Etiket: hanife yıldız

  • Cumartesi Anneleri eylemleri 1044. haftada: Bize bir mezar taşı gösterin- VİDEO

    Cumartesi Anneleri eylemleri 1044. haftada: Bize bir mezar taşı gösterin- VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin 1044’üncü buluşmasında Ali Karagöz’ün akıbeti soruldu. Kayıp yakınları bayramda mezara gideceklerine Galatasaray Meydanı’na geldiklerini vurgulayarak, “Bize de bir mezar taşı gösterin, bu karanfilleri o mezara götürelim, sevdiklerimizin yanına gidelim” dedi.

    Gözaltında kaybedilen ve katledilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri eylemlerinin 1044’üncüsünü gerçekleştirdi. Karanfiller ve gözaltında kaybettirilen yakınlarının fotoğraflarıyla Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, bu hafta 1993 yılında Cizre’de katledilen Ali Karagöz‘ün faillerin yargılanmasını istedi.

    Burada yapılan basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in yeğeni Setenay Yarıcı okudu.

    “KARAGÖZ’ÜN AKIBETİNİ SORAN EŞİNE ÖLÜM TEHDİDİ”

    Setenay Yarıcı, 27 Aralık 1993 sabahında askerlerin ve Kamil Atak’a bağlı korucuların Ali Karagöz’ün evine baskın düzenleyerek gözaltına alındığını, ardından da kendisinden haber alınamadığını belirtti. Setenay Yarıcı, Ali Karagöz’ün kaybedilmesine ilişkin şunları aktardı:

    “Ayşe Karagöz, eşini zorla götüren askerlerin peşinden gitti. Bir süre sonra yolda Şevkiye Aslan ile karşılaştı. Şevkiye, eşi İskan Aslan’ın da gözaltına alındığını ve Ali Karagözle ellerinden birbirlerine bağlanarak korucubaşı Kamil Atak’ ve Kukel Atak’ın evinin altındaki bodruma götürüldüklerini söyledi. Ayşe Karagöz, eşinin serbest bırakılmasını talep etmek için Atak’ların evine gitti ancak ‘eşini sormaya devam ederse kendisinin de öldürüleceği’ tehdidiyle karşılaştı. Bunun üzerine savcılığa dilekçe ile başvurdu ve eşinin bulunmasını talep etti. Ayşe Karagöz daha sonra savcılığa verdiği dilekçeyle ilgili gelişme olup olmadığını sorduğunda dilekçesinin işleme konmadığını öğrendi. Eşini aramaya devam eden Ayşe Karagöz, sürekli tehdit edildi, hiçbir bilgiye ulaşamadı.

    2009 yılında Midyat Cumhuriyet Başsavcılığı’na ifade veren korucu Mehmet Nuri Binzet, Kamil ve Kukel Atak’a ait Cudi mahallesinde bulunan evin bodrum katlarında nezarethane olarak kullanılan odalar bulunduğunu, buraya getirilen kişilerin Cemal Temizöz’ ün bilgisi dahilinde sorgulandıktan sonra infaz edildiklerini anlattı. Ayşe Karagöz, 18 Mart 2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı’na tekrar başvurdu. 2009/435 soruşturma numarasıyla ifadesi alındı ancak bu güne kadar etkili bir soruşturma yürütülmedi. Ali Karagöz’ün akıbeti karanlıkta bırakıldı, bilinen failleri cezasızlıkla korundu. Kaç yıl geçerse geçsin, Ali Karagöz ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “BURAYI MEZAR BİLDİK”

    Burada yapılan konuşmalarda kayıp yakınları arife gününde diğer insanlar gibi sevdiklerinin mezarını ziyaret etmek istediklerini, kayıplarının bulunmasını söylediler. Kayıp yakınlarından Hanife Yıldız, “30 yıldır buradayız, 59 bayram geçti kaybedilen insanların mezarı olmadığı için burayı mezar olarak bildik ve buraya geliyoruz. Ama yalnızca kendimiz için burada değiliz. Son zamanlarda adalet isteyen yurttaşlar ağır müdahalelere uğruyor. İşkenceci polislere sesleniyorum; şiddet uyguladığınız çocukların ailelerinden aldığınız paralarla geçiniyorsunuz. Öfkenizi asıl sorumlulara yöneltmelisiniz. Bugün Maltepe’de yapılan mitingi de selamlıyoruz” dedi.

    Ardından konuşan bir diğer kayıp yakını İkbal Eren, 89 bayramdır eksik hissettiklerini dile getirerek, “Sevgimiz yarım, duygularımız eksik çünkü sevdiklerimize sarılamıyoruz. Onlara sarılamadığımız gibi mezarları bile yok. Bu mekan özellikle bayramlarda sevdiklerimizin fotoğraflarına sarıldığımız bir mekan ama bunu da bize çok gördüler. 7 yıl boyunca burayı bize yasakladılar. Galatasaray meydanını görün artık, kayıplarımızın akıbetini açıklayın ve bize teslim edin artık” ifadelerini kullandı.

    Son olarak konuşan kayıp yakını Hanım Tosun ise “Herkes mezarlığa koşuyor ama biz maalesef Galatasaray Meydanı’na geliyoruz. Burası bizim için çok önemli çünkü gidecek bir mezarımız yok. Kayıplarımızın nerede olduğunu bilmiyoruz o nedenle nereye gideceğimizi bilmiyoruz. Bu güzel insanların hiçbir suçu yoktu. Yargısız infaz ve işkence yaptılar. Yarın bayram herkes sevdiklerinin yerine gidecek ama dönüp bir de Galatasaray’a bakın. Bize de bir mezar taşı gösterin bu karanfilleri o mezara götürelim, sevdiklerimizin yanına gidelim” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından kayıplar için karanfiller bariyerlerin ardındaki anıta atıldı.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • 1030. haftada karanfiller, İsmail Bahçeci ve katledilen gazeteciler için!-VİDEO

    1030. haftada karanfiller, İsmail Bahçeci ve katledilen gazeteciler için!-VİDEO

    PİRHA – 1030. hafta eyleminde, 30 yıl önce gözaltında kaybedilen İsmail Bahçeci’nin akıbetini soran Cumartesi Anneleri, İsmail Bahçeci ve katledilen bütün gazeteciler için karanfilleri Galatasaray Meydanı’na bıraktı.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle başlattıkları ve Türkiye’nin en uzun soluklu eylemi olan Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi, 1030. haftada devam etti.

    1030. hafta eyleminde, 30 yıl önce gözaltında kaybedilen İsmail Bahçeci için adalet istendi. Basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu.

    “İSMAİL, DEFALARCA GÖZALTINA ALINIP İŞKENCE GÖRDÜ”

    Maside Ocak, 1030. haftada 30 yıldır varlığı inkar edilen, fail ve sorumluları cezasızlıkla korunan İsmail Bahçeci’yi  unutmadıklarını belirterek devamında şunlara yer verdi:

    “İsmail Bahçeci, Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda öğrenciydi. Türkiye Öğrenci Dernekleri Federasyonu başkanıydı. Politik kimliği nedeniyle  defalarca gözaltına alındı, ağır işkence gördü. 1993 yılından itibaren de polis tarafından aranmaya başlanan İsmail’i yakalamak için, polis   ailesinin Avcılar’daki evine baskınlar düzenledi. Bu nedenle İsmail evden ayrılmak zorunda kaldı. Kardeşi İsmail’e acil durumlarda ailesine haber ulaştırması için bir arkadaşının işyeri telefonunu verdi.

    GÖZALTINA ALINDIĞI REDDEDİLDİ

    24 Aralık 1994 tarihinde  Bahçeci Ailesi’ni telefonla arayan ve kendisini  İsmail’in arkadaşı olarak tanıtan biri “Oğlunuz siyasi şube polisleri tarafından gözaltına alındı” bilgisini verdi. Baba Şehmus Bahçeci, hemen Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü ve Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu, ancak İsmail’in gözaltına alındığı reddedildi.

    24 Aralık 1994 tarihinden sonra Bahçeci ailesinin evine bir daha polis baskını yapılmadı. Ama kardeşinin İsmail’e telefonunu verdiği arkadaşının işyeri polis tarafından basıldı.“Yakalanan bir örgüt mensubunun üzerinde telefon numaranız çıktı” denilerek işyeri sahibi gözaltına alındı. Bazı kişiler de emniyette sorgulanırken “Sonun İsmail Bahçeci gibi olur” diye tehdit edildiklerini söyledi.

    30 YIL BOYUNCA GÖZALTINA ALINDIĞI İNKAR EDİLDİ

    Fatma ve Şehmus Bahçeci, ilgili tüm  adli ve idari kurumlara başvurdu. Hükümet yetkilileri ile görüştü. İsmail’in ailesi, arkadaşları, İnsan Hakları Derneği ve Af Örgütü  tarafından düzenlenen  kampanyalarla konu, ülke ve dünya kamuoyuna taşıdı. Ancak, 30 yıl boyunca İsmail’in gözaltına alındığı inkar edildi.30 yıldır ailesine İsmail’in akıbeti hakkında hiçbir bilgi verilmedi. Ailesi’nin tüm başvuruları sonuçsuz bırakıldı. Bugüne kadar İsmail’in akıbetini açığa çıkartacak, ceza adaletini sağlayacak etkin bir soruşturma ve kovuşturma faaliyeti yürütülmedi.

    İLGİLİLER HAREKETE GEÇMEDİ

    30 yıldır söylüyoruz, söylemeye devam edeceğiz:

    Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakanı Tansu Çiller, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürü Reşat Altay, DGM İstanbul Başsavcısı Ahmet Köksal ve İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu İsmail Bahçeci’nin gözaltında kaybedilmesini engellemek için harekete geçmediler. Tüm başvurulara rağmen hareketsiz kalarak bu suçun işlenmesine ve üstünün örtülmesine olanak sağladılar.

    Kaç yıl geçerse geçsin; İsmail Bahçeci için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “MARAŞ’TA KATLEDİLENLERİN HESABI SORULMADI”

    Daha sonra Cumartesi Anneleri’nden Hanife Yıldız söz aldı. Yıldız, Maraş Katliamı’nın 46. yılına girdiğini belirterek “Maraş’ta olur Gazi’de olur nerede olursa olsun. Bu katliamları hatırlatacağız. Maraş’ta katledilenlerin hesabı hala sorulmadı failleri hala yargılanmadı. Onlar bizim ailelerimiz biz de onların ailesiyiz. Onların kayıpları bizim kayıplarımız. Buradan orada bulunan tüm ailelere selam gönderiyorum” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ayten Öztürk’ün işkenceyle katledilmesi insanlığa karşı işlenmiş suçtur-VİDEO

    Ayten Öztürk’ün işkenceyle katledilmesi insanlığa karşı işlenmiş suçtur-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri eylemlerinin 1009. Haftasında 32 yıl önce Dersim’de gözaltında kaybedilen Ayten Öztürk’ün akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda biraraya geldi. Yapılan açıklamada, “Ayten Öztürk’ün işkence ile öldürülmesi ve bedeninin kaybedilmesi uluslararası hukuka göre insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve zaman aşımına tabî değildir” denildi.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.

    Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1009. Haftasında 32 yıl önce Dersim’de gözaltında kaybedilen Ayten Öztürk’ün akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu.

    “AYTEN ÖZTÜRK’ÜN KİMLİK TEŞHİSİ GİYSİLERİNDEN YAPILABİLDİ”

    32 yıl önce bugün gözaltına kaybedilen, Ayten Öztürk dosyasını ailesinin tüm girişimlerinin cezasızlıkla sonuçlandığını ifade eden Yoleri, açıklamanın devamında şunlara yer verdi:

    “Öztürk ailesi Dersim’de yaşıyordu. Tunceli İl Özel İdaresi’nde şef olarak çalışan Baba Hıdır Öztürk, Mayıs 1992’de Tunceli İl Jandarma Alay Komutanı Mustafa Sabri Yazgankıran tarafından üç kızı ile birlikte alay komutanlığına çağrıldı. Albay, “aklınızı başınıza alın” şeklindeki tehditlerin ardından onları “Polis Ahmet” diye bir kişi ile tanıştırdı. Albayın tanıştırdığı kişi aslında MİT ve JİTEM adına çalışan “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’dı. Yıldırım, üç kardeşi sorguladı, telefon ve adres bilgilerini aldı. Bu olaydan kısa bir süre sonra hemşire ve mühendis olan kardeşler Dersim’den sürüldü. Hıdır Öztürk’ün Dersim’de kalan kızı Ayten Öztürk, Mazgirt ilçesine bağlı Akpınar’daki Tunceli İl Özel İdaresi’ne ait bir fabrikada çalışıyordu. 27 Temmuz 1992 akşamı mesai çıkışı sonrası içinde dört kişi bulunan beyaz bir arabayla kaçırıldı. Kaçırılan Ayten Öztürk, 8 Ağustos 1992’de Elazığ Karşıyaka Kartaltepe mevkiinde, bir eli dışarıda kalmış şekilde gömülü olarak bulundu. İşkenceden tanınmayacak hale gelmiş Ayten Öztürk’ün kimlik teşhisi giysilerinden yapılabildi.

    “SORUŞTURMA HIZLA KAPATILDI”

    Ancak işkence bulguları otopsi raporunda yer almadı, doktorlar detaylı otopsi yapmadı. Açılan soruşturma hızla kapatıldı. Bizzat JİTEM komutanı Cem Ersever ve JİTEM elemanı Abdülkadir Aygan, Ayten Öztürk’ün Yeşil ve ekibi tarafından OHAL Valiliği’nce, Yeşil’e tahsis edilen beyaz Land-Rover araç ile kaçırıldığını, daha sonra Diyarbakır JİTEM’e götürüldüğünü ve burada üç gün boyunca işkence gördükten sonra infaz edildiğini açıkladı ve bu açıklamalar basında da yer aldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu 13 Aralık 2011’de baba Hıdır Öztürk’ü dinledi. Komisyon Başkanı Ayhan Sefer Üstün, Elazığ ve Tunceli Cumhuriyet savcılıklarına suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusu üzerine dosya yeniden açıldı.

    “DAVA CEZASIZLIKLA SONUÇLANDI”

    Tüm yasal yollardan sonuç alamayan aile, 2013’te Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi 21 Nisan 2016’da, Anayasa’nın 17. Maddesi’nde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında, etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar verdi. Kararın bir örneğini ihlal sonuçlarının ortadan kaldırılması için Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Hazırlanan iddianame kabul edilerek dava açıldı ve Musa Anter’in öldürülmesiyle ilgili süren davayla birleştirildi. Ancak Ayten Öztürk’ü kaçıranlar, işkence ile katledenler, bedenini kaybedenler ve insanlığa karşı bu suçu örtbas edenler biliniyor olmasına rağmen, dosyada tanıklar, deliller, itiraflar olmasına rağmen dava, 21 Eylül 2022’de zamanaşımından düşürülerek cezasızlıkla sonuçlandı. Hiç şüphe yok ki, Ayten Öztürk’ün işkence ile öldürülmesi ve bedeninin kaybedilmesi uluslararası hukuka göre insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve zamanaşımına tabî değildir.

    “ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ!”

    1009. haftamızda siyasi ve adli makamları bir kez daha Ayten Öztürk dosyasında uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeye ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için etkili bir giderim yolu sunmaya çağırıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin; Ayten Öztürk için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “BENİM KANDIRILAN ANAM”

    Açıklama sonrasında gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın doğum günü vesilesiyle annesi Hanife Yıldız’ın yazdığı mektubu Taylan Bekin okudu. Bekin’in okuduğu mektup şöyle:

    Kayıp edilmemle kolu kanadı kırılan anam doğum günümde yollarımı bekliyormuş. Sen neredesin? Nerelerdesin oğul? Gel gel de nasıl bir hediye istiyorsan oğul söyle de onu alayım diye yazmış. Anam ben kayıp edildiğimde 19 yaşındaydım ben ancak onu biliyorum sonrasını sen biliyorsun. Ana sen beni kaç yaşında verdiysen öyle kaldım. Sene hala neden saçımın, sakalımın nasıl beyazladığını merak ediyor, soruyorsun. Yok ana yok beyazım. O ayrıldığımız günkü gibi öylece kaldım. Anam senin nasıl ki kolun kanadın kayıp edilmemle kırıldıysa benim de öylece kırıldı. Ana kanatsız uçamıyorum, yol da bulup gelemiyorum. Hiç olmazsa oğul bir mektup yazda yolla demişsin hangi elle, nasıl mektup? İşte yazdım, okusunlar. Hep göz bebeğim dediğin komiser Ramazan Kaya’ya sor. Sen beni nasıl kandırdın, Muradım nerede sor yoksa unuttun mu anam? Murat’ın kayıp edildi. Gecemde gündüzümde karanlık, yollarda kapalı ana gelemem gelemem. 19 yaşındaki Murat nerede diye arayan insanlara selamlar saygılar. Unutmayın bizleri, zalimlere de unutturmayın.

    Kayıp edilen
    Murat Yıldız”

    HANİFE YILDIZ: OĞLUM, BEN 29 YILDIR BU ALANLARDA ADALET TALEP EDİYORUM

    Mektubun okunmasının ardında Hanife Yıldız, söz alarak “Benim oğlum 19 yaşındaydı. Ramazan Kaya benim gözbebeğimi benden nasıl kopardı? Ne vicdanı ne adaleti vardı. Oğlum, ben 29 yıldır bu alanlarda sokaklardayım adalet talep ediyorum. Siz hep koltuklarınız için kendiniz için oturuyorsunuz. Biz burada otururken hiç kimseyi ayırt etmedik bizimle beraber olanlar hep cezaevindeler. Oğlum ve şahsım adına tüm cezaevindekilere selam gönderiyorum. Siz insanları bıraktınız şimdi de köpekleri katlediyorsunuz” diye konuştu.

    Cumartesi Anneleri’nin eylemleri Galatasaray Meydanı’na bırakılan karanfillerle son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: 29 yıldır soruyoruz Murat Yıldız’a ne oldu?-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: 29 yıldır soruyoruz Murat Yıldız’a ne oldu?-VİDEO

    PİRHA – Gözaltında kaybedilişinin 29. yılında Murat Yıldız ve tüm kayıplar için adalet isteyen Cumartesi Anneleri, faillerin tespit edilerek cezalandırılmasını istedi. 

    Gözaltında kaybedilen ve katledilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri eylemlerinin 987. haftasında, 1995 yılında İzmir’de gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın akıbetini sordu.

    Çok sayıda Cumartesi Annesinin katıldığı eyleme, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi ve Hapishaneler Komisyonu, KESK, Kadınlar Birlikte Güçlü üyeleri ile hak savunucuları katıldı.

    “20 KİŞİ HAKKINDA DAVA AÇILDI”

    Bu haftaki basın metnini gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Cumartesi İnsanı Besna Tosun okudu. Tosun, ilk olarak, “Güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamayan sevdiklerimizin akıbetinin açığa kavuşturulması ve adaletin sağlanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirmek istediğimiz barışçıl bulaşmalarımızın 950’nci haftasında polis şiddetiyle engellenmiş ve gözaltına alınmıştık. Aralarında kayıp yakınları, İnsan Hakları Derneği yönetici ve üyelerinin de olduğu gözaltına alınan 20 kişi hakkında ‘Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na Muhalefet’ten ceza davası açıldı. Davanın ilk duruşması 27 Şubat’ta İstanbul 39’uncu Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Bariyerlerin önünden devleti yönetenlere sesleniyoruz, hiçbir anayasal, yasal zemini olmayan Galatasaray yasağına, kısıtlamalara ve yargı baskısına son verin. Bireysel başvuru yolunun etkili olabilmesi ancak ihlalin giderilmesi ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasıyla mümkündür. AYM kararlarına koşulsuz uyun, bariyerleri kaldırın, sınırlamalara son verin” sözleriyle haklarında dava açılmasını değerlendirdi.

    “ANNE HANİFE YILDIZ BİR DAHA HABER ALAMADI”

    987. haftalarında gözaltında kaybedilişinin 29’uncu yılında Murat Yıldız’ın akıbetini sormak ve devlete “yaşam hakkı” karşısındaki sorumluluklarını hatırlatmak için Galatasaray’da olduklarını vurgulayan Tosun, “19 yaşındaki Murat Yıldız İzmir’de annesi ile birlikte yaşıyordu. Bir kafede otururken çıkan tartışmada silahla havaya ateş ederek olay yerinden uzaklaştığı için polis tarafından aranmaya başladı. Annesi Hanife Yıldız’ı karakola götüren polisler, ‘Murat hemen gelip teslim olursa ifade vererek serbest kalacak’ dedi. Bunun üzerine 23 Şubat 1995 tarihinde Murat Yıldız, avukatı, kuzeni ve annesi ile birlikte İzmir Bornova Özkanlar Asayiş Şubesi’ne giderek Komiser Ramazan Kaya ile polis memuru Tahir Şerbetçi’ye teslim oldu. Aradan üç gün geçtiği halde Murat eve dönmeyince anne Hanife Yıldız, Bornova Özkanlar Asayiş Şubesi’ne gitti. Ancak sorularına net yanıtlar alamadı” dedi.

    “FERİBOTTAN ATLADI DEDİLER”

    Tosun, “Çelişkili açıklamalar karşısında Hanife Yıldız ısrarını sürdürünce yetkililer, Murat’ın emniyette verdiği ifadesinde silahı İstanbul Kartal’da sakladığını söylediği için onu polisler Tahir Şerbetçi ve Şah İsmail Öztürk nezaretinde İstanbul’a gönderdiklerini, yolda Murat’ın feribottan denize atlayarak kaçtığını ve tüm aramalara rağmen bulunamadığını iddia ettiler. Anne Hanife Yıldız’ın, ‘Oğlum kendi isteğiyle teslim oldu. Hapis cezasını bile gerektirmeyen bir suç isnadı karşısında neden kaçsın?’ itirazı boşlukta kaldı. Murat’tan bir daha haber alınamadı. Hanife Yıldız, Bornova ve Gebze Cumhuriyet Başsavcılıklarına başvurdu. Gebze 2. Asliye Ceza Mahkemesi, beş yıl süren yargılama sonucunda Murat Yıldız’ın feribottan atladığını gören tanık olmamasına rağmen sanık polislerin beyanını esas aldı ve onlara yalnızca ‘görevi ihmal’den günümüz parasıyla 1 lira 18 kuruş para cezası verdi” sözleriyle yaşananları anlattı.

    “AYM YENİDEN YARGILAMA YOLUNU AÇMALIDIR”

    İHD avukatı Gülseren Yoleri’nin 2015 yılında Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak Murat için yeniden soruşturma açılmasını talep ettiğini aktaran Tosun, “Açılan soruşturma iki yıl sonra takipsizlikle sonuçlandı. Takipsizlik kararına yapılan itiraz da reddedildi. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapıldı. Kamu görevlilerinin sorumlulukları altında meydana gelen ölümler veya kaybetmelerde suça karışanların hesap vermelerini sağlamak devletin görevidir. Murat Yıldız’ın gözaltında kaybedilmesi ile ilgili yürütülen adli süreç maddi gerçeği açığa çıkarmadı, faillerin cezalandırılmasını sağlamadı. Mahkemenin verdiği karar yaşam hakkını koruyan ulusal ve uluslararası hukukun ihlali suretiyle verildi. Bu yüzden Anayasa Mahkemesi dosyada devam eden ihlali ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yolunu açmalıdır. Kaç yıl geçerse geçsin Murat Yıldız için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” sözleriyle seslendi.

    “HÂLÂ OĞLUMUN MEZARINI ARIYORUM”

    “29 yıldır ben neden buradayım” diye soran Murat’ın annesi Hanife Yıldız, “1995 yılında Baba Ocak, bu alanı bizim için açtı. Ben İzmir’den kalkıp buraya geldim kimseyi tanımadan. O gün bugündür buradayız. Burada olmamızın sebebi adaletin olmayışı, kayıplarımızın bulunmaması ve akıbetinin açıklanmaması. Düşünün ki bir anneyi oğluna mezar istemeye mecbur ettiler. Hiçbir anne evladının kendisinden önce mezarı olsun istemez. Bu yaşa geldim ve oğlum için mezar istedim. O da verilmedi. Bir insanın yaşam ve mezar hakkını neden elinden alıyorsun? Ben 1996’da Ankara’ya gittim, emniyet ile görüştüm. Oradan da Başbakan Tansu Çiller, İçişleri Bakanı Meral Akşener ve onlar da bir anne, beni anlar diye gittim. Ama beni görüştürmediler. Kayıplar için ‘Bu hükümet döneminde olmadı’ dediler. Peki, bu hükümet dönemindeki katiller, katliamcılar, işkencecileri hepsi aklandı, mevki, makam sahibi oldu. Biz hala bir mezar sahibi olamadı. Tansu Çiller, kendi oğlu için villalar, arsalar alıyor. Bense oğlum için bir mezar yeri alamıyorum, bulamıyorum. Bu insanlık mı, adalet mi?” sözleriyle tepki gösterdi.

    “OĞLUMU HEP AYNI ALANDA SORACAĞIM”

    “Ey bizi görmezden gelenler, kulaklarını tıkayanlar, haykırışlarımızı duymayanlar, bizi susturarak, yasaklayarak, alanımızı kapatarak kayıplarımızı kapatamazsınız. Acılarımız da dinmiyor. İşkence hanelerde canlarımızı yok ederek, mezarsız bırakarak unutturdunuz mu sandınız? Biz unutmadık, buradayız. Gözaltına da alsanız, kelepçe de taksanız bizi yıldıramadınız, siz kaybettiniz. Açın şu alanı da ana da benim, anayasa da benim. Hakkımı size bırakmayacağım, oğlumu hep aynı alanda soracağım. Kirli siyasetinize bizi alet etmeyin” vurgusunu yaptı.

    PİRHA/İSTANBUL

    Cumartesi Anneleri 987. Hafta eylemininin canlı yayınını buradan izleyebilirsiniz

  • Cumartesi Anneleri: Alevi- Kürt düşmanlığını bırakın! -VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Alevi- Kürt düşmanlığını bırakın! -VİDEO

     PİRHA-Cumartesi Anneleri eylemlerinin 982’nci haftasında Galatasaray Meydanı’na kayıplarının fotoğrafları ve karanfillerle geldi. Kayıp yakınları tüm kayıplar için meydana karanfiller bıraktı. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ‘90’lı yıllarda işlenen siyasi cinayetler mertçeydi’ sözlerine tepki gösteren Hanife Yıldız, “Ben bir anne olarak size mertçe getirdim. Siz benim evladımı kalleşçe yok ettiniz. Meral Hanım sen kim oluyorsun? Mertlik kim sen kim? Bırak Kürt düşmanlığını bırak Alevi düşmanlığını bırak halk düşmanlığını” dedi.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi .

    Abluka altında tutulan Galatasaray Meydanı’na gelen Cumartesi Anneleri ve insan hakları savunucuları eylemin 982. haftasında yapılan açıklamayı Cumartesi Anneleri adına metni İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu.

    Yoleri,  eylemlerinin 982. haftasında, hukukun temel değerlerine olan inancı sarsan, toplumun huzur ve barışını tehdit eden cezasızlık son bulmadan hukukun üstünlüğü korunamayacağına ve herkes için adil bir yargı sistemi sağlanamayacağına işaret ederek, Abdullah Canan için adalet istedi.

     “AİHM TÜRKİYE HAKKINDA MAHKUMİYET KARARI VERDİ”

    Yoleri, Abdullah Canan‘a dair şunları ifade etti:

    “Abdullah Canan, Yüksekova’da yaşayan bir iş insanıydı. 17 Ocak 1996 sabahı Hakkâri’ye gitmek üzere Yüksekova’daki evinden ayrıldı. Tanık beyanlarına göre Yüksekova – Van karayolunda askerler tarafından otomobili durdurularak gözaltına alındı. Askeri bir araçla Yüksekova Dağ Komando Taburu’na götürüldü. Ailesi yerel ve ulusal tüm makamlara başvurarak, Canan’ın bulunmasını istedi. Ancak Canan’ın gözaltına alındığı inkâr edildi. 21 Şubat 1996 tarihinde Abdullah Canan’ın ağır işkence görmüş cansız bedeni köylüler tarafından bulundu.

    Canan Ailesi, Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak, Abdullah Canan’ın öldürülmesinden sorumlu olduğu gerekçesiyle Yüksekova Dağ Komando Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul aleyhine suç duyurusunda bulundu. Yüksekova taburunda görev yapan itirafçı Kahraman Bilgiç, savcıya verdiği ifadede; Abdullah Canan’ın taburda işkence ile sorgulandığını, Tabur Komutanı Binbaşı Yurdakul’un talimatı ile Bölük Komutanı Yüzbaşı Nihat Yiğiter tarafından silahla öldürüldüğünü detaylarıyla anlattı. Albay Kamber Oğur, Yüksekova Savcılığına başvurarak, gözaltına alındığı inkâr edilen Abdullah Canan’ı o dönem tabur karargâhındaki revirde gördüğünü söyledi.
    Kahraman Bilgiç, Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul, Yüzbaşı Nihat Yiğiter ve Üsteğmen Bülent Yetüt hakkında Diyarbakır DGM Savcılığı’nca soruşturma açıldı. Bu kişiler, Abdullah Canan’ı tasarlayarak öldürmekle suçlandı. Hakkâri Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada, ailenin ve tanıkların iddiaları yeterli ve inandırıcı bulunmadı. 12 Kasım 1999 tarihinde sanıklar hakkında beraat kararı verildi. 2 Nisan 2001 tarihinde de Yargıtay 1. Ceza Dairesi beraat kararını onadı. (Karar No: 2001/1226)

    Bunun üzerine Canan Ailesi, 1 Aralık 1997 tarihinde AİHM’e başvurdu. AİHM, “Aralarında askeri personelin de yer aldığı tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere Abdullah Canan’ın gözaltında öldürüldüğü mahkememizce saptanmıştır.” tespitinde bulundu. Türkiye’nin iç hukuktaki yaklaşımını şaşkınlık verici olarak değerlendirip oy birliği ile mahkûmiyet kararı verdi. (Başvuru No:39436/98)

    “ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
    Gözaltında kaybedilişinin 28. yılında devletin, Abdullah Canan’ın gözaltında kaybedilmesindeki sorumluluğunu üstlenmesi, fail ve sorumlular üzerindeki koruma kalkanı kaldırılarak yeniden yargılanıp cezalandırılmaları sağlanması çağrısında bulunan Yoleri, “Kaç yıl geçerse geçsin Abdullah Canan için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    “BİZ, MUM IŞIĞIYIZ BU ÜLKENİN GELECEĞİYİZ”
    Bu hafta eyleme Abdullah Canan’ın oğlu, kardeşi ve torunu katıldı. Canan’ın oğlu Vahap Canan yapılan açıklamanın ardından şunları kaydetti:
    “90’lı yıllarda babamızı yitiren biri olarak söylüyorum. Mertçe dediğiniz 90’lı yıllar ve öncesindeki cinayetler geleceğimize bir ipotekti. Bunu Türkiye kamuoyu önünde tekrarlıyorum. Yüksekova çetesini aklamaya çalışanlar vardı. Bunu tekrar kamuoyu önünde lanetliyoruz. Bizi 10 kişilik bir grupla buraya sıkıştırmaya çalışıyorlar. Bu da doğru bir şey değildir. Binlerce kayıplarımız var. Biz Cumartesi İnsanları olarak bu kayıpların yıllardır sesiyiz, sesi olmaya da devam edeceğiz. Bizden sonra gelecek nesiller de bu hak arayışından kesinlikle vazgeçmeyecektir. Dünya karanlıklarının tamamı birleşse bir mum ışığını söndüremez. Biz, mum ışığıyız bu ülkenin geleceğiyiz. Bu ülkenin mağduruyuz. Mağdur edildiğimiz için katil Mehmet Emin Yurdakul’u tekrar nefretle lanetliyorum.”

    “MERAL HANIM MERTLİK KİM SEN KİM?”
    28 yıldır gözaltında kaybedilen oğlu Murat Yıldız’ın akıbetini soran Hanife Yıldız, Meral Akşener’in ‘90’lı yıllarda işlenen siyasi cinayetler mertçeydi’ sözlerine tepki gösterdi. Oğlu Murat’ı karakola kendi elleriyle götüren ve bir daha oğlundan haber alamayan Hanife Yıldız, “Ben bir anne olarak size mertçe getirdim. Siz benim evladımı kalleşçe yok ettiniz. Meral Hanım sen kim oluyorsun? Mertlik kim sen kim? Bırak Kürt düşmanlığını bırak Alevi düşmanlığını bırak halk düşmanlığını. Lanet olsun sizin siyasetinize de başkanlığınıza da. Sizin siyasetiniz de başkanlığınız da başınızı yesin. Yeter artık gençlerin başını yediniz.” diyerek tepki gösterdi.

    Dilan ŞİMŞEK- Devrim FINDIK / İSTANBUL

  • ‘Gözaltında kaybetme suçu, topluma korku salma yöntemi olarak uygulandı’-VİDEO

    ‘Gözaltında kaybetme suçu, topluma korku salma yöntemi olarak uygulandı’-VİDEO

    PİRHA-Kayıplar haftası nedeniyle bir açıklama yapan Cumartesi Anneleri ve İHD İstanbul Şubesi, “Türkiye’de de gözaltında kaybetme suçu topluma korku salma ve muhalifleri susturma yöntemi olarak yaygın bir biçimde uygulandı. İnsanlık onurunu hedef alan gözaltında kaybetmelere karşı hakikat ve adalet mücadelesi yürütmekten asla vazgeçmeyeceğiz!” ifadelerini kullandı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) 1995’ten itibaren her yıl 17-31 Mayıs tarihleri arasındaki dönemi “Kayıplar Haftası” olarak anıyor. İHD İstanbul Şubesi’nde konuya ilişkin bir açıklama yapıldı. Açıklamaya İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri ile kayıp yakınları Zübeyde Tepe, Ayşe Tepe, Hanife Yıldız, Hanım Tosun ve Ali Tosun katıldı.

    “GÖZALTINDA KAYBETME TOPLUMA KORKU SALMA YÖNTEMİ OLARAK KULLANILDI”

    İHD İstanbul Şubesi ve Cumartesi Anneleri adına ortak basın açıklamasını ise Zübeyde Tepe okudu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Her yıl olduğu gibi bu yıl da “17-31 Mayıs Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası” kapsamında düzenlediğimiz hafta etkinlikleri ile; uluslararası hukukta insanlığa karşı suç olarak tanımlanan gözaltında kaybetme suçuna, bu suçun işlenmesine imkan  yaratan cezasızlık politikalarına, inkar edilen gerçeklere ve bu insanlığa karşı suçla mücadelenin önemine dikkat çekecek, hakikat ve adalet talebimizin karşılanmasını isteyeceğiz.  Arjantin’den Şili’ye, Kolombiya’dan Pakistan’a, Filistin’den Kıbrıs’a birçok ülkede bir baskı, sindirme ve cezalandırma yöntemi olarak karşımıza çıkan “gözaltında kaybetme” insanlığa karşı suç niteliğinde olup, insan haklarının ve temel özgürlüklerin ağır ve açık ihlalidir. Uluslararası hukuka göre tüm devletler gözaltında kaybetme suçunun sorumlularını istisnasız biçimde soruşturma, yargılama ve yaptırıma tabi tutma yükümlülüğü altındadırlar.

    Türkiye’de de gözaltında kaybetme suçu topluma korku salma ve muhalifleri susturma yöntemi olarak yaygın bir biçimde uygulandı. Yüzlerce insan evlerinden, işyerlerinden, kafelerden, otobüs duraklarından, otobüslerden, otomobillerinden gözaltına alındılar ve bir daha geri dönemediler. Akıbetleri ailelerinden dahi gizlendi, hakikat karartıldı. Yüzlerce insan gözaltında kaybedilmesine rağmen bu suç yok sayıldı ve iddialar derin bir suskunlukla karşılandı. Gözaltında kaybetme suçu adalet sistemi eliyle cezasız bırakıldı. Diğer ağır hak ihlallerinde olduğu gibi gözaltında kaybetmelerde de hakikatin açığa çıkartılması ve adaletin sağlanmasına yönelik politikalar hayata geçirilmedi. Aksine AİHM’in de işaret ettiği gibi Türkiye’de cezasızlık, bilinçli ve sistemli bir devlet politikası olarak uygulandı.

    “GÖRÜYORUZ, BİLİYORUZ, TANIKLIK EDİYORUZ”

    Hiç şüphe yok ki gözaltında kaybetmeler bu topraklarda örgütlü bir biçimde gerçekleşti ve yalnız yargının değil, ilgili tüm devlet kurumlarının iş birliği ile örtbas edildi. Bu yüzden bu suç yaygın ve sistematik biçimde işlenebildi ve sonuçsuz/ cezasız bırakılarak işlenmeye devam etti. Nitekim 1915 yılından bu yana, bu topraklarda yaşanan gözaltında kaybetme pratiğine dair hiçbir iktidar yüzleşme ve hesaplaşma iradesi göstermedi. İnkar ve cezasızlık politikaları iktidarlar değişse de devam ettirildi. Derneğimize yapılan başvurular; 2016 OHAL ilanı sonrasında kaçırılma, alıkonulma ve gözaltında kayıp iddialarının dikkat çekici bir şekilde arttığını gösterdi. Sadece OHAL süresince en az 32 kişi gözaltında kaybedilme girişimine maruz kaldı. Sonrasında 26’sı bulunurken, Yusuf Bilge Tunç’tan halen bir haber alınamadı.

    2 Ekim 2018’de İstanbul’daki Suudi Arabistan Konsolosluğu’na girdikten sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Cemal Kaşıkçı’nın kaybedilmesi ile ilgili failler bulunmazken, dava fail durumundaki Suudi Arabistan’a devredildi. Gözaltında kaybedildiği TBMM Raporu ile itiraf edilen Cemil Kırbayır dosyası; delillere, belgelere, tanıklara rağmen zamanaşımıyla kapatıldı. Hatırlanacağı üzere; 699 hafta boyunca gerçekleştirilen Cumartesi buluşmaları 700. Haftasında 25 Ağustos 2018 ve devamında  Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklandı. Anayasa Mahkemesi’nin Maside Ocak Kışlakçı, Aydın Aydoğan ve Gülseren Yoleri başvuruları üzerine verdiği kararları ile Kaymakamlık yasaklarının hukuka aykırı olduğu tespit edildiği halde yasak uygulaması sürdürüldü ve cumartesi insanları halen her hafta gözaltına alınıyorlar.

    Bu ağır baskı ve hukuka aykırı müdahale koşullarında, kayıp yakınları ve hak savunucuları olarak 28 yıldır; “Görüyoruz, biliyoruz, tanıklık ediyoruz” diyerek, gözaltında kaybetmeler gerçeğini yüksek sesle duyurmaya, kamuoyunun gündemine taşımaya çalışıyoruz. Cezasızlığı ve adaletsizliği aşmak, hakikate ulaşmak için mücadele etmenin bir yurttaşlık görevi olduğuna dikkat çekiyoruz. Gözaltında kayıp vakalarının yeniden gündeme gelmesi ve adalet arayışımızın bastırılmaya çalışılması karşısında, mücadelenin daha etkin sürdürülmesinin bir zorunluluk olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız ve  bu kez de Gözaltında Kayıplar Haftası vesilesi ile insanım diyen herkesi mücadeleye omuz vermeye çağırıyor, bir kez daha devleti yönetenlere sesleniyoruz:

    “CEZASIZLIK POLİTİKASINA SON VERİN”

    • Hakikat ve adalet talebimizin gereğini yerine getirin. Kayıplarımızın akıbetini açıklayın, cezasızlık politikasına son verin, kayıp dosyalarında etkin soruşturma yürütün, failleri cezalandırın.
    • Devletlere, Zorla kaybetmeyi suç olarak düzenleme, yargılama ve cezalandırma, gözaltında kaybetmelerin önlenmesi ve geçmişte yaşanan kaybetmelere dair hakikat ve adalete erişimin sağlanması sorumluluğu getiren, BM Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’yi derhal imzalayın ve uygulayın.
    • Beş yıla yakın bir süredir hiçbir hukuki dayanağı olmadan bize ve tüm topluma kapattığınız Galatasaray’daki yasağı derhal sonlandırın, Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulayın.
    • Kayıp yakınları ve hak savunucularına yönelik polis şiddetine ve yargı tacizine son verin.

    İnsanlık onurunu hedef alan gözaltında kaybetmelere karşı hakikat ve adalet mücadelesi yürütmekten asla vazgeçmeyeceğiz! Kayıplarımızdan ve kayıplarımızla buluşma mekânımız olan Galatasaray Meydanı’ndan asla vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Hanife Yıldız: Sanıklar dışarıdayken ben yargılanıyorum, adalete güvenim kalmadı

    Hanife Yıldız: Sanıklar dışarıdayken ben yargılanıyorum, adalete güvenim kalmadı

    PİRHA-İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya hakaret ettiği iddiasıyla hakkında dava açılan Cumartesi Annesi Hanife Yıldız bugün bir kez daha hakim karşısına çıktı. Hakaret etmediğini belirten Yıldız, “Sanıklar dışarıdayken bugün ben burada yargılanıyorum. Bir anne 28 yıl sonra sanık olarak karşınıza çıkarılıyor. Adalete hiçbir güvenim kalmadı” dedi.

     

    Gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız’a, 17 Mayıs 2022 tarihinde Çağlayan Adliyesi önünde yaptığı konuşmadan dolayı İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya “hakaret” ettiği iddiasıyla dava açıldı. Davanın ikinci duruşması bugün İstanbul’ 48. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Suçlamalara ilişkin beyanda bulunan Hanife Yıldız, oğlunun gözaltında kaybediliş sürecine de değinerek, şunları söyledi:

    “23 Şubat 1995 günü oğlumu bir karakola götürdüm. Oğlum gözaltında kaybedildi. Oğlumun akıbetini öğrenmek için yıllardır oturma eylemi yapıyoruz. Oturma eylemim engellenince iddianamedeki sözleri söyledim. Ama hakaret amacıyla söylemedim.

    Sanıklar dışarıdayken bugün ben burada yargılanıyorum. Bir anne 28 yıl sonra sanık olarak karşınıza çıkarılıyor. Adalete hiçbir güvenim kalmadı.”

    Yıldız’ın ardından beyanda bulunan Avukat Gülseren Yoleri de “Hakaret kastıyla hareket etmediği her aşamada beyanda bulunmuştur. Aksi bir kanaat oluşacaksa o günkü kamera kayıtlarının mahkeme tarafından izlenmesini istiyoruz. Sarf edilen sözlerin kelime manası üzerinden bakılırsa hakaret olmadığı görülür. AİHM kararlarında da bu ifadelerin hakaret olmadığı açıktır” diye konuştu.

    Av. Ümmühan Kaya ise “İddianamenin iade edilmesi gerekirdi. İfade özgürlüğü hakkını kullanmıştır. Yapılanlar adalet ayıbıdır. Esasa ilişkin daha sonra beyanda bulunacağız. Beraatini istiyoruz” dedi.

    Ara kararını açıklayan mahkeme, esas hakkında mütalaada bulunmak üzere dosyanın iddia makamına tevdi edilmesine; dosya kapsamında bulunan kamera görüntülerinin bilirkişiye verilerek rapor hazırlanmasına hükmederek, bir sonraki celseyi 23 Mart 2023 tarihine erteledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: 10 saat süren hukuksuz gözaltı yıldırma amaçlıydı-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: 10 saat süren hukuksuz gözaltı yıldırma amaçlıydı-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, 910. hafta buluşmasında Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda açıklama yapmak isterken darp edilerek gözaltına alınmalarına tepki gösterdi. Açıklama yapılmasını engelleyenler hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını belirten Cumartesi Anneleri, “10 saat süren hukuksuz gözaltı yıldırma ve gözdağı vermeyi amaçlıyordu” dedi. 

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak, fail ve sorumluların yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerin 910. haftasında İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde açıklama yaptı. Bu haftaki buluşmada, 30 Ağustos Salı günü İstanbul Küçükçekmece’de bulunan Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda açıklama yapmak isterken darp edilerek gözaltına alınmaları protesto edildi. Açıklamaya, kayıp yakınları Maside Ocak, Hanım Tosun, Hanife Yıldız, Ali Ocak, Hasan Karakoç ile Avukat Ahmet Cihan katıldı.

    “İSTANBUL EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ ADETA GÖVDE GÖSTERİSİ YAPTI”

    “Ne Kayıplar Mücadelesinden Ne De Haklarımızdan Vazgeçmeyeceğiz!” başlıklı 910. hafta açıklamasını Maside Ocak okurken, 30 Ağustos günü Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı önünde yaşanan polis müdahalesine değindi. Ocak şunları söyledi:

    “BM tarafından 21 Aralık 2010 tarihinde ilan edilen 30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü nedeniyle kayıplar sorununa dikkat çekmek amacıyla dünyanın dört bir yanında etkinlikler düzenleniyor. Zorla kaybetmelerin sorumlularının yargılanması için devletlere çağrılar yapılıyor. Biz de kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları olarak bu kapsamda 30 Ağustos günü Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı önünde bir basın açıklaması yapmak, ardından da kimsesiz mezarlara karanfil bırakmak istedik. Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nı seçme nedenimiz 1995 yılında gözaltında kaybedilen Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç’un işkence izleri taşıyan bedenlerine aylar sonra burada ulaşmış olmamızdı. 90’lı yıllarda İstanbul’da gözaltında kaybedilenlerin tıpkı Hasan ve Rıdvan gibi “kimliği meçhul” kişi olarak Altınşehir’e defnedilmiş olma ihtimalleriydi.

    30 Ağustos sabah saatlerinde gittiğimiz Altınşehir’de tüm bölgeyi kapsayan polis ablukası vardı. Ağır silahlı bir polis ordusu, çok sayıda toma, gözaltı aracı bize basın açıklaması yaptırmamak üzere konuşlandırılmışlardı. Bu orantısız güç yığılması ile ellerinde yalnızca karanfil bulunan kayıp yakınlarına ve hak savunucularına karşı İstanbul Emniyet Müdürlüğü adeta gövde gösterisi yapmıştı. Mezarlık girişine yöneldiğimizde, bizleri bir polis ordusu karşıladı ve ablukaya aldı. Kayıp yakınlarına müdahale eden kolluk güçlerinin başında, daha önce çok sayıda barışçıl gösteri hakkı kullanımı sırasında provokatif tavırları ve görev sınırlarını aşan müdahaleleriyle bilinen İstanbul Güvenlik Şube Müdürü Hanifi Zengin bulunuyordu. Hanifi Zengin, Kaymakamlık tarafından etkinliğimizin yasaklandığını söyledi ve açıklamaya izin vermeyeceklerini belirtti.”

    “10 SAAT SÜREN HUKUKSUZ GÖZALTI YILDIRMA AMAÇLIYDI”

    Ocak, gözaltına alındıktan sonra yaşananları ise şöyle anlattı:

    “Yapılan müzakere sonuç vermeyince; içimizde yaşlı, açık kalp ameliyatlı, yüksek tansiyon hastası, geçirdikleri operasyonlar nedeniyle kol ve omuzları sargılı arkadaşlarımızın da bulunduğunu, gaz ve şiddete maruz kalınması durumunda ağır sonuçlar doğabileceğini değerlendirerek açıklamamızı başka bir yerde yapmak üzere dağılmaya karar verdik. Dağılma kararımızı kendisine açıkladığımız halde, Hanifi Zengin keyfi olarak gözaltı kararı verdi. Ayrıca basın mensupları polis tarafından olay yerinden zorla uzaklaştırıldığı için polis rahatça bir yandan “dağılın” anonsu yaparken bir yandan da ablukayı kaldırmayarak dağılmamızı engelledi. Dağılması engellenen 14 kişi  “Niye dağılmadınız” suçlamasıyla kelepçelenerek gözaltına alınıp, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube’ye götürüldük.

    Bu arada ailelerimize ve avukatlarımıza ulaşma hakkımız engellendi. Hukuki destek vermek üzere Emniyet Müdürlüğü’ne gelen avukatlarımızdan ikisi “fazla avukat var” denilerek ifadeye alınmadı. İfadeler alındıktan sonra bizlere ve avukatlarımıza  “hastane kontrolünden sonra serbest bırakılma kararı var” dendi ancak, hastaneye götürülmek üzere bindirildiğimiz ve dışarıdaki yoğun sıcağa rağmen iklimlendirme imkânı olmayan araçta iki saat tutulduk ve bu arada hiçbir açıklama yapılmadı. Biz emniyet bahçesinde araç içinde, avukatlarımız ve ailelerimiz dışarıda serbest bırakılacağımızı beklerken, iki saat sonra üst araması için tekrar emniyete götürüleceğimiz söylendi ve araçtan indirilerek emniyet binasına geri götürüldük. Rutin gözaltı işlemleri yapılarak hiçbir açıklama yapılmadan nezarete konulduk. Bu hukuksuz gözaltı İHD’nin, siyasi partilerin, milletvekillerin girişimleri sonucunda saat 22.00’de son buldu. Tam 10 saat boyunca süren bu hukuksuz gözaltı hiç şüphe yok ki yıldırma ve gözdağı vermeyi amaçlıyordu.”

    “ANAYASAL HAKKIMIZ ENGELLENDİ”

    Anayasal haklarının engellendiğini belirten Ocak, müdahaleye ilişkin suç duyurusunda bulunacaklarını kaydetti. Ocak, “30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü’nde basın açıklamamızı yasaklama kararı veren Küçükçekmece Kaymakamlığı, basın açıklaması yapmamızı şiddet yoluyla engelleyen kolluk güçleri ve ortada bir suç yokken iki kez gözaltı kararı veren Küçükçekmece Cumhuriyet Savcısı görevlerinin gereklerine aykırı davranarak hukuka aykırı işlem tesis etti ve görevlerini kötüye kullandı. Toplantı ve gösteri hakkının kullanımını sağlamak ve kolaylaştırmak devletin yükümlülüğüdür. Kamu görevlilerinin başlıca görevi bu hakkın güvenli bir şekilde kullanılması için gerekli önlemleri almak ve görevlerini insan hakları yaklaşımı içinde yapmaktır. Ancak bizim Anayasal hakkımızı kullanmamız, Küçükçekmece Kaymakamlığı, İstanbul Güvenlik Şube Müdürlüğü ve Küçükçekmece Cumhuriyet Savcılığı tarafından engellendi. Bu yüzden yasal haklarımızı kullanarak haklarında suç duyurusunda bulunacağız. Gözaltında kaybedilenlerin yakınlarını susturmak isteyen iktidara sesleniyoruz: Anayasal hakkını kullananların engellenmesi, gözaltına alınması hukuku ve Anayasa’yı yok saymaktır. Ülkeyi anayasasızlaştırmak suçtur” diye konuştu.

    “YAŞANAN GERÇEKLERİ ORTADAN KALDIRMAYA GÜÇLERİ YETMEYECEK”

    Açıklamaya katılan kayıp yakınları da polis müdahalesine tepki gösterdi. Hanım Tosun, Diyarbakır’daki sokağa çıkma yasakları sırasında ölen oğlunun kemiklerinin 7 yıl sonra bir kutu içerisinde babası Ali Rıza Arslan’a verilmesini hatırlatırken, “Biz seneye yine orada olacağız. Biraz utansınlar. Kayıplarımızın kemiklerini kargo ile ailelere gönderdiler yıllar önce. Kargodaki kemikleri bile kaybettiler. Demek ki o kadar korkuyorlar mücadelemizden, kemiklerimizden. Kimsesizler mezarlığına bir çiçek bırakmak istedik. O çiçekten de korkuyorlar. Biz mücadelemize devam edeceğiz. Kayıplarımızı aramaktan hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    Hanife Yıldız ise “Ben evladımı devlete teslim ederken, başına bir şey gelmesin diye götürdüm oraya. Ama ne yazık ki onu yaşatmadılar. Yaşam hakkını elinden aldılar. Mezar hakkını da vermediler. Cumhurbaşkanının 2011 yılında Berfo Ana’ya verdiği sözü tutmasını isterdim. Ama sokaklar, eylem alanımız yasak edildi. Ancak mezar ziyaretinin yasak edilmesini de ancak AKP’de gördüm” ifadelerini kullandı. Hasan Karakoç ise “Kayıp yakınlarının içinde ne acıdır ki en şanslı ailelerden birisiyiz. Çünkü bizim çiçek koyup, ziyaret edebileceğimiz bir mezarımız var. Binlerce insan bu haktan mahrum bırakıldı. Yakınlarının kemiklerine hasret yaşadılar” diye konuştu.

    Ali Ocak “Belki susturabilir, ortadan kaldırabilirler bizi. Ama yaşanan gerçekleri ortadan kaldırmaya güçleri yetmeyecektir” derken; kayıp yakını ve Avukat Ahmet Cihan da “Düşman hukukunu uygulayan bir zihniyetin ürünüdür. Saat 22.00’ye kadar müvekkillerimin gerekçesiz ve hukuka aykırı bir şekilde hürriyetleri tahdit edilmiştir. 700. hafta ile beraber başlayan yasak, “Artık kıpırdayamazsınız” denilen noktaya gelmiştir” şeklinde konuştu.

    PİRHA / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    >İHD’nin basın açıklamasına polis engeli: 13 kişi gözaltına alındı-VİDEO
    >Gözaltına alınan 13 insan hakları savunucusu serbest
    >Serbest bırakılan 13 insan hakları savunucusu, yeniden gözaltına alındı

  • Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanına karanfil bıraktı-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanına karanfil bıraktı-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, adalet arayışlarının 902’nci haftasında Galatasaray Meydanı’na karanfil bıraktı. Polisin engellemesine karşın açıklama yapan kayıp yakınları “Burası bizim alanımız. Bin yıl da geçse vazgeçmeyeceğiz. Devlet tarafından kaybedilen yakınlarımızın mezarlarını ziyaret etme hakkımız elimizde alınmıştır” diyerek tepki gösterdi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak, fail ve sorumluların cezalandırılması talebiyle mücadelelerine devam eden Cumartesi Anneleri 902’nci hafta buluşması nedeniyle Beyoğlu’ndaki Galatasaray Meydanı’na karanfil bıraktı. Polis bariyerleri ile haftalardır kapalı olan ve eylem yapılmasına izin verilmeyen Galatasaray Meydanı’na gelen Cumartesi Anneleri, bariyerlerin arkasından karanfilleri alana bıraktı.

    Polis, açıklama yapılmasını engellemeye çalışırken, kayıp yakınları “Burası bizim alanımız. Bin yıl da geçse vazgeçmeyeceğiz. Devlet tarafından kaybedilen yakınlarımızın mezarlarını ziyaret etme hakkımız elimizde alınmıştır” diyerek tepki gösterdi.

    “SOKAKLARI NİYE ZİNCİRE VURDUNUZ?”

    Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceklerini belirten kayıp yakını İkbal Eren, “Sevdiklerimiz, devlet eliyle gözaltında kaybedildi. Haftalarca onları andık. Galatasaray Meydanı bizim sevdiklerimizle buluşma ve hafıza mekanımızdır. Onların bir mezarı olmadığı için Özel günlerde, bayramlarda karanfil götüreceğimiz bir mezarımız yok. O nedenle Galatasaray Meydanı’na karanfillerimizi bırakıyoruz. 203 haftadır bu meydan bize keyfi olarak yasaklandı. Asla vazgeçmeyeceğiz. Gözaltında kaybedilen sevdiklerimizi unutmayacağız. Sevdiklerimizin mezarını bulana kadar burada olacağız” dedi.

    Cumartesi Anneleri’nden Hanife Eren ise “Sokakları niye zincirlere vurdunuz? Basına, doktorlara, avukatlara, bize zulüm. Yeter artık. Çektirdiğiniz acı yetmiyor mu? Beni evlatsız bıraktınız yetmedi mi? Hiç olmaz ise bırakın alana karanfilimi bırakayım” şeklinde konuştu.

    “ÇEKİN ZULMÜNÜZÜ ÜZERİMİZDEN”

    “Çekin zulmünüzü üzerimizden, bizim de bayramlarımız olsun” başlığıyla yapılan 902’nci hafta basın açıklaması ise şöyle:

    “Bugün bayram. Hakikat ve adalet arayışımızın 902. haftasına bayramda giriyoruz. Geleneksel bayramlar; sevinçlerin paylaşıldığı, dostluğun, barışın güçlendiği özel günlerdir. Dünyanın her yerinde  bayramların toplumsal bağların, barış ve birliktelik duygularının güçlendirilmesine vesile olması beklenir. Ayrıca geleneksel bayramlar, ailelerin bir arada olduğu, özlem giderdiği sevinçli günlerdir.

    Hiç şüphe yok ki, bayramlar ancak gökyüzü gibi herkesi kapsadığı zaman bayram olurlar. Yaşadık biliyoruz; bu topraklarda bayramlar herkesi kapsamıyor. Gözaltında kaybedilenlerin aileleri için bayramlar kalbe saplanan paslı bir hançere dönüşüyor. Geride kalanlar için ziyaret edilecek, başında dertleşip, dua okunabilecek, taşından teselli bulunacak bir mezarın yokluğu bayramlarda daha da derinden hissedilen bir boşluk yaratıyor.

    “GALATASARAY’I KENDİMİZE MEZAR YERİ YAPTIK”  

    Bu nedenle 23 yıl boyunca yaslarını tutamadığımız evlatlarımızla ölümle yaşam arasındaki sınırın silindiği bir mekana dönüştürdüğümüz Galatasaray’da buluştuk. Antik çağlardan beri masum kanının işareti olan kırmızı karanfillerimizi Galatasaray’a bıraktık. Galatasaray’ı kendimize mezar yeri yaptık.

    Ancak Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne geçişle birlikte karanfillerimizi bırakacağımız Galatasaray bize yasaklandı. Daha önce Cumartesi Anneleri’ni; taleplerinin mutlaka karşılanması gereken yurttaşlar olarak gördüğünü ifade eden Cumhurbaşkanı, dört yıldır elimizdeki karanfillere, dilimizdeki meşru taleplerimize ağır polis şiddetini reva görüyor.

    Bayram vesilesiyle bir kez daha haykırıyoruz; kayıplarımıza bir mezar sözümüzün gereğini yerine getirmekten asla geri durmayacağız. Bayramı mazlumlar için takvimdeki bir yazıdan ibaret hale getirenler bilsin ki, bayramların herkesi kapsadığı bir Türkiye mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Gözaltına alınan Cumartesi Annesi Hanife Yıldız serbest bırakıldı

    Gözaltına alınan Cumartesi Annesi Hanife Yıldız serbest bırakıldı

    PİRHA- Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası kapsamında Çağlayan Adliyesi önünde Süleyman Soylu’ya “Bir gün sen de yargılanacaksın” diyen Cumartesi Annesi Hanife Yıldız, polis tarafından darp edilerek gözaltına alındı. Yıldız, ifade işlemlerinin ardından serbest bırakıldı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Cumartesi Anneleri ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), 17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’nın dair Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi önünde açıklama yaptı.

    Gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız da bir konuşma yaparak,  “Düşünün ki 27’nci yılındayız, Galatasaray Lisesi önündeki yerimiz bize yasaklanmış, biz de adalet var diye adaletin yerine gelmişiz. Adalet, adaletsizlerin elinde. Adalet ancak adaletlilerin elinde olursa bizim kayıplarımız bulunur” dedi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya tepki gösteren Yıldız, “Süslü Sülo bir gün sen de yargılanacaksın” dedi.

    Gözaltında kaybedilen Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç ise, “Mücadelemiz 28 yıldır sürüyor, bin yıl da olsa kayıplarımızı aramaktan, mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz” diye belirtti.

    Açıklamanın ardından Cumartesi Annesi Hanife Yıldız, polisler tarafından darp edilerek gözaltına alındı.

    Yıldız’ın yere düşürülerek zorla gözaltı aracına bindirilmek istendiği esnada çevrede bulunan yurttaşlar ve insan hakları savunucuları polise tepki gösterdi. Yıldız’ın Çağlayan Polis Karakolu’na götürüldüğü öğrenildi.

    Yıldız, ifade işlemlerinin ardından serbest bırakıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Gözaltında kaybetmeler bu topraklarda örgütlü biçimde gerçekleşti’-VİDEO

    ‘Gözaltında kaybetmeler bu topraklarda örgütlü biçimde gerçekleşti’-VİDEO

    PİRHA-Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası kapsamında İstanbul Adalet Sarayı önünde açıklama yapan Cumartesi Anneleri, İHD İstanbul Şubesi ile TİHV, gözaltında kayıp suçlarının cezasızlık ile sonuçlandığını belirtti. Av. Gülseren Yoleri, “Hiç şüphe yok ki, gözaltında kaybetmeler bu topraklarda örgütlü bir biçimde gerçekleşti ve yalnız yargının değil, ilgili tüm devlet kurumlarının işbirliği ile örtbas edildi” dedi.

    Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi ile Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) 17-31 Ağustos Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası vesilesiyle Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde açıklama yaptı. Açıklamaya gözaltında kaybedilenlerin yakınları, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekilleri Züleyha Gülüm, Musa Piroğlu ile HDP İstanbul İl Eş Başkanı Ferhat Encü de katıldı.

    “GERÇEKLER ÖRTBAS EDİLDİ, FAİLLER CEZASIZ BIRAKILDI”

    Cumartesi Anneleri adına basın açıklamasını ise İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Başkanı Avukat Gülseren Yoleri okudu. “Adliyelerin kapıları inkara ve cezasızlığa değil, hakikate ve adalete açılsın” başlıklı açıklamada Yoleri şu ifadeleri kullandı:

    “Bu yılki Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’nın açılışını adalet talebimizden asla vazgeçmediğimizin ifadesi olarak Çağlayan Adliyesi önünde yapıyoruz.

    Her yıl olduğu gibi bu yıl da 17-31 Mayıs tarihleri arasında düzenlediğimiz hafta etkinlikleri ile; uluslararası hukukta insanlığa karşı suç olarak tanımlanan gözaltında kaybetme suçuna, bu suçun işlenmesine imkan yaratan cezasızlık politikalarına, inkar edilen gerçeklere ve bu insanlığa karşı suçla mücadelenin önemine dikkat çekmeye çalışıyoruz.

    Buradayız; çünkü yargı makamları gözaltında kaybetme vakalarında maddi gerçeği açığa çıkarma ve suçun faillerini tespit edip cezalandırmak yerine, gerçeği örtbas etme, failleri cezasız bırakıp adalet talep edenlerin seslerini bastırma ve cezalandırma yönünde bir pratik sergiledi.

    “ADALETSİZLİĞİ DERİNLEŞTİREN KEYFİYETE SON VERİN”

    Hiç şüphe yok ki, gözaltında kaybetmeler bu topraklarda örgütlü bir biçimde gerçekleşti ve yalnız yargının değil, ilgili tüm devlet kurumlarının işbirliği ile örtbas edildi. Bu yüzden yaygın ve sistematik biçimde işlenebildi ve sonuçsuz, cezasız bırakılarak işlenmeye devam etti.

    Hukuku ve vicdanı yok sayan, suçu ve devlet şiddetini normalleştiren bu zihniyetin karşısına hakikati bilme, travmatik geçmişle yüzleşme ve hesaplaşma talebiyle çıkıyoruz. Biliyoruz ki; kanamaya devam eden toplumsal yaralarımızın sarılması için, hak ve adalet yokluğunun ülkemizde yarattığı ağır tahribatların telafisi için, bütün bunların kaynağı olan geçmişle yüzleşmek ve hesaplaşmak zorundayız.
    Gözaltında Kayıplar Haftası vesilesi ile; bir kez daha devleti yönetenlere sesleniyoruz:

    İnsan haklarını ve hukuku yok sayan, kurumları çürüten, adaletsizliği derinleştiren keyfiyetinize son verin. Dört yıla yakın bir süredir hiçbir hukuki dayanağı olmadan bize ve tüm topluma kapattığınız Galatasaray’daki yasağı derhal sonlandırdı. Bu yasağın kaldırılması için yaptığımız hukuki girişimleri boşa çıkarmaktan vazgeçin.

    “GÖZALTINDA KAYBETMEYİ SUÇ OLARAK DÜZENLEME YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜ YERİNE GETİRİN”

    Kayıp yakınlarını ve destekçilerini yargı yoluyla taciz etmeye son verin. Bizi susturmaya çalışmak yerine 6 Ağustos 2019 tarihinden beri kayıp olan Yusuf Bilge Tunç’un zorla kaçırıldığına dair iddialara cevap verin. 2 Ekim 2018’de İstanbul’daki Suudi Arabistan Konsolosluğu’na girdikten sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Cemal Kaşıkçı’nın kaybedilmesi ile ilgili davayı fail durumundaki Suudi Arabistan’a devretmenizin gerçek nedenini açıklayın.

    Gözaltında kaybedildiğini kendiniz itiraf etmenize rağmen, TBMM Raporu’na, delillere, belgelere, tanıklara rağmen zamanaşımıyla kapattığınız Cemil Kırbayır dosyası başta olmak üzere zamanaşımına sürüklediğiniz tüm kayıp dosyalarını yeniden açarak etkin soruşturma ve kovuşturma yapma yükümlülüğünüzü yerine getirin.

    Gözaltında kaybetmeyi suç olarak düzenleme, yargılama ve cezalandırma yükümlülüğünüzü yerine getirin. Gözaltında kaybetme suçunun TCK’da yer alan insanlığa karsı suç maddesi kapsamına alınmasını sağlayın. Gözaltında kaybetmelerin önlenmesi ve geçmişte yaşanan kaybetmelere dair hakikat ve adalete erişimin sağlanması sorumluluğu getiren BM Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’yi derhal imzalayın ve uygulayın.

    Baskı ve yasaklarınız boşuna; bize yaşattığınız cezasızlığı ve adaletsizliği aşmak, hakikate ulaşmak için mücadele etmek insan ve yurttaş olma sorumluluğumuzun gereğidir. Bu sorumluluğumuzu yerine getirmekten vazgeçmeyeceğiz. Kayıplarımızdan ve kayıplarımızla buluşma mekânımız olan Galatasaray Meydanı’ndan asla vazgeçmeyeceğiz. İnsan haklarına dayanan, demokratik bir Türkiye talebimizde ısrar edeceğiz.”

    Yoleri’nin ardından İHD Eş Genel Başkanı Avukat Eren Keskin, TİHV’den Ümit Efe, Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır, Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız ile Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç da konuşma yaptı. Kitlenin açıklamasının ardından Hanife Yıldız konuşmasındaki “Süslü Sülo” sözleri nedeniyle gözaltına alındı.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Cumartesi Annesi Hanife Yıldız’ı polis gözaltına aldı-VİDEO

    Cumartesi Annesi Hanife Yıldız’ı polis gözaltına aldı-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, bu yılki 17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’nın açılışını İstanbul’da Çağlayan Adliyesi önünde yaptı. Açıklama sonrası Cumartesi Annesi Hanife Yıldız polis tarafından gözaltına alındı. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) 1995’ten itibaren her yıl 17-31 Mayıs tarihleri arasındaki dönemi “Kayıplar Haftası” olarak anıyor.

    Cumartesi Anneleri, bu yılki 17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’nın açılışını 17 Mayıs Salı günü İstanbul’da Çağlayan Adliyesi önünde saat 13.00’te yaptı.

    Yazılı açıklama sonrası dağılırken Cumartesi annelerinden Hanife Yıldız polis tarafından gözaltına alındı. Gözaltı anı CAN TV kameralarına yansırken, Yıldız’ın sağlık kontrolü için hastaneye götürüldüğü öğrenildi. Yıldız’ın Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ndeki ifadesinin ardından serbest bırakılacağı kaydedildi.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: 27 yıldır soruyoruz, Murat Yıldız nerede?-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: 27 yıldır soruyoruz, Murat Yıldız nerede?-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, 882’inci hafta buluşmasında 23 Şubat 1995 tarihinde İzmir’de annesi ve avukatıyla birlikte karakola gidip teslim olan ve bir daha kendisinden haber alınamayan 19 yaşındaki Murat Yıldız için adalet istedi. Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, “Benim oğlumu kaybedenler belli. Benim oğlumun yaşam hakkını, mezar ve analık hakkımı da elimden aldılar. ‘Oğluma ne yaptınız, oğlum nerede?’ diye akıbetini sormaya devam edeceğim” dedi.

    Cumartesi Anneleri ve insanları, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılması talebiyle her hafta düzenledikleri eylemlerinin 882’incisini online yaptı. Bu hafta, 23 Şubat 1995 tarihinde İzmir’de annesi ve avukatıyla birlikte karakola gidip teslim olan ve bir daha kendisinden haber alınamayan 19 yaşındaki Murat Yıldız için adalet istendi.

    “OĞLUMA NE YAPTINIZ, OĞLUM NEREDE?’ DİYE AKIBETİNİ SORMAYA DEVAM EDECEĞİM”

    Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, Cumartesi Anneleri olarak adalet istediklerini belirtip, Türkiye Cumhuriyeti savcılarına seslenerek, “Benim oğlumu kaybedenler belli. Benim oğlumun yaşam hakkını, mezar ve analık hakkımı da elimden aldılar. Düşünün bir ana oğlu için bir mezar istiyor. Bir evladıma hasretim, bir de mezarına hasret bırakıldım. Bu bence vicdansızlıktır. Meydanımıza karakol kurdular. Koronavirüs geçerse biz o meydanda yine onların karşısında, yine onları utandıracağım. Yine onlara ‘oğluma ne yaptınız, oğlum nerede?’ diye akıbetini sormaya devam edeceğim” dedi.

    “MURAT 27 YILDIR KAYIP!”

    Murat Yıldız dosyasının avukatı İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri de, Murat Yıldız’ın, annesinin ve avukatının refakatinde İzmir Bornova Özkanlar Polis Müdürlüğü’ne gittiğini hatırlatarak şunları ifade etti:

    “İfadesinin alınıp sonrası bırakılacağı söylenmişti. Ancak o gün eve dönmedi, ertesi gün de dönmedi. Üçüncü gün annesi tekrar polis merkezine gitti ve bilgi almak istedi. Ve annesine Murat’ın İstanbul’a götürülürken feribottan atlayarak kaçtığı söylendi, daha sonra intihar etti denildi. Annesi cumhuriyet başsavcılığına başvuru yaptı ve Murat’ın bulunmasını istedi. Savcılık tarafından soruşturma dosyasının açıldığını ve yıllarca Murat’ın arandığını düşündü. Ancak bir süre sonra öğrendi ki 2 polis memuru hakkında 1 dava açılmıştı. Ancak bu dava görevi ihmal suçlamasıyla ve 1 lira 18 kuruş para cezası verilerek kapatılmıştı. Olayın üzerinden 20 yıl geçtiğinde 2015 tarihinde savcılık dosyasındaki gelişmeleri öğrenebilmek için tekrar başvuru yaptığımda Hanife Yıldız, aslında savcılığın Murat’ı hiç aramadığını, olayın hemen arkasından dosyayı kapattığını öğrenmiş oldu.

    2015 tarihinde Murat’ın bulunması için tekrar başvuru yapıldı. Savcılık bir soruşturma dosyası açtı, ancak etkili bir soruşturma yürütülmedi ve 2 yıl sonra bu savcılık dosyasında da takipsizlik kararı verildi. Karara itiraz ve Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvurulardan da sonuç alınamadı. Murat 27 yıldır halen kayıp. Annesi Murat’ı arama aramaktan Murat’ın akıbetini öğrenme çabasından vazgeçmedi ve Murat’ı bulana  kadar bu mücadele devam edecek.”

    “MURAT YILDIZ DOSYASINDA ADALETİN SAĞLANMASI TALEBİMİZİ TEKRARLIYORUZ”

    882’inci haftanın basın açıklamasını Murat Yıldız’ın kuzeni Ezgi Yıldız okudu. Ezgi Yıldız, 27 yıldır Murat Yıldız’ın akıbetini sorduklarını belirterek, şunları aktardı:

    “27 yıldır soruyoruz, Murat yıldız nerede? Evrensel bir ilkedir: herkesin yaşama hakkı hukuk tarafından korunur. Hiç kimse yaşama hakkından kasten yoksun bırakılamaz. Yaşama hakkının varlık nedeni, insanı doğal olmayan ölüme karşı korumaktır. Devlet doğal olmayan her ölüm olayını araştırmak, varsa fiilden sorumlu olanları belirlemek ve cezalandırmakla yükümlüdür. Ancak Türkiye’de devlet delil ve tanıkların ölümcül, şiddetin devlet görevlilerinden kaynaklandığına işaret ettiği durumlarda, soruşturma ve kovuşturma yükümlülüğü yerine getirmemektedir. Olayı tam anlamıyla açığa kavuşturmak ve sorunları belirleyip cezalandırmak için kendi iç hukuku bile gereği gibi uygulamamaktadır.

    882’inci haftamızda 27 yıldır hukukun uygulanmadığı Murat Yıldız dosyasında adaletin sağlanması talebimizi tekrarlıyoruz.

    19 yaşındaki Murat Yıldız, İzmir’de annesi ile komiser Ramazan Kaya ve polis memuru Tahir Şerbetçi’ye teslim oldu. Aradan 3 gün geçtiği halde Murat eve dönmeyince anne Hanife Yıldız, Bornova Özkanlar Asayiş Şubesi’ne gitti. Ancak sorularına net yanıtlar alamadı. Çelişkili açıklamalar karşısında Hanife Yıldız ısrarını sürdürünce yetkililer Murat’ın emniyette verdiği ifadesinde silahı İstanbul Kartal’da sakladığını söylediği için onu polisler Tahir Şerbetçi ve Şah İsmail Öztürk nezaretinde İstanbul’a gönderdiklerini, yolda Murat’ın feribottan denize atlayarak kaçtığını ve tüm aramalara rağmen bulunamadığını iddia ettiler.

    Anne Hanife Yıldız’ın ‘Oğlum kendi isteğiyle teslim oldu. Hapis cezasını bile gerektirmeyen bir suç isnadı karşısında neden kaçsın itirazı boşlukta kaldı. Murat’tan bir daha haber alınamadı. Hanife Yıldız İstanbul’a gelerek Cumartesi Anneleri’ne katıldı. Hanife Yıldız Bornova ve Gebze Cumhuriyet Başsavcılıklarına başvurdu. Gebze 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 5 yıl süren yargılama sonucunda Murat Yıldız’ın feribottan atladığını gören tanık olmamasına rağmen sanık polislerin beyanı esas alındı ve onlara yalnızca görevi ihmalden günümüz parasıyla 1 lira 18 kuruş para cezası verildi. İnsan Hakları Derneği avukatı Gülseren Yoleri, 2015 yılında Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak Murat Yıldız için yeniden soruşturma açılmasını talep etti. Açılan soruşturma 2 yıl sonra takipsizlikle sonuçlandı. Takipsizlik kararına yapılan itiraz da reddedildi. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi’ ne bireysel başvuru yapıldı.

    GALATASARAY’DAN VAZGEÇMEYECEĞİZ

    Kamu görevlilerin sorumlulukları altında meydana gelen ölümler veya kaybetmelerde suça karışanların hesap vermelerini sağlamak devletin görevidir. Murat Yıldız’ın gözaltında kaybedilmesiyle ilgili yürütülen adli süreç, maddi gerçeği açığa çıkarılmadı. Faillerin cezalandırılmasını sağlamadı. Mahkemenin verdiği karar, yaşam hakkını koruyan ulusal ve uluslararası hukukun ihlali suretiyle verildi. Bu yüzden Anayasa Mahkemesi, dosyada devam eden ihlali ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yolunu açmalıdır. Kaç yıl geçerse geçsin, Murat Yıldız için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmakta, 183 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

     

     

  • Cumartesi Annesi Yıldız: 19 yaşında bin bir emekle büyüttüğüm evladıma ne yaptınız?

    Cumartesi Annesi Yıldız: 19 yaşında bin bir emekle büyüttüğüm evladıma ne yaptınız?

    Cumartesi Anneleri 778’inci haftada da bir araya geldi. Anneler bu hafta Murat Yıldız’ın akıbetini sordu: “Ey adalet sarayında adalet teslim etmek için oturanlar bu anaların sesini duyuyor musunuz?”

    İçişleri Bakanlığı ve Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından Galatasaray Meydanı’ndaki oturma eylemleri 700’üncü haftadan beri yasaklanan Cumartesi Anneleri adalet talepleri için 778’inci kez bir araya geldi ve gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın akıbetini sordu. Bu hafta İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde yapılan açıklamaya CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve HDP Milletvekilleri Oya Ersoy ile Musa Piroğlu katıldı.

    “BÖYLE BİR SİYASİ İRADE YOK”

    Gazete Duvar’dan Hacı Bişkin’in haberine göre bu haftaki açıklamayı gözaltında kayıp yakını Sebla Arcan yaptı. Arcan şunları söyledi:

    “Geçmişteki travmatik etkiye sahip yaşanmışlıklar yalnız bireysel bellekte değil, toplumsal bellekte de derin izler bırakır. Biliyoruz ki gözaltında kaybetme gerçeğinin devlet tarafından kabul edilmesi ve lanetleme iradesi Türkiye’de toplumsal barışın ve demokratikleşmenin önünü açacaktır. Ancak Türkiye’de böyle bir siyasi irade yok. Bizim hakikate ve adalete ulaşma hakkımızı engelleyen bir iktidar var. 79 haftadır ifade özgürlüğü ve barışçıl toplanma hakkımızı kullanmamız bile engelleniyor.”

    “ÖLÜ MÜYÜM DİRİ MİYİM, NE YAŞIYORUM BİLİYOR MUSUN?”

    Kendi elleriyle oğlu Murat Yıldız’ı karakola götürdükten sonra bir daha kendisinden haber alamayan Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız da şunları söyledi: “Oğlumu en son arabayla iş yerime getirdiklerinde gördüm. O kadar dövmüşlerdi ki gözleri kan çanağıydı. Düşünün ki bir anne adaletinize güveniyor ve kötülük bir daha yaşanmasın diye oğlunu size getiriyor ve 25 yıldır da kendisinden haber alamıyor.”

    Yıldız şöyle devam etti:

    “Bir bakın ne Müslümanlığa ne de insanlığa sığacak bir şey mi? Buradaki insanların hepsi tertemiz ama sizin yüzünüz kara, elleriniz kanlı. Şimdi bunlar bu ülkeyi birbirleriyle paylaşıyorlar; bize ise Galatasaray Meydanı’nı yasaklıyorlar. Bize bir mezar yerini layık görüyorlar. Burada polis Şah İsmail Öztürk’e sesleniyorum; hani bana bir şey dedi ve o hep içimde yara oldu, dedi ki ‘keşke benim yanımda olsaydı burnu bile kanamazdı’ peki savcılar neden harekete geçmiyor? Ben 25 yıldır bir savcının bana el uzatmasını bekliyorum. Şimdi de utanmadan beni arayıp güvenliğimi almak istediğinizi söylüyorsunuz. Ya Allah aşkına ben 19 yaşında gözlerimden dahi sakındığım, bir tokat bile atmadığım bir evladımı size getirdim güvenliğini sağlamanız için. Şimdi sen benim güvenliğimi sağlasan ne olur, sağlamasan ne olur. Zaten ölü müyüm diri miyim, ne yaşıyorum biliyor musun?”

    “BENİM İÇİMDEKİ ATEŞİ GÖZYAŞLARIMLA SİLME DERDİM VAR”

    Yıldız sık sık fenalaştığı konuşmasını, Cumartesi Anneleri’ni polis ablukasına aldırtanlara “Biraz insan olun” diyerek şu şekilde tamamladı: “Adınız büyük, isminiz büyük ama benim önümde siz küçüksünüz. Benim önümde insan değilsiniz. Bunu iyi bilin. 19 yaşında bin bir emekle büyüttüğüm evladıma ne yaptınız? Mezarı nerede? Onun akıbetini bana açıklamak gibi bir derdiniz yok mu? Ama benim sorma derdim var. Benim içimdeki ateşi gözyaşlarımla silme derdim var” dedi.

    “ASIL ACI, ANALARIN ACILARINI YARIŞTIRMAK”

    Gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır da, Diyarbakır’da HDP binası önünde oturarak çocuklarını arayan annelerle Cumartesi Anneleri’ne aynı yaklaşımın sergilenmediğini söyledi. Kırbayır, “Bugünümüz dünümüzden beter. Keşke anneme, ‘Cemil’in mezarını getirdik, kucağına verdik’ diyebilseydim. Ama diyemiyoruz. Asıl acı anaların acılarını yarıştırmak. Diyarbakır anaları da evlatları için oturdu. Ne yazık ki Diyarbakır analarının gözyaşlarını siliyorlar. Bu ne yaman çelişkidir. Gözyaşının rengini değiştirdiniz. Ey adalet sarayında adalet teslim etmek için oturanlar bu anaların sesini duyuyor musunuz?” dedi.

  • Cumartesi Anneleri’nden Güzel Şahin, 2. yılında mezarı başında anıldı-VİDEO

    Cumartesi Anneleri’nden Güzel Şahin, 2. yılında mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin eylemi başta olmak üzere hak arama eylemlerinin önemli isimlerinden Güzel Şahin, ölümünün 2. yılında İstanbul Gülsuyu’ndaki mezarı başında anıldı.

    Haberin videosu

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Cumartesi annelerinden Güzel Şahin’in ölümünün 2. yıldönümden dolayı İstanbul Gülsuyu’nda bugün saat 13:00’te mezarı başında anma gerçekleştirdi.  Anmaya Güzel Şahin Ana’nın ailesi, Cumartesi Anneleri, sevdikleri ve yoldaşları katıldı. Anma bir dakikalık saygı duruşu ile başladı.

    Saygı duruşuyla başlayan anmaya katılanlar Güzel Ana’yla ilgili son yaşadıklarını paylaştılar.

    İlk sözü alan İHD İstanbul Şubesi Yöneticilerinden Leman Yurtsever, “Güzel Anne diğer anneler gibi çocukları için mücadele ederken aslında mücadelesini bir insanlık mücadelesine dönüştüren annelerden biriydi. Güzel Anne ödün vermeden, vazgeçmeden hep meydanlardaydı. Onun bıraktığı yerden mücadelemize devam edeceğiz. Onların onurlu mücadelesini sürdüreceğiz. Demokrasi için, barış için insan hakları için hak ve özgürlükler için mücadelemize devam edeceğiz “dedi.

    “MÜCADELEDEN HİÇBİR ZAMAN VAZGEÇMEYEN BİR ANNEYDİ”

    Cumartesi annelerinden Hanım Tosun ise, “Güzel Anne unutmayacağız. Güzel Anne benim için çok çok önemli birisidir. Güzel Anne ile Galatasaray Lisesi önünden tut cezaevleri kapılarına kadar 24 yıl birlikte mücadele ettik. İyi günlerimizde oldu kötü günlerimizde de oldu. Ama mücadeleden hiçbir zaman vazgeçmeyen bir anneydi” diye konuştu.

    Tosun’dan sonra söz alan Cumartesi Annelerinden Hanife Yıldız ise, “Ben sizin arkanızdan sizden sonra bugünlere geldim. Sizin izinizde, sizin gölgenizde sizin mücadelenizi sizin kadar olmasa da devam ettireceğim” şeklinde konuştu.

    “HAKSIZLIĞA VE ZULME KARŞI DİRENENLERE SES OLMUŞTUR”

    Güzel Şahin’in kızı Meral Nergiz Şahin ise sürgündeki çocuklarının gönderdiği mektubu okuyarak şunları kaydetti:

    “Bugün aramızdan fiziki olarak ayrılan Güzel Anamızın 2. yıldönümü içinde yaşadığımız koşullar nedeniyle böylesi anlamlı etkinliğe çocukları olarak katılamamamız bizlerde hüzün ve burukluk yaratsa da, bizler çok iyi biliyoruz ki, fiziksel ayrılıklar tali ayrılıklardır. Asıl olan bilincin ve yüreğin aynı ateşin yalımlarıyla titreşmesidir.

    İHD’nin yapmış olduğu bu etkinliğe katılım sağlamış olanlar ve koşullarından kaynaklı katılamayıp ancak yürekleri ve direnç dolu iletileri ile yanımızda hissettiklerimiz Güzel Anamızın yol arkadaşları ve çocuklarıdır.

    Güzel Anamız her türlü grupçuluğa, ayrımcılığa, oportünizme, kavga kaçkınlığına karşı yüzünü düşmana dönenlerin mihenk taşı olurken, haksızlığa ve zulme karşı direnenlere de ses olmuştur. Bu anlamda ona ve onun yaşamına dair yazacağımız her cümle bir yanıyla eksik kalacaktır.

    Bizler Güzel Anamızın çocukları olarak, başta böyle bir etkinliğe önderlik ettiği için İHD ve onun bileşenleri Cumartesi Analarımızı, kurumlarımızı, içindeki umut ışığını hiç söndürmeyen ötekilerimizi, sürgün yüreklerimiz ile selamlayıp kucaklıyoruz. Ve ant olsun ki, o sıkılı yumruğu Devrim ile taçlandırana dek rehberimiz olmaya devam edecektir. Selam olsun evimizin, barkımızın, yüreğimizin öncüsü, komutanı Güzel Anamıza.”

    “AMASIZ, FAKATSIZ İRADESİNİ SAVUNMASINI ÖNEMSİYORUM”

    Son olarak konuşan Cumartesi İnsanlarından Hasan Ocak’ın abisi Ali Ocak ise, “Benim Güzel Ana’dan öğrendiğim en güzel şey zulme, haksızlığa, yanlışlığa ve nerede bir itiraz varsa orada olmasıydı. Amasız, fakatsız iradesini sahiplenmesini çok önemsiyorum. Bu güzel Ana’dan aldığımız en güzel mirastır. Bence her devrimcinin, her mücadele eden insanın öğrenmesi gereken en önemli değer budur. Bunu yaşatmaya davet ediyorum herkesi” dedi.

    Anma, lokmaların paylaştırılmasıyla ile sona erdi.

    Sabri MERAL/İSTANBUL

     

     

     

     

  • Cumartesi Anneleri 752. haftada Konca Kuriş için adalet istedi-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 752. haftada Konca Kuriş için adalet istedi-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri eylemlerinin 752. haftasında Hizbullah tarafından kaçırılıp 38 gün işkence gördükten sonra vahşice katledilen Konca Kuriş için adalet istedi.

    Haberin Videosu

    Cumartesi Annelerinin sembolü olan Galatasaray Meydanı’nın yasaklanması üzerinden tam bir yıl geçti. Cumartesi Anneleri bu haftaki eylemini de İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu sokakta gerçekleştirdi. Açıklamada geçtiğimiz gün hayatını kaybeden 39 yıldır oğlu Hayrettin Eren için mücadele veren Cumartesi Annesi Elmas Eren de anıldı.

    Bu haftaki basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kız kardeşi Maside Ocak okudu. Ocak Hizbullah tarafından öldürülen Konca Kuriş ile ilgili şu bilgileri paylaştı:

    “AĞIR TEHDİTLERİN HEDEFİYDİ”

    “37 yaşındaki 5 çocuk annesi Konca Kuriş Mersin’de yaşıyordu. Mütedeyyin bir kadındı. 90’lı yıllarda din adına kadın haklarının ihlal edilmesine itiraz ediyor, cinsiyetle ilgili baskı ve sömürüyü sorguluyordu. Cesur söylemi onu ana akım medyada popüler hale getirirken ağır tehditlerin de hedefi yapmıştı. Konca Kuriş, 1998 yılının 16 Temmuz’u 17 Temmuz’a bağlayan gece, evinin önünde eşini silahla etkisiz hale getiren 3 kişi tarafından kaçırıldı. Kuriş’i kaçıranlardan biri görgü tanıkları tarafından belirlenmesine rağmen bu kişinin yalnızca ifadesi alınıp serbest bırakıldı. Tüm arama çalışmalarına rağmen kendisinden haber alınamadı.

    “CANSIZ BEDENİNE 555 GÜN SONRA ULAŞILDI”

    Bir dönem devletin açıkça desteklediği, işlediği vahşi suçları cezasız bıraktığı Hizbullaha, 2000 yılında bir polis operasyonu gerçekleştirildi. Kanlı örgüt devlet açısından işlevini tamamlamıştı. Bu operasyonda Konca Kuriş’in izine rastlandı. Yakalananlardan biri Kuriş’in kaçırılması talimatını veren Hizbullah yöneticisiydi. Bu kişi polis sorgusunda Konca Kuriş’in Konya Meram’daki bir Hizbullah evinde aylarca tutulduğunu, 38 gün işkence gördüğünü, vahşice öldürüldükten sonra evin bodrumuna gömüldüğünü itiraf etti. Ailesi 555 gün sonra Konca Kuriş’in cansız bedenine ulaştı. Diş protezinden kendisini teşhis etti. Onu katledip bedenini kaybedenlerin de içinde olduğu Hizbullah sanıklarına verilen hapis cezasında ‘iyi hal’ indirimi yapıldı. 2011 yılında Yargıtay kararıyla yüzlerce vahşi cinayetin sanığı olan bu kişiler, uzun tutukluluk gerekçesiyle uluslararası hukuk göz ardı edilerek salıverildi. Tahliye sonrasında adli kontrol takibi yapılmayan Hizbullah’ın beyin takımını oluşturan sanıklar, kayıplara karıştı. Konca Kuriş için adalet sağlanmadı. Onu kaçırarak, işkence ile öldürenler, bedenini 555 gün boyunca kaybedenler hak ettikleri biçimde cezalandırılmadı.”

    “GALATASARAY’I GASP EDENLER BUGÜN HALKIN İRADESİNİ DE GASP ETTİLER”

    Ocak, son olarak şunları söyledi:

    “Galatasaray’ı bizden gasp edenler bugün de Mardin, Diyarbakır ve Van’da demokrasinin ilk şartı olan halkın iradesini gasp ettiler. Bu hukuksuzluğu eleştirmek için toplantı ve gösteri hakkını kullanmak isteyen yurttaşlara, güvenlik güçleri bize yaşatıldığı gibi doğrudan işkence niteliğinde müdahalede bulundu. İktidar; sistematik bir politika haline getirdiği ağır insan hakları ihlallerine ilişkin eleştirileri ve açıklamaları susturmak için, ülkeyi adeta bir işkence mekanına dönüştürdü. Türkiye iktidarın denetimsiz ve adaletsiz güç kullanımının felaketini yaşıyor. Susarak, itiraz etmeyerek bu felaketin suç ortağı olmayacağız.”

    “KURİŞ KATLEDİLEN İLK VE TEK MÜSLÜMAN BAŞÖRTÜLÜ FEMİNİSTTİ”

    Kuriş’in arkadaşlarından HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, şunları belirtti:

    “Kuriş, Müslüman başörtülü bir feministti. Kuriş’in sesi hala kulağımızda. Kadınca duruşunu gördüğümüz ilklerden biriydi. Erkekçi, dinci yapıların hazmedemediği bu kadın kimliğiydi. Bugüne geldiğimizde Konca Kuriş’in muhalefet ettiği egemenci erkekçi bu zihniyeti nerelere getirdiğini hepimiz görüyoruz. İşte bu zihniyetle kayyımın işgal ettiği yerlerde hedef alınan ilk yer kadın emeği ve kadın mücadelesiydi.

    Kayyımlarla atanan kadın emekleri ve temsiliyeti başta olmak üzere kadın cinayetlerinden Emine Bulut hadisesi yüreğimizi yakmıştır. Konca Kuriş bugün yaşasaydı dini istismar eden bu zihniyete karşı bugün de mücadelesini vermeye devam edecekti. Katillerin aklanmasına itirazımız var. Bugün Konca Kuriş’i katleden katillerden hiçbiri cezaevinde değil. Konca Kuriş’in ve bütün kadın katillerinin de hesap vermesinin peşinde olacağız. Yıllardır Konca Kuriş’i unutmayan tekbir kurum oldu: Cumartesi Anneleri. Bütün kadın düşmanlarının hesap vermesi için birlikte mücadele edeceğiz.”

    “ANNEM 47 YAŞINDAN SONRA BU ÜLKEYİ TANIDI”

    Geçtiğimiz günlerde son yolculuğuna uğurlanan Cumartesi Annesi Elmas Eren’in kızı İkbal Eren, annesi için şunları söyledi:

    “Annemin beş evladı vardı. Annem devletine çok güveniyordu ama 1980’de annemin bir evladını devlet çaldı. Annemin 80’den sonra hayatında başka bir dönüm vardı. O gün 47 yaşındaydı annem… O çok güvendiği devlet kapıları birer birer yüzüne kapandı. Annem 47 yaşından sonra bu ülkeyi tanıdı. Bize mücadeleyi öğretti. 1995’ten sonra Cumartesi Annesi oldu. Annem umudunu hiç yitirmedi. Mücadelesinden hiç vazgeçmedi. Biz buradan annelerimizi, babalarımızı bu şekilde uğurluyoruz. Berfo Anne, Kiraz Şahin… Devletten alacaklı olarak gittiler. Artık biz onların mücadelesinin devamıyız. Asla vazgeçmeyeceğiz.”

    “GÖZÜN ARKADA KALMASIN ELMAS’IM, ÇOCUKLARIN BANA EMANET”

    Daha sonra gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak‘ın, yaşamını yitiren Elmas Eren için gönderdiği mesaj okundu. Ocak mesajında, “Çocuklarım, kardeşlerim, arkadaşlarım. 24 yıldır acımızla birlikte baş etmeye çalıştığımız, birlikte ağladığımız, adaletin sağlanması için yan yana diz çürüttüğümüz yoldaşım Elmas’ın ardından, bugün yanınızda olup birlikte ona uğurlar olsun demeyi isterdim. Sağlık sorunlarımdan dolayı aranızda değilim. Arkadaşım Elmas’ı kaybettiğimiz günden beri hiçbir yere sığamıyorum. Devleti yönetenler hesap vermemek için hepimizin ölmesini bekliyor ama bir gün mutlaka hesap verecekler. Çünkü biz anneler ölsek bile, çocuklarımız, torunlarımız ve mücadele arkadaşlarımız kayıplar bulunup, adalete ulaşıncaya kadar susmayacaklar. Gözün arkada kalmasın Elmas’ım, çocukların bana emanet. Rahat uyu Elmas’ım, Hayrettin’i son nefesim kadar unutturmayacağım. Elmas’ım, Bir yıldır bizim olan, kayıplarımızın olan meydana gidemiyoruz diye yüreğin parçalanıyordu ya. Sana söz o meydanda fotoğraflarımızı taşıyana kadar vazgeçmeyeceğim, vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    ELMAS ANNENİN BIRAKTIĞI MİRAS: UMUT

    Son olarak tekrar söz alan Maside Ocak, şunları ifade etti: “Elmas anne bundan birkaç yıl önce Galatasaray Meydanı’nda olan biz evlatlarına birer tane şal örmüştü. ‘Bana bir şey olursa. Benden size hatıra kalsın’ demişti.  Bu ülkede cezasızlığın önünde bir kalkan varsa, bizlerin önünde bir kalkan varsa, bizim Galatasaray’a gidişimizi engelleyenler varsa, bizimde Elmas annenin ardından bize bıraktığı miras olan umut var. Bizimde Elmas annenin bıraktığı inancımız var. Bizim ne ellerimiz, ne gözlerimiz Elmas annenin ardından yalnız kalmayacak. Ve sizden, kaybedenlerden hesap sormaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: Aradığımız adalet bir gün size de lazım olacak-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Aradığımız adalet bir gün size de lazım olacak-VİDEO

    PİRHA- Kaybedilen yakınlarının akıbetini öğrenmek için 749 haftadır bir araya gelen Cumartesi Anneleri, “Bu aradığımız adalet yarın öbür gün size de lazım olacak. İlk oturduğumuzda herkes için adalet dedik. ‘Siz kimsiniz de bizim için adalet istiyorsunuz’ dediler ama bugün bakın onlar da adalet arıyor” dedi. 

    Cumartesi Anneleri, 24 yıl önce kaybedilen Abdurrahim Demir’in akıbetini sormak için 749. haftasında Galatasaray Meydanı’ndaki eylem yasağından dolayı eylemini Çukurluçeşme Sokak’ta bulunan İHD İstanbul Şubesi önünde gerçekleştirdi. Gözaltında kaybedilenlerin fotoğraflarının taşındığı eyleme bu hafta CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, ESP Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü ve çok sayıda yurttaş destek verdi.

    Bu haftaki basın metnini kayıp yakını Maside Ocak okudu. Ocak, “28 Temmuz 2019 tarihinde, 07 ve 21 Şubat tarihleri arasında zorla kaçırılan 6 kişiden Yasin Ugan, Özgür Kaya, Erkan Irmak ve Salim Zeybek’in Ankara Emniyeti’nde olduğu ailelerine bildirildi. Mustafa Yılmaz ve Gökhan Türkmen’den ise hala haber alınamıyor. Söz konusu 6 kişi, aynı tip Transportter araçlarla ve tanık beyanlarına göre kendilerini kamu görevlisi olarak tanıtan kişiler tarafından zorla kaçırılmışlardı. Bu ağır ithamlara karşı yetkililer, gözaltında oldukları kabul edilen 4 kişinin bugüne kadar nerede oldukları ve ne tür uygulamalara maruz kaldıklarına dair kamuoyuna hiçbir açıklama yapmadı” dedi.

    Adalet Bakanı Gül’e ve adli makamlara çağrı yapan Ocak, şunları söyledi:

    “Şubat ayından bu yana nerede oldukları bilinmeyen Yasin Ugan, Özgür Kaya, Erkan Irmak ve Salim Zeybek’in kaçırılma vakalarının etkin bir biçimde ve maddi gerçeği açığa çıkartacak şekilde soruşturulmasını sağlama görevinizi yerine getirin. Kendilerinden haber alınamayan, yaşamlarını tehdit eden koşullar altında kaybedilmeye çalışıldıklarına dair kuvvetli şüphe bulunan, Mustafa Yılmaz ve Gökhan Türkmen’in nerede oldukları konusunda etkin bir soruşturma yürütülerek, ailelerine bilgi verilmesini sağlama görevinizi yerine getirin.”

    “BİZ BÖYLE BİRİNİ ALMADIK”

    Bu hafta Abdurrahim Demir’in akıbetini soracaklarını söyleyen Ocak, şunları söyledi:

    “Askerliğini bitirip köyüne dönen Abdurrahim Demir, 17 Ağustos 1995 tarihinde Mardin Ömerli’deki evinden, Adana’daki akrabalarının yanına gitmek için yola çıktı. Mardin Kızıltepe Şavalet noktasında kimlik kontrolü için durdurulan otobüsten indirilen Abdurrahim, askerlerce gözaltına alındı. Gözaltına alındığına tanıklık edenler Demir Ailesine Abdurrahim’in, Şavalet Jandarma Karakolu’na götürüldüğünü söyledi. Şavalet Karakoluna giden Demir Ailesine ‘Biz böyle birini almadık’ cevabı verildi. Mardin Emniyeti ise ‘Abdurrahim pasaport çıkartıp, Fransa’ya garson olarak gitti.’ açıklamasıyla gerçeğin üstünü kapatmaya çalıştı. Demir Ailesi ‘bu işin peşini bırakın’ diye tehdit edildi.”

    “SORUMLULARIN YARGILANMASINI İSTİYORUZ”

    Ailesinin yaptığı tüm girişimlerin sonuçsuz kaldığını belirten Ocak, Demir’den bir daha haber alınamadığını kaydetti.

    Annesi Kesriye Demir’in oğlunu 20 yıl boyunca aradığını ifade eden Ocak, sözlerini şöyle sürdürdü: “Oğlunu bulamadan, akıbetini öğrenemeden aramızdan ayrıldı. ‘Kardeşimi bulamadım, annemin yüzüne bakamıyorum’ diyen ve 27 Ocak 2018’de Galatasaray Meydanı’ndan uğurladığımız Mehmet Demir yerine bugün soruyoruz ‘Abdurrahim’e ne oldu?’ Abdurrahim Demir’in kaybedilmesinden sorumlu olanların yargılanmalarını ve cezalandırılmalarını istiyoruz.”

    Ocak, sözlerini kayıplarının akıbetini sormaktan ve Galatasaray’dan vazgeçmeyeceklerini vurgulayarak sonlandırdı.

    “SİZ O TEŞKİLATLARLA KİME SALDIRIYORSUNUZ”

    Eylemde söz alan 1995 yılında gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın Annesi Hanife Yıldız, ülkede olan şeylerin garip olduğunu söyleyerek şunları dile getirdi:

    “Bundan 2 hafta önce 6 kayıp kişinin aileleri geldi buraya. Daha sonra gece aranarak ‘kayıplarınız emniyette’ dediler. Sanki bu insanlar eşyaydı da çıkardılar. Bu insanların aileleri yok mu, o zaman içerisinde o insanların nasıl yaşadığının hesabını kim verecek? Kesire ve Mehmet kayıpların akıbetini öğrenmeden aramızdan ayrıldı. Biz ‘annelerimizin, insanların yüzüne nasıl bakacağız?’ diye düşünürken; buradaki polisler de bizim yüzümüze utanmadan bakıyorlar. Siz o teçhizatla kime saldırıyorsunuz? Bizim meydanımızın kime zararı oldu? 24 yıldır benim evladımı aldınız. Sizin anneniz de var, beni anlatın; ‘bize böyle bir şey yapsalar siz ne yaparsınız?’ diye sorun. Bu aradığımız adalet size de lazım olacak. Daha önce bizi gözaltına alanlar cezaevlerinde adalet arıyor.”

    “AİLELERE BASKI YAPMAKTAN VAZGEÇİN”

    CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise şunları söyledi:

    “150 günden fazla 6 yurttaş zorla kaybedilmişlerdi. 2 hafta önce de eşleri buraya gelmişti, akıbetlerini sormuştuk. 4 kişinin ailesi geçtiğimiz hafta aranarak kayıplarının TEM’de olduğu bildirildi. Emniyetten yapılan açıklamaya göre; GBT’de arama kayıtları oldukları için gözaltına alındılar. Soruşturmayı yürüten savcı, gözaltındakilerin avukatlarla görüşmesine izin vermiyor. Sadece aileleri ile görüşme sağlandı ama onda da aileleri tehdit ederek hak aramalarını istemiyorlar. 150 gündür kayıp olan yurttaşların ailelerine ‘AİHM’e başvurunuzu geri çekin, milletvekilleri ile görüşmeyin’ diyorlar. Savcı ‘avukat istemiyorlar’ diyor, bu insanların avukat istememeleri olağan dışı. Belki o polislerin zorla kaybedilmede suçu yoktu ama ailelere baskı yapmaktan vazgeçin. Bunun hesabı sorulur, bu suçların zaman aşımı yoktur. Soruşturmayı doğru yürütmeyen savcıyı bu soruşturmadan alın. Bu yurttaşların hekimlerce muayene edilmesini sağlayın. Bunları yapmazsanız suç işlemeye devam edersiniz. Ayırca hala haber alınamayan Mustafa Yılmaz ve Gökhan Türkmen nerede?”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Abdulkadir Çelikbilek dosyasında adalet sağlansın’-VİDEO

    ‘Abdulkadir Çelikbilek dosyasında adalet sağlansın’-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 742’nci haftasında gözaltında kaybedilen ve daha sonra cenazesi bulunan Abdulkadir Çelikbilek’in faillerini sorarak, “Uzun yıllardır sürüncemede bırakılan dava bu suç ikliminin bütün aktörlerini kapsayarak, evrensel hukuka uygun bir biçimde sonuçlandırılmalı ve adalet sağlanmalıdır” dedi.

    Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerinin 742’nci haftasında İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde bir araya geldi. 43 haftadır polis ablukası altında gerçekleşen eylemin bu haftasında Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Oya Ersoy, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Kani Beko ve çok sayıda yurttaş destek verdi. Aileler, üzerinde kayıpların fotoğraflarının olduğu tişörtler giyerek, kayıpların fotoğrafları ve kırmızı karanfil taşıdı.

    Bu haftaki eylemde, 14 Aralık 1994’te Diyarbakır’da gözaltına alınan ve 21 Aralık 1994’te işkence edilmiş cenazesi bulunan Abdulkadir Çelikbilek’in failleri soruldu, adalet beklentisi yinelendi.

    “AİLENİN BAŞVURULARI SONUÇSUZ KALDI”

    Haftanın basın metnini İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon Üyesi Sebla Arcan okudu. Abdulkadir Çelikbilek için adaletin sağlanmasını isteyen Arcan, “14 Aralık 1994 tarihinde Diyarbakır şehir merkezinde bulunan Esnaflar Kahvehanesine gitti. On dakika kadar sonra içinde dört sivil görevlinin bulunduğu beyaz bir Toros araba kahvehanenin önünde durdu. Araçtan inen silahlı iki kişi kahvehaneye girdi. Abdulkadir kahvehaneden ayrılınca onlar da çıktı ve kısa bir süre takip ettikten sonra Abdulkadir’i zorla Beyaz Toros’a bindirdiler. Olaya tanık olan kişiler durumu Çelikbilek ailesine bildirdi. Ailenin yaptığı başvurular sonuçsuz kaldı; Çelikbilek’in gözaltına alındığı inkar edildi” dedi.

    “İÇ HUKUKTAN SONUÇ ALINAMADI”

    21 Aralık 1994 tarihinde Çelikbilek’in ağır işkence görmüş bedeni Diyarbakır’da Mardinkapı Mezarlığı’nın dışında bir çöp yığını içinde elleri arkadan bağlı halde bulunduğuna belirten Arcan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “JİTEM mensubu Abdulkadir Aygan olayın nasıl gerçekleştiğini detaylarıyla anlattı. Savcılık iddianamesinde de yer alan beyanında Aygan, ‘Abdulkadir Çelikbilek’i kaçakçılık yapıyor ve örgüte finans sağlıyor suçlamasıyla Diyarbakır postanesi civarında Toros arabaya bindirdik. Olayda ben, Kemal Emlük, uzman çavuş Abdulkadir Uğur, uzman çavuş Uğur Yüksel vardı. JİTEM’e götürdük. Buradaki sorgusunda üzerinden hiç para çıkmadı, yoksul bir adamdı, bizde de şüphe olmuştu; ama bir defa almıştık. JİTEM alınca sağ bırakmaz. Şehmuz kod adlı uzman çavuş Uğur Yüksel onu boğarak öldürdü. Beyaz Station arabanın arka kısmına Çelikbilek’in cesedi atıldı. JİTEM tim komutanı Tunay Yanardağ da oradaydı. Ardından ceset Mardinkapı’daki Mezarlığın duvarının yanına atıldı.’ dedi. Çelikbilek’in nasıl ve kimler tarafından gözaltına alındığı, işkenceyle sorgulanıp gözaltında katledildiği, suça iştirak eden JİTEM mensubu tarafından açıklanmasına rağmen bugüne kadar iç hukuktan bir sonuç alınamadı.”

    “ETKİLİ BİR SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMEDİ”

    Davanın AİHM’e taşındığını dile getiren Arcan, şunları belirtti: “AİHM’e taşınan davada mahkeme, hükümetin Abdulkadir Çelikbilek’in ölümüne ilişkin açıklamada bulunmadığını, polisler hakkında gerekli soruşturmaların yürütülmediğini ve dosyadaki bilgilerin AİHM’den gizlendiğini kaydetti. 31 Mayıs 2005 tarihinde AİHM; hükümetin, Abdulkadir Çelikbilek’in gözaltında ölümünden sorumlu olduğu ve yetkili makamların etkili bir soruşturma yürütmediği sonucuna vararak Türkiye’yi mahkum etti.”

    Abdulkadir Çelikbilek’in Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Musa Anter ve JİTEM Ana Davası’nın 13 maktulünden biri olduğunu kaydeden Arcan, “Uzun yıllardır sürüncemede bırakılan dava bu suç ikliminin bütün aktörlerini kapsayarak evrensel hukuka uygun bir biçimde sonuçlandırılmalı ve adalet sağlanmalıdır.” diye konuştu.

    “ALANIMIZDAN VAZGEÇMİYORUZ”

    Açıklamanın ardından 23 Şubat 1995’te gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız söz aldı. 43 haftadır eylemlerinin engellendiğini hatırlatan Yıldız, Valiye seslenerek “Yasağı buradan kaldırın. Bizi polisle karşı karşıya getirmeyin” dedi. Yıldız, “Daha önce acımı derinleştirerek bana ‘şov yapıyorlar’ diyen polis tren faciasında da aynı şeyi söyledi. Onları insanlığa çağırıyoruz” diye belirtti.

    Eylem yapılan konuşmaların ardından sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 741. haftasında: Adalet dar sokaklarda olmuyor-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 741. haftasında: Adalet dar sokaklarda olmuyor-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 741’inci hafta oturumunda kayıp yakınları 12 Eylül darbesinin ardından Antep’te ev baskınında gözaltına alınan ve askeri mahkemedeki yargılamanın ardından idam edilen Veysel Güney için adalet talebiyle buluştu.

    Galatasaray Meydanı’ndaki eylem yasakları nedeniyle Çukurluçeşme Sokak’ta bulunan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde yoğun polis ablukası altında bir araya gelen kayıp yakınları, ellerinde karanfiller ve kaybedilen yakınlarının fotoğraflarını taşıdı.

    Cumartesi Annelerine Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekilleri Oya Ersoy, Zeynel Özen ve Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖDP) Başkanlar Kurulu’ndan Alper Taş da destek verdi.

    “TÜRKİYE DERİN BİR HUKUK VE DEMOKRASİ KRİZİ YAŞIYOR”

    Haftanın basın açıklamasını Cumartesi Annelerinden kayıp yakını Serpil Taşkaya okudu. “AKP iktidarının yürüttüğü politikalar sonucunda Türkiye, derin bir hukuk ve demokrasi krizi yaşıyor” diyerek sözlerine başlayan Taşkaya, Türkiye’de iktidarlar değişse bile toplumsal travmalara yol açan yaygın insan hakları ihlalleri ve cezasızlığın devam ettiğini söyledi.

    “GEREKLİ ADIMLARI ATMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Taşkaya, “Bu hafta iktidardan iktidara devreden bir hukuksuzluk, kuşaktan kuşağa devam eden bir mücadele dosyası ile kamuoyunun karşısındayız. Bugün Veysel Güney’i unutmadık diyerek buluştuk. Devleti yönetenleri 12 Eylül’ün suçlarını ve suçlularını korumaktan vazgeçerek Veysel Güney’in 38 yıldır gizlenen mezar yerinin tespit edilmesi için gerekli adımları atmaya çağırıyoruz. Oğluna kavuşmaya ömrü yetmeyen Zeynep Güney’in bıraktığı yerden Veysel’i arama ve faillerini tarihin lanetliler sayfasına kaydetme mücadelemizi sürdüreceğiz. Kayıplarımızdan ve Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.” diye konuştu.

    “SORUMLULAR YARGILANSIN”

    “Veysel’in idamından ve kaybedilmesinden; başta Kenan Evren olmak üzere, 12 Eylül’ün tüm asker ve sivil unsurları, Gaziantep Sıkıyönetim Komutanı General Şahabettin Balkan, Veysel’in bedenini tutanakla teslim alan Yüzbaşı Burhan Erdem sorumludur” diyen Taşkaya, “Veysel Güney’in idamı ve bedeninin kaybedilmesi insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve zaman aşımına tabi değildir. Adli makamları; etkili bir soruşturma ve kovuşturma yaparak, Veysel Güney’in idamı ve kaybedilmesi ile ilgili karar alma ve uygulama mekanizmalarında yer almış tüm devlet görevlilerinin cezalandırılmasını sağlayacak hukuki bir süreci başlatmaya çağırıyoruz” dedi.

    “DEMOKRASİ DAR SOKAKLARDA OLMUYOR”

    Taşkaya’nın ardından gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız konuştu. Yıldız, “Kayıplarımızı ve toprağa verdiğimiz arkadaşlarımızın önlerinde saygı ile eğiliyorum. Geçen hafta bir paket açıldı. Demokrasi, ‘herkes kendisini özgür ifade edebilir’ diyorlardı. Biz de dedik ki ‘Galatasaray Meydanı açılır. Biz de sesimizi duyururuz’ dedik. Ne yazık ki demokrasi böyle dar sokaklarda olmuyor. Galatasaray Lisesi önünde ve burada olan bize emek veren tüm insanları en içten duygularımla selamlıyorum. Ben herhangi bir siyasi partiye üye değilim. Biz adalet aradığımız için nerede bir adalet konuşulacak hak arama varsa onları takip ediyoruz. ‘Kardeşim’ diyorlar ‘burada Diyarbakırlılar var.’ Bunlar neden sizin kardeşiniz değiller? Zaten onların kardeşliği ile bizim kardeşliğimiz arasında dağlar var” dedi.

    “ACI VE YAS İÇİNDEYİZ”

    “Bayramların gelip geçtiğini herkesin öyle ya da böyle bayram ettiğini kendilerinin ise acı ve yas içinde olduğunu kaydeden Yıldız, “Gözlerimiz yollarda ya devletten ya hükümetten bir ses duyarız diye bekliyoruz ne yazık ki biz bayramları bayram gibi yaşamıyoruz. Biz intikam peşinde değiliz. Bizim ne aradığımızı herkes iyi biliyor, devlet de iyi biliyor. Ama ne yazık ki bu zulmü yaşatmaya devam ediyor. Galatasaray Lisesi önünden vazgeçmeyeceğiz. Eğer demokrasiden özgürlükten bahsediliyorsa bizim alanımızı açsınlar bizim sesimizi duyursunlar. Halka sesleniyorum bizim yanımızda olun bizim sesimizi duyun.” dedi.

    “BİZE BU ACILARI YAŞATANLAR YARGILANSIN”

    Yıldız’ın ardından Veysel Güney’in ailesi adına Doğan Güney söz aldı. Güney şunları söyledi:

    “Bundan tam 38 yıl önce amcam adaletsiz ve suçsuz bir şekilde devlet tarafından katledildi. Ve bir anneyi ve evladının mezarına muhtaç hala getirdiler. Bundan 38 yıl önce annemin acısı hiç bir şekilde dinmedi. Burada Galatasaray Lisesi’nde ilk ağıtlarını yaktı, sesini duyurdu. Son nefesine kadar da kendi mezarına evladının eşyalarıyla gömülmekti isteği. Bir anneyi bu ıstırapla 31 yıl yaşattılar. Bütün Cumartesi Anneleri bu şekilde yaşadı. Bizler tüm kayıpların bulunmasını faillerin adalet önüne çıkarılmasını istiyoruz. Bizlere bu acıları yaşatanların varsa adalet önünde yargılanmalarını istiyoruz.”

    Konuşmaların ardından Evrensel Gazetesinin 25. yılı olduğu hatırlatıldı. Bu nedenle de Cumartesi Anneleri, karanfillerini Evrensel muhabiri Eylem Nazlıer’e verdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 714’üncü haftayı katledilen avukatlara adadı-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 714’üncü haftayı katledilen avukatlara adadı-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 714. haftasında yine polis ablukası vardı. İnsan Hakları Derneği’nin bulunduğu Beyoğlu Çukurlu Çeşme Sokak’ta toplanan kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları ablukaya rağmen adalet taleplerini yineledi. 

    Cumartesi Anneleri 714. hafta eylemlerini cezasızlıkla mücadelede kaybettikleri avukatlarına adadı. Avukat Şevket Epözdemir ile Tahir Elçi’yi anan kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları mücadeleden vazgeçmeyeceklerini haykırdı. Eyleme CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu, HDP milletvekilleri Dilşad Canbaz, Meral Danış Beştaş, Zeynel Özen’in yanı sıra kayıp yakınları ile insan hakları savunucuları destek verdi.

    “714’ÜNCCÜ HAFTAYI AVUKATLARIMIZA ADIYORUZ”

    Basın metnini gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu. Ocak, 25 haftadır Galatasaray’da basın açıklaması yapmalarının engellendiğine vurgu yaparak, Türkiye’de hukukun üstünlüğü yok sayıldığı için yurttaşlar olarak haklarından mahrum kaldıklarını kaydetti. Hukuksuzluk ikliminde hak arama ve özgürlüklerin güvencesi olan avukatların ağır ihlallerle karşı karşıya kaldıklarını ifade eden Ocak, katledilişlerinin yıldönümünde avukatlar Şevket Epözdemir ile Tahir Elçi’yi anmak için buluştuklarını ve 714. haftalarını avukatlarına adadıklarını belirtti. Avukatların insan hakları savunuculuğu faaliyetlerinden vazgeçmeleri için tehdit edildiklerini söyleyen Ocak, tehditlere rağmen avukatların direnerek faaliyetlerini sürdürmeye devam ettikleri için katledildiklerini vurguladı.

    ÇEYREK ASIRLIK BİR CEZASIZLIK

    İHD Tatvan temsilcisi avukat Şevket Epözdemir’in 90’lı yıllarda ağır hak ihlallerine karşı yürüttüğü mücadele nedeniyle tehditler aldığını dile getiren Ocak, Epözdemir’in 25 Kasım 1993 tarihinde bürosundan evine dönerken kaçırıldığını ve ertesi gün gözleri bağlı, yüzünde ateşli bir silahla vurulmuş olan cansız bedeninin Bitlis’in Güroymak ilçesi civarında yol kenarındaki bir kanalda bulunduğunu ifade etti. Tüm yasal girişimlerde bulunan Epözdemir ailesinin girişimlerinin sonuçsuz kaldığını, etkin bir soruşturma yürütülmediğini kaydeden Ocak, “Şevket Epözdemir’in katledilmesi çeyrek asırdır cezasız bırakıldı” dedi.

    ETKİN SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMEDİ

    Ocak, Diyarbakır Baro Başkanı iken hedef gösterilen Tahir Elçi’nin Diyarbakır 28 Kasım 2015 tarihinde Diyarbakır’ın Sur ilçesinde bulunan ve çatışmalarda zarar gören Dört Ayaklı Minare önünde tarihi yapıların korunması için yaptığı basın açıklaması sırasında başından tek kurşunla vurularak öldürüldüğünü hatırlattı. Elçi cinayetinde olay yeri incelemesinin 111 gün sonra yapıldığını ve üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen dosyada bir şüphelinin bulunamadığını ifade eden Ocak, 3 yıldır Tahir Elçi cinayetinde etkin bir soruşturma yürütülmediğini ekledi. Ocak, “Yargılama faaliyeti sadece mahkemelerin, savcı ve yargıçların olmasından; fezlekelerin, kararların yazılmasından ibaret değildir. Etkin bir yargıdan söz edebilmek için yargı mensuplarının yaptığı işlerle adalete, özgürlüklere ve demokrasiye katkı sunması gerekir.
    Yargı makamlarını Şevket Epözdemir ve Tahir Elçi dosyalarında etkin bir yargılama faaliyeti icrası için göreve çağırıyoruz” dedi.

    “EPÖZDEMİR’İ FAİLİ MEÇHULLER KARANLIĞINDA MUM IŞIĞINDA ANIYORUZ”

    Epözdemir ailesi adına konuşan Ferhat Epözdemir, “25 yıldır amcamız Şevket Epözdemir’i faili meçhuller karanlığında mum ışığında anıyoruz. Ailelere Galatasaray’ı çok gören iktidarı da kınıyoruz” dedi. Şevket Epözdemir’in hayatı hakkında bilgiler veren Ferhat Epözdemir, Şevket Epözdemir’in Tatvan’da siyasi ve hukuki mücadele verdiğini, her yönüyle ilkeli bir şekilde insan haklarına bağlı olduğunu ve mazlum halkı için adalet ve barış isterken katledildiğini vurguladı.

    “ŞEVKET’İN DAVASINI DA BIRAKMIYORUM”

    Aynı zamanda Tepe ailesinin de avukatı olan Şevket Epözdemir için Ferhat Tepe’nin babası İshak Tepe ise duygularını ve anılarını paylaştı. Şevket Epözdemir’in hem avukatı, hem yoldaşı hem de fikirdaşı olduğunu kaydeden Tepe, Şevket Epözdemir’in tehditler aldığını ve bu tehditlerin sonucunda katledildiğini belirtti. Tepe, “25 yıldır Ferhat’ın davasını bırakmadığım gibi Şevket’in davasını da bırakmıyorum. Şevket’in hakkını ben arıyorum” dedi.

    Şevket Epözdemir ve Tahir Elçi’nin idealleri olduğunu, insanların haklarıyla yaşamaları için mücadele ettiklerini kaydetti.

    “BİZİM HAKKIMIZ YOK MU?”

    Gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız ise yetkililere seslendi:

    “Burası İnsan Hakları Derneği. Burada insanlara işkence edilmiyor polisinizi buraya yığmayın. Diyanet İşleri Başkanı diyor ki ‘Kul hakkına saygılı olun, kul hakkı yemeyin’. Peki bizim hakkımız yok mu. Benim analık hakkım yok mu. Biz hem insan hakkımızı arıyoruz hem kul hakkımızı arıyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL