PİRHA-PSAKD Ataşehir Şubesi tarafından, “37 Dersim’den 77 Taksim’e Mayıs şehitlerini anıyoruz” şiarıyla Mayıs ayında yaşamını yitiren canlar için anma yapıldı. Anmada konuşan PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm, “Dersim’de Alevilik inancı ve kültürü katledilmiştir.” dedi.
“37 Dersim’den 77 Taksim’e Mayıs şehitlerini anıyoruz” şiarıyla Mayıs ayında yaşamını yitiren canlar için Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi tarafından dernek binasında anma yapıldı. Yapılan anmaya HDP 25’nci dönem Milletvekili Çilem Küçükkeleş, HDP, EMEP Ataşehir ilçe örgütleri, Sosyalist Meclisler Federasyonu, PSAKD Zeytinburnu Şubesi yönetim kurulu üyeleri, Anadolu yakası Dersim Dernekleri, Dersim Dernekleri kurucu üyesi İsmail Aslan ve çok sayıda can katıldı.
1938’de Dersim’de katledilen ve 1968’de Deniz, Mahir şahsında demokrasi ve özgürlük mücadelesinde şehit düşen canların anısına 1 dakikalık saygı duruşu yapıldı.
“DERSİM’DE ALEVİLİK KATLEDİLDİ”
Yapılan saygı duruşunun ardından açılış konuşmasını yapan PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm, 4 Mayıs 1938 Dersim katliamında bir inancın ve bir kültürün yok edilmesi ile karşılaştık. 37’den bu güne bu ülkede yaşananlara dair, bir söz söylenmemiş, katliamın sorumluları ve failleri açığa çıkartılmıştır. Dersim’de katliam yapmak Alevilik inancını hakkı ve hakikatı katletmektir diyebiliriz” ifadelerini kullandı.
“KATLİAMDAN ÖNCE ALINAN KARARLAR VAR”
“Dersim topraklarında yaşayan insanların Türkleştirme ve Sünnileştirme kararı verilince devletin bu politika doğrultusunda yeniden tanzimine karar veriliyor” diyen Celal Tura, “Dersim’de 1938 katliamına bir anda gelinmedi. Asimilasyon politikalarını Dersim’de uygulamak üzere daha önce alınan kararlar üzerinden gelindiğini ifade eden Tura Dersim Katliamının planlanmasında gelişen süreç hakkında açıklamalarda bulundu.
Salonda söz alan EMEP, SMF ve PARTİZAN temsilcileri Mayıs ayında şehit düşenler, Deniz Gezmiş, İbrahim Kaypakkaya hakkında ve yürüttükleri mücadale hakkında açıklamalarda bulundu. Mehmet Şahin ise Mazlum Doğan’ın verdiği mücadeleye vurgu yaptı.
Anma etkinliği Musa Baki ve Ataşahir kadın korosunun müzik dinletisiyle sona erdi.
PİRHA – Dersim Tertelesi’ne ilişkin PİRHA’ya konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm ve Dersim Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Ali Haydar Ben, terteleye ilişkin çıkarılan kanunu protesto etmek ve katliamda yaşamını yitirenleri anmak için yapılacak etkinliğine çağrı yaptı.
4 Mayıs 1937 yılında Bakanlar Kurulu Dersim’de Tenkil Harekatı kararını almıştı. Bu karardan sonra Dersim’de başlayan katliam 1938 yılına kadar sürmüştü ve 1937-38 Dersim Kürt Alevi katliamı olarak tarihe geçti.
PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm ve Dersim Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Ali Haydar Ben 4 Mayıs Dersim Tertelesi’nin 82. yılına ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.
“ALEVİLERİN VİCDANINDA YARA OLARAK DURMAKTADIR”
PSAKD Ataşehir Şubesi ve Cemevi Başkanı Hasan Gülüm, “Seyit Rıza Meydanı’nda 82. yıla dair söylenecek sözü Seyit Rıza söylemişti. Söylediği, ‘Yazıktır, günahtır’ sözüyle bu ülkede devletin yürüttüğü, ortaya çıkardığı sonuç başta Dersimliler olmak üzere bütün Alevilerin vicdanında yara olarak durmaktadır. 82 yıl geçmesine rağmen ne bu dosya ne de o yaraya dair devlet tarafından bugüne kadar atılmış bir adım olmadığı gibi aslında tersinden Alevilere ve inancına dair aynı yok sayma, aynı inkar devam etmektedir. 82 yıl öncesinden Alevilerin yürüttüğü ve kendi inançları, kültürleri gereği yürüttükleri mücadele tüm çıplaklığıyla bu meydanda duruyor” ifadelerini kullandı.
“İNKAR VE BASKI HER YANIYLA DEVAM EDİYOR”
“Yarın söylenecek söz, ortaya koyulacak tutum bugüne dair de o inkarın yarattığı toplamda sonucu bir kez daha talepleriyle ortaya çıkacaktır. Bu inanç diğer inançlar kadar eşit ve özgür olmalıdır. İnanç ve dilin üzerindeki inkar ve asimilasyonun kalkması gerekiyor. Bu talep 82 yıl öncesinden bugüne durmaktadır” diyen Gülüm, coğrafya üzerindeki baskıya ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Gördüğüm tablo; hem inkarın hem baskının her yanıyla devam ettiğini gözlemleyebiliyorsun. Ormanlar yakılıyor, barajlar ve HES’ler yapılıyor. Bütün canlı varlıkların doğada rahatça gezmesini istiyoruz. Coğrafyanın doğasına dair yürütülen tahribat, Alevilerin özelliklerinden en önemlisi doğayı inancın bir parçası olarak görmektir. İnsan yaşamını çok değerli ve önemli görmektir.”
Gülüm, “Başta Dersim halkına çağrımız. Geçmişimize sahip çıkabilirsek geleceğimize sahip çıkabiliriz. Bizim geleceğimizi yaratan geçmişimizdir. Herkesi Seyit Rıza şahsında yaşanan katliamda yaşamını yitirenleri anmaya davet ediyoruz” diyerek çağrıda bulundu.
“SÜREÇLER, İKTİDARLAR DEĞİŞSE DE BU COĞRAFYADA ZULÜM DEVAM EDİYOR”
DEDEF Genel Başkanı Ali Haydar Ben de, “82 yıl olmuş, Dersim Katliamı gerçekleşeli. 1935 yılında altyapısının hazırlanması, 37’de bakanlar kurulu kararıyla kesinleşmesi. 80 yılı aşkın bir süredir aynı zulüm bu coğrafyada devam ediyor. Koşullar, süreçler, iktidarlar değişse de bugünkü anlayış devam ediyor. Bizler DEDEF olarak Dersim 38 Soykırımı ile ilgili her yıl eylem ve etkinlikler yapıyoruz” diyerek günümüzde yaşanan baskılara değindi.
“DERSİM’E BAKIŞ AÇISI DEĞİŞMEDİ”
“Geçen sene anmalarımız yasaklandı. Sırf orada soykırım kelimesi geçmesinden kaynaklı. İktidara hangi parti gelirse gelsin, hem Alevi inancı üzerinden hem de Dersim meseleleri nedeniyle Cumhurbaşkanı ve AKP Başkanı Dersim’de soykırım oldu gibi bir imaj çizdi. Devletin samimi olmadığını düşünüyoruz. Söylemler göstermelik söylemlerdi. Geçen sene anmalarımızı yasaklayan, Dersim halkının, kurumlarının orada toplanmasına izin vermeyen de bu anlayıştı. Daha önceki süreçlerde de DEDEF üyeleri ‘Soykırım, tertele’ pankartları tutup açıklamalara katıldıkları için bu anlayış tarafından tutuklatıldılar. 82 yıl geçmesine rağmen Dersim’e bakış açısı değişmedi” diye konuşan Ben, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Taleplerimiz yerine getirilene kadar mücadeleyi sürdüreceğiz. Arşivler açılsın Dersim ismi iade edilsin. Dersim halkından özür dilensin. Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listesi ve Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın. Dillerimize ve Kızılbaş Alevi inancımıza özgürlük tanınsın. Munzur’daki baraj projeleri iptal edilsin! Bu taleplerimizle mücadelemize devam ediyoruz, edeceğiz.”
Ben, anma etkinliklerine şu çağrıyı yaptı:
“Birçok yerde terteleyi kınayacağız, yaşamını yitirenleri anacağız. Vicdanı olan herkesin bu katliamı lanetlemesi gerektiğini düşünüyoruz. Dersim’de katliamın gerçekleştiği yerlerden biri olan Pax Köprüsü’nde anma gerçekleştirip 19.38’de de Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması gerçekleştireceğiz. Öte yandan İstanbul, Bursa, Adana, Mersin, İzmir ve birçok yerde Dersim ve Alevi kurumlarıyla birlikte etkinlikler gerçekleştireceğiz.”
PİRHA-PSAKD Ataşehir Cemevinde yürütülen Hızır ceminde konuşan Hasan Gülüm, cemde kadınların başlarını örtmek zorunda olmadıklarını belirtti.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi Cemevinde Hızır cemi tutuldu. Çok sayıda Alevi canın katıldığı cemi Kureyşan Ocağı pirlerinden Ali Erden yürüttü. Cemde kısa bir konuşma yapan Erden, son zamanlarda Pir Sultan Abdal örgütlülüğüne yönelik yapılan gözaltı ve tutuklamalara dikkat çekti.
“SESİMİZİ YÜKSELTMELİYİZ”
Erden, “Bugün sesimizi çıkarmazsak yarın size geldiğinde, bize geldiğinde hiçbir şey yapamayız. Sesin yükselmesi lazım” ifadelerini kullandı.
Arkasından söz alan PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm de Songül Tunçdemir ile Tarık Kaya’nın tutuklanmasına dikkat çekerek “Yarın beni de gözaltına alabilirler burada yaptığım konuşmadan dolayı. Konuşanları tutuklayan bir sistemle karşı karşıyayız buna sesimizi yükseltmemiz gerekiyor. Alevileri asimile ediyorlar. Bizim burada toplantı yapmamızı istemiyorlar. Bizlerin bir araya gelmemizi istemiyorlar.” şeklinde ifade etti.
“EVİNİZDE NASILSANIZ CEME ÖYLE GELİN”
Cemde başlarını kapatan kadınlara da başlarını kapatmak zorunda olmadıklarını söyleyen Gülüm, “Evinizde nasılsanız ceme öyle gelin. Başörtüsü değildir ceme gelmek, ayrı oturmak değildir” dedi.
Konuşmanın ardından canlardan rızalık alınarak başlatılan cemde semahlar dönüldü, deyişler söylendi, gülbengler okundu, lokmalar yendi.
PİRHA – PSAKD Ataşehir Şubesi ve Cemevi 27 Ocak Pazar günü “Yol’da birlik nasıl olmalı?” forumu düzenliyor. Forumun sunumunu PSAKD Kartal Şube Başkanı Songül Tunçdemir yapacak. Katılımcı herkesin düşüncesini belirtmesine açık olarak yapılacak forumda çıkacak sonuçlar üzerinden yol haritası belirlenecek.
PSAKD Ataşehir Şubesi ve Cemevi 27 Ocak Pazar günü 12.00-17.00 saatleri arasında “Yol’da birlik nasıl olmalı?” forumu düzenliyor. Sunumunu PSAKD Kartal Şube Başkanı Songül Tunçdemir’in yapacağı forum herkesin katılım ve düşüncesini belirtmesine açık olacak.
Foruma ilişkin Pir Haber Ajansı’na kısa bir açıklama yapan PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm “Planlanan foruma Yol’a dair sözü olan herkes davetlidir. Yol’un sürdürücüleri olan Ana, Pir, Dede ve Talipler davet edilecek. Yine kurum başkan ve yöneticilerinin yanı sıra halka katılım çağrımız olacak” dedi.
Gülüm forumun yöntemine ilişkin ise şunları söyledi “Ana sunum yapıldıktan sonra çağrı metnimizde de belirttiğimiz ana başlıklar konusunda katılımcı herkesin sözünü söylediği bir forum olacak. Buradan çıkacak sonuçlar sentezlenerek önümüzdeki döneme dair planlamalara gidilecek.”
“KAİNATIN AYNASIYIM MADEMKİ BEN BİR İNSANIM”
PSAKD Ataşehir Şubesi ve Cemevi’nin yayınladığı Foruma dair hazırladığı çağrı metni şöyle:
Kötülüğün arttığı iyiliğin azaldığı ama gücünü yitirmediği son yıllarda her iki taraf açısından dillerden düşmeyen kelime “Birlik” oldu. Kimi zulmü arttırmak, kimi toprağına toprak katmak, kimi koltuğunu kaybetmemek kimisi ise iyiliği çoğaltmak için birlik dedi. Birlik diyenlerin çoğu Hünkar’ın “bir olalım, iri olalım, diri olalım” sözünü manasına ermeden dillendirdi. Oysa yol erenlerinin binyıllardır dile getirdikleri birlik bu anlaşılan birlikten çok farklı, ikiliğe itirazları da asla teklik değildi. Yolumuz bir olmayı kâinatın cümle canının bir parçası olmak diye tarif ederken, ikiliği de nefsin manayı bozduğu, ikrarı zayıflattığı an olarak tanımlar. Dünya ikrarı bozulduğu günden beri, hakikatini yitiren insanı kâinatın talibi değil efendisi kılmaya çalıştı. Hakikatin birleştirici gücüne inanmayanlar yalanla kurdukları dünyalarında insanı kâinatın aynası görmeyip kâinatı talanla kendi aynaları yapmaya çalıştılar. Cümle canın bir parçası olmayı bilemeyenler, ikrarından dönenler, manayı kaybedip nefsinin peşinden sürüklenenlerin çizdiği yola bu inanç “İblis”in talim ettiği yol bilip minnet eylemedi.
HAKİKATİN VE BİRLİĞİN EN İYİ ANLATISI KIRKLAR CEMİDİR
Kırklar cemi nefsin, makamın, tahtın, tacın, şanın, sıfatın dışarıda bırakıldığı yerdir. Birinden damlayan bir damla kanın kırkından aktığı yerdir. Bir üzüm tanesinin kırk eşit lokmaya ayrıldığı yerdir. Kırklar ceminden biliriz Bir olmayı. Bir olmak, söz ve yetkiyi tek kişide toplamak değil, kırkının da birlikte aynı duygu ve düşünce içinde Yol’a turab olması, benlik davasını bırakıp hakikate sadakatle bağlanmasıdır. Hakk ve hakikat yolunun talibi olmadan mürşidi olunamayacağını bilmektir. Peygamberlerin içine sığmadığı yoksulların hizmetkarlığını yapanların Birliği’dir. Bu mana ile Birliğe çağırıyoruz Yol taliplerini.
BU DEFA ÇIRALARIMIZI KENDİ HAKİKATİMİZE YAKALIM
Başımıza gelenleri uzun yıllar yüksek sesle haykırdık. Asimilasyon gibi insanlığa karşı işlenen bir suça karşı koymak için kurumlar kurduk. Yolumuzu sürdürmek, cenazemizi yerde bırakmamak için cemevleri inşa ettik. Karanlığa karşı çıralarımızı yaktık. Bu defa çıralarımızı kendi hakikatimize yakalım. Yol yürürken belli ki bizde yolumuza taşlar koyduk. Şimdi bu taşları birlikte yoldan çekelim. Biz yola uyalım yolu kendimize uyarlamayalım. Süreğimiz ayrı olsa da hakikatimizi bir eyleyelim.
İnancımızın yasak olduğu bu coğrafyada manamızdan korkanlar hakikat arayışımızı asla sığmayacak dernekler yasasına sıkıştırmaya çalıştılar. Varlığımızı, birliğimizi korumak ve yaşatmak için girdiğimiz bu yolda bizlerde hakikati duvarlar arasına, cemevlerine (veya mekanlara), derneklere sıkıştırmaya başladık. İnancımızda esas olan “halka olma” halimizi, mevkili makamlı köşeli hale getirdik. Koltuklarımız oldu oturduk, mekânlarımız oldu doldurduk, ama manayı taşımakta eksik kaldık. İnancımızı sanki geçmişte yaşanan bir hikâye gibi anlatır olduk. Oysa Alevilik bir hakikattir; hakikatli yaşamanın, hakikatli insan olmanın adıdır. Doğruluğu, hakkı, hakikati bugün yaşadığımız, yaşattığımız kadar Aleviyiz biz.
Farklı siyasi yapılara sahip olabiliriz, farklı ekonomik yapılarda olabiliriz, yaşımız, cinsimiz farklı olabilir. Farklılıklarımızla çatışan değil Aleviliğimizle birleşen olmalıyız. Bize dayatılan tüzüklerle değil yolun ışığı ile yürümeliyiz. Karşımızdakinin de Alevi olduğunu unutmadan cemaline bakıp sembolümüz olan turna kuşu gibi birbirimize sabretmeliyiz. Sabırla birbirimizle muhabbet meydanı kurmaya, hakikatimizden vazgeçmeden karanlığa çıralarımızı yakmaya çağırıyoruz. Biz sormaya başlayalım sizin de katkınızla mana da birleşelim.
CEVABI ARANACAK SORULAR ANA HATLARIYLA ŞÖYLE
Kurumlarımız ve cemevlerimiz ne kadar Aleviliğin manası ile şekilleniyor. Yolun gereklerine göre mi, bizi yok sayan sistemin dernekler yasasına göre mi yol yürümeliyiz?
Eşiktekinden beşiktekine bir araya gelebiliyor muyuz? Kadınlarımız ve gençlerimizin yeri neresidir?
Son yıllarda Alevilerin değil Aleviliğin katledildiğini hepimiz tespit ediyoruz. Peki bunda bizim payımız ne kadar. İnancımız yaşatmak için ne kadar yolun manasını yaşadık ve yaşattık.
Kapılarımız ve eşiklerimiz hanemize giriş izninin verildiği yerdi. Kapılarımızı nasıl açıyoruz, eşikten nasıl geçiyoruz. Kimlere açılır kapılar, kimler geçebilir eşiklerimizden. Yerel ve genel iktidarlar ile nasıl ilişkiler kuruyoruz.
PİRHA- İstanbul Ataşehir Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Cemevi’nde Maraş Katliamı’nın 40. yıl dönümüne ilişkin anma etkinliği gerçekleştirildi.
İstanbul Ataşehir PSAKD Cemevi’nde 23 Aralık Pazar günü Güç Derneği, Köşk Derneği, Körücek Derneği, Kaşanlılar Derneği, Uzunpınar Derneği ve Ataşehir PSAKD Şubesi’nin de katılımı ile Maraş Katliamı’nın 40. yıl dönümüne ilişkin anma etkinliği gerçekleştirildi.
‘40. Yılında Maraş Katliamı’nı Unutmadık, Unutturmayacağız’ pankartının açıldığı anma etkinliğinde Maraş Katliamı’nda hayatını kaybedenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Saygı duruşunun ardından Sinevizyon gösterimi, panel, Maraş tanıklarının konuşması ve Ataşehir PSAKD Cemevi kadın grubunun müzik dinletisi ile anma etkinliği devam etti.
Anmaya, HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Avrupa Alevi Gençler Birliği Ümit Sarı, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Çankaya, ABF bir önceki dönem Başkanı Muhittin Yıldız, İstanbul PSAKD Ataşehir Şubesi ve Cemevi Başkanı Hasan Gülüm, Maraş Katliamı tanıkları ve çok sayıda yurttaş katıldı.
“MARAŞ’TA İNANÇLAR ÜZERİ ÇATIŞMAYA TANIK OLDUK”
Anma etkinliği açılış konuşmasını yapan PSAKD Ataşehir Cemevi Başkanı Hasan Gülüm, “Maraş Katliamı’nın 40. yılındayız. Türkiye’de 1970’ler öncesi siyasal mücadele bakımından atmosferi yüksek ve siyasal süreç bakımdan da her şeyin uygun olduğu bir dönem yaşanıyordu. İşte bugün mücadele bakımından olanak ve imkanların her geçen gün geliştiği ve geliştirildiği bir dönemde önce Sivas sonra Çorum arkasından bildiğimiz Maraş katliamı yaşanmıştır. Yükselen halk hareketi, sınıf mücadelesi ve diğer yürütülen mücadelelerin toplamı siyasal iktidarlar tarafından giderek zor duruma düşürülüyordu. Bu zor dönemi ve kendi krizlerini aşmak için yeni yöntemler, yeni olaylar yaratılıyordu. Bu olaylardan bir tanesi bildiğimiz bir sol-sağ çatışması olarak ifade edilen ama diğer bir yanı ile yine hepimizin bildiği başta Alevi-Sünni olarak bilinen inançlar, kültürler üzerinde yaşatılan çatışmalara tanık olduk. Maraş Katliamı da bunlardan bir tanesidir. Sivas’ta olanları Sivaslılar bilir, Çorum’da olanları Çorumlular bilir İstanbul’da olanları da İstanbullular bilir. Herkes o dönem yaşananlara tanıklık etmiş ya da hepsi bir parçasında duyuyor ve hissediyordu” diye konuştu.
“MARAŞ’I ALEVİSİZLEŞTİRMEK İSTEDİLER”
Gülüm’ün açılış konuşmasın ardından yapılan panelde konuşan AABK Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Çankaya, “Kürtlerin, solcuların, devrimcilerin katledildiği bir tarih yaşadık. Maraş Katliamı’nı devlet yaptığı için bir sonuç alamıyoruz. Bütün katliamlar devlet tarafından yapılmıştır. Maraş’ı Alevisizleştirmek istediler. Ve Alevisizleştirmekte başarılı oldular. Biz her yıl Maraş anmalarına gidiyoruz ama Alevileri yanımızda göremiyoruz” dedi.
“DEVLETİN ALEVİLERE KARŞI BİR OPERASYONU VAR”
“Neden Türkiye’de Aleviler, Alevi hareketleri var ve neden 32 yıldır Maraş’a gidilmediği” sorusunu soran Çankaya, şunları kaydetti:
“Aleviler katlediliyor, Kürtler katlediliyor, Devrimciler, solcular, sosyalistler katlediliyor ama 32 yıldır yandığı, yıkıldığı ve yok olduğu topraklara adım atamadı. Burada öz eleştiri vermemiz gerekiyor. Alevi konfederasyonu ve Alevi örgütleri kurmak bir şey değil. Önemli olan Alevi yüreğini ve Alevi vicdanını taşımaktır. Sivas’ı, Maraş’ı ve Çorum’u değerlendirdiğimiz zaman Maraş’a nasıl 32 yıl gidilmediyse, Çorum’a 34 yıl gidilmediyse Sivas’a yedi yıl gidilmedi. Alevi hareketi örgütleri olarak Maraş’a Aleviler’in yakıldığı, yıkıldığı ve yok edildiği yerde faşist güruhun ve devletin karşısına çıkıp Aleviler vardır, Aleviler buradadır, katledilen değerlerimize, şehitlerimize sahip çıkmak ve anmak için gittik. Maraş’ı eğer kitlesel hale getiremezsek Maraş’a biz de gidemeyeceğiz. Bu yıl onun resmini gördük. Devlet tarafından Alevilere karşı bir operasyon var. Bir de Aleviler’in ve partilerin Aleviler’e karşı operasyonu var. Aleviler’in bu oyuna gelmemesi gerekiyor.”
Alevilerin bu ülkede eşit yurttaşlık haklarını araması için çalışmalar yapılması gerektiğine değinen Çankaya, “Yalnız ağıtlar yakarak, cem yaparak Alevi örgütlenmesi yürüyemez” diyerek sözlerini tamamladı.
“AÇLIK VE KORKUDAN SÜTÜM KESİLMİŞTİ”
Çankaya’nın konuşmasının ardından söz alıp konuşan Maraş tanıklarından Elif Bozkurt, Maraş Katliamı’nda eşini kaybettiğini belirterek o dönem yaşananları şöyle anlattı:
“Eşim beş gündür yoktu. Cuma günü öğretmenler vuruldu ve Cumartesi günü cenazeler taşındı. Pazar günü eşim Maraş’a dönerken mazotu bitiyor. Maraş girişinde bir petrol ofisine giriyor. Maraş’ta gelipte katliam yapanlar ‘Burada bir Alevi var biz bunu vuralım’ diyerek orada 40 kişi sopa ile eşime vurarak linç ediyorlar. Kocam kendini kurtarmak için elindeki tüfek ile sıkıyor. Eşimi araba ile hastaneye getiriyorlar. Eşimin bel kemiği delinmiş ve akciğerine saçmalar girmişti. Eşim 10 gün sonra hayatını kaybetti. Bizi de kışlaya taşımışlardı ve kışlada yaşıyorduk. Üç çocuğuma tek bakmak zorunda kaldım. Kışladayken anneleri vurulan çocukları getiriyorlardı. Açlık ve korkudan sütüm kesilmişti. Emzirmemi istediler ancak sütüm kesilmişti. Çok çektik ve çok şey gördük.”
“BİZİM TEK SUÇUMUZ DÜRÜST OLMAKTI”
Bir diğer Maraş tanıklarından İbrahim Şahin Dal ise, o dönem yaşadığı vahşeti ve katliamı şöyle anlattı:
“Dört öğretmeni vurmuşlardı. Cenazeye katılmak için o gün izin aldım. Ancak cenazeleri ikindi namazına kadar kaldırtmadılar. Yörük Selim’den cenazeler aşağı indirilinceye kadar Kanlı Dere denilen yere gelindiği zaman barikatlar kuruldu. Ondan sonra kitlenin üzerine damdan kiremitler ile silahlar ile saldırıldı. Cenazeleri yere atmak zorunda kaldık. Ve başımızın derdine düştük. Daha sonra oradan kaçtık. Askeriyede pek bir şey yapmadı. Bu olay dört gün sürdü. Bu olayların ardından Kayseri’de bir Tugay asker geldi. Askerin başındaki komutan vur emrini verdi. Bizim tek kabahatimiz dürüst olmak bunun cezasını çekiyoruz.”
“ALEVİLERE, KOMÜNİSTLERE ÖLÜM DİYEREK YAKIP YIKMAYA BAŞLADILAR”
Maraş tanıklarından Salman Bayır da o dönem yaşadıklarını ve gördüklerini şöyle aktardı:
“Ben 15 yaşındaydım. Öldürülen öğretmenlerin cenazesine gitmiştik. Ancak cenazeler hastanede verilmiyordu. Tüm bunlar planlanmıştı. MİT’in, devletin, belediyenin herkesin haberi vardı. Oradaki Alevilerin katledilmesinde herkesin haberi vardı. Belediyelerden, camilerden anonslar yapıldı. Çevre köylerde eli silahlı olanlar, kazma, kürek ve benzi bidonları ile Maraş’a geldiler. Her taraf asker ile dolu idi. Babam ‘Korkma oğlum bize bir şey yapamazlar’ dedi. Ancak bizi en çok aldatan askeriye oldu. Çünkü askeriyenin insanı öldürmesi bizim için tuhaf oldu. Askeri ile bu eli silahlı, sopalı olanlar aralarında konuştular. Daha sonra askeriye geri çekildi eli silahlı, sopalı olanlar mahalleye dağıldı. ‘Alevilere ölüm Koministlere ölüm’ diyerek yakıp yıkmaya başladılar. Bizim evin önünü büyük bir kalabalık sardı. Biz camda baktık ki okul arkadaşlarımız, onların babası ve amcası hepsi bildiğimiz gördüğümüz insanlar. Biz de ne istiyorsunuz dedik. Bir tanesi silahla içeri dalmaya çalıştı. Babamla kavgaya tutuşunca babamın elinde odun kesme aletlerinden vardı, onunla vurdu adama. Daha sonra evi taramaya başladılar. Mermiler yağmur gibi yağıyordu. Biz yatakların altına girdik ki kurşunlar bize değmezsin diye. Babam ve komşumuz Ali Ün vurularak kapının önüne düştüler. Ben yatakların altında kalktığımda evde kimse yoktu. Beni unutmuşlardı. Ben yatakların altından çıktığımda içeri komple çekirdek mermileri ile doluydu. Yalın ayak babamların üzerinden atlamak zorunda kaldım çünkü tam kapının eşiğinde vurulmuşlardı. İkisini kanı birbirine karışarak balkondan aşağı akmıştı. Oradan kaçtım ve ileride askeri cemse arabaları vardı onlara binip kaçtık gittik. Askeriyenin içine gittiğimizde herkes oradaydı. Yiyecek hiçbir şey yoktu. Kapının önü çıktığımızda askerler ‘İçeriye girin bize sıkıyorlar’ diyorlardı. Kantinde toz şeker dahi kalmamıştı. Olan şekeri de küçük çocukların ağzına atıyorduk ki ölmesinler.”
“MARAŞ BİR KATLİAM DEĞİL SOYKIRIMDIR”
Son olarak konuşan HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen de, “Bu olayı üç şekilde incelemek gerekiyor. Ekonomik, siyasi ve inançsal olarak. Maraş bu katliamları daha öncede yapmıştı. Maraş’ın tarihi böyle. 1915’te de Ermeni halkını katledip kalan Ermenileri sürgün edip mallarına el koydular. 1970’te ise Aleviler sıtmadan ölsün diye Pazarcık Ovası’nda bataklık olan yerlere yerleştirmişlerdi. 1976 ise yapılan barajlar ile bu ova en verimli hale geldi. 1978’de ise Maraş’taki sermaye el değiştirerek Alevilerin eline geçti” diye konuştu.
Maraş’ta yaşananların bir katliam değil soykırım olduğunu dile getiren Özen, “Katliam dediğimizde iki grup karşı karşıya gelir ve bir grup diğerini katleder. Ancak soykırım ise çocukları, bebekleri ve yaşlıları katletmektir. Çünkü o soyun bir daha devam etmemesi için yapılan bir şeydir” diyerek sözlerini tamamladı.
Anma etkinliği Ataşehir PSAKD Cemevi kadın grubunun müzik dinletisi ile son buldu.
PİRHA- Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te gerçekleştirilen Madımak katliamın 25. yılı dolayısıyla, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Cemevi Ataşehir Şubesi’nde anma düzenlendi.
“25 yılında Sivas’ı unutma” yazılı ve Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının bulunduğu pankartın açıldığı anmada “Ne mutlu eğri zamanda doğru yerde durabilene”, “Tekçiliğe OHAL’e karşı birleş, susma, haykır. Direniş haktır”, “Niteliksiz eğitime İmam hatiplere hayır” pankartları asıldı.
Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirilenler anısına saygı duruşunda bulunuldu. Alevi deyişleri eşliğinde Ateşe semah duruldu.
Anmaya mesaj gönderen HDP Ataşehir İlçe Örgütü, “Kerbela’dan Sivas’a, Sivas’tan Cizre bodrumlarında bir yudum suya hasret giden Hüseyin’leri ve onlara bir yudum suyu çok gören Yezid’leri unutmayacağız. ‘Ekilir ekin geliriz, ezilir un geliriz. Bir gider bin geliriz. Bizi vurmak kurtuluş mu?’” dedi.
PSAKD ve Cemevi Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm ise Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anarak konuşmasına başladı. 25 yıl önce gerçekleşen Sivas Katliamı’nın son olmadığını belirten Gülüm, “Ondan sonra Roboski, Suruç, Ankara, Gazi ve Ümraniye’de katliamlar gerçekleşti” dedi.
“KAZANMANIN TEK YOLU BİRLEŞMEK”
Gülüm, “Bir daha böyle katliamların yaşanmasını istemiyoruz” diyerek şunları kaydetti:
“Yananlar yakılanlar bu ülkede başta Aleviler olmak üzere Kürtler, demokrat, devrimcilerdi. Kısaca ezilen sınıf ve kimliklerdir. Artık bunu değiştirmeliyiz. Bunun icin kazanmanın tek yolu birleşmektir. Süreç bunu gerektiriyor. Hayatın kendisini kazanmak istiyorsak bu günden yarına örgütlenmeliyiz. Mutlaka kazanacağız. Bunu yapabilirsek güneş bizim için de doğacak. Çünkü kriz kapıdan içeri girdi. Zamlar artacak, işsizlik artacak, geçim zorlaşacak bizden alacakları hiç bir şey kalmadı. Şimdi biz kaybettiklerimizi alma zamanı, unutmayın insanın en güçlü zamanı en zayıf yanını barındırır. Bulunduğumuz kurumlarda buna göre kendimizi konumlandırırsak işte o zaman biz kazanacağız. Şimdi bunu yapma zamanı.”
PİRHA- İstanbul’da PSAKD Ataşehir Şubesi’nde düzenlenen 2. Bahar Şenliklerinde 24 Haziran seçimlerinde Alevilere önemli görevler düştüğü vurgulandı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) İstanbul Ataşehir Şubesi ikinci bahar şenliklerini gerçekleştirdi. Ataşehir Cemevi’nde yapılan etkinliklere HDP’nin Alevi adayı Zeynel Özen katıldı. Halkın yoğun ilgi gösterilen etkinlikler kapsamında cemevi üyesi kadınlardan oluşan kadın korusu türkülerini seslendirdi.
Cemevinin duvarlarına “OHAL kaldırılsın, KHK’ler iptal edilsin”, “Ezilen bütün inanç, dil ve kültürler için eşit yurttaşlık hakkı istiyoruz”, “Tekçiliğe, OHAL’e karşı birleş, susma haykır. Direniş haktır, mücadele esastır”, “Bozuk düzende sağlam çark olmaz, gelin canlar bir olalım”, “Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde, bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok, noksanlık da eksiklik de senin görüşlerinde”, “Niteliksiz eğitime, imam hatiplere hayır”, “Ne mutlu eğri zamanda doğru yerde durabilene” yazılı pankartlar asıldı.
“ALEVİLERE BÜYÜK GÖREVLER DÜŞÜYOR”
Bir konuşma yapan PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm, herkesin odaklandığı noktanın 24 Haziran seçimleri olduğunu ancak 25 Haziran’a dair çok fazla bir şey söylenmediğine dikkat çekti. OHAL ve KHK’ler vasıtasıyla Türkiye’de kamunun içinin boşaltıldığını belirten Gülüm, basına yönelik baskılara da değindi. Türkiye’nin demokratik kurallarla yönetilmediğine vurgu yapan Gülüm, bu kritik süreçte Alevilere büyük görevler düştüğünü kaydetti.
“7 HAZİRAN’DA BAŞARDIK YİNE BAŞARACAĞIZ”
Arkasından söz alan HDP’nin İstanbul Milletvekili adayı Zeynel Özen de 24 Haziran seçimlerine vurgu yaparak önemli mesajlar verdi. Özen, en temel hak olan yaşama hakkının tehlikede olduğunu söyleyerek herkesin sandığa gitmesi gerektiğine vurgu yaptı. HDP’nin barajı aşması halinde Erdoğan’ın karşısında ikinci tura kim kalırsa kalsın o adayı destekleyeceklerini belirten Özen, 7 Haziran’da başardıklarını yine başaracaklarını da ekledi.
Konuşmaların ardından sahneye çıkan Grup Abdal türkülerini seslendirdi.
Ayrıca etkinlikte Milletvekili adayı Zeynel Özen’i tanıtan broşürler dağıtıldı. (HABER MERKEZİ)
PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim vaatleri arasında yer alan cemevlerine hukuki statü tanınmasını değerlendirdi. Gülüm, “AKP açıkça yeniden kandırmaya çalışıyor” dedi.
24 Haziran seçimlerine sayılı günler kala AKP ve MHP’nin cumhurbaşkanı adayı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimleri kazanması halinde cemevlerine hukuki statü vereceği vaatlerine Alevilerden tepkiler gelmeye devam ediyor.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği İstanbul Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm, AKP’nin bugüne kadar yaptığı Alevi çalıştaylarını hatırlatarak “AKP açıkça yeniden kandırmaya çalışıyor” dedi.
“HUKUKİ OLARAK ALEVİLERİN VİCDANINDA YERİ VARDIR”
Alevilerin tarih boyunca AKP ve benzer anlayışlara kanmadığını belirten Gülüm, meselenin cemevlerinin Alevilere ait ibadet yeri olup olmaması meselesi olmadığını vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aleviler yıllardır buna dair yürüttükleri mücadele ile cemevlerini hak olarak kazanmış. Şimdi Aleviler cemevlerini ibadethane olarak kullanıyorlar. Bu saatten sonra bunu artık kimseye sormazlar. Onların hukuki olarak kanunlarına koyup koymaması ülkenin demokratik, eşit vatandaşlık ilkesine aykırı bir meseledir. Onun dışındaki hiçbir sorun Alevileri ilgilendiren bir durum değildir. Cemevleri zaten Alevilere ait bir yerdir, hukuki olarak Alevilerin vicdanında yeri vardır.”
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) İstanbul Ataşehir Şube Başkanı, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Hasan Gülüm, 24 Haziran erken seçim yaklaşırken, Alevi kurumlarına uyarılarda bulundu. Alevi yöneticilerin kurumları siyasi basamak olarak kullandıklarını belirten Gülüm, “Hiç kimse kendi ikbali uğruna Alevileri pazarlayamaz” dedi. Gülüm, “Aleviler için siyaset yapmak elimizde, tam vaktidir” ifadesini kullanarak talepleri yineledi.
Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçiminin yapılacağı 24 Haziran erken seçim yaklaşırken, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) İstanbul Ataşehir Şube Başkanı, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Hasan Gülüm, ‘Seçimler ve Aleviler’ başlığıyla bir yazı kaleme aldı.
KURULAN İTTİFAKLARIN BELİRLEYİCİLİĞİ
Uzun süredir iktidarda bulunan AKP’nin tekçi ve otoriter bir sistemin kalıcılaştırılmasını uzun süredir sürdüğü OHAL’i kullanarak 24 Haziran’da kendi lehine sonuçlanmasını hedeflediğine dikkat çeken Hasan Gülüm, “Bu anlamda 24 Haziran seçimleri herkes bakımından ayrı ayrı değerlendirilmektedir. Bu değerlendirilmelere göre siyasi partiler, sendikalar, demokratik kitle örgütleri, kadınlar, gençler, devrimciler ve Aleviler bu sürece göre konumlanmaktadırlar. Siyasi olarak her bir değerlendirme doğal olarak seçimlerde tutumları yaratmaktadır. Bu nedenle seçimlerde kurulan ittifaklar, herhangi bir partiyi destekleme ya da boykot etme sonuçları ortaya çıkarmaktadır” dedi.
ALEVİLERİN SADECE OY DEPOSU OLARAK GÖRÜLMESİ
Bugüne kadar yapılan seçimlerde sadece oy deposu olarak görülen Alevilerin adından fazla bahsedilmediğini hatırlatan Gülüm, Alevilerin bundan böyle daha ciddi meseleleri ele alması gerektiğini, aksi halde bundan önce yaşadıklarını bir kez daha yaşayacağını ve bundan böyle yaşamaya devam edeceğine işaret etti.
“YÖNETİCİLER ALEVİ KURUMLARINI SİYASİ BASAMAK OLARAK KULLANDILAR”
“Genel ve yerel seçimlerde bugüne kadar Alevilerin seçimlere derli toplu bir program etrafında girdiği görülmedi. Bu nedenle Aleviler seçimlerde bireysel olarak hareket ettiler” diyen Hasan Gülüm, “Alevi kurumlarında bulunan yöneticilerin aday olma biçimi daha çok Alevi kurumlarını siyasi basamak için kullandığı görülmektedir. Bu durum Alevi kurumlarına olan güveni zayıflatmaktadır” ifadelerini kullandı.
“UYARILARA RAĞMEN ADAY ADAYI OLMAK İÇİN SIRAYA GİRDİLER”
Gülüm, bu durumu şöyle açıkladı:
“2018 Haziran seçimlerinin açıklanmasından sonra Alevi kurumları ve kurum yöneticileri bu konuya dair açıklamalar yapmaya başladı. Yapılan açıklamaların ne yazık ki birbirinden kopuk ve Alevilerin taleplerini yansıtmaktan uzak olduğu ortadadır. Kurum yöneticilerinin kendi durumları ve kendi ihtiyaçlarını merkeze alan açıklamaları ne yazık ki seçim sonuçları üzerinde önemli ölçüde belirleyici olan Alevilerin bu gücünü dağıtan ve etkisizleştiren sonuçlar doğurduğu görülmektedir. Siyasi parti merkezlerinde adaylık başvuruları yapılmaya başlandı. Bu başvurular içerisinde onca uyarıya rağmen Alevi kurum yöneticilerinin geçmiş dönemi aratmayan yöntemler kullanmaya devam ettikleri ve aday adayı olmak için sıraya girdikleri görülmektedir.
Genel kurullarda söz verdikleri gibi kimin vekil olacağını belirleyen kurum başkanları daha sözlerinin sonu gelmeden siyasi partilerde kuyruğa girmiş durumdadırlar. Bu kişiler Alevi kurumları adına söz söylemekte ve kimlerin aday olacağını belirlemektedirler.”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) İstanbul Ataşehir Şube Başkanı, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Hasan Gülüm, “Alevilerin yapması gereken şey kimin veya kimlerin Alevileri temsil ettiğine veya edeceğine dair kararı bizzat Alevilerin vermesi gerektiğini yüksek sesle dillendirmeleridir” dedi.
Gülüm şöyle devam etti:
“Hiç kimse Aleviler adına ve onların nicel gücünü arkasına alarak kendi ikballeri uğruna Alevileri pazarlayamaz. Bu duruma Aleviler sessiz kalmamalıdır. Seçim tarihi açıklanır açıklanmaz parti koridorlarında ceketleri düğmeli koşuşturan ve adeta hizaya geçen Alevi kurum yöneticileri veya kendinde Aleviler adına söz söyleme hakkı gören kimseler kesinlikle Alevileri temsil edemezler. Bu kişiler Aleviler için değil, kendileri için çalışanlardır. Bu kişilerin Alevi kurum yöneticisi olmaları Alevileri temsil ediyor oldukları sonucunu doğurmaz. Zaten Aleviler bu duruma karşı olduklarını son dönemde yüksek sesle söylemektedirler.”
“ALEVİLER İÇİN SİYASET YAPMAK BİZİM ELİMİZDE, TAM VAKTİDİR”
“Biz Alevilerin de ülkemizde diğer ezilen halklar ve ezilen sınıflar kadar sorunları vardır ve bu sorunların tam anlamıyla tarif edilmediği de ortadadır” diyen Gülüm, “Bu durumun nedenlerinden birinin de biz olduğumuzu gözardı etmeyelim. Sorunlarımızı daha belirgin hale getirmek, Aleviler için siyaset yapmak ve siyaset içinde bir güç olmak bizim elimizdedir. Bugün de bunun tam vaktidir.
Alevilerin de seçimlere dair bir sözü olacağını ifade eden Hasan Gülüm, Alevilerin taleplerini bir kez daha yineledi:
“Sözümüz : Siyaset için Aleviler değil, Aleviler için siyasettir. Bu anlayış günümüzde önemli bir yer tutmaktadır. Biz Aleviler de bu sözümüze sahip çıkarak bir tutum almalıyız. Aksine herhangi bir Alevi herhangi bir partide aday olabilir zaten bugüne kadar bu hep böyleydi. Sürecin zorluğu her zaman vardır bundan sonra daha da zor olacaktır. Bu zorlukta en çok mücadele edenler ve direnenler her zaman omuzlarımızda olacaktır. Bu, bizim Alevi olmamızı sağlayan bir kriterdir ancak bu kriter Aleviler için vazgeçilmez olan bazı talepleri unutturmamalıdır.
Bu taleplerimizden bazıları;
1. Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılsın.
2. İnançta, dilde ve her alanda eşit yurttaşlık hakkı tanınsın.
3. Başta Hacı Bektaş-ı Veli olmak üzere tüm dergahlar Alevi kurumlarına geri verilsin.
4. Demokratik, laik, bilimsel, parasız anadilinde eğitim ve ibadet hakkı ile ilgili her türlü yasal ve anayasal düzenleme ve güvence sağlansın.
5. Başta Dersim Katliamı olmak üzere Sivas, Çorum, Maraş, Madımak ve Gazi katliamları gibi bütün katliamlarla ilgili hakikat açığa çıkarılsın ve devlet, tarihi ile yüzleşsin.”
“TALEPLERİMİZİ KABUL EDEN HER ANLAYIŞ BİRLİKTE YÜRÜMEMİZİ SAĞLAYACAKTIR”
Hasan Gülüm, “Genel talepleri kapsayacak bir çalışma ile kurumlarımızda seçimlerin değerlendirilmesi ve buna göre hazırlanması halinde ancak bizleri güçlü hale getirecektir. Bunun gereğini yapan her canımız bizim adımıza söz söyleyebilir. Bu talepleri kabul edenler, kendi talepleri olarak gören her anlayış bizim birlikte yürümemizi sağlayacaktır. Aşk ile…”
(HABER MERKEZİ)
Hasan Gülüm-PSAKD Ataşehir Şube Başkanı, ABF Genel Başkan Yardımcısı
PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu Alevi Çalıştayı’nda son konu da tartışıldı. Konu başlıklarından Alevi kurumlarında tüzük taslak raporu sunuldu. Bu raporun ardından sonuç bildirgesi ile çalıştay sona erecek.
Alevi kurumlarında tüzük bölümünde Meral Altun, Hasan Gülüm, Müslüm Metin, Zeynel Abidin Koç, Kazım Genç ve Sedat Mutlu’nun yer aldı. Tüzük komisyonu sonuç raporunu Hasan Gülüm okudu.
Gülüm, bu çalışmanın tüm Alevi örgütlerin tüzük hükümlerinde olması gereken temel başlıklar olarak düşünüldüğünü söyledi.
Alevilerin son dönemlerde kurumsal yapıları belirleyen yasaların iç hukuku etkileyecek noktaya geldiğini söyleyen Gülüm, kanunlarla belirlenen tüzük kurumlarda yönetme şekli olarak erk oluşturduğunu ifade etti.
Gülüm sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bugün en çok şikayet edilen dejenerasyon fark edilmeden kurumlarımızda iktidar kültürü oluşturmuştur. Bu durum kendi hukukumuzun işlememesine ve kurumlarda da demokrattık muhtevayı geriye itmiştir. Kendi hukukumuzda olması gereken kuralların kabul görülmese de işletilmesi gerekmektedir. Yüzyıllardır devletsiz kanunsuz hukukunu belirleyen alevler de bugün kanunlarla belirlenen tüzüklerde demokratik kuralları işletilmemesi yaşanan sorunlarda birdir. Bu nedenle tüzük kanunla belirlenen deyip geçilmesi gereken bir hukuk olmamalıdır.”
“DAR DİDAR HUKUKU İŞLETMELİYİZ”
Bu tüzüğün dayatılan kuralların dışında iç hukukun en demokratik yanını sunmak istediklerini söyleyen Gülüm, hazırladıkları tüzükte amaçlarını şöyle özetledi:
“Tüzükteki zorunlu hükümler dışında kaybettiğimiz iç hukukumuzu, bulunduğumuz alanlarda hayata geçirmeyi öncelikle hedefledik. Yaşadığımız sorunlarda, çözüm merkezine dar didarı koymayan bunun yerine kanunların bile yapmadığı demokratik kuralları işletilmektedir. Yolda ortaya çıkan sorunlarımızı cem olmayı, dar didar hukuku ile işletmeliyiz.
Tüzüğe dair hükümlerin kendisini tartışmadan daha inanç kurulumuzun belirlediği ana başlığın tüzükte temel başlık olarak kabul ettik.
Bu tüzük kadim halk olan Aleviler için 4 kapı 40 makam ile kurulan rızalık şehrinde rızalık lokması ile kültürünü sürdüren, Muhammet-ali kutsallığını kalbinde taşıyan hazreti Hüseyin direnci, Pir sultanın inancı ve direnişi ile hünkâr Hacı Bektaş velinin bilinci ile doğa insan ilişkisini temel alan, temelinde insan sevgisi bulunan, her dine mezhebe inanca saygı duyan ve hoşgörüyle bakan, dil din ırk renk farkı gözetmeyen, eline beline diline sahip olma ilkelerini şart koşan ve bunu muhasiplik kurumu ile gerçekleştiren, gelmek isteyen inançlı insanları çatısı altına alarak manevi ihtiyaçları gideren. insanları yaşadıkları toplumda kendi istekleri ile kendi kendilerine yargılamalarını sağlayan; eşitlikçi, katılımcı, paylaşımcı düşünceyi savunan, asıl doğruluk, kemali dostluk, cevheri merhamet, görüşü eşitlik ,hazinesi bilgi, meyvesi sevgi hamuruyla yoğrulmuş insani kâmil yani erdemli insan yaratmayı öngören, bütün çalışmaların hepsini en demokratik kurallar üzerinden yürüten bir çalışmayı esas almalıdır. Bu hüküm uygulanır olsaydı hüküm yazmamıza gerek yoktur. Uyulması gerek her şeyi tarif etmiş durumdadır.”
“TEMSİLİ DEMOKRASİ DEĞİL, DOĞRUDAN DEMOKRASİ”
Gülüm, bu hükümlere bağlı kalarak tüzüklerde olması gerekenleri madde madde sıraladı:
Derneklerimizde ki yönetim kadrolarında kanınlar eşit temsil edilmelidir. Bu konuda tüzüğümüzde yarısı kadın yarısı erkek şeklinde kesin hükümler olmalıdır.
Derneklerimizde bugünü yarına aktaracak gençlerimiz ve çocuklarımız yok denecek kadar az Alevi Gençlik Federasyonu tüm tüzüklerde konulmalı bunun aynı zamanda her federasyonda kendi gençlik sekretaryası kurarak desteklemelidir.
Dernek organlarında seçilen yöneticilere mutlaka sınırlamalar getirilmelidir.2 dönemden fazla yöneticilik yapılamaz hükmü konulmalıdır.
Yol yürüten dedelerin derneklerde başkanlıklarına aday olmamalıdır.
‘Gelin Canlar Bir Olalım ‘ şiar ile Dünya’daki bütün Alevi hareketinin ortak birliğini sağlayacak konfederasyonun kurulması için çalışma yapılmalıdır.
Alevilerin tüzüklerinde bulunan disiplin kurulu iki şekli ile işletilmelidir. İç hukukumuz inanç önderlerinin oluşturduğu dar-ı didar hukuku içinde çözülmelidir. Kurumsal sorunlarımız dair olan kısım disiplin kuruluna çözülmelidir. İç hukukun verdiği karar disiplin kurulunda tartışılmadan karar olarak uygulanmalıdır.
‘Gönül kalsın, yol kalmasın’ sözünden hareketle derneklerimizdeki faaliyetleri aksatacak davranışlarda bulunmamalıdır.
Danışma kurulu bugün buradaki çalıştayda olduğu gibi farklı alanlarda emek veren canlarla, üç ayda bir, yılda dört kez bir araya gelmelidir. Bu aynı zamanda kurumsallaşmalıdır.
Federasyonlar bünyesinde bilim kurulu, hukuk kurulu kurulmalı bunlar tüzüklerde kurumsallaşmalıdır.
Federasyon seçimlerinde tüm bileşenlerin eşit oranda temsil edildiği bir yönetim şekli olmalıdır.
Kurumlarımızda yönetim belirleme şeklinde temsili demokrasi yerine, doğrudan demokrasi kullanılmalıdır. (HABER MERKEZİ)
PİRHA-Alevi kurum yöneticileri, temsilcileri ve dedeler, genelde basına, özelde ise Alevi medyasına yönelik baskılara karşı PİRHA’ya destek ziyaretinde bulundular. Ziyaret sırasında, dün gözaltına alınan KHK ile kapatılan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ve TV10 Yayın Kurulu Üyesi Veli Haydar Güleç’in serbest bırakılması istendi.
Haberin Videosu
Alevi kurumlarının yöneticileri, temsilciler ve dedeler, Alevi medyasına ve çalışanlarına yönelik baskı ve gözaltıları kınamak ve dayanışmak amacıyla Pir Haber Ajansı’nı (PİRHA) ziyaret ettiler.
Ziyaret sırasında dün gece yarısı evlerinden gözaltına alınan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ve TV10 Yayın Kurulu Üyesi Veli Haydar Güleç’in hukuksuzca gözaltına alınmasına da tepki gösterildi.
“GÖZALTI VE BASKILAR KABUL EDİLEMEZ, DAYANIŞMALIYIZ”
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Muhittin Yıldız, Alevilerin sesi olan basın kuruluşlarına baskıların yapılan baskı ve yöneticilerin gözaltına alınmasının kabul edilemeyeceğini söyledi. Baskılara karşı birlik olunması gerektiğini söyleyen Yıldız, bir an önce Büyükşahin ve Güleç’in serbest bırakılmasını istedi. Yıldız, tüm Alevi kurumlarına, sivil toplum örgütlerine ve siyasi partilere Cumartesi günü saat 14.00’te Galatasaray Meydanı’nda yapılacak TV10 eylemi için katılım çağrısında bulundu.
“GÖZALTILAR ALEVİLERE YAPILMIŞ BİR SALDIRIDIR”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm ise, “Bu gözaltılar Alevilere yapılmış bir saldırıdır. Bu direnişi cumartesi günü yapılan TV10 eylemi sonrası büyütmek gerek. Bu saldırılar sonrası hiçbir ayrıma gitmeden ortak bir şekilde mücadeleyi büyütmek gerekir. Alevi toplumu bu ülkede demokrasinin bir parçasıdır. Ve kendisi ile birlikte diğer demokrasi güçleri ile birlikte hareket etmek zorundayız” dedi.
“HER ZAMAN TV10’UN VE TUTUKLANAN ARKADAŞLARIMIZIN YANINDAYIZ”
İstanbul Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin de, “TV10 Aleviler’in sesi, gözü ve kulağıydı. 66 haftadır TV10’u geri açmak için yapılan eylemleri bitirmek ve Alevilerin sesini tamamen kesmek için yapılan bir operasyondur. Bu operasyonların devamı da olacaktır. Ancak bizler korkmuyoruz. Her zaman TV10 ve tutuklanan arkadaşlarımızın yanındayız.” ifadelerini kullandı.
“BU MESELE TV10’DAN ÇIKMIŞTIR, TÜM MUHALEFET HEDEFTE”
ABF Genel Yürütme Kurulu Üyesi Mustafa Can ise “Ortak bir cepheyi örmenin zamanı geldi ve geçiyor. Bu mesele TV10’dan çıkmıştır. Bu mesele Türkiye muhalefetinin bütününü hedef alan saldırının küçük bir parçasıdır. Bu saldırılara topyekün bir karşılık veremezsek önümüzdeki süreçte herkesi bulunduğu yerden alacaklar” şeklinde ifade etti.
“SOKAKLARA ÇIKMANIN ZAMANI GELMİŞTİR”
Siyasal iktidarın acelesinin olduğuna vurgu yapan Can, “Toplumsal muhalefeti susturmak için siyasal iktidar acele ediyor ve saldırıyı da genişleterek sürdürüyor. Artık buradan çıkıp sokaklara dökülmenin zamanı gelmiştir. Bu cepheyi bir an önce büyütelim.” dedi.
“BU ALEVİLERE YAPILMIŞ BİR SALDIRIDIR”
PSAKD Demokratik Kitle Örgütleri Sekreteri Gülizar Taşbilek, “Bu yapılan saldırı Alevilere yapılmış bir saldırıdır. Mücadelemizi de bu şekilde vereceğiz zaten. Gerçekten kitlesel anlamda bir güç birliği yapmalıyız. Ve iktidar partisinin bize yaptıklarını görüp ona göre bir tavır almalıyız. OHAL’in derhal kaldırılması lazım. Çünkü iktidar partisinin amacı OHAL ile 2019 seçimlerine gitmektir. Herkes ayrı ayrı cılız sesler çıkarmaktadır. Bu sesleri birleştirip gür bir ses çıkarmalıyız ve artık alanlara çıkmamız gerekiyor. Gözaltına alınan arkadaşlarımızın her zaman arkasındayız. Onları alana kadar alanlarda olacağız” dedi.
“2019 SEÇİMLERİ İÇİN YAPIYORLAR”
Taşbilek’in arkasından söz alan Okmeydanı Cemevi Dedesi ve Baba Mansur Ocağı Piri Eren Yıldırım da “Kendinden olmayan tüm farklılıklara ve gruplara karşı bu tür çeşitli spekülasyonlar yaratarak yapmadıkları şeylerle suçluyorlar. Bunu KHK ile işten atmalar ve tutuklamalar ile gördük. Bu sindirme, korku yaratma ve algı operasyonu imparatorluğu yaratmaktır. Bunu daha çok 2019 seçimleri için yapıyorlar. Ama buna biz ses çıkarmak zorundayız. İnanç Kurulu ve dedeler olarak Hz. Hüseyin’in yolunu sürdürmek istiyorsak haksızlıklara boyun eğmeden dik bir şekilde mücadelemizi sürmemiz gerekir” şeklinde konuştu.
“KENDİ EVLATLARINI SAHİPLENEN CÜMLE HAKLARI DA SAHİPLENİR”
Araştırmacı-tarihçi-yazar Bülent Felekoğlu, “Veli Büyükşahin ve Veli Haydar Güleç ellerinden geldiği kadar bu topluma hizmet etmeye çalıştılar. Aslında burada bu topluma yapılan hizmet kültürü yok edilmek isteniyor. Bir anlayış tarafından terörize edilerek toplumun birbirinden kopması hedefleniyor. Bu toplum ancak bunu birbirine bağlı olarak aşabilir. İktidarın acelesi var, sıkışmış durumda, daralmış vaziyette ve tekleştikçe kendini yemeye başladı. Ancak bizim de bu konuda bir gayretimiz olmalı ve Türkiye halklarına bir umut olmalıdır. Hanemizde ve cemevlerimizde bu süreçleri güçlü sahiplenmeliyiz. Bu nedenle Aleviler kendi evlatlarını sahiplenmelidir. Kendi evlatlarını sahiplenen cümle halkları da sahiplenir” ifadelerine yer verdi.
“GİTMEMEK İÇİN YAKABİLDİKLERİ KADAR CAN YAKTILAR”
25. dönem HDP Mersin Milletvekili Çilem Küçükkeleş ise, “AKP siyaseti sıkıştığı anda mutlaka içeride bir operasyon havası gelişiyor. Gene dışarıda çok sıkışmış durumda. Fransa’da aldığı bir cevap var ve Almanya’da yürüttüğü görüşmeler var. Öyle bir noktaya geldi ki artık diyalog kurulmaz bir cumhurbaşkanı hikayesi var. Bu hikayeyi biz Aleviler şuradan biliyoruz: Ortadoğu coğrafyasında ne zaman İslamı rehber edindim yöneteceğim diyenler varsa birincisi ahlaksızlıkları çocuklara varana kadar aştı. İkincisi; evleri, hücreleri her yerleri para doldu ve en önemlisi de iktidara geldiklerinde de gitmemek için yakabildikleri kadar can yaktılar” dedi.
“BÜYÜK BİR CENAHI GÖZALTINA ALIYORLAR”
AKP’nin psikolojik danışmanlığını yapanlar ve akıl verenlerin toplumsal psikolojiyi iyi çözümlemiş kişiler olduğuna dikkat çeken Küçükkeleş, “Öyle yerlerde operasyonlar yapıyorlar ki doğru anlama süremiz bayağı gecikiyor. Ve anladıktan sonra şunu fark ediyoruz bir kişiyi gözaltına alarak aslında büyük bir cenahı gözaltına alıyorlar. Bugün belki Veli Büyükşahin’i aldılar ama Alevi toplumunda büyük bir yansıma oluşuyor” ifadelerini kullandı.
TV10 Programcısı Hüseyin Kelleci de TV10’un lokmalarla kurulduğunu belirterek, çok emek verildiğini, Türkiye’nin her yerinde Alevilere ulaşmaya çalıştıklarını vurguladı. Kelleci, gözaltına alınan Veli Büyükşahin ile Veli Haydar Güleç’in ve tutuklu bulunan Kemal Demir’in serbest bırakılmasını istedi.
“ALEVİ BASININA SAHİP ÇIKMAK GEREKİYOR”
Alevinet Türkiye Temsilcisi İsmail Yıldırım ise, “TV10’un diğer kapatılan kanallardan farklı bir özelliği var. Bir şekilde basın mücadelesini çalışanları ve yöneticileri ile devam ettirdi. Ve bir şekilde Alevilerin sesinin kısılmasına engel olmaya çalıştı. Devleti de en çok korkutan bu. TV10 kameramanı Kemal’in alınmasından sonra Veli Büyükşahin ve Veli Haydar Güleç’in alınması demek, yarın başkalarının gözaltına alınmayacağı anlamına gelmiyor. Bu nedenle Alevi basınına sahip çıkmak gerekiyor” diye konuştu.
“TEK KİŞİ KALSAK DAHİ GERÇEKLERİ HAYKIRMALIYIZ”
Yıldırım’ın arkasından konuşan Zülfikar Dergisi çalışanı Cihangir Alim ise “Alevi yaşam felsefesine her zaman bir savaş açılmış, fermanlar verilmiş ve katliamlar yapılmıştır. Aleviler Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde her zaman bir katliamla karşı karşıya kalmıştır. Çünkü Alevi yaşam felsefesi iktidarcı devletin tek millet yaratma tek ırkı üstün görme anlayışı zuhur ettiği sürece bunun panzehiri Alevi yaşam felsefesinin özgürlükçü modeli, kadın modeli ve özgür doğa modelidir. Bunu TV10 başardığı için kapatma emri gelmiştir. Ve TV10 sahaya indiği için artık susturulması gerekmiştir. Biz bu saatten itibaren tek kişi dahi kalsak gerçekleri haykırmalıyız. Çünkü bu Hasan Sabbah, Nesimi ve Pir Sultan aklıdır” ifadelerini kullandı.
“BASKILARI TEPEMİZDE HİSSEDİYORUZ”
Son olarak konuşan TV10 haber spikeri ve Pir Haber Ajansı Editörü Nilgün Mete ise, “Alevilere gün geçtikçe baskılar artıyor. Bu baskıları artık tepemizde hissediyoruz. Basın ayağı Pir Haber Ajansı olarak yaptığımız haberlere dikkat ediyoruz kapatılmamak için. Ancak tüm bu baskılara rağmen bir mücadele içerisindeyiz. Biz aslında Alevi medyası olarak Alevilere hizmet için buradayız. Dayanışmanın gücü var. Tabi ki her zaman dayanışma içinde olmamız çok güzel bir şey” dedi. Mete, Alevi kurum temsilcilerine ziyaretten dolayı teşekkür etti. (HABER MERKEZİ)
PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği İstanbul Şubeleri Kadıköy’de düzenlenen eylemde OHAL’in ve Diyanet’in kaldırılmasını ve Kanun Hükmünde Kararnamelerin iptal edilmesini istedi.
Haberin Videosu..
“Ne KHK’ler Ne Çocuk Yaşta Gelin İstiyoruz’ şiarıyla bir araya gelen PSAKD İstanbul Şubeleri’nin İstanbul Kadıköy’deki açıklamasına Halkevleri, Karakoçan Dernekleri Federasyonu (KAR-DEF), Dersim Anadolu Dernekleri ve Dersim Dernekleri Federasyonu da (DEDEF) destek verdi.
Kadıköy Süreyya Operası önünde biraraya gelen Aleviler Altıyol’a kadar alkış ve sloganlarla yürüdü.
Yürüyüşün ardından yapılan ortak açıklamayı Ataşehir Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Cemevi Başkanı ve Alevi Bektaşi Federasyonu yöneticisi Hasan Gülüm okudu.
Hasan Gülüm, “Her fırsatta inançlar ve kültürler üzerinde yaratılan çatışmalarla halkları karşı karşıya getiren şovenizmi ve ırkçılığı körükleyen iktidar ve yandaşları 2017 yılın sonunda ve 2018 yılın ilk gününde hiç ara vermeden ve hız kesmeden saldırılarını sürdürüyorlar” dedi.
OHAL’in AKP tarafından her alanda fırsata çevrildiğine dikkat çeken Gülüm, tekçiliğin bir sistem olarak kabul görmesi için demokrasinin rafa kaldırıldığını vurguladı.
“SOKAKLAR GÜVENSİZ HALE GETİRİLDİ”
Kamu çalışanları başta olmak üzere vekiller belediye başkanları, gazeteciler, yazarlar ve tüm muhalif demokratik güçlerin baskı altına alındığını hatırlatan Gülüm, sözlerini şöyle sürdürdü:
“2017 yılın son günlerinde çıkan KHK ile demokratik haklarını kullanmak isteyenler, sivil çeteler ile çatıştırılma noktasına getirildi. Sokaklar adeta güvensiz hale getirilmektedir. Bu aynı zamanda suçluların korunarak yasal güvence altına alınması anlamına gelmektedir. Bu iç savaş hazırlığı anlamı taşlamaktadır ki bu kaygı vericidir. Bu KHK ile başta Aleviler olmak üzere farklı tüm demokratik kimlikler ve kültürlere karşı tehdit anlamına gelmektedir. Bu düzenlemenin ortaya çıkaracağı sonuçların tehlike yaratacağını bizler görmekteyiz.”
“DİYANET KAPATILMALI”
Öte yandan Diyanet’in bulûğ çağına giren kız ve erkek çocuklarının evlenmelerinin dinen uygun olduğu kızların 9 yaşında gebe kalabileceklerini, erkeklerin de 12 yaşına girdiklerinde baba olabileceklerini bildirdiği açıklamasına da değinildi.
Gülüm, “Diyanet vasıtasıyla bilimsellikten uzak, ‘dindar nesiller yetiştirilecek’ söylemi ve gerici eğitimle çocukların geleceği karartılmaktadır. Diyanet işleri siyasi iktidarların kendi iktidarları için kullandıkları bir kurumdan başka işlev görmemektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, laik, demokratik bir siyasi rejimde yeri yoktur, kaldırılmalıdır” ifadelerini kullandı.
ALEVİLERE YÖNELİK SALDIRILAR
Gülüm, her alanda yapılan saldırının bir diğer yanının da Aleviliği ikinci sınıf bir kimlik olarak gören sözde bir gazetecinin kamuoyuna yaptığı açıklamalar olduğunu hatırlattı.
‘Alevi’den cumhurbaşkanı olmaz’ ‘Alevilere oy verilmiyor’ diyerek Aleviliği diğer inançlar ve halklar arasında alt sınıf görme anlayışını yansıttığını ifade eden Gülüm, bu anlayışın Malatya’da evleri işaretleyen ırkçılardan farkı olmadığını belirtti.
ORTAK MÜCADELE ÇAĞRISI
Gülüm sözlerini mücadele çağrısıyla tamamladı:
“Bu saldırıları dünden tanıyoruz. Bu saldırılardan dolayı dünden bugüne kadar çok acılar yaşadık. Bunlar bizim acılarımızdır. Biz tüm insanlığın bir arada kardeşçe eşit olarak görüyoruz ve buna göre yaşadık ve böyle yaşanmasını isteriz. Başta tüm Alevileri bu kadar kapsamlı sorunların yaşandığı günümüzde iç tartışmaları büyütmeden bu süreçte ortak tutum etrafında birleşmek ve tutum almak daha anlamlı olacaktır. Biz birleşerek, daha güçlü mücadele ederiz. Birlikte büyüyebiliriz ve birlikte kazanabiliriz. Pir Sultan Abdal İstanbul Şubeleri olarak bu saldırılar karşısında herkesi mücadeleyi yükseltmeye, ortak mücadele etmeye çağırıyoruz. Gelin canlar bir olalım.” (HABER MERKEZİ)
PİRHA-Aleviler günümüzde geniş bir örgütlenme ağına sahip. Bu örgütlerin toplumsal karşılığının olup olmadığı ise bir soru işareti olarak duruyor. Mevcut örgütlenme düzeyinin Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini, veremiyorsa çözüm önerilerinin ne olduğunu tartışmaya açtığımız yazı dizisinin 6. bölümünde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm’ün görüşlerine yer verdik. Gülüm, Aleviler kendi esas çizgilerinde durmuyor” dedi.
Haberin Videosu
İnancın ruhuna uygun bir örgütlenme modeli olan Ocaklar ve Dergahlar sistemi üzerinden yüzyıllarca kendi kendisine yeten ve bu anlamda demokratik, çoğulcu karakterini koruyup günümüze kadar getiren Alevi toplumu kent kültürüyle birlikte yeni sorunlar ve bu sorunların doğurduğu ihtiyaçlarla karşı karşıya kaldı.
Buna cevap üretmek için özellikle 1990’lardan itibaren günümüze kadar çok sayıda dernek, vakıf, cemevi, dergah, federasyon kurarak inancıyla birlikte toplumsal varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak artan asimilasyon ve tekçi politikaların yoğunluğu da dikkate alındığında hem Alevi toplumunun ihtiyaçlarına hem de ülkemizin genel sorunlarına cevap olmada yetersiz kaldığı da bir gerçek.
Bu bilgiler ışığında aynayı kendi yüzümüze yani Alevi örgütlenmesine tutarak mikrofonu Alevi pirlerine, kadınlarına, kurum temsilcilerine ve bilinen isimlerine sorduk.
Dizi yazımızın bu bölümünde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm’ün görüşlerine yer verdik.
İşte Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm’ün sorularımıza verdiği yanıtlar…
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm’e de “Genel anlamda Alevi toplumuna baktığınızda tabloyu nasıl görüyorsunuz? Yeterli buluyor musunuz? Bulmuyorsanız neden?”
Yeterli olmadığı ortadadır açıkçası ama nedenleri üzerinde çokça söz söylenecek bir durum. Bu nedenle de kısaca başlıklarını söylemek belki daha doğru olabilir. Alevi örgütleri Alevileri yeterince temsil etmiyor gerçeği ya da örgütlerin Alevilerle ilişkisinde zaten önemli bir kopuşun giderek yaşandığı ortadadır. Nedir bu? Orada bir temsiliyetin tamamını kapsamadığı ortadadır açıkçası. Nedenleri bir araya gelen sonuçlarla ortaya çıktı. İzlenen yol, ortaya koyduğu tutum, açıkçası kendi kültüründen uzaklaşılması başlıklar itibarıyla söylediğimizde tüm bunların terk edilmesi. Kent-kır ilişkisi, yaşadığı alan ilişkisinin bozulmasında uygun faaliyet yürütülememesi, araçların bulunamaması toplam olarak kurumlarımızda ihtiyaca cevap vermeyen sonuçlar yarattı.
“ÖNCE SİYASET SONRA ALEVİ İLİŞKİSİ GELİŞTİ”
Başka nedenler de, son dönemlerde ortaya çıkan Alevi örgütlerinin, kurumların kullanılması, ekonomik olarak özel çıkarlara mal edilmesi, önce siyaset sonra Alevi ilişkisinin oluşturulması Aleviliğin bu anlamda arka planda tutulması toplam açısından örgütlerin temsil etmesinde sonuç oluşturmasına neden oldu. Bu nedenle bir toplam olarak Alevileri temsil etmediği ortadadır.
O halde ne yapılabilir? Önerileriniz var mıdır? Alevi örgütlerine bir ivme kazandırabilmek için yol yöntem olarak ne önerirsiniz?
Bunun için kaynağımızı anlamamız yeterli olur. Yani Alevilerin sorunlarını çözerken çözümde bize dair yeni şeyler aramaya ve bulmaya ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum açıkçası. Aslında dünden bugüne kadar kanunu, kitabı yazılmayan ama yaşamlarını sürdüren sürdürürken de her kesim açısından paylaşımcı en demokratik muhtevası olan bir kesimde yeni çözümler bulmaya ihtiyaç yok.
Şöyle formüle ediyorum ben; bu kaynağın aktığı havuza müdahale edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Zaten Alevilerin izlediği ve geçmişten gelen bir kaynağı var bu kaynağın aktığı ana müdahale edilmesi gerekiyor. Çünkü Alevi hareketi oradan kirletiliyor açıkçası. Oradan alanlara yayılıyor, oradan Alevi ilişkileri sağlanıyor. Hareketin ilişkileri sağlanıyor. Bu nedenle oraya müdahale edilmesi gerektiğini düşünüyorum açıkçası. Oraya müdahale edilmesinde de aslında bugün herkesin müdahale ettiği bir biçimde her alanda müdahale edildi. İktidarların siyasetleri, kısacası toplamda bu alana yapılan müdahaleye karşı bir müdahale bu. Alevilerin kendi yol ve yöntemlerine dair bir müdahaleye ihtiyaç var.
O müdahaleden kastınız ne?
Aslında kendi bulunduğumuz yerlerde ve parça parça, kısmen tartışmaya açılan Alevi hareketinin kendi içerisinde, her örgütün kendi içerisinde demokratik muhteva bulmasını kısaca ifade ediyor. Bu şu anlama geliyor: Aslında problem kendi alanında bulunan insanlarla tartışmak ve konuşmak. Konuştuğunuz her şeyin kararını oradan alanlara yaymak. Kısacası karar aldığınız her şeyin uygulanabilirliğini söylemek. Yol ve yöntem belli olduktan sonra uygulamada çıkan aksaklıkları uygulamasını sağlamayı hedeflemek lazım.
Şunu diyebilir miyiz, kaynağa geri dönüp kaynaktan destek mi esastır?
Müdahaledeki maksat yoldan sapan, o havuzu kirleten yere müdahale etmek. Yoksa kendimize dair bir müdahaleden bahsetmiyorum. Yani kirletilmeye yönelik, o havuzu kirletmeye yönelik yaklaşımlara müdahale etmek lazım. O kaynaktan beslenmemiz lazım. O kaynağın berrak olmasını ve herkese ulaşabilecek bir alan olmasını sağlamak lazım.
Alevi toplumun uzun yıllardır eşit yurttaşlık, İnanç ve ibadet özgürlüğü, eğitim hakkı, Kutsal mekanlarının kabul görmesi, tahrip edilmemesi talepleri var. Özetle demokratik toplum talepleri var. Bu konuda yürütülen mücadeleyi yeterli görüyor musunuz? Daha güçlü sonuç almak için ne yapılabilir?
Şimdi demokratik Alevi hareketinin 2000’li yıllarda oluşturduğu ve çıkışına dair attığı adımlar bugün terk edilmiş durumda. Alevi hareketinin 2000’li, 2008’li yıllarda ortaya çıkardığı bu bahsettiğiniz tüm talepler o dönemin önemli talepleriydi ve hem toplumda hem de toplum dışında diğer kesimlerin de kabul gördüğü bir durumdu. Bu aynı zamanda Alevi toplumunun ve Alevi hareketinin temel taleplerini ilk defa bu kadar dönem sonra açığa çıkardığı dönemdi.
“BASKI VE ŞİDDET YENİ ÇIKIŞLARA YOL AÇTI”
Bu dönem aynı zamanda aslında bu ülkede her alanda kendi sorunlarına dair duyarlılığın arttığı dönemdir. Yani 90’lı yılların ayrı bir önemi vardı. 90’lı yıllar da 80 sonrası oluşturulan darbenin yarattığı bir dönem, baskı ve şiddetin yarattığı çıkışlardı. Yine aynı döneme tekabül eden Kürt hareketinin kendi demokratik talebinin en üst seviyeye ulaştığı dönemdi.
“ALEVİLER HANGİ TALEPLE ORTADADIR NET DEĞİL”
Bu dönem de özellikle Alevi hareketinin oluşmasına katkı sundu. Toplam açısında söylüyorum, kaynak açısından. Bu taleple hem birleşmesini engelleyen adımlar atıldı hem de bu talep bir dönem sonra geriye düşürüldü. Bu bahsettiğimiz talepler bu anlamda geriye düşürüldü ve Alevilerin bugün neredeyse kendi taleplerini ifade edecek yerde olmadığını söyleyebiliriz. Yani Aleviler hangi taleplerle ortadadır sorusunun cevabı aslında toplamda yok denilebilecek bir dönem. Bahsettiğimiz tüm toplam nedenlerle hareket ederken kendisi yok denilebilecek bir yerde duruyor aslında. Yani bir dağılma süreci, yeniden toparlanma sürecinin bulunduğu bir eşikte olduğunu düşünüyorum.
Demokrasi mücadelesi yürüten diğer toplumsal kesimler ile birlikte yürütülen mücadele yeterli mi? Neler yapılabilir?
Bu da toplamda söylediklerimiz içerisinde yer alan bir durum. Bu 2008’li yıllarda 2010’lardan itibaren bu konuda geriye giden bir dönem var. Açıkçası bu nedenle bir yeterlilik ortada yoktur. Çünkü bu yeterlilik zaten hareketin içerisinde bulunduğu durumu ifade ederken de söyleyebiliriz.
“ALEVİLER KENDİ ESAS ÇİZGİLERİNDE DURMUYOR”
Her alan açısından söylerken bölünmüşlükleri söyleyebiliriz. Hatta kendi bütün değerlerinin tersi işleyişlerle tek tek söyleyebiliriz. Açık ve görünür hale gelmiş sonuçlarını söyleyebiliriz. Bu nedenle Aleviler kendisi dışındaki sorunları bırakalım zaten, kendisine dair sorunlara ilişkin tutum alan, çizgisinde olan bir yerde durmuyor açıkçası.
“OYSA KAYNAK YOL GÖSTERİYOR”
Böyle olunca zaten kendisi dışındakileri de ifade etmiyor oluyor. Bu nedenle kendisi dışındaki kesimlere ilişkin soruya verilecek cevap, kendisiyle ilgili olan duruma ilişkin izlenecek doğru bir yolla mümkün olabilecektir. Çünkü zaten Alevilerin buna dair geçmişten gelen kaynakları bunu ifade ediyor. Haksızlıklara karşı durması gerektiğini söylüyor. Bu konuda çok önemli bedeller ödendiğini tarih boyunca bahsettiğimiz Hz. Hüseyin’den günümüze kadar, Nesimi’den Pir Sultan’a, Seyit Rıza’dan toplam açısından ifade ettiğimiz değerlerimizin ortada tutulması ve haksızlığa karşı çıkma meselesidir.
“KENDİMİZE DAİR SÖZÜMÜZ GÜÇLÜ OLURSA GENELE YANSIR”
Bu aynı zamanda kendisi dışındaki kesimlere karşı kendini hem ifade etme zemini sağlar hem de zaten genel kültürlerinin önemli bir yanını oluşturmaktadır. Demokratik muhteva biraz burayı da içeriyor açıkçası. İç içe geçen kendisi dışındaki duruma müdahale eden ve oradan da sözünü söyleyen ama kendisi için de talepleri esas olarak öne çıkartan olmalı.
Bence çözüm yine bu anlamda yani kendisine dair sözünüzü oluşturmak ve bu sözü söylemektedir. Bunu söylediğinizde toplumun geri kalan ezilmişleriyle, ezilenleriyle aslında buluşmayı sağlayacak adım olur. Bu anlamda bir problem olacağını düşünmüyorum zaten.
Turabi KİŞİN/PİRHA
YARIN: DOSYA-7
Çepni Alevileri Piri Bektaş Piroğlu Alevi örgütlenmesini değerlendiriyor.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Cemevi Ataşehir Şubesi 11. Genel Kurulu bugün (10 Aralık) dernek merkezinde yapıldı. Hasan Gülüm yeniden başkan seçildi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Cemevi Ataşehir Şubesi 11. Genel Kurulu bugün Ataşehir‘deki dernek merkezinde yapıldı.
Saat 11.00’de başlayan Olağan Genel Kurul’un açılışında Kureyşan Ocağı’ndan Ali Erdem Dede gülbeng okudu.
Saygı duruşu ve açılış konuşmasının ardından konuklardan HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş ile CHP Ataşehir İlçe Başkanı Hakkı Altınkaynak kısa konuşma yaptılar.
Faaliyet raporlarıyla iki yıllık süreç değerlendirildi, eksiklikler aktarıldı. Nasıl bir Alevi örgütü, örgütlenmesi olmalı üzerine konuşuldu.
Erdal Gündoğdu ve Hasan Gülüm birer konuşma yaptılar. Konuşmalar sonrası oylama yapıldı.
İki liste ile gidilen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şubesi 11. Genel Kurulu’nda yapılan seçimi Mavi listedeki Hasan Gülüm ve ekibi 609 oyla kazandı.
Hasan Gülüm dışında yönetime Yusuf Metin Çelik, Mahbip Dilek, Nasiye Kaban, İbrahim Eke, Hasan Turan ve Mehmet Tekel seçildi.
PİRHA-ABF ve Eğitim-Sen öncülüğünde gerici eğitim sistemine karşı 17 Eylül’de Kartal Meydanı’nda gerçekleşecek miting için hazırlık toplantıları devam ediyor. Yaklaşan mitingte kurum başkanları 5 dakika ağızlarını siyah bantla kapatacak.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ve Eğitim-Sen öncülüğünde yapılacak olan ve birçok Alevi kurumun, sivil toplum örgütlerinin, yöre dernekleri ve siyasi partilerin örgütleyicisi olduğu 17 Eylül’de Kartal Meydanı’nda yapılacak mitingin hazırlık toplantıları devam ediyor.
“MİTİNG HERKESİN MİTİNGİ”
Okmeydanı Cemevinde bir araya gelen Alevi kurum yönetici ve başkanları, STÖ yöneticileri, yöre dernekleri ve siyasi parti yöneticileri miting hazırlıklarına yönelik bilgilendirildi.Tertip Komitesi Başkanı Hasan Gülüm tarafından yapılan hazırlık bilgilendirmesinde , mitingin sadece Alevi mitingi olmadığı, tüm muhalif demokrat kesimlerin mevcut OHAL rejimine karşı herkesin mitingi olduğu vurgusu öne çıktı. Gülüm, bu mücadelenin mitingle sınırlı kalmayacağını, 17 Eylül’de bir deklerasyonla sonraki sürecin yol haritasının da açığa çıkacağının altı çizdi. Gülüm ayrıca KHK’lerle bunaltılan toplumun nefes borularına ihtiyaç olduğunu, bu mitingle bunun yolunun açılabileceğine vurgu yaptı.
MİTİNGİN ARDINDAN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI ÖNÜNDE AÇIKLAMA YAPILACAK
Yapılan bilgilendirmede miting programına dair şu bilgiler verildi:
Mitingte ABF Genel Başkanı Muhittin Yıldız ve Eğitim-Sen Genel Başkanı Feray Akdoğan üçer dakika konuşacak, bir erkek ve bir kız çocuğu birer konuşma yapacak. Ayrıca tüm kurumlar adına hazırlanan ortak metin ise bir kişi tarafından okunacak.
Ayrıca mitinge katılan kurum başkanları 5 dakika ağızlarını siyah bantla kapatacaklar
Öte yandan tüm kurumların rızası alınarak tüm cemevlerinde cenazesi saldırıya uğrayan Hatun Tuğluk Ana için rızalık cemleri yapılıp lokmalar dağıtılacak.
Yine mitingden hemen sonraki gün, 18 Eylül’de Milli Eğitim Bakanlığı önünde gerici eğitim sistemine karşı basın açıklaması yapılacak.
PİRHA – 17 Eylül’de İstanbul Kartal’da yapılacak mitinge katılmayacağını belirten kimi Alevi kurumlarının açıklamalarının ardından miting tertip komitesinden çağrı geldi. Tertip Komitesi adına ABF Genel Başkan Yardımcısı Hasan Gülüm imzasıyla “Tüm Alevi kurumlarına çağrımızdır” başlıklı açıklamada “mitinge hazırlık sürecinde bazı eksikliklerimizin olduğunu biliyoruz. Şimdi bunları gerekçe yaparak mitinge gelmemek içinde bulunduğumuz koşullarda gerçekçi bir tutum değildir” denildi.
17 Eylül’de İstanbul Kartal’da yapılacak mitingin tertip komitesi Başkanı Hasan Gülüm imzasıyla tüm Alevi kurumlarına hitaben bir çağrı metni yayınlandı. Çağrı metninde yeni eğitim müfredatının ve içinde bulunduğumuz sürecin Alevi toplumu açısından nasıl riskler barındırdığına vurgu yapılarak, özellikle bu mitinge mesafeli duran, şu veya bu gerekçeyle rolünü oynamayan Alevi kurumlarının konunun hassasiyetini gözeterek yaşanan eksikliklere rağmen yer alması çağrısında bulundu.
Hasan Gülüm imzasıyla yayınlanan çağrının tam metnini olduğu gibi yayınlıyoruz.
TÜM ALEVİ KURUMLARINA ÇAĞRIMIZDIR
Çağrı metninde öncelikle miting kararının nasıl geliştiği ve ilgili Alevi kurumlarıyla paylaşım süreçlerinde yaşanan sıkıntıların nasıl geliştiği üzerinde durulmuş “17 Eylülde Kartal’da yapılacak miting çalışmaları tüm hızıyla sürerken miting faaliyetininin yürütülmesi sırasında yaşadığımız bazı eksikliklerin olduğunu biliyoruz. Bu eksiklikleri tek tek anlatmak yerine tüm Alevi canlarımıza bu açıklama ile çağrıda bulunarak hem gerçek niyetimizi ifade etmek hem de eksikliklerimiz açıkça tüm alevi canların bizlerden direk olarak duymasının sağlayacağız.
Alevi Bektaşi federasyonu GYK’sinin 18 ağustosta yapılan toplantısında bu karar bileşenlerimiz; başta PSAKD, AKD ve Bağımsız Şube ve Cem evlerimiz ile birlikte alındı.
Bu kararı bileşenimiz olmayan Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı’da destekledi.
Kararın alınması sonrası Eğitim-Sen ile ortaklaşması ise ortak müfredat toplantısında gerçekleştirildi.
Esas olarak miting kararı alındıktan sonra hemen Alevi kurumlarımıza çağrı yapılması kararlaştırılmıştı. Kararlaştırma tam olarak ortaklaşamadan kamuoyuna yansıması oldu.
Kararımızın önceden söylenmesi kamuoyunda yansıması diğer Alevi kurumlarımızın karşı eksik davranılmasını sağladı. Ancak unutulmasın ki biz miting kararı aldık bunun ortaklaşması için öncelikli adıma ihtiyaç bulunmaktadır.”
“RIZALIK ŞEHRİ ÜZERİNE KURULMUŞ BİR YAŞAMIN İÇİNDEN GELİYORUZ”
Çağrı metninde “17 Eylül mitingine katılmak istemeyen bazı kurumlarımız (Cem Evlerimiz) buraya can simidi gibi sarılmasına neden oldu. Hatta kamuoyuna açıklama yapacak şekilde ileri giderek.” ifadeleri kullanılarak şöyle devam edildi;
“Ancak bu eksiklik bizim kendi eksikliğimizdir. Eyvallah kabul ediyoruz bunu gideririz. Biz bu topraklarda önemli bir inancın parçalarıyız. Geçmişten bugüne Rızalık şehri üzerine kurulmuş bir yaşamın içinde geliyoruz. Bu nedenle kendi sorunlarımızı kendi darlarımızda çözmeliyiz. Yapılan miting yanlıştır denmemiş ama utanarak altını boşaltmak isteyen bir tutum sergilenmektedir. Bunu kendi taleplerinin içine koyduğu yaklaşımla ifade etmektedir.
Değerli canlar bizler bu mitingle ne yapıyoruz. Bu eksiklikler mi konuşulmalı yoksa yapılmak istenilen bu önemli adıma katkı koyarak eksikleri beraber mi tamamlamalıyız.”
“HANGİ ALEVİ BU MÜFREDATA SESSİZ KALABİLİR”
Çağrı metninde “Bizler ABF ve Bileşenleri ile geleceğimizin yok edilmesi için atılan bu adıma karşı bir tutum ve tavır almayı hedefledik. Burada siyasal bir gelecek beklentisinden bahsedemeyiz. Üstelik böylesi süreçlerde kimse bunu yapmaz. Çünkü hangi Alevi bu müfredata hayır demez. Hangi Alevi bu duruma sesiz kalmayı ister.
Ancak bu saldırı bugünle sınırlı bir saldırı değildir. Bu saldırı bugünün çocukları, yarınımız olan 30 ile 50 yıllık geleceğimizin değiştirilmesinden hatta bu sistemle Alevi inancının geleceğe taşınması ortadan kaldırılıyor. Kısacası bu süre sonrasında inancımızdan bahsedemeyiz” denildi.
“YOL ULULARIMIZI ESAS ALARAK YAKLAŞMALIYIZ”
Hasan Gülüm imzasıyla yayınlanan metinde “Biz biliyoruz yapılan tek bir mitingle sonuç alınmaz. Ama ne kazandıysak geçmişten bugüne kadar ayakta kaldıysak cem evlerimizden kurumlarımıza kadar kurumsallaştıysak bugün bu kurumlardan söz söylüyorsak unutmayalım hep birlikte pirlerimizle, nebilerimiz ve mürşitlerimiz ile bu yolda ödenen bedellerle oldu. Ancak bu inancı taşımasına rağmen bugün bunu söylemekle ne kadar geçmişimizden koptuğumuzu tarihimize ne kadar yabancılaştığımızı göstermektedir” vurgusu yapıldı.
“KİMSENİN SÖZ SÖYLEYEMEDİĞİ BİR ZAMANDA KONUŞMAK DEĞERLİDİR”
“Bu nedenle bugün içerisinde geçilen süreçte söz söylemek önemlidir” ifadeleriyle altı çizilen metinde “gün birlik günüdür” denilerek şöyle şu çağrıda bulunuluyor:
“Çünkü herkesin susturulmak istendiği bir dönemdir. Bu nedenle kimsenin konuşamadığı, baskılandığı bir dönemde söz söylemek değerlidir.
Biz bunları yapmak isteriz ancak Alevi kurumlarımızdan bazıları bu gidişten memnunlar bu süreçteki riski bilmekteler ve bunu göze almak istemiyorlar. Buradan keyiflerin kaçmasını istemiyorlar. Bu nedenle denizi değil içindeki çakılı görüyorlar.
Değerli canlarımıza ve bütün kurumlarımıza çağrımızdır. Gelin canlar bir olalım. Gün birlik günü 17 Eylül’den sonra kendi içimizde eksiklerimizi konuşalım. Her kurum kendi üzerine düşeni yapmalıdır. Sadece kürsüde yan yana değil sokakta da meydanda da yan yana duralım. Sözümüzü de birlikte söyleyelim. Bu tarih bizim aynı yolda devam edelim. Gönül kalsın yol kalmasın diyenleri 17 Eylül saat 13-00 de kartala bekliyoruz. Bir olalım birliğimizi kuralım.”
PİRHA- TV10 çalışanları, Aleviler’in lokmaları ile kurulan kanallarının geri açılması için 49. kez Galatasaray Meydan’ında bir araya geldi. TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin,”Çıkardıkları KHK ile TV10’un lisansını ve mal varlığını TMSF’ye devrederek çok düşük fiyatlar ile yandaşlarına verecekler. Alevilerin lokmaları ile kurulan TV10 satılık değildir. Kimse Alevilerin lokmalarını satamaz ve alamaz. Buna müsaade etmeyeceğiz”dedi.
HABERİN VİDEOSU
15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen Olağanüstü Hal koşullarında çıkarılan KHK’lerle kapatılan Alevilerin sesi TV10’u geri almak için emekçilerinin başlatmış olduğu eylem 49. haftasında devam etti. Eylemde, “Alevilerin sesi Tv10 susturulamaz” pankartı açılırken, “Alevilerin sesi susturulamaz”, “Özgür basın susturulamaz” sloganları da atıldı.
Eyleme bu hafta 17 Eylül’de Kartal’da düzenlenecek mitingin tertip komitesi, PSAKD Ataşehir Şubesi Cemevi Başkanı Hasan Gülüm, PSAKD Genel Merkez yöneticisi Gülizar Taşbilek, ABF İnanç kurulu Bileşenleri, HDP İnanç Kurulu Üyesi Murat Mıhçı, HDP MYK Üyesi Ali Kenanoğlu, HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş, Eğitimci-Yazar Kemal Bülbül, DAD, Cumartesi Anneleri, F Oturumu insanları ve TV10 izleyicileri katıldı.
Bu haftanın ilk konuşmasını TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin yaptı. Büyükşahin, “TV10 gibi birçok basın yayın kuruluşu KHK ile kapatıldı. Basın üzerindeki bu baskının kaldırılması ve mağduriyetlerin giderilmesi için her hafta buradayız” dedi.
“ALEVİLERİN LOKMALARI SATILAMAZ”
Kapatılan TV10’u Alevilerin lokmaları ve desteği ile kurduklarını belirten Büyükşahin, “Çıkardıkları KHK ile TV10’un lisansını ve mal varlığını TMSF’ye devrederek çok düşük fiyatlar ile yandaşlarına verecekler. Alevilerin lokmaları ile kurulan TV10 satılık değildir. Kimse Alevilerin lokmalarını satamaz ve alamaz. Buna müsaade etmeyeceğiz. O yüzden her hafta burada özgürlük, adalet, demokrasi ve barış demek çok önemlidir” şeklinde konuştu.
“LAİK VE BİLİMSEL BİR EĞİTİM İÇİN 17 EYLÜL MİTİNGİNE DESTEK VERİLMELİ”
Büyükşahin’den sonra konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi Cemevi Başkanı Hasan Gülüm, “Laik, bilimsel ve anadilde bir eğitim için ABF ve Eğitim-Sen öncülüğünde 17 Eylül’de İstanbul Kartal Meydan’ında miting yapılacaktır. Gerici eğitime karşı laik, bilimsel ve anadilde bir eğitim talebi olan herkes bu mitinge destek vermelidir. Bu süreçte rahatsız olan ve itirazı olan herkesi bilimsel, laik ve anadilde bir eğitim için 17 Eylül’de Kartal mitingine katılması için çağrı yapıyoruz” dedi.
“TÜM BU ZULÜMLERİ KONUŞACAK BİR KANAL KALMADI”
Son olarak konuşan HDP İnanç Kurulu Üyesi Murat Mıhçı ise düşüncelerini, ” 6-7 Eylül’de bugün konuştuğumuz ve bulunduğumuz bu sokaklarda bir zulüm yaşandı. Binlerce ev ve iş yeri talan edildi. Bu vahşeti tam iki yıl önce Alevilerin sesi olan TV10’da konuşmuş ve dile getirmiştim. Ancak bugün tüm bu zulümleri konuşacak bir kanal kalmadı” şeklinde ifade etti.
“ERMENİLER İÇİN AGOS NE İSE ALEVİLER İÇİN TV10 ODUR”
TV10’un sadece bir Alevi kanalı olmadığını vurgulayan Mıhçı, “Herkesin sesini duyurduğu ve yansıttığı bir kanaldı. Ermeniler için Agos ne ise Aleviler içinde TV10 oydu” diye belirtti.
PİRHA – 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen Olağanüstü Hal koşullarında çıkarılan KHK’lerle kapatılan Alevilerin sesi TV10’u geri almak için emekçilerinin başlatmış olduğu eylem 49. haftasında devam edecek.
15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası ilan edilen OHAL kapsamında 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile birçok televizyon kanalı ve radyo kapatıldı. Alevilerin sesi TV10’da 4 Ekim 2016’da KHK ile kapatılıp mühürlendi.
TV10’un geri alınması için çalışanlarının başlatmış olduğu eylem 49. haftasında her zaman olduğu gibi Cumartesi günü saat 14.00’te Taksim Galatasaray Lisesi önünde yapılacak.
Eyleme Tv10 emekçilerinin yanısıra izleyicileri, Alevi kurumları, Alevi inanç önderleri, yöre dernekleri, insan hakları savunucuları, basın özgürlüğü savunucuları katılıyor.
Bu haftaki eyleme ABF Genel Başkan Yardımcısı PSAKD Ataşehir Cemevi Başkanı Hasan Gülüm de katılacak. Aynı zamanda 17 Eylül’de Kartal Meydanı’nda gerici eğitim müfredatı, OHAL ve KHK uygulamalarına karşı yapılacak olan mitingin Tertip Komitesi başkanlığını yapan Gülüm mitinge ilişkin değerlendirmelerde bulunacak.
PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şubesi 25 Ağustos Cuma günü Sivas Banaz, Hubyar Sultan ve Keçeci Baba’ya ziyaret gerçekleştirecek. PİRHA’ya konuşan PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm, “Yasaklamaların ve asimilasyonun yoğun olduğu bu dönemlerde bizler topraklarımıza ve inanç yerlerimize gitmeliyiz” dedi.
Alevilerin kutsal mekanlarını, önemli inanç merkezlerini toplu olarak ziyaret etmeyi bir program olarak önüne koyan PSAKD İstanbul Ataşehir Şubesi Abdal Musa ve Hacı Bektaş’ın yanı sıra geçtiğimiz haftalarda 3 otobüsle Dersim’i de ziyaret etmişti. Ataşehir Şubesi önümüzdeki günlerde yeni bir ziyaret gerçekleştiriyor. 25 Ağustos Cuma günü İstanbul’dan yola çıkacak olan PSAKD Ataşehir Şubesi önce Pir Sultan’ın yurdu olan Sivas Banaz’ı ziyaret edip oradan da Hubyar Sultan ve Keçeci Baba’ya ziyaret gerçekleştirecek.
PİRHA’ya konuşan PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm, bu ziyaretlerle neyi amaçladıklarını değerlendirdi.
Alevilerin bir şekilde her yıl inanç merkezlerine kültürel ziyaret gerçekleştirdiklerini ifade eden PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm, kendileri de yönetime seçildiklerinde Abdal Musa ve Hacı Bektaş’ı ziyaret ettiklerini ifade eti. Ancak bu iki ziyaret yerine iki tane daha eklediklerini söyleyen Gülüm, bunlardan Dersim’i ziyaret ettiklerini, Hubyar’a ise 25 Ağustos’ta gideceklerini kaydetti.
“YASAKLARIN OLDUĞU BİR DÖNEMDE İNANÇ YERLERİMİZE GİDEBİLMELİYİZ”
Gülüm, Dersim’i ziyaret etmelerinin sebebini şöyle anlattı:
“Bu ülkenin coğrafyasında bulunan Dersim, 12 Alevi Ocağı’nın en temel 8 Ocağını oluşturuyor ve Aleviler bu 8 ocağın bulunduğu bu coğrafyayı ne biliyor nede bununla ilgili aslında bilgisi var. Asimilasyonun merkezini oluşturan noktalardan bir tanesi de bu. Siz bir asimilasyona tabi tutulursanız kendi kültürünüzden uzaklaşırsanız asimilasyonu yersiniz açıkçası. Bizim amacımızın birincisi o kültürün bağını kurmak, bu asimilasyona karşı kitlemizi götürdüğümüz insanlarımızın orayla tanışmasını sağlamak. Dersim’in kendisinden bir uzaklaşmanın dışında Dersim’e girişlerin çıkışların yasaklandığı bir dönem ve süreçten geçiyoruz. Biz tamda böyle bir dönemde kendi topraklarımızda, kendi inanç yerlerimize gidebilmeliyiz. Bu amaçla Dersim’e gittik. 2 gece 3’de gündüzümüzle bütün inanç yerlerimizi gezdik, giden canlarımıza bilgilendirme yaptık bir cem tuttuk ve oradan inanıyorum ki orada olanlarla birlikte gördüler aslında bu dönemin gerçekten sırf Dersim’i ziyaret bile kendi başına önemli bir yerde duruyor. Her şeyin çok ciddi baskı altında olduğu bu dönemde orada olmak o toprakların içerisinde bulunmak önemli bir değer. Bizde aslında olan sorumluluklarımızı küçücük de olsa yerine getirme amacını güttük.”
” O SET ÇEKMEYE TUTUM ALMAK GEREKİR”
“25 Ağustos Cuma günü hem Pir Sultan’a hem de Hubyar’a gideceğiz” diyen PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm, Banaz ve Hubyar ziyaretiyle neyi amaçladıklarını da şöyle anlattı:
“Pir Sultan Alevi Hareketi bakımından önemli bir direniş çizgisinin gösterildiği bir yer. Her yıl 2 Temmuz’da şahsında yapılan bir etkinlik var ama daha çok katliamın kendisini lanetleyendi. Pir Sultan direnişinin kendisine dair olan kısmı o anlamda unutulan bir yer. Biz bir de kendisinin bulunduğu Yıldız’ı ve Banaz’ı ziyaret edelim dedik. Son zamanlarda Alevi dergahlarına dair bilinen ve şu asimilasyona dair ele geçirme, oradan hareketle bir parça haline getirme Hacı Bektaş’da olduğu gibi Hubyar’a dair de çıkan bir karara karşılık Aleviler olarak kendi dergahlarımıza sahiplenmek, sözümüzü söylemek gibi bir etkinliğimizi orada yapacağız. Bugün yasaklanan şey Alevi dergahları, Alevi festivali yalnız başına değil ülkenin tümüne bir yasak aslında. Aleviler de bu yasaklarla yüzleşen bütün bu gerçeğin bir parçası. Alevilerin diğerlerinden farklı olan yanının şu olması gerektiğini düşünüyoruz, tüm bu yasaklara rağmen Aleviler kendi inanç merkezlerine hem inanç yerlerine festivallerini yapabilmelidirler. Meselenin aslı bu. Her yasaklanan ve asimilasyona uğratılan ya da sizin sözünüzü, kültürünüzü yürütmek istediğiniz bir duruma bir set çekmedir o set çekmeye bir tutum almak gerekiyor. Bu anlam da en önemli yer Dersim’dir. Yasaklanan o tabiata doğaya toplam da o kültüre ait bölge de neredeyse yüzde yüz Alevilerin yaşadığı bir bölge toptan yüklenmek gerekiyor, sözümüzü söylemek gerektiğini düşünüyorum.”
PİRHA – Türkiye’de OHAL ile birlikte demokrasi, özgürlük ve adaletten bahseden herkes, ceza uygulamasıyla karşı karşıya kalıyor. Özgür Gündem Gazetesi ile dayanışma nöbetine ve Dersim 38 anmasına katıldığı için ceza alan Alevi siyasetçi HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş ile dayanışmak amacıyla Aleviler lokmalarıyla destek olma çağrısı yaptı. PSAKD İstanbul Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm, “Küçükkeleş’e verilen cezaya karşı lokmalarımızla birlik olmak istiyoruz” dedi.
HABERİN VİDEOSU
Son zamanlarda OHAL ile birlikte Türkiye’de uygulanan ceza sisteminden etkilenen diğer bir kesim de Aleviler. Özgür Gündem Gazetesi ve Dersim anmasına katıldığı için para cezası alan Çilem Küçükkeleş ile dayanışma için Alevi kurumları kampanya başlattı. PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm dayanışmayı nasıl ve neden başlattıklarını PİRHA’ya anlattı.
Türkiye’de demokrasi demekten, adaletten, emekten ve özgürlükten yana olanlara dair cezaların giderek artığını belirten PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm, bu cezaların giderek arttığını vurguladı.
Alevi siyasetçi Çilem Küçükkeleş’in Alevi hareketi içerisinde önemli bir yerinin olduğunu kaydeden Gülüm, “Küçükkeleş’in Alevilere dair söylediği sözler, inanca dair yürüttüğü faaliyet bizim açımızdan değerlidir” dedi.
Alevilerin, Küçükkeleş’e verilen cezayı kendilerine verilmiş olarak gördüklerini ifade eden Hasan Gülüm, “Bu nedenle Aleviler kendi kurumları içerisinde bir araya gelerek bu cezaya bir lokma katarak karşılık vermeye çalışacak” dedi.
Küçükkeleş şahsında bu ve bu tür olaylarda Alevilere yönelik her olayda bir karşılık verme, bu noktada bir kültüre dönüştürme meselesi olduğunu söyleyen Gülüm, “Alevilerin zaten kendi kültürleri budur. Her konuyu ve problemleri kendi lokmalarıyla ortaklaştırırlar, kendi cemleriyle çözerler” dedi.
Gülüm, “Küçükkeleş şahsına verilen lokmadır, bizler de lokmalarımızla birlikte olmak istiyoruz” diye konuştu.
“BUNDAN SONRA BUNU BİR KÜLTÜRE DÖNÜŞTÜRMEK İSTİYORUZ”
“Aleviler söz söylediğinde, herhangi bir olayın karşısında tepki ve tutum sergilediklerinde alacağı her ceza aslında Alevilere verilen bir cezadır” diyen Hasan Gülüm, “Bundan sonra Küçükkeleş ile başlayan bu durumu bütün Alevi kurumları içerisinde bir kültüre dönüştürmek ve orada tartışarak bir anlayışa dönüştürmek istiyoruz” dedi.
PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Hasan Gülüm, “Bu nedenle onların kimliklerinin ötesinde, söyledikleri sözün ve durdukları yerin bizim açımızdan önemli bir yeri vardır. Ferhat Tunç, Çilem Küçükkeleş ve Muhittin Yıldız da bir başkası da bizim açımızdan bu anlamda değerlidir. Yani bu tür olaylarda asıl durdukları yer ve yaptıkları faaliyetler bizim açımızdan yani Aleviler açısından önemlidir” ifadelerini kullandı.
Bütün ilerici, demokrat, sosyalistler ve Kürtlerin bu tür durumlarla çok fazla karşılaştıklarını söyleyen Gülüm, bu durumlarla Alevilerin de karşılaştıklarını ancak son zamanlarda Alevilerin daha görünür olmaya başladıklarını ifade etti.
Hasan Gülüm, verilen cezaların ne anlama geldiğini ise şöyle ifade etti:
“Dolayısıyla cezaların şöyle bir yanını görmemiz lazım. Aleviler de bundan sonra olaylar karşısında bu tür tutum aldıklarında toplumun diğer kesimleri gibi ceza alacaklar, benzer tabloyla karşılaşacaklar. Bugün açısından karşılığı şu: Sizde yaparsanız diğerleri gibi aynı tabloyla karşılaşacaksınız. Meselenin öz kısmı budur. Sizde ceza alacaksınız ya da tutuklanacaksınız” dedi.
PSAKD Yöneticisi Gülizar Taşbilek adına Vakıf Bankasından bir hesap açtıklarını söyleyen Hasan Gülüm, son olarak lokmalarla destek çağrısında bulundu.