Etiket: halepçe katliamı

  • Halepçe Katliamı’nın 34. yılı: Elma kokusuyla gelen katliam

    Halepçe Katliamı’nın 34. yılı: Elma kokusuyla gelen katliam

    PİRHA- 34 yıl önce, Irak’ta insanlık tarihine kara bir leke daha düştü; bir insanlık suçu işlendi. 16 Mart 1988’de Irak’ta Baas iktidarı ve Saddam Hüseyin, kimyasal ve biyolojik silahlar kullanarak kadın, çocuk, yaşlı, genç 5 bini aşkın Halepçeli Kürt’ü katletti, onbinlercesini de sakat bıraktı.

    Saddam Rejimi, Irak Kürdistan Bölgesi’nin İran sınırı yakınlarında bulunan Halepçe kentini 16 Mart 1988’de zehirli gazlarla 3 gün boyunca yoğun bombardıman altına aldı. “Halepçe Katliamı” olarak tarihe geçen katliamda yapılan bombardımanda binlerce insan evlerinde ve sokaklarda can verdi. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 5 bini aşkın insanın yaşamını yitirdiğini, 7 binden fazla kişi yaralandığını ve onbinlercesinin ise sakatlandığını açıklarken, Irak Savaşı’ndan sonra bölgeye giren yabancılar tarafından bu rakamın daha da büyük olduğu belirtildi.

    Halepçe Katliamı bombalar arasında annesine koşan bir çocuğun dilinden dökülen “Dayê bêhna sêva tê’ (Anne elma kokusu geliyor)” cümlesiyle ve gazeteci Ramazan Öztürk’ün, “Sessiz Tanık” adını verdiği fotoğrafıyla hafızalara kazındı.

    Bombardıman öncesinde 75 bin civarında nüfusa sahip Halepçe’den geriye yıkık bir şehir kalırken, Halepçe’nin büyük bölümü bombardıman sonra boşaldı. On binlerce kişi yakınlarını dahi toprağa veremeden, İran ile Türkiye’ye geçmeye çalıştı. Çok sayıda kişi de yolda ya da yerleştirildikleri kamplarda açlık ve susuzluktan yaşamını yitirdi.

    Katliamdan sonra Halepçe’ye giden gazetecilerin objektiflerine yansıyan görüntüler trajedinin boyutunu gösteriyordu. Çoğu kadın ve çocuk olmak üzere evlerin avlularında, kapıların eşiklerinde römorkların içinde, tarlaların ortasında ve yolların kenarında yanmış yüzlerce ceset vardı. Katliamdan sonra Halepçe’ye ilk gidenlerden Ramazan Öztürk’ün çektiği fotoğrafta bombardıman sırasında oğlunu alıp kaçmak isterken bir merdiven başında düşüp yaşamını yitiren Ömer Xawir yer alıyordu. Bu fotoğraf Halepçe trajedisinin de sembolü olmuştu. Bu fotoğraftan sonra Halepçe’de Ömer Xawir’in büstü de yapıldı. Fotoğrafın sahibi Ramazan Öztürk, yıllar sonra Halepçe’ye gidip büstü yapan heykeltıraşa “Neden Ömer Xawir?” diye sorduğunda heykeltıraş da “Ömer Xawir ölürken bile çocuğuna ağırlığını vermemek için kolundan destek almış. Son nefesini verirken bile o koruma duygusuyla, babalık duygusuyla hareket etmiş” diyor.

    “KOŞUYORMUŞ GİBİ HIZLI HIZLI NEFES ALIYORDUK”

    Evlerinin sığınağında saklanan Halepçeli genç bir kadın, “Önce helikopterler geldi, sonra uçaklar. Bir bir atıldı bombalar. Başlangıçta çöp gibi kötü bir kokuydu. Sonra elma kokusu gibi güzel bir kokuya dönüştü. Ardından yumurta gibi koktu. Dışarı baktım. Çok sessizdi, ama hayvanlar ölüyordu. Koyunlar ve keçiler ölüyordu. Gözlerimiz gittikçe kızarıyordu ve bazılarımızın gözleri yaşarıyordu. Kaçmaya karar verdik. İneğimiz bir köşede yatıyordu. Koşuyormuş gibi hızlı hızlı nefes alıyorduk. Sonbahardaymışız gibi ağaçların yaprakları dökülüyordu. Her tarafta insanlar ölüyordu. Bir çocuk daha ileri gidemeyecek duruma geldiğinde korkudan çılgına dönen ebeveynleri çocuğu yolun kenarında bırakıyorlardı. Aynı şekilde yaşlılar da bırakılıyordu. Koşuyorlar, nefes alamaz duruma geliyorlar ve ölüyorlardı” diye anlatıyordu.

    KATLİAM, 2010’DA SOYKIRIM OLARAK KABUL EDİLDİ

    Enfal Harekatı kapsamındaki uygulamalar ve Halepçe Katliamı Birleşmiş Milletler (BM) Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ve Uluslararası Ceza Mahkemesinin Roma Statüsü’ne göre yapılan soykırım tanımına da uyuyor. Bu nedenle Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra Halepçe Katliamı, 1 Mart 2010 yılında Irak Yüksek Ceza Mahkemesi tarafından soykırım olarak kabul edildi. Sonraki süreçte Irak Meclisi ve Irak Kürdistan Bölgesi Meclisi de Halepçe’yi soykırım olarak tanımıştır. Bugün Halepçe’nin içinde yer aldığı Enfal Katliamı da, Norveç, İsveç ve İngiltere tarafından “Kürt soykırımı” olarak kabul ediliyor. Türkiye’de de Enfal ve Halepçe katliamının TBMM tarafından soykırım olarak karar altına alınması amacıyla kanun teklifleri veriliyor.

    SADDAM HÜSEYİN VE HASAN ALİ MECİD İDAM EDİLDİ

    Baas rejimi yıkıldıktan sonra Saddam Hüseyin ve Hasan Ali Mecid, Enfal Katliamı’ndan yargılandı. Duceyl Katliamı’ndan dolayı ölüm cezasına çarptırılan Saddam Hüseyin, 5 Kasım 2006 tarihinde asılarak idam edildi. Mecid ise, “İnsanlığa karşı suç işlemek ve soykırım” suçlarından yargılandığı davada 24 Haziran 2007’de ölüm cezasına çarptırıldı. Mecid’in cezası, 25 Ocak 2010’da infaz edildi. Mecid’in idam kararının imzalandığı kalem ve asıldığı ip Halepçe’deki müzede sergileniyor.

    Halepçe Katliamı’na dair sosyal medyada binlerce mesaj yayınlanırken, insan hakları örgütleri ve siyasi partilerde açıklamalar yaptı.

    Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Özgür Kadın Hareketi (TJA), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile Kürdistani İttifak Çalışması Grubu’nda yer alan partiler, 16 Mart 1988’de Halepçe’de 5 bini aşkın Kürdün ölmesiyle sonuçlanan katliama dair açıklama yaptı.

    Üzerinden 34 yıl geçen Halepçe Katliamı’nda hayatını kaybedenleri anarak başlayan açıklamada, “Kazanımları korumak için ulusal birliğin inşası zaruridir. Tüm partiler sorumluluklarını yerine getirmeli” çağrısı yapıldı.

    Halepçe Katliamı’nın 34’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklama yapan Türkiye Barolar Birliği, “Çoğu kadın ve çocuk binlerce insanın ölümüne, on binlercesinin yaralanmasına ve hastalanmasına yol açarak insanlık tarihine bir utanç sayfası olarak geçen Halepçe Katliamı’nın 34. yılında, saldırıda yaşamını yitirenleri saygı ve rahmetle anıyoruz. Bütün insan hakkı ihlallerine karşı hukukun üstünlüğünü, insan onuruna yaraşır şekilde yaşama hakkını savunmaya devam edeceğiz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Beyazıt, Halepçe ve Gazi Katliamlarını unutmadık unutmayacağız!’-VİDEO

    ‘Beyazıt, Halepçe ve Gazi Katliamlarını unutmadık unutmayacağız!’-VİDEO

    PİRHA-Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Gazi, Beyazıt ve Halepçe Katliamlarına ilişkin Sanat Sokağı’nda basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, mart ayında tarihe kara lekeler olarak geçmiş katliamların yaşandığı vurgulandı.

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Gazi, Beyazıt ve Halepçe Katliamlarına ilişkin Sanat Sokağı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamayı platform adına EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin okudu. Mart ayında tarihe kara lekeler olarak geçmiş katliamlar yaşandığını söyleyen Tekin, “12 Mart 1995’te Gazi Katliamı, 16 Mart 1978’de Beyazıt Katliamı ve yine 16 Mart 1988’de Halepçe, bahsedilen katliamlara örnektir” diye belirtti.

    “GAZİ KATLİAMI, TÜRKİYE SİYASİ TARİHİNE KARA BİR GÜN OLARAK GEÇTİ”

    12 Mart 1995 yılında, İstanbul’da Gazi Mahallesi’nde gerçekleşen katliamın Türkiye siyasi tarihine kara bir gün olarak geçtiğini belirten Tekin, “Olaylar esnasında katliam emrini veren dönemin İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, Emniyet Amiri Necdet Menzir, Mehmet Ağar ve İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, daha sonra yargılanacakları yerde ödüllendirildiler. Açılan davalarda yapılan otopsi işlemleri sonucu, 17 kişinin polis kurşunuyla yaşamını yitirdiği ortaya çıktı. Yargılanan polislere verilen hapis cezaları, daha sonra Yargıtay tarafından bozuldu. 2002 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’yi, öldürülen 22 kişi için tazminat ödemeye mahkûm etti. Öte yandan, Gazi Katliamı’nın Alevi inancından yurttaşları hedef alarak bir mezhep çatışmasını kışkırtmak amaçlı düzenlenmiş bir özel harekât operasyonu olduğu, yine çeşitli defalar gündeme getirilmiştir. Halka karşı işlenmiş suçları soruşturmak üzere, yalnızca halka karşı sorumluluk taşıyan, gerek gördüğü her kişi ve kurumu sorgulama yetkisine sahip, parlamento dışından siyasi partilerden ve demokratik kurumlardan temsilcilerinde içinde yer alacağı, gerçekleri araştırma ve soruşturma komisyonu kurulması talebimizi bir kere daha yineliyoruz” dedi.

    “AKTÖRLER DEĞİŞSE DE KATLİAM ZİHNİYETİ DEVAM ETTİ”

    7 öğrencinin hayatını kaybettiği Beyazıt Katliamı’nın 43 yıldır aydınlatılmadığını vurgulayan Tekin, “Askeri darbeye giden yolun yapı taşlarından biri olan bu katliam, daha sonra Sivas, Maraş ve Malatya’da kitlesel kıyımlara kadar vardırılmıştır. Aktörleri ve saldırı tarzı değişse de, katliam zihniyeti, cezasızlık kültürüyle birleşerek kendini yeniden üretmeye devam etmektedir. 10 Ekim Ankara Gar ve Suruç Katliamlarında yine aynı faşist şiddet sarmalı kullanılarak kitlelerin politik mücadeleleri zayıflatılmaya çalışılması, günümüzde de bu zihniyetin devam ettiğinin acı örnekleridir. Beyazıt katliamını ortaya çıkaracak devlet kurumlarından ciddi bir bilgi verilmedi, deliller gönderilmedi! Katliam sırasında bombacıyı yakalamak isteyen polisleri engelleyen Reşat Altay’ın Susurluk olayının faillerinden, Abdullah Çatlı ile fotoğrafları ortaya çıktı. Bir şekilde bu devran değiştiğinde bu katliamların failleri açığa çıkacaktır. Yaşıyorlarsa yargılanacaklar. Yaşamıyorlarsa bile faili oldukları ilan edilip lanetlenecektir” diye belirtti.

    “HALEPÇE KATLİAMI, KÜRT HALKINA UYGULANMIŞ BİR İNSANLIK SUÇUDUR”

    Halepçe Katliamı’nın Kürt halkına karşı uygulanmış bir insanlık suçu, insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından biri olduğunu ifade eden Tekin, “34 yıl önce Saddam diktatörlüğü, Irak’ta ki Kürt coğrafyasında ulusal özgürlük mücadelesini boğmak için 5 bini aşkın insanı kimyasal silahlarla katletti. Bugün Saddam diktatörlüğü olmasa da Kürtlere karşı katliamcı zihniyet farklı biçimlerde varlığını sürdürmektedir. Halkımızın yıllardır devam eden geleceğini özgürce belirleme ve bölge halklarıyla barış içinde yaşamaya dayalı mücadelesi, emperyalizm ve işbirlikçi bölge gericilikleri tarafından boğulmaya çalışılmaktadır. Ancak bize dayatılan bu acılı tarihi değiştirecek güç, halkımızın demokrasi ve özgürlük mücadelesi olacaktır” diye konuştu.

    19 Mart’ta Dersim’de yapılacak Newroz’a çağrı yapıldıktan sonra açıklama sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • Sancar: Yolumuza bir milim sapmadan devam edeceğimizi herkes duysun-VİDEO

    Sancar: Yolumuza bir milim sapmadan devam edeceğimizi herkes duysun-VİDEO

    PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Uluslararası camiaya çağrıda bulunarak, Halepçe Katliamı’nı soykırım olarak tanınmasını istedi. “Ortada büyük bir ahlaki sorun, çürümüşlük, bir yozlaşma hali var” diyen Sancar, “Bizim gündemimizde ne kapatma ne de fezlekeler tartışması var, güçlü birikimimizle halkımızın büyük fedakârlığıyla yolumuza bir milim sapmadan devam edeceğimizi herkes duysun” ifadelerine yer verdi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, haftalık meclis grup toplantısında konuştu.

    “HALEPÇE SOYKIRIM OLARAK TANINSIN”

    Sancar, Mart ayının acılar ayı olduğunu belirterek başladığı konuşmasında, Halepçe katliamının yıl dönümüne dikkat çekerek, şöyle devam etti:

    “İnsanlığa karşı işlenen bir suçtur bu. Bu bir soykırımdır. Uluslararası güçlerin bu tanımlamayı kabul etmeyişini üzüntüyle ve ibretle izliyoruz.  Uluslararası camiaya tekrar çağrı yapıyoruz; Halepçe soykırım olarak tanınsın. Tanınsın ki bu tür katliamlara niyetlenenler buna cesaret edemesinler. Bir daha asla demenin yolu buradan geçiyor. 182 bin Kürdün katledildiği ‘Enfal Operasyonu’ydu. O gün yaşanan acı bugün tazeliğini koruyor, insanlığa karşı işlenen bütün suçlarda olduğu gibi. Yüzleşilmeyen ve tamir edilmeyen bütün acılar yüz yıl geçse de aynı tazelikte olur ve geleceği de ipotek altına alır.  Bugün bu acı kendini Kobane’den Şengal’e, Cizre’den Afrin’e uzanan saldırı dalgalarıyla gösteriyor. Katliamcılara karşı bu nedenle mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Bu katliamlar aynı zamanda Kürt halkının birlik olmasının tarihsel bir sorumluk ve zorunluluk olduğunu bütün yakıcılığıyla bizlere hatırlatmaktadır. Bunu başarmak siyasi olduğu kadar vicdani bir sorumluluktu.”

    16 Mart aynı zamanda Beyazıt Katliamı’nın yıl dönümü olduğunu ifade eden Sancar, “Yüzleşilmeyen bu katliamların ardında yatan bu zihniyet fırsat buldukça hemen devreye giriyor.16 Mart Katliamı’nı da hafızalarda canlı tutmak ve bir daha tekrar etmemesi için hep birlikte mücadele yürütmek zorundayız” diye konuştu.

    Sancar, konuşmasının devamında pandemiyle mücadele eden sağlıkçılara değinerek, “Bu zorlu mücadele en büyük fedakârlığı yapan sağlık emekçilerini saygıyla selamlıyorum.  Halkı salgının insafına terk eden, salgın ortamını rant fırsatına dönüştürmekten hicap duymayan bir iktidar zihniyetini hep birlikte gördük” diye belirtti.

    “ÇÜRÜME VE YOZLAŞMAYLA BU TOPLUMU TOPLUM OLMAKTAN ÇIKARIYORLAR”

    “6 milyon insan daha işsizler kervanına katıldı. Artık TÜİK bile bu gerçekleri gizleyemez hale geldi. İşsizliğin yüzde 30’lara vardığını itiraf etmek zorunda kaldılar” diyerek sözlerini sürdüren Sancar, şunları dile getirdi:

    “Ortada büyük bir ahlaki sorun, çürümüşlük, bir yozlaşma hali var. Sefaletten kendine menfaat çıkarmaya çalışan zihniyet bu ülkede her yere sinmiş durumda. İşte en büyük tehlike budur.  Bu çürüme ve yozlaşmayla bu toplumu toplum olmaktan çıkarmaya, sürüye dönüştürmeye çalışıyorlar. Bu fırsatçı anlayışa izin verilmemeli. Bütün demokrasi güçlerinin adaletten, eşitlikten yana olanların güç birliği yapması gerekiyor. Bu çağrımız boş bir çağrı değil. Bunları ciddiye almayanların ileride tarihe ve halka karşı nasıl bir sorumluluk ve vebal altında kalacaklarını hatırlatıyoruz. Herkesin vicdanını kurtarması için mücadele veriyoruz. Bu mücadele kendimiz, partimiz için değildir. Bu mücadele vicdanları kurtarma, yeniden toplum haline gelme mücadelesidir.”

    “İNSANLAR ARTIK AŞ VE İŞ BULAMIYOR”

    ‘İş ve Aş’ kampanyası çerçevesinde insanlarla görüştüklerini ve binlerce esnafın kepenk kapattığını, insanların artık aş ve iş bulamadığının altını çizen Sancar, bunun faturasını insanlar mutlaka iktidara çıkaracağını söyledi.

    “GÜNDEMİMİZDE NE KAPATMA NE DE FEZLEKELER TARTIŞMASI VAR”

    Sancar, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “10 milyon işsiz konuşulmasın diye milletvekillerimizle ilgili fezlekeler gündeme sokuluyor. Kapanan iş yerleri konuşulmasın diye HDP’nin kapatılmasını tartışıyorlar. Artan zamlar vergiler ve hayat pahalılığı konuşulmasın diye sürekli tehditler ve düşmanlar üretiyorlar. İşsizliği, enflasyonu, doları düşüremediklerinde kendi kontrollerinde yargıyı, polisi devreye sokuyorlar, partililerimize ve toplumsal muhalefete yönelik operasyonlar yürütüyorlar.  Toplumsal desteklerinin her geçen gün eridiğini gördükçe seçim kanunlarıyla oynamaya başlıyorlar. Bir iktidar seçim kanunlarıyla oynama ihtiyacı duymaya başlamışsa, biliyor ki kaybetmiştir. Halkın desteği olmadan da çoğunluğu nasıl elde ederim diye hesaplar, fitnelikler, cinlikler peşinde koşmaya başlarlar.  Ne yaparlarsa yapsınlar halk kararlı davranırsa, muhalefet güçlü bir birliktelik oluşturursa bu hesapları boşa çıkarmak son derece kolaydır.

    SOKAĞIN GÜNDEMİNDE AÇLIK, YOKSULLUK, İŞSİZLİK VAR

    Sokağın gündeminde açlık, yoksulluk, işsizlik var. Değişim arayışı var. İktidarın siyasi mühendislikle alışveriş sepeti dolmuyor.  Bizim de gündemimizde ne kapatma ne de fezlekeler tartışması var, güçlü birikimimizle halkımızın büyük fedakârlığıyla yolumuza bir milim sapmadan devam edeceğimizi herkes duysun. Bizim gündemimiz halktır, adalettir, barıştır, demokrasidir.  Onlar bizi kapatmayı, siyaset dışına itmeyi tartışadursunlar biz en geniş demokrasi ittifakıyla bu iktidar dönemini kapatmanın, yeni bir dönemini başlatmanın mücadelesini yürütmeye devam edeceğiz.”

    “NEWROZ BARIŞA GİDEN YOLU AYDINLATIYOR”

    Sancar, konuşmasının devamında Newroz Bayramı’na da değinip 2013 Newroz’unu hatırlatarak, “barış ve çözüm arayışlarının bu ülkedeki toplumsal hafızasıdır. O meydanda okunan çağrı yeniden sahiplenilmek zorundadır. Biz bu bütün yıkıntının sorumlusu olan iktidardan beklemiyoruz barışı. Eğer Kürt sorununda çözüme doğru yol alacaksak bunun adresi artık toplumun kendisidir, demokrasi güçleri ve muhalefettir. Herkes önüne adil barış programı koymak zorunda. Boş, manipülatif tartışmalarla kaybedecek zamanımız yok. Bu irade barışla birlikte demokrasi, adaleti yeniden inşa edecektir. Newroz’a heyecanla hazırlanıyoruz, bu umut buluşmasıdır.  Bu haksızlığa, zulme direnme yolculuğudur. Bizler Newroz halkının içinden geliyoruz.  Newroz yaşamı yenilemenin, yeni yaşamının günüdür. Baharda hep birlikte güzel yaşamı aramanın günüdür.  Newroz barışa giden yolu aydınlatıyor. Ülkenin tüm halklarının, barıştan yana herkesi omuz omuza olmaya davet ediyorum. Newroz’u en içten dileklerimle kutluyorum” diyerek konuşmasını tamamladı.

    PİRHA/ANKARA

  • Dersim’de Beyazıt, Halepçe ve Gazi katliamları protesto edildi: Unutma, unutturma!-VİDEO

    Dersim’de Beyazıt, Halepçe ve Gazi katliamları protesto edildi: Unutma, unutturma!-VİDEO

    PİRHA-Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri; Gazi, Beyazıt ve Halepçe katliamlarına ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Mart ayı, aynı zamanda bir katliamlar ayıdır da. 12 Mart 1995’te Gazi Katliamı, 16 Mart 1978’de Beyazıt Katliamı ve yine 16 Mart 1988’de Halepçe Katliamı yaşandı. Ancak bize dayatılan bu acılı tarihi değiştirecek güç, halkımızın demokrasi ve özgürlük mücadelesi olacaktır” denildi.

    Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri; Gazi Katliamı, Beyazıt Katliamı ve Halepçe Katliamı’na ilişkin basın açıklaması yaptı.

    Açıklamayı EMEP İl Başkanı Ergin Tekin okudu. Mart ayının katliamlar ayı olduğunu vurgulayan Tekin, “12 Mart 1995’te Gazi Katliamı, 16 Mart 1978’de Beyazıt Katliamı ve yine 16 Mart 1988’de Halepçe Katliamı yaşandı. Bu katliamlarda hayatını kaybedenleri bir kez daha saygı ile anıyoruz” dedi.

    “GAZİ KATLİAMI TÜRKİYE SİYASİ TARİHİNDE KARA BİR LEKEDİR”

    12 Mart 1995 yılında İstanbul’da Gazi Mahallesi’nde gerçekleşen katliam Türkiye siyasi tarihinde kara bir gün olduğunu belirten Ergin Tekin, şunları belirtti:

    “Üzerinden bunca yıl geçmiş olmasına karşın Gazi katliamının sorumluları açığa çıkartılarak hak ettikleri cezaya çarptırılmamıştır. Gazi Katliamı’nın Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılık tarafından İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan ikinci iddianamede Ergenekon’la bağlantısı basın ve yayın organlarında yer almıştır. Öte yandan, Gazi Katliamı’nın Alevi inancından yurttaşları hedef alarak bir mezhep çatışmasını kışkırtmak amaçlı düzenlenmiş bir özel harekât operasyonu olduğu yine çeşitli defalar gündeme getirilmiştir. Halka karşı işlenmiş suçları soruşturmak üzere, yalnızca halka karşı sorumluluk taşıyan, gerek gördüğü her kişi ve kurumu sorgulama yetkisine sahip, parlamento dışından siyasi partilerden ve demokratik kurumlardan temsilcilerinde içinde yer alacağı, gerçekleri araştırma ve soruşturma komisyonu kurulması talebimizi bir kere daha yineliyoruz. Gazi katliamının aydınlatılması ve sorumluların yargılanarak hak ettikleri cezalara çarptırılması gerekiyor.”

    “BİZ DEVRİMCİLER YAŞADIKÇA BEYAZIT KATLİAMI DAVASI UNUTULMAYACAK”

    16 Mart 1978’de 7 öğrencinin hayatını kaybettiği Beyazıt Katliamı’nın 43 yıldır karanlıkta olduğunu vurgulayan Tekin, “Olayı ortaya çıkaracak devlet kurumlarından ciddi bir bilgi verilmedi, deliller gönderilmedi! O sıralarda Susurluk Olayı ortaya çıktı. Katliam sırasında bombacıyı yakalamak isteyen polisleri engelleyen Reşat Altay’ın Abdullah Çatlı ile fotoğrafları ortaya çıktı. Avukatların ve demokrasi kurumlarının Susurluk ve Ergenekon davaları ile 16 Mart Beyazıt Katliamı davalarının birleştirilmesi talepleri reddedilmiş olsa da, dava zaman aşımından düşse de 40 sene sonra bile olayın üzerine giden avukatlar tarafından katledilen kişilerin davaları canlandırıldı! Bir şekilde bu devran değiştiğinde bu katliamların failleri açığa çıkacaktır. Yaşıyorlarsa yargılanacaklar. Yaşamıyorlarsa bile faili oldukları ilan edilip lanetlenecektir. Biz devrimciler yaşadıkça bu davalar unutulmayacak” dedi.

    “HALEPÇE KATLİAMI İNSANLIK TARİHİNİN EN KARANLIK SAYFALARINDAN BİRİDİR”

    Halepçe Katliamı’nın, Kürt halkına karşı uygulanmış bir insanlık suçu, insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından biri olduğunu ifade eden Tekin, şunları kaydetti:

    “33 yıl önce Saddam diktatörlüğü, Irak’ta ki Kürt coğrafyasında ulusal özgürlük mücadelesini boğmak için 5 bini aşkın insanı kimyasal silahlarla katletmişti. Bugün Saddam diktatörlüğü olmasa da Kürtlere karşı katliamcı zihniyet farklı biçimlerde varlığını sürdürmektedir. Halkımızın yıllardır devam eden geleceğini özgürce belirleme ve bölge halklarıyla barış içinde yaşamaya dayalı mücadelesi, emperyalizm ve işbirlikçi bölge gericilikleri tarafından boğulmaya çalışılmaktadır. Ancak bize dayatılan bu acılı tarihi değiştirecek güç, halkımızın demokrasi ve özgürlük mücadelesi olacaktır.”

    PİRHA/DERSİM

  • İHD’den Halepçe açıklaması: Türkiye Kürt Soykırımı’nı tanımalı

    İHD’den Halepçe açıklaması: Türkiye Kürt Soykırımı’nı tanımalı

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği, Halepçe Katliamınının yıldönümünde açıklama yaparak, “İşlenen suçların soykırım olduğunu bugüne değin Irak ve Irak Federe Kürdistan Bölge Yönetimi, Norveç, İsveç ve İngiltere kabul etmiştir. Ortadoğu’da en çok Kürdün yaşadığı Türkiye’nin de Enfal Operasyonu kapsamında işlenen suçları soykırım olarak tanıması anlamlı ve önemli olacaktır” denildi.

    Saddam Hüseyin rejiminin Enfal Operasyonu kapsamında gerçekleştirdiği soykırım 29 Mart’ta başlatılmış ve 23 Nisan 1989’a kadar sürmüştü. Operasyon kapsamında Saddam Hüseyin’in yeğeni olan ‘Kimyasal Ali’ lakaplı Ali Hassan Majit, Irak Devrim Komite Konseyi tarafından yetkilendirilerek, Irak’ın Kürtlerden arındırılması hedeflenirken Enfal Operasyonu’nda öldürülen Kürt sayısının 180 bin ile 210 bin arasında olduğu tahmin edilmekte.

    16 Mart 1988 günü başlatılan ve 3 gün süren hava saldırılarında ise özellikle Irak Federe Kürdistan Bölgesi’ndeki Halepçe Kasabası ve civarı kimyasal silahlarla bombalanmış ve bu saldırılarda 12 bin kişi yaşamını yitirdi.

    “SOYKIRIM OLARAK ADLANDIRILMALI”

    İnsan Hakları Derneği, Halepçe Katliamının yıldönümünde yazılı açıklama yaparak günümüzde halen Kürt halkına dönük katliam tehditlerinin devam ettiğini belirtti.

    Yazılı açıklamada, İHD’nin Türkiye’de Halepçe Katliamı’nın anma günü olarak bilinen 16 Mart gününü “Kürt Soykırımı Günü” olarak tanıma kararı aldığına vurgu yapıldı. İHD, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bu soykırımı tanımasını talep ettiklerini belirterek şu açıklamayı yaptı:

    “Soykırım suçu, BM Roma Statüsü’nde ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacı ile işlenen öldürme, bedensel veya zihinsel zarar verme, fiziksel varlığı ortadan kaldıracağı hesaplanarak yaşam şartlarını kasten değiştirme, yani göç ettirme, grup içinde doğumları engellemek amacı ile tedbirler alma ve gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletme olarak tanımlanmaktadır. Saddam Hüseyin rejiminin özellikle Enfal Operasyonu kapsamında amaçladığı ve gerçekleştirdiği suçlar soykırım suçudur. Bu nedenle de yapılanların soykırım olarak adlandırılması gerekmektedir. Soykırım gibi en ağır suçun işlendiğini kabul etmek gelecekte oluşabilecek benzeri suçları önlemekte caydırıcı bir rol oynayacaktır. Ayrıca soykırımda yaşamlarını yitirenlerin yakınlarına ve soykırıma maruz kalmış bir halkın acılarına ortak olmak, onların yas süreçlerini yaşamasına katkı sunacaktır.

    Enfal Operasyonu kapsamında işlenen suçların soykırım olduğunu bugüne değin Irak ve Irak Federe Kürdistan Bölge Yönetimi, Norveç, İsveç ve İngiltere kabul etmiştir. Ortadoğu’da en çok Kürdün yaşadığı Türkiye’nin de Enfal Operasyonu kapsamında işlenen suçları soykırım olarak tanıması anlamlı ve önemli olacaktır. Ancak ve ne yazık ki Türkiye’de 24 Temmuz 2015 tarihinde başlayan silahlı çatışmalarda gelinen aşamada Türkiye içindeki çatışmalı durum Türkiye dışında özellikle Suriye sahasında sıcak savaşa dönüşmüş, Irak’ın kuzeyini kapsayacak şekilde giderek yaygınlaşmıştır. Türkiye siyasi iktidarını bıkmadan ve usanmadan bir kez daha Kürt sorununu siyasi yollarla barışçıl yöntemler kullanarak çözmeye davet ediyoruz. BM ve Avrupa Konseyi’ne de devam eden silahlı çatışmaları ve savaşı sona erdirecek tutarlı politikalar uygulamaya çağırıyoruz.

    İHD, tüzüğündeki ilkesel tutumu nedeni ile nerede ve ne zaman yapılırsa yapılsın soykırıma karşı olduğundan Türkiye’nin Kürt Soykırımı’nı tanıması için mücadelesini sürdürecektir.

    Enfal Operasyonu kapsamında soykırımda yaşamını yitirenleri bir kez daha anıyor ve bir daha asla diyoruz!”

    PİRHA/ANKARA

  • Halepçe Katliamının 33. yılı: ‘Daye behna seva te’

    Halepçe Katliamının 33. yılı: ‘Daye behna seva te’

    PİRHA- 33 yıl önce, Irak’ta insanlık tarihine kara bir leke daha düştü; bir insanlık suçu işlendi. 16 Mart 1988’de Irak’ta Baas iktidarı ve Saddam Hüseyin, kimyasal ve biyolojik silahlar kullanarak kadın, çocuk, yaşlı, genç 5 bini aşkın Halepçeli Kürt’ü katletti, onbinlercesini de sakat bıraktı.

    Saddam Rejimi, Irak Kürdistan Bölgesi’nin İran sınırı yakınlarında bulunan Halepçe kentini 16 Mart 1988’de zehirli gazlarla 3 gün boyunca yoğun bombardıman altına aldı. “Halepçe Katliamı” olarak tarihe geçen katliamda yapılan bombardımanda binlerce insan evlerinde ve sokaklarda can verdi. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 5 bini aşkın insanın yaşamını yitirdiğini, 7 binden fazla kişi yaralandığını ve onbinlercesinin ise sakatlandığını açıklarken, Irak Savaşı’ndan sonra bölgeye giren yabancılar tarafından bu rakamın daha da büyük olduğu belirtildi.

    Halepçe Katliamı bombalar arasında annesine koşan bir çocuğun dilinden dökülen “Dayê bêhna sêva tê’ (Anne elma kokusu geliyor)” cümlesiyle ve gazeteci Ramazan Öztürk’ün, “Sessiz Tanık” adını verdiği fotoğrafıyla hafızalara kazındı.

    Bombardıman öncesinde 75 bin civarında nüfusa sahip Halepçe’den geriye yıkık bir şehir kalırken, Halepçe’nin büyük bölümü bombardıman sonra boşaldı. On binlerce kişi yakınlarını dahi toprağa veremeden, İran ile Türkiye’ye geçmeye çalıştı. Çok sayıda kişi de yolda ya da yerleştirildikleri kamplarda açlık ve susuzluktan yaşamını yitirdi.

    Katliamdan sonra Halepçe’ye giden gazetecilerin objektiflerine yansıyan görüntüler trajedinin boyutunu gösteriyordu. Çoğu kadın ve çocuk olmak üzere evlerin avlularında, kapıların eşiklerinde römorkların içinde, tarlaların ortasında ve yolların kenarında yanmış yüzlerce ceset vardı. Katliamdan sonra Halepçe’ye ilk gidenlerden Ramazan Öztürk’ün çektiği fotoğrafta bombardıman sırasında oğlunu alıp kaçmak isterken bir merdiven başında düşüp yaşamını yitiren Ömer Xawir yer alıyordu. Bu fotoğraf Halepçe trajedisinin de sembolü olmuştu. Bu fotoğraftan sonra Halepçe’de Ömer Xawir’in büstü de yapıldı. Fotoğrafın sahibi Ramazan Öztürk, yıllar sonra Halepçe’ye gidip büstü yapan heykeltıraşa “Neden Ömer Xawir?” diye sorduğunda heykeltıraş da “Ömer Xawir ölürken bile çocuğuna ağırlığını vermemek için kolundan destek almış. Son nefesini verirken bile o koruma duygusuyla, babalık duygusuyla hareket etmiş” diyor.

    “KOŞUYORMUŞ GİBİ HIZLI HIZLI NEFES ALIYORDUK”

    Evlerinin sığınağında saklanan Halepçeli genç bir kadın, “Önce helikopterler geldi, sonra uçaklar. Bir bir atıldı bombalar. Başlangıçta çöp gibi kötü bir kokuydu. Sonra elma kokusu gibi güzel bir kokuya dönüştü. Ardından yumurta gibi koktu. Dışarı baktım. Çok sessizdi, ama hayvanlar ölüyordu. Koyunlar ve keçiler ölüyordu. Gözlerimiz gittikçe kızarıyordu ve bazılarımızın gözleri yaşarıyordu. Kaçmaya karar verdik. İneğimiz bir köşede yatıyordu. Koşuyormuş gibi hızlı hızlı nefes alıyorduk. Sonbahardaymışız gibi ağaçların yaprakları dökülüyordu. Her tarafta insanlar ölüyordu. Bir çocuk daha ileri gidemeyecek duruma geldiğinde korkudan çılgına dönen ebeveynleri çocuğu yolun kenarında bırakıyorlardı. Aynı şekilde yaşlılar da bırakılıyordu. Koşuyorlar, nefes alamaz duruma geliyorlar ve ölüyorlardı” diye anlatıyordu.

    KATLİAM, 2010’DA SOYKIRIM OLARAK KABUL EDİLDİ

    Enfal Harekatı kapsamındaki uygulamalar ve Halepçe Katliamı Birleşmiş Milletler (BM) Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ve Uluslararası Ceza Mahkemesinin Roma Statüsü’ne göre yapılan soykırım tanımına da uyuyor. Bu nedenle Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra Halepçe Katliamı, 1 Mart 2010 yılında Irak Yüksek Ceza Mahkemesi tarafından soykırım olarak kabul edildi. Sonraki süreçte Irak Meclisi ve Irak Kürdistan Bölgesi Meclisi de Halepçe’yi soykırım olarak tanımıştır. Bugün Halepçe’nin içinde yer aldığı Enfal Katliamı da, Norveç, İsveç ve İngiltere tarafından “Kürt soykırımı” olarak kabul ediliyor. Türkiye’de de Enfal ve Halepçe katliamının TBMM tarafından soykırım olarak karar altına alınması amacıyla kanun teklifleri veriliyor.

    SADDAM HÜSEYİN VE HASAN ALİ MECİD İDAM EDİLDİ

    Baas rejimi yıkıldıktan sonra Saddam Hüseyin ve Hasan Ali Mecid, Enfal Katliamı’ndan yargılandı. Duceyl Katliamı’ndan dolayı ölüm cezasına çarptırılan Saddam Hüseyin, 5 Kasım 2006 tarihinde asılarak idam edildi. Mecid ise, “İnsanlığa karşı suç işlemek ve soykırım” suçlarından yargılandığı davada 24 Haziran 2007’de ölüm cezasına çarptırıldı. Mecid’in cezası, 25 Ocak 2010’da infaz edildi. Mecid’in idam kararının imzalandığı kalem ve asıldığı ip Halepçe’deki müzede sergileniyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • HDP Bingöl İl Örgütü, Halepçe ve Gazi Katliamına ilişkin panel düzenledi

    HDP Bingöl İl Örgütü, Halepçe ve Gazi Katliamına ilişkin panel düzenledi

    PİRHA-HDP Bingöl İl Örgütü, Halepçe ve Gazi Katliamına ilişkin yaptığı panelde, yapılan katliamlara rağmen Kürt halkının tekçi politikalar karşısında direncini yitirmeyerek mücadele etmeye devam ettiğini belirtti.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Bingöl İl Örgütü, 19 Mart 1988’de Saddam Hüseyin tarafından Kürtlere yönelik yapılan Halepçe katliamı ve 12 Mart 1995’te İstanbul’da Gazi katliamına ilişkin panel düzenlendi. Parti binasında yapılan panele “Halepçe ve Gazi katliamında yitirdiklerimizi anıyoruz” pankartı asıldı. Panelde, HDP Dersim İl Eşbaşkanı İbrahim Kasun, HDP Bingöl İl Eşbaşkanı Veysel Kaya konuşmacı olarak katıldı.

    “BİZ HALK OLARAK KATLİAMLARA BOYUN EĞMEDİK”

    HDP Dersim İl Eşbaşkanı İbrahim Kasun, baharın güzel günlerinde despot, faşistlerin halklar için bir katliam ayına dönüştürdüğünü belirtti. Mezopotamya coğrafyasının tarihinin çok derinliklerinden geldiğini söyleyen Kasun, “Binlerce yıldır bir medeniyetin sahibiyiz. Birçok neolitik devrimi gerçekleştiren bir halkız. Yıllarca kendi emeğini, birikimini, yaşantısını sürdüren bu halk çeşitli egemen güçler tarafından saldırıya uğramış, yok edilmiştir. Bu katliamlar silsilesi Cumhuriyet, Osmanlı dönemiyle ile devam ederek günümüze kadar getirildi. Gazi katliamının amacı neydi? Gazi o dönemde mücadelenin tavan yaptığı bir süreçti. Gazi, faşizmin köylerimize saldırdıktan sonra göç ettikten sonra yerleşilen bir yer. Yaşamları tamamen eşitlikçi, kominal bir kimlik anlayışıyla kuruluydu. Gazi mahallesi bölgede verilen ulusal mücadeleyle birlikte hareketlenme oldu. İnsanların bir araya gelişini sistem göz ardı etmedi. Bu yüzden bir katliam gerçekleştirdi. Biz halk olarak bu katliamlara boyun eğmedik” dedi.

    “KÜRT HALKI KATLİAMLARA KARŞI MÜCADELELERİNE DEVAM ETTİ”

    Panelde ilk konuşan HDP İl Eşbaşkanı Veysel Kaya,  Kürt halkının egemenler tarafından asimilasyon politikalarına maruz bırakıldığını söyledi. Yüzyıllardır Kürt halkının genç, çocuk, yaşlı, kadınlarına büyük acılar yaşatıldığını ifade eden Kaya, “Bölgemizde katliamlar hiçbir zaman ardı arkası kesilmedi. Kimyasal dünyada insanlık suçu. Halepçe katliamında 5 bin insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yaralı kaldı. Yeni doğan çocuklar dahil engeli olarak doğuyor. Yapılan insanlık suçuna tüm dünya sadece seyirci kaldı. Bu katliamları lanetliyor ve kınıyoruz. Hala İran’da Kürt halkı idam ediliyor. Bizim bölgemizde 17 bin faili meçhul yapılan cinayet hala açığa çıkmış değil. Kürt halkı yaşanan bu katliamlara ve asimilasyon tekçi politikalarına karşı direncini yitirmedi ve mücadelelerine devam etti” diye konuştu. Kaya, son olarak 20 Mart’ta Merkeze bağlı Sağlık Caddesinde saat 11:00’de “Newroz Ateşinde Direnelim Özgürleşelim” şiarıyla yapmayı planladıkları Newroz kutlamasına katılım çağrıda bulundu.

    PİRHA/BİNGÖL

  • Dersim HDP: Halepçe’de yaşamını yitirenlerin acısı insanlığın yüreğindedir

    Dersim HDP: Halepçe’de yaşamını yitirenlerin acısı insanlığın yüreğindedir

    PİRHA – HDP Dersim İl Örgütü, Halepçe Katliamı’na ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “Halepçe Katliamı’nın üzerinden 32 yıl geçti, fakat katliamda yaşamını yitirenlerin acısı, bugün de Kürt halkının ve insanlığın yüreğindedir” denildi. 

    Halepçe Katliamı’nın üzerinden 32 yıl geçti, fakat katliamda yaşamını yitirenlerin acısı, bugün de Kürt halkının ve insanlığın yüreğinden silinmedi.

    Konuya ilişkin yazılı açıklama yapan Halkların Demokratik Partisi Dersim İl Örgütü, katliamı lanetleyerek yaşamını yitirenlerin acısının insanlığın yüreğinde olduğunu belirtti.

    “KÜRT HALKININ DEMOKRASİ İRADESİ GÜÇLENEREK BÜYÜDÜ”

    Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “32 yıl önce Güney Kürdistan’ın Halepçe kentinde, kimyasal, biyolojik ve konvansiyonel silahlar kullanılarak, kadın, erkek, genç ve yaşlı demeden 5 binin üzerinde Kürt insanlık dışı bir katliama maruz kaldı. Halepçe katliamı İnsanlık tarihine kara bir sayfa olarak eklendi.

    Kürt halkının eşitlik, özgürlük, kendini yönetme hakkı hep ırkçı baskılar ve şiddetle karşılandı. 10 binlerce Kürt katledildi, yerinden ve yurdundan edildi. Bütün bunlara rağmen, Kürt halkının demokrasi, özgürlük ve eşitlik iradesi kırılmadı, bilakis daha da güçlenerek büyüdü.

    “KATLİAMCI ZİHNİYET, İNSANLIĞIN VİCDANINDA MAHKUM EDİLDİ”

    Halepçe’de Kürt halkı kimyasal ve biyolojik silahlarla yok edilmek istendi. Ama bunu yaptıranlar ve yapanların kendileri bugün yok oldu ve tarihin utanç sayfalarında yerlerini aldı. Katliamcı zihniyet Kürt halkının ve insanlığın vicdanında mahkum edildi.

    Halepçe Katliamı’nın üzerinden 32 yıl geçti, fakat katliamda yaşamını yitirenlerin acısı, bugün de Kürt halkının ve insanlığın yüreğindedir. Halepçe Katliamı’nı bir kez daha lanetliyor, katledilenleri sevgi ve saygıyla anıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Halepçe Katliamı’nın bugün 32’nci yılı

    Halepçe Katliamı’nın bugün 32’nci yılı

    PİRHA- 16 Mart 1988 günü elma kokusuyla başlayan ve binlerce insanın kimyasal silahla öldürüldüğü Halepçe Katliamı’nın üzerinden tam 32 yıl geçti. Katliamda 5 binden fazla insan yaşamını yitirdi, 7 bin insan yaralandı. 

    En az 5 bin kişinin zehirli gazlarla öldürüldüğü Halepçe Katliamı, İran-Irak savaşı döneminde Saddam Hüseyin tarafından 1986-1988 yılları arasında Kürtlere karşı El-Enfal Harekatı adını verdiği soykırım operasyonunun bir sonucu. 1988 Mart ayında İran ordusu, peşmergelerle iş birliği yaparak Kürtlerin yaşadığı Halepçe kasabasına girdi ve Halepçe’de isyan başladı. Saddam Hüseyin de Korgeneral Ali Hasan al-Majid al-Tikriti’ye (Kimyasal Ali) zehirli gaz bombalarını kullanma emri verdi. Irak-İran sınırında bulunan Halepçe’de 16 Mart 1988’de eşine az rastlanır bir katliam yapıldı. Elma kokusu olan zehirli gaz bombalarını taşıyan 8 MiG-23 uçağı Halepçe’yi 3 gün boyunca bombaladı.

    5 BİNDEN FAZLA KİŞİ ÖLDÜ, 7 BİN KİŞİ YARALANDI

    Saldırıda, Halepçe’de yaşayan Kürtler, İran askerleri ve peşmergelerle birlikte 5 binden fazla insanın öldüğü, 7 binden fazla insanın da yaralandığı açıklandı. Ancak Irak Savaşı’ndan sonra bölgeye giren yabancılar tarafından bu rakamın daha da büyük olduğu belirtildi. 75 bin civarında nüfusu olan Halepçe’nin büyük bölümü bu saldırıdan sonra boşaldı. On binlerce kişi yakınlarını dahi toprağa veremeden, İran ile Türkiye’ye geçmeye çalıştı. Çok sayıda kişi de yolda ya da yerleştirildikleri kamplarda açlık ve susuzluktan yaşamını yitirdi. Yıllar içerisinde Halepçe’den göç eden insanların çocuklarının sakat doğduğu, sağ kalarak gaza maruz kalanların ise çeşitli hastalıklara yakalandıkları görüldü.

    HER YERDE YÜZLERCE İNSAN YANMIŞ HALDE 

    Katliamdan sonra Halepçe’ye giden gazetecilerin objektiflerine yansıyan görüntüler trajedinin boyutunu gösteriyordu. Çoğu kadın ve çocuk olmak üzere evlerin avlularında, kapıların eşiklerinde römorkların içinde, tarlaların ortasında ve yolların kenarında yanmış yüzlerce ceset vardı. Katliamdan sonra Halepçe’ye ilk gidenlerden Ramazan Öztürk’ün çektiği fotoğrafta bombardıman sırasında oğlunu alıp kaçmak isterken bir merdiven başında düşüp yaşamını yitiren Ömer Xawir yer alıyordu. Bu fotoğraf Halepçe trajedisinin de sembolü olmuştu. Bu fotoğraftan sonra Halepçe’de Ömer Xawir’in büstü de yapıldı. Fotoğrafın sahibi Ramazan Öztürk, yıllar sonra Halepçe’ye gidip büstü yapan heykeltıraşa “Neden Ömer Xawir?” diye sorduğunda heykeltıraş da “Ömer Xawir ölürken bile çocuğuna ağırlığını vermemek için kolundan destek almış. Son nefesini verirken bile o koruma duygusuyla, babalık duygusuyla hareket etmiş” diyor.

    “KOŞUYORMUŞ GİBİ HIZLI HIZLI NEFES ALIYORDUK”

    Evlerinin sığınağında saklanan Halepçeli genç bir kadın, “Önce helikopterler geldi, sonra uçaklar. Bir bir atıldı bombalar. Başlangıçta çöp gibi kötü bir kokuydu. Sonra elma kokusu gibi güzel bir kokuya dönüştü. Ardından yumurta gibi koktu. Dışarı baktım. Çok sessizdi, ama hayvanlar ölüyordu. Koyunlar ve keçiler ölüyordu. Gözlerimiz gittikçe kızarıyordu ve bazılarımızın gözleri yaşarıyordu. Kaçmaya karar verdik. İneğimiz bir köşede yatıyordu. Koşuyormuş gibi hızlı hızlı nefes alıyorduk. Sonbahardaymışız gibi ağaçların yaprakları dökülüyordu. Her tarafta insanlar ölüyordu. Bir çocuk daha ileri gidemeyecek duruma geldiğinde korkudan çılgına dönen ebeveynleri çocuğu yolun kenarında bırakıyorlardı. Aynı şekilde yaşlılar da bırakılıyordu. Koşuyorlar, nefes alamaz duruma geliyorlar ve ölüyorlardı” diye anlatıyordu.

    KATLİAM, 2010’DA SOYKIRIM OLARAK KABUL EDİLDİ

    Enfal Harekatı kapsamındaki uygulamalar ve Halepçe Katliamı Birleşmiş Milletler (BM) Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ve Uluslararası Ceza Mahkemesinin Roma Statüsü’ne göre yapılan soykırım tanımına da uyuyor. Bu nedenle Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra Halepçe Katliamı, 1 Mart 2010 yılında Irak Yüksek Ceza Mahkemesi tarafından soykırım olarak kabul edildi. Sonraki süreçte Irak Meclisi ve Irak Kürdistan Bölgesi Meclisi de Halepçe’yi soykırım olarak tanımıştır. Bugün Halepçe’nin içinde yer aldığı Enfal Katliamı da, Norveç, İsveç ve İngiltere tarafından “Kürt soykırımı” olarak kabul ediliyor. Türkiye’de de Enfal ve Halepçe katliamının TBMM tarafından soykırım olarak karar altına alınması amacıyla kanun teklifleri veriliyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Halepçe’ye sessiz kalanlar Saddam kadar sorumludur’

    ‘Halepçe’ye sessiz kalanlar Saddam kadar sorumludur’

    PİRHA – HDK İstanbul İl Meclisi, Halepçe Katliamı’nın yıldönümü sebebiyle açıklama yaptı. Gazi ve Beyazıt Katliamları’nın da anıldığı metinde, Mart ayının “Acılar ve katliamlar ayı” olduğu ifade edilip “Dün ‘Vur’ emri veren, katliamları tezgahlayan zihniyet, bugün iktidardadır” denildi.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) İstanbul İl Meclisi 16 Mart 1988’de Irak rejimi tarafından yapılan Halepçe Katliamı’nı kınayan yazılı bir açıklama yaptı. Beş binden fazla insanın katledildiği hatırlatılan metinde “Saddam ile bugün iktidarda olanların amaçları aynıdır” denildi.

    “KATLİAMA SESSİZ KALAN EN AZ SADDAM KADAR SORUMLUDUR”

    HDK İstanbul İl Meclisi’nin açıklamasında “Halepçe’de kadın, çocuk demeden katliam yapanlara gerekli tepkiyi göstermeyenler, Roboski katliamına imza atmaktan da IŞİD çetelerinin vahşi katliamlarına zemin hazırlamaktan da geri durmamıştır” denilerek şöyle devam edildi:

    “Saddam’ın Halepçe katliamı ile ‘Çöktürme’ planını uygulayan zihniyet arasında bir fark yoktur. Başur’da Kürt halkını hedef alan katliamda, dönemin Saddam Hüseyin rejimi 5 binden fazla çocuk, kadın ve erkeği kimyasal silahlarla acımasızca katletmiştir. Tüm dünyanın gözleri önünde yaşanan bu katliama sessiz kalan, bu vahşeti seyreden ulus devletler de katliamdan en az Saddam Hüseyin rejimi kadar sorumludur.”

    “KATLİAMLARI TEZGAHLAYAN ZİHNİYET BUGÜN İKTİDARDA”

    “Halklarımızın adalete olan ihtiyacı dünden çok daha fazladır” denilen açıklamada “Yeni katliamlara meydan vermemek için, barış, eşitlik, özgürlük ve adaletin hâkim olduğu bir dünya yaratma mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edecek, yaşanan bu katliamları unutmayacak, unutturmayacağız” ifadeleri de kullanıldı.

    Baharın gelişini müjdeleyen Mart ayının toplumsal bellekte “Acılar ve katliamlar ayı” olarak anıldığına da vurgu yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Üzerlerinden on yıllar geçmiş olmasına rağmen Beyazıt, Halepçe, Ümraniye ve Gazi katliamları, yüreklerimizdeki acısını, hafızalarımızdaki tazeliğini bugün de korumakta ve acılarımıza yenileri eklenmeye devam etmektedir. Beyazıt katliamı faillerini yakalamak için peşlerinden koşan polislere ‘dur’ emri verenler, 12 Mart 1995’te İstanbul Gazi Mahallesi’nde Alevilerin gittikleri kahvehanelerin ve cemevinin hedef alındığı silahlı saldırıyı planlayanlar ve protesto etmek için toplanan halkın üzerine ateş açılması sonucunda 22 yurttaşımızın katledilmesine yol açan “Vur” emrini verenlerdir. Dün “vur” emri veren, katliamları tezgahlayan zihniyet, bugün iktidardadır. Gazi ve Ümraniye katliamlarının sorumluları, bugün yeni katliam politikalarının mimarlarıdır. Bu katliamların sorumluları açığa çıkarılıp yargılanmadığı gibi katliam mağdurları hedef haline getirilmiştir. Bunun bir sonucu olarak da Hasan Ocak gözaltında kaybedilmiş, kaçırılarak katledilmiştir.”

    “AYNI ZİHNİYET BUGÜN DE SALDIRILARINI SÜRDÜRMEKTE”

    30 Mart 1972’de Kızıldere’de katledilen Mahir Çayan ve arkadaşlarının da anıldığı açıklamada şöyle devam edildi:

    “Mahir Çayan’ların kaldıkları eve güvelik güçleri tarafından ağır makineli silahlar, havan topları ve roketatarlarla saldırılmış, 10 devrimci hayatını kaybetmiştir. Yine; 41 yıl önce 16 Mart 1978`de İstanbul Üniversitesi öğrencisi yedi genç, güvenlik güçlerinin gözleri önünde katledilmiştir. Aynı zihniyet bugün de üniversitelerde ve sokaklarda faşist saldırılarını sürdürmektedir. 13 Mart 1982’de İzmir’in Buca zindanı da 20 yaşlarındaki üç genç devrimci işçinin idamına tanıklık etmiştir. Necati Vardar, Seyit Konuk, İbrahim Ethem Coşkun. Üç genç devrimci de faşizmin zindanlarında yaşadıkları tüm baskı ve işkenceye rağmen darağacına onurluca yürümüştür. İdamlarının üzerinden 37 yıl geçmiş olmasına rağmen bunca yıldır aynı cuntayı besleyen sermaye düzeni, tüm vahşiliği ile hüküm sürmeye devam etmektedir.”

    HABER MERKEZİ

  • İstanbul Üniversitesi öğrencileri, Beyazıt ve Halepçe katliamlarını lanetledi

    İstanbul Üniversitesi öğrencileri, Beyazıt ve Halepçe katliamlarını lanetledi

    PİRHA – İstanbul Üniversitesi öğrenileri 16 Mart Beyazıt ve Halepçe Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andılar. “16 Mart’ta diz çökmedik, bugün de haykırıyoruz: üniversiteler bizimdir” çağrısıyla yapılan açıklamada Halepçe Katliamı’na değinilerek emperyalizm ne doğa tanır, ne çocuk, ne de insan; saldırır, sömürür, öldürür” ifadeleri kullanıldı.

    16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi Merkez Binası’ndan toplu halde çıkan öğrencilerin üzerine atılan bomba ve ardından gerçekleşen silahlı saldırı sonucunda 7 devrimci öğrencinin ölümünün ve onlarca öğrencinin yaralanmasının üzerinden 40 yıl geçti.

    İstanbul Üniversitesi öğrencileri, “16 Mart’ta diz çökmedik, bugün de haykırıyoruz: Üniversiteler bizimdir” çağrısıyla her yıl olduğu gibi bu yıl da katliamın yaşandığı yerde basın açıklaması gerçekleştirdi.

    “MART AYI: BEYAZIT, HALEPÇE, BERKİN ELVAN, KIZILDERE”

    Açıklamada, şunlar kaydedildi:

    “Beyazıt Katliamı’nda olduğu gibi Mart ayı, başta Berkin Elvan ve Kızıldere Katliamı olmak üzere birçok devrimcinin katledilmesine şahit olmuştur. Beyazıt Katliamı’ndan 10 yıl sonra Halepçe’ye atılan kimyasal bombalarla 5 bin kişi ölmüş, 10 binden fazlası da yaralanmıştır. Ne Beyazıt ilk katliamdı ne de Halepçe son oldu. Emperyalizm ve sermaye ne doğa tanır, ne çocuk, ne de insan; saldırır, sömürür, öldürür. Bunu en iyi yaşadığımız coğrafyadaki halklar bilir, tanır ve yaşar. Emperyalizme karşı verdiği savaşta direngenliğini ve inancını her daim gösteren halklar, direnen bir halka hiçbir gücün boyun eğdiremeyeceğini göstermiş ve hala göstermektedir. Bugün Ortadoğu’da cihadçı ve barbar çetelere karşı süren mücadele ve halkların top yekun direnişi bunun göstergesidir.”

    “İSYANIMIZ; ÖFKEMİZ VE ACIMIZ KADAR BÜYÜK OLACAKTIR”

    “Beyazıt katliamı, sınıf mücadelesinin ve devrimci gençlik hareketinin yükseldiği, emperyalizme karşı mücadelenin güçlendiği bir tarihsel uğrakta gerçekleşmiştir. Sermaye sınıfı tüm saldırı mekanizmalarını devreye sokmuştur. Katliamlar düzenleyerek gençliği, sınıf mücadelesini, emekçi halkı, devrimcileri hedef almış ve sürdürülen mücadelenin önüne set çekmeye çalışmıştır” diyen üniversite öğrencileri şöyle devam etti:

    “Hıncımızın ve öfkemizin bilendiği günlerden olan 16 Mart Beyazıt Katliamı’ndan tam 40 yıl sonra, tam da burada, Beyazıt’ta, yitirdiklerimizi anarken onların mücadelelerini sürdürmekten vazgeçmeyeceğimizi bir kez daha haykırıyoruz. İsyanımız; öfkemiz ve acımız kadar büyük olacaktır. Yaşasın mücadelemiz. Yaşasın devrimci dayanışma.”

    (HABER MERKEZİ)