Etiket: gülseren yoleri

  • HDK Kadın Meclisi’nden kadın şiddetine ve çocuk istismarına yönelik panel

    HDK Kadın Meclisi’nden kadın şiddetine ve çocuk istismarına yönelik panel

    PİRHA – HDK Kadın Meclisi, ‘İstismarın Politik ve İdeolojik Dayanakları, Kadına Yönelik Şiddet ve Çocuk İstismarında Devlet Politikalarının Rolü ile Evrensel İnsan Hakları Bağlamında İdam Cezasının Dünü ve Bugünü’ konu başlıkları ile İstanbul Taksim’de bulunan HDK Büroda panel gerçekleştirecek.

    HDK Kadın Meclisi’nin, ‘İstismarın Politik ve İdeolojik Dayanakları, Kadına Yönelik Şiddet ve Çocuk İstismarında Devlet Politikalarının Rolü ve Evrensel İnsan Hakları Bağlamında İdam Cezasının Dünü ve Bugünü’ konu başlıkları altında düzenleyeceği panele, Bağımsız Feminist – Çocuk Hakları Aktivisti Hatice Kopuz, SES MYK Üyesi Aylin Akçay ve İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri konuşmacı olarak katılacaklar.

    HDK Kadın Meclisi’nin yapacağı panel 22 Eylül Cumartesi saat 15:00’te İstanbul Asmalı Mescit mahallesi, Jurnal sokak, No: 10 Taksim / Tünel’ de gerçekleşecek. (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri: Biz canlarımızı istiyoruz, adalet arayışımız sürecek-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Biz canlarımızı istiyoruz, adalet arayışımız sürecek-VİDEO

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi’nde düzenlenen basın açıklamasında Cumartesi Anneleri’nin 700’üncü hafta etkinliğinde yaşanan polis şiddeti ve Süleyman Soylu’nun bu sabah yaptığı açıklama kınandı. Toplantıda, “Bizi susturamazsınız, adalet arayışımız sürecek” vurgusu yapıldı.

    Cumartesi Anneleri’nin  25 Ağustos’ta Galatasaray Meydnaı’nda 700’üncü hafta gerçekleşecek oturma eylemine yapılan polis saldırısı ve kayıp yakınlarının işkence edilerek gözaltına alınması İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde düzenlenen basın toplantısı ile protesto edildi. “Kayıplarımızı aramaktan vazgeçmeyeceğiz” yazılı pankartın asıldığı toplantı salonuna, gözaltında kaybedenlerin fotoğrafları da asıldı. Toplantıya, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Garo Paylan, Hüda Kaya, Oya Ersoy, Ahmet Şık, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekili Ali Şeker,  İHD İstanbul Şubesi Başkanı avukat Gülseren Yoleri, çok sayıda kayıp yakını ve gözaltına alınanların bir kısmı katıldı.

    “MÜDAHALE ANAYASAL HAKLARIN GASPI”

    Toplantıda ilk olarak Gülseren Yoleri konuştu. Yoleri, “Bu olayın 700’üncü haftada yaşanan bir boyutu vardı. Bugün İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yaptığı açıklama ile bu tutum da başka bir boyut kazanmış durumda” dedi. Grup adına basın açıklamasını da okuyan Yoleri, müdahalenin anayasal  hakların gaspı olduğunu belirterek, protesto ettiklerini söyledi. Beyoğlu Kaymakamlığı’nın kararı ile keyfi olarak eylemin yasaklandığını söyleyen Yoleri, 47 kişinin gözaltına alındığını hatırlattı. Hukuk dışı bu yasağı protesto ettiklerini söyleyen Yoleri, “Hükümeti bu yanlışı tekrar etmemeleri için uyarıyoruz” dedi.

    Her hafta bir kayıp hakkındaki hakikatin paylaşıldığını ve olayın faillerinin isim isim belirtildiğini anlatan Yoleri, “700 haftalık bu mücadele kimi zaman cılız da olsa bazı faillerin hesap vermesine neden oldu. Ancak yine de eylemi büyütmeye ihtiyaç var. Bu nedenle de 700’üncü haftaya destek vermek için çok sayıda kişi Galatasaray Lisesi’ne gelmiştir. Hepsine teşekkür ederiz. Bundan sonra da 701’inci eyleme de geleceklerini ve koruyacaklarından dolayı şimdiden teşekkür ederiz” dedi.

    “CUMARTESİ ANNELERİ ANNELİĞİ İSTİSMAR ETMEMEKTE”

    Cumartesi Anneleri’nin haklı mücadelesinin bu ülkeyi yönetenler tarafından bilindiğini söyleyen Yoleri, Süleyman Soylu’nun açıklamasının, devletin suçlarını örtmeye yönelik olduğunu ve gözaltında kayıp davalarına siyasi müdahale olduğunu belirtti. Erdoğan’ın Cumartesi Anneleri ile yaptığı görüşmeyi Süleyman Soylu’ya hatırlattıklarını söyleyen Yoleri, “Konu hakkındaki raporu da hatırlatıyoruz. Devlet 31 yıldan sonra Cemil Kırbayır’ı katlettiğini açıklamıştır. Hasan Ocak’a dair de gerçek bilgi verilmedi. Cumartesi Anneleri anneliği istismar etmemekte annelik hakkını kullanarak çocuklarının kemiklerine ulaşmak istemektedir. Bu talep hepimizin talebimizdir. Bitmeyen bu yas sürecinin tamamlanması ve adaletin sağlanması devletin görevidir” dedi.

    MASİDE OCAK: BİZİ TEHDİT EDECEĞİNE YASALARI İŞLET

    “Polisin uyguladığı şiddet ortamı provoke etmiştir” diyen Yoleri, bu saldırıyı protesto ettiklerini yineledi. Daha sonra Maside Ocak konuştu. Ocak, “Hepiniz iyi biliyorsunuz ki her cumartesi bizim Galatasaray’da yükselttiğimiz sessiz çığlıkla biz kaybedenlerin yargılanmasını kayıplarımızın kemiklerini istiyoruz. Bize uygulanan şiddet karşısında şunu söyleyebiliriz, Hasan’ın gözaltında iken tanıkları vardı. Bunu bir kez daha hatırlatıyoruz. Adli Tıp Raporu’nu hatırlatıyoruz. Bugün Süleyman Soylu’nun yaptığı açıklama Hasan ağabeyimin davasında olduğu gibi pek çok davayı etkileyecek. Savcıların bu dosyaları kapatmasına yönelik bir müdahale olduğunu söylüyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Berfo Ana’ya verdiği bir söz vardı. Cemil Kırbayır’ın bulunması için halen daha dosyaları canlandırmadılar. Biz devlet yetkililerinden yasaları işletmesini isterdik. Biz, Süleyman Soylu’nun bizi tehdit etmesi yerine, Soylu’nun dosyaların takibi için savcılara seslenmesini ve yasaları işletmesini söylemesini isterdik. Bize paçoz diyeceğine, savcılara, ‘Bu dosyaları sonuçlandır’ demesini isterdik. Bizim bitmeyen yasımız var. Bize tehditler savurmasını anlayamadık. Süleyman Soylu yaptığı açıklama ile suç işlemiştir, yalan beyanda bulunarak suç işlemiştir, mahkemelere müdahale ederek suç işlemiştir. Bu suçu asla cezasız kalmayacaktır” dedi.

    MİKAİL KIRBAYIR: GÖREVİN O MEYDANA GELİP BİZİ DİNLEMEKTİR

    Ocak’ın ardından gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır konuştu. Kırbayır, 23 yıldan bu yana devleti muhatap alarak sessiz direnişi ve haklılıklarını ifade ettiklerini belirterek, “Bizim canlarımızı yüreklerimizi alanlar, haksızdır. Biz bunun için mücadele ediyoruz. Biz şunun ya da bunun müdahalesi altında hareket etmiyoruz. Biz irademizi ve cesaretimizi haklılığımızdan alıyoruz. Sen kaybetmişsin. Senden davacıyız. Sen bu meydandan bizi götüremezseniz. Senin görevin bizi oradan uzaklaştırmak değil, oraya gelip bizi dinlemektir. Lütfen gel ve bizi dinle” dedi.

    HANİFE YILDIZ: EVLADIMI DEVLETE GÖTÜRDÜM ŞİMDİ DEVLETTEN ALAMIYORUM

    Daha sonra söz alan Cumartesi Annesi Hanife Yıldız, 1996’da Ankara’ya gittiğini ifade ederek, tüm yetkililerin kendisini başından savdığını belirtti. “Ben evladımı arıyorum kim bana sahip çıkarsa ben onların yanında olurum” diyen Yıldız, “Ben buraya Murat’ın annesi olarak geldim ama baktım bir sürü Murat var. Ben onların da annesiyim” dedi. Kendisinin de Dolmabahçe Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yapılan görüşmede olduğunu hatırlatan Yıldız, “Erdoğan bizim üzerimizden boy gösterdi. Süleyman Soylu da boy gösterdi. Bizi dinleseydi ya trafiği takip edeceğine. Beni kimse kullanmıyor. Beni buraya yüreğim getirdi. Ben evladımı devlete götürdüm şimdi devletten alamıyorum. Biz sizden eşya istemiyoruz. Biz sizden canlarımızı istiyoruz” dedi.

    İKBAL EREN: DÜNYA TÜRKİYE’DEKİ CUMARTESİ ANNELERİ’Nİ KONUŞUYOR

    Yıldız’ın arkasından söz alan Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren, 25 Ağustos’un kara cumartesi olarak kayıtlara geçtiğini belirterek, “Biz 699 hafta dile getirdik. Oturmaya başladığımızdan 306’ıncı haftaya kadar bizi duyan olmamış, o hafta bizimle tanışmak istemiş. Annelerimiz, O’nunla tanışınca şunu söylemiş. ‘Kayıp yakınlarının acılarını dindirmek için hükümet olarak üzerine düşeni yapacaklarını’ belirtmiş. Dönemin başbakanı o zamanki. Ben de 38 yıl önce kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşiyim. Sonra Emine Erdoğan açıklama yapmış. Emine, yıllardır mücadele eden annelerin başbakanın karşısına çıkmadığına şaşırmış, ‘Tüm cumartesi annelerinin acısını paylaşıyorum’ demiş. 306’ıncı haftamızdan sonra 394 hafta daha oturduk. Ne değişti? 306 haftada ne söylüyorsak, başbakanla görüştükten 394 hafta sonra da aynı şeyi söyledik. Bizim taleplerimiz değişmedi. Bizim ne topumuz ne silahımız var. Bizim sadece sözlerimiz var. Ne yapmıştık biz? Ne istedik? 699 hafta sessiz çığlığımızı yükseltmek istedik. 700’üncü hafta bizi duymuyorlar, görmüyorlar. Daha görünür olalım dedik. Bu mu bunun karşılığı? Bazı şeyler vardır sizi görmezler duymazlar. Bir fotoğraf karesi vardır sizin söylediklerinizden çok daha fazlasını anlatır. Biz hak hukuk adalet istedik. Hükümet bir tek adım atmadı. Ben 38 yıldır ailemle birlikte hak, adalet, hukuk arıyorum. Bu ülkede biz bunu bulamadık. Dünya bizi duydu. Şu anda dünya Türkiye’deki hukuksuzluğu, Cumartesi Anneleri’ni konuşuyor” diye konuştu.

    “ANNELİK BAŞKA BİR ŞEY SÜLEYMAN SOYLU, SEN BİLMEZSİN”

    Süleyman Soylu’ya yönelik de konuşan Eren, “Annelik istismar edilmiyor. Annelik aranıyor. Hasan Ocak’ı çukurdan çıkardı Emine Anne hangi istismardan söz ediyorsunuz? Süleyman Soylu sen bunları bilmiyor musun? Anneleri meşrulaştırmıştı senin başındaki. Sen şimdi bizim anneliğimizi inkar ediyorsun. Bizi, sizin gazınız, tüfeğiniz susturamaz. Siz de haklısınız, kendi kendinizi mi yargılayacaksınız. Mehmet Ağar da sizin hükümette ortağınız. Bizi susturmaya gücünüz yetmez. Adalet arayışımız devam edecek. Annelik başka bir şey Süleyman Soylu sen bilmezsin” dedi.

    HANIM TOSUN: GALATASARAY MEYDANI’NDAN VAZGEÇMEYİZ

    Daha sonra Cumartesi Anneleri’nden Hanım Tosun söz aldı. Tosun, kendilerine yönelik şiddeti kınadığını belirterek, “Üstten emir verenleri şiddetle kınıyorum. Biz 700 haftadır burada oturuyoruz kime ne zararımız oldu? Biz şunu istiyoruz. Kayıplar bulunsun failler yargılansın. Biz bunu söyledik” dedi. Süleyman Soylu’nun açıklamasını utanç verici olarak nitelendiren Tosun, “Zaman zaman bizimle görüşmek isteyen devlet yetkilileri nasıl bu açıklamayı yapıyorlar? Biz yıllar önce Cenevre’de bir toplantıya katıldık. O toplantıdan sonra beni gözaltına aldılar. Sorguda bana ‘Bu toplantıya neden katıldın?Falanca derneğe neden üyesin?’ diye sordular. ‘Ben neden İHD’ye üyeyim, sen benden daha iyi bilirsin dedim polise. Beni öldürsen de parçalasan da benim eşim gözaltında kayboldu bunu söyleyeceğim.’ Sonra o masaya iki tane Fehmi Tosun dosyası geldi. Evet biz biliyoruz devletin  arşivlerinde her şey kayıtlı. Benim eşim nereye gitti nerede kayboldu.Tüm bilgiler devlette vardır. Bir kaybımız kalsa da iki elimiz onların yakasında olacak. Galatasaray bizim için meşru bir yerdir. Oradan bizim sesimizi duydu herkes. Biz Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyiz, vazgeçmeyeceğiz. Biz haklıyız, kararlıyız, inatçıyız. Onların açıklaması onlar da kalsın. Bizim analık babalık vicdanımız var. Vicdanı olan biri varsa gelsin bizim karşımıza çıksın, ‘Neden buradasınız?’ diye sorsun” dedi.

    Son olarak konuşan Maside Ocak,  701’inci haftada Galatasray’da olacaklarını belirtti. 

    PİRHA/İSTANBUL

  • İstanbul İHD Başkanı Yoleri: İnsan haklarında ihlal odağı devlet-VİDEO

    İstanbul İHD Başkanı Yoleri: İnsan haklarında ihlal odağı devlet-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, Türkiye’de iki hukukun olduğunu belirterek, “Özellikle Kürtlerin kimlik talepleri burada çok önemli. Bu talepleri bastırabilmek, bu talepleri ortadan kaldırabilmek ve iktidarın kendisini tamamen gerçekleştirebileceği bir zemin oluşturabilmek için böyle bir baskı yöntemine başvuruyor iktidar” dedi.

    İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, CAN Tv‘de yayınlanan Açık Pencere programına konuk oldu. Yoleri, İHD’nin 32. yılını ve politikalarını değerlendirdi.

    Bütün otoriterlere karşı ve devlete özel bir mesafelerinin olduğunu belirten Yoleri, “İnsan hakları dediğimiz şeydeki ihlal odağı devlet. Bunu biz söylemiyoruz. Bu, dünyadaki tanımı açısından böyle. Dolayısıyla herhangi bir devlete yakın durma ihtimalimiz yok çünkü o bir ihlal odağı. Bizim mesafemizi koruma zorunluluğumuz var. Ve biz de bu konuda epey sıkı duruyoruz” ifadelerini kullandı.

    Devlet politikası açısından Türkiye’de en çok reddedilen bir anlayışın olduğunu bunun da hep bir aynılaştırma, aynılaştırarak kabul etme politikasının güdüldüğünün altını çizen Yoleri, bunu şöyle bir örnekle anlattı:

    “Örneğin, bir Ermeni ya da Kürt eğer ırka dayalı o kimliğini red ederse herkesin kardeşi. Ama ne zaman ki ben Kürt ve Ermeni’yim derse o zaman kimsenin kardeşi değil düşmanı olur. Ya da Kürtçe, Ermenice konuşursa hemen bir ayrımcılığa uğruyor, ötekileştiriliyor. Ama eğer bir Ermeni ben Müslümanım derse bir Türkçe isim almışsa o zaman herkesin kardeşi oluyor. Bu dini inançlar açısından da böyle. Yani Alevi ben Aleviyim dediği anda hedef haline geliyor ama Alevi kendi kimliğini saklarsa, ramazanda oruç tutuyormuş gibi davranırsa o zaman herkesin kardeşi oluyor.”

    İHD, YAŞANANLARIN RAPORLANMASINDA ÖNEMLİ ROL OYNUYOR

    Bu yaşananların insan hakları açısından kabul edilmesinin mümkün olmadığını söyleyen Yoleri, ‘Herkes farklı, ama buna rağmen herkes halklar ve özgürlükler noktasında eşit’ sloganını atıklarını belirtti.

    OHAL ilandan hemen önce başlayan sokağa çıkma yasakları, özellikle Kürtlerin yaşadığı yerlerde yapılan operasyonlar zamanı İHD’ye ciddi başvuruların yağıldığını vurgulayan Yoleri, şubelerine yönelik ağır tehditlerle karşılaştıklarını söyledi.

    Kritik dönemlerde İHD’nin önemini ise şöyle ifade ediyor Yoleri;

    “Kritik dönemlerde İnsan Hakları Derneği hem başvuruların takibi açısından hem de raporlama yaparak yaşanan olayların raporlanması ve hem uluslararası alanda hem de içeride olayların duyurulması noktasında önemli işlev görüyor. Raporları hazırlarken bire bir görüşmeler yapıyoruz.

    “Türkiye’de her zaman iki tane hukuk vardır” diyen Yoleri, “Bunun sadece OHAL ya da sokağa çıkma yasaklarının olduğu dönemde değil, 12 Eylül’de de 90’larda da bu böyleydi. 2018 geldik hala öyle. İki farklı hukuk uygulanıyor” dedi.

    “MAKUL OLAN ‘TEK’E UYMUYORSA YOK OLMAKLA KARŞI KARŞIYA”

    Yoleri, neden iki hukuk sisteminin işletildiğini ise şöyle açıklıyor:

    “Özellikle Kürtlerin kimlik talepleri burada çok önemli. Bu talepleri bastırabilmek, bu talepleri ortadan kaldırabilmek ve iktidarın kendisini tamamen gerçekleştirebileceği bir zemin oluşturabilmek için böyle bir baskı yöntemine başvuruyor iktidar. Hakim olabilmek güç geçirebilmek, söz geçirebilmek için yaptıkları bir şey. Ortadaki talepleri tamamen yok etmeye dönük bir tablo ile karşı karşıyayız. Geçmişte bir inkar-imha siyaseti saptaması vardı. Şimdi çok daha önemli, çok daha ciddi sorunlar yaratan, çok daha büyük yıkımlar yaratan bu politikaları çok daha güçlü uyguladığı, sokağa çıkma yasakları dönemi ve beraberindeki operasyonlar dönemi böyle bir dönemdi. Bugün de bu sürecin devam ettiğini söylemek gerekir. Çünkü özellikle Şırnak gibi Cizre, Nusaybin, Sur gibi bölgelerde neredeyse bölge yıkıldı ve dolayısıyla kültürel ve tarihi dokusuyla beraber yok edildi. Aynı zamanda insansızlaştırıldı. Çünkü orada eğer barınacağımız bir eviniz yoksa varlık gösteremezsiniz. İnsansızlaştırıldı ama şimdi tekrar oraya insan taşınırken eski sahiplerinin oraya geri dönmeleri engelleyecek kısıtlamalar getirilmesi gündemde. İlk olaylar olurken de söylenen bir tespitti. Bugün de bunun değişik icraatlarıyla karşı karşıyayız. O yüzden de bugün oradakileri susturmak, hani yok edemedin, artık inkar etmen mümkün değil, o zaman başka bir siyaset gündeme geldi, onları oradan uzaklaştırmak. Kürtsüzleştirmek aslında bölgeyi bir anlamda .Oradaki hukuk her zaman dediğim gibi JİTEM en çok orada çalışmıştır, özel harekat en çok orada insan hakları ihlali gerçekleştirmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri diğer unsurları da aynı şekilde o bölgede daha çok insan hakları ihlali gerçekleştirmiştir, hatta savaş suçları işlenmiştir. Buna ilişkin İnsan Hakları Derneği’nin pek çok kez savaş hukukuna uyulması noktasında da talepleri her zaman söz konusu olmuştur. Dolayısıyla bu devlet politikasıyla yakından ilişkili. Bugün hala tek millet, tek devlet, tek bayrak… Sürekli altı çizilen bir ‘tek’ var. O makbul ’tek’in ne olduğunu hepimiz biliyoruz. O makbul ‘tek’e uymayan herkesin, susmuyorsa yok edilmekle karşı karşıya olduğunu biliyoruz. Bundan öncesinde çok sayıda örnek var. Maalesef bugün de bu politikalar ve politikalara dayalı uygulamalarla karşı karşıyayız.”

    “OHAL ÖZELİKLE HAPİSHANELERİ ÇOK ETKİLEDİ”

    20 Temmuz OHAL ilanı ve sonrası bir darbe ortamı yaşadıklarını söyleyen Yoleri, pek çok hak gaspı, hak kısıtlamasının yaşandığını söyledi.

    OHAL’in uzatılmadığını, devamını sağlayacak bir yasa teklifiyle yasalaştığının altını çizen Gülseren Yoleri, “OHAL’in en çok mağduriyet yaratan aracı Kanun Hükmünde Kararnamelerdi. Hayatımızı biçimlendirdi, işinden etti, 100 binlerce insanın tutuklanmasına sebep oldu, pasaportlarının iptal edilmesine sebep oldu” dedi.

    OHAL sürecinin özellikle hapishaneleri çok ciddi etkilediğini söyleyen İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, son olarak şunları belirtti:

    “OHAL sürecinde elbette çok sayıda başvuru aldık. Özellikle OHAL’den mağduriyetlere ilişkin. Bunlar haksız gözaltına alınma, işkence şikayetleri, işten atılma, haksız yere işten çıkarılan ya da ihraç edilen kişilerin başvuruları olarak ağırlıklı olarak adil yargılanma hakkına ilişkin şikayetler, hapishanelerde özellikle çok yoğun bir şikayet söz konusuydu. Çünkü çok ciddi sorunlar yaşandı. OHAL özellikle hapishaneleri de çok ciddi anlamda olumsuz noktada etkiledi.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

     

     

     

  • Marmara Bölgesi Hapishanelerinde 6 aylık hak ihlali raporu açıklandı-VİDEO

    Marmara Bölgesi Hapishanelerinde 6 aylık hak ihlali raporu açıklandı-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, 1 Ocak 30 Haziran 2018 yılından Marmara Bölgesi Hapishaneleri Hak ihlalleri raporunu açıkladı. Raporda, hapishanelerde OHAL ile birlikte artan işkence ve kötü muamele, keyfi disiplin cezaları, sağlık hakkına erişim engeli ve iletişim hakkı ihlallerinin yaşandığı belirtildi. 

    İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, altı aylık Marmara Bölgesi Hapishaneleri Hak İhlalleri raporunu açıkladı.

    Raporda, “2018 yılının ilk altı ayında yaşanan ihlallerle ilgili İHD’ye toplam 543 başvuru yapılmıştır. Bunların 147’si sağlık ve tedavi hakkına yönelik engeller, 216’sı işkence, darp, tehdit ve disiplin cezaları, 115’i iletişim hakkına yönelik, 65’i “diğer” başlığı altında toplanan ihlallerdir” denildi.

    İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, raporda teşkil eden başvuruların, hak ihlallerinin yaşandığı hapishanelerde tutuklu veya hükümlü bulunan mahpuslarca mektup veya faks yoluyla veya mahpus aileleri tarafından telefon, mail veya derneğe gelmek suretiyle yapıldığını belirtti.

    Altı aylık Marmara Bölgesi Hapishaneleri Hak İhlalleri raporunu Hatice Onaran okudu.

    Onaran, yaşanan hak ihlallerini şöyle sıraladı;

    1-  Hapishanelerde OHAL ile birlikte artan işkence ve kötü muamele ( pisikolojik baskı, darp, çıplak arama, askeri tekmil zorlaması, ters kelepçe, tehdit);

    Genel olarak bu altı ay boyunca mahpuslara yönelik fiziki saldırıların, tehdit, darp ve işkencenin öne çıktığını söyleyebiliriz. Bunun yanında ayakta sayım dayatması, ters kelepçe uygulaması, sayım ve telefon görüşmelerinde askeri tekmil ve askeri nizam dayatması, karşıt görüşlü mahpusların aynı ring aracıyla hastane ve mahkemeye götürülmesi sırasında yaşanan nefret saldırıları, sağlık hakkına erişim engelleri, çıplak arama, keyfi disiplin cezaları, sürgün sevk yine bazı hapishanelerde mahpusların özel alanlarını da görecek biçimde kameraların konulması gibi hak ihlalleri yaşanıyor.

          2-    Keyfi disiplin cezaları        

    Mahpuslara keyfi olarak disiplin cezaları verilmekte ve bu disiplin cezaları birbirine eklenmek sureti ile süreklilik sağlanmaktadır. Slogan atılması, görevliyi çağırmak için hücre kapısına vurulması bile disiplin cezasına gerekçe yapılmaktadır. Verilen disiplin cezaları, mahpuslara yönelik tecridi derinleştiren iletişim ve görüş yasaklarıyla birlikte hücre cezalarını da içermektedir. Üç disiplin cezası, mahpusun infazının yakılması için yeter gerekçe kabul edilmektedir. Silivri hapishanesinde tutulmakta olan  Mustafa Tezel’in infazı da bu şekilde yakılarak tahliye olması engellenmiştir.

    3-  Sağlık hakkına erişim engeli;

    Sağlık ve tedavi hakkına yönelik ihlallerin geçtiğimiz altı ayda tavan yaptığını söyleyebiliriz. Bunlar  revire sevk edilmeme ya da geç edilme, acil durumlarda dahi aylar sonra hastaneye sevk, hastaneye sevk edilse dahi kontrol, tetkik ve muayenelerin randevularına zamanında götürülmeme, hastane gidişlerinde hasta mahpuslara ters kelepçe dayatması, çıplak arama zorlamasını kabul etmeyen hasta mahpusların  hastanelere götürülmemeleri, doktor muayenesi sırasında askerin odadan çıkmak istememesi, muayene sırasında mahpusun kelepçelerinin çıkarılmaması, kelepçeli ve jandarma eşliğinde muayeneye zorlanma gibi sağlık hakkı ihlalleri devam etmektedir.

    Yine farklı siyasi görüşten IŞİD- EL KAİDE üyesi mahpuslarla politik mahpusların aynı ring aracıyla götürülerek provokasyon ve nefret saldırılarına ortam yaratılması gibi uygulamalar nedeniyle mahpuslar hastanelere gidememekte ve tedavi olamamaktadırlar. Bunların yanında hapishanede sürekli ve uzman bir doktorun bulunmaması hasta mahpusların tedavilerinin önündeki en büyük engellerdendir.

           4-  İletişim hakkı ihlalleri:

    Mahpusların bu dönemde en çok ihlal yaşadıkları konulardan biri de iletişim yasaklarıdır. Kitap, gazete, dergi gibi süreli ve süresiz yayınların verilmemesi, dışarıdan gönderilen gazete ve dergilerin alınmaması, yine mahpusların yazdığı mektupların hiçbir gerekçe gösterilmeden gönderilmemesi ve mahpuslara gönderilen mektupların verilmemesi. Ayrıca, mahpusların edebi ve sanatsal üretimlerine de el konulmaktadır. Örneğin;  Antalya L Tipi Hapishanesinde bulunan Eyyüp Kılınç’ın kendi yazdığı 750 sayfalık Kürtçe romana daha basılmadan arama sırasında el konulmuş, hala kendine iade edilmemiş ve her hangi bir açıklama da bulunulmamıştır.

    Başvurulara göre hapishanelerde; mahpuslara telefon görüşmelerinde zorunlu kılınan tekmil uygulaması (önce kendi adını sonra konuştuğu kişinin adını bağırarak söylemesi), yine bazı hapishanelerde avukatların müvekkilleri ile yaptığı görüşmelerin cihazla sesli ve/veya görüntülü olarak kaydedilmesi, görüşmeyi izlemek amacıyla bir görevlinin hazır bulunması, avukat ile mahpusun birbirine verdiği belgeleri inceleme ve el koyma, görüş gün ve saatlerinin keyfi olarak kısıtlanması söz konusudur.

    Hatice Onaran, son olarak, hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin ancak dışarıda yükseltilecek sesle engellenebileceğini kaydetti.

    PİRHA/İSTANBUL

                                                     

  • İHD İstanbul: İnsan hakları ve demokrasi mücadelemiz sürecek-VİDEO

    İHD İstanbul: İnsan hakları ve demokrasi mücadelemiz sürecek-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Sultan Ahmet Meydan’ında, 32. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Türkiye’deki demokrasi ve insan hakları sorununun halen sürüyor olmasının en önemli sebebi resmi devlet ideolojisinin sürdürülmesini sağlayacak siyasette ısrar etmektir. Bu ideoloji Türk etnisitesi ve sünni Müslümanlığın devletleşmiş haline dayanır. Bunun dışındaki etnik ve inanç gruplarını inkâr eder” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, kuruluşlarının 32. yıl dönümü dolayısıyla Sultanahmet Meydanı’nda açıklama yaptı.

    İnsan haklarına yönelik ihlallerinin devam ettiğine dikkat çekilen açıklamada, “İnsan, Hakları ile İnsandır, Mücadeleye Devam” pankartı açıldı. “İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek, “Irkçılık ve Ayrımcılık İnsanlık Suçudur”, “İşkencesiz Bir Dünya Mümkün” dövizleri taşındı. “İnsan Hakları ile İnsandır” sloganı atıldı.

    “İNSAN HAKLARI HERKES İÇİN VARDIR”

    Basın açıklaması öncesi söz alan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Herkes farklı ve herkes eşittir. İnsan hakları ayrımsız herkes için vardır. Kimse insan haklarından vazgeçemez. İnsan hakları devredilmez, bölünmez, evrensel haklar bütünlüğü ve özgürlüğüdür. Devletlerin, siyasal iktidarların toplumu bölerek belli kişilere yapılan ayrımcılığı ve tanınan hakların diğer kesimlerde esirgenmesini doğru bulmuyoruz” dedi.

    “DÜŞÜNCESİ ÖZGÜR OLMAYAN İNSAN KENDİSİNİ GERÇEKLEŞTİREMEZ”

    En önemli sorununun insan hakları ihlali ve yaşam hakkı ihlallerinin olduğunu belirten Yoleri, “Bütün dünyada böyle ama Türkiye’de de bu böyle malesef. İhlal edilen bir diğer hak ise düşünce ve ifade özgürlüğüdür. Çünkü düşüncesi özgür olmayan insan kendisini gerçekleştiremeyen insandır. Bu nedenle düşünce ve ifade özgürlüğünün yaşam hakkı kadar önemli olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.

    Basın açıklamasını İHD İstanbul Şube adına Avukat Leman Yurtsever yaptı.

    “TÜRKİYE’DE DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARI SORUNU HALEN SÜRÜYOR”

    İHD 17 Temmuz 1986 tarihinde 98 kişinin imzasıyla kuruldu. Kurucular arasında mahpus yakınları, aydınlar, yazarlar, gazeteciler, yayıncılar, akademisyenler, avukatlar, hekimler, mimar ve mühendisler, öğretmenler vardı. Kurucularımızdan yaşamını yitirenleri sevgi ve minnetle anıyoruz” diyen Yurtsever şöyle devam etti:

    “İHD, kurulduğu 17 Temmuz 1986 tarihinden beri Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları sorunu olduğunu ifade etmekte ve bu sorunun giderilmesine katkı sunmak için mücadele etmektedir. Türkiye’deki demokrasi ve insan hakları sorununun halen sürüyor olmasının en önemli sebebi resmi devlet ideolojisinin sürdürülmesini sağlayacak siyasette ısrar etmektir. Bu ideoloji Türk etnisitesi ve sünni Müslümanlığın devletleşmiş haline dayanır. Bunun dışındaki etnik ve inanç gruplarını inkâr eder. 2013-2015 dönemi barış ve çözüm süreci başarılamadığı yani gerçek bir çatışma çözümü gerçekleştirilemediği için yeniden silahlı çatışma ve savaş ortamı yaşanmış ve bunun sonucunda resmi ideolojiyi savunanlar ile mevcut siyasi iktidar kendisini yaşatmak için daha otoriter bir rejime yönelmiştir. 16 Nisan 2017 tarihinde kabul edildiği belirtilen Anayasa değişiklik referandumu ile Türkiye daha otoriter bir rejime yönelmiştir. Kaldı ki bu referandum OHAL ortamında gerçekleştirilmiştir. 20 Temmuz 2016 tarihinden beri kesintisiz olarak sürdürülen OHAL koşullarında gerçekleştirilen 24 Haziran 2018 seçimleri sonucunda Türkiye yeni rejimine geçmiştir. Bu seçimde manipülasyon yapıldığına dair bulgular ve manipülasyona zemin hazırlayan yasal alt yapı uzun süre tartışılacaktır. Bu rejim tek kişi yönetimine dayalı anti demokratik karakteri ağır basan bir rejimdir. Bu rejimi adlandırmak bu zamanın işi değildir. Ancak şunu belirtebiliriz ki rejimin karakterinin anti demokratik olduğu kesindir.”

    “KAPİTALİZM DEVLETLERİ OTORİTER YÖNELİMLERE SEVK ETMİŞTİR”

    Türkiye’deki rejimin daha otoriter bir noktaya kaymasında elbette ki dünyadaki gelişmelerin de payı vardır” diyen Yurtsever şunları kaydetti:

    ”Kapitalizmin yarattığı kriz, devletleri daha korumacı ekonomi politikaları ve daha otoriter yönelimlere sevk etmiştir. Böyle bir ortamda uluslararası kuruluşlar Türkiye gibi daha fazla otoriter yönetimlere kayan ülkelere gerekli önleyici tedbirlere başvuramamışlardır. Örneğin, Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihindeki askeri darbe girişiminin bastırılmasına rağmen 4 gün sonra OHAL ilan edilmesi ve temel hakların tamamen askıya alınmasına Avrupa Konseyi başlangıçta seyirci kalmış, 8 ay sonra siyasi denetim kararı almış ancak bunun gereğini yerine getirmemiştir. Türkiye’nin gerek ülke içinde gerekse de Suriye ve Irak’ta gerçekleştirdiği askeri operasyonlar nedeni ile yaşanan insan hakları ve insancıl hukuk ihlallerine karşı BM İnsan Hakları Konseyi harekete geçememiştir. Bütün bu yaşananlar sadece Türkiye’de değil birçok ülkede yönetimlerin daha otoriter olmasını kolaylaştırmıştır. Kapitalist modernite kurduğu insan hakları sistemini korumakta aciz içine düşmüştür. Dünyadaki gelişmeler insan haklarının araçsallaştığını göstermektedir.”

    “İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ DEMOKRASİNİN TEMELİDİR”

    İnsan hakları mücadelesini kesintisiz olarak yürüttüklerini belirten Yurtsever, 32. yılda şu tavsiyelerde ve taleplerde bulundu:

    -Türkiye’nin demokratikleşebilmesi için gerçek bir çatışma çözümü gerçekleştirmesi ve geçmişi ile yüzleşmesi gerekmektedir. Türkiye’nin, Kürt sorununu kabul edip çözecek yeni bir barış sürecine ihtiyacı bulunmaktadır. Bununla birlikte başta Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı talepleri olmak üzere ötekileştirilen tüm kesimlerin insan hakları taleplerini kabul edecek yeni bir siyasi iradeye ihtiyaç vardır.

    -Türkiye’nin gerçek bir çatışma çözümü ile birlikte yeni ve demokratik bir Anayasaya ihtiyacı bulunmaktadır. Yeni ve demokratik Anayasa yapılmadığı sürece darbeci generaller tarafından yapılmış 82 Anayasası üzerinde yapılacak değişikliklerin çözüm getirmesi mümkün değildir. Şu anda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Modeli diye isimlendirilen değişikliklerin bariz özelliği anti demokratik tek kişi yönetimi olmasından ibarettir.

    -İfade özgürlüğü demokrasinin temelidir. Demokrasiye giden yolun açılabilmesi için ifade özgürlüğünün mutlaka sağlanması gerekir. Düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü sağlanmadan demokrasiye giden yolun açılması olası gözükmemektedir.

    -Türkiye’de son 2 yılda yapılan seçimler göstermiştir ki demokrasi ve insan haklarından yana güçlü bir toplumsal muhalefet bulunmaktadır. Toplumsal muhalefetin en geniş tabanda demokrasi ve insan hakları ilkesinde birleşik mücadele yürütmesi halinde sosyal mücadele ile Türkiye’nin demokratikleşmesi sağlanabilir. İnsan hakları savunucuları olarak bu mücadelenin içerisindeyiz.

    -Türkiye’nin geçmiş siyasi tarihi incelendiğinde Osmanlı Devletinden beri devam eden parlamenter demokratik sistemin inşası ve demokratikleşmesi mücadelesinin tek kişi yönetimi ile kesintiye uğraması oldukça büyük bir geriye gidiştir. Siyasi iktidarın resmi ideolojiyi bu şekilde var edemeyeceğini anlaması ve her gelişmiş ülke gibi sorunlarla yüzleşmesi gerekmektedir. Bu bakımdan Türkiye’nin sorunları demokratik sistem içerisinde çözülebilir. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin olmadığı, demokrasinin tabana yayılmadığı ve yerel demokrasinin gelişmediği 81 milyon nüfuslu bir ülkenin oldukça katı ve otoriter bir rejimle sorunlarını çözmesi mümkün değildir.

    -Kuvvetler ayrılığı ilkesinin önemi kendisini bağımsız ve tarafsız yargıda gösterir. Hukukun üstünlüğü ilkesine uygun bir yargı yapılanması olmadan adaletin yerini bulması mümkün değildir.

    -Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisi devlet içi çete yapılanmalarının tasfiye edilmemiş olmasıdır. Kontrgerilla gerçeğinden sonra Fethullah Gülen örgütünün devlet içindeki varlığının askeri darbe girişimine kadar kendisini göstermesi tehlikenin ne kadar büyük olduğunu ortaya koymuştur. Ancak tasfiye edilen yapıların yerine yeni yasa dışı yapılanmaların oluşmaması için demokratik yönetim şarttır. Bununla birlikte cezasızlık politikası ve kültürüne son verilerek, suç işleyen devlet görevlilerinin korunmasından vazgeçilmelidir.

    -Otoriterleşme ile birlikte ekonomik ve sosyal haklardaki gerileme artarak devam etmektedir. İşçi ve emekçilerin haklarının verilmemesi için de otoriterleşmede ısrar edilmektedir. Bu dönem ekonomik ve sosyal hak mücadelesi artarak devam etmelidir.

    -Türkiye’de insan hakları bilinci ve kültürünün gelişmesine oldukça önemli katkıları olan İHD’nin ve insan hakları savunucularının insan haklarını savunma hakkı kabul edilmelidir. İnsan hakları savunucuları üzerindeki yargı yolu ile baskı politikasına son verilmelidir.

    -Siyasi iktidar yaklaşık 2 yıldır süren OHAL’i uzatmayarak kaldıracağını ilan etmiştir. Ancak Meclis’e sunulan yasa teklifi ile OHAL’in kalıcı hale geleceği endişesi bulunmaktadır. OHAL süresince çıkarılan 32 KHK ile 100’lerce yasada yapılan 1000’lerce değişiklik gözden geçirilmeli ve kalıcı OHAL rejiminden vazgeçilmelidir. Unutulmamalıdır ki OHAL zamanında zarar gören sadece ve sadece temel hak ve özgürlükler ile bu özgürlükleri kullanan kişilerdir.

    “ÜLKEMİZDEKİ OTORİTER SİSTEM DEĞİŞMEDİ”

    Basın açıklaması okunduktan sonra söz alan Türkiye İnsan Hakları Vakfı İstanbul Şube Temsilcisi Ümit Efe ise, “Ülkemizde yaşanan otoriter sistem değişmedi. Demokratik hak ve özgürlükler adına insan hakları savunucularının umutlarını güçlendirecek bir gelişme yaşanmadı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı işkencesiz bir dünya için temel hak ve özgürlüklerin korunduğu bir dünya için mücadele etmektedir” diye konuştu.

    “MÜCADELE ETMEKTEN VAZGEÇMEDİK VE VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Efe’den sonra söz alan Avukat Eren Keskin de, “Bugün yeni bir süreç yaşıyoruz insan hakları mücadelesinde. Geleceğimiz, anılarımız, özlemlerimiz, taleplerimiz her şey ama her şey sadece bir kişinin dudağının ucunda yer almaktadır. Bu bizim için yeni bir süreç. Bizde bu yeni sürece karşı yeni mücadeleler geliştireceğiz. O nedenle insan hakları derneği hiçbir zaman mücadele etmekten vazgeçmedi ve etmeyecek” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD İstanbul Şubesi yeni yönetimi belirlendi

    İHD İstanbul Şubesi yeni yönetimi belirlendi

    İHD İstanbul Şubesi 20 Mayıs’ta gerçekleştirdiği 17. Olağan Genel Kurul toplantısında yeni yönetimini belirledi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi 20 Mayıs 2018 tarihinde gerçekleştirdiği 17. Olağan Genel Kurul toplantısında, iki yıl süresince görev yapacak olan Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu’nu belirledi.

    Yapılan seçim sonunda yönetim kurulu asil üyeliklerine; Gülseren Yoleri, Leman Yurtsever, Semiray Yılmaz, Hatice Kalpaklı, Hanım Tosun, Begali Kurnaz ve Hüseyin Aygül; Denetleme kurulu asil üyeliklerine ise Hatice Korkmaz, Ali Gök ve Zeynep Yıldız getirildi.

    Belirlenen Yönetim Kurulu kendi arasında toplanarak yaptığı görev dağılımında Gülseren Yoleri’yi Başkan, Leman Yurtsever’i sekreter, Semiray Yılmaz’ı sayman olarak belirledi.

  • Özgürlükçü Demokrasi: Özgür basına kilit vurarak hakikatleri örtemeyecekler-VİDEO

    Özgürlükçü Demokrasi: Özgür basına kilit vurarak hakikatleri örtemeyecekler-VİDEO

    PİRHA-Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin İstanbul Beyoğlu’ndaki ofisine ve gazetenin basıldığı Gün Matbaa’ya yapılan polis baskını ve gazeteye atanan kayyum sonrası basın açıklaması yapan Özgürlükçü Demokrasi gazetesi, “İktidarların doğasında saldırı kapatma varsa özgür basının geleneğinde de hakikatin sesini duyurma doğası var. Özgür basının kapılarına kilit vurarak özgür basının sesini kısamayacağı bilinmelidir.” dedi. 

    Kürt basınının önemli yazılı basın ayaklarından biri olan Özgürlükçü Demokrasi’nin İstanbul Beyoğlu’ndaki ofisine ve gazetenin basıldığı Gün Matbaa’ya polis baskın düzenledi. Gazete çalışanlarının gözaltına alındığı bildirilirken gazeteye ve matbaaya kayyum atandı.

    Özgürlükçü Demokrasi gazetesi, baskın ve kayyum atanması üzerine İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul şubesinde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasına HDK Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit’in yanı sıra çok sayıda kurum ve muhalif medya temsilcileri destek verdi.

    “SALDIRI PEK ÇOK ALANA YAPILIYOR”

    İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, basın açıklamasında ilk sözü alarak Özgürlükçü Demokrasi’ye sabaha karşı başlatılan polis baskınının sabah saatlerine kadar sürdüğünü, şu ana kadar 9 kişinin gözaltına alındığını belirtti.

    Yoleri, şunları belirtti:

    “Gözaltıların nereye kadar genişletileceğini bilmiyoruz. Çünkü derneğimize sabah saatlerinde gerçekleştirilen bir başvuruda başka bir şehirde matbaanın eski bir çalışanının da gözaltına alındığı bildirildi. Bu saldırının, sadece basın özgürlüğüne değil ifade özgürlüğü ve fikir açıklama özgürlüğüne kadar pek çok alana gerçekleştiğini söylememiz gerekiyor.”

    “KÜRT BASINI GERÇEĞİ AYDINLATMAYA DEVAM EDECEK”

     Özgürlükçü Demokrasi gazetesi editörlerinden Hicran Ürün ise bu baskıların ilk olmadığını daha önce 79 kez gazetenin internet sitesinin engellendiğini ifade ederek kendilerine resmi olarak tebliği edilen bir bilgi olmadığını ancak gazetenin TMSF’ye devredildiğinin sözlü olarak tebliğ edildiğini kaydetti.

    Ürün sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Tüm bunlar muhalif sesleri bastırmaya yönelik baskılar. Hepimiz bu baskı döneminin mağdurlarından biriyiz. Bu dönemde Kürt basına yönelik baskılar arttı. İfade özgürlüğü tamamen ayaklar altına alındı. En sonunda TMSF eli ile gazetemiz kapatıldı. Bu gazete kapatmanın başka yoludur. Kürt basını onlarca kez basıldı, bombalandı. Bizler susmadık. Özgür basın susturulamadı şimdiye kadar bu geleneği devam ettirecek arkadaşlarımız olacak. Biz inandığımız ve kararlı olduğumuz yolda yürümeye devam edeceğiz gerçeğin sesi bastırılamaz. Kürt basını gerçeği aydınlatmaya devam edecek.”

    “ÖZGÜR BASININ GELENEĞİNDE HAKİKATİN SESİNİ DUYURMA VAR”

    Yine gazetenin editörlerinden olan Reyhan Hacıoğlu da söz konusu saldırının topluma yönelik topyekun bir saldırı olduğunu belirtti. RTÜK yasasından sonra özgür ve muhalif seslerin susturulmak istenmesiyle birlikte böyle bir şeyin beklendiğini ifade eden Hacıoğlu, daha önce KHK’ler ile yapılmaya çalışılan şeyin şimdi TMSF ile yapılmaya çalışıldığını vurgulayarak, “İktidarların doğasında saldırı kapatma varsa özgür basının geleneğinde de hakikatin sesini duyurma doğası var. Özgür basının kapılarına kilit vurarak özgür basının sesini kısamayacağı bilinmelidir.” dedi.

    “TMSF’DEN GELİYORUM DİYEN İSTEDİĞİ BASINA EL KOYABİLİYOR MU?

    DİSK Basın-İş’ten Alp Tekin Babaç ise ortada büyük bir belirsizliğin olduğuna dikkat çekerek “‘TMSF’den geliyorum’ diyen istediği basına el koyabiliyor mu? Matbaaya el koymakla da ‘Bizim istemediğimiz hiçbir şeyi basamazsınız’ mesajı vermek istiyorlar. Hem gazetecilerin hem de matbaacıların haklarını savunacağız” ifadelerini kullandı.

    “HABER İÇİN MÜCADELEYE DEVAM”

    Son olarak konuşan TGS Başkanı Gökhan Durmuş, AKP’nin 2019 seçimlerine giderken tek sesli bir toplum yaratmak istediğini belirtti. Doğan Medya Grubu’nun satılmasına değinen Durmuş, “Geçtiğimiz hafta Doğan Medya Grubu’nun satılmasıyla Türkiye medyasının yüzde 90’ı iktidarın eline geçti. Hala haberi halka ulaştırmaya çalışan medya kuruluşları da işte böyle hedef oluyor. Bu operasyon, bundan sonra yapılacak operasyonların habercisi. KHK’lerin ardından ikinci dalga olarak TMSF eliyle yeni bir dalga başlatıldı. Önümüzdeki günler zor geçecek. Bizler, inadına haber için mücadeleye devam edeceğiz.” (HABER MERKEZİ) 

  • ‘Meclis, tek tip elbiseye ve cezasızlığa müdahale edemiyorsa istifa etsin’-VİDEO

    ‘Meclis, tek tip elbiseye ve cezasızlığa müdahale edemiyorsa istifa etsin’-VİDEO

    PİRHA – 696 sayılı KHK ile yasal duruma getirilen tek tip elbise uygulamasına tepki gösteren İstanbul İHD Başkanı ve Av. Gülseren Yoleri, tek tip elbise uygulamasının işkence olduğunu söyledi. Yoleri, “Sadece toplumsal dinamitlerin değil meclisinde üzerine düşeni yapıp bu işlerin hukuka uygun bir şekilde yürümesini sağlaması gerekir. Bütün bunları yapamıyorsa istifa edip gitmeleri çok daha hayırlı olacaktır” dedi.   

    Haberin Videosu

    Olağanüstü Hal (OHAL) çerçevesinde çıkartılan 696 sayılı Kanunun Hükmünde Kararname (KHK) kapsamında cezaevinde hükümlü ve tutuklu bulunanların mahkemeye tek tip elbise ile getirilmesini öngören düzenlemeye tepkiler devam ediyor.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, tek tip elbise uygulamasının gündeme geldiği ilk günden bu yana ciddi eleştiriler yaptıklarını belirterek, şöyle konuştu:

    “Tek tip elbise uygulamasının bir işkence olduğunun altını çiziyoruz. Bu uygulama hapishanelerde işkencenin sistematikleştirildiği özel bir alan oluşturacak. Türkiye’nin geçmişinde 83-84 yıllarında uygulanmıştı ve o zamanki tablo herkesin hala hafızalarında. Nasıl bir işkenceyle sonuçlandığını herkes biliyor. Yine uluslararası alanda bilinen bir uygulama bu. Değişik ülkelerde tek tip elbise uygulaması hala mevcut ama pek çok kez özellikle iktidarın gündeme getirirken referans gösterdiği Guantanamo Hapishanelerinde açık bir işkence yöntemi olarak uygulandığını biliyoruz.”

    “TEK TİP ELBİSE UYGULAMASI BİR İŞKENCE”

    Tek tip elbisenin sakıncalarına da değinen Yoleri, bu uygulama ile masumiyet karinesinin tamamen ortadan kaldırıldığını söyledi. Yoleri gerekçeleri hakkında ise şunları belirtti:

    “Çünkü kişilerin bu elbiseyle hakim karşısına çıkmaları durumunda onlar hakkında daha ağır cezalar verildiğine dair araştırmalar mevcut. Kişilerin henüz  tutuklu oldukları yani yargılamaları hala devam eden insanların bir suçlu yaftasıyla dolaşmaları anlamına geliyor. Ve bu suçlu muamelesi görmeleri anlamına geliyor. Tek tip elbise uygulamasına karşıyız, çünkü; tek tip elbise uygulaması bir işkence ve işkence insanlık suçu. Yani bunun herhangi bir yasayla herhangi bir KHK ile hayatımıza sokulması onun meşru bir uygulama olacağı ve işkence olmaktan çıkacağı anlamına gelmiyor.”

    “BASKILARDAN DOLAYI TEPKİ KOYULAMIYOR”

    “Maalesef ki artık Türkiye’de Anayasa’nın ve yasanın adı KHK” diyen Yoleri, ” KHK’ler her şeyin üstünde bir etki gücüne sahip. Tamamen hukuksuz bir şekilde bu etkiyi yaratıyor. Ama sonuç olarak hayatımızın önemli bir unsuru haline gelmiş durumda. Bunun kabul edilebilmesi mümkün değil” diye konuştu.

    Tek tip elbise düzenlemesine tepkilerin henüz olmadığını kaydeden Yoleri, sonuçlarının toplum tarafından henüz bilinmediğini dile getirerek, ” İktidar, bugün toplumu baskısıyla o kadar yoğun bir şekilde sindirdi ki, yani itiraz eden herkesin tutuklandığı, işinden olduğu, hakkının, hukukunun kolaylıkla çiğnendiği, işkenceye maruz kaldığı bir Türkiye’den bahsediyoruz bugün. Dolayısıyla insanlar, “İktidar bunu ön görüyorsa ona karşı çıkmak, ağır bir fatura gerektirir” düşüncesiyle, sakıncalarını bilseler de karşı çıkmada zorlanıyorlar diye düşünüyoruz” dedi.

    “İÇERİDEKİLERİN İTİRAZI NET, DIŞARIDA MÜCADELE ÖRGÜTLENMELİ”

    “Bu bir işkence yöntemi ve buna her koşulda ve biçimde karşı çıkmak gerekiyor” diye ekleyen Yoleri, “Mahpusların karşı çıkacaklarına dair irade beyanları olmuştu daha önce bu uygulamayı kabul etmeyeceklerini söylemişlerdi. Kabul edilmeme ihtimalini de ön gören KHK, bu tek tip elbiseyi giymeyen ya da zarar verecek olanları ceza öngörmüş durumda. Disiplin cezalarıyla onları tamamen tecrit edecek. Onlara yapılacak şiddet uygulamasını ya da işkenceyi de meşrulaştıracak bir KHK de çıkarılmış oldu zaten. İçeridekilerin itirazı net onu biliyoruz, dışarıdan dan da bu itirazın yükseltilebilmesi açısından bu konuda duyarlı olan kurumların birlikte hareket etmesi ve mücadele örgütlemesi gerekir” ifadelerini kullandı.

    İnsan haklarının bölüp, parçalanıp devredilmeyeceğini ve ertelenemeyeceğini vurgulayan Yoleri, “Tek tip elbise işkencedir, işkencenin o kadarı bu kadarı, şuna ya da buna yapılanından söz edilemez. Dolayısıyla bunun işkence olduğunu bilebilecek herkesin kime yapıldığına bakılmaksızın bu uygulamaya karşı çıkması lazım” diye konuştu.

    “TEK TİP ELBİSE UYGULAMASINA KARŞI BİR PLATFORMUMUZ VAR”

    “Tek tip elbise uygulamasına karşı kurulmuş bir platformumuz var buna karşı bir mücadele hattı oluşturacağız” hatırlatmasını yapan Yoleri, “Özellikle F Tipi cezaevlerine geçiş sürecinden de bildiğimiz devletin bazen çok katı bir şekilde uygulamak istediği bazı şeyler söz konusu olabiliyor. Ve burada da böyle bir katılık gözlemliyoruz. Bu katı uygulama süresince tabi ki yaşanan sorunlara müdahale edebilecek acil ekipler oluşturulmalı. Bu KHK’nin uygulanmaması için de hem hukuki açıdan yapılabilecek şeylerin yapılması gerekiyor, hem uluslararası alandan bir tepki organize etmek gerekiyor. Bunun içinde çabalarımız olacak” şeklinde konuştu.

    “DEVLETİN DEVLETLİĞİNDEN ŞÜPHE ETTİĞİ BİR DÖNEMİ YAŞIYORUZ”

    OHAL ilanıyla beraber çıkarılan KHK’lerin 30 tane olduğuna dikkat çeken Yoleri devamında şunları söyledi:

    “Ama 30 KHK’nin sadece beş tanesi meclise getirildi, geri kalanı meclis denetiminin tamamen dışında. Normalde yasa gereği KHK’nin meclise sunulması ve meclisin de onaylamasına bağlı olarak yürürlük kazanması gerekirken, meclisin onayı ve bilgisi dışında bir KHK ile hayatımız yönlendiriliyor ve biçimlendiriliyor. Tam da meclisin harekete geçme zamanı. Yani sadece toplumun mücadele dinamiklerinin değil, meclisin de harekete geçmesi gerekiyor. Çünkü meclis bugün kendisini de töhmet altında bırakan çok önemli bir KHK ile karşı karşıya. Yani meclisin şunu söylemesi lazım: Benim onayıma sunulmadan, kanunun gereği yerine getirilmeden bunu uygulayamazsın. Nasıl ki biz hem hukuki olanaklarımızı kullanıyoruz, hem sivil itaatsizlik eylemi yapıyoruz, bir mücadele hattı sürdürüyoruz, meclis de eğer  hala o vasfını koruduğunu düşünüyorsa buna karşı bir hareket geliştirmek zorunda. Çünkü bu çıkarılan KHK’de sadece tek tip elbise yok, bu KHK’de sivillerin de artık olaylara müdahale ettikleri durumda cezasız kalacaklarının garantisi var.  Yani devletin devletliğinden şüphe ettiği bir dönem yaşıyoruz. Meclis böyle bir durumda artık kendisini göstermek zorunda. Bu işlerin hukuka uygun bir şekilde yürümesini sağlamak konusunda kendisini göstermek zorunda. Bütün bunları yapamıyorsa istifa edip gitmeleri çok daha hayırlı olacaktır.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

     

     

  • Gülmen ve Özakça için yaptıkları eylemde gözaltına alınan 43 kişiye işkence iddiası

    Gülmen ve Özakça için yaptıkları eylemde gözaltına alınan 43 kişiye işkence iddiası

    Beşiktaş’ta Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya destek amacıyla dün yapılan eylemde gözaltına alınan 43 kişinin işkenceye maruz kaldığı iddia edildi. İşkence görenler arasında avukatlar da var. 

    OHAL kapsamında yayınlanan KHK ile ihraç edilen ve 151 gündür açlık grevinde bulunan tutuklu emekçiler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için Beşiktaş Kartal Meydanında dün eylem yapan kitleye polis saldırmıştı.

    2 ÇOCUK BIRAKILDI

    Saldırıyla beraber gözaltına alınan 45 kişi içinde bulunan 18 yaşının altında 2 çocuk Çağlayan Adliyesi’nde ifadeleri alınarak serbest bırakıldı. Evrensel’e konuşan Avukat Sinan Zincir, “örgüt propagandası” ve “toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet” gerekçesiyle gözaltına alınan 43 kişiye polis tarafından işkence uygulandığını söyledi.

    GÖZALTINA ALINAN AVUKATA İŞKENCE

    Gözaltında bulunan Yağmur Erdem ve Avukat Barkın Timtik’in yoğun bir işkenceye maruz kaldığını ifade eden Zincir, “Erkek polisler tarafından Avukat Barkın Timtik’e ağır bir işkence uygulanmıştır. Vücudunun her yerinde morluk var. Gözaltına alınanların hepsinde -Avukat Timtik kadar olmasa da- kollarında bacaklarında boyunlarında işkence izlerine rastladık” dedi. Gözaltındaki İbrahim Ahlaç’ın ise polis tarafından beline tekme atıldığını belirten Zincir, “Hastaneye sevkini istedik. Sevk işleminin yapılıp yapılmayacağı netlik kazanmadı” bilgisini verdi.

    İHD YÖNETİCİSİ GÜLSEREN YOLERİ DARBEDİLDİ

    İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri’nin de gözaltı aracında darbedildiğini söyleyen Zincir, “İHD İstanbul Şube Başkanı Yoleri’yi de hırpalamışlar. Gözaltına alınırken işkenceyi önlemek için araya girmeye çalışırken o da darbedilmiş. Vücudunun çeşitli yerlerinde morluklar var. Bütün gözaltılar için kiminin kafasında, kolunda, bacağında darp izleri olduğunu söylemek mümkün. Gözaltına alınırken, gözaltı aracında ve emniyet işlemleri devam ederken işkence yapılmış.”

  • İstanbul Beşiktaş’taki Gülmen ve Özakça eyleminde çok sayıda gözaltı

    İstanbul Beşiktaş’taki Gülmen ve Özakça eyleminde çok sayıda gözaltı

    Eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya destek eyleminde aralarında İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri’nin de olduğu çok sayıda kişi darp edilerek gözaltına alındı.

    İstanbul Beşiktaş’ta açlık grevindeki Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için yapılan eyleme polis biber gazı ile müdahale etti. Aralarında İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri’nin de olduğu çok sayıda kişi darp edilerek gözaltına alındı.

    KHK ile ihraç edildikleri şlerine geri dönme talebiyle 151 gündür açlık grevinde olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça ile dayanışma göstermek amacıyla dün Beşiktaş’ta yapılmak istenen eyleme polis biber gazı ile müdahale etti.

    Polislerin saldırısı sonrası oturma eylemi yapan ve aralarında İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri’nin de olduğu çok sayıda kişi darp edilerek gözaltına alındı. Polis müdahalesini çeken gazeteci Pembegül Gökçek de gözaltına alındı.

    Gözaltına alınan diğer kişilerin isimleri şöyle: Aslı Ulaş Şentürk, Meltem Güç, Sibel Deniz, Nurgül Doğan, İbrahim Araç, Nermin Gültaç, Merve Nur Avşin, Doğan Özkan, İbrahim Taylan, Uğur Acar, Mehmet Geyik.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Ben neden bir günün annesiyim?’-VİDEO

    ‘Ben neden bir günün annesiyim?’-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri eyleminin 643. haftasında Galatarasay Meydanı’nda buluşan kayıp yakınları 1995 yılında Mardin Ömerli’de gözaltına alınarak kaybedilen Cemil Çelik için adalet istediler.

    Haberin Videosu

    Cumartesi Anneleri eyleminin 643. haftasında kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları 1995 yılında gözaltında kaybedilen Cemil Çelik’in akıbetinin açıklanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldiler.

    Eylemde açılan “Failler belli kayıplar nerede?” pankartının üzerine “Nuriye ve Semih yaşasınlar” yazısı ile kırmızı karanfiller ve barışı temsilen beyaz tülbentler kondu. Eyleme CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları katıldı.

    Eylemde 136 gündür işlerine geri dönme talebiyle açlık grevinde olan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın taleplerinin kabul edilmesi istendi. Ayrıca insan hakları savunucularına yönelik baskılara son verilmesi talep edildi.

    “BİR GÜN MUTLAKA SİZİN İÇİN DE ADALET İSTEYECEĞİZ”

    Eylemde ilk olarak konuşan CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu AKP’nin iktidara geldiği dönemde sadece Şırnak ve Diyarbakır’da sokağa çıkma yasağının olduğunu ancak şimdi ise Türkiye genelinde bir yıldır OHAL’in hüküm sürdüğünü kaydetti. İnsan haklarının askıya alındığını söyleyen Tanrıkulu yargıya şöyle seslendi: “Bir gün mutlaka sizin için de herkes için adalet diyeceğiz.”

    “BUGÜN HEM DUYGU YÜKLÜ HEM ÖFKELİYİM”

    Tanrıkulu’nun ardından konuşan Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız Suruç ailelerinin acısını paylaştığını belirtti. Bugün hem duygu yüklü hem de öfkeli olduğunu söyleyen Hanife Yıldız, “Duygu yüklüyüm çünkü bir anneyim. Öfkeliyim çünkü ben neden bir günün annesiyim?” dedi. Hükümetin “Var mı bize yan bakan?” dediğini ifade eden Hanife Yıldız “Var elbet. Bugün yurt dışı olsun, komşu ülkeler olsun sizi bizden daha iyi tanıyorlar” şeklinde konuştu. Hanife Yıldız oğlunun doğum günü için yazdığı “Ne çare” adlı şiiri okudu:

    “…Yine bir doğum günün arifesindeyim
    Çok üzgünüm çok. Ne bir pasta keseceğim
    Ne de iyi ki doğdun canım oğlum, Muradım, arkadaşım
    Diyebileceğim benim yakışıklı oğlum…
    Ne çare ne çare dostlar
    Bu acıya, bu hasrete sizlerden
    Yok mu bana bir çare?”

    “OHAL UZATILARAK KEYFİ YÖNETİM KALICILAŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Haftanın basın metnini okuyan Cumartesi İnsanlarından Gülseren Yoleri, OHAL’in hukuksuz bir şekilde uzatılarak keyfi yönetimin kalıcılaştırılmaya çalışıldığını vurguladı. “İnsan haklarının korunması ve geliştirilmesi mücadelesinin aynı zamanda insan  olma mücadelesi olduğuna dikkat çeken Yoleri, insan hakları savunucularının üzerindeki baskılara ve hukuk dışı uygulamalara son verilmesini istedi.

    22 yıl önce Mardin Ömerli’de gözaltına alınarak kaybedilen ve failleri cezasızlıkla korunan Cemil Çelik’i unutmadıklarını dile getiren Yoleri, 26 Eylül 1995 tarihinde Ömerli’de bir kahvehanede oturan Cemil Çelik’in yanına iki sivil polisin gelip kendisine “Sen Necim Çelik misin?”  diye sorduklarını, Cemil Çelik’in de “Hayır ben Cemil Çelik’im” dedikten sonra polislerin yanından ayrıldığını, Cemil Çelik’in tedirgin olarak oğlu Suat Çelik’in dükkanına gittiğini, kısa bir süre sonra aynı iki sivil polisin dükkana gelip zor kullanarak Cemil Çelik’i gözaltına aldığını ifade etti.

    Cemil Çelik’in ailesinin bir tanıdıkları aracılığıyla emniyette görevli bir komiserden Cemil Çelik’in başka bir birim tarafından gözaltına alınarak emniyete götürüldüğü bilgisini aldığını belirten Yoleri, “Emniyete başvuran aile ‘Bizdeydi götürdüler’ cevabını aldı. Bunun üzerine aile Cumhuriyet Savcılığı’na başvurdu. Gözaltına alındığı reddedilen Cemil Çelik’ten bir daha haber alınamadı” dedi.

    Cemil Çelik’in akıbetinin gizlendiğini, etkin bir soruşturma yürütülmediğini kaydeden Yoleri, Cemil Çelik için adalet istemekten vazgeçmeyeceklerini belirtti. (HABER MERKEZİ)

  • İHD 31. yıl dönümüne ilişkin Sultanahmet’te basın açıklaması yaptı-VİDEO

    İHD 31. yıl dönümüne ilişkin Sultanahmet’te basın açıklaması yaptı-VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, 31’inci yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, “OHAL ve KHK rejimi bir karşı darbe rejimidir. Bundan derhal vazgeçilmelidir” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, kuruluşlarının 31’inci yıl dönümü dolayısıyla Sultanahmet Meydanı’nda açıklama yaptı. Olağanüstü Hal (OHAL) ile yaşanan hak ihlallerine dikkat çekilen açıklamada, “Sıkı yönetimde kurulduk, OHAL’de devam ediyoruz” pankartı açıldı. “Kadın mahpuslar yalnız değildir”, “Tecrit öldürür mücadele yaşatır” ve “Susma suça ortak olma” dövizleri, öldürülen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi ile açlık grevlerini sürdüren akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın fotoğrafları taşındı.

     “ÇOK ZOR SÜREÇLERDEN GEÇİLEREK BUGÜNLERE GELİNDİ”

    Açıklama yapan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, İHD’nin 1986 yılında 98 kişinin imzasıyla kurulduğunu söyledi. Kuruluş amaçlarının 12 Eylül 1980 darbesiyle işkenceye ve hak ihlallerine maruz kalan yurttaşların sesine ses olmak ve yaşanan hak ihlallerinin önüne geçmek olduğunu dile getiren Yoleri, çok zor süreçlerden geçerek bu günlere geldiğini belirtti.

    “SIKI YÖNETİM YERİNİ OHAL REJİMİNE BIRAKTI”

    1987 yılından itibaren bölgenin bazı kentlerinde yürürlükte olan sıkıyönetimin yerini OHAL rejimine bıraktığını ifade eden Yoleri, “İşte bu sebeple şubelerimiz 1988’den 30 Kasım 2002 tarihine kadar OHAL rejimi altında insan haklarının korunması ve geliştirilmesi mücadelesini verdi” dedi.

    31 yıl boyunca İHD’nin defalarca kez ifade özgürlüğü için kampanya yürüttüğünü ifade eden Yoleri, “İşkence ile mücadele etmek için Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) kuruluşuna öncülük etmiştir. Bugün TİHV işkencenin teşhis ve tedavisi konusunda dünya çapında bir otoritedir” ifadelerini kullandı.

    “İHD 30.YILINDA DARBE İLE KARŞILAŞTI”

    “İHD 30’uncu yılında Türkiye’de bir darbeyle karşılaşmıştır” diyen Yoleri, OHAL sürecinin bir karşı darbe sürecine döndüğünü belirtti. Kürt sorununun savaşla çözülemeyeceğini vurgulayan Yoleri, Türkiye halklarının barış ve demokrasi iradesini tanıması gerektiğini söyledi. Yoleri, “İHD’nin 31 yıl boyunca siyasal iktidarların demokrasi dışı ve insan haklarına her türlü eylemine karşı mücadele ettik. Mücadelemiz devam edecek” dedi.

    “İHD 31 BOYUNCA HER TÜRLÜ BASKIYA KARŞI MÜCADELE ETMİŞTİR”

    İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri son olarak İHD’nin kuruluş amacına yönelik şunları ifade etti:

    “İHD, 31 yıl boyunca, siyasal iktidarların demokrasi dışı ve insan haklarına aykırı her türlü yönelimine ve baskısına karşı mücadele vermiştir. Bugün de bu mücadelenin azim ve kararlılığını sürdürmekteyiz.”

    “NE YAZIK Kİ BU ÜLKEDE İHD’Yİ KURMAK ZORUNDA KALDIK”

    İnsan Hakları Derneği’nin 31. Yıl dönümüne ilişkin Sultanahmet’te yaptığı basın açıklamasında son olarak İstanbul İnsan Hakları Derneği Temsilcisi Ümit Efe konuştu. Efe, “Ne yazık ki biz bu ülkede İHD’yi kurmak zorunda kaldık. İHD’ye ihtiyaç kalmayacak günlerin gelmesi için 31 yıl boyunca onurlu mücadelemizi devam ettirdik. Bu onurlu yürüyüş, bembeyaz duruşundan hiçbir zaman vazgeçmedi” diye konuştu.

    “SESSİZLİK ÖLDÜRÜR MÜCADELE YAŞATIR”

    Bugün OHAL koşullarında eğitimciler, akademisyenler, polisler, savcılar, toplumun her kesiminden mağdur duruma düşürülen insanların yanından geldiklerini ifade eden Efe, “Sessizlik öldürür, mücadele yaşatır! Mücadele kararlılığımızı sizinle paylaşırken Çağlayan adliyesinde İHD savunucularının serbest bırakılmasını temenni ediyoruz” dedi.

  • İHD Gülmen ve Özakça için başbakana dilekçe gönderdi-VİDEO

    İHD Gülmen ve Özakça için başbakana dilekçe gönderdi-VİDEO

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi 101 gündür açlık grevinde olan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için Galatasaray Meydanı’nda bulunan PTT şubesinden Başbakanlığa faks, eğitimcilere ise dayanışma mektubu gönderdi. 

    Haberin Videosu

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul şubesi 101 gündür açlık grevinde olan eğitimcilere için Başbakanlığa faks ve eğitimcilere de dayanışma mektubu gönderdi.

    “YAŞAM HAKKININ KORUNMASI İKTİDARIN SORUMLULUĞUNDADIR”

    Başvuru öncesinde PTT binasın önünde yapılan açıklamada konuşan İHD avukatlarından Gülseren Yoleri Gülmen ve Özakça’nın sadece işlerine ger, dönmeyi talep ettiklerini belirtti. Gülmen ve Özakça’nın sağlık durumlarının kötüye gittiğini vurgulayan Yoleri, “Her koşulda yaşam hakkını savunmaktayız. Nuriye ve Semih’in yaşam hakkının korunması iktidarın sorumluluğu altındadır. Nuriye ve Semih’in kamuoyuna açıkladığı gibi OHAL İnceleme Komisyonu’nun 23 Temmuz’dan sonra yapacağı incelemeyi bekleyecek zamanları yoktur. Bu nedenle iktidarın acilen bir iade KHK’si ya da komisyonun acil bir karar ile görevlerine iadeleri sağlanmalıdır” şeklinde konuştu.

    Açıklamanın ardından PTT binası içine girilerek Başbakanlığa faks, eğitimcilere ise dayanışma mektubu gönderildi. (HABER MERKEZİ)