PİRHA- DEM Parti Karakoçan İlçe Örgütü, Suriye’nin Halep kentinde yaşayan Kürtlere yönelik yapılan saldırıları kınamak için basın açıklaması gerçekleştirdi.
DEM Parti Karakoçan İlçe Örgütü, Suriye Geçici Hükümetine bağlı paramiliter grupların Halep ile Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıları düzenlediği basın açıklaması ile protesto etti. DEM Parti İlçe Binası önünde yapılan açıklamaya çok sayıda kişi katıldı. Açıklamada sık sık “ Biji berxwedana Rojava”, “ Rojava onurumuzdur, onuruna sahip çık” sloganları atılırken “Rojava vicdandır, özgürlüktür , direniştir teslim alınamaz” pankartı açıldı. Basın metnini DEM Parti Karakoçan İlçe Eşbaşkanı Sema Atalan, okudu.
“KÜRT HALKINA YÖNELİK YOK ETME POLİTİKASIYÜRÜTÜLÜYOR”
Sema Atalan, 2013 yılından bu yana El-Kaide çizgisinin devamı olan ve farklı adlar altında Ortadoğu’da faaliyet yürüten silahlı çetelerin gelinen aşamada geçici Suriye yönetimiyle birlikte, başta Türkiye olmak üzere bölgedeki güçlerin desteğini alarak Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiye mahallelerinde yaşayan halklara yönelik ağır silahlarla saldırılar gerçekleştirdiğini söyledi. Asayiş güçlerinin bulunduğu yerleşim alanlarının tank, top ve SİHA’larla hedef alınmasının Kürt, Alevi ve Arap halklarına karşı açık bir yok etme girişimi olduğunu vurgulayan Sema Atalan,”Bu saldırıların münferit olmadığı, aksine halen devam eden yeni saldırı hazırlıklarının bulunduğu bilinmektedir. Kürtlerin kazanımlarını hedef alan bu saldırılara ağır silah, istihbarat ve lojistik destek sunan siyasi ve askeri mekanizmalar açıktır” dedi.
“ŞİDDET POLİTİKASINDAN VAZGEÇİLMELİDİR”
“Bir yandan ‘bin yıllık kardeşlik’, ‘iç barış’, ‘ortak kader’ söylemleri dile getirilirken, diğer yandan Suriye’de Kürt halkının nasıl tasfiye edileceğine dair hesaplar yapılmaktadır. Bu çelişki kabul edilemezdir” diyen Sema Atalan, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Rojava’da Kürt halkına sıkılan her kurşun, tüm Kürtlere yönelmiştir. Bu saldırılar yalnızca bölge halklarını değil, Türkiye’nin barışını, birlikte yaşam umudunu ve ortak geleceğini de hedef almaktadır.
Madem kaderimiz ve kederimiz ortaktır, madem bin yıllık kardeşlikten söz edilmektedir; o halde Kürt halkının uzattığı barış elini tutun. Ortadoğu’da ve ülkemizde barışı, eşitliği ve birlikte yaşamı hep birlikte inşa edelim.”
PİRHA- Kadınlar, Halep kentinde bulunan ve yoğunlukta Kürtlerin yaşadığı Eşrefiye ve Şex Maksud mahallelerine yönelik katliama ses yükseltti.
Birçok kurum ve kuruluşta yer alan kadın aktivistler, yayınladıkları görüntülü mesajla Halep’te yaşanan katliama sessiz kalmayacaklarını belirttiler. Demokratik Alevi Dernekleri, Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu, DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu, Partiya İnsan û Azadi gibi kurumlarda çalışma yürüten kadın aktivistler, yürütülen saldırıların soykırım niteliğinde olduğunu ve Kürt halkının kazanımlarını yok etmeye yönelik gerçekleştirildiğini savundu.
PİRHA- Suriye’nin Halep kentinde bulunan ve ağırlıklı olarak Kürtler’in yaşadığı Eşrefiye ile Şex Maqsud mahallelerine yönelik katliam saldırılılarına Dersimli yurttaşlardan tepki yükseldi. Yurttaşlar, artık sözün ve kınamaların işe yaramadığını, bu barbarlığa karşı topyekûn bir mücadele gerektiğini ifade ettiler.
HTŞ ve ona bağlı çete gruplarının gerçekleştirdiği katliamlara tepkiler dinmiyor. Çeteler, Esad rejiminin devrilmesinden bu yana, Suriye’deki Alevi, Dürzi, Süryani ve Kürt halklarına yönelik soykırım saldırıları gerçekleştiriyor. Bu yönüyle dünya kamuoyunun tepkisine neden olan katliam saldırılarına bir tepki de Dersimli yurttaşlardan geldi.
“SURİYE’DE ŞU AN TÜM HALKLARA KARŞI SOYKIRIM YAPILIYOR”
Egemen sistemin halkların bir arada yaşama iradesini tanımadığını belirten Emir Ali Genç, “Suriye’de şu anda bütün halklara yönelik bir katliam söz konusudur. Egemen sistem halkların bir arada yaşamasına müsaade etmiyor. Çünkü bu yaşam her anlamıyla onların yaşamına ters düşen bir yaşamdır. Çünkü bireyselliği içermiyor. Egemen sistem ise bunun tam tersi olarak, ortak yaşamı benimsemiyor. Oradaki halklar da ortak yaşamı savundukları için mücadele veriyorlar” dedi. Konuşmasının devamında ise şunları dile getirdi:
“Egemen sistem kendi varlığını kabul ettirebilmek için her türlü şiddetle insanların üzerine gidiyor. Biz bu şiddeti doğru bulmuyoruz, kınıyorum. Bütün halkların özgür ve eşit yaşam hakları tanınmalıdır. Egemen sistem de baskı ve şiddetinden vazgeçmesi gerekir. Suriye’de yaşayan sadece Kürtler ve Aleviler değildir. Araplar var, Süryaniler var, Dürziler var. Bu halklara yönelik şiddetin son bulmasını ve bir an önce onların kendini rahat ifade edebilecek şartlar ve koşulların sağlanmasını istiyorum.”
“YAŞANAN KATLİAMLARIN YABANCISI DEĞİLİZ”
Yaşanan katliamlara yabancı olmadıklarını ifade eden Kibar Köse, “Bugün Rojava ve Suriye’de meydana gelen katliamların çok da yabancısı değiliz. Daha önce bu katliamlar, Maraş’ta, Sivas’ta, Dersim’de Olan katliamlar da çok yabancısı değiliz. Rojava’da Kürtlere ve Alevilere yönelik yapılan zulmün hiçbirini kabul etmiyoruz ve karşısındayız” dedi. Bu katliamlara karşı sürekli mücadele içerisinde olacaklarına dikkat çeken Köse, “Biz bunlardan korkmuyoruz. Biz zaten korkumuzu Kerbela’da bıraktık. Bu katliamlara karşı sürekli direneceğiz, bunların karşısında olacağız” diyerek lanetlediklerini ifade etti.
Köse, konuşmasının devamında ise Suriye’de Kürtlere, Alevilere, Süryanilere ve Dürzilere yapılan saldırılar soykırım niteliğinde olduğunu vurguladı, “Kadınlara yapılan işkenceler, işkence sonuçları balkonlardan aşağı atmalar, keza çocuklara aynı zulümler uygulanıyor. Bu görüntüleri gördüğümüzde tahammülümüz kalmıyor” dedi ve bu katliamların karşısında olmaya devam edeceklerini söyledi.
“HALEP’TE HALKLARA YÖNELİK SOYKIRIM YÜRÜTÜLÜYOR”
Baba Mansur Ocağı evlatlarından Sakine Cevahir, Halep’te yaşanılanların bir iç savaş olduğunu söyledi ve devamında, “Bu iç savaşta Alevi, Süryani, Kürt, Dürzi halkları katlediliyor. Bu saldılar, halklar topluluğuna yapılan bir zulümdür. Bir soykırımıdır aslında. Bu soykırımı insanlık adına lanetliyorum ve en başta bir insan olarak, bir anne olarak bu acıları içten duyuyorum. Bu acıların bir an önce sonlanmasını temenni ediyorum” dedi. Bu karanlığa karşı umutlarının tükenmediğini kaydeden Cevahir, “Ama umutlarımız tükenmiyor. Mücadele devam ettikçe umutta olacaktır. İnsanlığın bir gün huzura, umuda, yaşama kavuşacaklarını umut ediyorum” diyerek konuşmasını sonlandırdı.
“HALKLARIN BİRBİRİNİN HIZIRI OLMASI GEREKİYOR”
Eski HDP Milletvekili Alican Önlü, “Bugün Ortadoğu’nun ortasında olan Suriye ve Suriye’nin de kalbi olan Rojava’da bir Kerbela yaşanıyor. Hem bir Kerbela yaşanıyor, hem de buna karşı bir direniş var” dedi. Önlü, konuşmasına Halep’te yaşanan savaşın sadece iki gücün çatışması olmadığını, bunun tam tersi iki zihniyetin bir çatışması olduğunu vurguladı: “Yani orada insanlığın başına bela olmuş bir zihniyet var. Bu bugünkü ismiyle İŞİD’dir. Tarih boyunca değişik isimlerle sahneye çıktı ama bugünkü bela olan zihniyet İŞİD’dir. Bir de ona karşı direnenler, sadece kendisi için değil, kendi kimliği, inancı için değil, tüm insanlığın onurunu savunanlar var. Bir bütün olarak dünyadaki tüm insanlığın onurunu kurtarmaya çalışan bir mücadeledir.”
“Bu IŞİD zihniyeti sadece bir inanca, bir kimliğe de karşı değil. O coğrafyadaki yaşayan tüm inanç ve kimliklere karşı. Yani oradaki Dürzilerin, Alevilerin, Kürtlerin, Ermenilerin, Ezidilerin hepsinin bir aradaki ortak bir yaşamına, onurlu yaşamına karşıdır” diyen Önlü, konuşmasına halkların birbirinin Hızırı olması gerektiğini kaydetti; “Dürzi Alevi’nin Hızırı olması gerekiyor. Alevi Kürd’ün Hızırı olması gerekiyor. Kürd’ün Asuri’nin Hızırı olması gerekiyor. Ermeni’nin de Ezidi’nin Hızırı olması gerekiyor. Yani Hızır denen şey öyle soyut bir yerde değil. Tam tersine bu zulme karşı birbirine verilen destektir. Bu zulme karşı ayağa kalkmaktır.”
Son olarak, ‘sözün bittiği yerdeyiz’ diyen Önlü, “Tabii Türkiye’deki bütün demokrasi güçlerinin, emek güçlerinin, sosyalist güçlerinin sadece bir açıklamayla, lanetlemeyle, kınamayla bu zulmün üstesinden gelinemez. Çünkü karşı taraf sadece lanet okuyarak yapmıyor. Bütün insanlık dışı vahşetini sergileyerek yapıyor. Özellikle de oradaki halklara karşı, oradaki direnen insanlara karşı bu zulmü yapıyorlar. O zaman buna karşı, buradan da sadece açıklamalarla olacak iş değil. Kınamayla olacak işler değildi. Başta tüm demokrasi güçleri, emek güçleri, sol-sosyalist güçler, insanım diyen herkesin, öncelikle Türkiye’nin bu cihatçı ittifak politikasına karşı durmak zorundadır” diyerek konuşmasını sonlandırdı.
PİRHA-DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat yaptığı yazılı açıklamada, Halep’te yaşananlara ve Aleviler ile Kürtlerin adalet taleplerine yönelik sessizliğe tepki gösterdi. Fırat, “Katliamlara sessizlik, zulme ortaklıktır” diyerek, adaletin kimliklere göre işletilmesinin kabul edilemez olduğunu vurguladı.
Fırat, yaşanılan coğrafyada adalet kavramının sıkça dile getirildiğini ancak adalet arayışı Aleviler ve Kürtler olduğunda kamuoyunda ve karar verici mekanizmalarda sessizlik ortaya çıktığını belirtti. Bu sessizliğin yeni olmadığını ifade eden Fırat, Kerbela’dan başlayarak Dersim, Maraş, Çorum ve Roboski’ye uzanan tarihsel bir suskunluk hattına dikkat çekti.
Fırat, adaletsizlik ve katliamlar devam ederken mağdurun Alevi ya da Kürt olduğunda adalet taleplerinin çoğu kez görmezden gelindiğini, ertelendiğini veya “zamansız” bulunarak geçiştirildiğini söyledi.
“ADALET KOŞULLARA VE KİMLİKLERE GÖRE DEĞİŞMEZ”
Adaletin seçici olamayacağını vurgulayan Fırat, adaletin bir toplumun vicdan ve sağduyu meselesi olduğunu kaydetti. “Bir toplumda adalet herkes için eşit biçimde işlemiyorsa, orada hukuktan da vicdandan da söz edilemez” diyen Fırat, Aleviler ve Kürtlerin bu coğrafyada adaletin en çok konuşulduğu ancak en az hayata geçirildiği topluluklar arasında yer aldığını ifade etti.
Açıklamada, hak arama girişimlerinin “toplumsal huzur”, “güvenlik” ve “siyasi hassasiyet” gerekçeleriyle bastırıldığı belirtildi. Fırat, yaşanan acıların görünmez kılındığını ve bu yaklaşımın adaletsizliği derinleştirerek cezasızlığı kalıcı hale getirdiğini dile getirdi.
“HALEP’TEKİ İNSANİ KRİZ VİCDAN VE İNSAN HAKLARI MESELESİDİR”
Celal Fırat, Halep’te yaşananların yalnızca bir şehrin ya da bir ülkenin sorunu olmadığını belirterek, bu krizin birlikte yaşama iradesini, insanlık vicdanını ve temel hak ve özgürlükleri doğrudan ilgilendirdiğini söyledi.
Sivillerin açlık, korku ve güvensizlik koşulları altında yaşamak zorunda kaldığına dikkat çeken Fırat, “Çocukların korunamadığı, kadınların güvencesiz bırakıldığı, insanların inancı ya da kimliği nedeniyle hedef haline getirildiği hiçbir yerde adaletten ve barıştan söz edilemez” ifadelerini kullandı.
“HALEP İÇİN 4 MADDELİK ÇAĞRI“
Aleviler ve Kürtlerin tarih boyunca ağır bedeller ödediğini hatırlatan Fırat, buna rağmen barıştan, dayanışmadan ve ortak gelecek fikrinden vazgeçilmediğini vurguladı. Mezhepçi ve ayrıştırıcı dilin terk edilmesi gerektiğini belirten Fırat, bu dilin geçmişte olduğu gibi bugün de yeni acıların zeminini hazırladığını söyledi.
Celal Fırat açıklamasında şu çağrıyı yaptı:
– Halep’te sivillerin korunması öncelik haline getirilmelidir.
-Mezhep ve kimlik temelli hedef göstermeler derhal son bulmalıdır.
-Uluslararası hukuk ve insan hakları ilkeleri esas alınmalıdır.
-Savaşın değil barışın, ayrımcılığın değil birlikte yaşamın dili güçlendirilmelidir.
PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Halep’in Şex Maqsûd ve Eşrefiye mahallelerinde Kürtlere yönelik süren saldırılara karşı Dersim’de Gola Çetu ziyaretinde basın açıklaması yaptı. Açıklamanın ardından çerağlar uyandırıldı, gulbanglar verildi ve lokmalar paylaşıldı.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Suriye’nin Halep kentinde Şex Maqsûd ve Eşrefiye mahallelerine yönelik sürdürülen saldırılara karşı Dersim’de Gola Çetu ziyaretinde basın açıklaması yaptı. “Katledilen canlarımızı anıyor, karanlığa karşı çerağ uyandırıyoruz” çağrısıyla yapılan açıklamada, Suriye’de yaşananların açık bir soykırım ve tehcir politikası olduğu vurgulandı.
Basın açıklaması, DAD Genel Merkez yöneticisi Hülya Bozkurt tarafından okundu. Açıklamanın ardından çerağlar uyandırıldı, gulbanglar verildi ve lokmalar dağıtıldı.
“KERBELA HER ÇAĞDA SÜRÜYOR”
Basın açıklamasında, Kerbela’nın yalnızca tarihsel bir olay olmadığı, her çağda mazlum ile zalimin karşı karşıya geldiği bir hakikat olduğu belirtilerek, bugün bu meydanın Suriye’de yeniden kurulduğu ifade edildi.
Halep’teki Şex Maqsûd ve Eşrefiye mahallelerinde yaşanan saldırıların, emperyalist çıkarlar ve tek tipçi faşist politikalar doğrultusunda gerçekleştirildiği belirtilen açıklamada; Kürtlerin, Alevilerin, demokratik Suriye’den yana tutum alan Sünni Arapların, Êzidîlerin, Hristiyanların ve ötekileştirilen tüm halkların hedef alındığı vurgulandı.
“SELEFİ BARBARLIK DEVLETLEŞTİRİLDİ”
DAD açıklamasında, BAAS rejiminin yıkılmasının ardından selefi ve siyasal İslamcı yapıların küresel ve bölgesel güçlerin desteğiyle iktidara taşındığına dikkat çekildi. Bu süreçte Alevi, Dürzi ve Hristiyan halklara yönelik katliamların gerçekleştirildiği, bugün ise Kürt halkının soykırım tehdidiyle karşı karşıya bırakıldığı ifade edildi.
HTŞ’nin Suriye’de iktidara geldiği günden bu yana etnik ve inançsal gruplara yönelik saldırıların durdurulamadığına işaret edilerek, Halep’te yüzlerce sivilin ve çocuğun katledildiği belirtildi.
“MUTABAKAT SONRASI SALDIRILAR DİKKAT ÇEKİCİ”
Açıklamada, Eşrefiye ve Şex Maqsûd mahallelerine dönük saldırıların, Suriye Geçici Hükümeti ile Rojava yönetimi arasında yapılan mutabakatın hemen ardından gerçekleştiğine dikkat çekildi. Mutabakat kapsamında QSD’ye ait mahallelerde bulunan ağır silah ve savaşçıların çekildiği hatırlatılarak, saldırıların bu süreçten sonra yoğunlaşmasının manidar olduğu vurgulandı.
“ROJAVA HALKLARIN UMUDUDUR”
Rojava’da inşa edilen rızalaşma temelli yaşam modelinin yalnızca Suriye halkları için değil, tüm bölge halkları için karanlığa karşı yakılmış bir umut olduğu belirtilerek, bu umudun kirli pazarlıkların konusu yapılamayacağı ifade edildi.
Türkiye’de barış ve rızalaşma söylemleri dillendirilirken, aynı anda Suriye sahasında tek tipçi politikaların desteklenmesinin büyük bir çelişki olduğu vurgulandı. Merkez medyanın kullandığı nefret dilinin de bu politikaların tamamlayıcısı olduğu kaydedildi.
Alevi halkların Rıza Yolunun talipleri olduğu hatırlatılan açıklamada, yaşanan zulmün reddedildiği ve kınandığı ifade edildi. Bölgesel devletlerin desteği olmaksızın bu saldırıların gerçekleşemeyeceği belirtilerek, halkların ortak yararının çatışmada değil; demokratik birlik, dayanışma ve eşit yaşamda olduğu vurgulandı.
GULBANGLAR VERİLDİ, LOKMALAR PAYLAŞILDI
Basın açıklamasının ardından Fetiye Yıldırım Ana, Baba Mansur Ocağı’ndan Sakine Cevahir ve Ergün Haydaroğlu tarafından gulbanglar verildi. Ardından lokmalar paylaşıldı.
Açıklama, Gaxan ayının ardından girilen Xızır ayının; Ortadoğu başta olmak üzere tüm dünyada halkların ve inançların eşitliği temelinde barışa vesile olması temennisiyle sona erdi. “Birbirinin Xızırı olma” bilinciyle dayanışmanın büyütülmesi çağrısı yapıldı.
PİRHA – DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Halep’te yaşananlara dikkat çekerek, Aleviler ve Kürtlerin zulmü uzaktan izleyen halklar olmadığını vurguladı. Halep’te yaşananların yalnızca bir dış politika başlığı olarak ele alınamayacağını belirten Fırat, bunun doğrudan bir vicdan meselesi olduğunu söyledi.
Halep’te yanan ateşin sadece bir şehrin sokaklarını değil, Alevilerin ve Kürtlerin tarihsel belleğini de yaktığını ifade eden Fırat, “Biz zulmü kapımıza gelmeden tanırız. Adını Kerbela’da öğrendik, Dersim’de bedenimizde taşıdık, Halepçe’de nefesimizde boğulduk, bugün de Halep’te yeniden yüzleşiyoruz” dedi.
Halep’te çocukların açlıkla, annelerin yalnızlıkla, insanların korku içinde yaşam mücadelesi verdiğini belirten Fırat, bu tablonun “coğrafyanın sorunu” denilerek geçiştirilemeyeceğini vurguladı. Bir yerde çocuklar açken başka bir yerde adalet kurulamayacağını söyleyen Fırat, kadınların sahipsiz bırakıldığı, insanların inancı, kimliği ve mezhebi nedeniyle hedef alındığı bir dünyada hiçbir toplumun kendini güvende sayamayacağını dile getirdi.
Konuşmasında tarihsel hafızaya da dikkat çeken Fırat, zulmün bölünmez olduğunu ve sessizliğin masum sayılamayacağını belirterek, Halep’te yaşananlara karşı siyasi ve toplumsal sorumluluk alınması çağrısında bulundu.
PİRHA- Çukurova’daki kentlerden yurttaşlar, Yayladağ Sınır Kapısı’nda, Suriye’de Alevi, Kürt, Dürzi ve Süryanilere yönelik saldırıları protesto etti. Eylemde yapılan konuşmalarda, “Halep’te yaşananları asla kabul etmiyoruz. Katliamcıları destekleyen politikalarınızdan vazgeçin. Katliamlara karşı birleşik mücadele şart” denildi.
Çukurova’daki kentlerden yurttaşlar, Emek ve Demokrasi Güçlerin çağrısıyla Yayladağ Sınır Kapısı’nda bir araya geldi. Yüzlerce yurttaşın katıldığı eylemde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, şunları ifade etti:
“Değerli halklarımız, bugün bizler bütün dünyaya Suriye’ye, Şam’a ve her yere Suriye’nin sınırından Yayladağ Sınır Kapısı’ndan sesleniyoruz. İki hafta önce burada yine Türkiye’den gelen bütün savaş karşıtları, barış yanlıları, Alevi kurumları, demokrasi güçleri tam da burada bütün mesajlarını ilettiler ve Alevi katliamını protesto ettiler. Aradan günler geçtikten sonra Şex Maqsut’ta ve Eşrefiye’de Kürt halkına dönük bir katliam başlatıldı. Bu katliamı kabul etmek mümkün değildir.
Bakın Suriye’de SDG güçleri ve Şam Yönetimi arasında 10 Mart Mutabakatı görüşmeleri hala devam ederken ve Halep özelinde 1 Nisan Anlaşması gerçekleşmişken ve diyalog masasında hala otururken Halep’te bu saldırıların başlatılması, Halep’teki yeni dönemin ve beklenen demokratik entegrasyonun önünde büyük engeller oluşturulmayı hedeflemiştir. Halep’te Kürt halkına yapılan saldırı, demokrasi sürecine ve barış sürecine sıkılan bir kurşundur. Asla kabul etmiyoruz. Kürt halkı ne Şam’da, ne Halep’te, ne Rojava’da, ne Suriye’nin tamamında, ne de Türkiye’de yalnız değildir.
Suriye’de gerçekleşen bu katliamlar Kürt halkının orada kanının döken bu anlayış bütün dünyanın gözü önünde IŞİD armalarıyla oraya gelenlerin de olduğunu gösteriyor. Suriye Milli Ordusu, HTŞ, El Kaide ve El Nusra’ya bağlı paramiliter güçlerin de bu operasyonlarda yer aldığı bilgisi bütün dünya tarafından bilinmektedir. Bizler bunu kabul etmiyoruz. Hele de bir kadın savaşçıya yapılanları kabul etmiyoruz. Herkes izledi o videoları değil mi? Kadın savaşçının işkence ederek binadan aşağı atılması ne bir dinde, ne bir vicdanda, ne de kendine insanım diyen hiçbir canlının kabul edebileceği bir şey değildir. Bakın böyle bir uygulama savaş hukukunda dahi yoktur. Savaş hukuku dahi bunu reddeder. Ve buradan bir kez daha biz kadınlar olarak Rojava’da, Halep’te direnen bütün kadınlara onbinlerce kez selam olsun.
Bugün MHP Genel Başkanı Grup toplantısında bu konuyu gündeme aldı. Bugünkü konuşmasında DEM Parti’ye dönük de kimi eleştiriler sundu. Biz buradan bir kez daha diyoruz ki; bizler Türkiye’nin iç barışını mevcut olan bütün siyasi partilerden daha fazla önemsemekteyiz. Bizler Türkiye’nin iç barışını Hatay Yayladağ Sınır Kapısı’ndan Edirne Sınır Kapısı’na kadar önemsiyoruz. Orada Kürt kanı akmadı diyorlar. Yanlış. Orada Kürdün de kanı aktı, Alevi’nin de kanı aktı, Arabın, Sünni’nin, Hristiyanın, Dürzi’nin de kanı aktı. Keşke akmasaydı. Keşke biz bu konuşmaları yapmak zorunda kalmasaydık.
Bizler DEM Parti olarak Türkiye’deki sürecin onurlu bir barışla taçlanması için kim ne derse desin çizgimizden asla vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Bu yaşanan provokasyonlara hükümetin sözcülerinin adeta mevcut olan katliamın önünü açan, kışkırtan, destekleyen, dayanışan mesajlarına eyvallah baş göz üstüne mi diyelim? Demeyeceğiz. Bu mesajlara karşı çıkıyoruz, yanlış buluyoruz.
Suriye’deki çatışmalara, oradaki ateşe kimse körükle yaklaşmamalıdır.Türkiye’de mevcut olan iktidar sözcülerini oradaki savaşı ve çatışmayı kışkırtan değil tam tersi oradaki ateşi soğutacak, barışa ve diyaloğa hizmet edecek bir dil kullanmaya davet ediyoruz. Ve biz buradan soruyoruz; Bu dilin neresi sorunlu? Bizler barışa hizmet edin diyoruz. Gelin barışa hep beraber hizmet edelim diyoruz. Suriye’de yanan ateşe körükle gitmek yerine bir damla su olalım o ateşi söndürelim diyoruz. Bunun neresi iç barışa karşı yapılmış bir konuşmadır.
Buradan bir kez daha Türkiye’deki bütün siyasi güçleri ve bütün devlet bürokrasisini bu süreçte barış ve diyaloğu tesis etmek üzere bir dil kullanmaya davet ediyorum. Ve bir kez daha diyoruz ki Halep’te yaşananları asla kabul etmiyoruz. Orada yaşamını yitiren bütün Kürt yurttaşlarımızın ailelerine, Kürt halkına ve Suriye halklarına başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz ve yaralılara acil şifalar diliyoruz. Ümit ediyoruz ki bizler bu sınır kapısından bir gün Suriye topraklarına güle oynaya geçebiliriz ve oraya savaşı konuşmak değil barışı o topraklarda nasıl tesis edildiğini görmek üzere ziyaretlerimizi gerçekleştirebiliriz. Mutlaka kazanacağız, mutlaka bu topraklarda barışı hep beraber tesis edeceğiz.”
DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır da, yaptığı konuşmada, şunları dile getirdi:
“Bu sınır kapısı barışın kapısı olması gerekirken karanlığın kapısı oldu. Suriye Süryani’nin, Dürzi’nin, Kürdün, Alevi’nin ülkesidir.
Bugün Halep’te DAİŞ çeteleri, bu çatışmanın merkezi Ankara’dadır. Şu anda Suriye’de sadece Kürtler direnmiyor, Aleviler, Dürziler, Süryaniler direniyor. Bütün halklar ve inanç toplulukları ortak kaderleri için mücadele ediyor. Bunların korkusunun kadınların, Kürtlerin olduğunu biliyoruz. Korkularının Kobane olduğunu biliyoruz. Direniş tarihimizin başarısını biliyorlar.
Yüreğimiz yanıyor. Biz mücadele ederek, direnişimizi büyüterek ilerleyebiliriz. Ankara’ya söylüyoruz; kim susuyorsa bu katliamı destekliyor demektir. Katliamcıları destekleyen politikalarınızdan vazgeçin. Kürt, Süryani, Alevi bu kirli politikaları unutmayacaktır.”
HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş ise, şunları belirtti:
“Halep Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anıyorum. Rojava Devrimi dünyada biriciktir. Bir devrim boğulmak isteniyor. Halep’le Amed’i ayıracaklarını düşünüyorlar, bu çağrıları yapıyor. Oradaki her ateş bizim yüreğimize düşüyor. Halep’te kuşatma bir etnik temizlik girişimidir. Barış eline bombalarla karşılık verilmez. Bunu kabul etmiyoruz. Halep’te yaşananlara karşı dünyanın tutumunu gördü. Kürtler haklarını, kimliğini korumak için direndi. Kürtler her zaman başımız dik, diplomasiye de, müzakereye de varız diyoruz. Baştan beri ölümlerin durmasını, barışın olmasını, bütün inançların özgürlüğünü savunuyoruz. Halep’e yönelik saldırıya sessiz kalmamızı beklemesin. Kürt halkı katliamla karşı karşıyayken tabi ki mücadele edeceğiz, sesimizi yükselteceğiz.”
ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni, saldırılara karşı umudun ve cesaretin büyük olduğunu vuruglayarak, “Cesaretimizi Büyük İnsanlığı gerçekleştirenlerden alıyoruz. Emperyalistler HTŞ Suriye’si olsun diye saldırıyorlar. Ama başaramayacaklar. Yanı başımızda, Alevilere, Dürzilere, Kürtlere sesleniyoruz; direnişiniz, direnişimizdir. Türkiye işçilerine emekçilerine çağrı yapıyoruz; bu zulme ortak olmayın. Alevilerin katliamından acı çıkar, gelin hep birlikte omuz omuza verelim. Artık halklar, emekçiler, işçiler yan yana gelmeliyiz” dedi.
EMEP Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak da, “Milli Savunma Bakanı, Dış İşleri Bakanı HTŞ’ye saldırı için destek verdi. Biz bu iktidarı tanıyoruz. Bütün bu katliamların durması için sesimizi yükseltiyoruz. Yayladağı’ndan başlayarak işçilere, emekçilere sesleniyoruz; katliamlara sessiz kalmayalım. Suriye’de halkların geleceğini ABD, İsrail belirleyemeyecektir. Suriye’nin geleceğini Aleviler, Dürziler, Kürtler ve dostları belirleyecektir” diye konuştu.
SYKP Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz ise, katılımcıları selamlayarak şunların altını çizdi:
“On gün önce burdaydık. Bir yıldır HTŞ yönetimi Dürziler, Aleviler, Kürtler üzerindeki katliamı kınamak için burdaydık. 14 yıldır Rojava modeli yerle bir olsun istiyorlar. Öyle yağma yok. Halep’te gösterildi, kendilerine. Suriye’de savaş isteyenlere karşı, Suriye’nin halklarıyla dayanışmaya devam edeceğiz”
DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, şunları vurguladı:
“Rojava bir Rıza Şehri’dir. Halklar, inanç toplulukları rıza şehri inşa ediyor. Rojava’da oluşan bu sistem kelebek etkisi yaratıp her alannı saracaktır. Bundan korkuyorlar. İnsanlığın Kürtlere bir onur borcu olmalıdır. Halklar bir soykırım eşiğindedir. Kerbela’daki zihniyeti bugün Halep’te gördük.
Halklar yeniden bir soykırım tehdidi altındadır. Bunun önüne geçmek zorundayız. Bizim savunduğumuz anlayış Hüseyin’i, Zeynep Ana’yı direnişi esas alan bir anlayıştır. Biz bunları Koçgiri’de gördük, Dersim’de gördük, Zilan’da gördük, Ağrı’da gördük. Bu zulüm hep devam etti. Bugün de sürüyor. Ama hakikat de dirençle, onurla ve kararlılıkla yoluna devam ediyor. Mücadele hala sürüyor, sürmeye de devam edecektir. Bütün Alevi toplumuna sesleniyorum: Alevilerin eşit ve özgür yaşamalarının tek şartı bu tekçi anlayışın son bulmasıdır. Bütün halkların, inanaç topluluklarını özgürlüğü birbirlerinin desteğiyle olur. Gelin canlar bir olalım.”
Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Didem Göçer, TÖP PM üyesi İpek Karanfil, SODAP Orhan Tok, saldırılara karşı birleşik mücadele çağrısında bulundu.
PİRHA- DEM Parti Malatya İl Örgütü, gerçekleştirdiği basın açıklamasıyla Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik yapılan çete saldırılarını kınadı. Açıklamada, “Suriye genelinde Kürtler, Aleviler, Dürziler için demokratik bir Suriye hükümetinin kurulmasını talep ediyoruz” denildi.
HTŞ ve ona bağlı çete gruplarının, Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik aralıksız biçimde saldırıları gerçekeleşirken, Kürt halkı ve dostlarından tepkiler gelmeye devam ediyor. DEM Parti Malatya İl Örgütü, gerçekleştirdiği basın açıklamasıyla çetelerin gerçekleştirdiği saldırıları kınarken, “Suriye Geçiş Hükümeti’ne bağlı silahlı grupların ağır silahlarla yürüttüğü bu saldırılar, doğrudan sivilleri hedef almakta; aralarında çocukların da bulunduğu sivil kayıplara yol açmaktadır. Yerleşim alanlarının sistematik biçimde hedef alınması, sivillerin yaşam hakkının bilinçli olarak ihlal edildiğini ve Kürt mahallelerinin kasıtlı biçimde savaş alanına çevrildiğini açıkça ortaya koymaktadır” denildi.
Malatya Paşa Köşkü Çeşme durağında yapılan açıklamayı, DEM Parti Malatya İl Eş Başkanı Musa Gürz okudu.
“ŞÊXMEQSÛD VE EŞREFİYÊ MAHALLELERİNDE İNSANLIK SUÇU YAŞANMAKTADIR”
Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik aralıksız biçimde sürdürülen saldırıların açık ve tartışmasız bir insanlık suçu olduğuna dikkat çeken Musa Gürz, “Bu durum, yaşananların çözüm ihtimalini sabote etmeyi amaçlayan çözüm karşıtı odaklar tarafından bilinçli biçimde kışkırtıldığını göstermektedir. Kürtleri hedef alan bu saldırılar yalnızca bugünü değil, Suriye’nin geleceğine dair olası siyasi uzlaşma zeminlerini de dinamitlemektedir” diyerek saldırıların manidar olduğunun altı çizildi.
Saldırıların aynı zamanda Türkiye’de devam eden Barış ve Demokratik Toplum sürecini olumsuz etkileyeceğini aktaran Gürz, “Rojava’ya yönelik bu düşmanca tutum, SDG’nin entegrasyon ve çözüm yönündeki çabalarını zayıflatmayı, bölgesel barış ihtimalini sabote etmeyi amaçlamaktadır. Çözüm karşıtı güçler, savaşı derinleştirerek halklar arasındaki demokratik ve barışçıl gelecek ihtimalini boğmak istemektedir” dedi.
Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’ye yönelik saldırıların, daha önce Süveyda’daki Dürzilere ve Alevi yerleşimlerine yönelik gerçekleştirilen saldırıların devamı niteliğinde olduğuna dikkat çeken Gürz, “Bu saldırılar, Suriye’nin çok kimlikli ve çok inançlı toplumsal dokusunu hedef alan, halkları birbirine düşmanlaştırmayı amaçlayan karanlık bir aklın ürünüdür. IŞİD çetelerine karşı tarihi bir direnişe sahiplik yapan Kürt halkı ve Suriye Demokratik Güçleri Ortadoğu’da barışın, demokrasinin ve özgürlüklerin tek teminatıdır. Bütün dünyanın bildiği ve kabul ettiği bu hakikat, geleceğini HTŞ çetelerinde gören, çıkarlarını HTŞ üzerinden korumaya çalışan yerel ve bölgesel güçler tarafından boğulmaya çalışılmaktadır” denildi.
“KÜRT HALKI SALDIRILAR KARŞISINDA YALNIZ, SAVUNMASIZ VE ÇARESİZ DEĞİLDİR”
Rojava’ya sahip çıkmanın insanlığa sahip çıkmak olduğunu söyleyen Gürz, “Kürt halkı bu saldırılar karşısında yalnız, savunmasız ve dağınık değildir. Kobanê direnişinin ortaya koyduğu tarihsel irade ve onurla, Rojava’nın kazanımlarını, Suriye halklarının haklarını korumakta kararlıyız. Özerk Yönetim’in ve halkların ortak yaşam iradesinin yanındayız. Kürt halkı, bu tür saldırılara karşı örgütlü, ulusal ve demokratik birlik ruhuyla, meşru direniş hakkını temel alarak duracaktır. Hiçbir güç, halkımızı teslim almayı başaramamıştır, başaramayacaktır” dedi.
Son olarak uluslararası kamuoyuna çağrıda bulunan Musa Gürz, şu cümlelerle açıklamayı sonlandırdı:
“Uluslararası güçleri, Birleşmiş Milletler’i ve ilgili tüm aktörleri artık izleyici konumundan çıkmaya çağırıyoruz. Sivillerin korunması için derhal sorumluluk alınmalı, saldırılar acilen durdurulmalı ve saldırgan güçler açık biçimde teşhir edilmelidir. Sessizlik, bu suça ortak olmaktır. Buradan dünya kamuoyuna, Kürt halkının dostlarına ve demokrasi güçlerine açık çağrımızdır: Kürt halkını yalnız bırakmayın. Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’de direnen halkla dayanışmayı büyütün. Bugün Halep’te yaşananlar durdurulmazsa, yarın çok daha büyük yıkımların ve geri dönülmez kırılmaların önü açılacaktır.”
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan,Halep’te Kürt mahallelerine yönelik saldırılara ilişkin parti genel merkezindebasın toplantısı düzenledi. Hatimoğulları, uluslararası toplumun, Halep’in Gazze’ye dönüştürülmesine seyirci kalmaması çağrısında bulunurken, Bakırhan’da, “IŞİD’i sözde her yerde arayan uluslararası koalisyon dönüp bir Halep’e baksın” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı paramiliter grupların Halep kentindeki Kürt mahallelerine dönük saldırılarına ilişkin partinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.
“KİMLİKLER ÖZGÜR OLMADAN SURİYE ÖZGÜR OLMAZ”
Milletvekillerinin de katıldığı toplantıda ilk olarak konuşan Tülay Hatimoğulları, yaşanan saldırıları “insanlık suçu” olarak nitelendirdi. 10 Mart Mutabakatı’na dikkati çeken Tülay Hatimoğulları, Suriye rejiminin bunu dilinden düşürmediğini belirterek, “Halep’te atılan her bombayla, sıkılan her kurşunla bu mutabakat ayaklar altına alındı. Şam Yönetimi 10 Mart Mutabakatı’na uymadığını açıkça göstermiştir Halep pratiğinde. IŞİD armalarıyla sivil yerleşimlere ağır saldırılar düzenleniyor. ‘Kürdün kanı helaldir’ şeklindeki karanlık fetvalarla açıkça saldırılar teşvik ediliyor. Bu, yalnızca Kürtlere değil, insanlığın ortak vicdanına yönelmiş saldırılardır. Bir kez daha ifade ediyoruz ki Kürtler sadece siyasetin değil, ahlakın, haysiyetin ve onurun sınırını gösteren turnusol kağıdı olmuştur” diye belirtti.
Katledilen bir Kürt kadının cenazesinin paramiliter gruplar tarafından bir binadan atılmasını hatırlatan Tülay Hatimoğulları, “Bu, bir vahşettir. Bunu gerçekleştirenler vahşet sürüsüdür. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Ne bir din ne bir vicdan ne bir inanç ne bir siyaset ne de savaş hukuku böyle bir uygulamayı asla kabul etmez, edemez. Başta kadınlar olmak üzere herkesi en yüksek perdeden buna karşı çıkmaya ve sesini yükseltmeye davet ediyoruz. Hatay’dan Edirne’ye kadar vicdan sahibi herkesin gözü ve kulağı bugün Halep’tedir. Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’de onurla direnen halka bir kez daha en derin dayanışma duygularımızı iletiyoruz. Hayatını kaybedenleri saygıyla anıyorum, yaralılara acil şifalar diliyorum” ifadelerini kullandı.
Tülay Hatimoğulları, devamında da şunları belirtti:
“Bu direniş, yalnızca iki mahallenin değil, Suriye’nin çoğulcu ve demokratik geleceğinin direnişidir. Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê, Suriye’nin renkli mozaiğini ve birlikte yaşama iradesini korumak için ayakta ve direnmektedir. Bu iki onurlu mahalle yalnız bırakılmamalıdır. Uluslararası toplum, Halep’in Gazze’ye dönüştürülmesine seyirci kalmamalıdır. Sessizlik, bu suça ortak olmak anlamını taşıyor. Uluslararası güçlere ve garantör ülkelere açık çağrımızdır; sorumluluklarınızı yerine getirin. El sıkıştığınız güçler yanı başınızda katliam yürütürken suskun kalmaktan vazgeçin. Bu saldırıları derhal durdurun. Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’de yaşanan saldırılar, geçici yönetim adı altında HTŞ ve ona bağlı çetelerin gerçekleştirdiği meşru olmayan, insanlık dışı saldırılardır. Kürt halkını Suriye’de sıkıştırmayı, Halep’i Kürtsüzleştirmeyi hedefleyen bir saldırıdır. Suriye gerçekliğine aykırı olan bu saldırı sadece Kürt halkının itiraz edeceği bir nokta değil, bütün Türkiye ve bölge halklarının buna karşı itirazını yükseltmesi gerekiyor. Kürt düşmanlığını bir siyaset mesleği hâline getirenlere de sesleniyoruz; kimse Kürtlüğü düşmanlığı üzerinden bir yatırım aracına dönüştürmeye kalkmasın. Barış, nefret toprağında yeşermez. Bu halkın yaşadığı şiddete çanak tutan siyasetçiler, tarihin çöp sepetinde yerini bulacaktır. Bölgenin jeopolitiğini etkileyen çok önemli gelişmeler olurken ‘klasik Kürt düşmanlığını’ sürdürmek; bölgedeki yeni gelişmeleri kavramamaktır. Buna dair strateji geliştirememe demektir. Bu, Türkiye halklarının yararına değildir.
Halep bugün bir insanlık sınavındadır. Bu sınavda herkes tarafını seçmek zorundadır. DEM Parti olarak biz, Suriye halklarının ortak, eşit ve kardeşçe onurlu bir barış içinde yaşayabileceği bir gelecek tahayyülünün yanındayız ve bunu savunuyoruz. Suriye’nin asli bileşenlerinden biri olan kadim Kürtlerin hak ve hukukunun güvence altına alınmasını savunduğumuzun altını bir kez daha çiziyoruz. Kürtlerin söz sahibi olmadığı, güvende olmadığı bir Suriye sizce huzur bulabilir mi? Alevinin, Dürzinin, Hristiyanın, seküler Sünni Arabın eşit yurttaş ve güvende olmadığı ve kendini güvende hissetmediği bir Suriye güvende ve huzur içinde olabilir mi? Bütün kimlikler ve inançlar özgür olmadıkça, Suriye özgür ve mutlu olamaz. Demokratik bir Suriye’nin yolu da bunları inşa etmekten geçer.
Buradan özellikle Millî Savunma Bakanlığı’na sesleniyorum; gerilimi tırmandıran söylemlerden derhal vazgeçin. Yapılan açıklamalar bu saldırıları teşvik etmektedir. Suriye hakkında kurulan her sorumsuz cümle, Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’ye bomba ve mermi olarak geri dönüyor. Milyonlarca Kürdün yüreğini yaralıyor. Söz, bazen silahtan daha yaralayıcı olabiliyor. Herkesi sorumluluğa davet ediyoruz. Türkiye’de iktidar ve devlet; Suriye’de çatışmanın değil, diyaloğun tarafında olmalıdır. Diyalogun kapılarının açılabilmesi için görev ve sorumluluk üstlenmelidir. Bu kapsamda Halep’te şu an itibariyle devam eden ateşkesi olumlu buluyoruz. Bu ateşkesin kalıcı hale gelmesinin önemli olduğunun altını çiziyoruz. Bu ateşkesin kalıcı haline getirilmesinin, yerinden edilen insanların evlerine dönmesinin, mahallelerin iradesinin tanınmasının önemini vurguluyoruz. Ve bu konuda sorumluluk sahibi olan herkese ve her tarafa sorumluluğunuzu yerine getirin, izleyici ve kışkırtan taraf olmayın diye çağrımızı yineliyoruz. Halep’teki saldırılar bir daha tekrar etmemek üzere durmalıdır. Kalıcı bir çözüme odaklanılmalı. Kalıcı bir barışın tesis edilmesi için demokratik zeminde mücadelemize devam edeceğiz. Bir kez daha Halep’te varlığı, onuru ve geleceği için direnenleri selamlıyoruz ve şu bilinmeli ki Türkiye’de ve Suriye’de bütün provokasyonlara, oyun içinde oyun tezgahlayanlara rağmen bizler bu topraklarda kalıcı bir barışı, demokrasiyi, onurlu bir barışı, kardeşliği eşit yurttaşlığı tesis edene dek mücadelemiz devam edecektir.”
Ardından konuşan Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan, saldırıların açık bir katliam ve kuşatmak olduğunu dile getirerek, ekledi: “Ağır silahlarla mahallelerin bombalanması, hastanelerin hedef alınması, çocukların hedef alınması hiçbir siyasi gerekçeyle meşrulaştırılamaz. İzahı yapılamaz. Kışın ortasında suyu, elektriği, ilacı kesilen on binlerce sivil, planlı ve bilinçli bir yok sayma siyasetine maruz bırakıldı. Rejimin 1 Nisan anlaşmasını hiçe sayarak başlattığı bu saldırılar, Halep’e olduğu kadar Suriye’nin geleceğine karşı işlenmiş bir suçtur. Mahallelerini korumaya çalışan, kadın güvenlik güçlerine saldıranların, onların saçını çekenlerin ellerini Kürt kadınlar geçmişte defalarca kırdı, yarın da kırarlar. O zalim, katliamcı ellerinizi Kürt kadınların saçlarından çekin diyoruz.
“IŞİD’İ SÖZDE HER YERDE ARAYAN ULUSLARARASI KOALİSYON DÖNÜP BİR HALEP’E BAKSIN”
IŞİD’i sözde her yerde arayan uluslararası koalisyon dönüp bir Halep’e baksın. IŞİD ve benzeri örgütlerin nerede olduklarını görecekler. Gazze için gözyaşı dökenlerin, Halep’i Gazze’ye dönüştürme çabası büyük bir ikiyüzlülüktür. Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê direnişi, IŞİD zihniyetine karşı verilen onurlu mücadelenin devamıdır. Diyarbakır’dan İstanbul’a, Van’dan İzmir’e bütün Kürtlerin kalbi bugün Halep için atmaktadır. Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’de direnen halkımızı, gençleri selamlıyoruz. Onların direnişi yalnızca bir savunma değil; insanlık onurunun ve özgür yaşam iradesinin ifadesidir. Kürt halkı yalnız değildir. Dayanışmamız açıktır, nettir ve sürecektir. Çünkü Halep’te akan kan, yalnızca iki mahallenin değil, Suriye’nin ortak geleceğinin de yükünü ağırlaştırmaktadır.
Bugün Halep, Ortadoğu’nun ortasında çalan bir yangın alarmı gibidir. Bu sesi duymamak, yangının büyümesine göz yummak demektir. Buradan savaşa taraf olanlara açık ve net bir çağrı yapıyoru; bu saldırıların tarafı olmayın. Gerilimi büyüten değil, çözümü güçlendiren bir rol üstlenin. Diyalog kapılarını açın. Ancak ne yazık ki pratikte bunun tam tersi yapılmıştır. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ‘Ya güç görecekler ya güç tehdidi’ şeklindeki ifadeleri, diplomasinin değil, çatışma siyasetinin dilidir. Soruyoruz: Siz bir diplomat mısınız, yoksa asker misiniz? Siz diplomasi koridorlarından mı yoksa Şara’nın yönettiği operasyon odasından mı konuşuyorsunuz? Karar verin diplomatsanız diplomatlığınızı yapın. Değilseniz gidin Suriye operasyon odasında oturun ne olduğunuzu bilelim. Bu dil, İmralı’dan yükselen barış iradesini Suriye sahasında bastırma girişimidir. Bunun ötesi yok. Bu tutum, sürece karşı darbe mekaniğini Suriye’de aktif kılma çabasıdır. Bunun ötesi yok. Bu tutum, sürece karşı darbe mekaniğinin Suriye’de aktif bir şekilde hayata geçmesidir. Halep’te çözümü baltalarsak Ankara’daki çözümü de baltalarız niyeti var burada. Bu tehlikeli oyunu herkes görmeli. En başta da Türkiye’de yaşayan halklarımız görmelidir.
Oysa çözüm mümkündür ve ortadadır. Ne yapmak lazım? SDG yöneticilerini Ankara’ya davet edin. Bir masada oturun. Görüşün, konuşun. Çözümü birlikte arayın. Ama görüyoruz ki bazıları çözüm yerine gerilimi sürdürmek istiyor. Kürtlerin dövülmesini istiyor. Bu vesileyle sabah saatlerinde varılan ateşkesin Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde kuşatma altında yaşayan insanlar başta olmak üzere tüm Suriye için hayırlı bir gelişme olduğunu belirtiyoruz. Bu ateşkes kapsamında Halep’te askeri saldırılar derhal durdurulmalıdır, insani yardım koridorları açılmalı, zorla göç ettirilme uygulamalarına son verilmeli, yerel halkın iradesi tanınmalıdır.
Gençler ve kadınlar başta olmak üzere Halep’te rehin alınan ve akıbeti bilinmeyen insanların hızlı şekilde ailelerine kavuşmaları sağlanmalıdır. Halep’te bütün kimliklerin ve inançların temsil edildiği ve tüm topluluklara eşit davranacak bir yerel konsey kurulabilir. Kimse Kürtleri Halep’ten süremez. Kürtler yüzyıllardır Halep’te yaşıyor, yaşayacaktır da. Halep’te çözüm; halkların eşitliğini esas alan, ortak yaşamı güvence altına alan, demokratik ve kapsayıcı bir yönetim modelidir. Yaralılara acil şifalar diliyorum. Bu ve benzeri saldırıların olmaması için parti olarak dün olduğu gibi bugün de barışın, demokrasinin nerede olursa olsun hak arayanın yanında olacağımızı belirtiyorum.”
PİRHA-Suriye Halklarıyla Dayanışma Platformu, Halep’te süren saldırıları kınayarak, saldırıların, uluslararası hukuka göre açık bir savaş suçu olduğunun altını çizdi.
Şam yönetiminin Halep’te Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı mahallelere yönelik tank, top, obüs ve insansız hava araçlarıyla gerçekleştirdiği saldırılar sürüyor.
Saldırılara ilişkin Hatay Samandağ’da açıklama yapıldı. Suriye Halklarıyla Dayanışma Platformu tarafından yapılan açıklamada konuşan DEM Parti Hatay İl Eş Başkanı Naim Özbek, Lazkiye, Hama, Tartus, Humus ve Süveyde’de Alevi ve Dürzilere yönelik saldırıların bir benzerinin Halep’te Kürtlere karşı yapıldığını belirterek, Kürt halkıyla dayanışma içerisinde olacaklarını söyledi.
Platform adına yapılan açıklamada ise, saldırının açık bir şekilde sivilleri hedef alan bir katliam olduğu vurgulandı.
Saldırıların, uluslararası hukuka göre açık bir savaş suçu olduğunun altının çizildiği açıklamada şunlar ifade edildi:
“Kürt halkına yönelik bu politikalar, yıllardır sürdürülen inkâr, imha ve sindirme anlayışının yeni bir halkasıdır. Şam yönetimi, Halep’te yürüttüğü bu saldırılarla bir kez daha halkların birlikte yaşam umudunu hedef almış; çatışmayı derinleştiren, sivilleri yok sayan kirli bir savaş politikasında ısrar ettiğini göstermiştir. Bu katliamlara sessiz kalanlar da en az saldırıyı gerçekleştirenler kadar sorumludur.
Uluslararası kamuoyunu, insan hakları örgütlerini ve demokratik güçleri Halep’te yaşanan bu katliama karşı ses çıkarmaya çağırıyoruz. Sivillerin hedef alındığı bu saldırılar derhal durdurulmalı, sorumlular yargılanmalı ve Kürt halkının can güvenliği garanti altına alınmalıdır.
Dün Alevilere ve Dürzilere yapılan katliam ve saldırıların bugün Kürtlere de yönelmiş olması HTŞ’nin Suriye’de onlar gibi düşünmeyen halklara, farklılıklara, kimliklere tehcir ve yok saymadan başka hiçbir şey vermeyeceğinin kanıtıdır.
AKP-MHP İktidarının bu katliamları destekleyen yerden açıklamalar yapması kabul edilemez. AKP mv. Leyla Şahin’nin Alevi katliamlarına ses çıkaranları ve Alevileri hedef alan konuşması nefret dilidir. Bu dil burada yaşayan halklara savaş ve inkardan başka hiçbir şey vermemiştir. Bunu kabul etmediğimiz gibi en sert ifadelerle kınıyoruz.”
PİRHA- DEM Parti Erzincan İl Örgütü, HTŞ çetelerinin Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik saldırılarına ilişkin basın açıklaması yaptı. İl binasında gerçekleştirilen açıklamada, saldırıların açık bir insanlık suçu olduğu vurgulanarak, dünya kamuoyuna saldırıların durdurulması çağrısında bulunuldu.
Basın açıklamasına DEM Parti Erzincan İl Örgütü’nün yanı sıra Emek Partisi (EMEP) Erzincan İl Başkanı Haydar Polat ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği temsilcisi Fikri Demirel de katılarak destek verdi.
Açıklamayı DEM Parti Erzincan İl Eş Başkanı Müslüm Özkan okudu.
“SALDIRILARDA SİVİL HALK HEDEF ALINMAKTADIR”
Özkan, Suriye Geçiş Hükümeti’ne bağlı silahlı grupların ağır silahlarla gerçekleştirdiği saldırıların tartışmasız bir insanlık suçu olduğunu belirterek, “Çeteler doğrudan sivilleri hedef almakta; aralarında çocukların da bulunduğu sivil kayıplara yol açmaktadır. Yerleşim alanlarının sistematik biçimde hedef alınması, Kürt mahallelerinin kasıtlı olarak savaş alanına çevrildiğini açıkça göstermektedir” dedi.
Saldırıların, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ordusuyla entegrasyonu ve siyasi çözüm arayışlarının tartışıldığı bir süreçte gerçekleştiğine dikkat çeken Özkan, bunun tesadüf olmadığını ifade etti. Özkan, “Bu saldırılar, çözüm ihtimalini sabote etmeyi amaçlayan odaklar tarafından bilinçli biçimde kışkırtılmaktadır. Kürtleri hedef alan bu saldırılar yalnızca bugünü değil, Suriye’nin geleceğine dair olası siyasi uzlaşma zeminlerini de dinamitlemektedir” diye konuştu.
Türkiye’nin HTŞ ve lideriyle kurduğu ilişkilerin bugün yaşanan saldırılarda etkili olduğunun açık olduğunu söyleyen Müslüm Özkan, “Bu ilişki ve diyalog, Suriye halklarına hiçbir gelecek sunmamaktadır. Halkların güvenini kazanmış Suriye Demokratik Güçleri’nin diplomasi ve diyalog girişimlerinin tehdit olarak lanse edilmesi, savaş ve tekçilikte ısrar anlamına gelmektedir” dedi.
Özkan, Kürt halkının saldırılar karşısında yalnız olmadığını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:
“Kürt halkı bu saldırılar karşısında savunmasız değildir. Kobanê direnişinin ortaya koyduğu tarihsel iradeyle, Rojava’nın kazanımlarını ve Suriye halklarının ortak yaşam iradesini savunmaya devam edeceğiz. Kürt halkı örgütlü, ulusal ve demokratik birlik ruhuyla meşru direniş hakkını kullanacaktır. Hiçbir güç halkımızı teslim alamamıştır, alamayacaktır.”
“SESSİZLİK BU SUÇA ORTAK OLMAKTIR”
Açıklamanın sonunda dünya kamuoyuna çağrıda bulunan Müslüm Özkan, Birleşmiş Milletler ve ilgili tüm uluslararası aktörlerin artık izleyici konumundan çıkması gerektiğini belirtti. Özkan, “Sivillerin korunması için derhal sorumluluk alınmalı, saldırılar acilen durdurulmalı ve saldırgan güçler açık biçimde teşhir edilmelidir. Sessizlik, bu suça ortak olmaktır” diyerek Kürt halkının yalnız bırakılmaması çağrısında bulundu.
PİRHA- Halep’te süren saldırılara ilişkin açıklama yapan Antep Emek ve Demokrasi Platformu, barışın konuşulduğu günlerde, Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı silahlı grupların, sivil yerleşim alanlarına yönelik saldırıları, uluslararası insancıl hukukun ve savaş hukukunun açık ihlali olduğu vurgulandı.
Halep’te Kürt ve Süryanilere yönelik süren saldırılarda 13 yurttaş katledilirken, onlarca yurttaş da yaralandı. Mahallerde bulunan hastanelerin bombalandığı saldırılara tepkiler yükseliyor.
4’üncü gününde devam eden saldırılara bir çok kentte protesto edildi. Halep’e 100 km mesafede bulunan Antep’te de Halep’te süren saldırılara tepki gösterildi.
Antep Emek ve Demokrasi Platformu tarafından yapılan açıklamada, barışın konuşulduğu günlerde, Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı silahlı grupların, sivil yerleşim alanlarına yönelik saldırıları, uluslararası insancıl hukukun ve savaş hukukunun açık ihlali olduğu vurgulandı.
Sivillerin hedef alınması hiçbir koşulda meşru olmadığının altı çizilen açıklamada, bu tür saldırıların insanlığa karşı suçlar kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.
“BU SALDIRILAR, SURİYE’NİN ÇOK KİMLİKLİ VE ÇOK İNANÇLI TOPLUMSAL DOKUSUNU HEDEF ALMAKTA!”
Halep’teki Kürt mahallelerine yönelik bu saldırıların, daha önce Süveyda’da Dürzilere, yine Alevilerin yoğunluklu yaşadığı yerleşim yönelik gerçekleştirilen saldırıların devamı niteliğinde olduğunun altı çizilen açıklamada, şunlar belirtildi:
“HTŞ Yönetimin iktidarı ele geçirdiği günden bu yana cihatçı örgütlerin kullandığı insanlık dışı yöntemlerle kendisi gibi inanmayan, düşünmeyen, yaşamayan tüm halklara karşı insanlık suçu işlemeye devam etmektedir. Bu saldırılar, Suriye’nin çok kimlikli ve çok inançlı toplumsal dokusunu hedef almakta, halkları birbirine karşı düşmanlaştırmaktadır.
“YAŞANANLARA SESSİZ KALINMASI BARBARLIĞI DAHA FAZLA CESARETLENDİRMEKTEDİR”
Daha önce Suriye’nin birçok bölgesinde Kürtlere, Alevilere ve diğer etnik, dini kimliklere yönelik yapılan katliamlar, bugün başka yöntemlerle ama aynı boyutlarla devam etmektedir. Sivillerin yaşam hakkı ciddi şekilde tehdit edilmekte, masum insanlar öldürülmekte, zorla yerinden edilmekte ve büyük bir insani kriz yaşanmaktadır. Yaşananlara sessiz kalınması barbarlığı daha fazla cesaretlendirmekte ve tüm insanlığın vicdanını yaralayan olayların yaşanmasını kolaylaştırmaktadır.”
“SURİYE’DE İHTİYAÇ DUYULAN YENİ BİR SAVAŞ DEĞİL, DEMOKRATİK BİR REJİMİN İNŞA EDİLMESİDİR”
Binlerce insanın yaşamını yitirmesine sebep olan Suriye iç savaşında, yaşanan büyük acılar sonucunda nispi de olsa sağlanan barış ortamının yeniden çatışma sürecine evrilmesinin önüne geçilmesi çağrısına yer verilen açıklamada, “Suriye’de ihtiyaç duyulan yeni bir savaş değil, Suriye’de yaşayan tüm halkları temsil eden yeni ve demokratik bir rejimin inşa edilmesidir. Kalıcı bir barış, ancak Suriye’de yaşayan tüm halkların, tüm inanç ve kimliklerin eşit ve güvenli biçimde bir arada yaşayabildiği demokratik bir sistemin inşa edilmesiyle mümkündür” denildi.
“İNSAN ONURUNU KORUMAK İÇİN HERKESİ HAREKETE GEÇMEYE ÇAĞIRIYORUZ”
Yapılan açıklamada son olarak uluslararası kuruluşlar ve devletlere çağrıda bulunularak, “Birleşmiş Milletler başta olmak üzere, uluslararası barışı ve insan haklarını korumakla görevli olan mekanizmaları ve uluslararası insan hakları örgütleri ile demokratik kamuoyunu HTŞ yönetiminin Kürt halkına yönelik bu insanlık dışı saldırılarını durdurmak için harekete geçmeye çağırıyoruz. Halep’te Kürtlerin yoğunluklu yaşadığı mahalleler olan Şeyh Maksut, Eşrefiye Bölgesinin korunması ve insani yardımların bölgeye ulaşması için uluslararası insan hakları mekanizmalarının kontrolünde insani koridor açılması gerektiğini belirtiyor; insan onurunu korumak için herkesi harekete geçmeye çağırıyoruz” denildi.
PİRHA- Halep’te süren saldırılara Avustralya’da bulunan kurumlardan tepki geldi. Saldırıların durması çağrısının yapıldığı açıklamada, Avustralya Hükümeti ve BM’nin harekete geçmesi istendi.
Halep’te Kürt ve Süryanilere yönelik süren saldırılarda 13 yurttaş katledilirken, onlarca yurttaş da yaralandı. Mahallerde bulunan hastanelerin bombalandığı saldırılara tepkiler yükseliyor.
Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, Demokratik Kürt Toplumu Federasyonu – Avustralya, Victoria Alevi İslam Derneği,
Alevi İslami Sosyal Merkezi-Resorvior, Beth-Nahrain Asur Derneği, HTŞ’nin Suriye’de Kürtlere, Alevilere, Süryanilere ve Dürzilere yönelik saldırılarına tepki gösterdi.
HTŞ rejimi tarafından Suriye’deki Aleviler, Kürtler, Hristiyanlar ve Dürziler dahil olmak üzere Suriye’de yaşayan topluluklara karşı gerçekleştirilen artan şiddeti ve sistematik insan hakları ihlallerini kınayan kurumlar adına yapılan ortak açıklamada, “2025’in sonu ve 2026’nın başından itibaren bu hak ihlaller daha da yoğunlaşmıştır. Humus’taki İmam Ali bin Ebu Talib Cami’nin bombalanması sonucu 8 Alevi sivil hayatını kaybetti, en az 27 kişi yaralandı. Bu saldırıdan sonra, Alevi protestoculara yönelik koordineli saldırılar, toplu tutuklamalar ve inanç liderleri ile aktivistleri hedef alan sindirme kampanyaları izledi” denildi.
“BU SALDIRILAR ETNİK TEMİZLİK POLİTİKALARININ KASITLI BİR PARÇASI”
HTŞ’ye bağlı gruplar tarafından Şêxmeqsûd, Eşrefiyê ve Benî Zêd mahallelerinin roketler ve ağır silahlar kullanılarak yoğun bombardımana maruz bırakıldığının işaret edildiği açıklamanın devamında şunlar dile getirildi:
“Bu saldırılarda kadınlar ve çocuklar dahil siviller hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı. Hiristiyan aileler evlerinden zorla çıkarıldı ve bu evler askeri amaçlarla kullanıldı. Bu sırada Rif Dimaşk’taki Hristiyan ve Dürzi topluluklar tehditlere, vandallığa ve şiddete maruz kaldı. Bu saldırılar, baskı, etnik temizlik ve toplu cezalandırma politikalarının kasıtlı bir parçası gibi görünmektedir. Bölgesel gerilimlerin artması ve müzakerelerin çökmesiyle birlikte, kitlesel yerinden edilme ve yeni katliamların riski giderek büyümektedir.
Bizler: Alevi nüfusa yönelik terör kampanyalarının, hukuksuz tutuklamaların ve inanç liderlerinin hedef alınmasının derhal sona erdirilmesini, Halep’teki Kürt mahallelerine yönelik bombardımanın ve etnik temizliğin hemen durdurulmasını, Hiristiyan ve Dürzi topluluklara yönelik tehditlerin ve kışkırtmaların sona erdirilmesini, Avustralya hükümeti ve diğer hükümetlerin dışişleri bakanları tarafından açık bir kınama yapılması ve failler için gerçek bir hesap verebilirliğin sağlanmasını, bağımsız soruşturmalar, kamuoyuna açık raporlamalar ve insani yardım koridorlarının oluşturulmasını da kapsayan acil Birleşmiş Milletler’in müdahalesini talep ediyoruz.”
PİRHA- İstanbul’da Halep’te Kürt ve Süryanilere yönelik saldırıyı protesto etmek için bir araya gelen yurttaşlara polis müdahale etti. Çok sayıda yurttaşın gözaltına alındığı müdahalede ajansımız muhabiri Eren Güven, polis tarafından tartaklanıp görüntü alması engellendi.
Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı silahlı grupların Halep’in Kürtlerin yoğunluklu yaşadığı Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê ile Süryanilerin yaşadığı Benî Zêd mahallelerine saldırıları, Demokratik Kurumlar Platformu öncülüğünde birçok kentte yapılan eylemlerle protesto edildi.
İstanbul Şişhane Meydanı’nda toplanan yurttaşlar, “Saldırılara dur de. Rojava özgürlüktür, direniştir” çağrısıyla eylem yaptı. Katılımın bir hayli yüksek olduğu eylemde, Demokratik Kurumlar Platformu adına basın açıklamasını Ayfer Çelik okudu.
“BARIŞ İHTİMALİ SABOTE EDİLMEKTE”
“Rojava vicdandır, direniştir, özgürlüktür. Teslim alınamaz” diyen Çelik, Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik başlatılan saldırıların insanlık suçu olduğunu vurguladı.
Ayfer Çelik, saldırıların tam da Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ordusuyla çözüm arayışlarının tartışıldığı bir süreçte gerçekleştiğinin altını çizerek, “Kürtleri hedef alan bu saldırılar yalnızca bugünü değil, Suriye’nin geleceğine dair olası siyasi uzlaşma zeminlerini de dinamitlemektedir” dedi.
Basın açıklaması boyuca atılan sloganlar sebebiyle polis aracından “kanunsuzdur” anonsu yapıldı. Eylemin sona ermesi ardından polisler, 49 yurttaşı gözaltına aldı. Müdahalede ajansımız muhabiri Eren Güven, polis tarafından tartaklanıp görüntü alması engellendi.
Gecenin ilerleyen saatlerinde 44 kişi serbest bırakılırken 5 kişinin ise mahkemeye sevk edildiği öğrenildi.
PİRHA- DEM Parti Grup Başkanvekilleri ve Meclis Grubu, Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşanan saldırılara dair Meclis’te basın toplantısı düzenledi. Sezai Temelli, “Herkes, sessizliğe gömülmüş durumda. Neyi bekliyorsunuz?” diye sorarken, Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Kürde sıkılan kurşun demokrasiye sıkılmış. Kürt’e sıkılan kurşun barışa sıkılmıştır. Kürt’e sıkılan kurşun Suriye’nin geleceğine sıkılmıştır. Gelin, gelin hep beraber bu kurşunların önüne geçelim. Hiç kimse bu süreçte sessiz kalmamalıdır. Herkes Suriye halkları için, Suriye’nin geleceği için taraf olmalıdır” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis Grubu, Suriye Geçici Hükümeti’nin Halep’in Sêxmaqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik saldırılarını protesto etmek için Meclis’in Basın Kapısı önünde açıklama yaptı.
DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, saldırılardan kaynaklı öfkeli olduklarını vurgulayarak, Ortadoğu’nun insanlık suçu ile karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.
“MECLİS SALDIRILARA KARŞI SORUMLULUK ALMALI”
Sezai Temelli, “Herkes, sessizliğe gömülmüş durumda. Neyi bekliyorsunuz?” diye sorarak, şunları dile getirdi:
“10 kişi değil, 10 bin kişinin katledilmesini mi bekliyorsunuz? Sivillere yönelik bir saldırı vardır. İnsanlık suçu söz konusudur. Bu katliamlar bir soykırıma doğru gitmektedir. En başından bu uyarıyı yapmak istiyoruz. Bu insanlık suçuna karşı herkes gerekli inisiyatifi almalı, sesini yükseltmek zorundadır. Gazze’de olanları biliyoruz. Bugün ayın şey, Halep’te de söz konusu. 2018 yılında Afrin’de söz konusu olmuştu. Ortadoğu halkları, Kürtler, Filistinliler, o bölgede yaşayan Süryaniler tehdit altındadır. Bu tehdit IŞİD tehdididir, IŞİD zihniyetidir. Üniformalarını değiştirmiş olmaları zihniyetlerinin korunmadığı anlamına gelmez. O zihniyet iş başındadır.
Buna karşı hem Türkiye Cumhuriyetini hem de bütün ülkeleri bu konuda sorumluluk almaya, inisiyatif almaya davet ediyoruz. Bu saldırıların bir an önce durdurulması gerekir. Bu konuda garantör devletler, uluslararası kuruluşlar, bu konudaki bütün kamuoyu gerekli sorumluluğu almalı, inisiyatif almalı ve sesini yükseltmelidir. Eğer bu konuda sessizliğe gömülürseniz orada insanlar katledilmeye devam edecektir. Bu, bir vicdani sorumluluk, bir ahlaki sorumluluktur. Ama buna karşılık biz ne ile karşı karşıya kalıyoruz? Buna karşılık, aslında çeşitli medya ve kurumlar eliyle yine bir algı operasyonu, yine bir yalan haber dalgası her yeri kaplamaya devam ediyor. Yok, efendim orada SDG varmış, onlara karşı bir operasyon düzenleniyormuş. Yok, efendim Suriye’nin toprak bütünlüğüymüş, yok efendim tek devletmiş. Bu tekçi anlayışın bir kez daha IŞİD eliyle maalesef sahnelendiğini görüyoruz.
Adeta orayı dinamitleyen, oradaki toplumsal barışı yok etmeye çalışan açıklamaları duyuyoruz. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Buna bir an önce son vermek, sorumlu davranmak ve Suriye halklarının bir arada demokrasi içinde, barış içinde yaşayabilecekleri koşulların sağlanmasına olanak sağlayacak bir siyasete ihtiyacımız var.
Burada tüm siyasi partilere de çağrıda bulunmak istiyoruz. Bugün Meclis’te siyaset sorumluluk almalıdır. Türkiye’deki tüm kamuoyuna da buradan çağrıda bulunmak istiyoruz. Barolara, sivil toplum örgütlerine, sendikalara, duyarlı olan demokratik tüm kamuoyuna çağrıda bulunmak istiyoruz; bu katliama, bu insanlık suçuna sessiz kalmayın.”
Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit söz alarak şunları ifade etti:
“Bir katliam riski nedeniyle bugün karşınızdayız” diyerek konuşmasına başladı. Sivil halka yönelik saldırıları kınadıklarını belirten Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Evet, bir meskun mahalde Halep’in ortasında yerleşim yerinde tanklarla, toplarla oradaki çeteler bir saldırı düzenliyorlar. Üstelik minareyi çalan kılıfını hazırlar misali yalanlarını da baştan hazırlamışlar. Neymiş efendim? Orada SDG varmış. Oysa ki yeni kurulan geçici Şam hükümeti ile SDG arasında imzalanan 1 Nisan Antlaşması var. Ve bu 1 Nisan Antlaşması nedeniyle de oradan askeri güçlerin çekildiğini bütün Türkiye kamuoyu da, bütün dünya kamuoyu da, bütün Suriyeliler de gayet iyi biliyorlar. Orada saldırının gerekçesi yapılan, bir askeri birimin, askeri bir yapının olmadığını bizzat oraya saldıranlar biliyorlar. Çünkü beraber imzaladıkları bir anlaşma var. Ama bu anlaşmayı ihlal edenler, günlerdir süren müzakere ve diyalog çağrılarına olumlu yanıt vermeyerek askeri yöntemleri tercih edenlerin tabii ki bir amaçları var.
Bakın, günlerdir Türkiye’ye baktığınız zaman şu pompalanıyor. ‘Efendim, Kürtler SDG ile İsrail arasında anlaşma yapmışlar.’ Soruyoruz! Paris’te, Amerika’nın aracılığıyla yeni rejimle İsrail arasında yapılan anlaşmayı tartışanı gördünüz mü? Suriye’nin güneyinin İsrail’e bırakıldığını, Golan Tepeleri’nin İsrail’e bırakıldığını siz bir basın organında okudunuz mu? Kimmiş İsrail’le anlaşma yapan? Kimmiş sırtını İsrail’e dayayan? Kimmiş İsrail’le anlaşma yapıp Suriye topraklarından vazgeçen? Yalanlarla, dezenformasyonlarla, karalamalarla bugün Kürt’ün yaşam hakkı başta olmak üzere bütün hakları yok sayılmaya çalışılıyor. Biz bu anlayışı kabul etmiyoruz. Bugün Suriye’nin barışının, bölge barışının önündeki en büyük temel taş olduğunu bu ülkedeki yönetim görmüyor mu?
Bugün Kürt mahallelerini kuşatmışlar ve Kürt anasını görmesin diye ellerinden geleni ardına koymuyorlar. Ama açık ve net söyleyelim; ne Suriye’deki Kürtler yalnızdır ne oradaki Aleviler yalnızdır, ne oradaki Süryaniler yalnızdır, ne oradaki Dürziler yalnızdır ne de diğer halklar yalnızdır. Bütün bu algı operasyonlarına rağmen, bütün bu kriminal odaklara rağmen biz, Suriye halklarının eşit, özgür, demokratik bir ülke kurma mücadelesinin yanında yer alıyoruz ve sonuna kadar da bu mücadeleyi destekleyeceğiz.
Bugün Türkiye’ye düşen, oradaki çetelerin sırtını sıvazlamak değildir. Bugün Savunma Bakanlığı’na düşen, oradaki çetelere ‘Yürü ya kulum’ demek, ‘Devam edin’ demek değildir. Bugün Türkiye’ye düşen, orada kurşunlarla hedef alınan her bir Kürt’ün canının, bu ülkedeki insanların yaşamına kastetmekle aynı olduğunu görmektir.
Eşrefiyê’de, Şêxmaqsûd’da ve diğer mahallelerde sıkılan her kurşun bize sıkılmıştır. Biz bunu kendimize sıkılmış bir kurşun olarak görüyoruz. Amedli’ye, İstanbullu’ya, Ankaralı’ya sıkılmış bir kurşundan farkı yoktur.
Türkiye bugün gerçek anlamda Suriye’de doğru bir şey, iyi bir şey, yapıcı bir şey yapmak istiyorsa; ilk elden bu çatışmanın önüne geçmelidir. DEM Parti olarak, Kürt halkı olarak, Türkiye demokratları olarak beklentimiz budur.
Buradan büyük bedellerle topraklarını korumuş, IŞİD barbarlığını yenmiş, dünyayı, insanlığı kurtarmış olan Kürtlerin dostlarına da çağrı yapıyoruz. Uluslararası kurumlara da çağrı yapıyoruz. Türkiye’deki demokratlara, devrimcilere, siyasi partilere ve vicdan sahibi olan herkese çağrı yapıyoruz. Kürde sıkılan kurşun demokrasiye sıkılmış. Kürt’e sıkılan kurşun barışa sıkılmıştır. Kürt’e sıkılan kurşun Suriye’nin geleceğine sıkılmıştır. Gelin, gelin hep beraber bu kurşunların önüne geçelim. Hiç kimse bu süreçte sessiz kalmamalıdır. Herkes Suriye halkları için, Suriye’nin geleceği için taraf olmalıdır.”
PİRHA- Dersim’de açıklama yapan Demokratik Kurumlar Platformu, Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik aralıksız biçimde sürdürülen saldırıların insanlık suçu olduğunu belirterek, “Bugün Halep’te yaşananlar durdurulmazsa, yarın çok daha büyük yıkımların ve geri dönülmez kırılmaların önü açılacaktır” dedi.
Dersim’de Demokratik Kurumlar Platformu, Halep’te HTŞ’ye bağlı güçlerin saldırısını kınadı. Sanat Sokağı’nda yapılan açıklamaya DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu’nun yanı sıra siyasi parti, sivil toplum ve demokratik kitle örgütü temsilcileri katıldı.
Açıklamayı platform adına DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş okudu. Ateş, “Rojava vicdandır, direniştir, özgürlüktür. Teslim alınamaz” diyerek şunları ifade etti:
“Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik aralıksız biçimde sürdürülen saldırılar açık ve tartışmasız bir insanlık suçudur. Suriye Geçiş Hükümeti’ne bağlı silahlı grupların ağır silahlarla yürüttüğü bu saldırılar, doğrudan sivilleri hedef almakta; aralarında çocukların da bulunduğu sivil kayıplara yol açmaktadır. Yerleşim alanlarının sistematik biçimde hedef alınması, sivillerin yaşam hakkının bilinçli olarak ihlal edildiğini ve Kürt mahallelerinin kasıtlı biçimde savaş alanına çevrildiğini açıkça ortaya koymaktadır.
“ÇÖZÜM KARŞITI GÜÇLER, SAVAŞI DERİNLEŞTİRİYOR”
Saldırıların tam da Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ordusuyla entegrasyonunun ve siyasi çözüm arayışlarının tartışıldığı bir süreçte gerçekleşmesi son derece manidardır. Bu durum, yaşananların çözüm ihtimalini sabote etmeyi amaçlayan çözüm karşıtı odaklar tarafından bilinçli biçimde kışkırtıldığını göstermektedir. Kürtleri hedef alan bu saldırılar yalnızca bugünü değil, Suriye’nin geleceğine dair olası siyasi uzlaşma zeminlerini de dinamitlemektedir.”
Saldırıların aynı zamanda Türkiye’de devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni olumsuz etkileyeceğini vurgulayan Ateş, “Rojava’ya yönelik bu düşmanca tutum, SDG’nin entegrasyon ve çözüm yönündeki çabalarını zayıflatmayı, bölgesel barış ihtimalini sabote etmeyi amaçlamaktadır. Çözüm karşıtı güçler, savaşı derinleştirerek halklar arasındaki demokratik ve barışçıl gelecek ihtimalini boğmak istemektedir” dedi.
Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’ye yönelik saldırıların, daha önce Süveyda’da Dürzilere, Alevi yerleşimlerine yönelik gerçekleştirilen saldırıların devamı olduğunun altını çizen Ateş, “Kürt halkı bu saldırılar karşısında yalnız, savunmasız ve dağınık değildir. Kobanê direnişinin ortaya koyduğu tarihsel irade ve onurla, Rojava’nın kazanımlarını, Suriye halklarının haklarını korumakta kararlıyız. Özerk Yönetim’in ve halkların ortak yaşam iradesinin yanındayız. Kürt halkı, bu tür saldırılara karşı örgütlü, ulusal ve demokratik birlik ruhuyla, meşru direniş hakkını temel alarak duracaktır. Hiçbir güç, halkımızı teslim almayı başaramamıştır, başaramayacaktır” diye belirtti.
“KÜRT HALKINI YALNIZ BIRAKMAYIN”
Uluslararası güçleri, Birleşmiş Milletler’i ve ilgili tüm aktörleri izleyici konumundan çıkmaya çağıran Ateş, “Sivillerin korunması için derhal sorumluluk alınmalı, saldırılar acilen durdurulmalı ve saldırgan güçler açık biçimde teşhir edilmelidir. Sessizlik, bu suça ortak olmaktır. Buradan dünya kamuoyuna, Kürt halkının dostlarına ve demokrasi güçlerine açık çağrımızdır: Kürt halkını yalnız bırakmayın. Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’de direnen halkla dayanışmayı büyütün. Bugün Halep’te yaşananlar durdurulmazsa, yarın çok daha büyük yıkımların ve geri dönülmez kırılmaların önü açılacaktır” ifadelerine yer verdi.
Ardından söz alan EMEK Partisi (EMEP) Dêrsim İl Başkanı Ergin Tekin, Türkiye ve diğer güçlerin Suriye’den çekilmesi çağrısında bulundu. Ezilenlerin Sosyalist Partisi Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Orhan Çelebi, Kürt halkına yönelik başlatılan yeni bir katliam saldırısına karşı halkı duyarlı olmaya ve mücadeleye katılmaya çağırdı. Çelebi, “Halep’te Kürt halkıyla birlikte mücadeleyi büyütmeye devam ediyoruz. İŞİD ve onun yandaşlarına karşı mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz. Tüm halkımızı da dayanışma değil, Kürt halkıyla birlikte bu mücadeleyi büyütmeye ve zaferi taçlandırmaya çağırıyoruz” diye konuştu.
Son olarak söz alan DEM Parti Milletvekili Ayten Kordu, şunları ifade etti:
“Suriye’de tekçi, mezhepçi, cinsiyetçi, faşist bir akıl var. Ve o faşist akıl daha önce de orada da başta kadınlar olmak üzere Alevilerin, Dürzilerin, farklı inançtan ve kimlikten yaşayan insanların olduğu yerlere bu çeteler eliyle saldırılar düzenlemişti. Biz bu zihniyeti Rojava’dan, Şengal’den de biliyoruz. Orada da Êzidî kadınlar kaçırılmıştı. Daha sonra Alevi halkına yönelik yoğun saldırılar yaşandı ve Alevi kadınları kaçırıldı. 2 gündür Süryani ve Kürt, Arapların yaşadığı mahallelere yapılan saldırılar bu çeteci, tekçi, mezhepçi, cinsiyetçi akıldan azade bir akıl değil.
Rojava’nın tüm halkların bir araya gelip ortak bir yaşamı inşa ettiği bir yerdir. Suriye’de cihadist, çeteci, paramiliter güçlerin hedef aldığı yer olmasının sebebi de budur. Oradan bulunan halklar yalnız değildir. Biz bu coğrafyada yaşayan Kürtler, Aleviler farklı kimlikler ve inançlar hep birlikte Rojava’daki kazanımları savunmaya devam edeceğiz.”
PİRHA- Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde kadınlar öncülüğünde Alevilere yönelik katliamlara tepki gösterilerek dayanışma yürüyüşü yapıldı.
HTŞ’ye bağlı grupların, Türkiye destekli SMO ve IŞİD’in Alevilere dönük saldırılarında binlerce insan katledildi, binlercesi ise darp, yaralanma, kaçırılma, açlık, ve zorunlu göçle karşı karşıya. Tüm bu saldırıların durması için çağrılar yapılıyor.
Suriye’nin sahil bölgesinde Alevilere yönelik yapılan katliamları kınamak için Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde kadınlar öncülüğünde yürüyüş düzenledi. Yürüyüşe Şêxmeqsûd ve Eşrefiye mahalle sakinlerinin yanı sıra sivil toplum örgütü üyeleri ve siyasi partiler de katıldı.
“Suçluların hesap vermesini istiyoruz” ve “Suriye sahillerindeki kadınları destekliyoruz” pankartlarını taşıyan kadınlar, “Bu suçların amacı kadınların iradesini ve kararlılığını kırmaktır” diyerek, her türlü şiddete karşı tüm kadınlara birlik ve beraberlik çağrısı yapıldı.
PİRHA – Sanatçı Ferhat Tunç, Kuzey ve Doğu Suriye ve Halep kentine yönelik devam eden çete saldırılarına ilişkin yaptığı paylaşımda herkesi savaşa karşı çıkmaya çağırdı.
Sanatçı Ferhat Tunç, Kuzey ve Doğu Suriye ve Halep kentine yönelik 27 Kasım’da başlatılan çete saldırılarına ilişkin X hesabından yaptığı paylaşımla tepki gösterdi.
“SAVAŞ HALKLAR İÇİN YIKIMDIR”
Sanatçı Ferhat Tunç, X hesabından şu paylaşımı yaptı:
“Son birkaç gündür böyle görüntüleri içim sızlayarak ve öfkelenerek izliyorum. Suriye topraklarında Kürt halkına yaşatılan bu zulmü tariflemenin imkânı yoktur. Kürtler söz konusu olduğunda büyük bir akıl ve vicdan yitimi yaşanıyor ne yazık ki. IŞİD ve benzeri cihatçı terör örgütleriyle iş tutmak akıl ve vicdanla nasıl açıklanabilir ki… Bir yandan da “Biz Kürtlerle etle tırnak gibiyiz” diyebilmek! Bu nasıl çelişki, nasıl kardeşlik? Niye görüş belirtmiyorsun, diyerek kızanlar olmuş. Hayatım, yaşadığımız o coğrafyada savaş ve sonuçlarına dair söz söyleyerek geçti. Keşke barışa dair çabamızın, lafımızın, barışı dillendiren ezgilerimizin karşılık bulduğu bir siyaset aklı olsaydı. Savaşın o acımasız yüzünü yerinde yaşamış bir sanatçıyım. ‘Sanatçılar sadece şarkılarını söylesin’ gibi safsatanın parçası asla olmadım. Olmadığım içindir ki yedi yıldır ülkemden, evimden uzağım. Savaş halklar için yıkımdır. Bugün Kürdün, yarın başkasının yıkımı. Herkesi savaşa karşı çıkmaya çağırıyorum.”
PİRHA- Alevi kurumları ortak bir açıklama yaparak Suriye’de yaşanan katliama tepki gösterdi. Suriye’de insanlık suçu işlendiği belirtilen açıklamada, “Şeriatçı, selefi, ırkçı çeteler başta Aleviler olmak üzere, Kürt, Ezidi, Süryani, Dürzi Hıristiyan ayrımı yapmadan katlediyor. Hızını alamayan şeriatçı, selefi, ırkçı gruplar sosyal medyada HTŞ’yi Samandağ’ına sokarak ülkemizdeki Alevileri de katletmekten bahsetmektedirler” denildi.
Suriye’de ordu ile Heyet Tahrir Şam (HTŞ) liderliğindeki cihatçı grupların çatışmaları 27 Kasım’dan bu yana devam ediyor. Halep’e giren silahlı grupların kentin büyük bir bölümünü kontrol ettiği ileri sürülüyor.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Derneği (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) konuya ilişkin ortak açıklama yayınlarken Türkiye Cumhuriyeti’nin bu konudaki tavrını ve rolünü de değerlendirdi.
“SURİYE’DE İNSANLIK SUÇU İŞLENİYOR”
Suriye’de insanlık suçu işlendiğinin altını çizen Alevi kurumları, “Suriye iç savaşında sağlanan ateşkes sonucunda cihatçı selefi örgütler İdlib bölgesine sıkışmışlardı. Bir yılı aşkın bir süredir İsrail tarafından Filistin halkına yönelik yapılan katliamlar karşısında bu selefi /ırkçı çeteler sessiz kaldılar. Ne zamanki İsrail ile Lübnan hükümeti arasında sağlanan ateşkes süreci başlayınca bu güçler Suriye Hükümetine ve bölge halkına karşı savaşı başlattılar. ABD ve bölgedeki işbirlikçileri tarafından Eğitilen-donatılan, beslenip palazlandırılan şeriatçı, selefi, ırkçı çeteler başta Aleviler olmak üzere, Kürt, Ezidi, Süryani, Dürzi, Hristiyan ayrımı yapmadan katlediyor” dedi.
“İDLİP’TEN YOLA ÇIKAN KONVOYLAR ALEVİLERİ VE KÜRTLERİ İŞKENCELERLE KATLETMEKTE”
İdlip’ten yola çıkan konvoyların Halep merkezine doğru sert ve katliamcı bir tarzda ilerlerken bu güzergâh üzerinde yaşayan Alevileri ve Kürtleri işkencelerle katletmekte olduğunu belirten kurumlar, açıklamalarında şunları ekledi:
“Suriye ile başlatılması düşünülen görüşmelerden olumlu sonuç alamayan siyasi iktidar ne yazık ki uzun bir süredir kontrol altında tuttuğu ve desteklediği ÖSO / SMO güçlerini serbest bırakarak Suriye denkleminden karlı çıkmanın hesaplarını yapmaktadır. Bölgede çok sayıda Şeriatçı/ selefi örgütler bulunmaktadır. Bu örgütlerle birlikte, Heyeti Tahrir Şam (HTŞ), (Nusra, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) öncülüğünde başlatılan saldırılar El Kaide ile ilişkili tecrübeli Uygur Türklerinden oluşan Türkistan İslam Partisi’nin eklenmesiyle daha da katliamcı bir hale geldi. Türkistan İslam partisi ve Özgür Suriye Ordusunun (ÖSO) askeri konvoylarında Türk Bayraklarının oluşu ve Suriye ordusunun mevzilerine obüs atışlarının olması ülkemizin bu konudaki tavrını ve rolünü açığa çıkarmaktadır. İdlip’ten yola çıkan konvoylar Halep merkezine doğru sert ve katliamcı bir tarzda ilerlerken bu güzergâh üzerinde yaşayan Alevileri ve Kürtleri işkencelerle katletmekte, Sosyal medyada yayınlamaktadırlar. Hızını alamayan şeriatçı, selefi, ırkçı gruplar sosyal medyada HTŞ’yi Samandağ’ına sokarak ülkemizdeki Alevileri de katletmekten bahsetmektedirler.”
“TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI OLAN ALEVİLERİN VE KÜRTLERİN AKRABA VE AŞİRETLERİNİN BİR YARISI SURİYE SINIRLARI İÇERİSİNDE YAŞAMAKTA”
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Alevilerin ve Kürtlerin akraba ve aşiretlerinin bir yarısı Suriye sınırları içerisinde yaşamakta olduğunu dolayısıyla planlamalar yapılırken bu hassasiyetin göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Alevi kurumları, şunları ekledi:
“Siyasi iktidarın ve devletimizin tüm birimlerinin unutmaması gereken en önemli konu şudur: Tüm emperyalist devletlerin bölge ile ilgili planları olabilir, çıkarları yerine gelmeyince veya elde edince arkalarına bakmadan çekip gidebilirler. Türkiye Cumhuriyeti’nin böyle bir şansı ve olanağı yoktur. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Alevilerin ve Kürtlerin akraba ve aşiretlerinin bir yarısı Suriye sınırları içerisinde yaşamaktadır. Dolayısıyla devletimiz bölge ile ilgili planlamalar yaparken bu hassasiyeti göz önünde bulundurmalıdır.”
“SAVAŞ, İNSANLIK SUÇUDUR”
Suriye topraklarının ilhak edildiğini belirten Alevi kurumları, Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi ikinci aşamasına geçmiş göründüğünün altını çizdi.
Kurumlar açıklamada, “Peki savaş karşıtları, barış yanlıları, halkların özgürlüğü ve kardeşliğinden yana olanlar, insan hakları savunucuları bizler bu duruma daha ne kadar seyirci kalacağız. Yanı başımızda insanlık ölüyor. Suriye’de ve Ortadoğu’da İlhak, işgal, talan ve katliam var. Eğitilip donatılan Şeriatçı, Selefi, Irkçı çeteler kardeşlerimizi katlediyor. Savaş, ölüm demek, göç demek, yoksulluk ve çürümeye neden olan bir yıkım demektir. Savaş cinayet, savaş tecavüz, savaş yetim kalan çocuk demektir. Savaş, insanlık suçudur… Tüm siyasi Partileri, Emek ve Meslek Örgütlerimizi ve Demokratik Kamuoyunu duyarlı olmaya çağırıyoruz! Bozatlı Hızır darda zorda kalan cümle canların carına yetişsin…” ifadelerine yer verdi.
Independent’ın Orta Doğu muhabiri Patrick Cockburn, Türkiye’nin Fırat Kalkanı Harekatı kapsamında şu ana kadar 44 askerin yaşamını yitirdiği Suriye’de IŞİD ile mücadelesinde beklenmedik ölçüde büyük kayıplar verdiğini yazdı.
Independent’ın Orta Doğu muhabiri Patrick Cockburn, Türkiye‘nin Suriye’de Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ile mücadelesinde beklenmedik ölçüde büyük kayıplar verdiğini yazdı.
Cockburn, Perşembe günü yayımlanan makalesinde, Türk ordusunun Halep‘in kuzeydoğusunda yer alan küçük ama stratejik El Bab kasabasını almak için ilk kez IŞİD’le “gerçek bir muharebeye” girdiğini ifade etti.
Orta Doğu uzmanı gazeteciye göre, El Bab’taki mücadelede Türk ordusu “beklenmedik derecede ciddi asker ve ekipman kaybı” vermeye başladı.
Yazıda, Türkiye’nin ilk baştaki niyetinin sınırın Suriye tarafından IŞİD’i uzaklaştırmak ve Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) Kobani ile Kamışlı kantonlarını birleştirmesini engellemek olduğu belirtildi.
Türkiye ve desteklediği militanların oluşturduğu Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) Aralık ayı içerisinde IŞİD’in elinde bulunan El Bab kasabasını almak için operasyona başlamıştı. 24 Ağustos 2016’da başlayan Fırat Kalkanı Harekatı kapsamında şu ana kadar 44 asker yaşamını yitirdi.
“TÜRKİYE’NİN ÖSO BEKLENTİSİ SONUÇ VERMEDİ”
Cockburn yazısında şu yorumlara yer verdi: “Bu stratejiyi uygulamak, IŞİD’in Ankara’nın öngördüğünden daha kararlı ve ustaca çıkan direnişi nedeniyle çok daha maliyetli ve çok daha yavaş ilerliyor. Türkiye öncelikli olarak, kendi operasyonel kontrolünde Özgür Suriye Ordusu şemsiyesi altında birleştirdiği Arap ve Türkmen milislere güveniyordu. Bu vekil gruplara, Türkiye’nin top atışları, hava operasyonları ve sahadaki sınırlı sayıda askerle destek verilmesi öngörülüyordu.”
Cockburn, bu stratejinin Cerablus’un alındığı Fırat Kalkanı Harekatı’nın ilk aşamalarında başarılı olduğunu vurguladı. Yazara göre, bunda IŞİD’in savaşmamayı tercih edip, savaşçılarını geri çekmesinin ya da sakallarını kestirerek, yerel halkın içine karıştırmasının etkisi büyük oldu.
“EL BAB ASTANA ANLAŞMASININ EN ZAYIF HALKASI”
Cockburn yazısını ayrıca şöyle noktaladı: “Rusya ve İran’la yürütülen diplomatik yakınlığın da desteğiyle Türkiye, Suriye’de altı yıldır süregelen savaşın sonucu üzerinde önemli bir etki sahibi olmayı başardı. Ancak El Bab’ta ağır giden ilerleme Suriye’ye askeri müdahalenin daha henüz ilk aşamalarında dahi bir bedel getirdiğini gösteriyor. El Bab civarındaki muharebe, Astana’da açıklanan ateşkes planlarının en önemli zaafını da ortaya koyuyor. En güçlü iki isyancı silahlı hareket olan IŞİD ve eski adı El Nusra olan Şam’ın Fethi Cephesi, ateşkesin kapsamında bulunmuyor. Dahası, El Nusra, barış görüşmelerine ve ateşkese sıcak bakan isyancı grupları ortadan kaldırmak için Baıt Halep’te bir harekat başlattı. Daha önemlisi, Irak ve Suriye hükümetinin yenilmesinin yakın olduğunu öne sürdüğü IŞİD ise bu iddiaların aksine hala çok farklı cephelerde savaş yürütebileceğini ortaya koyuyor.”