Alevi kimlikleri ile bu çatı altında çalışmış, onların hak ve taleplerini gündeme getirmiş, kazanımlar sağlamıştır.”
17+ Alevi Kadınlar’ın yazılı açıklamasında demokratik alanda mücadele eden tüm gözaltıların serbest bırakılması istendi.
PİRHA – Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı başlattığı “Kobani soruşturması” kapsamında 7 ilde 82 kişi hakkında gözaltı kararı verdi. Gözaltına alınanlar arasında olan yazar Gülfer Akkaya için 17+ Alevi Kadınlar tepki gösterdi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 5-8 Ekim 2014 tarihleri arasında düzenlenen Kobani eylemlerine ilişkin yürüttüğü soruşturma kapsamında 7 ilde 82 kişi hakkında gözaltı kararı verdi. Gözaltına alınanlar arasında Alevi inancı ve kadın hareketi alanında yaptığı çalışmalarla tanınan yazar Gülfer Akkaya da bulunuyor.
Akkaya, Twitter’dan, “Evime polis geldi gözaltına alınıyorum” mesajını paylaştı. 17+ Alevi Kadınlar, Yazar Gülfer Akkaya’nın gözaltına alınmasına tepki gösterdi.
“HUKUKSUZLUĞA SON VERİLMELİ”
17+ Alevi Kadınların açıklaması şöyle:
“Alevilik üzerine çalışmalar yapan, kadın hareketi, azınlık hakları alanında mücadele eden, Ankara Katliamında yaralanan, araştırmacı yazar arkadaşımız Gülfer Akkaya bugün gözaltına alındı.
Daha önce ifadesi alınmış, gerek duyulması halinde davet üzerine ifade vermeye veya mahkemeye gelebileceği bilinen birinin veya delillerin karartılma tehlikesi bulunmadığı durumda, gözaltına alma kararı orantısız bir işlemdir. Niteliği aşağılama, onur kırma, gözdağı verme gibi bir amaca hizmet ettiğini, usul ve hukuka aykırı olduğunu hepimiz biliyoruz. Dört günlük ilan edilen gözaltı kararını tanımıyoruz. Hukuksuzluğa derhal son verilmeli! Arkadaşımızı serbest bırakın.”
PİRHA-AKP hükümetinin İstanbul Sözleşmesi’ni iptal etmek istemesine bir tepki de 17+ Alevi Kadınları Grubu’ndan feminist Yazar Gülfer Akkaya’dan tepki geldi. Akkaya, “Türkiye’de ya da Avrupa’nın her hangi bir ülkesinde kadınlar yaşıyorlarsa İstanbul Sözleşmesi’nin kapsayıcılığı altındalar” diyerek sözleşmenin uygulanmasını istedi. Akkaya, Alevi kadınların da hem erkek hem de devlet şiddetine maruz kaldığını kaydetti.
Haberin videosu;
Kadınlara yönelik şiddeti önleme amacıyla hazırlanan ve Türkiye’nin de ilk imzacısı olduğu ve uluslararası nitelikte olan İstanbul sözleşmesinden Türkiye’nin çekilmesini savunanlar sözleşmenin Türk aile yapısına zarar verdiğini öne sürüyor.
17+ Alevi Kadınlar Grubu’ndan Yazar Gülfer Akkaya, Türkiye’nin bu sözleşmede taraf devletlerden bir tanesi olduğunu belirterek sözleşmenin amacının şiddetin eviçi ve kamusal alanda ortadan kaldırılması, şiddetle mücadele, şiddetin önlenmesi, şiddete uğrayanların korunması ve şiddetsiz bir hayatın mümkün olması için çeşitli standartlar oluşturulduğunun altını çizdi.
Sözleşmenin, imzası olan devletlerin sözleşmeye uygun standartlar sağlayarak şiddetle mücadele etmesini amaçlamak olduğunu belirten Akkaya, “Şiddet söz konusu olduğunda akla gelen ilk kesim elbette kadınlar, çocuklar, LGBTİ’lerin yanı sıra engelliler, göçmenler, dili, dini, ırkı dolayısıyla ayrımcılığa uğrayan tüm toplumsal kesimlerin hepsinden bahsetmiş oluyoruz” dedi.
Alevi kadınların da başta kadın oldukları için İstanbul Sözleşmesi’yle yakından ilgili olduklarını belirten Akkaya, Alevi kadınların da erkek ve devlet şiddetine maruz kaldıklarını söyledi.
“ALEVİ KADINLAR İNANCINDAN DOLAYI DA AYRIMCILIĞA UĞRUYORLAR”
Alevi kadınların aynı zamanda inancından dolayı da çok çeşitli şekillerde ayrımcılığa uğradığının altını çizen Akkaya, şunları kaydetti:
“Alevi kadınlar hem Alevi oldukları için hem de kadın oldukları için ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Mesela Alevi kadınlar üzerinde son dönemde de gördüğümüz gibi erkek şiddetinin yanı sıra devlet şiddeti de var. İşten atıldığı için sermayenin şiddetine de maruz kalıyorlar. Aynı zamanda yerel yönetimlerde de Alevi oldukları için kadınlar genellikle işe alınmıyorlar.”
“AVRUPA’DA DA KADINLAR ŞİDDETE MARUZ KALIYOR”
İstanbul Sözleşmesi’nin Avrupa Konseyi bünyesinde uluslararası bir sözleşme olduğunu ve imzacısı olan ülkelerde yaşayan kadınların da bu sözleşmenin olanaklarından faydalandığını belirten Gülfer Akkaya, “Dolayısıyla Alevi kadınlar çok çeşitli alanlarda şiddete maruz kalmaktadırlar. Fakat sadece Türkiye’de yaşayan kadınlar mı şiddete maruz kalıyor. Elbette değil, yazık ki değil. Türkiye dışında Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yaşayan kadınlar şiddete maruz kalmaktadır. Ancak İstanbul Sözleşmesi’nin söyle bir yanı var: Avrupa Konseyi bünyesinde uluslararası bir sözleşme olduğu için bu ülkelerde yaşayan kadınlar da bu sözleşmenin olanaklarından faydalanıyorlar. Yani Alevi kadınlar Türkiye’de ya da Avrupa’nın her hangi bir ülkesinde yaşıyorlarsa İstanbul Sözleşmesi’nin kapsayıcıları altındalar” diye konuştu.
Yazar Gülfer Akkaya,”Şiddetsiz bir dünya için İstanbul Sözleşmesi yaşatır. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz. İstanbul Sözleşmesi uygulansın diyoruz” diyerek, AKP iktidarının ve cemaatlerin İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesi ısrarına tepki gösterdi.
PİRHA – Yazar Gülfer Akkaya’ya yönelik tehditlere karşı Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu çağrısıyla Çağlayan Adliyesi’nde bir araya gelen kadınlar, suç duyurusunda bulunarak tehditlere karşı susmayacaklarını belirttiler.
Araştırmacı Yazar Gülfer Akkaya sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda jitem.turkey adlı sosyal medya hesabı üzerinden tehdit edildiğini açıklamıştı.
Kadınlar Birlikte Güçlü’nün çağrısı ile İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde suç duyurusunda bulunuldu.
Kadınlar, adliye önünde yaptığı açıklamada, kadın mücadelesine yapılan tehditlere karşı susmayacaklarını belirttiler.
Gülfer Akkaya için başlatılan imza kampanyasında ise şu ifadeler yer aldı:
“Sadece Gülfer ile sınırlı kalmayan ölüm ve tecavüz listeleri, kadınların her alanda politika yapma mücadelelerini ortadan kaldırmaya yöneliktir.
Erkek egemen sisteme (patriyarka) karşı itiraz ve mücadele bugün Gülfer ile dayanışmaktan ve yan yana yürümekten geçiyor. “Gülfer’in yanındayız!” – beyanımız bu nedenle tüm kadınların imzasına açıldı.
Aşağıda dün itibarıyla (24 saatte) toplanan 565 kadının imzası ile #GülferAkkayanınYanındayız! diyoruz!”
PİRHA – Yazar Gülfer Akkaya da jitem.turkey adlı sosyal medya hesabı üzerinden tehdit edildi. Konu hakkında suç duyurusunda bulunacağını belirten Akkaya, korku ikliminin yaratılmak istendiğini söyledi.
Bir süredir birçok siyasetçi, yazar ve sanatçıya jitem.turkey adlı sosyal medya hesabı üzerinden yapılan tehditlere bir yenisi daha eklendi.
Araştırmacı Yazar Gülfer Akkaya sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda jitem.turkey adlı sosyal medya hesabı üzerinden tehdit edildiğini belirtti. Akkaya, konu hakkında suç duyurusunda bulunacağını belirtti.
“KORKU İKLİMİ YARATMAK İSTİYORLAR”
Yazar Akkaya’nın paylaşımı şöyle:
“Bir süredir birçok siyasetçi, yazar ve sanatçıya jitem.turkey adlı sosyal medya hesabı üzerinden tehdit gönderenler bugün bana aynı mesajı yollamışlar. Bizlerin üzerinden korku iklimi yaratmak istiyorlar, böylece herkesi susturacaklar.
Bu konu hakkında suç duyurusunda bulunacağım.”
Alevilik ve Alevilikte kadınların yeri konularında kitapları bulunan Araştırmacı Yazar Gülfer Akkaya’nın Sır İçinde Sır Olanlar, Yol Kadınlar, Kadıncık Ana kitapları bulunuyor. PİRHA/İSTANBUL
PİRHA- “Hace Bektaş Veli’yi Kadıncık Ana’sız düşünemeyiz” diyor Yazar Gülfer Akkaya. ‘Alevi Yol Önderi Kadıncık Ana’ kitabını yazan Akkaya, PİRHA’ın sorularını yanıtladı. Akkaya, Kadıncık Ana’yı tanımlarken, “Alevi süreklerinden olan Bektaşi süreğinin hem kurucusu, hem o süreğin bugünlere gelmesini sağlayan, hem de o süreğin diğer kurucusu olan Hace Bektaş Veli’nin yoldaşı olmuş, Hace Bektaş Veli’yi etkilemiş, ama ondan farklı olarak, bugüne kadar gelmesi için de bu sürecin devam ettirilmesini sağlayan çok önemli bir tarihi karakter” diyor. Akkaya, Hace Bektaş Veli ve Kadıncık Ana’nın birlikte kadıncıl bir Alevilik ördüğünü vurguluyor.
Alevilikte kadınların durumu üzerine araştırmalar yapan ve bu konuda kitapları ve çeşitli makaleleri bulunan Yazar Gülfer Akkaya ile yeni kitabı ‘Yol Kurucusu Kadıncık Ana’yı konuştuk.
Akkaya, Aleviliğin varlık mücadelesinde önemli eşiklerden biri olan Kadıncık Ana ve Hace Bektaş Veli’nin kurduğu Yol’un oluşum sürecini ve bu sürecin temel kurucularından Kadıncık Ana’nın süreçteki rolüne ilişkin önemli değerlendirmeler yaptı.
Kadıncık Ana’sız bir Hace Bektaş Veli’nin düşünelemeyeceğini söyleyen Akkaya, “Kadıncık Ana’yı bilmiyorsanız Hace Bektaş Veli’yi bilemezsiniz. Hace Bektaş Veli’yi bilmiyorsanız da Kadıncık Ana’yı bilemezsiniz. Bu ikisi aynı mekanda, aynı inancı, aynı süreği var etmiş ve aynı dönemde yaşamış insanlar. Birini bilmeyince zaten diğerini de bilmiyorsunuz. Hacebektaş ilçesinde dergah var orayı biliyorlar. Mesela o dergahın var olmasının nedeni de Kadıncık Ana ile ilgilidir. Kadıncık Ana olmasaydı o dergah da olmazdı” diye konuştu.
İşte Yazar Gülfer Akkaya‘nın PİRHA Editörü Nilgün Mete‘nin sorularına verdiği yanıtlar:
NİLGÜN METE -Öncelikle tebrik ediyorum Kadıncık Ana ile ilgili bu kitabı topluma kazandırdığınız için. Çünkü Alevi toplumunun, özellikle de kadınların önemsediği Kadıncık Ana var ve çok bilinmiyor, ondan çok söz edilmiyor ve “Alevi kadınların tarihi denilince de akla gelen ilk isimlerden biri Kadıncık Ana” diyorsunuz kitabınızın girişinde. Kadıncık Ana kimdir biraz bahseder misiniz?
GÜLFER AKKAYA-Aleviler açısından Kadıncık Ana kimdir sorusunun cevabı…Ben çalışma yaparken de sürekli aklıma Rosa Lüksemburg gelmiştir. Mesela Sosyalist harekette bir kadını düşündüğünüzde aklınıza ilk Rosa Lüksemburg gelir, o temsil eder hem teorik hem pratik olarak. Kadıncık Ana da sadece Alevi kadınlar için değil, en çok tabii Alevi kadınlar için ama Alevi toplumu için de Rosa Lüksemburg’un temsil ettiği bir şeyi temsil ediyor hem teorik hem pratik olarak. Kadıncık Ana kimdir? Kadıncık Ana bugün Alevi süreklerinden olan Bektaşi süreğinin hem kurucusu, hem o süreğin bugünlere gelmesini sağlayan, hem de o süreğin tıpkı kendisi gibi diğer kurucusu olan Hace Bektaş Veli’nin yoldaşı olmuş, Hace Bektaş Veli’yi etkilemiş, bu yolu birlikte kurmuş ama ondan farklı olarak da bugüne kadar gelmesi için de bu sürecin devam ettirilmesini sağlayan çok önemli bir tarihi karakter.
-Kadıncık Ana kitabını neden yazmak istediniz? Araştırma yapmak pahalı olsa gerek. Herhangi bir destek aldınız mı?
Kadıncık Ana, araştırma yapmaya başladığımdan itibaren karşılaştığım bir isimdi. İlk zamanlar çok aklıma gelmiyordu. Ama Yol Kadındır kitabından sonra biliyordum yani kaçınılmaz şekilde ben Kadıncık Ana’ya bulaşacaktım. Bunu hissedersiniz ya siz, öyle bir şey oldu. Sonra devam eden süreçte de bu Aleviliğin gerçekleştirilmesi meselesinde de hep erkeklerden bahsediliyor. Tarihi değerli, ünlü kişilerden bahsediliyor ama hiç Kadıncık Ana’dan bahsedilmiyor. Alevi kurumlarında, cemevlerinde Hace Bektaş Veli’nin fotoğrafları oluyor ama Kadıncık Ana’nın yok. Fakat benim yaptığım araştırmalarda Kadıncık Ana ile Hace Bektaş Veli’nin isimleri hep yan yana geçiyor, hiç ayrı geçmiyor. Her ne kadar siz Kadıncık Ana’yı görünmezleştirseniz bile, birçok erkek ve kadın araştırmacı bunu yapıyor ama gene de bir Kadıncık Ana demeden geçemiyorsunuz. Yani görünmezleştirilemeyecek kadar tarihte görülebilen, özellikle o pratik mücadelesinden kaynaklı görülebilen biri. O yüzden bu önemli kişinin kim olduğunu ben de merak ettim. Baktım, pek bir şey yok, kitap falan zaten yok. Başka bilgilere baktım. Hep İslami bir kadın figürü önünüze çıkıyor. Ama bu İslami kadın figürü Hace Bektaş Veli ile olması mümkün değil. Bu sorular ve -olması gerekiyor- merakım nedeniyle Kadıncık Ana ile ilgili araştırma yapmaya niyetlendim. Ama şunu biliyordum, başından beri kaynak sıkıntısı olacaktı. Çünkü 200 yıl önce yaşamış kadınlarla ilgili doğum tarihlerinden ya da nerede yaşadıkları, ne yaptıklarına dair gerçek bilgilere bile ulaşmak zorken, 1100’lü yıllarda yaşamış bir kadın, üstelik Alevi, üstelik Anadolu’da, üstelik Selçuklu döneminde, üstelik arşivlerinin şimdi Cumhuriyet’in kütüphanelerinde belki gizli dolaplarında saklandığı bir kadınla ilgili araştırma yaptığınızda her şey çok daha zorlaşıyor. En zoru da şuydu: Alevilerin tarihlerini İslamcılar, Türkçüler yazmışlar. O yüzden Alevilik tarihi, Türk-İslam sentezinden geçmiş ve bugünlere gelmiş. Şu anda da ‘temel kaynaklar’ diye bize önerilen kaynakların çoğu Türk-İslam sentezinden geçmiş. O bakıştan o perspektiften süzülerek hem Türkçü hem de İslamlaştırılmış bir Alevilik var. Kadıncık Ana ile Hace Bektaş Veli’nin kendisi de biraz öyle olmuş. O kaynakların içinde Kadıncık Ana’nın kendisini aramak, Alevi bir kadını, bu kadar Türkçü ve İslamcı bir bilgi ağının içinde aramanın kendisi de çok zordu. Ama neyse ki yine de devletin her ne kadar teslim almaya çalıştığı insanlar da olsalar, dede İlyas’ın torunundan ya da Aşık Paşazade’ye kadar bir takım insanlar böyle satır aralarına bazı bilgiler koymuşlar, 3-4 sayfa yer vermişler, oralardan ulaşabiliyorsunuz. Kaynak sorunu bir hayli yaşadım.
Şunu da söyleyeyim: Daha çok ben bu çalışmayı yaparken kendimi mazoşist de hissettim. İslamcı kaynakları okuyup oralardan o bilgileri yıkayarak Alevilik ve Alevi kadın mevzusunu çözmeye çalıştığım için son derece sabırlı yaptığım bir iş oldu.
Maddi kaynak açısından da biz Avrupa Alevi Konfederasyonu’na başvurduk Hüseyin Mat üzerinden. Bir de Avrupa Alevi Kadınlar Birliği’ne de Nevin Kamilağaoğlu üzerinden başvurduk, o zaman oranın başkanıydı. 2019’un Kasım ayından bahsediyorum. Ancak her iki kurum da olumlu ya da olumsuz dönmedi. Bunu da şunun için söylüyorum: Cevabın gelmemesinin kendisi politik bir şeydir. Ben bunun şöyle bir şey olduğunu düşünüyorum. Evet Aleviler kadınlar açısından yeni politikalar üretmeye başladılar. Alevi kadınlar da o açıdan iyi gidiyorlar ama galiba yeterince hazır değiller ve kendi kadın erenleriyle, mürşitleriyle bile gerçek kimlikleriyle herhalde yüzleşmeye henüz hazır değiller diye düşündüm.
“ALEVİLİK İSLAMLAŞTIRMA, TÜRKLEŞTİRME VE ERKEKLEŞTİRMEYLE ASİMİLE EDİLİYOR”
-Kitabınızı nasıl yazdınız? Nasıl bir çalışma yürüttüğünüz? Yani yeterince kaynak var mıydı? Biraz bahsettiniz o kaynaklardan… Biraz onu anlatır mısınız?
Alevilere ilişkin kaynaklar özellikle Cumhuriyet döneminden itibaren resmi kaynağa dönüştürülmüş. Onlarla ilgili gerçek bilgilerin kendisi, temel kaynakların kendisi, resmi tarih yazıcılarının eline verilmiş. O resmi tarih yazıcıları oradaki Osmanlıcaları Türkçeye çevirirken bir takım deformasyonlar yapmışlar, bilerek yapmışlar. Osmanlıcayı öyle biliyordum da değil. Mesela Elvan Çelebi’nin kitabının önsözünde kitabı yeni çıkaran kişi eski yazarlarla orada bu konularda yüzleşiyor. Kaynak meselesinde bundan sonra yapılacak araştırmalar açısından da benim önerim kendim de bu yöntemi denedim, bir kere o kaynakların kendisinin Türk ve İslamcı bir gözle yazıldığını, Aleviliğin sadece Selçuklular zamanında, sadece Osmanlılar zamanında değil, bugün Türkiye Cumhuriyeti zamanında da temel üç ayak zemininde asimile edilmeye çalıştığını görerek, bunlara karşı daha farklı perspektiflerden bakarak araştırma yapılması gerekiyor. Bir tanesi İslamlaştırma, ikincisi Türkiye Cumhuriyeti ile beraber Türkleştirme, üçüncüsü de kadıncıl olan Aleviliğin kendisini erkekleştirme ayağıdır. O yüzden araştırmacıların o kaynakların hepsine böyle bakması lazım. Şimdi ben kiminle karşılaşırsam karşılaşayım, İslamcı feminist arkadaşlarımız dahil, Alevi kurumlarında çalışan kadınlarımız dahil, “Şamanlık Alevilikte var değil mi” diye söylüyorlar. İşte “İslam Alevilikte var değil mi?” Yok. Alevilik başka dinlerden etkilenmiş ama Alevilik bu değil, Alevilik şamanlık değil…
“KADINCIL BŞİR İNANÇ OLAN ALEVİLİK ERKEKLEŞTİRİLEREK DEĞİŞTİRİLİP BUGÜNLERE GELİNDİ”
Bu kitapta nasıl anlatmaya çalıştınız Kadıncık Ana’yı?
Diğer kitaplarda Aleviliğin nasıl kadıncıl bir inanç olduğunu ve bugünlere kadar nasıl erkekleştirilerek değiştirilip geldiğinden bahsediyordum. Bu Kadıncık Ana kitabında, bu kadıncıl olan unsurlarının nasıl kurulduğunu yazdım. Bugün ben Kürt Alevi’siyim ve Dersim Alevi kültüründen geliyorum. Biz dahil olmak üzere yani Kürt Alevi süreği vs. hepsi dahil olmak üzere Kadıncık Ana’nın bizzat oluşturduğu bu kadıncıl zeminin içinden besleniyoruz biz de. Nasıl? Munzur aslında kadın adıydı da erkekleştirildi ise ve bundan güç alıyorsa kadınlar, Kadıncık Ana’nın kendisi de bu kadıncıl Aleviliğin örüldüğü süreklerden biridir ve bu kitapta bahsettiğim şey de kadıncıllık Aleviliğin kuruluş dönemlerine dair bilginin kendisi aslında. Hace Bektaş Veli’nin kadınlara karşı duyarlılığı, eşim değil, eşitim demesi Kadıncık Ana için ve kadınları da zaten eşit mesafede görmesi kendisine Kadıncık Ana ve o dönemdeki kadınlarla beraber yürüttüğü mücadelenin kendisidir. Bizim tarihçiler, Aleviler, Hace Bektaş Veli’nin Babai İsyanı’ndan sonra Anadolu’ya geldiğinin ve işte orada bir süre saklandığından falan bahsederler. Oysa hiç Aşık Paşazade öyle bir şeyden söz etmiyor. Kitabın kendisine bile göz attığınızda görüyorsunuz ki Hace Bektaş Veli, Kadıncık Ana ve o dönemdeki kadınlarla beraber hem bu süreği kuruyor hem de o kadınlar Hace Bektaş Veli’yi çevreleyip aslında Selçuklu’nun zulmünden koruyan kesimler. Orada der ki Paşazade, Hace Bektaş Veli Anadolulu bacıları seçti. Kim bu Anadolulu bacılar? Ona baktığınızda, Kadıncık Ana ve o dönemki örgütlü kadınları görüyorsunuz. O dönem Taptuk kadınları dahil olmak üzere işte Kadıncık Ana’nın içinde olduğu Anadolulu bacılar olmak üzere örgütlü bir yapı halinde varlar ve Alevi süreklerine baktığınız zaman kadınların da kendilerine dair bir örgütlenme, yan yana durma biçimlerinin olduğunu da o dönemlerde görüyoruz. Bunu kimi erkek yazarlar da tabi bizim gibi algılayamadıkları için, çünkü cinsiyetçi perspektiften baktıkları için ama buna rağmen onlar da bahsediyorlar.
-Bu yazarlar Alevi değiller mi?
Kimi Alevi, kimi de değil, ama birincil kaynaklara baktığınızda çoğu Alevi değil zaten. O temel kaynaklarının sahipleri Alevi değil ama zaten olmalarına da gerek yok. Yani o dönem Bacıyan-ı Rum’dan bahsediliyor. Bence, en önemli çarpıtmalar ve İslamlaştırmalardan biri bu. Bacıyan-ı Rum örgütü diye bir örgütten bahsediliyor. Bunun Ahi toplumuna ait bir kurum olduğundan bahsedilir ama Aşıkpaşaoğlu’nun bahsettiği Bacıyan-ı Rumlar genel bir Anadolu kadını kavramıysa o zaman Bacıyan-ı Rum örgütünün Ahilere ait bir örgüt olduğu noktasında soru işareti oluşması lazım. Bu tür sorgulamalara gittim. O çeşitli kaynaklardan karşılaştırarak, o dönem Ahi kadınların da bir örgütlenmesi var, ama Alevi kadınların da bir örgütlenmesi var ve başka alanlarda kadınların da örgütlenmesi var ve Bacıyan-ı Rum yani Anadolulu kadınlar örgütlenmesi, bugünkü bizim genel olarak kadın örgütlenmesi deyip içine nasıl bütün kadın gruplarını koyduğumuz bir kadın örgütlenmesi varsa Anadolulu kadınlar örgütlenmesinin böyle olması gerektiğini düşünüyorum. Ama mesela bunu Türk-İslam sentezinden gelen erkek araştırmacıların kendileri, işte Bacıyan-ı Rum örgütü diye bunu sadece Ahilere aitmiş gibi gösterebilir. Benim söylediğim de bir iddia ama onlar iddia olarak yazmamışlar. Bence onlarınki de iddia. O yüzden çok daha fazla temel kaynağı Osmanlıca’dan, hangi dilden yazılmışsa, o temel kaynaklara ulaşmadan bence o bilgiye de soru işareti ile bakılması gerekiyor. Mesela kitapta ilk söylenen mevzulardan biri de ilk kez ortaya atılan sorulardan başlıklardan biri de bu Bacıyan-ı Rumlar kim? Ahilik kadınları mı? bence değil. Böyle bir şey olamaz. Çünkü aynı zamanda Kadıncık Ana ve birlikte örgütlü olduğu kadınlar Taptuklu kadınlar, hepsi Anadolulu kadınları temsil ediyor.
“KADINCIK ANA YOL’UN KURUCUSU, SÜRDÜRÜCÜSÜ, KARAR VEREN”
-Kitabınızda tarihsel bilgiler de veriyorsunuz. Baba İlyas, müridi Baba İshak var. Bunlar o dönemdeki baskılara, zorluklara karşı mücadele veriyorlar. İki Yol Eren’i diyoruz. Hace Bektaş Veli’ye ve Kadıncık Ana’ya yol gösterici mi oldular?
Şurası çok kesin Hace Bektaş Veli, Anadolu’ya geldiğinde Baba İlyas’a gidiyor ve onun müridi oluyor. Bu resmi kaynaklarda bile kesin. Ama mesela bu çok çarpıtılıyor. Hace Bektaş Veli gelmeden hacca gitmiştir diyenler var. Vilayetname’de bile bu geçer. İşte oraya gittiği için Hacı falan derler ama aslında Hace Bektaş Veli hacca gitmiş biri değildir. Anadolu’ya gelirken, direkt Anadolu’ya gelmiştir ve Baba İlyas’ın müridi olmuştur. Birkaç yıl onun yanında eğitimini almıştır. Babai İsyanı’nda yer almıştır kardeşi Menteş ile beraber. Kardeş Menteş Sivas’taki savaşta ölmüştür. Savaşın sonuna doğru zaten 1,5 ay falan sürüyor Babai İsyanı’nın kendisi. Bu kısa süre içerisinde de 18 kere meydan muharebesi oluyor. Babai İsyanı dediğimiz şey çok devasa bir şey ve Alevilik için çok önemli. Özellikle Anadolu ve Türkler için çok önemli bir tarih ama hepimiz için önemli bir tarih. Babai İsyanı’nın sonucunda yenileceklerini gördüklerinde bu yolun devam etmesi için Hace Bektaş Veli için, sen şimdi çıkıyorsun, bu yolu burada sürdüreceksin. Biz yenileceğiz ama bu yol burada kalacak, diyor ve ondan sonrasında Kadıncık Ana ve Hace Bektaş Veli’yi birlikte Anadolu’da görüyoruz. Çünkü Hace Bektaş Veli Kayseri’de kalıyor. Ahilerle kesinlikle ilişkisi var ve çok iyi, çok yoldaşça bir ilişkisi var. Birlikte zaten Selçuklu’ya da karşı geliyorlar. Zaten Babaileri katlettikten sonra Ahi toplumunu da 10-15 yıl içinde Selçuklu devleti biçiyor ve Hace Bektaş Veli’nin o dönemde Ahilerin bile yok edildiği ama Hace Bektaş Veli’nin yok edilememesinin nedeni de Kadıncık Ana ile beraber Anadolu’da var olması ve Kadıncık Ana ile beraber bu yolun kendisini kurması. Zaten Hace Bektaş Veli öldüğünde aslında herhangi bir kurumsallaşma olmuyor. Bu işin devamlılığının sağlanması gerektiği kararını veren kişi de Kadıncık Ana. Bunu kendisinden sonra kimlerin yürüteceğini seçen kişi de Kadıncık Ana. Ona o eğitimi veren de Kadıncık Ana. Aynı bu Kerbela olayı gibi. Nasıl ki Zeynep olmasaydı biz bilmezdik. Zeynep taşıyor ya… Burada da Kadıncık Ana bu yolu taşıyan kişi aynı zamanda. Ama şöyle bir farkı var Kadıncık Ana’nın. Kadıncık Ana, bu Yol’un kurucusu, Hace Bektaş’la beraber bu yolun kurucusu. Sadece kazan kaynatıp yemek pişiren kişi değil. Bu Yol’un kurucusu, Yol’un sürdürücüsü, Yol’un bundan sonra nasıl devam edeceğine dair karar veren ve devam ettirecek olan kişileri seçendir Kadıncık Ana.
“KADINCIK ANA DEVASA BİR KADIN, ANCAK YETERİNCE BİLMİYORLAR”
-Bu denli bir ismi, Kadıncık Ana’yı, Alevi toplumu yeterince biliyor mu, yeterince tanıyor mu? Kadıncık Ana ismi biliniyor mu?
Ben 7-8 yıla yakındır Alevi kadınlarla ilgili çalışıyorum. Gittiğim yerlerde ben de çok merak ediyordum. Kadıncık Ana’yı soruyordum o kurumlardaki kadınlara ve erkeklere. Ya duymamışlar hiç, böyle bir kadınla ilgili bilgileri yok, ya da birini duyduk, diyorlardı. Ben hayret ediyordum. Nasıl diyordum, her yerde önüme çıkıyor ve siz bu alandasınız, çalışma yapıyorsunuz ve bilmiyorsunuz. Ama daha acısı ne biliyor musunuz? Hace Bektaş Veli’yi de bilmiyorlar. Ben Hace Bektaş Veli’nin Hace Bektaş Veli olarak bilindiğini düşünmüyorum, Vilayetname’deki haliyle de bilindiğini düşünmüyorum. Çünkü onunla ilgili de “Evet var ama o kadar da bilmiyoruz” diyen birçok insanla karşılaştım. Zaten Kadıncık Ana’yı bilmiyorsanız Hace Bektaş Veli’yi bilemezsiniz. Hace Bektaş Veli’yi bilmiyorsanız da Kadıncık Ana’yı bilemezsiniz. Bu ikisi aynı mekanda, aynı inancı, aynı süreği var etmiş ve aynı dönemde yaşamış insanlar. Birini bilmeyince zaten diğerini de bilmiyorsunuz. Şunu biliyorlar: Kadınlarla ilgili birkaç tane şiiri var Hace Bektaşı’n. O şiirleri biliyorlar. Hacıbektaş ilçesinde dergah var orayı biliyorlar. Mesela o dergahın var olmasının nedeni de Kadıncık Ana ile ilgilidir. Kadıncık Ana olmasaydı o dergah da olmazdı. Çok devasa bir kadından bahsediyoruz.
“GERÇEKTEN HACE BEKTAŞ VELİ’NİN BÖYLE BİR SAKALI VAR MIYDI?”
-Bu kıymetli, değerli Yol kurucularını, yöneticilerini tanıtmak gerekiyor, cemevlerinin bir okul gibi olması gerekiyor ve Alevi toplumuna bu Yol önderlerinin anlatılması gerekiyor.
Ama işte nereden hangi kaynaktan nasıl anlatacağız? O yüzden bu yeni çalışmalar çok önemli. Az önce desteklenmeme ile ilgili söyledim, yoksa çok önemli değil. Önemli olan kendi tarihini, kendi kültürünü ve kendini kimlerden öğreniyorsun ve nasıl öğreniyorsun? Doğru mu? Bu kadar kendi inancını bile değiştiren, İslam inancını bile değiştiren bir İslam’ın olduğu coğrafyada Alevilerin gerçekten vay haline… Dolayısıyla Hace Bektaş Veli’yi de, Kadıncık Ana’yı da ya da diğer uluların kendisini de gerçekten tanıyacağız ki tanıtalım. İslamlaştırılmış bir Hace Bektaş’ın kime ne faydası var? Ben mesela şunu da düşünüyorum Hace Bektaş Veli’nin fotoğrafları var… Ben artık bu çalışmalardan sonra şüphe ile bakıyorum. Öyle mi görünüyordu, böyle bir sakalı var mıydı?
“HACE BEKTAŞ DERGAHI’NDAKİ GÖRESELLERİN ÇOĞU İSLAMA DAİR”
-İslamlaştırılmış olabilir mi?
Hace Bektaş Veli Dergahı’na gidin. Oradaki görsellerin çoğu zaten İslam’a da dair. Benim okuduğum ve içinden büyüyerek geldiğim kültürle hiç alakası yok. Dolayısıyla ben bir arkadaşıma bu kitabını araştırmasını yaparken, “İyi ki Kadıncık Ana’yı tanımamışlar, görmemişler yoksa oraya da başı bağlı, tesettürlü bir kadın konabilirdi, demiştim.
“HACE BEKTAŞ VELİ VE KADINCIK ANA BİRLİKTE KADINCIL BİR ALEVİLİK ÖRMÜŞTÜR”
-Hace Bektaş Veli’nin kadınları önemsediğini biliyoruz. Kadıncık Ana’yı da çok önemsemiş, eşitim demiş. Yan yana mücadele etmişler. Acaba, bu iki Yol kurucusu, bu Yol’u nasıl yürütmüşler?
Bizde erkek egemen bir bakış olduğu için, bilim de çok cinsiyetçi bir alan olduğu için bilginin üretildiği alan da, oralardan hep böyle erkeklerden yola çıkarak anlatılır ama şimdi çok teknikleştirerek söylüyorum, konu daha iyi açılsın diye. Anadolu’da yaşayan kim?
Kadıncık Ana.
Dışarıdan gelen kim?
Hace Bektaş Veli.
Hace Bektaş Veli, Babai İsyanı’ndan sonra nereye geliyor? Kadıncık Ana’nın yaşadığı yere geliyor. 7 hane var, hanenin biri Kadıncık Ana’nın hanesi. Peki Hace Bektaş Veli nereye geliyor? Kadıncık Ana’nın evine geliyor. Şimdi Kadıncık Ana’nın evi dediğimiz şey aynı zamanda Hace Bektaş Veli’nin bir dönem yaşadığı yer değil mi? Dolayısıyla orası süreğin kurulduğu yer. Mekan olarak baktığımızda o anlama da geliyor. Ama cinsiyetçi perspektifle baktığınızda şu anda ne var? Hace Bektaş Veli’nin dergahı var. Kadıncık Ana’nın evi görünmüyor bile. Daha yeni yeni bu konulardan bahsediliyor. O yüzden bu iki Veli’nin arasındaki ilişkiyi anlayabilmek için bu erkek egemen bakıştan vazgeçmemiz gerekiyor. Biraz şöyle bahsediyorlar: Sanki Hace Bektaş Veli, lütfetmiş, Kadıncık Ana’ya değer vermiş. Eşitim derken bir lütufta bulunuyor gibi. Hayır öyle değil. Erkeklikle yüzleşmiş, bunu Aleviliğin içine alamayacağını biliyor. Nereden biliyor? Baba İlyas’tan biliyor. Çünkü Baba İlyas’ın 72 bin müridinin içinde binlerce kadın mürit var. Bunu nereden biliyoruz? Elvan Çelebi’nin kitabından biliyoruz. Elvan Çelebi kitabında her ne kadar direk kadın müritlerden bahsetmese de, Baba İlyas’ın aldığı kararlardan birinin kadın ve erkek müritlerin birbirlerine nasıl mesafeli olması gerektiği, nasıl dergahlarda yerleşmesi gerektiğine dair bilgilerden biliyoruz ki kadın müritler de var. Aynı şekilde İslami saldırılardan biliyoruz. Yani karşı tarafın tarihi notlarından biliyoruz. Çünkü Baba İlyas’ın yaşadığı Çat köyünde mürit olan bir kadına kafayı takıyor oradaki kadı. Bir kadın nasıl öyle olabilir, nasıl oraya gidebilir, nasıl buraya gidebilir. Bunlardan şunu anlıyoruz kadın müritler var. Kadın müritler Anadolu’da fikirlerini örgütlemek için bir yerlere gidiyorlar. Sadece dergahta da kalmıyorlar. Kadıncık Ana sadece yemek yapan biri değil. O zaman bu perspektifle baktığımızda, Hace Bektaş, Kadıncık Ana ile beraber eşit ve ortak olarak kadıncıl bir Alevilik örmüşler ve o kadıncıl Aleviliğin de bugün yürümesi gerekiyor. Bugün cemevlerinde kadınları mutfağa koyduğunuzda siz bu tarihe o zaman ihanet etmiş oluyorsunuz. Sadece erkeklerin olduğu, erkeklerin yönettiği, erkeklerden bahsedilen bir Alevilikten bahsedemezsiniz. Bahsederseniz Kadıncık Ana’yı gizlemeye çalışırsınız, zaten gizleyemediniz. Birileri de çıkar onları ortaya çıkarır. Bunun önünü kesemezsiniz.
“ALEVİLER İSLAMLAŞTIRMAYA, TÜRKLEŞTİRMEYE VE ERKEKLEŞTİRMEYE KARŞI UYANIK OLMALI”
-Hace Bektaş Veli’nin eşitim dediği Kadıncık Ana’dan bahsediyoruz. Bunun gizlenmesi, yeterince tanınmaması çok tuhaf bir durum. Bu ne anlama geliyor? Egemen olan İslam’ın etkisi olabilir mi?
Bu ilk önce erkekliğin etkisi, erkek egemen sistem diyoruz ya, onun etkisi var. Anadolu’da da yaygınlaşmaya başlayan 1200’lü yıllardan bahsediyorum. İslam o dönem Baba İlyas’ın inancından daha yaygın değil. O döneme baktığınızda Baba İlyas ve onun yaymaya çalıştığı inancın kendisi aslında Anadolu’yu Selçuklu devletinden daha çok etkiliyor. O yüzden de Baba İlyas’a çok karşılar. İşte “Kendisine peygamber dedi, öyle ilan etti.” “Katli vaciptir” falan diyorlar… Bu Babai İsyanı, gerçekten Spartaküs’ün ondan kaç bin yıl önce başlattığı isyanla tarihsel açıdan, özellikle Aleviler için ve Anadolu tarihi için Spartaküs’ün başlattığı o köle isyanıyla benziyor. Büyük anlamları olan, büyük toplumsal değişikliklere yol açan bir şey. Dolayısıyla o dönem evet İslam var, İslamcıların Baba İlyas’la da Kadıncık Ana’yla da Hace Bektaş Veli’yle de uğraştıklarını görüyoruz. Ama o dönemki İslam, Kadıncık Ana’nın ve Hace Bektaş Veli’nin bu kadıncıl Aleviliğin örmesini engelleyememiş. Dolayısıyla İslam mıdır? İslam değildir. İslam değilse o zaman nedir? Alevilerin erkekliğe karşı direnişleri ya da direnmeyişleridir. Bugün Aleviliğin bu kadar kadıncıllıktan uzaklaşmasının nedeni Alevi toplumunun kendisinin erkekleştirmeye evet demesidir. Bunu dedikten sonra İslam’la arasındaki o ilişki yansıyabilir. İslam’ın asimile etmeye çalışması yansıyabilir. Ama ben en başta 3 ayaktan bahsettim. 3 ayağa karşı Alevilerin uyanık olması lazım. Hem İslamlaştırmaya karşı, hem Türkleştirmeye karşı, hem erkekleştirmeye karşı. Peki niye şimdi Aleviler sadece İslamlaştırılarak asimile edildiğimizden bahsediyorlar da erkekleştirmeden bahsetmiyorlar, yeterince Türkleştirmeden bahsetmiyorlar o zaman. Baba İlyas’a, Hace Bektaş’a baktığımız zaman orada bir milletleştirme durumu yok zaten. Ama Türkiye Cumhuriyeti’nden itibaren bu var ve buna karşı da yeterince yüksek sesle itiraz edilemiyor.
-Bu kadar kıymetli bir şahsiyetin, Kadıncık Ana’nın evi gerçekten kötü durumda, Onarılacak…Avrupa’dan Alevi kadınlar girişimde bulundular. Oarılacak. Kültür Bakanlığı da onaracak ama nasıl onaracak?
Ben o konunun biraz yangından mal kaçırma gibi olduğunu düşünüyorum. Şimdi Kadıncık Ana ile ilgili o evin durumuna ilişkin 17+ Alevi Kadınlar olarak biz gündeme getirmiştik. Sonra Avrupa Alevi kadınlar Birliği de bunu gündemine aldı ve yapmaya çalıştıkları şey çok güzel, biz de destekliyoruz. Ama şu anda AKP’nin bu dönemde üstelik paraya bu kadar ihtiyaç duyduğu bir dönemde, Alevilerin AKP’nin iktidarda olduğu bir zamanda ellerine, avuçlarına para sayarak o evi restore ettirmeye çalışmaları politika olarak da bana ters geliyor. Maddi olarak da o para gider, o ev de öyle kalır diye düşünüyorum. Ama daha da önemlisi bu tür işlerde mesela Kadıncık Ana’nın evini nasıl yapacağız? Alevi mimarisi ne? O 1100’lü yıllarda nasıldı? Şimdiki gibi o yeşil, İslami halılar mı vardı? Bütün bunları konuşmadan, bu konularda bilen, Alevi, sanat tarihi okumuş mimarlar olmadan, bir araya gelmeden Aleviler ortaklaşmadan, bu işin yapılabilmesi, çok hızlandırılmış ve bana doğru bir yöntem olarak gelmiyor. Ama arkadaşlar bilirler, kendi kararlarıdır.
“FESTİVALİN ADI ‘HACE BEKTAŞ VELİ VE KADINCIK ANA’YI ANMA FESTİVALİ’ OLMALI”
-Biliyorsunuz Ağustos’ta festival oluyor, Hace Bektaş Veli’yi anma etkinlikleri. Kitabınızda “Bu etkinlik Hace Bektaş ve Kadıncık Ana Festivali olmalı” diyorsunuz.
Çünkü biri olmazsa diğeri olamaz. Kadıncık Ana’sız bir Hace Bektaş düşünemezsiniz. Bu mümkün değil. Tersinden Hace Bektaş’sız da Kadıncık Ana yok. Çünkü ikisi birden var etmişler ve Hace Bektaş Veli’nin kendisinin, adının ve yaptıklarının bugünlere gelmesinin sebebi de zaten Kadıncık Ana iken, siz o anmaları nasıl bu iki yoldaşı karpuz gibi ikiye bölerek, üstelik sadece Hace Bektaş Veli diyerek yapabilirsiniz. Bu mümkün değil. Ben yakın vadede değiştireceklerini düşünüyorum ama bunun için Alevi kadınların sesini yükseltmesi gerekir. Bu festivallerin adı Hace Bektaş Veli ve Kadıncık Ana’yı anma festivali olursa hiç olmazsa eşitlikçi, Alevilik için de somut bir adım daha atılmış olur.
PİRHA- Araştırmacı Yazar Gülfer Akkaya’nın yeni kitabı ‘Yol Kurucusu Kadıncık Ana okurlarıyla buluştu. Akkaya, Kadıncık Ana’yı ve Alevilik inancında kadın erkek eşitliğinin gelişimini mercek altına alıyor.
Uzun yıllardır Alevilikte ve Alevilerde kadınların durumu üzerine araştırmalar yapıp bu alanda çeşitli kitaplar yayımlayan Yazar Gülfer Akkaya’nın yeni kitabı çıktı.
Anadolu’da Aleviliğin varlık mücadelesinde önemli eşiklerden biri olan Kadıncık Ana ve Hace Bektaş-ı Veli’nin kurduğu Yol’un oluşum sürecini ve bu sürecin temel kurucularından Kadıncık Ana’nın süreçteki rolüne odaklanan kitap raflarda yerini aldı.
“Yol Kurucusu Kadıncık Ana” ismiyle yayımlanan kitapta Yazar Gülfer Akkaya, Baba İlyas, Selçuklu Devleti, Mevlana, Şems, Kimya Hatun, Moğollar, Kirmani, Ahi Evren, Fatma Bacı, Baciyan-ı Rum, Hace Bektaş-ı Veli, Abdal Musa gibi tarihsel figürlerin izinde Kadıncık Ana’yı ve Alevilik inancında kadın erkek eşitliğinin gelişimini mercek altına alıyor.
ERKEK ARAŞTIRMACILARIN CİNSİYETÇİ TUTUMLARI
Yaptığı çalışmalarda Alevilik hakkında kadın ve erkek araştırmacıların cinsiyetçi tutumlarına dikkat çeken Akkaya kitabında bu tutumları, “Aleviliğin kadıncıl unsurlarını yok saymaları, Aleviliğin kadıncıl unsurlarını var eden, yaşatan kadınları görünmezleştirmeleri, kadınlara dair bilgileri, kadınların yapıp ettiklerini yok saymaları ve böyle yaparak sadece erkeklerden oluşturdukları erkekleştirilmiş Aleviliği Alevi toplumuna aktarmaları” şeklinde açıklıyor.
Akkaya, Alevi kadınları görünmezleştiren bu yaklaşıma karşı daha önce yayımlanan “Sır İçinde Sır Olanlar, Alevi Kadınlar”, “Yol Kadındır” ve “Vardık, Varız Var Olacağız: Alevi Kadınlar” kitaplarında Alevilik inancına içkin olan kadın erkek eşitliğinin teolojik, tarihsel, pratik dayanaklarını araştırmış, bu eşitliğin nasıl bozulduğuna ve eşitliğin sağlanması için neler yapılabileceğine dikkat çekmişti. Son kitabında ise Alevilik inancındaki kadın erkek eşitliğinin temellerinin atıldığı en önemli süreçlerden birini gün ışığına çıkartıyor.
KADINCIK ANA’YI VAR EDEN SÜREÇ
Akkaya kitabın ilk bölümünde Hace Bektaş-ı Veli ve Kadıncık Ana’yı oluşturan sürece kadınlar açısından bakıyor. Bu bölümde döneme ve coğrafyaya hâkim olmaya çalışan İslam’ın Alevi süreklerine ve diğer muhalif toplumsal yapılara etkisini ele alıyor. Akkaya’nın kitabının bu dönemi anlatan diğer kitaplardan temel farkı, yaşananları özellikle kadın politikaları açısından ele almasında ve değerlendirmesinde açığa çıkıyor. Dönemi anlatan kaynakları feminist metodolojiyle yeniden elden geçiren Akkaya, Alevilere yönelik imha, inkâr ve asimilasyon politikalarındaki cinsiyetçiliği de bütün çıplaklığıyla ortaya seriyor. Sadece son süreçte değil, bugüne kadarki iktidarların tamamında her daim muteber bir “ulu” olarak sunulan Mevlana’daki kadın düşmanlığı, homofobi ve heteroseksist tutumlar daha önce hiçbir araştırmada bu kadar açıkça ortaya konmamıştı.
Akkaya kitabın birinci bölümünde bir yandan Baba İlyas, Kalender Çelebi, Mevlana, Şems, Kimya Hatun, Moğollar, Kirmani, Ahi Evren, Fatma Bacı, Hace Bektaş-ı Veli, Abdal Musa gibi tarihsel şahsiyetler nezdinde süreci değerlendirirken diğer yandan Babai isyanı, Ahiler, Baciyan-ı Rum örgütlülüğü, Selçuklu Devleti ve Moğolların Anadolu’ya gelişleri gibi hareket ve kurumsallaşmaların sürece etkilerinin izlerini sürüyor.
KADINCIK ANA VE ANADOLULU KADINLAR
Yazar Gülfer Akkaya, kitabın ikinci bölümünde Kadıncık Ana ve Anadolulu kadınların mücadelesine yoğunlaşıyor. Kadıncık Ana’yı ortaya çıkartan tarihsel sürece kadın bilinciyle baktığında Anadolu Bacılarından, kadın ululardan, erenlerden, pirlerden, Analardan kadın tekkelerine dek var olan güçlü bir kadın örgütlülüğünün üzerindeki tozu silkeleyerek kadınların etkili şekilde yer aldığı bu tarihi ilk kez görünür hale getiriyor.
Akkaya bu çalışmasında sadece egemen ideoloji ve güçlerin değil, bizzat kendileri de bu saldırılara maruz kalanların kadınların tarihini karartmalarına, onları tarihin görünmez dehlizlerinde unutulmaya bırakmalarına da meydan okuyor.
Kitabın üçüncü ve son bölümünde Akkaya’nın çeşitli dönemlerde Kadıncık Ana ve Kadıncık Anaevi üzerine yazdığı makaleler, meselenin nasıl ele alınması gerektiği üzerine önerilerini içeren yazılar bulunuyor.
GÜLFER AKKAYA KİMDİR?
1972 Şubat’ında, Sivas Kangal’ın Kürt Alevi köyü olan Kürkçü’de (Qurcik) doğdu.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisansını “Kadınların paralı günleri” konusu üzerine Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde yaptı.
Çeşitli haber portallarında, internet sitelerinde ve Alevi dergi ve gazetelerinde uzun yıllardan beri yazmakta. Pek çok dergide yayımlanan çok sayıda makalesi mevcut.
Uzun yıllar dergi ve gazetelerde editörlük yaptı. Hala düzenli şekilde Siyasihaber.org ve AvrupaForum1 adlı sitelerde yazmakta.
2008 yılında “Unutulmasın diye… Demokratik Kadınlar Derneği”;
2011 yılında “Sanki Eşittik, 1960-1970’li yıllarda devrimci mücadelenin feminist sorgusu”;
2014 yılında “Sır İçinde Sır Olanlar: Alevi Kadınlar”;
2017 yılında “Yol Kadındır”;
2018 yılında “Vardık, Varız, Var Olacağız: Alevi Kadınlar” adlı kitapları yayımlandı.
PİRHA- Alevi kurumlarının vermiş olduğu mücadeleye ve Alevilere yönelik uygulanan asimilasyon politikalarına ilişkin konuşan araştırmacı yazar Gülfer Akkaya, çok zor şartlarda çok zor bir ülkede hukuğun olmadığı bir ortamda var olmaya çalışan Alevi kurumlarının Alevilik konusunda çok emeğinin olduğunu söyledi.
HABERİN VİDEOSU
Araştırmacı-yazar Gülfer Akkaya Alevi kurumlarının vermiş olduğu mücadeleye ve Aleviliğe yönelik uygulanan asimilasyon politikalarına ilişkin Pir Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu.
Alevi kurumlarının çok zor şartlarda çok zor bir ülkede hukuğun olmadığı bir ortamda şimdilik var olmaya çalıştığına dikkat çeken Akkaya, “Alevi kurumları var olmaya çalışma süreçleri ile beraber bir yandan da daha önceden yapmaya çalıştıkları ama aksattıkları bir takım şeyleri şu dönemlerde çözmeye çalışarak yol almaya çalıştıklarını görüyorum. Bunların da değerli olduğunu düşünüyorum. Alevilik konusunda da tabi bugüne kadar bu kurumların çok emeği olmuştur. Bir sürü şeyi, bugüne kadar bu kurumlar var etti.” dedi.
“‘YOL BİR SÜREK BİNBİR’ SÖYLEMİNİ GEZİ’DE YAŞADIK”
Alevilerde ‘Yol bir sürek binbirdir’ söyleminin olduğunu, bu söylemi bu son süreçte en iyi Gezi’nin yansıttığını belirten Akkaya, Gezi sürecinde herkesin aslında ‘Yol bir süreç binbir’ söyleminde olduğu gibi yan yana geldiğini Kürt hareketinden biri ile Atatürk bayrağı taşıyan Kemalist birinin birlikte halay çektiğini ve birlikte Kürtçe türkü söylediklerini ifade etti.
Akkaya sözlerini şöyle sürdürdü:
“Böyle bir mücadele ağının kurulması için ‘Yol bir sürek binbir’ söylemi yol açıcı ve yol gösterici bir şey. Bu nedenle Alevi kurumlarının Türkiye’deki ve başka bulundukları ülkelerdeki muhalefet zeminine en büyük katkıları bu olabilir. Zaten kendilerini toparlamaya daha örgütlü bir zeminde bulunmaya çalışıyorlar ve burada da mücadeleyi sürdürüyorlar.”
“BUGÜN HUKUK HERKES İÇİN YOK”
Alevilerin bulundukları yerlerde durumlarını düzeltmek için birçok şey yapmakla sorumlu olduğunu ancak Alevilerin durumlarının düzelmesi içinde genel olarak toplumunda düzelmesi gerektiğine vurgu yapan Akkaya şunları dile getirdi:
“Eskiden hukuk Aleviler, Kürtler ve kadınlar için yoktu. Bugün ise Türkiye’de hukuk herkes için yok. Burada hepimiz eşitlendik. Olmasaydı iyi olurdu. Ama sadece kendileri ve yandaşları için hukuk var. Dolayısı ile bu alanlara ilişkin mücadeleleri vermek konusunda hem kendi içindeki eksiklikleri gideren hem de içinde yaşadığı toplumun sorunlarını gören bunlara ilişkin mutlaka çözüm önerileri söyleyen bunlara ilişkin ortak zeminlerde, platformlarda yerlerde biraraya gelip oralarada katkılar sunan bir mücadele sergileyebilirler. Bunun için çabalıyorlar da. Çabaladıkları içinde Alevilere yönelik saldırılar epeyce yükseldi. Birçok Alevi hareketinden arkadaş cezaevinde, tehdit ediliyor, temel insan haklarının büyük bir kısmı kısıtlanıyor ve yurtdışında gelenler tutuklanıp sonra yurtdışı yasağı konuluyor. Bunların hepsinin bir anlamı var. Kendi alanında kalmazsanız eğer o alanın dışına çıkar başka dinamikler ile buluşursanız canınızı yakarız diyorlar. Kendi alanınızda da biraz daha temiz terbiyeli, sessiz, sakin Alevi olursanız tadından yenmez. Ama o alanda da İslam’a, diktatörlüğe tek adam rejimine karşı işler yaparsanız gene canınızı yakarız.”
“İKTİDARLA İLİŞKİSİ OLAN ALEVİ KURUMLARI KADAR MÜCADELE EDEN DE VAR”
İktidarla ilişkisi olan Alevi kurumlarının olduğunu ancak tam tersi iktidar ile arası iyi olmayan ve mücadele eden Alevi kurumlarının da olduğunu aktaran Akkaya, “Alevi kurumları daha da güçlenmesi lazım ama sert bir süreçten geçiyoruz. Daha güçlü bir örgüt daha güçlü bir yan yana duruşla sağlanır bu. Bu nedenle bu son süreçte yan yana gelme mevzuları da başladı. Kendi içlerinde de tartışmalar epey yükseldi” dedi.
“NASIL YAHUDİLER, HRİSTİYANLAR VE MÜSLÜMANLAR VAR İSE ALEVİLER DE VAR”
Alevilik denilen bir inancın ve toplumun artık var olduğunu kaydeden Akkaya, “Nasıl Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar var ise Aleviler de var. Sayın devletimizin ne kadar karnı ağırır ise ağırsın ne kadar sindirememeye çalışırsa çalışsın Alevilik vardır. Bunu Alevilerden daha iyi de devlet biliyor. Devlet bildiği içinde yok etmeye çalışıyor. Bu nedenle Alevilerin vazgeçemeyeceği şey Aleviliğin kendisidir. Bu konuda zaten mücadele veriyorlar” şeklinde konuştu.
Bir şeyi asimile etmemek için onun gerçek bilgisine sahip olmak gerektiğini dile getiren Akkaya son olarak şunları ifade etti:
“Siz Aleviliğin ne olduğunu bilmiyorsanız ocak sisteminin ne olduğunu bilmiyorsanız Alevilik inanç ritüellerini doğru dürüst bilmiyorsanız başka yerlerde yollanan her şeyi alıp Alevilik torbanıza dolduruyorsanız böyle olmaz. Bunun olmaması içinde sizin kendize dair bilgiye sahip olmanız lazım. Bu nedenle Alevi camiasının daha böyle propagandif daha siyasi kaynaklı değil daha Alevilik inancının kendisine dair ne olduğuna ilişkin araştırmalar çalışmalar yapması lazım. Alevilerinde buna sahip çıkması ve bunları yaygınlaştırması lazım. Diyanete boşuna o kadar bütçe verilmiyor. 12 bakanlıkta daha büyük bütçesi var. Diyanet o bütçeler ile kadro besliyor, yayın basıyor dağıtıyor. Yayın basıp dağıtmak ne demek fikrini ideolojisini ev ev, kişi kişi onların eline veriyor. Ama bizim Alevi kurumları bu konuda gerçekten eksik. Okuma araştırma bilgiye bilime değer verme konusunda eksikleri çok fazla var. Bir sürü iş yapılıyor ama bu işlere kimse doğru dürüst yüz vermiyor. Alevi kurumlarının kamplarına, eğitimlerine baktığımız zaman daha propagandif ve politik birbirlerini güzellemeye yönelik eğitim ve programlar olduğunu görüyoruz. Bunların değişmesi lazım. Alevilerin artık filozoflar ile ilişkiye girmesi lazım. Dünyadaki fikir akımlarını okuması lazım, dünyadaki devrimci dinamikler ile ilişkiye girmesi, yeni kavramlarla yan yana gelmeli ve onları anlaması lazım. Alevi kurumları Aleviliğin asimile olmasını istemiyorlarsa hem Aleviliğe dair hem de genel olarak dünyadaki fikir ve siyasi hareketlere dair bütün gelişmeleri yakında takip edip konuşmaları lazım.”
PİRHA-Alevi kadınlara tarihsel olarak “Yolda kadına biçilen rol nedir?” ve “Bu rol bugün yerine getirilmiyorsa nedenleri nelerdir? Nasıl aşılabilir?” şeklinde sorular sorduk. Dizi yazımızın bu bölümünde sorularımızı kadın araştırmaları yapan Gülfer Akkaya yanıtladı.
HABERİN VİDEOSU
Cemlerde, sohbetlerde “Yol kadındır, kadın mürşidi kamilullahtır” sözünü çokça duyarız. Yine “Alevilerde kadın erkek eşittir” sözü neredeyse her ortamda övünülerek dile getirilir. “Bizde kadın erkek yoktur herkes candır” sözlerini de çokça duyarız. Çoğunlukla da bu sözleri erkeklerin ağzından duyarız.
Pratik gerçekten öyle midir? Öyleyse Alevi kadınlar neden Alevi örgütlenmeleri içinde belirgin bir noktada değiller? Neden söz ve yetki kademelerinde yer alamıyorlar? Neden renkleri, karakterleri sahaya yansımıyor? Gerçeğe biraz daha yakından bakmak için bu kez mikrofonu Alevi kadınlara bıraktık.
Yazı dizimizin bu bölümünde sorularımızı, kadın araştırmaları yapan Yazar Gülfer Akkaya yanıtladı. Bugüne dek beş kitabı çıkan ve pek yakında Kadıncık Ana ile ilgili yeni kitabı çıkacak olan Akkaya’nın kitapları şöyle:
“Kitaplar, Unutulmasın diye… Demokratik Kadın Derneği, Sanki Eşittik, Sır İçinde Sır Olanlar Alevi Kadınlar, Yol Kadındır, Alevi Kadınlar Vardık Varız Var olacağız.”
“ALEVİLİK KADİM VE KADINCIL BİR İNANÇTIR”
PİRHA: Tarihsel ve toplumsal olarak Alevilikte kadının yeri nedir ve nasıl bir seyir izledi?
GÜLFER AKKAYA: Aslında tarihsel ve toplumsal olarak sadece Alevilere ait bir gelişimden bahsedemeyiz kadınların durumuna ilişkin. Çünkü Alevilikte ve Alevilerde kadınların durumunun tarihsel toplumsal seyrinin genel tarihsel toplumsal seyirle bir ilişkisi var. ‘Yol kadındır’ kitabımda anlatmıştım, genellikle günlük tartışmalar içerisinde bugünden bakılarak bir sürü şey konuşulmaya, değerlendirilmeye, puan verilmeye çalışılır. Oysa kadınlarla erkekler arasındaki sömürü ve ezme ilişkisi çok eski dönemlerden itibaren başlıyor. 12 bin yıl önceden bu yana gelen birçok topluluklar olduğuna dair artık bilimsel kanıtlar, bulgular var. Kadın erkek meselesini de bu bilimsel bulgular üzerinden takip etmek gerekiyor. Bu konuda da elimizdeki en sağlam kaynaklar Sümerler. Sümerler’e baktığınız zaman oradaki inanç sistemi, üretim biçimi, toplumsal örgütlenişin kendisi kadın ve erkek arasındaki siyasal durumun ve toplumsal örgünün kendisine dair çok net bilgiler alıyoruz. Çünkü onların kitabeleri var. Bizim şimdi kütüphanede nasıl yazılmış, net, bilgisine güveneceğimiz kitaplar varsa Sümerler’de de toplumsal hayatlarını anlatan kitabeler var. Onlar bize şunu gösteriyorlar; inançlar hiçbir zaman bugünkü gibi sadece erkek inançlar değiller. Bin yıllarca birçok inanç sistemi vardı ve bu birçok inanç sisteminden biri de kadınların yani ana tanrıçaların, tanrıçaların egemen olduğu inanç sisteminin varlığıdır. Bugün kitaplı erkek egemen dinlerin toplamının etki ettiği coğrafyalardan çok daha büyük bir alana bu kadın inançları büyük oranda etki etmişler ve binlerce yıl sürmüş bu. Kibele uzun yıllar küresel bir ana tanrıça olarak kabul görmüş ve bugüne kadar da gelmiş. Bugün Kibele’ye inanılmayabilir ama Kibele’yi bilmeyen hiç kimse yoktur. O kadar geniş bir zaman hükmetmiş ve hala yaşayan bir tanrıçadan bahsediyoruz Kibele derken. Dolayısıyla Alevilik inancında, kadın erkek eşitliği mevzusunun seyri buralardan beslenerek geliyor. O zaman Alevilik yoktu ama bu kültürler, gelenekler binlerce yıl ardından yüzlerce yıllık değişimler yaratarak bugünlere kadar geliyorlar ve erkek tek tanrılı dinlerin oluşmasıyla beraber bu kadıncıl inançlarla erkek inançlar arasında çeşitli çatışmalar oluyor binlerce yıl süren, sonra yüzyıllarla günümüze kadar gelen.
“ALEVİLİĞİ ERKEKLEŞTİRDİLER”
Mazdek, Hürremizm, bizim pek yakından bildiğimiz Babai inancı, Börklüce Mustafa’nın Rıza Şehri ve üç yıl süren deneyimi, Kürt Alevilerin sürekleri ve daha birçok Alevi süreklerini oluşturacak olan inançların kendisi bu kadim inançlardan beslenerek, süzülerek gelen inançlar. Alevilik, yönetici mekanizmalarla da ilişkisi olmadığı için biraz daha yavaş değişmişler. Dolayısıyla ‘Alevi toplumunda kadın erkek eşitliği durumu nedir?’ derseniz kadim ve kadıncıl bir inançtır. Kadim ve kadıncıllığı da bu özetlemeye çalıştığım hikaye üzerindendir. Mesela İslam’da, Hristiyanlıkta yani kitaplı, tek tanrılı erkek din ve inançlara baktığınızda çok net erkek tanrıların, erkek peygamberlerin varlığından bahsediyoruz. Erkeklerin kurmak istediği toplum biçimleri, o toplum biçimlerinin erkek hukukları üzerinden tamamen erkekleri öne çıkaran sadece erkekleri insan sayan, kadınları onların her türlü hizmetinde ve onlardan sonra gelen, ikinci cins olarak gören bu tür inançlar varken, diğer yandan Alevilik gibi bir inanç ‘bizde kadın erkek eşittir’ diyor. Kadın ve erkeğin eşitliğine dair de inanç sisteminin içinde de çok fazla bulguya sahip oluyoruz. Seyrin kendisi bu. O seyir bugüne geldi. Bu seyir binlerce yıldır süren patriarkal bir seyir ve ama bunun içinde Alevilik kadıncıl özelliğini yine de yitirmemiş muhafaza etmiştir. Alevilik diye adlandırılacak sürekler yüzyıllardan bugüne gelirken Aleviliğin içindeki başta erkek Aleviler ve birçok dedeler olmak üzere bu kişiler Aleviliği erkekleştirdiler. Kaçınılmazdı tabi erkekleşmesi. Çünkü bütün yer kürede patriarka adında devasa bir erkek egemen sistem var. Sümerlerden bu yana inançların değişiminden bahsederken aslında işte bu patriarkadan bahsediyoruz. Alevilik de kendisini bundan koruyamazdı. Ama bu hale mi gelmeliydi bu da ekstra bir soru. Çünkü ocak sistemiyse eğer dedeleri var eden şey aynı ocak sistemlerinin Ana’ları nasıl yok ettiği sorusu çok önemli. Çok net, somut bir durumdan bahsediyoruz. Bir ocak var, o ocakta dede ve ana var, peki o ocaktaki ana nasıl yok oldu, bu kadar nasıl erkekleşebildi Alevilik? Bu, Aleviliğe içeriden yapılan bir erkekleştirmedir.
Alevi arkadaşlar genellikle Aleviliğin erkekleşmesine ilişkin olarak İslam’ın etkisini gösterirler. Oysa İslam olmasaydı, Aleviler İslam dinine mensup toplumlarla beraber aynı coğrafyada yaşamasalardı da, Anadolu’da değil sırf misal Almanya’da Hristiyan toplum ile yaşasaydı Aleviler gene erkekleşecekti. Yani Alevileri erkekleştiren şey ne İslam ve de Hristiyanlık. Evet bunlar erkek inançlar ama bunların hepsinin de temel nedeni olan patriarkanın kendisi Alevilere de etki etti. Alevileri, Sünniler bu hale getirmedi. Erkek egemenliğinin çıkarlarından, menfaatlerinden, kendilerine sağladığı faydalardan vazgeçmeyen Alevi erkekler bu hale getirdi. Şimdi bile kimi Alevi kadınlar da erkek egemenliğinden nemalanmak için buna destek veriyorlar ama bizim de mücadelemiz zaten bunları değiştirmeye ilişkin.
“ALEVİLİKTE KADIN ERKEK EŞİT”
Aleviler her konuşmalarında ‘bizde kadın erkek eşittir’ diyor. Gerçekten eşit midir?
GÜLFER AKKAYA: Alevilikte eşit. Alevilik inancının kendisi kadın ve erkek arasına ayrım koymayan bir inanç. Onun inanç sisteminde aslında kadın ve erkek dediği şeyin yekpare olarak buluştuğu yer ‘can’ kavramının kendisi. Yani kadın ve erkekten ziyade candan bahseder. Canların kadın ve erkek olarak cinsiyetleri var. Ama bu cinsiyetin var olması cinsiyetçiliğin var olduğu anlamına gelmiyor. Kadınla erkek arasında bugün yaşadığımız bu cinsiyetçi sistemi kabul etmeden kadın ve erkeği kabul ediyor Alevilik ve bu nefis bir şey biz kadınlar için. Can dediğinde ekstra bir şey daha söylüyor; bugünkü ‘queer’den de bahsediyor. Kadın ve erkeği kabul etmesine rağmen onun da ötesinde sadece can olmak, cinsler üstülüğe işaret ediyor, iki cinsi ‘cinssiz, tek’ ediyor. Bu da biraz bugünkü siyasi tartışmalarda queere denk düşüyor. O yüzden Aleviliğin gösterdiği izden gidince aslında LGBTİ+ ile feminist mücadele arasında çok sıkı bir bağın olması lazım. Çünkü senin can dediğin şeye öteki queer diyor zaten. Senin ‘bizde kadın erkek eşittir’ dediğin şeye feministler de kadın ve erkeğin eşitlik mücadelesini vererek savunuyor ve Alevilerin buralarla yakın ilişkide olması lazım.
“ALEVİLER ALEVİLİĞİN ÇOK GERİSİNDE”
Alevi toplumunda ise kadın ve erkek eşit değil. Cinsiyetçilik bildiğiniz nasıl işliyorsa Alevi toplumunda da kimi alanlarda biraz daha fazla kimi alanlarda biraz daha az olmak kaydıyla aynı şekilde işliyor, var oluyor. Ama Alevilik inancının kendisinde bu yok. Fakat inancın kendisinde yok olması da bir tür etkisizleştirilmiş durumda Aleviler açısından. Çünkü Aleviler yazık ki inancındaki gibi davranmıyor. Alevilik kadının bedeniyle, ne giydiğiyle, ne sürdüğüyle ilgilenmez. Aynı şekilde erkeğin de. Kadın ve erkeğe Aleviliğin önerisi ‘nefsine hakim ol’. Ama nefsine hakim olamayan dedelerimiz cem yürütürlerken kadınların bedenlerini kapatmaya, kadınların nerelerde oturacağına, erkeklerden uzak oturması gerektiği gibi yönlendirmelerde bulunuyorlar. Gerçekten çok ağır cinsiyetçi pratiklerle kadınları yüz yüze bırakıyorlar. Buna da devrimci, demokrat erkekler susuyor. Daha kötüsü bu. Dede bunu diyebilir ama o salondakilerin kadın ve erkek birlikte ‘biz bunu kabul etmiyoruz’ dediği yerde dede onu devam ettiremez. Rızasız cem dahi kurulamaz. Zaten Alevi toplumunun en önemli özelliklerinden biri, cem denilen meclislerin kendisinde de, Alevi toplumunun kendisinde de muhabbet öndedir ve muhabbette de herkes yer alır. Sen bir şeye itiraz edersen, rızalık vermezsen kim olursa olsun onu yapamaz. Dede, Ana Fatma ile başlatılan cemi cinsiyetçileştirmiş ama cemdeki Aleviler de rızalık gösteriyor. Buna itiraz ederlerse dede bunu yapamaz, o dede kendini toparlar zaten. Farkındaysanız dededen bahsediyorum cem derken anadan bahsetmiyorum. Çünkü yok etmek üzereler anaları. Analar yok ortada. Ama şu anda kıpırdayan kadın mücadelesiyle beraber ‘Analar nerede?’ soruları yükselmeye başladı. Kadınlar, yeni yeni ana olmaya başladılar. Yani anasız cem yürütülemeyeceği, Aleviler eşitlik diyorsa bir kere dedenin olduğu yerde ananın da olması gerektiği gibi çok temel bir haksızlığı da hedeflerine almış durumdalar. Tabii dede ile aynı pozisyonda bir ana. Yanında oturan değil. Ama Aleviler bugün Aleviliğin çok gerisinde ve böyle devam ederse çok uzaklaşacaklar Alevilikten. Alevilik inancının kendisiyle Alevi toplumunun arasında çok ciddi bir açı var. Bu çok üzücü bir şey. Bunun olmaması lazım.
Biraz önce dedenin kadınların giyimine karışmasına değindiniz. Bazı cemevilerinde kadınlara girişte eşarp dağıtılıyor, başları kapatılmak isteniyor. Bazı cemevlerinde iki tane giriş oluyor harem selamlık. Erkeklerle kadınlar yan yana değil karşı karşıya oturuyorlar. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?
GÜLFER AKKAYA: İslamla ilişkili. Bunlar siyasi davranışlar, inançsal değil. Bu anlattığınız olaylar şimdilerde oluyor. Şimdilerde Türkiye’de iktidarda kim var? AKP var. AKP ne yapıyor? Bakıyor kendisine yakın davrananlar üzerinden Aleviliği İslamlaştırmaya çalışıyor, Şia ya da Sünni, her neyse. Aleviliği kendinden uzaklaştırıp İslam’a doğru yanaştıran, asimile eden, değiştiren, inançsal formunu, kimliğini, kişiliğini bozanlarla arasını iyi tutuyor AKP, sıkıntı yaşamıyor onlarla ve yollarını da açıyor. Ben bu işin çok politik, bilinçli, kasten yapıldığını düşünüyorum. Şimdilerde Kadıncık Ana’yla ilgili araştırmalar yapıyorum. Erkek araştırmacı arkadaşların kitaplarında da rastladım eskiden kadınlara başını ört falan gibi müdahaleler yok. Kültürel olarak yaşadığınız coğrafyanın etkisiyle zaten bir giyinme biçiminiz var. Buna bir lafım yok. Ama özel olarak başını kapat ya da başını aç diye bir şey yok ve bu coğrafyada Alevi kadınların bir kısmının başlarının açık olduğunu biliyoruz. Bunlar tarih kitaplarına geçmiş bilgiler.
“EN ÇOK KADINLAR ÜZERİNDEN SALDIRIYORLAR”
Bugün artık siyasi olarak Aleviliğin ayrıca İslam üzerinden cinsiyetçileştirilmesi var. Ama bunu gösterip ‘Aleviliği İslam böyle cinsiyetçi yaptı’ demek eksik ve yanlış. İslam aynı zamanda Alevilik inancını hem yok etmek istiyor hem kendisine bağlamak istiyor hem de Alevilik inancı üzerinden Alevilik inancındaki kadın erkek eşitliği fikrini yok etmek istiyor. ‘Fıtratımızda kadın erkek eşit değildir’ diyenler kadın erkek eşitliğini tartışmasız savunan ve en temel unsurlarından biri olarak bugüne taşıyan bir inancın yaşamasını isteyebilir mi? İstemez. Dolayısıyla bu iki alandan saldırılar geliyor. Alevilere ‘mum söndü yapıyorsunuz’ lafı da buradan çıkıyor. Çünkü o erkek tek tanrılı inançlarda kadınlarla erkekler yan yana ibadet yapmıyor. Ama Alevilerde ve Alevilik dışında başka inançlarda kadın erkek yan yana kadınlı erkekli inançsal önderleriyle ve halkla berber inançlarını yürütüyorlar. Dolayısıyla bunlar çatışmalı ve iki karşıt mücadele alanı. İslam’ın Aleviliği asimile edip kendi hegemonyası altına almasının en büyük ölçülebilir kriteri kadın erkek meselesi. Bunu kendi kriterine dönüştürebilip şeriat kanunlarına göre ne kadar çevirebildiyse o kadar Aleviliği yok etmiş olacaktır. O yüzden en çok kadınlar üzerinden saldırıyorlar. Kadınlara şeriat üzerinden saldırıyorlar. Ama saldırdıkları şey hep aynı. O yüzden Alevilerin bu konularda çok uyanık olması lazım ve kadınlara Alevilerin de ‘şunu bunu yapın’ demesine gerek yok. Biz böyle deyince sanki şöyle anlaşılıyor ‘dede kadınlara desin ki başınızı örtmeyin, şunu yapmayın’. Biz bunu demiyoruz. Karışmayın. Kadınlar ne yapacaklarını bilirler. Kadın bedeni kadınlarındır, kadınlar nasıl istiyorlarsa öyle giyinirler, nasıl istiyorlarsa o şekilde kendilerini ifade edebilirler. Bahsettiğimiz şey şu: Eğer Alevi kadınlar kadın bilinciyle beraber Alevilik inancının kadınlara söylediği eşitlik inancını içselleştirmeye başladığı ve kendi zamanındaki kadın kurtuluş mücadeleleriyle de ilişkilenmeye başladığı yerde değil İslam, Hristiyanlık, Musevilik, Yahudilik ne varsa bütün cinsiyetçi erkek tek tanrılı dinlerin hepsi bile gelse küçücük bir etki yapamaz. Burası dimdik ayakta durur, kadıncıl Alevilik dimdik ayakta durur.
Alevi kurum ve örgütlerinde kadınlar neden yer almalı?
GÜLFER AKKAYA: Çünkü oralar kadınların da. Çünkü kadınlar dünyanın her yerinde varlar, dünyanın yüzde 70’ten fazlası kadın emeğiyle dönüyor. Alevi toplumunun, Alevi kurumlarının, Alevi evlerinin, varsa Alevi cadde ve sokaklarındaki emeğin, var edenin çoğu zaten kadınlar. Oralar zaten kadınların. Soru şu olmalı bence ‘Niye yoklar?’
ALEVİ ERKEKLER ALEVİ KURUMLARINI ALEVİ EVLERİNE BENZETTİLER”
Peki niye yoklar?
Çünkü Alevi erkekler Alevi kurumlarını aynı Alevi evlerine benzetmişler. Oraları kendilerinin zannediyorlar. Oralarda kadınları ve gençleri daha ziyade hizmet adı altında birçok işte çalıştırıyorlar. Onların emeklerinin var ettiği kurumları, olanakları, o yeteneklerin ürettiği bilgilerin üstüne kendileri binerek siyasi olarak bir yere geliyorlar, o kurumların başkanları yöneticileri oluyorlar ya da değerli yüce, erkek bireyleri oluyorlar. Yani oralarda kadınların sayısının ne kadar az olduğu sorusunun cevabı da biraz bununla ilgili. Çünkü siz insanları sadece çalıştırırsanız, insanları onore etmezseniz, hak ettikleri yerlere getirmezseniz üstüne üstlük her adımda önünü keserseniz, haklarında dedikodu yaparsanız, onların nasıl kötü kadınlar olduğunu anlatırsanız, aynı inancı taşıyan, birlikte sokağa çıktığınız AKP’ye karşı durduğunuz, muhalefeti birlikte ördüğünüz, aynı platformlarda yer aldığınız, yan yana olduğunuz bu kadınlara siz içeriden en büyük kötülüğü, haksızlığı yapıp ceza vermeye çalıştığınız için kadınlar oraya gelmiyor. Niye gelsin?
İkimiz de kadınız. Senin çalıştığın basın ajansında sürekli önün kesilse, yaptığın haber üzerinde erkekleri yükseltse orada durur musun? Ben yazarım, benim yazdığım şeyleri bir erkek üzerine alsa, sürekli beni yok saysa, benim yazdığım şeyin adını değiştirip Ferhat bilmem ne diye yayınlasa ben bunu kabul edebilir miyim, böyle bir şey olabilir mi? Herkesin onuru, kimlik, birey hakları var. Kadınlar da çok onurlu insanlar ve bunları kabul etmiyorlar. Biz kadınların şöyle bir sorunu var; gittiğimiz siyasi partilerde, kurumlarda, derneklerde, iş yerlerinde, meslek odalarında çok çalışıyoruz, buraların değişebileceğine çok inanıyoruz, ‘yapabiliriz’ diyoruz. Ama sonra bakıyoruz ki bizim mücadele ettiğimiz her şey zorla da olsa eninde sonunda kabul edilmeye başladığında ama biz sırf kadın olduğumuz için hep reddedildiğimiz için orada ürettiğimiz şey başkalarına yarıyor ve bizi sürekli ötekileştiriyorlar. Buna bir yere kadar dayanabilirsin, haksızlığa, mobinge bir yere kadar dayanabilirsin. Sonra oradan sessizce çekiliyoruz. Benim hayatımda birkaç defa oldu bu sessizce çekilme. O kadar emek verdiğim yerleri bıraktım, başka bir yerlere gidip mücadelemi sürdürdüm. Bu sessiz çekilmeyi yaptığınızda da oradaki haksızlık, zulüm, erkeklerin iş birliğiyle kadınların ayağını kaydırmaya devam ediyor. Sisteminin kendisini teşhir edememiş oluyoruz. Aslında biz siyasi partilerden, medya gibi çok cinsiyetçi yerlere kadar kadın dayanışmasıyla bu tür yerleri çok önceden itibaren teşhir etmiş olsaydık ve bundan sonra da daha güçlü şekilde teşhir etmeye devam etsek belki kadınların sayısı bu kadar az olmayabilirdi. Yani biz aptal, tembel olduğumuz için, işe yaramadığımız için, dizi izlemeyi çok sevdiğimiz, kuaföre gitmeye bayıldığımız için oralara gitmiyor değiliz. Biz bütün bunlardan vazgeçerek oralara gidiyoruz, çok güzel, önemli işler yapıyoruz. Ama birileri bizim bu başarılarımızı kıskandığı için bizimle ilgili tıpkı İslamcılar Aleviler için nasıl ‘mum söndürüyor’ diye karalamalar yapıyorsa Alevi erkekler de Alevi kadınlarıyla ilgili benzer karalamalar yapıyor. Ailesine kadar burnunu sokarak o kadınları oradan uzaklaştırana kadar gerçekten birçok insanlık dışı yol ve yöntemi deneyerek o kadınları oralardan uzaklaştırıyorlar. Bugün Alevi kurumlarında kadınlar az değil. Derneklere, cemevlerine falan girdiğinizde çok sayıda kadın görüyorsunuz ama bu kadınlar yönetim kadrolarında değiller. Bir oralara uğrayan misafir halinde kadınlar var, bir de mutfaklarda hizmet eden kadınlar var. Ama kadınlar az değil. Yönetimde kadınların az olmasının, etkili pozisyonlarda kadınların az olmasının tek nedeni var; erkeklerin kadınları oralardan itinayla kovması. Başka açıklaması yok. Bunun hesabını erkekler vermeli.
Keşke bu röportajlar bitince tersinden Alevi erkeklerle de konuşsanız ve şunları sorsanız ‘Ne yaptınız da Alevi kadınların sayısı az, ne yaptınız da bu toplumda politik olarak Alevi kadınlar çok zor koşullarda yaşıyor ve görünmezler? Siz ne yapıyorsunuz bu kadınlara? Ne kadar şiddet uyguluyorsunuz da ‘bizde şiddet yok’ diyecek kadar da rahatsınız.’ Bence bu tür sorular bu araştırmanın güzel bir zinciri, devamı, bizim de mücadelemizi çok yükselten bir iş olabilir.
Ben Alevi bir ailenin kızıyım, okuma hakkımı bile tırnaklarımla söke söke aldım. Biz her şeyi çok zorla kazandık. Ama onların aklı basmayan, gördüğü formülü, okuduğunu anlamayan oğullarına bizden çaldıklarını da ekleyerek nice yatırım yaptılar, dershanelere gönderdiler, bizi dershanelere bile göndermediler. Biz kendimiz evde çalışıp kazandık, çoğunun oğulları kazanamadı. Bu çok büyük bir eşitsizlik. Kurumlarda niye kadın yok, evde bunu yapıyorsun kurumda da aynısını yapıyorsun o yüzden yok. Bunun hesabını gerçekten erkeklere sormamız lazım. Bir kız çocuğun babası olan erkeklere, Alevilerin dedesi olan erkeklere sormamız lazım. Biz kadınlar bu sorunun muhatabı değiliz. Biz bu soruna karşı direneniz. Onlar verecek cevabı.
“MUTLAKA KADIN MECLİSLERİ OLMALI”
Buna karşı Alevi kadınların özgün bir örgütlenme modeli yaratarak mücadele etmesi gerektiğine inanıyor musunuz? Bir model öneriniz var mı?
Aleviliğin de dışında hangi alanda olursa olsun sosyalist kadınlar da olsanız, kimlik mücadelesi veren Kürt kadınlar, Alevi kadınlar, Ermeni kadınlar da olsanız, göçmen kadınlar da olsanız kadınlar ve erkeklerin yaşadığı her şey bu cinsiyetçi toplumda kadınlar ve erkeklere eşit yansımadığı için siz zaten mecbursunuz kadınlar olarak örgütlenmeye.
Şu anda bir kadın, bir erkek muhabir var karşımda, ikiniz benim evime gelirken sokakta aynı şekilde gelmediniz. Yani erkek arkadaş daha rahat geldi kadın arkadaşa ise erkekler bakmıştır, belki laf atmıştır, ağzının içinde mırıldanmıştır. O sokakta yan yana yürürken bile aynı koşullarda yürümüyorsun. Hayatın bu kadar net cinsiyetçi olduğu yerde kadınların aynı zamanda bütün haksızlıklarla beraber bu temel ayrıma karşı mücadele etmesi şart. Mücadelenin de en güzel aracı örgütlenmektir. O yüzden sadece Alevi kadınlar değil bütün kadınların ayrı, bağımsız bir örgütlenmeye ihtiyacı var.
Alevi kadınlara gelince Alevi kurumlarında kadın erkek beraberler ve orası karma bir yer. Orada mutlaka kadın birimleri, kadın meclisleri olmalıdır. Meclis çoğulculuğu kapsadığı için daha uygun bir kavram ve kadınlar arasında hiyerarşiyi savunmadığı için işlevsel. Her kadın o meclisin doğal üyesi olduğu için katılımcılık açısından da gayet iyi. Alevi kurumlarında kadın başkanlar var, başkanlık kadın örgütlenmesinde olmaz. Hiyerarşiye karşı olan daha eşitler arası bir ilişki kurmayı hedefleyen, daha çok kadının gelmesini, söz sahibi olmasını hedefleyen bir mücadele olduğu için kadın mücadelesi başkanlık değil, daha az hiyerarşik ve değişime açık bir uygulama olmalı. Orada daha çok kadınların katılacağı, daha demokratik bir işleyişin olduğu, her kesimle daha yakınlaşan birbirine daha bakmasını sağlayan bir işleyişin olduğu meclislerin olması lazım. Ama bu meclislerde alınacak kararların, yapılacak işlerin takibi için de oradan rızayla seçilmiş bir kadınlar üst birimi olabilir. Bu üst birimin de iki tane sözcüsü olabilir, bir tane değil. Bu kişiler 6 ay ya da bir yıl arayla değişebilirler, değişmeliler. Çünkü biz kadınlar üzerimize görev aldıkça, kamuoyunun önüne çıktıkça, mikrofonu elimize aldıkça kendimizi geliştiriyoruz. Hani erkekler de böyle ama onlarda çok olanak var. Onlar mikrofonla, megafonla doğdukları için çok zorlanmıyorlar. Ama değiştirerek daha çok kadını katarak yürüyecek meclis sistemlerinin kendisi bence kadınların özgüvenini çok arttırır. Kadınları da başkan, başkan yardımcısı olarak uzaklaştırmak yerine birlikte çalışan kadınlar olarak yakınlaştırır. Siyaset yapmaya daha çok zaman ayırmasını sağlar. Dikkatini ilgisini oraya yoğunlaştırmak konusunda da etkili olur. Dolayısıyla karma kurumlarda böyle bir kadın meclisi örgütlenme modeli olmalı.
“MUTLAKA ALEVİ KADIN ÖRGÜTLENME MÜCADELE ALANI OLMALI”
Ama muhakkak ve muhakkak bağımsız bir Alevi kadın örgütlenme mücadele alanı da olmalı. Orada kimler, nasıl çalışma yapmak istiyorsa o kadar kadın grubu oluşturabilir, çalışabilir. Aleviliğin hangi alanını kendine dert ediyorsa onu önüne koyup o alanda çalışabilir. Çünkü Alevi toplumunun çok az bir kısmı Alevi kurumlarına gidiyor ya da o kurumlarla ilişki içinde. Başka kaygıları, özellikleri olan kadınlara o kurumlar üzerinden ulaşamazsınız. Daha okumuş, orta sınıf, daha başka siyasal ilişkilere sahip çokça Alevi kadınları mevcut taleplerle örgütleyemezsiniz. Onların kendi özgün kadınlık sorunları var, onlarla da oralardan buluşabilirsiniz. Bağımsız bir Alevi kadın alanı olduğu zaman karma kurumlarda erkeklerin önünü kestiği kadınların yeterince dillendiremediği mevzuları bağımsız kadın örgütlenmesi alanı üstlenir. Bir de ve en önemlisi; siyasetin kendisi, sözün kendisi de bağımsız alanda oluşturulur, karma alanda değil. Bütün Alevi kadınlar karma alanlarda çalışsalar da bağımsız alandaki kadın örgütlenmesiyle mutlaka kontak içinde olmalılar ya da direk içinde yer almalılar.
“EŞİT BAŞKANLIĞA OLUMLU BAKIYORUM”
Alevi kadın meclislerinin olması gerektiğini söylediniz. Kurumlarda eş başkanlık tartışmaları hakkında ne söylersiniz?
Galiba Fransa Alevi Kadınlar Birliği’nde ilk gördüm ‘eş değil eşit başkan’ diyorlar. İlk duyduğumda bana tuhaf geldi. Aslında Alevi söylemi ve Alevi toplumunun kendisiyle ilgili baktığınızda doğru bir kavramlaştırma oluyor. Dolayısıyla ben bu eşit başkan işine olumlu bakıyorum. Çünkü erkekler bizi eşit görmüyorlar. Sorun bu. Biz de bu soruna ilişkin bir çözüm üretiyoruz, diyoruz ki ‘arkadaş bu kurumların temsilcisini hep erkeklerden seçiyorsunuz, seçerken nitelik falan da pek aramıyorsunuz. Erkek olmak yetiyor başkan olmak için. Dolayısıyla biz kadın ve erkek eşitliğini savunan bir toplumun bugünkü mücadelesini veren kurumlarının da aynı şeyi göstermesi gerektiğini talep ediyoruz kadınlar olarak’. O yüzden de bu eşit başkanlık işi çok önemlidir. Olabildiğince bütün kurumlarda da kabul olursa, konfederasyonun tüzüğüne girerse çok iyi olur, kadınlar için çok ön açıcı olur. Erkekler için de o cinsiyetçilik ve muhafazakarlığı kırmak açısından daha hızlı yol almamızı da sağlayabilir. Ama en önemlisi kadınlar için böyle bir şeyin olması.
Sanırım sırf Avrupa’da 300 küsur Alevi kurumu var. Bu şu demek: 300 küsur kadın eşit başkan olacak. 300 küsur kadın siyaset düşünecek, bir şey diyecek, haftada en az iki akşam politik olarak bir yere temsiliyet için gidecek. Onları gören erkekler ayağa kalkacak. Saygı duyacak. Ne diyor diye dinleyecek. Çok güzel bir şey değil mi? Bunu niye istemeyelim ki?
“ERKEK ŞİDDETİYLE YÜZLEŞMEMİZ GEREKİYOR”
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı? Buradan kadınlara ne söylemek istersiniz?
25 Kasım yaklaşıyor. Türkiye, Kıbrıs ve Avrupa’daki Alevi kurumlarında da 25 Kasım’a ilişkin hazırlıklar olacak. Alevi toplumunun ‘bizde kadın erkek eşittir’ lafı artık bir yere denk düşmüyor. Bu eşitliğin olması için ve eşit olduklarını savunabilmemiz için cinsiyetçilikle ve erkeklerin kadınları kontrol altına aldıkları erkek şiddetiyle yüzleşmemiz ve ona karşı koşulsuz mücadele etmemiz lazım. Buna ilişkin somut bir talep olarak öncelikle Alevi kurumlarında ve Alevilerin yaşadığı ülkelerde şu üç günü izin günü ilan etmelerini öneriyorum. 8 Mart, 25 Kasım ve Newroz. Bu üç gün Alevi kadınlar için izin günü olmalı, Alevi kurumlarında, evlerinde ve işyerlerinde kadınlar çalışmamalı.
Neden Newroz? Newroz yeni yıl ve Alevi toplumunu oluşturan milletlerin tamamının kabul ettiği bir yeni yıl. Herkesin yeni yılında izin oluyor, kimse gidip çalışmıyor. Newroz’da da gitmemeliler. İkinci neden de şu: Çünkü Newroz şimdilerde Kürt halkının mitolojisi üzerinden anımsatılsa ve Dehaklardan bahsedilse de, onun da öncesinde ilk olarak kadıncıl inançların yeni yılıdır Newroz. Tanrıçaların döneminden bugüne gelen bir yılbaşı kutlaması olduğu için kadınlar bu üç günü kazanmak için direnmeli. Lafla peynir gemisi yüzmüyor, bizde eşitlik var diyenler bu talepleri kabul etmek zorundalar.
“ALEVİ KADINLAR ARTIK ‘BİZ EŞİTİZ’ DEMESİNLER”
Alevi kurumlarında 25 Kasım’a giderken bir günlük, iki günlük işler değil, erkek şiddetinin ne olduğunu, açık derin bir şekilde anlatacak bir haftalık programların olması lazım. Bence artık Alevi kadınların böyle örgütlenmesi lazım. Bir de Alevi kadınların artık ‘Biz eşitiz, muhteşemiz’ dememesi lazım. Değiliz. Bu söylemle hem eşit olmanın önünü kesmeye çalışıyorlar hem de bu söylem erkeklerin ekmeğine yağ sürüyor. Biz o kadar güzelsek, muhteşemsek demek ki derdimiz yok. Ama öyle değil. Dayak yiyoruz, her türlü erkek şiddetine maruz kalıyoruz, Alevi kadınlar da tıpkı diğer kadınlar ne yaşıyorsa aynısını yaşıyor. O yüzden 25 Kasımlara başka kimliklerden, sınıflardan kadınlar çağrılabilir. Herkes yaşadığı sorunları anlatabilir ve oradan bir bilinç yükseltme üretilebilir.
“ALEVİ KADINLAR CİDDİ AYRIMCILIĞA MARUZ KALIYORLAR”
Özellikle son birkaç yıldır Alevi kurumlarında Alevi kadın mücadelesi veren kadın arkadaşların güzel açıklamalar yapan, güzel hedefleri olan işlere tanıklık ediyoruz. Ama erkek şiddetiyle ilgili Alevi kurumlarının program ve tüzüklerinin değişmesi lazım. O programlarda ‘Erkek şiddeti nedir?’in tanımı olmalı, tüzüklerde erkek şiddetine karşı nasıl mücadele edeceği somutlaştırılmalı. Nasıl mücadele edeceğinin somut olması için de erkek şiddetine karşı özel disiplin kurullarının oluşturulması lazım. Bu disiplin kurullarında erkek şiddetinin ne olduğunu bilen, bu alanda profesyonel çalışan bilgi sahibi, kadın mevzusunda, feminist mücadele konusunda deneyim sahibi olan, bilgili ve eğitimli kadınların yer alması lazım. Erkeklerin seçip kendi lehlerine çevirecekleri kadın arkadaşların olmaması lazım. Aynı şekilde kadın kurumlarının yönetim ve karar mekanizmalarında kadınların olması, buralarda bu kotaların oluşturulması lazım. Oralarda da gene kadın bilincine sahip kadınların olması lazım. Rast gele yürüyerek olmuyor bu işler. Mevcut kazanımların bile kaybına neden olabiliyor tersi işler. Bir de mesela 8 Mart vb. günlerde etkinlikler yapılırken kadınlar arasında ayrım yapılıyor burjuva kadın, köylü kadın, işçi kadın, Alevi kadın, solcu kadın. Bunların çoğu cici kadınlar. Bir tane burjuva kadın var herkes ona vuruyor. Kadının burjuvası falan yok. Kadınların hepsi erkeklerin sistemi olan erkek egemen sistemde erkeklerin hizmetinde çalıştırılan emekçi kadınlar. Her kadın birçok alanda çalıştırıldığı gibi bazı kadınlar diğer kadınlara göre daha az alanda çalıştırılıyor olabilir. Ama bu o kadının da ezilmediği, sömürülmediği, erkek şiddeti görmediği, horlanmadığı anlamına gelmez. Dünyada hiçbir kadın bugün erkeklerle aynı konfora, hakka, güvene sahip değil sokaklarda ya da evlerde. Bu bile yeter kadınların ortaklığına ilişkin. Daha kadınların birliğinin, kadınları politik olarak sevmenin, kadın dayanışmasının öne çıktığı çok bilinçli politik mücadele yapılırsa, yükseltilirse ki buna doğru gidiliyor güzel de gelişmeler oluyor, bence bu alanda da çok fazla yol alabiliriz ve 10-15 milyonluk bir toplumsal kesimin yarısını oluşturan kadınlar da böylece belki biraz nefes alabilir. Çünkü Alevi kadınlar sadece erkeklerden değil bu devletten, sermayeden de çok çekiyorlar ve ciddi şekilde ayrımcılığa maruz kalıyorlar.
Alevi kurumlarında, şiddete uğrayan kadınların başvurabileceği şiddete karşı profesyonel olarak eğitilmiş kişilerden oluşan danışma birimlerinin oluşması lazım. Yoksa biz yol alamayız. Bu konularda çok somut işler yapılabilmeli ki bunun karşılığı alınabilsin. Kadınlar bakıyor ki burada şiddete karşı bir mücadele var ama ben şiddete uğruyorum, ne yapacağımı, nereye gideceğim? Bu olmazsa o şiddet döngüsü devam eder. Eğer Alevi kurumlarında şiddete uğrayan kadınların başvuracağı yerler olursa, kadınlar oralara gelirse ve doğru bir şekilde yönlendirilmeye çalışılırsa gayet güzel olur, kadınlar şiddet ortamından kurtulur.
Ayrıca özellikle yurt dışında yaşayan Alevi kadınların o ülkelerin kadın mücadeleleriyle, feminist mücadeleleriyle, kadın çevreleriyle de ilişkilenmeleri lazım. Oralarda da erkek şiddeti ve benzeri konularda çok büyük destekler alabilirler. Oralardaki kadın kurumları kadınları ‘göçmen ya da değil’ diye ayırmıyor, etik feminist ilkeler her yerde geçerli ve çok faydası oluyor kadınlara.
Bir de kadınlar mutlaka yaşadıkları ülkenin dilini öğrensinler. Ben Kürt’üm, Türkçe’yi sonradan okulda öğrendim, öğrenmeseydim muhtemelen bambaşka bir hayatım olurdu. Fransa, Almanya her neredelerse o ülkenin dilini öğrenmeleri kadınlar için şart. Çünkü erkekler kadınları eve önlerini kapatmak, kendilerine mahkum etmek, gözü açılmasın diye kapatıyorlar. Dil öğrenmesin, hiçbir ilişki ağı olmasın, yalnızlaşsın ki bana tabi kalsın istiyorlar. Kadınlar da bunun aksini yapmalı, Alevi kurumlarındaki kadınlar da kadınların bu açılardan kendilerini geliştirmeleri için çok somut adımlar atmalı. Mesela Alevi kurumlarında yapılacak şekilde kadınlara bedava dil kursları talep edilebilir belediyelerden, kadınlar mevcut dil kurslarına götürebilirler, o ülkenin devletlerinden Alevi kadınların ücretsiz şekilde dil öğreneceği kurslar, hocalar istenebilir ve buralardan eğer daha çok yol alınmaya başlanırsa bence erkek şiddetine ilişkin çok önemli bir mücadele de gerçekleşmiş olur.
Bütün kadınların 25 Kasım Uluslararası Her Türlü Şiddetle Mücadele ve Şiddete Son Gününde erkeklerden ve devletten daha az zarar gördüğü hayatlarının olmasını isterim. Hepsinin bu taleple 25 Kasım’da sokaklara inmesini isterim.
PİRHA-HDP Şişli ilçe binasında düzenlenen “Aleviler süreci nasıl değerlendiriyor?” panelinde konuşan HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, tecridin bir insanlık suçu, asimilasyon ve sömürü aracı olduğunu ve tüm ülkeye yayıldığını belirterek Alevilerin inançları gereği mazlumun yanında olmak ve zulme karşı çıkmak zorunda olduklarını ifade etti.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Şişli İlçe binasında “Aleviler süreci nasıl değerlendiriyor?” başlıklı bir panel düzenlendi. Panele konuşmacı olarak HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen ve Alevi yazar, aktivist Gülfer Akkaya katıldı. Panelin moderatörlüğünü ise HDP Şişli İlçe Eşbaşkanı Derya Goral yaptı.
Panele HDP PM Üyesi Nesimi Aday, DAD Örgütlenme Sekreteri Yusuf Gülen, DADyöneticileri, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği temsilcileri, Alevi yazar ve aktivist Aydın Deniz ve Alevi yurttaşlar katıldı.
“ALEVİ HAREKETİ, TOPLUMUN SORUNLARINA GÖRE KENDİNİ DÜZENLEMELİ”
İlk olarak söz alan Gülfer Akkaya, Alevi hareketinin Alevi toplumunun sorunlarına göre kendini düzenlemesi gerektiğini altını çizdi. Alevi inancında kadın ve erkeği eşitleyen durumlarının yok olmak üzere olduğuna değinen Akkaya, Alevi örgütlerinde de kadın erkek eşitliğinin olmadığını kaydetti. Akkaya, Alevi örgütlerinin toplumla iç içe geçmek için yeni politikalar üretmesi ve Rönesans yapması gerektiğini ifade etti.
“KÜRTLER VE ALEVİLER CEBERUT ANLAYIŞA KARŞI DİRENİYOR”
Aleviler ve Kürtlerin eşit yurttaşlık taleplerinin hala kabul edilmediğine değinen Akkaya, Kürtlerin ve Alevilerin bu ceberut anlayışa direndiklerini ve çalık grevlerinin de bu durumla doğrudan ilişkili olduğunu belitti. İktidar ve devletin Kürtlere karşı durumu giderek zorlaştırdığını ancak bu mücadelede Alevilerin Kürtlerin yanında olduğunu ve yalnız bırakmayacağını söyledi.
“KAZANILMIŞ HAKLAR KORUNMALI”
“Biz bu ceberut devlete karşı mücadele verirken yürüttüğümüz stratejilerin kazanımlarımızı geri düşürmemesi lazım” diyen Akkaya, kadınların kazanılmış haklarının ve kadın mücadelesinin geri plana atılmaması gerektiğine işaret etti.
Beyaz tülbentin Kürtlerde ve Alevilerde kadınların kavgaları durdurmak için kullandıkları bir sembol olduğunu hatırlatan Akkaya, erkek devlet şiddetine karşı verilecek mücadelenin önemine de vurgu yaptı.
ALEVİLER NEDEN CUMHURİYETE DÖRT ELLE SARILIYOR?
Akkaya’nın arkasından söz alan HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Mayıs ayının katliamlar ayı olduğunu hatırlatarak konuşmasına başladı. Alevilerin sorunlarının Cumhuriyet ile başlamadığını ta Osmanlı’dan beri var olduğunu belirten Özen, Cumhuriyet’in ilk kurulduğu yıllarda Kürtlerin ve Alevilerin temsiliyetinin olduğunu ancak sonrasında bunun bozularak tek dil, tek din, tek ırk sistemine geçildiğini kaydetti. AKP’nin Cumhuriyet projesinin bugünkü yansıması olduğuna vurgu yapan Özen, Alevilerin Cumhuriyeti desteklemelerinin nedeninin Osmanlı döneminde Aleviler için verilen fetvaların olduğunu ancak Cumhuriyetle birlikte yurttaşlık kavramı geliştiği için Alevilerin Cumhuriyete dört elle sarıldıklarını ekledi.
“ALEVİLİĞİN SİYASALLAŞTIRILMASINA KARŞIYIZ”
Aleviliğin bir inanç olduğunu hatırlatan Özen, cemevlerinin her birinde inanç kurullarının olduğunu ancak günümüzde cemevlerinde siyaset yapmanın yasaklandığını kaydeden Özen, siyasetin yaşamın ta kendisi olduğunu söyledi.
Alevilerin Kürt hareketi kadar başarılı olamadığına değinen Özen, Alevilerin kimliklerini bir tarafa bırakmadan siyasi partilerin içinde yer alamadığını belirtti. Alevilerin HDP’nin içinde kendinden vazgeçmek zorunda kalmadığının altını çizen Özen, “HDP projesi sadece Aleviler için değil tüm kimlikler, kültürler ve inançlar için bir şanstır. Hiç kimse kendini değiştirmek zorunda değil. Türkiye’nin kurtuluşu da burada” dedi.
Aleviliğin siyasallaştırılmasına karşı olduklarını ifade eden Özen, Alevilerin tıpkı Kürtler gibi kimlik mücadelesi vermek zorunda olduklarının da altını çizdi. Özen, Türkiye’deki Alevi sorununun çözülmesi için Alevilerin olduğu gibi tanınması ve taleplerinin kabul edilmesi gerektiğini kaydetti.
“TECRİT BİR İNSANLIK SUÇUDUR”
Tecridin kaldırılması için devam eden açlık grevleri, ölüm oruçları ve annelerin eylemlerine de değinen Özen, “Onların mücadelesine destek olmak zorundayız” dedi. Tecridin bir insanlık suçu, asimilasyon ve sömürü aracı olduğunu ve tüm ülkeye yayıldığını belirten Özen, Alevilerin inançları gereği mazlumun yanında olmak zorunda olduklarını, zulme karşı çıkmak zorunda olduklarını ifade etti. Özen, “İnsanım diyen ve vicdanı olan herkesin tecride karışı çıkması gerekiyor” dedi.
“23 HAZİRAN’DA DA DEMOKRASİ GÜÇLERİLYE BİRLİKTE MÜCADELE EDECEĞİZ”
23 Haziran’da yeniden yapılacak olan İstanbul seçimlerine de değinen Özen, HDP’nin batıda izlediği stratejinin yüzde 100 tuttuğunu belirtti. Tüm güçlerin devletin elinde olduğu için her şeyi kendi istediği gibi dizayn ettiğini aktaran Özen, demokrasi güçleriyle birlikte AKP’ye karşı mücadele edeceklerini ifade etti. Özen, HDP’nin AKP ile pazarlık yaptığı iddiaları için de “Bu iddialara itibar etmeyin. Biz bu ceberut devletin gitmesi için mücadele edeceğiz” dedi.
Cezaevlerinde bulunan HDP milletvekilleri, Belediye eşbaşkanlarının rehin olduklarını kaydeden Özen, tüm halkların bir araya geldikleri taktirde başaramayacakları hiçbir şeyin olmadığını da ekledi.
PİRHA- Alevi aktivist ve yazar Gülfer Akkaya, Alevilerin açlık grevlerine sahip çıkmaları gerektiğini söyledi. Akkaya, “Bu demokratik bir talep, bu talep yarın bir gün Alevilere de lazım olur ve Alevilerin de bu demokratik platformlarda olması bu iktidarın zulmü altında bulunan herkesin lehine olacak” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili ve Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı Leyla Güven’in tecridin kaldırılması için başlattığı açlık grevi bugün 118’inci gününde. Öte yandan yine aynı taleple Türkiye’deki tüm cezaevlerinde süresiz dönüşümsüz açlık grevleri de başladı.
Alevi yazar ve aktivist olan Gülfer Akkaya, açlık grevlerini ve tecridi PİRHA’ya değerlendirdi.
“İKTİDAR AÇLIK GREVLERİNİN DUYULMASINI İSTEMİYOR”
Genel olarak kadınların sessiz olmadıklarını, seslerinin yeterince duyurulamadığını kaydeden Akkaya, Türkiye’de var olan diktatöryal yönetimin basına da müdahale etmiş durumda olduğunu belirtti. Akkaya, iktidarın muhalif seslerin duyulmasını istemediği özellikle açlık grevlerinin duyulmasını hiç istemediğini vurguladı.
“DEVLET AÇLIK GREVİNDEKİLERLE GÖRÜŞMELİ”
Devletin açlık grevindekilerin seslerini duyması için yeterli çabanın gösterildiğini aktaran Akkaya, “Devlet bu konuda inat ediyor. Bir zıtlaşmanın içerisine girmiş Kürt halkına, Kürt kadınlarına karşı. Dolayısıyla açlık grevi yokmuş gibi bir ölüm sessizliğine yatmış.” dedi. Taleplerinin açlık grevlerinin duyulması ve iktidar partisinin açlık grevinde olanlarla görüşmesi olduğunu belirten Akkaya, isteklerin karşılanabilirliğine de vurgu yaptı.
“İKTİDAR PARTİSİ YASA ÇİĞNİYOR”
Tecridin kaldırılması talebinin T.C. Anayasasına uygun talepler olduğunu hatırlatan Akkaya, “Şimdiye kadar ses çıkarılmaması konusunda iktidar partisinin sorumsuzluk yaptığını, yasa çiğnediğini gösteriyor. O yüzden devletin hızla bu sesi karşılaması lazım” dedi.
ALEVİLERE ÇAĞRI
Alevi kadınlara da daha güçlü şekilde sahip çıkmaları çağrısını yapan Akkaya, “Ama sadece Alevi kadınların değil Alevi kurumları da sahip çıkmalı. Çünkü bu demokratik bir talep, bu talep yarın bir gün Alevilere de lazım olur ve Alevilerin de bu demokratik platformlarda olması, bu tür taleplerle yan yana olması her şeyden önce kendileri lehine ve bu iktidarın zulmü altında bulunan herkesin lehine olacak” şeklinde konuştu.
PİRHA – PSAKD Adıyaman şubesi Alevilik toplumunda ve yaşamında kadının yeri ve durumu konulu panel düzenledi. Panelde konuşan Araştırmacı yazar Gülfer Akkaya, “Alevi cemlerinde Pirler gibi Analarında cem yürütme erkanında yer alması gerekiyor. Pratikte her ne kadar eşitlikten bahsedilse de teoride ve yaşamda Alevilerde de sıkıntılar yaşanmaktadır” dedi.
HABERİN VİDEOSU:
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Adıyaman şubesi Araştırmacı Yazar Gülfer Akkaya’nın konuşmacı olarak katıldığı Alevilik toplumunda ve yaşamında kadının yeri ve durumu konulu panel Adıyaman Belediyesi konferans salonunda yapıldı. Panele Üryan Hızır Ocağı Pirlerinden Ali Büyükşahin, Kureyşan Ocağı Pirlerinden Mehmet Ali Tutal, HDP Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım, HDP/DBP Adıyaman İl Örgütü, CHP İl ve İlçe teşkilatı, KESK’e bağlı sendikalar ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Kadın mücadelesinde yaşamını yitiren bütün kadın canlar için bir dakikalık saygı duruşunun ardından, PSAKD Adıyaman şubesi gençlerinin yaptığı müzik dinletisi yapıldı.
“DEVLETLER KADIN MÜCADELESİNDEN KORKMUŞTUR”
“Tarih boyunca Alevilik ve Alevilik inancının yoğun saldırılara maruz bırakılmasının başlıca sebepleri arasında Alevilik inancında,kadın ve erkeğin birlikte ibadet etmesi gösterilebilir çünkü devletler kadından ve kadının mücadelesinden,bilgeliğinden tarih boyunca korkmuş ve bunun önünü kesmek için büyük uğraşlar vermiştir” ifadelerini kullanan Akkaya şöyle devam etti;
“Alevilikte kadın toplumun her alanında erkekle aynı konuma sahip olduğu gibi, ibadet alanında da eşit görülmesinin en bariz örneği yapılan Cem ibadetinde görülmektedir” diyen Akkaya, “Cemlerde, kadına cins temelinde değil, can yani insan temelinde yaklaşılır. Canın cinsiyeti yoktur. Kadın var olduğu toplumsal bilinç ve kimliği ile insandan ayırt edilemez” dedi.
“KADIN ANA ALEVİLİKTE ÖNEMLİ BİR OLGUDUR”
“Kadın olgusunun Alevilik inancınında önemli kılınmasının sebebi, kadının ana olgusuyla ele alınmasıdır” diyen Gülfer Akkaya, “Alevilikte dede olmazsa olmazlardan sayıldığı gibi kadın da Aleviliğin en önemli ayrılmaz parçasıdır. Bu sebeple bilindiği üzere kadının, ananın olmadığı bir Cem ibadeti Alevilikte görülmez. Bu teoride söylenir ama pratikte yaşanmaz bunu yapılan cemlerde de görmek mümkündür. Cemlerde kadın ve erkeğin ayrı oturması diye bir şey yoktur. Alevilik toplumunun erkek egemenleştirilmesinin en büyük sebebi Alevi toplumu ve Alevi erkekleridir” diye konuştu.
Yapılan söyleşinin ardından panel soru cevap bölümü ile sona erdi.
PİRHA- PSAKD Adıyaman Şubesi, Gülfer Akkaya’nın konuşmacı olarak katılacağı “Alevilik inancında ve Alevi toplumunda kadınların yeri ve durumu” konulu panel düzenleyecek. Derneğin yönetim kurulu üyesi Tuncay Kaya yaptığı açıklama ile panele katılım çağrısı yaptı.
Haberin Videosu
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Adıyaman Şubesi (PSAKD) Gülfer Akkaya’nın konuşmacı olarak katılacağı “Alevilik inancında ve Alevi toplumunda kadınların yeri ve durumu” konulu panel düzenleyecek. Adıyaman Belediyesi konferans salonunda 24 Şubat Cumartesi günü saat 12.00’de düzenlenecek panele PSAKD Adıyaman Şube Yönetim Kurulu üyesi Tuncay Kaya yaptığı açıklama ile katılım çağrısında bulundu.
“CEHALETİN KORKTUĞU TEK ŞEY KADINDIR”
PSAKD Adıyaman Şubesi olarak 24 Şubat Cumartesi günü saat 12.00’de Adıyaman Belediyesi konferans salonunda konuşmacı olarak Gülfer Akkaya’nın katılacağı “Alevilik inancında ve Alevi toplumunda kadının yeri ve durumu” konulu panel düzenleyeceğiz. Başta kadınlar olmak üzere bütün canları panelimize bekliyoruz” dedi.
Tuncay, “Cehalettin korktuğu tek şey kadındır. Çünkü kadın bilinçlenir ve yaşamda kendini var ederse bunu çocuklarına aktarır. Kadın ile birlikte çocukların bilinçlenmesi ile daha güzel bir yaşam var olur. Alevilik inancında ve mücadelesinde önceliğimiz kadının bilinçlenmesi ve toplumsal yaşamda var olmasıdır” diye konuştu.