Etiket: hasret gültekin

  • Düzgün Baba Cemevi Yönetimi: Düzgün Baba hakikati dernekleri aşan bir hakikattir

    Düzgün Baba Cemevi Yönetimi: Düzgün Baba hakikati dernekleri aşan bir hakikattir

    PİRHA -Alevilerin en önemli inanç ve itikat merkezlerinden biri olan Düzgün Baba’ya dikilen ve daha sonra kaldırılan heykel tartışmasının merkezinde olan Düzgün Baba Cemevi konuya ilişkin bir açıklama yaptı. Açıklamada “Düzgün Baba hakikati dernekleri aşan bir hakikattir. Kutsal mekanların nasıl kullanılacağı Derneklerin yönetim kurulu kararlarına, evetlerine, hayırlarına bırakılmaz” denildi.

    Düzgün Baba Cemevi Yönetim Kurulu adına “Basına ve kamuoyuna Yola talip olan cümle canlara. Düzgün babanın manevi huzurunda Haq aşkı Xızır gayreti ile yaşamı devam eden,’öl ikrar verme, öl ikrarından dönme’ diyen cümle canları Aşkı niyazla selamlıyoruz” ifadeleri ile başlayan açıklamada şunlar belirtildi.

     “ÇIKAN KARARA BAĞLILIK İKRARI VERİLDİ”

    25/07/2020 Tarihinde Pir Sultan Abdal Dernekleri Genel Merkezi adına; genel merkez yöneticileri, çeşitli illerden gelen şube başkanları, inanç kurulunda görev alan canlar kurumumuzu ziyaret ettiler. Hasret Gültekin canımızın heykeli ile ilgili yaşananlara yönelik bir kararlaşmanın sağlanması gerektiği, bunun için ilimizde bulunan demokratik kitle örgütleri, inanç kurumları, Kureyşan Ocağı evlatları ve talipleri başta olmak üzere, Reya Hak Alevi Ocak Pirleri, talip toplulukları, ve halkımız ile bir muhabbet edilmesi gerektiği söylenildi. Bundan dolayı kendileri de çağrıda bulunmuşlardı.
    Gelen canları mihman kabul ederek, inancımızın edep erkanı neyi gerektirdi ise o minvalde bir gayretin içine girdik. Meydan kurulması için, başta Kureyşan Ocağı pirleri olmak üzere, Rêya Heq Alevi Ocak Pirleri, kanaat önderleri, kurum temsilcileri, demokratik kitle örgütleri ile iletişime geçildi. Duzgın Bawa cem evinin bahçesinde kararlaştırılan saatte canlarla bir araya gelindi. Pir Sultan dernekleri Genel Merkezi adına gelen canların öncelikli istekleri “Bu meydanda çıkan karara herkesin mutlaka uyması gerektiği” ve “Her ne karar çıkarsa hepimiz açısından bağlayıcı ve tartışmasız kabulümüzdür” şeklindeydi. Ağuçan ocağı evlatlarından İnanç Dolu pirimizin Dar- Gulbangı ile muhabbete başlandı.

    “ÖL İKRAR VERME, ÖL İKRARINDAN DÖNME”

    “Muhabbet sonrasında başta kureşan pirleri ve talip topluluğu olmak üzere, diğer Ocak pirleri, katılımcı kurumların tamamı ve yöre halkı Heykelin Duzgın Bawa cem evi bahçesi dahil olmak üzere, Ziyaret bölgesine dikilmemesi konusunda ikrarlaştı” denilen açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi.

    Sıra varılan kararın yazılı bir deklarasyon ile kamuoyuna paylaşılmasına gelince, Pir Sultan Dernekleri adına katılım sağlayan canlar “Bir kaç dakika özel görüşmeleri gerektiğini” söyleyerek ayrıldılar. Geri geldiklerinde Genel Merkezleri ile yapmış oldukları görüşme sonucunda meydanda alınan karara uymayacaklarını, Hasret canımızın heykelinin mutlaka bu bahçeye dikilmesi gerektiğini, aksi takdirde Duzgın Bawa cem evinin bir odasında kalması gerektiğini söyleyip meydanı terk ettiler. Meydanı terk etmeleri, alınan karara rıza göstermemeleri orada bulunan canlar tarafından hoş karşılanmadı. “Öl ikrar verme, öl ikrarından dönme” hakikati hatırlatıldı.

    “DEKLERASYONDAN SONRA CÜMLE KURMA GEREĞİ GÖRMEDİK”

    Düzgün Baba Cemevi Yönetim Kurulu adına yapılan açıklamanın devamında şunlara yer verildi.

    Yukarıda özetlemeye çalıştığımız yaşanmışlıklar, başta Kureyşan Ocağı evlatları olmak üzere, meydanda bulunanlarla beraber bir deklarasyon ile kamuoyuna paylaşıldı.
    Duzgın Bawa cem evi olarak 31.07.2020 tarihinde yayınlanan deklerasyondan sonra söz söyleme, cümle kurmayı düşünmedik. Çünkü nihayi kararı başta Kureşan Ocak evlatları, talipleri, Rêya Heq Alevi ocakları, müsahip kurumlar, demokratik kitle örgütleri ve halkımız hak meydanında vermişti.

    “SORUMLULUK ÇAĞRISINDA BULUNUYORUZ”

    Bütün bu yaşananlardan sonra, Hak meydanında dize gelip boyun eğdik. Ancak ve ancak kutsallarımız darına durarak diz çökeriz diyoruz. Bütün bunlar yaşanırken sanki meydan kurulmamış, alınan kararlara rıza göstermemişiz gibi sosyal medya hesaplarında, kitle iletişim araçlarında Duzgın Bawa cem evi yönetimi olarak olumsuz söylemlerle karşı karşıya kaldık, edep erkana uymayan ithamlarla karşı karşıya kaldık. Yolun hakikatine uymayan söylemlere, ithamlarla karşı yola ikrar veren canlarımızın, kamuoyuna karşı bir sorumluluğunun gereği olarak bu açıklamaları yapmayı uygun gördük. Yoksa Hak meydanında ikrarlaşılmış karar verilmiştir. Biz yeni bir tartışma yaratmak için değil, kendi özümüzü de Duzgın Bawa’nın darına alarak sorumluluk çağrısında bulunuyoruz.
    Duzgın Bawa cem evi olarak diyoruz ki, Duzgın Bawa Hakikati Dernekleri aşan bir Hakikattir. Kutsal mekanların nasıl kullanılacağı Derneklerin yönetim kurulu kararlarına, evetlerine, hayırlarına bırakılmaz. Yola talip olanlar binlerce yıldır kutsalları ile ruhsal ve bedensel olarak ikrarlılar. Dernekçilik hattı üzerinden kutsallarımızın gereksiz bir şekilde tartıştırılması, sürekli gündemde tutulması kabulumuz değildir.

    “PİRLERİN HUZURUNDA DARA DURMAYA HAZIRIZ”

    Duzgın Bawa cem evi yönetimi olarak şunu bir daha söylüyoruz; Hasret Gültekin canımızın haykelinin belirlenen yere dikilmesine başından beri rıza göstermedik. Başta Kureyşan Ocağı evlatları, talipleri ve diğer Ocak evlatlarının da rıza göstermeyeceklerini belirttik. Buna rağmen heykel ilgili kişiler tarafından cem evi bahçesine getirildi. Yoğun manevî baskılar, yaptıkları gayretler dillendirildi. Bizler o kutsal mekânda mihmandar olarak tutup heykeli kaldırmak istemedik. İlgilenilmedi denilmesin diye Duzgın Bawa cem evi olarak Heykelin dikilmesine yönelik resmi bir kararımız olmamasına rağmen yardımcı olduk. Hasret canımızın maneviyatına, mücadelesine karşı olmadığımızı, ilgili canlarla bir sorunumuzun olmadığının nişanesi olarak çekilen fotoğraf karelerinde yer de aldık rızalık için kurumları gezdik, çağrıda bulunduk.

    Pirlerimizden öğrendiğimiz edep erkanın gereği olarak gösterdiğimiz gayret, heykelin dikilmesine rıza göstermişiz gibi gösterilmesi bizleri üzdü ve kamuoyunda tartışmalara yol açtı. Biraz da bundan dolayı bu açıklamayı yapmaya mecbur bırakıldık. Eğer bir kusurumuz, eksiğimiz varsa budur, bu böyle biline. Bu gayretimiz kusur olarak görüldü ise, bizi itham edenlerle beraber pirlerin huzurunda, hak meydanında dara durmaya hazırız, her can pirini alıp gelsin, meydan kurulsun. Ama yaşanan sürecin her aşamasında halkın rıza göstermeyeceğini, heykelin buradan kaldırıldığında sorumluluk alamayacağımızı belirttik.

    “DAR MEYDANINDA ALINAN KARAR UYGULANMALIDIR”

    Açıklamada “25/07/2020 tarihinde hak meydanında alınan karar Duzgın Bawa cem evininde rıza gösterdiği nihai karardır. Hasret canımızın heykelinin alınan karar gereği Nazımiye ilçesi ya da Dersim merkezde uygun görülen yere dikilmesi kararı bir an önce uygulanmalıdır. Alınan kararın uygulanmayıp, Heykelin Duzgın Bawa cem evinde bekletilmesi bilinçli bir uygulamadır. Alevi camiasında tartışmalara devam edip, ayrışmalara yol açmak bizim kabulumuz değildir” denilerek şöyle sonuçlandırıldı.

    “DERNEKÇİLİK HATTI ÜZERİNDEN KUTSAL MEKANLARA İLİŞKİN KARARLAR ALINAMAZ”

    Özellikle son günlerde Dersim’e gelen çeşitli kurumları ziyaret eden, canlarla görüşen, bir çok canımızın hala bu tartışmaları devam ettirmesi, Duzgın Bawa cemevi yönetimini istifaya çağırması manidardır. Acaba Hasret canımızın heykelinin bekletilmesi “Belki Mevcut yönetim istifa ettirilir, yeni yönetime kararı uygulatırız” beklentisi midir? Bir daha diyoruz, Dernekçilik hattı üzerinden kutsal mekanlar ile ilgili kararlar alınamaz. Heykelin dikilmemesi kararı Duzgın Bawa cem evinin tek başına aldığı karar değildir. Pir Sultan Abdal Dernekleri Genel Merkezi yöneticileri ve bazı şube başkanları, inanç kurulunda bulunan canların içinde olduğu, Hak meydanında alınan karardır.
    Nehak zihniyetin birey, toplum ve doğamızı zulme uğrattığı, acıların, göz yaşlarının kutsal topraklara döküldüğü, anaların feryat figanının gök yüzüne ulaştığı bir dönemde, tartışmalara son vermek, yaşananları canlarla paylaşmak üzere bu bilgilendirmeyi yapmayı tarihi bir sorumluluk olarak kabul ediyoruz.
    Hak aynamız, Duzgın Bawa yardımcımız, Xızır kılavuzumuzdur…

    PİRHA-DERSİM

  • 28 isimden çağrı: Sorunun çözümü için her türlü sorumluluğu üstlenmeye hazırız

    28 isimden çağrı: Sorunun çözümü için her türlü sorumluluğu üstlenmeye hazırız

    PİRHA- Alevi dünyasının tanınmış isimlerinden aralarında pirlerin de olduğu 28 isim yazılı bir açıklama yaparak, Hasret Gültekin’in Dersim Nazımiye Düzgün Baba’da dikilen heykelinin kaldırılması sonrası yaşanan sorunun çözümü için her türlü sorumluluğu üstlenmeye hazır olduklarını duyurdu. 

    Aralarında Aydın Deniz, Kazım Genç, Musa Kazım Engin, Vedat Kara, Zeynep Yıldırım, Ali Koçak, Erdal Sağır’ın da olduğu 28 isim, ortak yazılı bir açıklama yaparak, Hasret Gültekin’in Dersim Nazımiye Düzgün Baba’da dikilen heykelinin Düzgün Baba cemevi tarafından kaldırmasından bu yana yaşanan tartışma ve yaklaşımları kaygıyla izlediklerini ancak seyirci kalamayacaklarını duyurdular. Açıklamada, sorunun çözümü için her türlü sorumluluğu üstlenmeye hazır oldukları vurgulandı.

    Açıklamanın tamamı şöyle:

    “2 Temmuz 1993’te Sivas Katliamı’nda yitirdiğimiz değerli ozanımız Hasret Gültekin’in Dersim Nazımiye Düzgün Baba’da dikilen heykelinin Düzgün Baba Cemevi tarafından kaldırmasından bu yana yaşanan tartışma ve yaklaşımları kaygıyla izliyoruz.
    Aleviler yüz yılardır türlü baskı ve katliamlara rağmen bütün sürekleriyle varlığını korumayı başarmış bir toplumdur. Bu başarının arkasında Yol’un insana yakışan güçlü sistemi vardır. Talibin Pir’e, Pir’in talibe ve her bir Alevinin birbirine karşı sorumlulukları vardır. Öyle ki Alevi kurumlarının her birinin toplumumuza karşı sorumlulukları vardır.
    Alevileri yok sayan, taleplerini kabul etmeyip baskı, zulüm ve asimilasyonla parçalamaya, yok etmeye çalışanlara karşı verdiğimiz mücadeleden daha fazlasını toplumumuzun birliğine, dirliğine ve insanca yaşamına vermek zorundayız.
    Canlı bir hayatı yaşıyorsak mutlaka sorunlarımız da olacaktır. Bireyler ya da kurumlar özellikle toplumumuzun hassas olduğu konularda ‘ben-biz düşündük oldu’ deme hakkına ve lüksüne sahip değildir. Özellikle Alevi kurumlarımızın böylesi bir hataya düşme hakkının olmadığını belirtmek isteriz.

    “YAKLAŞIMLAR KUTUPLAŞTIRMAYA DAVETİYE ÇIKARAN NİTELİKTE”

    Hasret Gültekin canımızın heykelinin dikilme ve kaldırılma süreçleri içinde birçok hatayı barındırmaktadır. Yanlış atılan adımlar, izlenen yol, yürütülen tartışma ve yaklaşımlar Alevi Yol erkanından uzak, ötekileştirici, ayrıştırıcı ve kutuplaştırmaya davetiye çıkaran niteliğe sahiptir.
    Bizler; Hasret Gültekin canımızın (ve ailemizin), ziyaretgahımız Düzgün Baba’nın, serçeşmemiz Hace Bektaş-ı Veli’nin, kurumlarımız PSAKD (Pir Sultan Abdal Kültür Derneği), DAD (Demokratik Alevi Dernekleri) ve Düzgün Baba Cemevinin yersiz ve ölçüsüz tartışmaların parçası haline getirilmesine razı değiliz. Hiçbir değerimizin bu seviyede tartışılmasına, karşı karşıya getirilmesine müsaade edemeyiz. Yürütülen tartışmaları izlerken hayrete düşsekte seyirci kalamayız.
    Yaşanan bu sorun aynı zamanda bize Alevi hareketinin geldiği noktayı işaret etmektedir. Sorunların çözümü, yapılan açıklamaların üslubu, ayrıştırıcı ve ötekileştiren dilin kullanılması yolumuzdan ve öğretilerimizden uzaklaştığımızın göstergesidir.

    “İZLENEN YÖNTEM YOL’A ZARAR VERİYOR”

    Bizler bu konunun taraflarının yaptıkları açıklama ve izledikleri yöntemin Alevilerin mücadelesine, birliğine ve Yol’a zarar verdiğini düşünüyoruz.
    Öncelikle kurumların yaptığı bütün açıklamaları yukarıda ifade etmeye çalıştığımız kaygılar hasebiyle geri çekmelerini, sorunun çözümüne dair yapıcı yaklaşım geliştirmelerini talep ediyoruz.

    “DÜZGÜN BABA DA, HASRET GÜLTEKİN DE ALEVİLERİN ORTAK DEĞERİDİR”

    Nasıl Düzgün Baba sadece Dersim’dekilerin değil tüm Alevilerin ortak değeri ise Hasret Gültekin’de tüm Alevilerin ortak değeridir. Tüm Alevilerin vicdanını rahatlatacak ve Alevice yol yöntemlerle çözüme ulaşarak kararların alınmasını önemli buluyoruz. Hasret Gültekin Can’ımızın heykelinin söküldüğü yere tekrar dikilerek gönüllerin birlenmesi ve sürecin kapatılmasını öneriyoruz.

    “İTİDALLİ DAVRANMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Aşağıda imzası bulunan bizler öncelikle PSAKD, DAD, Düzgün Baba Cemevi ve daha sonra bütün canlara sesleniyoruz; ötekileştirici, ayrıştırıcı dil ve yaklaşımlardan, değerlerimizin tartışma konusu yapılmasından lütfen uzak durmanızdır. Bugüne kadar yaşananlar bizler gibi Alevi toplumuzu derinden üzmektedir. Bu acı duruma daha fazla katkı sunmamanızı dilerken, itidalli davranma çağrısını yapıyoruz.
    Sorunun çözümüne dair Yol’un bizlere sunduğu yöntemlerin dışına çıkmadan adım atmanızı bekliyoruz.
    Bizler sorunun çözümü için her türlü sorumluluğu üstlenmeye hazır olduğumuzu konunun taraflarına ve kamuoyunun bilgisine sunarız.
    GELİN CANLAR BİR OLALIM, İRİ OLALIM, DİRİ OLALIM”

    Açıklamayı yapan isimler şöyle:

    Aydın Deniz
    Vedat Kara
    Kazım Genç
    Ali Aktaş
    Erdal Sağır
    Özgür Gülşen
    Sakine Dağıdır
    Dursun Önal
    Fevzi Can
    Zeynep Yıldırım
    Hasan Bayrak
    Dursun Şahin
    Songül Tunçdemir
    Ali Kaya
    Erdal Yıldırım
    Ali Koçak
    Musa Kazım Engin
    Seyit Karahalil
    İsmail Pehlivan
    Gürbüz Deniz
    Şehzade Boyalı
    Haydar Yıldırım
    Mehmet Çoban
    Halil Aksu
    Kezban Bektaş
    Alaaddin Değirmenci
    Halil Boyalı
    Kayhan Yüksel

    PİRHA/ İSTANBUL

  • ‘Dersim’deki bütün kutsal mekanlarımıza heykel, büst, mezar, reklam konulmamasına karar verilmiştir’-VİDEO

    ‘Dersim’deki bütün kutsal mekanlarımıza heykel, büst, mezar, reklam konulmamasına karar verilmiştir’-VİDEO

    PİRHA-Düzgün Baba mekanında bir araya gelen Ocak evlatları ve kurum temsilcileri yaptıkları ortak açıklamada, “Hasret Gültekin, Sivas’ta katledilen canlar ile birlikte ele alınmalı, heykelinin kutsal mekânlar dışında sivil alanlara konulması ilgililere tavsiye edilmiştir. Dersim’deki bütün kutsal mekânlarımıza heykel, büst, mezar, reklam vb. şeylerin konulmamasına karar verilmiştir” diyerek alınan kararları paylaştı.

    Haberin videosu;

    Düzgün Baba mekanında bir araya gelen Ocak evlatları, talipleri ve kurum temsilcileri, Düzgün Baba Cemevi bahçesine konulan ve daha sonra kaldırılan Hasret Gültekin’in heykeli ve reklam panoları hakkında ortak bir açıklama yaptı.

    Kureyşan Ocağı Piri Süleyman Yıldız tarafından okunan ve Mursaê Dewreşi’nin şiirinin bir bölümü paylaşılan açıklamanın tamamı şöyle:

    Kemerê Duzgıni ra çifte Heliye Doğani
    Perenê ra sonê hetê Erzıngan u Tercani
    Car u imdat dane Xınıs u Vani
    Çerx u pewraz dane Sam u Hemedani
    Yenê sonê Urimê Şevaji Cemê Pir Sultani
    Cerenê ra Kêmerê Duzgıni, leê Wayıri, bimbarekê mekani.

    Türkçesi (Düzgün Baba Dağı’ndan çifte kılavuz kartallar / Uçar giderler Erzincan ve Tercan’a doğru / Car ve imdat verirler Hınıs ve Van’a / Çark-ı pevraz dönerler Şam ve Hemedan’da / Gelirler Urum’un Sivas’ına Pir Sultan cemine / Dönerler Düzgün Baba’ya, Wayır’ın /Sahibimizin mekanına.)

    Düzgün Baba kutsal mekanında birilerince evvela “Sivas Şehitleri” adına söz konusu cemevi alanında bir orman alanı oluşturulmuştur. Bir milletvekili ve bir belediye başkanınca da şahıslarının reklamını yapar nitelikte işler yaptıkları (yol inşası ve bank koyma) görülmüştür. Akabinde de cemevi bahçesinde Hasret Gültekin heykeli dikilmiştir. Gelen tepkiler üzerine heykel kaldırılarak muhafaza altına alınmıştır. Dersimin kıblegâhı olan Kureyş Evladı Düzgün Baba mekanına siyasi vb. nedenlerle konulan heykel, yol-bank vb. reklam araçları Ocakzadeler, ziyaretçiler ve yol talip evlatları tarafından tepki ile karşılanmıştır.

    Bu gelişmelerle birlikte Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinin çağrısı ile 25 Temmuz 2020 tarihinde Düzgün Baba mekanında bir toplantı çağrısı yapıldı. Bu toplantı, başta Kureyşan Ocağı olmak üzere bir çok ocaktan, Avrupa ve Türkiye’den Dersim kurum temsilcileri ve halkın geniş katılımı ile gerçekleştirildi. Toplantının başlangıcında “sorunun çözümü için, bu toplantıdan çıkan sonucun bağlayıcı olacağı” karar altına alındı. Toplantıda ortaya çıkan ortak iradenin bir deklarasyonla ilan edilmesine gelince; Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticileri “aramızda değerlendirme yapmak istiyoruz” diyerek toplantıdan ayrıldılar. Döndüklerinde, “yaptığımız görüşmeler sonucu; anıt ya Düzgün Baba’ya dikilir, ya o odada kalır, anıtı geri de almayacağız” açıklamasında bulundular.

    Aşağıda kamuoyuna açıklayacağımız kararlar Pir Sultan Derneği adına toplantıya katılanlardan birkaç temsilcisi dışındaki katılımcılarının ortak iradesini yansıtmaktadır. Kamuoyuna bildirilir.

    1. Bu kutsal mekanı ziyaret edenler yalın ayak yürüyerek Düzgün Baba’yı ziyaret ederler. Bu hassasiyet dikkate alındığında, Kureyş ve Düzgün Baba adına deyiş, Hak Kelamı icra eden, mekanda cem ritüeli gerçekleştiren değerli Hak aşıklarından Sey Qaji, Baba Kâzım, Weliye Wuşenê İmami, Şa Haydar, Mursaye Dewreşi, Dewres Sılema, Davut Sulari ve Hasan Efendi bile; ne bu mekana gömülmek, ne de büst ve heykellerinin bu mekanlarda sergilenmesini istemişlerdir. Pir Sultan’ın heykelinin Hz. Hüseyin’in türbesi önüne konulması ne kadar yanlış ise, söz konusu heykelin kutsal mekanlarımızın önüne konulması da o denli yanlıştır.

    2. Dernekler hizmet ve kültürel kurumlardır, inançsal temsiliyetleri yoktur. İnanç temsiliyeti ocaklarımızındır.

    3. Kişisel çıkarları için kutsal değerlerimizin reklam aracı olarak kullanılması doğru değildir. Halkımızın itikadi hassasiyetleri kişisel arzulara feda edilmemelidir.

    4. Bu tarz yaklaşımlara izin verildiği taktirde bu inanç ve kültürün yozlaşacağı aşikardır.

    5. Hasret Gültekin, Sivas’ta katledilen canlar ile birlikte ele alınmalı, heykelinin kutsal mekanlar dışında sivil alanlara konulması ilgililere tavsiye edilmiştir.

    6. Dersim’deki bütün kutsal mekanlarımıza heykel, büst, mezar, reklam vb. şeylerin konulmamasına karar verilmiştir.

    7. Heykelin konulması da kaldırılması da başta Kureyşan Ocağı olmak üzere Dersim’in diğer ocakları, talipleri ve kurumların bilgisi dışında gerçekleşmiştir. Daha sonraki süreçte bazı art niyetli kimseler heykel üzerinden bir tartışma yaratarak Alevi camiası arasına nifak sokmaya çalışmış, insanlarımızı karşı karşıya getirmiş, kutsal değerlerimizi tartışma konusu yapmaya çalışmışlardır. Kimsenin heykel üzerinden Dersimi zan altında bırakmasına, şantaj yapmasına, yanlış bilgi ile Alevi camiasını bölmeye hakkı yoktur. Sivas Şehitleri bizim canlarımızdır. Biz kutsallarımızı korumak amaçlı bu kararları aldık. Amacımız kimseyi incitmek değildir.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • ABF Başkanı Güzelgül: Hasret’in anıtı kaldırıldığı yere dikilmeli, nefret diline son verilmeli

    ABF Başkanı Güzelgül: Hasret’in anıtı kaldırıldığı yere dikilmeli, nefret diline son verilmeli

    PİRHA – Dersim’de Düzgün Baba Cemevinde Hasret Gültekin anıtının kaldırılmasıyla başlayan tartışmalara ilişkin bir açıklama da Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül’den geldi. Güzelgül, Hasret Gültekin’in heykelinin kaldırıldığı yere dikilmesi ve ortaya çıkan nefret dilinin son bulması çağrısı yaptı. 

    Dersim Nazımiye’de Düzgün Baba Cemevine Hasret Gültekin’in anıtının dikilip daha sonra kaldırılması sonrası yaşanan tartışmalara ilişkin bir açıklama da Alevi Bektaşi Federasyonu  (ABF) Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül’den geldi.

    Güzelgül, “Hasret’in anıtı, Düzgün Baba’da kaldırıldığı yere dikilmeli; ortaya çıkan nefret diline son verilmelidir’ başlığıyla yaptığı açıklamada, Sivas Katliamı’nda yakılarak hayatını kaybeden Hasret Gültekin’in anıtının, Dersim, Nazımiye Düzgün Baba Cemevi bahçesinde yerinden kaldırılması ve sonrasında yapılan tartışmaların Alevileri yaraladığını ve yaralamaya devam ettiğini belirtti.

    “ANITIN KALDIRILMASI ŞEHİT AİLELERİNİ ÜZMÜŞTÜR”

    ABF Başkanı Güzelgül’ün yaptığı açıklama şöyle:

    “Açıkça ifade etmeliyiz ki; Sivas’ta vahşice katledilen 33 canımızı bağrında taşıyamayacak hiçbir kutsal mekân yoktur! Kutsallık, adaletle, vicdanla, sevgiyle, aşk ile birlikte yol yürür. Kutsallık ve Alevilik adına kurulmuş hiçbir güzel cümle, o anıtın oradan kaldırılmasını haklı çıkaramaz. Hasret’in Düzgün Baba’ya dikilen anıtının kaldırılması, Alevilerin ve şehit ailelerinin yaralarını kanatmıştır.

    Alevilerin kutsal değerleri, kutsal mekânları vardır. Aleviler kutsallarına saygı duyar. Bununla birlikte; Kerbela’dan günümüze tüm acılarımızı da kutsal kabul ederiz. Yaralarımızı kutsal bir emanet gibi saklarız. Sivas Katliamı’nda yitirdiğimiz 33 şehidimiz de bizim kutsalımızdır.
    Bununla birlikte; Hasret Gültekin ve Sivas’ta şehit düşen canlarımız; bu mekânları, bu inancı, bu yolu, bu dili yok etmeye çalışan zalimlerin yaktığı yangının içinde kalmışlardır. Onlar, bu dünya için, insanlık için sevgi istiyordu, barış istiyordu, eşitlik istiyordu. Onlar, ne sen ben farkı, ne zengin fakir farkı olmasın diye; insanca bir yaşam için emek üretiyorlardı. Kutsallıktan söz edeceksek, tüm bunlar kutsaldır.

    “BİR AN ÖNCE BU SALDIRGAN YARALAYICI DİLE SON VERİLMELİ”

    Bir an önce hiçbir yeni söz üretmeden Hasret’in anıtı kaldırıldığı yere yeniden dikilmelidir. Hakk’ın, hakikatin sahibi Düzgün Baba, Hasret’i bağrına alacaktır. Öte yandan, gerek bu anıtın kaldırılmasını savunanlar, gerekse kaldırılmasına karşı çıkmak için söz söyleyenlerin her sözü, Alevilerin yüreğine hançer gibi batmaktadır. Sosyal medya üzerinden bu tartışmanın tarafı Aleviler; Alevileri, Aleviliği tüketen sözler söylemektedir! Bir an önce bu saldırgan, yaralayıcı dile son verilmelidir. Diline sahip olmak Alevi yolunun inancının en büyük düsturlarından biridir.

    Tartışmanın bir başka yönü de, dışlayıcı ifadelerin kullanılmasıdır. Kutsallarımız da, cemevlerimiz de tüm Alevilerindir. Kimse bu mülkün sahibi gibi davranamaz. Kimse, kimseyi dışlayamaz! En büyük ibadeti birlik ve muhabbet olan Alevilerin, bunu tersinden işletmesi ancak zalime hizmet eder. Hiçbir Alevinin dilini birbirine Zülfikar olarak kullanma hakkı yoktur. Aslolan bir gönüle girmektir. Birbirimize ve insanlığa güvercin; zalime karşı Zülfikar olmayı başarabilmeliyiz.

    “SÖYLENEN SÖYLENDİĞİ İLE KALSIN ARTIK GÖNÜLLERİ BİRLEYELİM”

    Artık söylenen söylendiği ile kalsın ve gönülleri yaralayan yeni bir kem söz kimse söylemesin. Düzgün Baba ve tüm pirlerimiz, ulularımız, kutsallarımız adına; gönülleri birleyelim, sözümüzü güzelleştirelim, gönülleri pak edelim. Alevilik felsefesi, görüşü, inancı evrensel bir inançtır, cümle insanlığın hizmetinde, barışın, kardeşliğin yolunda, bu inancımızın çerağını geleceğe doğru, söndürmeden taşıyalım. Cümle canlara aşkı niyaz ederim.” 

    PİRHA/ İSTANBUL

  • PSAKD Genel Merkezi DAD ve Düzgün Baba Cemevi gibi Alevi kurumlarıyla ilişkilenmeyi yasakladı

    PSAKD Genel Merkezi DAD ve Düzgün Baba Cemevi gibi Alevi kurumlarıyla ilişkilenmeyi yasakladı

    PİRHA- Dün Düzgün Baba Cemevinde Hasret Gültekin anıtına ilişkin yaşanan gelişmeler üzerine halka açık yapılan toplantıdan sonra PSAKD’den ikinci açıklama geldi. Oldukça sert olan açıklamada Düzgün Baba Cemevi ve Demokratik Alevi Dernekleri’ne ilişkin ağır eleştirilerin yanısıra bu kurumlarla ilişkilenecek PSAKD yönetici ve üyelerinin disiplin cezasıyla cezalandırılacağına dair karar aldıklarının altı çiziliyor.

    Cumartesi günü Düzgün Baba Cemevinde Hasret Gültekin anıtına ilişkin yaşanan gelişmeler üzerine halka açık yapılan toplantıdan sonra PSAKD’den ikinci açıklama geldi. Açıklamada Düzgün Baba Cemevi ve Demokratik Alevi Dernekleri’ne ilişkin ağır eleştirilerin yanısıra bu kurumlarla her türlü ilişkinin bitirildiğine ve bu kurumlarla ilişkilenecek PSAKD yönetici ve üyelerinin disiplin cezasıyla cezalandırılacağına dair karar aldıklarının altı çiziliyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi’nin açıklamasını olduğu gibi veriyoruz:

    BASINA VE KAMUOYUNA
    2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamı’nda yitirdiğimiz Hasret Gültekin’in anıtının Nazımiye Düzgün Baba Cemevinde daha önce açılışı yapılacağı duyurulduğu halde daha sonra açılışın iptal edilmesi, Hasret Gültekin’in anıtının ve 33 canımızın isimlerinin bulunduğu kaideden kaldırılması ile ilgili yaşanan süreçte örgütümüze ve Hasret Gültekin’in ailesine dönük çeşitli mecralarda eleştirinin ötesine taşan ve iyiden iyiye vicdanları yaralayan saldırgan yorumlara dair görüşlerimizi şu şekilde ifade etmek isteriz:

    Önceki açıklamamızda da belirttiğimiz gibi Hasret Gültekin’in anıtının kaldırılması bizim için asla kabul edilebilir değildir. Bu tavır sadece Hasret Gültekin’in hatırasını değil Sivas’ta katledilen bütün canlarımızın hatıralarını incitmiş ve onların ailelerini de derinden yaralamıştır. Bu anıt bizim talebimizle veya ailenin talebiyle değil tamamen ilgili Cemevinin kararı ve inisiyatifiyle yaptırılmıştır. Bu karar doğrultusunda anıt alana dikilmiş ve açılış için tarih bile ilan edilmiştir. Ve burada birkaç güne değil yıllara yayılan bir süreç söz konusudur. Yani bu konuyu düşünüp tartışmak ve hayata geçirmek için fazlasıyla zaman olmuştur. Nitekim en son aşamaya gelinceye kadar bir sorun yaşanmamış, anıt yapılmış, anıtın yeri hazırlanmıştır.

    Anıtın açılış tarihi de ilan edilmiştir. Tekrar söylüyoruz bizim örgütümüzün veya ailenin anıt yapılması gibi bir talebi olmamıştır. Ancak yıllara yayılan süreç içinde anıtın yapılacağı kararı alınmış, hayata geçirilmiş ve açılış tarihi ilan edilmiştir. Bu da tamamen ilgili Cemevinin kendi iradesiyle olmuştur. Ancak bütün bu süreçler yaşandıktan sonra anıtın kaldırılması bizim için asla kabul edilebilir değildir. Deyim yerindeyse bu iş çocuk oyuncağı değildir. Söz konusu olan milyonlarca Alevi canımızın gönlünde özel bir yeri olan Hasret Gültekin’dir. Hasret Gültekin bu toprakların sayılı ozanlarındandır. Genç yaşına rağmen kültürümüze ve yolumuza unutulmayacak katkılar yapmıştır. Yol uğruna canını vermiştir. Hasret Gültekin sadece Aleviler için değil ilerici-demokrat-çağdaş bütün toplum kesimleri için önemli bir isimdir. Şimdi siz kalkıp böyle bir değerin önce “anıtını yapıyoruz” deyip sonra “vazgeçtik, kaldırıyoruz” diyemezsiniz. Böyle gayrı ciddi ve umursamaz tavırlar içine giremezsiniz. Eğer anıt yapılması kararı alındıysa, anıt yapıldıysa ve açılış tarihi ilan edildiyse anıtı oraya dikmek zorundasınız. 33 canımızın isimlerini indirildiği kaideye yerleştirmek zorundasınız. Bunun dışında başka bir alternatif örgütümüz ve Gültekin ailesi için asla söz konusu olamaz.

    Anıtın kaldırılmasıyla ilgili olarak örgütümüzün ve ailemizin verdiği haklı tepkilere dair yorumlara ve açıklamalara baktığımızda, yola dair ciddi bir zihniyet değişiminin kullanılan dile de yansıdığını görüyoruz. İslamcı ve Şiacı literatürden devşirme birtakım kavramlarla yazılan, birbirinden kopuk, dağınık, iç bütünlüğü olmayan, ne dediği anlaşılamayan, felsefi anlamda tutarsız bir cümleler yığınıyla karşılaştık. Sürekli her yerde ve konu ne olursa olsun her ortamda tekrarlanan, ezbere birtakım cümle kalıplarının metinlere ilgili ilgisiz boca edildiği anlaşılıyor. Kendileri de kullandıkları terimlerin tam olarak hangi anlama geldiğini, hangi bağlamlarda nasıl kullanılması gerektiğini bilmedikleri için hem yazanların hem de okuyanların anlayamadıkları garip ve karışık bir metin ortaya çıkmış.

    Alevilik geçmişe elbette bakar. Geçmiş dönemlerin bilgelik kaynaklarına değer verilir. Zengin halk söylencelerimizin içerdikleri derin anlamlar tükenmez bir kemalat kaynağıdırlar. “Yol bir sürek binbir” düsturuyla Aleviler Dersim’den Ege’ye, Karadeniz’den Toroslara, Diyarbakır’dan Trakya’ya, Sivas’tan Ardahan’a kadar farklı yaşam tarzlarıyla ve kültürlerle çoğalan ama özündeki birliği koruyan son derece zengin ve derinlikli bir mirası devralmışlardır. Bu yörelerin hepsi Alevilik için ayrı ayrı çok özel ve değerlidir. Hiçbirinin diğerine bir üstünlüğü yoktur. Diğer yandan Alevîlik geçmişin değerli yönlerini almakla birlikte geçmişe takılıp kalmaz. Geçmişin bilgeliğini gelecekle buluşturur. Bu yüzden Alevîlik çağdaşlığı esas alır. “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” anlayışıyla akla, bilime, felsefeye, eleştirel ve sorgulayıcı düşünsel tavra büyük önem verir. Alevilik yenilemeden, çağdaşlaşmadan, aydınlanmadan yanadır. Alevilik değişime ve dönüşüme inanır. Aleviler hiçbir çağda sarayın ağdalı dilini kullanmamışlardır. Halkın anlayacağı duru ve sade bir dil kullanmışlardır. Ozanlarımızın ve âşıklarımızın deyişlerine ve şiirlerine baktığımız zaman bunu açıkça görürüz. Alevilik birtakım çağdışı batıl anlayışların, dogmaların, sorgulanmamış önkabullerin cenderesine sokulamayacak kadar zengin, derin, yenilikçi ve evrensel bir kültür ve yaşam tarzıdır.

    Maalesef Alevîlik adına hareket ettiğini iddia eden ama Aleviliğin özünden uzaklaşmış, İslamcı ve Şiacı birtakım anlayışların etkisi ve yönlendiriciliği altına girmiş; çağdışı, feodal, yöre milliyetçiliği yapan bir cenah Hasret canımızın anıtını hedef alarak onu yerinden sökmüştür. Böylece Sivas‘ta katledilen canlarımızın aziz hatıralarını bir kez daha incitmişlerdir. Ailelerimizi derinden üzmüşlerdir.

    Ancak bu cenah yaptıkları yetmezmiş gibi bir de yaygarayla üste çıkmaya çalışmakta ve suçlarını örtbas etmeye çalışmaktadırlar. Şimdi bu anıtı hedef alanlara soruyoruz: Madem Hasret’in anıtının bölgenin kutsallığını bozduğunu söylüyorsunuz. Peki o zaman o Cemevinin orada ne işi var? Oradaki büyük kurban rantı da mekânın kutsallığını bozmuyor mu? Dersimin kutsal kabul edilen bütün mekanların önü, arkası, sağı solu yollarla, barajlarla ve çeşitli yapılarla doldurulmuş. Dersimin her tarafında inşaat şantiyeleri var. Yapılan barajlardan Dersim’in suları kurudu. Gidip bunları da Hasret’in anıtı gibi kaldırabiliyor musunuz? Yoksa bunlar mekânın kutsallığına zarar vermiyorlar mı? Eğer siz gidip bunları kaldıramıyorsanız Hasret’in de anıtına dokunamazsınız. Gücünüz sadece Hasret’in anıtına mı yetiyor?
    Bütün bunlar yetmezmiş gibi aynı çevreler bir de Alevi halkının piri ve önderi Hacı Bektaş Veli’ye de dil uzatmaktan çekinmemişlerdir. Alevilerin gözbebeği olan Serçeşme Dergahı’nı konuyla hiç ilgisi olmamasına rağmen hedef alarak nefretlerini kusmuşlardır. 72 millete tek nazarla bakılmasını öğütleyen; dili, dini, inancı, cinsiyeti, kimliği ne olursa olsun insanı merkeze alan; barışı, eşitliği, kardeşliği savunan, hümanist ve aydınlanmacı görüşleriyle bütün dünyanın örnek aldığı bir bilge olan Hacı Bektaş Veli’nin hatırasına saldırıp onu Türk İslamcı olarak göstermeye çalışacak kadar çukurlaşan bir zihniyete diyecek bir şey bulamıyoruz. Onları kendi şoven ve ilkel feodal dünyalarıyla baş başa bırakıyoruz.
    Hasret canımızın anıtının kaldırılması ve onun nezdinde Sivas’ta katledilen canlarımızın aziz hatıralarının incitilmesinin, ailelerimizin yüreklerinin kanatılmasının sorumluları Nazımiye Düzgün Baba Cemevi ve Demokratik Alevi Dernekleri’dir. Bu kurumlar tüm çözüm çabalarımıza rağmen yukarıda detaylı bir şekilde anlattığımız çarpık zihniyetleri nedeniyle hiçbir uzlaşmaya yanaşmamışlardır. Örgütümüz ve aile için geçerli olan çözüm anıtın yerine tekrar dikilmesi ve 33 canımızın isimlerinin indirildikleri kaideye tekrar yerleştirilmeleridir. Bunun dışında heykelin o topraklardan çıkarılarak başka bir yere, Nazımiye veya Dersim merkeze dikilmesine asla razı olmadığımızı, eğer böyle bir girişim söz konusu olursa bulunduğumuz bütün yerellerde halkımıza bu iki örgütü teşhir edeceğimizi bildiririz. Nazımiye ve Dersim Belediyelerine de çağrımızdır: Heykelin bu bölgelere dikilmesi gibi etik dışı bir girişime alet olmayın, izin vermeyin.
    Son olarak Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak Nazımiye Düzgün Baba Cemevi ve Demokratik Alevi Dernekleri ile her türlü ilişkiyi kestiğimizi ilan ediyoruz. Bu iki örgütle genel merkezimiz ve yerellerimiz hiçbir şekilde temas kurmayacaklardır. 2 Temmuz anmaları başta olmak üzere örgütümüz tarafından düzenlenecek olan anmalara ve etkinliklere bu kurumlar hiçbir şekilde dahil edilmeyeceklerdir. Bu kurum yöneticileriyle hiçbir şekilde ikili ilişkiler kurulmayacaktır. Hiçbir tartışmaya veya diyaloğa girilmeyecektir. İkili bir şekilde bu kurumların yöneticileriyle görüşen yöneticilerimiz ve üyelerimiz hakkında derhal disiplin işlemi yapılacaktır. Bahsedilen kurumların yöneticilerinin örgütümüzün şubelerine ve genel merkezine girmelerini istemiyoruz. Bu kurumların dışında Hasret Gültekin canımızın anıtına yapılan bu çirkin muameleyi haklı bulan tüm kişi ve kurumların da benzer yaptırımlarla karşı karşıya kalacaklarını bildiririz. Hasret Gültekin’in anıtı yerine tekrar dikilip tarafımıza samimi bir özeleştiri verildiği takdirde aldığımız bu kararların tekrar gözden geçirileceğinin bilinmesini isteriz. Bahsi geçen kurumlar örgütümüzle sadece taleplerimizi yerine getirdikten sonra ilişki kurabileceklerdir.
    Bütün halkımıza ve kamuoyuna saygıyla duyururuz.

    (HABER MERKEZİ)

  • Düzgün Baba Cemevinde yapılan toplantıdan sonra ilk açıklamalar PSAKD ve Yeter Gültekin’den geldi

    Düzgün Baba Cemevinde yapılan toplantıdan sonra ilk açıklamalar PSAKD ve Yeter Gültekin’den geldi

    PİRHA- Hasret Gültekin heykeline ilişkin Dersim’de Düzgün Baba Cemevinde, 5 saat süren bir toplantı yapıldı. Toplantı sonrası Hasret Gültekin’in eşi Yeter Gültekin’in fikri alındıktan sonra bir açıklama yapıldı. PSAKD Genel Başkan Yardımcısı Erol Yeter, anıtı Düzgün Baba’ya emanet ettiklerini, yapılan yere konulmaması durumunda Düzgün Baba Cemevinde kaldırıldığı odada kalmasını istediklerini ifade etti. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şubesi Sivas’ta katledilen Hasret Gültekin‘in anıtının Düzgün Baba Cemevine dikilmesi ve ardından yerinden sökülmesi üzerine yaşanan tartışmalara çözüm bulmak amacıyla 25 Temmuz Cumartesi günü Düzgün Baba Cemevinde toplantı çağrısı yapmıştı.

    Benzer bir çağrı da Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) genel merkezi tarafından yapılmış ve Düzgün Baba cemevinde halkımızla birlikte duracağımız Hak darında ortaya çıkacak sonuca göre hareket edeceğiz denilmişti.

    Bu çağrılar üzerine Hasret Gültekin anıtıyla ilgili bugün çeşitli kurum ve ocak temsilcileri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin daha önce yaptığı çağrıyla bir araya geldi.

    Düzgün Baba Cemevi bahçesinde gerçekleşen Hak darına, Dersim ve Nazimiye’den gelen yüzlerce insan katıldı. Toplantıya Dersim’deki ocakları temsilen katılan çok sayıda Pir ve ocak evladının katılımı dikkat çekti. Toplantıya ayrıca konuya taraf olan PSAKD Genel Başkan Yardımcıları ve yöneticilerinin yanısıra yerel yöneticileri, DAD Eş Genel Başkanı ve genel merkez yöneticileri, Düzgün Baba Cemevi yönetimi, DEDEF yöneticileri ve yereldeki birçok örgüt temsilen katıldı.

    Yaklaşık 5 saat süren toplantı sonrası Yeter Gültekin ile de görüşerek fikrini alan PSAKD temsilcileri açıklama yaptı.

    “ANITI DÜZGÜN BABA’YA EMANET ETTİK”

    PSAKD Genel Başkan Yardımcısı Erol Yeter yaptığı açıklamada, anıtı Düzgün Baba’ya emanet ettiklerini, yapılan yere konulmaması durumunda Düzgün Baba Cemevinde kaldırıldığı odada kalmasını istediklerini ifade etti.

    Erol Yeter, “Hasret canımız, Düzgün Babaya sığınmıştır, onun emanetidir. Dersim topraklarından çıkması doğru değildir. Bu nedenle anıt söküldüğü yere geri konmayacaksa, dernek yöneticileri tarafından sökülerek kaldırıldığı odada kalması, başka yere taşınmasından daha uygundur” dedi.

    YETER GÜLTEKİN: RIZALIK VERMİYORUZ

    Öte yandan Yeter Gültekin de 25 Temmuz Cumartesi günü bir açıklama yaptı.

    “Hasret Gültekin Heykeli ve 33 CAN’ımızın isimlerinin indirildiği kaideye geri konulmasını diliyorum. Ancak bu yöntemle ‘’bu yıkım utancından’’ kurtulmak mümkün olabilir. Bu gerçekleştirilemez ise Anıt’ın Nazımiye Merkez, Dersim Merkez veya başka bir şehre taşınmasına indirildiği yerden başka herhangi bir yere bu Anıtın yapılmasına rızalık vermiyoruz” diyen Gültekin şunları kaydetti:

    “13 Temmuz 2020 Pazartesi gününden bugüne kadar birçok insanla telefon görüşmeleri gerçekleştirdik, sosyal medyada ve gazetelerde yorumlar okuduk.
    Bizim paylaşımlarımız sertti belki, çünkü maruz kaldığımız durum çok ağırdı, 19.07.2020 tarihine kadar Sivas Şehitleri Anıtı’nın yıkımını kimlerin gerçekleştirdiği açıklanmamıştı.
    19 Temmuz Pazar günü kurumumuz Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi ve şubelerinden yönetici arkadaşlarımız Düzgün Baba Cemevine gittiğinde bizleri temsil hakkını onlara devrettik ve bugün yapılacak toplantıyı bekledik.
    ‘’Kutsal mekan’’ ve ‘’Rızalık’’tan bahsedenler 33 CAN’ımızın isimlerini ve tüm Alevilerin ortak kutsallarını ve değerlerini tartışmaya açtılar.
    Yakılmıştık, yıkılmıştık ve sonrasında yazılanları, video görüntülü açıklamaları ve yıkılmış heykelin başında fotoğraf çektirenleri görünce canımız daha da yandı.
    Anıtı heykeltraş ile birlikte kaideye yerleştirip fotoğraf çektirdiğini ‘’bir emri vakiye maruz kaldık, mecburen yaptık’’ diye açıklama yapan yöneticiler yıkılmış heykelle ‘’yıkım kahramanları olarak’’ fotoğraf çektirip sosyal medyada paylaşabildiler.
    2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal’ı ve YOL’u yaşatmak için Sivas’a giden ve Madımak Oteli’nde katledilen CAN’larımızın isimlerini hak etmiyorlar.
    Günlerdir ‘’ne yapmalı?’’ diye düşünürken yaşanan tüm acılar ve kabuslar yeniden kuşattı yaşamımızı.
    Yıkım ve sonrasında yaşananlar toplumun vicdanını ve hafızasını derinden yaraladığı ve ‘’neden YOL’a canlarını verenleri Düzgün Baba’ya teslim edemiyoruz?’’ sorusuna vicdanların huzursuzluğunu giderecek bir yanıt verilemediği için Hasret Gültekin Heykeli ve 33 CAN’ımızın isimlerinin indirildiği kaideye geri konulmasını diliyorum.
    Ancak bu yöntemle ‘’bu yıkım utancından’’ kurtulmak mümkün olabilir.
    Bu gerçekleştirilemez ise Anıt’ın Nazımiye Merkez, Dersim Merkez veya başka bir şehre taşınmasına indirildiği yerden başka herhangi bir yere bu Anıtın yapılmasına rızalık vermiyoruz.
    Toplumsal vicdana inançla, YOL’a canlarını verenlere saygıyla.”
    PİRHA/ İSTANBUL
  • Pir Erdoğan: Düzgün Baba’nın mekanı ve bölge halkının hassasiyeti dikkate alınmalıdır

    Pir Erdoğan: Düzgün Baba’nın mekanı ve bölge halkının hassasiyeti dikkate alınmalıdır

    PİRHA- Düzgün Baba mekanının, Alevilerin en önemli inanç ve itikat merkezlerinden biri olduğunu ifade eden Baba Mansur Ocağı evladı Baki Erdoğan, Alevi örgütleri ve müsayip kurumların, Düzgün Baba’nın mekanını ve bölge halkının hassasiyetini dikkate alması gerektiğini söyledi.

    Düzgün Baba Cemevi bahçesine 1993 yılında 33 sanatçı ve aydınla birlikte yakılarak katledilen sanatçı Hasret Gültekin’in heykeli üzerinden ortaya çıkan tartışmalara dair PİRHA’ya konuşan Baba Mansur evladı Baki Erdoğan, Düzgün Baba’nın Hakk’ın mekanı olduğuna dikkat çekerek, şunları dile getirdi:
    “Düzgün Baba’nın mekanı, Alevilerin en önemli inanç ve itikat merkezlerinden biridir. Tıpkı Kureyş, Baba Mansur mekanı gibi. Bu mekanların kutsiyeti, maneviyatı, doğallığını korumak her Alevi canın görevi ve sorumluluğudur. Ayrıca rızalık Alevi inancının olmazsa olmazıdır. Alevi ocak pirlerinin ve taliplerinin rızası alınmadan hiçbir şey yapılamaz. Sivas Şehitlerinden Hasret Gültekin her Alevinin değeridir ve değerleri korunmalıdır. Ancak mevcut durum dikkate alınarak, hem Hasret Gültekin’in anısına hem de Düzgün Baba’nın kutsallığına helal getirilmemelidir. Sorunun çözümü de Alevi yol ve erkanı içinde olmalıdır.”

    Erdoğan, son olarak Alevi örgütleri ve müsayip kurumların, Düzgün Baba’nın mekanını ve bölge halkının hassasiyetini dikkate alması gerektiğini ifade ederek, duyarlılık çağrısında bulundu.
    PİRHA/MERSİN

  • DAD: Ocakların öncülüğünde dar meydanına çağırıyoruz

    DAD: Ocakların öncülüğünde dar meydanına çağırıyoruz

    PİRHA- DAD yazılı bir açıklama yaparak, “Düzgün Bawa Mekan-ı Hakktır. Düzgün Bawa meydanında Düzgün Baba Cemevi tüm yöneticileri, Demokratik Alevi Dernekleri tüm yöneticileri Pirleri ile birlikte Yol yürüten Ağuçan, Kureyşan, Bawa Mansur, Dewreş Cemal, Sarı Saltık, Şıx Çoban Ocaklarımızın huzurunda meydana çağırıyoruz” dedi.

    Düzgün Baba Cemevi bahçesine 1993 yılında 33 sanatçı ve aydınla birlikte yakılarak katledilen sanatçı Hasret Gültekin’in heykeli üzerinden ortaya çıkan tartışmalara dair Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) yeni bir açıklama yaptı.

    Açıklamanın tamamı şöyle:

    “Pire Piran mede derde giran/ Eşk u Revan Xêrê Meydan/ Ya Heq Can Li Meydane/ Pir Li Diwane, Mansur Li Dare/ İkrara İsmayile, Himeta Pir u Mürşidane….

    YOL İKRARLIK VE RIZALIK YOLUDUR

    Hakk Meydandadır. Yol bilene Hakk meydandadır. Meydan Hakk’ın Hakk edileceği rızalık meydanıdır. İkrarlı Yol evlatlarının dirilme, görülme, gördüğünü birleme makamıdır. Düzgün Baba kadim Çille makamımız olduğu gibi, tarihimizin dirilme makamıdır da. Bu meydanda Hakkını Hakk etmek Yolda rızalı birliktelik sağlamak için, dara durulacak kutsalımızdır. Eksik cümlemizin, cümleyi meydanda gören Hakktır. Hakk’ı bilmeyene külli mekan nursuzdur. Yol ikrarlık ve rızalık yoludur.

    “SÜRECİN RIZALIK ESASLI ÇÖZÜLMESİ İÇİN GEREKLİ TÜM GAYRETLERİ GÖSTERDİK”

    Değerli canlar;

    Düzgün Baba Cemevi’inde Hasret canımızın peykeri, gerekli rızalık kanalları oluşmadığı için muhafazaya alınmıştır. Ocaklarımız, Talipler, kurumlarımız olarak, toplumsal rızalığı yolumuzun düsturları ile meydanda birlemek sorumluluğumuzdur. İlk açıklamamızda da yol düsturu ve dili dışında yaklaşımlar konusunda duyarlı olunması gerektiğini niyaz etmiştik. Fakat; ilk andan itibaren, inancımızın ahlaki, politik değerlerine uymayan, edep – erkan sınırlarını aşan yaklaşımlarla karşı karşıya kaldık. Dersim Ocaklarımızın yaklaşımını geri, aşiretçi, feodal, bağnaz, İşid kafalı diye tanımlayan kurumlarımızın inanç düsturlu duruşunu İslamcılık, Şiilik olarak yaftalayan, hakikatten yoksun pirsiz ve nursuz açıklamalarla linç kampanyası yürütüldü. Linç ettikleri kurumlar kimler; Düzgün Baba Cemevi ve Demokratik Alevi Dernekleri. Bizler sürecin rızalık esaslı çözülmesi için gerekli tüm gayretleri gösterdik ve göstermeye devam edeceğiz. Muhatap olarak Dersim coğrafyasında ocaklarımızdır, pirlerimizdir ve daha öncedende belirttiğimiz gibi dersim halkıdır. Bir Cem etrafında bir araya gelerek niyazlaşarak  Hasret Gültekin canımızı heykelini dersim de yakışacak bir yere dikilmesidir. Kurumların vereceği bir karar üzerinden olmamasıdır.

    “AKİL OLANLARIN BU SÜRECİ GÖRMESİ TEMENNİMİZDİR”

    Fakat; Dersimi pazara çıkarmak isteyen, Reya Heq Alevi Halkları temsil ettiği fikri topluma dayatılan, Dersimi tam bir sulta altına alan temsiliyetler, şimdi seçim sürecini gözönüne alarak, Dersimi pazara çıkaracak tüccar varis bırakma niyetindeler. Bunu da Hasret canın peykeri üzerinden düşünmekteler. Hal ortadayken nafile bir çabadır, akil olanların bu süreci görmesi temennimizdir. İkrarlı olduğumuz Pir Sultan Abdal Dernekleri duygulamaları ile derdest eden ve kurumsal sorumluluktan uzak bir akıl ile Düzgün Baba Cemevi yönetimine yönelik düşünceleriyle yanılgıdır. Dersimdeki doğanın talanına, Munzur gözelerine, Halvori  mekanına, Mazgirt’in Peri beldesindeki ve ziyaretlere yapılan talana ses çıkarmayanlar, yine Düzgün Baba’ya  yapılan 3 Hilal saldırısına da  ses çıkarmadılar. Nazimiye’deki yol çalışması adı altında maden ocaklarının yolunu açan zihniyete ses çıkarmadılar.  Ayrıca ikrar verdiğimiz ve bilgi paylaşımında bulunduğumuz AABK de bu süreçlerin hiçbirisine ses çıkarmazken yönetici ve tabanının %80-90’nı Kürt Alevilerden oluşurken, anadil ile ilgili hiçbir çalışma yapmazken, Kürt Alevilerin dünya ile ilişkisinde hiç yer vermezken, Erkannamelerine tek kelime Kurmanci ve Kırmancki gulbang koymazken bugün ilk fırsatta gerekli bilgi verilmesine rağmen Yol dilinden uzak bir açıklama yapmaları da halen Kürt Alevi damarı ile hesaplaştıklarının açık göstergesidir.

    “REYA HEQ OCAKLARI BİNYILLARIN BİRİKİMİNİ TAŞIRLAR”

    Reya Heq Alevi Ocaklarını topyekün Hacı Bektaş’a bağlayıp Türk – İslam aklının yapay sol versiyonunu Alevilere dayatan akıllar, bir daha düşünsün. Reya Heq Ocakları binyılların birikimini taşırlar. Dersim Reya Heq Ocaklarının Nişangesidir. Düzgün Baba Cemevine saldırarak itibarsızlaştırmaya çalışıyorsanız bu nafile. Kürt Alevi dendiğinde 100 metre uzağa kaçan, feodal, gerici diyen daha bir gulbangını Kirmancki ya da Kurmanci vermeyenler, Kürtlüğüyle yüzleşmekten korkup sosyal demokratlığa sığınanlar, Aleviliği ile yüzleşmekten korkup sosyalizme sığınanlar bize önerdiğiniz nedir biliyoruz. Kalan geleneğinizi, Ocaklarınızı, Pirlerinizi, Rayberlerinizi unutun Hacı Bektaş’da birleşin. Hacı Bektaş nereye sığındı bilmeden, birlikte neye ikrar verdik bilmeden, inkarınızdır bize önerdiğiniz.

    “REYA HEQ TOPLUMLARI İRADELERİNİ DAĞLARA NAKŞETTİLER”

    Antalya Bozdoğanlar, Tahtacılar, Karamanlar, Toroslar, Hubyarlar dağı, taşı kutsal bilenler, neden birliğiz biliyor musunuz? Baba İshak’tan beri hesaplıdırlar. Selçuklu ile, Osmanoğlu ile daha hesap kapanmadı. Çoluk, çocuk kırdı Osmanoğlu her varlığına el koydu.  O dağlar neden mesken kılındı sanıyorsunuz. Neden kutsal bilir misin? Türkmen’le kadim dostluğumuzun nişanıdırlar. Düzgün Baba’ya laf edenler bunu da aklının bir kenarında tutsun. Reya Heq toplumları iradelerini dağlara nakşettiler. Her yapı yıkılıyor zamanın zamanın sabrı ile. Dağlar ise umudun, doğumun mekanı olarak ayaktadırlar.

    “ARTIK SADECE KERBELAYA AĞLAMAK DEĞİL, KÜLLİ HAKİKATİN DİRENCİ İLE DOSTLARIMIZLA AYAĞA KALKMAK İSTİYORUZ”

    Sevgili Yeter Gültekin size boynumuz kıldan incedir. İradeniz tüm Madımak Şehit aileleri gibi başımız üzerinedir. Meramımızı anlatmamıza rağmen bizler için yaptığınız açıklama bizleri derinden üzmüştür. Şunu bilmeniz bizim için önemlidir. Bizler Reya Heq Aleviler artık sadece anmalarla ayakta kalmak istemiyoruz. Kzılderililer gibi müzelik bir toplum olmak istemiyoruz. Bize dayatılan katliamlardan beslenen akıllar, müzelik olun diyor. Sadece ibret öykünüz olsun diyorlar. Hayır biz iradeli ve ikrarlı bir toplumuz onbinlerce bu yolda şehit vermiş halklarız. Artık biz dünya ile paralel ilişki geliştirmek istiyoruz. Toplumsal ve inançsal modelimiz var. Artık sadece Kerbelaya ağlamak değil, külli hakikatin direnci ile dostlarımızla ayağa kalkmak istiyoruz. Tüm dergahlarımız, ziyaret makamlarımız parası olanın resimlerle, peykerlerle, betonlarla donattığı meknlar olmaktan çıkarmak istiyoruz. İnancın sembol ve sade, doğal halinde kalmasını istiyoruz. Bayramlarımızı unutmak istemiyoruz. Geleneklerimizi unutmak istemiyoruz. Dünyanın Christmis olarak kutladığı Gağan’ı dünya ile paylaşmak istiyoruz. Dünyanın 14 şubat sevgililer günü olarak kutladığı Xızır ayımızı, aşkın ve zamanın ikrarı olarak dünya ile paylaşmak istiyoruz. Hıdrellezi, Heftemalı, Newroz’u tüm dünya ile kutlamak istiyoruz. Gençlerimizin ölüm üzerinden kutsanması değil, cenk ve kahramanlık hikayeleri ile irade ile dünyaya örnek olmalarını istiyoruz. İnancımızın barış dilini anlatmak istiyoruz. Doğa ve Barış ile direnerek. Gençlerimizin intihar etmesini istemiyoruz. İnançları ve kültürlerini inkar etmeden ve unutmadan yaşamalarını istiyoruz. Bahtınıza sığınıyoruz. Eksik anlaşılmayalım.

    “OCAKLARIMIZIN HUZURUNDA MEYDANA ÇAĞIRIYORUZ”

    Düzgün Bawa Mekan-ı Hakktır. Düzgün Bawa meydanında Düzgün Baba Cemevi tüm yöneticileri, Demokratik Alevi Dernekleri tüm yöneticileri Pirleri ile birlikte Yol yürüten Ağuçan, Kureyşan, Bawa Mansur, Dewreş Cemal, Sarı Saltık, Şıx Çoban Ocaklarımızın huzurunda meydana çağırıyoruz. Hakkımızı Hakk etmek istiyoruz. Bu meydan Pirsiz, nursuzların gireceği meydan değildir. İkrarı ağzına sakız etmişlerin de meydanı değildir. Toplumu kendi politik çıkarı için har vurup, harman savuranların da meydanı değildir. Hakk bilen, ikrar ve rıza bilenlerin meydanıdır.

    “OCAKLARIMIZIN HUZURUNDA OLUŞACAK RIZA BAŞIMIZ ÜZERİNEDİR”

    Ocaklarımızın huzurunda oluşacak rıza başımız üzerinedir. Rızalık esaslı tüm yaklaşımlara açık olduğumuz gibi, yolu tanımayan her yaklaşıma karşı da güçlü duruşumuz olacağından Hakk Yol evlatlarının hiçbir şüphesi olmasın. Bizi durmadan nehak iktidarlara jurnalleyenler de şunu bilsin Reya Heq evlatları ilk defa kelleyi koltuğa almadılar. Demokratik Alevi Dernekleri her yöneticisi bu ruh ve duygudadır. Seyit Rıza ikrarımız, Dersim nişangeleri, jiyar, diyarları şahidimizdir. Bu vakitten sonra Düzgün Baba ve Hasret Gültekin’i tartıştırmayacağız. Muhatap arayan Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi Dersimdedir. Kapımız da, bahtımızda açıktır. Madımak Ziyaretgahımız, Hasret Canımız, Hakikat yolumuzdur. Hakk Aynamız, Xızır Yardımcımızdır.

    (HABER MERKEZİ)

  • DAD’dan açıklama: Heykel uygun bir yere dikilecek

    DAD’dan açıklama: Heykel uygun bir yere dikilecek

    PİRHA – Düzgün Baba Cemevi bahçesine 1993 yılında 33 sanatçı ve aydınla birlikte yakılarak katledilen Hasret Gültekin’in heykelinin kaldırılmasına ilişkin bir açıklamada DAD’dan geldi. Yapılan açıklamada, heykelin merkezi bir noktaya taşınması konusunda Gültekin ailesinin, kurumların ve halkın katılımıyla ortak karar alındığı belirtildi. 

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren yakılarak katledilen sanatçı Hasret Gültekin’in heykelinin kaldırılmasına ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    Yapılan yazılı açıklamanın satır başları şöyle:

    “Reya Heq Alevilerin göz nuru Hasret Gültekin canımızın heykelinin, gönül kabemiz Bawa Düzgin’e getirilmesi ile ilgili talihsiz açıklamalara ve toplumsal rızalığı gözetmeyen, gerçeklerden bi haber yaklaşımlar ile karşı karşıyayız. Hakikatten uzak açıklamalarla hedef haline getirilmek istenen, Demokratik Alevi Dernekleri olarak toplumumuzu bilgilendirmek zaruri bir ihtiyaç olmuştur.

    Harde Dewreş’in her taşından ve mekânından sorumluyuz. Zaman insan için sayılarak harcanmaktadır. Xızır’ın bilgisi ve manası olan zaman bu kadar hunharca harcanırken, zamanın her anına tanık olmuş değerlerimizde bunu sayarak tüketen anlayışlarca harcanmak istenmektedir. Bizler evladı ile sınanmış bir toplumuz. Anadolu ve Mezopotamya toprakları hakikat aşkı ile çerağ olmuş Reya Heq evlatlarının destanlarını görmüş, duymuş, tanık olmuştur. Bu hakikat yürüyüşü Harde Dewreş’te taşa, suya, toprağa, solunan havaya nakş olmuştur. Kulli mekân Hakk’ın Cemali olarak görünür olmuştur. Bawa Düzgin’in her taşı bizim için Hasret Gültekin ve Sivas ‘ta şehit olan canlarımızdır. Her kuş hasretimizin sesini bize taşır. Her suyu onun çağıldayan gençliğini bize hatırlatır, her esintisi evlat kokar. Mana külli mekândır. Manayı bilmeyen madde görür. Madde gören cisim beller. Cismi Hakk olanın maddeye ihtiyacı yoktur. Onu maddeye bezeyenler hakikati zerre zerre elleriyle, gözleriyle, dişleri ve dilleri ile parçalamaktalar. Bawa Düzgin tüm gerçeği ile ortadadır ve Hasret her zerresindedir. On binlerce kefensiz yatan Dersim evladı gibi bağrımıza basmışız, gerçeğini bilmişiz. Gerçeği cisme nam edenler zamana kör olan, namzet sıfatlı çığırtkanlardır.

    Düzgün Bawa Cemevi, Demokratik Alevi Dernekleri ile rızalı, ikrarlı, musahip kurumdur. Tüm hakikat sürdürücüleri ile musahipliğimiz gibi. Bawa Düzgin mekânına bugüne kadar hizmet etmiş tüm canlar, eksiği ile fazlası ile gayret etmişlerdir. Hepsinin gayreti Hakk Dergâhı’na yazılsın. Fakat toplumumuz ve Nazimiye halkı tarafından açık görülmüştür ki. Düzgün Bawa Cemevi yönetimini devralan canlar ilk günden itibaren, ziyaret ve ikrar meydanımız olan Bawa Düzgin makamına liyakat ile hizmet etmekte, rızalığı ve Reya Heq Aleviliğin düsturları ile ocaklarımızın rehberliğinde yol yürümektedirler. Bu yönüyle gayretlerine tanığız ve gayretlerine niyazımız vardır. Hakk Aynaları, Xızır yardımcıları olsun.

    “OLUŞACAK TARTIŞMANIN ÖNÜNE GEÇİLMEK İSTENDİ”

    Demokratik Alevi Dernekleri Eş Başkanımız Musa Kulu canımız bu süreci muhatapları ile görüşme sürecinde, Ocaklarımızın ve halkımızın rehberliği için fikir danışmıştır. Ocaklarımız Düzgün Bawa makamına heykel dikilmesinin doğru olmadığını, bu durumun Hasret canımızı ve Sivas ‘ta şehit düşen canlarımızı tartıştıracağı, ailemizi üzecek durumlara sebebiyet vereceğini belirtmişlerdir. Bu durumun maddi görünürlüğü cisimleştirmek isteyen herkes tarafından kullanılır olacağı kaygısını da açık etmişlerdir. Bedel ödeyen her canımız Heq ve Hakikat yolunda Cerağ olmuştur. Bedel ödeyen her can bizim değerimizdir. Olur ki yarın başka bir değerimizin heykelinin dikilmesi talebi gelirse tartışmaların önüne geçilmez. Cümle kuran her can bu hassasiyeti gözetlemelidir. Bunun yerine Hasret canın heykelinin Dersim’in ya da ilçelerinden Nazimiye’nin merkezi bir noktasında dikilmesini önermişlerdir. Bu temelde Musa Kulu canımız, Hasret canımızın sevgili eşi Yeter Gültekin’e Ocaklarımız’ın hassasiyetini paylaşmıştır. Hasret canımız ve Sivas şehitleri üzerinden oluşabilecek tartışmanın önüne geçmek istemiştir. Ayrıca, Düzgün Bawa Cemevi başkanı Sinan Kırmızıçicek can, heykeli yaptıran Sinan Samat can ile görüşmüş, oluşabilecek sorunları anlatmış heykelin Düzgün Bawa, mekanın dışında il ve ilçemizde uygun bir mekana dikilmesi önermiştir ve ikrarlaşmışlardır. Nazimiye Belediye başkanı ile de görüşülmüş bu konuda uygun bir mekana dikilmesi konusunda olur alınmıştır. Sonuç olarak Ocaklarımızın, kurumların, ailenin ve halkımızın katılımı ile Hasret Gültekin canımızın ve Sivas şehitlerinin isimlerinin yazılı olduğu heykelinin belirlenecek merkezi bir noktaya taşınması ve açılışının yapılması doğru görülmüştür.

    “İKİ AYDIR KURUMUMUZ HEDEF GÖSTERİLDİ”

    Fakat iki aydır kurumumuz üzerinde hedef gösterme, etkisiz hale getirme, tartıştırma ve ihbarcı haberler üretme konusunda da daha önce de tanık olduğumuz çığırtkanlar, hemen devreye girmiş asparagas haberler üretmiş, heykele saldırı oldu gibi göstermişlerdir. Üzülerek belirtelim ki bazı siyasi yaklaşımlardan ve şahıslardan da güç almışlardır. Hâlbuki sorunu çözmek, çözüm üretmek politikadır. Yöntem ise ahlakiliktir bundan dolayı Reya Heq Alevi inancı ahlaki ve politik bir inançtır. Yolumuz bunu Edep – Erkan olarak tanımlamıştır. Üzerinde durulması gereken konulardan birisi de bu inancın içinden gelen aktif siyaset yapan dost ve can bildiğimiz kişilerin musahip kurum yöneticilerinin olayla ilgili araştırma yapmadan yetkili kişilerden bilgi almadan rızalık sağlanmadan tartışmaya ve yıpratmaya yol açacak ulu orta söylemlerde bulunmasıdır.

    SORUNU DERİNLEŞTİRMEK”

    İnancımızda doğru söz Heq kelamıdır. Bizler doğru sözü ibadetten sayarız. Bu ilke ihlal edilmiştir. Bundan sonra benzer konularda söz söylenirken araştırma yapıp gerçek bilgiye ulaştıktan sonra açıklama yapmaları Edep – Erkan dahilindedir. Asıl olan doğru zamanda ve mekânda söz söylemek sorun çözmektir. İnanç adına cümle kuranlar, çağrı yapanlar, düşünce belirtenlerin bu düstura uymaları gerekirdi. Sorunu derinleştirmek, tartıştırmak amaç olmamalı yerinde ve zamanında çözüm üretmeye katkı sunulmalıydı. Talihsiz ve bilgi yoksunu yaklaşımlar, kemaletten uzak açıklamalar bizleri derinden yaralamıştır.

    “HEYKEL UYGUN BİR MEKANA DİKİLECEK”

    Bizler Harde Dewreş’in mana yüklü diline ikrarlıyız, dilimiz Xızır’ın dilidir. Cigeram ile başlayan mahcubiyetine ve saygınlığına ikrarlıyız. Bu nedenle Dersim manası ile kendini görmüş her canımızdan bu yaklaşımı ve kemaleti beklemekteyiz. Hasret Gültekin canın ve Sivas şehitlerinin isimlerinin yazılı olduğu heykel ile ilgili bir mutabakat zemininde, şehrin merkezi bir noktasına taşınması için elimizden gelen tüm gayreti göstereceğimizi Dersim halkı ve tüm Reya Haq kurum ve halkları emin olsunlar. Heykelin uygun bir mekâna dikilmesi için tüm kamuoyuna canlara halkımıza çağrımızdır. Gelin hep beraber bir an önce Haq Meydanı’nda Pir Divanı’nda rızalaşarak Hasret canımız ve Sivas Şehitleri’nin manevi huzurunda dara duralım. ” (HABER MERKEZİ)

  • Düzgün Baba Cemevi’nden Hasret Gültekin açıklaması

    Düzgün Baba Cemevi’nden Hasret Gültekin açıklaması

    PİRHA – Düzgün Baba Cemevi bahçesine 1993 yılında 33 sanatçı ve aydınla birlikte yakılarak katledilen sanatçı Hasret Gültekin’in heykeli dikildi. Ancak Hasret Gültekin’in heykelinin sökülerek kaldırıldığı haberleri sonrası Düzgün Baba Cemevi Yönetim Kurulu tarafından bir açıklama yapıldı. Açıklamada, “Düzgün Baba’da heykelin kurulmasına toplumumuz tarafından rızalık verilmemiştir. Heykel Nazımiye ilçesine dikilecek ” denildi. 

    Düzgün Baba Cemevi Yönetim Kurulu tarafından sanatçı Hasret Gültekin’in heykeline yönelik ‘saldırı’ iddialarına yapılan açıklama şöyle:

    “KAMUSAL KİMLİĞİMİZE YÖNELİK BİR SALDIRI”

    18.07.2020 tarihinde Düzgün Baba’da yıkıldığı, saldırıya uğradığı gibi akla ve mantığa uymayan ahlak ve vicdanla bağdaşmayan bir takım asparagas haberler servis edildiğini üzüntüyle görmekteyiz. Bu konunun birinci derece muhatabı olan başkanı ve yönetim kurulunun bilgisi ve görüşü alınmadan bu konunun aslı sorulmadan bu haberlere itibar edip sosyal medya ve basında kurumsal kimliğimize dönük bir saldırı ve karalama kampanyasına dönüştürülmek istenmektedir. Bu durumun açığa kavuşturulması halkımızın doğru bilgilendirilmesi hususunda bir açıklama yapmak zaruriyeti doğmuştur. Dersimli iş insanı Sinan Samat iki yıl önce Düzgün Baba Cem Evi eski başkanıyla görüşme yapıyor. Cemevinin yan tarafında kendisine bir alan tahsis ediliyor. Bu alanda Sivas Şehitleri hatıra ormanı kuruluyor ve bu mekanda kendi eşinin ismiyle bir tabela dikiliyor. Ayrıca bu alana Hasret Gültekin canımızın heykelinin kurulacağı bir duvar örülüyor.

    “ORTAK KANAAT DÜZGÜN BABA’DA HEYKEL YAPILMAMASI YÖNÜNDE”

    11.06.2019 tarihinde Düzgün Baba Cemevi Yönetim Kurulu ve Başkanlığında bir değişim yaşanmıştır. Düzgün Baba Raa Haq-Hakk Yol Aleviliğinin serçesmesidir. Toplumumuzun en önemli inanç ve itikat merkezidir. Bu mekanın kutsiyeti, maneviyatı, doğallığını korumak burada hizmet veren canların temel görevidir. Sivas Şehitleri bizim ve halkımızın temel değerleridir. Bugün gerek Türkiye gerekse Avrupa da varolan Alevi kurumları, cemevleri bu şehitlerimizin külleri üzerinden varolmuşlardır. Bunu reddetmek kendi varlık gerekçemizi inkar etmek anlamına gelir. Düzgün Baba Cemevi Yönetim Kurulu olarak sosyal, kültürel ve toplumsal anlamda önemli çalışmalar yapmaktayız. Hizmet verdiğimiz bu dönem içerisinde gerek Düzgün Baba’ya gelen ziyaretçi canlar gerek Nazımiye halkı gerekse birçok ocağımız, pirlerimiz, analar ve toplumsal kurumlarımızın görüşleri alınmış tarafımızca bir kamuoyu yoklaması yapılmış ortak kanaat Düzgün Baba’da heykel yapılmaması yönünde bir irade açığa çıkmıştır.

    “TOPLUM TARAFINDAN RIZALIK VERİLMEMİŞTİR”

    Düzgün Baba’da heykelin kurulmasına toplumumuz tarafından rızalık verilmemiştir. Bütün bu süreci ve eğilimi heykeli dikmek isteyen iş insanı Sinan Samat’a defalarca ısrarla iletmemize rağmen bu konuda kendisini ikna edemedik. Kendisi de Avrupa’da birçok görüşme aldığını ve insanların çoğunun olumlu karşıladığını beyan etmiştir. Ayrıca üç yıllık bir çalışma olduğunu emek verdiğini bu konuda var olan tepkilerin kısa sürede yatışacağını ifade etmiştir. Son olarak kendisine cemevi yönetimi olarak Dersimde bulunan ocaklarımızı, pirler, analar, yerel yönetimler, inanç önderlerimiz ve sivil toplum örgütlerinin hazır bulunduğu Düzgün Baba’da bir muhabbet cemi yapalım, buraya gelen bütün bu canların ortak akıl, konsensüs ve rızalıklarını alarak bu canımızın heykelini dikelim dedik. Bu önerimizde dikkate alınmadı. Kısa bir süre önce Hasret Gültekin canımızın heykeli getirildi. Bizler de yönetim olarak Düzgün Baba’daydık. Heykel rızasız dikildi. Bizler de gerek bu değerlerimize gerek şehit ailelerimize gerekse verilen emeğe duyduğumuz saygı gereği herhangi bir olumsuz tavır içine girmedik.

    “HEYKEL NAZIMİYE İLÇE MERKEZİNE DİKİLECEK”

    Yönetim kurulumuzla bu durumu değerlendirdik. Düzgün Baba’da Hasret Gültekin ve diğer şehitlerimizi tartıştıracak ve değer ailelerimizi incitmemek adına bir açılış planlamasını başlattık. Fakat heykelin dikildiği günden itibaren gerek Düzgün Baba’ya gelen ziyaretçiler gerek ilçe halkı Türkiye’nin her tarafından ve Avrupa’dan yoğun bir eleştiri ve tepkiyle karşı karşıya kaldık. Bunun üzerine heykeli dikmek isteyen Sinan Samat ile yeniden bir görüşme yaptık. Kendisini bir kez daha toplumsal kurumlarımız ve halkımızdan rızalık alıp bu süreci böyle yürütelim dedik. Bu konuda irademiz bir kez daha dikkate alınmadı. İyi niyetimiz suistimal edildi. Tepkiler yoğunlaşınca Sinan Samat bizimle görüşme talebinde bulundu. Yaptığımız görüşme neticesinde kendisine Hasret Gültekin canımızın h heykelinin Dersim merkez veya Nazımiye ilçe merkezine taşıyalım. Bütün kurumlarımızın katılacağı şehitlerimize ve onların anısına yakışır bir etkinlikle bu çalışmayı taçlandırmak gerektiğini önerdik. Sinan Samat bu konuda bize heykelin taşınması konusunda insiyatifin Düzgün Baba cemevi yönetim kurulunda olduğunu söyleyerek rızalık verdiğini beyan etmiştir. Biz de rızalık aldıktan sonra Nazımiye belediye başkanı ile görüşme aldık. Heykelin Nazımiye’de dikilmesi konusunda talebimiz oldu. İlçe merkezinde kurulabileceği konusunda onay aldık.

    “HASRET GÜLTEKİN’İN EŞİ BİZİMLE İLETİŞİME GEÇMEDİ”

    Değer ailemiz olan Hasret Gültekin canımızın eşi bu çalışmanın ilk gününden son gününe kadar bizi aramamış fikrimizi görüşümüzü sormamış ve rızalığımızı almamıştır. Yeter Gültekin canla heykelin taşınacağı gün bir görüşmemiz olmuş kendisine bu konuda tarafımızca bilgi verilmiş toplumumuzun Düzgün Baba’da heykel dikilmesine rızalık vermediği kendisine aktarılmıştır. Düzgün Baba’nın kutsallığı ve maneviyatına saygı duyulması konusunda toplumun beklentilerinin dikkate alınması gerektiği söylenmiştir. Hasret Gültekin canımızın heykeli Düzgün Baba’da bulunan canların itinalı bir çalışmayla kaldırılmış yeni kurulacak yere götürülmek amacıyla cemevimizde bulunan cem salonumuzda bekletilmektedir.

    Şehitlerimizin anısına yakışır bir açılış planlaması yapılırken ve heykeli yaptıran iş insanının rızalığı alınmışken bugün basında ve sosyal medyada aslı astarı olmayan bir haber yayılmıştır. Düzgün Baba Cemevi yönetim kurulu olarak gerek Sivas Şehitleri gerekse hak ve hakikat uğruna şehit düşmüş bütün canlarımızın takipçileriyiz. Bize dönük bu karalama kampanyasının sistemden bağımsız olmadığını bir merkezden bilinçli ve planlı organize edildiğini bilinmesini istiyoruz. Bu konuda dostlarımızın ve duyarlı halkımızın daha duyarlı olmasını istiyoruz. Dost düşman herkes bilsin ki gücümüzü halkımızdan ve haklılığımızdan alıyoruz. Sırtımızı ne gerici sisteme ne de herhangi bir siyasi güce dayamamışız. Yönümüzü, yüzümüzü Bawa Duzgın’e dönmüşüz. Onun adaletine sığınmışız. Sinan Samat ve onun gibileri çok zengin olabilirler çok paraları olabilir. Değerlerimiz üzerinden reklam yapma ve rant elde etmelerine müsaade etmeyiz. Zemin olmayız tahammül etmeyiz. Sermayenin gücüyle her istedikleri şeyi yapamayacaklarını, yereldeki halkın iradesinin yok sayılmasına ve rızalığının alınmamasına karşı duruşumuzdan taviz vermeyiz. Aşk ile…”

  • Sivas’ta yakılarak katledilen Hasret Gültekin’in hayatı sahneye taşınıyor

    Sivas’ta yakılarak katledilen Hasret Gültekin’in hayatı sahneye taşınıyor

    PİRHA – 1993 yılında Sivas’ta Madımak Oteli’nde yakılarak katledilen ozan Hasret Gültekin’in yaşamı, “Hasret-Hasret Gültekin Türkü Müzikali” ile sahneye taşınıyor.

    1993 yılında Sivas’ta Madımak Oteli’nde 34 kişiyle birlikte yakılarak katledilen ozan Hasret Gültekin’in yaşamı, “Hasret-Hasret Gültekin Türkü Müzikali”yle sahneye taşınıyor.

    Berlin merkezli Theater28’in ilk Türkiye prodüksiyonu olan oyun, Mart ayından itibaren Türkiye ve Avrupa’da sahnelenecek.

    Şirin Aktemur’un senaryosunu yazdığı ve yönettiği oyunda Hasret Gültekin’e Devrim Evin hayat veriyor. Sahnede ona bağlamasıyla Deniz Türkan eşlik ediyor.

    Üç yıllık uzun bir araştırmanın ardından kaleme alınan oyunda 22 yaşında hayatını kaybeden Hasret Gültekin’in bilinmeyen yönleriyle birlikte ailesinin verdiği bilgiler ışığında bugüne dek bilinmeyen değerleri de anlatılacak. Ozanın bugüne kadar seslendirdiği türküler de sahnede canlı olarak çalınıp söylenecek.

    Madımak Katliamı’nın unutulmamasının ve adının katliam olarak tanımlanabilmesinin önemine değinen yönetmen Şirin Aktemur, müzikalle ilgili olarak “Katillerin cezalandırılmaması ama kimsenin de intikam duygusu taşımaması, bugün de benzer şekilde hayatların yarım bırakılması ve hasretlik… Aslında sanatın hep gerçek olanla ilgilendiğini söyleyebilirim. Gerçeklik ne kadar samimiyetle anlatılırsa seyirci anlatılanı o denli yüreğine alır” dedi.

    Sahne programı şöyle:

    15 Mart, Ankara Yılmaz Güney Sahnesi

    20 Mart, Berlin Tiyatro Festivali kapsamında Akademie der Künste

    28 Mart, İzmir Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi

    29 Mart, İzmir Menemen – Kubilay Kültür Merkezi

    5 Nisan, Kenter Tiyatrosu

    8 Nisan, MOİ Sahne

    15 Nisan, İzmir Narlıdere Kültür Merkezi’nde

    16 Nisan, İzmir Torbalı Belediye Kültür Merkezi

    3 Mayıs, Londra Millfield Theatre

  • Hasret Müzikali Yönetmeni: Bir kişinin hayatı özelinde 33 canı anlattık-VİDEO

    Hasret Müzikali Yönetmeni: Bir kişinin hayatı özelinde 33 canı anlattık-VİDEO

    PİRHA – Hasret Gültekin Müzikali, Ankara’da Yılmaz Güney Sahnesi’nde gösterildi. Müzikalin yazarı ve yönetmeni Şirin Aktemur, Hasret Gültekin’i canlandıran Oyuncu Mert Kılıç ve müzikali izleyen Gülşen Aktemur PİRHA’ya konuştu. 

    Bundan 3 yıl önce Yazar Şirin Aktemur’un kaleme aldığı tek kişilik müzikal olan ve Mert Kılıç’ın oyunculuğunu üstlendiği son yılların en önemli belgesellerinden Türkü Müzikali, Hasret Gültekin’in çocukluk günlerinden 2 Temmuz’da Madımak’ta katledildiği ana kadar olan yaşamındaki önemli anları anlatıyor. Perdeye uyarlanan Hasret Gültekin Müzikali, Ankara Çankaya Belediyesi Yılmaz Güney Sahnesi’nde gösterime girdi.

    “MÜZİK VE TİYATRONUN GÜCÜNE İNANIYORUZ”

    Müzikale ilişkin PİRHA’ya konuşan müzikalin yazarı ve yönetmeni Şirin Aktemur, “Bu oyuna çalışmaya 3 sene önce başladık. Hasret Gültekin’in hayatını yazmaya karar verdiğimizde önce eşi Yeter Gültekin ve oğlu Roni Gültekin ile birlikte çalışmaya başladık. Onlar Hasret Gültekin’in hayatını, anılarını, dünyasını bize anlattılar. Bütün süreçte hep yanımızdaydılar. Sonrasında İstanbul’da annesi, kardeşleri ve arkadaşlarıyla görüşmeler yaptık. Devamında Mert Kılıç’la birlikte oyunun sahnelenmesi gerçekleşti. Müzik ve tiyatronun gücüne inanıyoruz” dedi.

    “25 SENE ÖNCE YAŞANAN ACILAR HALA SICAK”

    Aktemur, “25 sene önce yaşanan bu olayın, acıların hala sıcak olduğunu düşünüyoruz. Ne yazık ki davanın zaman aşımına uğraması bu olayın gerçekliğini, acısını kaybettirmiyor. Ve hala sokakta gençlerin bombalar altında öldürülmesi bize bu olayların ne yazık ki yinelendiğini hatırlatıyor. O yüzden böyle bir oyun yapma ihtiyacını hissettik” diye konuştu.

    “BİR KİŞİNİN HAYATI ÖZELİNDE 33 CANI ANLATTIK”

    Müzikalde Hasret Gültekin’i canlandıran Mert Kılıç ise şunları ifade etti:

    “Biz bu yola bundan 3 yıl önce çıktık. Çünkü Sivas’ın yangını hala sönmemişti. Ankara’da, Suruç’ta bombalar patlıyordu. Toplum bu acıları yaşamaya devam ediyordu. Biz burada bir kişinin hayatını, özelinde 33 canı anlattık. Topluma ve herkese bir şeyi bir kez daha hatırlatmak istedik. Bu toplumun kaderi olmasın istedik Biz bundan dolayı bu projeyi yaptık.”

    Müzikalin izleyicisi Gülşen Aktemur ise duygularını şöyle dile getirdi:

    “Şu an yeni oyunu izledim ve dışarı çıktım. O günleri yaşadım. Çok hüzünlü çok kötü günlerdi o günler. Tekrarlanmaması dileği ile. Gencecik 33 canı aldılar. Duygularımı daha fazla ifade edemiyorum. İçim o kadar doluki kızımın ve ekibinin ellerine sağlık. Hüzünlü de olsa bazı şeyleri açığa çıkardıkları için onları kutluyorum” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA  

  • Hasret Gültekin’in hayatı ‘Hasret’ adlı tek kişilik türkü müzikalinde

    Hasret Gültekin’in hayatı ‘Hasret’ adlı tek kişilik türkü müzikalinde

    PİRHA- Şirin Aktemur kendi ifadesiyle tek kişilik türkü müzikali ‘Hasret’i anlattı. Aktemur, Hasret Gültekin’in hayatını tek kişilik türkü müzikali “Hasret”in ardından seyircide iz bırakan duyguların “Madımak katliamını hatırlamak, unutmamak, adının katliam olduğunu tanımlayabilmek, katillerin cezalandırılmaması ama kimsenin de intikam duygusu taşımaması, bugün de benzer şekilde hayatların yarım bırakılması ve hasretlik” olduğunu söylüyor. 

    Devlet Tiyatrolarında üç sezon boyunca seyircilerin ilgiyle takip ettiği Neşet Ertaş’ın hayatını anlatan “Neşet’den aşk” yazarı Şirin Altemur bu defa da Hasret Gültekin’in hayatını oyunlaştırarak “Ekip-iz” tiyatro grubuyla birlikte sahneye taşıdı.

    Şirin Aktemur kendi ifadesiyle tek kişilik türkü müzikali ‘Hasret’i anlattı.

    Birgün’den Şenay Eroğlu Aksoy, Şirin Aktemur ile söyleşi gerçekleştirdi.

    Bu oyunu yazmaya karar verdiğinde ilk önce Hasret Gültekin’in eşi Yeter Gültekin’le Berlin’de uzun görüşmeler yapan Aktemur, sonrasında annesi, kardeşleri, arkadaşlarıyla görüşmeler yapıp 3 yılık bir çalışmanın ardından ‘Hasret’i sahneye taşıdı.

    “25 YIL ÖNCE MADIMAK’TA OLDUĞU GİBİ”

    Aktemur, Neşet Ertaş’ın hayatının ardından Hasret Gültekin’i sahneye taşıma fikrinin nasıl ortaya çıktığını şöyle anlattı:

    “Bütün çalışmalar sırasında bir yandan Neşet Ertaş’ın sesi, diğer yandan oyunda Neşet Ertaş’ı oynayan ve türkülerini çalıp söyleyen sanatçımız Mert Kılıç’ın sesi günler boyu hep kulağımdaydı.

    Neşet Ertaş’ın insana ve hayata bakışı ona kaynaklık eden felsefeler ve inançlarla; Mert Kılıç’ın sesinin ve bağlamasının Hasret Gültekin’i anımsatması, söylediğiniz gibi bize sessizce Hasret Gültekin’i çağırdı. Tam da o günlerde meydanlarda bombalar altında, onlarca gencin hayatı yarım bırakılırken; tıpkı 25 yıl önce Madımak’ta olduğu gibi. Davalar zamanaşımına uğradıkça ne yazık ki katliamlar birbirini tekrarlıyordu.”

    29 MAYIS’TA YILMAZ GÜNEY SAHNESİ’NDE

    Aktemur, oyunun ardından seyircide iz bırakan duyguları şöyle sıraladı:

    “Madımak katliamını hatırlamak, unutmamak, adının katliam olduğunu tanımlayabilmek, katillerin cezalandırılmaması ama kimsenin de intikam duygusu taşımaması, bugün de benzer şekilde hayatların yarım bırakılması ve hasretlik. Ama finalde de göz ışığı gibi bir umut yanması, Hasretle…

    Ankara’daki en yakın gösterim 29 Mayıs 2018’de Yılmaz Güney Sahnesi’nde gerçekleşecek. Sonrasında Türkiye’de ve Avrupa’da farklı şehirlerde turneler düzenlenmesi planlanıyor. (HABER MERKEZİ)

     

  • Bu kez Hasret Gültekin’in resminin olduğu panoya saldırdılar

    Bu kez Hasret Gültekin’in resminin olduğu panoya saldırdılar

    PİRHA – Ankara Dikmen Öveçler Mahallesi’nde geçtiğimiz günlerde açılışı gerçekleştirilen,”Hasret Gültekin” parkında bulunan Madımak’ta katledilen Hasret Gültekin’in silüeti ve resminin olduğu pano tahrip edildi. Saldırıyı, PSAKD GYK üyesi Ali Üngörmüş sosyal medya hesabından duyurdu.

    Son dönemlerde Alevilere ve Alevi örgütlülüğüne yönelik saldırılar devam ediyor. Bu kez de Ankara Dikmen’de bulunan Hasret Gültekin Parkı’ndaki Hasret Gültekin’in siluetinin bulunduğu panolar tahrip edildi.

    Ankara Dikmen Öveçler’de bulunan Hasret Gültekin Parkı’nda Hasret Gültekin’in silueti ve panosunun olduğu pano yıkıldı. Olayı duyuran PSAKD GYK üyesi Ali Üngörmüş, şunları ifade etti:

    “Dikmen Öveçler’de geçmiş günlerde açılışı gerçekleştirilen,”Hasret Gültekin” parkında bulunan Madımak Katliamı’nda kaybettiğimiz Hasret’imizin silueti ve resminin olduğu panoyu akşam saatlerinde bu duruma getirilmiş olarak gördük. Bu bir kazayla mı oldu? Ya da son zamanlarda sıkça karşılaşmış olduğumuz Pir Sultan örgütlülüğüne yapılan saldırıların devamımıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Aşık Ummani: Bağlama, bütün müzik aletlerinin sesini içinde barındırıyor-VİDEO

    Aşık Ummani: Bağlama, bütün müzik aletlerinin sesini içinde barındırıyor-VİDEO

    PİRHA – Sıcak bir yaz günü Hacıbektaş’ta karşılaşıyoruz Aşık Ummani ile. 67 yaşında Aşık Ummani. Hala bağlama çalıyor. Bağlamanın ustaca kullanıldığı zaman, içinde bütün müzik aletlerinin sesini barındırdığını söylüyor. Aşık Ummani “Bağlama, konçertoyu içine aldı. Dünyada müzik aletlerinin lideri oldu. Gaye buydu.” diyor.

    Haberin Videosu

    5 yaşındayken babasını bir iş kazasında kaybediyor Aşık Ummani. Çamşıh’ın Şahin Köyü’nde büyüdüğünü ve adının Battal Erden olduğunu söylüyor. Ummani ismini nasıl aldığını ise şöyle anlatıyor bize:

    “Akşamleyin köyde bir muhabbet oldu. Orada dediler ki; ‘Efendim bizim böyle böyle bir yetimimiz var. Bunu da bir dinler misiniz?’ Sonra çağırdılar beni gittim niyaz ettim. ‘Oğlum bir tane söyle’ dediler bana. Gözümü yumdum. Elimi kulağıma attım. Söyledim. Orada ismimi koyuyorlar, diyorlar ki ‘Bu çocuk bir Umman. Bu çocuğa bir bağlama alın.’  O günden sonra adımı Umman koyuyorlar.”

    Kuzuları otlatırken düdük çalan Aşık Ummani yavaş yavaş bağlama çalmaya da başlıyor. Aşık Ummani ilk okulu bitirdikten sonra İstanbul’a gidiyor. İstanbul’da Aşık Daimi ile tanışmasını şu dizelerle anlatıyor:

    “İstanbul’da eniştemin kahvehanesi vardı. Çamşıh Kıraathanesi. Onun arkasında Daimi babanın saz dükkanı vardı. Kıraathanenin karşısında bir bodrumda Muhlis Akarsu terzilik yapıyordu. Biz Daimi babanın yanına gidip gelmeye başladık. Ben zaten köyde Ali Ekber Çiçek’in türkülerini dinleye dinleye deyişleri söyleye söyleye yavaş yavaş sazımı tutup ağzımı uydurmaya başlamıştım.”

    “BAĞLAMA ÇALACAKSIN BAĞLAMA”

    1964 yılına doğru Ruhi Su’nun dershanesine giderek orada notaları tanımaya başlayan Aşık Ummani, Gülbin Kılıç, Yıldız Yurtsever, Yıldız Tezcan, Bedia Akartürk gibi birçok sanatçıya bağlama çalıyor. Askere gidene kadar 23 perdeden 29 perdeye kadar olan bütün sazları çalıyor. Askerdeyken bandoya giren Aşık Ummani burada klarnet, trompet, saksafon gibi birçok müzik aleti çalıyor. Askerden döndükten sonraki bir anısını şöyle anlatıyor Aşık Ummani:

    “Ağuçan Ocağı’ndan Mehmet dede falan vardı Beyoğlu’nda. Dedi ki ‘Oğlum ne çalıyorsunuz siz? Abidik gubidik, bundan ne anlıyorsunuz? Hele hele Umman, oğlum sen ne çalıyorsun?’ Tabi hiçbir şey diyemiyoruz biz. Diyor ki ‘Bağlama çalacaksın bağlama.’ ‘Ne bağlaması’ dedim. Dedi ki ‘Veysel çalıyor ya oğlum’.”

    Askerden sonra gittiği Divriği’de sazının kolu kırılan Aşık Ummani, sazını tamir ettirmek için gittiği marangozun geyik tırnağını sazın kolunun ortasına taktığını böylece bağlamasının 16 perde olduğunu söylüyor. Bu sırada Arif Sağ’ın bağlama üzerinde denemeler yaptığını ancak kendisinin bundan, sonradan haberi olduğunu belirtiyor.

    BAĞLAMADA DENEMELER YAPMIŞ

    Bağlamanın içinde birçok müzik aletinin sesini barındırdığını ve kendisinin o yıllarda bunu açığa çıkarmaya çalıştığını söylüyor Aşık Ummani. Divriği’de bağlama çalan bir dedenin yanına giden Aşık Ummani oradaki çalışmasını anlatıyor kısaca:

    “Perdeleri onun sazına uyduruyorum üç ay, beş ay, altı ay, yedi ay filan çekiyorum, ileri geri götürüyorum. Dede düzen veriyor. En sonunda o düzeni buldum. Biz bağlama abdal düzenini biliyoruz. Fakat o başka. Hem yukarıdan ayarlıyor, hem aşağıdan ayarlıyor.”

    “OĞLUM GİBİ SEVERDİM HASRET’İ”

    1981 yılında rüyasında Piri görerek Hacıbektaş’a giden Aşık Ummani, uzun yıllar dergahta çalmış ve Dertli Divani, Hasret Gültekin gibi isimlerin dergaha gelerek onlarla birlikte çaldıklarını da söylemeden edemiyor. O günleri şöyle anlatıyor Aşık Ummani:

    “Çok aşıklar var. Hemen hemen şuanda piyasada olan ustaların hepsi yanımıza geldiler, orada yetiştiler. Hatta ‘Çeke çeke ben bu dertten ölürüm’ müziğini Hasret’e ben verdim. Hasret benim şelpemi aldı. Oğlum gibi severdim Hasret’i. İlk konserini Karabük’te demir çelik işletmelerinin orada yaptık. Ondan sonra Hasret Avrupa’ya gitti.”

    DENEMELERİ SIRASINDA ÇOK SAZ BOZMUŞ

    “Bizim bağlamamız Türkiye genelinde lider oldu. Bütün müzik aletlerinin lideri. İyi güzel de dünya konçertosunu içine almıyor. Bu nasıl iş?” diyen Aşık Ummani bir süre konçertonun seslerini araştırıyor. Araştırmaları sırasında çok saz bozduğunu söyleyen Aşık Ummani denemelerini anlatıyor bize:

    “Uğraşırken birkaç tane saz bozdum. Yusuf Toraman iki üç tane saz yaptı. Sağ olsun Ali Ekber ağabeyin sazı gibi 45-50 parçadan saz yapmıştı Yusuf Toraman. Götürdüm bir iki ay çaldım, dedim ‘Bu olmadı usta.’ Hiçbir şey demedi. İkinciye bir saz daha aldım ‘Ya neyi çalamıyorsun sen? Ne yapıyorsun neyi beğenmiyorsun?’ dedi. Söylemiyorum da. Çünkü usta bir adam. Yusuf Toraman’ın yeğenleri Şafak ve Görsel var. Çocuklar hakikaten tanıdıklarımın içinde Türkiye’nin en iyi sazını yapan ustalarından. Arif hocaya saz yapıyorlar. Baktım ona uygun sesler. Konçertonun sesini dinledim. Akorta baktım. Tuttu. Sazın kolunun içinde ‘re’ perdesine kadar olan yeri boşalttım. Gele gele çanak 42’ye çıktı. Gidip Şafak’a söyledim. Dedi ki ’42 çok güzel. Arif hoca da 42 çalıyor.’ Yaptığı sese baktı çok güzel. Tabi çok zorluğu var. Önce perdelerin arası yakındı. Rahatça olduğu gibi çalıyorduk. Şimdi beş, altı ay geçti çalamıyorum, kolu kalın geldi, bir daha gittim. Altı yedi sefer gittim. Sağ olsun Şafak’ın küçüğü Görsel inceltiyor, kalınlaştırıyor, dolduruyor. Şuan da tuttu.”

    Gayesinin bağlamayı dünyada müzik aletlerinin lideri yapmak olduğunu söyleyen Aşık Ummani bu çalışmada son aşamaya gelindiğine olan inancını şöyle anlatıyor:

    “Artık bağlama konçertoyu içine aldı. Dünyada müzik aletlerinin lideri oldu. Gaye buydu. Eğer bağlama ustaca kullanılırsa bütün müzik aletlerinin sesini içinde barındırıyor.”

    Suay Abak/HACIBEKTAŞ

  • Tarihin kara lekesi Madımak yangını ve sonrası

    Tarihin kara lekesi Madımak yangını ve sonrası

    PİRHA- Alevilerin tarihte yaşadıkları katliamların sayısı yüzlerle ifade edilmektedir. Ancak 2 Temmuz 1993 yılında Sivas Madımak otelinde 33 aydının yakılması bu zulüm tarihinin en barbarcalarındandır. Sivas’a giden ve Pirleri Pir Sultan’ı anmak isteyenlerin maruz kaldığı bu katliamla henüz yüzleşilmedi.

    Televizyonlarda canlı yayınlanan bu vahşet anını yaşayanların unutması elbette mümkün değil. Ancak hafızayı tazelemek ve yeni kuşakların hafızasına da aktarmak için o tarihin nasıl geliştiğine ve sonrasına bir kez göz atalım.

    PİR SULTAN ABDAL ANMASI 4. YILINDA

    İlki 1989 yılında gerçekleştirilen Pir Sultan Abdal etkinlikleri giderek kitleselleşmiş ve uluslararası bir etkinliğe dönüşmüştü. 4.’sünün gerçekleşeceği yıl olan 1993 yılında ise Türkiye’nin ne kadar önemli aydını varsa bu etkinlikte olacaklarını bildirmişlerdi.

    30 Haziranda başlayan etkinliğin ilk gününde, gerici güruh, “Aziz Nesin Sivas’ta” diyerek provokasyon hazırlıklarına başlamıştı.

    Kimlerin yazıp yönettiği henüz bilinmeyen ‘bildiri’  furyasında “Allah’a, Peygamber’ine ve Kuran’a saldırılmaktadır” denilerek evlere sokaklara yaygın bir şekilde dağıtıldı. Bildiri birçok gazete tarafından da manşetten verildi.

    KARA GÜRUH SALDIRIYA BAŞLIYOR

    Takvimler 2 Temmuzu gösterdiğinde Aziz Nesin bir basın toplantısı yaparak gazetelerin bu kışkırtıcı dilini eleştirdi. Ne var ki bazı basın yayın organları kışkırtıcı sorularla basın açıklamasını provoke etti.

    Öte yandan Can Şenliği oyuncuları davul eşliğinde bir gösteri yapmak için çağrı yapıyorken, Çifte Minare etrafında Cuma namazı için toplanan grup, “Sivas laiklere mezar olacak”, “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak”, “Sivas Aziz’e mezar olacak” sloganları ile kalabalıklaşmaya ve Kültür Merkezindeki insanlara saldırmaya başladı.

    ASKERLER ÇEKİLİYOR, OTEL YAKILIYOR

    Hızını alamayan bu güruh Hükümet Konağına doğru yürüdü ve sayıları artarak on binleri buldu. Hükümet Konağını taşlayan kalabalık buradan Madımak oteline yöneldi. Otelin önünde önlem alan askere “Asker Bosna’ya” sloganları atmaya başladı. Askerlerin kalabalıkla yaptığı görüşmenin ardından oteli korumaktan vaz geçtiği görüldü. Saldırganlar otelin önündeki arabaları devirdi ve benzinlerini aldı, oteli tutuşturdukları bu benzinlerle yakmaya başladı.

    Otelde gergin bir bekleyiş vardı. İçerdekiler Ankara’daki yetkililerle telefon görüşmeleri yapıyor, Vali ve Emniyet Müdürünü arayarak önlem almalarını istiyordu. Dönemin Başbakanı, İçişleri Bakanı, Başbakan Yardımcısı ve parti liderleri sadece “korkmayın gereken önlemler alınıyor” diyerek oyalıyorlardı. Üstelik bazı iddialara göre Sivas Emniyeti müdahale edilmesin emri aldığı söyleniyordu.

    TOPLUMUN YÜZAKI 33 AYDIN KATLEDİLDİ

    Yaklaşık 12 saat sonra saldırgan gruba “müdahale edildi” ve yangın söndürüldü. İkisi otel görevlisi olmak üzere anma için gelen 35 kişi yaşamını yitirdi. Otelde kalan 51 kişi kendi olanaklarıyla otelden kurtuldu.

    Bu toplumun en gözde sanatçıları, aydınları, yazarları, semah dönmek için Sivas’a gelen çocukları bu katliamda can verdi.

    Yangında yaşamını eşi Muhibe Akarsu ile birlikte yitiren Muhlis Akarsu, Alevi dünyasının en önemli sanatçılarından biriydi. Ürettiği eserler her insanın dilindeydi. Hem toplumsal duyarlılığı ile biliniyordu. 100’lerce plak ve kasetleriyle yeri doldurulmaz olan Muhlis Akarsu 12 Eylülün hışmına da uğramış eserleri yüzünden gözaltına alınmış, işkence görmüş ve tutuklanmıştı.

    Çok genç olmasına rağmen bağlamanın ve özellikle kendisinin geliştirdiği şelpe tekniğinin büyük ustası olan Hasret Gültekin daha 6 yaşında iken sazı büyük bir usta gibi çalmayı öğrenmişti. Hasret hem Türkçe hem de Kürtçe deyişler söyleyen bir sanatçıydı.

    Onlarca sanatçının bestelerini almak için arkasından koştuğu Nesimi Çimen ise Kürtçe ve Türkçe ürettiği eserlerin dışında gerçek bir toplum adamıydı. Evinde Can Yücel, Yılmaz Güney, Yaşar Kemal gibi aydın ve yazarlar eksik olmazdı.

    Ve daha nice değerler bu kara yangında katledildi.

    Boyundan fazla kitaplarıyla Asım Bezirci, Şair Metin Altıok, Behçet Aysan, Karikatürist Asaf Koçak, Sanatçı Edibe Sulari, Şair Uğur Kaynar, Hollanda’dan gelen gazeteci  Carina Cuanna, 12 yaşındaki Koray Kaya, 17 yaşındaki öğrenci Yasemin Sivri bu  her biri bir güneş kadar aydınlık yayan 33 insandan sadece bazıları.

    DÖNEMİN YÖNETİCİLERİNİN KATİLLERİ KORUYAN SÖZLERİ

    Katliamın korkunçluğu kadar dönemin yöneticilerinin ifadeleri de bir o kadar kahrediciydi.

    Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel katliamın hemen ardından yaptığı değerlendirmede hassasiyetini katillerden yana gösterdi ve “Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiştir. Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır” açıklaması yaptı.

    Dönemin Başbakanı Tansu Çiller de, “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” açıklaması ise “dışarıdaki saldırganlar için endişe duyuyordu.

    Dönemin Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ise, olaylar sırasında telefonla Aziz Nesin ile konuşup “En kısa zamanda takviye güç göndereceğiz” demesine rağmen katliamdan sonra “Ne yapayım, yetkim yoktu” şeklinde açıklama yaptı.

    Sivas Emniyet Müdürü Doğukan Öner, polislere “Müdahale etmeyin” emrini verdiği iddiaları tartışıldı ve katliamdan 8 gün sonra görevden alındı.

    Sivas Valisi Ahmet Karabilgin ise 9 Temmuz 1993’te görevden alındı. Görevden alınmasının üzerine Karabilgin, “Birçok yerden yardım istedim. Yardım iş işten geçtikten sonra geldi. Taleplerimi dikkate almayanlara dokunulmadı” açıklaması yaptı.

    KATİLLERE İYİ HAL İNDİRİMİ

    Olayın ardından 190 kişi gözaltına alındı. Bunlardan 124’ü tutuklandı. Sivas katliamı davası, Sivas Devlet Güvenlik mahkemesinde görülecekken güvenlik gerekçesi ile Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne gönderildi.

    21 Ekim 1993 tarihinde davanın ilk duruşması görülürken ilk karar yaklaşık 1 yıl sonra 26 Aralık 1994 tarihinde verildi. Mahkemenin verdiği karara göre 22 sanık hakkında 15’er yıl, 3 sanık hakkında 10’ar yıl, 54 sanık hakkında 3’er yıl, 6 sanık hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verdi. Hatta Mahkeme Aziz Nesin’in yazdığı kitabı ağır tahrik unsuru olarak görerek ceza indirimi dahi yaptı. Müşteki avukatlar, DGM’nin kararını taraflı, hukuka ve adalete aykırı olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyize gitti.

    Temyiz dosyası Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderildi. Yargıtay, 9. Dairesi “Katliamın Cumhuriyete, Laikliğe ve Demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek DGM’nin kararını esastan bozarak yargılamanın yeniden yapılmasını talep etti. Ankara 1 Nolu DGM, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı.

    Ankara 1 Nolu DGM yeniden yaptığı yargılama sonucu ikinci kararını 28 Kasım 1997’de verdi. Verilen karara göre 33 sanığa idam cezası verildi. Karar sanık avukatları tarafından temyiz edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi de 24 Aralık 1998’de verdiği kararda, Ankara 1 Nolu DGM’nin verdiği hapis cezalarını onaylarken, 33 idam cezasını “usul noksanlıkları” gerekçesiyle bozdu. İdam cezaları dışında 9 sanık 7 yıl 6’şar ay, 4 sanık 20’şer yıl, 1 sanık 15 yıl, 1 sanık da 5 yıl hapis cezası aldı.

    Yargıtay 9. Dairesinin aldığı karar ile Şubat 1999 tarihinde usul eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 16 Haziran 2000’de üçüncü kez idam kararı verildi. Ankara 1 Nolu DGM’nin verdiği karara göre 33 sanık yeniden idam cezasına çarptırıldı. 2002 yılında idam cezası yürürlükten kaldırılınca, 33 idam hükümlüsünün cezaları müebbet hapis cezalarına dönüştürüldü.

    ERÇAKMAK KIRMIZI BÜLTENLE ARANIRKEN DEVLETİN HİMAYESİNDE

    Davanın 1 numaralı sanığı olarak belirlenen ve Sivas Belediye Meclisi’nin Refah Partili üyesi Cafer Erçakmak hiçbir zaman yakalanmadı. Hakkında İnterpol aracılığı ile kırmızı bülten ile arama kararı çıkarılan Erçakmak’ın yeri ancak öldükten sonra tespit edilebildi. 10 Temmuz 2011 tarihinde Sivas’ta kalp krizi sonucu öldüğü ortaya çıkan Erçakmak’ın gizlice Yukarı Tekke Mezarlığı’na gömüldüğü polise yapılan bir ihbar sonucunda öğrenildi.

    Katliamın bir numaralı sanığı Erçakmak, arandığı süre içerisinde 27 Temmuz 1999’da Sivas Altınyayla Belediyesinde evlendiği, 22 Mayıs 1997’de askerlik görevine başladığı, ardından çocuğunu nüfusa kaydettirdiği ve 2000 yılında ehliyet aldığı ortaya çıktı.

    FİRARİ SANIKLAR HALA ARAMIZDA

    Sivas Davası’nda Yargıtay’ın 1997’deki bozma kararından sonra tahliye edilen ancak daha sonra haklarında yakalama kararı çıkan 8 sanık halen yakalanamadı. Mahkeme’nin 13 Mart 2012 tarihinde verdiği karara göre sanıklar Cafer Erçakmak ve Yılmaz Bağ’ın ölmeleri; Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca ve Necmi Karaömeroğlu yönünden ise zaman aşımı nedeniyle kamu davasının düşürülmesine hüküm etti.

    KATİLLERİN AVUKATLARI MECLİSTE

    Katliam davasında katillerin avukatlığını yapan Hayati Yazıcı, Kemal Kurt, Mehmet Bulut, Bülent Tüfekçi, Zeyid Aslan, Ali Aşlık, Halil Ürün ve Hüsnü Turan ise, AKP’den milletvekili seçildi.

    Dönemin Başbakanı Erdoğan ise, 13 Mart 2012 yılındaki grup toplantısında çıkışta Sivas katliamı davasının zaman aşımından düşmesiyle ilgili sorularını yanıtlarken ”Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun” dedi.

    MADIMAK UTANÇ MÜZESİ OLAMADI

    Alevi toplumu ve kurumları, katliamın ardından Madımak Oteli’nin bir “Utanç Müzesi” haline getirilmesini ve adil bir yargılamayla katliamla yüzleşme talebini sürdürüyor. Ancak 24 yıldır ısrar edilen bu talep yerine getirilmezken, otel şu anda “Bilim ve Kültür Merkezi” olarak kullanılıyor. Otel, Kültür Merkezi haline getirilmeden önce ise altında bulunan dükkana kebapçı açılmış ve yaklaşık 14 yıl boyunca onlarca insanın yakılarak katledildiği bir mekanda kebap yenmiş olması hafızalardan silinmedi. Otelin Kültür Merkezi haline getirilmesi ardından, katliam sırasında saldırgan gruptan ölen iki kişinin de isimlerinin otelin içine yazılması o kara yangın kadar Alevileri aşağılamaya devam ediyor.

    HABER MERKEZİ

  • HDP MYK Üyesi Küçükkeleş: Aleviler yıllarca Sivas’ta misafir gibi yaşadı-VİDEO

    HDP MYK Üyesi Küçükkeleş: Aleviler yıllarca Sivas’ta misafir gibi yaşadı-VİDEO

    2 Temmuz Sivas Madımak’ta 35 canın yakılarak katledilmesinin 24. yılı anma programına yönelik Alevi kurumlarından, siyasi parti temsilcilerinden, sivil toplum örgütlerinden açıklamalar gelmeye devam ediyor. Hakların Demokratik Partisi MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş, “‘Ne zamanki biz de buradayız, yaşıyoruz ve Pir Sultan’ın heykelini bu kente dikmek istiyoruz’ dedik, o zaman insanlık tarihine kara bir leke olarak düşen Sivas Madımak katliamını yaşadık” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    2 Temmuz yaşanan Sivas Madımak Katliamı’nın 24. yıl anmasına ilişkin HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    “SİVAS’TA YOK HÜKMÜNDE YAŞADIK”

    Sivas’ta yok hükmünde yaşadıklarını belirten Küçükkeleş, “Sivas merkeze gittiğimiz de gidip oturacağımız bir kahve, köy arabasını bekleyecek bir durak ve gölgesinde korkmadan rahatça dinleneceğimiz bir ağaç gölgesi dahi yoktu. Ne zamanki biz de buradayız, yaşıyoruz ve Pir Sultan’ın heykelini bu kente dikmek istiyoruz dedik, o zaman insanlık tarihine bir kara leke olarak düşen Sivas Madımak Katliamı’nı yaşadık” dedi.

    “EĞER SİVAS’TA YAŞIYORSANIZ CAYIR CAYIR YANARSINIZ”

    Küçükkeleş, “Eğer Sivas’ta yaşıyorsanız ‘cayır cayır yanarsınız ya da yok hükmünde yaşarsınız’ diyen bir anlayış ile karşı kaşıyaydık. Sivas’ta Aleviler uzun süre yok sayıldılar, baskılara maruz kaldılar, kimliklerini sakladılar ve asimilasyona uğradılar.  Sanki o coğrafyaya ait değilmişler ve bir başkasının evindeymiş gibi misafir hayatı yaşadılar. Ev sahibi olduklarını hatırladıkları andan itibaren ise Sivas Madımak’ta cayır cayır yakılıp katledildiler” ifadelerini kullandı.

    “BİZİ DE YAKACAK HALLERİ YOK HERHALDE?”

    Sivas deyince aklıma gelen ilk kişi Hasret Gültekin’dir” diyen Küçükkeleş sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hasret Gültekin katliamdan bir gün önce gericilerin dağıttığı bildirileri okuduğunda ‘Ne yapacaklar bizi de yakacak halleri yok herhalde’ demişti. Ancak bir gün sonra vahşice yakılarak katledildiler. Ve Hasret Gültekin’in dumanı daha Sivas’ın üzerindeyken bir evlat sahibi oldu. Hasret Gültekin’in söylediği sözün bugüne yönelik ders verici yanı da şöyle: ‘Aslında daha başımıza ne gelebilir’ dediğimiz andan itibaren daha kötü şeylerinde başımıza gelebileceğini unutmamız gerekiyor. Bu yüzden 2 Temmuz’da yapılan Sivas anmasına herkesin gelmesi ve duyarlı olması gerekiyor.”

    “ALEVİLER HER DÖNEM YAŞANANLARDA ÇOK ÖNEMLİ DERSLER ÇIKARMIŞTIR”

    Alevilerin her dönem yaşananlardan çok önemli dersler çıkarmış ve tarihe not düşülecek sözler söylemiş bir toplum olduğunu vurgulayan Küçükkeleş şunları ifade etti:

    “Sivas’ta yaşanan bu utanç verici duruma ilişkin de Alevi toplumu bir daha böyle bir acının yaşanmaması ve insan yakmanın utanç verici olduğunu göstermek için Madımak Oteli’ni utanç müzesine çevrilmesi için mücadele etmelidir. İnsan ne zaman insan yakmaktan utanırsa o zaman Sivas, Madımak’ta yaşanan haksızlığa karşı adalet sağlanmış olur.”

    “MADIMAK UTANÇ MÜZESİ OLMALIDIR”

    HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş son olarak şu çağrıda bulundu:

    “Sivas Madımak’ta 35 canımızı yakarak katlettikleri yerde kebap pişiremeyeceklerini, orasının bir kültür müzesinin olamayacağını, buranın utanç müzesi olması gerektiğini ve insanlara yaşanan bu katliama yönelik insanlık dersi verebilmek için herkesi Sivas anmasına çağırıyoruz.” (HABER MERKEZİ)