Etiket: hayvancılık

  • Ovacık’ta tarım arazilerinin kiralanması üreticileri kaygılandırıyor – VİDEO

    Ovacık’ta tarım arazilerinin kiralanması üreticileri kaygılandırıyor – VİDEO

    PİRHA – Dersim’in Ovacık ilçesinde mera arazilerinin 49 yıllığına bir şirkete tahsis edilmesi üreticileri kaygılandırıyor.

    Haberin Videosu

    Ovacık ilçesine bağlı Köseler Köyü sınırları içerisinde bulunan 508 ve 510 parsel numaralı 2 milyon 297 bin 700 metrekarelik alan irtifak hakkı verilmek suretiyle bir şirkete 49 yıllığına tahsis edildi.

    Ovacık’ta yıllardır köylülerin ortak kullandığı mera arazilerinin özel şirkete kiralanması, ilçenin en büyük tarım ve hayvancılık nüfusuna sahip köylerini derinden etkiliyor.

    Köylülerin özel mülkiyetlerine giden yol güzergahın kapatılmasına da neden olacağını belirten üreticiler, mera olarak kullanılan bu alanların şirkete tahsisiyle hayvancılığın yapılamayacak hale geleceği kaygısını taşıyor. Şirketin bölgede suni gübre kullanarak tarım yapacağını bu durumunda organik tarım yapan çiftçilere darbe vuracağını belirten üreticiler yetkililerin soruna müdahale etmesini istiyor.

    Arazilerin kiralanmasına tepki gösteren köylüler ve sivil toplum örgütleri ise arazi tahsisisin iptal edilmesi için imza kampanyası başlatmış durumda.

    Asırlardan beri ektikleri ve biçtikleri ata toprakların bir şirkete tahsis edilmesini kabul etmeyeceklerini belirten yurttaşlar, toprakları için sonuna kadar mücadele edeceklerini belirtiyor.

    “TOPRAKLARI BİZDEN ALIRLARSA BİZİ BURALARDAN KOVARLAR”

    Yıllardan beri Ovacık ilçesinde tarım yaparak geçimini sağlayan üretici Yılmaz, “Şirketlerin arazileri tahsis ettiğini duyduk, bu toprakları biz ekiyoruz, topraklarımız bize yetmiyor, bu arazilerde biz doymuyoruz.  Çocuklarımız aç perişan nereye gideceğiz. Bunlar bu toprakları alırsa bizi buralardan kovacaklar. Bu topraklar bizim dedelerimizden miras kaldı, buranın sahipleri bizleriz neden huzurumuzu bozuyorlar. Bu durumdan vazgeçsinler ”dedi.

    “BİZ KÖYLÜLER ZARAR GÖRECEĞİZ”

    Üreticilerden Serdar ise, “Biz yakın zamanda duyduk ki devletimiz bu toprakları kiraya vermiş. Bu topraklar yolumuz üzerinde, kadınlarımız kenger topluyor, gulik topluyor, hayvanlarımız otluyor. Buralar kiralandığı zaman buraya hapis olacağız ve her taraf kapanacak. Biz arazilerin kiralanmasını istemiyoruz ve buna karşıyız ”diye konuştu.

    Sinan Kayır, “Burası kiralanırsa biz köylüler zarar göreceğiz. Burası kapımızın önü, hayvan besliyoruz hayvanlarımız otluyor. Bu arazilerden kenger toplanıyor yüzlerce kişi faydalanıyor ”dedi.

    “ÜRETİCİLER HAYVANLARINI OTLATAMAYACAK”

    Ovacık ilçesinde arazilerin bir şirkete tahsis edilmesinin tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlayan üreticilere darbe vuracağını belirten Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül de duruma tepki gösteriyor.

    Sarıgül, “Ovacık’ın Köseler köyü var. En büyük sınırlara sahip köylerimizden biridir. Bunun 508 ve 510 nolu parsellerinde toplam büyüklüğü 2 milyon 300 bin metre kare olan bir alanın 49 yıllığına bir şirkete kiralandığını tahsis ettiğini öğrendik. Bu bölge Ovacık’ın ana tarım bölgesinin ortasında bir yer. Ovacık’ın en büyük üreticileri Koyungölü, Köseler, Çakmaklı, Paşadüzü ve Ovacık’tan oluşuyor. Bu bölge bu 5 bölgenin orta kısmında yer alıyor. Buradaki temel sıkıntılardan biri de bu bölgenin kapladığı alan diğer üreticilerin özel mülkiyetlerine gideceği alanları da kapatıyor. Bir süre sonra burası kapatılırsa üreticiler özel mülkiyetine gidemeyecek, hayvanını yayamayacak. Burası daha önce köylüler için mevsim mevsim, ay ay kullanılan bir alan durumundaydı” ifadelerini kullandı.

    “TEKELLEŞME, ORGANİK ÜRETİMDEN UZAK BİR YERE GÖTÜRECEKTİR”

    Uzun yıllar çatışmalı ortam ve güvenlik sorunlarından kaynaklı bölgede kamusal alanda hamleler yapılmadığını ifade eden Sarıgül, “İlçede kendi doğallığında geleneksel haliyle bir üretim zaten vardı. Özellikle bu pandemi sürecini düşündüğümüzde doğal ürün üretmenin, sağlıklı ürün üretmenin ne kadar önemli olduğunu düşünürsek, buna daha fazla üreticiyi dahil edip daha doğru bir iş yapmak gerekirken sürekli tekelleşmesi aslında bunu sağlıklı ürün üretimden ve organik üretimden uzak bir yere götürdüğünü düşünüyoruz”dedi.

    Bölgedeki arazilere yönelik bu projenin 230 üreticiye yansımasının anlatıldığı gibi olmayacağına dikkat çeken Sarıgül, arazilerin kiralanmasını gerçekçi bulmadıklarını söyledi.

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

  • Çiğli köylüleri pandemi sürecinde zararlarının karşılanması için destek bekliyor-VİDEO

    Çiğli köylüleri pandemi sürecinde zararlarının karşılanması için destek bekliyor-VİDEO

    PİRHA – Maraş’ın Dulkadiroğlu İlçesine bağlı Çiğli Köyünde yurttaşlar kentlerin kalabalığından köye sığınarak kendilerini karantinaya aldılar. Bölgede kendi önlemleri ile yaşamı devam ettiren köylüler, koronavirüse karşı kendi kurallarını da uygulayarak korunuyorlar. Köyün temel geçim kaynağı çiftçilik ve hayvancılık ancak koronavirüs nedeniyle şu an köylüler evlerinden zaruri olmadıkça uzaklaşmıyorlar. Köylüler bu süreçte uğradıkları zararların karşılanması için devletten destek bekliyor. 

    Maraş’ın Dulkadiroğlu İlçesine bağlı Çiğli Köyü’nde PİRHA kameraları köylülerin tüm dünyayı esir alan koronavirüs salgını süresince nasıl geçindikleri, ne derece kendilerini koruduklarını ve köyün sosyal ilişkilerini görüntüledi.

    Köyün kendine has alınan karantina kuralları gereği köylüler zorunlu olmadıkça yan yana gelmekten kaçınıyorlar. Yaşlılar evlerinin bahçelerinden dışarı çıkmıyor, kronik rahatsızlığı olan köylüler de mümkün mertebe evlerinde tutuluyor. Yaşlı ve hasta köylülerin işleri diğer köylüler arasında ortak yapılarak işin tıkanması ve mağduriyet oluşması dayanışma ile aşılıyor.

    Köyün ana temel geçimi hayvancılık ve tarım üzerine kurulu olduğu için bu süreçte işçi çalıştırılamadı ve tarlalar boş kaldı, bahçeler sadece aileyi geçindirecek kadar ekildi.

    Köylüler yetkililere seslenerek, “Bu zor zamanlarda devlet, vatandaşın, köylünün elinden tutmalıdır, devlet bugün bize destek olmazsa bizler çok zarar edeceğiz, aç kalacağız. Milletin hepsi zorda, tarlalarımız boş kaldılar, bostanlarımız ekilmedi, hayvanlarımızı besleyemiyoruz, ne yapacağız bilmiyoruz” diyorlar.

    “DOLMUŞLAR 2 AYDIR ÇALIŞMIYOR; DEVLET SESİMİZİ DUYSUN”

    Köyde dolmuşçuluk yapan Veli Şahin, “Koronavirüs nedeniyle 2 aydır çalışmıyorum, dolmuşlar evin önünde yatıyorlar. Biri okul servisi diğeri köy taşıtı… Şimdi okullar tatil olduğu için birisi çalışmıyor diğeri de kısıtlamalar ve önlemlerden dolayı çalıştırılamıyor. Şimdi ne yapacağız bilmiyorum. Arabaların vergileri, borçları var, kredileri var. 2 aydır perişan bir haldeyiz. Köyde yaşıyoruz ama geçimimiz dolmuşların üzerine olduğu için daha çok perişan olduk, köyde diğer insanlar çiftçilikle hayvancılıkla geçim sürdürüyor. Ben de o olmadığı için daha çok mağdur oluyoruz. Lanet ediyoruz bu virüse şimdi dua ediyoruz daha kötü olmadan gitsin diye. Birilerinin bizlere destek olması lazım. Devlet sesimizi duysun ve mağduriyetimizi gidermek adına bir takım çalışmalar gerçekleştirsin” dedi.

    “DIŞARIDAN İŞÇİ GETİRİP ÇALIŞTIRMAK YASAK”

    Çiğli köylülerinin aldıkları önlemleri belirten Muhtar ise şunları söyledi.

    “Köylüler olarak kendi sağlığımızı korumak adına birlikte belli kararlar aldık, köyümüze giriş çıkış yasak değil ama köylülerimizden başkasının gelme durumuna müsaade etmiyoruz. Yurt dışından gelen giden de olmadığı için rahatız. Herkes kendi önlemlerini almış durumdadır. Dışarıdan işçi getirip çalıştırmak yasaklandı. Köye bizim köylülerimiz dışında birinin girmesine izin vermiyoruz şimdilik. Bir ay önce bir vefatımız oldu. Virüsten dolayı değildi ama üzücü bir olay eskiden öylesine bir cenazede büyük bir kalabalıkla Hakk’a uğurluyorduk. Cemevinde toplanma olayı olmadı. Bu bizim kültürümüze ters oldu. 40 kişiye yakın yurttaşımıza biner liralık destek sağladık. Şimdi köylülerimiz mutlular, rahatlar.”

    “HERKES BAHÇESİNE, BOSTANINA ODAKLANDI”

    Köyün yaşlılarından bir kadın da, “İnşallah bitecek bu hastalık, insanlar mağdur oldular hep yıpranıyorlar, zarar ediyorlar. İnşallah bitecek de insanlar rahat rahat gidip işine gücüne baksınlar. Bahçeler bostanlar tarlalar boş kaldı. Bu büyük bir zarardır. Bunun altından nasıl çıkacak bu garipler. Şimdi herkes kendi evinin önünde küçük bahçe bostan yapıp onunla ilgileniyor. O da kendilerini idare etmek içindir. Şimdi ne yapalım hastalıktır ama birileri de yardım etmeli köylü ne yapsın, nasıl korusun kendini” diye konuştu. 

    “İSTANBUL’DA ÖĞRENCİYDİM ORADA DURUM DAHA VAHİM, KÖYÜMÜZE GELDİK”

    İstanbul’da Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi olan Alican Ünlügedik ise İstanbul’da yaşadığını ancak koronavirüs salgınının başlamasından hemen sonra köyüne Çiğli’ye döndüğünü belirterek şöyle devam etti:

     “Durumlar İstanbul’da daha vahim. Daha tehlikeli bir seyirde olacağını düşündüğüm için nitekim de öyle oldu, buraya geldim. Şimdi sınavlara hazırlanıyorum, derslerimizi yapmaya çalışıyorum. Zaten köyden çıkamıyoruz, şehre gitmemiz yasak. O yüzden evde derslerle ve köy işlerine yardımcı olarak zamanımızı geçirmeye çalışıyoruz. Köyde karantinaya girmek biraz zor ama daha sağlıklı ve güvenilir olduğundan idare ediyoruz. Arkadaşlarımıza daha çok zaman geçiriyoruz. Ailemizle birlikte daha çok zaman geçirerek köy işlerini hızlı ve düzenli işlemesini sağlıyoruz” dedi.

    Çiğli Köyü sakinleri koronavirüs salgının hızlı bir şekilde geçmesini ve yeniden normal hayata dönmeyi istediklerini belirterek, herkese sağlık ve esenlikler dilediler.

    Mehmet KOCAMER / MARAŞ

  • Kurtlar, 42 keçiyi telef etti

    Kurtlar, 42 keçiyi telef etti

    Dersim’in Nazimiye ilçesine bağlı Kıl köyünde küçükbaş hayvan sürüsüne saldıran kurtlar, 42 keçiyi boğarak telef etti.

    Hayvancılıkta uğraşan Adil Pala (45) Kurban Bayramı’nda satmak için borçlanarak aldığı keçilerini otlatmak için yabana götürdü. Akşama doğru keçi sürüsüne kurtlar saldırdı. Kurtlar, 42 keçiyi boğarak telef etti.

    “TEK GEÇİM KAYNAĞIM ONLARDI”

    Keçileri Kurban Bayramı’nda satmak için borçlanarak aldığını belirten Adil Pala, “Keçileri, otlatmak için yabana götürmüştüm. Bir anda sürüye saldıran kurtlar keçilerimin 42 tanesini boğarak telef etti. Keçileri borçlanarak satın almıştım. Tek geçim kaynağım bunlardı. Onlar da elimden gitti” dedi.

    Biri üniversitede biri de lisede olmak üzere iki öğrenci okuttuğunu ifade eden Pala, “Ben kaza geçirdim. İki kere beyin ameliyatı oldum. Kolumda, ayağımda platin var. Yaptığım tek iş hayvancılık. Onlarla hem ailemi geçindiriyordum hem de çocuklarımı okutuyordum. Şu anda elimde hiç bir şey kalmadı. Borçlarımı da ödeyemeyeceğim. Ne yapacağımı şaşırmış durumdayım. Yetkililerden ve duyarlı insanlardan mağduriyetimin giderilmesi için destek bekliyorum” diye konuştu.

  • Köylülerin 300 günlük nöbeti sonuç verdi

    Köylülerin 300 günlük nöbeti sonuç verdi

    Bursa’nın Büyükorhan ilçesinde yapılması planlanan biyokütle enerji santralının iptali hakkında açılan 3 davadan ilkinde karar çıktı. Mahkeme, Bursa İl Toprak Koruma Kurulu’nun santralın kurulması için tarım arazilerinin tarım dışı amaçlı kullanılmasına onay veren kararını oy birliğiyle durdurdu. Karar üzerine Bursa Tabip Odası, mücadelelerini yılmadan sürdüren Karaağızlılara ‘Yılın Çevre Ödülü’nü verdi.

    Bursa’nın Büyükorhan ilçesi Karaağız köyünde yapılması planlanan biyokütle enerji santralına karşı çıkan köylüler, yaklaşık 300 gündür şantiye alanında nöbet tutarak inşaata başlanmasına engel olmaya çalıştılar. Avukatları aracılığıyla da hukuk mücadesi verdiler.

    TARIM ARAZİLERİ KISITLI

    Köylülerin santral projesine karşı açtığı 3 davadan ilkinde karar çıktı. Bursa İdare Mahkemesi, Toprak Koruma Kurulu’nun santrale onay veren kararıyla ilgili olarak yürütmeyi durdurma kararı verdi. Mahkeme kararında, santral kurulmak istenen alanın çevresinde köyün tarım yapılabilen arazilerinin olduğuna dikkat çekerek, Karaağız köyündeki tarım arazilerinin kısıtlı oluşundan bahsedildi. Bu nedenle de söz konusu arazilerin tek başına değerlendirilmesinin Toprak Koruma Kurulu kanuna aykırı olduğu vurgulanan kararda bölgenin ekolojik tarım, organik tarım, iyi tarım sertifikalı üretim ve eko-turizm potansiyeli olduğu anlatıldı.

    TELAFİSİ GÜÇ ZARARLAR…

    Köydeki kısıtlı su kaynaklarına dikkat çeken kararda, yöre halkının tek geçim kaynağının tarım ve hayvancılık faaliyetleri olduğu da anımsatıldı. Mahkeme, tüm bu ayrıntıların değerlendirilmesinin ve araştırmasının yapılmadığını vurgulayarak, söz konusu arazilerin tarım dışına çıkarılma kararının hukuka aykırı olduğunu belirtti.

    Ayrıca santralın kurulması durumunda kaybedilen tarım alanlarının geri kazanımının mümkün olamayacağını vurgulayan mahkeme, “Telafisi güç zararların doğacağı açıktır” ifadelerini kullandı.

    Mahkeme kararı üzerine Bursa Tabip Odası, bu yıl haklı mücadelelerini sürdüren Karaağızlılara ‘Yılın Çevre Ödülü’nü verdi.

  • Alevi köyü Tuğut, AKP’ye oy çıkmadığı için 15 senedir hizmet alamıyor-VİDEO

    Alevi köyü Tuğut, AKP’ye oy çıkmadığı için 15 senedir hizmet alamıyor-VİDEO

    PİRHA-Çiğdemli Köyü Sivas’ın Divriği ilçesine bağlı bir Alevi köyü. Köyün eski ismi Tuğut olan Çiğdemli Köyü de diğer köyler gibi dışarıya göç vermiş. Yazları tatil sebebiyle gelenler sayesinde nüfusu artan köyde kışları yaklaşık 40 hane kalıyor. Çiğdemli Köyü’nde de diğer Alevi köylerinde olduğu gibi hizmet sıkıntısı var. Köy sakinlerinden İbrahim Arslan köyden AKP’ye oy çıkmadığı için 15 senedir hiç hizmet alamadıklarını söylüyor.

    Divriği merkeze 20 km uzaklıktaki Çiğdemli (Tuğut) Köyü, Divriği kadar eski bir tarihe sahip. Günümüzdeki betonlaşmaya rağmen Tuğutlular eski yapılarını ve köylerinin tarihi dokusunu korumaya çalışıyorlar. Alevi köyü olan Tuğut da diğer Alevi köyleri gibi kışın göç verip yazın göç alıyor. 20- 30 sene evvel 140 haneyi bulan köy nüfusu şimdilerde 40 haneyi ancak buluyor. Köy sakinleri ile Tuğut’taki yaşama dair sohbet ediyoruz.

    AKP’YE OY ÇIKMADIĞI İÇİN HİZMET VERİLMİYOR

    64 yaşındaki İbrahim Arslan, yılın 6 ayı köyde 6 ayı ise İstanbul’da yaşıyor. Köyün tarihinin neredeyse bin yıla tekabül ettiğini söyleyen Arslan, köyün yapılarını şu an koruma altına aldıklarını ancak bu korumada devletin herhangi bir desteğinin olmadığını kaydediyor. Divriği’nin hemen hemen tüm köylerinin yollarının bozuk olduğuna dikkat çeken Arslan, Tuğut’ta son 15 yıldır herhangi bir devlet yatırımının olmadığını ve bunda Alevi olmasının ve AKP’ye oy verilmemesinin payı olduğunu söylüyor.

    “BİTİRME OPERASYONU”

    Arslan, yapılan ayrımcılığı şöyle anlatıyor:

    “Bizim köyü bırak Divriği’nin yüzde 80’i, 90’ı Alevi. Büyük kuruluşların çoğunu kapattı. Mezbahasını kapattı, tarımını, askeriyesini kapattı. Bir askerliği bitiriyorsun sülüs alamıyorsun gidip Kangal’dan alıyorsun. Burası Kangal’ı her yönden ikiye, üçe katlar. Orada kendi partisi olduğu için her şeyi verdi Kangal’a. 15 senedir buranın belediyesini alamıyor Ak Parti. Alamadığı için de her şeyini bitirmeye çalışıyor. Bunlar bitirme operasyonu. Onun cezasını da biz garibanlar çekiyoruz.”

    ZAMLAR YÜZÜNDEN TARIMI BIRAKMIŞLAR

    Genellikle tarım ve hayvancılıkla geçinen Tuğutlular mazot ve gübre pahalandığı için tarımı azaltarak hayvancılığa yönelmişler. Tarımı ise genelde yazları köye gelen gurbetçilerin yaptığını söyleyen Arslan, Tuğut’ta kalanların genelde hayvancılık yaptıklarını ancak sadece iyi besicilik yapılabilirse hayvanın para ettiğini aksi durumda ellerinde kaldığını belirtiyor.

    “MALATYA’NIN ARAPGİR ÜZÜMÜ VE KAYISISI TUĞUT’UN MEMBAASI”

    Malatya’nın meşhur Arapgir üzümü ile kayısısının Tuğut’un membaası olduğunu kaydeden Arslan, “50 sene evvel Malatya’da bir dikili kayısı ağacı bulamazdın. Buradan gitmedir. Şimdi döndük biz onlardan alıp ekiyoruz. Mesela ben 4-5 dönüm bir bağ yaptım. Malatya’dan fidanını aldım, getirdim, yetiştirdim. Eskiden de onlar bizden götürürdü” diyor ve bu durumun nedenini de göçlere bağlıyor.

    TARİHİ DOKUSUNU KORUMAYA ÇALIŞIYORLAR

    Günümüzdeki betonlaşmaya rağmen Tuğut’un tarihi dokusunu korumaya çalıştıklarını ifade eden Arslan, eski yapıların yeni yapılardan her yönüyle daha sağlıklı olduğunu şöyle anlatıyor:

    “Kışın bunların içinde soba yakmadan oturursun, betonarmede mümkün değil oturamazsın. Yazın da serin olur. O kadar güzel, 70-80 santim kalınlıkta taş duvarlar bunlar.”

    ŞİMDİ RENÇBERLİK YAPAMIYOR

    Yazları köyde kışları ise Divriği merkezde yaşayan Mustafa Kemal Gök de eskiden rençberlik yapanlardan. Köyde bir çiftlikleri olduğunu söyleyen Gök, şimdilerde kardeşleri ve çocukları göç ettiği için rençberlik yapamadığını söylüyor.

    “ŞİMDİ YOL ERKAN KALMADI

    73 yaşındaki Hıdır Yaşin de senede 3, 4 ayını köyde geçiriyor. Yılın geri kalanında Ankara’da yaşayan Yaşin, aynı zamanda bir ocakzade. Hıdır Abdal Ocağı evladı olan Yaşin, üzülerek artık dedelik yapmadığını belirtiyor. Gençlik yıllarında dedelik yapan Yaşin, ekmek parası derdine düşüp şehre göç ettikten sonra dedelik yapmayı da bırakmış. Küçüklüğünde katıldığı cemlerde peyik olduğunu söyleyen Yaşin, o günlere olan özlemini şu sözlerle anlatıyor:

    “Özlemez olur muyum o günler tatlı günlerdi, insanlık vardı. Her şey bambaşkaydı. Yine de bizim köyümüz herkesin köyünden iyidir. İnsancıldır, birbirlerine saygılılardır. Mahkeme hiç yoktur mesela. Binde bir olur o da bilmeyen cahiller yapar. Bizim inancımızda yok.”

    Şimdi yol erkanın kalmadığını dile getiren Yaşin, “Yol yok artık. Kimse sürdürmüyor. Cemevleri yapıldı doğru dürüst cem yapıyorlar mı cemevlerinde” diyor.

    Suay ABAK/SİVAS

  • HES şirketi Çat köylülerini dolandırdı, köylüler hala mağdur-VİDEO

    HES şirketi Çat köylülerini dolandırdı, köylüler hala mağdur-VİDEO

    PİRHA-Ardahan’ın Hanak ilçesine bağlı Türkmen Alevi köyü olan Çat Köyü’nde yapılan HES köylüleri mağdur etmeye devam ediyor. HES’in köyün mera alanına yapılması nedeniyle hayvanlarını otlatacak yer bulamayan köylülerin bir kısmı geçim sıkıntısı çekiyor. Sorunlarını ajansımız ile paylaşan köylüler köye geri dönüşler başlamışken tekrar göçlerin başladığını ifade ettiler. 

    Adını iki suyun birleşmesinden, çatışmasından alan Çat Köyü, Ardahan’ın Hanak ilçesine bağlı bir Türkmen Alevi köyü.

    2014 yılına kadar Aşağı Çat ve Yukarı Çat ismiyle iki mahalleden oluşan köy, 2014 yılında Aşağı Çat’a HES yapılınca aşağıda bulunan aileler Yukarı Çat’a taşındı. HES’in yapılmasının ardından köye ait mera yerinin azalması nedeniyle çoğu köylü artık hayvancılık yapamaz duruma geldi. Mağduriyetlerini PİRHA ile paylaşan köylüler, köye geri dönüşler başlamışken HES yapıldıktan sonra tekrar köyden göçlerin başladığını belirttiler.

    VERİLEN SÖZLER TUTULMADI

    HES’in yapılmasının ardından Aşağı Çat’ın adeta köstebek yuvasına döndüğünü kaydeden Çat Köyü’nün muhtarı Hamzayar Aktaş, kendilerine verilen hiçbir sözün tutulmadığını söyledi. Aktaş, “Neredeyse kendi yerlerimize bizi bırakmayacaklar şimdi. O duruma geldik yani. Dolandırıldık. Cemevimiz yapılacaktı, evlerimiz, yollarımız, mezarlıklarımızın etrafı yapılacaktı, 56 tane ev yapılacaktı. Hiçbiri yapılmadı. Yanı başımızdaki o sular, o güzellikler mahvoldu. Malzemeyi geri toparlamadılar, araziyi de batırdılar, berbat ettiler çevreyi, pislik içerisinde bıraktılar” dedi.

    HES’in yapıldığı yerde bulunan köyün eski mezarlığının da tahrip edildiğini ifade eden Hamzayar Aktaş, bu konu hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduklarını belirtti. Suç duyurusundan sonra mezarların önüne duvar örülerek kapatıldığını söyleyen Hamzayar Aktaş, şikayetlerinin savcılık tarafından çok kaile alınmadığını, savcının ‘Bunlar suç teşkil etmiyor’ diyerek takipsizlik kararını yazıp ellerine tutuşturduğunu vurguladı.

    “DOLANDIRILDIK, PERİŞAN OLDUK”

    HES çökeltim havuzunun aşağı tarafında kalan üç-beş tane evin öylece durduğunu ifade eden Hamzayar Aktaş, HES yapıldıktan sonra o evlerde yaşayan insanların başka yerleri olmadığı için İstanbul’a göç emek zorunda kaldıklarını belirtti. Bütün bunları en başından HES inşaatını yapan şirketle konuştuklarını söyleyen Hamzayar Aktaş, şunları kaydetti:

    “Aslında hepsini konuştuk, dedik ki ‘Biz hayvancılıkla geçiniyoruz. Burada Aşağı Çat’ta yaşayan insanlara herkesin hem evini hem ahırını yapacaksınız.’ Anlaşmalara riayet etmediler. O şirketin mümessil müdürü Muharrem Samurcu diye birisi dalaverecinin, dolandırıcının ta kendisi. Hem köyü dolandırdı, hem şirketi dolandırdı. İşçilerin bile paralarını yediler onunla bizim esi muhtar Yüksel Mete. Bütün köylünün arazi paralarını tek başlarına aldılar, mal mülk sahibi oldular, arazi sahibi oldular, ev sahibi oldular hiçbir şeyleri yokken. Biz de böyle dolandırıldık perişan olduk.”

    HES YÜZÜNDEN HAYVANCILIK YAPAMIYORLAR

    Köyün mera alanına yapılan HES yüzünden artık hayvancılık yapamaz duruma geldiklerine dikkat çeken Hamzayar Aktaş, komşu köylerin mera alanlarını kullanmalarına izin vermediklerini belirterek “Hayvancılık öldü. Yerimiz kalmadı. Yani üç beş tane hayvanımız var götürüp nerede otlatacağımızı bilmiyoruz. Şaştık kaldık. Çaresiz kaldık şu anda” dedi.

    “KİMSE HES’E KANMASIN”

    Kimsenin HES’e kanmaması gerektiğine vurgu yapan Hamzayar Aktaş, “Barajdır, şudur budur diye doğayı alt üst ediyorlar. Öyle tatlı giriyorlar, insanlara tatlı, şirin gözüküyorlar, işe başladıktan sonra kendi işlerini yapıyorlar, köylü mağdur osun, perişan olsun, aç kalsın, göç etsin gitsin, ne olursa olsun umurlarında değil” şeklinde konuştu.

    “YAPTIKLARI EVLER ARDAHAN’IN İKLİM KOŞULLARINA UYGUN DEĞİL”

    Köye geri dönüşler başlamışken HES yüzünden tekrar göçlerin başladığını ifade eden Hamzayar Aktaş, köylünün geçim sıkıntısı çektiğini de ekledi. Şu an inşaat halinde olan cemevini de HES’i yapan şirketin yapması konusunda anlaştıklarını ancak şirketin hiçbir sözünü tutmadığını belirten Hamzayar Aktaş, köyde birkaç kişiyle birlikte şirkete karşı dava açtıklarını ve mahkemenin hala devam ettiğini söyledi. Şirketin köylüye söz verip yaptığı evlerin de Ardahan’ın iklim koşullarına uygun olmadığını ifade eden Hamzayar Aktaş, “Yaptıkları evler yayla evleri gibi. Burası soğuk memleket. Kış oluyor, 6 ay karın altında. Bir türlü ısıtamıyoruz o evleri” dedi.

    “EVİMDEN SİLAH ZORUYLA ÇIKARDILAR”

    Köyde yaşayan 70 yaşındaki Rıza Akçay da şirketin kendisini jandarma zoruyla evinden attığını kaydetti. HES’in yapıldığı yerin kendisine ait olduğunu söyleyen Akçay, mağduriyetini şöyle dile getirdi:

    “Beni evimden silah zoruyla çıkardılar. Eşeğime varana kadar çıkardılar. Evdeki eşyalarımı tarumar ettiler. Elimi kelepçeleyip beni attılar arabanın içine. Ailemi de başka bir yere. Üç ay burada çadırda kaldım. Hayvanlarımı zorla çıkardılar içeriden. Evimden hiçbir eşya alamadım. İçeriye giriyorlar hepsini alıyorlar hiç haberim yok ki evimden neyimi aldılar neyimi almadılar. Bana yaptıkları ev de inşaat halinde. Yarım yaptılar. Şimdi inşaatta yatıyorum. Ne boya var, ne sıva var ne de kapı var. Hiçbir şey yok. Hayvanım da bitti. 6 tane hayvanım kaldı 30 hayvan gitti. Koyacak yer yoktu hayvanlarımın çoğunu sattım. Üç tane birine götürdüm, iki tane birine götürdüm dışarıda kaldı hayvanlarım. Körpe danalarım dışarıda kaldı suyun içinde, yağmurun altında. Neler çektim. Ahırımı ve evimin çatısını hayvan satarak kendim yaptım.”

    ZATEN AZ OLAN ARAZİ HES’TEN SONRA DAHA DA AZALMIŞ

    Yıllar önce köyden İzmir’e göç eden ve yazları tatil amaçlı köye gelen Mert Ali Aktaş ise HES’in yapıldığı dere kenarında yerleri olduğunu ancak şimdi HES yüzünden kullanamaz durumda olduklarını kaydetti. Zaten az olan arazinin HES yapıldıktan sonra daha da azaldığını belirten Mert Ali Aktaş, şirketin yapmaya söz verdiği evlerin arasında kendi evinin de olduğunu ancak sadece yüzde 70’inin yapıldığını söyledi. Mert Ali Aktaş, yetkililere de bu konuda duyarlı olmaları konusunda çağrıda bulundu.

    Suay ABAK/ARDAHAN

  • Köy yaşamında artık hiçbir şey eskisi gibi değil -VİDEO

    Köy yaşamında artık hiçbir şey eskisi gibi değil -VİDEO

    PİRHA- Türkmen Alevi köyü Ardahan Seyitören’de yaşayan Veli Alşan’ın kentleşme ve göçün başlamasıyla birlikte değişen köy hayatındaki değişikliklere dair tespitleri şöyle: “Hane çok olsa da nüfus az. Tarım ve hayvancılık bitik. Eskisi gibi rençberlik yok. Gurbet çıktı eski cemleri göremiyoruz şimdi. Cemevleri yapıldı ama 12 hizmeti sürdüremiyorlar. Eskiden kara lastik bile yoktu ama insanlar daha sağlıklıydı.”

    Bir akşam yolumuz Seyitören köyünün yaylasına düşüyor. Türkmen Alevi köyü olan Seyitören Ardahan’ın Damal ilçesine bağlı. Yayla Damal’ın en yüksek ziyaretlerinden Ilgar Dağı’nın eteklerinde yer alıyor. Bütün köyler gibi Seyitören de büyük şehirlere göç vermiş ve nüfusu yarı yarıya azalmış. Köyün temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılık. Ancak gençler büyük şehirlere göç ettiğinden dolayı artık tarım da hayvancılık da eskisi gibi yapılmıyor.

    HANE ÇOK NÜFUS AZ

    Yaylada Veli Alşan amcaya mihman oluyoruz. 1953 doğumlu olan Veli amca şimdi 65 yaşında. Bu yaşına rağmen yaylaya çıkan Veli amcanın 11 tane torunu var. Torunlarından sadece üçü yanında. Veli amcayla eskilere dair hummalı bir sohbete başlıyoruz. “Eskiden” diye söze başlayan Veli amca, “Her evde 10, 12 nüfus olurdu. Şimdi yoktur. Şimdi köyün yarısı gurbette bir hanede 2, 3 nüfus var. Hane çok olsa da nüfus azaldı” sözleriyle özlemini dile getiriyor.

    KÖYLERDEKİ VAHİM DURUM, ÇOBANLAR BİLE İTHAL

    Hayvancılık, ekin ekmek, rençberlik, artan mazot ve gübre fiyatları, çobanlık ve tabi ki köyde Alevi inancının eskiden nasıl yaşandığı gibi birçok konuda muhabbet ediyoruz Veli amca ile. Hayvancılığın giderek tükendiğini söyleyen Veli amca, köylerdeki vahim durumu şöyle özetliyor bize:

    “Burada geçimimizi hayvancılıkla sağlıyoruz ama artık o da bitiyor. Ekin ekme bitmiştir. Eskisi gibi rençberlik de yok. Gübresine gücümüz yetmiyor, traktörle sürüyoruz mazota gücümüz yetmiyor. Mazotun litresi 6 liraya çıkmış. Kontağı çevirdiğin zaman bir inek versen o senenin işini göremiyorsun. Hayvancılıkta para var ama hayvanı beslemek çok zor oldu. Bir ton saman eski paraya göre bir milyar. Bir ineği versen 3 milyara, dört milyara veriyorsun. İki, üç tonu yiyor kışın o inek. Bir ineği sattığın paraya bir ineğin yemesini anca kurtarıyorsun. Yani bir hayvan vereceksin birisini besleyeceksin. Şimdi hayvancılık yapıyorsak da dışarıdan çocuklarımız çalışıp para getiriyor da anca onların yemesini karşılayabiliyoruz. Önceleri çok iyiydi. Herkes ekinini ekerdi, şimdi köylerde hiç ekin var mı? Sayacak olsan 50 tane tarlaya çıkmıyor. Gözümüzün alabildiğine tarla ekilirdi eskiden. Şimdi hep bıraktılar. Kimsenin gücü yetmiyor. Traktörle ot götürüyorlar bir dönemini 100 liraya bile götürmezler şimdi. Çünkü kurtarmıyor. Bir de ekinciliğin gübresi para, sürdürmesi para, patosu para, otunu balya yaptırması para, hepsi para. Gel de bu koşullarda tarla ek, biç, hayvancılık yap. Çoban dahi bulamıyoruz şimdi. Bu sene Iğdır’dan getirdik çobanı. Şimdi çobanlar da ithal.” Tam burada gülüyor Veli amca. Biz de gülüyoruz onunla birlikte, aslında ağlanacak halimize. Ardından Veli amca eskiyle şimdiyi karşılaştırıyor ve devam ediyor anlatmaya: “Eskiden daha iyiydi. Eskiden traktör yoktu misal mazot derdin yoktu. Kendi gücümüzle, öküzle, atla bunlarla işimizi görüyorduk. Ama şimdi mazota gücümüz yetmiyor ki. 6 liraya çıkmış mazotun litresi nasıl iş göreceksin ki. Kurtarmıyor yani, kurtarmadığı için de iş bitmiştir.”

    “O DÖNEMİN İNSANLARI DAHA SAĞLIKLIYDI”

    Yaşından dolayı çarık devrine de yetişen Veli amca “Fakirlik çok vardı” diyor ve ekliyor: “Kara lastik bile yoktu o zamanlar. Ama o dönemin insanları daha sağlıklıydı. Doktor yoktu eskiden ama bu kadar hastalık da olmuyordu. Şimdiki iyi gençler eski adamların 40 yaşındaki hali gibi yolda gidemezler. Derelerde tırpan biçerdik yaylaya 10 dakikaya çıkardık biz. Şimdiki gençler bir saate değil iki saate de çıkamaz. Eski adamlar öyleydi. Eskiden çay yokmuş hep yoğurt yerlermiş. Bitik şimdi. Arpa unu yapardın, buğday unu yapardın doğal şeylerdi yediklerin. Şimdi ekmek bile zararlı. Bile bile yiyoruz. Ne yapacaksın.”

    “ESKİ CEMLERİ GÖREMİYORUZ ŞİMDİ”

    Veli amca eskiden kışın sık sık tutulan cemlerin, ziyaretlere gidip kurban kesmelerin azalmasından ve eski tadı vermediğinden de yakınıyor:

    “Eskiden cemlerimiz sık sık olurdu. Şimdi gurbet çıktı insanlar azaldığı için pek olmuyor cemler. Olsa da eski dönemdeki gibi olamıyor. Eskiden musahip olunuyordu. Görülüyordu, soruluyordu, kurbanlar kesiliyordu. Eski cemleri göremiyoruz şimdi. O zaman dedelerimiz bu yöreden değil Antep’ten gelirdi Musa-i Kazım ocağından. Şimdi öyle cemler yok. Olsa da 12 hizmeti sürdüremiyorlar şimdi. 12 talip şarttı halkayı doldurması için, şimdi o yok. Eski büyük evlerde olurdu cemler. Şimdi evler küçüldü, insanlar sığamıyor. Şimdi cemevleri yapıldı. Daha güzel herkes toplanabilir ama toplanamıyorlar. Gurbet çıktı zaten köy halkı hep gurbete gitti.”

    “ZİYARETE ÇIKIŞLAR DA AZALDI”

    Eskiden Ilgar dağındaki ziyarete çıkışların daha fazla olduğunu söyleyen Veli amca, şimdilerde bunun da azaldığını üzülerek belirtiyor. Şimdi tek tük çıkıp ziyarette kurban kesenlerin olduğunu bunun yanında da gurbetten gelenlerin merak edip çıktıklarını söylüyor Veli amca ve yine dayanamayarak eskiyle şöyle kıyaslıyor: “Eskiden kalabalık çıkardı oraya, ailece çıkarlardı. Traktörlerle çıkarlardı, atla çıkarlardı. Kurbanları götürürlerdi kurban keserlerdi. Yani kurban kesersen dostunu, komşunu, hısım akrabalarını hep davet ediyorsun. Geliyorlar kurbanı pay ediyoruz orada. Ama şimdilerde pek o kadar giden yoktur.”

    Veli amcayla konuşurken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Saate baktığımızda yaylada uyumak için geç bir saat olduğu fark ediyoruz ve mihmanlığı burada sonlandırarak evimizin yolunu tutuyoruz.

    Suay ABAK/ARDAHAN