PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve Britanya Alevi Federasyonu yöneticileri DEM Parti Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in tedavisinin sürdüğü hastaneye ziyarette bulundu.
DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder’in 15 gündür yoğun bakımda tutulduğu hastaneye ziyaretler sürüyor.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) ve Britanya Alevi Federasyonu (BAF) yöneticileri Sırrı Süreyya Önder’in tedavisinin devam ettiği Florence Nightingale Hastanesi’ni ziyaret etti.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkan Yardımcısı Binali Sağlam, Britanya Alevi Federasyonu Eşit Başkanı Müslüm Dalkılıç ve yöneticilerden oluşan heyeti DEM Parti İstanbul Milletvekilleri Celal Fırat ve Çiçek Otlu karşıladı.
Alevi kurum yöneticileri Önder’in sağlık durumu hakkında bilgi aldı, geçmiş olsun dileklerini iletti.
Ziyaretlerde Önder’in ülkede barışın kurulması yönündeki çabası ve toplumun tüm kesimlerine hitap eden kişiliğine dair konuşmalar yapıldı.
PİRHA- Mersin Tabip Odası’nda bir araya gelen sağlık emekçileri, gelirde ve vergide adalet sağlanması, toplumun sağlık hakkı ve sağlık çalışanlarının hakları için söz söylemeye ve mücadele etmeye kararlı olduklarını vurgulayarak, “Eziyet yönetmelikleri değil, gelirde ve vergide adalet istiyoruz!” dedi.
Sağlık emekçileri, 38 haftadır Türkiye’nin dört bir yanındaki aile sağlığı merkezlerinde, hastanelerde, vergi dairelerinde gelirde ve vergide adalet taleplerini dile getirmeye devam ediyor.
Mersin’de de, Mersin Tabip Odası, Birlik ve Dayanışma Sendikası, Dev Sağlık-İş, Genel Sağlık İş Sendikası, Hekim Birliği Sendikası, Mersin Aile Hekimleri Derneği (MAHDER), Mersin Aile Sağlığı Çalışanları Derneği (MASÇAD), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) ve Tabip Sen vergide adalet için açıklama yaptı.
Mersin Tabip Odası’nda yapılan açıklamayı, Mersin Aile Hekimleri Derneği Yönetim Kurulu üyesi Dr. Olgan Çavdar okudu.
Hazine ve Maliye Bakanı’nın 2025 yılında vergilerin %43 artırılacağını söylediğini hatırlatan Çavdar, “Peki bu artış ücretlerimizde de olacak mı?” diye sordu.
“YENİDOĞANLAR ÖLÜRKEN BU DENETİMLERİ NEDEN YAPAMADINIZ?”
18 şehir hastanesinin, Sağlık Bakanlığı’nın bütçesinin %10’unu tükettiğini aktaran Çavdar, “Aylardır bizden aldığınız vergileri bize harcamanızı talep ediyoruz. Sağlık Bakanı’na soruyoruz: Şehir hastanelerinin müteahhitlerine ayrılan bütçe, aşı almaya neden yetmiyor? Aile hekimlerine bir “eziyet yönetmeliği” çıkardınız. Aile hekimliğine ayırdığınız bütçeyi keserek daha çok çalıştırmanın formülünü arıyorsunuz. Bu formülleri şehir hastaneleri için neden yapamıyorsunuz? 5-6-7 Kasım’da üç gün iş bıraktık. Sadece İstanbul’da 6 bine yakın denetim yapıldı. 8 yıl İl Sağlık Müdürlüğü yaptığınız İstanbul’da yenidoğanlar ölürken bu denetimleri neden yapamadınız?” diye konuştu.
“SİZ KİMİN REÇETESİNE, NE AMAÇLA KARIŞIYORSUNUZ?”
Çavdar, her gün ekonomik krizin altında ezilen, hayata tutunmaya çalışan insanlar gördüklerini belirterek, “Her gün çocuğuna ateş düşürücü almak için para denkleştirmeye çalışan insanlarla karşılaşıyoruz. Sağlık Bakanı ise “Ateş düşürücü reçetesi yazmayın, ücretinizi keseriz” diyor. Siz kimin reçetesine, ne amaçla karışıyorsunuz? Bu ilaçların cepten ödenmesini mi istiyorsunuz? “Bir de eczane zincirleri kuralım” mı diyorsunuz?” diye belirtti.
“SAĞLIK VE EKONOMİ POLİTİKALARINIZ EN BÜYÜK HALK SAĞLIĞI SORUNU!”
Maliye ve Sağlık Bakanlığı’nın sağlık çalışanlarının taleplerine kayıtsız kalarak bir tercihte bulunduğunu vurgulayan Çavdar, şunları söyledi: “Ancak bilinmelidir ki haklı olan talepler için yapılan iş bırakmalar ve diğer meşru eylemler sonuç alınana dek devam edecektir. Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve birinci basamak sağlık hizmet alanında örgütlü meslek emek örgütleri “eziyet yönetmeliği”nin geri çekilmesi için 2-6 Aralık 2024 tarihlerinde 5 günlük G(ö)REV eylemini ikinci kez yapmak zorunda kalacak.
Toplumun sağlık hakkı için yaşam koşulları herkese ayrımsız olarak yeterli ve tam olarak kamu olanaklarıyla sağlanmalı; sağlık hizmetleri ticari ortamdan arındırılmalı ve herkese eşit şekilde ücretsiz olarak sunulmalıdır. Tüm sağlık çalışanlarına güvenceli iş, güvenli ortamda, emekliliğine yansıyacak tek kalemden oluşan, performansa dayalı olmayan, insanca yaşamaya yetecek kadar ücret ödenmelidir. Bugün Türkiye’nin dört bir yanından 38. defa sesleniyoruz: Sağlık ve ekonomi politikalarınız en büyük halk sağlığı sorunumuz haline geldi. Formülleriniz ve tercihleriniz hep bir avuç zenginden yana. Sağlık çalışanları tükeniyor, bebeklerimiz ölüyor; sadece yoğun bakımlarda değil, aşı olmadığı için de bebeklerimiz ölüyor. Çocuklarımız okul yerine işe gidiyor, beş çocuktan biri çalışıyor.”
“VERGİLERLE BİZİM İÇİN OKUL, KREŞ VE AİLE SAĞLIĞI MERKEZİ YAPIN”
Çavdar, sağlık çalışanları olarak taleplerini şöyle sıraladı:
“* Bizden topladığınız vergilerle bizim için okul, kreş ve aile sağlığı merkezi yapmanızı istiyoruz.
* Bizden topladığınız vergileri bizim refahımız için harcamanızı istiyoruz. Yoksulluk sınırının üstünde bir gelir talep ediyoruz.
* Emeklilikte açlık sınırı altında maaşa mahkum olmayacağımız bir ücretlendirme talep ediyoruz.
* Artan vergi dilimleri nedeniyle her ay maaşımızın azalmasını istemiyoruz.
* Sabit gelirlilerden %35’e varan vergi kesintileri yerine en fazla %15’e sabitlenmiş vergi kesintisi talep istiyoruz.”
PİRHA-6 Şubat depremlerinin etkilediği Adıyaman’da sağlık sorunları devam ediyor. SES Adıyaman Şubesi Eş Başkanı İbrahim Halil Aydın, stresten kaynaklı eczanelerde antidepresan ilaçların satışlarının arttığını söyledi. Aydın, depremin üzerinden 20 ay geçmesine rağmen depremin etkilerinin sürdüğünü ifade ederek, “Deprem sadece birinci ay ya da ikinci ayda sürmedi 20 aydır hala etkisi devam ediyor” dedi.
6 Şubat Maraş Pazarcık merkezli depremde en çok yıkımın yaşandığı illerden biri olan Adıyaman’da halkın sağlık sorunları devam ediyor.
Pir Haber Ajansı’na (PİRHA) konuşan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Adıyaman Şubesi Eş Başkanı İbrahim Halil Aydın, depremin üzerinden 20 ay geçtiğini ancak sorunların devam ettiğini söyledi. Şehirdeki depremin en çok stresi artırdığını, buna bağlı olarak eczanelerde antidepresan ilaçlarının tüketiminde yükselme olduğun ifade etti. Aydın, yapımı devam eden inşaatlardan oluşan tozların da göğüs hastalıklarına neden olduğunu, buna bağlı hastaneye başvurularda şikayetlerin arttığını kaydetti.
Deprem sonrası oluşan psikolojik sorunlarla birlikte antidepresan ilaçların tüketiminin arttığına dikkat çeken Aydın, “6 Şubat depreminin en çok hasar aldığı yerlerden bir tanesi Adıyaman. Bununla birlikte kentte ciddi sorunlar oluşmaya başladı. Bunların en başında sağlık sorunları geliyor… Psikolojik sorunlarla birlikte antidepresan ilaçların artışında bir artış var. Yani depremden sonra strese bağlı, kaygıya bağlı psikolojik ve ruhsal sorunlar oluştu. Şu an eczanelerde satışlarının artması bunun en net göstergesidir. Depremle birlikte bir yıkım, bu yıkımla birlikte de bir toz asbest durumu oluştu. Depremin üzerinden 20 ay geçti bir şeyler değişti mi diye bakarsanız hayır bir şey değişmedi maalesef” dedi.
“İNŞAAT ÇALIŞMALARINDAN OLUŞAN TOZLAR GÖĞÜŞ HASTALIKLARINI ARTTIRDI”
Yıkımlardan ve toprak yollardan oluşan tozların etkisiyle solunum rahatsızlıklarının artış gösterdiğinin dile getiren Aydın, “Adıyaman’ın kuzeyinde yapılan Toki inşaatlarından oluşan tozların şehrin içine savrulmasıyla birlikte hastanelerde en çok başvurulan polikliniklerden bir tanesi de göğüs hastalıkları poliklinikleri gelmektedir. Sonra enfeksiyon, dahiliye, kardiyoloji… Bu hastalıkların çoğu da tozdan dolayı tetiklenen hastalıklardır. İçme sularından dolayı da ciddi hastalıklar oluşuyor. Bundan 2-3 ay önce salgın hastalık yoktu ama salgın hala devam ediyor” diye belirtti.
“KONTEYNERLERDE EN BÜYÜK YÜKÜ KADINLAR TAŞIYOR”
Konteyner kentlerde kadınların yaşadığı sorunlarla ilgili konuşan Aydın, şunları ifade etti:
“Hastanelerde ve konteyner kentlerde yaptığımız gözlem sonucunda bize bazı şikayetler geliyor. Gebe kadınların düşük yapması, kadınsal hastalıkların arttığıyla ilgili sağlık sorunlarının oluşması… 21 metre karelik alanlarda yaşamak zorunda kalan kadınlar en büyük yükü taşımak zorunda kalıyorlar. Erkek şiddetinin artış göstermesi kadınlarda düşük doğum yapmayı artıran etkenlerden bir tanesi. Hijyenik olmayan ortamlarda yaşamak zorunda kalınması, deprem travmasının devam etmesi kadınlarda ciddi bir gebelik düşüklüğüne neden oluyor. Depremden önce Adıyaman’da sağlık alt yapısı çok yetersizdi. Afili dediğimiz hastanelerinin kapatılarak tek bir hastanede birleştirilmesi hastanelerde hizmet yürütülmesinde bir aksamaya neden oldu. Depremden önce Adıyaman’da bir tane Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi vardı o da hasar aldığı için hizmet veremeyecek durumda. Adıyaman’da zaten tek bir tane Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi vardı onun yükü de başka hastanelere taşındı. Deprem döneminde ağır hasarlı ve yıkılan aile ve sağlık merkezleri bulunuyordu. Şu anda 4 tanesi sadece hizmet verebiliyor. Kısacası depremden önce de sağlık alt yapısında sorunlar varken depremin ardından içinden çıkılamayacak bir duruma girdi.”
“KADIN DOĞUM DOKTORLARININ HİZMET VEREBİLECEĞİ BİR ORTAMI YOK”
“Depremde yaşanabilecek alan olmayınca birçok sağlık emekçisinin tayinini başka yerlere vermek zorunda kaldığını ifade eden Aydın, “Hastane hizmetlerinin yetersiz olması, çalışma şartlarının kötü olmasından dolayı buraya gelip daha sonra başka yerlere gitmek isteyen sağlık çalışanları oldu. Biz her platformda şunu söylüyoruz: Depremle birlikte Adıyaman’da yaşamımızı sürdüreceğimiz bir alan kalmadığı için birçok sağlık görevlisi başka yerlere gitmek durumunda kaldı. Çalışma şartlarının zor olması gibi birçok neden sıralayabiliriz. Ama kentte hala yaşam devam ediyor ve hastalıkların sayısı daha da çok arttı. Halkın daha çok sağlık hizmetine ihtiyacı var. Buraya gelen sağlık emekçisini burada tutmaya ihtiyacımız var. Bunun da yerine getirebilmek için sağlık ve yaşam koşullarının düzeltilmesiyle olabilir. Koşulların düzeltilmesiyle ilgili somut bir örnek vermek gerekirse: Burada kadın doğum ve çocuk hastalıkları hastanesi yıkıldığı için 400 yataklı hastanesinin dahiliye polikliniğinin koridorunda hizmet veriyor. Özellikle kadın doğum doktorlarının hizmet verebileceği bir ortamı yok. Yani oradaki çalışma koşulları çok kötü” diye konuştu.
“SAĞLIK ÇALIŞANLARI STRES SORUNU YAŞIYOR”
SES Şubesi Eş Başkanı İbrahim Halil Aydın “Hastane personelleriyle yaptığımız görüşmelerde tanık olduğumuz, bizimle bire bir yaşadıkları sorunları dile getiriyorlar. Bu sorunların başında ise stres düzeylerinin artması, uyku problemlerinin oluşması, aileleri içinde uyum sağlayamama gibi etkenler var. Daha önceleri işini severek yapan personeller artık işe gelmek istememeye başladı. Bu da ruhsal yapılarının, psikolojik sorunlarının bir göstergesidir” dedi.
Son olarak depremle ilgili konuşan Aydın, depremin etkisinin devam ettiğini belirterek şöyle devam etti:
“Adıyaman hala depremini yaşıyor. Deprem etkisi sadece birinci ay ya da ikinci ayda sürmedi, 20 aydır hala sorunları devam ediyor. Sağlık alt yapısından tutun, eğitim alt yapısına, yaşam koşullarına kadar ciddi sorunlar var. Bunlar iyileşmediği sürece Adıyaman’da bir gelişme söz konusu olamaz. İyileşme topyekün olur. Şehir düzelmeden sağlık personelinin iyi hizmet vermesi mümkün değildir. Koşullar düzelirse Adıyaman halkının sorunları da çözülebilecektir.”
PİRHA- Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, ‘Onaylı Randevu Sistemi’ ismi verilen yeni randevu sisteminin 13 Mayıs pazartesi günü başlayacağını açıkladı. Koca, “Ertesi gün randevusu olan her hastamız, akşam saat 20.00’ye kadar randevusuna onay verecek veya gelemeyeceğini bildirecek. Yeni dönemde ayrıcalıklı iki hasta grubumuz var, 65 yaş üstü hastalarla kanser hastaları” dedi.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Bakanlıkta düzenlediği “Ulusal Sağlık Değerlendirme ve Koordinasyon Toplantısı”nda açıklamalarda bulundu.
Randevu krizine ilişkin veriler paylaşan Koca, “Geçen yıl 23 milyon kişi, aldığı randevulardan en az birine gelmedi. Nüfusun yaklaşık 4’te biri demek. Gelinmeyen toplam randevu sayısı 81 milyon. Üç-dört saat kala iptal edilen randevu sayısı ise 21 milyon. Bu gibi sebeplerle randevu kapasitesinin yüzde 30’u kullanılamadı” ifadelerini kullandı.
“ONAYLI RANDEVU DÖNEMİ”
MHRS’nin, telefon ve internet erişiminin olduğu her yerde yepyeni bir özellik kazandığını, modifiye edildiğini aktaran Koca, yeni randevu sistemini şöyle anlattı:
“Ertesi gün randevusu olan her hastamız, akşam saat 20.00’ye kadar randevusuna onay verecek veya gelemeyeceğini bildirecek. Bu sisteme Onaylı Randevu Sistemi, MHRS’de başlatılan bu yeni döneme de Onaylı Randevu Dönemi diyoruz. Uygulama pazartesi günü başlıyor. Onaylı Randevu Dönemi hayırlı olsun.”
“65 YAŞ ÜSTÜ VE KANSER HASTALARI AYRICALIKLI”
“Yeni dönemde ayrıcalıklı iki hasta grubumuz var, 65 yaş üstü hastalarla kanser hastaları” diyen Koca, şunları kaydetti:
“Bu gruptaki hastalar, onay işlemlerinden istisnadır. Onaylı Randevu Sistemi, hastanelerimize, hekimlerimize zamanı verimli kullanma imkanı sağlayacak. Hasta, gelemeyeceği randevuyu iptal edecek. Böylece, randevu sadakatsizliği sebebiyle, şu an boş kalan kapasitemizi hizmet bekleyen hastalar için kullanabileceğiz. Boş kalan her bir randevuda, sistemden randevu alamayıp, talep bırakmış hastalarımıza ulaşacağız. Öncelik, talep bırakan hastalarda olacak.”
Onaylı Randevu Sistemi sayesinde, birçok branşta hastanın talebine 24 saat içinde cevap verebileceği belirten Koca, “Bu yeni sistemden, beklenen sonucu alacağımıza inanıyoruz. Taleplerin etkin şekilde karşılanabilmesi içinse Randevu Koordinasyon Merkezini devreye alıyoruz. Bu merkezin faaliyetlerini şahsen takip edeceğim” diye konuştu.
ÜCRETSİZ HPV AŞISI
“Ücretsiz HPV aşısı ne zaman uygulanmaya konulacak?” şeklindeki bir soruya ise Bakan Koca, “HPV aşısını biz yerlileştirmek istiyoruz. Bu ayrı yürüyen bir süreç. Tarih versem ilgili firma ile muhatap olurum. Karşımızda 3 firma var” cevabını verdi.
PİRHA- Adıyaman 400 yataklı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Sağlık Sen’in üyelerini artırmak için çalışanlara mobbing uyguladığı ortaya çıktı. Konuya dair açıklama yapan Adıyaman SES Şubesi Halil İbrahim Aydın, “Sendikacılar idarecilik yapacak ise idarecilere, idareciler sendikacılık yapacaksa idareye gerek var mıdır? diye sordu. Aydın, Sağlık Sendikası’nın görevini kötüye kullandığını kaydetti.
Adıyaman 400 yataklı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, Sağlık Sendikası’nın hastaneye yeni gelen personelleri kendi sendikalarına zorla üye ettirdikleri belirtildi.
Konuyla ilgili açıklama yapan Sağlık ve Sosyal Hizmetler Sendikası (SES) Adıyaman Şubesi Eş Başkanı Halil İbrahim Aydın, “Birim sorumluları sendika tarafından belirleniyor, atanıyor. Birim sorumluları sendika tarafından belirlendikleri için hastanede çalışan emekçiler dolaylı olarak baskı ve mobbing ile malum sendikaya üye olmak zorunda kalıyorlar” şeklinde konuştu.
Aydın, Sağlık Bakanlığı’na çağrıda bulunarak, “Sağlık Bakanlığı’nın devreye girerek etik dışı olan bu durumun bir an önce son bulması gerekmektedir. Kamu sağlık tesislerinde yöneticilerin liyakat ve tecrübe gibi şeffaf kriterler göz önünde bulundurularak belirlenmesini istiyoruz” dedi.
PERSONELE ÜYE OLUNMASI İÇİN MOBBİNG UYGULANIYOR
Sendika olarak hastanede yaptıkları çalışmada öngörülen durumun açık ve net bir şekilde yaşandığını dile getiren Aydın şunları ifade etti:
“Birim sorumluları sendika tarafından belirleniyor, atanıyor. Birim sorumluları sendika tarafından belirlendikleri için hastanede çalışan emekçiler dolaylı olarak baskı ve mobbing ile malum sendikaya üye olma zorunda kalıyorlar. Malum sendikaya üye olmadıkları zaman kendilerini baskı içinde hissetmektedirler. Son 2 ay içinde bizden istifa eden üyelerimiz ile görüştük. İstifa etme sebepleri birim sorumluları. Bu birim sorumluları ‘bize üye olun yoksa beni birim sorumluluğunda alacaklar, bize belli bir kota vermişler tamamlamamız gerekiyor’ diyorlar. Doğrudan olmasa da dolaylı olarak çalışanları baskı ve mobbinge maruz bırakıyorlar.
“İDARİ KATI ELE GEÇİREREK, BİRİM SORUMLULARI ATAYARAK ÜYELERİNİ ARTIRIYORLAR”
Malum sendikanın yetkiyi kaybetme gibi bir dertleri olmadığı halde sadece ‘üye sayımızı arttırdık’ demek için bu tür oyunlara girişmektedirler. Peki bu üye sayıları nasıl artıyor? Tabi ki idari katı ele geçirerek, birim sorumluları atayarak, idare ve birim sorumluları üzerinden baskı yaparak üyelerini arttırmaktadırlar. Memurları yoksulluk ve sefalete sürükleyen gene bunlar. Yetkili konfederasyon oldukları için toplu sözleşme masasında onlar bulunuyor. Günü dahi kurtaramayacak toplu sözleşmeye onlar imza atıyor. Mali ve özlük hak kayıplarına rağmen nicel olarak üye artışlarının tek sebebi kamu kurumlarındaki sarı yapılanmadır. Bunca başarısızlığa rağmen memurların neden üye olduğu anlaşılmaktadır. Emekçilerin mali, sosyal ve özlük haklarıyla ilgilenecekleri yerine çalışanların yerlerini değiştirmek, birim sorumluları atama gibi işlerle uğraşmaktadırlar.”
PİRHA- Yoğun bakımda tedavi gören kanser hastası N.C.’ye tecavüz eden Emre Kale’ye “iyi hal” indirimi uygulanarak 25 yıl hapis cezası verildi.
İzmir’de, Ege Üniversitesi (EÜ) Hastanesi’nde yoğun bakımda tedavi gören kanser hastası N.C.’ye (63) tecavüz eden erkek hemşire Emre Kale’nin (30) yargılandığı davanın karar duruşması görüldü.
İzmir 20’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada fail Kale’ye “iyi hal” uygulanarak, “cinsel saldırı” suçundan 16 yıl 3 ay, “uyuşturucu madde temin etmek” suçundan da 9 yıl 4 ay 15 gün olmak üzere toplam 25 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası verildi.
40,5 YIL HAPİS CEZASI İSTENİYORDU
Savcılık, iddianamede fail Emre Kale hakkında “Kamu görevini kötüye kullanarak beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı cinsel saldırı’ ve ‘Uyuşturucu ve uyarıcı madde temin etme” suçundan toplam 40,5 yıla kadar hapis cezası istiyordu.
PİRHA-Depremle beraber özellikle koruyucu sağlık alanında sıkıntıların arttığını belirten SES Hatay Şubesi Hukuk Sekreteri Nilgün Aşkar, “Aynı zamanda çalıştıkları kurumlarda kendilerini güvende ve sağlıklı bulabilecekleri bir ortamları yok. Hem sağlık emekçilerinin yaşadıkları güçlükler varken, bir taraftan da halkın hizmet almasıyla ilgili ciddi sorunlar yaşanıyor” dedi.
Maraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde meydana gelen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremler, resmi açıklamalara göre en az 53 bin kişinin ölümüne 100 binden fazla kişinin yaralanmasına neden olurken, kamuoyunda ise ölü sayısının 100 bini, yaralı sayısının 200 binin üzerinde olduğu ifade ediliyor.
6 Şubat’ta Maraş merkezli meydana gelen ve büyük yıkıma neden olan depremlerin birinci yıl dönümünde yaşamını kaybedenler anılırken, sorumluların cezalandırılması talebi yükseliyor. Depremlerin en çok yıkıma uğrattığı kentlerden biri Hatay oldu. Birçok ilçede bir yıl geçmesine karşın eğitimden sağlığa, barınmadan ekonomiye dair sorunlar giderilmedi.
SES Hatay Şubesi Hukuk SekreteriNilgün Aşkar, 6 Şubat depremlerinin üzerinden geçen bir yılı PİRHA’ya değerlendirdi.
“PROBLEMLER SÜRÜYOR”
Depremle beraber özellikle koruyucu sağlık alanında sıkıntıların arttığını belirten Nilgün Aşkar, “Sağlık merkezlerinin önemli bir kısmında yıkılmalar oldu. Bu da sağlık hizmetinde aksaklıklara, özellikle koruyucu sağlıkta aksaklıklara neden oldu. Uzun süre kronik hastalıkların takibiyle ilgili sorunlar yaşandı. Hala kronik hastalıkların takibiyle ilgili problemler devam ediyor” dedi.
Hatay’da hastanelerin önemli bir kısmının yıkıldığını aktaran Nilgün Aşkar, “İnsanlar çok fazla şehir dışına gitmek zorunda kaldı. Bazıları gidemediği için bazı sağlık sorunlarını ötelemek zorunda kaldı. Gidenlerde fazladan bir maddi külfetle karşı karşıya kaldı. Bu da zaten evlerini, hayatlarını işlerini, kaybetmiş insanlara artı bir külfet oluşturuyor” şeklinde konuştu.
“CİDDİ BİR PERSONEL VE HASTANE EKSİĞİ VAR”
Sağlık emeçilerinin, barınma, eğitim gibi temel ihtiyaçları karşılanmadığı için farklı kentlere göç etmek zorunda kaldıklarını vurgulayan Aşkar, “Ciddi bir personel ve hastane eksiği var. Hastanelerde ciddi cihaz eksikleri var. Aynı zamanda çalıştıkları kurumlarda kendilerini güvende ve sağlıklı bulabilecekleri bir ortamları yok. Hem sağlık emekçilerinin yaşadıkları güçlükler varken, bir taraftan da halkın hizmet almasıyla ilgili ciddi sorunlar yaşanıyor” diye belirtti.
“SORUNLARLA UĞRAŞMAKTAN YAS TUTAMIYORUZ”
Barınma sorununun depremin üzerinden bir yıl geçmiş olmasına rağmen devam ettiğine dikkat çeken Nilgün Aşkar, şunları söyledi:
“Barınma sorununun hızlı bir şekilde karşılanması gerekiyordu. Hatay’ın Özel Afet Bölgesi ilan edilmesi gerekiyor. Yurttaşlara, işsiz kalanlara, esnafa teçvikler verilmeli. Devlet eliyle kamu binaları oluşturulsa, okullar hızlıca yeniden yapılsa, sosyal hizmet, bakım yükümlülükleriyle ilgili hizmetler hızlıca yoluna girse burası daha yaşanır bir hale gelir. İnsanlar zaten yas tutacakken, sorunlardan kaynaklı yas tutamıyoruz. Çünkü hala biz güvenli ve sağlıklı bir yaşam elde etmekle ilgili bir mücadele içindeyiz. O yas böyle, kronik, travmatik bir şeye dönüşüyor.”
PİRHA- İsrail’in saldırıları nedeniyle Gazze’nin güneyindeki hiçbir hastanenin sağlık hizmeti veremediği açıklandı.
İsrail’in Gazze’ye bombardımanı sürüyor. Saldırıların sürdüğü 7 Ekim’den bu yana yaşanan ölümlerin sayısının 16 bin 258, yaralı sayısının ise 43 bin 616’a çıktığı belirtiliyor.
İsrail’in Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliya Mülteci Kampı’nın merkezine fosfor bombalarıyla saldırdığı iddia edildi. Söz konusu saldırılar nedeniyle çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği ve enkaz altında kaldığı belirtildi. Aynı zamanda İsrail ordusu, 40’tan fazla askeri araç ve buldozerle Cenin kenti ve Cenin Mülteci Kampı’na baskın düzenledi. Baskınlarda en az 13 Filistinli gözaltına alındı.
SAĞLIK ÇALIŞANLARI ALIKONULDU
Gazze Şeridi’nde aralarında doktor ve ambulans görevlilerinin de bulunduğu 35 sağlık çalışanının alıkonulduğu belirtildi.
Gazze’deki Sağlık Bakanlığı, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki tek devlet hastanesinin hizmet dışı bıraktığını açıkladı. Açıklamada, “Gazze Şeridi’nin kuzeyine giren İsrail işgal ordusu, zorla, tanklarla ve terör estirerek Kamal Advan Hastanesini hizmet dışı bıraktı” denildi.
Açıklamada, Gazze Şeridi’nin kuzeyinde 400 binden fazla kişinin tamamen sağlık hizmetlerinden mahrum kaldığı kaydedildi. Gazze’deki Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el Kudra ise, Gazze’nin güneyindeki hiçbir hastanenin hayat kurtarıcı sağlık hizmeti veremediğini söyledi.
PİRHA- Aksa Tufanı adıyla bilinen operasyonun ardından İsrail- Hamas arasındaki çatışmalar 18. gününde devam ediyor. Filistin Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşre el-Kudra, hastanelerde kullanılan jeneratörlerin 48 saat içinde duracağını söyledi.
7 Ekim’de Hamas tarafından başlatılan Aksa Tufanı operasyonun ardında Filistinli direniş örgütleri ve İsrail arasında devam eden çatışmalar 18. gününe geldi.
İşgalci İsrail devletinin Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarında 5087 kişi yaşamını yitirirken 15 bin 273 kişi yaralandı. İsrail’in bombardımanı sonucu yıkılan binaların enkazında ise en az 1500 kişinin bulunduğu biliniyor. Filistin Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasına göre ölenlerden 2055’i çocuk 1119’u ise kadındı.
JENERATÖRLER 48 SAAT İÇİNDE DURACAK
Filistin Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşre el-Kudra, hastanelerde 48 saat içinde tüm jeneratörlerin duracağını açıkladı. Gazze’deki Sağlık Bakanlığının Telegram hesabında, kısa bir açıklama yapan Bakanlık Sözcüsü Eşref el-Kudra, “Gazze’deki hastanelerde, tüm jeneratörlerin durması için önümüzde 48 saatten daha az bir süre kaldı” dedi.
Bu arada bölgeye acilen yakıt girişi olmazsa durumun daha da ağırlaşacağı belirtildi.
PİRHA – İstanbul Koç üniversitesi hastanesinde çalışan portör ve temizlik işçileri hastane önünde insanca yaşayacak ücret ve sosyal haklar için alkışlı protesto eylemi gerçekleştirdiler.
Koç üniversitesi hastanesi önünde toplanan portör ve temizlik işçileri, ücretler ve sosyal haklar noktasında temel taleplerini şöyle sıraladı:
“16 Bin TL maaş ve yol ücreti, kıdem farkı, yıllık izin ve bayram ücreti,
Resmî tatillerde fazla çalışma ücreti. 1’de 1 yerine 1’de 2 verilmesi,
Yıllık izne çıkarken zaten hak etmiş olduğumuz ancak verilemeyen resmî tatillerin yıllık izne dahil edilmemesi,
Ayrıca hukuken de var olan ama uygulanmayan uzak yola gidenlerin 2 günlük ek izin verilmesi,
Gece mesaisi yapanların gece farkı verilmesinin yanında personel eksikliğinin de giderilmesi”
İşçiler, “biz ne A firması ne de B firması taşeron istemiyoruz” diyerek hastane bünyesine dahil olmak istediklerini de dile getirdi.
PİRHA- Dersim’de sağlık emekçileri iş bırakarak, taleplerini dile getirdi. Performans, ek ödeme, taban, teşvik değil, tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçilerine yoksulluk sınırı üzerinde emekliliğe yansıyan temel ücret istediklerini belirten sağlık emekçileri, grevli toplu sözleşmeli, özgür pazarlık hakkı içeren sendika yasasının çıkarılmasını talep etti.
SES, Türkiye genelinde grevli toplu iş sözleşmesi hakkı, gerçek toplu sözleşme, demokratik çalışma yaşamı için bir günlük iş bırakarak işyerleri önünde açıklama yaptı.
Dersim’de de sağlık emekçileri, Tunceli Devlet Hastanesi önünde bir araya geldi. Sağlık emekçileri adına SES Dersim Şube Eş Başkanı Serap Kahraman, taleplerini içeren bir açıklama yaptı.
SES’in kuruluş yıldönümü olan 1 Ağustos’ta alanlarda olduklarını belirten Kahraman, “Bugün sağlık emekçileri ve halkın sağlık alanı ile ilgili yaşadığı sorunların temelinde uygulamaya konulan “sağlıkta dönüşüm” programları yatmaktadır. Hizmeti üreten sağlık emekçileri açısından da kışkırtılan sağlık talebi ile birlikte eksik personel nedeniyle uzun çalışma süreleri, angarya çalışma dayatılmıştır” dedi.
Sağlık emekçilerine dönük şiddetin artarak devam ettiğine dikkat çeken Kahraman, “Siyasilerin toplumda yarattığı kutuplaşma, gittikçe otoriterleşen yönetim biçimi nedeni ile kültür haline gelen şiddetinde etkisi var. Bu nedenle de biz şiddet üretmeyen bir sağlık sistemi inşa etmek zorundayız” diye konuştu.
Serap Kahraman, temel taleplerini şu şekilde açıkladı:
“*Performans, ek ödeme, taban, teşvik değil, tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçilerine yoksulluk sınırı üzerinde emekliliğe yansıyan temel ücret istiyoruz. Bunun üzerine yapılan işin niteliği ve riski, eğitim durumu, hizmet yılı gibi kriterler eklenerek giydirilmiş ücretler belirlensin.
*Grevli toplu sözleşmeli, özgür pazarlık hakkı içeren sendika yasası çıkarılsın.
*Sağlık hizmetleri ağır ve tehlikeli işler kapsamındadır. Fiili hizmet süresi (yıpranma payı) yıllık 90 gün üzerinden tam olarak tüm emekçilere ödensin ve geçmiş yılları da kapsasın.
*Nöbet, icap ve fazla çalışma ücretleri 2 kat arttırılsın.
*Sağlık alanında çalışan tüm emekçiler “sağlık hizmetleri sınıfı”na alınsın.
*Üniversite hastanelerinde de çalışanlara tayin hakkı verilsin.
*Sağlık emekçilerine yönelik şiddetin son bulması için “şiddet üreten sağlık sistemi” değişsin. Halk ve emekçiler yararına yeni bir sağlık sisteminin inşası için işkolu emekçileri ve halkın örgütlü yapılarının, hizmetin planlanmasından sunulmasına kadar karar alma mercilerinde yer alacağı mekanizmalar oluşturulsun.
*Sağlık ve sosyal hizmetler alanında OECD ortalamasında kadrolu güvenceli personel istihdam edilerek, sözleşmeli tüm çalışanlar 657 4/a kapsamına alınsın.
*Kamu sağlık hizmeti verilen ASM’lerde her türlü giderler devlet tarafından karşılansın.
*Covid-19 gibi meslekle ilgili hastalıklar, illiyet bağı aranmadan sağlık kurumlarında çalışan tüm personel için meslek hastalığı sayılsın.
*Haklarında kesinleşmiş yargı kararı bulunmayan ihraç sağlık ve sosyal hizmet emekçileri derhal göreve başlatılsın.
*Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü personelinin özlük, mali ve sosyal haklarını, bir an önce Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğündeki emsali personellere eşitleyin, geçmiş hak kayıplarını acilen telafi edilsin. Sağlık Bakanlığı’nın diğer tüm personellerine sağlanan imkan ve haklardan aynı ve eşit derecede yararlandırılsın.
*Muayene, tedavide ve ilaçta hiçbir ad altında; katkı, katılım payı, ilave ücret alınmasın. Sağlık hizmetleri ücretsiz olsun.”
PİRHA-İnsanlardan sağlık hizmeti adı altında haksız yere ücret alındığını söyleyen Avukat Hasan Güler, “Alınan ücretler çok fahiş boyutları bulabiliyor ve bunların alınması normalde yasal değil. İstenen ücretleri ödemiş olan kişiler varsa da normal zaman aşımı süresi içerisinde kalmak koşulu ile bunları Tüketici Hakem Heyetleri’ne başvurarak iadesini isteyebilirler veya Tüketici Mahkemeleri’ne dava açabilirler” dedi.
Dersim’de sağlık hizmetlerine erişim, sağlık hizmeti adı altında halktan alınan ücretlerin yasallığını, insanların kendi haklarını bilmesi ve hastanelerde Kürtçe tercüman olmaması konularına ilişkin Avukat Hasan Güler ile konuştuk.
“SAĞLIK HİZMETİ ADI ALTINDA ALINAN ÜCRETLER YASAL DEĞİL”
PİRHA-İnsanlardan sağlık hizmeti adı altında haksız yere alınan ücretler konusunda ne düşünüyorsunuz, neler yapılmalı?
HASAN GÜLER: Maalesef sağlık hizmetlerine erişim konusunda çok fazla çeşitliliğe sahip olan bir il değil. Doğal olarak pek çok açıdan çevre illerde bulunan hastanelerde sağlık hizmeti almak durumunda kalınıyor. İnsanlardan haksız yere alınan sağlık hizmeti adı altında ücretler söz konusu, insanlar kendi haklarını bilirlerse bu yasal olmayan durumun önüne geçebilirler. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) sağlık uygulama tebliği her sene aktüel bir şekilde yinelenerek yayımlanır ve uygulama tebliğinde yer alan düzenlemeler kapsamında kişilerden hiçbir surette ilave ek bir ücret alınmayacak olan alanlar belirlenmiştir.
Tunceli’de geçen yıllara varana kadar bir anjiyo hizmeti sunulamıyordu maalesef doğal olarak kalp krizi geçiren bütün hastalar istisnasız bir şekilde Elazığ’a naklediliyordu. Elâzığ’da özel hastanelere götürülen bu insanların tamamından, yapılan hizmet karşılığında çok fahiş fiyatlar alınabiliyordu ilave ek ücret olarak ve bunların hiçbirisinin yasal bir zemini maalesef yok.
İnsanlar kalp krizi nedeniyle Elâzığ’a nakil edildiği zaman hemen acil durum kapsamında kendisine anjiyo uygulaması yapılıyor Anjiyo uygulaması sonucunda stent veya balonla damarlar açılıyor. Bu süreç içerisinde yapılan, takılan bu stent miktarına göre ve takılan balona göre kişiden farklı ücretler talep ediliyor. Bu ücretler günümüz şartlarında bazen çok fahiş boyutları bulabiliyor. Sağlık hizmeti altında alınan ücretler normalde yasal değil, istenen ücretleri ödemiş olan kişiler varsa da normal zaman aşımı süresi içerisinde kalmak koşulu ile bunları Tüketici Hakem Heyetleri’ne başvurarak iadesini isteyebilirler veya Tüketici Mahkemeleri’ne dava açabilirler.
“İNSANLAR HAKLARIR KONUSUNDA BİLİNÇLENDİRİLMELİ”
-Dersim’e sağlık açısından yeterli yatırım yapılmıyor. İnsanların kendi hakları hakkında bilgi sahibi olması için neler yapılmalı?
İlimiz maalesef oldukça fazla göç veren iller arasında. O yüzden devlet kişi başına düşen düzenlemeler bazında 1 metre kare alanda kaç kişi oturuyor hesabı yapıyor ve nüfus yoğunluğuna bağlı olarak hizmetlerin getirilmesi zorlaşabiliyor. Fakat buna rağmen bizim olmazsa olmaz dediğimiz kriterler vardır. Bunların minimum düzeyde dahi olsa muhakkak verilmesi karşılanması gerekiyor. Bunlar olmadığı zaman asıl bilinçlendirmenin yapılması ve vatandaşların bu bilgilerle donatılması çok önemli. Kişi kendi hakkının farkında değilse o hakkın varlığının ona bir faydası olmuyor, bu hali ile o hak bir yerde duruyor. Belki yasalarda var ama çoğu insan bundan habersiz olduğu için gidip fazladan ek ücret ödemek zorunda kalıyor ama insanlar bu konuda bilinçlendirilebilir.
-Hastanede bütün diller için tercüman var ama Kürtçe için bir tercüman yok, bu konuda yurttaşlar neler yapmalı?
Sosyal devlet olma ilkesi gereği her bireyin sunulmuş olan bütün sağlık hizmetlerinden eşit koşullarda faydalanma hakkı var. Yani bu kapsamda değerlendirildiğinde kişiler eğer ki ana dillerinin oluşturduğu handikap sonucu bu hizmetlerden yeteri kadar faydalanamayacaklarsa bunu doğuran sebeplerin ortadan kaldırılması gerekiyor. Bunun arkasında politik olarak da bir talebin olması gerekiyor ve halktan da böyle bir talebin somut bir şekilde vücut bulup iletilmesi gerekiyor. Yeterli bilinç düzeyine ulaşmamış ve böyle haklarından haberi olmayan vatandaşlarımızdan bunu talep etmesini beklemek zaten mümkün değil. Bu açıdan bu tür bilgilendirmeler çok önemli. İnsanlara bunların kendilerinin bir hakkı olduğunu anlatmak ve onların bunu anlamasını kavramasını sağlamak bu açıdan çok önemli. Çünkü hak var fakat kişide bu bilinç oluşmamışsa ve bundan dolayı kullanılmıyorsa var olan hakkın da çok fazla bir önemi kalmıyor. Sonuçta bu pratikte uygulama alanı bulmuyor. Bu şekli ile ana dilinde sağlık hizmeti de bu konu kapsamda değerlendirilecek bir durum.
Depremin ilk günü annesi ve abisini kaybeden, enkazdan sağ çıkartıldığı öğrenilen 3,5 yaşında konuşamayan Furkan Alp Aslan’dan, o günden bu yana hiçbir haber alınamıyor. Günlerdir DNA sonuçlarının çıkmadığını söyleyen Furkan’ın babası Uğur Aslan, bir an önce oğlunu bulmak istiyor.
Maraş merkezli gerçekleşen ve 11 kenti etkileyen depremler nedeniyle çok sayıda çocuk hayatını kaybetti. Birçoğu da ailesini kaybetti, kayboldu ya da kaçırıldı. Sayısız kayıp ya da yaşamını yitiren çocuğun resmi kayıtlara geçirilmediği öğrenilirken, birçok aile de depremin ilk gününden bu yana kayıp ya da kaçırıldığını düşündükleri çocuklarını arıyor.
6 ŞUBAT’TAN BERİ KAYIP
Adıyaman merkez ilçesine bağlı Siteler Mahallesi, 2024 Sokak’ta yaşayan 3 buçuk yaşında konuşamayan Furkan Alp Alsan da 6 Şubat günü depremde abisi ve annesini kaybetti. Babası Uğur Aslan, depremin ilk günü enkazdan sağ çıkartıldığı bilinen oğlu Furkan’dan bir daha haber alamadı.
Baba Aslan, Furkan’ın kaybolduğu ilk günden bu yana yaşananları anlattı.
HASTANEDEN YOK OLMUŞ
Furkan’ın 6 Şubat günü Siteler Mahallesi’ndeki evlerinin enkazından çıkartıldığına dair bilgi aldığını paylaşan baba Aslan, “Beyaz bir Clio marka aracın Furkan’ı Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürdüğüne dair söylentiler var. Hastaneye götürüldüğünde hemşireler Furkan’ın şokta ve baygın olduğunu söyledi. Daha sonra kendine geldiğinde ağladığını, sol kolunda damar yolu açıldığını ve sağlık durumunun iyi olduğunu aktardılar. İkinci depremden sonra hastanedeki herkesin tahliye edildiğini söylediler” diyerek, Furkan’ın akıbetine dair aldığı son bilgileri aktardı.
DNA SONUÇLARI ÇIKMIYOR
Polise ve savcılığa başvurduğunu ileten baba, “183’ü aradım, E-Nabız ve her yere başvurdum. DNA testi verdim 10 gün önce ama hala sonucu çıkmadı. Baldızım ve kaynanam da 20 gün önce verdi ama onların da DNA sonucu çıkmıyor. Hiçbir şekilde geri dönüş yapılmıyor” sözlerini kullandı. DNA sonuçlarının çıkmaması nedeniyle hiçbir girişimde bulunamadıklarını belirten Uğur, çaresiz bir şekilde bir aydan beridir beklediğini paylaştı.
TEK TALEBİ FURKAN’I BULMAK
Depremde eşi ve bir diğer oğlunu kaybeden baba, “Furkan konuşamıyordu. Yaşıyor mu, kaçırıldı mı, başına ne geldiğini bilmiyoruz. Bir an önce oğlumu bulmak istiyorum. Gören veya duyan herkesin iletişime geçmesini istiyorum” sözleriyle seslendi.
Baba Uğur Aslan, Furkan’ı gören ve duyanlar için “0542 577 95 71” telefon numarasını arayarak kendisiyle iletişime geçmelerini istedi.
PİRHA- Maraş’ın Dulkadiroğlu ilçesinin Öksüzlü Köyü’nde depremin ardından enkazdan çıkarılarak Maraş Necip Fazıl Hastanesi’ne ambulansla götürülen Mahmut Gözükara’dan haber alınamıyor. HDP Milletvekili Zeynel Özen Gözükara’nın akıbetini Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a ve Sağlık Bakanı Koca’ya sordu.
10 ili etkileyen Maraş merkezli depremlerin ardından Dulkadiroğlu ilçesinin Öksüzlü Köyü’nde enkazdan çıkarılarak Maraş Necip Fazıl Hastanesi’ne ambulansla götürülen Mahmut Gözükara’dan haber alınamıyor. Hastaneye götürülürken bilinci açık olan 88 yaşındaki Gözükara, yakınları tarafından hala aranıyor.
İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Mahmut Gözükara’nın kaybolmasını meclise taşıdı. Özen, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yazılı olarak yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.
Milletvekili Özen soru önergesinin gerekçesinde şunları kaydetti:
“6 Şubat tarihinde Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından yıkılan binlerce binada, on binlerce yurttaşımız enkaz altında kalarak yaşamını yitirdi, on binlercesi yaralandı. Bu süreçte enkaz altından çıkarılan birçok yurttaşa ulaşılamamaktadır. Kahramanmaraş Dulkadiroğlu ilçesinin Öksüzlü köyünde köyün muhtarı Hasan Gözükara’nın 88 yaşındaki babası Mahmut Gözükara bilinci açık bir şekilde enkazdan sağ olarak çıkartılıp, Kahramanmaraş Necip Fazıl Hastanesi’nde tedavi olmak üzere bir ambülansla gönderilmesinin akabinde kendisinden haber alınamamıştır.
Sağlık Bakanlığı’nın herhangi bir sisteminde kayıtlarda bulunmayan 88 yaşındaki Mahmut Gözükara’nın yakınları, birçok şehirdeki hastaneleri gezerek kendi imkanlarıyla aramaya devam etmektedir. Sağlık Bakanlığı’na ait bir ambulansla hastaneye taşınan Mahmut Gözükara’dan herhangi bir haber alınmaması yakınlarını endişelendirmektedir.
Bu bağlamda, Zeynel Özen, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yazılı olarak yanıtlaması için şu soruları yöneltti.
1-Deprem sonrası enkaz altında çıkarılıp hastaneye götürmek amacıyla ambulansa bindirilen Mahmut Gözükara 16 gündür nerede ve ne durumda olduğunun bilinmediğinden haberdar mısınız?
2-Sağlık Bakanlığı’na ait bir ambulansa bindirilen Mahmut Gözükara neden Sağlık Bakanlığı kayıtlarında yer almamaktadır?
3-Enkaz altında sağ çıkarıldıktan sonra çeşitli hastanelere sevk edilen ve aile yakınlarının ulaşamadığı depremzede sayısı kaçtır?
4-Farklı illerde hastanelere sevk edilen ama ailesine ulaşmayan çocuk ve yetişkin depremzedelere yönelik ne tür çalışmalar yapmaktasınız?
5-6 Şubat depremleri sonrası depremden en çok etkilenen 10 ilde kaybolan toplam kişi sayısı kaçtır?
Milletvekili Zeynel Özen, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya da şu soruları yöneltti:
1-6 Şubat Depremlerinde Kahramanmaraş Dulkadiroğlu ilçesine bağlı Öksüzlü köyünde enkaz altında çıkarılıp hastaneye götürmek amacıyla ambulansa bindirilen Mahmut Gözükara 16 gündür nerede ve ne durumda olduğunun bilinmediğinden haberdar mısınız?
2-Sağlık Bakanlığına ait bir ambulansa bindirilen Mahmut Gözükara neden Sağlık Bakanlığı kayıtlarında yer almamaktadır?
3-Enkaz altında sağ çıkarıldıktan sonra çeşitli hastanelere sevk edilen ve aile yakınlarının ulaşamadığı depremzede sayısı kaçtır?
4-Farklı illerde hastanelere sevk edilen ama ailesine ulaşmayan çocuk ve yetişkin depremzedelere yönelik ne tür çalışmalar yapmaktasınız?
5-6 Şubat depremleri sonrası depremden en çok etkilenen 10 ilde kaybolan toplam kişi sayısı kaçtır?
PİRHA-Diyarbakır Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’ndeki yemek menüsünü boykot eden Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) üyeleri, işletmecinin silahlı saldırısına uğradı.
Mezopotamya Ajansı’nda yer alan habere göre SES Diyarbakır Şubesi üyeleri, Diyarbakır Kadın ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nin yemek menüsünün sağlıklı beslenme hakkını ihlal ettiği nedeniyle kurum bahçesinde ‘yemek boykotu’ yapmak istedi. Yemekhane işletmecisi olduğu iddia edilen kişi, eylem öncesi sağlık çalışanlarına saldırdı.
“SEN NASIL BİZİM YEMEKLERİ BOYKOT EDERSİN?”
SES üyesi Mehmet Nur Ulus’u yemekhaneye çağıran kişi, “Sen nasıl bizim yemekleri boykot edersin’ diyerek tehdit etti.
Tehdidin ardından işletmecinin kendisine kurşun sıktığını ancak kurşunun isabet etmediğini belirten Ulus, silahlı saldırıdan sonra yemekhanede bulunan iki kişinin de kendisini darp ettiğini kaydetti.
Bir diğer SES üyesi Bilal Atılgan’ın da kimliği belirlenemeyen kişiler tarafından darp edildiği öğrenilirken, SES üyelerinin hastane bahçesindeki bekleyişleri sürüyor.
Bakırköy Kapalı Cezaevi’ne götürülen ve orada tekli hücrede tutulan Sibel Balaç, bugün tekrar Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Hastanesi mevki binasının mahkum koğuşuna götürüldü.
Adil yargılanma, hasta tutukluların serbest bırakılması ve cezaevlerindeki hak ihlallerinin sona ermesi talebiyle 29 Aralık 2021’de ölüm orucuna başlayan Sibel Balaç, 9 Eylül’de Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Hastanesi’ne sevk edildi. Dün Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’ne götürülen Balaç, bu sabah İstanbul Adli Tıp Kurumu’na (ATK) çıkarıldı. Oradan tekrar Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Hastanesi mevki binasının mahkum koğusuna götürülen Balaç’a refakatçi izni verilmediği öğrenildi.
Balaç’ın avukatı Ayşegül Çağatay, Balaç’ın tek başına kalabilecek, lavabo ihtiyacını karşılayabilecek ve alması gereken temel ihtiyaçlarını tek karşılayabilecek durumda olmadığını söyledi. Çağatay, Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Hastanesi’nin Balaç için “tek başına hayatına idame ettiremez” raporu verdiğini hatırlatarak müvekkili için endişelendiğini ifade etti.
Balaç’ı hastaneye getirilirken gördüklerini söyleyen Çağatay, Balaç’ın “Beni dün gece Bakırköy Cezaevi’nde hücre cezalarının verildiği yerlerde tuttular” dediğini aktardı. Çağatay, “Bu hücreler çok kötü. Temizlik falan yapılmıyor. Temizliği mahkumun kendisi yapması gerekiyor. Ama Sibel’in temizlik yapabilecek koşulu yok. Orada tek başına çok kötü koşullarda tutulmuş” diyerek Balaç’ın yaşadığı zorlukları bildirdi.
HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, sağlık durumu kötüye giden Aysel Tuğluk’un hastaneye kaldırıldığını aktardı.
Kocaeli 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu bulunan demans hastası Kürt siyasetçi Aysel Tuğluk, sabah saatlerinde hastaneye kaldırıldı. Tuğluk’un acil serviste tedavi altına alındığı belirtildi.
Kobanê Davası duruşmasında söz alan HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, yakın zamanda Covid-19’a yakalanan Tuğluk’un toparlanamadığını belirterek, “Bugün kendisini acile gönderdik. Cezaevi koşullarının yarattığı olumsuz durum sağlığını gittikçe kötüleştiriyor” dedi.
SAĞLIK DURUMU İYİ
HDP eski Milletvekili Aysel Tuğluk’un, durumunun kötüleşmesinin ardından acil servise kaldırıldığı, oradan hastaneye sevk edildiği öğrenildi. Tuğluk’a serum verildiği ve tetkiklerinin ardından yeniden cezaevine götürüldüğü belirtildi. Tuğluk’un sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.
PİRHA-Konya Şehir Hastanesi’nde görevli kardiyoloji uzmanı Ekrem Karakaya’nın dün Hacı Mehmet Akçay tarafından öldürülmesinin ardından sağlık emekçileri ülke genelinde iki günlük greve çıktı. İş bırakan sağlıkçılar “Artık ölmek istemiyoruz. Her türlü riski göze alarak çalışmayı göze almış sağlık emekçilerin hayatı bu kadar ucuz mu?” dedi.
Konya Şehir Hastanesi’nde kardiyoloji uzmanı olan Ekrem Karakaya, dün görev yaptığı hastanede, başka bir hastanede güvenlik görevlisi olan Hacı Mehmet Akçay tarafından tabancayla vurularak öldürüldü. Türk Tabipleri Birliği (TTB) saldırıdan sonra 2 gün boyunca iş bırakma kararı almıştı. “Artık ölmek istemiyoruz” diyen sağlık emekçileri “Hükümet istifa” sloganları attı.
Sağlık çalışanları, sağlıkta şiddete karşı ülke genelinde greve çıkarken; hastane önlerinde bir araya gelerek, “Artık ölmek istemiyoruz” dedi. Ankara’da Gazi Üniversitesi Hastanesi önünde buluşan çalışan ve hekimler meslektaşları Karakaya’nın öldürülmesini protesto etti. Burada açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Tansu Ulakavak Çiftçi, “Yeter. Aklımızda çok soru var. Nasıl cesaret ediyorlar? Asıl sorumlular kim? Nereye kadar devam edecek? Nasıl önlem alınacak? Bunların hepsi kafamızda var” ifadelerini kullandı. Hastanenin Başhekimi Prof. Dr. Hasan Bostancı ise, “Bu olayların bir daha yaşanmaması adına gerekli önlemlerin alınmasını yetkili mercilerden arz ediyoruz, rica ediyoruz” diye konuştu.
“ŞİDDET PANDEMİSİ İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”
Antalya Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde de sağlık çalışanlarına yönelik şiddet protesto edildi. Hastane içinde gerçekleştirilen eylemde açıklama yapan SES Antalya Şube Başkanı Şükran İçöz, “Sözün bittiği yerdeyiz. Tahammülümüz kalmadı, nefes alamıyoruz. Tükendik! Güvenli ortamlarda çalışmıyor, her an şiddet tehdidi altında inanılmaz bir stresle yaşıyoruz. Sağlık emekçilerine yönelik şiddet her geçen gün, her geçen dakika artıyor. Şiddet pandemisi ile karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı.
“Konya Şehir Hastanesi’nde çalışan Kardiyoloji uzmanı Dr. Ekrem Karakaya hasta yakınının silahlı saldırısına uğradı” hatırlatmasında bulunan İçöz, “Biz artık bir sağlık emekçisinin kılına dahi zarar gelmesini istemiyoruz. Artık bağlı bulunduğumuz bakanlığın sessizliğine tahammülümüz kalmadı, hal böyleyken çalışamıyoruz. Bırakın çalışmayı nefes dahi alamıyoruz” diye konuştu.
İçöz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sağlık Bakanlığı, sağlık sistemini içinden çıkılmaz bir hale getirip sağlık emekçisini toplumun önüne bir suçlu gibi fırlatıyor. Sağlık emekçisine yönelik şiddet cezasız kaldıkça bir hak arama eylemine dönüşüyor. Sağlık emekçileri ne kadar değersiz görüldüklerini, beyaz kod verdiklerinde bile hiçbir şey olmadığını gördükçe tükeniyor. Bu ülke sağlıkta şiddeti cezalandırmıyor ve sağlıktaki şiddete karşı etkin bir yasa çıkartmıyor.”
“SAĞLIK EMEKÇİKLERİNİN HAYATI BU KADAR UCUZ MU?
“Artık yeter” diyen İçöz, “Gerekli önlemlerin alınması için daha ne beklenmektedir? Şiddete daha ne kadar seyirci kalınacaktır? Hekim, hemşire, ebe, teknisyen, idari memur, sağlık işçisi, bu ülkenin tüm sağlık emekçileri olarak bizler şiddete, şiddeti özendiren tüm politikalara karşıyız. Şiddetle yüz yüze kalan tüm sağlık emekçilerine sahip çıkmaktan vazgeçmeyeceğiz. Sağlık emekçilerinin haklarını ve halkın sağlık hakkını koruyup geliştirecek başka bir sağlık sistemi mümkündür. Bu sistemi inşa edinceye kadar mücadeleye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
İstanbul Lütfi Kırdar Hastanesi sağlık çalışanları da yaptığı açıklamada her gün ekip arkadaşlarını kaybetme korkusu ile yaşadıklarını belirtti. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İşyeri Temsilcisi Leyla Güleç de yaptığı açıklamada, “Her türlü riski göze alarak çalışmayı göze almış sağlık emekçilerin hayatı bu kadar ucuz mu? Bir doktor yetiştirmek bu kadar kolay mı? Yükümlülüklerinizi yerine getirmek için daha ne kadar ölmemiz gerekiyor?” şeklinde konuştu.
PİRHA- ‘Sağlıkta şiddeti durduralım’ temalı bir dizi eylem ve etkinlikler yapacaklarını açıklayan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, bu süre boyunca işyerlerinde siyah kurdele ve kokart takacak, şiddete karşı kitlesel basın açıklamaları gerçekleştirecek, bu açıklamalar sırasında şiddete karşı korunmadıklarını ifade etmek için baret, kalkan gibi sembolik koruyucu ekipmanlar giyeceklerini söyledi.
İstanbul Kartal’da bir Aile Sağlığı Merkezi’nde çalışan hemşire Ömür Erez, dün bir hasta yakınının silahlı saldırısına uğramış ve hayatını kaybetmişti.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Merkez Yönetim Kurulu, genel merkez binalarında yaptıkları basın açıklamasıyla sağlık emekçilerine yönelik artan şiddete ve alınmayan önlemelere karşı tepkilerini dile getirdi.
Açıklamanın yapıldığı salona ‘Kadına ve sağlıkçıya yönelik her türlü şiddeti durduralım! Şiddete karşı sesimizi yükseltelim!’ pankartı asıldı. Açıklamayı sağlık emekçileri adında Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES)Eş Genel Başkanı Selma Atabey okudu. Atabey, sağlık emekçilerinin maruz kaldığı şiddete karşı bir dizi eylem ve etkinlikler yapacakları bilgisini paylaştı.
“ÖMÜR EREZ İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’Nİ FESHEDEN İKTİDAR TARAFINDAN KATLEDİLDİ”
‘Sözün bittiği yerdeyiz! Artık tahammülümüz kalmadı! Nefes alamıyoruz! Tükendik!’ diyerek sözlerine başlayan Atabey, sağlık emekçilerinin güvenli ortamlarda çalışmadığını, her an şiddet tehdidi altında inanılmaz bir stresle yaşadıklarını belirtti.
Kadına ve sağlık emekçilerine yönelik şiddetin her geçen gün arttığına vurgu yapan Atabey, “Şiddet pandemisi ile karşı karşıyayız. Dün çok acı bir haberle sarsıldık. İstanbul Kartal’da bir Aile Sağlığı Merkezi’nde çalışan hemşire arkadaşımız silahlı saldırıya uğradı ve hayatını kaybetti. Bu ülke kadınları korumuyor! Kadınlar her gün tanıdığı ve hatta tanımadığı erkekler tarafından şiddete maruz kalıyor ve gerekli mercilere başvurduklarında, hayatları için koruma istediklerinde bile yalnız bırakılıyor. Cezasızlık politikasından ve iktidarın kadın düşmanı politikalarından cesaret alan erkekler her gün en az 3 kadını katlediyor. Bu ülkede kadınlar her gün evde, işte, sokakta, erkek şiddetine maruz kalmakta, toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı her alanda saldırı gelişmekte. Ömür Erez yalnızca bir erkek tarafından katledilmedi. Ömür Erez İstanbul Sözleşmesi’ni fesheden iktidar tarafından katledildi, erkek yargı tarafından katledildi ve her gün ekranlarda cinsiyet eşitsizliğini savunan siyasetçiler tarafından katledildi” şeklinde konuştu.
“BU ÜLKE KADINLARI VE SAĞLIK EMEKÇİLERİNİ KORUMUYOR”
Resmi rakamlara göre her gün 50 sağlık çalışanının sözlü ya da fiziksel olarak şiddete maruz kaldığı bilgisini paylaşan Atabey sözlerine şu şekilde devam etti:
“Hastaneler artık sağlıkla değil şiddetle anılmaktadır. Mevcut sağlık sisteminde herkes mutsuz, en çok da sağlık emekçisi mutsuzdur. Sağlıktan mutlu olan tek kesim sağlıkta dönüşüm sayesinde oylarımız artmıştır diyenlerdir. Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi yoğun bakım servis kapısını barikat ile kapatmaya çalışan sağlık çalışanları halen hafızalarımızdadır. Hasta yakınlarının tekmeli saldırısına uğrayan gebe hemşire, kafasında mermer blok kırılan hekim, boğazı kesilmeye çalışılan sağlık emekçisi, her gün her dakika elinde bıçakla, tabancayla sağlık emekçilerini canlarıyla tehdit eden yeni bir hasta yakını haberi almaktayız. Bu ülke kadınları ve sağlık emekçilerini korumuyor! Bu ülke sağlıkta şiddeti cezalandırmıyor, hatta ellerini ovuşturarak izliyor, bu sayede oyları artar mı onun hesabını yapıyor!”
‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın sağlık çalışanlarının canına kastettiğini, bu program sonucu oluşturulan kışkırtılmış sağlık talebinin, muayene sürelerinin 5 dakikaya kadar indirilmesiyle göğüslenmeye çalışılmakta olduğunu ifade eden Atabey, artan angarya ve iş yoğunluğu altında ezilen sağlık çalışanlarının her gün dozu artan şiddet olguları ile karşı karşıya kaldığını vurguladı.
Sağlık emekçilerinin yaptıkları işe yabancılaştığını da kaydeden Atabey, “Hayatlarıyla meslekleri arasına sıkıştırılan, emeklerinin karşılığı ödenmeyen sağlık emekçileri bu cendereden kurtuluş olmadığını düşünmekte, mesleklerini yurtdışında yapmanın imkânlarını araştırmaktadır. Memlekette kalanlarsa özellere akın etmektedir. Kendisi de bir özel hastane zinciri patronu olan Sağlık Bakanı bu durumdan hoşnut bile olabilir ancak bundan zarar görenler yine özellerde çalışan sayısı arttıkça mali haklarında gerileme yaşayacak olan, iş güvencesinden mahrum bırakılmış sağlık emekçileri olacaktır. Kadına yönelik her türlü şiddete karşı İstanbul sözleşmesinden ve sağlıktaki şiddete karşı etkin mücadeleden asla geri adım atmayacağız. Şiddetle yüz yüze kalan tüm sağlık emekçilerine sahip çıkmaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi.
“‘SAĞLIKTA ŞİDDETİ DURDURALIM’ TEMALI BİR DİZİ EYLEM VE ETKİNLİKLER YAPACAĞIZ”
Bugün startını verdikleri ve 28 Ocak’a kadar sürecek olan ‘sağlıkta şiddeti durduralım’ temalı bir dizi eylem ve etkinlikler yapacaklarını açıklayan Atabey, bu süre boyunca işyerlerinde siyah kurdele ve kokart takacak, şiddete karşı kitlesel basın açıklamaları gerçekleştirecek, bu açıklamalar sırasında şiddete karşı korunmadıklarını ifade etmek için baret, kalkan gibi sembolik koruyucu ekipmanlar giyeceklerini söyledi.
Yine maskelerine sağlıkta şiddeti protesto eden yazılar yazacaklarını, üyeleri ve yöneticileri tarafından hazırlanacak kısa videoları sosyal medyada yaygın dolaşıma sokacaklarını, bu dönem içinde yapılacak tüm eylem ve etkinlikleri şube/temsilcilik hesaplarından paylaşacaklarını da dile getiren Atabey son olarak şunları aktardı:
“Ekonomik özlük demokratik haklarımız ve şiddetsiz çalışma ortamı için dün sağlık meslek örgütleri ile ortak ve bugün de SES olarak açıkladığımız 14 Mart haftasına kadar devam edecek programlarımızı 10-11 Şubat 2022 tarihinde yapacağımız Merkez Temsilciler Kurulu toplantımızda yapacağımız tartışma ve kararlaşmalarla daha da kapsamlı ve kararlı bir şekilde sürdüreceğiz.
Başta sağlık bakanlığı ve çalışma bakanlığına çağrımızdır: Bir an önce gerekli tedbirleri almak ve sorunun çözümü için işkolunda örgütlü emek ve meslek örgütleri ile birlikte acil bir toplantı organize edilmesini ve şiddete karşı acil eylem planı oluşturmaya çağırıyoruz.
İşkolu emekçilerine de yapacağımız eylem ve etkinlikleri daha güçlü ses vermek adına desteklemeye çağırıyoruz. Halkımıza çağrımızdır: Bu sistemin sorumlusu biz değiliz diyor ve sizleri başka bir sağlık sistemi mümkün diyen biz sağlık emekçileri ile birlikte mücadeleye etmeye çağırıyoruz.”
Lübnan’daki Beyrut Limanı’nda meydana gelen patlama son açıklanan rakamlara göre 100’den fazla kişi yaşamını yitirdi, yaralı sayısı 4 bine yaklaştı. Limandaki patlamada 6 yıldır bir depoda tutulan 2 bin 750 ton amonyum nitratın infilak ettiği açıklandı. Kentte 2 hafta olağanüstü hal (OHAL) ilan edildi.
Lübnan’ın başkentindeki Beyrut Limanı’nda patlayıcıların bulunduğu bir depoda büyük bir patlama meydana geldi. Patlamada 100’den fazla can kaybı, 4 bine yakın yaralı olduğu bildirildi.
AFP’nin Lübnan Kızılhaç üzerinden aktardığına göre, Beyrut Limanı’nda meydana gelen patlamada en az 100 kişi hayatını kaybetti. Lübnan Kızılhaçı patlamaya ilişkin “Şu ana kadar en az 4 bin kişi yaralandı ve 100’den fazla kişi hayatını kaybetti. Ekiplerimiz bölgede arama kurtarma çalışmalarını sürdürüyor” dedi.
Patlamanın ardından açıklamada bulunan Lübnan Başbakanı Diyab, “Büyük felaket Lübnan’ı vurdu. Sorumlular bugün yaşananlar için bedel ödeyecek” dedi.
Yüksek Savunma Konseyi, başkentte 2 hafta olağanüstü hal (OHAL) kararı aldı.
Konsey ayrıca, ordunun, Beyrut’ta güvenliği sağlama görevini üstlenmesini, iç güvenlik güçleri, gümrükler, liman ve havalimanlarındaki silahlı güçler, silahlı koruma birlikleri ve itfaiyecilerin ordunun denetimine verilmesini kararlaştırdı.
“2 BİN 750 TON AMONYUM NİTRAT İNFİLAK ETTİ”
Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn, Beyrut Limanı’ndaki patlamada 6 yıldır bir depoda tutulan 2 bin 750 ton amonyum nitratın infilak ettiğini belirtti.
Avn’ın, Cumhurbaşkanlığına ait Twitter hesabından yaptığı yazılı açıklamasında, herhangi bir güvenlik önemli alınmadan 2 bin 750 ton amonyum nitratın 6 yıl boyunca bir depoda tutulmasının ‘kabul edilemez’ olduğunu ifade etti.
Öte yandan Lübnan Emniyet Müdürü Abbas İbrahim, söz konusu amonyum nitratın Afrika’ya gönderilmek üzereyken limanda infilak ettiğini söyledi.
OHAL İLAN EDİLDİ
Patlamanın ardından Yüksek Savunma Konseyi, başkentte 2 hafta Olağanüstü Hal (OHAL) ilan etti.
Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın daveti üzerine gerçekleşen toplantının akabinde Savunma Konseyi’nden yapılan açıklamada, Beyrut’ta 18 Ağustos’a kadar 2 haftalık OHAL ilan edilmesine karar verildiği belirtildi.
2 TÜRKİYELİ YARALANDI
Türkiye’nin Beyrut Büyükelçisi Hakan Çakıl, yaşanan büyük patlamalar sonucu başkent Beyrut’un korkunç şekilde sarsıldığını belirterek, patlamanın olduğu bölgeye oldukça yakın bir noktada bulunan Türkiye’nin Beyrut Büyükelçiliği rezidansının hasar gördüğünü ve o nedenle de oradan ayrılmak durumunda kaldıklarını kaydetti.
Çakıl, ilk belirlemelere göre patlamada 2 Türkiye vatandaşının yaralandığı bilgisine ulaştıklarını ve yaralıların durumlarının iyi olduğunu ifade etti.
İsrailli yetkililer Lübnan’ın başkenti Beyrut’taki patlamayla Tel Aviv’in bir ilgisinin olmadığını iddia etti.
Lübnan Hizbullah’ı da İsrail’in kendilerine ait silah depolarını hedef alması sonucu patlamanın meydana geldiğine dair iddiaları yalanladı.