Etiket: hayvancılık

  • 6 yıldır Türkiye’de çobanlık yapan Murat Azimi: Kolay değil ama seviyorum-VİDEO

    6 yıldır Türkiye’de çobanlık yapan Murat Azimi: Kolay değil ama seviyorum-VİDEO

    PİRHA-Afganistan’dan Türkiye’ye gelerek 6 yıldır çobanlık yapan Murat Azimi, “Burada kazandığımız paraları da Afganistan’daki ailemize gönderiyoruz” dedi.

    22 yaşındaki Afgan çoban Murat Azimi, Afganistan’dan Türkiye’ye gelerek 6 yıldır çobanlık yapıyor.

    Çobanlık yapmayı çok sevdiğini ifade eden Azimi, yaptığı işin zorluklarını ve kaç yıldır çobanlık yaptığını PİRHA’ya anlattı.

    ÇOBANLIK KOLAY DEĞİL”

    6 yıldır Türkiye’de çobanlık yaptığını söyleyen Murat Azimi, “Çalışmak için Afganistan’dan Türkiye’ye geldim. 4 yıl Elazığ’da 2 yıldır da Dersim’de çobanlık yapıyorum. Havalar soğuk olduğu için artık çadırda kalmıyoruz, bahar ayından itibaren sağım zamanı koyunları akşam beşten sabah dokuza kadar otlatmaya götürüp sabah koyunları sağarız. Çobanlık kolay bir şey değil ama ben çobanlığı seviyorum. Burada kazandığımız paraları da Afganistan’daki ailemize gönderiyoruz” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Dersim’deki madencilik projeleri en büyük darbeyi küçükbaş hayvancılığa vuracak’-VİDEO

    ‘Dersim’deki madencilik projeleri en büyük darbeyi küçükbaş hayvancılığa vuracak’-VİDEO

    PİRHA-Tunceli Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Zeynel Erdoğan, CAN TV’de ‘Heqibê Perperiki’ programında hayvancılık yapanların yaşadıkları sorunları anlattı. Erdoğan, “Maden projelerinin uygulanması üreticiye ve hayvanlara zarar verecektir. Dersim’deki madencilik projelerinin vuracağı en büyük darbe küçükbaş hayvancılığa olacaktır. Yetkililerin bu konuda iyi düşünmesi lazım. Ya ülkenin geleceğine adım atacaklar ya da baltayı vuracaklar” dedi.

    CAN TV’de Nuray Atmaca’nın Dersim’i köy köy gezerek Kırmancki (Zazaca) hazırlayıp sunduğu ‘Heqibê Perperiki’ isimli program, uzun zamandır haftalık olarak yayınlanıyor. Genellikle köylülerin hayatlarını ekrana taşıyan programın son bölümünde, Ovacık’ın Hurhurik yaylasında hayvancılık yapanların yaşadıkları sorunları ekrana taşıdı.

    Tunceli Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Zeynel Erdoğan, hayvancılık yapanların yaşadıkları sorunları anlattı.

    “HAYVANCILIĞIN BİTMEMESİ İÇİN YETKİLİLERİN İYİ DÜŞÜNMESİ LAZIM”

    Küçük baş hayvancılık yapanlar yeterince destek alamadığını söyleyen Tunceli Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Zeynel Erdoğan, “Bu mesleğin bitmemesi için yetkililerin iyi düşünmesi lazım. Gençleri özendirmemiz lazım. Biz hayvan başına geçen sene 200 TL’lik destek aldıysak bunun yarısından fazlası aşı ve küpeye gitti. adı altında. Aşı ve küpenin destek temelinde yapılması lazım. O yüzden verilen desteklerin sahadakilerin dinlenilerek verilmesi lazım” diye belirtti.

    “ÜRETİCİLER OLARAK, MADEN PROJELERİNİ İSTEMİYORUZ”

    Hayvancılık yapan üreticiler olarak maden projelerini istemediklerini belirten Zeynel Erdoğan, “Maden projelerinin uygulanması üreticiye ve hayvanlara zarar verecektir. Eğer yaylalarımız maden şirketlerine verilirse yaklaşık 70 bin hayvanın bitmesi demek. Maden çalışmalarıyla birlikte su kaynaklarının da bitmesi anlamına geliyor. Dersim’deki madencilik projelerinin vuracağı en büyük darbe küçükbaş hayvancılığa olacaktır. Yetkililer şuna dikkat etsin; bir madeni bir şirket çalıştırır ama hayvan üreticisi yürüyen bir fabrikadır. En az 10 aile çalıştırır ve toplam kişi 100 kişiye çıkar. 300 hayvanı olan bir üretici yürüyen bir fabrikadır. Yetkililerin bu konuda iyi düşünmesi lazım. Ya ülkenin geleceğine adım atacaklar ya da baltayı vuracaklar” diye konuştu.

    Programın tamamını buradan izleyebilirsiniz.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim’de üç bin rakımlı yaylaya çıkan üreticiler: Emeğimizin karşılığını alamıyoruz-VİDEO

    Dersim’de üç bin rakımlı yaylaya çıkan üreticiler: Emeğimizin karşılığını alamıyoruz-VİDEO

    PİRHA-Hayvancılık yaparak geçimini sağlayan Kültür ve Kala ailesi, Dersim’in Pertek ilçesinin Avşeker köyünden Pülümür’ün üç bin rakımlı Gurîk yaylasına çıktı. Hayvancılık sektöründe şu anda çok ciddi sıkıntılar olduğunu belirten yaylacılar, “Bizler üretenler olarak kendi emeğimizin karşılığını alamıyoruz. Hayvancılık yapanlara sahip çıkan kimse yok. Kendi başımızın çaresine bakıyoruz o yüzden kimseden bir talebimiz yok” dedi.

    Hayvancılık yaparak geçimini sağlayan Kültür ve Kala ailesi, Dersim’in Pertek ilçesinin Avşeker köyünden Pülümür’ün üç bin rakımlı Gurîk yaylasına çıktı.

    Hayvancılık yapanlar yaylaya giderken evlerini, hayvanlarını, yiyeceklerini, giyeceklerini kısaca yaşamında ihtiyacı olan her şeyini kamyonlara koyarak yola çıkıyorlar ancak talepleri hiçbir şekilde karşılanmıyor.

    Ajans olarak, Kala ve Kültür ailesinin bulunduğu yaylaya çıktık ve Bülent Kültür ve Murat Kala‘dan, yaşadıkları sorunları ve taleplerini dinledik.

    “HAYVANCILIK YAPANLARA SAHİP ÇIKAN KİMSE YOK”

    Baba mesleğini devam ettirdiğini belirten Bülent Kültür, “5-6 ay köyümüzde kaldıktan sonra yaz sezonunda yaylaya geliyoruz. Ulaşım konusunda zorluklarımız var, yayla yolları iyi değil. Zaten şap hastalığı nedeniyle verimli bir yıl olmadı bizim için. Yaylalarda sürülerin fazla olması ve mera alanlarında ot azlığından dolayı eskiden aldığımız verimi alamıyoruz. Çoban konusunda sıkıntılarımız var çünkü çoban aylıkları çok yüksek. Hayvancılık yapanlara sahip çıkan kimse yok. Kendi başımızın çaresine bakıyoruz o yüzden kimseden bir talebimiz yok” dedi.

    “EMEĞİMİZİN KARŞILIĞINI ALAMIYORUZ”

    2016 yılından itibaren hayvancılık yaptığını ifade eden Murat Kala, “Hayvancılık sektöründe şu anda çok ciddi sıkıntılar var. Meralarımız bize yeterli gelmiyor, hayvan sayısı fazla. Ulaşım konusunda sıkıntılarımız var, yaylaya çıkartılan bir araç 3 ay sonunda kullanılamaz hale geliyor. Üreticiler olarak peynir ve kuzu satımı yaparak geçiniyoruz. Ama şap ve çiçek hastalığından dolayı bu sene verim alamadık. Hastalıklardan dolayı ilaç fiyatları da üreticileri mağdur ediyor. 1-2 yıl öncesinde 100 TL’ye aldığımız ilaç şimdi 3000-4000 TL olmuş durumda. Aynı zamanda et fiyatları da tüketici de çok yüksek ama üreticiden çok düşük fiyata alınıyor. Bizden 370-380 TL’ye alınırken kasaplarda 800-900 TL’ye satılıyor. Et fiyatlarında olduğu gibi peynir fiyatlarında da sıkıntılar yaşıyoruz. Bizler üretenler olarak kendi emeğimizin karşılığını alamıyoruz. Bu durumu biraz da ülkenin içerisinde bulunduğu ekonomik koşullar da etkiliyor. Diğer ülkelere baktığımız zaman hayvancılık yapanlara ciddi destekler veriliyor ancak bizim ülkemizde üreticiye destek verilmiyor” diye konuştu.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

  • ‘Yollarımızın yapılmasını, sularımızın ise iyileştirilmesini istiyoruz’-VİDEO

    ‘Yollarımızın yapılmasını, sularımızın ise iyileştirilmesini istiyoruz’-VİDEO

    PİRHA- Muş’ta hayvancılık yaparak yaşamını sürdüren Gülizar Tepe, köylerindeki yaşam koşullarına değindi. Hayvancılığın kazandırdığını ama şartlarının zor olduğunu ifade eden Gülizar Tepe, yayla yollarının yapılmasını, ve sularının iyileştirilmesi gerektiğini söyledi.

    Muş’un Varto ilçesinin Sofyan (Doğanca) köyünde hayvancılık yaparak yaşamını sürdüren Gülizar Tepe, hayvancılığın zorlukları, yaylada yaşadıkları sorunlar ve devletten taleplerini PİRHA’ya anlattı.

    “YOLLARIMIZ KÖTÜ, SULARIMIZ KISITLI”

    Hayvancılık yaptıkları bölgenin şartlarının zorluğuna dikkat çeken Gülizar Tepe, “Yollarımız kötü, sularımız kısıtlı ve hayvancılık yaptığımız için bir geleceğimiz yok. Hayvancılık yapanların sigortası yok. Şu anda çalışıyoruz ama yaşlanınca bize kim bakacak? Hayvancılık yapanların sosyal güvencesi olsaydı bizde yaşlanınca yararlanmak isterdik. Eşim, sigortasını kendisi yatırıp emekli oldu, ayda 10 bin TL maaş alıyor. Şap hastalığı için hayvanlara aşı yapılması gerekiyor, 150 hayvana en az 6-7 bin TL aşı parası vereceğiz. Eşimin emekli maaşının yarısı ilaçlara gidiyor, biz bir ay boyunca nasıl geçineceğiz” dedi.

    “HAYVANCILIK KAZANDIRIYOR AMA ŞARTLARI ZOR”

    Bir hafta sonra yaylaya çıkacaklarını ancak yayla yollarının çok kötü olduğunu da belirten Tepe, “Yayla yollarımızın yapılmasını, köylülere biraz destek çıkılmasını, sularımızın daha iyileştirilmesini istiyoruz. Yaylada çadırlarda kalıyoruz ancak dolu, yağmur ve fırtınada çoluk çocuğumuzla zor şartlar altında yaşıyoruz. Hayvancılık kazandırıyor ama şartları zor. İlaçlar çok pahalı, devlet ilaç fiyatları konusunda bizlere yardımcı olsun, yoksa birkaç yıla hayvancılık biter. İlkbahardan sonbahara kadar en az yirmi defa aşı yaptırıyoruz. Bize kaşıkla veriyorlar kepçeyle geri alıyorlar” diye konuştu.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/MUŞ

  • ‘Bir torba yeme 700 lira veriyoruz, yetkililer hayvancılık yapanlara destek olsun’-VİDEO

    ‘Bir torba yeme 700 lira veriyoruz, yetkililer hayvancılık yapanlara destek olsun’-VİDEO

    PİRHA-5 yıldır, Erzincan’ın merkez ilçesine bağlı Mollaköy beldesinde hayvancılık yaparak geçimini sağlayan Birsel Doğan, bir torba yeme 700 TL’ye verdiklerini ve yetkililerin hayvancılık yapanlara destek olması çağrısında bulundu.

    5 yıldır, Erzincan’ın merkez ilçesine bağlı Mollaköy beldesinde hayvancılık yaparak geçimini sağlayan Birsel Doğan ile sohbet ettik.

    “YETKİLİLER HAYVANCILIK YAPANLARA DESTEK OLSUN”

    Hayvancılığa oğlunun isteğiyle başladıklarını belirten Birsel Doğan, “Oğlum lisede okurken bir tane inek alarak başladık ve bugün on tane ineğimiz var. Oğluma destek olmak için beraber hayvancılık yaptık, eşim de memur olduğu için her zaman başka şehirlerde çalışıyor. Ben de çocuklarıma destek olmak için hayvancılık yapıyorum. Köyde hayvancılığın dışında pancar, buğday, arpa, yonca ekiyorum. Hayvancılığı tek başına yapmak çok zor, şu anda yem fiyatları çok pahalı. Artık çoğu arkadaşımız ekonomik krizden dolayı hayvanlarını satmak zorunda kaldı. 5 senedir buradayım, yetkililer hayvancılık yapanlara destek olsun. Artık insanlar süt bile alamıyor ama biz yemin bir torbasına 700 TL veriyoruz” diye konuştu.

    Cihan BERK/ERZİNCAN

  • 25 yıldır hayvancılık yapan Karakaya: Yem fiyatları artarken peynir fiyatlarının da artması lazım-VİDEO

    25 yıldır hayvancılık yapan Karakaya: Yem fiyatları artarken peynir fiyatlarının da artması lazım-VİDEO

    PİRHA-Dersim’de 25 yıldır hayvancılık yaparak yaşamını sürdüren Şahadet Karakaya, “Bahar ayında da üç, dört ay yaylaya gidiyoruz giderken kamyonlarla dönüşte ise taşıma ücretleri çok pahalı olduğu için yürüyerek getiriyoruz hayvanları. Şu anda peynir fiyatları ucuz, geçen sene 100 TL’ydi bu sene 120 TL oldu her şeye yüzde yüz zam gelirken peynire yüzde 20 zam gelmiş. Yem, arpa, saman fiyatları artarken peynir fiyatlarının da artması lazım” dedi.

    Yurttaşın alım gücünün her geçen gün düştüğü Türkiye’de yurttaşlar geçinemiyor. Hem kentte hem de köyde yaşayan yurttaşlar her gün yeni zamlarla güne uyanıyor. Köylerde artık yurttaşlar tarla ekmek de, hayvanlara yem almak da bile zorlanıyor.

    Dersim’in Hozat ilçesinin Peyik (Çağlarca) köyünün Sımılke (Sütlüce) mezrasında yaşayan ve 25 yıldır hayvancılık yaparak yaşamını sürdüren Şahadet Karakaya, yaşadıkları sorunları ve taleplerini PİRHA’ya anlattı.

    “ARTIK HAYVANLARIMI SATMAYI DÜŞÜNÜYORUM”

    25 yıldır hayvancılık yaptığını ancak artık hayvanlarını satmayı düşündüğünü belirten Şahadet Karakaya, “Eskisi gibi aileler kalabalık olmadığı için artık çoban tutup hayvancılık yapabiliyoruz ancak çobanların maliyetleri de çok yüksek. Bu sene hayvanlarımızı satmayı düşünüyorduk. Hayvancılığı insanı olanlar yapar sürekli çoban ile olmuyor. Bahar ayında da üç, dört ay yaylaya gidiyoruz giderken kamyonlarla dönüşte ise yürüyerek getiriyoruz hayvanları. Yaylalara giderken de para veriyoruz ve aynı zamanda taşıma ücretleri de çok pahalı. Bazı insanlar istediği yaylaya giderken bazı insanlar da istediği yaylaya gidemiyor bu konuda mağduriyet yaşıyoruz. Kim Tunceli Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birliği başkanına oy vermişse güzel yaylalara gönderiliyor, kötü yaylaları da kendisine oy vermeyenlere veriyor” dedi.

    “PEYNİR FİYATININ DA ARTMASI LAZIM”

    Hayvanlarına bu yıl 200 bin TL ilaç parası verdiğini söyleyen Karakaya, “Arpa, saman, ilaç pahalı, yaylalara giderken kamyonlar çok maliyetli. Şu anda peynir fiyatları ucuz. Geçen sene 100 TL’ydi bu sene 120 TL oldu her şeye yüzde yüz zam gelirken peynire yüzde 20 zam gelmiş. Üreticiler en azından peynirin kilosunun 150 TL olmasını istediler ancak istenilen zam yapılmadı, tüccarlar birlik olup peynir fiyatlarının yükselmesine izin vermediler. Yem, arpa, saman fiyatları artarken peynir fiyatlarının da artması lazım” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Köyüne geri dönüp hayvancılık yapan Hatice Aytemur: Devletten hiçbir destek alamıyoruz-VİDEO

    Köyüne geri dönüp hayvancılık yapan Hatice Aytemur: Devletten hiçbir destek alamıyoruz-VİDEO

    PİRHA-2020 yılında köyüne geri dönerek hayvancılık yapmaya başlayan Hatice Aytemur, “Büyükşehirde yaşamaya daha fazla dayanamadım ve 2020 yılında kardeşimle birlikte köye yerleştim. İnsanların maddi durumu olmadığı için köyüne geri dönemiyor ama devlet insanlara yardımcı olsa herkes köyüne geri döner” dedi.

    Hatice Aytemur, 1992 yılındaki Erzincan depremin ardından evleri yıkıldığı için Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı Deri (Dere) köyünden ayrılıp Bursa’ya göç etti.

    Hatice Aytemur, uzun yıllar büyükşehirlerde çalışıp emekli olduktan sonra 2020 yılında kardeşiyle birlikte köyüne yerleşip hayvancılık yapmaya başladı.

    Aytemur, köye geri dönüş hikayesini, köy ile büyüükşehirde yaşamanın farklılıklarını ve devletten taleplerini PİRHA’ya anlattı.

    “BÜYÜKŞEHİRDE YAŞAMAYA DAHA FAZLA DAYANAMADIM KÖYÜME YERLEŞTİM”

    1992 yılında depremden dolayı evleri yıkıldığı için mecburiyetten köylerinden ayrıldıklarını belirten Hatice Aytemur, “Uzun yıllar çalıştıktan sonra emekli oldum. Büyükşehirde yaşamaya daha fazla dayanamadım ve 2020 yılında kardeşimle birlikte köye yerleştim. Biriktirdiğimiz parayı harcayıp 2-3 tane inek aldık birike birike şimdi hayvanlarımız bu seviyeye geldi. Köy bana daha iyi geliyor burada kafam rahat, büyükşehrin gürültüsü, stresi burada yok. Orada dışarı çıkıp bir yerde oturma imkânın yok ama burada istediğin yerde oturabilirsin, doğayla baş başasın” dedi.

    “DEVLETTEN HİÇBİR DESTEK ALAMIYORUZ”

    İmkânı olan insanların köylerine geri dönmesi çağrısı yapan Aytemur, konuşmasının devamında şunları ifade etti:

    “Kimi insanlar çocuklarını bırakıp gelemiyor kimisi de maddi durumu olmadığı için gelemiyor. Ama devlet insanlara yardımcı olsa herkes köyüne geri döner ama bir destek olmadığı için insanlar nasıl köyüne geri gelsin de ev yapsın. Devletten hiçbir destek alamıyoruz dana başına 1000 TL veriyor o da hiçbir şeye yaramıyor, iki çuval yem parası. Devlet bize destek versin. Biz şu anda kendi gücümüzle çalışıyoruz. Destek verilirse daha fazla üretiriz. Yeterki destek versinler.”

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

  • Köylülerden, RES projesine tepki: Geçim kaynaklarımız bitecek-VİDEO

    Köylülerden, RES projesine tepki: Geçim kaynaklarımız bitecek-VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı 6 köyün sınırları içerisinde yapılması planlanan ve 10 adet tribünden oluşan Rüzgar Enerji Santrali’ne tepki gösteren köylüler, “Bu bölgede insanlar geçimini hayvancılık ve arıcılık üzerine sağlıyorlar. RES projesi bizim geçim kaynaklarımızı olumsuz etkileyecek. O yüzden RES projesini istemiyoruz” dedi.

    Mina Marble Mermer Maden Ticaret A.Ş. tarafından planlanan “Paşa Depolamalı Rüzgar Enerji Santrali (DRES) Projesi”nin, Dersim’in Pülümür ilçesindeki Seteriye (Dağyolu), Mezra Sılêmanu (Süleymanuşağı), Hacılı, Gocanage (Göcenek), Zımag (Közlüce), Hasangazi köylerini ve bu bölgelerdeki canlı yaşamını olumsuz etkilemesi bekleniyor.

    1921 yılında milli park ilan edilen Munzur havzasında 2250’in üzerinde bitki türü bulunuyor ve bunların beşte biri endemik. Bern sözleşmesine göre de Munzur havzası kesin koruma altında bulunan yüksek miktarda canlı türünü barındırıyor. Pülümür havzası da Munzur havzası içerisinde yer alan çok zengin bir florastik yapı ve yaban hayatı ekolojisine sahip. Pülümür ilçesi ayrıca bölgede arıcılığın en yoğun yapıldığı alanlarda biri.

    Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı 6 köyün sınırları içerisinde yapılması planlanan ve 10 adet tribünden oluşan Rüzgar Enerji Santrali’ne köylüler tepki gösterdi.

    “HALK, RES PROJESİYLE MAĞDUR EDİLECEK”

    Taleplerinin RES projesinin sonlandırılması olduğunu ifade eden Kazım Aksakal, “Bu bölgede insanlar geçimini hayvancılık ve arıcılık üzerine sağlıyorlar, başka bir gelirleri yok. Eğer RES projesi yapılırsa gelecekte bu bölgede maden projelerinin yapılmayacağının garantisi yok. Bizim meralarımızı yok edecekler. Zaten halk geçmişten bugüne kadar hep mağduriyet içerisinde bu projeyle birlikte halk yeniden mağdur edilecek” diye belirtti.

    “PROJENİN, DAHA UYGUN YERE YAPILMASINI İSTİYORUZ”

    Kemal Öztürk ise,”Eğer bu proje gerçekleşirse burada yaşayan halk zarar görecek. Yetkililerden ricamız projenin buradan alınıp boş arazinin olduğu başka yere yapılmasıdır. Burada yapılırsa 10 köy zarar görecek, hayvancılık ve arıcılık etkilenecek” diyerek RES’e karşı olduklarını ifade etti.

    “RES PROJESİNİ İSTEMİYORUZ”

    Hayvancılık ve arıcılık yaparak geçimini sürdürdüklerini belirten İlyas Doğan, “Bu proje bizim geçim kaynaklarımızı olumsuz etkileyecek. Biz RES projesini istemiyoruz. Gerekirse halk olarak bu konuda tepkimizi ortaya koyarız” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Pülümür’de yapılan toplantıda RES projesinin kesinlikle yapılmaması kararı çıktı -VİDEO
    -Protesto edilen Pülümür RES bilgilendirme toplantısına kimse katılmadı -VİDEO

  • Maden şirketleri köylülere yaşamı dar ediyor; Eğricek köyü toprak altında kalabilir-VİDEO

    Maden şirketleri köylülere yaşamı dar ediyor; Eğricek köyü toprak altında kalabilir-VİDEO

    PİRHA-Sivas’ta maden faaliyetlerinin artmasıyla birlikte mera alanlarının daraldığını, dinamitlerin patlatıldığını ve siyanürün doğaya zarar verdiğini söyleyen Eğricek (Küllük)köylüleri, maden firmasının durdurulmasını istedi. Sivas Çevre Platformu Kurucu üyesi Hüsnü Engin bu şekilde devam ederse bir İliç tehlikesiyle karşı karşıya kalacağız” dedi. Maden çalışmasının yaşamı olumsuz etkilemesiyle birlikte köylüler göç etmek zorunda kalıyor. 

    Sivas’ın Kangal ilçesinde maden sahalarının artış göstermesi nedeniyle birçok yerleşim alanı tehdit altında. Bölgede çıkarılan demir, krom, altın, mermer ocaklarının sayısındaki artış çevre köylerde risk oluşturmaya başladı. Özellikle Kangal’ın Eğricek (Küllük) köyü, Kangal Tekke, Kalkımlı köylerinin maden sahasına yakın olması hem yaşam alanlarını hem de yabani hayatı, doğayı, içme sularını tehdit ediyor.

    Eğricek köyü sakinleri Bakırtepe dedikleri alanda çıkarılan altın madeninin siyanürle ayrıştırılmasından dolayı toprağa sızdığını ve derelere akarak barajlara, denizlere karıştığını ifade ettiler.

    “BİR İLİÇ DE BURADA DURUYOR, KÖY TOPRAK ALTINDA KALABİLİR”

    Sivas Çevre Platformu Kurucu Üyesi Hüsnü Engin, civardaki en riskli köyün Eğricek olduğunu, olası bir taşkınlıkta veya depremde köyün tehlikeyle karşı karşıya kaldığına dikkat çekti. Engin, çevreden yaptığı tespitleri şu şekilde anlattı:

    “Bir İliç daha burada duruyor. 30-40 yıllık maden mühendislerinin yaptığı tespitlere göre bu köyün kurtuluşunun olmadığı söylendi. Ya bir deprem sarsıntısında ya yağmur yağma durumunda ya da dinamitlerin patlatılma esnasında yumuşak toprak gevşeyip köyün içine kadar gelebilecek. Böyle olursa köy toprak altında kalacak. Burada yapılabilecek bir önlem yok, 3 milyon ağırlığında bir toprak kütlesi var. Bu bölgenin en sorunlu köyü Eğricek köyüdür. Bu bölgede mera alanları satın alındığı ve siyanürle maden yıkandığı için hayvancılık da yapılmamaya başlandı.”

    “ANAGOLD ŞİRKETİYLE YAŞANAN MADEN FACİASI BİZİM BAŞIMIZI DA GELECEK”

    Eğricek köyü muhtarı Şahin Eren Özkan, maden şirketinin köylerine çok yakın olduğu için risk altında olduğunu belirterek, “Anagold şirketiyle yaşanan maden faciasının bizim başımıza geleceğini çok iyi biliyoruz. Burada toprak kayması olsa köyümüze 500 metre küçük dereden gelen sular bizim buradaki ana çaya bağlanıyor. Kalkımlı kaplıcası bizim dağın arka tarafında siyanür suyuna 1 km. aşağı mesafede. Hayvancılıkla uğraşan bir köyde 1500 metrekare alanı maden firması aldı. Bu köy hayvancılıkla geçimini sağlıyor” diye konuştu.

    “BOSTANALRIMIZDAN EKİN ALAMIYORUZ, MAĞDURUZ”

    Eğricek köyünden İbrahim Gencer, hava kirliliğinden ve dinamitlerden oluşan patlamaların kendilerine zarar verdiğini söyleyerek, “Mahkeme durdurduğu halde yine çalışmaya devam ediyorlar. Çamaşırlarımızı seremiyoruz, yemek yiyemiyoruz. Bostanlarımızdan ekin alamıyoruz. Ürünlerimizden bire 10 alırken şimdi bire 5 alıyoruz. Meralarımıza el koyarak hazineye çevirdiler. Mağduruz” dedi.

    “İNCELEME YAPILDIKTAN SONRA DİNAMİTİN ŞİDDETİNİ TEKRAR ARTIYORLAR”

    Köyden maden firmasını şikayet eden tek kişi olduğunu söyleyen Hüseyin Aydoğmuş ise şunları söyledi:

    “Camlarımız kırıldığı için evlerimiz de çatladığı için şikayet ettim. Buraya bir ekip gelip ölçüm yapıp test ettiler. O esnada maden firmasına dinamit patlatılabilir diye rapor verdiler o esnada hiçbir dinamit patlatılması bize etki etmedi. Ekip giderken siz gittikten sonra yine sarsıntı olacak dedim. Onlar da bana bizim bundan başka yapacağımız bir şey yok, dedi. Madenlerde patlatılan dinamitlerden dolayı burada 6 nokta değerinde sarsıntı oluyor. Bazı evlerimizin camları kırık, duvarlarında çatlama var. Bu sorun sadece bizim köyde değil çevre köylerde de aynı sorun var.”

    “MADENDEN ÖNCE SUYUMUZ DAHA BOL AKIYORDU”

    Eğricek köyünden Nazlı Yıldırım ise maden şirketlerinin patlatmış oldukları dinamitlerin suya etki ettiğini ve azaldığını söyleyerek, “Sularımız kirli aktığı için çamaşırımız bulaşığımız temiz olmuyor. Ne bir su içebildik, ne duş alabildik. Yemek yapamadık. Çileden başka hiçbir şeyimiz yoktur. Madenden önce suyumuz bol akıyordu. Köyde iki üç aileden başka kimse hayvancılık yapamıyor. Eskiden arazilerimiz de vardı, suyumuz da boldu. Hiçbir sorumlu bizim sorunumuzla ilgilenmiyor, sahip de çıkmıyorlar. Bu maden firması burada çalıştığı sürece sorun devam edecek” dedi.

    “62 SENEDİR HASAR GÖRMEYEN EV MADENDEN SONRA ÇATLAMAYA BAŞLADI”

    Tamam Karabulut da evlerinin çatlak olmasından şikayetçi olduğunun ifade ederek, “Bizim evimiz 62 senelik. Hiçbir yıkım olmadı. Bu maden şirketi buraya geldiğinden beri evimiz çatlamaya başladı. Korkuyoruz ev başımıza yıkılacak artık” diye belirtti.

    İbrahim Aydoğmuş, “Önceden köyümüzde 3000 küçükbaş koyun, 300 tane de büyükbaş hayvan vardı. Madenden sonra bu sayı düştü ve birçok kişi göç etmek zorunda kaldı” dedi.

    “MADENLERDEN DOLAYI İNSANLAR ÖLÜME TERK EDİLDİ, GÖÇE ZORLANDI”

    Madenlerin köydeki göçü hızlandırdığına işaret eden CHP Genel Meclis Üyesi Yılmaz Dönmez ise şunları kaydetti:

    “Bu köylerde artık genç insan kalmadı. 50-60 yaşlarında emekli olan insanlar buraya gelip nefes almak istiyor ama madenden çıkan toz, dinamitlerin patlatılması, siyanür insanları mahvediyor. Hem bir yurttaş olarak hem de CHP Genel Meclis Üyesi olarak bu madene karşıyız. Bu madenlerden dolayı insanlar göz göre göre ölüme terk ediliyor, gurbete göç etmek durumunda kalıyor. Madenlerden elde edilen para büyük şirketlere gidiyor ama köylülerin mağduriyetleri karşılanmıyor. Bu sorun sadece Eğricek köyünün sorunu değil çevrede bulunan bütün köylülerin sorundur, toplumsal bir sorundur. Bu havzalardaki siyanürlü su derelerden akıp denizlere karışıyor. Biz bilhassa madenlere özellikle altın madenine karşıyız:”

    Kamber YILDIZ/SİVAS-KANGAL

     

  • Dersimli üreticiler: Zor şartlarda hayvancılık yapıyoruz, peynir fiyatı en az 150 TL olmalı-VİDEO

    Dersimli üreticiler: Zor şartlarda hayvancılık yapıyoruz, peynir fiyatı en az 150 TL olmalı-VİDEO

    PİRHA-Tüm Köy Sen Dersim Şubesi ve üretici köylüler, peynir fiyatları ve yaşadıkları sorunlara ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Artık dayanacak gücümüz kalmadı, hayvancılık yapamaz noktaya gelmiş durumdayız” denildi.

    Tüm Üretici Köylü Sendikası (Tüm Köy Sen) Dersim Şubesi ve üretici köylüler, peynir fiyatları ve yaşadıkları sorunlara ilişkin Pertek’te basın açıklaması yaptı.

    Basın açıklamasını Tüm Köy Sen Dersim Şube Başkanı Aziz Murat okudu.

    “ARTIK DAYANACAK GÜCÜMÜZ KALMADI”

    Zor şartlarda hayvancılık yapmaya çalıştıklarını söyleyen Aziz Murat, “Artık dayanacak gücümüz kalmadı, hayvancılık yapamaz noktaya gelmiş durumdayız. Küçük aile işletmeleri olarak ürettiğimiz tulum peyniri market raflarında altın fiyatıyla yarışırken bizlere maliyetinin dahi altında fiyatlar önerilmektedir. Bugün sorunlarımızla baş başa bırakılmış durumdayız. Ürettiğimiz peynirden maliyetlerimizin en azından bir kısmını karşılayamazsak süt hayvanlarımızı kesime götürmek zorunda kalacağız. Lütfen sesimizi duyun” diye konuştu.

    “TÜCCARLAR, ÜRETİCİNİN GIRTLAĞINI SIKMAK İSTİYOR”

    Her şeye yüzde yüz zam gelirken peynir tüccarlarının bu yıl da peynirlerini geçen yılki fiyattan almak istediklerini belirten Murat, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bütün tüccarlar üreticinin gırtlağını sıkmak istiyor. Bunun için en kısa zamanda yaş peynir fiyatı en az 150 TL olmalıdır, üreticiye yaylaya gidişlerde zorluk çıkarılmamalı, yaylaya gidiş için üreticiye nakliye desteği verilmelidir, üreticinin ihtiyaçları için faizsiz kredi desteği sunulmalıdır.”

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Göle’deki maden projesine karşı elimizden geleni yapacağız’-VİDEO

    ‘Göle’deki maden projesine karşı elimizden geleni yapacağız’-VİDEO

    PİRHA – Ardahanlılar Eğitim, Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Dilek Öztürk, Göle’de yapılmak istenen maden projesine tepki gösterdi. Öztürk, “Madene karşıyız ve yapılmaması için elimizden geleni yapacağız” dedi. Göle Çevre Komisyonu Sözcüsü Ali Turan ise maden ocağına karşı itirazların, faaliyet başlamadan önce yapılması gerektiğini belirterek “İlla İliç’teki o faciaya doğru mu gelinsin? ifadelerini kullandı.

    Ülkenin en fazla su rezervlerini barındıran ve hayvancılık anlamında ciddi üretimin yapıldığı Kuzey Anadolu Bölgesi, maden faaliyetleri nedeniyle tehdit altında.

    Ardahan’ın Göle ilçesinde yapılmak istenen altın madeni projesine karşı bütün yöre halkı ayakta. 4 Köyü kapsayacak maden faaliyeti sebebiyle yöre halkı, hem çevrenin tahrip edileceğine hem de hayvansal üretimin zarar göreceğine dikkat çekiyor.

    “MADENE KARŞI ELİMİZDEN GELENİ YAPACAĞIZ”

    Ardahanlılar Eğitim, Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Dilek Öztürk, söz konusu projenin tehlikelerine dair PİRHA’ya konuştu. Koza Holding tarafından açılmak istenen madene karşı olduklarını dile getiren Öztürk, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Maden aramalarında gördük ki şu zamana kadar birçok can yitip gitti. Şimdi bu faaliyetin bölgemizde de olması demek öncelikle hayvancılığı, tarımı bitirmek demektir. Daha da önemlisi insanlarımız zarar görecek. Bu aramalar sonucunda doğa kirlendiği için tarım olmayacak. Doğa kirlendiği için tabii ki hayvancılık da olmayacak. Üretim adına hiçbir şey kalmayacak. Hayvancılık zaten şu anda son demlerini yaşıyor. Toprağımızı zehirleyecekler, bu nedenle böyle bir faaliyet istemiyoruz. Madenin bölge halkına hiçbir faydası olmayacaktır. Maden sahipleri ve hükümet, bu işi karlı bir şey görebilirler ama orada yaşayanlar için kesinlikle doğru bir karar değil. Biz de bu nedenle madene karşıyız ve elimizden geleni yapacağız.

    “GELİN BU PROJEYİ DURDURALIM!”

    Dilek Öztürk, konuşmasının devamında Göle’de yaşayan yurttaşlara da seslenerek duyarlılık çağrısı yaptı. Öztürk, şunları söyledi:

    “Sevgili Göleliler, gelin ata topraklarımızı zehirlemelerine izin vermeyelim. Birkaç sene sürecek bir çalışma ortamı yaratmak için geleceğimizi yok etmeyelim. Madenler özellikle siyanür gibi kimyasal maddelerle aranacaktır. Geleceğimizin, tarım ve hayvancılığın bitmemesi için sizlerden ricam buna hayır dememizdir. Gerekirse bütün büyük şehirlerden toplanıp orada bir eylem de yapabiliriz. Madenin olmaması gerektiği kanaatindeyiz. Bu madenlerin zararlarını çokça gördük, işittik. Çok sayıda can kayboldu, bunları nasıl riske ediyorsunuz? Bu sebeple gelin bu projeyi durduralım. Buna hayır demek zorundayız.”

    KADIN YURTTAŞLARA ÇAĞRI!

    Dilek Öztürk, Ardahan Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin ilk kadın başkanı olduğunu belirterek hemcinslerine de çağrı yaptı. Öztürk, “Bizler de söz hakkına sahibiz. Bizler birleşmeliyiz. Biz kadınlar birleşerek de eylemimizi yapabiliriz. Özellikle kadınlarla projeye karşı eylemleri yönetebiliriz. Bu faaliyetleri durduracağımıza da eminim. Yeter ki gönülden isteyip eyleme geçelim” diye konuştu.

    “MÜCADELEMİZDEN ZERRE ÖDÜN VERMEYECEĞİZ”

    Göle’deki maden projesine karşı oluşturulan çevre komisyonu sözcüsü Ali Turan da itirazlarını dile getirdi. Projeye dair Göle’ye giderek yöre halkıyla durum değerlendirmesi yaptıklarını belirten Turan, hukuki anlamda tüm girişimlerde bulunduklarını da anlattı. Turan, Enerji Bakanlığı tarafından söz konusu maden ruhsatını iptal etmeleri için girişimde bulunduklarını belirterek şöyle devam etti:

    “Göle’deki köylerle alakalı örgütlenmede belli bir mesafe kat edildi. Milletvekillerimiz tarafından verilen sözler vardı. ‘bu işi biz kapatacağız, tasalanmayın, tedirgin olmayın’ denilmişti. 31 Mart seçimleri öncesinde konuya dair açıklama yapacaklarını da söylemişlerdi ancak herhangi bir hareketlilik olmadı. Evet vaatler var ama bizler de kendi mücadelemizden zerre kadar ödün vermeyeceğiz.

    Bazı çevrelerde ‘bakın firma daha faaliyete başlamamış’ gibi bir algı uyandırılıyor. Bu da toplum açısından sanki çok uzun vadede geleceklermiş gibi algılanıyor. Aslında hiçbir zaman mücadelede erken değildir demek istiyoruz. Evet biz haberi erken aldık ve zaman kaybedilmeden bu duyum yayıldı. ‘Firma çok güçlü, gelip madeni yapabilirler’ gibi söylemler var ama öyle değil; halkımız her zaman umudu yeşerten bir halktır.”

    “KADININ YERİ FARKLIDIR”

    Altın, gümüş ve bakır çıkartmak amacıyla açık ocak şeklinde faaliyet yürütüleceği belirtilen maden sebebiyle Büyük Altunbulak, Koyunlu (Gundik), Kuytuca (Şeki) ve Durucasu (Gırdamal) köylerinin arazileri tehlike altında bulunuyor. Ali Turan, yöre halkının tümüyle tepki gösterdiğini belirterek “Kadınlar da artık seslerini yükseltiyor. Erkekler olarak çok konuşur, mücadele ederiz ama kadının yeri farklıdır. Kadınların da mücadeleye katılması, gücümüzü daha da arttıracaktır. Bölgedeki kadınlarla da örgütlenmeye gideceğiz” dedi.

    “MÜSAADE ETMEMEK LAZIM”

    Koza Holding’in 2017 yılında maden projesine dair ruhsat aldığını belirten Ali Turan, İliç’te yaşanan faciayı da hatırlatarak şunları söyledi:

    “Evet henüz bir faaliyet yok ama itiraz için erken de değil. Keşke 2017 yılında haberdar olsaydık. Halihazırda bir komisyon şeklinde çalışıyoruz. Sivil toplum kuruluşları da destek gösteriyor ama bunlar henüz yeterli değil. Geçtiğimiz aylarda Göle’de bir basın açıklaması girişimimiz olmuştu ancak mülki amiri, çeşitli gerekçelerle buna dahi izin vermedi. Fiziki eylemlilik Koza Holding araziye girdikten sonra doğal olarak yapılacaktır. Karşı tarafın bölgemize gelişi bir tür zehir demek. O anlamda vatandaşın fiziki eylemi, annelerinin ak sütü gibi hakkıdır. ‘Neden daha bir şey yokken eylem yapıyorsunuz?’ söylemi bu nedenlerle olmaması gerekir. ‘Şimdilik bekleyelim’ deniliyor olabilir ama neyi bekleyelim? Toplum uzun bir süredir zaten sindirildi ve hep susuyoruz. Şimdi illa İliç’teki o faciaya doğru mu gelinsin. Buna müsaade etmemek lazım.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    -Göle’de maden projesine tepki: Kutsallarımıza ve doğamıza dokundurtmayacağız!

    -Göleli kadınlardan maden tepkisi: Hayatımızı zehirlemeye kimsenin hakkı yok!

    -Koza Altın İşletmeleri, Göle’deki Alevi ve Kürt köylerine göz dikti!

  • Göle’de maden projesine tepki: Kutsallarımıza ve doğamıza dokundurtmayacağız!-VİDEO

    Göle’de maden projesine tepki: Kutsallarımıza ve doğamıza dokundurtmayacağız!-VİDEO

    PİRHA – Koza Altın İşletmeleri A.Ş.’nin, Göle ilçesindeki 4 köyü kapsayan maden projesine tepkiler sürüyor. Yöre halkı, oluşacak çevresel felaketle birlikte hayvancılık ve tarımın yok olacağına vurgu yapıyor. Yurttaşlar, söz konusu girişim nedeniyle kutsal mekanların da tehlike altında olduğunu belirterek “Doğamıza ve ziyaretlerimize sahip çıkacağız” diye belirttiler.

    Koza Altın İşletmeleri A.Ş. tarafından Ardahan’ın Göle İlçesinde yapılmak istenen altın, gümüş ve bakır madeni projesine tepkiler sürüyor.

    Söz konusu projenin tüm detayları kamuoyu ile paylaşıldı ancak, şirketin maden çıkarmak için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) başvurusuna henüz olumlu cevap verilmedi.

    Projeye olumlu cevap verilmesi halinde Büyük Altunbulak Köyü başta olmak üzere Koyunlu (Gundik), Kuytuca (Şeki) ve Durucasu (Gırdamal) köy arazileri de maden sahası kapsamında değerlendirilecek.

    YÖRE HALKININ TEPKİSİ ARTIYOR!

    Maden projesine karşı duran yöre halkı, itirazlarını sürdürüyor. Mahkeme yoluna da başvuran Göleli yurttaşlar, projenin başlatılması durumunda oluşacak çevre felaketine bir kez daha dikkat çekti.

    Koyunlu (Gundik) köyünden Hüsniye Aydar, maden faaliyetlerinin yöre halkına hiçbir getiri sağlamayacağının altını çizdi. “Aksine madenin bizden götürüsü çok olacaktır” diyen Aydar, şunları söyledi:

    “Bizler mera hayvancılığı yaparak geçim kaynağımızı sağlıyoruz. Sütçülük, peynircilik, kazcılık, arıcılık yapmaktayız. Siyanürlü bir maden çalışması demek, su kaynaklarımızın, doğamızın zehirlenmesi demektir. Bitki çeşitliliğinin bitmesi, çoluğumuzun çocuğumuzun geleceğinin elinden alınması demektir. Yer altındaki bütün sular damar şeklinde birbirine bağlıdır. Söz konusu alan hayvancılık ve tarım bölgesidir. Bu maden, tarımı da bitirme noktasına getirir. Gençlerimiz zaten işsiz. Bir kesim hayvancılıkla uğraşıyor. Biz kadınların ekmeği, aşı hayvancılıktadır. Kimseye muhtaç olmak istemiyoruz. Maden demek doğamızın bitmesi demektir. Bölgemizde böyle bir maden çalışması istemiyoruz.”

    “MÜSAADE ETMEYECEĞİZ”

    “İkinci bir İliç yaşansın istemiyoruz” diyen Hüsniye Aydar, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hayvanlarımız bizler için çok önemli. Bir inek, bir fabrika demektir. Elimizden ekmeğimizin alınması, insanların yokluğa mahkum edilmesini istemiyoruz. Bir şirketin gelip Göle’nin köylerine hükmetmesini istemiyoruz. Buna müsaade etmeyeceğiz. Topraklarımız geçim kaynağımızdır. Eğer bir şeyler yapılmasını istiyorlarsa dağlarımızın ağaçlandırılmasını, yollarımızın yapılmasını sağlasınlar. Doğamız, bir maden şirketine kurban verilmemeli. Geleceğimiz yokluğa mahkum edilmemeli. Yani bu madenin bize bir faydası yok. İsmi üstünde; ‘Yeşil Göle’… Bölgemizin çöl olmasını istemiyoruz.

    Siyanür buharlaşma usulüyle havaya karışacak. Bütün bitkilerimizin böylelikle üstüne çökecek, hayvanlarımız da bu otları tüketecek. Hayvanlarımızdan elde etmiş olduğumuz yağ, peynir, süt ve eti biz insanlar tüketiyoruz. Sağlığımızı tehdit edecek faaliyetleri memleketimizde istemiyoruz. Türkiye’nin en büyük oranda peynir ihtiyacını karşılayan bölgesi Ardahan’ın Göle ilçesi, Kars ve civarıdır. Kimsenin elimizdeki ekmeği almaya hakkı yoktur.”

    KUTSAL MEKANLARA SALDIRI!

    Hüsniye Aydar, köylerindeki kutsal mekanları da işaret ederek, maden projesi ile inançlarının da hedef alındığını belirtti. Aydar “Köyümüzün etrafında manevi değerlerimiz olan ziyaret mekanlarımız da var. Ziyaretlerimize kimseyi dokundurtmayız. O yerler bizim için çok önemli. Biz Alevi köyüyüz ve inançlarımıza bağlıyız. Bu nedenlerle topraklarımızı, geleceğimizi kimseye vermiyoruz. Devlet bize destek sunacaksa eğer hayvancılık konusunda destek olsun. Maden çalışmaları ile gelip topraklarımızı kazıyacaklar ve bölge belli bir zaman sonra çöle dönüşecek” diye konuştu.

    “DOĞAMIZA VE ZİYARETGAHIMIZA SAHİP ÇIKACAĞIZ”

    Gundik köyünden Kenan Akın da maden projesine tepki gösteren bir diğer isim oldu. Erzincan’ın İliç ilçesinde yaşanan maden faciasında halen 9 kişinin cenazesine ulaşılmadığını söyleyen Akın, “Hükümet, sanki hiçbir şey olmamış gibi seçim gündemiyle beraber meseleyi öteledi. Yaşananları adeta halka unutturdu” dedi.

    Kenan Akın, köylerindeki ziyaretgahların halk nezdinde büyük öneme sahip olduğunu vurgulayıp şunları söyledi:

    “Kendi ülkelerinde yasaklanan, maden arama izni alamayan yabancı şirketler, ülkemizdeki işbirlikçi sermayedarları ile devletten aldıkları peşkeş usulü ihalelerle bölgemize yönelmekte. İnancımız gereği ortak yaşama ikrar verdiğimiz cümle canlı, cansızın doğasına göz dikmiş durumdalar. Girmek istedikleri alanlarda o bölgede yaşayan biz Alevilerin inanç yerleri ve ziyaretgahları mevcuttur. Böyle bir durum karşısında bizlerin ve bütün Alevilerin rızalığı alınmadan kutsallarımıza ve doğamıza dokundurtmayacağız. Bununla birlikte tüm yasal ve meşru haklarımızı kullanarak doğamıza ve ziyaretlerimize sahip çıkacağız. Bu gibi yöntemlerle inanç yerlerimizi belleklerimizden silmeye çalışanların karşısında olacağız. Ayrıca bütün demokratik çevreleri ve Alevi kamuoyunu, yapılmak istenen bu durum karşısında sahiplenmeye davet ediyoruz.”

    Eren GÜVEN/ARDAHAN

    İLGİLİ HABERLER: Göleli kadınlardan maden tepkisi: Hayatımızı zehirlemeye kimsenin hakkı yok!

     

  • ‘Yerel yönetimlerin üretim ve kooperatifçilik konularına daha fazla el atması gerekiyor’-VİDEO(2)

    ‘Yerel yönetimlerin üretim ve kooperatifçilik konularına daha fazla el atması gerekiyor’-VİDEO(2)

    PİRHA-Kooperatifçiliğin toplum tarafından yeterince bilince çıkarılmadığını söyleyen kayyımla görevinden alınan Peri Belediyesi Eş Başkanı Orhan Çelebi, “Yerel yönetimlerin üretim ve kooperatifçilik konularına daha fazla el atması gerekiyor. Dersim’in gelişmesi ve yeniden kendi özüne dönmesi bakımından her vatandaşımızın bu konuda büyük bir duyarlılık göstermesi gerekiyor” dedi.

    Dersim kendine has birçok sorunu olan bir kent. Altyapının, lojistik desteğin ve kente yapılan yatırımların yetersizliği, iş sahalarını daraltıp büyük oranda geri dönüş taleplerine rağmen kentin sağlıklı büyümesini ve gelişme potansiyelini engelliyor. Bu durum işsizliği tetiklerken zaten yoksul olan kentin ve kent halkının ekonomik açmazlarını da çoğaltıyor.

    Doğal güzellikleri, kendine özgü farklı bir kültürel iklime ve tek Alevi kenti kimliğine sahip olması nedeniyle son yıllarda artan ilgi, altyapı yetersizliği ve plansızlık yüzünden kente gelir sağlamak yerine, doğa daha fazla tahrip oluyor ve asimilasyon ilerliyor, güvenlik odaklı devlet politikaları da kentin dışarıya yansıma şekline zarar veriyor.

    Dersim’deki yerel yönetimler, siyasi otoriteler, sivil toplum örgütleri, yöre dernekleri ve kanaat önderleri, bırakın çözüm üretmeyi tüm bu sorunları gündem bile yapmazken, çözümsüz ve çaresiz kalan halkın birlik ve dayanışma inancı günden güne azalıyor, motivasyonu düşüyor, gelecek kaygısı artıyor.

    Yerine kayyım atanan Peri Belediyesi Eş Başkanı Orhan Çelebi ile yaptığımız röportajın ikinci bölümünde Dersim’de sürdürülen kooperatifçiliğe ilişkin konuştuk.

    “DERSİM’DE ÜRETİM VE KALKINMA KOOPERATİFLERİNE İHTİYAÇ VAR”

    Kooperatifçiliğin toplum tarafından yeterince bilince çıkarılmış bir çalışma olmadığını söyleyen Orhan Çelebi, “Kooperatifçi demek birlikte üretmek ve birlikte en sağlıklı şekilde topluma kazandırmaktır. Mevcut sistemde rant ve kâr hırsı daha fazla ön plana çıkmakta ve devletin kooperatifçiliğe yaklaşımı çok daha farklı. Ama biz biliyoruz ki geçmişte kooperatifçilik hemen hemen her bölge açısından vazgeçilmez bir araçtı. Çünkü üreticiler ürünlerini kooperatifler aracılığıyla direkt tüketiciye ulaştırıyordu. Tüketiciler hem daha sağlıklı hem de daha ucuz ürüne sahip oluyordu. Kooperatifçiliğin farklı biçimleri var. Üretim, tüketim ve kalkınma kooperatifleri var. Ama bizim Dersim’de ihtiyacımız olan üretim kooperatifleridir. Tarım ve hayvancılık güçlü olduğu için hem üretim hem de kalkınma kooperatiflerine ihtiyacımız var. Birçok ilçemizde aslında bunlar var ama bunlar tamamen kooperatif üyelerinin birlikte üretip birlikte tüketicilere ulaştığı bir sistem haline dönüşmüş değil, zaman zaman ranta dönen yanları da var” diye belirtti.

    “KAYYIMIN ATANMASIYLA BİRLİKTE ÇALIŞMAMIZ YARIDA KALDI”

    Kooperatifçilik alanında kendi deneyimlerini anlatan Orhan Çelebi, “Akpazar Peri’de Elmalı Kooperatifi’ne baktığımızda orada da biz tamamen üyeler üzerinden sorunları çözüp, üyelerin ürettiği ürünleri kooperatif bünyesine alıp tüketiciye ulaştırma gibi bir politikamız vardı. Bunu birkaç yıl devam ettirdik ama daha sonra kayyımın atanmasıyla birlikte çalışmamız yarıda kaldı. Çünkü belediye ile kooperatif birlikte işbirliği yaparak o çalışmayı başlatmıştık. Ama kayyımın atanmasıyla birlikte kooperatifin belediye ile olan ilişkisi de kesilmiş oldu. Kooperatif mevcut kendi yönetimiyle birkaç yıl bir şeyler yapmaya çalıştı ve üreticilerimizin ürünlerini direkt tüketiciye ulaştırdık. Aracıları ortadan kaldırarak daha ekonomik tüketimi sağlamak bakımından çalışma yürüttük” dedi.

    “KOOPERATİFÇİLİK GERÇEK ANLAMDA İŞLETİLİRSE BÖLGE AÇISINDAN KALKINMA OLUR”

    İnsanların daha fazla kâr elde etmek için ürünlerini kooperatife vermediklerini belirten Çelebi, şunları ifade etti:

    “Kooperatifçilikte devlet hiçbir destek vermiyor, daha çok kooperatif üyelerinin verdikleri katkılarla yürüyor işler. Kooperatifçilik gerçek anlamda işletilmiş olsa o bölge açısından kalkınmanın da vesilesi olacaktır. İnsanlar en azından ürettiğinin güvence altına alındığının farkına varacaklar. Tüccar veya aracı aramaya ihtiyaç duymayacaklardır, ürününün parasını ne zaman alacağının kaygısını yaşamayacaklardır. Bu kaygıları ortadan kaldırmak için daha önce de bizim tartışma konusu yaptığımız tüm ilçelerde mevcut kooperatiflerin bir araya gelerek yerel yönetimler birlikte daha güçlü bir çalışma başlatması gerektiğini söylemiştik. Ama bu çalışmada birkaç toplantıyla birlikte sönümlenmiş oldu. Hem belediyelerin yaklaşımındaki, hem de üreticilerdeki bazı eksiklikler nedeniyle bu çalışmanın güçlü bir hale dönüşmesini engellemiş oldu.”

    “YEREL YÖNETİMLER KOOPERATİFÇİLİK KONUSUNA DAHA FAZLA EL ATMASI LAZIM”

    Orhan Çelebi, yerel yönetimlerin üretim ve kooperatifçilik konularına daha fazla el atması gerektiğini vurgulayarak, “Sadece belediye bünyesinde kurulan kooperatifler değil aynı zamanda o bölgede bulunan bütün kooperatiflerin kalkınmasını sağlamak için hem çiftçilerle hem de kooperatif yönetimleriyle daha iç içe çalışma yürütmeleri gerekiyor. Ortak üretim alanlarının oluşturulması gerekiyor, çünkü coğrafyamız tarıma elverişli bir coğrafya o yüzden ortak üretim alanları oluşturulduğunda çiftçiye maliyeti daha düşük olacaktır, hem de çiftçi ürettiği ürünü tüketiciye daha ekonomik ulaşmasını sağlayacak. Yeni dönemde bu tartışmaya ihtiyaç olduğunu söyleyebilirim. Dersim’in gelişmesi ve yeniden kendi özüne dönmesi bakımından her vatandaşımızın bu konuda büyük bir duyarlılık göstermesi gerekiyor ve siyasi partilerimizin bu konuda daha etkin bir şekilde rol alması gerekiyor. İnsanlar örgütsüz olduğu zaman bu tarz sorunlar karşısında büyük bir duyarsızlık gösteriyorlar. Her alanda güçlü örgütlülükler yaratabilirsek coğrafyamız da kendi gerçekliğine kavuşmuş olacaktır. Toplumumuz da yeniden doğasına, kültürüne, inancına, diline ve siyasetine sahip çıkacaktır” diye konuştu.

    Cihan BERK-Eyüp HANOĞLU/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -‘Dersim’e çok yönlü saldırı var; güçlerimizi birleştirmeli, kooperatifçiliği geliştirmeliyiz’-VİDEO(1)
    -‘Dersim, sanayi ile kalkınmayacağına göre hizmet sektörü geliştirilmelidir’-VİDEO(2)
    -‘Topraklarımıza sahip çıkalım, 7 bin kişi göç etti, 7 bin kişi geldi; kim bunlar?’-VİDEO(3)
    -‘Dersimlilerin kendi topraklarına dönüşü sağlanmalı’-VİDEO(1)

  • 3000 rakımlı Bağır Dağı’nda yaylacılık: İşimiz zor ama ekmek parası için çalışıyoruz-VİDEO

    3000 rakımlı Bağır Dağı’nda yaylacılık: İşimiz zor ama ekmek parası için çalışıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Pülümür’deki üçbin rakımlı Bağır Dağı’nda yaylacılar zor koşullarda sürdürdükleri hayvancılığı ve yayla hayatını ajansımıza anlatarak, “Hayvancılık bitmeye yüz tutuyor, işimiz zor ama ekmek parası için çalışmak zorundayız. Ekonomi çok bozuk. Hava güzel, enerji bol ama durumlar sıkıntılı” dedi.

    Her kesimden herkesin çeşitli sorunlarla uğraştığı bir yerdir Dersim. Sadece insanlarının değil dağlarının, sularının, ağaçlarının, bitki örtüsünün, yaşayan canlı türlerinin de “insan” müdahalesinden kaynaklı sorunları bitmez. Bu yanıyla çok sık haber konusu olur ama yine de anlatıla anlatıla bitirilemeyen bir sorunlar ve gelişmeler yumağı içinde bulursunuz kendinizi.

    BAĞIR DAĞI YAYLACILARI

    O, anlatıla anlatıla bitirilemeyen sorun ağı içinde pek adı geçmeyenlerden biri de Dersim’in hayvancılıkla uğraşan yaylacılarıdır. Onlar sadece ilkbahar ve sonbaharda yerleşim yerlerinden uzun koyun konvoyları halinde geçerlerken görülürler. Sonrası onların mekanları, gözden ırak ıssız vadiler ve yüksek rakımlı dağlar olur. Çoğunluğu Çemişkezek’ten, bir kısmı da Hozat’tan karların erimesiyle birlikte sürüleriyle genelde Ovacık ve Pülümür yönlerine doğru yollara düşer, önce düşük rakımlardan başlayıp hayvanlarını otlata otlata yüksek rakımlı yaylalara doğru yol alırlar.

    Bu yüksek rakımlı yaylalardan biri de Dersim’in Pülümür ilçesindeki üçbin rakımlı Bağır Dağı etekleridir. Bugün adına Bağır Paşa denilip erilleştirilse de, Dersim Kızılbaş inancında önemli bir yeri olan tüm kutsal mekanlar gibi, orijinali dişil bir isim olan ‘Koyê Bağıre’dir. Kimilerine göre Nuhun Gemisi’nin ilk uğradığı yerlerden biri. Aynı zamanda 2021’de 1. Dünya Savaşı’ndan kalma top parçalarının bulunduğu yer olan Bağır Dağı, geniş mera ve otlaklarıyla yaylacıların da gözde mekanlarındandır.

    PİRHA olarak, havaların giderek soğumaya başladığı bir zamanda, kuş uçmaz kervan geçmez Bağır Dağı’ndaki yaylacılara konuk olduk. Üçbin rakımda, üç ailenin yaşadığı Bağır Dağı’nda dönüş öncesi hazırlıklarını yapmakta olan yaylacılarla bir günümüzü geçirdik ve onların yaşamlarını dinledik.

    “DERSİM’DE ÜRETİM ADINA YAPILAN TEK MESLEK HAYVANCILIK”

    Babadan, dededen kalma bir iş olduğu için çocukluğundan beri hayvancılık yaptığını ve çok uzun süredir tüm hayatını bu şekilde geçirdiğini belirten ve Çemişkezek’in Doğanlı köyünden olup şu anda Pertek’te yaşayan yaylacı Mehmet Benler, “Dersim’de üretim adına diyebilirim ki üreten kesim bu mesleği yapanlardır. Şu anda bizim bir keçi koyun birliğimiz var, üye sayımız yaklaşık 1500 civarındadır. Bizim mesleğimiz koyunculuktur. Yıllardır bu yaylaları kullanıyoruz. Eskiden yaylaları, bağlı oldukları köy tüzel kişiliği olan muhtarlıklardan ve kaymakamlıklardan alıyorduk, doğrudan köylüyle muhataptık. Son zamanlarda ise il mera komisyonu kararıyla bu yaylalar Tarım Bakanlığı ve İl Tarım Müdürlükleri üzerinden ihale ile veriliyor, parayla satılıyor” dedi.

    Dersim’de üretim adına yapılan tek mesleğin hayvancılık olduğunu ama bunun da bitmeye yüz tuttuğunu söyleyen Benler, “Konumu gereği fabrikamız ya da bir başka çalışma sektörümüz yok. Bu mesleği kendimize özgü yapıyoruz ama bu zorlukları çekerken, yaylaların kira bedeli karşılığında verilmesi bize ayrı bir külfet çıkarıyor. Ekonomik kriz ortadadır, hayvancılığın, çiftçinin hali ortadadır. Bu, göz önünde bulundurulmuyor, oysa bulundurulması gerekir” diye ifade etti.

    “HAYVAN BAŞINA İKİ MİSLİ OTLATMA PARASI VERİYORUZ”

    Alternatif olarak daha ucuza mal etme, maliyetleri daha da düşürme noktasında adımlar atabildiklerini ama bunun yeterli olmadığını ifade eden Benler, “Her yıl Tarım Bakanlığı’ndan küpe desteği alıyoruz ama diğer taraftan aldığımız küpe desteği hayvan başına 20-40 lira civarıdır. Biz bu yaylaya geliyoruz, il mera komisyonu var, devlete ayrı kira veriyoruz, özel mülkiyet sahipleri var, buralara bedelini ödemeyince, rızasını almayınca giremiyoruz. Bunların hepsini ödüyoruz. Yaylada otlatmak için hayvan başına iki misli otlatma parası veriyoruz. Bu maliyet hayvan başına 80 lirayı, hatta bazı yerlerde 100 lirayı buluyor” şeklinde konuştu.

    Yüksek otlatma maliyetlerine karşı alternatif geliştirdiklerini, daha kimse ihaleye girmeden taban fiyattan ve birbirlerini mağdur etmeden birlik olarak ihaleye girdiklerini ve bu sayede otlatma maliyetlerini 13-14 liraya düşürerek ucuza mal ettiklerini vurgulayan Benler, “Ama genel olarak bu sıkıntılarımız devam ediyor. Nakliye sıkıntılarımız var. Eskiden bu mesleği yaparken yaya yolculuk yapıyorduk. Hayvanlarımızı yürüterek gidebiliyorduk. Şimdi yürütmek yasaklandı, hayvanlarımızı araçlarla nakletmek zorundayız. Talebimiz ve zorlamamız üzerine bize, sadece geçebilmemiz için Ovacık üzerinden bir güzergah belirlediler ama bir de nakliye masrafı çıktı üzerimize” diye konuştu.

    “EKONOMİK SIKINTIDAN EN ÇOK BİZ ETKİLENİYORUZ”

    Ekonomik sıkıntılardan en çok ve birebir etkilenenlerin kendileri olduklarını çünkü ürettiklerini kendilerinin pazarlayamadıklarını, kendilerine öyle bir imkan verilmediğini söyleyen Benler, “Örneğin ben mandıracıya ürün veriyorum. Kendi aracım var, nakliyesini yapıyorum. Buradan peyniri yükleyip götürüyorum ama bir kontrol noktasına girdiğim zaman bana faturasını soruyorlar. E ben köylüyüm, faturasını nerden bulacağım, nereden getireceğim” diyerek yaşadığı bu duruma itiraz etti.

    Birçok zorluk yaşadıklarını anlatan Benler, sözlerini şöyle noktaladı:

    “Bu memlekette üretim esas alınmıyor ama alınması gerekir. Bu ekonomik krizde ancak böyle kalkınabiliriz. Burası Pülümür, Bağır Dağı yaylası ve biz kendi cephemizden baktıklarımızı görüyoruz sadece, ötesini bilmiyoruz.”

    “ÖNCE MANDIRA, SONRA KENDİ İHTİYAÇLARIMIZ İÇİN ÜRETİM YAPIYORUZ”

    12 Haziran’da Hozat’ın Peyik (Çağlarca) köyünden buraya geldiklerini belirterek söze başlayan yaylacı Zeki Akgönül ise, peyniri satarak geçindiklerini, ürünlerini önce mandıraya verdiklerini, mandıra kalktıktan sonra da kendi ev ihtiyaçları için üretim yaptıklarını dile getirerek, “Son bir-bir buçuk ay kendimiz için üretim yapıyoruz. Normal taze ot su gibidir ama biraz yaşlanınca, kamilleşince kartlaşıyor. Süt azalıyor o zaman. Süt azalınca kendimize ayırıyoruz, tanıdıklarımıza veriyoruz. Normalde piyasada satmıyoruz” dedi.

    “İŞİMİZ ZOR AMA EKMEK PARASI İÇİN ÇALIŞIYORUZ”

    Yaylada şu anda üç aile olduklarını ve eğer yağış olmazsa ay sonuna doğru köylerine döneceklerini söyleyen Akgönül, son olarak şunları söyledi:

    “Geldiniz, gördünüz. İşimiz oldukça zor ama ekmek parası için mecburen çalışıyoruz. Bazıları ekmek parası için yurt dışına gitti, başkalarına çalışıyorlar köle olarak. Biz kendi memleketimizde, kendi emeğimizle çalışıyoruz ama hiçbir şeye değmiyor. Şimdi biz araçla gideceğiz. Kamyon buradan Çağlarca’ya onbeşbin lira istiyor. Ben dört kamyon yükleyeceğim, altmış bin lira yapıyor. Kazancım ne olacak ki altmış bin lira vereyim. Ekonomi çok bozuk. Hava güzel, enerji bol ama durumlar sıkıntılı.

    Ben şehirleri pek sevmiyorum. Çünkü şehirde çok kişi görüyorum, hep kahve aralarında sokaklarda.”

    NURAY ATMACA- EYÜP HANOĞLU-KAMİL MURAT DEMİR/DERSİM

  • Dersimli İbiş Tan: Mecbur kaldığımız için hayvancılık yapıyoruz, geçinemiyoruz-VİDEO

    Dersimli İbiş Tan: Mecbur kaldığımız için hayvancılık yapıyoruz, geçinemiyoruz-VİDEO

    PİRHA-Mecbur kaldıkları için hayvancılık yapmaya devam ettiklerini söyleyen Dersimli İbiş Tan, “Ben hayvanlara 30 ton arpa ve saman alıyorum ama fiyatlar çok artınca bizim cebimizde bir şey kalmıyor. Hayvancılık yapıyoruz ama sadece geçiniyoruz, bir sürü de zahmet çekiyoruz” dedi.

    Türkiye’de ekonomik kriz derinleşerek devam ediyor. Yurttaşlar yoksulluk ve açlıkla karşı karşıya kalmaya devam ederken, işsizlik de her geçen gün artıyor.

    İşsizliğin yoğun olduğu yerlerden kentlerden Dersim’de hayvancılık en önemli geçim kaynaklarından bir tanesi.

    Tan ailesi, Dersim’in Pertek ilçesinin Pınarlar köyünden Ovacık’ın Ağaçpınar köyüne gelip hayvancılık yaparak geçimini sağlamaya çalışıyor.

    “MECBUR KALDIĞIMIZ İÇİN HAYVANCILIK YAPIYORUZ”

    Her şey pahalı olduğu için geçinmenin artık çok zor söyleyen İbiş Tan, “Mecbur kaldığımız için hayvancılık yapmaya devam ediyoruz. Devlet hayvancılık ve tarım ile uğraşanlara yardımda bulunsa herkes üretim yapar ve ülkemiz de gelişir. Mazota zam geldiği zaman her şey etkileniyor arpa ve buğday iki katına çıktı. Ben hayvanlara 30 ton arpa ve saman alıyorum ama fiyatlar çok artınca bizim cebimizde bir şey kalmıyor. Hayvancılık yapıyoruz ama sadece geçiniyoruz, bir sürü de zahmet çekiyoruz” dedi.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Dersim’de hayvancıların koyun kırpma mesaisi başladı-VİDEO

    Dersim’de hayvancıların koyun kırpma mesaisi başladı-VİDEO

    PİRHA-Koyun kırpmanın genelde Haziran ayında yapılmaya başlandığını söyleyen Umut Abay, “Hayvanın derisi tüylerinden dolayı hava alamadığı için kırpma işlemini yapmak zorundayız. Dikenler hayvanın tüylerine yapıştığı için hayvanın teni hava almıyor ve diken hayvanın tenine çarptığında yara oluşuyor bu da hayvanın kurtlanmasına sebep oluyor. O yüzden yaptığımız tamamen temizlik amaçlı bir şey” dedi.

    Türkiye’de kriz derinleşerek devam ediyor. Yurttaşlar yoksulluk ve açlıkla karşı karşıya kalmaya devam ederken, işsizlik her geçen gün artıyor.

    Dersim’in Pertek ilçesinin Koçpınar köyünde hayvancılık en önemli geçim kaynaklarından bir tanesi. Hayvancılık yaparak yaşamını sürdüren Umut Abay ile koyunların neden kırpıldığını ve hayvancılık yapanların yaşadığı sorunlar üzerine sohbet ettik.

    “KIRPMA İŞLEMİ TEMİZLİK AMAÇLI”

    Koyun kırpmanın genelde Haziran ayında yapılmaya başlandığını söyleyen Umut Abay, “Hayvanlar sıcak havadan dolayı ter atıyor ve attığı terden dolayı kilo alıp gelişemiyor. Hayvanın derisi tüylerinden dolayı hava alamadığı için kırpma işlemini yapmak zorundayız. Dikenler hayvanın tüylerine yapıştığı için hayvanın teni hava almıyor ve diken hayvanın tenine çarptığında yara oluşuyor bu da hayvanın kurtlanmasına sebep oluyor. O yüzden yaptığımız tamamen temizlik amaçlı bir şey” diye belirtti.

    “HAYVANCILIK ARTIK BİTTİ”

    Eskiye göre süt ürünlerinin değer kazandığını ancak fakat köylünün kazanmadığını belirten Umut Abay, “Biz geçen yıl toptancıya 36 TL’ye peynirimizi verdik, toptancıda verdiğimiz peyniri 130 TL’ye sattı. Emek veriyoruz ama verdiğimiz emeğin karşılığını alamıyoruz. Her şey çok pahalı olmuş durumda o yüzden hayvancılıktan para kazanılmıyor ve artık eskisi gibi hayvancılığa heves eden de yok. Hayvancılık bitti artık, ben hayvanımı sattığımda aynı fiyata satın alamıyorum” dedi.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Köyüne geri dönen Hatun Sarıkaya: Herkes toprağına sahip çıksın-VİDEO

    Köyüne geri dönen Hatun Sarıkaya: Herkes toprağına sahip çıksın-VİDEO

    PİRHA-2020 yılında köyüne geri dönerek hayvancılık yapmaya başlayan Hatun Sarıkaya, “Köye geri döndük ama yolumuz yok, elektriğimiz yok, hayat şartları çok pahalı. Devlet bize destek versin veya köylerimize yönelik projeler olsun bizde yararlanalım” dedi.

    Sultan Dağları eteklerinde bulunan Dersim’in Ovacık ilçesinin Haçkirek (Ağaçpınar) köyünde hayvancılık en önemli geçim kaynaklarından bir tanesi.

    1989 yılında köyünden ayrılarak Erzincan ve İzmir’e giden Hatun Sarıkaya, 2020 yılında köyüne geri dönerek hayvancılık yapmaya başladı.

    “EMEKLİ OLDUKTAN SONRA KÖYE GERİ DÖNMEYE KARAR VERDİM”

    ‘İzmir’de başka insanlara tarla ekiyorduk ve çapa yapmaya gidiyorduk’ diyerek sözlerine başlayan Hatun Sarıkaya, “İzmir’e gittiğimizde hiçbir şeyimiz yoktu. Kiradaydık ve tekstil firmasında, yemek fabrikalarında çalıştım 2020 yılında emekli oldum. Emekli olduktan sonra köye geri dönmeye karar verdim, geldiğimde hiçbir şeyim yoktu birkaç ay çadır da kaldım. Köyde boş boş durmak istemedim bir tane inek alarak başladım şuanda iki tane ineğim iki tane de buzağım var. İmkânım olsa işlerimi daha da büyütmek isterim. Ben tarımla, hayvancılıkla uğraşmayı çok seviyorum. Ben köye geri döndüğümde kardeşlerim bile bana güvenmediler, yapamazsın dediler ama bende yaparım dedim” diye belirtti.

    “DEVLET BİZE DESTEK VERSİN”

    Köye geri döndüklerini ancak yollarının ve elektriklerinin olmadığını belirten Sarıkaya, “Ayda bir kere maaş çekmeye gitsek maaşımız yol parasına gidiyor, hayat şartları çok pahalı. Devlet bize destek versin veya köylerimize yönelik projeler olsun bizde yararlanalım. Batıda görüyorduk herkese desteklemeler yapılıyordu ama neden bizim bölgelere verilmiyor. Bu sene çok pahalı olduğu için yem ve saman satın alamadım” ifadelerini kullandı.

    Köyün zorluklarına karşın köyde yaşamayı sevdiğini dile getiren Sarıkaya, “Herkes köyüne geri dönsün ve toprağına sahip çıksın” çağrısında bulundu.

    Cihan BERK/DERSİM

  • 20 yıldır arıcılık yapan Ali Rıza Gül: Bu sene arılarımızı besleyemedik, yüzde 80’inde kayıp var-VİDEO

    20 yıldır arıcılık yapan Ali Rıza Gül: Bu sene arılarımızı besleyemedik, yüzde 80’inde kayıp var-VİDEO

    PİRHA-20 yıldır arıcılık yaptığını söyleyen Ali Rıza Gül, “Arıcılık doğayla ilişkili bir meslek olduğundan dolayı bu sene sürekli yağmurların olmasından kaynaklı arılarımızın yüzde 80’inde kayıp var ve arılarımızı besleyemedik” dedi.

    Sultan Dağları eteklerinde bulunan Dersim’in Ovacık ilçesinin Haçkirek (Ağaçpınar) köyünde arıcılık en önemli geçim kaynaklarından bir tanesi.

    Dersim’in Ovacık ilçesinin Haçkirek (Ağaçpınar) köyünde arıcılık yaparak geçimini sağlamaya çalışan Ali Rıza Gül ile arıcılık ile ilgili sohbet ettik.

    “YAŞADIĞIMIZ BÖLGE ARICILIK AÇISINDAN UYGUN BİR COĞRAFYA”

    20 yıldır arıcılık yaptığını söyleyen Ali Rıza Gül, “Arıcılık yaparak 1994 yılından itibaren boşaltılan köylerin yeniden yerleşime açılacağını düşündük ve sonunda köyümüzü yeniden yerleşime açmayı başardık. Yaşadığımız bölgenin hayvancılık ve arıcılık açısından uygun bir coğrafyası var. Arıcılıkta iki tane temel sorun var birincisi devlet bürokrasisi ile üretici arasındaki ilişkiden kaynaklı sorunlar, ikincisi ise doğa koşullarından kaynaklı. Arıcılık zor bir meslektir ama aynı zamanda zor koşulların içerisinde de çok güzel bir meslektir. Arıcılık doğayla ilişkili bir meslek olduğundan dolayı bu sene sürekli yağmurların olmasından kaynaklı arılarımızın yüzde 80’inde kayıp var ve arılarımızı besleyemedik” dedi.

    Cihan BERK/DERSİM

  • ‘Arpa ve saman fiyatları yüksek, artık hayvancılık yapamayacak duruma geldik’-VİDEO

    ‘Arpa ve saman fiyatları yüksek, artık hayvancılık yapamayacak duruma geldik’-VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Hozat ilçesinin Kilise (Yenidoğdu) köyünde 40 yıldır hayvancılık yaparak yaşamlarını sürdürmeye çalışan Güler ailesi, saman ve arpa fiyatlarının artması nedeniyle artık hayvancılık yapamayacak duruma geldiklerini söyledi.

    Yurttaşın alım gücünün her geçen gün düştüğü Türkiye’de, derinleşen ekonomik kriz, yoksulluk ve işsizliğin yükselmesi üretimi de düşürüyor. Köylüler, özelikle tarım ve hayvancılığın bitme aşamasına geldiğini söylüyor.

    Dersim’in Hozat ilçesinin Kilise (Yenidoğdu) köyünde hayvancılık yaparak yaşamlarını sürdürmeye çalışan Güler ailesi, yaşadığı zorlukları PİRHA’ya anlattı.

     “BU ŞARTLARDA HAYVANCILIK YAPILMASI ÇOK ZOR”

    40 yıldır hayvancılık yaptığını ancak arpa ve saman fiyatlarının pahalılığı yüzünden artık hayvancılık yapamayacak duruma geldiğini söyleyen Seyfi Güler, “Bu şartlarda hayvancılığın yapılması çok zor. Bu sene peynirin kilosu 75 TL diyorlar ama çektiğimiz bu çileye göre bu fiyat da az. Saman ve arpanın fiyatı pahalı olmaya devam ederse bundan sonra hayvancılık yapamayız. Arpanın tonu 9 bin TL, samanın tonu 3 bin TL. Hayvanlara 20 ton saman verdim ama idare etmediği için 3-4 ton daha alacağım. Hayvanlara günde dört sefer yem veriyoruz arpa ve saman fiyatları böyle devam ederse artık hayvancılık yapamayız” dedi.

    “HAYVANLARA YEM ALMAKTA ZORLANIYORUZ”

    Arpa ve saman fiyatlarının zamlarla birlikte çok pahalı olduğunu ifade eden Reyhan Güler de, “Hayvanlara yem almakta zorlanıyoruz ama mecbur bu çileye katlanıp hayvancılık yapıyoruz. Bir ton saman 3 bin TL. Geçen gün 4 ton aldık. Aldığımız saman bitti, bir daha almamız gerekiyor ama nasıl alacağız çok pahalı. Yaptığımız işte çileden başka bir şey yok, nasıl olacak, sonu nereye gidecek bilmiyorum. Her şey çok pahalı, böyle giderse ülkede kimse hayvancılık yapamaz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • HDP, ‘Demokratik Ekonomi Programı’nı açıkladı

    HDP, ‘Demokratik Ekonomi Programı’nı açıkladı

    PİRHA- HDP Ekonomi ve Tarım Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Rıdvan Turan, “Demokratik Ekonomi Programı” ile halkı önceleyen bir ekonomi programı belirlediklerini açıklayarak, “Ülkenin sorunlarını çözecek yegâne perspektifin sermayenin ve paranın gözünden değil, emeğin, barışın, kardeşliğin ve ekosistemin gözünden bakan bir ekonomi programıyla olacak” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ekonomi ve Tarım Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Rıdvan Turan, Meclis’te partisinin Demokratik Ekonomi Programı’nı açıkladı.

    HDP’nin halkçı ve demokratik bir ekonomi programının toplumun en mağdur kesimlerini öncelediğini vurgulayan Turan, “Biz ekonomi programımıza ‘Demokratik Ekonomi Programı’ diyoruz. Programımızın amacı, doğadaki sınırlı kaynakların ve varlıkların, gerçek anlamda etkin ve verimli kullanımını, emekten yana adaletli bir gelir bölüşümünü, toplumsal barışı, doğa ile uyumlu kalkınma ve büyümeyi, toplumsal cinsiyet eşitliğini ve eşit yurttaşlığın tesisini, çocukların ve engellilerin haklarını korumayı temel alır” dedi.

    Programın, geniş toplumsal kesimlerin enflasyon, işsizlik, gelir dağılımı adaletsizliği, yoksulluk, barınma sorunu gibi acil ihtiyaçlarına çözümler ürettiğini dile getiren Turan, “Diğer yandan bu sorunların bir daha yaşanmaması için kapitalizmin sınırlarını aşan, orta ve uzun vadeli çözüm önerilerini de sunar” değerlendirmesinde bulundu.

    “EKONOMİ PROGRAMIMIZ ANTİKAPİTALİST PROGRAMDIR”

    Demokratik Ekonomi Programı’nın eşit ve adil paylaşımı hedef aldığını dile getiren Turan, “Ekosistemin korunmasının da temel hedeflerden biridir. Ekonomi programımız, özü itibariyle antikapitalist programıdır. Geçiş programı niteliğinde olan Demokratik Ekonomi Programı, yaşamakta olduğumuz yakıcı aktüel sorunlara, yani yüksek enflasyon, işsizlik, gelir dağılımı adaletsizliği gibi tüm emekçilerin, ezilenlerin ve dışlananların yararına acil çözümler önerme iddiasına sahiptir” diye aktardı.

    Kapitalist özel mülkiyetin yerine kolektif mülkiyet biçimini temel aldıklarını ifade eden Turan, “halkın kemer sıkma” politikalarına karşı çıktıklarını söyledi. Turan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Program, militarizme ve savaşlara yapılan harcamaların durdurulmasını hedefler. Özelleştirmelere karşı gerçek anlamda bir toplumsallaşmayı demokratik denetimi içeren yeniden kamulaştırmayı savunur. Enflasyonun esas sebebi, Türkiye’de reel sektörün, bankaların, finans sektörünün olağanüstü karlarıdır. Yüksek düzeyde ithalata bağlı dış ticaret mantığının ve yanlış faiz politikalarının birer sonucu olarak enflasyonun yükseldiğini görüyoruz. Artık sadece bir enflasyondan bahsedemiyoruz, bir yaşam maliyeti krizinden bahsediyoruz. Nüfusun yüzde 75’nin asgari ücret sınırında yaşadığı, açlık sınırının altında ücret aldığı düşünülürse, nüfusun çok çok büyük bir kısmı; enflasyon, yoksulluk, işsizlik ve barınamama kriziyle karşı karşıya.

    “TEMEL GELİR GÜVENCESİ OLARAK VERMEYİ SAVUNUYORUZ”

    HDP olarak, ekonomi programımızda yer alan acil eylemler planımıza enflasyonu ele almış durumdayız. Bu sebeple öncelikle zaruri malların fiyatlarının geçici olarak dondurulmasını, fiyat kontrollerinin ve piyasa regülasyonlarının yapılmasını savunuyoruz. Gıda, ulaşım, haberleşme gibi sektörlerde tekellerin sebep olduğu finans spekülasyonu önlemek için, fiyat istikrarını sağlamak için piyasalarda denetim yapmak için özel komitelerin kurulmasını öneriyoruz. Enflasyonla nihai bir mücadelenin özelleştirilmiş olan kamu kaynaklarının tekrar, başka bir perspektifle kamulaştırılmasından geçtiğini düşünüyoruz. İhtiyacı olanların ihtiyacından daha fazla piyasadan mal çekmesi ve böylece fiyatların artmasını engellemek için bu alışveriş süreçlerine dijital alışveriş takibi yapılmasını savunuyoruz. Yoksul hanelere mutlaka temel gelir güvencesinin uygulamasının başlatılmasından yanayız. Toplumun en yoksulları hedef kitle seçilmek ve kadınlara öncelik verilmek suretiyle, düzenli gelirinin olup olmadığına bakılmaksızın, her haneden 18 yaşını dolmuş en az 1 kişiye, asgari ücretin 3’te 2’si tutarında bir ücreti; temel gelir güvencesi olarak vermeyi savunuyoruz.

    Bugünlerde yoğun biçimde tartışılan okullarda okul yemeği uygulamasının, bu biçimiyle yeterli olmayacağını, bütün devlet okullarında en az iki öğün sağlıklı besleyici yemeğine kamu tarafından sunulmasını öneriyoruz. Bunun imalatının kooperatifler tarafından yapılmasını, yemek kooperatiflerinde ham maddeyi tarım kooperatiflerinden tedarik etmesini sağlamak suretiyle hem fiyatları düşürmeyi hem de çocuklarımıza, gençlerimize sağlıklı besin ulaştırmayı temel bir görev olarak görüyoruz. Kadın istihdamındaki cinsiyet temelli ayrımcılığı ortadan kaldıracak olan politikaları esas alırken, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararının iptal edilmesini ve bu hükümlerin titizlikle uygulanmasını savunuyoruz.

    Ekonomi programımızın temelinde tüm çalışanlara yaşanılabilir bir ücret sağlamak var. En düşük emekli maaşının asgari ücret düzeyine çekilmesi ve yılda iki defa güncellenmesi Demokratik Ekonomi Programımızın olmazsa olmazıdır. Enerji fiyatlarındaki artışı halka yansıtmayacak şekilde düşürülmesini ve bu alanların acilen kamulaştırılmasını, iletişim, gıda, sağlık, ilaç, eğitim gibi stratejik bütün alanlardaki mülkiyet biçiminin kamusal mülkiyete devredilmesini savunuyoruz, suyun herkese ihtiyacı oranında ve ücretsiz olarak sağlanmasını savunuyoruz.

    “TEKELLERİN KARLARINA ÜST SINIR GETİRECEĞİZ” 

    Olağanüstü kazanç elde eden tekellerin karlarına üst sınır getireceğiz. Aşırı kredi hacminin daralmasının ve piyasada dolanan enflasyonun en önemli sebeplerinden biri olan aşırı kredi miktarını kontrol altında tutacağız. Enflasyonu dizginlemek için kredi akışını sınırlandırmaya dönük kredi kontrollerinin hayata geçireceğiz. Şirketlerin borçlanmalarının sınırlandırılması konusunda etkili tedbirler alacağız ve anti enflasyonist vergi politikaları uygulayacağız. Vergilerin yüzde 70’i yoksulların cebinden çıkıyor ve bu vergi dolaylı olarak sermayenin cebine giriyor. İşte biz antienfasyonist vergi politikalarıyla bu denklemi tam tersine çevireceğiz. Gelir vergisi oranları en zenginleri daha fazla vergilendirecek şekilde dik, artan oranlı olarak yeniden düzenlenecek, en alttaki oranı yüzde 10’a düşürürken, en üstteki oran yüzde 60’a yükseltilecek. Böylece vergi toplamanın esasen mantığı değişmiş olacak. Tüm halka istihdam garantileri sunacağız. Küçük ve orta ölçekli işletmeleri, kobileri desteklemek suretiyle ki onların işçi hakları ve sendikal hakları korumaları temelinde, bunların desteklemek suretiyle istihdam garantilerini sağlayacağız. Büyük çapta kamusal yatırımlar yapacağız. Bunların yaptığı gibi yol, tünel köprü biçiminde değil, halkla faydalı olan aynı zamanda ekolojiyle uyumlu olan tarım, enerji, sosyal konut, eğitim, sağlık gibi topluma yararlı işlerde, bunun gibi sektörlerde büyük ölçekli kamusal yatırımlar yapmak suretiyle istihdamı arttıracağız.

    Toplum ve doğa için zararlı olan üretim faaliyetlerin tümüne son vereceğiz. Bunlar içerisinde nükleer termik santraller, Kanal İstanbul, Balıkesir-Çanakkale Sahil Yolu projesi gibi projeleri iptal edeceğiz. Tekellere karşı mutlak düzenlemeler geliştireceğiz. Piyasadaki fiyatların artışına sebep olan tekelci gücü kırmak için tedbirler alacağız. Bunlar içinde birinci planda kamu iktisadi teşekküllerinin başka bir kamusal perspektifle yeniden kurulmasını sağlayacağız. İstihdamı artırmak için haftalık çalışma sürelerini 4 güne ve günlük 7 saate düşüreceğiz. Kamu garantili istihdam programları uygulamak suretiyle, istihdamı daha da fazla artıracağız. Kürt illeri başta olmak üzere işsizlik ve yoksulluğun çok çok yüksek olduğu illerde, buradaki istihdamı arttırmak, yoksulluğu azaltmak için pozitif ayrımcı politikalar oluşturacağız. Çalışma hayatını baştan sona kadar yeniden kurgulayacağız. Grevli toplu sözleşmeli sendika hakkını olmazsa olmaz olarak alarak, buradan devamla taşeron çalıştırma geçici çalıştırma, sözleşmeli çalıştırma gibi bütün çalışma biçimlerini ortadan kaldıracağız. Güvenceli çalışma biçimlerini onların yerine ikame edeceğiz.

    Bunlar içerisinde küçük ve orta ölçekli çiftçilerin borçlarını kamu borcu kabul edeceğiz ve ödemesi kamu tarafından yapılacak. Girdilerde şu andakilerden çok daha fazla sübvansiyonlar oluşturacağız. Daha da önemlisi kırsal alanda çalışan bütün kesimlerin mutlak suretle tarım kooperatiflerinde sosyal ve dayanışmacı bir biçimde örgütlenmelerinin önündeki bütün engelleri kaldıracağız. Barınma krizini yine kamucu politikalarla çözeceğiz. Ev ve konut sahibi olmanın spekülasyon aracına döndüğü para kazanmanın yöntemi haline gelmesinin önüne geçmenin tek yolu, belediyeler, kooperatifler, komünler, yerel yönetimler vasıtasıyla üretilmesi ve ihtiyacı olanlara bedelsiz bir biçimde ya da düşük fiyatlarla verilmesi temelinde kamucu politikalarla barınma krizini çözeceğiz. Çok sayıda ev sahibi olanlara da artan oranlı vergilendirmesiyle, yeni rant vergisi uygulamasıyla bu kesimlerin spekülasyonlar geliştirmesini ve kara delikler oluşturmasını engelleyeceğiz. Aynı zamanda insanların barınma haklarını da bu biçimde iade edeceğiz.

    “OLAĞANÜSTÜ BİR TASARRUF SAĞLAYACAĞIZ”

    Barış politikalarıyla olağanüstü bir tasarruf sağlayacağız. Yalnızca AKP iktidarının şu anki Rojava siyasetinin bu ülkeye maliyeti yıllık 2 milyar dolardır. Toplamda barışçıl ve demokratik bir biçimde çözülmemesi, inkâr ve imha politikaları nedeniyle trilyonlarca dolarlık kaynak heba edilmiştir. Aynı zamanda barışımızın ve huzurumuzun dinamitlendi bir süreçle karşı karşıyayız. Olağanüstü can kayıpları ekolojinin tahribatı demografinin değişimi buna benzer pek çok şeyle karşı karşıya kaldık. Demokratik bir ekonominin olmazsa olmazı, bu gider kalemini ortadan kaldırmak, barış içerisinde demokrasi içerisinde, emeğin, özgürlüğün temelinde bütün farklılıkların yan yana yaşayabileceği bir Türkiye’yi inşa etmek. İşte ekonomi programımızın en önemli temel direklerinden biri de Kürt sorununda barışçıl politikaların savunulması ve bu suretle kaynak israfının sona erdirilmelidir.  Dünyada kamucu bir akıl gelişiyor. Neoliberalizm giderek zayıflıyor. Biz de tam da böyle bir dönemde, açın, yoksulun kalmaması için, barınmanın kalmaması için, bu ülkede insanların insan olmaktan haklarını sonuna kadar kullanabilmeleri için, barış ve demokrasi içerisinde yaşayabilmeleri için yapılması gereken şeyin çok açık olduğunu biliyoruz ve bunları Demokratik Ekonomi Programımız başlığı altında sizinle paylaştık. Kısa süre sonra gerçekleşecek seçimlerle ekonomi programımızı adım adım hayata geçireceğimiz bir siyasi konjonktürle, bir ekonomik ve sosyal konjonktürle karşı karşıya kalacağız. Ancak ve ancak ülkenin sorunlarını bugün olduğu gibi, o günde çözecek yegâne perspektifin sermayenin ve paranın gözünden değil, emeğin, barışın, kardeşliğin ve ekosistemin gözünden bakan bir ekonomi programıyla olacak.”

    PİRHA/ANKARA