Etiket: hanife yıldız

  • Cumartesi Anneleri yine polis ablukası altında adalet istedi-VİDEO

    Cumartesi Anneleri yine polis ablukası altında adalet istedi-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin 707. eylemlerinde Galatasaray Meydanı’na çıkmalarına polis yine izin vermedi. İHD önünde yapılan basın açıklaması ise polis ablukası altında geçekleşti. 

    Kayıplarının akıbetini arayan ve adalet isteyen Cumartesi Anneleri’nin eylemi 700. haftadan beri polis ablukası ve engellemeyle devam ediyor. Polis 707. haftada da Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’na çıkmasına izin vermedi ve İHD önünü abluka altına aldı.

    Bu hafta da HDP ve CHP milletvekilleri DİSK, KESK, TMMOB ve TTB gibi sendikalardan temsilciler Cumartesi Anneleri’ne destek için İHD önünde bir araya geldi. Polis ablukası altında yapılan basın açıklamasında kayıpların akıbetinin açıklanması istendi.

    Basın metnini gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun okudu. Tüm dünyada yargının görevinin hak ihlaline uğrayan bireylerin haklarını teslim etmek olduğunu hatırlatan Tosun, Türkiye’de ise bunun tam tersi bir durum yaşandığını şu sözlerle ifade etti: “Türkiye bugün hukukun üstünlüğü ile bağlı olmayan iktidar ve yargı gücünün yarattığı bir hukuksuzluk felaketini yaşamaktadır. Bizim adalet talebimizin 8 haftadır polis baskısı ve şiddeti ile engellenmesi bu felaket ortamının sonucudur.”

    CESETLER ÖNCE ÇUKURA SONRA ÇAYA ATILDI

    707. haftada Abdulkerim (Şemsettin )Yurtseven, 18 yaşındaki Mikdat Özeken ve 13 yaşındaki Münür Sarıtaş dosyalarını kamuoyuna açıklayan Tosun, şunları ifade etti: 27 Ekim 1995 günü Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul komutasındaki Yüksekova Komando Taburuna bağlı askerler, Yüksekova’nın Ağaçlı Köyü’ne baskın yaptı. Baskın sırasında köylülere ağır şiddet uygulandı. Askerler köyden ayrılırken işkenceden ayakta duramayan 73 yaşındaki Abdulkerim (Şemsettin) Yurtseven, köye odun toplamak için gelen 18 yaşındaki Mikdat Özeken ve 13 yaşındaki Münür Sarıtaş’ı gözaltına alarak askeri araçla Yüksekova İlçe Jandarma Taburuna götürdü. Olay Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi kayıtlarında şu şekilde yer aldı: ‘Sanık Yurdakul’un komutasındaki birlik, Ağaçlı köyünden Şemsettin Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş adlı köylüleri dövmüş, yaşlı olan Yurtseven yediği tekmeler sonucu ölmüştür. Bunu gören Yurdakul, diğer iki köylünün tanıklık edeceğini düşünerek öldürülmesi kararı vermiştir. İki köylü daha sonra tabura ait eğitim sahasında bir çukur içinde tarandıktan sonra benzin dökülerek yakılmıştır. Aynı çukura gömülen köylülerin cesedi köpekler tarafından çıkarılınca, köylülerin cesetleri bu kez taburun yakınlarından geçen çaya atılmıştır.’

    TÜRKİYE TAZMİNAT ÖDEME YOLUNA GİTTİ

    Tanık beyanlarına, suça iştirak edenlerin itiraflarına ve olayın geçtiği TBMM Susurluk Raporu’na rağmen açılan davanın 12 Kasım 1999 tarihinde delil yetersizliği gerekçesiyle beraat ile sonuçlandığını kaydeden Tosun, ailelerin temyiz başvurusunun Yargıtayca reddedildiğini ve 2 nisan 2001 tarihinde beraat kararının onaylandığını ekledi. Tosun, AİHM’e taşınan davada AKP hükümetinin yaptığı savunmada suçu kabul ederek tazminat ödeme yoluna gittiğini söyledi.

    “28 TANE ÖZGÜR GÜNDEM MUHABİRİ KAYBOLDU”

    Tosun’un ardından söz alan Cumartesi Annesi Zübeyde Tepe, oğlu Ferhat Tepe’nin işkence edilip öldürülerek Hazar Gölü’ne atıldığını söyleyerek İçişleri bakanı Süleyman Soylu’ya şöyle seslendi: “Biraz utan utan. 28 tane Özgür Gündem muhabiri kayboldu. Bunların hepsini PKK mi götürdü. Peki şimdi bu kadar polisi burada toplamışsın. Çocuklarımız kaybolduğu zaman neden onları aramadınız, neden katilleri bulmadınız? Neden yargı önüne çıkarmadınız? Yeter artık yeter.”

    “BENDEN HAKLISI VAR MI BU ÜLKEDE”

    Arkasından Cumartesi Annesi Hanife Yıldız söz aldı. Yıldız, devlete güvenip çocuğunu karakola götürdüğünü ancak devletin çocuğunu arayacağı yerde kendisinin aramasını yasakladığını ifade etti. Herkes için barış ve adalet isteyen Yıldız, şöyle devam etti: “Emine hanım bir annedir. Çıkıp dışarılarda konferans veriyor. Diyor ki ‘Güçlü olan haklı olandır’. İşte benden haklısı var mı bu ülkede. Ben adalete teslim ettim adalet bana teslim etmedi, aramamı da yasaklıyor.”

    Son olarak söz alan Cemil Kırbayır’ın kardeşi Fatma Kırbayır, adalet yerini bulana kadar meydanlarda olacağını haykırdı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Anneler 705. haftada da engellendi: Asla Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceğiz – VİDEO

    Anneler 705. haftada da engellendi: Asla Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceğiz – VİDEO

    PİRHA – 700’ncü haftadan bu yana Galatasaray Lisesine girişleri engellenen Cumartesi Anneleri bu hafta da engellendi.  705’nci haftasını da polis ablukası altında geçiren Anneler bu haftaki açıklamalarını da İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi önünde yaptı. Açıklamayı gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun okudu. Tosun, asla Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceklerini belirtti. 

    Cumartesi Anneleri kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle 705’inci kez Galatasaray Meydanı’na yürümek istedi, ancak polis bun izin vermedi. Cumartesi Anneleri, açıklamalarını İnsan Hakları Derneği İnsanbul Şubesi’nin önünde açıklamasını yaptı.  Öte yandan basın çalışanlarının çekim yapması, fotoğraf çekmesi engellendi. 705. haftada gözaltında kaybedilen Abdulmecit Baskın’ın akıbeti soruldu.  Polis tarafından engellenen açıklamayı 1995 yılında evinin önünden polisler tarafından kaçırılıp gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun okudu. Tosun, asla Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceklerini belirtti.

    “DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜMÜZ İHLAL EDİLİYOR”

    Tosun, Galarasaray Lisesi’nde yaptıkları açıklamanın polis şiddeti ile engellendiğini kaydetti. Tosun, “Anayasal hakkımızı kullanarak barışçıl toplanma ve basın açıklaması yaparak düşünce ve ifade özgürlüğümüzü kullanma hakkımız ihlal ediliyor” dedi.

    Gözaltında kaybedilen Abdulmecit Baskın’ın Ankara Altındağ Nüfus Müdürü olduğunu ve  2 Kasım 1993 tarihinde Ankara’da kendilerini polis olarak tanıtan, polis yelekli, telsizli bir ekip tarafından gözaltına alındığını söyleyen Tosun, Baskın’ın gözaltına alındıktan iki gün sonra cansız bedenine ulaşıldığı ve Milli İstihbarat Teşkilatı Genel Koordine Merkezi’ne 200 metre mesafedeki metruk bir binanın arkasında elleri arkadan bağlanmış ve ateşli silahla vurularak öldürülmüş olduğunu dile getirdi.

    “TÜM BAŞVURULAR ‘KAVUŞTURMAYA YER OLMADIĞI’ KARARIYLA SONUÇSUZ KALDI”

    Ailenin tüm başvurularının etkin bir soruşturma yapılmadan “kovuşturmaya yer olmadığı” kararıyla sonuçsuz kaldığını belirten Tosun, 2011 yılında Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davada bugüne kadar hiçbir ilerleme kaydedilemediğini de vurgulayarak,  Abdulmecit Baskın’ın gözaltına alınışının 25. yılında adil bir yargılama sonucunda dava dosyasında isimleri bulunan sanıkların cezalandırılmalarını istediklerini belirtti.

    Ayrıca açıklamada, Erdoğan’ın Almanya Berlin ziyareti sırasında ‘Neue Wache’ anıtına ziyaret düzenlemesine tepki gösterdi.

    “BİR MEZARIM DAHİ YOK”

    Gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın Annesi Hanife Yıldız da kısa bir konuşma yaptı. Yıldız, “Ben oğlumu kendi ellerimle bu devlete teslim ettim. Ancak bir mezarım dahi yok” diye feryat etti. Cumartesi Anneleri’nin eylemi 700’üncü haftadan bu yana İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talimatı ile engelliyor. (PİRHA – İSTANBUL)

     

    ,

  • Cumartesi Anneleri: Gerçekler bilinmesin diye bize Galatasaray’ı yasaklıyorsunuz- VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Gerçekler bilinmesin diye bize Galatasaray’ı yasaklıyorsunuz- VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Annelerinin eylemlerinin 702’inci haftasında da Galatasaray Meydanı’na çıkmaları engellendi. Kayıp yakını Hanife Yıldız, sinir krizi geçirdi. Sokakta oturan Cumartesi Anneleri gerçekler bilinmesin diye Galatasaray Meydanı’nın yasaklandığını belirtti.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini aramak ve adalet istemek için Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’na çıkmaları üç haftadır engelleniyor. Cumartesi Anneleri eyleminin 700’üncü hafta etkinliğinden beri Galatasaray Meydanı’nı abluka altına alan polis bu haftada da meydana çıkan tüm yolları tuttu. Gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi ise Hanife Yıldız, yaşananlar karşısında sinir krizi geçirdi.

    İnsan Hakları Derneği’nin (İHD)  Beyoğlu’nda bulunan İstanbul Şubesi önünde toplanan kayıp yakınları önce Galatasaray Meydanı’na doğru sessiz bir yürüyüşe geçti. İstiklal Caddesi’ne çıkan yolların polis tarafından tutulması nedeniyle Cumartis Anneleri Büyükparmakkapı Sokak’da oturma eylemi yaptı. Eyleme HDP milletvekilleri Ali Kenanoğlu, Ahmet Şık, Garo Paylan, Züleyha Gülüm ile ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş destek verdi.

    “ELİMİZDEKİ FOTOĞRAF VE KARANFİLLERE KARŞI AĞIR SİLAHLI POLİSLER”

    Burada yapılan açıklamayı gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kısı Besna Tosun okudu. Tosun, gözaltında kaybetmenin bir insanlık suçu olduğunu, devletlerin yurttaşlarını gözaltında kaybedilmeden koruması ve bu suçu etkili bir biçimde cezalandırması yükümlüğünün yerine getirmesi gerektiğini hatırlattı. 700’üncü hafta eylemlerine saatler kala ağır polis şiddetiyle darp edildiklerini, gaz bombalarının hedefi olduklarını, işkence görüp yaralandıklarını ve gözaltına alındıklarını dile getiren Tosun, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “2011 yılında Erdoğan’ın davet ederek görüştüğü, ‘Sizin sorununuz kabinemin sorunudur, elimizden geleni yapacağız’ dediği yaşlı annelerimiz İçişleri Bakanı’nın ağır hakaretlerine maruz kaldı. Bugün de gözaltında kaybedilen sevdiklerimizle buluşma mekanımız olan Galatasaray Meydanı tomalar, iş makineleri, çelik ve beton bariyerler ile kuşatıldı. Elimizdeki fotoğraflara ve karanfillere karşı ağır silahlı polisler konuşlandırıldı.”

    “ANNELERDEN VE MEYDANLARDAN KORKANLAR KAYBEDECEKLER”

    “Adalet talebimize Galatasaray Meydanı’nı zaptederek cevap verenlere sesleniyoruz: Bizim 702 haftadır kamuoyuna açıkladıklarımız tanık beyanlarına, kamu görevlilerinin ifadelerine, TBMM raporlarına, savcılık fezlekelerine, mahkeme tutanaklarına, AİHM kararlarına, akademik çalışmalara, kitaplara, gazete haberlerine de yansıyan gerçeklerdir. Gerçekler bilinmesin diye bize Galatasaray’ı yasaklıyorsunuz. 702 haftadır kayıplarımıza ulaşma ve onları kaybedenlerden adil bir yargı önünde hesap sorma talebimizin meşruiyetinden korkuyor ve bizi susturmak istiyorsunuz. Hukukun üstünlüğü talebimize ağır polis şiddetiyle cevap verenlere sesleniyoruz: Annelerden ve meydanlardan korkanlar Arjantin’de, Şili’de kaybettiler. Türkiye’de de kaybedecekler.”

    “KENAN BİLGİN DOSYASINDA ETKİN BİR SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMEDİ”

    24 yıl önce gözaltına kaybedilen Kenan Bilgin’in dosyasını paylaşan Tosun, şunları belirtti: “12 Eylül 1994 sabahı, 35 yaşındaki Kenan Bilgin Ankara Dikmen’de otobüs durağında sivil polislerce gözaltına alındı. 11 kişi Kenan Bilgin’i Ankara Terörle Mücadele Şubesi’nde işkencede gördüklerine dair tanıklık etti. Ancak onun gözaltına alındığı bugüne kadar inkar edildi. Tüm yasal girişimler sonuçsuz kalınca dava AİHM’e taşındı. AİHM’deki yargılama sonucunda Mahkeme Kenan Bilgin’in 12 Eylül 1994 tarihinde güvenlik güçlerince gözaltına alındığını; kendisinin 3 Ekim 1994 tarihine kadar güvenlik güçlerinin elinde bulunduğunu; ancak bu konuda hiçbir kaydın tutulmadığını ve bundan sonra akıbetinin ne olduğu konusunda hiçbir kayıt ve bilginin bulunmadığını tespit ederek. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni oybirliği ile mahkum etti. AİHM mahkumiyetine rağmen etkin bir soruşturma yürütmeyen Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ‘Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar’ verdi.

    Ömrü oğlunun akıbetini öğrenmeye yetmeyen Fincan Bilgin’in bıraktığı yerden ‘Kenan Bilgin için adalet!’ istemekten vazgeçmeyeceğiz.”

    Açıklamanın ardından kayıp yakınları İHD İstanbul Şubesi’ne döndü.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: Biz canlarımızı istiyoruz, adalet arayışımız sürecek-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Biz canlarımızı istiyoruz, adalet arayışımız sürecek-VİDEO

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi’nde düzenlenen basın açıklamasında Cumartesi Anneleri’nin 700’üncü hafta etkinliğinde yaşanan polis şiddeti ve Süleyman Soylu’nun bu sabah yaptığı açıklama kınandı. Toplantıda, “Bizi susturamazsınız, adalet arayışımız sürecek” vurgusu yapıldı.

    Cumartesi Anneleri’nin  25 Ağustos’ta Galatasaray Meydnaı’nda 700’üncü hafta gerçekleşecek oturma eylemine yapılan polis saldırısı ve kayıp yakınlarının işkence edilerek gözaltına alınması İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde düzenlenen basın toplantısı ile protesto edildi. “Kayıplarımızı aramaktan vazgeçmeyeceğiz” yazılı pankartın asıldığı toplantı salonuna, gözaltında kaybedenlerin fotoğrafları da asıldı. Toplantıya, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Garo Paylan, Hüda Kaya, Oya Ersoy, Ahmet Şık, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekili Ali Şeker,  İHD İstanbul Şubesi Başkanı avukat Gülseren Yoleri, çok sayıda kayıp yakını ve gözaltına alınanların bir kısmı katıldı.

    “MÜDAHALE ANAYASAL HAKLARIN GASPI”

    Toplantıda ilk olarak Gülseren Yoleri konuştu. Yoleri, “Bu olayın 700’üncü haftada yaşanan bir boyutu vardı. Bugün İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yaptığı açıklama ile bu tutum da başka bir boyut kazanmış durumda” dedi. Grup adına basın açıklamasını da okuyan Yoleri, müdahalenin anayasal  hakların gaspı olduğunu belirterek, protesto ettiklerini söyledi. Beyoğlu Kaymakamlığı’nın kararı ile keyfi olarak eylemin yasaklandığını söyleyen Yoleri, 47 kişinin gözaltına alındığını hatırlattı. Hukuk dışı bu yasağı protesto ettiklerini söyleyen Yoleri, “Hükümeti bu yanlışı tekrar etmemeleri için uyarıyoruz” dedi.

    Her hafta bir kayıp hakkındaki hakikatin paylaşıldığını ve olayın faillerinin isim isim belirtildiğini anlatan Yoleri, “700 haftalık bu mücadele kimi zaman cılız da olsa bazı faillerin hesap vermesine neden oldu. Ancak yine de eylemi büyütmeye ihtiyaç var. Bu nedenle de 700’üncü haftaya destek vermek için çok sayıda kişi Galatasaray Lisesi’ne gelmiştir. Hepsine teşekkür ederiz. Bundan sonra da 701’inci eyleme de geleceklerini ve koruyacaklarından dolayı şimdiden teşekkür ederiz” dedi.

    “CUMARTESİ ANNELERİ ANNELİĞİ İSTİSMAR ETMEMEKTE”

    Cumartesi Anneleri’nin haklı mücadelesinin bu ülkeyi yönetenler tarafından bilindiğini söyleyen Yoleri, Süleyman Soylu’nun açıklamasının, devletin suçlarını örtmeye yönelik olduğunu ve gözaltında kayıp davalarına siyasi müdahale olduğunu belirtti. Erdoğan’ın Cumartesi Anneleri ile yaptığı görüşmeyi Süleyman Soylu’ya hatırlattıklarını söyleyen Yoleri, “Konu hakkındaki raporu da hatırlatıyoruz. Devlet 31 yıldan sonra Cemil Kırbayır’ı katlettiğini açıklamıştır. Hasan Ocak’a dair de gerçek bilgi verilmedi. Cumartesi Anneleri anneliği istismar etmemekte annelik hakkını kullanarak çocuklarının kemiklerine ulaşmak istemektedir. Bu talep hepimizin talebimizdir. Bitmeyen bu yas sürecinin tamamlanması ve adaletin sağlanması devletin görevidir” dedi.

    MASİDE OCAK: BİZİ TEHDİT EDECEĞİNE YASALARI İŞLET

    “Polisin uyguladığı şiddet ortamı provoke etmiştir” diyen Yoleri, bu saldırıyı protesto ettiklerini yineledi. Daha sonra Maside Ocak konuştu. Ocak, “Hepiniz iyi biliyorsunuz ki her cumartesi bizim Galatasaray’da yükselttiğimiz sessiz çığlıkla biz kaybedenlerin yargılanmasını kayıplarımızın kemiklerini istiyoruz. Bize uygulanan şiddet karşısında şunu söyleyebiliriz, Hasan’ın gözaltında iken tanıkları vardı. Bunu bir kez daha hatırlatıyoruz. Adli Tıp Raporu’nu hatırlatıyoruz. Bugün Süleyman Soylu’nun yaptığı açıklama Hasan ağabeyimin davasında olduğu gibi pek çok davayı etkileyecek. Savcıların bu dosyaları kapatmasına yönelik bir müdahale olduğunu söylüyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Berfo Ana’ya verdiği bir söz vardı. Cemil Kırbayır’ın bulunması için halen daha dosyaları canlandırmadılar. Biz devlet yetkililerinden yasaları işletmesini isterdik. Biz, Süleyman Soylu’nun bizi tehdit etmesi yerine, Soylu’nun dosyaların takibi için savcılara seslenmesini ve yasaları işletmesini söylemesini isterdik. Bize paçoz diyeceğine, savcılara, ‘Bu dosyaları sonuçlandır’ demesini isterdik. Bizim bitmeyen yasımız var. Bize tehditler savurmasını anlayamadık. Süleyman Soylu yaptığı açıklama ile suç işlemiştir, yalan beyanda bulunarak suç işlemiştir, mahkemelere müdahale ederek suç işlemiştir. Bu suçu asla cezasız kalmayacaktır” dedi.

    MİKAİL KIRBAYIR: GÖREVİN O MEYDANA GELİP BİZİ DİNLEMEKTİR

    Ocak’ın ardından gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır konuştu. Kırbayır, 23 yıldan bu yana devleti muhatap alarak sessiz direnişi ve haklılıklarını ifade ettiklerini belirterek, “Bizim canlarımızı yüreklerimizi alanlar, haksızdır. Biz bunun için mücadele ediyoruz. Biz şunun ya da bunun müdahalesi altında hareket etmiyoruz. Biz irademizi ve cesaretimizi haklılığımızdan alıyoruz. Sen kaybetmişsin. Senden davacıyız. Sen bu meydandan bizi götüremezseniz. Senin görevin bizi oradan uzaklaştırmak değil, oraya gelip bizi dinlemektir. Lütfen gel ve bizi dinle” dedi.

    HANİFE YILDIZ: EVLADIMI DEVLETE GÖTÜRDÜM ŞİMDİ DEVLETTEN ALAMIYORUM

    Daha sonra söz alan Cumartesi Annesi Hanife Yıldız, 1996’da Ankara’ya gittiğini ifade ederek, tüm yetkililerin kendisini başından savdığını belirtti. “Ben evladımı arıyorum kim bana sahip çıkarsa ben onların yanında olurum” diyen Yıldız, “Ben buraya Murat’ın annesi olarak geldim ama baktım bir sürü Murat var. Ben onların da annesiyim” dedi. Kendisinin de Dolmabahçe Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yapılan görüşmede olduğunu hatırlatan Yıldız, “Erdoğan bizim üzerimizden boy gösterdi. Süleyman Soylu da boy gösterdi. Bizi dinleseydi ya trafiği takip edeceğine. Beni kimse kullanmıyor. Beni buraya yüreğim getirdi. Ben evladımı devlete götürdüm şimdi devletten alamıyorum. Biz sizden eşya istemiyoruz. Biz sizden canlarımızı istiyoruz” dedi.

    İKBAL EREN: DÜNYA TÜRKİYE’DEKİ CUMARTESİ ANNELERİ’Nİ KONUŞUYOR

    Yıldız’ın arkasından söz alan Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren, 25 Ağustos’un kara cumartesi olarak kayıtlara geçtiğini belirterek, “Biz 699 hafta dile getirdik. Oturmaya başladığımızdan 306’ıncı haftaya kadar bizi duyan olmamış, o hafta bizimle tanışmak istemiş. Annelerimiz, O’nunla tanışınca şunu söylemiş. ‘Kayıp yakınlarının acılarını dindirmek için hükümet olarak üzerine düşeni yapacaklarını’ belirtmiş. Dönemin başbakanı o zamanki. Ben de 38 yıl önce kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşiyim. Sonra Emine Erdoğan açıklama yapmış. Emine, yıllardır mücadele eden annelerin başbakanın karşısına çıkmadığına şaşırmış, ‘Tüm cumartesi annelerinin acısını paylaşıyorum’ demiş. 306’ıncı haftamızdan sonra 394 hafta daha oturduk. Ne değişti? 306 haftada ne söylüyorsak, başbakanla görüştükten 394 hafta sonra da aynı şeyi söyledik. Bizim taleplerimiz değişmedi. Bizim ne topumuz ne silahımız var. Bizim sadece sözlerimiz var. Ne yapmıştık biz? Ne istedik? 699 hafta sessiz çığlığımızı yükseltmek istedik. 700’üncü hafta bizi duymuyorlar, görmüyorlar. Daha görünür olalım dedik. Bu mu bunun karşılığı? Bazı şeyler vardır sizi görmezler duymazlar. Bir fotoğraf karesi vardır sizin söylediklerinizden çok daha fazlasını anlatır. Biz hak hukuk adalet istedik. Hükümet bir tek adım atmadı. Ben 38 yıldır ailemle birlikte hak, adalet, hukuk arıyorum. Bu ülkede biz bunu bulamadık. Dünya bizi duydu. Şu anda dünya Türkiye’deki hukuksuzluğu, Cumartesi Anneleri’ni konuşuyor” diye konuştu.

    “ANNELİK BAŞKA BİR ŞEY SÜLEYMAN SOYLU, SEN BİLMEZSİN”

    Süleyman Soylu’ya yönelik de konuşan Eren, “Annelik istismar edilmiyor. Annelik aranıyor. Hasan Ocak’ı çukurdan çıkardı Emine Anne hangi istismardan söz ediyorsunuz? Süleyman Soylu sen bunları bilmiyor musun? Anneleri meşrulaştırmıştı senin başındaki. Sen şimdi bizim anneliğimizi inkar ediyorsun. Bizi, sizin gazınız, tüfeğiniz susturamaz. Siz de haklısınız, kendi kendinizi mi yargılayacaksınız. Mehmet Ağar da sizin hükümette ortağınız. Bizi susturmaya gücünüz yetmez. Adalet arayışımız devam edecek. Annelik başka bir şey Süleyman Soylu sen bilmezsin” dedi.

    HANIM TOSUN: GALATASARAY MEYDANI’NDAN VAZGEÇMEYİZ

    Daha sonra Cumartesi Anneleri’nden Hanım Tosun söz aldı. Tosun, kendilerine yönelik şiddeti kınadığını belirterek, “Üstten emir verenleri şiddetle kınıyorum. Biz 700 haftadır burada oturuyoruz kime ne zararımız oldu? Biz şunu istiyoruz. Kayıplar bulunsun failler yargılansın. Biz bunu söyledik” dedi. Süleyman Soylu’nun açıklamasını utanç verici olarak nitelendiren Tosun, “Zaman zaman bizimle görüşmek isteyen devlet yetkilileri nasıl bu açıklamayı yapıyorlar? Biz yıllar önce Cenevre’de bir toplantıya katıldık. O toplantıdan sonra beni gözaltına aldılar. Sorguda bana ‘Bu toplantıya neden katıldın?Falanca derneğe neden üyesin?’ diye sordular. ‘Ben neden İHD’ye üyeyim, sen benden daha iyi bilirsin dedim polise. Beni öldürsen de parçalasan da benim eşim gözaltında kayboldu bunu söyleyeceğim.’ Sonra o masaya iki tane Fehmi Tosun dosyası geldi. Evet biz biliyoruz devletin  arşivlerinde her şey kayıtlı. Benim eşim nereye gitti nerede kayboldu.Tüm bilgiler devlette vardır. Bir kaybımız kalsa da iki elimiz onların yakasında olacak. Galatasaray bizim için meşru bir yerdir. Oradan bizim sesimizi duydu herkes. Biz Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyiz, vazgeçmeyeceğiz. Biz haklıyız, kararlıyız, inatçıyız. Onların açıklaması onlar da kalsın. Bizim analık babalık vicdanımız var. Vicdanı olan biri varsa gelsin bizim karşımıza çıksın, ‘Neden buradasınız?’ diye sorsun” dedi.

    Son olarak konuşan Maside Ocak,  701’inci haftada Galatasray’da olacaklarını belirtti. 

    PİRHA/İSTANBUL

  • ’23 yıldır oğlumun anneler günün kutlu olsun demesini bekliyorum’ – VİDEO

    ’23 yıldır oğlumun anneler günün kutlu olsun demesini bekliyorum’ – VİDEO

     PİRHA – Cumartesi Anneleri’nin 685’inci oturumunda konuşan Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, “23 yıldır oğlum kapıdan çıkıp gelecek, ‘anneler günün kutlu olsun’ diyecek diye bekliyorum. Yüreklerimizi yakanlar, acıyı yaşatanlar anneler gününü kutlamasınlar” dedi.

    Cumartesi Anneleri, kayıpların akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle 685’inci kez Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Her hafta olduğu gibi yine, “Failler Belli, Kayıplar Nerede?” pankartı açan Cumartesi Anneleri, pankartın üzerine yaşamını yitiren Cumartesi Anneleri, kayıpların fotoğrafı ile kırmızı karanfil ve barışı simgeleyen beyaz tülbent bıraktı. Oturma eylemine Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekili Hüda Kaya ve çok sayıda kişi katıldı.
    Bu hafta 4 Mayıs 1992 tarihinde gözaltında kaybedilen İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu öğrencisi Hüsamettin Yaman ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisi Soner Gül’ün akıbeti soruldu.
    ‘26 YIL EMEK VERDİĞİM OĞLUMU 38 YILDIR ARIYORUM’
    Yaşamını yitiren Cumartesi Anneleri’nin anılmasıyla başlayan oturma eyleminde ilk olarak 21 Ekim 1980’de gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren konuştu. Annesi Elmas Eren’in sağlık sorunlarından kaynaklı gelemediğini belirten Eren, annesinin göndermiş olduğu mesajı paylaştı.
    Elmas Eren’in mesajı şu şekilde: “Burada birlikte mücadele eden Cumartesi Anneleri ve insanlarını selamlıyorum. 26 yıl emek verdim, oğlumu bu topluma faydalı bir insan olarak yetiştirdim. Ama oğlumu yetiştirme tarzı bu ülkedekileri rahatsız etmiş olmalı ki onu kaybettirdiler. 26 yıl emek verdiğim oğlumu 38 yıldır arıyorum. Bugün sağlığım bedeniyle aranızda değilim. Ama bu mücadelemden vazgeçtiğimiz anlamına gelmiyor. Mücadelemi sürdüreceğim. Yaşamını yitirenler anneler bilsin ki emanetleri emanetimizdir. Bizden önce giden annelere yıldızlar içinde uyu diyemiyorum. Burada nasıl karanlıktaysalar orada karanlıktalar. Kaybedilen çocuklarından uzaktalar. Yarın anneler günü Müslümanlık yarışına girenler ‘cennet annelerin ayağının altında’ diyecekler. Ayağımın altındaki sizi ilgilendirmez, oğlumu verin. Son nefesime kadar mücadele edeceğim.”
    “YÜREKLERİMİZİ YAKANLAR ANNELER GÜNÜNÜ KUTLAMASINLAR”
    23 Şubat 1995’te gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız da, “Benim gibi çok anne var. Hangi birini anlatayım size. Buradaki herkesin annesiyim ama ben 23 yıldır tek olan oğlumu kaybettim. 23 yıldır oğlum kapıdan çıkıp gelecek, ‘anneler günün kutlu olsun’ diyecek diye bekliyorum. Yüreklerimizi yakanlar, acıyı yaşatanlar anneler gününü kutlamasınlar. Yakışmıyor onların ağızlarına. 23 yıldır bize yaptıkları hakaret yeter” diye belirtti. Yıldız, annelere seslenerek, “Meclisin önü tırak, gelin anneler hep beraber oturak. Bir siz söyleyin bir biz. Tamam diyek sıkıldık bu zulümden kurtulak” dedi.
    “HANGİ ANNELERİN ANNELER GÜNÜ?”
    19 Ekim 1995’te gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun da, “Biz burada oturan anneler hep kayıp yakınlarıyız. Ülkeyi yönetenler ‘anneler günü kutlu olsun’ diyecekler. Peki hangi annelerin anneler günü kutlanacak. Çocukları, bebekleriyle cezaevine giren annelerin mi? Taybet ananın mı? Cemileyi buzdolabında saklayan annenin mi? Parmaklıklar ardından olan annelerin elini kim öpecek? Hanife annenin elini kim öpecek?” diye sordu. Tosun, faillerden hesap soruluncaya kadar mücadelelerini sürdüreceklerini belirtti.
    “BU MEYDAN BUNLARIN HESABINI SORACAK”
    Hüsamettin Yaman’ın ağabeyi Feyyaz Yaman da, “Yarın anneler günü ve annelerin sembolü olan karanfil 685 haftadır kayıpların fotoğraflarının üzerine bırakıyoruz. Karanfil mutluluk sembolü olabilir ama birileri için acının sembolüdür” dedi. Kardeşi Hüsamettin Yaman ve arkadaşı Soner Gül’ün kaybedilme hikayesini anlatan Yaman, “Yıllardır kayıplar. Bu bir adalet sorunudur. Bu Türkiye Cumhuriyeti’nin utanç sorunudur” diye ifade etti. Kardeşi Yaman’ın 12 Eylül çocuğu olduğunu belirten Yaman, “12 Eylül ile yüzleşemeyenler olarak hala bunun acılarını yaşıyoruz. Cizrelerin, Ankara, Silopi, Suruç’un katliamlarının bedellerini ödeye ödeye geliyoruz. Bu meydan bunların hesabını soracaktır. Burayı hiç bir toprak dolduramayacak” diyerek hesap sormaya devam edeceklerini söyledi.
    “BU TOPRAKLARA ADALET GELECEK”
    HDP Milletvekilli Hüda Kaya da yaşamını yitiren anneleri anarak konuşmasına başladı. Kaya, iktidarı yönetenleri kast ederek, “Kadınları kutsadıklarını ve annelerin anneler gününü kutladıklarını sabah akşam dinlemeye devam edeceğiz. Biz dinlemiyoruz ama onlar toplumun büyük bir kısmına dinletmeye devam edecekler. Annelere cehennemi yaşatıyorsunuz. Hangi inançta olursa olsun, annelerin ve kadınların gözyaşlarının rengi yoktur, inancı yoktur” diye konuştu. “Cennetlik, kutsallık argümanlarına kullanmasınlar” diyen Kaya, “Siz bir insana, topluma cehennemi yaşattığınız kadar cehennemliksiniz. Bir insana ve topluma cenneti yaşattığınız kadar cennetliksiniz. İnançların tümünün özü budur. Bunun aksini iddia edenler yalancıdır” diye belirtti. İnsanlık demeye devam edeceklerini aktaran Kaya, “Annelerin acılarını bize bıraktıkları davayı takip etmeye, adaleti tesis edinceye kadar mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu topraklara adaletin geldiği günlere de şahitlik edeceğiz” diye ifade etti.
    “BİZİ MEZARSIZ BIRAKANLARA KARŞI SESSİZ KALMAYIN”
    Bu haftaki basın açıklamasını ise 21 Mart 1995’te gözaltında kaybedilen ve daha sonra cenazesi bulunan Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak yaptı. Taleplerinin net olduğunu vurgulayan Ocak, şunları söyledi: “Güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra kaybedilen evlatlarımıza ne olduğunu öğrenmek ve onları kaybedenlerin tarafsız ve bağımsız bir yargılama faaliyeti sonunda cezalandırılmalarını istiyoruz. Annelerin düşlerini evlatlarının mezarlarına ulaşmak ile sınırlayan bu hukuk dışı, insanlık dışı sisteme itiraz ediyoruz.” Kamuoyuna seslenen Ocak, “Bizi mezarsız bırakanlara, taleplerimizi görmezden gelenlere karşı sessiz kalmayın. Bu toprakların bütün evlatlarının özgür, eşit, adil bir biçimde yaşayabilmesi adına, vicdan adına, adalet adına, insanlık adına ‘herkes için adalet’ diyerek itiraz edin” dedi.
    ‘GÖZALTINA ALINDIKLARI KABUL EDİLMEDİ’
    Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün annelerinin 26 yıllık bekleyişine seslerine ses olmak istediklerini sözlerine ekleyen Ocak, şöyle devam etti: “22 yaşındaki Hüsamettin Yaman İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu öğrencisiydi. Genç bir cam sanatçısı olan Hüsamettin sanata, edebiyata, müziğe meraklıydı. Öğrenci hareketi içinde yer aldı. Pankart taşımak suçlamasıyla 15 gün kadar cezaevinde kaldı ve 6 Eylül 1990 tarihinde tahliye oldu. 21 yaşındaki Mehmet Soner Gül Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisiydi. Üniversite eğitimi için Mersin’in Değirmendere köyünden İstanbul’a geldi. Öğrenci hareketi içinde yer aldı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğrenci Derneği üyesiydi. Bu nedenle gözaltına alındı, ağır işkence gördü ve ölümle tehdit edildi. İçişleri Bakanlığı’nın iddiasına göre 10 Mart 1991 tarihinde Malatya’da yakalanan A.N. isimli şahsın sorgudaki ifadesinde ismi geçtiği için polis tarafından aranıyordu. Hüsamettin Yaman 2 Mayıs 1992 Cumartesi günü evden çıktı. 4 Mayıs Pazartesi günü ağabeyi Feyyaz Yaman’ı işyeri telefonundan arayan bir kişi ‘Hüsamettin, Soner Gül ile birlikte Fındıkzade’de gözaltına alındı. Hayatlarından endişe ediyoruz. Bir an önce emniyete başvurun’ dedi.”  Yaman ailesinin birçok mercie başvurduğunu söyleyen Ocak, Hüsamettin ve Soner’in gözaltına alındığının kabul edilmediğini belirtti. Ocak, son olarak, Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün akıbetlerini açığa çıkarılmasını istedi.

     

  • 23 yıldır oğlunu arayan Hanife Yıldız: Devlet beni ve oğlumu dolandırdı – VİDEO

    23 yıldır oğlunu arayan Hanife Yıldız: Devlet beni ve oğlumu dolandırdı – VİDEO

    PİRHA –  Cumartesi Anneleri’nin 674. haftada Galatasaray’dan seslenen gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın Annesi Hanife Yıldız,  “ Gerçeği istiyorum! Oğlumu istiyorum!” dedi. 

    Haberin Videosu 

    Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’nda devam eden eylemi 674. haftasında. Eylemde açılan “Failler belli, kayıplar nerede?”  pankartının üzerine, Murat Yıldız’ın fotoğrafları, kırmızı karanfiller ve barışı temsilen beyaz tülbentler bırakıldı.

    23 yıldır Galatasaray Meydanı’ndan seslenen Hanife Yıldız’ın “Oğluma ne yaptınız?” sorusu karşılıksız kaldı.

    Hanife Yıldız avukatı ve yeğeniyle birlikte basit bir suçlamayla aranan tek çocuğu 1975 doğumlu Murat’ı, İzmir Bornova Özkanlar Asayiş Şubesi’nde Komiser Ramazan Kaya ile polis memuru Tahir Şerbetçi’ye teslim etti. O günden sonra Murat’tan bir daha haber alınamadı.
    Hanife Yıldız tüm yasal yolları kullandı, her yerde oğlunu aradı ancak bugüne kadar devlet Murat Yıldız’ın akıbetini gizledi, onu kaybedenler cezasızlık zırhıyla korundu.

    İHD avukatı Gülseren Yoleri, 2015 yılında Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak Murat Yıldız için yeniden soruşturma açılmasını talep edince Murat Yıldız dosyasının Gebze Adliyesi’nde kaybolduğunu öğrendi.

    “23 YILDIR BU MEYDANDAYIZ”

    674. Haftada ilk konuşmayı Cemil Kırbayır’ın abisi Mikail Kırbayır yaptı. 23 yıldır konuşmadığı konum kalmadığını söyleyen Kırbayır, hikayelerini yurt içindeki ve yurt dışındaki herkesin bildiğini söyledi.

    Kırbayır, “Berfo ana mezarının yanında eştiğimiz yer hala boş. Kusura bakma anne, o yere Cemil’i koyamadık” dedi. Son olarak, insanları doğru iş yapmaya çağırdı.

    “HAK VE ADALET MEYDANI”

    Kırbayır’dan sonra HDP Eş Genel Başkanı ve Cumartesi İnsanı Pervin Buldan konuştu. Buldan, “Bu meydan benim hikayemin başladığı meydan. Bu meydanda hak ve adalet arayışımız devam edecek. 23 yıldır bu meydanlarda kayıplarını arayanlarla, asker annelerinin acılarını asla ayırt etmiyoruz. Bu ülkeyi kayıplar ülkesi, ağlayan annelerin ülkesi yaptılar. Bir gün Cumartesi Anneleri ve asker anneleri el ele vererek bu ülkeye barış getireceğiz” ifadelerini kullandı.

    “19 YAŞINDA OĞLUMU VERDİM BENİ BİR PARÇA KEMİĞE MECBUR ETTİLER”

    Daha sonra Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız söz aldı. 23 yıldır dile kolay diyerek sözlerine başlayan Hanife, “Bu alanda yine aynı şeyler söyleyeceğiz. Ben ve evladım devlet tarafından dolandırıldık. Güvendiğim devlet adaleti tarafından dolandırıldım. Beni karakola aldılar oğlun nerede dediler. Ben de, ‘bilmiyorum’ dediler. Ben 23 yıldır ölmediysem onlar da ölmemiştir” dedi. Dönemin polislerinden Ramazan Kaya’nın kendisine, “Bak oğlunun eline silah verilmiş. Oğlunu teslim et” dediğini anlattı ve “ben devlete güvendim oğlumu teslim ettim. İşte kendi ayıpları kaybettikleri yerde yüzleşecekleri yerde benim ifadem alınıyor. Kime söyleyeceğim bunları bu devlet almış bu devlete söyleyeceğim” dedi. Hanife, “Bana sormasınlar. Beni buraya rüzgar atmadı. Beni buraya adaletsizlik attı. Senin oğlun sana güveniyordu. Sen de evladını onlara teslim ettin. Ben 19 yaşında evlat vermişim beni bir parça kemiğe mecbur etmişler” dedi. Kendisini savcılığa çıkaracaklarını hatırlatan Hanife, “Savcı benim çocuğumu katledenlere sorsun, ‘Bu insanlara ne yaptınız?’ diye sorsunlar. Beni dalımdan budamışlar, ciğerimi yakmışlar. Şubat ayı bizim kabus ayımız” dedi.

    “KONUŞMAYA DEVAM EDECEĞİM”

    Hanife meydandaki polislere de seslenerek, “Burada söylediklerimizi yazıyorsunuz beni savcılığa çıkartıyorlar. Yine söyleyeceğim. Yine söyleyeceğim. Devletin kolu buraya bir gelmedi bu ülkede ne oluyor demedi. Bu devlet benden özür dilemeli. Nasıl bir insanlıktır? Yoldan geçenleri engelliyorlar burayı görmesinler diye. Evet ben konuşacağım. Dünya duydu hükumet kulaklarını tıkamış gözlerini yummuş. Görmesen de bu ayıp senin ayıbın. Siz bunlarla yüzleşmediğiniz sürece bu ülkeye barış gelmez demokrasi gelmez” dedi.

    “MURAT YILDIZ DOSYASINDA ADALET SAĞLANSIN”

    674. haftanın basın açıklamasını  Mukaddes Şamiloğlu okudu.

    “Hanife Yıldız’ın 23 yıldır Galatasaray’dan yükselen “Gerçeği istiyorum, oğlumu istiyorum!” Feryadını duymayan Beyoğlu Savcılığı, onun Galatasaray’da yaptığı konuşmalarında suç unsuru arıyor. 19 yaşında bir gencin gözaltındayken yok olmasında suç unsuru görmeyen adli makamlar, 23 yıldır oğlunu arayan annenin isyanında suç unsuru arıyor. Artık yeter! Adli makamlar hakikati açığa çıkartma, adaleti sağlama görevini yerine getirsin!

    Galatasaray bizim hakikat meydanımızdır. Bu meydanda açıkladıklarımız; meclis raporlarına, mahkeme tutanaklarına, savcılık fezlekelerine, AİHM kararlarına, BM kayıtlarına da geçen hakikatlerdir. Biz Galatasaray’dan hakikatleri açıklamaya devam edeceğiz. Artık yeter! Murat Yıldız’ın akıbeti açıklansın! Artık yeter! Murat Yıldız dosyasında adalet sağlansın!” (HABER MERKEZİ)

     

  • Cumartesi Anneleri’nden Hanife Yıldız gözaltına alındı

    Cumartesi Anneleri’nden Hanife Yıldız gözaltına alındı

    PİRHA – Cumartesi Anneleri’nden Hanife Yıldız gözaltına alındı. Yıldız’ın, Galatasaray Meydanı’nda düzenlenen Cumartesi eylemlerinin 666. haftasında yaptığı konuşma nedeniyle gözaltına alındığı öğrenildi. Sancaktepe Karakolu’na götürülen Yıldız, ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı.

    Gözaltındaki kayıpların akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle 673 haftadır Galatasaray Meydanı’nda bir araya Cumartesi Anneleri’nden Hanife Yıldız Sancaktepe’deki evinden gözaltına alındı.

    Gözaltında kaybedilen oğlu Murat Yıldız’ı bulmak için 24 yıldır mücadele yürüten Hanife Yıldız, gözaltına alınmasının ardından Sancaktepe Karakolu’na götürüldü.

    Yıldız, ifade işlemlerinin ardından serbest bırakıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Adalete ulaşamadan bir yılı daha bitirdik’-VİDEO

    ‘Adalete ulaşamadan bir yılı daha bitirdik’-VİDEO

    PİRHA-666. haftada Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, yeni yılda da mücadelelerine devam edeceklerini yinelediler. 

    Haberin Videosu 

    Cumartesi Anneleri eylemi 666. haftasında da Galatasaray Meydanı’nda devam etti. “Failler belli kayıplar nerede?” pankartının açıldığı eylemde kayıpların fotoğrafları ve kırmızı karanfiller taşındı. 18 Eylül 1980’de gözaltında alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Hüseyin Morsümbül’ün annesi Fatma Morsümbül’ü ölümünün birinci yılında anan Cumartesi Anneleri, “Annelerimizin hukuk ve adalet mücadelesini yaşatacağız” dedi.

    “2018’DE AYNI KARARLILIKLA DEVAM EDECEĞİZ”

    İlk olarak konuşan Hasan Ocak’ın ağabeyi Hüseyin Ocak, adalete ulaşamadan bir yılı daha bitirdiklerini belirterek 22 yıldır kayıpların dosyalarının tozlu raflarda bekletilerek unutturulmaya çalışıldığını kaydetti. Devletin işlediği suçlarla yüzleşmemesinin genel geçer bir şey olduğunu ifade eden Hüseyin Ocak, 2018’de de aynı kararlılıkla mücadeleyi sürdüreceklerini vurguladı.

    “CEZASIZLIK POLİTİKASI DEVAM EDİYOR”

    Ardından söz alan CHP Hatay Hilmi Yarayıcı, saldırı politikalarına her geçen gün artıran iktidarın samimi olmadığını belirterek cezasızlık politikasının hala devam ettiğini kaydetti. İktidarın tüm katliamların faili meçhul kalmasını, ‘Çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın’ diyen öğretmenlere, açlık grevinde olan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya destek verilmesini istemediğini vurgulayan Yarayıcı, ayrıca iktidarın yapılan yolsuzlukların ve buna bulaşan bakanlardan hesap sorulmamasına, çıkarılan KHK’lerle yüz binlerce akademisyenin ihraç edilmesine göz yumulmasını istediğini belirterek gerçek bir demokratik Türkiye için yeni yılda da mücadelelerini sürdüreceklerine işaret etti.

    “İŞKENCE SADECE FİZİK OLARAK YAPILMAZ”

    Yarayıcı’nın arkasından söz alan Murt Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, “Biz bayramı bayram gibi yaşamıyoruz ki yeni yılı da yeni yıl gibi yaşayalım. Zaten onların da yaşatmamaya niyetleri var” şeklinde ifade etti. Buradan dışarıya gidenlere iktidarın ‘Ülkemizde idam yok, işkence yok. Verin onları yargılayalım’ söylemlerine dikkat çeken Hanife Yıldız, işkencenin sadece fiziki olarak yapılmadığını; eş, kardeş ve evlat acısıyla 22 yılı bitireceklerini söyledi.

    “HANGİ TERÖR DEVLETİ YAPTI?”

    Yıllardır kendilerine destek veren vicdanlı insanların sürekli baskıyla sindirilmeye çalışıldığına da değinen Hanife Yıldız, mücadelelerinde 22 yılı doldurmaları nedeniyle kaleme aldığı bir yazıyı okudu:

    “Dile kolay dostlar 22 yılın sonuna geldik. Kayıplarımızın akıbeti açıklanmadı, sorumlular yargılanmadı. İşte bu kış da yine burada kaldık. Davamız gelecek bahara kaldı, ona da kim öle kim kala. Hükümet buradan haykırıyor ‘İsrail bir terör devletidir’ diyor. Filistinli çocuğu dünyaya gösteriyor. Hiç dönüp de kendilerine bakmıyorlar. Taybet Ana vurulmuş sokak ortasında öylece yatıyor. 12 yaşındaki Uğur Kaymaz 13 kurşunla vurulmuş. Berkin Elvan gaz fişeğiyle vuruldu. Dilek Doğan polis kurşunuyla evinde vuruldu. Ben de buradan hükümete soruyorum ‘bunların hepsini hangi terör devleti yaptı?’…”

    “2018 DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİNİN BAŞLANGICI OLSUN” 

    İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına açıklamayı cumartesi insanlarından Sebla Arcan okudu.

    Her yerde yeni yıl telaşı sürerken, Galatasaray’da 666’ncı buluşmalarını gerçekleştirdiklerini söyleyen Arcan,  “Yeni yılda herkes düşlerinin gerçek olmasını diler.  Biz de yeni yılda kayıplarımıza ulaşmamızı ve kaybedenlerden hesap sormamızı mümkün kılacak demokratik bir Türkiye diliyoruz. 2018, demokratik hukuk devletine giden yolun başlangıcı olsun” dedi.

    “666 HAFTADIR YÜKSELEN ADALET VE BARIŞ TALEBİ KARŞILIK BULMADI”

    2017 yılının ağır insan hakları ihlalleri, travmalar, hukuksuzluklar ve adaletsizliklerle geçtiğine dikkat çeken Arcan, şöyle konuştu:

    “OHAL rejimi, meclisi ve tüm demokratik mekanizmaları devre dışı bıraktı. Darbe ve terörle mücadele adı altında Anayasal güvenceye bağlanmış tüm hak ve özgürlükler hukuken korumasız bırakıldı. Yargı; demokrasi ve hukuk için güvence olma niteliğini kaybetti. Anayasa’nın amir hükümlerine ve hukuk devleti ilkelerine aykırı bir biçimde, önce kamu görevlilerine ardından da sivillere ‘hukuki ve cezai sorumsuzluk’ getiren düzenlemelerle, cezasızlık Türkiye’de resmileşti. Keyfilikle, cezasızlıkla adaletin ve barışın zemini yok edildi. İktidarın hukuksuzluğuna boyun eğmeyen herkes düşmanlaştırıldı. Artık Türkiye’de insanlar, vatandaşlığın getirdiği hukuksal ve siyasal statülerini, temel haklarını kaybetmiş durumdalar. Bu nedenle bizim 666 haftadır Galatasaray’da yükselttiğimiz hakikat, adalet ve barış talebimiz devleti yönetenler nezdinde karşılık bulmadı.”

    GALATASARAY’DAN HUKUK DEVLETİ TALEBİ

    Arcan, 666 haftadır kayıplarının akıbeti için sürdürdükleri adalet talebinin hiçbir şekilde karşılık bulmadığını ancak Arjantin’deki Plaza de Mayo Annelerinin mücadelelerinin ise sonuç vermeye devam etti.

    Arcan sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Geçmişte aynı acıları yaşadığımız Arjantin’de insanları katledenlerin gözaltında kaybedenlerin yargılanmaları 2017 yılında da devam etti. Yıl içinde çok sayıda rütbeli subay ömür boyu hapis cezası aldı. Türkiye’de ise devletin gücü ve desteği ile cinayet işleyenler, insanları gözaltında kaybedenler cezasızlık zırhıyla korunmaya devam etti. Bin bir emekle takip ettiğimiz içlerinde AİHM mahkumiyeti de olan gözaltında kayıp dosyaları hakkında iç hukukta  takipsizlik kararları verilmeye devam etti. Kısacası; 2017 yılında da kayıplarımız için inkar devam etti. Hukuk ve adalet işletilmedi. Biz biliyoruz ki; temel hak ve özgürlükler ancak hukuk devletinin geçerli olduğu koşullarda güvence altındadır. Bu nedenle 666 haftadır Galatasaray’dan hukuk devleti talep ediyoruz.”

    BİR MUM DA SEN YAK EYLEMİ

    Arcan, “Türkiye karanlık bir dönemden geçiyor ama umutsuzluğa yer yok ; biz insan olmakta ısrar ettiğimiz sürece umut hep var olacak” ifadelerini kullandı.

    Öte yandan Cumartesi Annelerinin adalet taleplerinin 666. haftasında akşam yine Galatasaray Meydanı’nda saat: 19.00’da Bandista müzik grubu ile mum yakıp ‘Benim Annem Cumartesi’ diyecekler. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Kalp, tansiyon, mide ve bronşit hastası Meryem Soylu serbest bırakılsın’-VİDEO

    ‘Kalp, tansiyon, mide ve bronşit hastası Meryem Soylu serbest bırakılsın’-VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu eylemlerinin 281. haftasında hasta tutuklu Meryem Soylu’nun serbest bırakılmasını istedi. 

    HABERİN VİDEOSU

    Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekmek amacıyla İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu her hafta Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemi gerçekleştiriyor. Bu hafta 281. haftasında olan eylemde Gebze M Tipi Kadın Kapalı Hapishanesi’nde tutuklu bulanan ve aynı zamanda Barış Annesi Meryem Soylu’nun serbest bırakılması talep edildi.

    İnsan hakları savunucuları adına basın metnini okuyan Taylan Bekin, cezaevlerinde sağlığa erişim engelleri, tecrit, keyfi disiplin cezaları, kötü muamele, işkence, gazete ve kitap engeli, sevk ve sürgün uygulamalarında hiç görülmediği kadar artış yaşandığını kaydetti.

    “BİR ÇOĞUNUN HAPİSHANEYE GİRMEDEN ÖNCE SAĞLIK PROBLEMİ YOK”

    Birçok tutuklunun hapishaneye girmeden önce sağlık problemi olmadığını belirten Bekin, hapishaneye girdikten sonra tecrit, hijyenik olmayan fiziki koşullar, sağlıksız beslenme gibi nedenlerle hastalandıklarını da ifade etti. Sağlık problemi yaşayan birçok tutuklunun sağlığa erişim hakkının engellenerek tedavi edilebilir hastalıkların ölümcül hale gelmesine sebebiyet verdiğinin altını çizen Bekin, şunları belirtti: “Tüm bu sorunları çözmesi ve mahpuslara insanca bir yaşam sağlaması gereken devlet yetkilileri ise;  tüm bu insan haklarına ve hukuka aykırılıkları yeterli bulmayıp, daha fazla ceza içinde ceza nasıl verebilirim derdine düşmüştür. Yeni bulduğu ceza yöntemi de tek tip elbisedir.”

    “TEK TİP ELBİSE UYGULAMASI İŞKENCEDİR”

    1980 darbesi sonrasında uygulanmaya başlanan tek tip elbiseye siyasi tutukluların karşı çıkarak açlık grevi başlattıklarını ve bu süreçte 4 kişinin hayatını kaybettiğini vurgulayan Bekin, bu eylemler neticesinde tek tip elbise uygulamasına son verildiğini, tek tip elbise uygulamasının insan onurunu kırmaya yönelik bir uygulama, bir işkence olduğunu ve kabul edilemez olduğunu da kaydetti.

    “VAR OLAN HASTALIKLARINA YENİLERİ EKLENDİ”

    Barış Annesi olan 58 yaşındaki Meryem Soylu’nun Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde 2011 yılında tutuklanarak 12 yıl hapis cezası aldığını belirten Bekin, Soylu’nun önce Diyarbakır E Tipi Hapishanesi’ne, oradan sırasıyla Batman M Tipi, Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi son olarak da Gebze M Tipi Kadın Kapalı Hapishanesi’ne sevk edildiğini ifade etti. Hapishanelerin ağır koşulları karşısında Soylu’nun daha önce var olan hastalıklarına yenilerinin eklendiğini vurgulayan Bekin, Soylu’nun kalp, tansiyon, mide ve bronşit gibi hastalıklarının olduğunu kaydetti.

    “TEDAVİSİ GÜNEŞ GÖRMEYEN İZBE BİR ODADA YAPILDI”

    Soylu’nun Sincan’da iki yıl boyunca tek kişilik hücrede, ağır tecrit koşullarında kaldığını belirten Bekin, Soylu’nun birçok kez hastaneye kaldırıldığını ancak bu konuda ailesinin bilgilendirilmediğini ifade etti. Soylu’nun 2015 yılında Darıca Farabi Hastanesi’nde safra kesesi ameliyatı olduğunu söyleyen Bekin, ameliyat sonrası Soylu’nun tedavisinin hastanenin bodrum katında güneç görmeyen izbe bir odada ve yatağa kelepçeli olarak yağıldığını vurguladı.

    “HAPİSHANE KOŞULLARINDA SAĞLIK DURUMU KÖTÜYE GİDİYOR”

    Cezaevinde Soylu’ya ihtiyacı olan yemeklerin verilmeyip, hastalığının gerektirdiği diyetin uygulanmadığını ifade eden Bekin, yemeklerin Soylu’nun sağlık durumunun daha da kötüleşmesine neden olduğunu belirtti. Soylu’nun kızı Emine’nin annesini son gördüğünde çok fazla kilo verdiğini gördüğünü söyleyen Bekin, “Sürekli rahatsızlanıp hastaneye giden  Meryem Soylu, yapılan tedavilerden sonuç alamamakta bir türlü iyileşememektedir. Doğru teşhis konulmadığı, doğru tedavi yapılmadığı konusunda ailesinde ciddi kaygılar oluşmuştur. Çocukları, annelerinin artık hapishaneden sağ çıkamayacağını düşünmektedirler” dedi.

    Bekin, hapishanede ve hastanenin mahpus koşullarında sağlanan tedavi hizmetiyle bir türlü sağlığına kavuşamayan Soylu’nun sağlığına kavuşabilmesi için bir an önce serbest bırakılması gerektiğinin altını çizdi.(HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri: Çığlığımızı duyun-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Çığlığımızı duyun-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri eyleminin 644. haftasında Galatasaray Meydanı’nda gözaltında kaybedilen Süleyman Cihan için adalet istedi.

    Haberin Videosu

    31 yaşındaki iki çocuk babası öğretmen Süleyman Cihan’ın kaybedilişinin 36. yılı.

    Cumartesi Anneleri Galatasaray Meydanı’ndaki eylemlerinin 644. haftasında Süleyman Cihan’ın gözaltında kaybedilişinin 36. yılında “Adalet istiyoruz” dedi. Eyleme kayıp yakınlarının insan hakları savunucuları katıldı. Eylemde açılan “Failler Belli Kayıplar Nerede?” pankartının üzerine kayıpların fotoğrafları, kırmızı karanfiller ve barışı temsilen beyaz tülbentler bırakıldı.

    Eylemde işlerine geri dönme talebiyle başlattıkları açlık grevine hapishane koşularında devam eden eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın taleplerinin kabul edilmesi ve cezaevlerinde çıkarılmaları da istendi.

    KİMİ 37, KİMİ 22 YILDIR ADALET ARIYOR

    Eylemde ilk konuşmayı yapan Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, “Sözde kayboldu denilen çocuğum gözaltına alındıktan sonra kayboldu. Beyoğlu Savcısı  kaybettikleri çocuğumu bulmaları için yaptığım konuşmalardan dolayı bana soruşturma açmış. Savcının görevi bana soruşturma açmak değildir. Savcının görevi bizim neden bu alanda yaz kış oturduğumuzu araştırmak ve oğlumu kaybedenlere soruşturma açmaktır. Bana soruşturma açanlar Recep Tayip Erdoğan’dan korktukları kadar Allah’tan bile korkmuyorlar. Tam 22 yıldır bu alanda adalet bekliyoruz. Ne sizden ne de açtığınız soruşturmalardan korkuyorum” dedi.

    Yıldız’ın ardından konuşan Cemil Kırbayır’ın abisi Mikail Kırbayır da, “Tam 37 yıldır bu alanda adalet arıyoruz. Adaleti kimden arıyoruz? Adalet ve devlet iç içedir. Adaletsiz devlet devletsiz adalet olamaz. Ancak biz adaleti devletin kapısında arar olduk” ifadelerini kullandı.

    DOSYALAR VE KANITLARA RAĞMEN SORUŞTURMA YOK

    Meclis araştırma komisyonunun Cemil Kırbayı’ın gözaltında kaybedildiğine karar verdiğini belirten Mikail Kırbayır, “Kars Cumhuriyet savcılığına dosyalar ve kanıtlar elinizde neden soruşturma başlatmıyorsunuz diye sorduğumuzda aldığı cevabın ‘Ama ceset yok’ olduğunu söyledi. Kırbayır, “Süleyman Cihan, Rıdavan Karakoç ve Hasan Ocaklar’ın mezarlarının olmasına rağmen halen failleri açığa çıkmamış ve adalet yerini bulmamıştır” dedi.

    “İNSANLIK SUÇUNA KARŞI DURUYORUZ”

    Kırbayır’dan sonra Hasan Ocak’ın abisi Ali Ocak konuştu. Ocak, “Tam 22 yıldır adalet ve işlenen insanlık suçuna karşı durmak için bu alandayız. Tam 22 yıldır bu alanda Beyoğlu savcısı sesimizi ve çığlığımızı duymuyor. Ancak bir annenin kaybettiği oğlu için attığı çığlıklara, adalet arayışına ve yakarışına soruşturma açıyor. Yapılan bu haksızlığı ve adaletsizliği kabul etmiyoruz” dedi.

    “SUÇ İŞLEYEN HERKES YARGI ÖNÜNE ÇIKARILMALI”

    Son olarak Süleyman Cihan’ın abisi Ahmet Cihan konuştu. Cihan, “Ateş düştüğü yeri yakar. İşkence ile öldürülen ve kimsesizler mezarına gömülenlerin kardeşlerinin, annelerinin ve babalarının neler çektiğini ve neler yaşadığını her hafta burada yaşıyor ve anlıyoruz. Suç işleyen herkes yargı önüne çıkarılmalı ve devlet özür dilemelidir. Ancak böyle devlet adına suç işleyenlerin önüne geçilmiş olunur” dedi.

    “HÜKÜMET VE YARGI ÜÇ MAYMUNU OYNUYOR”

    36 yıldır sorumluları bulamayanlar ailelerin feryadına ve isyanına soruşturma açtıklarını belirten Cihan, ” Hükümet ve yargı üç maymunu oynamaya devam ediyor. Görmüyor, duymuyor ve gerekeni yapmıyorlar. Bugün halen devlet adına suç işleyen Mehmet Ağır ve adamları iş başındalar. İnandıkları dava adına işkence görüp katledilenler onurumuzdur. Bizler de onların bu haklı davasını devam ettireceğiz” diye konuştu.

    644 haftadır Galatasaray Meydanı’nda insanlığa karşı işlenen suçların etkili bir biçimde soruşturulması için oturduklarını söyleyen Mine Nazari, savcıları göreve çağırdıklarını ancak 644 haftadır anlattıkları gerçekler karşısında bu yükümlülükleri yerine getirmediklerini ifade etti.

    Mine Nazari, Beyoğlu Savcılığı’nın kaybedenler hakkında değil, Hanife Yıldız’ın 24 Temmuz 2017 tarihinde gözaltında kaybedilen oğlu Murat’ın doğum gününde Galatasaray’da yaptığı bir konuşmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla göz altına alındığı kaydetti.

    Savcılara seslenen Mine Nazari “Bir kez daha sizleri evrensel meslek ilkelerinize uygun olarak tarafsız ve adil bir biçimde yükümlülüklerinizi yerine getirmeye çağırıyoruz. Bizler hakikatten ve haklılığımızdan aldığımız güçle, meşruiyetle susmayacağız” dedi.

    “36 YILDIR HUKUKU MÜCADELE SONUÇSUZ KALDI”

    644. haftasında 36 yıl önce gözaltına alınarak kaybedilen Süleyman Cihan dosyasındaki hakikatleri açıklamak için bir araya geldiklerini ifade eden Nazari Süleyman, Cihan’ın gözaltında kaybedilişini şöyle anlattı:

    “31 yaşındaki 2 çocuk babası Süleyman Cihan öğretmendi ve İstanbul’da yaşıyordu. 12 Eylül karanlığında sol bir örgütün yöneticisi olduğu iddiasıyla aranıyordu. 29 Temmuz 1981 tarihinde Süleyman Cihan’ın Edirne’den İstanbul’a gelmek üzere bindiği yolcu otobüsü İstanbul’a yaklaştığı sırada sivil bir ekip tarafından durduruldu. Gözaltına alınan Süleyman Cihan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Emniyette gözaltında bulunan çok sayıda kişi tarafından görüldü. Gözaltı kararını veren İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı ve gözaltı işlemini gerçekleştiren İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Süleyman Cihan’ın gözaltına alındığını reddetti. 85 gün süren ısrarlı arayışın sonunda Süleyman Cihan’ın ağır işkence sonucunda öldürüldüğü ve Zindanarkası Mezarlığı’na “meçhul kişi” olarak defnedildiği gerçeğine ulaşıldı. Bu gerçek karşısında İstanbul Emniyeti Süleyman Cihan’ın öldürülmesi ile ilgili Mehmet Ağar ve İbrahim Şahin’in de imzası bulunan sahte bir belge düzenledi. Belgede o güne kadar gözaltına alındığı reddedilen Süleyman Cihan’ın yer göstermeye götürüldüğü apartmanın 6. Katından atlayarak intihar ettiği yazıldı. Gerçek ise işkenceyle öldürülen Süleyman Cihan’ın cansız bedeninin uzun zamandır kimsenin yaşamadığı bir evin penceresinden atıldığıydı. Otopsi bulguları da bunu gösteriyordu.”

    “ADALET İSTİYORUZ”

    Cihan Ailesi’nin 36 yıldır devam eden hukuk mücadelesinin bugüne kadar sonuçsuz kaldığını ifade eden Mine Nazari “Hukukun işletilmesini, yargının görevini yapmasını istiyoruz! Adalet İstiyoruz! Süleyman Cihan dosyasında adalete ve hakikate ulaşma hakkımızı engelleyen herkesi itham ediyoruz!” diye konuştu. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Ben neden bir günün annesiyim?’-VİDEO

    ‘Ben neden bir günün annesiyim?’-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri eyleminin 643. haftasında Galatarasay Meydanı’nda buluşan kayıp yakınları 1995 yılında Mardin Ömerli’de gözaltına alınarak kaybedilen Cemil Çelik için adalet istediler.

    Haberin Videosu

    Cumartesi Anneleri eyleminin 643. haftasında kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları 1995 yılında gözaltında kaybedilen Cemil Çelik’in akıbetinin açıklanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldiler.

    Eylemde açılan “Failler belli kayıplar nerede?” pankartının üzerine “Nuriye ve Semih yaşasınlar” yazısı ile kırmızı karanfiller ve barışı temsilen beyaz tülbentler kondu. Eyleme CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları katıldı.

    Eylemde 136 gündür işlerine geri dönme talebiyle açlık grevinde olan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın taleplerinin kabul edilmesi istendi. Ayrıca insan hakları savunucularına yönelik baskılara son verilmesi talep edildi.

    “BİR GÜN MUTLAKA SİZİN İÇİN DE ADALET İSTEYECEĞİZ”

    Eylemde ilk olarak konuşan CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu AKP’nin iktidara geldiği dönemde sadece Şırnak ve Diyarbakır’da sokağa çıkma yasağının olduğunu ancak şimdi ise Türkiye genelinde bir yıldır OHAL’in hüküm sürdüğünü kaydetti. İnsan haklarının askıya alındığını söyleyen Tanrıkulu yargıya şöyle seslendi: “Bir gün mutlaka sizin için de herkes için adalet diyeceğiz.”

    “BUGÜN HEM DUYGU YÜKLÜ HEM ÖFKELİYİM”

    Tanrıkulu’nun ardından konuşan Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız Suruç ailelerinin acısını paylaştığını belirtti. Bugün hem duygu yüklü hem de öfkeli olduğunu söyleyen Hanife Yıldız, “Duygu yüklüyüm çünkü bir anneyim. Öfkeliyim çünkü ben neden bir günün annesiyim?” dedi. Hükümetin “Var mı bize yan bakan?” dediğini ifade eden Hanife Yıldız “Var elbet. Bugün yurt dışı olsun, komşu ülkeler olsun sizi bizden daha iyi tanıyorlar” şeklinde konuştu. Hanife Yıldız oğlunun doğum günü için yazdığı “Ne çare” adlı şiiri okudu:

    “…Yine bir doğum günün arifesindeyim
    Çok üzgünüm çok. Ne bir pasta keseceğim
    Ne de iyi ki doğdun canım oğlum, Muradım, arkadaşım
    Diyebileceğim benim yakışıklı oğlum…
    Ne çare ne çare dostlar
    Bu acıya, bu hasrete sizlerden
    Yok mu bana bir çare?”

    “OHAL UZATILARAK KEYFİ YÖNETİM KALICILAŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Haftanın basın metnini okuyan Cumartesi İnsanlarından Gülseren Yoleri, OHAL’in hukuksuz bir şekilde uzatılarak keyfi yönetimin kalıcılaştırılmaya çalışıldığını vurguladı. “İnsan haklarının korunması ve geliştirilmesi mücadelesinin aynı zamanda insan  olma mücadelesi olduğuna dikkat çeken Yoleri, insan hakları savunucularının üzerindeki baskılara ve hukuk dışı uygulamalara son verilmesini istedi.

    22 yıl önce Mardin Ömerli’de gözaltına alınarak kaybedilen ve failleri cezasızlıkla korunan Cemil Çelik’i unutmadıklarını dile getiren Yoleri, 26 Eylül 1995 tarihinde Ömerli’de bir kahvehanede oturan Cemil Çelik’in yanına iki sivil polisin gelip kendisine “Sen Necim Çelik misin?”  diye sorduklarını, Cemil Çelik’in de “Hayır ben Cemil Çelik’im” dedikten sonra polislerin yanından ayrıldığını, Cemil Çelik’in tedirgin olarak oğlu Suat Çelik’in dükkanına gittiğini, kısa bir süre sonra aynı iki sivil polisin dükkana gelip zor kullanarak Cemil Çelik’i gözaltına aldığını ifade etti.

    Cemil Çelik’in ailesinin bir tanıdıkları aracılığıyla emniyette görevli bir komiserden Cemil Çelik’in başka bir birim tarafından gözaltına alınarak emniyete götürüldüğü bilgisini aldığını belirten Yoleri, “Emniyete başvuran aile ‘Bizdeydi götürdüler’ cevabını aldı. Bunun üzerine aile Cumhuriyet Savcılığı’na başvurdu. Gözaltına alındığı reddedilen Cemil Çelik’ten bir daha haber alınamadı” dedi.

    Cemil Çelik’in akıbetinin gizlendiğini, etkin bir soruşturma yürütülmediğini kaydeden Yoleri, Cemil Çelik için adalet istemekten vazgeçmeyeceklerini belirtti. (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri: Tüm gözaltında kaybedilenler ve herkes için adalet istiyoruz-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Tüm gözaltında kaybedilenler ve herkes için adalet istiyoruz-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri 641. haftada İbrahim Çelik ve Edip Çelik’in mezar yerlerinin açıklanması talebiyle Galatasaray Meydanında bir araya geldi. Eylemde tüm gözaltında kaybedilenler ve ‘herkes’ için adalet istendi. 

    Haberin Videosu

    Cumartesi Anneleri eyleminin 641. haftasında, 10 Temmuz 1994’te Batman’ın Soğuksu Mezrası’nda evlerine yapılan baskın sonucu yer gösterme bahanesiyle evinden alınan İbrahim Çelik ve babasını yalnız bırakmamak için peşlerinden giden oğlu Edip Çelik’in akıbetinin açıklanmasını istedi.

    Eylemde açılan “Failler belli kayıplar nerede” pankartının üzerine kayıpların fotoğrafları, kırmızı karanfiller ve barışı temsilen beyaz tülbentler kondu.

    Açlık grevinde olan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Sehim Özakça’ya yaşatılan insanlık dışı müdahaleye derhal son verilmesi ve serbest bırakılmaları istendi.

    “ADALET SADECE MALTEPE İLE SINIRLI KALMASIN”

    Eylemde ilk konuşmayı yapan Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız sadece Cumartesi günleri burada oturmadığını zamanı el verdikçe davalara da katıldığını söyledi. Adaletin öncelikle Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için gerekli olduğunu kaydeden Yıldız, “Bizler 23 gündür değil 22 yıldır adalet istiyoruz. Hepimiz için adalet istiyoruz. Adalet sadece Maltepe ile sınırlı kalmasın” dedi.

    “İKTİDAR İNSAN HAKLARI MÜCADELESİNİN MEŞRULUĞUNU KIRMAYA ÇALIŞIYOR”

    İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, içinde bulunulan koşullarda insan hakları savunucularının güvenliğiyle ilgili bir toplantı düzenlemek istediklerini ancak kendilerinin katılamadıkları bu toplantıda insan hakları örgütlerinin temsilcilerinin göz altına alınmasına dikkat çekti. Daha önce İHD’ye yapılan baskıları hatırlatan Yoleri, adı konmayan bir silahlı terör örgütü üyeliği suçlaması yaptıklarını, insan hakları mücadelesinin meşruluğunu kırmaya çalıştıklarını ifade etti. Televizyonların, radyoların, gazetelerin, gazetecilerin, akademisyenlerin kapatıldığı bu dönemde sadece insan hakları savunucularının sesinin çıktığını söyleyen Yoleri, iktidarın bundan rahatsız olduğunu belirtti. Yoleri “İnsan hakları mücadelesi sonlandırılamaz” dedi.

    “BEN BİR CUMARTESİ ÇOCUĞUYUM”

    İbrahim Çelik’in eşi ve Edip Çelik’in annesi Merse Çelik rahatsız olduğu için mücadelesini sürdüren kızı Feryal Çelik’in mektubu okundu. Feryal Çelik mektupta şunları belirtti:

    “Ben Galatasaray’ı mesken tutmuş bir kayıp yakınıyım. Cumartesi günleri Galatasaray’da ‘Babam nerede?’ diyen bir cumartesi çocuğu, ‘Kardeşim nerede?’ diyen bir cumartesi kardeşiyim… Bizi mezarsızlığa mahkum edenlerden davacıyız. Adalet istiyoruz. Barış istiyoruz. Anne-babalar evlatsız, evlatlar anne-babasız kalmasın istiyoruz.”

    “KARANLIĞI AŞMANIN TEK YOLU HERKES İÇİN ADALET DEMEKTİR”

    Haftanın basın metnini cumartesi insanlarından Beyza Üstün okudu. Üstün “Türkiye’de insan hakları,  hukukun üstünlüğü, adalet ve barış gibi evrensel insanlık değerlerinin ‘yok hükmünde’ sayıldığı karanlık bir süreç yaşanıyor” şeklinde konuştu. Üstün karanlığı aşmanın tek yolunun “Herkes için hak ve özgürlük, herkes için adalet” demekten geçtiğini belirtti. (HABER MERKEZİ)