Etiket: gülseren yoleri

  • ‘Kalıcı çözüm için siyasal ve hukusal adımlar atılmalı’-VİDEO

    ‘Kalıcı çözüm için siyasal ve hukusal adımlar atılmalı’-VİDEO

    PİRHA- Avukat Gülseren Yoleri, silahların sustuğu, demokratik hakların güvence altında olduğu, huzurlu, konforlu bir hayat içinde yaşamanın herkesin hakkı olduğunu belirterek, “Bu süreçlerin yönetilmesinde mutlaka adım adım ve iyi bir planlamaya ihtiyaç var. Çünkü kalıcı bir takım çözüm üretilebilmesi açısından hem siyasi hem de hukuksal düzenlemelerle yürümesi gerekiyor” diye konuştu.

    GADEV tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenen kitap fuarında birçok yazar, okuyucualrıyla bir araya geliyor. “Hakikate Giden Yol Kitapla Başlar” mesajıyla açılışı yapılan fuarda, “Barışa giden yolda amaç-araç tartışması: Türkiye deyimi” başlıklı panel düzenlendi. Panelin moderatörlüğünü Damla Bozyurt yaparken, konuşmacı olarak insan hakları savunucusu Avukat Gülseren Yoleri yer aldı.

    “GARANTÖRLER VAR”

    Avukat Gülseren Yoleri, silahların sustuğu, demokratik hakların güvence altında olduğu, huzurlu, konforlu bir hayat içinde yaşamanın herkesin hakkı olduğunu belirterek, “Amacımız bu. Araçlarımız neler diye baktığımızda orada aslında bütün bu ülke deneyimlerini incelediğimizde her ülkenin, her toplumun kendi özgün yapısına uygun olarak, farklı araçlarla yol yürüdüklerini görüyoruz. Hepsinde mutlaka bir çatışma çözümü anlamında silahların bırakılması ve güvenlikçi politikaların ve güvenlik sisteminin yeniden gözden geçirilmesine dair bir mekanizmanın hayata geçirildiğini görüyoruz. Neredeyse hepsinde yine hakikat ve adalet komisyonlarının olduğunu görüyoruz. Ve özellikle pozitif barışın tesisi anlamında, kültürel barışın sağlanması anlamında yine mekanizmaların oluşturulduğunu ve bu mekanizmaların çalıştıklarını bu süreçte görüyoruz. Yine bu süreçte yine bütün ülke deneyimlerinde gördüğümüz mutlaka garantörler var” dedi.

    “BARIŞ SÜRECİNİN DİZAYN EDİLMESİ GEREKLİ”

    Barış süreçlerinde başarılı olan ülkelerin deneyimlerini incelendiğinde uluslararası ve bağımsız garantörlerin olduğu deneyimlerin daha başarılı sonuçlandığını gördüklerini vurgulayan Yoleri, şunları ifade etti:

    “Bu süreçte siyasi ve hukuki anlamda barış sürecinin dizayn edilmesi gerektiğini görüyoruz. Anayasa tartışmaları var. Türkiye’de de yine bu benzeri bir ihtiyacın olduğunu görüyoruz. Yine başarılı barış süreçleri yaşayan örneklerde örneğin şeffaflık olduğunu görüyorsunuz. Yani şeffaflık ve denetlenebilirlik, hesap verebilirliğin birlikte yaşandığını görüyorsunuz.

    Bugün kurulan komisyon biliyorsunuz işte cumartesi anneleriyle görüştü, barış anneleriyle görüştü, toplumun değişik kesimlerle görüşüyor ama sadece görüşüyor. Yani sadece onları dinliyor. Ama onların sürece aktif katılımı halihazırda söz konusu değil. Yani sadece tarihe not düşmüş oluyorlar bugünkü haliyle. Bu nereye evrilecek? Hani bundan sonra neler olacak? Bunu da tam bilmiyoruz. Şimdi bu süreçte en büyük sorunlardan bir tanesi toplumun hazırlanmaması. Şimdi biz barışın toplumsallaştırılmasından ya da bunun ihtiyacından söz ediyoruz sık sık. Toplumsallaşamıyor. Neden? Çünkü bir yandan döverken bir yandan insanlarda barış umudu üretemezsiniz. Kolay değil. Hükümetin de amacı zaten Bu umudu çok güçlü tutmayayım ki, bu umudu kırayım ki onlar da benim karşıma birlikte güçlü bir şekilde çıkmasınlar. Zaten böyle bir derdi var.

    Bu yüzden de bu amaç araç ilişkisinin doğru kurulması ve dolayısıyla sürecin sağlıklı yürüyebilmesi açısından işte bize ihtiyaç var. Yani hepimize ve hepimizin bu süreci hükümetin ya da devletin ya da bu süreci akamete uğratmak isteyen herkesin tersine olumluya çevirebilmek açısından bir arada olmamıza ve dolayısıyla da güçlü bir şekilde bu sürecin takibini yapmamıza olan ihtiyacı ortaya koyuyor.

    Kafalarımızın içindeki tartışmaların biraz daha güçlü bir şekilde daha yüzeye çıkmaya da ihtiyacı var. Ben biraz onu da yapmanın yararlı olduğunu düşünüyorum. O yüzden mücadelenin işte bu ortak amacı da oluşturmak ya da hükümete kabul ettirmek noktasında da özel bir perspektifinin olmasının yararlı olduğunu görüyoruz. Bu süreçlerin yönetilmesinde mutlaka adım adım ve iyi bir planlamaya ihtiyaç var ki çünkü kalıcı bir takım çözüm üretilebilmesi açısından hem siyasi hem hukuksal düzenlemelerle yürümesi gerekiyor. Aynı zamanda toplumun ikna edilerek yürütülmesi gerekiyor.

    Barışı sağlamadığınız hiçbir yerde barışın olmadığı hiçbir yerde haklarımızın güvence altına alınabilmesi mümkün değil.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • İHD İstanbul Şube Genel Kurulu tamamlandı-VİDEO

    İHD İstanbul Şube Genel Kurulu tamamlandı-VİDEO

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi, 20. Olağan Genel Kurulu’nu tamamlarken, kongrede Hakk’a yürüyen Sırrı Süreyya Önder unutulmadı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, 20. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi. İstanbul Tabip Odası’nda yapılan toplantıya siyasi parti, demokratik kitle örgütü temsilcileri ve yurttaşlar katıldı.

    Saygı duruşuyla başlayan kongrede, şubenin faileyetlerini içeren sinevizyon gösterimi yapıldı.

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Temsilcisi Ümit Efe, yaptıkları konuşmalarda, insan hakları mücadelesinin önemine dikkat çekerken, kongrede Hakk’a yürüyen Sırrı Süreyya Önder unutulmadı.

    Tek listeyle gidilen kongre, hatıra fotoğrafının çekilmesiyle sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Nimet Tanrıkulu’nun serbest bırakılması için çağrı: Hak savunuculuğu suç değildir!

    Nimet Tanrıkulu’nun serbest bırakılması için çağrı: Hak savunuculuğu suç değildir!

    PİRHA- 94 gündür tutuklu bulunan ve “Örgüt üyeliği” iddiasıyla yargılanan insan hakları savunucusu Nimet Tanrıkulu’nun ilk duruşması, yarın İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Tanrıkulu’nun serbest bırakılması için İnsan Hakları Derneği (İHD) başta olmak üzere çok sayıda sivil toplum örgütü çağrı yaptı.

    Nimet Tanrıkulu, 26 Kasım 2024’te sabah saatlerinde evine düzenlenen bir polis operasyonuyla gözaltına alındı. Aynı dosya kapsamında aralarında siyasetçiler ve sendikacıların da bulunduğu 12 kişi daha gözaltına alındı. Tanrıkulu ve sekiz kişi, 29 Kasım’da Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklandı. Diğer dört kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

    FEMİNİST, KÜRT VE ALEVİ BİR MÜCADELE İNSANI

    Tanrıkulu, 30 yılı aşkın süredir insan hakları, kadın hakları ve barış mücadelesi veren bir isim. Feminist, Kürt ve Alevi kimliğiyle tanınan Tanrıkulu, 12 Eylül darbesi sonrasında gözaltına alınmış ve işkence görmüştü. İnsan Hakları Derneği (İHD), 78’liler Girişimi ve Barış İçin Kadın Girişimi gibi örgütlerin kurucuları arasında yer alan Tanrıkulu, Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın da aktif bir üyesi. Alevi derneklerinde de yöneticilik yaptı.

    “30 YILDIR İNSAN HAKLARI MÜCADELESİ VEREN BİR İSİM”

    Yarınki duruşma öncesinde İHD İstanbul Şubesi’nde bir basın açıklaması düzenlendi. Açıklamada, “Hak savunuculuğu yargılanamaz, Nimet Tanrıkulu’na özgürlük” pankartı açıldı. İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Tanrıkulu’nun tutukluluğunun hukuk dışı olduğunu vurgulayarak, “Nimet, 30 yıldır insan hakları mücadelesi veren bir isim. Onun tutuklanması, aslında bir insan hakları savunucusunun, feministin, Kürt ve Alevi kimliğinin yargılanmasıdır” dedi.

    Keskin, Tanrıkulu’nun sosyal medya paylaşımları ve katıldığı etkinliklerin suçlama konusu yapıldığını belirterek, “Seyit Rıza, Deniz Gezmiş gibi isimlerin fotoğraflarını paylaşması veya kadın hakları çalıştaylarına katılması gibi eylemler, tamamen sivil ve meşru faaliyetlerdir. Bunların suç olarak gösterilmesi kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

    Keskin, Tanrıkulu’nun Demokratik Toplum Kongresi’nde (DTK) yaptığı bir konuşmanın da suçlama konusu yapıldığını, ancak daha önce bu konuda Diyarbakır Adliyesi’nde “kovuşturmaya yer yok” kararı verildiğini hatırlattı. “Nimet son derece hukuksuz bir şekilde yargılanıyor. Biz yarın bu hukuk dışı yargılamanın son bulmasını istiyoruz ve serbest bırakılmasını talep ediyoruz” diye konuştu.

    “İDDİANAME AKIL VE HUKUK DIŞI”

    İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, 20 kurumun imzaladığı ortak metni okudu. Yoleri, Tanrıkulu’nun uluslararası düzeyde tanınan bir insan hakları savunucusu olduğunu belirterek, “İddianamedeki suçlamalar akıl ve hukuk dışıdır. Nimet Tanrıkulu’nun tutukluluğu, Türkiye’nin iç hukukuna ve uluslararası sözleşmelere aykırıdır” dedi.

    Yoleri, Tanrıkulu’nun daha önce benzer iddialarla Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturulduğunu, ancak “kovuşturmaya yer yok” kararı verildiğini hatırlattı. “Nimet Tanrıkulu’nun serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Bu yargı tacizi bir an önce son bulmalı” diye konuştu.

    TÜRKİYE ÇAPINDA ÇAĞRILAR

    İHD’nin İstanbul’daki açıklamasının yanı sıra, Şanlıurfa, İzmir, Adana, Hatay ve Van gibi birçok kentte de Tanrıkulu’nun serbest bırakılması talebiyle eylemler düzenlendi. Şanlıurfa’da İHD ve 78’liler Girişimi, “Nimet Tanrıkulu serbest bırakılsın” pankartı açarken, İzmir’de Eski Sümerbank önünde yapılan açıklamada “İnsan hakları savunucuları yargılanamaz” denildi.

    İmzacı Kurumlar:

    • İnsan Hakları Derneği (İHD)
    • 78’liler Hareketi
    • Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF)
    • Barış Vakfı
    • Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD)
    • Demokratik Alevi Dernekleri (DAD)
    • Diyarbakır Barosu
    • Eşit Haklar İçin İzleme Derneği (ESHİD)
    • Hak İnisiyatifi Derneği
    • Hakikat Adalet Hafıza Merkezi
    • İnsan Hakları Gündemi Derneği (İHGD)
    • Kadın Kültür Sanat Edebiyat Derneği (KASED)
    • Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK)
    • Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD)
    • Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD)
    • Türk Tabipler Birliği (TTB) İnsan Hakları Kolu
    • Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV)
    • Yaşam Bellek Özgürlük Derneği
    • Yurttaşlık Derneği

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Tutuklanan gazeteciler için açıklama: Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalı!- VİDEO

    Tutuklanan gazeteciler için açıklama: Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalı!- VİDEO

    PİRHA-Dicle Fırat Gazeteciler Derneği ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği, geçen hafta SİHA saldırısında öldürülen 2 gazeteci için eylem yaptıkları için tutuklanan gazetecilerin serbest bırakılması için basın açıklaması yaptı. SİHA saldırısıyla gazetecilerin hedef alınmasının suç olduğu ifade edilen açıklamada, “Gazeteciliğin onurunu her koşulda savunacağız! Gazeteci arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır! Yaşasın Özgür Basın!” denildi.

    Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG), SİHA saldırısıyla katledilen gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin için 21 Aralık’ta İstanbul’da yapılan eylemde gözaltına alınıp tutuklanan 7’si gazeteci 9 kişinin serbest bırakılması talebiyle İHD İstanbul Şubesi’nde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamaya, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, DEM Parti Milletvekili Çiçek Otlu, DEM Parti MYK üyeleri Musa Piroğlu, Ender İmrek’in yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

    “Gazeteciliği savunacağız” pankartının açıldığı eylemde katledilen ve tutuklanan gazetecilerin fotoğrafları taşındı.

    Basın açıklamasını Yeni Yaşam Gazetesi Muhabiri Ezgi Çadırcı okudu.

    “SİHA SALDIRISIYLA 5 GAZETECİ YAŞAMINI YİTİRDİ”

    Ezgi Çadırcı, “Türkiye’ye ait SİHA ile yapılan saldırıda gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin yaşamını yitirdiğini söyleyerek “Bu Türkiye’nin SİHA ile gazetecileri hedef aldığı son saldırı değil” dedi. Ezgi Çadırcı, son 5 ayda Ezidi gazeteci Murad Mirza İbrahim’in Şengal’de, gazeteciler Gülistan Tara ve Hero Bahadîn’in Süleymaniye’de SİHA saldırısına uğraması ile birlikte yaşamını yitiren gazeteci sayısının da 5’e yükseldiğine dikkat çekti.

    “BU ÜLKEDE GAZETECİ OLMAK MAFYA BARONU OLMAKTAN DAHA TEHLİKELİ!”

    Türkiye’deki gazetecilerin gözaltı, hapis, darp, engellenme gibi sayısız hak ihlali ile boğuşurken, komşu ülkelerin topraklarında ise suikastlere uğradığını da ifade eden Ezgi Çadırcı, sözlerine şöyle devam etti:

    “Gazetecilik mesleği giderek en tehlikeli meslekler arasına girerken, mafya baronları, uyuşturucu tacirleri, kadın tacizcileri, çocuk istismarcıları, yolsuzluk yapanlar güven içinde hareket ediyor ve yaşıyor. Bugün bu ülkede gazeteci olmak, mafya baronu olmaktan daha tehlikeli!”

    “ARKADAŞLARIMIZ İŞKENCEYLE GÖZALTINA ALINDI”

    Gazetecilerin katledilmesinin savaş suçu olduğunu ifade eden Ezgi Çadırcı, “Çatışma bölgelerinde hayatlarını korumakla mükellef olduğu gazetecileri hedef aldığı yetmemiş gibi gazetecilerin katledilmesini protesto eden gazetecileri de hedef almaktadır. İstanbul’da anayasal bir hak olan basın açıklamasına katılmak isteyen gazeteci arkadaşlarımız, tüm yasalar çiğnenerek, anayasa ayaklar altına alınarak işkence ile gözaltına alınmıştır. Gazeteci arkadaşlarımız Gülistan Dursun, Pınar Gayıp, Serpil Ünal, Hayri Tunç, Enes Sezgin, Osman Akın, Can Papila ile yurttaşlar Hacı Ugis ve İmam Senol tutuklanmıştır” diye konuştu.

    “İŞİD’LİLER TAHLİYE EDİLDİ”

    Bununla yetinmeyen iktidar, gazetecilerin katledilmesine tepki gösteren bir paylaşım yapan gazeteci Seyhan Avşar, olayı haberleştiren T24, hukuku hatırlatan İstanbul Barosu’na da soruşturma açmıştır. Yetmemiş Gazeteci Özlem Gürses hakkında da Suriye’deki gelişmelere dair söylediği sözler yüzünden ev hapsi verdi. Gazetecilere yönelik dört koldan bir saldırı başlatılırken eşzamanlı olarak katliama karışmış DAİŞ üyeleri sokağa salınmaktadır. Önce Atatürk Havaalanı’na saldırıp 45 kişinin katledildiği saldırıya ilişkin davada 6 DAİŞ’li tahliye edildi. Ardından DAİŞ’e finansman sağlayan 18 DAİŞ üyesi tahliye edildi.

    “GAZETECİLİĞİN ONURUNU HER KOŞULDA SAVUNACAĞIZ!”

    İŞİD sanıklarının tahliye edilmesine tepki gösteren Ezgi Çadırcı, “Biz biliyoruz ki burada hedef alınan hakikattir! Çünkü son dönemde Kuzey-Doğu Suriye’de olan bitenlere dair kamuoyunun dönüp baktığı temel kaynaklardan başında Nazım Daştan ve Cihan Bilgin geliyordu. Ve tam da bu yüzden hedef oldular. Çünkü gerçeğin gücü daima egemenleri, iktidarları korkutur. Çünkü halkın gerçeğin gücünü keşfetmesi her baskıcı iktidarın kabusudur. İşte gazeteciler bu keşfin aracılarıdır ve o yüzden hedeftir. Ancak asla vazgeçmeyeceğiz, asla! Gazeteciliğin onurunu her koşulda savunacağız! Gazeteci arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır! Yaşasın Özgür Basın” ifadelerini kullandı.

    “HABERİNİ YAPTIĞIMIZ İŞKENCELERİN ON KATINI YAŞADIK”

    Tutuklanan gazeteciler adına söz alan Yeni Yaşam Gazetesi Editörü Mahsun Sağlam, bu tutuklamaların yüzyılın bir özeti olarak belirtmek gerektiğini ifade ederek, “Türkiye’nin benzer tekrarlara girerek halklara zulüm baskı işkence yaşatmak istediği açık. Kim gazeteci? Bunu iktidar mı belirliyor. Gazetecilik AKP-MHP iktidarı tarafından kriminalize edilen bir meslek. Gazeteci HTŞ ile röportaj yapanlar mı? Bizim alnımız, sözümüz, hakikatimiz ortada. Kendi köyümüzün yanında, dağın ardında yaşananları kendi köyümüze anlatıyoruz. Son eylemimizde savaş alanında hakikati yazan arkadaşlarımızı kaybettiğimiz için protesto eylemi gerçekleştirmek istedik. Haberini yaptığımız işkencelerin on katını yaşadık” diye belirtti.

    “TÜM HUKUKİ YOLLARA BAŞVURACAĞIZ”

    Ardından ÖHD üyesi Esra Kılıç söz aldı. Aynı eylemde iki üyelerinin de gözaltına alındığına dikkat çeken Esra Kılıç, “Bununla beraber gözaltı sürecinde; ters kelepçe, işkence, hakaret eylemleri olduğunu gördük. Tutuklanan müvekkillerimiz de çıplak arama ve işkenceye maruz bırakıldı. Bu cuma günü suç duyurusunda bulunacağız. Gazetecilerin karşı karşıya kaldıklarına karşı tüm hukuki yollara başvuracağız” dedi.

    “ADALET MÜCADELESİNE VURULMUŞ AĞIR BİR DARBE”

    İktidarın muhalefete yönelik bir ‘kıyım’ politikası yürüttüğünü vurgulayan İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Hakim politikanın karşısında duranlar yargı baskısı, işkence, öldürülmekle karşı karşıya kalıyor. Akıl dışı diye tariflediğimiz gerekçelerle insanlar gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. Türkiye kendi yasalarını ihlal ediyor. İşkence yasağı ihlal ediliyor ve mağdur edilenler tutuklanarak işkence gizlenmeye çalışılıyor. Halkın haber alma, halkın tarihin hafızası, adalet mücadelesinin olmazsa olması bu faaliyetlerin cezalandırılması hepimizin adalet mücadelesine vurulmuş ağır bir darbe” ifadelerini kullandı.

    “ÖZGÜR BASININ HABERLERİ ÖZGÜRLÜK KAPILARINI AÇACAKTIR”

    Özgür basın şehitlerini anarak sözlerine başlayan DEM Parti Milletvekili Çiçek Otlu da şunları kaydetti:

    “Katledilen arkadaşların hikayesine baktığımızda hapishane, Kürdistan’da sömürgeci polislere karşı çıkmayı görüyoruz. Nazım’ı nereden tanırsınız? 19 Aralık’ta Taybet Ana katledildiğinde, cenazesi sokakta bırakıldığında, bu hakikati Nazım tüm halka duyurmuştu, oradaki özgürlük umudunu bize iletmişti. Nazım ve Cihan bu hakikati Rojava’da tüm dünya halkalarına duyurmak için haberlerini yapıyorlardı. Atılım Gazetesi’nde çalışmış olan Bayram Namaz ‘Bu mücadele bedel kapılarından geçilerek yürütülüyor’ demişti. Özgür basının bütün haberleri bedel kapılarından geçerek özgürlük kapılarını açacaktır” dedi.

    “ÜLKE ABLUKA ALTINA ALINMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Nazım ve Cihan katledildikten sonra yapılan tüm eylemlere saldırıldığını belirten DEM Parti MYK üyeleri Musa Piroğlu, “Gazeteciler tutuklanıyor, baroya soruşturma açılıyor. Bir bütün ülke abluka altına alınmaya çalışıyor. Halka sefalet, yoksulluk, çürüme dışında bir şey sunmayan iktidar kendini kalıcı haline getirmeye çalışıyor. Özgür basını susturmak istiyorlar, susturamayacaklar. Çünkü onlar katledilen kadınların, yoksulların, işçilerin sesi” ifadelerini kullandı.

    “HAKİKATİN SESİNİ BOĞMAK İSTEDİLER”

    Cihan ve Nazım’ın hakikatin sesi olduğunu söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Hakikatin sesini boğmak istediler. Kalemleri yere düşmezken bizlerin de canlara mücadelelerinde ortak ve destek olması gerekiyor. Herkesi terörist ilan eden bir devlet yapısıyla karşı karşıyayız” sözlerini kullandı

    Burada bulunan tüm gazetecilerle sokaktan tanışıyoruz. Tutuklanan ve burada bulunan gazetecilerin hepsiyle sokaktan tanıştıklarını ifade eden SGDF Eş Başkanı Berfin Polat, “Bizler de işkenceye maruz kaldığımızda onlar da bunu yansıtmak için orada oluyordu. Onlar birer eylemciydi, bizim bu mücadelede omuz omuza yürüdüğümüz yoldaşlar kendileri. Devletin her türden saldırısıyla karşı karşıyayız. 2 Aralık’ta da yoldaşlarımız Rojava’yı savunduğu için tutuklandılar. Hemen ardından Cihan ve Nazım’ı andıkları, onların sesini sokaklara taşıdıkları için tutuklandılar” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından eylem, “Özgür basın susturulamaz” sloganlarıyla son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Yoleri: 19 Aralık Cezaevi Katliamı’nın sorumlularının peşini bırakmayacağız – VİDEO

    Yoleri: 19 Aralık Cezaevi Katliamı’nın sorumlularının peşini bırakmayacağız – VİDEO

    PİRHA – İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, 19 Aralık Cezaevi Katliamı’nın yapıldığı hapishanelerden biri olan Ümraniye E Tipi Kapalı Hapishanesi önünde yaptığı açıklamada, katliamın sorumlularının peşini bırakmayacaklarını ve tüm hak ihlallerine karşı mücadele edeceklerini söyledi.

    19 Aralık 2000 tarihinde F tipi hapishanelerin açılması için devrimci tutuklulara yönelik gerçekleştirilen katliam saldırısının ve devrimcilerin direnişinin 24. yılı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, “Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilen 19 Aralık Katliamı’nın 24. yılında, katliamın yapıldığı hapishanelerden biri olan Ümraniye E Tipi Kapalı Hapishanesi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya Tutsaklarla Dayanışma İnsiyatifi (TDİ), Yaşam Dayanışma Ağı Derneği (YDA) destek verdi.

    Açıklamada, “19 Aralık Katliamı’nı unutmadık, unutturmayacağız” yazılı pankart açıldı. Açıklamayı İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu.

    “KATLİAMDA 32 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRDİ”

    Gülseren Yoleri, 24 yıl önce 19 Aralık’ta ağır tecrit koşullarını dayatan F Tipi Hapishanelerini protesto etmek amacıyla açlık grevinde olan mahpuslara yönelik 20 hapishanede eş zamanlı başlatılan ve 3 gün boyunca televizyonlarda canlı yayında gösterilen operasyonda 30 mahpus ve 2 kamu görevlisi olmak üzere 32 kişinin yaşamını yitirdiğini, 300’e yakın mahpusun ise yaralandığını hatırlattı. Yoleri, katliamdan kurtulan mahpusların da ağır işkence ve tecrit uygulamalarına maruz bırakılarak haklarında birçok dava açıldığını söyledi.

    “KİMYASAL GAZLARIN KULLANILDIĞI OPERASYONDA DEVLET BİZZAT SORUMLU”

    Kimyasal gazların kullanıldığı ve dehşetin yaşatıldığı operasyonun emrini veren sorumluların ve operasyon sırasında görevli fail kamu görevlilerinin hakkında açılan davaların ise engellendiğine dikkat çeken Yoleri, “Kullanılan kimyasal gazın niteliğinin araştırılması talepleri ise sonuçsuz kaldı. İnsan yaşamını korumak zorunda olan devlet, bu yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi bizzat sorumlusu olmuştur” dedi.

    “24 YILIN ARDINDAN TECRİT SİSTEMİ ARTARAK DEVAM EDİYOR”

    Yoleri, aradan geçen 24 yıllık süreçte tecrit sisteminin daha da ağırlaştırıldığı gibi tüm hapishanelerde hak ihlallerinin artarak devam ettiğine de vurgu yaparak açıklamanın devamında şunlara yer verdi:

    “Toplum üzerinde zor kullanma aygıtı haline dönüşen hapsetme sisteminde yeni tip hapishaneler ile bugün tecrit sistemi insanın hem fiziksel hem de zihinsel bütünlüğü üzerinde büyük bir tahribat meydana getirmektedir. F Tipi Hapishanelerin yanı sıra özellikle yeni açılan Yüksek Güvenlikli, S Tipi ve Y Tipi Hapishaneler ile yeni bir sistem uygulanmaya başlanmış olup buralarda tutulan mahpuslar çok ağır izolasyon yöntemlerine maruz bırakılmaktadır.

    “TAHLİYESİ ENGELLENEN AĞIR HASTA MAHPUSLAR YAŞAMINI YİTİRİYOR”

    Türkiye hapishanelerinde en ağır sorunlardan olan hasta mahpuslar sorununa dair ise devlet ve hükümet yetkilileri tarafından hiçbir çözüm politikası ortaya konulmamakta ve ağır hasta, ileri yaşta ve engelli mahpuslar, hapishanede kalamayacak durumda olmalarına rağmen tahliye edilmemektedirler. Özellikle ağır hasta mahpuslarla ilgili tek karar verici merci olan Adli Tıp Kurumu tarafından verilen “Hapishanede kalabilir” raporları ile mahpusların yaşam hakları ihlal edilmekte ve tahliyesi engellenen ağır hasta mahpuslar yaşamlarını kaybetmektedirler.

    TALEPLER SIRALANDI

    19 Aralık Katliamı’nın yıldönümü vesilesiyle talepler sıralandı:

    – Katliamın yaşanmasında sorumluluğu olan tüm faillerin yargılanması ve adaletin sağlanmasını,
    – Ağır tecrit ve izolasyon uygulamalarına son verilerek F Tipi, Yüksek Güvenlikli, S Tipi ve Y Tipi Hapishanelerin kapatılmasını,
    – Mahpusların tahliyelerini engelleyen İdare ve Gözlem Kurullarının kaldırılmasını,
    – İşkence ve kötü muamelelere son verilmesini, sorumlu olanlar hakkında etkin soruşturmalar açılmasını,
    – Mahpusların adil yargılanma, sağlık hizmetlerine erişim, yeterli beslenme, hijyen koşullarına, kültürel ve sosyal haklara, avukatları ve aileleriyle görüşebilme haklarına erişiminin ayrımsız bir şekilde sağlanmasını,
    – Yaşam hakkının korunmasını, ölümlerin önlenmesini,
    – Hapishanede yaşamını devam ettiremeyecek ağır hasta, engelli ve ileri yaşta olan mahpusların tahliyelerinin sağlanmasını talep ediyoruz.
    İnsan hakları savunucuları olarak 19 Aralık Katliamının sorumlularının peşini bırakmayacağımızı ve süregelen tüm hak ihlallerine karşı duracağımızı, mahpusların insan onuruna uygun bir yaşam sürmesi için mücadeleye devam edeceğimizi kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD ve TİHV, İnsan Hakları Haftasını kapattı: Karanlığa karşı ışık yakıyoruz – VİDEO

    İHD ve TİHV, İnsan Hakları Haftasını kapattı: Karanlığa karşı ışık yakıyoruz – VİDEO

    PİRHA – İHD İstanbul Şubesi ve TİHV, Şişhane Meydanı’nda, İnsan Hakları Haftasının kapanış açıklamasını yaptı. Açıklamada konuşan İHD Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Bizler insan hakları için mücadele edeceğiz. Karanlığa karşı ışık yakıyoruz. İnsan hakları mücadelesi ne bir gün ne bir hafta her zaman her yerde. Ayrımsız herkes için insan haklarının esas alındığı bir düzen istiyoruz” dedi.

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ile İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Şişhane Meydanı’nda, İnsan Hakları Haftasının kapanış açıklamasını yaptı.

    “Savaş öldürür barış yaşatır” pankartının açıldığı açıklamada, “İnsan haklarıyla insandır”, “tecrit öldürür dayanışma yaşatır”, “susma sustukça sıra sana gelecek” sloganları atıldı. Açıklamada karanlığa karşı mücadeleyi simgeleyen fenerler taşındı.

    “KARANLIĞA KARŞI IŞIK YAKIYORUZ”

    Açıklamada ilk olarak konuşan İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, yaşanan savaşlarda insanların katledildiğini, hak ihlallerine maruz kaldığını ifade ederek hak savunucuları olarak savaşa karşı barış ve demokrasi için mücadele yürüttüklerini vurguladı. Yoleri, devamında şunları söyledi:

    “İnsan haklarına karşı suçlarla mücadele ediyoruz. Hiçbir suçun karanlıkta kalmasına izin vermeyeceğiz. İnsan hakları mücadelesinin büyümesi için dayanışmaya ve mücadeleye devam edeceğiz. Savaşlara karşıyız barışı istiyoruz. İnsan haklarının ancak barışta mümkün olacağını biliyoruz. Nerede barış talep ediliyorsa bir oradayız. Bizler insan hakları için mücadele edeceğiz. Karanlığa karşı ışık yakıyoruz. İnsan hakları mücadelesi ne bir gün ne bir hafta her zaman her yerde. Ayrımsız herkes için insan haklarının esas alındığı düzen istiyoruz. Devletin sorumluluğunu hatırlatmaya, toplumu hak ihlaline maruz bırakıyorsanız hesap vermeye mecbursunuz demeye devam edeceğiz. Sesimiz buradan Filistin’e Suriye’ye hapishanelere, sesleri duyulmayan herkese ulaşsın.”

    “İNSANLIĞIN ZULÜM İLE YÖNETİLDİĞİ DÖNEMDEN GEÇİYORUZ”

    Ardından konuşan TİHV İstanbul temsilcisi Ümit Efe, “Dünyanın zulüm ile yönetildiği dönemden geçiyoruz. Kadınların öldürülmediği, çocukların üzerine bomba yağmadığı, insanın insan gibi muamele gördüğü sistemin özlemcisi ve takipçisi bizler bu hafta boyu sesimizi duyurmaya çalıştık. İnsan hakları haftasının kapanışında aynı karanlıkla mücadelemize devam ederken kaybettiğimiz bütün insan hakları savunucularını anıyoruz.”

    Son olarak söz alan İHD İstanbul Şubesi Üyesi Filiz Kerestecioğlu, “82, 83 diye plaka saymayı değil barış içinde yaşamayı hak ediyoruz. Haklarımız var. İfade özgürlüğümüz var. Polonez işçileri hakları için metal işçileri hakları için mücadele ediyor, Dina’nın katili beraat ederken kadınlar özgürce yaşamak için mücadele ediyor. İnsan haklarıyla insandır” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD ve TİHV yöneticileri ve üyeleri, dayanışmak için hasta mahpuslara kartı gönderdi – VİDEO

    İHD ve TİHV yöneticileri ve üyeleri, dayanışmak için hasta mahpuslara kartı gönderdi – VİDEO

    PİRHA – İHD İstanbul Şubesi ve TİHV, İnsan Hakları Haftası kapsamında hasta mahpusların sağlık ve tedaviye erişim sorunlarına dikkat çekmek amacıyla dernek binası önünde açıklama yaptı. İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, sesleri duyulmayan hasta mahpusların sesini duyurmak adına dayanışma kartları gönderdiklerini söyledi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı, 10 -17 Aralık İnsan Hakları Haftası’nın son gününde İHD dernek binası önünde hasta mahpusların sağlık ve tedaviye erişim sorunlarına dikkat çekmek amacıyla açıklama yaptı. İnsan hakları savunucuları daha sonra Sıraselviler’deki PTT Şubesinden hasta mahpuslara kart gönderdi.

    “TÜRKİYE, CEZAEVLERİ AÇISINDAN BİRİNCİ SIRADA”

    İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, İnsan hakları haftası bağlamında bir haftadır etkinlikler düzenlediklerini dile getirerek, cezaevinde bulunan mahpusların karşı karşıya kaldıkları sorunların hala devam ettiğini vurguladı. Cezaevleri açısından Türkiye’nin birinci sırada olduğunu belirten Gülseren Yoleri, şunlara dikkat çekti:

    “Biz insan hakları savunucuları olarak hapishanelerin boşaltılması ve tutuksuz yargılanması talebimizi yineliyoruz. Adalet Bakanı hapishanelerde yaşanan sorunlara ve yaşam hakkı ihlallerine dair bir veri açıkladı. Bu verilerde 378 bin 657 mahpus tutsak bulunuyor. Yine Adalet Bakanı, 5 Aralık 2024 tarihinde açıkladığı bir veride 709 mahpus yaşamını yitirdiğini belirtti. Ve yaşamını yitirenler sağlığa erişemeyerek, tecrit altında tutuldukları için yaşamlarını kaybettiler. Sağlığa ve yaşam hakkına erişim için bugüne kadar sorumluluklarını hep hatırlattık. Bizler hep mahpuslar için sağlıklı ve koruyucu önlemlerin alınması gerektiğini söyledik. F, Y ve S Tipi gibi uygulamalar tecridi giderek artırdı. Tecridin bir işkence yöntemi olduğunu ve bunun da tüm mahpusların yaşamının tehlikeye girmesine yol açtığını gösteriyor. Sesleri duyulmayan hapishanelerdeki hasta mahpusların sesini kamuoyunun gündemine getiriyoruz. Onların seslerini duyurmak adına onlara dayanışma kartları göndereceğiz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD İstanbul Şubesi ve TİHV İnsan Hakları Haftası kapsamında resepsiyon düzenledi – VİDEO

    İHD İstanbul Şubesi ve TİHV İnsan Hakları Haftası kapsamında resepsiyon düzenledi – VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Haftası kapsamında İHD İstanbul Şubesi’nde resepsiyon düzenlendi. Etkinlikte konuşan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, örgütlenme özgürlüğünün büyük baskı altında olduğunu belirtti. Keskin, “Barış süreci diyerek topluma biat edin diyorlar. Onursuz bir barışı hiç kimseye dayatamazlar bunu kabul etmeyiz” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası kapsamında İHD İstanbul Şubesi’nde resepsiyon düzenledi.

    Etkinliğe, Cumartesi Anneleri/İnsanları, Halkların Demokratik Kongresi(HDK), Hafıza Merkezi, LGBTİ Aileleri ve Yakınları Grubu(LİSTAG), Uluslararası Af Örgütü, Munzur Çevre Derneği, Emek Partisi, Eğitim Sen, 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can ve çok sayıda kişi katıldı.

    “ONURSUZ BİR BARIŞI KABUL ETMİYORUZ”

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin açılış konuşmasını yaparak şunları söyledi:

    “Geçtiğimiz yıldan daha kötü durumdayız. Hatice Onaran mahpuslara para gönderdiği için tutuklu ve bu tutuklama akıl dışı. Nimet Tanrıkulu’nun tutuklanma gerekçesi de akıl dışı. Nimet 35 yıldır insan hakları mücadelesi içerisinde ve saçma sapan bir şey yüzünden tutuklu. İstanbul Sözleşmesinin ardından devletin kullandığı şiddet yayılıyor ve en önce kadınlar, çocuklar bu şiddete maruz kalıyor. Örgütlenme özgürlüğümüz büyük baskı altında. Bütün sivil topluma inanılmaz bir baskı geliyor. Bir taraftan da barış süreci diyerek topluma biat edin diyorlar. Onursuz bir barışı hiç kimseye dayatamazlar bunu kabul etmeyiz. Sayımız çok az ve buna rağmen LGBTİ+ hareketi ve insan hakları hareketi var. Buna rağmen mücadelemize devam edeceğiz.”

    “İNADINA MÜCADELE EDECEĞİZ”

    İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, hapishanelerdeki insanların imhasının hedeflendiğini belirterek şunları kaydetti:

    “Bir yandan nefret saldırılarının arttığını görüyoruz. Suriye’deki gelişmeler Aleviler ve Kürtleri yok etme üzerinden gidiyor. Ciddi sorunlarla karsi karsiyayiz. Mülteci gruptan hak savunucusu olan arkadaşlarımızın vatandaşlıkları ellerinden alındı. Ya da ajanlıkla suçlanıyor, tutuklanıyor, kaybedilmekle yüz yüze kalıyorsunuz. Ekonomik krizin yansımalarını dahi hapishanelerden hissediyoruz. Aileler ekonomik yoksunluk nedeniyle görüşe bile gidemiyorlar. Hapishanelerde elektrik su bile para ile veriliyor. Filistin ile dayanışma gösteren insanlar bile tutuklanıyor. Her yerde akıl dışı gelişmeler var. Tam da bu sorunların küreselleştiği yerde inadına dayanışma, ısrarla mücadele etmenin kritik aşamada olduğu bir yerdeyiz. İnadına mücadele edeceğiz.”

    “İŞKENCESİZ, SINIRSIZ VE SÖMÜRÜSÜZ BİR DÜNYAYI YARATACAĞIMIZA İNANIYORUM”

    TİHV adına söz alan Bilal Yıldız ise Hatice Onaran ve Nimet Tanrıkulu’ya selam göndererek, “Mücadele ettiğimiz arkadaşlarımızı hapishanelerden geri alacağız. İnsan hakları ihlallerinin kat be kat arttığı bir yıldayız. Çok yoğun işkence ve kötü muamele tablosu hakim Türkiye’de. Bu mücadele insan hakları çalışmalarının kazanımlarıdır. Ve bu mücadelede yer alan arkadaşlarımız şuan tutuklu. Hem ülkede hem dünyada savaşın devam ettiği bir yıl yaşadık. İşkencesiz sınırsız ve sömürünün olmadığı bir dünyayı yaratacağımıza inanıyorum” diye konuştu.

    “BU MÜCADELE HER ZAMAN SÜRECEK”

    Cumartesi Anneleri’nden Maside Ocak da “Arjantinli Plazo De Mayo anneleri mücedele ettiler ve kazandılar. Biz de Cumartesi Anneleri olarak bu mücadelenin her zaman süreceğini söylüyoruz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD ve TİHV’den açıklama: 2024 yılında da yaşam hakkı ihlalleri yaşandı’ – VİDEO

    İHD ve TİHV’den açıklama: 2024 yılında da yaşam hakkı ihlalleri yaşandı’ – VİDEO

    PİRHA – İHD İstanbul Şubesi ve TİHV’in 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası dolayısıyla Sultanahmet Meydanı’nda yaptığı açıklamada, “Dün olduğu gibi bundan sonra da tüm zorluklara karşın ihlalleri belgeleyip, raporlayarak görünür kılmaya, böylelikle önlemeye, cezasızlıkla mücadele etmeye ve insan haklarının kurucu değerlerine kararlılıkla sahip çıkmaya devam edeceğiz” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası kapsamında Sultanahmet Meydanı’nda açıklama yaptı.

    Açıklamaya, Türk Tabipleri Birliği (TTB) üyeleri, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu(DİSK), HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Cumartesi Anneleri/İnsanları ve çok sayıda kişi katıldı. “Savaş öldürür barış yaşatır” pankartının açıldığı açıklamada sık sık, “Savaşa hayır barış hemen şimdi”, “İnsan hakları ile insandır” ve “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek” sloganları atıldı.

    “2024 YILINDA DA ÜLKE GENELİNDE KAYGI VERİCİ BOYUTTA YAŞAM HAKKI İHLALİ YAŞANDI”

    İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, siyasal iktidarın, insan hakları fikrini referans almaktan tümüyle vazgeçtiğini, ayrımcılığı ve ırkçılığı yaygınlaştırarak toplumu kutuplaştıran, ekonomiden toplum sağlığına kadar ülkenin tüm meselelerini güvenlik sorunu haline getiren, şiddeti esas alan, bilhassa da Kürt sorununun ve uluslararası sorunların çözümünde çatışma ve savaşı tek yöntem haline getiren politikaları sonucu 2024 yılında da ülke genelinde kaygı verici boyutta yaşam hakkı ihlalleri yaşandığına dikkat çekti.

    Yoleri, yaşam hakkı ihlallerinin, sadece savaş ve silahlı çatışmalar ya da devletin güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen ihlaller ile sınırlı olmadığını da belirterek, İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Dokümantasyon Birimi/Merkezi verilerine göre 2024 yılının ilk 11 ayında yaşanan hak ihlallerini sıraladı.

    Ortak basın metnini ise TİHV Aktivisti Gülnarin Demirel okudu.

    “EVRENSEL BİLDİRGE 76. YILINDA İNSANLIĞIN YOLUNU AYDINLATMAYA DEVAM EDİYOR”

    Gülnarin Demirel, ilk olarak kabul edilişinin 76. Yılında İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin insanlığın yolunu aydınlatmaya devam ettiğini belirtti. Demirel, 2024 yılının, 2023 yılı gibi toplantı ve gösteri yapma özgürlüğü açısından kısıtlama ve ihlallerin kural, özgürlüklerin kullanımının ise istisna olduğu bir yıl olduğuna vurgu yaparak “Yıl içinde her toplumsal kesimden kişi ve grup, bilhassa da seçtikleri belediye başkanlarının yerine iradelerini hiçe sayarak kayyım atanmasını protesto eden Kürt seçmenler, toplanma ve gösteri yapma özgürlüklerini mülki idare amirlerinin yasakları ve/veya kolluk güçlerinin fiili müdahaleleri sonucunda kullanamamışlardır” dedi.

    “KAYYIM ATAMALARI ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜNÜN DE AĞIR İHLALİDİR”

    Demirel, 2024 yılında insan hakları örgütlerinin, dernek, vakıf, emek ve meslek örgütleri ile siyasi partilerin çok sayıda üye ve yöneticisinin gözaltına alınıp tutuklandığını, haklarında açılan davalar ile üzerlerinde baskı oluşturulmaya çalışıldığını hatırlatarak “Seçmen ve yurttaş iradesinin gaspına dayalı, hukukun üstünlüğü ilkesine, insan hakları ve demokrasi değerlerine tümüyle aykırı bir yerel yönetim rejiminin ifadesi olan kayyım atamaları aynı zamanda örgütlenme özgürlüğünün de ağır ihlalidir” diye kaydetti.

    “KÜRT SORUNU DEMOKRATİKLEŞMENİN ÖNÜNDEKİ EN TEMEL ENGEL”

    Kürt sorununun, Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki en temel engellerden biri olarak varlığını koruduğunu da söyleyen Demirel, şöyle devam etti:

    “Sorunun barışçıl, demokratik ve adil çözümüne yönelik esas olarak iktidar tarafından içtenlikli, bütünlüklü adımların atılmaması, yanı sıra Ortadoğu’daki gelişmelerin de etkisi ile 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinin hemen ardından başlayan silahlı çatışma ortamı halen sürmekte ve başta yaşam hakkı olmak üzere ağır ve ciddi insan hakları ihlallerine yol açmaktadır. Hak savunucuları olarak bizler, Kürt sorununun her zaman demokratik, barışçıl ve adil çözümünü savunduk. Bugün Ortadoğu’daki son gelişmeleri ve dalga dalga yayılan savaş tehdidini düşünürsek barış ve çözüm ısrarımız daha da güçlenmektedir. O nedenle, çatışmaların hemen şimdi durmasını istiyoruz. Çatışmasızlık ortamının tesisi ile birlikte çatışmasızlık halinin yaşanan olumsuzluklardan da hareketle tahkim edilmiş bir hale getirilerek güçlendirilmesi, izlenmesi ve toplumsal barışın sağlanabilmesi için tüm tarafların içtenlikli, etkin programlar geliştirmesi gerekmektedir.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN ÇEKİLME KARARININ NE ANLAMA GELDİĞİNİ ANLADIK”

    İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının kadınlar ve LGBTİ+’lar için ne anlama geldiğini 2024 yılında yüzlerce kadının erkekler tarafından öldürülmesi; LGBTİ+’ların ayrımcı, fobik ve nefret içerikli saldırılara maruz kalması; kadın ve LGBTİ+ hakları için yapılan barışçıl toplantı ve gösterilerin yasaklanması, şiddet uygulanarak müdahale edilmesi; yüzlerce kadın ve LGBTİ+’nın işkence ve diğer kötü muamele ile gözaltına alınması; yetkililerin bizzat desteği ile LGBTİ+ karşıtı nefret mitinglerinin yapılması ve her bakımdan derinleşen ayrımcılık ile çok iyi anlamış olduk.

    “IRKÇILIĞA VE NEFRETE MARUZ KALAN MÜLTECİLER YAŞAMLARINI YİTİRDİ”

    Artık Türkiye toplumunun bir parçası, asli unsuru haline gelen mülteciler/sığınmacılar, hala her türlü ayrımcılığa ve istismara, nefret söylemine ve ekonomik sömürüye yoğun bir şekilde maruz kalıyorlar. 2024 yılında da, Kayseri örneğinde olduğu gibi ırkçı ve nefret içerikli şiddete maruz kalan mülteciler/sığınmacılar yaşamlarını yitirdiler. Ülkede yaşanmakta olan ağır krizin fiziksel, ruhsal, sosyal ve ekonomik tüm sonuçlarından en derin şekilde etkilenen ve mülteciler/sığınmacılar, ne yazık ki toplumumuz açısından görmezden gelinen, hatta gözden çıkarılan hayatlar oldular.
    Türkiye uzunca bir süredir Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik krizini yaşıyor. Yıllardır uygulanan borçlanmaya dayalı neoliberal ekonomi politikalarının, savaş ve çatışma harcamalarının sebep olduğu ekonomik kriz ve derin yoksullaşma, yurttaşların hem biyolojik hem de sosyal yaşamlarını sürdürülebilmelerini tümüyle imkânsız kılan ağır insan hakları ihlalidir. Hayat pahalılığı, işsizlik, yoksulluk, güvencesizleşme ve örgütsüzleşme en çok kadınları, çocukları, mültecileri/sığınmacıları vurmaktadır. Bu koşullarda işçi ve emekçilerin kıdem tazminatı gibi kazanılmış haklarına dokunulmamalı, enflasyon rakamları manipüle edilmemeli ve iş cinayetleri önlenmelidir. İşçi ve emekçilerin hak arama eylemleri yasaklanmamalı, sendikalaşma, grev ve toplu eylem hakkı güvenceye alınmalıdır.

    “İNSAN HAKLARININ KURUCU DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Son söz olarak; hep vurguladığımız gibi, var oluş nedenleri hak ihlallerinin son bulduğu, adalet, barış ve demokrasinin tesis edildiği bir ülke ve dünyaya ulaşmak olan bizler, dün olduğu gibi bundan sonra da tüm zorluklara karşın ihlalleri belgeleyip, raporlayarak görünür kılmaya, böylelikle önlemeye, cezasızlıkla mücadele etmeye ve insan haklarının kurucu değerlerine kararlılıkla sahip çıkmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: Ahmet Yetişen, tabur komutanlığında gözaltına alındı ve kaybedildi-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Ahmet Yetişen, tabur komutanlığında gözaltına alındı ve kaybedildi-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, faili meçhul cinayetlere ilişkin 1027. hafta eyleminde gözaltında kaybedilen Ahmet Yetişen’in akıbetini sordu. Yapılan açıklamada “Ahmet Yetişen ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normlarına uymak zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” denildi.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle birkez daha Galatasaray Meydanında biraraya geldi. Cumartesi Annelerinin 1026. hafta eylemine karşı yine yoğun polis engeli vardı.
    Galatasaray Meydanını bariyerlerle çeviren polis, basın açıklaması için sadece 10 kişinin katılımına izin verdi.

    Basın açıklaması öncesinde konuşan İkbal Eren, “Hak savunucusu Hatice Onaran hukuksuzca tutuklandı. Ne yazık ki bu sabah da Cumartesi Annelerinin hep yanında olan Nimet Tanrıkulu tutuklandı. Bu haksız, hukuksuz tutuklamalar canımızı sıkmaya başladı. Adalet Bakanı, dön kendine bak ve bu hukuksuzluğa son ver” dedi.

    “AHMET YETİŞEN NEREDE?”

    Kayıp yakınlarının fotoğrafları ve ellerinde karanfillerle meydanda buluşan anneler adına basın açıklamasını İHD Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu. 13 Kasım 1994’te kaybedilen Ahmet Yetişen’in akıbetini soran Yoleri, devletin evrensel hukuk normlarına uymak zorunda olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

    “Gözaltında kaybetme, yalnızca kaybedilenlerin yakın aile fertlerini değil, tüm toplumu etkileyen derin bir güvensizlik duygusu yaratır. Bu eylemin resmi makamlarca inkâr edilmesi ise kayıp yakınları açısından işkence yasağının açık bir ihlalidir. Sevdiklerinin akıbetini yıllarca öğrenememenin yarattığı dayanılmaz acı, işkencenin en ağır şeklidir ve inkâra eşlik eden cezasızlık geleneği, yürütülen hukuki mücadeleyi boşa çıkartarak süreci de bir işkence haline getirir.
    1027.haftamızda inkâr ve cezasızlık politikaları sonucunda akıbeti karanlıkta bırakılan, failleri cezasızlıkla korunan Ahmet Yetişen için adalet istiyoruz.

    Ahmet Yetişen, biri henüz doğmamış yedi çocuk babasıydı.13 Kasım 1994’te, askerler, polisler ve köy korucuları saat 19.00 ve 23.00 saatlerinde Yetişen Ailesi’nin Batman’daki evine iki kez baskın düzenledi. Evde Ahmet Yetişen’i bulamayan ekipler, 13 yaşındaki oğlu Hanifi’yi yanlarına alarak ayrıldı. Aynı ekip, 14 Ekim gününün ilk saatlerinde önce H.S.’nin, ardından Ahmet Yetişen’in bulunduğu N.G.’nin evine gitti. Ahmet ve Hanifi Yetişen, gözaltına alınan iki kişiyle birlikte Batman Tabur Komutanlığı’na götürüldü.

    Ertesi gün serbest bırakılan Hanifi, babasını gözaltında Filistin askısında gördüğünü ve kendisinin de işkenceye maruz kaldığını anlattı. O günden sonra Ahmet Yetişen’den bir daha haber alınamadı. Yetişen Ailesi, Ahmet’in akıbetini öğrenebilmek için Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, Savcılık, Emniyet Müdürlüğü, Batman Jandarma Karakolu, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı ve OHAL Valiliği gibi pek çok kuruma başvurdu, ancak hiçbir sonuç elde edemedi.

    “KAYIPLARIMIZ İÇİN ADALET İSTİYORUZ”

    Olaydan yaklaşık 11 ay sonra gözaltına alınan komşuları A.B., sorgu sırasında kendisine Ahmet Yetişen’in ağır işkenceye uğramış ölü bedenine ait fotoğrafların gösterildiğini ve konuşmaması hâlinde aynı sona uğramakla tehdit edildiğini ifade etti.
    Eşi Türkan Yetişen ve çocukları, Ahmet’in zorla kaybedilmesinden sorumlu kişilerin yargılanması için defalarca savcılıklara başvuruda bulundu ve tanıkların dinlenmesini talep etti. Batman Savcılığı tarafından 1998/2650 ve 2003/4131 hazırlık numaralarıyla başlatılan soruşturmalar ise sonuçsuz kaldı.

    1027. haftamızda, adli makamları harekete geçmeye; Ahmet Yetişen’in gözaltında kaybedilmesini tüm yönleriyle aydınlatma ve sorumlularını tespit edilerek yargılanmalarını sağlama görevlerini yerine getirmeye çağırıyoruz.
    Kaç yıl geçerse geçsin, Ahmet Yetişen ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normlarına uymak zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz!”

     

  • İnsan hakları savunucuları: Operasyonlara son verilsin, gözaltındakiler serbest bırakılsın! – VİDEO

    İnsan hakları savunucuları: Operasyonlara son verilsin, gözaltındakiler serbest bırakılsın! – VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği(İHD) İstanbul Şubesi’nde yapılan basın açıklamasında, polisin evlerine yaptığı baskında gözaltına alınan İHD kurucu üyesi Nimet Tanrıkulu, 10 gazeteci ve çok sayıda kişinin serbest bırakılması istendi. İnsanlara düşman muamelesi yapıldığı belirtilirken, haksızlıklara karşı mücadele vurgusu yapıldı. 

    Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında Diyarbakır, Batman ve İstanbul’da yapılan ev baskınlarında İHD kurucu üyesi Nimet Tanrıkulu ve Gazeteci Erdoğan Alayumat’ın da aralarında olduğu 10 gazeteci ile birlikte çok sayıda kişi dün gözaltına alındı.

    Gözaltına alınan gazeteciler ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Kurucu Üyesi Nimet Tanrıkulu’nun serbest bırakılması için İHD İstanbul Şubesi’nde basın açıklaması yapıldı.

    Çok sayıda siyasi parti ve demokratik kitle örgütünün katıldığı açıklamada, İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Nimet Tanrıkulu’nun eşi ve 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, Sosyalist Dayanışma Platformu(SODAP) adına Fatma İnce, Türkiye İnsan Hakları Vakfı(TİHV) İstanbul Temsilcisi Ümit Efe, Emek Partisi(EMEP) adına Levent Tüzel, Hak İnisiyatifi adına Fatma Bostan Ünsal ve Yazar Erdoğan Aydın konuşma yaptı.

    İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri bu olaylara aşina olduklarını belirterek, “Gözaltına alınan herkes çağırsalardı giderlerdi ama ev baskınıyla alındılar. Bunu kabul etmiyoruz” dedi.

    “BİRBİRİMİZE SARILMAKTAN BAŞKA ŞANSIMIZ YOK”

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin de Türkiye’de 1990’lı yıllardan beri iktidar fark etmeksizin devlet şiddetinin devam ettiğini belirtti. Eren Keskin, “Bu devlet barış istemiyor. Gözaltına alınan tüm arkadaşlarımızın hepsi sivil insanlar. Ellerinde silah yok. Diyorlar ki biz sivil siyaset istemiyoruz. Hiçbirimizin can güvenliğimiz yok. Türkiye altına imza attığı uluslararası sözleşmenin hiçbirini uygulamıyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) altında imzası var. Bizim protesto hakkımız, örgütlenme haklarımız var. Devlet bu hakların hepsini ihlal ediyor. Hiç kimse ses çıkarmıyor. Zaten iktidardan farklı olmayan bir ana muhalefet var. Bizim birbirimizden sarılmaktan başka çaremiz yok. Sonuna kadar bu arkadaşlarımızın takipçisiyiz” dedi.

    CELALETTİN CAN: PALDIR KÜLTÜR EVDE ARAMA YAPTILAR, DÜŞMAN MUAMELESİ YAPIYORLAR

    78’liler Hareketi Kurucusu Celalettin Can da gözaltına alınan eşi Nimet Tanrıkulu’nun nasıl gözaltına alındığını anlattı. Can,“Sabah kapıyı çaldılar. Paldır küldür aramalar yaptılar. Nimet’i almaya geldiklerini söylediler. Elinizde bir belge var mı diye sorduğumuzda KCK üyeliği dediler. Bilgisayar, belge, doküman ne almamız gerekiyor, dediler. Nimet için KCK üyesi, DEM Parti üyesi gibi birçok üyelik yazıyordu. Karakolda saatlerce beklettiler. Avukat görüşü yasaktı. Saat 13.00’te alıp götürdüler. Cuma mahkemeye çıkaracaklar. Hayatlarını bozmayalım diye bir dertleri yok. Düşman muamelesi yapıyorlar” şeklinde konuştu.

    “GÖZALTILARI KINIYORUZ”

    SODAP üyesi Fatma İnce ise gözaltına alınan Sevtap Akdağ’ın DEM Parti’nin başlattığı Ekmek ve Adalet Kampanyasının kurucusu ve yürütücüsü olduğunu vurgulayarak, “Sevtap DEM Parti’nin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesiydi. Sevtap hem sınıfsal mücadele alanında hem Kürt Özgürlük Mücadelesinde çalışma yürütüyordu. Sevtap Akdağ nezdinde emek özgürlüğü mücadelesini yürütenler bugün gözaltında. Onun şahsında herkesin bırakılmasını istiyoruz ve gözaltıları kınıyoruz” diye konuştu.

    “KARANLIK TABLONUN HESABINI SORMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    TİHV İstanbul Temsilcisi Ümit Efe, de “Kamuoyunun ve herkesin bildiği sabahlara uyandık. Hak savunucuları, gözaltına alındı. Biz arkadaşlarımızı tanıyoruz ve biliyoruz. İnsan hakları konusunda yıllardır emek veren ulaşılabilen bir kişidir Nimet. Uzun yıllar boyunca bu bedelleri birçok kez ödemiştir. Bir kez daha öder. Bu hukuksuzluğu bu karanlık tabloyu ve bu gidişatın hesabını sormaya biz insan hakları savunucuları olarak devam edeceğiz” dedi.

    TÜZEL’DEN MÜCADELE VURGUSU

    Ardından söz alan EMEP Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel kara bir düzenin devam ettiğini vurguladı. Tüzel, mücadele vurgusunda bulunarak şunları ifade etti:

    “Bir psikolojik propaganda devam ediyor. Devlet şiddeti almış başını gidiyor. Toplum bu şekilde sindirilmek isteniyor. Bunun karşısında insan hakları emek demokrasi ve barış savunucuları olarak bunun son bulunmasını istiyoruz. Bunun karşısında direneceğiz, mücadele edeceğiz.”

    “İKTİDAR ÇÖZÜMDEN UZAK OLDUĞUNU GÖSTERDİ”

    Yazar Erdoğan Aydın ise şunları kaydetti:

    “Çözümden ve barıştan söz eden iktidar kullanabildiği biricik aracın baskı olması nedeniyle çözümden ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Nimet arkadaşımız çağrılsaydı gidecek biriydi. Ama ev baskınları üzerinden bu süreç yürütüldü. Barışın kimse tarafından konuşulmayacağı bir atmosfer yaratılmaya çalışılıyor. Türkiye kamuoyunun bu manipülasyona itiraz etmesi büyük bir önem taşımaktadır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Mahpuslara para gönderdiği için tutuklanan Hatice Onaran için İstanbul’da eylem-VİDEO

    Mahpuslara para gönderdiği için tutuklanan Hatice Onaran için İstanbul’da eylem-VİDEO

    PİRHA – İHD İstanbul Şube, mahpuslara para göndermesi sebebiyle tutuklanan İHD Hapishane Komisyonu Üyesi Hatice Onaran için eylem yaptı. Mahpuslara para göndermenin suç olamayacağını vurgulayan Av. Gülseren Yoleri, “Mahpuslar ekonomik olarak da yıpratılmaya, yalnızlaştırılmaya çalışılmaktadırdedi.

    Hatice Onaran, cezaevindeki tutuklulara para gönderdiği gerekçesiyle 10 Ekim 2024’te tutuklanarak Gebze Kapalı Kadın Hapishanesine gönderildi.

    Skolyoz ve kolon kanseri hastalıkları olan Hatice Onaran’ın yüzde 79 oranında engelli raporu da mevcut.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube, hasta mahpus Hatice Onaran’ın serbest bırakılması için eylem düzenledi. Dernek binası önünde yapılan eylemde “Hatice Onaran yalnız değildir” sloganı atılırken, İHD olarak maddi ve manevi desteğin süreceğine vurgu yapıldı.

    “YARGI BASKISINA SON!”

    Basın açıklamasını İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu. Cezaevlerinde kalanların ciddi oranda ekonomik desteğe ihtiyacı olduğunu söyleyen Avukat Gülseren Yoleri, “Çünkü devlet, bu konuda mahpusları desteklemiyor. Adalet Bakanlığını uyarıyoruz. 60 yaşında olup kolon kanseri olan Hatice Onaran derhal serbest bırakılsın” çağrısını yaptı.

    Gülseren Yoleri, “İnsan hakları savunucuları üzerindeki yargı baskısına son!” diyerek şu açıklamayı yaptı:

    “Hatice Onaran; hapishanedeki yakını ve derneğimize yardım başvurusunda bulunan birkaç mahpusa insani bir duyarlılıkla, 450 lira gibi cüzi miktarda bir parayı hapishane idaresi hesabına yatırdığı için ‘Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanuna Muhalefet’ suçlamasıyla 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmıştır. Bu karar insan haklarına, hukuka, akla ve vicdana aykırıdır!

    Mahpuslara para yatırmak ve mahpusların hesabına yatırılan paranın nasıl harcanacağı ‘Hükümlü ve Tutukluların Emanete Alınan Kişisel Paralarının Kullanımına Dair Yönetmelik’ ile düzenlenmiştir.

    Birincisi; Mahpuslara elden para verilmez, mahpus adına cezaevi idaresine yatırılır. Yönetmeliğin 5. Maddesine göre; ‘Banka ve posta aracılığıyla gelen veya ziyaretçiler tarafından hükümlü ve tutukluların nam ve hesabına yatırılan paralar, idarece görevlendirilecek bir personel tarafından alınarak kaydedilir. Müdürü bulunan kurumlarda, hükümlü ve tutuklular hiçbir şekilde yanlarında nakit para bulunduramaz.’

    İkincisi; Mahpus adına cezaevi idaresi hesabına yatırılan para da mahpuslara elden verilmez. Bakanlıkça belirlenen haftalık limit dahilinde elektronik para ödeme sistemi ya da cezaevi idaresi hesabından doğrudan kantin hesabına aktarılır.

    Yönetmeliğin 8. Maddesine göre; “Müdürü bulunan kurumlarda kalmakta olan hükümlü ve tutukluların yapacakları harcamalar, nakit hareketi olmaksızın tutulan kayıtlar üzerinden gerçekleştirilir. Hükümlü ve tutuklular, Bakanlıkça belirlenen haftalık limit dâhilinde, nakit hareketi olmaksızın, elektronik para ödeme sistemi bulunan kurumlarda bu sistem aracılığıyla, diğer kurumlarda doğrudan emanet para hesabından kantin hesabına aktarılan para üzerinden harcama yaparlar. Emanet para hesabında para bulunmaması ya da mevcut paradan daha fazla tutarda alışveriş yapılmak istenmesi veya bakanlıkça belirlenen haftalık limitin aşılması durumunda ihtiyaç istem formu işleme konulmayarak kendisine bilgi verilir.”

    “MAHPUSLAR, YALNIZLAŞTIRILMAYA ÇALIŞILMAKTADIR”

    Gülseren Yoleri, mahpuslar adına cezaevine yatırılan paranın kullanım tasarrufunun tamamen idarenin yetkisinde olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Kullanımı yönetmelikçe belirlenmiş olan mahpuslara yatırılan paranın ‘Terör Örgütünün Finansmanı’ olarak değerlendirilmesinin hukuka aykırılığı su götürmez bir gerçektir.

    Çalışma arkadaşımız Hatice ONARAN ile ilgili verilen mahkûmiyet kararının gerçek amacı; mahpusların hapishanede ekonomik ve sosyal haklarından mahrum bırakılmasıdır. Hapishanelerde artan hak ihlalleri ve tecridin ağır etkileri ile mücadele eden mahpuslar ekonomik olarak da yıpratılmaya, yalnızlaştırılmaya çalışılmaktadır. İçme suyu ve temizlik malzemelerini dahi parayla satın almak zorunda olan mahpuslara ekonomik desteği engellemek için akıl almaz yollara başvurulmaktadır.

    Terörün Finansmanı Yasası, uzun süredir hapishanelerdeki mahpuslara para yatıran ailelere, vasilere, avukatlara, yakınlarına ve insan hakları savunucularına yönelik yargısal baskı aracı olarak kullanılmaktadır.

    Yargı; Türkiye’nin taraf olduğu ‘BM Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme’ ve 7262 sayılı kanunu, devletin sırf uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından (Moody’s, Standard and Poor’s, Duff & Phelps, Fitch IBCA ve Thomson Bankvvatch gibi) aldığı kırık notları düzeltmek ve sıcak para sıkışıklığını aşmak için amacına aykırı bir şekilde kullanılmasına alet edilmektedir.

    Normalde çetelerin kara para işlemlerini ve DAİŞ gibi örgütlerin ekonomik kaynaklarını kısmak için getirilen düzenlemelerin; mahpuslara para yatıran ailelere, vasilere, avukatlara, yakınlarına ve insan hakları savunucularına yönelik yargı baskısı olarak kullanılması açık manipülasyondur.

    Sevgili üyemiz Hatice Onaran gibi binlerce kişiye haksız bir şekilde dava açarak, uluslararası kredi kuruluşlarına biz devlet olarak ‘terörün’ finasmanıyla mücadele ediyoruz bizim kredi notumuzu yükseltin mesajı vermeye çalışanlara, bu uygulamaya çanak tutan uluslararası kurumlara sesleniyoruz; İnsan hakları savunucuları olarak bu konuda manipülasyonu engellemek ve gerçekleri açığa çıkarmak üzere her türlü girişimde bulunacağımızın ve üzerimize düşeni yapacağımızın bilinmesini istiyoruz.

    Mahpusların temel ihtiyaçlarının devlet tarafından karşılanması gerektiğini ve mahpuslarla dayanışmanın suç olmadığını savunan bizler, bugün üyemiz Hatice Onaran ile dayanışmak amacıyla, para gönderiyoruz.”

    ADALET BAKANLIĞINA UYARI!

    Basın açıklamasında Adalet Bakanlığı’na uyarıda bulunan Gülseren Yoleri, “60 yaşında, yüzde 79 engelli raporu olan ve kolon kanseri tedavisi gören ağır hasta mahpus Hatice Onaran, kanunlara uygun biçimde para yatırma işlemi gerçekleştirdiği için hayati riski olan hastalıkları dikkate alınmadan hapishaneye konulmuş ve 34 gündür Gebze Kapalı Kadın Hapishanesi’nde tutulmaktadır. Hatice Onaran’ın, hastalıklarının tedavi ve takibi yanında özel beslenme ve hijyenik bir ortamda yaşama ihtiyacı bulunmaktadır. Bu koşullar hapishane koşullarında sağlanamayacağından kanser hastalığının nüks etmesi, yayılması ihtimali güçlenmektedir. Hatice Onaran hakkındaki hukuksuz karar derhal düzeltilmeli, hastalık durumu ve hapishane koşullarının sağlığına olumsuz etkileri de göz önüne alınarak derhal serbest bırakılmalıdır” diye ekledi.

    Okunan basın metni ardından Hatice Onaran’a PTT aracılığı ile para gönderildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri, Düzgün Tekin’in akıbetini sordu- VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Düzgün Tekin’in akıbetini sordu- VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri’nin 1019. hafta eyleminde 1995 yılında kaçırılıp kaybedilen Düzgün Tekin için adalet istendi. Yapılan açıklamada “Kasım Açık’ın itirafları kendi el yazısı ve imzası ile savcılığa verilse de, etkin bir soruşturma yürütülmedi” denildi.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için birkez daha Galatasaray Meydanı’nda biraraya geldi.

    Emniyet güçleri, 1019. hafta eyleminde de meydanı ablukaya alarak Cumartesi Anneleri’nin eylemini 10 kişi ile sınırlı tuttu.

    Gözaltında kayıplara ilişkin basın açıklamasını Gülseren Yoleri okudu. Basın açıklamasında ilk olarak yasaklamalara değinen Yoleri, yetkililere seslenerek şunları söyledi:

    “1019.haftamızda, kayıplarımızla buluşma mekanımız olan Galatasaray Meydanı’na erişimimizi engelleyen polis bariyerlerinin önündeyiz.
    Oysa dün, 950.haftamızda Galatasaray Meydanı’nda basın açıklaması yapmak istediğimiz için hakkımızda açılan davanın 3.duruşmasında, “Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması” nedeniyle beraat kararı verildi. Bir kez daha Galatasaray’daki barışçıl buluşmalarımızın suç teşkil etmediği yargı mercileri tarafından teyid edilmiş oldu. Ayrıca, İstanbul 14.İdare Mahkemesi, Beyoğlu Kaymakamlığı’nın Galatasaray’daki 948 ve 949. buluşmalarımızı yasaklayan kararını hukuka aykırı bularak oy birliğiyle iptal etti.

    Bu vesileyle Cumhurbaşkanı ve İçişleri Bakanı’na bir kez daha sesleniyoruz: Hukuka uyun, keyfi yasaklama ve sınırlamalarınıza son verin.”

    “OĞLUM DÜZGÜN NEREDESİN?”

    Cumartesi Anneleri’nin bu haftaki eyleminde Gözaltında kaybedilişinin 29. yılında birkez daha Düzgün Tekin’in akıbeti soruldu. Av. Gülseren Yoleri, şunları söyledi:

    “1019.haftamızda, 29 yıl önce gözaltında kaybedilen Düzgün Tekin’i unutmadık diyerek buluştuk. 21 yaşındaki Düzgün Tekin, tekstil işçisiydi. Sendikal mücadelenin içerisinde yer alan Düzgün, DİSK Tekstil–İş Sendikası 2 No’lu Şube delegesiydi. Ailesine bir haftadır polis tarafından takip edildiğini söyleyerek, kendisini takip eden araçlardan birinin plakasının 34 F 6676 olduğunu kağıda yazarak eve bıraktı. Evdekiler de içinde sivil giyimli şahısların bulunduğu bir otomobilin günlerdir evlerinin önünde beklediğini görmüştü.
    Düzgün Tekin, 21 Ekim 1995 tarihinde, İstanbul Güneşli Evren Mahallesindeki ağabeyinin evinden Bayrampaşa’daki işyerine gitmek üzere ayrıldıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamadı. O günden sonra evin önünde bekleyen otomobil de bir daha gelmedi.
    Düzgün Tekin’in Ailesi, avukatlarıyla birlikte tüm resmi kurumlara başvurdu. Halkın Hukuk Bürosu ve İnsan Hakları Derneği yasal girişimlerde bulundu, Af Örgütü de bir kampanya düzenledi. Ancak, Düzgün Tekin’i günlerce takip eden güvenlik birimleri onun nerede olduğunu bilmediğini söyledi.

    Elif ve Veli Tekin oğullarını aramak için Dersim’deki köylerinden ellerinde Düzgün’ün fotoğrafıyla Galatasaray’a geldiler. Elif Tekin buradan ilk kez ‘Oğlum Düzgün neredesin? Seni bulmak için Cumartesi Anneleri’ne katıldım. Cevapsızım, yönsüzüm!’ diye seslendi.

    “DÜZGÜN’ÜN AKIBETİNE DAİR HİÇBİR AÇIKLAMA YAPILMADI”

    Olaydan 18 ay kadar sonra, JİTEM’le bağlantılı itirafçı Kasım Açık, Düzgün Tekin’in JİTEM birimi tarafından sorgulanarak öldürüldüğünü ve bedeninin Edirne yakınlarındaki bir askeri alanda bulunan Çadırkent çöplüğüne gömüldüğünü açıkladı. Düzgün’ün eşkâl bilgilerini ve üzerindeki giysilerini tarif eden Kasım Açık, olay yeri ile ilgili de bir kroki çizdi.
    Bu gelişme üzerine, 27 Mayıs 1997 tarihinde, arama faaliyetinde bulunmak için Düzgün’ün ailesi, arkadaşları ve insan hakları savunucuları Çadırkent’e gitti. Ailenin ve avukatların tüm ısrarlı taleplerini dikkate almayan yetkililer göstermelik bir arama çalışması yaptı ve sonuç alınamadı.

    Kasım Açık’ın itirafları kendi el yazısı ve imzası ile savcılığa verilse de, etkin bir soruşturma yürütülmedi. Bugüne kadar yetkili makamlardan Düzgün Tekin’in akıbetine yönelik hiçbir açıklama yapılmadı ve dosya cezasızlık zincirinin bir halkasına dönüştürüldü.

    Kaç yıl geçerse geçsin; Düzgün Tekin için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Alevilerin yüzde 74’ü inançlarından dolayı ayrımcılığa uğradığını düşünüyor’ – VİDEO

    ‘Alevilerin yüzde 74’ü inançlarından dolayı ayrımcılığa uğradığını düşünüyor’ – VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği adına, KONDA Araştırma ve Danışmanlık tarafından 2915 kişi ile yapılan “İnsan Hakları Algısı” kamuoyu araştırmasının sonuçları, İHD İstanbul Şubesi’nde yapılan basın toplantısıyla açıklandı. Araştırma sonucunda toplum üzerinde güvensizlik ve korku iklimi yaratıldığına vurgu yapıldı. Araştırmada ayrıca Alevilerin yüzde 74’ü inançlarından dolayı ayrımcılığa uğradığını düşünüyor. Sadece Alevi değil siyasi tercihinden dolayı da ayrımcılığa uğradıklarını belirtiyorlar. 

    İnsan Hakları Derneği adına KONDA Araştırma ve Danışmanlık tarafından yapılmış olan “İnsan Hakları Algısı” kamuoyu araştırmasının sonuçları, İHD İstanbul Şubesi’nde yapılan basın toplantısı ile açıklandı.

    Açıklamaya, KONDA Araştırma ve Danışmanlık Şirketi’nden temsilciler, İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, İHD Genel Merkezi’nden Tuğba Kahraman ve İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri katıldı.

    ERDEM: ALEVİLER, SİYASİ TERCİHİNDEN DOLAYI DA AYRIMCILIĞA UĞRUYOR

    Toplantıda ilk olarak KONDA’dan Aydın Erdem söz aldı. Erdem, yapılan araştırmada izledikleri yöntemleri aktardı. Toplam 2915 kişi ile görüştüklerini belirten Erdem, “Bunlar, Türkiye nüfusunun genel düşüncesi olarak tarif edebileceğimiz şeyler. Biz bu araştırma vesilesiyle çok fazla kişiye ulaştık. Bunlar tek başına bir anlam ifade etmez. Burada en dramatik olan örgütlenme hakkının çok az tercih edilmesidir” dedi.

    Erdem, insan hakları ihlali verilerini de değerlendirerek “Alevilerin yüzde 74’ü din ve mezheplerinden dolayı ayrımcılığa uğradığını düşünüyor. Sadece Alevi değil siyasi tercihinden dolayı da ayrımcılığa uğradıkları belirtiliyor” dedi.

    EN ÇOK HAK İHLALİNİ YAPAN GRUP SİYASETÇİLER

    Erdem, insan haklarını ihlal eden gruplara dair konuşarak en çok hak ihlalini siyasetçilerin yaptığını belirtti. Erdem, “Keşke bundan 15 yıl öncesine baksaydık da polisleri de bu listede görebilseydik” ifadelerini kullandı. Erdem, son olarak “Bu insanların algısını ölçen bir araştırma, toplumun perspektifini belirlemez” dedi.

    “TOPLUM, EN ÇOK SİYASETÇİLERİN İNSAN HAKLARINI İHLAL ETTİĞİNİ DÜŞÜNÜYOR”

    Araştırmanın sonucunu ise İHD Genel Merkez’den Tuğba Kahraman okudu. Kahraman’ın okuduğu metinde şu ifadeler yer aldı:

    “Toplum, en çok siyasetçilerin insan haklarını ihlal ettiğini düşünmektedir. Toplumun yarısından fazlası siyasetçilerin insan haklarını ihlal ettiğini düşünmektedir. Ancak burada dikkat çekici olan ‘Sizce en fazla kimler/hangi gruplar insan haklarını ihlal ediyor?’ sorusuna herhangi bir yanıt vermeyenlerin oranının yıllar içinde artmış olmasıdır. İfade ve düşünce özgürlüğü kapsamında bugün gelinen noktada, toplum üzerindeki otoriter siyasi baskı mekanizmasının yaratmış olduğu çekinceyi ortaya koymaktadır.

    “YARGIYA GÜVEN OLDUKÇA DÜŞÜK”

    Toplumun büyük bir kesimi devletin güç kullanmasını kabul edilebilir bulmaktadır. Devletin güç ve şiddet kullanımını onaylama eğiliminin arttığı görülmektedir. Yargı ve kolluk kuvvetleri aracılığıyla uygulanan şiddet pratiğinin toplum tarafından içselleştirildiği ve normalleştirildiğinin göstergesidir. Toplum genelinde hukuk kurumu ve yargıya güven oldukça düşük çıkmıştır. Toplumun yüzde 65’i hukukun ve yargının işleyişinden memnun değilken, yüzde 67’si de mahkemeye düşerse adil karar çıkmayacağından korktuğunu belirtmiştir. Üstelik bu oran yıllar içinde de yükselmiş görünmektedir.

    “TOPLUM ÜZERİNDE GÜVENSİZLİK VE KORKU İKLİMİ YARATILMIŞTIR”

    Bu kamuoyu araştırması verileri ışığında görüyoruz ki üzerinden geçen üç yıl boyunca hükümet ortaya koyduğu insan hakları eylem planını hayata geçirememiş, adalete erişim, adil yargılanma, eşitlik, özgürlük, şeffaflık, temel hak ve özgürlükler alanında kazanımlardan ziyade toplum üzerinde güvensizlik ve korku iklimi yaratılmıştır.”

    KESKİN: EN DİKKAT ÇEKEN KONU ŞİDDETİN İÇSELLEŞTİRİLMESİ

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin de açıklama sonrası söz alarak araştırmaya dair şunları söyledi:

    “Bence burada ortaya çıkan şey, Türkiye Cumhuriyeti’nin devletinin altına imza attığı bütün uluslararası sözleşmelerin ihlal ettiğini gösteriyor. Devlet bu sözleşmeleri uygulamıyor ve Avrupa Birliği tarafından denetlenmiyor. Bana en dikkat çeken konu bu raporda, şiddetin bu kadar içselleştirilmiş olması oldu. Biz bunu iki gün önce net olarak yaşadık. Maalesef genç polis kadın öldürüldü. Uluslararası Sözleşmelere imza atan bir devlet o suçluya bu işkenceyi yapamaz. Ayrıntılı işkencenin gösterilmesi topluma ve bunu desteklemesi. Hatta bu yanlıştır diyenlerin de tehdit edilmesi. Bu içselleştirilen şiddet kocadan eşine yöneliyor. Çocuğuna yöneliyor. Şiddetin bu kadar içselleştirilmiş olmasını gözler önüne seriyor herkes buna çok dikkat etmeli.”

    YOLERİ: OLDUKÇA İSABETLİ TESPİTLER

    İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri ise “Siyasetin Türkiye’de her şeyin üstünde bir etki yarattığını gösteren bir araştırma. Bir diğeri de insan hakları korunması noktasında ‘devletten beklenti’. Devlet korumalı diye söylemiyor. Bu oldukça önemli. Biz her açıklamamızda devlete sorumluluklarını hatırlatıyoruz. Bu nedenle oldukça isabetli tespitler olduğunu da söylemek mümkün” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İnsan Hakları Derneği: Hükümeti, darbelere karşı olduğunu ispata çağırıyoruz-VİDEO

    İnsan Hakları Derneği: Hükümeti, darbelere karşı olduğunu ispata çağırıyoruz-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, 12 Eylül Askeri Darbesi’nin 44. yıl dönümünde İstanbul TRT Radyosu önünde açıklama yaptı. İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Otoriterleşme yolundaki ısrarına rağmen, darbe karşıtı olduğunu söylemekten vazgeçmeyen hükümeti 12 Eylül’e ve darbelere karşı olduğunu ispata çağırıyoruz” dedi. 

    Türk Silahlı Kuvvetleri, 12 Eylül 1980 tarihinde TRT, PTT ve diğer iletişim dairelerine el koyarak askeri darbe gerçekleştirdi. İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Başbakan Süleyman Demirel’in konutu ve daha birçok kamu kuruluşuna el konulduğuna dair bilgi TRT radyolarından tüm ülkeye duyuruldu. Darbe sonucu Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Süleyman Demirel’in başbakan olduğu hükümetin faaliyetine son verildi, parlamento üyelerinin dokunulmazlığı kaldırıldı, ülkede sıkıyönetim ilan edildi ve yurt dışına çıkışlar yasaklandı.

    Darbeci Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren ise devlet başkanı oldu. Darbe sonrası resmî rakamlara göre 650.000 kişi gözaltına alındı, 230.000 kişi askerî mahkemelerce yargılandı, cezaevlerinde ise işkence sonucu 171 kişi olmak üzere yaklaşık 300 kişi öldü, 48 kişi idam edildi, 1.683.000 kişi ise fişlendi.

    12 Eylül 1980 Askeri Darbesi 44. yılında İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Elmadağ TRT Radyosu binası önünde basın açıklaması yaptı.

    “12 EYLÜL ZİHNİYETİ HALEN İŞBAŞINDA”

    “12 Eylül 44 yıldır sürüyor, karanlığa teslim olmayacağız” pankartının açıldığı eylemde basın açıklamasını İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri yaptı.

    12 Eylül darbesiyle insanlığa karşı suçlar işlendiğini söyleyen Yoleri, şu açıklamayı yaptı:

    “12 Eylül’ün bilançosu ağırdı; alelacele ve adil yargılanma ilkelerine riayet edilmeden yapılan yargılamalarla 517 kişiye idam cezası verilmiş ve 50‘si infaz edilmişti; 300 kişi “kuşkulu” bir şekilde ölmüş 171 kişinin ‘işkenceden’ öldüğü belgelerle kanıtlanmış, 11 kişi gözaltında kaybedilmişti. 937 film ‘sakıncalı’ bulunduğu için yasaklanmış, 23 bin 667 derneğin faaliyeti durdurulmuş, sırf İstanbul’da 300 gün gazetelerin çıkması engellenmişti. 31 gazeteci tutuklanmış, 300 gazeteci saldırıya uğramış ve 3 gazeteci öldürülmüştü ve tam 49 ton gazete, dergi ve kitap, sakıncalı olduğu iddiasıyla imha edilmiş, basın özgürlüğünü kısıtlayan 151 yasa çıkartılmıştı.

    Üzerinden tam 44 yıl geçti ancak; halen 82 tarihli darbe anayasası yürürlükte, darbe anayasası ile hayatımıza sokulan kurumlar iş başında. Ve özellikle 2016-2018 OHAL sürecinde yaşanan ağır bilanço, devamında çıkarılan yasalar ve hakim politikalarla insan hakları normları ve demokrasi ilkelerinin yanında yürürlükteki hukukun dahi yok sayılması sonucunda yaşanan; yaşam hakkı ve işkence görmeme hakkından ifade özgürlüğüne , örgütlenme özgürlüğünden toplanma özgürlüğüne, eğitim hakkından sağlık hakkına, çevre hakkından insan onuruna yaraşır bir yaşam hakkına temel haklarımızın aymazca ihlal ediliyor olması gösteriyor ki; 12 Eylül, kurumları yanında zihniyeti ile de halen iş başında.

    Bilindiği üzere iktidar bununla da kalmadı, “15 Temmuz darbe girişimi” sonrasında ilan ettiği ve iki yıl süren OHAL, 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan Anayasa değişikliği, 31 Temmuz 2018 tarihinde yürürlüğe giren ve OHAL yetkilerinin devamını sağlayan 7145 sayılı torba kanun, 25 Ağustos 2018 den başlayarak Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray buluşmalarına getirilen yasaklar ve devamında 2020 yılında çıkarılan yeni Bekçiler Kanunu, Çoklu Baro Yasası, Sosyal Medya Sansür Yasası, Ceza İnfazında eşitsizliği derinleştiren ve işkenceye zemin hazırlayan, Sivil Toplum Örgütlerine kısıtlamalar getiren yasal düzenlemeler, 20 Mart 2021 tarihinde İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması ve hak ve özgürlüklere getirilen yasak uygulamaları ile 12 Eylül’ü daha da pekiştirdi ve hükümetin OHAL yetkilerini 3 yıl süreyle yeniden uzatan yasanın 18 Temmuz 2021 tarihinde kabulü ile rejim, OHAL koşullarının ötesine geçtiğini ve rejimin otoriter tarzda yeniden yapılandırılması amacıyla hareket ettiğini de göstermiş oldu.

    “İKTİDARI DENETLEYECEK OTORİTELER D2 KALDIRILDI”

    Özetle geçen yıl olduğu gibi son bir yılda yine; Anayasa ve yasalar dahil, hukuk normlarının bağlayıcılığı yok sayılmış, Anayasa ve uluslar arası insan hakları sözleşmelerine aykırı, hak ve özgürlükleri yok sayan yeni düzenlemeler yapılmış, hak ve özgürlüklerin ihlaline karşı siyasi iktidarı durduracak, denetleyecek mekanizmalar tamamen ortadan kaldırılmış, halk hukuk güvenliğinden yoksun bırakılarak hak ihlalleri, keyfiyet/ hukuk dışılık adalet ve emek mücadelesi alanına, ekoloji mücadelesine, LGBTİ’lere ve kadınlara genişletilerek devam ettirilmiştir. Ve geçen yıl olduğu gibi bu yıl da bu yapılanlarla kalıcı bir otoriter rejim yapılandırılmaya devam edilmiştir.”

    Basın açıklamasında darbeleri önlemek için yapılması gerekenler de şu şekilde sıralandı:

    -Darbe kurumlarını kapatmak,
    -Hak ihlallerine neden olan yasaları tüm sonuçları ile ortadan kaldırmak,
    -Darbecileri ve darbe sürecinde işlenen suçları cezalandırmak,
    -Darbe nedeniyle doğan zararların giderimini de kapsayacak şekilde onarıcı adaleti sağlamak,
    -Hak ve özgürlükleri evrensel ölçülerde genişletmek ve baskıdan kalıcı olarak kurtarmak,
    -Demokratik ve özgürlükleri esas alan yeni bir anayasa yapılması,
    -Demokratikleşme yanında çatışma çözümü ve pozitif barışı sağlamak ve kurumsallaştırmak.

    Basın açıklamasında son olarak hükümete seslenilerek, “Otoriterleşme yolundaki ısrarına rağmen, darbe karşıtı olduğunu söylemekten vazgeçmeyen hükümeti; 12 Eylül’e ve darbelere karşı olduğunu ispata çağırıyoruz” denildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Savaş, Yoksulluk ve Demokratik Çözüm panelinde ‘yeniden müzakere’ vurgusu- VİDEO

    Savaş, Yoksulluk ve Demokratik Çözüm panelinde ‘yeniden müzakere’ vurgusu- VİDEO

    PİRHA – Savaş, Yoksulluk ve Demokratik Çözüm panelinde yeniden müzakere formülleri üzerinde duruldu. Panelistlerden PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “Dili, inancı, kültürü farklı milyonlarca insan, birleşmeliyiz. Dostları müttefik görürsek bu sorunun üstesinden geliriz. Herkes, bizi cumhuriyetin temeli görüyor ancak kimse bizi Alevi görmüyor” diye konuştu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul İl Örgütü, Savaş, Yoksulluk ve Demokratik Çözüm paneli düzenledi. Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde yapılan panele ilgi bir hayli yüksek oldu. Panelin yapıldığı salona “Savaş, yoksulluk ve tecritde karşı demokratik çözümde buluşalım”, “Savaşlara karşı onurlu bir barışı savunuyoruz” pankartları asıldı.

    Panelin moderatörlüğünü İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri yaptı. Küresel anlamda süregiden savaşlara vurgu yapan Yoleri, çatışmalar sebebiyle göç, yoksulluk ve ekolojik yıkımın yaşandığını söyledi. Gazze’deki savaşa da değinen Yoleri, “Savaşın kadın ve çocuklar üzerindeki yıkımı, acıyı hepimiz biliyoruz. Yaşadığımız coğrafya da savaş politikalarından hiç uzak kalmadı. Kürt meselesinin inkar ve imha politikalarıyla karşılaşması nedeniyle de bir çatışma, şiddet ortamına sürükleniyor. Bu nedenle bizler, burada silahların susması ve çözüm sürecinin mümkün olduğunu tartışmak istiyoruz. Tüm bunlarla birlikte İmralı tecridinin de ayrı tutulamayacağını biliyoruz. Barış düşünü haydi hep birlikte gerçekleştirelim” dedi.

    “BARIŞI KONUŞMAK EN BÜYÜK SUÇ”

    Panelin ilk konuşmacısı Yazar Ayşegül Devecioğlu oldu. Barış sözcüğünün komünizmden de öte kriminalize edildiğini belirten Devecioğlu şunları ifade etti:

    “Kuzey Suriye’de yürütülen savaşta sadece Türkiye’nin rolü olmadığını biliyoruz. Bu ülke, barış için onbinlerce can verdi. Bu durum bize büyük sorumluluk yüklüyor. Bütün dünya ateş topu iken barış konuşmak en büyük suç oldu. Bu sözcük kriminalleştirildi. Savaş çok önemli bir sermaye haline geldi. Bunu iktidardan da görebiliyoruz. Eğitim, sağlık bütçesi ayrılmazken vergilerimiz savaşa harcanıyor. Çocuklar okulda açlıktan bayılırken ‘bir mermi kaç para biliyor musunuz?’ diyorlar. Somali’ye dahi asker gönderiyoruz! Dünyadaki paylaşım savaşlarında halkın yararı yok. Halk, aç kalıyor, kadınlar öldürülüyor. Ama bizim ülkemizde 40 yılı aşmış bir savaş var. Ne zaman halk ve özgürlükler mevzu olsa ‘terörist’ oluyorsunuz. Türkiye’de neden barış olamıyor? İspanya’da örneğin birçok ana dil konuşulabiliyor ama evrensel haklar nedeniyle bizler öldürülüyoruz. Kürt olmak son 10 yılda iyi bir şey değil! Kürtçe konuştuğunuzda öldürülüyorsunuz. Örneğin geçtiğimiz günlerde inşaat işçilerinin başına gelenleri gördük.
    ‘Özerklik’ dediğinizde suç haline getirildi. Demek ki bizim bir yol bulmamız gerek. Savaşı durdurmaya gücümüz yeter. Tecrit meselesine ise politik olarak bakıyorum. İmralı’nın, barış sürecinin zorunlu bir parçası olmasının yolunu bulmalıyız. Bu kadar can vermişiz, barış fikrini toplumsallaştırmanın yolunu bulmalıyız. İktidar ayakta kalmak adına bu savaşı sürdürüyor. Belki de Türkiye ilk defa Kürtlerin bu kadar düşmanlaştırıldığı bir dönemden geçiyor. İmralı’ya uygulanan tecrit de bir garabet. İnsanlar 30 yıl cezaevi yatıyor ama aylarca uzatılan keyfi durumlar oluyor.”

    “UCUZ İŞ İÇİN MÜLTECİLERE İHTİYAÇ VAR!”

    Gazeteci Ercüment Akdeniz ise mülteci kavramı üzerinde durarak, “Ulus devletiniz yoksa siz de yoksunuz” vurgusunu yaptı. Günümüzde mülteci kamplarının dahi bombalandığını söyleyen Akdeniz, şu sunumu yaptı:

    “Dünyada savaştan kaçan insanlar dahi mülteci olarak görülmüyor. 600 bin civarında Suriyeli, başka bir ülkede sığınma hakkına ulaşamadan Kuzey Suriye’ye gönderildi. Çocuk ve kadın ticaretinin önü açıldı ve 21. yüzyılda barbarca bir durum yaratıldı.
    Modern çağ, bir vatanın varsa seni vatandaş görebiliyor. Ulus devlet algısında o nedenle yok görünüyorsun. Mültecilere politik hak tanınmıyor. Ulus devletin varsa ancak, belli haklara sahip olabiliyorsun.
    Kürtler de çok büyük göç nüfusuna sahip. Bu ülkede Kürtlere, Rumlara, Alevilere karşı ırkçılık yapıldı. Şimdi yeni türde bir ırkçılık yapılıyor. Herkes birleşiyor şimdi mültecilere yönelik ırkçılık yapılıyor. Kayseri’de Suriyelilerin evi yakıldıktan kısa süre sonra o mülteciler Kuzey Suriye’ye gönderildi ve yine saldırılar Kürtlere döndü.
    Mültecilerin sürekli üretimi bu kapitalist sistem için gerekli. Çünkü ucuz işe ihtiyaç var. Bugün Kürtler ve Suriyeliler merdiven altlarında sömürülüyor. Dolayısıyla ulusal, şöven sendika anlayışının da bozulması gerekiyor. Bu sorun, düzen değişmeden değişmez. Barışı, demokrasiyi sağlamadan göçü durdurmak mümkün değil. Mültecileri, omuz hizanızdan aşağı görmeyin. O nedenle ‘dünyanın bütün ezilenleri, mültecileri birleşin’ diyorum.”

    “ALEVİLER, GÖÇ MESELESİNİN FARKINDA DEĞİLLER”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe ise konuşmasında eşit yurttaşlık talebi üzerinde durdu. Erçe, şu konuşmayı yaptı:

    “Her gün televizyonlarda savaş cihazlarıyla övünenler, kızımız Narin’i 2 hafta bulamadılar. Dağa komando indirmekle övünenler deprem bölgesine günler sonrasında gidebildiler! Bu ülkedeki en büyük problemin farkındalık problemi olduğunu söyleyebilirim. Örneğin 2000’li yılların başında Eğitim Sen şube başkanıydım, kapı dışarı edilen işçilerle direniyorduk. Durup dururken bir bayrak krizi çıkartıldı. Hemen ardından Tarsus’un MHP’li başkanı ‘her eve bayrak’ kampanyası başlatıp yürüyüş düzenlemişti.

    Bu ülkede anaların gözyaşının rengi aynı dedik ama anaları birleştiremedik. Anneleri yan yana getirebilirsek meselelerin ana nedenlerini anlayabileceğiz. Savaş deyince hepimizin aklında Kürtler merkeze oturtuluyor. Ama Cumhuriyet öncesinde bu savaş Koçgiri’de başladı. Ardından Dersim’de yıllar süren bir savaş sürdü. Oralarla önümüze bir perde çekiliyor ve ‘ezan susmamalı, bayrak inmemeli’ deniyor. Bir avuç sermayenin dışında hiç kimsenin eşit olmadığını bilmek gerekiyor. Çocukların okula aç gittiği bir ortamda artık eşit yurttaşlıktan bahsetmek mümkün değil. Günümüzde eşit yurttaşlığın insanları böleceğini düşünen sendikalar dahi mevcut. İşte bu nedenle farkındalığa vurgu yapmak istiyorum. Yani ‘bayrak inmesin, ezan dinmesin’…

    Aleviler bile göç meselesinin farkında değiller. Alevi köylerinin neredeyse boşaltılmış durumda. Büyük çoğunluk, atalarının mezarını dahi ziyaret edemiyor. Büyük bir kısım ise Avrupa’da yasaklı. Kürtler bu zulmün birinci sırasındalar. Kürtleri, barışın da savaşın da tek tarafı olmaktan kurtarmalıyız. Bugün gerici maarif modeline karşı olan Alevilere, Artvin’de doğasına sahip çıkana, Soma’da madende yakınlarını kaybedenlere ‘böyle yaşamanızın sebebi savaş politikalarıdır’ diye anlatmak gerekir. Biz dili, inancı, kültürü farklı, milyonlarca insan birleşmeliyiz. Bu ülkenin bütün ezilenlerini bir araya getirmek zorundayız. Dostları müttefik görürsek bu sorunun üstesinden geliriz. Herkes, bizi cumhuriyetin temeli görüyor ancak kimse bizi Alevi görmüyor.”

    Konuşmalar ardından panele kısa bir ara verildi.

    “KÜRTLER, KENDİ KADERLERİNİ TAYİN ETME YOLUNDA BİR MÜCADELEYE GİRDİ”

    Panelin ikinci bölümünde konuşan Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Raziye Öztürk ise PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecride işaret ederek şunları söyledi:

    “Soykırım kıskacında olan Kürtler, kendi kaderlerini tayin etme yolunda bir mücadeleye girdi. Kürt sorununun demokratik çözümünde baş müzakereci sayın Abdullah Öcalan’dır. Dünyanın dört bir yerinde Sayın Öcalan’ın fikri tartışılıyor. 10 milyonu aşkın insan, imza kampanyası altında Öcalan’ın özgürlüğünü talep etti. Avukatları olarak Mısır’a gittiğimizde bir avukat kadın ‘Kürtlere kızıyorum. Öcalan’ın fikirleri sadece Kürtlerin değil, hepimizin’ diyerek sahiplenmişti.
    7 Ağustos 2019 tarihinde Sayın Öcalan ile yapılan son görüşmede ‘olanak verilirse bu savaşa 1 haftada çözüm getirebilirim’ demişti. Öcalan’ın çabası demokrasi ve özgürlük yönündedir. Demokratik çözüm ifadesini daima dile getirmiştir. Ancak her defasında Sayın Öcalan’ın ateşkes kararı komplolara uğratıldı. 1998’de Suriye’den çıkmadan önce önünde iki yol vardı. Biri dağ yoluydu diğeri de Avrupa’ydı. İltica talebi ülkeler tarafından kabul edilmedi. Uluslararası hukuk o dönem askıya alınmıştı. İlk 10 yıl İmralı’da yalnız tutuldu. Ailesiyle Kürtçe konuştuğu için 240 gün hücre cezası aldı.
    Şu anda Sayın Öcalan ile birlikte 3 kişi daha İmralı’da tutuluyor. 25 Mart 2021’den bu yana, yani son telefon görüşmesinden sonra hiçbir şekilde haber alınamadı. O telefon görüşmesinde Öcalan ‘Avukatlarla görüşmeliyim’ sözünden sonra telefon kesilmişti. Şimdi İmralı’daki politikaların sessizle karşı görmesi bu durumu yaygınlaştırdı. AİHM tarafından adil yargılama yapılmadığı da belirtilmişti.
    Kürt sorununun muhatabı cezaevinde tutuluyor ve muhatap alınmıyor. Bu mesele aynı zamanda vicdani ve ahlaki bir karardır. Bugün bir panel yapılacağı zaman tecrit kavramı kullanılmak istenmiyor. Bir yerde hukuksuzluk varsa bunu ifade etmek gerekir. Bu mesele bütün olarak tüm toplumu etkiliyor. Sayın Öcalan’ın muhatap olduğu, sorunu çözmek adına irade olduğunu görmeli”

    “YENİ BİR YOL BELİRLENMELİ”

    Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz ise muhalefetin barış adına yeni bir yöntem belirlemesi gerektiğini söyledi. Tahmaz, Kürtler haricindeki muhalefetin de barış temelinde gündem yaratması gerektiğini vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Biz barış dediğimizde siyasetin tarafları ile sınırlayıp ‘Ankara, İmralı ne yapıyor?’ diyoruz. Bütün ufkumuzu geçtiğimiz müzakere sürecinde buralara sınırladık. Eşit yurttaş arzusunu taşıyan insanlar olarak önce ne yapmak istediğimizde netleşmeliyiz. Örneğin Filipinler’de silahlı çatışmanın özünü etnik unsurlar oluşturuyor. Ama Suriye’de hem Kürt sorunundan kaynaklanan sorun, hem de dinsel, IŞİD gibi sorunlar var.
    Başka ülkelerdeki deneyimleri izlediğimizde çözüm araçları da başka olabiliyor. Savaşın Türkiye’yi nasıl yoksullaştırdığını görüyoruz. Bugün iktidar elindeki silah nedeniyle İmralı ile iletişimi kesebiliyor. Toplumsallaşmış savaşın çözümünde tarafların dışında sivil toplum örgütleri, kanaat önderleri vardır.
    1 Eylül Dünya Barış Günü’ne bakın, herhangi bir muhalefetten açıklama var mı? Ama bu konu Kürtlerin ana gündemi. Kürtler, ‘silah sussun, barış olsun’ diyor. Ana gündem bu olmazsa ilerlememiz de mümkün değil.
    Öcalan’ın girişimiyle ilk defa 2013-2015 yılında devlet, bir şeyi denemeye karar verdi. Dolmabahçe Mutabakatı, AK Partiden kurtulmak için büyük fırsattı ve bu kaçtı. Öcalan notlarında, ‘eğer çözüm süreci biterse beni öldü bilin’ diye 3 kez belirtmişti. Eğer, Kürtlerle barış talebinde kendi dilimizi yaratamazsak ülke farklı yere gider. Abdullah Öcalan, çözüm sürecinde belirleyici aktördür.
    Sivil toplum da artık yeni bir yol belirlemeli. Bugün DEM Parti’nin meşru görülmemesi hali, halayın da yasaklanmasını getirdi.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ayten Öztürk’ün işkenceyle katledilmesi insanlığa karşı işlenmiş suçtur-VİDEO

    Ayten Öztürk’ün işkenceyle katledilmesi insanlığa karşı işlenmiş suçtur-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri eylemlerinin 1009. Haftasında 32 yıl önce Dersim’de gözaltında kaybedilen Ayten Öztürk’ün akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda biraraya geldi. Yapılan açıklamada, “Ayten Öztürk’ün işkence ile öldürülmesi ve bedeninin kaybedilmesi uluslararası hukuka göre insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve zaman aşımına tabî değildir” denildi.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.

    Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1009. Haftasında 32 yıl önce Dersim’de gözaltında kaybedilen Ayten Öztürk’ün akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu.

    “AYTEN ÖZTÜRK’ÜN KİMLİK TEŞHİSİ GİYSİLERİNDEN YAPILABİLDİ”

    32 yıl önce bugün gözaltına kaybedilen, Ayten Öztürk dosyasını ailesinin tüm girişimlerinin cezasızlıkla sonuçlandığını ifade eden Yoleri, açıklamanın devamında şunlara yer verdi:

    “Öztürk ailesi Dersim’de yaşıyordu. Tunceli İl Özel İdaresi’nde şef olarak çalışan Baba Hıdır Öztürk, Mayıs 1992’de Tunceli İl Jandarma Alay Komutanı Mustafa Sabri Yazgankıran tarafından üç kızı ile birlikte alay komutanlığına çağrıldı. Albay, “aklınızı başınıza alın” şeklindeki tehditlerin ardından onları “Polis Ahmet” diye bir kişi ile tanıştırdı. Albayın tanıştırdığı kişi aslında MİT ve JİTEM adına çalışan “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’dı. Yıldırım, üç kardeşi sorguladı, telefon ve adres bilgilerini aldı. Bu olaydan kısa bir süre sonra hemşire ve mühendis olan kardeşler Dersim’den sürüldü. Hıdır Öztürk’ün Dersim’de kalan kızı Ayten Öztürk, Mazgirt ilçesine bağlı Akpınar’daki Tunceli İl Özel İdaresi’ne ait bir fabrikada çalışıyordu. 27 Temmuz 1992 akşamı mesai çıkışı sonrası içinde dört kişi bulunan beyaz bir arabayla kaçırıldı. Kaçırılan Ayten Öztürk, 8 Ağustos 1992’de Elazığ Karşıyaka Kartaltepe mevkiinde, bir eli dışarıda kalmış şekilde gömülü olarak bulundu. İşkenceden tanınmayacak hale gelmiş Ayten Öztürk’ün kimlik teşhisi giysilerinden yapılabildi.

    “SORUŞTURMA HIZLA KAPATILDI”

    Ancak işkence bulguları otopsi raporunda yer almadı, doktorlar detaylı otopsi yapmadı. Açılan soruşturma hızla kapatıldı. Bizzat JİTEM komutanı Cem Ersever ve JİTEM elemanı Abdülkadir Aygan, Ayten Öztürk’ün Yeşil ve ekibi tarafından OHAL Valiliği’nce, Yeşil’e tahsis edilen beyaz Land-Rover araç ile kaçırıldığını, daha sonra Diyarbakır JİTEM’e götürüldüğünü ve burada üç gün boyunca işkence gördükten sonra infaz edildiğini açıkladı ve bu açıklamalar basında da yer aldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu 13 Aralık 2011’de baba Hıdır Öztürk’ü dinledi. Komisyon Başkanı Ayhan Sefer Üstün, Elazığ ve Tunceli Cumhuriyet savcılıklarına suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusu üzerine dosya yeniden açıldı.

    “DAVA CEZASIZLIKLA SONUÇLANDI”

    Tüm yasal yollardan sonuç alamayan aile, 2013’te Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi 21 Nisan 2016’da, Anayasa’nın 17. Maddesi’nde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında, etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar verdi. Kararın bir örneğini ihlal sonuçlarının ortadan kaldırılması için Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Hazırlanan iddianame kabul edilerek dava açıldı ve Musa Anter’in öldürülmesiyle ilgili süren davayla birleştirildi. Ancak Ayten Öztürk’ü kaçıranlar, işkence ile katledenler, bedenini kaybedenler ve insanlığa karşı bu suçu örtbas edenler biliniyor olmasına rağmen, dosyada tanıklar, deliller, itiraflar olmasına rağmen dava, 21 Eylül 2022’de zamanaşımından düşürülerek cezasızlıkla sonuçlandı. Hiç şüphe yok ki, Ayten Öztürk’ün işkence ile öldürülmesi ve bedeninin kaybedilmesi uluslararası hukuka göre insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve zamanaşımına tabî değildir.

    “ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ!”

    1009. haftamızda siyasi ve adli makamları bir kez daha Ayten Öztürk dosyasında uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeye ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için etkili bir giderim yolu sunmaya çağırıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin; Ayten Öztürk için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “BENİM KANDIRILAN ANAM”

    Açıklama sonrasında gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın doğum günü vesilesiyle annesi Hanife Yıldız’ın yazdığı mektubu Taylan Bekin okudu. Bekin’in okuduğu mektup şöyle:

    Kayıp edilmemle kolu kanadı kırılan anam doğum günümde yollarımı bekliyormuş. Sen neredesin? Nerelerdesin oğul? Gel gel de nasıl bir hediye istiyorsan oğul söyle de onu alayım diye yazmış. Anam ben kayıp edildiğimde 19 yaşındaydım ben ancak onu biliyorum sonrasını sen biliyorsun. Ana sen beni kaç yaşında verdiysen öyle kaldım. Sene hala neden saçımın, sakalımın nasıl beyazladığını merak ediyor, soruyorsun. Yok ana yok beyazım. O ayrıldığımız günkü gibi öylece kaldım. Anam senin nasıl ki kolun kanadın kayıp edilmemle kırıldıysa benim de öylece kırıldı. Ana kanatsız uçamıyorum, yol da bulup gelemiyorum. Hiç olmazsa oğul bir mektup yazda yolla demişsin hangi elle, nasıl mektup? İşte yazdım, okusunlar. Hep göz bebeğim dediğin komiser Ramazan Kaya’ya sor. Sen beni nasıl kandırdın, Muradım nerede sor yoksa unuttun mu anam? Murat’ın kayıp edildi. Gecemde gündüzümde karanlık, yollarda kapalı ana gelemem gelemem. 19 yaşındaki Murat nerede diye arayan insanlara selamlar saygılar. Unutmayın bizleri, zalimlere de unutturmayın.

    Kayıp edilen
    Murat Yıldız”

    HANİFE YILDIZ: OĞLUM, BEN 29 YILDIR BU ALANLARDA ADALET TALEP EDİYORUM

    Mektubun okunmasının ardında Hanife Yıldız, söz alarak “Benim oğlum 19 yaşındaydı. Ramazan Kaya benim gözbebeğimi benden nasıl kopardı? Ne vicdanı ne adaleti vardı. Oğlum, ben 29 yıldır bu alanlarda sokaklardayım adalet talep ediyorum. Siz hep koltuklarınız için kendiniz için oturuyorsunuz. Biz burada otururken hiç kimseyi ayırt etmedik bizimle beraber olanlar hep cezaevindeler. Oğlum ve şahsım adına tüm cezaevindekilere selam gönderiyorum. Siz insanları bıraktınız şimdi de köpekleri katlediyorsunuz” diye konuştu.

    Cumartesi Anneleri’nin eylemleri Galatasaray Meydanı’na bırakılan karanfillerle son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD İstanbul Şubesi: 3 ayda 7 tutuklu cezaevlerinde yaşamını yitirdi-VİDEO

    İHD İstanbul Şubesi: 3 ayda 7 tutuklu cezaevlerinde yaşamını yitirdi-VİDEO

    PİRHA – İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun hazırladığı ‘Nisan-Mayıs-Haziran Marmara Bölgesi Hapishaneleri Hak İhlalleri’ raporunda tutukluların 2 bin 916 hak ihlaline maruz kaldığı açıklandı. Raporda, söz konusu 3 ay içerisinde 7 tutuklunun cezaevlerinde yaşamını yitirdiğinin altı çizildi.

    İnsan Hakları Derneği(İHD) İstanbul Şubesi, Hapishane Komisyonu, Nisan-Mayıs-Haziran’daki ‘Marmara Bölgesi Hapishaneleri Hak İhlalleri Raporu’nu dernek binasında açıkladı. İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri ve komisyon üyeleri katıldı.

    23 CEZAEVİNDEN 100 BAŞVURU

    İHD Hapishane Komisyonu üyesi Meral Nergis Şahin tarafından açıklanan raporda, derneğe, 11’i Marmara bölgesindeki cezaevleri olmak üzere toplam 23 cezaevinden toplamda 100 tutuklu tarafından başvuru yapıldığı bilgisi paylaşıldı. Raporda, başvuruların aylara göre dağılımı, Nisan ayında 26, Mayıs ayında 36, Haziran ayında 38 olarak belirtilirken, söz konusu başvuruların 30’unun kadın, 70’inin ise erkek tutuklular tarafından yapıldığına yer verildi.

    3 AYDA 7 TUTUKLU YAŞAMINI YİTİRDİ

    Raporda, yaşam hakkı ihlali, kötü muamele, darp ve işkence, sağlık ve tedavi hakkı, iletişim hakkı, beslenme hakkı, açlık grevleri, adalete erişim hakkı ve adil yargılanma hakkı olmak üzere toplamda 2 bin 916 ihlal tespit edildiği belirtildi. Özellikle yaşam hakkına yönelik ihlallerinin dikkat çektiği raporda, Yaşam hakkı bağlamında 8 ihlalin yaşandığı belirtildi. Söz konusu ihlallerin detayları, “ 1 can güvenliğine yönelik tehdit, 1 İntihar girişimi, 1 koğuş arkadaşları tarafından ölümle tehdit edildi” şeklinde verildi.

    Raporda, söz konusu 3 ay içerisinde 7 tutuklunun cezaevlerinde yaşamını yitirdiğinin altı çizildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD 38. yaşında: Geçmişte İHD’ye başvuranlar bugün İHD’ye karşılar-VİDEO

    İHD 38. yaşında: Geçmişte İHD’ye başvuranlar bugün İHD’ye karşılar-VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, kuruluşunun 38. Yılı sebebiyle basın açıklaması yaptı. İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, konuşmasında “Geçmişte mağduriyet yaşayıp İHD’ye başvuranlar, bugün İHD’ye karşı duruyorlar” diye belirtti. Keskin ırkçılığın geliştirilmeye çalışıldığına dikkat çekti. 

    Hak mücadelesi alanında 38. yılına giren İHD, Sultanahmet Meydanı’nda basın açıklaması yaptı.

    “İyi ki İHD var. Geçmişten geleceğe insan hakları, barış ve demokrasi mücadelemiz sürüyor” çağrısıyla yapılan basın açıklamasında “İnsan haklarıyla insandır. Herkes farklı herkes eşit. Anadilde eğitim haktır. Tecrit öldürür dayanışma yaşatır. Tutuklu gazeteciler serbest bırakılsın” dövizleri taşındı.

    Basın açıklamasını İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri yaptı. İHD’nin, bütün öteki olanların sesi olduğunu ifade eden Yoleri, şunları söyledi:

    “Karanlığa karşı mücadeleye devam ediyoruz.
    Bugün halen ifade ve düşünce özgürlüğümüz tehlike altında. Bugün adalet arayanların çığlıkları, bu ülkede adalet olmadığını söylüyor bize. Ekonomik ve sosyal hakların gasp edilmesi, bu ülkede yaşayan herkesi derin bir yoksulluğa düşürmüş durumda. Pek çok soruna karşı mücadele eden derneğimizin, bu sorunların önlenmesi noktasında sorumluluk üstlenenlere karşı sesini duyurmaya çalışıyoruz. İnsan Hakları Derneği, insan haklarının korunması için kurulmuş olsa da devam eden süreç içinde, yaşadığımız evrenin, canlı cansız bütün varlıklarının hak öznesi olarak kabul edilmesi ve korunması noktasında bir felsefeyi de geliştirip, mücadelesine devam etmektedir.
    Kadın cinayetlerinden söz ederken örneğin İstanbul Sözleşmesi’nden 2021 yılında keyfen çekinilmesinin ardından artan cinayetlerden, çocuk istismarlarından da bahsediyoruz.
    Bu ülkede neden insan hakları mücadelesi olması gerektiği için tüm bunları söyledim.
    İyi ki İHD var ve susturulanlara karşı kişilere ses olan bir yapıda. Herkes için özgür bir gelecek istiyoruz.”

    EREN KESKİN: İYİ Kİ İHD VAR

    Gülseren Yoleri’nin konuşmasının ardından İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin söz aldı.

    “İnsan Hakları Derneği, bir grup cesur ve aydın tarafından kurulmuştu. O dönem askeri bir anayasa yapılmıştı ve kendilerinin sivil olduğunu söyleyen kişiler o anayasayı değiştiremediği gibi daha da militar yaklaşımlarla bugün davranmaya devam ediyor. O nedenle insan hakları savunucularının işi gerçekten çok zor. Coğrafyamızda savaş süreçlerini yaşıyoruz. Bu savaşlar nedeniyle insanlar kendi coğrafyalarını terk etmek zorunda kalıyor. Maalesef ki ırkçılık geliştirilmeye çalışılıyor. Maalesef bir dönem mağduriyet yaşayıp İHD’ye başvuranlar bugün İHD’ye karşı duruyorlar. O nedenle ben de iyi ki İHD var diyorum.”

    ÜMİT EFE: İHD BİR KARARLILIĞIN DEVAMIDIR

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) İstanbul Temsilcisi Ümit Efe de İHD’nin 38. yaşını kutlayarak şunları söyledi:

    “38. Yaşımız kutlu olsun. 38 yıl boyunca işkencehanelerden, darağaçlarından geçildi, sokaklarda yerlerde sürüklenenler, kaçırılıp öldürülenler, kemikleri tesadüfen bulunanlar oldu ama insan hakları savunucuları, demokrasi ve özgürlüğün, insan haklarına dayalı bir geleceğin oluşması için ısrarla mücadele etti. Bu alanda başlayan mücadeleyi sahiplenen insanlar, bu dernek, bir kararlılığın devamıdır. İnsan hakları konusunda geçmişteki o kötü koşulların aynısını bugün yaşıyoruz. Mücadele kararlılığımızı tekrarlarken, ‘İyi ki İHD var’ diye yeniden cümlelerimizi kurarken İHD’ye ihtiyaç duyulmayacak bir dönem için kararlılığımızı herkesle paylaşıyoruz.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Maraş Katliamı tanığı Şeyho Demir, Hakk’a uğurlandı – VİDEO

    Maraş Katliamı tanığı Şeyho Demir, Hakk’a uğurlandı – VİDEO

    PİRHA – İstanbul’da Hakk’a yürüyen Maraş Katliamı tanığı Şeyho Demir, Yenibosna Cemevi’nden Hakk’a uğurlandı. Şeyho Demir’in mücadele alanlarının her yerinde olduğunu belirten İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Bize mücadeleyi miras bıraktı. Bize bıraktığı mücadele mirasını hakkıyla taşıma sözü veriyoruz” dedi.

    Maraş Katliamı tanığı Şeyho Demir, Yenibosna Cemevi’nden Hakk’a uğurlandı.

    Hakk’a uğurlama erkanını Bağcılar Cemevi ve Yenibosna Cemevi dedeleri yürüttü. Hakk’a uğurlama erkanına DEM Parti Milletvekili Pervin Buldan, HDP eski milletvekili Musa Piroğlu, Avukat İbrahim Sinemillioğlu, CAN TV Yönetim Kurulu Üyeleri Veli Haydar Güleç ve Üryan Hızır Ocağı Pirlerinden Veli Büyükşahin, Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri’nin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

    BÜYÜKŞAHİN: HEM ALEVİLİĞE HEM DEMOKRASİ MÜCADELESİNE HİZMET ETTİ

    CAN TV Yönetim Kurulu Üyesi ve Üryan Hızır Ocağı Evladı Veli Büyükşahin, ilk sözü alarak, “Şeyho amcayı ben uzun yıllardır tanıyorum. Hem mücadelesiyle, topluma hizmetiyle, yine Maraş Katliamı’ndaki tanıklığıyla bunu sürekli topluma anlatmasıyla bilinen bir insandı. Hem Aleviliğe, hem demokrasi mücadelesine hizmet etti. Emek mücadelesine büyük bir katkısı var. Hakk kendisinden razı olsun bende razıyım kendisinden” diye konuştu.

    BULDAN: ONU YAŞATMAYA DEVAM EDECEĞİZ

    DEM Parti Van Milletvekili Pervin Buldan Hakk’a uğurlama erkanında yaptığı konuşmada şunları ifade etti:

    “Biz Şeyho abimizi hep güzel ve hep yüce anılarla anacağız. Onu hiçbir zaman unutmayacağımızı, onun mücadelesini sürdüreceğimizi bugün burada onun cenazesinde onun tabutunun başında ona söz vererek ifade ediyoruz. Şeyho abimiz, güzel değerli bir insandı. Onu yaşatmaya devam edeceğiz.”

    YOLERİ: BİZE MÜCADELEYİ MİRAS BIRAKTI

    İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, Hakk’a uğurlama erkanında konuşarak “Mücadele alanlarının her yerinde olmaya çalışıyordu. Bize mücadeleyi miras bıraktı. Bize bıraktığı mücadele mirasını hakkıyla taşıma sözü veriyoruz” dedi.

    GÜLEÇ: KÜRT HALKININ MÜCADELESİ ONUN YAŞAMININ BİR PARÇASIYDI

    Gazeteci Veli Haydar Güleç ise söz alarak “Bu mücadele onun için çok değerliydi. An geldi kendi oğlunu dahi sorgulayacak noktayı yaşadı. Halka karşı sorumluluğu gereği bunu yaptı. Bu mücadele, Şeyho abi ve onun gibileri hiçbir zaman unutmayacaktır. Onlar her zaman bizim anılarımızda yaşayacaktır. O bu halkın özgürlüğü için mücadele etti. İnanıyorum ki bir gün o özgürlük de bağımsızlık da mutlaka kazanılacaktır. Çünkü Kürt halkının mücadelesi onun yaşamının bir parçasıydı. Bizim de ona sözümüz olsun, bu mücadelede mutlaka kazanacağız” diye konuştu.

    Demir, Maraş Elbistan’a bağlı Yazıtopallı Köyü’nde toprağa sırlanacak.

    PİRHA/İSTANBUL