PİRHA- Mersin Dersimliler Derneği tarafından Xızır Lokması paylaştırıldı. yüzlerce yurttaşın katıldığı etkinlikte barış mesajı öne çıktı.
Alevi toplumunun kutsal günlerinden olan ‘Xızır Ayı’nda oruçlar tutuldu, cemler bağlandı. Mersin Dersimliler Derneği de, dernek bahçesinde yüzlerce yurttaşın katılımıyla ‘Xızır Lokması’ paylaştı.
Xızır lokması paylaşımına, DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, yerine kayyım atanan Akdeniz Belediye Eş Başkanı Hoşyar Sarıyıldız, CHP Toroslar Belediye Başkanı Abdurrahman Yıldız, siyasi partilerin il ve ilçe başkanları Demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri, yöre Derneklerinin başkan ve temsilcileri ile çok sayıda dernek üyesi katıldı.
Mersin Dersimliler Derneği Başkanı Nurşen Çığlık, “ Hızır lokması paylaşımı için bir araya gelmiş bulunmaktayız. Hızır hepimizin yardımcısı olsun. Hızır lokmasında emeği geçen tüm canlara teşekkür ederiz” diye konuştu.
BİRLİK VE DAYANIŞMA MESAJI!
Yerine kayyım atanan Akdeniz Belediye Eş Başkanı Hoşyar Sarıyıldız ise, Xızır’ın birlik ve dayanışma anlamı taşıdığını dile getirerek, “Baskı ve zorun olduğu böylesi günlerde daha bir anlamlı hale geliyor. Bu dayanışma ve birlik anını sürekli kılmak gerekiyor” ifadelerine yer verdi.
Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Mersin’in barış kenti olduğunu vurgulayarak, “Türkiye’de barış olacaksa bunun temelleri Mersin’de atılmıştır. Türkiye’ye barış, kardeşlik buradan yayılacaktır” dedi.
Mersin Cemevi Başkanı Hasan Kılavuz da, Hızır orucu ile ilgi bilgi verdikten sonra, gülbeng okudu ve lokmalar pay edildi.
PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) öncülüğünde, Dersim’in Pertek ilçesine bağlı Zeve (Dorutay) köyü Sultan Xıdır Cemevi’nde Hızır Cem’i yürütüldü.
Dersim’in Pertek ilçesinde bulunan Zeve Sultan Xıdır Cemevi, Demokratik Alevi Dernekleri’nin organize ettiği Hızır Cemi yürütüldü.
Hızır Cemi için Zeve köyüne gelenler ilk önce köyde bulunan Sultan Xıdır Türbesini ziyaret etti ve burada niyazlar dağıtıldı. Ardından cemevine geçildi ve burada oruçlar açıldı.
Hızır Cemi’ni, Axuçan Ocağı’ndan Pir İnanç Dolu ve Abidin Güzel, Kureyşan Ocağı’ndan Fetiye Yıldırım, Şıx Delil Berxecan Ocağı’ndan ise Ahmet Doğan ve Ergün Haydaroğlu yürüttü. Ayrıca Hızır Cemi’nde Adıyaman Bulam Genç Semah ekibi semah tutarken, zakirliği ise Ali Çelik yürüttü.
Cemde, lokmalar paylaşıldı, gulbenkler okundu ve dualar Hızır’ın bereketi için verildi. Pirler ve analar, Hızır’ın dayanışmayı, paylaşmayı ve dara düşenlere el uzatmayı simgelediğinin altını çizerek, bu inancın toplumsal yaşamda önemine dikkat çekti.
Cem sonunda birlik ve beraberlik mesajları verilerek, tüm canlara Hızır’ın lokmasının ulaşması temennisinde bulunuldu.
PİRHA- Dersim’de yaşayan Gevher Adır, çocukluğundan hafızasında kalan Hızır orucu ve Hızır ayında pişirilen Qavut geleneğini anlattı. Üç gün süren oruçtan, köy meydanında yakılan çıralara; el değirmeninde çekilen buğdaydan, sabah qavutun üzerinde aranan “işaretlere” kadar birçok ritüeli paylaşan Adır, “Şimdi öyle değil, herkes unuttu” dedi.
ÜÇ GÜN SÜREN ORUÇ, ÜÇ GÜN SÜREN NİYAZ
Adır’ın anlatımına göre Hızır orucu köyde üç gün boyunca tutulurdu. Bu üç gün yalnızca aç kalınan bir zaman değil, aynı zamanda köyde manevi bir atmosferin oluştuğu günlerdi.
“Biz Hızır orucu tuttuğumuz zaman dışarıda çıra yakardık, dua ederdik. Kimin içinden ne geçiyorsa ya da ne dilemek istiyorsa, nasıl bir iyilik yapmak istiyorsa onu minnetle dua ederdik,” diyen Adır, akşamları oruç açılırken herkesin evinde ne varsa onu pişirdiğini anlattı.
Durumu iyi olanların sofralarında çeşit fazla olurdu; imkânı olmayanlar ise çoğu zaman yağ ve çökelekle oruç açardı. Kurbanı olanlar üç günün sonunda niyaz eder, çıra yakar, kurban keser ve etini komşularıyla paylaşırdı.
QAVUT: BUĞDAYDAN UMUDA UZANAN BİR GELENEK
Hızır ayının en belirgin ritüellerinden biri de qavut yapımıydı. Adır, qavutun hazırlanışını adım adım anlattı:
“Qavut için buğdayı yıkardık, kuruturduk, sacda pişirirdik, kavururduk, sonra onu el değirmeni ile öğütüp pişirip yerdik. Suyu tencerede kaynatırdık, biraz tuz koyardık, sonra qavutu içine koyup karıştırırdık. Piştikten sonra bir kaba alır, içini oyar, erittiğimiz tereyağını dökerdik.”
Ancak qavut yalnızca bir yiyecek değildi; aynı zamanda bir inanç pratiğiydi. Adır, eskiden qavutu olmayanların unu eleyip ocağın önüne koyduğunu belirterek şöyle dedi:
“Hızır’ın gelip qavuta izini bırakacağına inanırdık. Sabah bakardık; ne gibi iz çıkmışsa, o yılın işareti sayılırdı. Hatırlıyorum, birinin qavutunun üzerinde mezar gibi bir işaret çıkmıştı. O yıl çocuğu ölmüştü. İşarete göre o yıl başına ne gelecek, ne göreceksin, ne şans getirecek, ona yorulurdu.”
DEDELERİN KERAMETİ
Adır’ın hafızasında Hızır ayı, dedelerin yürüttüğü cem erkânlarıyla da yer ediyor. Dedelerinin hem pir hem derviş olduğunu söyleyen Adır, onların keramet sahibi olduğuna inandıklarını belirtti.
“Dedem ateşe girerdi. Ateşe girip çıktıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi tertemiz çıkardı. Yanmış gibi olmazdı. Köyde olacak kötü ya da iyi şeyleri önceden hissederdi. Bir tanıdığımızın hastalığını söylemişti, kurban kestirdiler ve iyileşti,” diye anlattı.
Cemlerde itikadı zayıf olanları da fark ettiklerini söyleyen Adır, dedelerinin bu kişilere “Sen inanarak gelmemişsin” diye uyarıda bulunduğunu aktardı.
“ŞİMDİ HERKES UNUTTU”
Her yıl yapılan ziyaret temizliği de köyün önemli geleneklerindendi. Dedeler ziyareti temizler, yeni elbiseler bağlar; köylüler de teberik sudan paylaşıp içerdi. Bu pratikler köyde hem birlik duygusunu hem de inancı pekiştirirdi.
Gevher Adır, geçmişte büyük bir inanç ve bağlılıkla yapılan bu ritüellerin bugün aynı şekilde yaşatılmadığını belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“Şimdi öyle değil. Herkes unuttu, itikatlar eskisi gibi yapılmıyor.”
Adır’ın anlattıkları, Dersim’de Hızır ayının yalnızca bir ibadet zamanı değil; paylaşımın, umudun ve kolektif hafızanın canlı tutulduğu bir dönem olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
PİRHA- Berlin Alevi Toplumu Cemevi’nde Hızır ayının ilk oruç günü canlarla bir araya gelindi. Dergâhta yapılan muhabbetlerin ardından gulbenkler okundu ve lokmalar paylaşıldı.
Oruç açma öncesinde İnanç Kurulu temsilcileri ve dedeler, canlarla dergâhta buluşarak Hızır üzerine muhabbet gerçekleştirdi. Muhabbetin ardından Cemevi ana salonunda gulbenkler eşliğinde lokmalar paylaşılıp oruçlar açıldı.
Berlin Alevi Toplumu, bugün ve yarın saat 15:30’da dergâhta Hızır ayı üzerine muhabbetlerin süreceğini, ardından saat 17:00’de lokmaların pay edilerek oruç günlerinin tamamlanacağını bildirdi. Hızır Cemi Erkânı ise 14 Şubat günü saat 16:00’da, 15 Şubat günü ise saat 15:00’ten itibaren gerçekleşecek.
Canların yoğun katılım gösterdiği oruç günleri, paylaşılan lokmalar ve yapılan gulbenklerle manevi bir birliktelik havasında geçiyor.
PİRHA- Hızır ayının en önemli sembollerinden biri de oruç zamanında pişirilen Qavut’tur. Dersim’in bir çok hanesinde Dıstar’dan geçirilen qavut, Hızır aşkıyla pişirilir. Geceden ocağın kenarına bırakına Hızır lokmasının yanında çıla yakılırken, Hızır’ın haneye uğraması beklenir.
Alevi inancının kutsal dönemlerinden biri olan Hızır orucu başladı. Dersim’de Hızır Orucu, Miladi takvime göre Ocak ayının ikinci yarısında başlayıp Şubat ayının ortalarında sona erer ve bir ay boyunca ocak sistemi içinde dönüşümlü tutulan üç günlük oruçla devam eder.
Aslında birçok inançta çeşitli biçimlerde tasvir edilen Hızır, Alevi inancında yerin, göğün her şeyin sahibi olduğuna inanılır. Hızır, insanların en müşkül zamanlarında darda olanın koruyucusu, zorda olanın kurtarıcısıdır. Bu yüzden insanlar dara düştüğünde ‘Yetiş ya Hızır’ diye onu çağırır.
Hızır Orucu, toplamda üç gün sürer. Bu üç gün boyunca oruç tutulur, qavut yapılır, ziyaretlere gidilerek lokmalar pay edilip çılalar yakılır, kurbanlar kesilir. Aynı zamanda Görgü Cemi’nin yapıldığı günlerdir. Pir rayberiyle birlikte köyleri dolaşarak cem tutar, küsleri barıştırır, yurttaşları inançsal olarak yıla hazırlar.
Hızır ayının en önemli sembollerinden biri de oruç zamanında pişirilen Qavut’tur. Kavrulmuş ve öğütülmüş buğdaydan yapılan qavut, hanenin damına yada ocağın önüne konur ve Hızır’ın o evi ziyaret ederek qavuttan lokma alacağına inanılır. Hızır’ın bu gavuttan lokma alması berekettir, bolluktur.
Dersim’in Turuşmek köyünde mihman olduğumuz hanede, Qavut lokmasının yapılma amacını ve yapım sürecine eşlik ettik.
HIZIR AŞKIYLA YAPILAN QAVUT!
“Bu Hızır ın Qavutudur” diyen Hülya Bozkurt, ocağın üzerinde buğdayı karıştırıken, yaşama, doğaya ve topluma dair dileğini ifade ediyor.
Kvrulan buğdayları Dıstar (el değirmeni) ile un haline getirilme aşamasını anlatan Hülya Bozkurt, “Biz kış ayında Hızır ayı başlarken biz buğdayı günler öncesi yıkarız ve kuruduktan sonra sacı ateşe koyar buğdayı kavururuz. Dıstar dediğimiz el değirmeninde öğütürüz. Sonra tekrar ocağa alır pişiririz. Piştikten sonra kolu komşu çağırır lokmamızı paylaşırız.”
Lokmanın Hızır için ayrılan payını ocağın yanına bırkatıklarını da dile getiren Hülya Bozkurt, “Hızır’ın lokmasını bir kaba koyup Hızır’ın işaretlemesi için evin ocağına koyup, çılamızı yakacağız. Sabah kalkarız eğer qavuta Hızır’ın izi varsa o yıl bizim yılımızdır” diye konuştu.
PİRHA- Hızır ayı geldiğinde yalnızca günler değil, insanların birbirine bakışı da değişirdi. Qavut tepsilerinde bereket, Cemlerde birlik, niyazlarda paylaşma büyürdü. Bedriye Kasun’un anlatımıyla Hızır ayı, bir inanç pratiğinden öte, köyün ortak hafızasında yaşayan bir dayanışma ve yaşam hâli olarak bugünlere taşınıyor.
Hızır ayı geldiğinde, yalnızca günler değişmezdi. Köyün sesi, kokusu ve ritmi de değişirdi. Bedriye Kasun, geçmişten bugüne Hızır ayını anlatırken, bir inanç pratiğinden çok bir yaşam biçiminin izlerini paylaşıyor.
“Hızır ayında qavut pişiririz, oruçlarımızı tutarız. Hızır ayı bizim için birliğimizin, beraberliğimizin zamanıdır” diyen Kasun, Hızır Cemleriyle köydeki toplumsal bağların güçlendiğini söylüyor.
“SABAHIN KÖRÜNDE BAŞLAYAN HAZIRLIKLAR VARDI”
Kasun’un hafızasında Hızır ayı, erken saatlerde başlar. Şehre göç edilmeden önce köyde yaşanan o günleri şöyle anlatıyor:
“Pilvenk köyünde Hızır ayı hazırlıkları sabahın erken saatlerinde başlardı. Buğdayı yıkar, kavururduk. El değirmeninde un haline getirdiğimiz qavutu pişirip tepsilere koyardık. Qavutun ortasına eritilmiş tereyağı dökülür, sonra ocak ya da baca kenarına bırakılırdı.”
Bu hazırlık yalnızca bir yemek için değildir. İnanca göre Hızır gece gelir, qavuta parmağıyla dokunur ve izini bırakır.
“Sabah kalktığımızda qavutlarda Hızır’ın izi var mı diye bakardık. Bu, sadece çocukların değil, bütün köyün heyecanıydı” diyor Kasun.
“HIZIR BEREKETLE DAYANIŞMAYLA GELİRDİ”
Hızır ayı yaklaşırken köyde herkesin yapacağı bir iş vardır. Davar sahipleri hayvanlarını bağlar, kurbanlar hazırlanır. Ayın başlamasıyla birlikte çıralar yakılır, niyazlar dağıtılır.
Kasun, bu günleri şöyle anlatıyor:
“Sabah erkenden ‘hedik’ pişirir, çeşmeye giderdik. Hediğin bir kısmını çeşmeye bırakır, geri kalanını çeşmeden aldığımız suyla eve getirirdik. O suyu çocuklarımızın üzerine serperek hediği yerdik. Sonra kalan hedik ve suyu hayvanlara verirdik. Bunun bereket ve çoğalma getirdiğine inanılırdı.”
Hızır, Kasun’un anlatısında yalnızca bir inanç figürü değil; insanla doğa arasında kurulan bağın adıdır.
“CEM OLMADAN HIZIR AYI OLMAZDI”
Pilvenk köyünde bulunan Piri Sevdin ve Şêx Delilî Berxêcan ocakları, Hızır ayında çevre köylerden gelenlerle dolup taşar. Bedriye Kasun, o günlerin kalabalığını ve ortaklığını unutmadığını söylüyor:
“Hızır ayında Cem tutulurdu. Dışarıdan ve çevre köylerden gelenler olurdu. Hep beraber Cem olurduk. Bu Cemler köydeki birlik duygusunu çok güçlendirirdi.”
Hızır orucu da bu günlerin ayrılmaz bir parçasıdır. Üç gün tutulan oruçlar, özellikle bekarlar için ayrı bir anlam taşır:
“Bekar olanlar Perşembe akşamı oruç açarken sıvı tüketmezdi. Rüyalarında geleceği görebileceklerine, evlenecekleri kişiyi göreceklerine inanılırdı. Birçok kişi bu rüyalarla hayatına dair işaretler aldığını anlatırdı.”
“RİTÜELLER AZALDI HATIRALAR KALDI”
Bugün Hızır ayı, Pilvenk’te eskisi gibi yaşanmıyor. Göç, kent yaşamı ve değişen koşullar ritüelleri azaltmış durumda. Bedriye Kasun bu değişimi sakin ama hüzünlü bir dille anlatıyor:
“Eskiden çok daha güçlü yaşatılan bu ritüeller artık yok. Köyden kente göç edenler Hızır ayını bugün daha çok niyaz pişirip oruç tutarak karşılıyor.”
Yine de Kasun’a göre Hızır ayının anlamı kaybolmuş değil:
“Hızır ayı bizim için hâlâ bereketin, paylaşmanın ve birliğin simgesidir. O ruh eskisi gibi olmasa da hâlâ içimizde yaşamaya devam ediyor.”
Pilvenk’te bugün qavut tepsileri belki daha az hazırlanıyor, çeşmelere daha az niyaz bırakılıyor. Ama Bedriye Kasun’un anlattıkları, Hızır ayının hâlâ insanların hafızasında, sözlerinde ve birbirine anlatılan hikâyelerde yaşamayı sürdürdüğünü gösteriyor.
PİRHA- Elazığ’da yaşayan yurttaşlar Arda Bozkurt ve Ali Haydar Yeşil, Hızır ayının yalnızca oruçla değil; lokmayla, cemle ve rızalıkla anlam kazandığını söylüyor.
Alevi inancında önemli bir yere sahip olan Hızır ayı, her yıl kışın en sert zamanlarında, Gağan ayının bitimiyle birlikte başlıyor. Elazığlı yurttaşlar Arda Bozkurt ve Ali Haydar Yeşil, Alevi inancında Hızır ayının anlamını, tutulan oruçları ve kuşaktan kuşağa aktarılan ritüelleri PİRHA’ya anlattı. Hızır ayı, yalnızca bir inanç pratiği değil; paylaşımın, rızalığın ve dayanışmanın adı olarak yaşatılıyor.
Elazığ’da yaşayan yurttaşlar Arda Bozkurt ve Ali Haydar Yeşil, Hızır ayının yalnızca oruçla değil; lokmayla, cemle ve rızalıkla anlam kazandığını söylüyor.
Cemevlerinde cenaze erkanlarında görev alan Arda Bozkurt’a göre Hızır ayı, takvimden çok bir inanç zamanı. “Bizim inancımıza göre Hızır ayı kutsaldır” diyen Bozkurt, bu ayın yaklaşık bir aylık bir süreyi kapsadığını belirterek şunları aktardı:
“Herkes kendi pirine, kendi talibine göre oruç tutar. Oruçlar, son günü perşembeye gelecek şekilde tutulur. Bu süreç, genellikle ocak ayının sonu ile şubat ayının ilk haftalarına denk gelir. Hızır orucu, Gağan ayından sonra başlar. Günler buna göre hesaplanır.”
Bozkurt, Hızır orucunun tek tip bir uygulama olmadığını vurgulayarak, “İnanç birliği var ama uygulamada pirlerin yoluna göre farklılıklar olabilir. O yüzden Hızır ayı bir aya yayılır. Herkes inancını kendi yoluna göre yerine getirir” dedi.
“HIZIR DARDA OLANA YETİŞENDİR”
Ali Haydar Yeşil ise Hızır ayını, çocukluğundan bu yana dinlediği anlatılar ve okuduklarıyla öğrendiğini söylüyor. Hızır orucunun kökenine dair anlatılan bir menkıbeyi paylaşan Yeşil, hikâyeyi şöyle aktardı:
“İmam Hasan ile İmam Hüseyin’in gözleri ağrıyor. Ana Fatıma, Hz. Muhammed’e gidiyor. O da ‘oruç tutalım’ diyor. Hz. Ali destarda buğday öğütüyor, qavut yapıyor. Ama her akşam kapıya bir garip geliyor. Lokmayı ona veriyorlar, kendileri suyla oruç açıyor. Üçüncü günün sonunda çocukların gözleri açılıyor. Oruç kabul oluyor.”
Yeşil’e göre Hızır orucu, işte bu paylaşım ve fedakârlık hikâyesinden bugüne taşınan bir inanç mirası.
“CEM RIZALIK OLMADAN OLMAZ”
Hızır ayı boyunca Alevi toplumunda yalnızca oruç tutulmuyor; cemler yapılıyor, lokmalar paylaşılıyor, komşular ve yoksullar gözetiliyor. Kavrulmuş ve öğütülmüş buğdaydan yapılan qavut, tereyağıyla birlikte paylaşılarak yeniliyor. Mumlar yakılıyor, deyişler söyleniyor, Hızır’a dair anlatılar dile geliyor.
Yeşil, bu ayın aynı zamanda ziyaret ayı olduğunu belirterek, “Kirveni, müsahibini, pirini ziyaret edersin. Toplum bir araya gelir. Cem tutulur. Cem, bizim için sevgi ve barış yeridir” dedi.
Alevi inancında rızalığın temel ilke olduğunu vurgulayan Yeşil, cem erkânının anlamını şöyle anlattı:
“Bizde ikrar çok önemlidir. Sözünden dönmeyeceksin. Cem, paylaşmaktır. Kin, nefret yoktur. Birinin bir başkasında hakkı varsa, rızalık alınmadan cem olmaz. Cem, toplum yeridir. Sevgi yeridir.”
Yeşil, Alevi öğretisinin özünü ise şu sözlerle özetledi: “Eline, diline, beline sahip ol. Bir insanın kalbini kırarsan, kırk yıl ibadet etsen boşa gider. Biz 72 millete bir nazarla bakarız.”
Hızır ayı, Alevi coğrafyasında hâlâ bu anlayışla yaşatılıyor: Oruçla değil yalnızca; lokmayla, rızalıkla ve insanı merkeze alan bir inançla.
PİRHA-Hızır ayında Xızır’ı karşılamak için her yıl yapılan Xızır Qavut’u Dersim ve birçok Alevi coğrafyasında önemli bir gelenektir. Dersim’in Venk (Çığırlı) köyünde yaşayan Gülistan Hakverdi, komşu köyü Dağmezrası’na gelerek Xızır Qavut’u yaptı. Gülistan Hakverdi, “Qavutu perşembe günü pişirip komşularımızla beraber yiyoruz. Perşembe günü Qavutu eleyip elekten geçiririz ve yanında çıla da yakılır evin bir köşesine indirilir Xızır’ın gelip el vurmasını bekleriz. İyi niyetli ve temiz insanın qavutuna Xızır gelip el sürer” dedi.
Bolluğu, bereketi, hoşgörüyü, barışı, sevgiyi simgelen Xızır’ın Alevi inancındaki yeri çok önemlidir. Her yıl, Ocak ve Şubat ayının bölgelere göre değişen günlerinde Xızır Orucu tutulur.
Xızır ayı ile birlikte dağıtılan lokmaların içerisinde yaygın olarak ‘Qavut’ yer alıyor. Alevi toplumunda haşlanmış buğdayın kurutularak ve daha sonra da kavrularak un haline dönüşmüş şekline ‘Qavut’ ismi veriliyor. Hazırlanan qavutlar, içinde bulunduğumuz ayda Xızır’a, insanlara ya da doğaya sunuluyor.
Dersim’de Xızır ayı gelenekleri kapsamında en önemli etkinlik, Xızır Qavut’u yapmaktır. Xızır ayında Hızır’ı karşılamak için her yıl yapılan Xızır Qavut’u Dersim ve birçok Alevi coğrafyasında önemli bir gelenektir.
Dersim’in Venk (Çığırlı) köyünde yaşayan Gülistan Hakverdi, komşu köyü Dağmezrası’na gelerek Xızır Qavut’u yaptı.
“HIZIR’IN YAPTIĞIMIZ KAVUTA EL VURMASINI BEKLERİZ”
Xızır Qavut’unun yapılış aşamasını anlatarak sözlerine başlayan Gülistan Hakverdi, “Önce buğday tanelerini yıkıyoruz, buğday taneleri kuruduktan sonra ateş yakıp sacın üzerinde kavuruyoruz. Buğday taneleri kızardıktan sonra sacın üzerinden alıp taş değirmende öğütüp qavutu perşembe günü pişirip komşularımızla beraber yiyoruz. Perşembe günü qavutu eleyip elekten geçiririz ve yanında çıla da yakılır evin bir köşesine indirilir Xızır’ın gelip el vurmasını bekleriz. İyi niyetli ve temiz insanın qavutuna Xızır gelip el sürer. Ben geçmişte Xızır’ı rüyamda gördüm. Eskiden orucumuzu tutar rüyamızı da görürdük, şimdi artık Xızır’ı rüyamızda göremiyoruz. Eskiden insanların niyeti temizdi, insanlar inançlıydı” dedi.
“HIZIR ORUCUNDA KİMİN NE NİYETİ VARSA KABUL OLSUN”
Eskiden Xızır oruçlarında köylerinin kalabalık olduğunu kurbanlar kesilip, niyazlar pay edilip ve qavutu pişirip topluca yediklerini söyleyen Hakverdi, “Şimdi de perşembe günleri oruç tutarız, niyaz pişirir dağıtırız, ziyaretlerimize çağırırız. Xızır orucundayız; kimin ne niyeti varsa kabul olsun. Xızır hepimizi korusun, her yıl bize qavut yapmak nasip olsun. Bu mevsimde köyler de pek kimse yok ama eğer biri gelirse bu öğüttüğümüz kavutu pişirir ikram ederiz. Her yıl öğütüp komşularımıza, çocuklarımıza dağıtırız” diye konuştu.
PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi, Xızır ayına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Xızır ayı vesilesiyle, Xızır devriyesini toplumsal bilinç ile yaşatıp demokrasi ve barış mücadelesini yükselteceğimiz şüphesizdir. Xızır ayında verilen lokmalar, tutulan oruçlar ve okunan gulbanglar barışa çerağ olsun” denildi.
Alevi inancında önemli bir yeri olan Hızır ayı başladı. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunulur. Hızır günlerinde pirler talipleriyle buluşur, cem erkanları kurulur.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Xızır ayına ilişkin yazılı açıklama yaptı.
“XIZIR KÜLTÜRÜ, KADİM BİR KÜLTÜRDÜR”
Yapılan açıklamada, “Xızır ayı içerisindeyiz. Xızır ayı talip topluluğunun Pirleri ile hemdem olduğu, bir araya gelerek görgü görüp cem bağladığı dönemdir aynı zamanda. Alevi canlar bugünlerde oruçlarını tuttu ve Alevi felsefesinin adeta bir özeti olan gulbanglarıyla önce kurdun, kuşun, kolu komşunun hakkını gözeterek en son kendileri içinde iyi dileklerde bulundu.
Xızır kültürü, kadim bir kültürdür. Çeşitli inanç ve dinlerde bin bir donda ve farklı manalarda bahsi geçer. Raa/Rêya Heq-Hak Yol Alevi inancında ise tarihsel toplumun Xızır üzerine yarattığı tüm kültürel birikim göz önünde tutulur, sentezlenir ve bir akıl, düşünce sistematiği ve dayanışma bilinci olarak inancın temel direği haline getirilir” denildi.
“XIZIR, CÜMLE CANA BEREKET GETİRSİN”
Darda kalana yetişmenin Xızır’ın en temel karakteristik özelliği olduğu belirtilen açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:
“Alevi canlar aynı zamanda Xızırı bir akıl olarak ele alır ve bu akıl üzerinden “birbirinin Xızırı olma” bilinciyle dayanışma, paylaşım ve rızalık esaslarını hayata geçirirler. Kuşkusuz Xızır aklının tüm insanlık için büyük bir ihtiyaç olduğu dönemlerden geçiyoruz. Merkezi Ortadoğu olan üçüncü dünya savaşı koşullarında Xızır aklı mazlumun, ezilenin, emekçinin yanında durmayı gerektirdiği gibi, aynı zamanda bölgemizde ve yaşadığımız ülkede de savaşların son bulduğu ve barışın hakim olduğu eşit-özgür yurttaşlık esaslarına dayalı demokratik bir yaşam mücadelesi vermeyi de gerekli kılmaktadır.
İçerisinde bulunduğumuz Xızır ayı vesilesiyle, Xızır devriyesini toplumsal bilinç ile yaşatıp demokrasi ve barış mücadelesini yükselteceğimiz şüphesizdir. Xızır ayında verilen lokmalar, tutulan oruçlar ve okunan gulbanglar barışa çerağ olsun. Xızır toprağa, doğaya, emeğe ve cümle cana bereket getirsin.”
PİRHA- Hızır ayında bir hafta oruç tuttuklarını söyleyen Güvercin İgit, “Eskiden akşam cem varsa gündüzden niyazlarımızı yapardık ve ziyarete giderdik, akşam da niyazımızla ceme katılırdık. Ama şimdi öyle şeyler yok yapılmıyor her şey geçmişte kalmış. Şimdi artık pir, rayber gelmiyorlar” dedi.
Alevi inancında önemli bir yeri olan Hızır ayı başladı. Hızır ayı Alevilerde kutsal kabul edilir. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır, kurbanlar tığlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunulur. Hızır Aleviler için bir kurtarıcıyı temsil eder.
Dersim’in Ovacık ilçesine bağlı Tanzi (Köseler) köyünde yaşayan 76 yaşındaki Güvercin İgit, Hızır ayını PİRHA’ya anlattı.
“ESKİDEN HIZIR AYINDA BİR HAFTA ORUÇ TUTARDIK, PİR VE RAYBER KÖYE GELİRDİ”
Her sabah gün doğumuna karşı duamı ettiğini ifade eden Güvercin İgit, Hızır ayını bayram olarak karşıladıklarını vuguladı.
Hızır ayında 7 gün oruç tuttuklarını söyleyen Güvercin İgit, “Bir hafta boyunca oruç tutardık ama isteyen daha fazla da oruç tutardı. Orucumuzu açtığımız gün pilav, niyaz, komposto, et yapardık. Eskiden akşam cem varsa gündüzden niyazlarımızı yapardık ve ziyarete giderdik akşam niyazımızla ceme katılırdık. Pirimiz gelirdi gülbeng verirdi sonra cem de büyüklerimiz semaha dururlardı. Ama şimdi öyle şeyler yok yapılmıyor her şey geçmişte kalmış. Şimdi sadece orucu tutar niyazımızı, lokmamızı dağıtırız o kadar. Şimdi artık pir, rayber gelmiyorlar” diye konuştu.
PİRHA- Baba Mansur Ocağı’ndan Ana Rukiye Hurustan, Hızır’ın barışın, paylaşmanın, ortaklaşmanın toplumsal yaşamdaki adı olduğunu söyledi. Hurustan, “Yolunuzu bırakmayın, Hızır lokmalarını pişirin, çerağlarınızı yakın. Söz ve ikrar yere düşmesin. Hakk aşkını ve niyazını gençlerin içerisinden çıkarmasın” dedi.
Alevi inancında önemli bir yeri olan Hızır ayı başladı. Hızır ayı Alevilerde kutsal kabul edilir. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır, kurbanlar tığlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunulur. Hızır Aleviler için bir kurtarıcıyı temsil eder.
Hızır günlerinde pirler talipleriyle buluşur, cem erkanları kurulur. Hızır orucu tarihleri çeşitli bölgelerde değişiklikler gösterse de Ocak ayının sonlarından itibaren başlayarak Şubat ayı ortalarına hatta Mart ayına kadar devam eder.
Baba Mansur Ocağından Ana Rukiye Hurustan, Hızır aylarının Alevi inancındaki tarihsel-toplumsal yerini, ibadet aylarındaki geleneksel ritüelleri, PİRHA‘ya aktardı.
DERSİM’DEN VARTO’YA UZANAN YOL AŞKI
Çocukluğundan bu yana yolu süren Ana Rukiye Hurustan’ın, ‘Ya Sûwarê Peşiya Ro Welatê, Ya Xizirê Ser Kelek û Gemîyan / Ey Güneş Ülkesinin Önündeki Süvari/Ey Gemilerin ve Kayıkların Üzerindeki Hızır” olarak tanımladığı Xızır gayreti hala canlılığını koruyor.
1951 yılında Dersim Mazgirt’e bağlı Gelincik (Qupik) köyünde dünyaya gelen Ana Rukiye Hurustan’ın babası, hizmet için gittiği Varto’daki taliplerinin ısrarı ile Sofyan (Doğanca) köyüne yerleşmiş. Baba Mansur Ocağı’ndan Hakkı Hurustan ile evlenen 74 yaşındaki Ana Rukiye Hurustan, eşi ile çokça ceme girmiş, musahip tutmuş ve taliplerini dolaşmış.
“İNSANLARIN GÖNÜL GÖZÜ AÇIKTI”
Hızır aylarına dair çokça ritüelin gerçekleştiğini aktaran Hurustan, Babam Varto’ya gelerek taliplerinin arasına yerleşmiş ve bizde orada büyüdük. Xızır orucunda musahiplerimiz, rayberimiz, mürşidimiz gelirdi. İlk Perşembe musahipler birbirine gelirdi. Her yıl bir musahip diğerini ziyaret ederdi. Önceden insanların can gözü açıktı, musahiplerimiz gelmeden yola çıkar onları karşılardık. Onları evlerinin önüne kadar bırakır, öyle evimize dönerdik. Diğer sene ise musahiplerimiz bizi karşılardı” dedi.
“BABAM 2 AYA YAKIN TALİPLERİNİ DOLAŞIRDI”
Ana Rukiye Hurustan, Hızır aylarında babasının taliplerini dolaştığını ve bu sürecin 2 aya yakın sürdüğünü söyledi. Hurustan, “Babam, sürekli taliplerine giderdi. Onların lokmaları ile bizler büyüdük. Tercan’dan Zonguldak’a kadar taliplerini dolaşırdı. Kimi zaman 2 ay kalırdı. Hızır orucunda herkes gelir, lokmalarını, sıcak niyazlarını üst üste koyardı. Kimi talipler ise bilerek cem dışında kalarak ceza isterdi. Onların da lokmaları kurban olurdu. Evler ve etrafı temizlenirdi, çerağlar yakılırdı. Lokmaları alıp ziyaretlere, türbelere giderdik. Hızır’ın iyilikle gelmesini isterlerdi. Yaşlılar, ‘Hızır hem iyiliğiyle hem de kötülüğüyle vardır’ derlerdi. Kim gelirse gelsin, az veya çok hiç fark etmez Hızır’ın lokmasını vermek lazım” diye konuştu.
“İLLA DARA DÜŞTÜĞÜNDE Mİ HIZIR’I ÇAĞIRACAKSIN?”
“İlla dara düştüğünde mi Hızır’ı çağıracaksın?” diyen Rukiye Hurustan şöyle devam etti:
“Hızır hep aklımızda olsun. İlla dara düştüğünde mi Hızır’ı çağıracaksın? Evliyalar, ziyaretler, Hızır hep aklımdadır. 3 yıldır hep şunu düşünüyorum. Korona hastalığının ilk zamanları Hızır ayları idi ve hastalık yayılmıştı. Yine Hızır orucunun olduğu 2022 yılında Maraş depremi oldu. Bu yıl tamda Hızır günlerinde Kartalkaya’da yangın çıktı. Neden böyle oldu diye düşünüyorum. Yine de Hızır gelirse iyilikle gelsin diyorum. Yine Hızır o haneye geldiğinde bir işaret bırakırdı ve o yılın bereketli, huzurlu geçeceği söylenirdi. O işaret görüldüğü ana kurbanlar kesilirdi.”
“ESKİ HIZIR CEMLERİNİ ÇOK ÖZLÜYORUM, ŞİMDİLERDE YOK”
Yakın zamanda Hakk’a yürüyen eşi Pir Hakkı Hurustan‘ın yolu sürmesinde kendisine çokça destek olduğunu dile getiren Ana Rukiye Hurustan, Hızır aylarında gerçekleşen geleneksel cemleri özlediğini söyledi. Hurustan, “İzmir’e geldikten sonra da oruçlarımızı tuttuk. Büyüklerimiz 9 Mart’ta başlayarak 8 gün oruç tutarlardı. Babamların evi talipleriyle doluyordu. Babam cemlerini devam ettiriyordu. Bizde 3 kişi semaha kalkıyordu. O 3 kişi ise ateşin etrafına konulan taşlardan oluşan 3 sac ayağını temsil ediyordu. O eski cemleri özlüyorum. Eşim hastaydı ve iyileştiğinde çocuklarımı çağırarak o eski cemi tutmaya çok istedim ama olmadı. Şimdi o cemleri hiç görmüyorum. Eşim bana bu konuda çok destekti. Hep arkamdaydı. Şimdilerde ise kendimde o aşkı göremiyorum” diye ifade etti.
“HIZIR’I UNUTMAYIN; DUALARDA BİLE BENCİL OLDUK”
Ana Rukiye Hurustan, gençlerin yolu sürmesine dair, “Yolunuzu bırakmayın, Hızır lokmalarını pişirin, çerağlarınızı yakın. Hızır hayırlısıyla gelsin. Söz ve ikrar yere düşmesin. Eskiden annem sabah kalkar, ‘Ya hak ciğer acısını dağ başındaki kurda da, bize de verme’ diye dua ederdi. Şimdilerde ise bizler o kadar bencil olduk ki, ‘Ya Hak sen sadece bize acı verme’ diyoruz. Herkes kendisi için dua ediyor. Dua da bile bizler bencil olduk. Hak yine de aşkını ve niyazını gençlerin içerisinden çıkarmasın. Gençlerimizi yolunu sürsün. Bir eve Hızır lokması girmezse, aşure (germîya imam) kaynamazsa, sıcak lokma pişmezse olmazsa olmazdır” diyerek gelenek ve inanca sahip çıkılması çağrısında bulundu.
PİRHA-Derviş Cemal Ocağı pirlerinden Hasan Hayri Şanlı, Hızır ayına ilişkin yazı kaleme alarak, Hızır’ın barıştırıcı ve yol gösterici olduğunu vurguladı.
Hızır ayı Alevi inancında kutsaldır. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunulur. Hızır Aleviler için bir kurtarıcıyı temsil eder.
Hızır günlerinde pirler talipleriyle buluşur, cem erkânları kurulur. Hızır orucu tarihleri Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde değişiklikler gösterse de Ocak ayının sonlarından itibaren başlayarak Şubat ayı ortalarına kadar devam eder.
Derviş Cemal Ocağı’na bağlı Pir Hasan Hayri Şanlı, Hızır ayına ilişkin bir yazı kaleme aldı. Hızır’ın barıştırıcı ve yol gösterici olduğunu vurgulayan Şanlı yazısında, Hızır’ın tüm dünya halklarına barışı ve dostluğu getirmesini temenni etti.
“HIZIR ÖĞRETMENDİR, ÖĞRETİCİDİR”
Pir Hasan Hayri Şanlı’nın Hızır ayına ilişkin kaleme aldığı yazı şöyle:
“Hızır, kendisine inanan toplumlarla et ve tırnak gibidir. O kadar insanlarla iç içe yaşıyor ki, yalnız darlıkta değil, barıştırıcıdır da. İki düşmanın arasında barışı sağlamak için, düşmanlardan birinin kılığında diğerinin rüyasına girer.
Kendisine yardımcı olur. Zor durumda ise kendisine kurtarıcı olur. Sabah uyandığında ise vicdanı onu rahat bırakmaz sorgular. Öyle durumlar olur ki aynı rüyayı diğer taraf da görür. Ve her iki düşman elini vicdanına koyar ve birbirini ziyaret ederek barışırlar.
Genç kızlar ve erkekler, üç gün oruçtan sonra iftar sonrası şu içerler. Rüyasında evleneceği kız-oğlan kim olursa onun bir yakınının veya annesinin kılığında Hızır kendisine su verir.
Hızır petekte arıdır, bal üretir. İnsanları koruyan Veli’dir. Biri dua ederken, “Xizır hadaré sima bo” derler. Hızır sizi korusun derler. “Hadar” kelimesi, kendine dikkat et anlamındadır. Haydar kelimesi Hadar’dan türetilmiştir. Hadar koruyan, kollayan, sığınacak limandır.
Hızır kelimesi, Alevi Bektaşi bireyin, beyin ve ruh aynasında gönülleri aydınlatan, kış aylarında soğuktan koruyan, ısıtan Meşe ağacıdır sobada yanar. İnsanları ısıtan ve insanları muhabbet meydanında toplayarak, pirinin mürşidinin yetiştirmesine vesile olur.
Meşe ağacı Derviş Cemalin ve düzgün babanın elinde asadır. Kışın iki metre kar üzerinde ormanı yeşertip keçilerini doyurur. XIZIR tüm dünya halklarına barışı dostluğu nasip etsin.”
PİRHA-Alevi inancında önemli bir yeri olan Hızır ayı başladı.
Hızır ayı Alevilerde kutsal kabul edilir. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır, kurbanlar tığlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunulur. Hızır Aleviler için bir kurtarıcıyı temsil eder.
Hızır günlerinde pirler talipleriyle buluşur, cem erkânları kurulur. Hızır orucu tarihleri Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde değişiklikler gösterse de Ocak ayının sonlarından itibaren başlayarak Şubat ayı ortalarına kadar devam eder.
Oruçlar bazı yörelerde 7 gün tutulur. Dersim yöresinde köy ve aşiretlere göre değişkenlik göstererek 4 farklı haftaya yayılır. Bu tamamen coğrafi şartlar ve pirlerin talipleriyle buluşabilmesiyle ilgili bir durumdur. Hızır orucu gece yarısından itibaren başlar ve akşam gün batımına kadar devam eder. Hızır oruçlarıyla beraber sadece bir yıl geride kalmaz, aynı zamanda bütün canlılar açısından oldukça zorlu geçen kış şartları da yavaş yavaş sona ermeye başlar.
PİRHA- Mersin’in Mezitli ilçesinde inşaatı devam etmekte olan Cemevi alanında Hızır lokmaları pay edildi.
Mersinli yurttaşlar ve yöneticiler, Hızır lokmalarını pay etmek için inşaatına devam edilen Mezitli Cemevi alanında bir araya geldi.
Dede Kazım Açıktepe, pandemi sebebiyle temsili katılım ile lokmalarının pay edildiğini belirterek “Hızır dar günde cara yetişendir. Hızır, sevgilileri kavuşturan, hasretlikleri giderendir. Hızır, hastalara şifa, dertlere devadır. Bozatlı Hızır, tuttuğunuz tüm dilekleri yerine getirsin” dedi.
PİRHA- Hızır ayına ilişkin konuşan HBVAKV Çorum Şubesi/Cemevi dedesi Şahin Polat, “Hızır’ı evrensel olarak düşünmek gerekir. Hızır, imdat diyenin imdadına, car diyenin carına, yoksulun, yetimin, fakirin elinden tutabilmek, doğayla, tabiatla barışık olabilmek, onların imdadına ses verebilmektir” dedi.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şubesi/Cemevi dedesi, Sarı Saltık evlatlarından olan Şahin Polat, Hızır inancını anlattı.
Dede Şahin Polat “Sadece 3-5-7 gün değil, yılın 365 günü Hızır olmak gerektiğini belirtti. Polat, “Hızır denildiği zaman evrensel olarak düşünmek lazım” diyerek “ ‘İmdat’ dileyenin imdadına koşabilmek, ‘car’ diyenin carına yetebilmek, yoksulun, yetimin, fakirin elinden tutabilmek, doğayla, tabiatla, bütün evrenle barışık olabilmek onların imdadına ses verebilmektir” yorumunu yaptı.
Dede Şahin Polat, Hızır ayı ile birlikte tabiat bilincine de dikkat çekerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Örneğin, Çorum’un biraz dışında kalan bir bölgeye gittiğimiz zaman tabiatın tamamen tahrip edildiğine şahit oluruz. Poşet, şişe, moloz kalıntıları; yani tabiat bizden yardım bekliyor. Şayet tabiatın bizden beklediği yardımı ona sunamazsak bizler Hızır görevi yapamayız. Hızır’ı yakalayabilmek, Hızır’la beraber olabilmek için bizler üzerimize düşen görevi yerine getirmek durumundayız.”
“HIZIR HER DAİM YAŞANMALI”
Dede Şahin Polat, Hızır orucunun hangi ayda ve kaç gün tutulacağına ilişkin ise şunları ifade etti:
“Sadece Şubat ayının 2. haftasında, kimi bölgelerde 3, kimi bölgelerde 7, kimi bölgelerde 10 gün veya daha fazla tutulmasının hiçbir önemi yok. Hızır her daim yaşanmalı, anımsanmalı. Bütün yılın 365 günü Hızır’ı anımsamak Hızır görevi yapmak gerekir.
Hızır’ı tanıyabilmek ve çağırabilmemiz için Hızır görevi yapmak zorundayız. Bizler yetimin, öksüzün, fakirin elinden tutamaz isek Hızır’ı çağırmak için kendimize bir fırsat, bir sebep bulamayız.
Hızır evrenseldir. Hızır nerede cara düşen var ise, nerede yardım dileyen var ise onun carına yetişen ululardan bir uludur. Alevi inancında bizim dededen, babadan, atadan gördüğümüz Hızır inancı ve anlayışı bu şekilde aktarılmıştır.”
PİRHA-PSAKD Yenimahalle Şube Batıkent Cemevi hizmet Babası Cemal Şahin, Hızır’a ilişkin görüşlerini paylaştı. Şahin, “Hızır karanlığa karşı ışık, zorbalığa karşı kurtarıcı, umutsuzluğa karşı umut, her gönülde aşk olan; kimsesizleri darda bırakmayan, gönüllerimizde filizlenen umudumuz, güneşimiz, yıldızımız, dolun ayımızdır. Hızır, sazımızın sırma telinde türkü söyleyen, dilimizde gönlümüzün en sıcak yerindedir” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Batıkent Cemevi hizmet Babası Cemal Şahin, Hızır ve Muharrem ayına ilişkin görüşlerini paylaştı.
‘Hızır kimdir, nasıl tarif edilir?’ sorularını yanıtlayan Cemal Şahin, “Hızır, Alevilikte simgesel anlamda doğuran, doğanın doktoru, yeniden dirilmenin, canlanmanın, gelişen, dönüşen zamanın simgesidir” dedi.
“HIZIR SAZIMIZIN SIRMA TELİNDE TÜRKÜ SÖYLEYENDİR”
Cemal Şahin, her inancın kendine has kutsal değerlerinin olduğunu söyleyerek, “Kadim bir inanç olan Aleviliğin kutsal değerlerinin başında Hızır inancı gelmektedir” dedi. ‘Boz atlı Hızır’ olarak da bilinen Hızır’a dair Cemal Şahin şunları söyledi:
“Ayrıca kendisinden el alınan Abu hayat içmiş, ölümsüz mürşit olduğuna inanılır. Hızır Yoldaş’ın ola, Yetiş ya Hızır, Kul bunalmayınca Hızır yetişmez… Halk arasında kullanılan bu deyimlerden de anlaşılacağı gibi Hızır, yardıma muhtaç olanların, darda kalanların yardımına koşan bir kurtarıcı olduğuna inanılır.
Hızır, Alevilerin inancına göre değişik donlarda görünen ‘nur yüzlü, bilge ve darda kalanın darına, zorda kalanın zoruna yetişen biri’ olarak bilinir. Onu kendisinin yardımına çağıran herkesin boz atıyla uçarak yardımına yetiştiğine inanılır. Bastığı ve gezdiği yerlerde güllerin, çiçeklerin açtığına, çayırların, çimenlerin yeşerdiğine, kuşların şakırdamaya başladığına, elini sürdüğü kişilerin dertlerden, hastalıklardan, uğursuzluklardan arındığına, ömür boyu sürecek mutluluk sırrına ulaşacağına inanılır.
Hızır karanlığa karşı ışık, zorbalığa karşı kurtarıcı, umutsuzluğa karşı umut, her gönülde aşk olan, kimsesizleri darda bırakmayan, gönüllerimizde filizlenen umudumuz, güneşimiz, yıldızımız, dolun ayımızdır. Hızır sazımızın sırma telinde türkü söyleyen, dilimizde gönlümüzün en sıcak yerindedir.
Bir yavru yolladım gurbet ellere,
Emaneti sana boz atlı Hızır.
Seni bekçi derler bunca yerlere,
Emaneti sana boz atlı Hızır diye.”
“HIZIR İÇİMİZDEKİ İYİLİĞİ BESLEYEN AŞKTIR”
Cemal Şahin, Alevi öğretisinde anlatılan Hızır’ın bir doğma ya da hurafe olmadığına vurgu yaparak sözlerine şu cümlelerle devam etti:
“Hak ve adalet için yola çıkmışlara, kimler yardım ediyorsa o kişiler, onların Hızır’ıdır. Çünkü Hızır içimizdeki iyiliği besleyen ve uyandıran aşktır. Hızır, darda, zorda kalanlara uzanan eldir. Hızır, mazlumun acısına ortak olandır. Hızır, yaraya merhem olandır. Hızır, yardır, yarendir yoldaştır. Hızır, içimizdeki sevgidir, aşktır, bitmez tükenmez sevdadır, aşkın adıdır. Kim kime yardım ediyorsa o onun Hızır’ıdır.
HIZIR CEMİ NASIL OLUŞUR?
Şubat ayının 13’ünde başlayıp 21 Mart’a kadar olan zaman diliminin ‘Hızır Ayı’ olarak anıldığını söyleyen Cemal Şahin, Hızır Orucunu tutma tarihlerinin yöreden yöreye değişiklik gösterdiğini de belirtti. Cemal Şahin, Hızır Orucunun eski Rumi takvime ve ayların hesabına göre 31 Ocak ile 2 Şubat arasında üç gün tutulduğunu, ancak o ayların günümüzde kullanılmadığı için Miladi takvime göre 13-14-15 Şubat günlerine denk geldiğini ifade etti.
Cemal Şahin, Hızır Orucunun bitiminde Hızır Cemi yapıldığını da belirterek şöyle devam etti:
“Köyümüz olan Saraç’ta Hızır geleneği nasıl olur, kısaca bahsetmek istiyorum. Saraç köyü, Sivas ili Şarkışla ilçesine bağlı bir köydür. Köyümüzde değişik ocaklara bağlı insanlar vardır. Hubyar Sultan Ocağı’na bağlı olanlar Hızır orucunu 7 gün tutarlar. İnanca göre Hubyar Sultan yörenin valisi tarafından kızgın fırına atılır. 7 gün sonra sakalı buz tutmuş olarak fırından çıkar gelir. Fırına girerken de yanında beraber bir çocuk götürür ve çocuk da elinde bir gül demeti ile gelir. Hubyar Sultan’ın fırına atılışı Hızır orucu ile aynı güne denk geldiği için birleştirilir. Bu nedenle Hubyar Ocağı’na bağlı insanlar 7 gün Hızır orucu tutarlar.
Köyümüzde Hızır orucunun sonunda müsait olan birinin evinde köyün ileri gelenleri toplanır. Hızır Cemini ne zaman ve kimin evinde yapacaklarını kararlaştırırlar. Kararlaştırılan günden önce görevli kişilerce köylülerden para, bulgur gibi şeyler toplanır. Onlar paraya çevrilerek şeker alınır. Her ev bir gün önceden buğdayı sac üzerinde kavurup el değirmenlerinde değirmen taşlarında çekerek kavut unu yapar. O günün akşamında evlerinin en temiz ve ıssız bir yerinde siniler ve tepsiler içerisine kavut unu koyarak üzerini temiz bir örtüyle örterler. O gece Hızır, gelip kimin kavutunun üzerine el basarsa o eve bereket geldiğine ya da geleceğine inanılır. Ertesi gün akşamı kavut ve lokmalarını cem yapılacak eve getirirler, alınan şekerler kazanlarda şerbet yapılır. Genç kız ve gelinler tarafından kavrulmuş buğday unuyla karıştırarak kavut top haline getirilir. Cem’in sonunda orada bulunan herkese nüfus oranlarına göre eşit şekilde dağıtılır.”
“TARİH SAHNESİNDEN YOK OLMAYALIM”
Eski dönemlerde Hızır Orucu tutulurken saat kullanımının olmadığına işaret eden Cemal Şahin, “Büyüklerimiz, bize şöyle derlerdi; ‘Akşamdan sabah saatlerine kadar; beyaz iplik, siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yenip ve içilir. Akşam ise, siyah iplik, beyaz iplikten ayırt edilemeyecek duruma gelince de oruç açılır’ derlerdi” ifadelerini kullandı.
‘Alevi kurumları, pirleri, Hızır Orucu hakkında toplumu yeterince bilgilendiriyor mu?’ sorusuna ise Cemal Şahin’in yanıtı şu şekilde oldu:
“Evrenin temel yasası der ki; evrende hiçbir şey olduğu gibi olduğu yerde kalmaz. Her şey değişir. Hiçbir şey kesin son şeklini almaz. İnsanlar da evrenin bir parçası olduğu için, insanların doğa ve evreni algılayışları ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasal algılayışları değişiyor ve olduğu gibi kalmıyor. Eğer bu gibi değişiklikler algılayıştaki ilişkiler değişmiyor ise o toplumda gelişme ve ilerleme olmaz. Zaten evrenin temel yasalarına göre değişmemesi mümkün değildir. O nedenle bazı kurum ve pirler çağın koşullarına göre öğretiyi uyarlayarak gereken bilgiyi insanlarla paylaşıyor diyebiliriz.
Halklar arasında etkileşim sürekli olduğu için yeni gelenek ve görenekler yaratamayan halklar, kendilerinden daha güçlü geleneklere sahip halkların inançları karşısında yok olup giderler. İnsanların beklentilerini ya da ihtiyaçlarını karşılayan gelenek ve görenekler yaratan halklar, tarih sahnesinde her zaman var olmaya devam ederlerken, bu geleneklerden ya da inanç sistemlerinden yoksun olan halklar yok olup gitmişlerdir. Bu bir yanıyla da halkların kendi kimliğinden, değerlerinden arındırılması anlamına gelir.
Tarih sahnesinden yok olup giden halkların durumunu bu şekilde açıklamak gerekir. Alevi toplumu da bugüne kadar ayakta tutan en önemli öge; yarattıkları gelenekler ve göreneklerdir. Bu açıdan bakıldığında Alevilerin tarih boyunca yarattıkları gelenek ve görenekleri iyi anlamakta yarar vardır. Bu nedenle gelenek ve göreneklerimize sahip çıkalım ki tarih sahnesinden yok olup gitmeyelim. Hepinize aşk-ı muhabbetimle…”
PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis’te Alevilikte hak sayılan Hızır inancını ve orucunu anlattı.
Haberin videosu
HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis’te Alevilikte Hızır inancını ve Hızır orucunu anlattı.
Kenanoğlu, konuşmasına, “Bugünler biz Alevilerce Hızır ayı olarak nitelendirilir ve Hızır oruçları tutulup Hızır cemleri yapılır” diyerek başladı.
Kenanoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:
“Hızır inancı zor günlerinde dara düşenlere yardım etmek, dardakinin, zordakinin yardımına koşmak, diğer taraftan da dardakine, zordakine yardımcı olabilmenin koşullarını oluşturmak, dayanışmayı sağlamak için yapılan bir ibadettir. Hızır orucu Alevilikte hak sayılan bir oruçtur. Hızır orucu ve inancı şubat ayı içerisinde icra edilir. Şubatın hangi haftasına geleceği, üç gün mü, yedi gün mü tutulacağı, yöreye ve ocağa göre değişebilir. Oruç tutulur ve oruç bitimine denk gelen perşembe akşamında lokmalar verilir, cem yapılır. Cemden önce hazırlanan Hızır lokmaları cem sonunda topluma dağıtılır.
Hızır, dertlerimize derman, hastalıklarımıza şifa, hanelerimize bereket, yurdumuza barış getirsin. Dardakinin, zordakinin zalimin zulmü karşısında mazlumun yâr ve yardımcısı olsun. Hızır orucumuz kabul ve makbul olsun.”
PİRHA – Hızır ayının önemine vurgu yapan Üryan Hızır Ocağından Sevim Savunmaz, Hızır’ın yardımlaşma, dayanışma ve barış anlamına geldiğini belirterek, Türkiye’nin özellikle de Alevilerin Hızır’a ihtiyacı olduğunu söyledi.
Haberin Videosu
Alevi inancında önemli bir yeri olan Hızır ayı başladı. Üryan Hızır Ocağından Sevim Savunmaz, Hızır’ın Aleviler için önemini PİRHA’ya anlattı.
Hızır’ın Aleviler için paylaşma, birbirine el uzatma, yardımlaşma anlamına geldiğini söyleyen Savunmaz, Senede bir kez Hızır’ın çağrısıyla birbirine el atıp yardım edildiğini ve Hızır’ın bunu hatırlattığını kaydetti.
“HIZIR’DA ÖĞRENDİĞİM EŞİTLİK DUYGUSU TÜM HAYATIMA YANSIDI”
Savunmaz, 16 Yaşında köyden çıktığını belirterek, Köylerde Hızır’ı yaşamanın çok daha güzel olduğunu söyledi. Köydeki anılarını hatırlayan Savunmaz: “Babaannem geceden ulu eleyip kenara koyardı. Eğer unda el izi varsa o inanca göre Hızır’ın eve uğradığı anlamına gelirdi. O bizde çok büyük bir heyecan yaratırdı. Çok güzel bir mutluluk yaratırdı. Akşam da da dedem cem yapardı. Biz çocuklar için çok anlam ifade ederdi. Çünkü o insanların birbirine el atışı, koşturuşu, zengin, fakir demeden lokmasını getirip eşit şekilde paylaşması çok şey ifade ediyordu. Oradan öğrendiklerimizle şimdi elimde bir şey olunca eşit etme duygusu uyanıyordu. Çünkü birine haksızlık ederim duygusu insana geri adım attırıyordu” dedi.
“ALEVİLERİN HIZIR’A İHTİYACI VAR”
‘Darda kalanın darına Hızır yetişir’ söyleminin anlatıldığını söyleyen Savunmaz, 55 yaşında olmasına rağmen hala darda kalınca Hızır’ın yetişeceğine inanıyor. Türkiye’nin özellikle Alevilerin Hızır’a çok ihtiyacı olduğunu söyleyen Savunmaz, “Biz birbirimizin Hızır olmamız gerekiyor, birbirimize el atmamız gerekiyor. Hızır demek yardımlaşma, barış ve sevgi demek. Hızır’ı çok şeye oturtabilirsin ama en önemlisi Hızır deyince paylaşmayı bilmek gerekir” diye konuştu.
Hızır cemlerinin hak ettiği şekilde yapılması gerektiğine vurgu yapan Sevim Savunmaz, konuşmasına şöyle devam etti:
“Hızır’ı unutmamak gerekiyor. Çünkü Hızır’ı unuttuğumuz zaman kendimizi unuturuz. Hızır cemevlerini hak ettiği şekilde yapmamız gerekiyor. Hızır cemlerinde yardımlaşma ve paylaşmanın vurgulanması gerekiyor. Hızır bizim için önemlidir. Her sıkıştığımda Hızır’ı çağırırım ve o işin içinden de çıkarım.
Şimdiki cemlerde bir ciddiyet göremiyorum. Bunu suçlamak için demiyorum. Köyden şehirlere göç ettiğimizde hızlı bir asimilasyona uğradık. Yıllarca o cemleri yapmadık. Çocuklar bu kültürden çok uzak büyüdü. O zaman çok güçlü bir inanç vardı. O sohbetler ciddiyetle dinlenirdi. O sohbetlerde verilen mesajlar çok dikkate alınırdı. İnsanlar birbirlerine haksızlık yapmamayı öğrenirdi.”
“BİRBİRİMİZİN HIZIR’I OLMAMIZ GEREKİYOR”
“Hızır’dan hiç vazgeçmedim” diyen Üryan Hızır Ocağından Sevim Savunmaz, birbirimizin Hızır’ı olark tekrar inancımızın hak ettiği yere getirileceğini söyledi. PİRHA/İZMİR
PİRHA – Alevi inancında önemli bir yeri olan Hızır ayı başladı. Aleviler bu yıl Hızır orucunu Şubat’ın ikinci haftası başlayacak.
Şubat ayı Aleviler için kutsal kabul edilen Hızır ayıdır. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır, kurbanlar tığlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunulur. Hızır Aleviler için bir kurtarıcıyı temsil eder.
Hızır günlerinde pirler talipleriyle buluşur, cem erkanları kurulur. Hızır orucu tarihleri Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde değişiklikler gösterse de Ocak ayının sonlarından itibaren başlar. Hızır oruçları bu yıl Şubat’ın ikinci haftasında perşembe günü tutulmaya başlayacak.
Oruçlar bazı yörelerde 7 gün tutulur. Dersim yöresinde köy köy, aşiret aşiret değişkenlik göstererek 4 farklı haftaya yayılır. Bu tamamen coğrafi şartlar ve pirlerin talipleriyle buluşabilmesiyle ilgili bir durumdur. Hızır orucu gece yarısından itibaren başlar ve akşam gün batımına kadar devam eder. Hızır oruçlarıyla beraber sadece bir yıl geride kalmaz, aynı zamanda bütün canlılar açısından oldukça zorlu geçen kış şartları da yavaş yavaş sona ermeye başlar. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- Bir yılı aşkın süredir cezaevinde bulunan Tv10 çalışanları Veli Büyükşahin ile Veli Haydar Güleç bu Hızır orucunu da cezaevinde tutmak zorunda kaldılar. Cezaevinde iki Hızır bir de Muharrem ayı geçirip oruç tutan Tv10 çalışanlarının inançsal ritüelleri için Alevi dedesiyle görüşme talepleri ise hala karşılanmadı.
Şubat Aleviler için kutsal kabul edilen Hızır ayıdır. Bu ayda Hızır orucu tutan Aleviler, oruçlarının bitmesiyle Hızır cemi yapıp lokmalar dağıtırlar. Ancak cezaevinde bulunan Aleviler için bu, böyle işlemiyor.
Bir yılı aşkın süredir Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Tv10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ile programcı Veli Haydar Güleç, cezaevinde Aleviler için kutsal olan iki Hızır ve bir Muharrem ayı geçirdi. Büyükşahin ve Güleç, Hızır ve Muharrem aylarında ibadetlerini yapamadılar. Cezaevinde kaldıkları süre içerisinde oruç tuttuklarında gerekli koşulların sağlanmadığı Tv10 çalışanlarının Alevi dedesiyle görüşme talepleri de reddedilmişti. Büyükşahin, bu konuda Alevi kamuoyunda farkındalık yaratmak için Alevi kurum başkanlarına mektup, Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na da dilekçe göndermişti.
Öte yandan yine 14 ay Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan ve 8 Şubat 2019’da tahliye edilen Kemal Demir de tutuklu bulunduğu süre içerisinde ibadetlerini cezaevinde eksik yapmak zorunda kalmış ve Alevi dedesi talebi ise karşılanmamıştı.
Yine CHP’nin eski milletvekili Eren Erdem’in de bir Alevi dedesiyle görüşme talebi olmuş fakat reddedilmişti.
Alevi tutukluların bu talepleri CHP ve HDP’li vekiller aracılığıyla meclis kürsüsünden dile getirilmişti.
Şimdi de Aleviler için kutsal kabul edilen Hızır ayında oruçlarını cezaevinde tutmak zorunda kalan Büyükşahin ve Güleç, inançları gereği oruçlarının ardından tutmaları gereken Hızır cemini de Alevi dedesiyle görüşme talepleri kabul edilmediği için yapamadılar.
“AÇLIK GREVİNDEKİLERE HIZIR OLUNMALI”
Üryan Hızır Ocağı evlatlarından olan Büyükşahin, görüşçüsü aracılığıyla ocak süreklerine göre Şubat ayının ikinci Perşembesi başladığı Hızır orucunu, Şubat ayının üçüncü Perşembesi sonlandırdığını ve cezaevinde lokma dağıttığını söyledi.
“Bu ay Aleviler için çok önemlidir. Aleviler Hızır orucu tutarlar bu ayda. Cezaevinde oruç tutmak zor ama daha önemli. Çünkü asıl önemli olan orucu zor koşullarda tutmak. Burada Hızır orucu tutan yok bizden başka ama herkes gelip ‘Hızır kabul etsin’ diyor. Oruç olduğum için yemek yiyemiyorum ama arkadaşlarım bana ayırıyorlar. Kantinden alınan ufak tefek peynir zeytinle kurulan soframız çok bereketli oluyor. Önemli olan birbirimize Hızır olmaktır. Burada da arkadaşlarım bana Hızır oluyor. Hızır her yerdedir. Dışarıda ve cezaevlerinde devam eden süresiz dönüşümsüz açlık grevleri var. Asıl zor koşulları olan cezaevlerinde insanların birbirlerinin Hızırı olması lazım.”
Büyükşahin, inançları gereği kutsal olan Hızır ayı içerisinde bir Alevi dedesiyle görüşme talebiyle ilgili Adalet Bakanlığı’na dilekçe gönderdiğini de belirtti.