Etiket: hapishane

  • Tutuklu Grup Yorum üyeleri 109 gündür açlık grevinde

    Tutuklu Grup Yorum üyeleri 109 gündür açlık grevinde

    Silivri, Gebze ve Balıkesir hapishanelerinde tutuklu bulunan 10’dan fazla Grup Yorum üyesi 109 gündür süresiz açlık grevinde.

    Silivri, Gebze ve Balıkesir hapishanelerinde tutuklu bulunan 10’dan fazla Grup Yorum üyesi 109 gündür süresiz açlık grevinde. İdil Kültür Merkezi’nin basılmaması, konser yasaklarının kaldırılması, arama kararlarının kaldırılması, tutuklu Grup Yorum üyelerinin tahliye edilmesi ve haklarındaki davaların düşürülmesi talebiyle eylemde olan sanatçılar, taleplerinin kabul edilmesini bekliyor. Grup Yorum’un tutuklu üyeleri Bahar Kurt 83, Helin Bölek 76, İbrahim Gökçek 77, Barış Yüksel de 78 gündür açlık grevinde.

    10’DAN FAZLA ÜYE TUTUKLU

    Grup Yorum’un çalışmalarını yürüttüğü İstanbul, Okmeydanı’ndaki İdil Kültür Merkezi son iki yılda sekiz kez polis baskınına maruz kaldı. Baskınlar sırasında Grup Yorum’a ait enstrümanlar kırıldı veya kayboldu, nota defterleri zarar gördü. Grup Yorum’un yaptığı açıklamaya göre, bu baskınlarda toplam 30 kişi tutuklandı. 10’dan fazla üyesi halen tutuklu.

    Altı Grup Yorum üyesi de İçişleri Bakanlığı’nın “aranan teröristler listesinde” gri listede. İnan Altın, Selma Altın, Ali Aracı, İbrahim Gökçek, Emel Yeşilırmak, İhsan Cibelik “DHKP-C üyeliği” ile suçlanıyor.

    Grup üyelerinden Selma Altın ve İnan Altın Fransa’dan sığınma talebinde bulunmuştu. 2015’ten beri “Bağımsız Türkiye Konseri” adıyla verdikleri konserleri valilikçe yasaklanan Grup Yorum, 1 Temmuz 2018’de “internet konseri” vermişti.

  • Korsakoff hastası İdris Yiğit, 19 Aralık cezaevi operasyonunu anlattı-VİDEO

    Korsakoff hastası İdris Yiğit, 19 Aralık cezaevi operasyonunu anlattı-VİDEO

    PİRHA- İdris Yiğit, Korsakoff hastası. 19 Aralık cezaevi operasyonları sırasında İstanbul Ümraniye Cezaevi’ndeydi. Yiğit, yaşananları anlatırken, “Açlık grevlerini ve ölüm oruçlarını gündemden çıkarmak ve insanlarımızı bu eylemlerde kaybetmek istemiyorsak dışarıda demokrasi bilincini geliştirmeliyiz, kitle hareketini geliştirmeliyiz” diyor.

    19 Aralık Katliamı’nın üzerinden 18 yıl geçti. O gün cezaevlerine yapılan operasyonlar ile 30 kişi öldürüldü, yüzlerce kişi ağır şekilde yaralandı. Katliamın yıldönümünde dönemin tanık ve mağdurlarından Wernicke Korsafoff hastası İdris Yiğit yaşananları PİRHA’ya anlattı.

    Yaklaşık 10 yıl hapishanede kalan İdris Yiğit, 19 Aralık operasyonunda İstanbul Ümraniye Cezaevi’ndeydi. Yiğit, “Biz devletin F tipi hazırlığını biliyorduk, operasyonla bizi F tiplerine göndereceğini de kestiriyorduk ama operasyonu önlemek için bazı siyasi hareketler açlık grevine başlamıştı” diye sözlerine başladı.

    Daha sonra bu açlık grevinin ölüm orucuna çevrildiği o süreçte devlet ile görüşmelere başladığını söyleyen Yiğit, “Oysaki bir tarafta da devlet yaklaşık 1 yıl önce de ‘Nasıl bir operasyon yaparız?’ onun hazırlığı içerisinde. Kamuoyuna ‘biz görüşmek istedik, daha iyi koşullar sağlamak istedik ama bunlar kabul etmedi’ mesajını vermek için görüştü.” dedi.

    “HER TARAFTAN SİLAH SESLERİ GELİYORDU”

    Ümraniye Cezaevi’nde 3 gün yaşadıkları süreci şöyle anlattı:

    “Sabaha doğru çoğu zaman yaptıkları gibi saat 05.00’te hapishaneyi silahlarla bastılar ve biz yataklarımızdan uyandık. Ben çoğu zaman siyasi hayatımda sormuşumdur ‘Bu kadarı da olmaz’. O gün de kendime sormuştum, ‘Ya bu kadarı da olur mu?’ diye. Gerçekten de oluyormuş. Her seferinde devletin uyguladığı şiddet boyutu bizi şaşırtıyor. Aslında şaşırmamamız gerekir ama nedense böyle bir duyguya kapılıyoruz. Her taraftan silah sesleri geldi. Biz hemen koştuk barikat kurabilecek kapıları tutabileceğimiz kadar tuttuk. Ondan sonra gaz sıkmaya başladılar ulaştığı yerlere kadar. Biz daha önce de gaz maskesine benzer şeyler yapmıştık aslında pet şişelerden ama pek işe yaramadı. Durduğumuz kadar durabildik. Duramadığımız yerlerde de başka koğuşlara gittik. Devlet bir yandan da aslında şunu yapmaya çalışıyordu; hem silah sıkarak, hem gaz sıkarak bizi teslim olmaya zorluyordu. Daha sonra da ‘işte bak teslim oldular’ görüntüsü vermek istiyordu. Ama biz de elimizden geldiği kadar bir direniş sergiledik, her girdiğimiz koğuşta hem üstte hem yanda matkapla duvarları deliyor, deldikten sonra da içeriye gaz sıkıyorlardı. Orada duramaz hale geldiğimiz zaman en uygun başka bir koğuşa geçiyorduk.”

    “HÜCREDE DUVARA DİZİP İŞKENCE ETTİLER”

    “Ümraniye hapishanesinde bu süreç 3 gün sürdü. 3 gün sonra artık gidebileceğimiz hiçbir yer kalmayınca dışarı çıktık. Özel güvenlik güçleri gelmişti oraya. Bunların bir kısmı sözlerinden de anlaşılıyordu, Kürdistan bölgesinde savaşan tiplerdi. Çünkü aralarında ‘bunlar biraz mürekkep yalamış tipler, diğerleri daha farklı’ diye konuşuyorlardı. Ondan sonra da biz arkadan kelepçeyle bağlandık, ringe kadar götürdüler. Ringe giderken de askerler sıraya girmişti tekmeler arasında ringe bindirildik. Ümraniye’den Kandıra F tipine gittik. Kandıra F tipinde de önce askerler arıyor. Bir gerekçe yani aslında amaç orada siyasi kimliğimizi ezmek, kişiliğimizi ezmek. Yaptırımlar tamamen buna yönelikti. Asker ‘soyun’ diyor oysaki daha önce bakmışlardı bize. Yani orada bizim kişiliğimizi ölçüyorlar aslında. Soyunmadığımız zaman tekme tokat kendileri soydular. İki adım ötesine gidiyoruz bu sefer gardiyanlar ‘soyun’ diyor. ‘Biraz önce askerler baktı’ diyoruz aldırmıyorlar. Tabi bunların niyetleri farklı. Sonra gardiyanlar tekme tokat soydular. Örneğin benim orada hiç bir giysimi vermediler. Sadece atlet külotla hücreye gittim. Hatta beni hücreye götüren iki gardiyan vardı duvara dizdiler onlar da hızlarını alarak karate yapar gibi orada da işkence yaptılar.”

    WERNİCKE KORSAKOFF TEŞHİSİ

    Cezaevinde 1996’da B1 vitamini alamadığı için Wernicke Korsakoff teşhisi de konulan Yiğit, yaşadığı sağlık sorunlarına da değindi:

    “B1 almadığımız için vücut çok hızlı düştü. Aldığımız şekerli suyu bir süreden sonra kabul etmemişti. 1996’nın son günlerine doğru çift görmeye başlamıştım çünkü. Bilinçte de gelip gitmeler oluyordu. Aslında o süreçten sonra bize sendikada müdahale ettiler. Ne kadar bilinçli olduğunu bilmiyorum tabi. Ama ondan sonra bende wernicke değil ama korksakoff dediğimiz unutkanlık, yeni bilgileri kaydetmeme başlamıştı. Fakat 2000’de ben daha uzun süre gitmiştim 186 gün. O süreçte de sonlara doğru artık etkilenmiştim kusuyordum, hareketlerimde yavaşlık başlamıştı. Ama o süreçte devlet şöyle bir politika izledi: Eylem çok kitlesel olduğu için eylemi boşa çıkarmanın bir yolu olarak da ölümü yaklaşanları dışarı bıraktı Adli Tıp kararıyla. Yanılmıyorsam 399 diye bir yasa. Sona doğru ben dışarı çıktım artık. Dışarıda ise TİHV’de tedavi gördük. Daha sonra evde tedavi gördüm. Şimdi Wernicke Korsakoff teşhisi olmakla birlikte görece daha iyiyim. Çünkü bazı arkadaşlarım Wernicke gezemiyorlardı, hareketlerinde de zorluk çektiler. Benim onda zorum yok ama Korsakoff boyutuyla unutkanlık ve yeni bilgileri kaydetmem gibi bazı sorunlarım var.”

    Yiğit, 2000’de Adli Tıp kararı ile tahliye edildi.

    “DEMOKRATİK TOPLUMUN VİCDANINI HAREKETE GEÇİRMEK İSTEDİK”

    Ölüm orucunun mahpusların son başvuracağı bir eylem biçimi olduğunu söyleyen Yiğit, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Orada seçeneksiz kalıyorsun aslında. Ya ileriye doğru kişiliğini teslim alacaklar, kişiliğinden siyasi kimliğinden vazgeçeceksin ya da bir eylem koyacaksın ama bu eylem de güçlü bir eylem olmalı. Ölüm orucu dışında da pek böyle keskin bir eylem biçimi olmuyor. Biz orada ölüm orucuna giderken biz ölsek de bu devletin geri adım atmayacağını biliyorduk. Aslında ölüm orucunun amacı dışarıda demokratik toplumun vicdanını harekete geçirmek onları sokağa çağırmak, sokaktaki gücün de devlete karşı bir yaptırıma dönüşmesi ve devletin geri adım atması idi. İçerideki açlık grevi ve ölüm orucunun bir boyutu da kişiliğini kimliğini savunmak yaptırım gücü ile dışarıdaki kitleleri harekete geçirdiği sürece anlamlı  olabilir. Fakat o süreçte çok kitlesel bir ölüm orucu eylemine gitmemize karşın dışarıda kitleleri harekete geçiremediğimiz için ölüm orucu maddi anlamda bir kazanımla bitmedi. Ama Seyit Rıza’nın dediği gibi ‘biz de diz çökmedik’. Bunları da devlet hiçbir zaman unutmayacak ve gelecek nesillere de bu boyutuyla aslında siyasi bir miras bıraktık.”

    “BU BASKI SÜRDÜKÇE EYLEMLER DEVAM EDECEK” 

    Devletin baskısı sürdüğü sürece ölüm orucu ve açlık grevlerinin bitmeyeceğini söyleyen Yiğit, konuşmasına şöyle devam etti:

    “İşte bugün bir milletvekili meclisin dahi sesini çıkaramadığı Leyla Güven, uzun süreli bir açlık grevinde. Bu eylemin nereye evrileceğini de bilmiyoruz. Ben Leyla Güven’in eylemine baktığım zaman şunu yine görüyorum; bizim gibi ülkelerde, toplumlarda toplumsal kültür, demokrasi kültürü gelişmedikçe sokakta kitlesel olarak hak alma bilincimiz gelişmedikçe galiba içeride daha çok açlık grevleri, ölüm orucu gibi eylemler olacak. Çünkü devlet içeridekileri sadece tutsak almakla yetinmiyor ki onlara dayatmalarda bulunuyor. İşte bugün F tipinde örneğin çok konuşulmasa da ileriye dönük tek tip elbise gündemde. Tek tip elbise de siyasi tutsakların kimliğine yönelik bir saldırıdır. Bunu kabul etmeyeceğini devlet de biliyor. Böyle bir şey gündeme geldiği zaman ne olacaktır yine açlık grevleri, yine ölüm oruçları gündeme gelecektir. Açlık grevlerini ve ölüm oruçlarını gündemden çıkarmak ve insanlarımızı bu eylemlerde kaybetmek istemiyorsak dışarıda demokrasi bilincini geliştirmeliyiz, kitle hareketini geliştirmeliyiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Adalet Bakanı’na ‘Sise Bingöl’ sorusu: 80 yaşındaki Bingöl hangi gerekçeyle tutuklu

    Adalet Bakanı’na ‘Sise Bingöl’ sorusu: 80 yaşındaki Bingöl hangi gerekçeyle tutuklu

    Yaklaşık 2 yıldır tutuklu bulunan Sise Bingöl’e Muş Devlet Hastanesi tarafından “Sağlığı cezaevinde kalmaya elverişli değil” raporu verildi. HDP Van Milletvekili Bedia Özgökçe Ertan, rapora rağmen, cezaevinde tutulan Bingöl’ün durumunu Adalet Bakanı Gül’e sordu.

    HDP Van Milletvekili Bedia Özgökçe Ertan, halen Tarsus T Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan 80 yaşındaki Sise Bingöl için soru önergesi verdi.

    Ertan, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, “Avrupa Cezaevi Kurallarının ‘özgürlüğünden yoksun bırakılan herkese, insan haklarının gerektirdiği gibi saygılı davranılmalıdır’ ilkesinin Sise Bingöl için geçerli olup olmadığını sordu.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi’nin verilerine göre 402’si ağır olmak üzere bin 154 hasta tutuklu cezaevlerinde bulunuyor. Bu ağır hasta tutuklulardan biri de Tarsus T Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan Sise Bingöl. Yaşlı olmasından dolayı algılama yeteneğini kaybetmiş olan Bingöl, mide, şeker, astım, tansiyon gibi hastalıklarıyla mücadele ediyor. Tek başına yaşamını sürdüremeyen Bingöl, diğer tutukluların yardımıyla günlük ihtiyaçlarını giderebiliyor.

    Bedia Özgökçe Ertan, Adalet Bakanı’na ise şu soruları sordu:

    • Ailesinin bakımına muhtaç 80 yaşındaki bir mahpus hangi nedenler gerekçe gösterilerek ailesinin bulunduğu şehirden 800 km uzakta bulunan bir cezaevine ring aracıyla sevk edilmiştir?
    • Avrupa Cezaevi Kurallarının “özgürlüğünden yoksun bırakılan herkese, insan haklarının gerektirdiği gibi saygılı davranılmalıdır” ilkesi Sis Bingöl için de geçerli midir?
    • Geçtiğimiz günlerde 36 eski çalışanı “FETÖ üyeliğinden” hapis cezası alan ve elindeki yetkileri kötüye kullandığı duruşma tutanaklarına yansıyan Adli Tıp Kurumu hangi nesnel ölçütlere göre Sise Bingöl’ün “cezaevinde kalmasının hayatı için tehlike arz etmediğine” kanaat getirmiştir?
    • 12 Eylül 1980’deki askeri darbenin komuta kademesinde olan ve müebbet hapis cezası alarak apoletleri sökülen Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya’nın kovuşturma ve soruşturma safhalarında yaşları dolayısıyla izlenen yöntem Sise Bingöl’den neden esirgenmektedir?
    • Çocuklarının adını dahi anımsamakta zorlanan bir mahpusun cezaevi koşullarında kalamayacağının anlaşılması için hangi şartların oluşması beklenmektedir?
    • Sise Bingöl, 5275 sayılı yasanın 16. Maddesinin hangi şartlarını yerine getirmemektedir?
    • Bakanlığınız bünyesindeki cezaevlerinde yaşı 80’in üzerinde kaç mahpus vardır? Kaçı tutukludur, kaçı hükümlüdür?
    • Hasta mahpuslar, Bakanlığınızın yapmakta olduğu af çalışmasının kapsamına girecek midir?
  • ‘Hasta mahpuslar bürokrasinin çaresizlik çemberine bazen de ölüme itiliyor’- VİDEO

    ‘Hasta mahpuslar bürokrasinin çaresizlik çemberine bazen de ölüme itiliyor’- VİDEO

    PİRHA- Türkiye’de 402’si ağır 1154 hasta tutuklunun olduğunu söyleyen İnsan Hakları Derneği Hapishane Komisyonu ‘F Oturumu’un 314’üncü haftasında, kanser ve epilepsi hastası olan Hasan Kaymaz’ın serbest bırakılması istedi. 

    Hapishanelerdeki hak ihlallerine, hasta mahpusların sağlık durumuna ve F tipi hapishanelerdeki tecrit koşullarına dikkat çekmek üzere 314. kez Galatasaray Meydanı’nda buluşan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyeleri, Türkiye hapishanelerinde 402’si ağır olmak üzere bin 154 hasta mahpus bulunduğunu söyledi.

    İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyeleri Galatasaray Meydanı’nda, gerçekleşen 314. hafta oturumunda, “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın” ve “Hasan Kaymaz serbest bırakılsın” pankartlarını açarak,  “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır”, “Tedavi haktır engellenemez”, “Susma, suça ortak olma”, “Kelepçe işkencesine son”, “OHAL işkencesine son”, “İnsan haklarıyla insandır” sloganları attı. 314. hafta basın açıklamasını Tuncay Yiğit okudu. 

    “HASTA MAHPUSLAR ÖLÜMÜN KIYILARINA İTİLİYOR”

    Türkiye hapishanelerinde, İnsan Hakları Derneği’nin kamuoyuyla paylaşmış olduğu 402’si ağır olmak üzere bin 154 hasta mahpus bulunduğunu kaydeden Yiğit, “Hastaların tanı, ileri tanı, tedavi süreçleri; hapishane idaresinin, savcıların, baskı ve engellemeleri ile birbirinden koparılıyor ve hasta mahpuslar bürokrasinin çaresizlik çemberine, acıya ve bazen de ölümün kıyılarına itiliyor. Mahpusların hekime erişim ve tıbbi bakım süreçlerinde karşılaştıkları ağır zorlukları kaldırmak için; Dünya Tıp Birliği ve Dünya Sağlık Örgütü düzenlemeleri gereklerinin acilen uygulanmasını talep ediyoruz” dedi. 

    ÜÇÜ KANSER BEŞ KİŞİ AYNI KOĞUŞTA

    Yiğit, 2012 yılında ikinci kez tutuklanıp Elazığ T Tipi Hapishanesi’nde tutulan 55 yaşındaki epilepsi ve kanser hastası Hasan Kaymaz’ın serbest bırakılmasını talep etti. Kalp çevresindeki tümörlerden iki kez, toplamda yedi kez ameliyat olan ve kanser nedeniyle kronik böbrek yetmezliği olan Kaymaz’ın epilepsi hastalığı sebebiyle yüzde 95 engelli raporu bununduğunu anlatan Yiğit, “Hasan Kaymaz ameliyatlıyken kaldığı 26 kişilik koğuşta ırkçı saldırıya uğradı ve hücre cezasına çarptırıldı. Kaymaz şu sıralarda hepsi de günlük hayatını sürdürebilmek için yardıma ihtiyacı olan üçü kanser hastası beş kişi ile ayni koğuşta bulunuyor. Bu vahim tabloya sessiz kalmayalım. Hasan Kaymaz tedavi hakkını kullansın. Hapishane koşullarında mümkün olmayan tedavisinin gerçekleşmesi için biran önce serbest bırakılarak ailesinin yanında sağlığına kavuşması sağlansın” dedi. (HABER MERKEZİ)