Etiket: hapishane

  • Gazeteci Diren Keser: Gazetecilerin yeri hapishaneler değildir!-VİDEO

    Gazeteci Diren Keser: Gazetecilerin yeri hapishaneler değildir!-VİDEO

    PİRHA- Gazeteci Diren Keser, gazeteci Cihan Berk’in yaptığı haberlerden dolayı tutuklandığını belirterek, “Gazetcilerin yeri hapishaneler değildir. Cihan bir an önce serbest bırakılmalıdır” dedi.

    19 Aralık 2025 sabahı evine yapılan polis baskınıyla gözaltına alınan ajansımızın Dersim muhabiri Cihan Berk, çıkarıldığı mahkeme tarafından “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklanmıştı.

    Yaklaşık 4 aydır Elazığ Cezaevi’nde tutuklu bulunan Berk’in iddianamesi, Tunceli 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.  İlk duruşma 15 Nisan’da görülecek.

    “HABER YAPMAK GAZETECİNİN TEMEL GÖREVİDİR”

    Duruşma öncesi konuşan Gazeteci Diren Keser, gazetecilerin yerinin hapishane olmadığını söyledi.

    Cihan Berk’in yaptığı haberler nedeniyle tutuklandığını hatırlatan Diren Keser, “Gazetcinin işi haber yapmaktır. Haber yapmadığı zaman işini yapmamış olur. Gazetecinin temel görevi halkı haberdar etmektir, gerçeği, hakikati, olanı toplumla buluşturmaktır” dedi.

    “GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR”

    Onlarca gazetecinin Cihan Berk gibi cezaevlerinde olduğunun altını çizen Keser, şunları ifade etti:

    “Tarih boyunca gazeteciler yaptıkları haberlerden dolayı iktidarları rahatsız etmiştir. Bundan dolayı da tutulanmıştır. Tıpkı İsmail, Alican, Pınar gibi onlarca gazeteci hapishanede tutuluyor. Gazetecilerin yeri hapishaneler değildir. Gazeteciler gerçeği açığa çıkartmanın sözünü vermiş insanlardır. Nerede bir haksızlık, hukuksuzluk, yolsuzluk varsa bunu açığa çıkartmak için gecesini gündüzüne katanlardır. Zaten gazetecilik faliyeti budur. Ama ne yazık ki gazeteciler ardı ardına tutuklanıyor.

    Bizlerde tekrar tekrar şunu ifade ediyoruz: Gazetecilik suç değildir.”

    15 Nisan’da (yarın) görülecek duruşmaya katılım çağrısında bulunan Keser, “Cihan Berk’in bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını bekliyoruz. Cihan, toplumun sesini duyurmak için haber yapmıştır ve bir an önce serbest bırakılmalıdır” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/MERSİN

     

     

  • Suriye hapishanelerinde 2 Alevi yurttaş işkenceyle katledildi!

    Suriye hapishanelerinde 2 Alevi yurttaş işkenceyle katledildi!

    PİRHA- Suriye hükümetince tutuklanan ve 3 aydır hapishanede tutulan iki Alevi sivil yurttaş, işkence edilerek katledildi.

    Suriye’nin batısındaki Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus kentlerinde HTŞ’ye bağlı gruplar, SMO ve IŞİD’in, Alevileri hedef aldığı saldırılarda binlerce sivil katledildi, binlercesi ise alıkonuldu veya yerlerinden edildi. Alevilere yönelik katliam, işkence ve hak ihlalleri devam ediyor.

    Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin (SOHR) aktardığına göre Humus’un El-Sina bölgesinde gözaltına alınarak tutuklanan ve üç ay boyunca hapishanede tutulan iki Alevi sivil, Suriye hükümetinin hapishanelerinde vahşi işkenceler altında katledildi.

    2 Alevi sivilin cenazeleri aileleri tarafından alınarak toprağa sırlandı.

    Buna göre, Askeri Harekât İdaresi hapishanelerinde, güvenlik operasyonları ve kontrol noktalarında tutuklanmalarının ardından ölen tutukluların sayısı, çoğu Humus ilinden olmak üzere 38’e yükseldi. Gözaltı merkezlerindeki işkence vakalarında endişe verici bir artışa işaret ediyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • İHD ve TİHV yöneticileri ve üyeleri, dayanışmak için hasta mahpuslara kartı gönderdi – VİDEO

    İHD ve TİHV yöneticileri ve üyeleri, dayanışmak için hasta mahpuslara kartı gönderdi – VİDEO

    PİRHA – İHD İstanbul Şubesi ve TİHV, İnsan Hakları Haftası kapsamında hasta mahpusların sağlık ve tedaviye erişim sorunlarına dikkat çekmek amacıyla dernek binası önünde açıklama yaptı. İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, sesleri duyulmayan hasta mahpusların sesini duyurmak adına dayanışma kartları gönderdiklerini söyledi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı, 10 -17 Aralık İnsan Hakları Haftası’nın son gününde İHD dernek binası önünde hasta mahpusların sağlık ve tedaviye erişim sorunlarına dikkat çekmek amacıyla açıklama yaptı. İnsan hakları savunucuları daha sonra Sıraselviler’deki PTT Şubesinden hasta mahpuslara kart gönderdi.

    “TÜRKİYE, CEZAEVLERİ AÇISINDAN BİRİNCİ SIRADA”

    İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, İnsan hakları haftası bağlamında bir haftadır etkinlikler düzenlediklerini dile getirerek, cezaevinde bulunan mahpusların karşı karşıya kaldıkları sorunların hala devam ettiğini vurguladı. Cezaevleri açısından Türkiye’nin birinci sırada olduğunu belirten Gülseren Yoleri, şunlara dikkat çekti:

    “Biz insan hakları savunucuları olarak hapishanelerin boşaltılması ve tutuksuz yargılanması talebimizi yineliyoruz. Adalet Bakanı hapishanelerde yaşanan sorunlara ve yaşam hakkı ihlallerine dair bir veri açıkladı. Bu verilerde 378 bin 657 mahpus tutsak bulunuyor. Yine Adalet Bakanı, 5 Aralık 2024 tarihinde açıkladığı bir veride 709 mahpus yaşamını yitirdiğini belirtti. Ve yaşamını yitirenler sağlığa erişemeyerek, tecrit altında tutuldukları için yaşamlarını kaybettiler. Sağlığa ve yaşam hakkına erişim için bugüne kadar sorumluluklarını hep hatırlattık. Bizler hep mahpuslar için sağlıklı ve koruyucu önlemlerin alınması gerektiğini söyledik. F, Y ve S Tipi gibi uygulamalar tecridi giderek artırdı. Tecridin bir işkence yöntemi olduğunu ve bunun da tüm mahpusların yaşamının tehlikeye girmesine yol açtığını gösteriyor. Sesleri duyulmayan hapishanelerdeki hasta mahpusların sesini kamuoyunun gündemine getiriyoruz. Onların seslerini duyurmak adına onlara dayanışma kartları göndereceğiz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Tutuklu Mor Dayanışma üyesi Uğur ve Ürkmez’e hapishanede psikolojik şiddet -VİDEO

    Tutuklu Mor Dayanışma üyesi Uğur ve Ürkmez’e hapishanede psikolojik şiddet -VİDEO

    PİRHA- Yerel seçim sonrası Van halkının iradesinin gasp edilmesi girişiminin ardından gerçekleşen protestolarda gözaltına alınıp tutuklan Mor Dayanışma üyesi Sedanur Uğur ve Sibel Ürkmez’e özgürlük kampanyası sürüyor. Mor Dayanışma üyesi İrem Kayıkçı, “Arkadaşlarımız 21 gündür hukuksuz bir şekilde tutuklu bulunuyorlar. Hapishane yönetimi arkadaşlarımıza yönelik psikolojik şiddeti, saldırıları, tacize varan davranışları arttırmış durumda” dedi. 

    31 Mart Yerel Seçimlerde Van halkının iradesi gasp edilmeye çalışılmış ve seçilmiş belediye başkanı Abdullah Zeydan verilen mücadele sonucu mazbatasını almıştı.

    Van halkının iradesi gasp edilmeye çalışılmasına karşı 2 Nisan gününde protestolar Türkiye’nin pek çok kentinde gerçekleşmişti. İzmir’de gerçekleşen eylemlerde  gözaltına alınan ve ardından hukuksuzca tutuklanan Sedanur Uğur ve Sibel Ürkmez, Şakran Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda götürüldü.

    Mor Dayanışma’dan yol arkadaşları ve birçok feminist, “Seda ve Sibel’e Özgürlük” kampanyası yürütüyor, hukuki süreci takip ediyor. Mor Dayanışma üyesi İrem Kayıkçı son durumu PİRHA’ya değerlendirdi.

    “SEDA VE SİBEL’E ÖZGÜRLÜK DEMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    İrem Kayıkçı, iktidar saldırılarının seçim sonuçlarının intikamı olduğunu vurgulayarak, “31 Mart Yerel Seçimlerinden sonra halkın iradesinin hem sandığa hem de sokaklara yansımasının öcünü almak istercesine kadınlara yönelik saldırıların arttığını gördük. Abdullah Zeydan‘ın Van’da mazbatasının verilmemesi karşısında Türkiye’nin her yerinde eylemler gerçekleşti. Emek ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla gerçekleşen eylemde 30’a yakın arkadaşımız gözaltına alındı ve bunlardan iki arkadaşımız Sedanur Uğur ve Sibel Ürkmez arkadaşlarımız 3 Nisan’da tutuklandılar. 21 gündür hukuksuz bir şekilde tutuklu bulunuyorlar” dedi.

    Kayıkçı, hapishanede arkadaşlarının psikolojik şiddet gördüğünü belirterek, şunları kaydetti:

    “Geçtiğimiz haftalarda avukatlar aracılığıyla öğrendiğimiz şu ki hapishane yönetimi arkadaşlarımıza yönelik psikolojik şiddeti, saldırıları, tacize varan davranışları arttırmış durumda. Arkadaşlarımıza, “Ne yaparsanız yapın buradan çıkamazsınız. Sizi siyasi koğuşa almayacağız. Eğer talepleriniz devam ederse sizi tecavüzcülerin yanına alacağız” dediklerini öğrendik. Orada tecavüzcüler diye nitelendirdikleri arkadaşların da lezbiyenler olduğunu öğrendik. Hapishane yönetiminin erkek egemen zihniyetle yönetilen davranışlarının bir yandan da homofobik saldırılar olduğunu gördük. Avukat arkadaşlarımızın tutukluğa karşı itiraz başvurusu reddedildi. Biz Seda ve Sibel’e özgürlük demeye devam edeceğiz. Örgütlü kadın mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz.”

    “SALDIRILARI TESADÜF OLARAK GÖRMÜYORUZ”

    Kadınlara yönelik bu saldırıların tesadüf olmadığını ifade eden Kayıkçı, “Geçtiğimiz süreç içerisinde sandığa yansıyan ciddi bir ekonomik kriz ve yoksulluk vardı. Böyle bir süreçte 1 Mayıs’a gidiyoruz. İstanbul’da, İzmir’de çalışmalarımız devam ediyor. Verdiğimiz mücadelenin tarihi çok eski. Biliyoruz ki patriyarkal kapitalizmin geldiği eşik bize yoksulluktan, tacizden, şiddetten başka bir şey sunmuyor. Tam da bunun karşısında bu mücadeleyi verirken, AKP-MHP iktidarı koalisyonun saldırılarının tesadüf olarak görmüyoruz. Seda ve Sibel’e yönelik saldırılar bunun bir parçası. 1 Mayıs’a giderken hem ekonomik kriz ve yoksulluk bağlamında hem de artan çocuk istismarı ve kadın cinayeti bağlamında kadınların sözünü yükseltmeye, çocuk hakları politikasını yükseltmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    “REJİMİN KODLARI PATRİYARKA, KAPİTALİZM VE AYRIMCILIK”

    Mor Dayanışma üyesi İrem Kayıkçı, son bir yılda geçirdiğimiz iki seçimin ardından görüyoruz ki Türkiye’de inşaa edilmeye çalışılanan rejimin kodları hem patriyarkadan hem kapitalist düzenden hem de ayrımcılıktan ve ırkçılıktan besleniyor. Kurumsallaştırılmaya çalışılan faşizmin saldırılarını belli özneler yansıttığını uzun zamandır biliyoruz. Son on yıldır yükselen kadın hareketine yönelik saldırılar bu açıdan çok önemli bir yerde duruyor. Çünkü kadınlar yaşam mücadelesi veriyor. Bu rejimin mayasına müdahale eden, haklarından vazgeçmeyen, daha fazlasında gözümüz olduğunu belli eden sokak eylemlilikleri ve kampanyalar bu dinamiğin nasıl bir güçte olduğunu gösteriyor. Böyle bir süreçte kadın örgütlerine dönük saldırıların arttığını görüyoruz. Bu iradeyi gösteren kadın örgütlerine dönük saldırılar son durumu tahlil etmemizi kolaylaştırıyor” ifadelerini kullandı.

    Dilan ŞİMŞEK/İSTANBUL

  • Hapishanede işkence gördü, tahliye olunca hakkında bir de dava açıldı!-VİDEO

    Hapishanede işkence gördü, tahliye olunca hakkında bir de dava açıldı!-VİDEO

    PİRHA-Emir Karakum, Samsun ve Bafra T Tipi Hapishanelerinde defalarca gardiyanların işkencesine maruz kaldı. Kendisine işkence yapan gardiyanlara hakaret ettiği gerekçesiyle hakkında dava açılan Emir Karakum, “Herkese sesimi duyurmaya çalışıyorum. İşkence yapan gardiyanlara hakaret ettiğim gerekçesiyle 16 Ocak’ta duruşmaya, işkenceye karşı olan herkesi bekliyorum” dedi.

    Emir Karakum, 6 Aralık 2021’de tutuklanıp götürüldüğü Samsun ve Bafra T Tipi Hapishanelerinde defalarca gardiyanların işkencesine maruz kaldı. Yaşadığı işkencelere karşı 113 gün açlık grevi yaptıktan sonra 23 Eylül 2022 tarihinde tahliye olmuştu.

    Kendisine işkence yapan gardiyanlara hakaret ettiği gerekçesiyle Emir Karakum’a, dava açıldı. Duruşma, 16 Ocak’ta saat 09.05’te Samsun Bafra 3. Asliye Mahkemesi’nde görülecek.

    “İŞKENCE VE HAK İHLALİNE MARUZ KALDIM”

    6 Aralık 2021’de hasta tutsakların basın açıklamasına katıldığı için tutuklandığını söyleyen Emir Karakum, “Tutuklandığında Samsun T Tipi Hapishanesi’ne götürüldüm. Orada 25 gün kaldım. Birçok defa işkence ve hak ihlaline maruz kaldım. Sonrasında Samsun Bafra T Tipi Hapishanesi’ne sürgün oldum. Hapishaneye girer girmez çıplak aramaya maruz kaldım. Bunu kabul etmediğim için 8-9 gardiyanın işkencesine maruz kaldım. Beni yere yatırıp tekmelediler, üzerimde tepindiler, yüzüme bir çok defa yumruk attılar. Yaşadığım hak ihlalleriyle ilgili suç duyurularında bulundum ama yetkililerden hiçbir cevap alamadım. Kaldığım dönemde adli tutsaklardan, hapishanede işkencenin varlığını ve revir odasının sistematik işkence olarak kullanıldığını duyuyordum. 6 Nisan günü %54 engelli genç Batuhan Satık, kaldığı hücresine giren gardiyanlar tarafından işkenceye uğradı. Bende yaşanan işkenceye tepki gösterip yaşananları hapishane müdürüne söyledikten sonra üzerimdeki baskılar daha da arttı. O günden sonra bulunduğum hücre sürekli aranıp talan ediliyordu. Gardiyanların küfürlerine ve işkencesine maruz kaldım. 25 Nisan günü yine bir havalandırma dönüşü bir gardiyanın sözlü sataşmasına maruz kaldım ve buna tepki gösterdikten kısa süre sonra 20-30 gardiyan üzerime çullandı. Vücuduma sayısız darbe aldım. Daha sonra beni havalandırma kapısının oraya götürdüler. Kameranın orada olmadığını bilerek bana daha rahat işkence yaptılar” dedi.

    “İŞKENCE SUÇUNUN ÜSTÜNÜ ÖRTMEK İÇİN DAVA AÇILIYOR”

    Tahliye olduktan sonra kendisine işkence yapan gardiyanlara hakaret ettiği gerekçesiyle davalar açıldığını belirten Karakum, “Yaşadığım işkencelere ilişkin suç duyurularında bulunuyorum ancak ne işkence yapan gardiyanlar ne de hapishane müdürü hakkında herhangi bir dava açılmadı. Bana dava açılmasının sebebi Adalet Bakanlığı’nın, savcılığın ve hapishanenin, işkence suçunun üstünü örtmek istemesi nedeniyledir. Adalet mücadelemden vazgeçmeyeceğim, işkence suçuna kim bulaştıysa herkes cezasını çekecek. Herkese sesimi duyurmaya çalışıyorum. İşkence yapan gardiyanlara hakaret ettiğim gerekçesiyle 16 Ocak’ta saat 09.05’te Samsun Bafra 3. Asliye Mahkemesi’nde Adliyesi’nde olacak duruşmaya işkenceye karşı olan herkesi bekliyorum” diye konuştu.

    Cihan BERK/İSTANBUL

  • ‘Devlet, 19 Aralık katliamıyla toplumun bütün kesimlerine korku salmak istedi’-VİDEO

    ‘Devlet, 19 Aralık katliamıyla toplumun bütün kesimlerine korku salmak istedi’-VİDEO

    PİRHA-19 Aralık Katliamı’nın üzerinden 23 yıl geçti. Katliamın bir sonuç olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu Sözcüsü Mehmet Acettin, “19 Aralık, bugün yapılan S ve Y tipi hapishanelerin yapılmasının bir başlangıcıydı. Devlet, toplumu sindirme, korkutma ve yeni tip cezaevlerinin yapılmasının önünü açmak için bu katliamı yapmak zorundaydı” dedi.

    “Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilen 19 Aralık Katliamı’nın üzerinden 23 yıl geçti. F Tipi cezaevlerine geçişi protesto etmek için açlık grevinde olan yüzlerce tutukluya karşı gerçekleştirilen operasyona 10 binin üzerinde asker ve polis katıldı.

    19-22 Aralık tarihleri arasında süren operasyonda gaz ve sinir bombaları kullanıldı. Operasyonlarda 30’u tutuklu olmak üzere 32 kişi katledildi, 600’den fazla kişi ise yaralandı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu Sözcüsü Mehmet Acettin, 19 Aralık Katliamı’na dair PİRHA’ya konuştu.

    “19 ARALIK KATLİAMI BİR SONUÇTU”

    19 Aralık Katliamı’nın bir sonuç olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Mehmet Acettin, “Çünkü 19 Aralık’tan önceki süreçler var. 1984 yılında ölüm oruçlarının yapılmasının nedeni olan hem Diyarbakır hem de Metris hapishanelerinde uygulanan zulmün bir sonucu. 1996 yılından önce örgütlü bir mahpusluk yaşamı vardı, bireysel değil de komünal bir yaşam vardı ve devlet bu durumdan rahatsızdı. Devlet, ‘hangi tip hapishaneler oluşturarak bu birlikteliği engelleriz’ dedi. Devletin cezaevlerindeki politikası dışarıdaki toplumsal muhalefetle aynı çizgide giden bir politikadır. Toplumun en dinamik ve bilinçli kesimleri olan mahpuslara katliam yaparak toplumun bütün kesimine korku salmak istediler. İnsanları, dışarıda olmasına rağmen hücre içinde yaşayan insanlar haline getirip biat ettirdiler” dedi.

    “19-22 ARALIK’TA 20 HAPİSHANEDE EŞ ZAMANLI OLARAK KATLİAM YAPTILAR”

    Devletin cezaevine giren sempatizanın dışarı çıktığında militan olmasına karşı bir şeyler yapmak istediğini belirterek sözlerine devam eden Acettin şöyle devam etti:

    “Mahpusların birlikteliğini kırabilmek için Amerika ve Avrupalıların yaptıkları hapishaneleri gördüler, onların akılların aldılar. Devlet, hapishanelerde F tipi denilen bir kişilik ve üç kişilik odalardan oluşan bir sistem oluşturdu. F tipleri kabul edilmedi direnişler başladı ve ölüm oruçlarına girildi ama bu sefer devlet kararlıydı ve toplumu da ikna etmişti. O dönem içerideki mahpuslar bilinç olarak kazandı ama dışarıdaki kesimlerin hepsi sınıfta kaldı. 19 Aralık, bugün yapılan S ve Y tipi hapishanelerin yapılmasının bir başlangıcıydı. Devlet, toplumu sindirme, korkutma ve yeni tip cezaevlerinin yapılmasının önünü açmak için bu katliamı yapmak zorundaydı. 19-22 Aralık dönemi içinde dört günlük sürede 20 hapishanede eş zamanlı olarak katliam yaptılar.”

    Cihan BERK-Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Can’dan vekillere açık mektup: Hukuksuzluklara son verilmesi için harekete geçin

    Can’dan vekillere açık mektup: Hukuksuzluklara son verilmesi için harekete geçin

    PİRHA- 78’liler Girişimi Sözcüsü, Gazeteci-Yazar Celalettin Can, açık mektupta milletvekillerine seslenerek, “Siyasi mahpuslara rehine muamelesi yapanlar hakkında yasal soruşturma başlatın. Cezaevlerindeki kötü muameleleri izleyerek bu suça ortak olmayın” dedi.

    78’liler Girişimi Sözcüsü, Gazeteci-Yazar Celalettin Can, kapatılan Özgür Gündem gazetesi ile dayanışma amacıyla bir günlük yayın yönetmenliği yaptığı için 31 Ağustos’tan bu yana Marmara (Silivri) Cezaevinde.

    100 gündür tutuklu olan 78’liler Girişimi Sözcüsü, Gazeteci-Yazar Celalettin Can, basına gönderdiği açık mektupla, Meclis’teki milletvekillerine seslendi.

    Can, “Cezaevlerindeki İdare ve Gözlem Kurullarının görevlerinden ve uygulamalarından haberdar mısınız? Siyasi mahkûmlara cezaevinde yapılan uygulamaları,
    kötü muameleleri biliyor musunuz? Son bir yılda cezaevlerinde kaç mahkûm hayatını kaybetti, bilginiz var mı?” diye sordu.

    Can, “100 gündür bana ve tüm mahpuslara yapılan uygulamaları ‘kötü muamele’ olarak değerlendiriyor bu noktada gerekli girişimlerin yapılmasını bekliyorum” dedi.

    Can’ın mektubu şöyle:

    “Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki milletin vekillerine açık çağrı! Cezaevlerindeki “İdare ve Gözlem Kurullarının” görevlerinden ve uygulamalarından Haberdar mısınız?

    Siyasi mahkûmlara cezaevinde yapılan uygulamaları, “Kötü Muameleleri” biliyor musunuz? Son bir yılda cezaevlerinde kaç mahkûm hayatını kaybetti, bilginiz var mı? Ben, sizlerin de çok iyi bildiği gibi siyasi bir kimliğe sahibim. Yasal haklarımı biliyorum… Kazanılmış haklarım, haklarımız uygulanmıyor.

    Teknisyen kim mesela nasıl benim hakkımda karar verir?
    Kazanılmış ‘Denetimli Serbestlik Hakkı’mı kullandırmamak için “İdare ve Gözlem Kurullarının” Hukuk dışı uygulamaları ve yaptırımlarıyla karşı karşıya kalıyorum. Özgürlüğümü engelleniyor! Cezaevlerinde özgürlüğümüzü engelleyen, yaşam hakkımızı riske atan bir “İdare ve Gözlem Kurulu” var.

    Başkanı cezaevi savcısı, sonra kurum müdürü, ikinci kurum müdürü, idare memuru, öğretmen, psikolog, infaz koruma baş memuru ve teknisyenden oluşuyor. Toplam 8 kişi. Bu insanlar burada bütün kararları veriyor. Burada mahkeme diye bir şey yok, mahkeme kararları yok, idare ve gözlem kurulu kararları var. Bu kişilerin bizimle ne bilgisi ne ilgisi var? Teknisyen kim mesela? Nasıl benim hakkımda karar verir?

    Nasıl Yargıtay’ın kararları olmasına rağmen benim denetimli serbestliğe geçmem gerekirken ret kararı verebilirler? Denetimden yararlanmam lazım ama teknisyen, öğretmen kabul etmediği için yararlanamıyorum. Mahkemelerin kararlarından nasıl daha üstün olabilir bu kurulun kararları?

    “GEREKLİ GİRİŞİMLERİN YAPILMASINI BEKLİYORUM”

    Kendilerini “ikinci bir yargılama merci” yerine koyan idare ve gözlem kurulları, biz siyasi mahpusları özgürlüğümüzle tehdit etmeyi burada bulunduğum 100 gündür sürdürürken, hukuk tanımıyorlar. 100 gündür bana ve tüm mahpuslara yapılan uygulamaları “Kötü Muamele” olarak değerlendiriyor bu noktada gerekli girişimlerin yapılmasını bekliyorum.

    “SAĞLIK SORUNLARIM DEVAM EDİYOR”

    Tutuklandığım 31 Ağustos’tan bugüne yaşadıklarımı paylaşırken hukuk dışı uygulamalarla karşı karşıya kaldığımı açıklamalarımla sizlerle birçok kez paylaştım. Bu durumu sadece ben yaşamıyorum diye özellikle belirttim. Sağlıkla ilgili sıkıntılarımın devam ettiğini, özellikle gece uyku apnesinin yarattığı sıkıntı nedeniyle göğüs ağrısı ve nefes almada ki zorluğun sürdüğünü söylerken, her görüşmemde avukatıma, yakınlarıma ısrarla burada hukuken izahı olmayacak uygulamalar yaşandığını belirttim.

    “YAŞAM HAKKIMI CİDDİ BOYUTTA RİSKE ATAN BİR İHLALLE KARŞI KARŞIYA KALDIM”

    Silivri Cezaevi’nde İdare ve Gözlem Kurulu ile diğer yetkili ve görevliler, “Tarafsız koğuşa git, tüm haklardan yararlan. Yoksa bitene kadar cezanla yaşa.” tehdidini Yargıtay’ın emsal kararına ve ciddi sağlık sorunlarımın var olduğunu bilmelerine rağmen 100 gündür sürdürüyorlar.

    Denetimli serbestlik hakkımı kullandırmamakla ısrar eden kurul sağlık durumumun uyku apnesi nedeniyle riske altında olduğunu söyleyerek, sürekli ATK ve diğer sağlık kuruluşlarına götürülüyorum. Bana verilen bilgi uyku testi için yakın bir tarihte bir gece hastanede kalarak bu testin yapılacağı söylenmişti. Ancak, bakın nasıl bir uygulama ile karşı karşıya kaldım: 27.11.202 tarihinde götürüldüğüm İstanbul -Yedikule Göğüs Hastanesinde hasta mahpusların yaşadığı, özelde de benim yaşam hakkımı çok ciddi boyutta riske atan bir ihlalle karşı karşıya kaldım. Uyku apne testi için 25 Mayıs 2025 tarihine yani 2 yıl sonrasına yakın bir tarihe randevu verdiklerini söylediler ve cezaevine geri gönderildim. Şaşkın bir şekilde ne diyeceğimi bilemedim. Sürekli benimle görüşen, Hipokrat yemini etmiş hekimler risk altında olduğumu söylemelerine rağmen gelinen sonuç bu. Hekimlerin de bu kurulun bir parçası gibi mi çalışıyor diye düşünmeden edemeyeceğim… İnsan hayatını yok sayıyorlar.

    Sorduğumuz sorular yanıtsız kalıyor. Dışarıda yaptırdığım raporumu da görmezden gelerek yapılması gereken tedaviyi 2025 bıraktılar. Başıma bir şey gelmezse bu tarihe kadar burada kalmayacağım ancak infazını tamamlamaya uzun süresi olan hükümlüleri düşündüm… Kendimi kötü hissettim.

    “EŞYALARIM ZAMANINDA VERİLMİYOR”

    Siyasi mahpuslara karşı yapılan başka bir ihlali de paylaşmak isterim;

    31 Ağustos günü cezaevine alındığımda havaların sıcak olduğu günlerdi. Bugün ise giysilerim yetersiz geliyor. Bu nedenle kalın giysiler istedim. Getirilen eşyalarım çeşitli nedenlerle hem yeterli sayıda hem de zamanında verilmiyor. Keza ayakkabılarım yazlık olduğu için üç hafta önce kışlık spor ayakkabı getirilmesine rağmen hala verilmedi. Burada her şeyi dilekçe ile soruyorsunuz. Dilekçeme verilen cevap; “Zamanında verilmeme gerekçesi ‘Köpek’ gelmedi” oluyor.

    “HAKLARIMIZI ARAMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Şaşkınlıkla bu ne demek diye soruyorum; “Köpek geldiğinde ayakkabıyı koklayacak, bunun için bekliyoruz. Koklama işi şu sıralar çok yoğun olduğu için köpeği bekleyeceğiz.” Arkadaşların ayakkabılarını kullanarak köpeğin gelmesini beklememiz sürüyor.

    Bu paylaştıklarım size sıradan bir uygulama olarak gelmesin. Buradan yatan mantık eziyet etme, yıldırma, ıslah etme ve kişilik haklarımızı yıpratma mantığıdır. Kötü Muameledir…Bizler siyasi mahpuslarız. Siyasi mahpuslara “ıslah” etme mantığıyla yaklaşmanız bizim için kabul edilir bir durum değil. Bu nedenle hukuki haklarımı aramaktan vazgeçmeyeceğim.

    “SAYIN VEKİLLER BU HUKUKSUZLUKLARA SON VERİLMESİ İÇİN HAREKETE GEÇİN”

    Bu anlattıklarıma ekleyeceğim çok ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğumuzu bilmenizi isteriz…

    Sayın vekiller…Sizlere sesleniyoruz; Siz seçilmişlerin de sorumluluğu altında olan cezaevlerindeki hukuksuzluklara son verilmesi için harekete geçin. Sorun alanlarını tespit edin. Bu amaçla meclis bünyesinde Cezaevlerini İzleme Komisyonunu kurmanız talebimizdir.

    Siyasi mahpuslara rehine muamelesi yapanlar hakkında yasal soruşturma başlatın. Cezaevlerindeki kötü muameleleri izleyerek bu suça ortak olmayın! Bu ihlaller karşısında sessiz kalmayın. Hukukun tanıdığı haklarımızı uygulayın. Adaleti sağlayın… Biz siyasi mahpusların adalet mücadelesi devam edecek…

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

     

     

  • Şairler Kuyumcu ve Sarıoğlu: İlhan Sami Çomak, bir an önce serbest bırakılmalı-VİDEO

    Şairler Kuyumcu ve Sarıoğlu: İlhan Sami Çomak, bir an önce serbest bırakılmalı-VİDEO

    PİRHA-Yazar ve Şair İlhan Sami Çomak 29 yıldır cezaevinde. Çomak’ın Türkiye’de en uzun süre cezaevinde yatan şairlerin başında geldiğini söyleyen şair Namık Kuyumcu, “Fiziksel olarak hapsedilebiliriz ama düşüncelerimiz hapsedilemez” dedi. Şair Sezai Sarıoğlu ise, “Biz öyle bir ülkede yaşıyoruz ki bir şair sözcüklere ve dillere gitmek yerine hapishanelere düşürülüyor ve orada esir tutuluyor” diye konuştu. 

    1994 yılında 21 yaşındayken tutuklanan ve şu anda 50 yaşında olan Yazar ve Şair İlhan Sami Çomak, hala cezaevinde.

    Cezaevinde 29 yılını dolduran İlhan Sami Çomak’ın tahliye edilmesinin önünde kanuni hiçbir engel kalmadı. Ancak koşullu salıverilme tarihi 21 Ağustos 2024 olduğundan kalan 1 yıl için denetimli serbestlik hakkından yararlanabilmesi istemiyle avukatları başvuruda bulunmasına rağmen kabul edilmedi.

    Şair Namık Kuyumcu ve Sezai Sarıoğlu, İlhan Sami Çomak’ın hala tutuklu olmasını PİRHA‘ya değerlendirdiler.

    “FİZİKSEL OLARAK HAPSEDİLEBİLİRİZ AMA DÜŞÜNCELERİMİZ HAPSEDİLEMEZ”

    İlhan Sami Çomak’ın Türkiye’de en uzun süre cezaevinde yatan şairlerin başında geldiğini söyleyen şair Namık Kuyumcu, “Kendisine istinat edinilen suçlamalarla ilgili somut deliller olmamasına rağmen İlhan Sami Çomak, 29 yıldır cezaevinde. Bu ülkedeki hukuk sisteminin kötü bir örneğini İlhan Sami Çomak şahsında yaşadığımızı söyleyebiliriz. Bir düşün ve sanat insanı olarak İlhan Sami Çomak, cezaevinde 30 yıla yakın ömrünün çok daha verimli bir hale gelmesini biriktirerek şiirleriyle, yazılarıyla ve makaleleriyle dışarıya adeta firarlar çoğalttı. İçeride yatan insanların zaten böyle bir zihinsel yolculuğu olmasa, içerideki koşullar insanı daha kötü bir hale getirebilir. Sanat ve kültür insanlarının içeride düşüncelerinin hapis edilemeyeceğinin en büyük göstergeleri içeride yazılan metinlerdir. Hapishaneler fiziksel olarak bizim tutsak olduğumuz yerler olabilir ama dünyanın her yerine yazdıklarımızla, düşündüklerimizle ve yaptıklarımızla itirazlarımızla parmaklıklar arasından bu anlamda firarlar çoğaltabiliriz” dedi.

    “HUKUK SINIFTA KALMIŞTIR”

    İlhan Sami Çomak’ın şartlı tahliye edilmesi gerekirken Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş davalarında olduğu gibi hukukun ayaklar altına alındığını dile getiren Kuyumcu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Hukuk kendi içinde tekrar sınıfta kalmıştır. Bu durumda çok rahat bir şekilde iktidar baskısı olduğundan söz edebilmeliyiz. İktidar işine geleni serbest bırakıyor işine geleni serbest bırakmıyor. Bunun en açık örneği de İlhan Sami Çomak’ın avukatlarının itirazlarına ve kamusal bir talep olmasına rağmen özgür bırakılmaması bunun en önemli örneklerinden birisini oluşturmaktadır. İlhan Sami Çomak’ın durumunu daha fazla kamusal çıkışlarla hukuksal ve toplumsal anlamda kendisine daha fazla sahip çıkarak bir an önce özgürlüğüne kavuşmasının olanaklarını çoğaltmalıyız.”

    “BİR ŞAİR SÖZCÜKLERE VE DİLLERE GİTMEK YERİNE HAPİSHANELERE DÜŞÜRÜLÜYOR”

    Şair Sezai Sarıoğlu da, “Yaban ördekleri kışın zemherisinde suya konduklarında donmamak için nöbetleşe kanat vururlarmış’ sözüyle konuşmasına başlayarak, “Aslında bir şairin dışarıda veya içeride ama hele ki içeride esir tutulunca doğanın bu dayanışma hikâyesinden de okuyabiliriz. Bir şair kendinden ve şiirlerinden başka nereye gidebilir hikâyenin esası budur. Ama biz öyle bir ülkede yaşıyoruz ki bir şair sözcüklere ve dillere gitmek yerine hapishanelere düşürülüyor ve orada esir tutuluyor” dedi.

    Sarıoğlu şunları ifade etti:

    “Hapishaneler devrimci bir şairin eski kendinden yeni kendine taşındığı mekânlardır. Dışarıda bir kendimiz vardır etik, estetik, politik değerler sistemimiz vardır ama hapishaneye düştüğümüz zaman bunların sağlamasını yapmak gerekir. Şair hapishanede şiirlerle de kendi sağlamasını yapar ve kendine yeni bir özgürlük kapısı açar. 30 yıl boyunca hapishanede esir tutulmak nasıl bir şeydir, dışarıdaki bütün hukuki müdahalelerin boşa çıkarıldığı ve devlet tarafından kabul edilmediği bir şairden söz ediyoruz. Dağların anahtarlarını kaybettik diye bir söz vardır, biz uzun bir süredir birbirimizin anahtarlarını kaybettik. Sokakların, kitapların ve birbirimizin anahtarlarını kaybettik. Vicdanlarımıza, şiirlerimize ve kalplerimize kadar geri çekildik. Geri çekildiğimiz noktadan tekrar ileriye atılmak için birbirimizi bulmak zorundayız ve birbirimizin şiirlerini elden ele, dilden dile dolaştırmak zorundayız” diye konuştu.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:
    -Tutuklu Şair İlhan Sami Çomak’ın dostları, AİHM önünde şiirlerini okuyacak -VİDEO
    -Sennur Sezer şiir ödülü İlhan Çomak’a verildi-VİDEO
    -Galler PEN, 27 yıldır tutuklu şair İlhan Sami Çomak’a onursal üyelik verdi
    -İlhan Sami Çomak’ın, ‘Karınca Yuvasını Dağıtmamak’ isimli otobiyografisi 7 Mayıs’ta çıkıyor
    -Oyuncu Caner Cindoruk, tutuklu şair İlhan Sami Çomak’ın şiirini okudu-VİDEO
    -‘İlhan Sami’nin adaletsiz biçimde 28 yıldır cezaevinde olması oyunu yapmaya sevk etti’-VİDEO
    -‘Hayat Seni Çok Seviyorum’ oyunu yoğun ilgi gördü-VİDEO

  • Anne Gülseren Yarar: Her gün ‘kızımı ölmeden görebilecek miyim’ diye düşünüyorum-VİDEO

    Anne Gülseren Yarar: Her gün ‘kızımı ölmeden görebilecek miyim’ diye düşünüyorum-VİDEO

    PİRHA-16 yaşında tutuklanıp ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan Alev Yarar, 12 yıldır Sincan Hapishanesi’nde tutuklu bulunuyor. Ekonomik durumları iyi olmadığı için yılda bir kere görüşe gidebildiklerini söyleyen Anne Gülseren Yarar, “Maddi durumumuz iyi olmadığı için senede bir kere ziyaretine gidebiliyoruz. Her gün acaba kızımı ölmeden görebilecek miyim diye düşünüyorum” dedi. 

    Bazı kaynaklarda Churchill, bazılarında ise Tolstoy’a atfedilen “Bana hapishanelerini göster, senin ülkenin kültürünü tanıyayım” vecizesinin, Türkiye’deki hapishane sorunları karşısında ne kadar yerinde olduğunu gösteriyor. Hapishanelerde, sağlık, beslenme ve temizlik koşullarının yetersizliğinden, görüşlerle ilgili olarak, ailelerin hapishane önünde saatlerce bekletilmesine, güvenliğin jandarma ve infaz koruma memurları tarafından sağlanmasının yarattığı çift başlılığa ve hükümlülerin topluma uyum gösterecek bireyler olarak iyileştirilememesine kadar çok çeşitli sıkıntılar bulunuyor.

    Bu sorunların en başında elbette hapishanelerde ölümlerin artması geliyor. Hangi sebeple olursa olsun, hapishanedeki ölüm olayları buralarda ciddi sıkıntılar olduğunun belirtisidir. Gerçekten de, tutuklu veya hükümlü olarak hapishaneye sağlıklı bir şekilde giren kişilerin, aynı sağlıklı durumda tutukluluğun veya cezanın infazının sona ermesinden sonra serbest bırakılmaları gerekir. Çünkü, hapishanelerde ölümlerin artmasının nedeni sadece hastalıklar değildir; kasten öldürme, hastalık, açlık ve ölüm oruçları gibi nedenlerle ölenlerin sayısı oldukça yüksek. 1981-1995 yılları arasında hapishanelerde ölenlerin sayısı 128 iken, sadece 1996 yılı içinde ölenlerin sayısı 44’tü.

    Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 1 Ocak 2023 itibariyle Türkiye’de; 279 kapalı, 89 açık, 10 kadın kapalı, 8 kadın açık, 9 çocuk kapalı, 4 çocuk eğitimevi olmak üzere toplam 399 ceza infaz kurumu bulunuyor. Bu kurumların toplam kapasitesi 289 bin 974 kişi. Türkiye’deki hapishanelerin toplam kapasitesi 289 bin 974 kişi ama Ocak 2023 sonu itibariyle hapishanelerde 341 bin 497 kişi bulunuyor. Adalet Bakanlığı verilerine göre, bu kişilerin 298 bin 975’i hükümlü, 42 bin 522’si tutuklu. Hapishane nüfusunun 325 bin 009’ü erkeklerden, 13 bin 977’i kadınlardan, 2 bin 511’i ise çocuklardan oluşuyor. Hapishanedekilerin 118 bin 738’i açık infaz kurumu, 222 bin 759’u kapalı ceza infaz kurumunda bulunuyor. 2021 yılında hapishanelerde 272 bin kişi olduğu dikkate alındığında toplam hapishane nüfusunun 2022 sonu itibariyle 69 bin kişi arttığı görülüyor.

    Türkiye’de hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri son dönemlerde giderek artıyor. Hapishanelerde yaşanan ölümler, açlık grevleri, hasta mahpusların tedavilerinin sağlanmaması, keyfi sürgünler, infaz yakmalar ve yeni tip hapishaneler yapılarak tecrit derinleştiriliyor.

    16 yaşında tutuklanıp ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan Alev Yarar, 12 yıldır Ankara’da Sincan Hapishanesi’nde tutuklu bulunuyor.

    Alev Yarar’ın annesi Gülseren Yarar, yaşadıkları mağduriyeti PİRHA’ya anlattı.

    “MADDİ DURUMUMUZ İYİ OLMADIĞI İÇİN SENEDE BİR KERE ZİYARETİNE GİDEBİLİYORUZ”

    Hayvancılık yaparak geçimlerini sürdürmeye çalıştıklarını ancak ekonomik olarak çok zorlandıklarını söyleyen Gülseren Yarar, “5 çocuğum var, bir tanesine ağırlaştırılmış müebbet cezası verildi. 16 yıldır Sincan Cezaevi’nde. Maddi durumumuz iyi olmadığı için senede bir kere ziyaretine gidebiliyoruz. Çocuğumun özlemini çekiyorum, hangi anne çocuğunu özlemez. Dersim’de 2 sene kalmıştı, o zaman her hafta kapalı veya açık görüşte ziyaretine gidiyordum. Çocuğumu görmediğim zaman deli oluyordum. Şimdi uzakta ama gidemiyoruz, çok özlüyoruz. Halaları ve neneleri öldü ama kendisine haber veremedik üzülmesin diye. Kızım küçük yaşta cezaevine girdi. O yüzden çok zor bir şey. Yaşadığımız zorlulukları bir ben bir de Allah bilir. Kızımın serbest bırakılmasını istiyorum, kızım kimseyi öldürmedi ama boşu boşuna içeride yatıyor” dedi.

    “KIZIMI ÖLMEDEN ÖNCE GÖREBİLECEK MİYİM DİYE DÜŞÜNÜYORUM”

    Hapishanelerde suçsuz yere yatan tutuklular için devletin yeni bir yasa çıkarması gerektiğini belirten Gülseren Yarar, şöyle devam etti:

    “Kızımın ziyaretine gittiğim zaman ne yapacağımı bilemiyorum, kızım bana moral veriyor, ‘Anne sakın üzülme’ diyor. Ama anne yüreği nasıl dayanır, onu görmeye gittikten sonra haftalarca kendime gelemiyorum. Ekonomik durumumuz iyi olsa ben her hafta kızımı görmeye giderim. Bütün anneler barış istiyor, her anne çocuğuna hasret kalmış durumda. Her gün ‘acaba kızımı ölmeden görebilecek miyim’ diye düşünüyorum. Ölmeden kızıma sarılmak istiyorum. Ondan sonra Allah benim canımı alsın” diye konuştu.

    Nuray ATMACA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Özlem Aksoy: Hamileydim, eşim tutuklandı; çocuklar babasız büyümesin-VİDEO
    -Ali Kamer Yıldırım: Kardeşim cezaevine girdiğinden beri annem ile hiç görüşemedi-VİDEO
    -‘Babamın cezası bitmesine rağmen tahliye edilmiyor, işkenceye dönüştü!’-VİDEO
    -“Tutuklularla birlikte aileler de sürgün ediliyor”- VİDEO

     

  • “Tutuklularla birlikte aileler de sürgün ediliyor”- VİDEO

    “Tutuklularla birlikte aileler de sürgün ediliyor”- VİDEO

    PİRHA-Tekirdağ Hapishanesi’nde tutuklu bulunan Ali Kılıç’ın mahkemeye veya hastaneye gittiğinde şiddete uğradığını söyleyen Elvan Özerli, “Genelde tutukluları ailesinin bulunduğu yerden uzak yere göndererek ailelerle tutukluların görüşmesi engellenmeye çalışılıyor. Tutuklular ailelerine haber verilmeden sürgün ediliyor, sadece sürgün edilen tutuklular değil ailelerde sürgün ediliyor” dedi.

    Bazı kaynaklarda Churchill, bazılarında ise Tolstoy’a atfedilen “Bana hapishanelerini göster, senin ülkenin kültürünü tanıyayım” vecizesinin, Türkiye’deki hapishane sorunları karşısında ne kadar yerinde olduğunu gösteriyor. Hapishanelerde, sağlık, beslenme ve temizlik koşullarının yetersizliğinden, görüşlerle ilgili olarak, ailelerin hapishane önünde saatlerce bekletilmesine, güvenliğin jandarma ve infaz koruma memurları tarafından sağlanmasının yarattığı çift başlılığa ve hükümlülerin topluma uyum gösterecek bireyler olarak iyileştirilememesine kadar çok çeşitli sıkıntılar bulunuyor.

    Bu sorunların en başında elbette hapishanelerde ölümlerin artması geliyor. Hangi sebeple olursa olsun, hapishanedeki ölüm olayları buralarda ciddi sıkıntılar olduğunun belirtisidir. Gerçekten de, tutuklu veya hükümlü olarak hapishaneye sağlıklı bir şekilde giren kişilerin, aynı sağlıklı durumda tutukluluğun veya cezanın infazının sona ermesinden sonra serbest bırakılmaları gerekir. Çünkü, hapishanelerde ölümlerin artmasının nedeni sadece hastalıklar değildir; kasten öldürme, hastalık, açlık ve ölüm oruçları gibi nedenlerle ölenlerin sayısı oldukça yüksek. 1981-1995 yılları arasında hapishanelerde ölenlerin sayısı 128 iken, sadece 1996 yılı içinde ölenlerin sayısı 44’tü.

    Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 1 Ocak 2023 itibariyle Türkiye’de; 279 kapalı, 89 açık, 10 kadın kapalı, 8 kadın açık, 9 çocuk kapalı, 4 çocuk eğitimevi olmak üzere toplam 399 ceza infaz kurumu bulunuyor. Bu kurumların toplam kapasitesi 289 bin 974 kişi. Türkiye’deki hapishanelerin toplam kapasitesi 289 bin 974 kişi ama Ocak 2023 sonu itibariyle hapishanelerde 341 bin 497 kişi bulunuyor. Adalet Bakanlığı verilerine göre, bu kişilerin 298 bin 975’i hükümlü, 42 bin 522’si tutuklu. Hapishane nüfusunun 325 bin 009’ü erkeklerden, 13 bin 977’i kadınlardan, 2 bin 511’i ise çocuklardan oluşuyor. Hapishanedekilerin 118 bin 738’i açık infaz kurumu, 222 bin 759’u kapalı ceza infaz kurumunda bulunuyor. 2021 yılında hapishanelerde 272 bin kişi olduğu dikkate alındığında toplam hapishane nüfusunun 2022 sonu itibariyle 69 bin kişi arttığı görülüyor.

    Türkiye’de hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri son dönemlerde giderek artıyor. Hapishanelerde yaşanan ölümler, açlık grevleri, hasta mahpusların tedavilerinin sağlanmaması, keyfi sürgünler, infaz yakmalar ve yeni tip hapishaneler yapılarak tecrit derinleştiriliyor.

    2010 yılında ‘Örgüt kurma’ ve ‘Örgüt üyeliği’ iddiasıyla yargılanıp 24 yıl hapis cezası alan Ali Kılıç, 13 yıldır Tekirdağ Hapishanesi’nde tutuklu bulunuyor.

    Ali Kılıç’ın vasisi Elvan Özerli, yaşadıkları mağduriyeti PİRHA‘ya anlattı.

    “TUTUKLULAR BİLİNÇLİ OLARAK UZAK YERE SÜRGÜN EDİLİYOR”

    Ali Kılıç’ın mahkemeye veya hastaneye gittiğinde şiddete uğradığını söyleyen Elvan Özerli, “Tutuklular görüşçü yazmada sorun yaşıyor, eğer görüşçü olarak yazmak istediği kişi bir soruşturma geçirmişse o kişi görüşçü olarak yazılmıyor. Ben kışın İstanbul’da yazın Dersim’de yaşıyorum o yüzden görüşe gitmek için sıkıntı yaşamıyorum ama ailesi Diyarbakır’da yaşayıp tutuklu kişinin İstanbul’da veya Tekirdağ’da olan var. Genelde tutukluları ailesinin bulunduğu yerden uzak yere göndererek ailelerle tutukluların görüşmesi engellenmeye çalışılıyor. Tutuklular ailelerine haber verilmeden sürgün ediliyor ve tutuklunun cezaevindeki malzemesi kendisine verilmiyor. Aileler evlatlarına yeniden para gönderip malzeme almak zorunda kalıyor. Sadece sürgün edilen tutuklular değil aileler de sürgün ediliyor, aileler zor durumda bırakılıyor” dedi.

    “PİŞMANLIĞI KABUL ETMEYEN TUTUKLULAR TAHLİYE EDİLMİYOR”

    Tutuklulara hapishanede pişmanlık dayatıldığını belirten Özerli, “Pişmanlığı kabul etmeyen tutuklular cezası bitmesine rağmen tahliye edilmiyor. Eskiden devrimciler biz sizin yasanızı tanımıyoruz diyordu ama son yıllarda tutsaklar artık devlete kendi yasanızı uygulayın diye bağırıyor, ülkenin durumu şu anda bu. Sadece tutuklulara ceza vermiyorlar ailelere de ceza veriyorlar. İçeridekiler farklı bir ceza görüyor, dışarıdakiler farklı bir ceza görüyor. Dışarısı da içerisi gibi cezaevi aslında” diye konuştu.

    Cihan BERK-Eyüp HANOĞLU/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Özlem Aksoy: Hamileydim, eşim tutuklandı; çocuklar babasız büyümesin-VİDEO
    -Ali Kamer Yıldırım: Kardeşim cezaevine girdiğinden beri annem ile hiç görüşemedi-VİDEO
    -‘Babamın cezası bitmesine rağmen tahliye edilmiyor, işkenceye dönüştü!’-VİDEO

  • Ali Kamer Yıldırım: Kardeşim cezaevine girdiğinden beri annem ile hiç görüşemedi-VİDEO

    Ali Kamer Yıldırım: Kardeşim cezaevine girdiğinden beri annem ile hiç görüşemedi-VİDEO

    PİRHA-Hasan Yıldırım, 2017 yılından bu yana, basın açıklamaları, mitingler, seçim çalışmalarına katılma ve HDP’ye üye olma nedeniyle Antalya Manavgat S Tipi Hapishane’sinde tutuklu bulunuyor. Kardeşi Ali Kamer Yıldırım, “Hasan, cezaevine girdiğinden beri annem ile hiç görüşemedi. Bu durum devletin bize ödettiği bir bedel. Devlet, kendisine muhalif olanları cezaevi ile susturma, sindirme politikasını yıllardır sürdürüyor” dedi.

    Bazı kaynaklarda Churchill, bazılarında ise Tolstoy’a atfedilen “Bana hapishanelerini göster, senin ülkenin kültürünü tanıyayım” vecizesinin, Türkiye’deki hapishane sorunları karşısında ne kadar yerinde olduğunu gösteriyor. Hapishanelerde, sağlık, beslenme ve temizlik koşullarının yetersizliğinden, görüşlerle ilgili olarak, ailelerin hapishane önünde saatlerce bekletilmesine, güvenliğin jandarma ve infaz koruma memurları tarafından sağlanmasının yarattığı çift başlılığa ve hükümlülerin topluma uyum gösterecek bireyler olarak iyileştirilememesine kadar çok çeşitli sıkıntılar bulunuyor.

    Bu sorunların en başında elbette hapishanelerde ölümlerin artması geliyor. Hangi sebeple olursa olsun, hapishanedeki ölüm olayları buralarda ciddi sıkıntılar olduğunun belirtisidir. Gerçekten de, tutuklu veya hükümlü olarak hapishaneye sağlıklı bir şekilde giren kişilerin, aynı sağlıklı durumda tutukluluğun veya cezanın infazının sona ermesinden sonra serbest bırakılmaları gerekir. Çünkü, hapishanelerde ölümlerin artmasının nedeni sadece hastalıklar değildir; kasten öldürme, hastalık, açlık ve ölüm oruçları gibi nedenlerle ölenlerin sayısı oldukça yüksek. 1981-1995 yılları arasında hapishanelerde ölenlerin sayısı 128 iken, sadece 1996 yılı içinde ölenlerin sayısı 44’tü.

    Adalet Bakanlığı  Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 1 Ocak 2023 itibariyle Türkiye’de; 279 kapalı, 89 açık, 10 kadın kapalı, 8 kadın açık, 9 çocuk kapalı, 4 çocuk eğitimevi olmak üzere toplam 399 ceza infaz kurumu bulunuyor. Bu kurumların toplam kapasitesi 289 bin 974 kişi. Türkiye’deki hapishanelerin toplam kapasitesi 289 bin 974 kişi ama Ocak 2023 sonu itibariyle hapishanelerde 341 bin 497 kişi bulunuyor. Adalet Bakanlığı verilerine göre, bu kişilerin 298 bin 975’i hükümlü, 42 bin 522’si tutuklu. Hapishane nüfusunun 325 bin 009’ü erkeklerden, 13 bin 977’i kadınlardan, 2 bin 511’i ise çocuklardan oluşuyor. Hapishanedekilerin 118 bin 738’i açık infaz kurumu, 222 bin 759’u kapalı ceza infaz kurumunda bulunuyor. 2021 yılında hapishanelerde 272 bin kişi olduğu dikkate alındığında toplam hapishane nüfusunun 2022 sonu itibariyle 69 bin kişi arttığı görülüyor.

    Türkiye’de hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri son dönemlerde giderek artıyor. Hapishanelerde yaşanan ölümler, açlık grevleri, hasta mahpusların tedavilerinin sağlanmaması, keyfi sürgünler, infaz yakmalar ve yeni tip hapishaneler yapılarak tecrit derinleştiriliyor.

    2017 yılında ‘Örgüt üyeliği’ iddiasıyla tutuklanan Hasan Yıldırım, Antalya Manavgat S Tipi Hapishane’sinde tutuklu bulunuyor.

    Hasan Yıldırım’ın kardeşi Ali Kamer Yıldırım, aile olarak yaşadıkları mağduriyeti PİRHA‘ya anlattı.

    “YENİ ÇIKAN YASA İLE İNFAZLAR YAKILIYOR”

    Hasan Yıldırım’ın, basın açıklamaları, mitingler, seçim çalışmalarına katılma ve HDP’ye üye olma nedeniyle örgüt üyeliği ile suçlandığını söyleyen Ali Kamer Yıldırım, “Türkiye cumhuriyetinin anayasasının verdiği hakları kullanarak siyasi parti veya sendikalarda faaliyet yürüttük. Hasan’ın tahliyesi 15 Mart’ta olacak ama 2021 yılında çıkan yeni yasa ile birlikte infazlar yakılıyor. Tahliye edileceği gün savcı başkanlığında cezaevi gözlem kurulu toplanarak durum değerlendirmesi yapıp ‘neden pişmanlık dilekçesi vermedin’, ‘Neden bağımsız koğuşa geçmedin’ gibi bahanelerle tutuklu, hiç disiplin cezası almasa bile tahliye edilmiyor. Elazığ’da birisinin ‘Neden tuvalet ışığını açık bıraktın’ diyerek tahliyesini ertelemişlerdi.

    “ANNEM, HASAN’I CEZAEVİNE GİRDİKTEN SONRA HİÇ GÖRMEDİ”

    Ailelerinde KCK operasyonlarından 5 kişinin hapishaneye girdiğini ifade eden Yıldırım, “Hasan ve ben 2012 yılında tahliye edildikten sonra 2017 yılında Edirne’de yakalanıp Edirne Cezaevi’nde kaldık. Edirne Türkiye’nin öbür ucu olduğu için aileden kimse gelemedi. Üç ay Edirne’de kaldıktan sonra Tarsus’a sürgün edildik. Ailemize daha yakın oluruz diye Elazığ Cezaevi’ne sevkimizi istedik benim sevkim onaylandı ama Hasan Maraş’a sürgün edildi. Annem 85 yaşında beni ziyarete geliyordu ama Hasan’ı hiç göremedi. Annem göremese de en azından biz Hasan’ı gidip görebiliyorduk ama Maraş depreminin ardından Antalya Manavgat S Tipi Cezaevi’ne sürgün edildi. Neredeyse 1400 km yol, iki gün sürüyor. Geçen hafta gittim ziyaretine ancak hem maddi hem de manevi olarak çok zorlandım. Hasan, cezaevine girdiğinden beri annem ile hiç görüşemedi. Bu durum devletin bize ödettiği bir bedel. Devlet kendisine muhalif olanları cezaevi ile susturma, sindirme politikasını yıllardır sürdürüyor” dedi.

    “AİLE YAŞANANLARDAN KÖTÜ ETKİLENDİ”

    Ali Kamer Yıldırım, sözlerini şöyle bitirdi:

    “Hasan cezaevine girdikten sonra eşiyle ayrıldı. Cezaevinde elektriğinden yemeğine kadar her şey para ile olduğu için kendisine para göndermeye çalışıyoruz ama maddi durumumuz yeterli olmadığı için de dostlar, akrabalar yardım ediyor. Hasan’ın çocukları babasını en son 2018 yılında Tarsus Cezaevi’ndeyken görüşüne gittiler. Aile yaşananlardan kötü etkilendi, Hasan’ın eşi kendisinden ayrıldı, çocukları babasından uzak kaldı, annem de kendi acısını kendi içinde yaşıyor.”

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

     

    İLGİLİ HABERLER:
    -Özlem Aksoy: Hamileydim, eşim tutuklandı; çocuklar babasız büyümesin-VİDEO

  • ‘Taciz, tecavüz, cinayet failleri serbest bırakılırken hasta tutsaklar ölüme terk ediliyor’-VİDEO

    ‘Taciz, tecavüz, cinayet failleri serbest bırakılırken hasta tutsaklar ölüme terk ediliyor’-VİDEO

    PİRHA- Dersim Sanat Sokağı’nda bir basın açıklaması yapan Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi, hapishanelerde hak ihlallerinin artmaya devam ettiğini, siyasi tutsakların infazlarının yakıldığını, basın ve görüşçü yasakları ile tutsakların yalnızlaştırıldığını belirtti.

     

    Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi, Dersim Sanat Sokağı’nda”İnfaz yakmalara son. S ve Y tipi hapishaneler kapatılsın” başlıklı bir basın açıklaması yaparak cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekti. İnisiyatif adına basın açıklamasını Elvan Özerli okudu.

    “70’E YAKIN HASTA TUTSAK HAPİSHANEDE HAYATINI KAYBETTİ”

    Hapishanelerde hak ihlallerinin artmaya devam ettiğini, siyasi tutsakların infazlarının yakıldığını, basın ve görüşçü yasakları ile tutsakların yalnızlaştırıldığını belirten Özerli, “Birçok hakkı içinde barındıran 5275 No’lu yasa pandemiyle birlikte değiştirilerek 150 bine yakın adli tutuklu serbest bırakıldı. Bunların içinde mafya liderleri, taciz, tecavüz, cinayet failleri hırsızlık, dolandırıcılık gibi suçlardan yatan birçok adli tutuklu serbest bırakıldı. Siyasi tutsaklar ise yeni bir gözlem kuruluna tabii tutularak infazları yakıldı ve yakılmaya devam ediyor. Anayasanın 10. maddesine göre herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebepler gözetmeksizin kanun önünde eşittirler. Ancak bugün hapishanelerde 700’e yakın hasta tutsak bulunmaktadır. Pandemiyle birlikte ise 70’e yakın hasta tutsak hapishanede hayatını kaybetti. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Madımak faillerini serbest bırakırken ölüm döşeğinde olan hasta tutsaklara Adli Tıp ve Gözlem Kurulu hapishanede kalabilir raporu veriyor” dedi.

    “TÜM YAŞAMIN HÜCRELEŞTİRİLMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Özerli, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Bununla birlikte hapishanelerin mimari yapısıyla (tekli hücrelerle, tel örgülerle) tecride maruz bırakılan tutsaklar, egemenlerin yeni saldırı politikalarının ilk hedefi oluyor. Egemenlerin, F Tiplerinde, “yüksek güvenlikli” hapishanelerde uygulayamadığı ya da uygulamakta zorlandığı saldırıları S ve Y Tipi hapishanelerde dayatacağını öngörmek zor değil.

    Tutsak aileleri, yakınları, yoldaşları olarak bir kez daha söylüyoruz: Tutsakların tecrit duvarlarının arkasına gömülmesine ve tüm yaşamın hücreleştirilmesine izin vermeyeceğiz! Hapishanelerdeki baskı, saldırı ve işkenceye karşı toplumun her kesimini içerideki tutsakların dışarıdaki sesi olmaya, mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

  • Hastaneye kaldırılan ölüm orucundaki Yıldırım, tekrar cezaevine götürülecek -VİDEO

    Hastaneye kaldırılan ölüm orucundaki Yıldırım, tekrar cezaevine götürülecek -VİDEO

    PİRHA- 10 Ağustos’ta Tekirdağ Şehir Hastanesi’ne sevk edilen ölüm orucunun 237’nci günündeki Gökhan Yıldırım’a bir hafta önce ‘cezaevinde kalamaz’ raporu veren hastane doktorları, bugün ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verdi. Yıldırım, R Tipi cezaevine götürülecek.

    Adil yargılanma hakkı talebiyle ölüm orucuna başlayan Gökhan Yıldırım 237’nci gününde.

    Tekirdağ 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Gökhan Yıldırım, 10 Ağustos’ta Tekirdağ Şehir Hastanesi’ne sevk edilmiş ve hakkında Tekirdağ Şehir Hastanesi Sağlık Kurulu doktorları tarafından ‘cezaevinde kalamaz, infaz ertelemesi yapılmalı’ kararı verilmişti.

    Ardından Adli Tıp Kurumu’na (ATK) sevk edilen Yıldırım’a burada ise ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verilmişti.

    ATK’nın kararının ardından tekrar toplanan Tekirdağ Şehir Hastanesi Sağlık Kurulu doktorları, bir haftanın ardından Yıldırım’a bu kez ‘cezaevinde kalabilir’ kararı verdi.

    8 gün arayla aynı doktorların iki farkı karar vermesine itiraz eden Yıldırım’ın avukatları, bu kararla Yıldırım’ın katledilmeye çalışıldığını söyledi.

    “DANIŞIKLI DÖVÜŞLE GÖKHAN’I KATLETMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    Hasta ve bakıma muhtaç engelli tutuklu ve hükümlülerin kaldığı R tipi cezaevine götürülecek olan Yıldırım’ın avukatı Seda Şaraldı, yaptığı açıklamada şunları dile getirdi:

    “Gökhan hastanede kaldığı 8 gün boyunca 6 kilo kaybetti. Tek başına tuvaleti ve banyosu bile olmayan bir yoğun bakım odasında tutuluyor. Hastane heyeti 8 gün arayla iki farklı rapor verdi. ATK’nın ‘cezaevinde kalabilir’ raporundan sonra karar değiştiren doktorlar, mesleki onurlarını ayaklar altına almıştır. Burada açıkça danışıklı dövüş vardır. Gökhan’ı bilinçli bir şekilde katletmek istiyorlar. R tipi hapishanelerin diğer hapishanelerden bir farkı yok. Göstermelik bir hemşiresi, doktoru var. Yanına refakatçi de vermeyecekler. Gökhan şu an 36 kiloya düştü. Tek başına kalamaz. Birinin ona özenli bir şekilde bakması gerekiyor. Uygulanan faşizmdir. Ama bizler Gökhan’ın tahliye edilmesi için mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    “R TİPİ HAPİSHANELER HAK İHLALLERİ VE İŞKENCE HABERLERİYLE GÜNDEMDE”

    Halkın Hukuk Bürosu da (HHB) yaptığı yazılı açıklamada, R tipi hapishanelerin olumsuz koşullar taşıdığına dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı:

    “Türkiye’de şu an faaliyette olan 3 adet R Tipi Hapishane bulunmaktadır. Bunlar; Elazığ R Tipi Hapishanesi, İstanbul/Metris R Tipi Hapishanesi, İzmir/Menemen R Tipi Hapishanesidir. Bu üç hapishanenin ismi basında aratıldığında sayısız hak ihlali haberi ile karşılaşmak mümkündür. Barolar ve çeşitli insan hakları kurumları bu hapishanelerde yaşanan sağlık ve yaşam hakkı ihlalleri  ile işkence iddiaları hakkında açıklamalar yapmış, raporlar hazırlamıştır. Kaldı ki basına yansıyan haberler bu hapishanelerde gerçekleşenlerin yalnızca çok küçük bir kısmıdır. Zira bu hapishanelerde çok uzun yıllar yalnızca adli tutuklu/hükümlüler tutulmuştur. Ve adli tutuklu/hükümlüler hapishane idarelerinin baskı ve sindirme politikaları karşısında seslerini duyurma olanaklarına yeteri kadar sahip değillerdir. Siyasi tutsaklar bu hapishanelerde tutulmaya başladığından bu yana R Tiplerinde yaşanan işkence ve ihlaller basında daha sık yer bulmaya başlamıştır.”

     “R TİPİ HAPİSHANELER TOPLAMA KAMPINA DÖNÜŞMÜŞ DURUMDA”

    R tipi hapishanelerin asla hasta tutukluların tedavi edildiği yerler olmadığı belirtilen açıklamaya şu sözlerle devam edildi:

    “Aksine ağır hastalık/engellilik halindeki tutuklu/hükümlülerin sırf tahliye edilmemeleri için tutuldukları toplama kamplarıdır. Burada tutuklu/hükümlüler ya refakatçileri olmadan tek başlarına ya da kendileri gibi ağır hasta/engelli tutsaklarla birlikte oldukça kötü koşullarda tutulmaktadırlar. Burada sağlıklarına kavuşmaları değil var olanı da kaybetmeleri söz konusudur. Gökhan Yıldırım’ın R tipi hapishaneye gönderilmesi Gökhan’ın canına açıkça kast edilmesi anlamına gelecektir Gökhan Yıldırım ne R Tipi Hapishanede ne hastanelerin mahkûm koğuşlarında ne de yoğun bakım ünitesinde tutulamaz. Derhal tahliye edilmelidir.

    “İŞKENCEYE SON VERİLMELİ, GÖKHAN DERHAL TAHLİYE EDİLMELİDİR”

    R Tipi Hapishanede tutmak, Gökhan’ın sağlığını korumak isteği değildir, aksine bugün itibariyle ölüm orucunun 240. gününde olan yani ölüm orucunda 8 ayı geride bırakmış olan Gökhan’ın kalan günlerini ondan çalmak demektir. Gökhan’ı kendi ihtiyaçlarını göremeyeceği bir şekilde, ailesinden, sevdiklerinden yalıtılmış olarak tutmak İŞKENCEDİR! Adli Tıp Kurumu, Tekirdağ Şehir Hastanesi ve Tekirdağ Savcılığı bu işkenceye derhal son vermelidir!”

    PİRHA/ANKARA

  • Yıldırım Demir’in ağırlaşan hastalıklarından kaynaklı tahliyesi sağlanmalıdır

    Yıldırım Demir’in ağırlaşan hastalıklarından kaynaklı tahliyesi sağlanmalıdır

    PİRHA- Bolu F Tipi Kapalı Hapishanesinde kalan Yıldırım Demir’in yaşadığı sağlık sorunlarına dikkat çeken Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, Yıldırım Demir’in gittikçe ağırlaşan hastalıkları için tetkik ve tedavileri eksiksiz olarak yapılması, bunların yanı sıra hapishanede yaşamını devam ettiremeyecek düzeyde hastalıkları için Adli Tıp Kurumuna tekrar sevki yapılması ve daha sağlıklı koşullarda tedavilerinin yapılması için tahliyesi sağlanması çağrısında bulundu.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi ve Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 410. Haftaki eylemlerinde Bolu F Tipi Kapalı Hapishanesinde kalan Yıldırım Demir’in yaşadığı sağlık sorunlarına dikkat çekti.

    İnsan Hakları Derneği olarak tespit edebildikleri kadarıyla hapishanelerde 651’ü ağır olmak üzere 1517 hasta mahpus bulunduğuna dikkat çekilen basın açıklamasında, “Ağır hasta mahpuslar cezaevlerinde adeta yaşam savaşı veriyor ve tüm taleplere rağmen ne tedavileri tam yapılabiliyor ne de tahliye ediliyorlar” denildi.

    Bolu F Tipi Kapalı Hapishanesinde kalan Yıldırım Demir’in yaşadığı sağlık sorunlarının aktarıldığı açıklamada şunlar belirtildi:

    “Yıldırım Demir’in pek çok sağlık problemi bulunmakta ve bunların içinde kendisini en çok zorlayan gözleri ile ilgili hastalıklarıdır. Sağ gözü %95 seviyesinde görmüyor ve kendisine bu gözü ile ilgili tedavisinin olmadığı söylenmiş. Sol gözünden de yaklaşık 3 yıl önce katarakt ameliyatı olmuş ve sol göz merceğinde kirlenme olduğu için de doktor tarafından lazerle temizlenmesi gerektiğini belirtmiş ancak daha sonra kontrole gittiğinde ise başka bir doktor tarafından gerek yoktur denilerek geri gönderilmiştir. Her kontrole gittiğinde suni gözyaşı damlası verilerek hapishaneye geri gönderildiğini aktarmıştır ve sol gözü bulanık görüyor. Bugüne kadar göz için toplam 6 kez anjiyo olmuştur.

    Göz sorunun yanı sıra yaşadığı farklı hastalıkları da bulunmaktadır. Kronik bronşit hastasıdır, midesinde reflü, gastrit ve ülser var. İki kez mide kanaması geçirmiş ve doktor tarafından diyet yazılmış ancak diyet yemeği yenilmeyecek durumda ve besin değeri de çok düşüktür. İrritabl bağırsak sendromu hastalığı ve iç hemoroid rahatsızlığı bulunmaktadır. Her iki dizinde menüsküs yırtığı var. Prostat hastasıdır ve genelde PSA testlerinde değerleri yüksek çıkıyor. Şimdiye kadar üç kez biyopsi yapılmış. 6-7 yıldır günlük ilaç kullanıyor. Kulaklarda vertigo, çınlama ve işitme kaybı var.

    Boyun fıtığı var ve ameliyat için Bolu’dan Ankara Numune hastanesine sevk edildiğinde, Numune Hastanesindeki doktor tarafından “ameliyattan sonra felç kalırsın” denildiği için ameliyat olmadan hapishaneye tekrar geri dönmüştür. Boyun fıtığı kendisini kötü etkiliyor ve sürekli olarak kolları uyuşuyor, şiddetli sırt ağrıları çekiyor. Bunların yanı sıra sinüzit ve kronik baş ağrıları da devam ediyor. 3 yıl önce uyku apnesi için hastaneye yatırılarak test randevusu verilmiş ve yine aynı şekilde 3 yıl önce diş eti doku nakli içinde randevu verilmiş ancak tedavileri yapılmamakta ve hastaneye gittiğinde ise geçici ilaçlar verilerek geri gönderilmektedir.

    2016 yılında Nevşehir Devlet Hastanesi, %41 engelli raporu vererek kendisini İstanbul Adli Tıp Kurumuna yollamış ve Adli Tıp Kurumu tarafından “Cezaevinde kalabilir” raporu verilmiş ancak şu anda ki yaşadığı bağırsak sorunları ve ileri düzeydeki boyun fıtığı Adli Tıp Kurumuna gönderildikten sonraki süreçte meydana gelmiştir.”

    Yıldırım Demir’in gittikçe ağırlaşan hastalıkları için tetkik ve tedavileri eksiksiz olarak yapılması, bunların yanı sıra hapishanede yaşamını devam ettiremeyecek düzeyde hastalıkları için Adli Tıp Kurumuna tekrar sevki yapılması ve daha sağlıklı koşullarda tedavilerinin yapılması için tahliyesi sağlanması çağrısında bulunulan açıklamada, son olarak “Bizler, Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 410. Haftada, cezaevlerinde bulunan hasta mahpusların salgından korunmasını, ayrıca tüm ağır hasta mahpuslar için, bir an önce kapsamlı bir çalışma yapılarak, eşitlik ilkesi gözetilerek tahliyelerinin gerçekleştirilmesini de talep ediyoruz” ifadelerine yer verildi.

    PİRHA/ANKARA

  • Kelepçeli muayeneye karşı çıkan mahpusa işkence: Dakikalarca darp etmişler!

    Kelepçeli muayeneye karşı çıkan mahpusa işkence: Dakikalarca darp etmişler!

    PİRHA- Hasta mahpus olan ağabeyinin tedavi olmak için götürüldüğü hastanede asker ve doktorun işkencesine maruz kaldığını aktaran Dilan Mollaahmetoğlu, “Kelepçeli şekilde tedavi olamayacağını söyleyen ağabeyime doktorun gözleri önünde askerler saldırıp dakikalarca darp etmişler. ‘Burası devletin hastanesi, seni öldürürüz’ deyip küfürler etmişler ve yüzüne tükürmüşler” dedi.

    Cezaevlerinde yaşanan kötü muamele, işkence ve hak gasplarına bir yenisi daha eklendi.

    Son olarak hasta mahpus olan abisinin maruz kaldığı durumu dile getiren Dilan Mollaahmetoğlu, hasta ağabeyinin tedavi olmak için götürüldüğü hastanede asker ve doktorun işkencesine maruz kaldığını aktardı. Mollaahmetoğlu, abisinin elleri kelepçeli bir şekilde muayene edilmek istendiğini, bu duruma karşı çıkınca da askerlerin dakikalarca işkencesine maruz kaldığını anlattı.

    Hapishane yönetiminin ise yaşanan işkenceyi raporlamadığını vurgulayan Mollaahmetoğlu, işkencenin üstünün örtülmek istendiğini kaydederek, işkenceyi gerçekleştirenler ve üstünü örtmeye çalışanlar hakkında suç duyurusunda bulunduklarını belirtti.

    “20 YILLIK CEZANIN ÜSTÜNE DİSİPLİN SORUŞTURMALARIYLA 20 YIL DAHA EKLEDİLER”

    Dilan Mollaahmetoğlu, ağabeyi Latif Mollaahmetoğlu’nun 9 buçuk yıldır siyasi nedenlerle tutuklu olduğunu ve bu sürenin son 5 yılını hükümlü olarak geçirdiğini belirtti. Abisinin 20 yıl kesinleşmiş cezası olduğunu da kaydeden Mollaahmetoğlu, abisinin kaldığı hapishanelerde yaşadığı hak ihlallerine karşı direndiği için hakkında disiplin soruşturmaları açıldığını ve bu soruşturmalar sonucunda 20 yıla yakın daha ceza aldığını söyledi. Mollaahmetoğlu; “Siyasi tutsaklar disiplin cezalarıyla sindirilmeye çalışılıyor. 20 yılın üstüne 20 yıl daha eklediler. Bu durumun hukuka, vicdana, ahlaka sığar bir yanı yok. Bu da aslında bir çeşit işkence yöntemidir” dedi.

    “KELEPÇELİ BİR ŞEKİLDE MUAYENE ETMEYE ÇALIŞMIŞLAR”

    Ağabeyinin şu anda İzmir 2 No’lu F Tipi Hapishanesi’nde kaldığını aktaran Mollaahmetoğlu yaşanılan işkence olayına dair şunları dile getirdi:

    “Ağabeyimi 4 Mart günü mide ağrısı sebebiyle İzmir Yeşilyurt Hastanesi Gastroentoloji bölümüne götürüyorlar. Burada ki doktor abimin ellerinde bulunan kelepçenin çıkarılmamasını istiyor. Kelepçeli bir şekilde muayene etmeye çalışıyor. Abim de bunun üzerine doktora durumunu anlatıyor. Bu şekilde sağlıklı bir tedavinin gerçekleşemeyeceğini, kendisini mahkum olarak değil hasta olarak değerlendirmesi gerektiğini söylüyor. Ancak doktor tavrından vazgeçmiyor. Tartışmaya devam edip, “Bunu buraya niye getirdiniz, alın götürün. Ben imza atarım endoskopi olsun” diyor. Bunun üzerine abim itiraz ediyor ve “Beni muayene etmeden imza atamazsınız” diyor. Abim karşı çıkınca tartışıyorlar ve askerler doktorun isteği üzerine abimi çekerek zorla dışarı çıkarıyorlar.

    “SLOGAN ATARSAN SENİ BURADA ÖLDÜRÜRÜZ”

    Ağabeyim onu çeken askere durumu anlatmaya çalışıyor ama onlar tüm düşmanlığıyla davranmaya devam ediyor. Bir de üstüne “Slogan atarsan seni öldürürüz” diyorlar. Ağabeyim de “Tedavi hakkımız engellenemez” diye slogan atmaya başlıyor. 4 asker bir anda abime işkence yaparak, sürükleyerek yere yatırıyorlar. Postalları ile yüzüne ve boynuna basmışlar. “Burası devletin hastanesi, burada öldürürüz seni” deyip küfürler etmişler ve yüzüne tükürmüşler. Sonra yangın merdiveninin boşluğuna çekip dakikalarca orada tüm vücuduna tekme ve yumruk atmaya devam etmişler. Tüm bu işkencelere maruz kalırken elleri kelepçeli halde. Kelepçelerine askerler ayakları ile basıp kollarını kırmaya çalışmışlar. Yüzüne boynuna basmaya devam etmişler. Sonrasın da merdivenlerden sürükleyerek aşağı boş bir alana götürmüşler. Orada da işkence yapmaya devam etmişler. Bu sefer 4 asker daha katılmış.”

    “HAPİSHANE İDARESİ İŞKENCENİN ÜZERİNİ ÖRTMEYE ÇALIŞIYOR”

    İşkence izlerinin ağabeyi Latif Mollaahmetoğlu’nun vücudunda hala mevcut olduğunu ancak bunun raporlaştırılmayarak üstünün örtülmeye çalışıldığını vurgulayan Mollaahmetoğlu; “İşkencelerin ardından ağabeyim hapishaneye getiriliyor. Israrı sonucu Adli Tıp’a götürülüyor ama orada hiçbir film, emar v.s çekilmeden sadece doku zedelenmesi denilerek bir rapor tutuluyor ve geri gönderiliyor. Günlerdir boynu, burnu ve kuyruk sokumundan dolayı yatamıyor. Boynunu kullanamıyor. Etkin bir şekilde muayene edilmiyor. Hapishane idaresine “Bu yaraların fotoğrafını çekin” demesine rağmen yapmamışlar. “Bizlik bir durum yok” diyerek üzerlerinden atmaya çalışmışlar. Ağabeyimi linç etmeye çalışan bu askerler ve linçi destekleyen doktorun tavrı tamamen düşmancadır” şeklinde konuştu.

    “HAPİSHANELERDE YETERLİ VE SAĞLIKLI BİR ŞEKİLDE TEDAVİ OLABİLME SİSTEMİ İŞLETİLMİYOR”

    Ağabeyinin şu an hasta olduğunu ve tedavi görmesi gerektiğini belirten Mollaahmetoğlu, ağabeyi gibi onlarca hasta mahpusun olduğunu anımsatarak, “Biz ailecek hem abim için, hem de diğer hasta tutsaklar için elimizden geleni yaptık. Hasta tutsakların tedavi hakları engelleniyor. Yeterli ve sağlıklı bir tedavi olabilme sistemi işletilmiyor. Hastaneden randevu almak istediklerinde aylar sonrasına gün veriliyor. Pandemi sürecinde ağabeyimin safra kesesi patlamıştı ve zehirlenme ihtimali vardı. Ameliyat oldu ve tek kişilik bir hücrede, tek başına tutuldu. Kendi öz bakımını yapamayacak durumdaydı. Safra kesesi ameliyatının önemli bir şey olmadığını, ağabeyimin yardım alabileceği birisine ihtiyaç duymadığını söyleyerek yanında olmamızı engellediler. Ağabeyim uzun yıllardır hapishanedeydi ve zaten bağışıklık sistemi çökmüş durumdaydı. Bu durumdaki bir insan tek başına kalamaz. Ayrıca pandemi süreci olmasına rağmen temizlik için gerekli gereçlerde kendisine verilmedi. Defalarca hapishane idaresi ile görüştük. Hiçbir talebimizi yerine getirmediler. O süreçte Bolu F Tipi’ndeydi. Pandemi süreci olmasına rağmen maske ve çamaşır suyu dahi kendisine verilmedi. Biz orada bulunan tutukluların aileleri olarak suç duyurularında bulunduk, bu durumu basında gündeme getirdik de ondan sonra çamaşır suyu ve maske verilmeye başlandı. En basit ve temel haklar bile bu şekilde engellenebiliyor” dedi.

    “TUTSAK AİLESİ OLARAK BU İŞİN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Mide ağrısı var diye gittiği hastaneden ağabeyinin cenazesini göndermeye çalıştıklarını söyleyen Mollaahmetoğlu son olarak şunları aktardı:

    “Sadece mide ağrısı var olarak çıktı o hapishaneden ancak döndüğünde birçok yerinde darp ve işkence izi vardı. Kendisi bu haldeyken revire çıkmak istediğini, kendisine yapılan işkenceleri rapor altına aldırmak istediğini söylemiş ancak bu durum hapishane yönetimi tarafından engellendi. Biz aileler olarak avukatlarımız ile birlikte hukuki süreci başlattık. Hem hapishaneye yönetimi, hem de bu işkenceyi yapan askerler ve doktor hakkında suç duyurusunda bulunduk. Birçok insan hakları deneğine, vakfına da başvurduk. Milletvekilleri ile de görüştük. Vekiller işkence olayı ile ilgili önerge verdi. Biz bir tutsak ailesi olarak bu işin peşini bırakmayacağız. Bu işkenceyi de her yerde teşhir edeceğiz.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • CİSST, 179 cezaevinden gelen koronavirüs kaynaklı şikayetleri paylaştı

    CİSST, 179 cezaevinden gelen koronavirüs kaynaklı şikayetleri paylaştı

    PİRHA-Hapishanelerden ekim ayı içerisinde gelen koronavirüs kaynaklı şikayetleri raporlaştıran CİSST, cezaevi koşullarını, mahpusların sağlık sorunları, şikayetleri ve taleplerini kamuoyu ile paylaştı.

    Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) ekim ayı içerisinde hapishanelerden gelen koronavirüs kaynaklı şikayetlerin yer aldığı bir rapor yayımladı. 179 farklı hapishaneden, mahpusların bilgileri gizli tutularak alınan şikayet başvurularında risk grubundaki hasta mahpusların sağlık sorunları, şikayetleri ve taleplerine yer verildi.

    “Hapishanelerde Kapasite Sorunu”, “Hapishanelerin Genel Durumu ve Hijyen Önlemleri”, “Mahpusların Hijyeni”, “Beslenme”,  “Sağlık hakkına erişim”, “Karantina Koğuşları” ve “Diğer Şikayetler” başlıkları altında hapishanelerdeki durumun anlatıldığı raporda ayrıca “Vakalar” başlığıyla da farklı hapishanelerden mahpusların genel durumlarına değinildi.

    “CEZAEVLERİNİN DEZENFEKTE EDİLME SIKLIĞI AZALDI”

    CİSST raporunda şu ifadelere yer verdi:

    “Mahpuslar koğuşlarının kalabalık, yatakların birbirlerine yakın mesafede olduğunu, bu yakınlıkta uyumak zorunda kaldıklarını, sosyal mesafe koyamadıklarını, açık hapishanelerde farklı koğuşlarda kalan mahpusların ortak alanlarda ve yemekhanelerde bir araya gelmek zorunda kaldıklarını aktarmışlardır.

    Salgın başlangıcında hapishaneler belli aralıklarla ve düzenli şekilde dezenfekte edilirken son dönemde bu sıklığın azaldığı, bazı hapishanelerde aşı olan infaz koruma memurlarının hijyen önlemlerini azalttığı, maske takmadan koğuşlara girdikleri belirtilmiştir.

    “TUVALET İLE BANYOLAR YETERSİZ VE KİRLİ”

    Birçok hapishanede tuvaletlere temizlik ve hijyen malzemelerinin konulmadığı, banyoların kirli olduğu, kalabalık koğuşlarda banyo kullanımı ve saatlerin kısıtlandığı, tuvalet ve lavabo sayısının az olduğu, bazı açık hapishanelerde koğuşlarda tuvalet ve banyonun olmadığı, ortak tuvalet ve banyonun farklı koğuşlarla beraber kullandırıldığı belirtilmiştir.

    Bazı hapishanelerde verilen yemeklerin kalitesiz olduğu, hijyenik olmadığı ve yemeklerin soğuk verildiği, yemeklerin tüm mahpusların ihtiyacını karşılamada yetersiz olduğu, bazı hapishanelerde hazır işlenmiş veya konserve gıdalar verildiği belirtilmiştir.

    “KANSER HASTASI MAHPUSLARIN BAZI İLAÇLARINDAN ÜCRET İSTENİYOR”

    Hasta, yaşlı ve risk grubuna giren mahpuslar için önlemler alınmadığı, temizlik malzemesinin dağıtılmadığı, mahpusların önlemlerini kendileri aldığı, bazı hapishanelerde doktorun revire gelmediği veya düzenli gelmediği, kanser hastalığı başta olmak üzere düzenli takip edilmesi gereken hastalıkların takibinin yapılmadığı, kanser hastası mahpusların bazı ilaçlarından ücret talep edildiği belirtilmiştir.

    Bazı hapishanelerde havalandırmaların keyfi olarak geç açıldığı ve erken kapatıldığı, havalandırmanın kapatılmasının temiz hava imkanlarını asgariye indirdiği, bazı hapishanelerdeki karantina koğuşlarının hijyenik olmadığı, temizlenmesine yönelik idareye şikayet iletilse de temizlenmediği ve yeterince havalandırılmadığı belirtilmiştir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Artık yürüyemeyen 81 yaşındaki hasta tutuklu Sıddık Güler tahliye edilmiyor

    Artık yürüyemeyen 81 yaşındaki hasta tutuklu Sıddık Güler tahliye edilmiyor

    PİRHA-İskenderun Hapishanesi’nde bulunan 81 yaşındaki hasta tutuklu Sıddık Güler, durumu her gün ağırlaşmasına ve ihtiyaçlarını tek başına karşılayamamasına rağmen tahliye edilmiyor.

    İskenderun T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde bulunan 81 yaşındaki hasta tutuklu Sıddık Güler, yaşadığı sağlık sorunlarından ötürü artık yürüyemez halde. Şubat ayında koronavirüse yakalanan Güler hastanedeki tedavisinin ardından yeniden hapishaneye götürüldü.

    Hipertansiyon, iltihaplı eklem romatizması hastalığı bulunan Güler daha önce iki defa anjiyo ameliyatı geçirdi. Güler, ihtiyaçlarını tek başına karşılayamamasına rağmen, serbest bırakılması yönündeki yapılan tüm başvurulara olumsuz yanıt verildi.

    “BABAM YAŞI VE HASTALIKLARI NEDENİYLE CEZAEVİNDE KALAMAZ DURUMDA”

    Babasının yaşı ve hastalıkları nedeniyle cezaevinde kalamaz durumda olduğunu söyleyen kızı Ayşe Güler, “Şubat ayında Covid-19’a yakalandı ve konuşamıyordu. Şu an virüsü atlatmış ama birçok hastalığı bulunmakta. Cezaevinde tekerlekli sandalye ile yaşıyor ve hastalıkları nedeniyle hastaneye götürülüyor. Sürekli hasta olması ve hastaneye götürülmesi durumunu daha da kötüleştiriyor” dedi.

    Babasının hasta ve yaşlı olmasından kaynaklı endişeli olduklarını ifade eden Güler, hapishanelerde bulunan hasta tutukluların bir an önce serbest bırakılması gerektiğini vurguladı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Avukat Aytaç Ünsal, sağlık sorunlarına rağmen hala hapishanede tutuluyor

    Avukat Aytaç Ünsal, sağlık sorunlarına rağmen hala hapishanede tutuluyor

    PİRHA- Adil yargılanma talebiyle 213 günlük ölüm orucunun ardından tahliye olup infazı ertelenen ancak 10 Aralık 2020’de infaz erteleme kararı kaldırılarak Edirne F Tipi Hapishanesi’ne konulan Avukat Aytaç Ünsal’ın sağlık durumu iyi değil. Avukatı Berrak Çağlar, Anayasa Mahkemesi’nin Adli Tıp Kurumu’nun raporunu yok sayarak, tahliye taleplerini reddettiğini kaydetti. 

    Adil yargılanma talebiyle 213 günlük ölüm orucunun ardından tahliye olup infazı ertelenen ancak 10 Aralık 2020’de infaz erteleme kararı kaldırılarak Edirne F Tipi Hapishanesine konulan Avukat Aytaç Ünsal’ın annesi emekli hâkim Nermin Uysal, oğlunun ciddi sağlık sorunlarının sürdüğünü belirtti.
    Uysal, oğlunun bir an önce infaz ertelemesinin yapılarak, sağlıklı ve güvenli ortamda tedavi edilmesini talep ediyor.

    Aytaç Ünsal’ın yaşadığı sorunlara için verilen bilgiler şöyle:

    – Tedavisi için gerekli B1 vitamini hala tarafına verilmemektedir.
    – Son hücre aramasına gelen gardiyanlar korona tedbirlerine riayet etmeden, çok kalabalık, maskesiz, eldivensiz gelmiştir. Buna tepki gösteren Aytaç Ünsal’a 1 gün hücre cezası verilmiştir.
    – Basit meselelerden verilen bu hücre cezaları ile artık hükümlü olan Aytaç Ünsal’ın infaz süresini de uzatmak için yapılmaktadır.
    – Yaşadığı sorunları gazetecilere ve milletvekillerine yazdığı mektuplar engellenmektedir.

    “213 GÜN ÖLÜM ORUCU YAPAN AYTAÇ ÜNSAL 8 METREKARELİK HÜCREDE TUTULUYOR”

    Avukat Berrak Çağlar, PİRHA’ya Aytaç Ünsal’ın sağlık durumuna ve yaşanan sürece ilişkin konuştu.

    Çağlar, “Aytaç Ünsal Adli Tıp Kurumu raporuna rağmen tutuklu ve anayasa Mahkemesi tedbir talepli başvurumuzu tedbir yönünden reddetti. Tedbir talebimiz şuydu: Tahliye talep ettik. anayasa Mahkemesi’ne bu tutukluluğun hak ihlali teşkil ettiğine dair bir başvuru yaptık. anayasa Mahkemesi bir ara karar verdi. Tedbir talebimizi reddederek ara karar verdi. Hapishaneye müzekkere yazdığını söyledi. Bu kişinin sağlık hakkıyla erişip erişmediğiyle ilgili hapishaneye müzekkere yazdı. Hapishane de müzekkere cevabında kişinin sağlık kurumlarına erişiminde herhangi bir problem olmadığı, istenilen zamanda hastaneye götürüldüğünü dolayısıyla bu aşamada tahliyesine gerek olmadığını belirtti. Ortada bir Adli Tıp Kurumu raporu var. Diyor ki bu kişi bu durumda hapishanede kalamaz. 8 metrekarelik bir tecrit hücresinde, sağlıklı bir insanın kalamayacağı bir yerde, 213 gün ölüm orucu yapmış bir kişinin kalamayacağı açık. Adli Tıp Kurumu’nun da raporu var” diye konuştu.

    Avukat Berrak Çağlar Anayasa Mahkemesi’nin Adli Tıp Kurumu’nun raporunu yok saymasının kabul edilemeyeceğini belirterek, “İyi de biz hapishanede kalmasını istemiyoruz ki. Tahliyesini istiyoruz” dedi.

    Bu arada Aytaç Ünsal’ın da aralarında olduğu tutuklu avukatlar Soma katliamı, KHK ile işten atılan eğitimciler Nuriye Gülmen-Semih Özakça, Berkin Elvan, Beyoğlu Karakolunda öldürülen Festus Okey, Dilek Doğan, cezaevinde işkence ile öldürülen Engin Çeber, Şemdinli davası, İstanbul ve Ankara’da kentsel dönüşüm kapsamında evleri yıkılanların davaları gibi önemli davaları üstleniyorlardı.

    NE OLMUŞTU?

    Avukat Aytaç Ünsal, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Halkın Hukuk Bürosu’ndaki (HHB) avukatlarının yargılandığı ve 10 yıl 6 ay hapse mahkum edildiği davada, adil yargılanma talebiyle 213 gün ölüm orucunu sürdürdü. Aynı dosyada adil yargılanma talebiyle ölüm orucu yapan avukat Ebru Timtik, 27 Ağustos 2020’de, ölüm orucunun 238. gününde hayatını kaybetmişti.
    Ünsal, 3 Eylül 2020 tarihinde Yargıtay’ın “cezaevi şartlarında kalmasının hayati bakımından tehlike yaratacağı anlaşıldığı” yönündeki kararıyla tahliye edildi. Ünsal hakkında infazının ertelenmesine karar verildi. Ancak Ünsal, 10 Aralık 2020’de infaz erteleme kararının iptaliyle yeniden cezaevine konuldu.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Hapishane İzleme Koordinasyonu: Açlık grevlerinde 49 gün geride kaldı-VİDEO

    Hapishane İzleme Koordinasyonu: Açlık grevlerinde 49 gün geride kaldı-VİDEO

    PİRHA-Hapishanelerde devam eden süresiz ve dönüşümlü açlık grevleri 49. gününe girerken TTB, TİHV, İHD, ÖHD ve ÇHD açıklama yaparak “Adalet Bakanlığı ve ilgili kurumları hak ihlallerinin sonlandırılması ve tecridin kaldırılması için bir an önce adım atmaya davet ediyoruz” dedi.

    Türk Tabipler Birliği (TTB),  Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), , İnsan Hakları Derneği (İHD), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ve Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), hapishanelerde 27 Kasım 2020’de başlatılan süresiz-dönüşümlü açlık grevi eylemine dair ortak basın açıklaması yaptı.

    İnsan Hakları Derneği Genel Merkezinde yapılan açıklamayı İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan okudu. Açlık grevi eylemlerinin 107 hapishaneye yayıldığını belirten Türkdoğan, “Türkiye’deki hapishanelerde yaşanan insan hakları ihlallerinin sonlandırılması, ağırlaşan infaz koşullarının düzeltilmesi ve İmralı Hapishanesi’nde uzun zamandır sürdürülen ağır tecrit ve izolasyona son verilerek aileler ve avukatları ile görüşmelerin sağlanması talepli olarak Türkiye hapishanelerinde uzun süredir hak ihlalleri yaşanmaktadır ve bu durum sürekli hale gelmiştir” dedi.

    Türkdoğan, “Tecrit ülkenin bütün hapishanelerine yayıldı” diyerek Adalet Bakanlığı ve AİHM’e de gereğinin yapılması konusunda çağrıda bulundu.

    “ADALET BAKANLIĞI TECRİDİN KALDIRILMASI İÇİN BİR AN ÖNCE ADIM ATMAYA DAVET EDİYORUZ”

    Türkdoğan, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Biz imzası bulunan hak, hukuk ve sağlık örgütleri, sayısı 107’ye ulaşan hapishanelerde süresiz ve dönüşümlü açlık grevi yapan mahpusların sağlıklarının tehlikeye girmemesi için Adalet Bakanlığı ve ilgili kurumları hak ihlallerinin sonlandırılması ve tecridin kaldırılması için bir an önce adım atmaya davet ediyoruz. Açlık grevi sürecini yakından izlemek için oluşturduğumuz İzleme Koordinasyonu olarak merkezi ve yerel düzeyde gerekli girişimlerde bulunacak, bu durumu raporlayarak demokratik kamuoyunun oluşmasına katkı sunacağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ali Kısa: Eşim Elif suçsuz, sağlık durumu hapishane koşullarını kaldıramaz-VİDEO

    Ali Kısa: Eşim Elif suçsuz, sağlık durumu hapishane koşullarını kaldıramaz-VİDEO

    PİRHA- Elbistan’da 3 Aralık’ta gizli tanık ifadesiyle gözaltına alınıp tutuklanan Elif Kısa Elbistan Cezaevi’ne konuldu. Eşi Ali Kısa PİRHA’ya yaptığı açıklamada, eşi Elif Kısa’nın sağlık durumunun hapishanede daha da bozulduğunu belirterek, serbest bırakılmasını istedi. 

    Haberin videosu

    Maraş’ın Elbistan ilçesinde ikamet eden Elif Kısa, 3 Aralık’ta gizli bir tanığın aleyhine verdiği ifade nedeniyle eşi Ali Kısa ile birlikte tutuklanmıştı.

    Elif Kısa’nın oğlu İsmail (44) ağır zihinsel ve bedensel engelli oğlu Ahmet (41) ise duyma ve konuşma engelli.

    Bakıma muhtaç olan İsmail’in raporunun savcılığa sunulmasının ardından baba Ali Kısa üç gün sonra serbest bırakılmış ama Elif Kısa tutuklanarak Elbistan Cezaevi’ne gönderilmişti.

    Kısa, eşi Ali Kısa ile birlikte bir dönem HDP ve DBP çalışmalarında yer almış ve Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde yürütülen bir operasyonda üç yıl önce yine eşiyle birlikte gözaltına alınmıştı.

    Toplam 11 kişinin gözaltına alındığı bu operasyonda, oğulları İsmail’in engelli raporunun savcılığa sunulması üzerine Elif Kısa bir hafta sonra adli kontrol şartı ile serbest bırakılmış, eşi Ali Kısa ise tutuklanmıştı.

    Ali Kısa hakkındaki dosya 7 ay sonra iade edilerek soruşturma düştü. Ancak aynı soruşturma, üç yıl sonra Elif Kısa’nın tutuklanmasıyla sonuçlandı.

    Elif Kısa’ya isnad edilen suçlama, ise “Örgüt üyesi olmak ve örgütün talimatları doğrultusunda hareket etmek.”

    Av. Özgür Çıkın’ın anlatımına göre, Elif Kısa, hüküm giymiş, cezaevindeki bir kişiye mahkeme kararı ile vasi.

    Av Çıkın, haber sitesine verdiği bilgide, “Elif Kısa’nın vasi olduğu hükümlü Suriyeli. Bu hükümlünün ailesi görüşe geldiğinde Elif ile tanışmışlar. Savaştan dolayı Türkiye’ye gidip gelmelerinin zor olduğunu söyleyerek Elif’den vasi olmasını rica etmişler, o da ailenin durumuna üzülüp vasi olmayı kabul etmiş. Mahkeme Elif’in vasilik talebini kabul etmiş dedi.

    “BİZİM ÇEKTİĞİMİZ SIKINTILAR PARTİMİZİN ÇEKTİĞİ SIKINTILARDIR”

    Elif Kısa’nın eşi Ali Kısa, PİRHA‘ya yaptığı açıklamada, “Bizim çektiğimiz sıkıntılar partimizin (HDP) çektiği sıkıntılardır. Ben 25 senedir bu parti ortamında çalışıyorum. Daha önce mahkeme inceledi, beraat etmiştim. Kendimi bilen bir insanım. 65 yaşındayım. Yasal çalışıyorum” dedi.

    ALİ KISA: EŞİM ELİF’İN SAĞLIĞI ÇOK KÖTÜ

    Beni ve eşimi aldılar hapishaneye koydular. Beni serbest bıraktılar. Eşim hapiste. Açılan bir dava da yok. Gerekçe de yok. Beklenmedik bir durum oldu. Bizim ödediğimiz bir bedeldir” diyen Ali Kısa, eşi Elif Kısa’nın sağlık durumunun kötüleştiğini şöyle aktardı:

    “Eşim hapishanede yapamaz. Sağlığı çok kötü. Orada hemen hasta olmuş. Gittim benzi solmuştu. Derin endişeliyim, tedirginim. Eşim Elif’in serbest bırakılmasını istiyorum”

    “ELİF’İN SAĞLIK KOŞULLARI HAPİSHANEYİ KALDIRAMAZ”

    Ali Kısa eşinin nasıl suçlandığını şu sözlerle anlattı:

    “Bir resim parası sözkonusu oldu. Hapishanede Elif’in vasisi var. Elif eli boş gitmez. Her gidişinde 100-150 lira verirdi. O da Elif’e resim vermiş, hediye etmiş. Ben de “Bizim resim dükkanımız var. Resimleri ne yapacağız. Satıp parasını götürüp hapishanedeki Abdullah Hasan’ın adına yatırmış olduk. Konu bundan ibaret.”

    Eşi Elif Kısa’nın serbet bırakılmasını isteyen Ali Kısa, “Devlet araştırabilir. Eşim serbest bırakılması lazım. Elif’in hapse atılmasında bir yanlışlık olduğunu düşünüyorum. Sağlık koşulları hapishaneyi kaldırcak durumda değil” diye konuştu.

    HDP MİLLETVEKİLLERİ MECLİS GÜNDEMİNE TAŞIDI

    Bu arada, HDP Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş da, konuyu Türkiye Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün yanıtlaması talebiyle TBMM’ye soru önergesi verdi.

    Dosyadaki gizlilik kararının gerekçesini soran Beştaş, Adalet Bakanlığı’nın onayıyla vasi olan Elif Kısa’nın, kimsesi olmayan bir hükümlüyü cezaevinde ziyaret etmesinin, temiz çamaşır ve cüzi miktarda harçlık göndermesinin suç olmadığını kaydetti.

    Elif Kısa’nın çocuklarının annelerine ihtiyacı olduğunu da kaydeden Beştaş, “Elif Kısa’nın haksız tutukluluğu ile aynı zamanda aile bireyleri de cezalandırılmış olmuyor mu?” diye sordu.

    “Elif Kısa ve ailesinin yaşadığı mağduriyetin giderilmesine yönelik çalışmalar yapılacak mıdır?” diye de soran Beştaş, ayrıca bakanlık gündeminde gizli tanık uygulamasının yarattığı sakıncalara dair bir çalışma yapılıp yapılmayacağını da soru önergesine ekledi. Beştaş’ın soru önergesi Adalet Bakanlığı tarafından halen yanıtlanmadı.

    HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu da Salı günü Kısa’nın durumunu Meclis gündemine taşıdı ve engelli iki oğlunun yaşadığı mağduriyetlere işaret etti.

    PİRHA/ELBİSTAN