PİRHA- Halepçe’de 1988 yılında kimyasal silahlarla binlerce insanın öldürülmesinin üzerinden 38 yıl geçti. Birçok şehirde Halepçe Katliamı’na ilişkin anma düzenledi. Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu, konuyla ilgili anma programı düzenleyerek yaşamını yitirenleri andı.
Tarihi kaynaklara göre dönemin Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in emriyle başlatılan Enfal Operasyonları’nda 150 bine yakın insan katledildi. Bu katliamların bir kısmı kimyasal silah kullanım ile oldu. 1988’de gerçekleştirilen Halepçe Katliamı’nda ise zehirli gaz saldırısında 5 bin kişi öldü, 7 bin kişi yaralandı.
Halepçe Katliamı’nın 38. yıl dönümünde Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu, katliamda yaşamını yitiren canları düzenledikleri programla andı.
“KATLİAMLARI UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ”
Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu adına açıklamayı, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri(PSAKD) Adıyaman Şube Başkanı Ali Sekman okudu.
Sekman, “16 Mart 1988’de Irak’ın Halepçe kentinde gerçekleştirilen kimyasal saldırı, insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından biri olarak hafızalara kazınmıştır. Saddam Hüseyin rejimi tarafından gerçekleştirilen bu saldırıda binlerce Kürt; kadın, çocuk, yaşlı demeden kimyasal gazlarla katledildi. Halepçe’de yalnızca bir kent değil, insanlığın vicdanı hedef alındığını” söyledi ve devamında şunları dile getirdi:
“Halepçe Katliamı bizlere bir gerçeği hatırlatmaktadır: Halklara karşı işlenen katliamlar, nerede ve kime karşı yapılırsa yapılsın insanlık suçudur ve unutulmadıkça bir daha yaşanmalarının önüne geçilebilir.”
Katliamların Halepçe ile sınırlı olmadığını hatırlatan Sekman, “Ne yazık ki katliamların acısı yalnızca Halepçe ile sınırlı değildir. Ülkemizde de halkların, emekçilerin ve farklı inançların hedef alındığı pek çok acı yaşanmıştır. Maraş Katliamı, Çorum Katliamı, Sivas Katliamı, Gazi Mahallesi Olayları, Ankara Gar Katliamı ve daha niceleri; bu topraklarda hafızalarımızdan silinmeyen büyük acılar olarak yerini korumaktadır” dedi.
“GEÇMİŞLE YÜZLEŞEREK DEMOKRATİK VE EŞİT BİR GELECEK İNŞA EDİLEBİLİNİR”
Ali Sekman, geçmişle yüzleşilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Bizler biliyoruz ki; katliamlarla yüzleşmeden gerçek adalet ve toplumsal barış mümkün değildir. Geçmişle yüzleşmek, hakikati ortaya çıkarmak ve sorumluların hesap vermesini sağlamak; demokratik ve eşit bir geleceğin temel şartı” olduğunu belirtti.
Sekman, Adıyaman Emek ve Demokrasi Güçleri olarak yaşanan katliamları hatırlatmaya devam edeceklerini belirterek, “Halepçe’de, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de ve Ankara’da yaşamını yitiren tüm canları saygıyla anıyoruz. Onların anısı önünde söz veriyoruz: Halklara karşı işlenen hiçbir katliamı unutmayacağız, unutturmayacağız” dedi.
Son olarak ise, “Halkların eşit, özgür ve barış içinde yaşayacağı bir ülke ve dünya için mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz. Katliamları unutmadık, unutturmayacağız. Halepçe’nin, Maraş’ın, Çorum’un, Sivas’ın ve tüm katliamların hesabı sorulana kadar mücadelemiz sürecek” denildi.
Anma programı, yapılan açıklamanın ardından sinevizyon gösterimiyle devam etti. Hemen akabinde ise ağıt ve deyişlerle son buldu.
PİRHA- DEM Parti Antalya İl Örgütü, Halepçe Katliamı’nın yıldönümüne ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada, katliamların halkların özgürlük ve demokrasi mücadelesini durduramadığı vurgulandı.
DEM PartiAntalya İl Örgütü, 16 Mart nedeniyle Antalya Anttalos Meydanında basın açıklaması yaptı. Açıklamayı, DEM Parti Antalya İl Eş Başkanı Selami Özyaşarokudu.
Açıklamada, 38 yıl önce Irak’ta Baas yönetimi ve Saddam Hüseyintarafından kimyasal ve biyolojik silahlar kullanılarak gerçekleştirilen Halepçe Katliamıhatırlatıldı. Katliamda çoğu çocuk, kadın ve yaşlı olmak üzere 5 binden fazla Kürdün yaşamını yitirdiği belirtilen açıklamada, Halepçe’nin Baas rejiminin Kürt halkına yönelik saldırılarının bir parçası olduğu vurgulandı.
Açıklamada, Halepçe Katliamı’nın “Enfal Harekâtı” olarak adlandırılan katliamlar zincirinin son halkası olduğu belirtilerek, Baas yönetiminin Kürt halkının eşitlik ve özgürlük taleplerini şiddetle bastırmaya çalıştığı ifade edildi. Buna rağmen Kürt halkının özgürlük ve eşitlik mücadelesinin geriletilemediği kaydedildi.
Metinde ayrıca, geçmişte kimyasal silahlarla Kürtlere yönelik katliam gerçekleştiren zihniyetin daha sonra farklı biçimlerde ortaya çıktığı savunularak, IŞİDsaldırılarıyla Şengal’de Êzidî halkına yönelik saldırılar ve son dönemde Şêxmeqsûdile Eşrefiyemahallelerinde yaşanan gelişmeler hatırlatıldı.
Açıklamada, Kürtlerin son yüz yılda dört parça Kürdistan’da soykırım, zorunlu göç, kimliksizleştirme ve statüsüz bırakılma politikalarıyla karşı karşıya kaldığı belirtilerek, buna rağmen demokratik ve birlikte yaşam iradesinden vazgeçilmediği ifade edildi.
Kürt karşıtı politikaların bölgede başarıya ulaşamayacağı belirtilen açıklamada, kimyasal silahlar, zorla yerinden edilme ve asimilasyon politikalarına rağmen Kürt halkının eşit ve özgür yaşam talebini sürdürdüğü vurgulandı.
Açıklamada ayrıca 16 Mart’ın aynı zamanda Beyazıt Katliamı’nın da yıldönümü olduğuna dikkat çekildi. 16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi önünde devrimci öğrencilere yönelik gerçekleştirilen bombalı saldırıda 7 öğrencinin hayatını kaybettiği, 41 öğrencinin yaralandığı hatırlatılarak Halepçe ve Beyazıt katliamları bir kez daha lanetlendi.
Basın açıklaması, halkların barış, demokrasi ve birlikte yaşam mücadelesinin kazanacağına olan inanç vurgusuyla sona erdi.
PİRHA-Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Halepçe, Beyazıt ve Gazi Katliamlarının yıldönümü dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Katliamlarda yaşamını yitirenleri, Berkin Elvan’ı ve Kemal Kurkut’u bir kez daha anıyor; soykırım ve katliamlarla yüzleşilerek cezasızlık politikalarından vazgeçilmesini haykırıyoruz” denildi.
Özgür Çocuk Parkı’nda gerçekleştirilen açıklamaya demokratik kitle örgütleri, siyasi parti temsilcileri ve yurttaşlar katılım gösterdi. Açıklamayı okuyan İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şube Eş Başkanı Zeynep Kaya, Mart ayının baharın müjdecisi olmasının yanı sıra katliamların gerçekleştiği bir ay olduğunu vurguladı.
“HALEPÇE SOYKIRIMINDA KATLEDİLENLER İÇİN ADALET TALEBİMİZ SÜRÜYOR”
16 Mart Halepçe Katliamı’nın yıldönümüne dikkat çeken Kaya, Saddam rejiminin 1983-1991 yılları arasında Kürtlere karşı yürüttüğü arındırma politikası sonucunda iki yüz binden fazla Kürdün katledildiğini belirtti. Kaya, “Türkiye’de Halepçe Katliamı’nın anma günü olarak bilinen 16 Mart gününün ‘Kürt Soykırımı Günü’ olarak tanınmasını talep ediyoruz. Soykırım suçu, BM Roma Statüsü’nde ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacı ile işlenen öldürme, bedensel veya zihinsel zarar verme, fiziksel varlığı ortadan kaldıracağı hesaplanarak yaşam şartlarını kasten değiştirme, yani göç ettirme, grup içinde doğumları engellemek amacı ile tedbirler alma ve gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletme olarak tanımlanmaktadır. Bizler, nerede ve ne zaman yapılırsa yapılsın, soykırıma karşı olduğumuzu yineliyor, Türkiye’nin Kürt Soykırımı’nı tanıması için mücadelemizi sürdüreceğimizi belirtiyoruz” dedi.
“SOYKIRIM VE KATLİAMLARLA YÜZLEŞİLMELİ”
Mart ayının Türkiye’de de katliamların yaşandığı bir ay olduğunu hatırlatan Kaya, Beyazıt Katliamı’na ve Gazi Katliamı’na değindi:
16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde gerçekleşen Beyazıt Katliamı’nda öğrenciler Abdullah Şimşek, Baki Ekiz, Cemil Sönmez, Hamit Akıl, Murat Kurt , Hatice Özen ve Turan Ören yaşamını yitirdi, 41 öğrenci yaralandı. Bombayı Abdullah Çatlı temin etmişti. Failler ve ihmal edenler cezasız kaldı.
12-15 Mart 1995 tarihlerinde yaşanan Gazi ve Ümraniye Katliamlarında toplam 23 kişi öldü, 408 kişi yaralandı. Olayda genellikle Alevilerin yaşadığı mahallelere saldırılar düzenlendi, protestolar sırasında da halk üzerinde ateş açıldı. Katliam talimatının JİTEM kurucusu Veli Küçük tarafından verildiği ortaya çıkmasına rağmen, sorumlular cezasız kaldı.
Kaya, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Halepçe Soykırımında, Beyazıt, Cizre Newroz ve Gazi Mahallesi katliamlarında yaşamını yitirenleri, Berkin Elvan’ı ve Kemal Kurkut’u bir keza daha anıyor; soykırım ve katliamlarla yüzleşilerek, cezasızlık politikalarından vazgeçilmesini haykırıyoruz.”
PİRHA- Halepçe’de kimyasal gaz saldırısı sonucu binlerce kişinin hayatını kaybettiği katliamın üzerinden 38 yıl geçti. DEM Parti Van Milletvekili Sinan Çiftyürek, “Bir gecede uçaklar Halepçe kentini zehirli gazlarla bombaladı ve 5 bin insan yaşamını yitirdi. Buna rağmen İslam ülkeleri konferansında Halepçe Soykırımı tek kelimeyle kınanmadı” dedi.
Saddam Hüseyin’in 16 Mart 1988’de düzenlediği ve insanlık tarihine kara bir leke olarak geçen Halepçe Katliamı’nın üzerinden 38 yıl geçti. 22 Eylül 1980’de İran ile Irak arasında baş gösteren savaşın sonlarına doğru Saddam Hüseyin, 1986 ile 1988 yılları arasında Kürtlere karşı Enfal Harekatı operasyonu başlattı. Kimi araştırmalara göre 12 kimyasal maddenin karışımından meydana gelen kokteyl, kimi araştırmalara göre ise hardal ve sarin gazları olarak bilinen bombalar harekatın ikinci aşamasında kente bırakılmaya başlandı.
Bombardımandan dolayı yayılan zehirli gazlar, kısa sürede birçoğu binlerce insan yaşadığı alanları kapladı. 5 bini aşkın insan yaşamını yitirdi, 7 binden fazla insanın ise yaralandığı açıklandı.
Halepçe’de yaşanan katliam, dünyada 20’inci yüzyılda yaşanan en acı katliamlardan biri olarak kabul edilirken, Halepçeliler, katliamın üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen atılan gazların etkisini hala hissediyor.
Halepçe Katliamı’nın 38. yılına dair Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Van Milletvekili Sinan Çiftyürek, ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.
Çiftyürek, Kürt halkının yaşadığı katliamları anarak sözlerine başladı. Çiftyürek, Irak’ta Saddam Hüseyin döneminde yaşanan Enfal ve Halepçe katliamlarını hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:
“Bir kez de o katliam dolayısıyla da halkımıza başsağlığı diliyoruz. Malum 79 devriminden sonra Şah rejimini yıkan İslam devriminden sonra çok geçmeden Saddam’la yani İran ile Irak arasında savaş başladı. 8 yıl süren bir savaş devam etti. Bu savaş sürecinde Irak rejimi Kürtlere yönelik olarak ciddi baskı uyguladı. Sonrada da saldırıya geçti zaten. Enfal katliamı 86’da başladı. Kur’an’dan adını alıyor zaten Ganimet adı. ”
Çiftyürek, 1986’dan 1988’e kadar süren Enfal saldırılarının sistematik bir katliam olduğunu belirtti.
Çiftyürek, katliamın Saddam Hüseyin’in emriyle gerçekleştirildiğini belirterek, “ “Bu katliamı gerçekleştiren Saddam katilinin akrabası olan ‘Kimyasal Ali’ denilen kişi ve ekibi yaptı. Soruyorlar kendisine: ‘200 bin Kürt’ü soykırımdan geçirdiniz doğru mu?’ diye. O da utanmadan ‘200 bin değil 150 bin civarındadır’ diyor” ifadelerini kullandı.
HALEPÇE SOYKIRIMI VE ULUSLARARASI SESSİZLİK
Çiftyürek, Enfal katliamı sürerken gerçekleşen Halepçe katliamını da hatırlattı:
“88’de Halepçe katliamı gerçekleşti. Bir gecede uçaklar Halepçe kentini zehirli gazlarla bombaladı ve 5 bin insan yaşamını yitirdi.”
Katliam sonrası İslam ülkelerinin sessiz kaldığını belirten Çiftyürek, “Halepçe Soykırımı’ndan bir gün sonra Kuveyt’te İslam Ülkeleri Konferansı vardı. Tek kelimeyle o konferansta Halepçe Soykırımı kınanmadı. Bu tutumu ve bu ırkçı yaklaşımı kınıyoruz” dedi.
“MART AYI HEM SEVİNÇ, HEM YAS AYI”
Çiftyürek, Mart ayının Kürt halkı açısından hem kazanımların hem de acıların yaşandığı bir dönem olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Mart ayı Kürt halkı için hem sevinç ayıdır hem de yas ayıdır. Bir tarafta 11 Mart 1970’te otonomi elde edilmiştir. Ama aynı zamanda Kürt halkının birçok katliamının yaşandığı karanlık günlerin de ayıdır. Diğer taraftan Newroz’dur.“
Kürt halkının ağır bedeller ödeyerek bugüne geldiğini ifade eden Çiftyürek ,“Her şeye rağmen Kürt halkı bu kanlı yıllarda çok ağır bedeller ödemiş olsa da bugüne gelebilmiştir. Bugün Kürdistan Federal Bölgesi’nde artık ciddi bir federal sistem var ” ifadelerini kullandı.
ROJAVA VE ULUSLARARASI GELİŞMELER
Çiftyürek, Rojava’ya yönelik uluslararası planlara da değinerek şu değerlendirmeyi yaptı:
„5 Ocak’ta Paris’te gerçekleştirilen anlaşmayla Kuzey Suriye’de Rojava statüsünü ortadan kaldırma planı yapıldı. Ancak Kürt halkı ayağa kalktı. Kobani’den Rojava’ya, Hewler’den Avrupa’ya kadar büyük bir tepki oluştu.”
Bu süreçte Kürt halkının birlik mesajı verdiğini belirten Çiftyürek , “ Kürt halkının ayağa kalkmasıyla 5 Ocak anlaşması dağıldı ve 29 Ocak’ta yeni bir anlaşma yapıldı. Biz inanıyoruz ki Rojava Kürdistan halkı yeniden yoluna devam edecektir. ” diye belirtti.
İRAN’A DEMOKRASİ TALEBİ
Çiftyürek, İran’daki gelişmelere de değinerek, oradaki Kürtlerin taleplerine yönelik şunları söyledi:
“İran’a demokrasi, Kürdistan’a özerklik talep ediyorlar. Bu sadece Kürdistan’ın özgürlüğü için değil, aynı zamanda İran halklarının demokratik bir rejime kavuşması içindir.”
Çiftyürek, İran’da üçüncü bir demokratik alternatifin hedeflendiğini belirterek, “Kürdistan ittifakı diyor ki biz ne teokratik rejim hedefliyoruz , ne de onun yıkılmasıyla birlikte Şah monarşisine dönmek istiyoruz. Bizim üçüncü alternatifimiz demokratik bir yapıdır. İran’a demokrasi, Kürdistan’a otonomidir” ifadelerini kullandı.
BÖLGESEL SAVAŞLAR VE EMPERYAL GÜÇLER
Çiftyürek, bölgedeki güç dengelerine ilişkin değerlendirmesinde hem ABD-İsrail hattını hem de İran’ı eleştirdi. Çiftyürek konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Dolayısıyla bunun desteklenmesini talep ediyoruz ve diyoruz ki: ‘Evet, Amerika-İsrail hattı enternasyonalist bir hattır.’ Asla ve asla bu desteklenemez. Kendi çıkarları için buradadırlar. Peki İran? İran masum mudur? Yani Lübnan’ı, Suriye’yi, Irak’ı, Gazze’yi Yemen’e varana kadar işgal eden, orada askeri güç bulunduran, orada kendi yanlısı olan askeri paramiliter güçleri örgütleyen İran asla ve asla masum değil. Lübnan’dan Yemen’e kadar Şii hilaliyle bölgeyi kıskaca almıştı. Bu nedenle biz taraflar arasında süren savaşta birini emperyal, birini mazlum görmüyoruz. İkisi de emperyaldır. Kendi çıkarları için savaşıyorlar.”
Çiftyürek, çözümün bölge halklarının demokratik mücadelesi olduğunu belirtti.
“EĞER TÜRKİYE KÜRTLERİ KARDEŞ OLARAK GÖRÜYORSA, KARDEŞİNİ TANIMALI”
Çiftyürek, Türkiye’nin Kürt politikasına ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“Türkiye Cumhuriyeti dün Rojava’da Kürtler kaybetsin, kim kazanırsa kazansın dedi. Şimdi bu kez İran Kürdistanı’na ilişkin yeni politika izliyor. Bu doğru değildir. Eğer Türkiye gerçekten Kürtleri kardeş olarak görüyorsa kardeş kardeşini tanımalı, statüsünü kabul etmelidir. Zor, şiddet, katliam, soykırım, Kürt meselesini çözmedi ”
Çiftyürek, Kürt sorununun çözümü için anayasal değişiklik gerektiğini belirterek şunları söyledi:
“Birincisi 66. madde değişmeli. Kürt halkının, Kürt milletinin varlığı anayasada kabul edilmelidir. İkincisi 42. madde değişmeli. Kürt dili ana dilde eğitim olarak ilkokuldan üniversiteye kadar kabul edilmelidir. Evet, PKK silah bırakıyor. Silah bırakılmalı. Sivil siyasete dönülmeli. Kimse silahı savunmuyor. Ama devlet de silah konusunda haneyi kendisine tutmalıdır. Bu meselenin Kürt meselesi olduğu kabul edilmeli ve çözüm buna göre geliştirilmelidir.”
PİRHA- Saddam Hüseyin tarafından Enfal adı verilen soykırım saldırıları kapsamında gerçekleştirilen Halepçe Soykırımı’nın 38. yıldönümüne dair açıklama yapan DAD, 16 Mart 1988’de, tüm insanlığın gözleri önünde küresel ve bölgesel güçlerin bizzat onay ve desteği ile mazlum bir halkın kimyasal silahlarla soykırıma uğratıldığına dikkat çekerek, “Bugün acımız ilk günkü gibi taze; direnç, irade ve mücadele azmimiz çok daha güçlüdür” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Halepçe Katliamı’nın yıldönümüne dair açıklama yaptı.
“SOYKIRIM SALDIRILARINA MARUZ KALDI”
Halepçe Katliamı’nın, emperyalist ve bölgesel hegomon güçlerin işbirliği ve suç ortaklığıyla gerçekleştirilen bir insanlık suçu olduğu vurgulanan açıklamada, “Bilindiği gibi, Ortadoğu’nun kadim halklarından biri olan Kürt halkı emperyalist güçler ve bölgesel işbirlikçileri tarafından yok sayılmış, tarihsel yaşam alanları, kadim yurtları gasp edilmiş, tüm insani değerleri ayaklar altına alınarak tüm parçalarda yok edilmek istenmiş, dünden bugüne Hakk ve halk düşmanlarının sayısız soykırım saldırılarına maruz bırakılmıştır” denildi.
“ACIMIZ İLK GÜNKÜ GİBİ TAZE; DİRENÇ, İRADE VE MÜCADELE AZMİMİZ ÇOK DAHA GÜÇLÜDÜR”
Saddam Hüseyin’in 38 yıl önce Enfal adı verilen bir soykırım saldırısı başlattığına işaret edilen açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:
“Başurê Kurdistan halkı soykırımcı Saddam rejimine karşı toplumsal varoluş mücadelesi vermekteyken, Enfal adı verilen bir soykırım saldırısıyla yüzbinlerce Kürt katledilmiş, binlerce yerleşim yeri yakılmış, milyonlara varan bir nüfus ise göç yollarına düşürülmüştü. Halepçe soykırımı, Enfal adı verilen soykırım saldırıları kapsamında gerçekleştirilmişti. 16 Mart 1988’de, tüm insanlığın gözleri önünde, daha trajik olanı küresel ve bölgesel güçlerin bizzat onay ve desteği ile mazlum bir halk kimyasal silahlarla bir kez daha soykırıma uğratılmıştı.
Bugün acımız ilk günkü gibi taze; direnç, irade ve mücadele azmimiz çok daha güçlüdür. Bilmekteyiz ki mazlumlar cenahında gerçekleşen her direniş, düşen her can karanlıkları yaran birer çerax olmakta, her biri Aşk olup; direnç, irade, direniş ve ışık olarak tecelli etmeye hep devam ederler… 38. yıldönümünde katilleri lanetliyor, Halepçe Şehitleri, mazlum ve mağdurları şahsında tüm Enfal şehitlerini saygıyla anıyor, anıları huzurunda dara duruyoruz. Zaman Sahipsiz, Mekan Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!”
PİRHA-16 Mart 1988’de Irak’ın Halepçe kentinde Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak ordusu tarafından düzenlenen kimyasal saldırıda çoğu kadın ve çocuk olmak üzere yaklaşık 5 bin kişi yaşamını yitirdi, on binlerce kişi yaralandı. Katliam, modern tarihin sivillere karşı işlenmiş en vahşi suçlarından biri olarak tarihe geçti.
Halepçe Katliamı, 16 Mart 1988’de Irak Kürdistanı’ndaki Halepçe kentinde gerçekleştirildi. Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak ordusu, İran destekli Kürt güçlerine gözdağı vermek ve sivil halkı yıldırmak amacıyla kimyasal silah kullandı. Saldırıda yaklaşık 5 bin kişi hayatını kaybetti, 7 binden fazla kişi yaralandı. Ölenlerin çoğu kadınlar, yaşlılar ve küçük çocuklardı.
KATLİAM GÜNÜ NELER YAŞANDI?
Halepçe, İran-Irak Savaşı’nın son günlerinde stratejik bir konuma sahipti. Mart 1988’de Kürt peşmerge güçleri kısa süreliğine kenti kontrol altına aldı. Bunun üzerine Irak ordusu sabah saatlerinde kenti bombalamaya başladı. İlk olarak konvansiyonel bombalar atıldı ardından sinir gazı, hardal gazı ve tabungibi kimyasal silahlar devreye girdi.
Tanıklara göre, insanlar kaçmaya çalıştıkça yere yığıldı, çocuklar annelerinin kucağında öldü. Bazı çocuklar gazın kokusunu “elma gibi güzel”diyerek oyunla karıştırmıştı; birkaç dakika içinde nefessiz kalarak yaşamlarını yitirdiler. Evlerde, sokaklarda ve hastane kapılarında cesetler görüldü.
KAÇ KİŞİ ÖLDÜ VE YARALANDI?
5 bin sivil yurttaş öldü, 7 binden fazla kişi yaralandı. Ölenlerin çoğu kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşuyor. Bazı ailelerin tamamı yok oldu. Saldırı sonrası kent tamamen boşaltıldı, hayatta kalanlar göç etmek zorunda kaldı.
Katliam, Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak ordusu tarafından gerçekleştirildi. Operasyonun yürütücüsü Ali Hasan el-Mecid’ti; kimyasal silah kullanımı nedeniyle “Kimyasal Ali” olarak anıldı.
Amaç:Kürt direnişini kırmak
İran destekli Kürt güçlerini yıldırmak
Sivil halkı göçe zorlayarak bölgede kontrolü sağlamak
Halepçe Katliamı, Irak ordusunun Enfal Harekatıkapsamında yürüttüğü sistematik Kürt katliamlarının en korkunç örneği oldu.
HALEPÇE’DE İNSANLIK TRAJEDİSİ YAŞANDI
Katliam sonrası ve uluslarlarası tepkiler,
Dünya kamuoyunda büyük şok yarattı ancak uluslararası tepkiler sınırlı kaldı.
2003’te ABD’nin Irak işgali sonrası Saddam Hüseyin yargılandı ve 2006’da idam edildi.
Ali Hasan el-Mecid, Halepçe’de kimyasal silah kullanımı nedeniyle 2010’da idam edildi.
Halepçe saldırısı birçok ülke ve insan hakları örgütü tarafından soykırımolarak tanındı.
Katliamın üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen Halepçe’de kimyasal gazın etkileri hâlâ görülüyor:
Kanser vakaları ve doğum anomalileri artmış durumda”
Solunum yolu hastalıkları yaygın
Psikolojik travmalar kuşaklar boyu devam ediyor
Katliam sırasında ölen çocuklar, gazın kokusunu “elma gibi güzel”diyerek oyunla karıştırmış, birkaç dakika içinde bilinçlerini kaybederek ölmüştü. Bu, Halepçe’deki trajedinin insanlık dışı boyutunu en çarpıcı şekilde ortaya koyuyor.
Halepçe her yıl 16 Mart’ta anılıyor. Katliamda yaşamını yitirenler için törenler düzenleniyor, dünyaya bir daha kimyasal silah kullanılmaması çağrısı yapılıyor. Halepçe artık Kürtler için sadece bir şehir değil, kimyasal silahların yarattığı vahşetin simgesiolarak hafızalarda yer alıyor.
PİRHA- İHD Mersin Şubesi ile Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, mart ayındaki katliamlarda yaşamını yitirenleri anarak, benzer katliamların yaşanmaması için adaletin sağlanması gerektiğini vurguladı.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi ile Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, mart ayında yaşanan katliamlarla ilgili Özgür Çocuk Parkında basın açıklaması yaptı. “Katliamları unutmadık, unutturmayacağız, hesap soracağız” yazılı pankartın açıldığı açıklamada Halepçe, Gazi Mahallesi, Beyazıt katliamları ile newroz ve Gezi olaylarında yaşamını yitirenler anıldı.
Ortak basın açıklamasını İHD Mersin Şube Eş Başkanı Gazi İnci okudu.
“HALEPÇE’DE KÜRTLERE KARŞI SOYKIRIM YAPILDI”
Irak’ta Saddam Hüseyin rejimi tarafından 26 Mart 1987 yılından 7 Haziran 1989 yılının sonuna kadar Kürtlere karşı Enfal Harekâtı yürütüldüğünü hatırlatan Gazi İnci, Kürtlere karşı asimilasyon ve imha politikalarının uygulandığını kaydetti. Katliamda iki yüz binden fazla Kürdün katledildiğini belirten İnci, “Enfal Harekâtı kapsamında Kürtlere yönelik kimyasal silah kullanma, toplu infaz, havadan bombalama ve yerinden göçertme gibi acımasız yöntemlere başvurulmuş ve bunun sonucunda 4 bin 500 köy yakılıp yıkılmış, 1 milyondan fazla kişi mülteci durumuna düşmüştür. Tarihe ‘Halepçe Katliamı’ olarak geçen bu saldırı sonucunda 5 binden fazla kişi katledildi ve 10 binden fazla kişi de yaralandı. Bunun yanında Halepçe ve çevresine kimyasal silahlarla saldırılmasından dolayı bugüne kadar 43 bin 753 kişinin öldüğü, 61 binden fazla kişinin de sakat kaldığı tahmin ediliyor” dedi.
İnci, Türkiye’nin Halepçe Katliamı’nın anma günü olarak bilinen 16 Mart gününü “Halepçe Soykırımı Günü” olarak tanımasını talep etti.
“BEYAZIT KATLİAMI İÇİN ÖNLEM ALINMADI”
Türkiye’de de mart ayında birçok katliamın yapıldığına dikkat çeken İnci, bunlardan biri olan Beyazıt Katliamına ilişkin, “İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde bombalı ve silahlı saldırıda 7 öğrenci yaşamını yitirdi, 41 öğrenci yaralandı. Bombalı ve silahlı saldırıda olayla ilgili daha öncesinde İstanbul Emniyet Müdürlüğüne bilgi verilmesine rağmen herhangi bir önlem alınmadı. Yargılamalar sırasındaki itiraflarda bombayı Abdullah Çatlı’nın temin ettiği yer aldı. Hem Abdullah Çatlı hem de ihmal sebebi ile yargılana polisler, cezasızlık politikasının sonucu olarak beraat etti” sözlerini kullandı.
“FAİLLER KORUNDU”
12-15 Mart 1995 tarihinde ise gerçekleşen, toplam 23 kişinin yaşamını yitirdiği, Gazi Katliamının ardından çıkan olaylarda 17 kişinin daha öldürüldüğünü, yüzlerce kişinin yaralandığını söyleyen Gazi İnci, “Katliamın Ergenekon davası sanıkları ile bağlantıları ortaya çıktı, davadaki bir gizli tanık tarafından ‘katliam talimatının JİTEM kurucusu Veli Küçük tarafından verildiği, 10 kişilik bir kontrgerilla timi tarafından gerçekleştirildiği’ açıklandı ama failler korundu, göstermelik cezalarla katliamın üstü örtüldü, gerçek sorumlular yargılanmadı, cezalandırılmadı” diye konuştu.
GEZİ’DE VE NEWROZDA KATLEDİLENLER ANILDI
11 Mart 2014’te Gezi Parkında Berkin Elvin’in katline ve 21 Mart 2017’da Diyarbakır newrozunda Kemal Kurkut’un polis tarafından öldürülmesine de değinen İnci, şu ifadeleri kullandı:
“Gezi protestoları sırasında kafasına gaz kapsülü gelmesi sebebi ile uzun süre yoğun bakımda kalan 13 yaşındaki Berkin Elvan yaşamını yitirdi. Bu dosyada yargılanan polis ise her türlü ceza indirimden faydalanarak cezasızlık zırhı ile korundu. Maalesef bu coğrafyada çocuklar devlet koruması altında değil, devlet tehlikesi altında.
21 Mart 2017’da Diyarbakır Newroz kutlamalarında polis tarafından üzerine ateş açılan Kemal Kurkut yaşamını yitirdi. Emniyetin Kemal hakkındaki ilk açıklamasında canlı bomba olduğu ile ilgili yalan bir algı yaratılmıştı. Daha sonra Dicle Haber Ajansı muhabiri Abdurrahman Gök’ün çektiği fotoğrafları paylaşmasıyla olayın gerçek yüzü ortaya çıktı, Kemal hiçbir neden yokken katledilmişti. Fail polis memuru cezasızlıkla korundu. Bu görüntüleri paylaşan muhabir Abdurrahman Gök hakkında ise örgüt üyeliği ve propaganda suçlarından kovuşturma başlatıldı, propaganda suçundan ceza verildi.”
Bir daha benzer olayların yaşanmaması için adaletin tesis edilmesi gerektiğinin altını çizen İnci, mücadelenin büyütülmesi gerektiğine de vurgu yaptı.
PİRHA- Halepçe’de kimyasal gaz saldırısı sonucu binlerce kişinin hayatını kaybettiği katliamın üzerinden 37 yıl geçti.
Saddam Hüseyin’in 16 Mart 1988’de düzenlediği ve insanlık tarihine kara bir leke olarak geçen Halepçe Katliamı’nın üzerinden 37yıl geçti. Federe Kürdistan Bölgesi’ne bağlı Süleymaniye kentinin yaklaşık 100 kilometre uzağındaki İran sınırı yakınlarında bulunan Halepçe’de yaşanan olay dünyada 20’inci yüzyılda yaşanan en acı katliamlardan biri olarak kabul edildi.
KÜRT’ÜN PAYINA ‘KATLİAM’ DÜŞTÜ
22 Eylül 1980’de İran ile Irak arasında baş gösteren savaşın sonlarına doğru Saddam Hüseyin, 1986 ile 1988 yılları arasında Kürtlere karşı Enfal Harekatı operasyonu başlattı. Saddam Hüseyin, dönemin Kürt partilerinden Kürdistan Yurtseverler Birliği (YNK) ile Kürdistan Demokratik Partisi’nin (KDP) birbirleri arasındaki çatışmalara son verip, İran ordusunun Halepçe’ye girmesine izin vermesi üzerine kente yöneldi. Halepçe’de başlayan isyan üzerine Saddam Hüseyin, “Kimyasal Ali” ismiyle tanınan Korgeneral Ali Hasan al-Majid al-Tikriti’ye kimyasal bombaları kullanma talimatı verdi.
“Kimyasal Ali”nin verdiği emirle havalanan Irak ordusuna bağlı 8 MiG-23 uçaklar, Halepçe’yi 3 gün boyunca bombardıman altına aldı. İlk olarak konvansiyonel silahlarla camların kırılması sağlandı, daha sonra ise, harekatın ikinci aşmasına geçildi. Kimi araştırmalara göre 12 kimyasal maddenin karışımından meydana gelen kokteyl, kimi araştırmalara göre ise hardal ve sarin gazları olarak bilinen bombalar harekatın ikinci aşamasında kente bırakılmaya başlandı.
5 BİNİ AŞKIN KİŞİ KATLEDİLDİ
Bombardımandan dolayı yayılan zehirli gazlar, kısa sürede birçoğu binlerce insan yaşadığı alanları kapladı. Can havliyle kendini sokaklara atan binlerce insan, gazlardan dolayı can verdi. Küçük bir çocuğun koşarak, “Dayê bêhna sêva tê. (Anne elma kokusu geliyor)” diyerek annesiyle son kez konuştuğu yerde, bombardımandan dolayı 5 bini aşkın insanın yaşamını yitirdiği, 7 binden fazla insanın ise yaralandığı açıklandı.
GERÇEK RAKAMLAR AÇIĞA ÇIKMADI
Ancak gittikçe şiddetlenen “elma kokusu”ndan dolayı yaşamını yitirenlerin sayısının daha fazla olduğu, bölgeye gelen yabancı heyetler tarafından daha sonra tespit edildi. Katliama dair gerçek rakamlara ulaşılamasa da, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), katliamın bugüne kadar 43 bin 753 kişinin hayatını kaybetmesine, 61 bin 200 kişinin de sakat kalmasına yol açtığını açıkladı.
O dönem 75 bin civarında nüfusu sahip olan Halepçe’nin büyük bölümü bu saldırıdan sonra boşaldı. Binlerce insan, ölümün nerden geldiğini anlayamadan hayata veda eden yakınlarını toprağa veremeden, İran ve Türkiye tarafına geçmeye çalıştı. İnsanların yanı sıra, kentteki tüm canlılığın yok olmasına neden olan bombardımandan kaçan çok sayıda kişi ise, sonradan yerleştikleri yerlerde açlık ve susuzluktan dolayı yaşamını yitirdi. Bombardıman son bulduktan sonra geriye yıkık bir şehir kaldı.
ETKİLERİ HALEN SÜRÜYOR
Halepçeliler, katliamın üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen atılan gazların etkisini hala hissediyor. Geçici ve kalıcı körlüğe neden olan kimyasallar, engelli doğum, kolon kanseri, solunum hastalıkları ve kadınlarda düşük ile kısırlık vakalarının kat ve kat artmasına neden oldu.
Halepçe Katliamı’ndan kısa bir süre sonra 19 Ağustos 1988 tarihinde 8 yıl savaşan Irak ve İran arasında ateşkes anlaşması imzalandı. Ateşkesten 5 gün sonra da Irak ordusu Halepçe’yi geri aldı.
Tüm bunlara rağmen Halepçeliler, maruz kaldıkları soykırımın ardından uzun bir süre yalnızlığa terk edildi. Kentte yaşamını yitirenler için yapılan anıt ve müzede her yıl 16 Mart’ta anma etkinlikleri düzenleniyor.
SADDAM HÜSEYİN İNSANLIĞA KARŞI SUÇTAN YARGILANDI
Halepçe soykırımının emrini veren Saddam Hüseyin rejimi, ABD’nin 2003 yılında giriştiği müdahaleyle devrildi. Kürtlere karşı yürüttüğü Enfal Hareketi kapsamında 180 bin kişinin ölümünden sorumlu tutularak yargılandı. Başka bir hükümden aldığı idam cezasıyla 30 Aralık 2006’da infaz edilen Saddam Hüseyin, ölümünün ardından Kürtlere karşı “soykırım” uygulamaktan yargılandığı davada suçlu bulundu.
Yine Enfal Katliamından yargılanıp, “İnsanlığa karşı suç işlemek ve soykırım” suçlarından ölüm cezasına çarptırılan “Kimyasal Ali” lakaplı al-Tikritî ise 25 Ocak 2010’da infaz edildi.
SOYKIRIM OLARAK TANINDI
Irak Yüksek Ceza Mahkemesi, 1 Mart 2010 tarihinde Halepçe Katliamı’nı “soykırım” olarak tanıdı. Bu karar akabinde Irak Meclisi ve Federe Kürdistan Bölgesi Meclisi’nin yanı sıra Norveç, İsveç ve İngiltere Halepçe’de yaşananları “soykırım” olarak kabul etti.
PİRHA- Dersim’de Emek ve Demokrasi Platformu, 12 Mart 1995’te yaşanan Gazi Katliamı, 16 Mart 1978’de ki Beyazıt Katliamı ve 16 Mart 1988’de yaşanan Halepçe Katliamlarına dair basın açıklaması yaptı. Açıklamada konuşan DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş, “Ezilen halklara ve toplumsal muhalefete yöneltilen devlet şiddetine karşı koyacak en güçlü direniş araçlarından biri hafızadır. Devletin şiddet ve cezasızlık düzenine karşı, hafızamız bizim en büyük direnişimizdir” dedi.
Dersim Emek Ve Demokrasi Platformu, Gazi Mahallesi, Beyazıt ve Halepçe katliamlarını lanetledi, hayatını kaybedenleri andı ve katliamcı zihniyetlere karşı birlikte mücadele çağrısı yaptı.
Sanat Sokağı’nda gerçekleşen açıklamayı kurumlar adına DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş okudu.
“HAFIZANIN SİLİNMESİNE İZİN VERMEK SUÇA ORTAK OLMAKTIR”
Tarih boyunca yaşanan katliamlarda devletin cezasızlık politikasının sürekliliğine işaret eden Ateş, “Beyazıt’ta, Halepçe’de, Gazi’de, Qamişlo’da yaşananlar, faillerin korunması ve adaletin sağlanmamasıyla bir “devlet geleneği” hâline getirilmek istenmiştir. Mart ayında gerçekleşen bu katliamlar, farklı coğrafyalarda yaşanmış olsa da, ezilen halklara ve toplumsal muhalefete yöneltilen devlet şiddetinin ortak bir parçasıdır. Bu nedenle, bu katliamları anmak yalnızca geçmişi hatırlamak değil, bugün ve yarın için ortak bir mücadeleyi büyütmektir. Ancak biliyoruz ki hafızanın silinmesine izin vermek, suça ortak olmak demektir. Unutulan her katliam, tekrar yaşanma riskini içinde barındırır. Katliamları unutmamak, unutturmamak ve sorumluların yargılanmasını talep etmek, geçmişin olduğu kadar bugünün ve geleceğin de mücadelesidir” dedi.
“HAFIZAMIZ EN BÜYÜK DİRENİŞİMİZDİR”
Ateş, “Devletin şiddet ve cezasızlık düzenine karşı, hafızamız bizim en büyük direnişimizdir” diyerek şöyle devam etti:
“Katliamların sorumluları tetiği çekenler ya da bombayı yerleştirenlerle sınırlı değildir. Onları koruyan, davaları sürüncemede bırakan, delilleri karartan, toplumun hafızasını yok etmek için çabalayan tüm mekanizmalar bu suçun bir parçasıdır. Adaletsizlik yalnızca mahkemelerde değil, medyada, siyaset sahnesinde ve eğitim sisteminde de örgütlü bir biçimde yeniden üretilmektedir. Bu yüzden adalet arayışımız hukuki olduğu kadar toplumsal bir mücadeledir. Ezilen halklara ve toplumsal muhalefete yöneltilen devlet şiddetine karşı koyacak en güçlü direniş araçlarından biri hafızadır. Unutmayı reddetmek, yalnızca geçmişin değil, geleceğin de mücadelesini vermektir. Devletin şiddet ve cezasızlık düzenine karşı, hafızamız bizim en büyük direnişimizdir.”
Katliam faillerinin korunması ve adil yargılamaların yapılmamasının yeni katliamların önünü açtığını ifade eden Ateş, “Maraş, Çorum ve Sivas’ta cezasız bırakılan katiller, Gazi başta olmak üzere birçok katliama zemin hazırlamıştır. Gerçek sorumlular yargılanıp hesap verene kadar mücadelemiz sürecektir. Bir kez daha vurguluyoruz: Adalet, unutmayanların ve unutturmayanların mücadelesiyle kazanılır. Hafızayı korumak, yalnızca geçmişin acılarını hatırlamak değil, aynı zamanda adil ve özgür bir geleceği inşa etmenin en önemli adımıdır. Unutmak, faillerin yeniden güç kazanmasına ve adaletsizliğin kök salmasına hizmet eder. Ancak bizler, halkların hafızasını, ortak mücadelesini ve dayanışmasını büyüterek bu düzene karşı koymaya devam edeceğiz” diye belirtti.
PİRHA- İHD, ÖHD ve ÇHD Mersin Şubeleri, Mart aylarındaki katliamlarda yaşamını yitirenler anılarak, katliamların unutturulmayacağı vurgulandı. Anmada konuşan İHD Mersin Şube Başkanı Gazi İnci, “Mart aylarında katledilen Kürtler, Aleviler, devrimci öğrenciler, çocuklar, kadınlar bu coğrafyanın birer unsuruydular. Ne katledilenleri ne de katliamları unutturmayacağız” dedi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Mersin Şubeleri, Mart aylarındaki katliamları anmak için Özgür Çocuk Parkında bir araya geldi. Anmada Gazi Mahallesi, Halepçe, Newroz, Gezi ve Kızıldere katliamlarında yaşamını yitirenler anıldı.
“Mart ayı katliamlarını unutmadık, unutturmayacağız” pankartının açıldığı anmada ortak basın açıklamasını İHD Mersin Şube Başkanı Gazi İnci okudu.
“MART AYI KATLİAMLAR TARİHİ”
Gazi İnci, 16 Mart’ta Saddam Hüseyin rejiminin Irak Kürdistanı’nda başta Halepçe olmak üzere Kürt şehirlerinde gerçekleştirdiği soykırımda yüz binden fazla Kürdün katledildiğini hatırlattı.
1995’te İstanbul’da Alevi vatandaşların çoğunlukta yaşadığı Gazi Mahallesi’ndeki dört kahvehaneye yapılan silahlı saldırıya değinen İnci, “Olayların ardından çok sayıda Alevi vatandaş, Gazi Mahallesi’nde toplandı, emniyet kuvvetlerinin olaya geç müdahale ettiklerini öne sürerek polis karakoluna yürüdü. Polis halkın üzerine ateş açtı. Yaşanan tüm olaylar sonunda 22 kişi yaşamını yitirdi ve yargılanan polislerin hepsi de ya ceza almadılar ya da düşük cezalar aldılar ve cezaları ertelendi. Bu olaylar sebebi ile gözaltına alınan Hasan Ocak’ın daha sonradan cesedi bulunduktan sonra diğer tüm kayıp yakınlarının Cumartesi Anneleri eylemlerini başlattığını da bir kez daha hatırlatalım” dedi.
“KATLİAMLARDA ÖNLEM ALINMADI”
16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde bombalı ve silahlı saldırıda 7 öğrencinin yaşamını yitirdiği, 41 öğrencinin yaralandığı bombalı ve silahlı saldırıda olayla ilgili daha öncesinde İstanbul Emniyet Müdürlüğüne bilgi verilmesine rağmen herhangi bir önlem alınmadığına dikkat çeken İnci, “Yargılamalar sırasındaki itiraflarda bombayı Abdullah Çatlı’nın temin ettiği yer aldı. Hem Abdullah Çatlı hem de ihmal sebebi ile yargılana polisler, cezasızlık politikasının sonucu olarak beraat etti” diye aktardı.
21 Mart 1992’de Şırnak’ın Cizre ilçesinde Newroz bayramını kutlayanların katledildiğine de değinen İnci, “Katliamda onlarca insan öldü, yüzlercesi yaralandı. Beyaz bayrak taşıyan gazetecilerin üzerine bile ateş açıldı, bir gazeteci öldürüldü” diyerek diğer katliamlara ilişkin şunları söyledi:
“30 Mart 1972’de Türkiye devrimci gençlik hareketinin liderlerinden Mahir Çayan ve arkadaşları Hüdai Arıkan, Cihan Alptekin, Nihat Yılmaz, Ertan Saruhan, Ahmet Atasoy, Sinan Kazım Özüdoğru, Sabahattin Kurt, Ömer Ayna ve Saffet Alp bundan tam 52 yıl önce Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarını engellemek için çıktıkları yolda Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere Köyü’nde devletin güvenlik güçlerince katledildiler.
BERKİN ELVAN
11 Mart 2014’te Gezi Parkı protestoları sırasında kafasına gaz kapsülü gelmesi sebebi ile uzun süre yoğun bakımda kalan 13 yaşındaki Berkin Elvan yaşamını yitirdi. Bu dosyada yargılanan polis ise her türlü ceza indirimden faydalanarak cezasızlık zırhı ile korundu. Maalesef bu coğrafyada çocuklar devlet koruması altında değil, devlet tehlikesi altında.
KEMAL KURKUT
21 Mart 2017’da Diyarbakır Newroz kutlamalarında polis tarafından üzerine ateş açılan Kemal Kurkut yaşamını yitirdi. Emniyetin Kemal hakkındaki ilk açıklamasında canlı bomba olduğu ile ilgili yalan bir algı yaratılmıştı. Daha sonra Dicle Haber Ajansı muhabiri Abdurrahman Gök’ün çektiği fotoğrafları paylaşmasıyla olayın gerçek yüzü ortaya çıktı, Kemal hiçbir neden yokken katledilmişti. Fail polis memuru cezasılıkla korundu. Bu görüntüleri paylaşan muhabir Abdurrahman Gök hakkında ise örgüt üyeliği ve propaganda suçlarından kovuşturma başlatıldı, propaganda suçundan ceza verildi.”
Tekçi ideolojinin azınlık gruplara katliam olarak geri döndüğünü ifade eden İnci, toplumsal barış için coğrafyadaki tüm değerleri benimseyen toplum sözleşmesi inşa edilmesi gerektiğinin altını çizdi.
PİRHA-DEM Parti Adıyaman İl Yönetimi, Halepçe Soykırımı’na yönelik basın açıklaması yaptı. Okunan metinde“Baskı ve şiddet yöntemleriyle demokrasi, özgürlük ve eşitlik mücadeleleri bir süre bastırılabilir, belki geriletilebilir, ancak engellenemez. AKP iktidarının yakın coğrafya ve tarihten alması gereken en önemli ders budur” denildi.
Halepçe’de 1988 yılında kimyasal silahlarla binlerce insanın öldürülmesinin üzerinden 36 yıl geçti. Birçok şehirde Halepçe Katliamı’na ilişkin anma düzenledi. Adıyaman Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İl ve İlçe Yönetimi, konuyla ilgili açıklama yaparak yaşamını yitirenleri andı.
“5 BİNİ AŞKIN KÜRT KATLEDİLDİ”
Açıklamada, 36 yıl önce, Irak’ta insanlık tarihine kara bir lekenin düştüğü belirtilerek şu ifadelere yer verildi:
“16 Mart 1988’de Irak’ta Baas iktidarı ve Saddam Hüseyin, kimyasal ve biyolojik silahlar kullanarak kadın, çocuk, yaşlı, genç 5 bini aşkın Halepçeli Kürdü katletti. Bütün dünya Halepçe Katliamı’nı lanetledi.
Irak’ta Kürt halkının eşitlik, kendini yönetme hakkı ve özgürlük mücadelesini defalarca devlet terörüyle, baskı ve şiddetle bastırmayı deneyen Baas yönetimi, bu katliam ile halkın taleplerini geriletemedi. Bugünkü Irak Kürdistanı Federal Yönetimi’nin topraklarında yapılan bu katliam sonrasında da, Kürt halkının mücadelesi yeni kazanımlarla gelişti.
Aradan yıllar geçti ve bugün Suriye Kürdistanı’nda, Rojava’da oluşan yönetimler, bir halkın adalet ve eşitlik taleplerinin yok sayılamayacağının en önemli göstergelerinden birisi oldu. Arap, Kürt, Türkmen, Ezidi, Sünni ve Süryani’siyle Rojava halkları baskıları, yok sayma çabalarını ve IŞİD çetelerinin barbarlıklarını da aşarak demokratik Suriye mücadelesini yeni bir aşamaya ulaştırdı. Farklı kültürlere, inançlara, kimliklere ve anadillere sahip olan halkların eşit ve demokratik bir ortamda birlikte yaşayabilecekleri bir modeli yarattı, Ortadoğu’ya örnek oluşturdu.”
“ŞİDDETLE HALK MÜCADELESİNİ GERİLETECEĞİNİ SANANLAR, TARİHTEN DERS ALSINLAR”
“Baskı ve şiddet yöntemleriyle demokrasi, özgürlük ve eşitlik mücadeleleri bir süre bastırılabilir, belki geriletilebilir, ancak engellenemez” denilen açıklama şöyle devam edildi:
“Kimyasal, biyolojik ya da konvansiyonel, hangi silahlar ve yöntemler kullanılırsa kullanılsın, katliam ve şiddetle demokrasi ve adalet mücadelesi durdurulamaz. AKP-Erdoğan iktidarının yakın coğrafya ve tarihten alması gereken en önemli ders budur. Özel savaş konsepti ve uygulamaları tarihsel gelişmeleri yavaşlatabilir, ama geriye döndüremez. Kürt kentlerinde yaşanan sokağa çıkma yasakları, ablukalar, operasyonlar, baskılar, göç ettirme politikaları, demokratik siyaseti tasfiye etme çabaları, seçilmiş belediyeleri kayyuma devretme uygulamaları ancak bir ayıbı ve adaletsizliği büyütür; demokrasi, eşitlik, özgürlük ve barış mücadelesini engelleyemez. Yapılanlar da asla gizli kalmaz. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komiserliği’nin raporlarında da görüldüğü gibi her şey bütün dünya tarafından bilinir hale gelir. Hukuk alanında ve elbette halkların vicdanında bu yapılanlar yargılanır, mahkum edilir ve tarihteki kara lekeler arasında yerini alır.
Yıldönümünde, insanlık düşmanı Halepçe Katliamı’nı yapanları bir kez daha lanetliyoruz. Unutmuyoruz, ama daha önemlisi unutturmuyoruz ki, bugün baskı ve şiddet politikalarıyla halkın mücadelesini gerileteceğini sananlar, tarihten ders alsınlar. Katliamları hatırlatıyoruz ki, ders olsun.”
PİRHA-16 Mart Beyazıt ile Halepçe Katliamının yıldönümünde hayatını kaybedenler için İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde anma programı düzenlendi. Yapılan açıklamada, “İnsanlığa karşı işlenen suçların affedilemez olduğunun altını çiziyoruz” denildi.
16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde yapılan bombalı saldırıda katledilen 7 üniversite öğrencisi ile 16 Mart 1988’de yaşanan Halepçe Katliamı’nda hayatını kaybedenler İstanbul Üniversitesi önünde düzenlenen program ile anıldı.
Üniversite Öğrencileri ve 78’liler Girişimi’nin çağrısıyla Eczacılık Fakültesi önünde yapılan basın açıklamasına Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul İl Örgütünden de birçok kişi katıldı.
“ADALET MÜCADELEMİZ SÜRÜYOR”
78’liler Girişimi adına açıklama yapan İsmail Ağan, katliamın yaşandığı sürece ilişkin hatırlatmalar yaptı. 16 Mart davasının doğrudan bir kontrgerilla davası olduğunu ve zamanaşımına uğradığını belirten Ağan, “Davamız bitmedi, adalet mücadelemiz sürüyor” dedi.
Ağan, aynı zamanda 16 Mart 1988’de Halepçe Kürtlerine karşı düzenlenen soykırımda 5 bin Kürdün öldürüldüğüne, 10 bin Kürdün yaralandığına vurgu yaparak “Halepçe soykırımını protesto ediyoruz! Mazlum Kürt halkının yanındayız!” diye konuştu.
“PEK ÇOK ÖĞRENCİ YARALANDI”
Üniversite öğrencileri adına basın metnini Rana Karaca okudu. Üniversite öğrencilerinin ortak açıklamasında ise şu ifadelere yer verildi:
“Bugün Beyazıt katliamının 46. yılı. 1978 yılı, 12 Mart faşist darbesinin ardından bastırılmaya çalışılsa da devrimci dalganın yükseldiği yıllardan biridir. Yükselen devrimci dalganın bastırılabilmesi için devlet destekli faşist çeteler beslenerek suikast, katliam yöntemleri ortaya konuldu. 1977’nin sonlarından itibaren devrimciler pek çok üniversitede faşist çetelerle karşı karşıya geliyordu. Öğrenci gençlik hareketini pasifize etmek amacıyla okullara yönelen devlet destekli faşistler, İstanbul Üniversitesi’ne özellikle saldırıyorlardı. İstanbul Üniversitesi’nde devrimci, demokrat, yurtsever ve sosyalist öğrencilerin kampüse toplu girişleri engellenmek isteniyordu. 16 Mart günü Süleymaniye’ye gitmek üzere kampüsten çıkışa giden devrimci öğrencilerin Süleymaniye’ye açılan kapıyı kullanmalarına polis engel oldu. Öğrenciler Beyazıt Meydanı’na yöneldi. Kapıdan çıkan devrimci öğrencilerin üzerine bomba atıldı ve kurşunlar yağdırıldı. Saldırı esnasında “Beyazıt Meydanı komünistlere mezar olacak” sloganları atıldı. Hukuk ve İktisat fakültelerinde okuyan 7 devrimci öğrenci; Hatice Özen, Cemil Sönmez, Baki Ekiz, Turan Ören, Abdullah Şimşek, Hamit Akıl ve Murat Kurt yaşamını yitirdi, pek çok öğrenci yaralandı.
” ZAMAN AŞIMI KARARI ALINDI VE DOSYA KAPATILDI”
Gerçekleşen saldırının öncesinde emniyete bilgi notu gönderildiği sonradan ortaya çıktı. O gün öğrencilerin toplu çıkışına eşlik etmesi gereken polisler “başka bir göreve” gönderilmiş, bu iş için daha sonra emniyette yükselecek olan Reşat Altay’ın sorumluluğunda yeni bir ekip görevlendirilmişti. Reşat Altay denetimindeki polisler öğrencileri kampüsten çıkarken kendileri okulun dışına adım atmamıştı. Atılan bombanın askeri birlikten alınan NATO yapımı mühimmat olduğu ve Abdullah Çatlı tarafından alındığı da sonradan yapılan itiraflarda ortaya çıktı. Yıllar içerisinde pek çok suç duyurusu yapılmış olmasına rağmen dava için zaman aşımı kararı alındı ve dosya kapatıldı.
Üzerinden ne kadar yıl geçmiş olursa olsun, Beyazıt’ta ayak izi bulunan tüm devrimci, sosyalist ve yurtsever öğrencilerin anılarını da miraslarını da yaşatacağız. Bu üniversitenin tarihi ve hafızası devrimcilerle yaşar, devrimcilerle sürer. 1978’de de bugün de diz çökmedik, geri adım atmadık. Üniversitelerde tarihimizi yaşatacak, Beyazıt’tan Cebeci’ye, ODTÜ’den Mimar Sinan’a, Boğaziçi’nden İTÜ’ye mücadeleyi daha da yükseltmeye devam edeceğiz. Katledilen devrimci öğrencilerin hesabını yarım bırakmayacağız.
“İNSANLIĞA KARŞI İŞLENEN SUÇLAR!”
16 Mart 1988’de Irak, Halepçe’de çocuk, kadın, genç, yaşlı demeden bölgede yaşayan Kürtlerin kimyasal silahlarla katletmesinin üstünden 36 yıl geçti. Halepçe’de halkın üzerine gaz bombaları yağdırılırdı, beş binden fazla kişi katledildi, yedi bin kişi yaralandı. Kürt halkına yönelik gerçekleştirilen bu katliamın arka planındaki destekçileri kendi sorumluluklarının üzerini kapattılar. Binler göç etmek zorunda kaldı, binler göç yollarında ölüme mahkum edildi. Binlerce insanın acı trajedisi ne hafızalarımızdan silindi ne de hesap sorma bilincimiz azaldı. Tarihimize kazınan katliamların hiçbiri münferit saldırılar olmadı. Egemenler halka karşı suikast, katliam ve kontrgerilla saldırılarını organize ederken suçlarının üzerini örtmüşse de bizim nezdimizde hiçbir suç zamanaşımına uğramamıştır, bundan sonra da uğramayacaktır. İnsanlığa karşı işlenen suçların affedilemez olduğunun altını çiziyoruz.
“EŞİT, ADİL VE İNSANCA YAŞANABİLECEK BİR MEMLEKET İÇİN”
Bugün unutmadık, hesap soracağız diyerek bir araya geldik. Beyazıt ve Halepçe Katliamlarının failleri, yüzbinlerin emeğini sömürenler, halkı rant uğruna enkaza dönecek evlerde yaşamaya mahkum edenler, gençlerin geçim sıkıntısı ve geleceksizlik yüzünden yaşamına son vermesine sebep olanlar, öğrencilere devlet yurdunda ihmal ve denetimsizlik sonucu ölmeyi reva görenler, her gün en az üç kadın katledilirken cezasızlık politikalarıyla katilleri aklayanlar, LGBTİ+’lara yönelik şiddet ve ayrımcılığı körükleyenler, emeğiyle geçinmek zorunda olanları açlık ve borç sarmalı içerisine sıkıştıranlar, milyonlar açlık sınırı altında yaşamaya çalışırken patronların milyarlık borçlarını silenler, Kürt halkını katledenler, Filistin halkı için sözde gözyaşı dökerken İsrail’in dostu olanlar, İliç’te maden işçilerini toprak altında ölüme terk edenlerdir. Bu düzen bizlere kan, gözyaşı ve ölüm dışında hiçbir şey vaat etmiyor. Açlığa, yoksulluğa, emperyalist savaşların sonucu ölüme mahkum olmadığımız bir düzeni bizler kuracağız. Eşit, adil ve insanca yaşanılabilecek bir memleket ve dünya için mücadeleyi yükseltelim!”
Anmanın ardından Katliamın yaşandığı Eczacılık Fakültesi önüne karanfiller bırakıldı.
PİRHA- Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, Halepçe’de kimyasal gaz saldırısı sonucu binlerce kişinin hayatını kaybettiği katliamın 36. yıldönümünde katledilenleri andı.
Saddam Hüseyin’in 16 Mart 1988’de düzenlediği ve insanlık tarihine kara bir leke olarak geçen Halepçe Katliamı’nın üzerinden 36 yıl geçti. Süleymaniye kentinin yaklaşık 100 kilometre uzağındaki İran sınırı yakınlarındaki Halepçe’de yaşanan olay, dünyada 20’inci yüzyılda gerçekleşen en acı katliamlardan biri olarak kabul edildi.
Halepçe Katliamı’nın 36. yılında yazılı bir açıklama yapan Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu(AFA) katledilenleri anarak, “16 Mart 1998 yılında, Saddam Hüseyin tarafından Kürt Federe bölgesinde kimyasal silah kullanılarak; çoğu çocuk ve kadın olmak üzere, masum insanların etnik kimliklerinden dolayı ölümüne sebep olan Halepçe Katliamını unutmadık, unutturmayacağız. Her canlının yaşam hakkını, etnik, inanç, kültür, dil eşitliğini ve insanlık onuruna yakışır şekilde, bir dünya da yaşamı savunmaya devam edeceğiz. Anılarına saygıyla” diye belirtti.
PİRHA- DEM Parti Ankara İl Örgütü, Beyazıt ve Halepçe Katliamlarının yıldönümü sebebiyle basın açıklaması yaptı. Halepçe’de 5 bin Kürdün katledildiğine işaret edilerek “Ne yazık ki Kürtlere yönelik soykırım girişimleri ortadan kalkmış değildir” denildi.Açıklamada, 1978 yılındaBeyazıt’ta 7 devrimci öğrencinin, faşistler tarafından katledilmesine de tepki gösterildi.
16 Mart 1978 Beyazıt Katliamı ve 16 Mart 1988 Halepçe Katliamı’nın yıldönümünde Ankara DEM Parti İl Örgütü ve ilçe örgütleri açıklama yaptı.
DEM Parti İl binası önünde yapılan basın açıklamasını Ankara DEM Parti İl Eş Başkanı Fatin Kanat okudu.
Fatin Kanat, Halepçe Katliamı’nın bir soykırım suçu olduğunun altını çizerek, “16 Mart 1988 Halepçe Katliamı’nın 36. yıldönümü. Halepçe, Güney Kürdistan’da Irak Baas rejimi ve Saddam Hüseyin tarafından Kürtlere karşı 29 Mart 1987’de başlatılan ve 7 Haziran 1989’a kadar devam eden, en az 182 bin Kürdün katledildiği, zamana yayılmış büyük bir soykırım örneği olan Enfal Operasyonlarının en çarpıcı halkasıdır” diye belirtti.
“YAKLAŞIK 5500 İNSAN AYNI ANDA KATLEDİLMİŞTİ”
DEM Parti Ankara İl Eş Başkanı Fatin Kanat, açıklamanın devamında şunları söyledi:
“Saddam tarafından Irak Devrim komite Konseyinin başına geçirilerek yetkilendirilen yeğen ‘Kimyasal Ali’ lakaplı Ali Hassan Majid, Irak’ı Kürtlerden arındırma gibi önemli bir görev üstlenmişti. Halepçe’de insanları evlerinde duramaz hale getiren, napalm bombalarıyla başlayan bombardıman, yoğun kimyasal bombalarla devam etmiş ve yaklaşık 5500 insan aynı anda katledilmişti.
Saddam Hüseyin rejiminin özellikle Enfal Operasyonu kapsamında işlediği suçlar soykırım suçudur. Bu en ağır insanlık suçunun soykırım olarak adlandırılması büyük bir önem taşımaktadır. 1 Mart 2010’da Irak Yüksek Ceza Mahkemesinin Halepçe Katliamı’nı ‘Soykırım’ olarak tanıması bu anlamda önemli bir adım olmuştur. Devamında Irak Parlamentosu da Halepçe toplu katliamını soykırım olarak kabul etmiştir. Soykırım suçunun tanınması, sebep olanların mahkum edilmesi, benzer hesap içinde olanlar için caydırıcı bir özellik taşıyacak ama daha da önemlisi, soykırım kurbanlarının yakınlarının yas süreçlerine ve kendilerini toparlamalarına ciddi bir katkı sunacaktır.
Enfal Operasyonu kapsamında işlenen suçların soykırım olduğunu bugüne değin Irak ve Irak Federe Kürdistan Bölge Yönetimi, Norveç, İsveç, Hollanda, İngiltere ve Avusturya Eyalet Parlamentosu kabul etmiştir. BM, Türkiye dahil, çeşitli ülkeler nezdinde Enfal operasyon dizisi ve Halepçe’nin soykırım olarak kabul edilmesi yönündeki talep ve çalışmalar devam etmektedir.
“KÜRTLERE YÖNELİK SOYKIRIM ORTADAN KALKMIŞ DEĞİL”
Ne yazık ki Kürtlere yönelik soykırım girişimleri ve tehditler ortadan kalkmış değildir. Kürtleri statüsüz ve en doğal haklarından mahrum bırakma, ağır baskılarla yıldırma ve taleplerinden vaz geçirme girişimleri sürmektedir. Yaşadığımız coğrafyayı, Ortadoğu’yu ve komşu bölgeleri içine alan derin huzursuzluk ve uzun yıllara yayılan savaş hali, sadece nefessiz bırakılan Kürtleri değil, başta Türkler, Fars ve Araplar olmak üzere bölgedeki tüm halkları da nefessiz bırakacak bir haldir.
Başta Kürt sorunu olmak üzere, bölgede ağır sonuçları olan bütün sorunların çözüm yolu diyalog ve müzakeredir. Bir kez daha çok ağır bir bilançosu olan savaş ve rant politikalarından vazgeçilmesi, bir an önce diyalog ve müzakere kanallarının açılması çağrımızı yineliyoruz.”
Beyazıt Katliamında yaşamını yitirenleri anan Fatin Kanat, şunları söyledi:
“Bugün Halepçe dışında hafızamızda acı bir yeri olan bir katliamın daha yıldönümü. 16 Mart 1978’de, İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsünde, Eczacılık Fakültesi önünde 7 devrimci ve yurtsever öğrencinin katledildiği, 41 öğrencinin de yaralandığı Beyazıt Katliamı’nın 46. yıldönümüdür. Sonradan ortaya çıkan belgelerde yapılacağı önceden bilinmesine rağmen katliam, devletin emniyet yetkilileri tarafından engellenmemiştir. Sorumlu olan ve katliama göz yuman tüm emniyet yetkilileri hakkında beraat kararları verilmiştir. Dava dosyası zamanaşımına uğrayarak Türkiye’nin karanlık tarihinde yerini almıştır. Bu tutum alışık olduğumuz, onlarca örneğini yakinen bildiğimiz, Maraş, Hrant Dink, Gar Katliamı gibi cezasızlık, göz yumma ve doğrudan suça iştirak tutumudur.
Fatin Kanat konuşmasını, Halepçe Katliamı’ndan tesadüfen kurtulan ve katliamda bütün yakınlarını kaybeden Elvan Eli Mahmud’un sözleri ile bitirdi. Kanat şu cümleleri aktardı:
“‘Saddam hükümetinin düştüğünü Halepçe mezarlığındayken haber aldım. Bu büyük suçları işleyenlerin öldürülmesini değil, bir kafese konarak bu mezarlığa getirilmelerini, her gün eserleri olan bu mezarları seyretmek zorunda bırakılmalarını; mezarlıkta yakınlarını ziyaret edenlerin de geçerken bunların kaldıysa yüzlerine tükürmelerini isterdim’”
PİRHA- Halepçe Katliamı’nın 36’ncı yılında üzerinde ‘Dayê behna sêva te’ (Anne elma kokusu geliyor) yazılı elmalar dağıtan Munzur Öğrenci Derneği, “Tarihe kara bir leke olarak geçen bu katliamın acıları Kürt halkının hafızasında hala ilk günkü kadar taze” mesajı verdi.
Dersim Munzur Üniversitesi öğrencileri tarafından kurulan Munzur Öğrenci Derneği (MÖDER), İran-Irak Savaşı döneminde Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in Kürt halkına karşı başlattığı Enfal Katliamı’nın son aşaması olan Halepçe Katliamı’nın 36’ncı yıl dönümüne dair üniversite kampüsünde anma düzenleyerek yemekhanede üzerinde ‘Dayê behna sêva te’ (Anne elma kokusu geliyor) yazılı elmalar dağıttı.
“HALEPÇE KATLİAMI’NI UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ”
MÖDER’li öğrenciler, yemekhanede şu mesajı verdi: “Halepçe Katliamı’nın izleri hala ilk günkü gibi yüreklerde taze. Modern dünya tarihinin Hiroşima ve Nagazaki’den sonra 21’inci yüz yılın en büyük kimyasal saldırısı olarak kaydedildi. Çoğu kadın ve çocuktan oluşan 5 bini aşkın kişi savaş uçakları tarafından kullanılan kimyasal silahlar tarafından yaşamını yitirdi. Üzerinden 36 yıl geçmesine rağmen tarihe kara bir leke olarak geçen bu katliamın acıları Kürt halkının hafızasında hala ilk günkü kadar taze. Unutmadık, unutturmadık. Unutmayacağız.”
PİRHA- 36 yıl önce Irak’ta bir insanlık suçu işlendi. 16 Mart 1988’de Irak’ta Baas iktidarı ve Saddam Hüseyin, kimyasal ve biyolojik silahlar kullanarak kadın, çocuk, yaşlı, genç 5 bini aşkın sivil Kürt, evlerinde, sokaklarda öldürüldü, 10 bin kişi yaralandı, onbinlercesi sakat kaldı, yüzbinlerce Kürt yurtlarından edildi.
1980-88 yılları arasında İran ile Irak arasında, tarihe ‘Birinci Körfez Savaşı’ olarak geçen ve yaklaşık bir milyon kişinin öldüğü bir savaş yaşandı. Bu savaşta ekonomik kaynaklarını tüketen Irak’taki Saddam Hüseyin rejimi, 8 yıl süren savaşın son iki yılı boyunca, 1986-88 arasında Irak’ın kuzeyinde yaşayan Kürtlere karşı ‘El-Enfal’ adında bir operasyon gerçekleştirdi. Bu operasyonda 182 bin sivil Kürt öldürüldü.
GÖKYÜZÜNDEN BOMBALAR YAĞDIRILDI, 5 BİN KÜRT ÖLDÜRÜLDÜ
Bu operasyonun son günlerinde ve İran-Irak Savaşı bitmek üzereyken, Irak Hükümeti, Peşmergenin savaşta İran’ın tarafında yer almasını gerekçe göstererek 16 Mart 1988’de ‘Kanlı Cuma’ olarak da bilinen bir kimyasal gaz saldırısı gerçekleştirdi. Kürtlerin ‘Kîmyabarana Helebce’ adını verdiği bu saldırıda, Birleşmiş Milletlerce yürütülmüş tıbbi incelemeler sonucunda saldırıda hardal gazı ile türü tespit edilememiş bir sinir gazı çeşidinin kullanıldığı tespit edilmiştir.
Kürtlere karşı bir soykırım katliamı olarak nitelenen Halepçe saldırısında, üç gün boyunca gökyüzünden yağdırılan gaz bombaları sonucunda, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) bildirdiğine göre; çocuk, genç, yaşlı, kadın demeden 5 bin sivil Kürt, evlerinde, sokaklarda öldürüldü, 10 bin kişi yaralandı, onbinlercesi sakat kaldı yüzbinlerce Kürt yurtlarından edildi ve saldırı sonrasında kentte yaşayanlarda çeşitli sıyrıklar ve komplikasyonlar baş gösterdi. O tarihten sonra yapılan doğumlar da sağlıksız sonuçlar elde edildi. İran-Irak Savaşı’ndan sonra bölgeye giren yabancılar tarafından, verilen bu rakamların daha da büyük olduğu belirtildi. Etkisi ve olumsuz sonuçları uzun yıllara yayılan bu kimyasal saldırı, sivil nüfusa karşı yapılmış en büyük kimyasal saldırı olarak biliniyor.
BİRÇOK ÜLKE PARLAMENTOSU İŞLENEN SUÇU SOYKIRIM OLARAK TANIDI
Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra Halepçe Katliamı, 1 Mart 2010 yılında Irak Yüksek Ceza Mahkemesi tarafından soykırım olarak kabul edildi. Sonraki süreçte Irak Meclisi ve Irak Kürdistan Bölgesi Meclisi de Halepçe’yi soykırım olarak tanıdı ve ‘Kürt halkının hafızasında kalıcı bir yara açtığını’ ifade etti. Saldırı bazı ülkelerde parlamentolar tarafından insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak tanımlanıp kınandı. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bu katliamın tanınması için kanun teklifi verildi.
Avusturya’nın Viyana eyalet parlamentosu da 2023 yılında Yeşiller, Avusturya Sosyal Demokrat Partisi (SPÖ) ve Yeni Avusturya ve Liberal Forum (NEOS) partilerinin verdiği ortak önergeyi oybirliğiyle kabul ederek Halepçe katliamını ‘soykırım’ olarak tanıdı. Böylece Avusturya siyasi tarihinde ilk kez Kürtlere karşı işlenen kitlesel bir suç ‘soykırım’ olarak tanındı.
Bugün Halepçe’nin içinde yer aldığı Enfal Katliamı, Norveç, İsveç ve İngiltere tarafından ‘Kürt soykırımı’ olarak kabul ediliyor.
ELMA KOKUSUYLA GELEN ÖLÜM VE KORKUNÇ BİR TAHRİBAT
Halepçe Katliamı sırasında gökyüzünden bombalar yağarken, annesine koşan bir çocuğun dilinden dökülen ‘Dayê bêhna sêva tê’ (Anne elma kokusu geliyor) cümlesiyle ve gazeteci Ramazan Öztürk’ün ‘Sessiz Tanık’ adını verdiği fotoğrafıyla hafızalara kazındı.
Bombardıman öncesinde 75 bin civarında nüfusa sahip Halepçe’den geriye yıkık bir şehir kalırken, Halepçe’nin büyük bölümü bombardımandan sonra boşaldı. On binlerce kişi yakınlarını dahi toprağa veremeden, İran ile Türkiye’ye geçmeye çalıştı. Çok sayıda kişi de yolda ya da yerleştirildikleri kamplarda açlık ve susuzluktan yaşamını yitirdi.
GAZETECİLERİN OBJEKTİFLERİNE YANSIYAN BİR TRAJEDİ
Katliamdan sonra Halepçe’ye giden gazetecilerin objektiflerine yansıyan görüntüler trajedinin boyutunu gösteriyordu. Çoğu kadın ve çocuk olmak üzere evlerin avlularında, kapıların eşiklerinde römorkların içinde, tarlaların ortasında ve yolların kenarında yanmış yüzlerce ceset vardı. Katliamdan sonra Halepçe’ye ilk gidenlerden Ramazan Öztürk’ün çektiği fotoğrafta bombardıman sırasında oğlunu alıp kaçmak isterken bir merdiven başında düşüp yaşamını yitiren Ömer Xawir yer alıyordu. Bu fotoğraf Halepçe trajedisinin de sembolü olmuştu. Bu fotoğraftan sonra Halepçe’de Ömer Xawir’in büstü de yapıldı. Fotoğrafın sahibi Ramazan Öztürk, yıllar sonra Halepçe’ye gidip büstü yapan heykeltıraşa “Neden Ömer Xawir?” diye sorduğunda heykeltıraş da “Ömer Xawir ölürken bile çocuğuna ağırlığını vermemek için kolundan destek almış. Son nefesini verirken bile o koruma duygusuyla, babalık duygusuyla hareket etmiş” diyor.
Evlerinin sığınağında saklanan Halepçeli genç bir kadın, “Önce helikopterler geldi, sonra uçaklar. Bir bir atıldı bombalar. Başlangıçta çöp gibi kötü bir kokuydu. Sonra elma kokusu gibi güzel bir kokuya dönüştü. Ardından yumurta gibi koktu. Dışarı baktım. Çok sessizdi, ama hayvanlar ölüyordu. Koyunlar ve keçiler ölüyordu. Gözlerimiz gittikçe kızarıyordu ve bazılarımızın gözleri yaşarıyordu. Kaçmaya karar verdik. İneğimiz bir köşede yatıyordu. Koşuyormuş gibi hızlı hızlı nefes alıyorduk. Sonbahardaymışız gibi ağaçların yaprakları dökülüyordu. Her tarafta insanlar ölüyordu. Bir çocuk daha ileri gidemeyecek duruma geldiğinde korkudan çılgına dönen ebeveynleri çocuğu yolun kenarında bırakıyorlardı. Aynı şekilde yaşlılar da bırakılıyordu. Koşuyorlar, nefes alamaz duruma geliyorlar ve ölüyorlardı” diye anlatıyordu.
SADDAM HÜSEYİN VE HASAN ALİ MECİD SUÇLU OLARAK İDAM EDİLDİ
Baas rejimi yıkıldıktan sonra Saddam Hüseyin ve Hasan Ali Mecid, Enfal Katliamı’ndan yargılandı. Duceyl Katliamı’ndan dolayı ölüm cezasına çarptırılan Saddam Hüseyin, 5 Kasım 2006 tarihinde asılarak idam edildi. Mecid ise, ‘İnsanlığa karşı suç işlemek ve soykırım’ suçlarından yargılandığı davada 24 Haziran 2007’de ölüm cezasına çarptırıldı. Mecid’in cezası, 25 Ocak 2010’da infaz edildi. Mecid’in idam kararının imzalandığı kalem ve asıldığı ip Halepçe’deki müzede sergileniyor.
PİRHA- Öğrenci gençlik örgütleri ve 78’liler Girişimi’nin çağrısıyla Beyazıt ve Halepçe katliamlarının yıldönümünde İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde eylem yapıldı. Açıklamada, 7 devrimci öğrencinin faşistler tarafından katledilmesi, Halepçe’de 5 bin Kürt’ün katledilmesi lanetlendi.
16 Mart 1978 Beyazıt Katliamı ve 16 Mart 1988 Halepçe Katliamı’nın yıldönümünde üniversite öğrencileri ve 78’liler Girişimi’nin çağrısıyla, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde açıklama yapıldı.
Üniversite öğrencilerinin “Beyazıt ve Halepçe katliamını unutmadık, hesap soracağız”, 78’liler Girişimi’nin “16 Mart 78 Katliamı davamız toplum vicdanında sürüyor” yazılı pankartları açtığı eylemde “Beyazıt faşizme mezar olacak”, “Beyazıt Katliamı’nın hesabı sorulacak”, “16 Mart’ı unutma, unutturma”, “Halepçe’yi unutmadık”, “Unutmayacağız, affetmeyeceğiz” yazılı dövizler taşındı.
“16 MART DAVASI BİTMEDİ, ADALETİN PEŞİNDEYİZ”
78’lİler Girişimi, HDK, HDP İstanbul, Karşı Sanat Çalışmaları, ortak yaptıkları açıklamada, 16 Mart davasının, doğrudan bir kontrgerilla davası ve alanında açılan ilk ve tek dava olduğunu belirtti.
Açıklamayı 78’liler Girişimi’nden İsmail Ağan okurken, “Suç ilişkileri, MİT’e, Emniyet’e ve askere kadar uzanıyordu. Her üç kurum da mahkemeye hiçbir bilgi vermedikleri gibi bu yollu en küçük çatlağı süratle kapattılar. Soykırım, katliam, işkence gibi insanlık suçlarında zaman aşımı olamayacağı biçimindeki insanlığın hukuki müktesep hakkına rağmen dava zamanaşımı ile bitirildi. 16 Mart davası bitmedi, adaletin peşindeyiz” ifadelerini kullandı.
Öte yandan, Üniversite öğrenci gençlik dernekleri de İstanbul Üniversitesi önünde “Beyazıt ve Halepçe Katliamını Unutmadık, Hesap Soracağız!” başlığıyla bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Bugün Beyazıt Katliamı’nın 45. Yılı. 1978’de yükselen devrimci dalgayı zayıflatmak için düzen halka karşı örtülü iç savaş ilan etti. Devlet destekli faşist çetelerce kontrgerilla yöntemleri kullanıldı. İstanbul Üniversitesi’nde devrimci, demokrat, yurtsever öğrencilerin kampüse toplu girişleri engellenmek isteniyor, toplu halde giriş ve çıkış yapan öğrencilere planlı saldırılar gerçekleştiriliyordu. 16 Mart 1978 tarihinde Beyazıt’ta 7 devrimci öğrencinin ölümü ile sonuçlanan planlı saldırı tam burada gerçekleşti. Beyazıt Katliamı’nda yaşamını yitiren devrimci öğrencilerin mücadelelerinin daima devamcısı olacağız. Bu meydanda yitirdiğimiz yoldaşlarımızın hesabını soracağız” denildi.
Açıklamada, Irak’ta yapılan Halepçe katliamı da lanetlenirken, şunlar kaydedildi:
“16 Mart 1988’de Irak, Halepçe’de çocuk, kadın, genç, yaşlı demeden bölgede yaşayan Kürtlerin kimyasal silahlarla katletmesinin üstünden 35 yıl geçti. Halepçe semalarından gaz bombaları yağdırılırken, arka planda Ortadoğu’da akan bütün kanın ve gözyaşlarının asıl sorumlusu olan emperyalist devletlerdir. Halepçe Katliamı, iktidarların tarih boyu direnen halklara dönük yapılan kanlı saldırılarından biridir. Katledilen, kanı dökülen, yurtlarından edilen yüz binlerin hesabını sorma bilinciyle bir kez daha yan yana geldik. İnsanlığa karşı işlenen suçların affedilemez olduğunu buradan bir kez daha, Beyazıt’tan yineliyoruz. Faşizme karşı omuz omuza!”
PİRHA- 35 yıl önce Irak’ta bir insanlık suçu işlendi. 16 Mart 1988’de Irak’ta Baas iktidarı ve Saddam Hüseyin, kimyasal ve biyolojik silahlar kullanarak kadın, çocuk, yaşlı, genç 5 bini aşkın Halepçeli Kürt’ü katletti, onbinlercesini de sakat bıraktı.
Saddam Rejimi, Irak Kürdistan Bölgesi’nin İran sınırı yakınlarında bulunan Halepçe kentini 16 Mart 1988’de zehirli gazlarla 3 gün boyunca yoğun bombardıman altına aldı. “Halepçe Katliamı” olarak tarihe geçen katliamda yapılan bombardımanda binlerce insan evlerinde ve sokaklarda can verdi. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 5 bini aşkın insanın yaşamını yitirdiğini, 7 binden fazla kişi yaralandığını ve onbinlercesinin ise sakatlandığını açıklarken, Irak Savaşı’ndan sonra bölgeye giren yabancılar tarafından bu rakamın daha da büyük olduğu belirtildi.
Halepçe Katliamı bombalar arasında annesine koşan bir çocuğun dilinden dökülen “Dayê bêhna sêva tê’ (Anne elma kokusu geliyor)” cümlesiyle ve gazeteci Ramazan Öztürk’ün, “Sessiz Tanık” adını verdiği fotoğrafıyla hafızalara kazındı.
Bombardıman öncesinde 75 bin civarında nüfusa sahip Halepçe’den geriye yıkık bir şehir kalırken, Halepçe’nin büyük bölümü bombardıman sonra boşaldı. On binlerce kişi yakınlarını dahi toprağa veremeden, İran ile Türkiye’ye geçmeye çalıştı. Çok sayıda kişi de yolda ya da yerleştirildikleri kamplarda açlık ve susuzluktan yaşamını yitirdi.
Katliamdan sonra Halepçe’ye giden gazetecilerin objektiflerine yansıyan görüntüler trajedinin boyutunu gösteriyordu. Çoğu kadın ve çocuk olmak üzere evlerin avlularında, kapıların eşiklerinde römorkların içinde, tarlaların ortasında ve yolların kenarında yanmış yüzlerce ceset vardı. Katliamdan sonra Halepçe’ye ilk gidenlerden Ramazan Öztürk’ün çektiği fotoğrafta bombardıman sırasında oğlunu alıp kaçmak isterken bir merdiven başında düşüp yaşamını yitiren Ömer Xawir yer alıyordu. Bu fotoğraf Halepçe trajedisinin de sembolü olmuştu. Bu fotoğraftan sonra Halepçe’de Ömer Xawir’in büstü de yapıldı. Fotoğrafın sahibi Ramazan Öztürk, yıllar sonra Halepçe’ye gidip büstü yapan heykeltıraşa “Neden Ömer Xawir?” diye sorduğunda heykeltıraş da “Ömer Xawir ölürken bile çocuğuna ağırlığını vermemek için kolundan destek almış. Son nefesini verirken bile o koruma duygusuyla, babalık duygusuyla hareket etmiş” diyor.
KOŞUYORLAR, NEFES ALAMAZ DURUMA GELİP ÖLÜYORLARDI
Evlerinin sığınağında saklanan Halepçeli genç bir kadın, “Önce helikopterler geldi, sonra uçaklar. Bir bir atıldı bombalar. Başlangıçta çöp gibi kötü bir kokuydu. Sonra elma kokusu gibi güzel bir kokuya dönüştü. Ardından yumurta gibi koktu. Dışarı baktım. Çok sessizdi, ama hayvanlar ölüyordu. Koyunlar ve keçiler ölüyordu. Gözlerimiz gittikçe kızarıyordu ve bazılarımızın gözleri yaşarıyordu. Kaçmaya karar verdik. İneğimiz bir köşede yatıyordu. Koşuyormuş gibi hızlı hızlı nefes alıyorduk. Sonbahardaymışız gibi ağaçların yaprakları dökülüyordu. Her tarafta insanlar ölüyordu. Bir çocuk daha ileri gidemeyecek duruma geldiğinde korkudan çılgına dönen ebeveynleri çocuğu yolun kenarında bırakıyorlardı. Aynı şekilde yaşlılar da bırakılıyordu. Koşuyorlar, nefes alamaz duruma geliyorlar ve ölüyorlardı” diye anlatıyordu.
KATLİAM, 2010’DA SOYKIRIM OLARAK KABUL EDİLDİ
Enfal Harekatı kapsamındaki uygulamalar ve Halepçe Katliamı Birleşmiş Milletler (BM) Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ve Uluslararası Ceza Mahkemesinin Roma Statüsü’ne göre yapılan soykırım tanımına da uyuyor. Bu nedenle Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra Halepçe Katliamı, 1 Mart 2010 yılında Irak Yüksek Ceza Mahkemesi tarafından soykırım olarak kabul edildi. Sonraki süreçte Irak Meclisi ve Irak Kürdistan Bölgesi Meclisi de Halepçe’yi soykırım olarak tanımıştır. Bugün Halepçe’nin içinde yer aldığı Enfal Katliamı da, Norveç, İsveç ve İngiltere tarafından “Kürt soykırımı” olarak kabul ediliyor. Türkiye’de de Enfal ve Halepçe katliamının TBMM tarafından soykırım olarak karar altına alınması amacıyla kanun teklifleri veriliyor.
SADDAM HÜSEYİN VE HASAN ALİ MECİD İDAM EDİLDİ
Baas rejimi yıkıldıktan sonra Saddam Hüseyin ve Hasan Ali Mecid, Enfal Katliamı’ndan yargılandı. Duceyl Katliamı’ndan dolayı ölüm cezasına çarptırılan Saddam Hüseyin, 5 Kasım 2006 tarihinde asılarak idam edildi. Mecid ise, “İnsanlığa karşı suç işlemek ve soykırım” suçlarından yargılandığı davada 24 Haziran 2007’de ölüm cezasına çarptırıldı. Mecid’in cezası, 25 Ocak 2010’da infaz edildi. Mecid’in idam kararının imzalandığı kalem ve asıldığı ip Halepçe’deki müzede sergileniyor.
PİRHA-Munzur Üniversitesi Öğrencileri, Halepçe Katliamı’nın yıl dönümünde üniversite kampüsünde tiyatro gösterimi yaptı.
34 yıl önce, Irak’ta insanlık tarihine kara bir leke daha düştü; bir insanlık suçu işlendi. 16 Mart 1988’de Irak’ta Baas iktidarı ve Saddam Hüseyin, kimyasal ve biyolojik silahlar kullanarak kadın, çocuk, yaşlı, genç 5 bini aşkın Halepçeli Kürt’ü katletti, on binlercesini de sakat bıraktı.
Munzur Üniversitesi Öğrencileri Halepçe Katliamı’nın yıl dönümü dolayısıyla üniversite kampüsünde tiyatro gösterimi yaptı.
PİRHA-16 Mart Beyazıt ile Halepçe katliamlarının yıldönümünde hayatını kaybedenler İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde düzenlenen program ile anıldı. Üniversite öğrenci örgütlerinin ortak yaptığı açıklamada, “Dokuz gün öncesinden ihbar edilmiş katliamdan haberdar olan devlet, katilleri korudu, akladı” denildi.
16 Mart 1978 günü İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde gerçekleştirilen bombalı saldırıda katledilen 7 üniversite öğrencisi ile 16 Mart 1988 günü Irak’ta yaşanan Halepçe katliamında hayatını kaybedenler İstanbul Üniversitesi önünde düzenlenen program ile anıldı. Üniversite gençlik örgütleri ve 78’liler Girişiminin çağrısıyla Eczacılık Fakültesi önünde gerçekleştirilen basın açıklamasına birçok kişi katıldı.
78’liler Girişimi adına açıklama yapan Hüseyin Soylu, katliamın yaşandığı sürece ilişkin hatırlatmalar yaptı. 16 Mart davasının ise zamanaşımına uğradığını belirten Soylu, yaşananları unutmayacaklarını kaydetti. Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) adına konuşan Avukat Abdürrahim Doğan ise dayanışma çağrısında bulundu.
“KATİLLER KORUNDU, AKLANDI”
Üniversite gençlik örgütlerinin ortak açıklamasında ise şu ifadelere yer verildi:
“Bugün, bundan tam 44 yıl önce devlet, NATO ve CIA destekli faşist çetelerce gerçekleştirilen ve 7 devrimci öğrencinin katledildiği saldırının meydana geldiği İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde, aynı gün gerçekleşen iki katliamı, Beyazıt ve Halepçe katliamlarını anmak üzere bir araya geldik. 16 Mart 1978 yılında devrimci öğrenciler, saldırı tehdidine karşı İstanbul Üniversitesi Merkez Kampüsünden toplu çıkış yaptıkları esnada üzerlerine atılan bomba ve ardından açılan yaylım ateşiyle saldırıya uğradı; 7 öğrenci yaşamını yitirirken onlarcası yaralandı. Dokuz gün öncesinden ihbar edilmiş katliamdan haberdar olan devlet katilleri korudu, akladı.
Katiller, “Kahrolsun Komünistler” diye bağırarak devrimci öğrencileri katlederken, onlar nezdinde onların mücadelesini de ortadan kaldırabilecekleri hülyasına kapılmıştı. Oysa yanıldılar; bugün bizler onların faşizme, emperyalizme ve sömürü düzenine karşı sürdürdükleri mücadelenin mirasını onurla taşıyarak yükseltmek için buradayız. Hatice Özen’i, Cemil Sönmez’i, Baki Ekiz’i, Turan Özen’i, Abdullah Şimşek’i, Hamit Akıl’ı ve Murat Kurt’u yaşamdan koparan katilleri iyi tanıyoruz. Saray Rejimi’nin besleyip kolladığı faşist çeteler bugün de Akdeniz Üniversitesi’nde, Cebeci’de, Beyazıt’ta devrimci öğrencilere yönelik saldırılar gerçekleştirmeye devam ediyor. Beyazıt Katliamı’nın tarihin tozlu raflarına kalktığını düşünen failler, devrimcileri faşist saldırılarla yıldırabileceğini düşünen bu eli kanlı çeteler ve iktidar bilsin ki; helalleşmek için kurulan masaları yıkacağız. Kanı dökülen, geleceği ve hayatı elinden çalınan her bir öğrencinin hesabını sorana kadar mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz.
“HALEPÇE’DE KÜRT HALKI KİMYASAL GAZLARLA KATLEDİLDİ”
Beyazıt Katliamı’ndan tam on yıl sonra, 16 Mart 1988’de Irak Devleti, kendisine itaat etmeyen Kürt halkını Halepçe’de kimyasal ve zehirli gazlarla katletti. Var olmak için durmaksızın savaşlar yaratan bu sömürü düzeni, bugün de Ukrayna’da yaşayan halkların hayatına mal oluyor. Halk için ölüm, yıkım, yoksulluk ve kitlesel göç getiren savaşa karşı Beyazıt katliamında katledilen devrimcilerin, yerkürenin pek çok bölgesini varlığı ve genişleme hedefiyle istikrarsızlaştıran NATO’ya karşı sürdürdükleri antiemperyalist ve savaş karşıtı mücadeleden aldığımız mirasla söylüyoruz: Kapitalizm saldırganlık ve savaş demektir. Savaş ve saldırı örgütü NATO derhal dağıtılmalıdır. Bizler için tutulacak tek taraf adil, eşit ve onurlu bir barıştır.
Bugün unutmamak ve unutturmamak üzere bir araya geldiğimiz Beyazıt ve Halepçe katliamlarının failleri, her ay yüzü aşkın işçiyi iş cinayetlerine kurban edenler; İstanbul Sözleşmesi’nden çekilerek kadınlara ve LGBTİ+’lara yönelik şiddeti meşru ve cezasız kılmaya çalışanlar, Sibel’in ve Hakan’ın geleceğini çalanlar, Enes’i bizden koparan tarikatları kollayanlardır.
“ADİL VE EMEKTEN YANA BİR DÜZEN KURMAKTA İNAT EDİYORUZ”
Öğrencilerin ve halkların sesini baskı, şiddet ve katliamlarla bastırabileceğini sananlara karşı bu topraklarda eşit, adil ve emekten yana bir düzen kurmakta inat ediyoruz. Onların bizi katlettiklerini sandıkları yerden yarınları yaratacak bir iradeyi yeşertiyoruz. Tüm sıra arkadaşlarımıza çağrımızdır: Gelin, bizlere yalnızca geçinme kaygısı ve geleceksizlik vaat edenlerle, kampüslerimizin kapısını bizlere kapatıp başıbozuk, eli kanlı çetelere açanlarla, barınma hakkımızı elimizden alıp bizleri tarikat ve cemaatlerin kucağına itenlerle birlikte mücadele edelim.”